MUHAMMED

Muhammed


BAYRAK

TC.Bayrak



Welcome, Guest
You have to register before you can post on our site.

Username
  

Password
  





Forum Statistics
Members:» Members: 7
Latest member:» Latest member: Muhammed
Forum threads:» Forum threads: 5,258
Forum posts:» Forum posts: 5,849

Full Statistics Full Statistics

DOWNLOADEN


“Downloaden Bölümümüzden BEDAVA Grafik Paketleri,E-Kitaplar ve Bedava Bilgisayar Programlarını Tek TIKLA BEDAVA indirebilirsiniz”
(Raşit Tunca)




AYET

“Yeryüzüne muhakkak benim iyi kullarım varis olacaktır”
ENBİYA Suresi 105


FELSEFEMiZ

“ iSLAM OKUMAK YAZMAK YADA ÇiZMEK DEĞiLDiR, Yahutta O Hadis şöyle, Bu Ayette böyle diyor Diye Papağanlıkda Değildir. islam Kuranı ve sünneti HAYATINA TATBiK edip, Onunla Yaşayabilmekdir”
(Karoglan Raşit Tunca Sözü)


Raşit Tunca Sözü

“Yüzme bilmek Denizden çıkmana fayda vermez, taaki yüzme biliyorsan, denizedee düştüysen, ellerini, kollarını, ayaklarını çırpacaksın, ve birde tutuncak dal bulacak, tutunup çıkacaksın. ilimde böyledir, bir ilmi bilmek fayda etmez, taaki, onu hayatında tatbik edesiye, Dinde böyledir, din bilmek imanını kurtarmaz, taaki, ne zaman, bildiğin öğrendiğin dinini hayatında tatbik edip, yaşadın, o zaman belki kurtulursun.”
(Karoglan Raşit Tunca Sözü)

GÜZEL SÖZ

“ Bazen Hata Yapıvermek, Doğruyu bulmanın ilk Basamağıdır.
(Başağaçlı Raşit Tunca Sözü)



Elazığ Hakkında Bilgiler

ELAZIĞ
Yüzölçümü   : 9.142 km2
Nüfusu           : 498.225
İlçeleri           : Merkez, Ağın, Alacakaya, Arıcak, Baskil, Karakoçan, Keban, Kovancılar, Maden, Palu Sivrice.
Doğu Anadolu’nun Yukarı Fırat Havzasında yer alan bir ilimiz. Doğuda Bingöl, batı ve güneybatıda Malatya, kuzeybatıda Erzincan, kuzeyde Tunceli, güneyde ise Diyarbakır illeriyle çevrilidir. 40° 21’ ve 38° 30’ doğu boylamları ile 38° 17’ ve 39° 11’ kuzey enlemleri arasında yer alır. Türkiye’nin büyük baraj göllerinden olan Keban bu ildedir. Zirâatle mâdenciliğin yarıştığı ve mâden bakımından çok zengin olan Elazığ, târihî Harput şehrinin devâmıdır. Trafik numarası 23’tür.
İsminin Menşei
Bugün bir bucak olan Harput, Osmanlı devrinde eyâlet merkeziydi. 1834’te İkinci Mahmud Han zamânında Vâli Reşid Mehmed Paşa eyâlet merkezini bugünkü Elazığ (Mezraa)a nakletmiştir. Sultan Abdülazîz Han devrinde 1862’de yeni yerleşim merkezi çok gelişmiş ve îmâr edilmiştir. Vâli İsmâil Paşanın teklifiyle “Mezraa” ismi “Ma’mûrat-ül-Aziz” (Aziz’in îmâr ettiği şehir)e çevrilmiştir. 1879’da burası vilâyet olunca “Elaziz” denmiştir. Cumhûriyet devrinde 1937’de Bakanlar Kurulunun kararıyle ilk önce “Elazık” (Azık diyârı) ismini almış, bilâhare 10 Aralık 1937’de “Elazığ” olarak değiştirilmiştir.
Târihi
Elazığ, Eski Harput’un bir devâmıdır. Harput şehri ise, Anadolu’nun en eski yerleşim merkezlerindendir. Harput’un bilinen en eski sâkinleri Hurrilerdir. Hurrilerden sonra bölgeye Hititler hâkim olmuştur. M.Ö. IX. yüzyıldan îtibâren ise Urartular bölgeye hâkim oldular. Hitit devletinin başkenti “Hattuşaş” (Boğazköy)taki yazılı kaynaklarda Harput mıntıkası, “Işuva” olarak geçer. Bilâhare bu bölge Mittaniler, âsurlular, Persler arasında el değiştirmiş, Makedonya Kralı İskender’in istilâsına uğramış, İskender’in ölümünden sonra Selevkoslar, Partlar, Kommagene Krallığı arasında el değiştirmiş, M.Ö. 3. asırda Roma’nın hâkimiyeti altına girmiştir. Roma’nın M.S. 395’te bölünmesi üzerine bu bölge Bizans (DoğuRoma)ın payına düşmüştür. Hazret-i Ömer zamânında 624-650 seneleri arasında Harput ve civârı, İslâm ordusu tarafından fethedilmiştir. Sonra Bizanslılar bölgeyi geri almışlarsa da, 1071 Malazgirt Zaferinden sonra Türk akınları başlamıştır. Türkmen beylerinden Çubuk Bey, 1085’te Bizans komutanı Philaretos Brakhamios’u yenerek Harput’u fethetmiştir. Kısa bir müddet sonra civar kaleleri de fetheden Çubuk Bey ölünce yerine oğlu Mehmed Bey geçti.
1115’te Artukoğlu Belek Bey, bölgeyi ele geçirerek, Harput merkez olmak üzere Artukoğulları’nın Harput kolunu kurdu. Kısa zamanda Harput’tan Halep’e kadar uzanan bir devlet hâlini aldı. 1234’te Anadolu Selçuklu Sultânı Alâeddîn Keykubat, Elazığ’ı kendi topraklarına katarak Artukoğullarının Harput koluna son verdi.
Selçuklular devrinde Harput, bir Subaşı ile idâre ediliyordu. Gıyâseddîn Keyhüsrev’in 1243 Kösedağ Savaşında Moğollara yenilmesi üzerine bölge İlhanlıların hâkimiyeti altına girdi. Anadolu Selçuklu Devletinin yıkılması üzerine Anadolu’da beylikler dönemi başladı. 1399’da bağımsızlığını îlân eden Dulkadiroğlu Zeyneddîn Karaca, Harput’a hâkim oldu. Dulkadiroğulları zamânında Harput önemli yerleşim merkezlerinden biriydi.
1468’de Akkoyunlu Hükümdârı Uzun Hasan, Dulkadiroğullarından Melik Arslan’la mücâdele etmiş ve Melik Arslan’ın sulh istemesi üzerine 4000 altın göndererek Harput Kalesini teslim almıştır.
Akkoyunlulardan sonra Harput’un idâresi Şah İsmâil Safevî’ye geçmiştir (1507). Yavuz Sultan Selim, Çaldıran Seferinden döndükten sonra (1514) Doğu Anadolu’nun fethi için Bıyıklı Mehmed Paşayı görevlendirmiştir. Bu bölgedeki beylerin Osmanlı idâresine alınması için Mehmed Paşaya meşhur târihçi İdris-i Bitlisî yardım etmiştir. Yavuz Sultan Selim Han 1515 yılında Karaman beylerbeyi Hüsrev Paşa kumandasında büyük bir orduyu yola çıkardı ve ordu Diyarbakır tarafına gitmeden evvel Harput ve Ergani’yi zaptetmekle meşgul oldu. Harput’un etrâfı Çerkez Hüseyin Bey tarafından alınmasına rağmen, kale henüz İranlıların elindeydi. Yeniçerilerle berâber Kemah Hâkimi Karaçinzâde Ahmed Bey kaleyi kuşattılar ve üç günlük muhâsaradan sonra kale zaptedildi.
Harput ve yöresi eski devirlerden Osmanlı devrine kadar, kültürel bakımdan târihte önemli bir bölge olmuştur.
Fizikî Yapı
Elazığ’ın % 15’i ovalık, % 57’si dağlık, % 27’si plato ve % 1’i yaylalardan ibârettir.
Dağları: Elazığ ili toprakları, doğu, güney ve batı yönlerinden oval bir şekilde Doğu Torosların batı uzantılarıyla çevrilidir. Kuzeybatıdan ise Munzur Dağlarının güney uzantıları il topraklarına girer. Doğu Toroslar, Malatya ve Elazığ il sınırları içinde başlamaktadır. Başlıca dağları; Hazar Baba Dağı (2290 m), Mastar Dağı (2171 m), Hasan Dağı (1864 m), Çilemek Dağı (1710 m), Karaoğlan Dağı (2329 m), Bahtiyar Dağı (1850 m), Bulutlu Dağı (2020 m), Hazar Dağı (Gülşen Tepe 2347 m), Akdağ (2620 m), Karaboğa Dağlarının Karaömer Tepesi (2477 m)dir.
Ovaları: Ovalar küçük fakat verimlidir. Başlıca ovaları: Elazığ (Harput) Ovası: 35 km2dir. Denizden yüksekliği 1000 metredir. Dağlarla çevrilidir. Kesrik Suyu ve Sürsürü Çayı ile sulanır. Uluova: İlin en büyük ovasıdır. Yüzölçümü 325 km2dir. Deniz seviyesinden yüksekliği 1000 metredir. 11.600 hektarlık bölümü Keban Baraj Gölünden 5000 hektarlık bölümü DSİ tarafından yer altı suları vâsıtasıyla sulanmaktadır. Palu Ovası: Alüvyonlu topraklarla kaplı çok verimli bir ovadır. Çöküntü alanıdır. Bunlardan başka Behramaz Ovası, Mürüdü Ovası, Zihni Ovası, Murat Vâdisi, Fırat Vâdisi ve Karasu Vâdisi çok verimli ova ve düzlüklerdir.
Akarsuları: Elazığ akarsu bakımından çok zengindir. Büyük ve suları gür, nehir ve ırmaklar bu ilden geçer. Başlıca akarsuları:
Fırat: Keban ilçesinin kuzeyinde birleşen Murat Irmağı ve Karasu, Fırat ismini alır. Elazığ-Malatya sınırını teşkil eder. Derin bir vâdiden geçtiği için sulamada kullanılmaz. Güney Toros Dağlarını hızlı akıntı ve 300’den fazla çağlayanla aşar. Murat Suyu: Doğu Fırat denilen Murat Suyu, Ağrı Dağı eteklerinden çıkar. Muş Ovasından sonra, Peri Suyu ile ve Keban kuzeyinde Batı Fırat (Karasu) ile birleşir. Murat Suyu, Peri Suyu ve Karasu, Keban Baraj Gölüne dökülür. Bu barajın güney batısından Fırat ismi ile çıkar. Peri Çayı (suyu) debisi 100 m3tür. Murat Suyunun en büyük koludur. Bingöl’ün Şeytan Dağlarından çıkar. Tunceli’de Munzur Suyu ile birleşir sonra Keban Barajı Gölüne dökülür. Haringet Çayı: Hazar Gölünden çıkar. Dicle’nin başlangıcı sayılır. Elazığ’dan sonra Diyarbakır’a girince Dicle ismini alır.
Gölleri: Hazar Gölü: Tabiî bir göldür. Çöküntüyle meydana gelmiştir. Deniz seviyesinden yüksekliği 1223 m, yüzölçümü 70 km2 olup, 16x4,5 km’lik bir alanı kaplar. Derinliği 250 m’dir. Gölün suyu, Uluovaya akıtılarak sulamada ve hidroelektrik enerji elde etmede kullanılır. Gölün etrâfı yemyeşil manzaralıdır. Göl içinde lezzetli balıklar yetişir. Keban Baraj Gölü: Türkiye’nin en büyük baraj (sun’î) gölüdür. Karasu ile Murat Suyunun birleştiği yerin ilerisindeki boğazda yapılmıştır. Barajın temelden yüksekliği 210 m’dir. Vâdi tabanından ise 167 m yüksekliktedir. 677 km2lik yüzölçümü ile Van ve Tuz gölünden sonra üçüncü büyük göldür. Sekiz ünitesi ile senede 7,5 milyar kilowatt-saat elektrik enerjisi üretilmektedir. Denizden yüksekliği 845 m, en derin yeri 160 m, vâdi boyunca uzunluğu 125 km, sağ kıyısı kaya dolgu ve sol kıyısı beton dolgudur. İçinde balık yetiştirilmektedir. Türkiye’nin elektrik enerji istihsâlinin dörtte biri Keban’dan elde edilir. Cip Baraj Gölü: Cip Çayı üzerinde ve Cip köyü yakınında toprak dolgu bir barajdır. Toplanan su kapasitesi 5 milyon m3tür. 800 hektarlık bir alanı sular. Kalecik Baraj Gölü, Elazığ’ın 100 km doğusunda Karakoçan ilçesi sınırları içinde bulunmaktadır. Kalecik Çayı üzerinde kurulu olup, toprak dolgu biçimindedir. Sulama amaçlıdır.
İklim ve Bitki Örtüsü
Kara iklimi hüküm sürer. Karasal iklimin yanı sıra yer yer akdeniz iklimi özelliği taşımaktadır. Bu iklim değişikliği KebanBarajı kurulduktan sonra meydana gelmiştir. Elazığ iklimi, Akdeniz ve karasal iklim arasında bir geçiş özelliği de gösterir. Yazlar sıcak ve kurak, kışlar soğuk ve sert geçer. Isı -15°C ile +42°C arasında seyreder. Senelik yağış ortalaması 433 mm’dir. En fazla yağış ilkbahara âittir.
İl topraklarının % 25’i orman ve fundalık, % 25’i ekili ve dikili arâzi ve % 42’si çayır ve mer’adır. Ekime müsâit olmayan arâzi % 8’dir. Ormanları bakımsızdır. Vâdiler ve akarsu etrâfı bitki örtüsü bakımından zengindir.
Ekonomi
Ekonomisi sanâyi, tarım ve ticârete dayanır. Keban Barajının yapılmasından sonra tarıma elverişli toprakların bir kısmı toprak altında kaldığından, tarım alanlarının azalması paralelinde sanâyi canlanmıştır. Gayri sâfi gelirinin % 30’u sanâyi, % 10’u ticâret ve % 25’i tarım sektöründen elde edilir. Toprak altı ve üstü çok zengindir.
Tarım: Ovaları az fakat çok verimlidir. Bol suları bulunan büyük akarsuların suladığı bu ovalarda, buğday, arpa, pirinç, şekerpancarı, tütün, fasulye, nohut, mercimek, fiğ, burçak, soğan, sarmısak, pamuk, üzüm, elma, armut, kayısı, ceviz, bâdem ve dut yetişir. Yetiştirilen ürünler arasında lahana, kavun ve çilek önemli gelir kaynağı hâline gelmiştir.
Hayvancılık: Elazığ hayvancılığa çok elverişlidir. Geniş mer’a ve çayırları, Karacadağ gibi yaylaları buna müsâittir. İl dâhilinde koyun, kıl keçisi, sığır, at ve katır beslenir. Arıcılık gelişmiştir. Akarsu ve gölleri bol ve su bakımından zengin olmasına rağmen balıkçılık henüz gelişmemiştir. Keban baraj gölünde sazan ve aynalı sazan balığı yetiştirilmeye başlanmıştır.
Ormancılık: İlin orman sahası her ne kadar % 25 görünmekte ise de çoğu fundalık olup, mevcut ormanlar da bakımsızdır (106.000 hektar).
Mâdenleri: Elazığ mâdenciliğin zirâatle yarıştığı ve hattâ zirâati geçtiği bir yerdir. Toprakları mâdenle doludur. Bakır, krom, simli kurşun ve betonit başlıcalarıdır. Ergani Bakır İşletmesi’nde; blister bakır, sülfirik asit ve prit tüvenan cevher istihsal edilir. Diğer mâden işletmeleri Guleman Krom İşletmesi, Ferro Krom Te’sisleri ve Elazığ Betonit Fabrikasıdır. Alacakaya ve Arıcak ilçelerinde çıkarılan mermer dünyâca meşhurdur. Kendine has özelliği bulunan Elazığ mermerini işlemek üzere son senelerde birçok mermer işleme fabrikası kurulmuştur.
Sanâyi: Elazığ’ın mâden bakımından zengin ve Türkiye’nin en büyük hidroelektrik santralının bu ilde oluşu ile sanâyi gelişmiştir. İrili ufaklı 1200 sanâyi iş kolu vardır. Elazığ sanâyi alanında Doğu Anadolu bölgesinde önemli bir yere sâhiptir. Özellikle Organize Sanâyi Bölgesinin kurulması ile fabrika sayısı hızla artmıştır. 49 fabrikalık sanâyi bölgesinde 20 fabrika inşaatı tamamlanarak üretime geçmiştir. Diğerlerinin inşaatı devam etmektedir. Un, deri, şeker, çimento, pamukyağı, pamuk ipliği, kiremit, yün, süt, yem, azot, süper fosfat, kireç, plastik boru, tüpgaz îmâlâtı ve dolum, kâğıt, tekstil, meşrubat, matbaacılık, mermer, ayçiçek yağı, ayakkabı, mobilya, sabun, tıbbî malzeme fabrikaları başlıca büyük sanâyi kuruluşlardır.
Ulaşım: Elazığ doğuyu batıya bağlayan yolların kavşak noktasındadır. Karayolları Ankara-Kayseri-Malatya-Elazığ-Bingöl-Muş karayolu, Adana-Maraş-Malatya-Elazığ-Tunceli karayolu, Mardin-Diyarbakır-Arapkir-Keban-Elazığ karayolu ile İran-Erzurum-Tunceli-Elazığ milletlerarası yollar ile bağlıdır. İyi asfalt vasfında olan bu yollardan Elazığ içinde kalan kısımlarının uzunluğu 425 kilometredir. Ankara-Kayseri-Sivas-Malatya demiryolu Elazığ’da iki kola ayrılır. Bir kol Diyarbakır-Batman’a diğeri Palu-Genç-Muş-Tatvan’a ulaşır. İl sınırları içinde kalan demiryolu 272 km ve 15 duraklıdır. 1981 yılında temeli atılıp, 1986 yılında hizmete giren Fırat köprüsü, Türkiye’nin en uzun köprüsüdür. 2030 m olup, 30 adet betonarme ayak üzerine inşâ edilmiştir. İmkanları her geçen sene artırılan hava alanı ile Ankara-İstanbul-Kayseri ve Malatya’ya seferler yapılmaktadır. Ayrıca Keban Baraj Gölü üzerinde Ağın ilçesi ile Tunceli’nin ilçeleri arasında feribotla ulaşım sağlanmaktadır.
Nüfus ve Sosyal Hayat
Nüfûsu: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 498.225 olup, 272.790’ı şehirlerde, 225.435’i köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 9153 km2 ve nüfus yoğunluğu 54’dür. Selçuklular ve Osmanlılar zamânında kültür, san’at ve iktisâdî bakımdan büyük bir merkez idi. Osmanlı devri eyâlet merkezi olan Harput, 19. asır başından îtibâren gerilemeye başlamıştır. Bunun başlıca sebebi kale şehirlerinin önemini kaybetmiş olması, dağ üzerinde olduğundan gelişmesinin zor oluşu, civar illere bağlayan yolların virajlı olmasıdır. 1950’den sonra Elazığ yeniden gelişme seyrine girmiştir. Yakın bir gelecekte bölgenin büyük gelişmiş bir şehri hâline gelecektir.
Örf ve âdetleri: Oğuz boylarının ve Orta Anadolu halkının yaşayış ve doğuşu, Türk-İslâm kültürü hâkimdir. Elazığ folklor ve mahallî oyunlar bakımından Türkiye’nin en zengin bölgesidir. Zarif mahallî elbiseler, çok hareketli halk oyunları, bilhassa, “çayda çıra” oyunu ile isim yapmıştır. Eskiden ayrı ayrı oynanan oyunlar bugün müştereken oynanmaya başlamıştır. Başlıca oyunları Halay, Tamzara, Delilo, Üçayak ve Bıçak oyunudur. Mahallî kıyâfetleri (Harput Şalvarı) denilen üst kısmına gömlek, üstüne yelek giyilir, bele renkli kuşak sarılır. Kadınlar (geyme) “blüz”, ince yün çorap ve pullu papuç giyerler. Altta şalvar üzerine giyilen üçetek, bele takılan gümüş kemer, başa geçirilen fes ve bunu örten oyalı yazma (Hotoz)dur. El sanatları çok ileri gitmiştir. Dokumacılık, (halı ve kilim), ahşap, taş, bakır ve gümüş işçiliği ve ipekçilik meşhurdur. Elazığ’ın zengin bir halk edebiyâtı vardır. Dîvan şâirleri çoktur. Hacı Reşid Efendi, Ömer Nâimi Efendi, Hacı Hayri Bey, Harputî Âşık Câferî başlıcalarıdır.
Elazığ mutfağı, lezzetli yemekleri ile Türk mutfağında önemli yer tutar. Tarhana, erişte, kurut, kelleçoş, lobik, içli köfte, Harput köftesi, ışkın yemeği, taş ekmeği, patile, ekşili köfte, ışgene, döğme çorbası ile zengin bir mutfağa sâhiptir. Ayrıca kış aylarının vazgeçilmez ikramı olan orçik (cevizli sucuk) Elazığ’la özdeşleşen bir isim hâline gelmiştir. Orçikli şeker de Elazığ’a has bir şekerleme türüdür.
Elazığ’ın çedene kahvesi meşhurdur. Şifâ kaynağı lezzetli bir kahve olan çedene, bölgede yetişen menengiç ağacının meyvesinin kavrulup, ezilmesinden elde edilir. Nefes darlığı, mîde ve akciğer rahatsızlıklarına iyi geldiği tesbit edilmiştir.
1000 yataklı akıl ve ruh hastalıkları hastânesi, İstanbul Bakırköy akıl ve ruh hastânesinden sonra ikinci büyük hastânedir. Cüzzam hastânesi ise alanında büyüklük bakımından Türkiye’nin en büyük hastânesidir. Ayrıca 10 hastânesi vardır.
Eğitim: Osmanlı devrinde önemli bir kültür merkezi olan Elazığ zamanla gerilemiştir. Okur-yazar nisbeti % 70’e yakındır. 149 anaokulu, 705 ilkokul, 41 ortaokul, 6 meslekî ve teknik ortaokul, 15 lise ve 10 meslek lisesi, Fırat Üniversitesi’ne bağlı Fen ve Edebiyât, Veterinerlik, Mühendislik, Tıp Fakülteleri ile Su Ürünleri Yüksek Okulu, Teknik Eğitim Fakültesi mevcuttur (1988).
İlçeleri
Elazığ’ın biri merkez olmak üzere 11 ilçesi vardır.
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 272.812 olup, 204.603’ü ilçe merkezinde, 68.209’u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 33, Harput bucağına bağlı 20, Hıdırbaba bucağına bağlı 13, İçme bucağına bağlı 15, Mollakendi bucağına bağlı 17, Poyraz bucağına bağlı 19 köyü vardır. Yüzölçümü 2.158 km2 olup, nüfus yoğunluğu 129’dur. İlçe toprakları orta yükseklikte engebeli araziden meydana gelir. Keban baraj gölünün bir bölümü ilçe sınırları içinde kalır.
Ekonomisi tarım ve sanâyiye dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, nohut, baklagiller, tütün, pamuk, ayçiçeği, şekerpancarı, üzüm, kavun, çilek, soğan ve sarmısaktır. Hayvancılık gelişmiştir. Yem fabrikası, TSEK süt fabrikası, Azot sanâyiî süper fosfat fabrikası, Et kombinası, Beton direk, meşrubat, tüpgaz îmâlât ve dolum, kâğıt, çimento, ayçiçek yağı, un fabrikası, Plastik Boru Fabrikası başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi Harput Ovasında kurulmuştur ve Türkiye’nin en plânlı şehirlerinden biridir. Osmanlılar zamanında Sultan Abdülazîz Han devrinde büyük îmâr görmüştür. 1937’ye kadar ismi Elaziz idi. Belediyesi 1879’da kurulmuştur. Bugün bucak olan Harput, Elazığ’ın temelidir. On dokuzuncu asrın sonunda Harput’ta 10 büyük câmi, 10 medrese, 8 kütüphâne, 12 han, 90 hamam ve 843 dükkân bulunuyordu. Bugün harâbe hâlindeki Harput’tan 19. asrın seyyahı Hommaire de Hell, “Masallarda tasvir edilen doğu şehirlerinin gerçek nümûnesi” diye bahseder. Harput târihî ve tabiî müze şehridir.
Ağın: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 4625 olup, 2794’ü ilçe merkezinde, 1831’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 18 köyü vardır. Yüzölçümü 260 km2 olup, nüfus yoğunluğu 17’dir. Engebeli arâziden meydana gelen ilçe topraklarının büyük kısmı Keban Baraj Gölü altında kalmıştır.
Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. Tarım büyük çapta yapılır. Üzüm ve leblebisi meşhur olan bir ilçedir. Göl balıkçılığı gelişmiştir. Karayolu bağlantısı, Keban Baraj Gölü yüzünden kesildiğinden, ulaşım motorlarla sağlanır. Keban Barajı yapıldıktan sonra ilçe halkının büyük kısmı Elazığ ve çevre ilçelere göç etmiştir.
Alacakaya: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 11.644 olup, 3639’u ilçe merkezinde, 8005’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 14 köyü vardır. Mâden’e bağlı belediyelik köyken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu. İlçe toprakları dağlıktır. Ekonomisi tarıma dayalıdır. Dağlık kesimlerde hayvancılık yapılır. Mermer ve krom yatakları ilçenin en önemli gelir kaynaklarındandır.
Arıcak: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 17.246 olup, 3258’i ilçe merkezinde, 13.988’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 17 köyü vardır. Palu’ya bağlı bucakken 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu. İlçe toprakları orta yükseklikte düzlüklerden meydana gelir. Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri tahıl, şekerpancarı, soğan ve arpadır. Belediyesi 1972’de kurulmuştur.
Baskil: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 23.026 olup, 4374’ü ilçe merkezinde, 18.652’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 27, Aydınlar bucağına bağlı 10, Kuşsaray bucağına bağlı 22 köyü vardır. Yüzölçümü 1312 km2 olup, nüfus yoğunluğu 17’dir. İlçe topraklarının büyük bölümü platolarla kaplı olup Doğu Torosların uzantıları bâzı bölümlerini engebelendirir. Fırat Irmağı en önemli akarsuyudur. Bu ırmağın kenarlarında küçük düzlükler vardır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, fasulye, pamuk, şekerpancarı ve üzümdür. Sebze ve meyvecilik yaygındır. En çok kayısı yetiştirilir. Malatya kayısısı ile boy ölçüşebilecek kalitede olan kayısıyı, ilçede işlemek için kayısı entegre tesisleri yapılmaktadır. Hayvancılık gelişmiştir. İlçe merkezi, denizden 1500 m yükseklikte bulunan bir yayla üzerinde kurulmuştur. Malatya-Diyarbakır demiryolu ilçeden geçer. İlçe belediyesi 1929’da kurulmuştur. İl merkezine yakınlığı sebebiyle gelişmemiş bir yerleşim merkezidir.
Karakoçan: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 43.523 olup, 14.953’ü ilçe merkezinde, 28.570’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 42, Başyurt bucağına bağlı 25, Çan bucağına bağlı 21 köyü vardır. Yüzölçümü 1085 km2 olup, nüfus yoğunluğu 40’tır. İlçe toprakları dağlarla engebelenmiş bir arâziden meydana gelir. Doğusunda Karaboğa Dağları yer alır. İlçenin önemli Akarsuyu olan Peri Suyu, Bingöl ve Tunceli ile tabiî sınırı çizer. İlçe yakınlarında küçük bir dere üzerinde sulama amaçlı Kalecik Barajı vardır.
Ekonomisi hayvancılığa dayanır. Yaylacılık yöntemiyle en çok koyun ve kılkeçisi beslenir. Canlı hayvan ticâreti yaygın olduğundan süt, peynir, yapağı, kıl ve deri gibi hayvansal ürünler az miktarda elde edilir. Tarıma elverişli arâzinin az olması yüzünden tarım fazla gelişmemiştir. Başlıca tarım ürünleri buğday, şekerpancarı ve elma olup, ayrıca az miktarda soğan, arpa, üzüm ve baklagil yetiştirilir. Gelişmemiş ve küçük bir yerleşim merkezi olan Karakoçan, Elazığ-Bingöl karayolunun 4 km kuzeyinde yer alır. İl merkezine 97 km mesâfededir. İlçe belediyesi 1936’da kurulmuştur.
Keban: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 10.663 olup, 4900’ü ilçe merkezinde, 5763’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 30 köyü vardır. Yüzölçümü 543 km2 olup, nüfus yoğunluğu 20’dir. İlçe toprakları dağlıktır. Dağlar derin vâdilerle yarılmıştır. Keban Baraj Gölünün bir kısmı ilçe sınırları içinde kalır. Fırat Irmağı boyunca küçük düzlükler vardır.
Ekonomisi hayvancılık ve tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa ve üzümdür. Ürün rekoltesi düşüktür. Baraj gölünde tatlı su balıkçılığı gelişmektedir. İlçe topraklarında simli kurşun, volframit ve flüorit yatakları vardır. İlçe merkezi, baraj gölünün kıyısında yer alır. Küçük bir yerleşim yeri olan ilçe, il merkezine 47 km mesaâfededir. Belediyesi 1870’de kurulmuştur.
Kovancılar: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 37.856 olup, 10.270’i ilçe merkezinde 27.586’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 34 köyü vardır. Palu’ya bağlı belediyelik bir köy iken 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu. İlçe toprakları orta yükseklikteki düzlüklerden meydana gelir. Keban Baraj Gölünün bir kısmı ilçe sınırları içinde kalır. Ekonomisi tarıma dayalıdır. Sulanabilen arâzide sebzecilik yaygındır. İlçe merkezi, Elazığ-Bingöl karayolu üzerinde yer alır. Belediyesi 1967’de kurulmuştur. Elazığ’ın gelişmeye müsait bir ilçesidir.
Mâden: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 27.281 olup, 10.838’i ilçe merkezinde, 16.443’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 20, Hazar bucağına bağlı 15 köyü vardır. İlçe toprakları dağlıktır. Hazar Gölünün bir bölümü ilçe sınırları içinde kalır.
Ekonomisi tarım ve mâdenciliğe dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri patates, buğday, üzüm ve şekerpancarı olup, ayrıca az miktarda arpa, baklagil, soğan, elma ve kayısı yetiştirilir. İlçe topraklarında krom ve bakır yatakları vardır. Bu yataklar Etibank’a bağlı Guleman Krom İşletmesi ve Ergani Bakır İşletmesi tarafından işletilir. İlçe merkezi, Mihrap Dağı eteklerinde dar bir vâdide kurulmuştur. Elazığ-Diyarbakır kara ve demiryolu ilçeden geçer. İl merkezine 72 km mesafededir. İlçe belediyesi 1854’te kurulmuştur.
Palu: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 32.247 olup, 7900’ü ilçe merkezinde, 24.347’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 27 köyü vardır. İlçe toprakları etrafı dağlarla çevrili ovadan meydana gelmiştir. Ovayı Murat Irmağı sular. Kuzeyinde Gökdere Dağı, doğusunda Karaboğa Dağları, güneyinde Akdağ yer alır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, şekerpancarı, üzüm, soğan ve arpa olup, ayrıca az miktarda elma, baklagil, kayısı, patates ve pamuk yetiştirilir. Sulanabilen topraklarda sebze yetiştiriciliği yaygındır. İlçe merkezi Murat Irmağı vâdisinde kurulmuştur. Elazığ-Tatvan demiryolu ilçeden geçer. İl merkezine 69 km mesâfededir. Belediyesi 1873’te kurulmuştur.
Sivrice: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 17.302 olup, 5261’i ilçe merkezinde, 12.041’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 27, Güzel bucağına bağlı 22 köyü vardır. Yüzölçümü 634 km2 olup, nüfus yoğunluğu 27’dir. İlçe toprakları dağlık ve engebeli araziden meydana gelir. Hazarbaba Dağı ilçe topraklarını güneybatı-kuzeybatı istikâmetinde engebelendirir. Kürk Suyu vâdisinde bazı düzlükler vardır. Hazar Gölünün bir bölümü ilçe sınırları içinde kalır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, patates ve soğan olup, ayrıca az miktarda üzüm, elma, kayısı, çilek, şekerpancarı ve pamuk yetiştirilir. Hayvancılık gelişmiştir. Etibank Ferrokrom tesisleri başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi, Hazar Gölü kıyısında kurulmuştur. Diyarbakır-Malatya demiryolu ilçeden geçer. İl merkezine 29 km mesâfededir. Elazığ-Diyarbakır karayolu ilçenin kuzeydoğu kesiminden geçer. Göl kıyısında özel ve kamu kuruluşlarına ait dinlenme tesisleri vardır. Belediyesi 1938’de kurulmuştur.
Târihî Eserler ve Turistik Yerleri
Elazığ, turizm potansiyeli yüksek olan bir ilimizdir. Târihî eserleri, tabiî güzellikleri ve zengin folkloruyla turisti çeken özelliklere sâhiptir.
Harput Kalesi: Coğrafî durum bakımından târih boyunca önemli bir kale olarak kendinden bahsettirmiştir. Yalçın kaya üzerine inşâ edilmiş olan kalenin iç kısmında birçok yapı kalıntıları mevcuttur. İç kale ve dış sur olmak üzere iki bölümden meydana gelmiştir. Dış surlar tamâmen yıkılmış, sâdece Harput’a girişte bâzı kalıntıları zamânımıza gelmiştir. “Süt Kalesi” diye adlandırılan iç kale, muhâsarası çok güç olan bir kaledir. Roma, Bizans ve Arapların Harput Kalesini ele geçirdikleri târihî belgelerde mevcuttur. Yalnız bu devrelere âit izler kalede görülmemektedir. Kale duvarlarının örme tekniğinden, Osmanlılar devrinde de onarım görmüş olduğu anlaşılır. Kaleye âit onarım kitâbelerinden bâzıları Harput Müzesinde bulunmaktadır. Doğu Torosların yalçın kayalıkları üzerine kurulmuştur. Araplar Hısn-ı Ziyâd (Ziyâd Kalesi), Bizanslılar (Ziata), Türkler ise Harput Kalesi demişlerdir.
Palu Kalesi: âsurilerden kalma çivi yazısıyla yazılmış dev bir kitâbesi vardır. Tamâmen yıkılmıştır.
Ahmed Bey Câmii: Harput’a dağ kapısından girişte ilk görülen câmidir. Yıkık olan câminin mihrâbı ve minâresinin kâide kısmı mevcuttur. Kesme taşlardan yapılmış olan mihrap sâdedir. Minâre kuzeyde câmiye bitişik, fakat câmiden tamâmen ayrı olarak inşâ edilmiştir. Osmanlı devrinin ilk sancak beylerinden Ahmed Bey tarafından yaptırılmıştır. İlk Osmanlı devri eseri olması bakımından önemlidir.
Ağa Câmii: Harput’a girişte solda yer almaktadır. Dikdörtgen plânlı câmi tamâmen yıkılmasına rağmen ince işçilik gösteren taş minâresi ayakta durmaktadır. Osmanlı devri yapısı olan bu câmi, müzedeki kitâbesine göre, 1559 yılında Pervâne Ağa tarafından yaptırılmıştır.
Alacalı Mescit: Eski Harput’un Kayabaşı mevkiinde bulunmaktadır. Dikdörtgen plânlı yapının üzeri düz dam ile örtülüdür. Mihrap, kesme taştan sâde olarak yapılmış ve mihrap içi atalaktitlerle süslenmiştir. Kalın gövdeli minâre, iki renkli taşla örülmüştür. İlk inşâsı Artuklulara âit olan bu mescit, 19. yüzyılda onarım görmüştür. Ahşap tavanı bu onarım sırasında yapılmıştır. Minâresi, şerefeye kadar bir sıra beyaz bir sıra karataşlardan yapılmış, şerefeden yukarısı karalı-beyazlı taşlarla dama şeklinde örülmüştür.
Kurşunlu Câmii: Eskiden etrafında bulunan medreseler tamâmen yıkılmıştır. Bugün park olarak kullanılan bahçesindeki asırlık çınar, eski eser niteliğini taşımaktadır. Câminin harim kısmı kare plânlı olup, kubbe ile örtülüdür. Kubbeye geçiş tromplarla sağlanmaktadır. Kubbe kasnağında 4 pencere vardır. Mihrap kesme taştan örülmüş, sâde bir iniş hâlindedir. Harim kapısı yonca yaprağı şeklinde bir kemere sâhiptir. Bu tip kemer bölgede sevilen bir özelliktir. Son cemâat mahalli revaklı olup, orta kısmı beşik tonozlu, kenarlar ise kubbelidir. Kubbeler kurşunla kaplıdır. Minâre son cemâat mahalline bitişik olarak yapılmış olmasına rağmen tamâmen müstakildir. Kare kâide kısmından sekizgen ve sağır nişli gövde altına, oradan da oldukça uzun yuvarlak gövdeye geçilir. Kapı üzerinde iki kitabesi mevcuttur. Bir tânesi oldukça harapdır. İkinci kitâbe ise kapı kemeri üzerinde bulunmakta ve üzerinde 1153 H. târihi okunmaktadır. Câmi içinde abanoz ağacından yapılmış, san’at değeri büyük olan bir minber vardır. Bu minber aslında Ulu Câmiye âittir. Ulu Câmi onarılırken buraya getirilmiştir.
Sara Hâtun Câmii: Kare plânlı câminin orta kısmının üzeri, dört kalın sütuna dayanan kubbe ile kenarları ise tonozla örtülüdür. Kubbe, tonozları örten çatı ortasından çok az yükselmektedir. Mihrap sâde bir niş hâlindedir. Minberi ise Harput taş işçiliğini göstermesi bakımından önemlidir. Son cemaat mahalli ile harim kısmı arasında bulunan minarenin merdiven kısımları koyu renk taştan, diğer kısımları ise beyaz renk taştan örülmüştür. Minârenin 1898 yılında yaptırıldığı kitâbesinden anlaşılmaktadır. Câminin ilk kısımlarında san’at değeri olan yazılar vardır. Sara Hâtun Câmiinin Akkoyunlu Hükümdârı Bahadır Han (Uzun Hasan) ın annesi Sara Hâtun tarafından yaptırılmış olduğu söylenir. Fakat daha sonraki devirlerde yapılmış olan birçok onarım, onun ilk inşâ tipini tamâmen bozmuştur. Kıble duvarının sol tarafındaki kitâbede 1585 (H. 993) yılında Hacı Mustafa tarafından onarıldığından bahsedilir. 1843 yılında da Harput müftüsü Hacı Ahmed tarafından bugünkü durumuna getirilmiştir.
Ulu Câmi: Harput’un en önemli ve en eski yapısıdır. Dikdörtgen plânlı, duvarları moloz taştan; kubbe, kemerler ve minâre tuğladan yapılmıştır. İki kapısı mevcuttur. Sara Hâtun Câmiinin doğusunda, kaleye hakim bir yerdedir. Câmi, harim kısmı, son cemâat mahalli ve avlu olmak üzere üç bölümden meydana gelmektedir. Minâre bugünkü giriş kapısının hemen arkasında kare kaide üzerinde yükselir. Kalın eğri gövdesi değişik tuğla tezyinatlıdır. Artukoğulları yapısı olan bu câmi Anadolu’nun en eski câmileri arasındadır. Avludaki kitâbesine göre 1556-1557 senesinde Artukoğlu Fahreddîn Karaarslan tarafından inşâ ettirilmiştir. Tuğla işçiliğinin çok güzel bir örneğini veren minâresi eğri oluşu bakımından dikkat çekicidir.
Yusuf Ziyâ Paşa Câmii: Keban’ın önemli bir târihi eseridir. Yusuf Ziyâ Paşa yaptırmıştır. Osmanlıların son dönem mimârisi ve süslemelerinin çok güzel bir örneğidir. Hicrî 1210’da yapılmıştır. Bir san’at eseri olan kubbesi 4 sütun üzerine oturtulmuştur. Mihrap ve mimberde oyma taş süslemeler kullanılmıştır. İki kapısı oyularak süslenmiş tahtalardan yapılmıştır. Keban’ın en büyük câmisidir. Minâresi kesme taştandır.
Murad Baba Türbesi: Ağa Câmii yanında bulunan bu türbe altıgen plânlı ve üzeri basık bir kubbe ile örtülüdür. Kubbeye geçiş tromplarla sağlanmıştır. Osmanlı devri yapısı olan bu türbe oldukça harap durumdadır.
İmam Efendi Türbesi: Osman Bedreddîn Erzurumî adı ile de bilinen büyük velînin türbesi Harput Mezarlığındadır. Çok ziyâret edilen yerlerin başında gelir.
Arap Baba Türbesi ve Mescidi: Kurşunlu Câmiinin doğusunda, Elazığ ovasına bakan yamaç üzerinde bulunmaktadır. Selçuklu devri mimârisine göre iki katlı olarak inşâ edilmiş yapının sağ tarafında mescit kısmı bulunmaktadır. Burada bulunan ve Arap Baba diye anılan şahsa âit cesed bozulmadan zamânımıza kadar gelmiştir. Yalnız cesedin yapıya âit olmadığı sonradan konulduğu rivâyet edilmektedir. Söz konusu şahsın şehid olduğu bilinmektedir. Kitâbesine göre bu yapı Selçuklu sultânı Üçüncü Gıyâseddîn Keyhüsrev zamânında 1280 (H. 670) târihinde inşâ edilmiştir.
Mansûr Baba Türbesi: Sara Hâtun Câmiinin kuzey batısındadır. Sekizgen plânlı iç kısım orijinal şeklini muhâfaza etmektedir. Fakat üst örtü sistemi sonradan yapılmıştır. İki katlı bir yapı olduğu izlerden belli olmaktadır. İçinde sanduka bulunmaktadır. Yapının Artukoğulları devrine âit olma ihtimâli kuvvetlidir.
Fâtih Ahmed Baba Türbesi ve Mescidi: Harput’tan 2 kilometre uzaklıktadır. Mesîre yeri ve ziyâretgâh olarak kullanılmaktadır. Kaya üzerinde inşa edilmiş türbenin yanında san’at değeri olan bir mescidi ve yanında çeşmesi vardır. Türbe altıgen plânlı olup, üst kısmı sonradan yapılmış yalnız cenâzelik kısmı mevcuttur. İçinde büyük bir sanduka bulunmaktadır.
Seyyid MuhammedKattâl Türbesi: Elazığ-Diyarbakır yolu üzerinde, Kartaldere köyündedir.Hakkında fazla bir bilgi yoktur. Peygamber efendimizin dördüncü göbekten torunu ve büyük bir zât olduğu, türbedeki kitâbeden anlaşılmaktadır. Türbenin bitişiğinde ayrıca mescid vardır.
Hoca Hasan Hamamı: Ağa Câmiinden anayolu tâkip ederek gidildiğinde sağda yer almaktadır. Kurşunlu Câmiinin güneyinde bulunur. Zamânımıza kadar iyi gelmiş klasik Osmanlı tipi hamamlarından biridir. Soyunma, ılıklık ve yıkanma yerlerinden meydana gelmiştir. İki giriş kapısı bulunur. Soyunma yeri kare plânlı ve üzeri kubbe ile örtülüdür. Tamâmen yıkılmış olan ılıklıktan yıkanma yerine geçilir. Yıkanma yeri dört eyvanlı ortası büyük kubbeli ve köşelerde birer kubbeli halvetlerden meydana gelmiştir.
Cemşit (Cimşit) Hamamı: Sara Hâtun Câmii bitişiğinde bulunan bu hamam klasik Osmanlı hamamları tipindedir. Zamânımıza kadar bozulmadan gelmiştir. Su ihtiyâcını ünlü Dabakhâne şifâlı suyu ile karşılayan Cemşit Hamamının bâzı dert ve sıkıntılara karşı çok etkili olduğuna halk arasında inanılmaktadır. Soyunma yeri kare plânlı ve üzeri kubbe ile örtülüdür. İçte ortada havuz, kenarlarında setler bulunmaktadır. İki kapı ile ılıklık kapısı geçilir ve yıkanma kısmı Sara Hâtun Câmiine dayanır. Bu yapı, Yavuz Sultan Selîm’in Palu sipâhi beylerinden Cemşit Bey tarafından yaptırılmıştır (on dördüncü asrın ilk yarısı). Vakıflar Genel Müdürlüğü bu hamamı restore ederek halkın hizmetine açmıştır.
İbrâhim Şah Kervansarayı: Elazığ-Çemişkezek yolunda Fırat köprüsünden öncedir. On üçüncü asırda Artuklular’dan Nizâmeddîn İbrâhim inşâ ettirmiştir.
Dördüncü Murâd Hanı: Elazığ’ın Denizli köyündedir. Kışlık ve yazlık bölümlerden meydana gelen hanın giriş kapısının solunda bir mescid vardır. Bugün yıkık durumdadır.
Meryem Ana Kilisesi: Harput’ta bulunan en eski Süryâni kilisesidir. Kilise iyi bir durumda zamânımıza kadar gelmiştir. Dikdörtgen plânlı olup, bir duvarını bunun oturduğu kaya teşkil etmektedir. Diğer duvarları moloz taşlarla örülmüştür. Dışarı taşkın apsis önü yarı kubbe ile, diğer kısımları molozlarla örtülüdür. Apsis kenarındaki hücrelerden kaleye giden gizli yolların mevcut olduğu söylenmektedir. Bugün bu kısımlar toprakla dolmuştur. İlk inşâsına âit kitâbe mevcut değildir. Mardin Süryâni metropolitindeki kayıtlardan alınan bilgilere göre 1179 ile 1845 senelerinde onarılmıştır.
Harput Müzesi: 1960’da Alacamescit Medresesi’nde açılmıştır. Çeşitli çağlara âit târihî eserler sergilenmektedir.
Elazığ Arkeoloji ve Etnoğrafya Müzesi: 1965 senesinde kurulmuştur. Bugün Fırat Üniversitesi Rektörlüğü Kampüsü içerisindedir.
Mesîre Yerleri
Hazar Gölü: Elazığ’ın 30 km güneyinde, 70 km2’lik bir alanı kaplayan bu göl Mastar ve Hazar Baba dağları arasındadır. Çevresi yemyeşil, manzarası güzel, kıyıları kumsaldır. Gölün bir tarafından Elazığ-Kurtalan, öbür tarafından Elazığ-Diyarbakır devlet karayolu geçtiği için ulaşım kolaydır. Göl her çeşit su sporuna elverişlidir. Bol balık avlanır. Ortasında bulunan iki küçük adadan birinde (Manastır adasında) bir nasrâni tapınağı vardır. Hazar gölü yaz aylarında çevrenin deniz ihtiyâcını karşılar.
Zafran: Merkez ilçede yeralan bir mesîre yeridir. Güzel bir içme suyu, yüzme havuzu, piknik yapanlar için masa-bank ve ocak vardır. Günde normal 1.500 kişi faydalanabilecek durumdadır.
Buzluk Mağarası: Harput’a 12 km uzaklıktadır. Türkiye’de bir benzeri bulunmayan mağarada yaz mevsiminin sıcak günlerinde buz oluşmakta ve buzlar kışın erimektedir. Mağara tavanından sarkan ve tabandan yukarıya doğru yükselen sarkıt ve dikitlerin seyrine doyum olmaz. 1991 senesinde tabiî güzelliği bozulmadan merdiven ve ışıklandırma sistemi yapılmıştır.
İçmeler ve Kaplıcalar: Elazığ içmeler ve kaplıcalar bakımından zengindir. Fakat yeterince faydalanılmamaktadır.
Mürüdü (Sarılık) Çeşmesi: İl merkezinin 7 km kuzeyinde yer almaktadır. Bir çeşmeden akan Mürüdü suyu hidrokarbonatlı ve kireçli bir su olup, sarılık hastalığına iyi gelmektedir. Bu yüzden sarılık çeşmesi de denilmektedir.
Hırhırık Mâdensuyu: Elazığ’a 5 km uzaklıkta Gümüşkavak köyündedir. Ağrı ve kaşıntılara iyi gelir.
Harput Dabakhane Şifâhânesi: Harput Kalesinin kuzeyinde dere içerisinde yer alır. İlk olarak kimin tarafından yapıldığı bilinmeyen binâ 1988’de yeniden inşâ edildi. Suyun sıcaklığı -5°C’dir. Mîde, barsak, karaciğer, romatizma hastalıklarına ve rûhî deprasyonlara iyi gelir.
Yurtbaşı Mâdensuyu: Acı su olarak da bilinir. Elazığ’a 16 km uzaklıkta Yurtbaşı kasabası yakınlarındadır. Suyun sıcaklığı 19°C’dir. Böbrek taşlarının düşürülmesinde, mîde ve barsak, karaciğer rahatsızlıklarına iyi gelir.
Kolon Kaplıcası: Karakoçan ilçesine 27 km uzaklıktadır. Banyo kürlerinin sâkinleştirici ve damar genişletici etkisi vardır. İçme kürlerinin ise mîde, barsak sistemi ile karaciğer ve safrakesesi üzerinde olumlu te’siri vardır.
Buhan Hame Kaplıcası: Bozcanak köyündedir. Romatizma ve siyatiğe iyi gelmektedir.
Genefik (Yelpınarı) Mâden Suyu: Elazığ’a 30 km uzaklıkta Genefik köyü ile Zerteriç köyü arası Bezerker Çayı mevkiindedir. Banyo kürleri ağrılara ve deri hastalıklarına iyi gelmektedir.

Kaynak

Rehber Ansiklopedisi
Erzurum Hakkında Bilgiler

ERZURUM
Doğu Anadolu’nun merkezi, “dadaşlar diyârı, kahramanlar ocağı ve şehri”; Erzincan, Gümüşhane, Muş, Bingöl, Ağrı ve Kars arasında yer alan bir ilimiz.
Erzurum “Azzi”, “Erzen” (Darı), “Arze” ve bilhassa Müslüman Arapların “Erzenu’r Rûm” (Erzen-i Rûm) ismiyle anılan aynı bölgedeki eski ve târihî bir şehirden gelir. Türkler Erzurum ismini vermişlerdir. Trafik numarası 25’tir.
Târihi
Anadolu’nun en eski devletlerinden olan Hititlerin sınır bölgesinde bulunan Erzurum, târihî göç ve istilâ yolları üzerinde bulunduğundan, pekçok savaşlara sahne oldu. Hurriler, Asurlar, Kimmerler, İstikler (Sakalar)bölgeye hâkim oldular. Medler bu bölgeyi ele geçiremedilerse de burayı M.Ö. 6. asırda Persler istila etti. M.Ö. 4. asırda Makedonya Kralı İskender, İran’ı yenerek bu bölgeyi ele geçirdi. İskender’in ölümü ile Selökidler, sonra da Roma İmparatorluğunun eline geçen bu bölge, Romalılarla Partlar arasında kanlı savaşlara sebeb oldu. Roma’nın bölünmesiyle M.S. 195’te Erzurum, Bizans’ın (Doğu Roma) payına düştü. Bizanslılar ile Partların halefi Sâsâniler arasında el değiştirdi. M.S. 422’de Bizanslılar Erzurum’a yakın yerde “Theodosiopolis” şehrini kurdular.
Hazret-i Ömer zamânında 633 senesinde İslâm ordusu Erzurum ve Theodosiopolis’i fethetti. Müslümanlar Theodosiopolis’e “Kaalikalâ” ismini verdi. Bu şehrin nüfûsu kısa zamanda 200 bine ulaştı. O devirde Erzurum dünyânın en büyük şehirlerinin başında geliyordu.
İslâm devletleri; kendi aralarında iç mücâdelelere başlayıp, zayıflayınca, Bizanslılar, Erzurum’u ve diğer şehirleri geri aldı. Oğuz Türklerinden Selçuklular, 1071 Malazgirt Zaferinden 22 sene önce 1048’de Pasinler Meydan Muhârebesinde Bizanslıları yenerek Erzurum’u Tuğrul Bey, kardeşi Çağrı Bey ve ilerde Anadolu Fâtihi ünvânını alacak olan Süleymân Şahın babası Şehzâde Kutalmış Bey fethettiler. Fakat anlaşma îcâbı Erzurum Bizans’a geri iâde edildi. 1071 Malazgirt Zaferinden sonra Selçuklu Sultânı Alparslan’ın kumandanlarından Ebü’l-Kasım, Bizanslıları yenerek Erzurum’u fethetti. Erzurum ve civârında Saltık (Saltuk)oğulları “Saltuklular” Beyliği kuruldu. Saltuklular Anadolu’da kurulan ilk Türk beyliğidir. 1202 senesine kadar Erzurum Saltuklu Beyliğinin başşehriydi. 1202’de Konya’daki Anadolu Selçuklularına bağlı bir vilâyet oldu. 1242’de Moğolların eline düştü, böylece bölgeye İlhanlılar sâhip oldular. 1335’te İlhanlılar dağılınca, Erzurum ve çevresi Eratna (Ertene)Türk beyliğine geçti. On dördüncü asır sonlarında Karakoyunlular ve sonra Timur Han, Erzurum’u ele geçirdi. On beşinci asır ortalarına kadar Timurlulara tâbi Karakoyunluların elinde kaldı. Karakoyunluların yerine geçen Akkoyunluların eline geçen Erzurum, 1502’de Akkoyunlulardan Safevî Hânedânının kurucusu Şah İsmâil Erzurum’u ele geçirdi. Safevîler zamânında Erzurum çok geriledi. 1514’te Yavuz Sultan Selim Han Erzurum’u fethetti. Safevîler Erzurum’u geri alınca, Kânûnî Sultan Süleymân Han Erzurum’u kesin olarak Osmanlı toprağına kattı.
Trabzon-Tebriz ticâret yolunun üzerinde bulunan Erzurum, serhat şehri (kalesi) ve İran’a yapılan seferlerin askerî üssü olarak Osmanlı devrinde yeniden bir eyâlet merkezi olarak çok gelişti. Kültür, sanat, sanâyi ve askerî merkez hâline geldi. Erzurum eyâleti; Erzurum, Erzincan, Gümüşhâne illeri ile Muş’un Malazgirt ve Bingöl’ün Kığı ilçelerini içine alıyordu. Erzurum 1828-1829, 1878 ve 1916’da 3 defâ Rus istilâsına mâruz kaldı. Bu istilâlar geçici olmakla berâber Ruslar çok büyük tahribat yaptılar. 1877-1878’de Müşir Gâzi Ahmed MuhtarPaşa doğuda Rusları ard arda birkaç defâ bozguna uğratmasına rağmen savaş, devamlı takviye alan Rusların lehine döndü.
Müşir Gâzi Ahmed Muhtar Paşa, Rus generali Tergukasof’u Halyaz Meydan Muhârebesinde yendi. Ayrıca Rus başkomutanı Ermeni asıllı Melikof’u Zivin Meydan Muhârebesinde perişan etti. Rus çarı, bu yenilginin üzerine Melikof’u azletti. Gâzi Ahmed Muhtar Paşa, Rus ordusunu Kars ve Gümrü arasında Gedikler Meydan Muhârebesinde üçüncü defâ yendi. Sultan İkinci Abdülhamîd Han, Ahmed Muhtar Paşaya “Gâzi” ünvânını verdi. 34 bin Türk askeri Yahniler Meydan Muhârebesini 74 bin Rus askerine karşı kazandı. Ruslar aşırı derecede kuvvet yığınca, Gâzi Ahmed Muhtar Paşa ordusunu Erzurum’a çekti. Böylece Türk ordusunun dağılması önlendi. Türk askeri ve Erzurum halkının harp târihine destan olarak geçen savunması karşısında Ruslar geri çekildilerse de aldıkları takviyelerin sonunda 9 Kasım 1877’de işgal ettikleri Erzurum’u 13 Temmuz 1878 târihine kadar ellerinde tuttular. Birinci Dünyâ Harbi sırasında tekrar Rus işgâline uğradı (1916). 1917’de Erzurum’u terk ederken şehri Ermeni çetelerine teslim ettiler. Ermeni çetelerinin tahribat ve katliâmı Ruslardan daha korkunç oldu.
Doğu Fâtihi Kâzım Karabekir komutasındaki Türk kuvvetleri, Erzurum’u Ermeni çetelerinden geri aldığında Erzurum harâbe hâlinde idi. Ermeni çetelerince binlerce insan katledilmiş, Selçuklu ve Osmanlılara âit târihî eserlerin çoğu imhâ edilmişti. İşgalci kuvvetlerin baskısıyle göç eden halkın bir kısmı yeniden Erzurum’a döndüler. 23 Temmuz 1919 Erzurum Kongresinde, İstiklâl Harbinin ve Millî Mücâdelenin temelleri atıldı. Cumhûriyet devrinde il olan Erzurum yeniden gelişmeye başladı. Hâli hazırda Doğu Anadolu’nun en büyük ve gelişmiş şehridir.
Fizikî Yapı
Erzurum dağlık bir bölgedir. İl çepeçevre dağlarla çevrilidir. Yüzölçümünün % 64’ü dağlık, % 20’si plato ve % 12’si yaylalardan ibârettir. Ovalar sâdece % 4’tür.
Dağları: Erzurum dağlık bir bölgedir. Dağların çoğu 3000 metreyi aşar. İl topraklarında Rize Dağları, Karasu-Aras Dağları, Mescit Dağları, Kargapazarı Dağları gibi sıra dağlar yer alır. Başlıca yüksek dağları şunlardır: Bingöl Dağları (Dağkale Tepe 3193 m), Karagöl Dağları (Şakşak Tepe 3057 m), Palandöken Dağları (Karakaya Tepe 3167 m), Şahvelet Dağları (Kandil Tepe 2922 m), Mescit Dağları (Mescit Tepe 3239 m), Naldöken Tepe (3153 m), Veli Baba Tepesi (3186 m), Akbaba Dağı (3058 m), Bozan Dağı (2924 m), Dumlu Dağı (3169 m), Çakmak Dağı (3063 m), Kargapazarı Dağları (Baldırkanlı Tepe 3045 m), Palandöken Dağları ile Bingöl Dağları arasında kalan Tekman Yaylası, Doğu Anadolu’nun en yüksek yaylasıdır. Ortalama 2500 m olup, en alçak yeri 1800 metredir. Yaylanın 30 km2ye yakın bir ovalık kısmı vardır. Yüksek dağların zirveleri devamlı karlıdır.
Ovaları: Erzurum da ovlar 2000 metreye yakındır. Başlıca üç ovası vardır. Erzurum, Pasinler, Hınıs ovasıdır. Erzurum Ovası 520 km2lik bir sahayı kaplar. Uzunluğu 50 km, genişliği 13 km’dir. Denizden yüksekliği 1750-1900 m’dir. Pasinler Ovası; Pasinler ilçesinin bulunduğu ovadır. Uzunluğu 45 km, genişliği 12 km’dir. Yüzölçümü 420 km2dir. Hınıs Ovasının yüzölçümü 170 km2dir. Bu ovalara ilâveten Çoruh, Karasu, Aras, Oltu ve Tortum vâdileri vardır.
Akarsuları: Yüksek irtifâda olan Erzurum, senenin 150 günü karlarla kaplıdır. Yaz hâriç diğer üç mevsimde yağış miktarı fazladır. Kar ve yağmur suları birçok akarsuları meydana getirir. Karasu:Dumlu Dağından çıkar, Pasinler ve Erzurum ovalarını sulayıp, Erzincan’a girer. Erzincan’dan sonra Keban yakınında Murat Suyu ile birleşrek Fırat’ın yukarı kolunu teşkil eder. Çoruh Irmağı: Erzurum Mescit Dağlarından çıkarak İspir ve Çamlıkaya’dan sonra Artvin’e ulaşır. Aras Irmağı: Bingöl Dağlarından çıkarak Pasinler ve Horasan ilçelerini sular. Kars’a girer. Ruslarla hududumuzu teşkil eder. Oltu Çayı: Kargapazar Dağlarından çıkan bir kol Oltu’dan geçip, Allahüekber Dağından çıkan ikinci kol ile Şenkaya’da birleşir. Artvin’e girip Çoruh Irmağına katılır. Tortum Çayı: Mescit Dağlarından çıkar, Tortum Derelerini toplar ve Tortum Gölüne dökülür. Tortum Çağlayanı ile akarsu Artvin’de Oltu Çayı ile birleşir. Hınıs Çayı Bingöl Dağlarından çıkar. Tekman Yaylasının sularını toplayıp, Hınıs Ovasının ortasından geçerek Erzurum’u terk eder. Erzurum, Doğu Anadolu’nun su taksim noktasıdır.
Gölleri: Erzurum ilinin sâdece bir gölü vardır. Tortum Çayının güzergâhı, Kemerli Dağdan bir toprak kayması ile tıkanarak Tortum Gölü meydana gelmiştir. Tortum Çayının suları 50 metre yükseklikteki Tortum Şelâlesinden inerek yoluna devâm eder. Tortum Çağlayanı Türkiye’nin en yüksek çağlayanıdır. Tortum Gölünden hidroelektrik santralla elektrik istihsal edilmektedir.
İklim ve Bitki Örtüsü
Erzurum ili Türkiye’nin en yüksek ve en soğuk illerinden biridir. Sert kara iklimi hüküm sürer. Kışlar çok soğuk ve karlı, yazlar çok sıcak ve kurak geçer. Senenin 150 günü karla örtülüdür. Yağış miktarı 460 mm’dir. Eriyen karlar akarsuları besler.
Erzurum ilkbaharda yemyeşil, kışın beyaz, yaz ve sonbaharda sapsarı (bozkır) görünümündedir. Orman ve fundalıklar yüzölçümün % 9’udur. 1900-2000 m yükseklikte sarıçam ve meşe ağaçlarından ibârettir. Çayır ve mer’aları arâzinin % 68’ini kaplarken, ekili ve dikili arâzi % 18’dir. Ormanlar kuzeydeki dağların güneye bakan yamaçlarındadır.
Ekonomi: Ekonomisi tarıma dayanır. Sanâyi yeni gelişmektedir. Faal nüfûsun % 80’i tarım, hayvancılık, ormancılıkla uğraşır. 1969’dan beri açılan “Doğu Fuarı” bölgenin ekonomik gelişmesini dünyâya duyurmakta, turizme hizmet etmektedir. 650 bin m2lik sahada kurulan fuara genellikle 300’den fazla kuruluş katılıp, 500 binden fazla kişi ziyâret etmektedir. 23 Temmuz-23 Ağustos târihleri arasında açılmaktadır.
Tarım: Erzurum tarımında hayvancılık tarla ürünlerinden önce gelir. İklim çok sert olduğu için yetişen ürünler sayılıdır. Buğday, arpa, çavdar, fiğ (hayvan yemi), mercimek, pancar, ayçiçeği, korunga yetişir. Yetişen sebze yeterli olmayıp, ihtiyacının mühim kısmı güney illerden gelir. Meyve olarak, elma, armut, erik, vişne, kiraz, ceviz, ayva, kayısı ve kızılcık yetişir. Erzurum ve Pasinler ovasında sulama tesisleri yapılmıştır. Sulu tarım ile verim artmıştır.
Hayvancılık: Hayvancılık Erzurum ekonomisinin bel kemiğidir. Nüfûsun büyük kısmı hayvancılıkla uğraşır. Çayır, mer’a ve yaylalar hayvancılığa müsâittir. Koyun, sığır ve kıl keçisi beslenir. Arıcılık da çok gelişmiştir. Kovan sayısı 60 bine yakındır. Ilıca’da modern at harası vardır.
Ormancılık: Orman varlığı zengin değildir; 200 bin hektardır. Ormanları verimsizdir. 107 köy orman içinde ve kenarındadır. Her sene 42 bin m3 sanâyi odunu ile 22 bin ster yakacak odun elde edilir. Ağaçlandırma faâliyeti devâm etmektedir. 1984-88 târihleri arasında şehir içinde 650.000’e yakın ağaç dikilmiş olup, yeşil alanlar gitikçe çoğaltılmaktadır.
Mâdenleri: Mâden bakımından zengin değildir. Linyit, bakır, civa, mâden kömürü, kurşun, çinko, perlit, krom, mangenez ve alçıtaşı rezervleri mevcuttur. Şark linyitleri işletmesinde 60 bin ton linyit ile az miktarda krom ve alçıtaşı istihsal edilir. Kömürü bölgeye yetecek kapasiteye gelmiştir.
Sanâyi: Erzurum soğuk iklimi sebebiyle sanâyi bakımından az gelişmiş illerimizdendir. Başlıca sanâyi kuruluşları şunlardır: Et Kombinası, Şeker Fabrikası, Pasinler Tuğla ve Kiremit Fabrikası, Erzurum Yün İşletmesi, Yem Fabrikası, Aşkale Çimento Fabrikası, Süt Fabrikası, Nebâtî Yağ Fabrikası, Deri ve Ayakkabı Fabrikası, Bütangaz Dolum Tesisleri, Sümerbank Yünlü Sanâyi ve Yapağı Yıkama Tesisleri, İspir Ayakkabı Fabrikası ve Tekele âit Tuzlalar. Son yıllarda alınan kararlarla doğuda yatırımlar teşvik edilmiştir. Erzurum-Ilıca yolu üzerinde 75 parsellik organize sanâyi bölgesinin alt yapı tesis ve hizmetleri bitirilmiştir. Erzurum’un Oltutaşı, kürkleri, halı ve bıçakları meşhurdur. 1983-88 târihleri arasında, döküm, un, lastik-kauçuk, ham deri işleme, yem, boya, et ve et mâmulleri üretimi, yünlü ve sentetik iplik, oto ve iş makinaları lastik kaplama ve rejinere kauçuk fabrikaları kurulmuştur.
Ulaşımı: Erzurum kara, hava ve demiryolu ile yurdun her tarafına bağlanmış bulunmaktadır. Sivas-Erzincan-Erzurum-Kars yolu Horasan’dan Ağrı-Doğubeyazîd- Gürbulak sınır kapısına bağlanır. Aşkale’den ayrılan bir yol E-390 karayolu ile Trabzon’a ulaşır. Her türlü uçakların inebileceği modern bir hava pisti ve havaalanı tesisleri vardır. Her gün Ankara-İstanbul istikâmetine yolcu uçağı kalkar. Ayrıca, İzmir, Adana, Diyarbakır, Elazığ, Van, Malatya, Dalaman, Antalya, Sivas, Trabzon, Kayseri ve Gaziantep’e yurt içi seferler yapılmaktadır. Haydarpaşa-Erzurum-Kars, Kars-Mersin, Kars-İzmir arasında sefer yapan yolcu trenleri ile altı doğuya, altı batı istikâmetine giden yük trenleri ile demiryolu güzergâhında kesif bir trafik vardır. Horasan ile Karasu’ya banliyö trenleri çalışır. Otobüs terminali Türkiye’nin en geniş terminallerinden biridir.
Nüfus ve Sosyal Hayat
Nüfusu: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 848.201 olup, bunun 400.348’i şehirlerde, 447.853’ü köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 25.086 km2 olup, nüfus yoğunluğu 34’tür.
Örf ve âdetleri: Erzurum Anadolu’nun en eski yerleşim merkezlerinden biridir. Hititlerden Bizanslılara kadar pekçok millet ve devletler, doğu-batı yolu üzerinde bulunan Erzurum’u istilâ ettiler, göçler ve bölgede olan büyük savaşlarla eski medeniyetler kayboldu. Erzurum 1071 Malazgirt Zaferinden 22 sene önce Türklerce fethedildi. İbrâhim Yınal ve Kutalmış kumandanların emrindeki Türkmenler 1048 ‘de buralara yerleşti. Yine Anadolu’da ilk Türk Beyliği Erzurum’da kuruldu. Bin seneye yakın bir zamandan bu yana Erzurum’da Türk-İslâm kültürü yerleşti. Bilhassa Ramazanda Erzurum görmeye değer. Sahura kadar yatılmaz. Çoluk-çocuk zevkle sahuru bekler.
Erzurumlular asırlarca hayvancılıkla uğraşmış, yazın yaylalara çıkmış, sonbaharda şehre inmiş, şehir ve göçebe hayâtını birlikte yürütmüştür.
Kıyâfet: Erzurum’un mahallî kıyâfeti vardır. Kadınların geleneksel giyimi ihram (ehram)dır.İhram 185x215 cm ebadında seyrek dokunmuş bir kumaştır. Kızların, gelinlerin ve güngörmüş hanımların giydikleri ihramlar ayrı şekil ve renktedir. Ayrıca bindallı, üçetek, şalvar, pamuklu ceket ve yelek, gümüş kemer, gümüş takunya, çiçekli ve sırmalı fes, ayağa giyilen yemeni, nalın veya potin kadın kıyâfetleridir. Erkeklerde ise şalvar, yelek, kazak, kuşak ve çarık en çok kullanılan mahallî kıyâfet idi. Bugün çoğu terk edilmiştir.
Yemekleri: Mahallî başlıca yemekleri; kesme çorbası, hınkal, çaşır, aşotu, kadayıf dolması, çiriş, lor dolması ve lavaştır.
El sanatları: Orta Asya’dan gelen kervanlar Erzurum’a uğrayıp Trabzon’a geçerlerdi. Ticâret merkezi olan Erzurum’da el sanaları çok gelişmişti. Bakırcılık, kuyumculuk, oltu taşından tesbih, kolye ve çeşitli eşyâ yapımı, dokumacılık, kıldan çadır ve çuval, yünden ihram, şal ve çorap yapılır. Narman, İspir ve Hınıs köylerinde halı dokumacılığı yaygındır.
Halk Edebiyâtı: Erzurum efsâne, destan, atasözü, halk hikâyeleri, masal, mâni, tekerleme ve ninnileri ile zengin ve meşhurdur. Divan edebiyâtı şâirlerinden Nef’î (1572-1635), Erzurum’un Pasinler ilçesinde doğdu. Halk şâirlerinden birçoğu Erzurumludur. Bunlardan Kâtibi Lezgi Ahmed, Erzurumlu Emrâh, Erbâbî, Şehvârî, Sümmânî, Hinânî, Zelâlet ve Havâsî, âlim ve şâir Kâdı Mustafa Darîr en çok tanınanlarıdır.
Folklor: Erzurum folklor ve türküler bakımından çok zengindir. Mertlik, dürüstlük ve kahramanlık sembolü olan “dadaş”ların oynadığı “bar”ı meşhurdur. Çeşitli “bar”lar vardır. Temirağa, Turna, Uzundere, Hançer, Tavuk ve Güvercin barı başta gelir. Bar husûsi kıyâfet giyilerek oynanır. Erkek ve kadınlar ayrı ayrı oynarlar.
Atlı cirit: Orta Asya’dan bu yana Türklerin eski ve millî bir sporu olan ve at üzerinde oynanan cirit pekçok yerde unutulmasına rağmen, Erzurum bu geleneği devâm ettirmiştir.
Eğitim: Erzurum en çok köyü olan bir ilimizdir. Köylerinin % 90’ında okul vardır. Okuma-yazma nisbeti düşük olup, % 70’tir. İlde 38 anaokulu, 1225 ilkokul, 82 ortaokul, 8 meslekî ve teknik ortaokul, 22 lise, 17 meslekî ve teknik lise vardır. 1958’den bu yana faaliyette bulunan Erzurum Atatürk Üniversitesine bağlı Zirâat, Fen, Edebiyât, Tıp, İşletme, Diş Hekimliği, İslâmî İlimler, Veterinerlik Fakülteleri, Yabancı Diller Okulu (Fakülte), 4 Yıllık Eğitim Fakülteleri, Meslek Yüksek Okulu (Fakülte) ve İlâhiyat Fakültesi bulunmaktadır.
İlçeleri
Erzurum’un biri merkez olmak üzere on dokuz ilçesi vardır.
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 270.006 olup, 242.391’i ilçe merkezinde, 27.615’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 34, Dumlu bucağına bağlı 17 köyü vardır. İlçe toprakları genelde dağlıktır. Dağlar arasında kalan Erzurum Ovası verimlidir. Güney doğusunda Palandöken Dağları, kuzey doğusunda Kargapazarı Dağları yer alır. İlçe topraklarını Karasu Çayının kolları sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı ve patatestir. Dağlık bölgelerde yer alan köylerde hayvancılık yapılır. Şeker Fabrikası, Et Kombinası, Doysan Nebati Yağ Fabrikası, Deri Konfeksiyon Fabrikası, Tuğla ve Kiremit Fabrikaları başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi; Palandöken Dağlarının eteklerinde hafif eğimli bir yerde kurulmuştur. Denizden yüksekliği 1950-2000 m arasında değişmektedir. Eski şehir surlarla çevrilidir. Doğunun en büyük ticâret merkezidir. Erzincan-Kars, demir ve karayolu, Erzincan Ağrı karayolu ilçeden geçer. Türkiye’nin kışı en soğuk geçen şehirlerindendir. Isı -40 °C ilâ -34 °C arasında seyreder.
Aşkale: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 42.533 olup, 15.494’ü ilçe merkezinde, 27.039’u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 36, Çiftlik bucağına bağlı 22, Kandilli bucağına bağlı 9 köyü vardır. Yüzölçümü 1527 km2 olup, nüfus yoğunluğu 28’dir. İlçe toprakları genelde dağlıktır. Kuzeyinde Kop Dağları, güneyinde Palandöken Dağları, bu dağların orta kesiminde ise Karasu Ovası yer alır.
Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri, buğday, arpa, çavdar, patates ve şekerpancarıdır. En çok sığır beslenir. Çimento fabrikası başlıca sanâyi kuruluşudur. İlçe topraklarında kömür ve kireçtaşı yatakları vardır.
İlçe merkezi Karasu Vâdisinde kurulmuştur. Erzurum-İstanbul ve Erzurum-Bayburt karayolları ilçede kesişir. İl merkezine 53 km mesafededir. İlçe belediyesi 1967’de kurulmuştur.
Çat: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 24.921 olup, 3878’i ilçe merkezinde 21.043’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 37 köyü vardır. Yüzölçümü 1386 km2 olup, nüfus yoğunluğu 18’dir. İlçe toprakları dağlıktır. Kuzeyinde Dumanlıdağ ve Palandöken Dağları, güneyinde ise Karagöl Dağları yer alır. Tuzla Çayı Dağları derin biçimde yararak ilçe topraklarının ortasından akar. Akarsu boylarında küçük düzlükler vardır. Dumanlı Dağı, sarı çam ormanları ile kaplıdır.
Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. Yaylacılık yoluyla çok sayıda koyun beslenir. Yağ, peynir, yapağı kıl ve deri başlıca hayvansal ürünlerdir. İlçe merkezi Tuzla Çayı Vâdisinde kurulmuştur. Erzurum-Bingöl karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 52 km mesâfededir. Belediyesi 1954’te kurulmuştur.
Hınıs: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 45.514 olup, 16.005’i ilçe merkezinde, 29.509’u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 58, Halilçavuş bucağına bağlı 24 köyü vardır. İlçe toprakları yüksek bir platoda yer alır. Hınıs-Varto çöküntü alanının kuzeydoğu bölümü ilçe sınırları içinde kalır. En önemli akarsuyu Hınıs Çayıdır.
Ekonomisi hayvancılığa dayanır. Yaylacılık yöntemiyle koyun ve sığır beslenir. Canlı hayvan ticareti yapılır. Süt ve süt ürünleri, yapağı, kıl ve deri başlıca hayvanî ürünlerdir. Hınıs Ovasında tarım yapılır. Başlıca tarım ürünleri buğday, şekerpancarı, patates ve arpa olup, ayrıca az miktarda çavdar, elma ve soğan yetiştirilir. Köylerde el tezgahlarında halı ve kilim dokunur.
İlçe merkezi, gelişmemiş küçük bir yerleşim yeridir. İl merkezine 145 km mesafededir. İl merkezine bağlantısı zayıftır. Denizden yüksekliği 1600 metredir. Kentteki ticâreti elinde tutan büyük toprak sahiplerinin büyük bölümü il merkezinde yaşar.
Horasan: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 49.677 olup, 14.144’ü ilçe merkezinde 35.533’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 49, Aras bucağına bağlı 24 köyü vardır. Yüzölçümü 1669 km2 olup, nüfus yoğunluğu 30’dur. İlçe toprakları dağlıktır. Kuzeyinde Erzurum-Kars platosu, güneyinde Karasu-Aras dağları yer alır. Aras Irmağı vadisinde küçük düzlükler vardır. Dağlardan kaynaklanan küçük akarsular Aras Irmağına karışır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, şekerpancarı, arpa ve patates olup, ayrıca az miktarda çavdar, fiğ, soğan ve baklagiller yetiştirilir. Hayvancılık, âile tüketimine yönelik bir sektördür. Şekerpancarı üretimi başlamasından sonra hayvancılığı geliştirme ve yaygınlaştırma projesi uygulanmaya başlanmıştır. Aras bucağına bağlı Aliceyek köyündeki linyit yatakları işletilir.
İlçe merkezi, Erzurum-Kars demiryolu ve Kars-Artvin-Ağrı-İran karayolu üzerinde bir kavşak noktasıdır. İl merkezine 80 km mesafededir.  Gelişmemiş, küçük bir yerleşim merkezidir. İlçe belediyesi 1952’de kurulmuştur. 30 Ekim 1983’te meydana gelen zelzele ilçede önemli hasara sebep olmuştur.
Ilıca: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 40.392 olup, 12.638’i ilçe merkezinde, 27.754’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 39, Ovacık bucağına bağlı 34 köyü vardır. İlçe toprakları engebeli düzlüklerden meydana gelir. Güneyinde Palandöken Dağlarının uzantıları yer alır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı ve patatestir. İlçe merkezi, Erzurum-Erzincan karayolu üzerinde yer alır. Demiryolu ise ilçe kıyısından geçer. Merkez ilçeye bağlı bir bucak iken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu.
İspir: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 34.172 olup, 8032’si ilçe merkezinde, 26.140’ı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 47, Çamlıkaya bucağına bağlı 17,  Kırık bucağına bağlı 25 köyü vardır. İlçe topraklarını Doğu Karadeniz Sıradağları engebelendirir. Bu dağların arasında Çoruh-Kelkit Vâdi Oyuğu yer alır. Çoruh Irmağı ilçe topraklarını sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. İklim şartları uygun olduğundan çeşitli tarım ürünleri yetiştirilir. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, fiğ ve patates olup, ayrıca az miktarda fasulye, çavdar ve soğan yetiştirilir. Merkez ilçenin sebze ve meyve ihtiyacının büyük bölümü Çoruh Irmağı kıyısında yetiştirilir. Yaylacılık yöntemi ile hayvancılık yapılır ve en çok koyun ve sığır beslenir. İlçe topraklarında bakır ve linyit yatakları vardır.
İlçe merkezi, Şehir Suyu vâdisinde, Hasan Dağının güney eteklerinde kurulmuştur. Gelişmemiş ve küçük bir yerleşim merkezidir. İl merkezine 140 km mesâfededir. Erzurum-Rize karayolu ilçeden geçer. Belediyesi 1886’da kurulmuştur.
Karaçoban: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 19.704 olup, 7498’i ilçe merkezinde, 12.206’sı köylerde yaşamaktadır. İlçe toprakları orta yükseklikte engebeli araziden meydana gelir. Hınıs Çayı ilçe topraklarını sular.
Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. Yaylacılık yoluyla çok sayıda küçükbaş hayvan beslenir. Akarsu vâdilerinde az da olsa tarım yapılır. Bâzı köylerinde düşük kalorili kömür çıkarılır. Verim düşüktür. İlçe merkezi Hınıs Çayı kıyısında  kurulmuştur. Hınıs’ın Karacaköprü bucağına bağlı belediyelik bir köy iken 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu.
Karayazı: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 47.935 olup, 5560’ı ilçe merkezinde, 42.375’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 18, Elmalıdere bucağına bağlı 21, Göksu bucağına bağlı 20, Söylemir bucağına bağlı 15 köyü vardır. Yüzölçümü 2.531 km2 olup, nüfus yoğunluğu 19’dur. İlçe topraklarını Çakmak Dağı engebelendirir. Dağlardan kaynaklanan suları Aras Irmağı ve Elmalıdere toplar, Yüksek kesimlerdeki düzlükler hayvancılık açısından önemlidir.
Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. Çok sayıda küçük baş hayvan beslenir Canlı hayvan ticâreti yaygındır. Yün, yapağı, deri ve süt ürünleri başlıca hayvansal ürünleridir. Tarıma müsâit olan arâzi az olduğundan üretim düşüktür. Az miktarda buğday, arpa ve patates yetiştirilir. İlçe merkezi, Ağrı sınırında yer alır. Eski ismi Bayraktar’dır. 1937’de ilçe merkezi oldu. Gelişmemiş ve küçük bir yerleşim merkezidir. İl merkezine 131 km mesâfededir. İlçe belediyesi 1944’te kurulmuştur.
Köprüköy: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 19.760 olup, 5890’ı ilçe merkezinde, 13.870’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 25 köyü vardır. İlçe toprakları dağlarla çevrilidir. Pasinler Ovasında yer alır. Aras Nehri ilçe topraklarını sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri patates, şekerpancarı, buğday ve arpadır.Hayvancılık ekonomik açıdan önemlidir. İlçe merkezi, Pasinler Ovasında, Aras Çayı kıyısında kurulmuştur. Eski ismi Cobendede’dir. Erzurum-Kars demir yolu ilçe yakınından geçer. Pasinlere bağlı bucak merkezi iken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu.
Narman: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 25.699 olup, 6989’u ilçe merkezinde 18.710’u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 35, Kışlaköy bucağına bağlı 7 köyü vardır. Yüzölçümü 863 km2 olup nüfus yoğunluğu 30’dur. İlçe topraklarını Kargapınarı ve Allahüekber Dağları engebelendirir. Orta kesimi plato görünümündedir. Dağlardan kaynaklanan suları Narman Çayı ve kolları toplar.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri patates, buğday ve arpa olup, ayrıca az miktarda şekerpancarı, baklagiller ve elma yetiştirilir. Hayvancılık ekonomik açıdan önemli geçim kaynağıdır. İlçe topraklarında tuz yatakları vardır. İlçe merkezi, Kargapazarı Dağlarının kuzeydoğu eteklerinde yer alır. Denizden 1700 m yüksekliktedir. Erzurum’u Göle üzerinden Kars’a bağlayan karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 97 km mesâfededir. İlçe belediyesi 1953’te kurulmuştur.
Oltu: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 45.973 olup, 21.817’si ilçe merkezinde, 24.156’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 64 köyü vardır. Yüzölçümü 1380 km2 olup, nüfus yoğunluğu 33’tür. İlçe topraklarını Çoruh-Kelkit Dağları engebelendirir. Dağlar akarsu vâdileriyle derin bir şekilde yarılmıştır. Oltu Çayı başlıca akarsuyudur.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri patates, buğday, şekerpancarı ve arpa olup, ayrıca az miktarda elma, dut, ceviz baklagiller yetiştirilir. Yaylacılık yöntemi ile çok sayıda koyun beslenen ilçede sığır sun’î tohumlama istasyonu kurulmuştur. İlçe topraklarında manganez, tuz ve linyit yatakları vardır. Kolay işlenen oltu taşı kolye, tesbih, küpe, ağızlık gibi hediyelik eşya yapımında kullanılır. İhram dokumacılığı yaygındır.
İlçe merkezi Oltu Çayı kıyısında kurulmuştur. Erzurum-Artvin karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 126 km mesafededir. Eski ismi Oltisi’dir.
Olur: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 15.497 olup, 2713’ü ilçe merkezinde 12.784’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 40 köyü vardır. Yüzölçümü 830 km2 olup, nüfus yoğunluğu 19’dur. İlçe topraklarını Yalnızçam Dağları engebelendirir. Dağlardan kaynaklanan suları Olur Çayı ve Tavusker Deresi toplar.
Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. Yaylacılık yöntemi ile çok sayıda koyun beslenir. Hayvancılığa bağlı olarak, ilçede yünlü dokumacılık gelişmiştir. Ekime elverişli arâzisi az olduğundan üretim düşüktür. Az miktarda buğday, arpa, patates, elma, dut, kayısı ve ceviz yetiştirilir.
İlçe merkezi Olur Çayı Vâdisine açılan küçük bir vâdide kurulmuştur. Denizden yüksekliği 1300 metredir. İl merkezine 180 km mesafededir. Gelişmemiş ve küçük bir yerleşim merkezidir. Belediyesi 1958’de kurulmuştur.
Pasinler: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 42.991 olup, 19.144’ü ilçe merkezinde, 23.847’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 57 köyü vardır. İlçe toprakları dağlarla çevrili olup orta kesiminde Pasinler Ovası yer alır. Kuzeybatısını Kargapazarı Dağları, güneyini Şahvelet Dağları engebelendirir. Dağlardan kaynaklanan suları Aras Irmağı ve kolları toplar.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri patates, şekerpancarı, buğday ve arpadır. Hayvancılık ekonomik açıdan önemli olup, sığır besiciliği yaygındır. İlçe topraklarında perlit ve linyit yatakları vardır. Tuğla ve kiremit fabrikası başlıca sanâyi kuruluşudur.
İlçe merkezi, Pasinler Ovasının batısında Kargapazarı Dağları ile Palandöken Dağları arasında kurulmuştur. Eski adı Hasankale’dir. Erzurum Ağrı karayolu ve Erzurum-Kars demiryolu ilçeden geçer. İl merkezine 37 km mesâfededir. Denizden yüksekliği 1665 metre olan ilçe önemli bir deprem kuşağı üzerinde yer alır. İlçe belediyesi 1877’de kurulmuştur.
Pazaryolu: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 9779 olup, 3124’ü ilçe merkezinde, 6655’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 35 köyü vardır. İlçe toprakları Çoruh-Kelkit Vâdi oyuğunda yer alır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, fiğ ve patatestir. Çoruh Irmağı boyunca sebze ve meyve yetiştiriciliği yaygındır. Hayvancılık gelişmiştir. İlçe merkezi Çoruh Irmağı kenarında kurulmuştur. İspir’e bağlı bir bucak iken 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu.
Şenkaya: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 33.115 olup, 3033’ü ilçe merkezinde 30.082’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 11, Akşar bucağına bağlı 24, Gâziler bucağına bağlı 13, Kömülü bucağına bağlı 18 köyü vardır. Yüzölçümü 1466 km2 olup, nüfus yoğunluğu 23’tür. İlçe toprakları yüksek ve engebeli alanlardan meydana gelir. Doğusunda Allahüekber Dağları, güneyinde Soğanlı Dağı ve Güllü Dağı yer alır.  Dağların yüksek kesimlerinde hayvancılık açısından önemli geniş yaylalar vardır. Dağlardan kaynaklanan suları Penek Çayı toplar.
Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. Yaylacılık metoduyla en çok küçük baş hayvan beslenir. Canlı hayvan ticareti yaygındır. Ekime müsâit alanlar az olduğundan üretim düşüktür. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, patates ve elma olup, az miktarda dut ve ceviz yetiştirilir. İlçe topraklarında linyit yatakları vardır.
İlçe merkezi Kars sınırına yakın bir yerde kurulmuştur. Eski ismi Örtülü’dür Gelişmemiş ve küçük bir yerleşim merkezidir. İl merkezine 192 km mesafededir. 1949’da ilçe olan Şenkaya’nın belediyesi aynı yıl kuruldu.
Tekman: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 34.184 olup, 3150’si ilçe merkezinde, 31.034’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 42, Gökoğlan bucağına bağlı 26 köyü vardır. Yüzölçümü 2197 km2 olup, nüfus yoğunluğu 16’dır. İlçe toprakları yüksek dağlarla kuşatılmıştır. Batısını Şakşak Dağı, kuzeyini Palandöken ve Şahvelet dağları, güneyini Bingöl Dağları engebelendirir. İlçe topraklarından kaynaklanan suları Peri Suyu toplar.
Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. Yaylacılık metoduyla çok sayıda koyun beslenir. Ekime müsait alanlar az olduğundan üretim düşüktür. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, çavdar ve patatesdir. İlçe merkezi Palandöken Dağlarının güney eteklerinde Aras Irmağı Vâdisinde kurulmuştur. Denizden yüksekliği 1925 metredir. Gelişmemiş ve küçük bir yerleşim merkezidir. İl merkezine 49 km mesâfededir. İlçe belediyesi 1946’da kurulmuştur.
Tortum: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 34.100 olup, 5349’u ilçe merkezinde 28.751’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 36,  Şenyurt bucağına bağlı 14 köyü vardır. Yüzölçümü 1090 km2 olup, nüfus yoğunluğu 31’dir. İlçe toprakları genelde dağlıktır. Kuzeyinde Deve Dağı, kuzeydoğusunda Akdağ, doğu ve güneyinde Kargapazarı Dağları, batısında Mescit Dağı yer alır. Dağlar, akarsu vâdileriyle derin biçimde parçalanmıştır.
Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri patates, buğday, elma, arpa ve çavdar olup, ayrıca az miktarda ceviz, dut, baklagiller ve soğan yetiştirilir. Yüksek kesimlerde yaylacılık yoluyla küçük baş hayvan besiciliği yapılır. Arıcılığın geliştiği ilçenin bazı köylerinde el tezgahlarında dokumacılık yapılır.
İlçe merkezi, Tortum Çayı Vâdisinde kurulmuştur. Erzurum Artvin karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 52 km mesafededir. Denizden yüksekliği 1650 metredir. Ekonomik yönden geri kalmış bir yerleşim merkezidir. Belediyesi 1890’da kurulmuştur.
Uzundere: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 12.249 olup, 3499’u ilçe merkezinde 8750’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 10 köyü vardır. Yüzölçümü 850 km2 olup, nüfus yoğunluğu 14’tür. İlçe toprakları genelde dağlıktır. Batısında Akdağ, doğusunda Mescid Dağları yer alır. Bir heyelan gölü olan Tortum Gölü ilçe sınırları içinde kalır. İlçe topraklarını Tortum Çayı sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Bağcılık ve sebzecilik gelişmiştir. Yaylacılık yöntemiyle küçükbaş hayvan besiciliği yapılır. İlçe merkezi Akdağların eteklerinde yer alır. İl merkezine 85 km mesafededir. Erzurum-Ağrı karayolu ilçe yakınlarından geçer. Tortum’a bağlı bir bucak iken, 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu. Belediyesi 1956’da kurulmuştur.
Târihî Eserler ve Turistik Yerleri
Erzurum zengin târihî eserleri, temiz havası, soğuk ve güzel suları, tabiî güzellikleri, dağ ve kış sporları, kaplıca ve ılıcaları ile turizme çok elverişlidir.
Erzurum Kalesi: Romalılar devrinde yapılmıştır. Osmanlı devleti zamânında ve o devre kadar bölgeye hâkim olan devletler tarafından bir çok defâ tâmir ettirilmiştir. Kaynaklarda üç kat surla çevrili olduğu bildirilen kalede 110 burç ve kule bulunuyordu. İç ve dış kuleler yıkılmıştır.
Hınıs Kalesi: Hınıs ilçesinin bahçe mahallesinde kayalar üzerine yapılmıştır. Yapım târihi kesin belli olmamakla birlikte İlhanlılar döneminde yapıldığı tahmin edilmektedir. Kânûnî Sultan Süleymân devrinde tâmir edilmiş olan kalenin büyük kısmı yıkık vaziyettedir.
İspir Kalesi: İspir ilçesinin kuzeybatısında Çoruh nehri kıyısındadır. Yapım târihi belli değildir. Saltuklu, Selçuklu ve Osmanlılar devrinde tâmir edilmiştir. Kalenin dış surları yıkılmış olup, iç kale surları ve burçları sağlamdır.
Oltu Kalesi: Oltu Çayı kıyısında, sarp bir tepe üzerinde yapılmıştır. Yapım târihi kesin belli değildir. İç kale sağlam olup, güneyinde büyük ve görkemli bir burcu vardır. Diğer kısımları yıkılmıştır.
Hasankale (Pasinler Kalesi): Hasanbaba Dağı eteğinde, Pasinler ilçesinin doğusundaki kayalıklar üzerindedir. Bâzı kaynaklarda İlhanlılardan Emir Hacı Togay’ın oğlu Hasan tarafından yaptırıldığı yazmaktadır. Yıkık vaziyettedir. İç kalenin güney ve batı bölümleri sağlamdır.
Avnik (Soğuksu) Kalesi: Pasinler’in Güzelhisar (Avnik) köyünün kuzeyindedir. Selçuklu ve Saltuklu mîmârisinin hâkim olduğu kale üç surla çevrilidir.
Tortum Kalesi: Tortum ilçesinden 14 km uzaklıkta Kale köyündedir. Yapım târihi kesin belli değildir. Kuzey bölümündeki duvar ve burçlar sağlamdır.
Çifte Minareli Medrese: Erzurum’un bir nevi sembolüdür. Selçuklu Sultânı Birinci Alâeddîn Keykubat’ın kızı Hüdâvent Hâtun tarafından 1253 senesinde yaptırılmış olup, Anadolu’nun en büyük sanat şâheserlerinden biridir. Kümbeti de Erzurum’un en büyük kümbetidir. 26 metre yüksekliğindeki çift minâresi renk renk çinilerle süslüdür. 37 odası ve câmisi vardır. Dördüncü Murad Han tâmir ettirmiştir. Müze olarak kullanılmaktadır. Medresenin bâzı yazı ve parçaları sökülerek Leningrad Müzesine götürülmüştür. Anadolu’daki medreselerin en büyüğüdür. Çinilerle süslü minârede Allah, Muhammed ve ilk dört büyük halîfenin (Çihâr Yâr-ı Güzîn) isimleri vardır. Medresenin ikinci katı dört eyvan arasında, dört müstakil grup hâlinde tanzim edilmiştir. Birinci kata inmeden bir bölümden diğerine geçmek mümkün değildir. İkinci kat hücreleri de alt kattakiler gibi dikdörtgen plânlı olup, kırma taşlarla örülmüş, beşik bir tonozla örtülüdür. Alt kat hücre kapılarında görülen çok değişik şekiller ve tezyinat üst kattakilerde görülmez.
Yakutiye Medresesi: İlhanlı Sultanı Olcayto zamânında 1310’da yaptırılmıştır. Taş kapısının işlemeleri çok kıymetli bir sanat şaheseridir. Kubbeli medrese dört eyvanlı kapalı avlulu medrese tipindedir. Taçkapı cephenin tam ortasındadır. Cephenin iki köşesine kesme taştan iki silindirik istinat kulesi yerleştirilmiştir. Medrese, Hoca Cemâleddîn Yâkut tarafından, Sultan Gazan ve Horasanlı Bolugan Hâtun yardımıyle yaptırılmıştır.
Ahmediye Medresesi: Süslemesiz, sâde bir yapıdır. İlhanlılar zamânında 1314’te yapılmıştır. Erzincankapı mevkiinde ve Murad Paşa Câmii yakınındadır. Harâbe hâlindedir. Ahmed bin Ali bin Yûsuf yaptırmıştır.
Şeyhler Medresesi: Osmanlı devri medreselerinden kalan bir medresedir. 1760’da inşâ edilmiştir. Bir avlu etrâfına toplanmış tek katlı hücrelerden ibârettir.
Kadıoğlu Medresesi: İspir ilçesi Çarşı Câmii yakınlarındadır. 1726’da Erzurum Müftüsü Kâdızâde Mehmed Efendi tarafından yaptırılmıştır. Avlu çevresinde on ders odası vardır. Yapı dıştan toprakla örtülü olup, ders odaları avluya açılan pencerelerden ışık alır.
Ulu Câmi: Saltukoğullarından Ebü’l-Feth Muhammed tarafından 1179’da yaptırılmıştır. Gördüğü tâmirâtlar yüzünden ilk şeklini kaybetmiştir. Erzurum’un en eski ve en büyük câmisidir. Atabey veya Atabek Câmii de denir. Doğu ve kuzeyinde ayrı üslûp ve yapıda üç kapısı vardır.
Lala Paşa Câmii: Yâkutiye Medresesinin doğusundadır. 1562’de Kıbrıs Fâtihi Lala Mustafa Paşa tarafından yaptırılmıştır. Beyaz taştan yapılan minâre, kırmızı taş bileziklerle süslüdür. Minâre boyu kısadır. İç süslemesi, renk, yapı ve ünlü çinileriyle, klasik Osmanlı mîmârîsinin önemli eserlerindendir.
Murad Paşa Câmii: 1573’te, Sadrâzam Kuyucu Murad Paşa tarafından Erzurum beylerbeyi iken yaptırılmıştır. Ahşap minber ve kapıları Osmanlı ağaç işlemeciliğinin güzel örneklerindendir.
Kurşunlu Külliyesi: Câmi ve medreseden meydana gelen külliye, 1701’de Şeyhülislâm Erzurumlu Feyzulah Efendi tarafından yaptırılmıştır. Minâresi 8 sıradan meydana gelmiş ve kırmızı taştan yapılmış halkalarla süslüdür. Câmi kapısının ağaç işçiliği çok kıymetlidir. Medrese on iki odalı olup, klâsik Osmanlı medreseleri plânındadır.
Kale Mescidi: İç kalededir. Saltuklular devride yaptırılmıştır. Kümbet biçimiyle değişik bir mîmârî tarzı vardır.
Esad Paşa Câmii: 1835’te Erzurum Vâlisi Esad Muhlis Paşa tarafından yaptırılmıştır. 1852’de Sultan Abdülmecîd Han Nûruosmâniye Câmiine benzeterek onartmıştır. Erzurum câmileri içinde en yüksek kubbeli olanıdır.
Gürcü Kapısı (Ali Ağa ) Câmii: On yedinci asır başlarında yeniçeri başı Kürkçü Ali Ağa tarafından yaptırıldığı tahmin edilmektedir. Kare plânlı ve tek kubbeli bir câmidir.
Cennetzâde Câmii: 1786’da Erzurumlu İsmâil Efendi tarafından yaptırılmıştır.
Emir Saltuk (Melik Gâzi)Kümbeti: Çifte minâreli medresenin güneyinde bulunan üç kümbetten en büyüğüdür. On ikinci asır sonlarında yapılmış Anadolu’nun en eski kümbetlerindendir. İçinde Saltukoğullarından Emir Saltuk medfundur.
Karanlık Kümbet: 1308 senesinde yapılmıştır. Derviş Ağa Câmiinin karşısındadır. Emir Sadreddîn Tübey tarafından yaptırılmıştır.
Gümüşlü Kümbet: Kare kâideli ve sekizgen gövdelidir. Kıble istikâmetinde küçük bir mihrabı vardır. Gıyâseddîn Gâzi için yapılmıştır. On üçüncü asır eserlerindendir.
Cimcime Sultan Kümbeti: Ulu Câminin kuzeyindedir. On dördüncü asrın başlarında inşâ edilmiştir.
Râbia Hâtun Kümbeti:Kayseri’deki döner kümbete benzemektedir. On dördüncü asır başlarında yapılmıştır. Sâdece yarım bir duvarı kalmıştır.
Taşhan (Rüstem Paşa)Kervansarayı: 1514-1561 târihleri arasında Sadrâzam Rüstem Paşa tarafından yaptırılmıştır. Fevziye Mahallesindedir. Oltu taşı îmâlatçıları çarşı olarak kullanmaktadır.
Boyahâne Hamamı: Boyahâne Câmiinin yanındadır. 1567’de Hacı Emin Paşa tarafından yaptırılmıştır. Yıkılan yapı daha sonra onarılmıştır.
Şeyhler Hamamı: Şeyhler Mahallesinde olup, Şeyhler Câmiine vakıf olarak 13. yüzyılda Habib Efendi tarafından yaptırılmıştır.
Erzurum çeşmeleri: Erzurum, çeşmeleri ile de ünlüdür. İl merkezinde elliden fazla çeşme olup, en meşhurları şunlardır:Cennet Çeşmesi, Şâfiler Çeşmesi (1556), Kale Çeşmesi (1681), İsmâil Ağa Çeşmesi (1734), (:::)ınar Çeşmesi (1745), Yazıcıoğlu Çeşmesi (1748), Dörtgüllü Çeşme (1775),
Erzurum Tophânesi: Dördüncü Murad Han yaptırmıştır. Erzurum’da dökülen Balyemez toplarını 4000 dev cüsseli camız çekerek Revan’a getirmiş ve İran’a karşı zafer kazanılmıştır. Erzurum’da dökülen toplar, dünyâ silâh târihine geçmiştir.
Saat Kulesi (Tepsi Minâre): Şehrin en yüksek noktası İçkale’dedir. On ikinci asırda Saltukoğulları tarafından gözetleme kulesi olarak yapılmıştır. Kâidesi kesmetaş, gövdesi tuğladandır. Üst kısmındaki tahta külah 19. asır ilâvesidir. Kale mescidinin minâre vazîfesini de görür. Kale mescidi harâbe hâldedir. Kûfî kitâbede “İnanç Beygu Alp Tuğrul Bey Ebi’l Muzaffer Kasım” okunmaktadır. Anadolu’nun bilinen en eski Selçuklu minâresidir.
Tabyalar: 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşında Erzurum’u savunmak maksadıyla yapılmıştır. Aziziye Tabyasında büyük bir anıt vardır. Kahraman Erzurum kadınlarını temsil eden Nene Hâtun kabri buradadır. Nene Hâtun Türk târihine “93 Harbi” diye geçen 1878 Türk-Rus savaşında destanlaşan kahraman, yiğit bir Türk kadınıdır. Sivişli köyündendir. 1857-1955 yılları arasında yaşamıştır. 98 yaşında vefât etmiştir. Aziziye Tabyası Abdülazîz’in emriyle Topdağı’nda Erzurum Vâlisi Müşir Fosfor Mustafa Paşa tarafından yaptırılmıştır. 27 Ekim 1877’de geri çekilen Gâzi Ahmed Muhtar Paşa emrindeki ordu ve Erzurum halkı Ruslara karşı başarılı bir savunma vererek Rusları geriye püskürtmüştü. Bu savunma, Avrupa’da kurmaylara ders olarak okutulmaktadır. Aziziye’den başka Mecidiye, Ağzıaçık ve Sivişli, Ahali, Dolangez, Büyük Hüyük, Küçük Hüyük, B. Kiremetli, K. Kiremitli bilhassa Uzun Ahmed tabyaları vardır.
ERZURUM TABYALARINDAN
Bir şimşek çakıyor, yine bir şimşek
Çakıyor Erzurum tabyalarından.
Dizilmiş nağmeler, nineler tek tek,
Bakıyor Erzurum tabyalarından.
 
Yediden yetmişe tek vücut tek can,
Erzurum bir sevdâ, Erzurum vatan...
Taptaze bir yara gibi o kan,
Akıyor Erzurum tabyalarından.
 
Bu sevdâ bir sel ki teşnedir, kine,
Bir kere kabardı mı sığmaz bendine.
Bu sevdâ yıllardır, bizi kendine,
Çekiyor Erzurum tabyalarından.
 
Ahmed Muhtar Paşam, al bizi yürüt,
Küffârın kökünü yeniden kurut.
Dün bugün misâli hâlâ kan, barut,
Kokuyor Erzurum tabyalarından.
 
Dadaşıma artık ha ateş ha kar;
Burda savaşın adı kanlı bar.
Ovaya sis değil, mücâhit ruhlar
Çöküyor Erzurum tabyalarından.
 
Gökler alev alev, yer bayrak bayrak,
Ya şu ufuklar, şu dağlara bak!
Bu gece dünyâya başka bir şafak
Söküyor Erzurum tabyalarından.
 
Bekir Sıtkım şaşma, nice bu târih,
Gündüz bir târih, gece bir târih...
Destanı sen değil, koca bir târih
Okuyor Erzurum tabyalarından.
Şehitlik: Sultan Abdülmecîd Han devrinde yapılmış olup, 93 Harbi, Birinci Dünyâ Harbi, İstiklâl Harbi ve sonrası bâzı şehitleri sînesinde toplamıştır.
Mesîre Yerleri: Erzurum târihî zenginliği yanında tabiî güzellikleri ile de meşhurdur. Bâzı mesîre yerleri şunlardır:
Hasankale: İl merkezine 39 km uzaklıktadır. Şifâlı su kaynakları ve yeşillikleriyle ünlüdür.
Boğaz: Erzurum’a 7 km uzaklıkta Palandöken Dağlarının Siğreli Tepesi ile Eğerli Dağı arasında kalan bol sulu ağaçlıklı şirin bir mesîre yeridir.
Türbe: İl merkezine 3 km uzaklıkta, mübârek bir İslâm büyüğü olan Abdurrahmân Gâzinin türbesinin bulunduğu yerdir. Erzurum’un içinde şifâlı sularıyla meşhur bir ziyâret ve dinlenme yeridir. Manzarası ve havası çok güzeldir. Suları böbrek hastalarına iyi gelir.
Tortum Çağlayanı ve Gölü: Türkiye’nin en yüksek çağlayanıdır. Sular 50 metre yükseklikten aşağı düşer. Çağlayan ve gölün manzarası çok güzeldir.Suları berrak olup, bol balık bulunur. Basamaklı kalker bankların üzerinden düşüş yapan sular yüksekliğin fazlalığı ve düşüşün sertliği ile çok güzel bir manzara meydana getirir.
Palandöken Telesiyej Hattı ve Kayak Tesisleri: Erzurum’a 6 km uzaklıkta ve 2250-3176 m irtifada bulunan bu tesislerde senenin 7 ayı kayak yapılabilir. Saatte 300 kişilik taşıma kapasitesi olan telesiyej hattında üç ana istasyon vardır.
Kaplıcaları: Şifâlı su bakımından zengin olan Erzurum’da bu kaynaklardan yeteri kadar faydalanılamamaktadır.
Pasinler Kaplıcası: Pasinler ilçesi yakınındadır. Mâdensuyu niteliğindeki suyu şişelenmektedir. Kaplıcada terminal tesisler vardır.
Ilıca Kaplıcası: Ilıca ilçesindedir. Mîde,barsak, karaciğer, safrakesesi ve şeker hastalıklarına iyi gelmektedir. Kaplıcanın yanında konaklama tesisleri vardır.
Akdağ Kaplıcası: Merkez ilçeye 28 km uzaklıkta, Erzurum-Artvin karayolu üzerindedir. Suyu mîde, barsak, karaciğer, safrakesesi ve şeker hastalıklarında faydalıdır.

Kaynak

Rehber Ansiklopedisi
Erzincan Hakkında Bilgiler

ERZİNCAN
İlin Kimliği
Yüzölçümü       : 11.903 km2
Nüfûsu               : 299.251
İlçeleri               : Merkez, Çayırlı, İliç, Kemah, Kemaliye, Otlukbeli, Refahiye, Tercan, Üzümlü.
Her çeşit meyvenin yetiştiği, târih boyunca birçok büyük savaşların yapıldığı ve son bin senede on bir defâ haritadan silinen, “etrafı dağlık ortası bağlık” bir ilimiz. İl toprakları 40° 46’ ve 38°15’ doğu meridyenleri ile 39°01’ ve 40°04’ kuzey paralelleri arasında yer alır. Doğuda Erzurum, güneyde Tunceli, güneydoğuda Bingöl, güneybatıda Elazığ-Malatya, batıda Sivas, kuzeybatıda Giresun, kuzeyde Gümüşhâne ve Bayburt illeri ile çevrilmiştir. Trafik kod numarası 24’tür.
İsminin Menşei
Erzincan’ın çok eski devirlerde ismi Aziris idi. Daha sonra bu isim Eriza olarak kullanılmıştır. Türkler burasını fethedince Erzingan ismini koydular. Bu isim halk arasında ilk önce Erinzân, bilâhare Erzincan olarak anılmıştır.
Târihi
Erzincan’ın bilinen târihi Hititlere dayanır. Mühim bir stratejik bölgede ve Asya ile Avrupa’yı birleştiren yollar üzerinde oluşu yüzünden birçok istilâya mâruz kalmıştır. Sırasıyla bölgeye Urartular, Medler, Persler, Makedonyalılar ve Romalılar hâkim oldular. Roma İmparatorluğunun M.S. 395’te ikiye ayrılması ile Anadolu’nun diğer bölgeleri gibi bu bölge de Doğu Roma (Bizans)nın payına düşmüştü. Erzincan havâlisi daha sonraları Sâsânîlerle Romalılar arasında el değiştirmiştir. Hazret-i Osman devrinde Habîb bin Mesleme H. 655 senesinde Erzincan’ı fethederek bölgenin tamâmen Müslümanların idâresine girmesini sağladı. Bir süre sonra Bizanslılar bölgeyi tekrar geri aldılar.
1071 Malazgirt Zaferinden sonra Anadolu Fâtihi Kutalmışoğlu Süleymân Şah, Erzincan’ın fethi görevini büyük komutanlarından Mengüc (Mengücek) Beye verdi ve Mengüc Bey, Erzincan’ı fethetti. Mengücoğulları uzun müddet bu bölgeye hâkim oldular. Selçuklu Sultânı Alâeddîn Keykubad Mengücoğullarının bağımsızlığına son vererek Konya’ya bağlı bir vilâyet hâline getirdi. Sultan Keykubad, 10 Ağustos 1230’da Sultan Harzemşâh ve müttefiklerini Erzincan yakınlarında Yassıçemen’de askerî hezîmete uğrattı.
On üçüncü asrın sonunda Anadolu, Moğol ve İlhanlıların istilâsına uğradı. İlhanlılar ve Selçuklular târih sahnesinden çekilince bu bölge Celâyirlilere daha sonra da Eratnaoğullarının hâkimiyeti altına girdi. Eratnaoğullarından Barak Bey ve Mutahharten Bey, Erzincan ve Kemah’ı 14. asrın ortasına kadar idâre ettiler. 1401’de Osmanlı Sultânı Yıldırım Bâyezîd, bu bölgeyi ele geçirdi. Mutahharten Bey Timur’a sığındı. 1402 Ankara Savaşının bir sebebi de bu oldu. Timur Han Anadolu’yu terk edince Yıldırım’ın oğlu Çelebi Sultan Mehmed, yeniden kaybolan bölgeleri geri aldı. Timur’a bağlı olan Akkoyunlular, Erzincan’a sâhip çıktılar.
Fâtih Sultan Mehmed Han Akkoyunlu Sultânı Uzun Hasan’ı Tercan yakınlarında Otlukbeli Zaferi ile yenerek Erzincan ve civârını ele geçirdi. Akkoyunluları yıkan İran Safevîleri, Erzincan bölgesi için Osmanlılarla mücâdele ettiler. 1514’te Yavuz Sultan Selim Han, Çaldıran Zaferi ile bu bölgeyi Osmanlı Devleti topraklarına kattı.
Osmanlı idâresinde Erzincan, Erzurum beylerbeyliğinin 12 Sancak (vilâyetinden)birinin merkezi oldu.  Eğin (Kemâliye) Sivas Beylerbeyliğine, Kemah ise önce Diyar-ı Bekr sonra da Erzurum beylerbeyliğine bağlandı. Erzincan Tanzimâttan sonra da Erzurum Beylerbeyliğinin 4 sancağından biri oldu.
1877-1878 Türk-Rus savaşından sonra Ruslar, Erzurum ve Kars’ı işgâl edince, Dördüncü Ordu merkezini Erzincan’a nakletti. 24 Temmuz 1916 ile 26 Şubat 1918’e kadar 1 sene 7 ay 3 gün ErzincanRus işgâli altında kaldı. Bu işgâlden sonra Ermeni çeteleri Erzincan’a çok zarar vermişlerdir. 36 ve 28. tümenlerin savunduğu Kemah’a Ruslar giremedi. Cumhûriyet devrinde bütün sancaklara (mutasarrıflıklara) “vilâyet-il” denilince, Erzincan da vilâyet oldu. 1939 senesinde çok şiddetli bir deprem ile Erzincan harâbe hâline geldi.
Fizikî Yapı
Erzincan yüksek dağlar ve platolarla kaplıdır. Arâzinin % 60’ı dağlık % 26’sı plato, % 5,4’ü yayla ve ancak % 8,6’sı ovalardan ibârettir. Ovası az fakat çok verimlidir. Yüksek dağlarla çevrili olan Erzincan, “Sansa Boğazı” ile Erzurum’a, “Kemah Boğazı” ile Sivas’a ve “Çardaklı Boğazı” ile Sivas-Ordu-Giresun’a açılır.
Dağları: İl toprakları içinde kalan önemli dağlar şunlardır: Köhnem Dağı (3045 m), Spikör Dağı (2666 m), Ziyaret Tepe (3147 m), Biçâre Tepesi (3288 m), Mihrak Tepesi (3113 m), Hasankaya Dağı (2.531 m), Ergan Dağı (3256 m), Akbaba Tepesi (3447 m), Dumanlı Dağı (2618 m), Hel Dağı (3195 m), Coşan Dağı (3076 m), Munzur, Cemal Dağları ile Damanlı Dağı üzerinde (Âbuhayat ve Uzunçayıra), Karadağ üzerinde (Takkuran ve Tahsullu) yaylaları havyancılığa çok elverişlidir. Bu yaylalar sulak, kalın ve yumuşak toprak tabakasıyla örtülüdür.
Ovaları: Erzincan’da ovalar az fakat verimlidir. Başlıca iki büyük ovası vardır. Erzincan Ovası: Ortasında Karasu akar. 500 km2lik bu ova çok bereketlidir. Sulu ve kuru tarım yapılır. Etrâfı yüksek dağlarla çevrilidir. Denizden yüksekliği 1200 metredir. Tahıl, mısır, şekerpancarı, nohut ve ayçiçeği yetişir. Tercan Ovası: Karasu etrâfında yer alan birkaç ovaya verilen bir isimdir. Ovanın denizden yüksekliği 1470 metredir. En büyük ova 180 km2lik Pekeriç Ovasıdır. Vâdiler: Erzincan’da birçok vâdi vardır. Karasu Vâdisi 60 km uzunlukta en büyük olanıdır. Tercan Ovası ile birleşir.
Akarsuları: Erzincan’ın en önemli akarsuyu Karasu’dur. Erzurum’un Dumlu Tepelerinden çıkarak Aşkale Boğazından sonra Tercan’a girer. Bu akarsu Fırat’ın batı koludur. Karasu’ya Erzincan içinde pekçok dere ve çay katılır. Bunlardan başlıcaları; Kesrik, Kalecik, Mercan Çayı, Çardaklı Çayı, Işıkpınar Çayı, Kömür Çayı, Tahnasor Çayı, Gedik Deresi, Kuruçay ve Miran Çayıdır. Girlevik Çağlayanı birçok kaynaktan meydana gelen Kalecik Çayının üzerindedir.
Gölleri: Erzincan’da büyük önemli göller yoktur. Dağ ve yaylalarda çok sayıda gölcükler vardır. Başlıcaları: Aygır Gölü, Yedigöller ve Kadıgölü’dür.
İklim ve Bitki Örtüsü
Doğu Anadolu iklimi ile İç Anadolu iklimi arasında bir geçiş sağlıyan sert kara iklimi hüküm sürer. Yazlar sıcak ve kurak, kışlar soğuk ve yağışlı geçer. Aralık-mayıs arasında bol kar yağar. Toprak uzun müddet kar altında kalır. Senelik yağış ortalaması 374 milimetredir. Ortalama sıcaklık kışın -3, 7 °C yazın 24.3 °C civârındadır. Yüzölçümünün ancak % 9’u tarıma elverişli değildir. % 60’ı çayır ve mer’alardan ibârettir. Orman ve fundalık arâzi % 11’dir. % 20’si ise ekili ve dikili arâzidir. Ormanlar daha ziyâde Karasu Vâdisinin Sansa Boğazına kadar olan kısmında kesiftir. Meşe ağaçları çoğunluktadır. Erzincan ve Tercan çevresinin genel bitki örtüsü steptir. Bu da yazın kurumaktadır. İlkbaharda Erzincan yemyeşildir.
Ekonomi
Erzincan’ın ekonomisi tarıma dayanır. Faal nüfûsun % 70’i tarım sektöründe çalışır. Mâden ve sanâyi sektörü gelişme hâlindedir. Hayvancılık tarımdan sonra en büyük gelir kaynağıdır.
Tarım: Her çeşit meyve, sebze ve tahılın yetiştiği Erzincan gerçek bir tahıl anbarıdır. Yetiştirdiği sebzenin üçte birini dışarıya satar. Buğday, arpa, çavdar, fasulye, fiğ, patates, domates, lahana ve havuç ilde yetiştirilen belli başlı tarım ürünleridir. Meyvecilik çok ileridir. Bilhassa kayısı, zerdali, dut, elma, armut ve bâdem bol yetişir. Üzümleri lezzetli ve meşhurdur. Eğin’in bâdemi isim yapmıştır.
Hayvancılık: Hayvancılık oldukça ileridir. Geniş mer’a ve çayırları hayvancılığın gelişmesinde rol oynamıştır.  Koyun (çoğu karaman), sığır, kıl keçisi, manda, at ve arı kovanı ile hayvan potansiyeli oldukça zengindir.
Ormancılık: Erzincan’ın orman varlığı zengin değildir. Yüzölçümün % 9’u ormanlarla kaplıdır. Ormanlar çoğunlukla Kemah ve Refahiye sınırları içindedir. 300’e yakın köy orman içinde veya kenarındadır. Bu ormanlarda senelik ortalama 40 bin ster yakacak odun ve 2500 m3 inşaat kerestesi elde edilir.
Mâdencilik: Erzincan mâden bakımından zengin sayılmaz. Çoğu krom ve mangenez olmak üzere, demir, linyit, perlit, amyant ve tuz başlıca mâdenleridir.
Sanâyi: Erzincan sanâyi bakımından az gelişmiş bir ildir. Sanâyi 1950’den sonra gelişmeye başlamıştır. 1954’te İplik Fabrikası, 1960’lı senelerde, süt ve tuğla fabrikaları kurulmuştur. 1958’de Şeker Fabrikası ve 1970’li yıllarda ise Asbest Boru Fabrikası, Etüdaş Yem Fabrikası, Et Balık Kurumu, Salyangoz Fabrikası ve Un Fabrikası kurulmuştur. 1980’li yıllarda bir milyon çift kadın ayakkabısı kapasiteli Sümerbank Tercan Ayakkabı Fabrikası faâliyete geçmiştir.Halıcılık, kilimcilik, orman ürünleri, dokuma ve metal eşyâ sanâyi mevcuttur. Kemâliye’nin “Eğin Halısı” meşhurdur.
Ulaşım: E-23 Karayolu, İzmir-Ankara-Sivas-Erzincan-Erzurum üzerinden İran’a bağlanır. İl merkezi ve Refahiye ve Tercan ilçeleri bu güzergâhın üzerindedir. Haydarpaşa- Ankara-Erzincan-Erzurum-Kars demiryolu Erzincan’dan geçer. İliç ve Kemah demiryolu güzergâhı üzerindedir. Askerî hava alanı vardır. Sivil hava alanı, Eylül 1988’de işletmeye açılmıştır. Kemâliye’de Karasu üzerinde kelek ile yolcu ve eşyâ taşıma çok azalmıştır. Erzincan kara ve demir yolu bakımından önemli bir kavşak noktasındadır. Modern otobüs terminali 13 Mart 1992 depreminde ağır hasar görerek kullanılmaz duruma gelmiştir.
Nüfus ve Sosyal Hayat
Nüfûsu: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 299.251 olup, 144.144’ü ilçe merkezlerinde, 155.107’si köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 11.903 km2 olup, nüfus yoğunluğu 25’tir.
Örf ve âdetleri: Selçuklu hükümdârı Alparslan’ın kumandanlarından Mengücek Bey Bizanslıları yenerek Erzincan, Kemah ve civar bölgeyi fethedince, Bayat, Kayı, Alkaevli ve Karnevli gibi Tükmen aşîretleri bu bölgeye yerleşmiş ve az miktarda bulunan Hıristiyan halk İstanbul ve civârına göç etmişlerdir. 1071 Malazgirt Zaferinden sonra Türkleşen bu bölgede Türk-İslâm kültürü hâkimdir. Yakın zamâna kadar evler kerpiçten yapılmış, şiddetli soğuktan korunmak için tezek yakılmıştır. Mahallî kıyâfette kadınlar üst üste iki astarlı entari, üç etek, şalvar, keten gömlek, bele takılan şal ve kemer, başa peştemal ve yazma sarılması giyerler. Bâzı yerlerde ise ihram ve çarşaf giyilir. Erkekler ise bol paçalı pantolon, kenarları işli yakasız avcı yeleği, bele sarılan yün kuşak ile ayağa giyilen sivri uçlu yemeni kullanırlar.
Mahallî yemekleri: Dut pekmezi yanısıra eşgili (ekşili), kelecoş, lapa, kırdo ve gah yahnisi meşhûrdur. Evlerde reçel, pekmez ve pestil yapılır.
Mahallî sanatlar: Erzincan’a âit pekçok türkü ve zengin halk oyunları mevcuttur. Tamzara, Hoşbilezik, Tümerağa, Kasap ve Sıklama meşhur olanlarıdır. Halk edebiyâtı, bilmece, atasözü ve mânileri çok zengindir. Birçok halk şâiri yetişmiştir. El sanatları yaygındır. Eğin’de dokunan çizgili kumaşlar manusa, kilim ve cicimler meşhurdur. Asırlar boyunca bakır dövme, şimdi de bakır işlemeciliği önemli el sanatlarındandır. Bakırcılık Erzincan’da çok yaygın ve köklü bir geçmişe sâhiptir. Bakırcı atölyelerinde yapılan bakır eşyâlar, Türk motif, zevk, sanat ve inceliğini sergiler. Kuşaklar boyu süren bakırcılık çok ilerlemiştir. Tepsi, vazo, saksı, güğüm ve bardak gibi eşyâlar dış ülkelere ihraç edilir. Erzincan’ın bakırı, kara üzümü, Eğin halısı meşhurdur.
Eğitim: Erzincan Mengücükler devrinde kültür merkezi olmuştur. Osmanlı devrinde eğitim çok ileri seviyede olup, 1914’den önce 120 muhtelif okul ve 55 medrese ile 1906’da Harbiye (Harp Okulu) bulunuyordu. Savaş ve zelzeleler sebebiyle eğitim ve sanâyi geriledi. Son senelerde eğitim yeniden gelişmeye başlamıştır. Okur-yazar nisbeti % 80’e yükselmiştir. Okulsuz köy kalmamıştır. İl genelinde 518 ilkokul, 37 ortaokul, 14 lise, 7 Meslekî ve Teknik lisede öğretim yapılmaktadır. Erzincan’da Erzurum Atatürk Üniversitesi’ne bağlı 2 yüksek okul (Eğitim Yüksek Okulu ve Meslek Yüksek Okulu), 1 fakülte (Hukuk Fakültesi) vardır.
İlçeleri
Erzincan’ın biri merkez olmak üzere on bir ilçesi vardır.
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 149.837 olup, 91.772’si ilçe merkezinde, 58.065’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 57, Çağlayan bucağına bağlı 15, Çatalarmut bucağına bağlı 12 köyü vardır. İlçe toprakları düz olup, 1218 m yükseklikteki Erzincan Ovasında yer alır. Doğusunu Esence Dağları engebelendirir. İlçe topraklarını Karasu’nun kolları sular.
Ekonomisi tarım ve sanâyiye dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, şekerpancarıdır. Meyve ve sebzecilik yaygındır. Şeker Fabrikası, Meyve Suları Îmâlâthânesi, tuğla fabrikaları, Yem Fabrikası, Asbest Boru Fabrikası, Yağ Fabrikası, Sümerbank Bez Fabrikası başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi, Erzincan Ovasının üzerinde modern bir plâna göre kurulmuştur. Erzincan, 27 Aralık 1939 gecesi uğradığı deprem felâketinden sonra yeniden modern bir şekilde yapılmıştır. 1939 depreminde 15 bin 623 kişi ölmüş ve 4125 kişi yaralanmıştır. Erzincan târih boyunca pekçok zelzele felâketine mâruz kalmıştır. Son bin sene içinde 11 defâ yerle bir olmuş haritadan silinmiştir. Şehir en az 7 defâ yer değiştirmiştir. Ortaçağdan günümüze kadar 10’u büyük olmak üzere 43 deprem olmuştur. Târih boyunca ise 15 büyük deprem geçirmiştir. Evliyâ Çelebi’nin bahsettiği 70 câmili mâmur şehirden hiçbir eser kalmamıştır. Nice târihî eserler yıkılmış, harâbeleri toprak altında kalmıştır. 1939 depreminden sonra kurulan modern Erzincan 13 Mart 1992 târihinde 6,8 şiddetinde bir depremle yeniden sarsılmıştır. Büyük can ve mal kaybına yol açan bu depremde 653 kişi hayâtını kaybederken çoğunluğu il merkezinde olmak üzere 4421 konut ve 972 işyeri tamâmen yıkılmış, 6027 konut ve 453 işyeri orta derecede hasar görmüş, 9924 konut ve 183 işyeri de az derecede hasar görmüştür.
Erzincan’da, sosyal hayâtı ve ekonomiyi büyük ölçüde sarsan bu depremde çok sayıda sosyal tesis, banka binâları, oteller, okullar, sanâyi tesisi yıkılarak kullanılamaz duruma gelmiştir. İlçe belediyesi 1923’te kurulmuştur. Sivas-Erzurum kara ve demiryolu merkezden geçer.
Çayırlı: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 21.116 olup, 7076’sı ilçe merkezinde 14.040’ı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 34, Başköy bucağına bağlı 16 köyü vardır. İlçe toprakları dağlıktır. Kuzeyinde Otlukbeli Dağları ve Ardıgün Dağı, güneyinde Esence Dağı ve Karakaya Dağı yer alır. Dağlar akarsu vâdileri ile derin bir şekilde parçalanmıştır. Dağlardan kaynaklanan suları Karasu toplar.
Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. Yaylacılık yöntemiyle en çok koyun ve keçi beslenir. Tarım ancak Karasu ve kollarının suladığı vâdilerde yapılır. Başlıca tarım ürünleri buğday, fasulye, şeker pancarı, elma ve armuttur. İlçe topraklarında linyit, manyezit ve asbest yatakları vardır. İlçe merkezi Karasu Vadisinde kurulmuştur. İl merkezine yakın olmasına rağmen, ulaşım güçlüğü ve virajlı yollar yüzünden 111 km mesafededir. 1954’te ilçe olan Çayırlı’nın belediyesi aynı sene kurulmuştur.
İliç: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 11.061 olup, 3148’i ilçe merkezinde, 7913’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 26, Armutlu bucağına bağlı 7, Kumçay bucağına bağlı 23 köyü vardır. Yüzölçümü 1372 km2 olup, müfus yoğunluğu 8’dir. İlçe topraklarının güneyinde ve doğusunda Munzur Dağları, kuzeyinde Karadağ yer alır. Dağlardan kaynaklanan suları Kuruçay  toplar. Ekime elverişli toprakları akarsu vâdilerinde yer alır.
Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. Yaylacılık yöntemi ile koyun ve keçi beslenir. Tarım ürünleri âile tüketimine yöneliktir. Az miktarda buğday, arpa, patates, soğan, üzüm, dut, erik yetiştirilir. İlçe topraklarında asbest ve demir yatakları vardır.
İlçe merkezi Karasu kenarında kurulmuştur. Denizden yüksekliği 1100 metredir. Sivas-Erzincan demiryolu ilçe yakınından geçer. İl merkezine 120 km mesâfededir. Eski ismi Kuruçay idi. Belediyesi 1939’da kurulmuştur.
Kemah: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 13.675 olup, 3593’ü ilçe merkezinde, 10.082’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 18, Alpköy bucağına bağlı 20, Bozoğlak bucağına bağlı 8, Doğanbeyli bucağına bağlı 15, Oğuz bucağına bağlı 8 köyü vardır, Yüzölçümü 2.354 olup, nüfus yoğunluğu 6’dır. İlçe toprakları dağlıktır. Kuzeyinde Könem Dağı, güneyinde Munzur ve Mercan Dağları yer alır. Dağlar, Karasu ve kollarının vâdileri ile derin bir şekilde parçalanmıştır.
Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri, buğday, arpa ve patates olup, ayrıca az miktarda soğan, elma, ceviz, dut ve üzüm yetiştirilir. Yaylacılık yöntemi ile en çok koyun ve keçi beslenir. İlçe topraklarında linyit ve kayatuzu yatakları vardır.
İlçe merkezi; Munzur Dağlarının eteklerinde Karasu Vâdisinin güney kesiminde kurulmuştur. Gelişmemiş ve küçük bir yerleşim merkezidir. Sivas-Erzincan demiryolu ilçeden geçer. İl merkezine 52 km mesâfededir. İlçe belediyesi 1884’te kurulmuştur.
Kemah, Mengücoğullarının başşehirliğini yapmıştır. Kemah Kalesi ve Melik Sultan Türbesi ile meşhurdur. Hititler zamânında kurulan Kemah’a (kolay alınmaz) mânâsına gelen “Gemekha” ismi verilmiştir. İslâm orduları tarafından Ümeyr bin el-Hübâb 679 senesinde Bizanslıları yenerek Kemah’ı fethetmiştir. Yeniden Bizanslıların eline geçen Kemah’ı 1071 Malazgirt Zaferinden sonra Alparslan’ın kumandanlarından ve Selçuklu şehzâdelerinden Mengücek Bey fethetti. 1401’de Yıldırım Bâyezîd Kemah’ı Erzincan ile birlikte Osmanlı toprağına kattı. Timur’un Anadolu’ya gelişinden sonra Safevîlerin eline geçti. Yavuz Sultan Selim Hanın Çaldıran Zaferi ile Şah İsmâil’i yendikten sonra 19 Mayıs 1515 Cumartesi günü Bıyıklı Mehmed Paşa Kemah’ı fethedince muhâfızlığına Karacınoğlu getirildi.
Kemâliye: 1990 sayımına göre nüfûsu 9025 olup, 2044’ü ilçe merkezinde, 6981’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 30, Başpınar buağına bağlı 15, Dutluca bucağına bağlı 15 köyü vardır. Yüzölçümü 1168 km2 olup, nüfus yoğunluğu 8’dir. İlçe topraklarını Munzur Dağları engebelendirir. Karasu, ilçe topraklarının kuzeybatı- güneydoğu istikametinden geçer. Keban Baraj Gölünün bir kısmı ilçe sınırları içinde kalır.
Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Ekime elverişli alanlar az olduğundan üretim düşüktür. Başlıca tarım ürünleri, şekerpancarı, buğday, üzüm, elma, arpa, patates, soğan ve duttur. Yaylacılık yöntemi yoluyla koyun ve keçi yetiştirilir. Hayvancılığa bağlı olarak halıcılık gelişmiştir. Eğin halıları çok meşhurdur. İlçe topraklarında demir ve linyit yatakları vardır.
İlçe merkezi, Karasu Vâdisinde denizden 1000 m yükseklikte kurulmuştur. Tabiî manzarası çok güzeldir.Kemâliye evleri geleneksel sivil mîmârimizin vazgeçilmez örnekleridir. Bu evler 2-3 kat olup, taş örgünün üstünde ahşap sistemdir. İl merkezine 156 km mesâfededir. Eski ismi Eğin’dir. İlçe belediyesi 1864’te kurulmuştur.
Otlukbeli: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 5563 olup, 3050’si ilçe merkezinde 2513’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı, 12 köyü vardır. İlçe toprakları dağlıktır. Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. Yaylacılık yöntemi ile küçükbaş hayvan beslenir.
İlçe merkezi Otlukbeli Dağları eteklerinde kurulmuştur. Eski ismi Karakulak’tır. Çayırlı ilçesine bağlı bir bucakken, 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu. Fatih Sultan Mehmed Han ile Akkoyunlu Hükümdarı Uzun Hasan bu ilçe yakınlarında savaşmıştır. Fatih’in târihe Otlukbeli Zaferi olarak geçen bu harp neticesinde Erzincan ve civârı Osmanlı Devleti hâkimiyetine girmiştir.
Refâhiye: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 21.977 olup, 6996’sı ilçe merkezinde, 14.981’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 24, Akarsu bucağına bağlı 19, Çengerli bucağına bağlı 19, Çatalçam bucağına bağlı 35, Gümüşakar bucağına bağlı 18 köyü vardır. Yüzölçümü 1746 km2 olup, nüfus yoğunluğu 13’tür. İlçe toprakları dağlıktır. Doğusunda Karadağ, orta kısmında Duman Dağı, batısında Kızıldağ yer alır. İlçe topraklarından kaynaklanan suları Karasu ve Kelkit Irmağı toplar.
Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı, buğday, arpa ve patates olup, ayrıca az miktarda soğan, elma, dut, baklagiller ve zerdali yetiştirilir. Yaylacılık yöntemiyle, küçükbaş hayvan besiciliği yaygındır. En çok koyun ve keçi beslenir. Tavukçuluk gelişmiştir.
İlçe merkezi Dumanlıdağ’ın çam ormanları ile kaplı doğu sırtlarında 1600 m yükseklikteki Hirdiç Suyu Vâdisinde yer alır. Sivas-Erzurum karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 72 km mesâfededir. İlçe belediyesi 1884’te kurulmuştur. Orman bakımından ilin en zengin ilçesidir.
Tercan: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 37.408 olup, 9151’i ilçe merkezinde, 28.257’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 72 köyü vardır. Yüzölçümü 1592 km2 olup, nüfus yoğunluğu 23’tür. İlçe topraklarının üç tarafı dağlarla çevrili dalgalı düzlüklerden meydana gelir. Kuzeyinde Kılıçkaya Dağı, doğusunda Palandöken Dağı, güneyinde Serçelik ve Keşan Dağı yer alır. Karasuya katılan önemli akarsuyu Tuzla Çayıdır. Bu çayın üzerinde kurulan Tercan Barajının ardında bir sun’î göl vardır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, çavdar ve arpa olup, ayrıca az miktarda patates, soğan ve elma yetiştirilir. Yaylacılık yöntemiyle koyun besiciliği yaygındır. Sümerbank ayakkabı fabrikası ve un fabrikası başlıca sanayi kuruluşlarıdır. İlçe topraklarında krom ve manganez yatakları vardır.
İlçe merkezi, Tuzla Suyu Vâdisinde kurulmuştur. Denizden yüksekliği 1425 metredir. Erzincan-Erzurum karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 99 km mesafededir. Eski ismi Mamahatun’dur. Çok eski bir tarihe sahiptir. Belediyesi 1923’te kurulmuştur.
Üzümlü: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 29.589 olup, 17.314’ü ilçe merkezinde 12.275’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 12, Tanyeri bucağına bağlı 15 köyü vardır. Yüzölçümü 410 km2 olup, nüfus yoğunluğu 72’dir. İlçe topraklarının kuzeyinde Esence Dağları güneyinde Erzincan Ovası yer alır. Karasu ve kolları dağlardan kaynaklanan suları toplar.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Bağcılık gelişmiştir. Bölgede yetişen siyah üzümden ismini alır. Meyvecilik yaygın olarak yapılır. İlçe merkezi, Erzincan Ovasının kuzey Avgu kesiminde Keşiş Dağının eteklerinde kurulmuştur. Eski ismi Cimin’dir. Denizden yüksekliği 1400 metredir. Merkez ilçeye bağlı bucak iken, 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu. Belediyesi 1924’te kurulmuştur.
Târihi Eserler ve Turistik Yerleri
Erzincan’da zelzeleler sebebiyle târihi eserlerin çoğu yok olmuşsa da, ılıca ve kaplıcaları, mesîre yerleri ile turizme müsâittir. Târihin dört meşhur seyyahı olan Evliyâ Çelebi, Marko Polo, Von Molthe ve İbn-i Battûtâ eserlerinde Erzincan’ı çok meth ederler. Evliyâ Çelebi “70 câmili çok mâmur bir şehir” derken, Von Molthe, Eğin için “Asya şehirlerinin en güzeli” demektedir. 1914 öncesi 120 muhtelif okul ve 55 medresesi bulunan Erzincan, son bin sene içinde on bir defâ haritadan silinirken birçok târihî eser de yok olup gitmiştir.
Erzincan Kalesi: Yapılış târihi bilinmemektedir. Günümüze sâdece giriş kapısı ulaşabilmiştir. Mengücükler devrinde esaslı bir tâmir görmüşür. Sultan Alâeddîn Keykubat tarafından, Moğol tehlikesine karşı tâmir ettirilmiştir. Daha sonraki dönemlerde birçok defâ tâmir gören kale, 1939 depreminde büyük hasar görmüştür.
Kemah Kalesi:M.Ö. 3. asırda yapılmış, 12. asırda Mengücük Bey tarafından esaslı bir şekilde tâmir ettirilmiştir. Beş köşeli kaleden zamânımıza ancak birkaç duvarı ulaşabilmiştir. Kalede sarnıç ve mağara vardır. Kale, Tanasur Deresinin yamacında ve yalçın kayalar üzerindedir.
Kale Câmi:Kânûnî Sultan Süleyman Han tarafından, ikinci İran seferine giderken yaptırılmıştır. 1939 zelzelesinde tamâmen yıkılmıştır.
Kurşunlu Câmi:Kânûnî Sultan Süleymân Han devrinde, Mustafa Çavuş inşâ ettirmiştir. 1939 zelzelesinde yıkılmıştır.
Gülâbibey Câmii:Kemah ilçesindedir. Akkoyunluların Kemah emîri Gülâbibey tarafından 1465’te yaptırılmıştır. Çeşitli zamanlarda tâmir görmüştür. Mihrab mukarnas dolgu olup, barok süslemelerle kaplıdır.
Orta Câmi: Kemâliye ilçesinde Kâdı Gölünün kıyısında bulunan câmi, 17. veya 18. asırda yapılmıştır. Tek kubbeli olan câminin yapımında kirli sarı-turuncu renkte taşlar kullanılmıştır. Dört ana ayak üzerine oturan kubbe, câminin bütün tabanına hâkimdir.
Mamahâtun Kervansarayı: Tercan ilçesinde olup, 12. asırda yaptırılmıştır. Osmanlı şehir hanları plânındadır. Gördüğü tâmirler yüzünden ilk biçimini kaybetmiştir. Çevre duvarı konik çatılı 16 silindirik yarım kule ile desteklenmiştir. Ortada geniş ve dörtgen boşluk üzerine mescid inşâ edilmiştir. Türk-Selçuklu mîmârîsinin bir şâheseridir.
Mamahâtun Türbesi: Tercan ilçesindedir. 1192’de ölen Saltuklu Erzurum sâhibesi Mama Hâtun için yapıldığı tahmin edilmektedir. Anadolu’da örneğine pek rastlanmayan plânlı ve mîmârî özelliklere sâhiptir. İki ana bölümden meydana gelmiştir. Üst katta mescid vardır. Kapısı çok güzel süslerle kaplıdır.
Melik Gâzi Türbesi:  Kemah ilçesinin 500 m kuzeyinde, Karasu’nun öbür yakasındadır. Mengücükler dönemine âit olan türbe, sekizgen bir plâna göre yapılmıştır. Çeşitli zamanlarda tâmir ettirilmiştir. Yanında küçük bir mescid vardır. Mengücük Gâzî de burada yatmaktadır.
Terzi Baba Türbesi: Erzincan Mezarlığındadır. Türbede 1796-1848 arasında yaşamış bir İslâm âlimi medfundur. Bir yangın sonucu harap olan türbe, 1972’de tekrar yaptırılmıştır.
Çadırcı Hamamı: 1959 Erzincan depreminde ayakta kalan eserlerden biridir. 1548’de Şeyh Ahmed bin Mahmud tarafından yaptırılmıştır. 1670’de tâmir görmüştür. Klâsik Osmanlı hamamları plânındadır.
Gülâbibey Hamamı: Kemah’ta aynı isimli câminin batısındadır. Câmi ile birlikte yapılmıştır. Soyunma, soğukluk, sıcaklık ve külhan bölümlerinden meydana gelen klâsik Osmanlı hamamları plânındadır.
Kötür Köprüsü: Tuzla Suyu ile Karasu’nun birleştiği yerdedir. Tamâmı yontma taştan yapılmış köprünün günümüze sâdece ayakları kalmıştır.
Mesîre Yerleri: Erzincan gerek iklim gerek bitki örtüsü bakımından Doğu Anadolu’nun en güzel merkezlerinden biridir. Mesîre yerlerinin bâzıları şunlardır:
Beytahtı: Erzincan’ın güneybatısında,  Karah yolunun altıncı kilometresinde Karasu Irmağının kıyısında bir dinlenme yeridir. Buz gibi soğuk su kaynakları vardır.
Girlevik Çağlayanı: Erzincan’a 29 km uzaklıktadır. Çağlayan, sayısız kaynaklar, gür akan Kalecik Çayı, havuzlar, hidroelektrik santralı ve şâhâne manzaraları ile güzel bir mesîre yeridir.
Kadıgölü ve Yeşil Egin: Kemâliye ilçesinde şâhâne manzaralı bir su kaynağıdır. Çeşitli efsânelere konu olan bu kaynak, ilçeye başka bir güzellik kazandırmaktadır.
Munzur Dağı: Karasu vâdisinde yükselen bu dağın çok güzel manzaraları, gür kaynakları vardır. Kışın ve yazın dağ sporlarına müsâittir.
Yedi Göller: Çayırlı ilçesinin Beşköy yakınında birbirine bitişikmiş gibi görünen yedi göl vardır. Etrafı sazlık ve yeşilliktir.
Kaplıcaları: Şifâlı su kaynağı bakımından çok zengin olmayan Erzincan’da bulunan kaplıca ve içmelerin bâzıları şunlardır:
Ekşisu: Erzincan’a 15 km uzaklıktadır. Eski Erzincan-Erzurum yolu üzerindedir. Etrâfı mesîre yeridir. Şişelenerek satılan bu su, karaciğer ve safra yolları hastalıklarına faydalıdır.
Erzincan Ilıcası: Ekşisu yakınındadır. Ilıcanın suyu 31°C’dir. Kaplıca suyu yemeklerden önce az miktarda alındığı zaman mîde, barsak, karaciğer, safra kesesi ve hazımsızlığa iyi gelir.
Otlukbeli Mâdensuyu: Otlukbeli ilçesindedir. Mîde rahatsızlıklarına iyi gelir.

Kaynak

Rehber Ansiklopedisi
Denizli Hakkında Bilgiler

DENİZLİ
İlin Kimliği
Yüzölçümü:  11.874 km2
Nüfusu           : 750.882
İlçeleri           : Merkez, Acıpayam, Akköy, Babadağ, Baklan, Bekilli, Beyağaç,
Bozkurt, Buldan, Çal, Çameli, Çardak, Çivril, Güney, Honaz, Kale, Sarayköy, Serinhisar, Tavas.
Pamukkalesi, horozu ve sularının bolluğu ile meşhur bir ilimiz. İl toprakları 28°30’ ve 29°30’ doğu boylamları ile 37°12’ ve 38°12’ kuzey enlemleri arasında kalır. Ege ve Akdeniz bölgeleri arasında bir geçit yeri durumundadır. İlin büyük kısmı Ege bölgesinde bulunur. Muğla, Aydın, Manisa, Uşak, Afyon ve Burdur illeri ile çevrilidir. Yüzölçümü 11.874 km2dir. Trafik kod numarası 20’dir.
İsminin Menşei
Denizli’nin suyu boldur. Yer yer pekçok güzel gölcükler görülür. Suları deniz suyuna benzediği için bu ile Denizli denmiştir. Evliyâ Çelebi Seyâhatnâmesi’nde “Kesir-i tülenha olmağula Denizli, denmiştir.” diyor. Yâni çok sulak olduğu için Denizli denmiştir. En doğru olan rivâyet budur. Diğer bir rivâyete göre Denizli’yi Türkmen boylarından Tonguzlu Beyi bir Türk şehri hâline getirmiştir. Tonguzlu zamanla Dengiz, bilâhare Denizli olmuştur. Eski ismi Laodikeia ve Tonguzlu’dur. Germiyanoğulları ise Tonguzluk demişlerdir.
Târihi
Anadolu’nun diğer bölgeleri gibi Denizli de asırlar boyunca çeşitli istilâlara uğramıştır. M.Ö. 2500 senesinde Luviler’in istilâsına uğrayan Denizli, bilâhare Hitit İmparatorluğunun toprağı olmuştur. Hititlerin yıkılışından sonra Frikya, sonra da Lidyalılarca ele geçirilmiştir. M.Ö. 6. asırda Persler işgâl etmiş, M.Ö. 4. asırda Makedonya Kralı İskender, Anadolu ve İran’ı istilâ edince, Makedonya İmparatorluğuna dâhil olmuştur. İskender’in ölümü ile imparatorluk parçalanmış, bu bölge Asya İmparatorluğu kısmında kalmıştır. Bilâhare Bergama Krallığı bu bölgeyi ele geçirmiş, bu krallık M.Ö. 130’da Roma’nın nüfûzuna geçince, bölge Roma İmparatorluğu içinde kalmıştır. Roma İmparatorluğu M.S. 395’te ikiye bölününce, bu bölge Doğu Roma (Bizans)nın payına düşmüştür. Yedi ve onuncu asırlarda İslâm orduları bu bölgeye pekçok akınlar düzenlemişlerdir.
1071 Malazgirt Zaferinden sonra Anadolu fâtihi ve Türk Devletinin kurucusu Selçuklu Kutalmışoğlu Süleymân Şahın başkumandanlığındaki Türk Oğuz orduları bu bölgeyi fethetmişlerdir. 1110 senesinde Birinci Haçlı Seferinde Kommenoslar Denizli’yi geri aldılar. 1158 ve 1189’da Türkler yeniden bölgeye hâkim oldular. Türklerle Bizanslılar arasında el değiştiren Denizli, 1206’da yeniden fethedilerek Konya’ya bağlandı. 1255’te Bizanslılar Denizli’yi geri aldılarsa da, birkaç sene kalabildiler. Denizli Beyleri, Lâdik Beyleri ve İnançoğulları Beyliği, Germiyanoğlu Beyliğine bağlandı. 1300-1381 arasında İnançoğullarından dört Türkmen Beyi Denizli’de saltanat sürdü. İnançoğullarından önce Sâhib-Ataoğulları, Denizli’yi Germiyanoğullarından almış, fakat kısa bir müddet sonra terk etmişlerdir.
1390’da Sultan Yıldırım Bâyezîd, Germiyan beyliği ile birlikte Denizli’yi Osmanlı topraklarına katmıştır. 1402 Ankara savaşından sonra Germiyanoğulları tekrar Denizli’ye hâkim olmuşlarsa da, 1423’te Germiyan Beyliği ve Denizli tekrar Osmanlı toprağı olmuştur. 1423’ten bu yana hiçbir istilâya mâruz kalmamıştır. Osmanlı devrinde merkezi Kütahya’da bulunan Anadolu Beylerbeyliğinin (eyâletinin) 14 sancağı (vilâyeti)ndan biri olan Aydın’a bağlı kazâ merkeziyken, kısa bir müddet sonra sancak olmuştur. Tanzimâttan sonra da İzmir vilâyetinin 6 sancağından biri olmuştur. Birinci Dünyâ Harbinden sonra Menderes Nehrinin sağ yanı Yunanlılara, sol tarafı İtalyanlara verildi. İtalyanlar bu bölgeyi işgâl etmediler. Yunanlılar 5 Temmuz 1920’de Buldan kasabasına kadar geldiler. 4 Eylül 1922’de kaçarken çok sayıda Buldanlı’yı şehid ettiler. Denizli, Cumhûriyet devrinde il olmuştur.
Fizikî Yapı
Denizli çok engebelidir. Ege bölgesinin en yüksek dağları bu bölgede yer alır. Arâzinin % 47’si dağlar, % 25’i plato ve yaylalar ve % 28’i ovalarla kaplıdır.
Dağlar: Denizli topraklarının yarıya yakın kısmı dağlarla kaplıdır. En yüksek dağları olan Honaz Dağı (2528 m) ve Akdağ (2300 m) zirveleri devamlı karla örtülüdür. Bu iki dağı Kazıkbel Geçidi birbirinden ayırır. Diğer dağları ise; Gölgeli Dağları (Eren Tepe 2420), Akkaya Tepe (2268 m), Kıraç Tepe (2446 m), Yalnızca Tepe (2030 m), Kartalkaya (1687 m).
Ovalar: Ovalar, Büyük Menderes Nehrine doğru basamak basamak inerler. Başlıca ovalar (Sarayköy)Büyük Menderes Ovası, Buldan Ovası, Tavas Ovası, Acıpayam Ovası, Çivril Ovası, Baklan Ovası, Kaklih Ovası, Hanbat Ovası ve Eskere Ovasıdır. 400 bin hektara yaklaşan bu ovalar çok bereketlidir. Başlıca vâdiler ise Büyük Menderes, Çürüksu, Akçay ve Kelekçi vâdisidir.
Başlıca yaylaları; Karayayla, Çameli Yaylası, Uzunpınar Yaylası, Yoran Yaylası, Sahman Yaylası, Süleymâniye Yaylası ve Kuyucak Yaylasıdır. Denizli’nin yüksek ovaları da yayla özelliğini taşırlar.
Akarsular: Denizli su potansiyeli bakımından zengindir. Başlıca akarsuları şunlardır:
Büyük Menderes:İlin en büyük akarsuyudur. Afyon’un Dinar ilçesinden çıkarak Akdağ’ın pınarlarını alıp Işıklı Gölüne girer. Gölün batısından regülatörle çıkar. Medele köyü yakınında Uşak’tan gelen Banaz Çayını alır. Sarayköy yakınında Çürüksu Çayını alıp Aydın iline girer. Çürüksu:Honaz Dağı ile Kaklık ve Kocabaş bölgelerindeki suları alıp Büyük Menderesle birleşir. Gireniz:Eşeler Dağından çıkar, Çameli Dağlarındaki suları toplar. Kelekçi Vâdisine iner ve sonra Muğla iline girer. Dalaman Çayının Denizli’de bulunan kısmına Gireniz Çayı denir. Akçay:Bozdağ ve Sandıras dağlarından çıkar. Yenidere Çayı ile birleşir. Eskere Ovasında muhtelif suları alır. Muğla’dan gelen Karayayla sularını toplar ve Aydın’ın Bozdoğan ilçesine girer.
Göller: Acıgöl (Çardak Gölü) Denizli ile Afyon arasındadır. Derinliği azdır. Sularının bir kısmı yazın kurur. Gölde kalsiyum ve mağnezyum vardır. Balık yaşamaz. Karagöl:Çambaşı köyü yakınında çamlar arasında birbirinden 50-60 m farklı yükseklikte 4 gölden ibârettir. Akarsularla beslenir. Çaltı (Beyler) Gölü: Tuzludur. Bâzı şartlarda sulamada kullanılır. Işıklı Gölü:Çivril’de su taşkınlarını önlemek için yapılmış bir baraj gölüdür. 206 milyon m3 su toplanır. Buldanlı Barajı: Sulama ve taşkınları önlemek için yapılmıştır, 54 milyon m3 su toplanır. Derbent köyündedir. Süleymâniye Gölü:Buldan’ın Süleymâniye Yaylasında bulunan tatlı sulu bir göldür. Turizm için önemlidir. Yazın kamp kurmaya müsâittir.
İklimi ve Bitki Örtüsü
İklimi: Ege bölgesinin en serin ilidir. Kışlar ılık ve yazlar serin geçer. Yıllık yağış ortalaması 547 milimetredir. Kar yağışı çok azdır. +41.2° ile -11.4° arasında sıcaklık seyreder.
Bitki örtüsü: Denizli’nin yarısı % 51 ormanlarla kaplıdır. Çayır ve mer’alar % 10, ekili ve dikili arâzi % 35’tir. Ekime müsâit olmayan kısmı sâdece % 4’tür.
İlin bitki örtüsünü çoğunlukla orman ağaçları ile Akdeniz iklimine has makiler meydana getirir. Ormanlarda karaçam, kızılçam, sedir, ardıç, meşe, kayın, çınar ve dişbudak gibi ağaçlar bulunur. Ormanların başladığı sınırların altında kalan dağ eteklerindeki geniş alanlar çalılık ve fundalıklarla kaplıdır.
Ekonomi
Denizli ilinin ekonomisi tarıma dayanır. Son 15 yıldır sanâyi sektöründe mühim gelişme olmuştur. Faal nüfûsun % 70’i tarım, balıkçılık ve ormancılıkla uğraşır. Gayri sâfi hâsılanın (bürüt gelirin) % 40’ı tarım, % 15’i sanâyiden sağlanır.
Tarım: Denizli tarıma çok elverişlidir. Başlıca tarım ürünleri; buğday, arpa, mısır, nohut, tütün, haşhaş, üzüm ve pancardır. Sebze istihsali ise 250 bin tondur. Üzümden sonra, kavun, karpuz, elma, armut, vişne, kiraz, şeftali, bâdem ve nar bol miktarda yetişir.
Antepfıstığı üretimi gün geçtikçe artmaktadır. 70.000 zeytin ağacından ortalama 750 ton zeytin elde edilir. Mevcut su potansiyeli bütün ekili arâziyi sulamaya elverişlidir. Ekili arâzinin önemli kısmı sulanmaktadır.
Hayvancılık: Mer’a ve çayırları hayvancılığa müsâittir. Hayvan potansiyeli zengindir. Koyun, kıl keçisi, sığır, manda, at, eşek beslenir. Arı kovan sayısı 68.000’e yaklaşmıştır. Denizli horozu, tatlı ve uzun ötüşüyle meşhurdur. Yarım dakika devamlı öter. Tavukçuluk ileridir.
Ormancılık: Denizli’de orman varlığı önemli yer tutar. Arâzinin %51’i ormanlarla kaplıdır. Ormanların % 40’ı normal koru, % 25’i bozok koru ve % 35’i bozuk baltalıktır. Son yıllarda park ve yeşil alanlar ile berâber ağaçlandırma da hızla artmıştır.
133 köy orman içinde ve 113 köy orman kenarındadır. Her sene 150.000 m3 sanâyi odunu, 200.000 ster yakacak odunu, 40.000 kental çıra, 500 ton reçine ve 2 ton sığla yağı istihsal edilir. Ormanlarda daha çok karaçam, kızılçam, sedir, ardıç, meşe, kayın, çınar, dışbudak ağaçları bulunur.
Mâdenler: Mâdencilik, tarım, hayvancılık ve ormancılık kadar zengin değildir. Başlıca mâdenleri şunlardır:Krom, sodyum sülfat, linyit, kil ve alçıtaşıdır. Acıgölde erimiş hâlde bulunan sodyum sülfat 2 tesis ile yaklaşık 60.000 ton olarak elde edilir. Akarsu ve çayların bıraktığı gözenekli tortular “Taravertendir” yapılarda kullanılır ve ihraç edilir. Sarı veya beyaz renklidir.
Sanâyi: Sanâyi hızla gelişmektedir. Dokuma ve metal sanâyii ön sıradadır. Başlıca büyük sanâyi işletmeleri ise Sarayköy Pamuklu Sanâyii, Akseller Pamuklu Mensucat, Denizli Basma ve Boyama Sanâyii, Acıpayam Selüloz Fabrikası, Çal, Akkent Meyve Suyu Fabrikası, Gimek-Acıpayam Yem Fabrikası, Timgas Tavas Un Fabrikası, Uygar Motor, Kocabaş Motor Parçaları Dökümü,  Emek Elektronik Sanâyii ve Ticâret (500 bilgisayar, 3 bin elektronik santral ve 35 bin telefon üretecek kapasitededir), Emsan (emâye tencere, tabak, demlik, çelik tencere, teflon üretir), Has Akümülatör, Buzsan buzdolabı sanâyiidir.
Bu fabrikaların dışında ayrıca ayakkabı, Ergür kablo, somun, civata, tuğla, plâstik, sunta, mukavva, oksijen gazı, cam ürünleri, pamuk ipliği, yem, kuruyemiş, un, kireç, motor parçaları, dericilik, mobilya ve mermer levha üreten sanâyi şirket ve tesisleri vardır. Denizli’nin yakın bir gelecekte bir sanâyi merkezi hâline gelmesi beklenmektedir.
Ulaşım: Havaalanı yoktur. Komşu illere asfalt yollarla bağlıdır. İzmir-Selçuk-Aydın-Denizli yolu en işlek olanıdır. İzmir-Aydın-Denizli demiryolu ile İzmir’e ve Afyon’a, Dazkırı’da ayrılan güzergâh ile Burdur ve Isparta’ya bağlanır.
Nüfus ve Sosyal Hayat
Nüfus: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 750.882 olup, 337.793’ü şehirlerde, 413.089’u köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 11 bin 874 km2 olup, nüfus yoğunluğu (kesâfeti) 64’tür.
Örf ve Âdetler: Denizli’de Türk İslâm kültürü yerleşmiş ve 11. asırdan bu yana Türk İslâm kültürü ile yoğrulmuştur. On birinci asırdan sonra Türk olmayanlar İzmir’e doğru göç etmiş ve 1071’den sonra Denizli civârındaki dağ ve yaylalara yerleşen 200.000 çadırlık Türkmenler bölgeye hâkim olmuşlardır. Osmanlı Devleti Denizli’yi toprağına kattığında Denizli tamâmen Tükleşmiş bulunuyordu. On birinci asırdan önce bu bölgede yaşayan milletler ve bunların kültürleri eriyip gitmiştir. Sâdece târihî eser ve harâbeleri kalmıştır.
Mahallî kıyâfet: Denizli’nin kendine özel mahallî kıyâfeti vardır. “Süğüm”, “çeki”, “yemeni”, “cepken” ve “şalvar” ve diğer mahallî kıyâfetler ancak düğün ve folklor gösterilerinde giyilir.
Yemekleri: Bu bölgeye mahsus meşhur yemekler ise; kuru patlıcan dolması, kuru börülce çorbası, patlıcan közlemesi, tahinli katmer, nohutlu et ve sirkeli et, tas kapamasıdır.
Eğitim: İl dâhilinde 618 ilkokul, 129 ortaokul, 54 lise (genel-meslekî) vardır. Denizli’de, İzmir’deki Dokuz Eylül Üniversitesine bağlı bir meslek yüksek okulu, bir tıp fakültesi, bir de eğitim yüksek okulu bulunur. Ege Üniversitesine bağlı Eğitim, Mühendislik ve Mîmârlık Fakültesi de bulunmaktadır (1993).
Folklor bakımından çok zengindir. Zeybek oyunları yaygındır. Halk edebiyâtı bakımından zengin mâni, atasözü, bilmece, alkış ve kargışlara sâhiptir. Güreş sporu yaygındır. Bayram Şit, Hasan Güngör, Ramazan Uysal ve Mehmet Güçlü gibi dünyâ ve olimpiyat şampiyonları yetişmiştir. Deve ve horoz döğüşü yaygındır.
İlçeleri
Denizli’nin biri merkez olmak üzere on dokuz ilçesi vardır.
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 271.346 olup, 204.118’i ilçe merkezinde, 67.228’i köylerde yaşamaktadır. İlçe toprakları dağlarla çevirili bir düzlükten meydana gelir. Güneyinde Menteşe Dağları, kuzeyinde Uran Tepeleri yer alır. Çürüksu ilçe topraklarını sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri, pamuk, tahıl, üzüm, meyve ve sebzedir. Başlıca sanâyi kuruluşları, dokuma, metal eşya, cam, otomobil, elektrik-elektronik, deri-kösele, gıda ve orman ürünleri dallarındadır.
İlçe merkezi, üç tarafı dağlarla çevrili ve hafif eğimli bir arâzi üzerinde kurulmuştur. İzmir-Eğridir demiryolu ilçe merkezinden geçer. Belediyesi 1876’da kurulmuştur.
Acıpayam: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 69.446 olup, 8054’ü ilçe merkezinde 61.392’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 34, Kelekçi bucağına bağlı 15 köyü vardır. İlçe toprakları dağlarla çevrili bir çöküntü alanında yer alır. Kuzeyinde Honaz, doğusunda Eşler Dağı vardır. Topraklarını Dalaman Çayı sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri mısır, arpa, tütün, şekerpancarı, üzüm, elma ve baklagillerdir. El sanatları ve dokumacılık önemli geçim kaynaklarıdır. Selüloz ve yem fabrikaları başlıca sanâyi kurulaşlarıdır. İlçedeki Devlet üretme çiftliğinde tohumluk yanında, damızlık sığır, koyun tavuk ve yumurta üretimi de yapılır.
İlçe merkezi Acıpayam Ovasının orta kesiminde yer alır. Oğuz Türklerinin Avşar oymağına bağlı Türkmenler tarafından kurulmuştur. Denizden yüksekliği 950 metredir. İl merkezine 61 km mesâfededir.
Akköy: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 16.235 olup, 3614’ü ilçe merkezinde 12.621’i köylerde yaşamaktadır. Merkez ilçeye bağlı bir köy iken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu. İlçe toprakları genelde düzdür. Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri; buğday, pamuk, üzüm, meyve ve sebzedir.
Babadağ: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 9513 olup, 6016’sı ilçe merkezinde, 3497’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 9 köyü vardır. Sarayköy’e bağlı bucak iken 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu. İlçe toprakları orta yükseklikte engebeli araziden meydana gelir. Ekonomisi tarıma dayalıdır. İlçe merkezi Akdağ eteklerinde kurulmuştur.
Baklan: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 14.568 olup, 3931’i ilçe merkezinde, 10.637’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 10 köyü vardır. Çal ilçesine bağlı bir bucak iken, 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu. İlçe toprakları orta yükseklikte dalgalı düzlüklerden meydana gelir. Batısında Büyük Çökelez Dağı yer alır. Ekonomisi tarıma dayalıdır. Bağcılık yaygın olarak yapılır. Hayvancılık gelişmiş olup, en çok koyun beslenir. İlçe merkezi Büyük Çökelez Dağı eteklerinde yer alır.
Bekilli: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 12.637 olup, 4632’si ilçe merkezinde 8005’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 12 köyü vardır. Çal ilçesine bağlı bucak iken, 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu. İlçe toprakları genelde düzdür. Kuzeyinde Bulkaz Dağı yer alır. Ekonomisi tarıma dayalıdır. İlçe merkezi Bulkaz Dağı eteklerinde kurulmuştur.
Beyağaç: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 7626 olup, 3006’sı ilçe merkezinde, 4620’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 7 köyü vardır. İlçe toprakları dağlarla çevrili ovadan meydana gelir. Ovayı Akçay sular. Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri, buğday, arpa, mısır ve nohuttur. Bağcılık ve meyvecilik yaygındır. Kale ilçesine bağlı belediyelik bir köy iken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânun ile ilçe oldu.
Bozkurt: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 10.331 olup, 4309’u ilçe merkezinde, 6022’si köylerde yaşamaktadır. Çardak ilçesine bağlı bir bucak iken, 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu. İlçe toprakları genelde düzdür. Ekonomisi tarıma dayalıdır. İlçe merkezi, Denizli-Afyon karayolu ve İzmir-Eğridir demiryolunun kıyısında yer alır.
Buldan: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 25.554 olup, 12.202’si ilçe merkezinde, 13.352’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 26 köyü vardır. Yüzölçümü 518 km2 olup, nüfus yoğunluğu 49’dur. İlçe toprakları genelde dağlıktır. Batı ve güneyinde Aydın Dağları, kuzeyinde Bozdağlar yer alır. İlçe topraklarını Büyük Menderes Irmağı ve Derbent Çayı sular. Derbent Çayı üzerinde yapılmış olan Buldan Baraj Gölü ilçe sınırları içinde kalır. Süleymâniye Yaylasında bir krater gölü vardır.
Ekonomisi tarım ve dokumacılığa dayanır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, pamuk ve baklagillerdir. Bağcılık yaygındır. İlçe merkezi, Buldan deresi vadisinde yer alır. Denizli’yi kuzeyden İzmir’e bağlayan karayolu üzerindedir. İlçe belediyesi 1854’te kurulmuştur.
Çal: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 39.260 olup, 4704’ü ilçe merkezinde 34.556’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 30 köyü vardır. İlçe toprakları dağlarla çevrili bir çöküntü alandan meydana gelir. Doğusunda Büyük Çökelez Dağı, kuzeyinde Bulkaz Dağı, güneydoğusunda Beşparmak Dağı yer alır. İlçe topraklarını Büyük Menderes Irmağı sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, pamuk ve tütündür. Bağcılık yaygın olarak yapılır. Razaki türü üzümü meşhurdur. Hayvancılık gelişmiş olup, en çok koyun beslenir. İlçe merkezi, Büyük Çökelez Dağının eteğinde, Büyük Menderes Vâdisine hâkim bir yerdedir. Denizden yüksekliği 850 metredir. İlçe belediyesi 1868’de kurulmuştur. İlçede bir meyve suyu fabrikası vardır.
Çameli: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 20.379 olup, 3043’ü ilçe merkezinde, 17.336’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 25 köyü vardır. Yüzölçümü 738 km2 olup, nüfus yoğunluğu 28’dir. İlçe toprakları dağlıktır. Doğusunda Elmadağ, güneyinde Boncuk Dağları yer alır. Dağlardan kaynaklanan suları,Dalaman Çayı toplar. Akarsu vâdilerinde küçük düzlükler vardır. Dağlar ormanlarla kaplıdır.
Ekonomisi ormancılık ve hayvancılığa dayalıdır. Elverişli arâziler az olduğundan tarım az yapılır. Köylerde halıcılık ve arıcılık yapılır. İlçede orman ürünlerin işleyen şekerli ürünler îmâl eden çeşitli atölyeler vardır. İlçe merkezi Elmadağ eteklerinde yer alır. Eski ismi Karaman’dır. Belediyesi 1953’te kurulmuştur. Denizden 1125 m yüksekliktedir. İl merkezine uzaklığı 112 kilometredir.
Çardak: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 11.818 olup, 3733’ü ilçe merkezinde 8085’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 7 köyü vardır. İlçe toprakları genelde düzdür. Kuzeyinde Beşparmak Dağı, güneyinde ise Eşeler Dağı yer alır. Doğusunda bulunan Acıgölün bir kısmı ilçe sınırları içinde kalır. İlçe topraklarını Aksu Çayı sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, tütündür. Bağcılık yaygın olarak yapılır. Hayvancılık gelişmiştir. En çok koyun, kıl keçisi ve sığır beslenir. Acıgöl’ün sularından sodyum sülfat elde edilir.
İlçe merkezi, Beşparmak Dağlarının güney eteklerinde, Acıgöl’ün kenarında yer alır. İzmir-Eğridir demiryolu ve Afyon-Denizli karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 58 km mesafededir. 1958’de ilçe olan Çardak’ın belediyesi de aynı yıl kurulmuştur.
Çivril: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 61.441 olup, 11.445’i ilçe merkezinde, 49.996’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 42, Gümüşsu bucağına bağlı 7, Işıklı bucağına bağlı 12 köyü vardır. Yüzölçümü 1499 km2 olup, nüfus yoğunluğu 41’dir. İlçe toprakları etrafı dağlarla çevrili çöküntü alanından meydana gelir. Batı ve kuzeyinde Bulkaz Dağı, güney ve güneydoğusunda Beşparmak Dağı, kuzeybatısında ise Akdağ yer alır. İlçe topraklarını Işıklı, Dinar ve Küfü çayları sular. Akarsular üzerinde sulama ve taşkınları önlemek için yapılan Işıklı ve Küfü barajları vardır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, şekerpancarı olup, ayrıca az miktarda haşhaş, pamuk ve susam yetiştirilir. Meyvecilik yaygın olup, üzüm, elma ve şeftali üretimi fazladır. Hayvancılık gelişmiştir. En çok koyun ve sığır beslenir. Işıklı Baraj Gölünde tatlı su balıkçılığı yapılır. Krom yatakları özel sektör tarafıdan işlenir.
İlçe merkezi, Çivril Ovasının kuzey kenarında yer alır. Denizden 975 m yüksekliktedir. Modern bir ilçe olan Çivril, eski bir yerleşim merkezidir. Hitit İmparatorluğuna bağlı Arvaza Krallığına başşehirlik yapmıştır. Uşak-Denizli karayolu ilçeden geçer. İzmir-Aydın-Burdur demiryoluna bir hatla bağlanır. Belediyesi 1914’de kurulmuştur. İl merkezine 96 km mesâfededir.
Güney: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 15.799 olup, 7333’ü ilçe merkezinde, 8466’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 19 köyü vardır. Yüzölçümü 534 km2 olup, nüfus yoğunluğu 30’dur. İlçe toprakları dalgalı düzlüklerden meydana gelir. Büyük Menderes Irmağı ilçe topraklarını sulayarak doğu-batı istikâmetinde akar. İlçe sınırları içinde Büyük Menderes Irmağı üzerinde sulama gâyeli bir baraj kurulmaktadır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday ve arpa olup, ayrıca az miktarda soğan, patates, elma, armut ve pamuk yetiştirilir. Bağcılık gelişmiş olup, üzüm üretimi oldukça fazladır. Dokuma halı ve üzüm işleyen atölyeler başlıca küçük sanâyi kuruluşlarıdır. İlçe topraklarında zımpara taşı yatakları vardır.
İlçe merkezi, Büyük Menderes Irmağı kıyısındadır. Denizden 850 m yüksekliktedir. İl merkezine 72 km mesafededir. 1948’de ilçe olan Güney’in belediyesi 1880’de kurulmuştur.
Honaz: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 24.254 olup, 6333’ü ilçe merkezinde, 17.921’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 18 köyü vardır. Merkez ilçeye bağlı bucak iken, 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu. İlçe toprakları, kuzeyi düzlük olup, güneyi dağlık araziden meydana gelir. Ekonomisi tarıma dayalıdır. İlçe merkezi Honaz Dağı eteklerinde yer alır.
Kale: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 19.089 olup, 6950’si ilçe merkezinde, 12.139’u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 23 köyü vardır. İlçe toprakları genelde dağlıktır. Dağlardan kaynaklanan suları Akçay toplar. Bu akarsu üzerinde Kemer Barajı kurulmuştur. Akçay kıyısında Eskere Ovası yer alır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, mısır ve nohuttur. Bağcılık ve meyvecilik yaygındır. En çok elma ve şeftali yetiştirilir. İlçe topraklarında linyit yatakları vardır. Dokumacılık gelişmiştir. İlçe merkezi Tavas Ovasının güney ucundaki bir tepe üzerinde kurulmuştur. Denizden yüksekliği 1000 metredir. Gelişmemiş küçük bir yerleşim merkezidir. İl merkezine 71 km mesâfededir. 1959’da ilçe olan Kale’nin belediyesi 1899’da kurulmuştur.
Sarayköy: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 32.890 olup, 15.481’i ilçe merkezinde 17.409’u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 25 köyü vardır. İlçe topraklarının büyük bir kesimi Büyük Menderes Ovasında yer alır. Güneybatısını Akdağ engebelendirir. Dağlardan kaynaklanan suları Büyük Menderes Irmağı toplar.
Ekonomisi tarım ve dokumacılığa dayanır. Başlıca tarım ürünleri buğday, pamuk, arpa, soğan, üzüm ve şeftali olup, ayrıca az miktarda patates, incir, mısır, elma yetiştirilir. Dokuma atölyeleri başlıca küçük sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi, Çürüksu’nun Büyük Menderes’e karıştığı yerde bir tepe üzerinde kurulmuştur. İzmir-Aydın-Denizli demiryolu ve karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 20 km mesâfededir. Denizli’nin merkez ilçeden sonra nüfus bakımından en büyük yerleşim merkezi Sarayköy’dür. İlçe belediyesi 1883’te kurulmuştur.
Serinhisar: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 23.560 olup, 17.112’si ilçe merkezinde, 6448’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 4 köyü vardır. Acıpayam’a bağlı bucak merkezi iken, 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kanunla ilçe oldu. Eski ismi Kızılhisar’dır. İlçe toprakları düzdür. Kuzeyini Honaz dağı engebelendirir. Acıpayam Ovasının bir kısmı ilçe sınırları içinde kalır. Ekonomisi tarıma ve hayvancılığa dayalıdır. İlçe merkezi Honaz Dağı eteklerinde kurulmuştur. Denizli-Acıpayam karayolu ilçeden geçer.
Tavas: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 65.136 olup, 11.777’si ilçe merkezinde, 53.359’u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 32, Kızılca bucağına bağlı 7 köyü vardır. Yüzölçümü 1691 km2 olup, nüfus yoğunluğu 39’dur. İlçe toprakları orta yükseklikteki dalgalı düzlüklerden meydana gelir. Kuzeyinde Akdağ, güney ve doğusunda Gölgeli dağları, Orta kesiminde ise Tavas Ovası yer alır. Akçay ve Yenidere ilçe topraklarını sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, nohut, şekerpancarı, üzüm, elma, mercimek, soğan ve tütün olup, ayrıca az miktarda haşhaş, mısır ve şeftali yetiştirilir. Hayvancılık ve dokumacılık gelişmiştir. İlçe topraklarında kireçtaşı ve mermer yatakları vardır.
İlçe merkezi, Tavas Ovasının doğu kesiminde yer alır. Karacasu ve Muğla’yı Denizli’ye bağlayan yollar ilçede kesişir. 1959’da ilçe olmuştur. İl merkezine 45 km mesâfededir. İlçe belediyesi 1877’de kurulmuştur.
Târihî Eserler ve Turistik Yerleri
Denizli târihî ve turistik yerler bakımından çok zengindir. Mesîre yerleri yanında sağlığa çok faydalı kaplıcaları ile turizm sektörü için çok müsâittir.
Denizli Kalesi: Osmanlı devrinde artık önemi kalmadığı için ihmâl edilmiş ve yıkılmıştır. 1702 zelzelesinde 12.000 kişi ölürken kale de büyük hasar görmüştür. Arap seyyahı İbn-i Battûtâ 1332’de Denizli’ye hayran kalmıştır. Yedi câmiden bahseder.
Sultan Murad Câmii: Honaz ilçesindedir. Kitâbesi yoktur. On beşinci asır mîmârî özelliğini taşır. Küçük, kare plânlı ve tek kubbelidir. Günümüzde harâbe hâlindedir.
Yazır Câmii: Acıpayam’ın Yazır köyündedir. 1801’de yapılmıştır. Ahşap tavan gül motifleri ile süslüdür. Mîmârî ve süsleme bakımından çok değerlidir.
Savranşah Câmii: Çivril ilçesinin Savranşah köyündedir. Kitâbesinde, 1802’de Ömer Ağa tarafından yaptırıldığı bildirilmektedir. İç süslemeleri arasında bir câmi motifi bulunur.
Yediler Türbesi: Denizli içindedir. İnanç Beylerine âit 7 kabir bulunur. On üçüncü asır eseridir.
Yatağan Baba Türbesi: Baklan ilçesindedir. Kitâbesi yoktur. On altıncı asır klasik Osmanlı Türbe mîmârîsi tarzında yapılmıştır.
Akhan: Denizli-Eğridir arasında Goncalı köyündedir. Sultan İzzeddîn İkinci Keykâvus yaptırmıştır. Taş işçiliği çok güzeldir. Beyaz mermer levhalardan yapıldığı için Akhan denilmiştir. Gökpınar (Emir Sultan)Çayı yanından geçer. Kervansarayda yatılacak yerler, eşyâ deposu, ahır, yem ve saman depoları, hamam, mescit, nalbant ve semerci, koşum atölyesi vardır.
Çardakhan Kervansarayı: Çardak ilçesindedir. 1230’da yaptırılmıştır. Sultan hanlarının yalın süslemesiz örneklerindendir. Günümüzde yıkık bir hâldedir.
Ahmetli Köprüsü: Sarayköy’le Buldan arasında Ahmetli köyü yakınındadır. Yapım târihi belli değildir. Roma veya Selçuklu eseri olduğu zannedilmektedir.
Eski Denizli Mezarlığı: Türklerin Denizli’yi fethinden bu yana kullanılan bu mezarlık bir târih hazînesidir. Bu mezarlıkta Denizli’yi fethederken şehid olan Selçuklu Komutanı Mehmed Gâzi ile Haçlılara karşı savaşta şehid olan Fatma Yıldız Hanımın mermer kabirleri vardır.
Eski târihî eser ve harâbeler: Hierapolis:Pamukkale yakınındadır. İyonların kaplıca şehridir. Depremde yıkılmış, M.Ö. 1900 senesinde Bergama Kralı Evmenes yeniden inşâ ettirmiştir. M.S. 1354’te depremde yeniden yıkılmış ve terk edilmiştir. Tapınak, tiyatro, saray ve ev harabeler hâlen ayaktadır.
Laodikela: Türklerin “Ladik” dedikleri bu şehir, Diopolis ve Rhoas şehirlerinin harâbeleri üzerine kurlmuştur. Şehir dâire şeklinde bir kale içindedir. Üç giriş kapısı vardır. M.Ö. 3. asırda kurulmuştur. Şehir harâbelerinde hamam ve tiyatro kısmen sağlamdır. Denizli’ye 6 km mesâfededir.
Selokid soyundan Andtiokos Kralı Antiokos-II bu şehri kurarak karısının ismini “Laodikela” vermiştir. Bu şehir harâbelerinde gizli geçitler, büyük banyolar, pazar yeri (Agora), şehir kuzey ve güney kapısı, şehir duvarları (sehler), su kaynağı, tiyatro, mezarlar ve heykel müzesi ile öldürücü zehirli gazların (pulutonium) bulunduğu yerler vardır.
Tripolis: Buldan’ın Yenice köyündedir. Harâbeler içinde şehir suları, kilise, su yolları, mezar ve tiyatro hâlen bulunmaktadır.
Beyce Sultan Höyüğü: Târih öncesi çağa âit yerleşim merkezidir. Çivril ilçesinin Menteşe köyü yakınındadır. Burada Arzava Krallığına âit eserler de bulunmuştur. Burada Bakırtaş (kalkolitik) devrinden son tunç çağlarına kadar 40 kattan meydana gelen kalıntılar bulunmuştur.
Pamukkale: Denizli’nin en çok turist çeken yeridir. Turistik tesisleri mevcuttur. Pamukkale Kaplıcasında “radon gazı” vardır. Bu su insanı dinlendirici özelliğe sâhiptir. Bu suda hem banyo edilebilir hem de içilebilir. 35°C sıcaklıkta ve lezzetlidir. Topraktan fışkıran ve küçük bir göl meydana getiren karbondioksitli ve kireçli sıcak su derin kanallarla ovaya akar ve sonra soğur.
Pamukkale, dünyâda eşi bulunmayan bir tabiat hâdisesidir. Binlerce seneden beri kireçli sıcak su kaynaktan uzaklaşınca soğuyup katılaşmış ve katlar, basamaklar hâlinde pamuktaşlarını (travertenleri)meydana getirmiştir. Denizli’ye 20 km uzaklıktadır. Az ilerisinde İyonların kaplıca şehri olan “Hierapolis”in harâbeleri vardır. Dünyâda bir benzeri bulunmayan Pamukkale aynı zamanda şifâlı bir kaplıcadır. Damar, kalp, romatizma ve sinir hastalığına iyi gelir.
Mesîre yerleri: Orman içinde ve göl kenarlarında çok güzel mesîre yerleri vardır.
İncilipınar: Denizli’ye iki km uzaklıktadır.
Gökpınar: Denizli’ye 10 km uzaklıkta olup, Acıpayam-Denizli arasındadır. Büyük çınar ağaçlarıyla kaplıdır. Orman, göl ve akarsular bir aradadır. Honaz ve Karcı dağlarının birleştiği vâdidir.
Çamlık: Denizli yakınında 1000 kişinin dinleneceği orman içi mesîre yeridir.
Güney Çağlayan: Güney ilçesinin 10 km uzaklığında, 10 m yükseklikten akan bir çağlayandır. Çevresi ağaçlık ve güzel manzaralıdır.
Diğer mesîre yerleri ise, Kocapınar, Işıklı, Gümüşsu, Evkara çamlığı, Hisar değirmenleri, Alacain, Çambaşı, Kadılar, Iğdır çamlığı, Gürpınar ve Kestane Deresidir.
Kaplıcaları: Denizli ili şifâlı su kaynakları bakımından oldukça zengindir. Fakat bunların çoğunda tesis yoktur. Bâzıları şunlardır:
Karahayıt Ilıcası: İl merkezine 25 km uzaklıktadır. İçme kürleri sindirim sistemi hastalıklarına, banyo kürleri ise astım, damar sertliği ve romatizma rahatsızlıklarına iyi gelir.
Tekkeköy Kaplıcası: Sarayköy ilçesine 20 km uzaklıkta Tekkeköy yakınlarındadır. Oteli olan bu kaplıcanın suyu romatizma, idrar yolları, deri ve kadın hastalıklarına iyi gelir. Kaplıca yakınında kükürtlü bir çamur da bulunmaktadır.
Ortakçı Ilıcası: Sarayköy ilçesi yakınlarındadır. Ilıcanın yanında bir hamam ve otel bulunmaktadır. İçme ve banyo kürleri sindirim sistemi ve romatizma hastalıklarına faydalıdır.
Yenice Kaplıcası: Buldan ilçesine bağlı Yenice köyü yakınlarındadır. İçme ve banyo kürleri romatizma, kalp, damar sertliği, basur ve deri hastalıklarına faydalıdır.

Kaynak

Rehber Ansiklopedisi
Çorum Hakkında Bilgiler

ÇORUM

Karadeniz bölgesinin Orta Karadeniz bölümü ile Anadolu’yu bağlayan geçit bölgede kurulmuş bir ilimiz. Güneybatıda Kırıkkale, kuzeyde Sinop, Kastamonu ve Samsun, güneyde Yozgat, doğuda Amasya, batıda Çankırı ile çevrilmiştir. 39°51’ ve 41°20’ kuzey enlemleri, 34°04’ ve 35°28’ doğu boylamları arasında yer alır. Orta Anadolu platosunun kuzey kısmındadır. Denizden yüksekliği 770 metredir. Trafik kod numarası 19’dur.
İsminin Menşei
Sultan Alparslan’ın 1071 Malazgirt Zaferinden sonra, Anadolu kapıları Türklere açılmış, buraları Türklere yurt olmuştu. Bu akınlar sırasında Bizanslıların Nikonya (Yonkoniye) dedikleri bu yerleşim alanında, Oğuzların, Alayuntlu obasına bağlı Çorumlu oymağı da yerleşerek, geleneklerine uygun olarak kendi oymaklarının adı olan Çorumlu adını vermişlerdir. Bu kelime daha sonraları Çorum hâline dönmüştür. Bir başka rivâyete göre de Nikonya’da yaşayan Bizanslılar buralara hâkim olan Danişmentlilere önce bağlılık gösterip, sonra kötü niyetlerinin anlaşılmasıyla Bizanslılara Cürümlü denilmiş. Bu kelime daha sonra Çorum hâline dönmüştür. Yine Selçuklu Sultanı Kılıçarslan, havasının iyi olması dolayısıyla hasta oğlu Yâkûb’u ve diğer hastalıklı ve çelimsizleri buralara göndermiş ve bunlar sağlıklarına kavuşmuşlardır. Bundan dolayı şehre Çorum adı verilmiştir. Bunlardan başka Çevrim, Cevr-i Rum kelimelerinden geldiği de söylenmektedir.
Târihi
Boğazkale kazılarında elde edilen eserler ve çevredeki mağaralar Çorum ve çevresinin çok eski bir yerleşim alanı olduğunu göstermektedir. Binlerce yıllık medeniyet üstüste gelmiş bir târih şehridir.
Boğazkale ve çevresinde yapılan kazılarda M.Ö. 4000-5000 yıllarına âit olduğu tesbit edilen kalıntılar bulunmuştur. M.Ö. 1700 yıllarında kurulan Hitit Devleti ve bundan sonra kurulan devletler pekçok târih mîrâsı bırakmışlardır. Başkenti Hattuşaş olan ilk Hitit Devleti, M.Ö. 1200 yıllarına kadar hüküm sürmüş, sonra Frigler Devleti kurulmuştur. Güneye çekilen Hititler, bir müddet daha yaşamış ve târih sahnesinden silinmiştir. Hititlerden daha ileri olduğu tesbit edilen Frigler de M.Ö. 676 târihine kadar Çorum’a birçok târih mîrâsı bırakmışlardır. Kafkaslardan Anadolu’ya gelen Kimmerler, her yeri yakıp yıkarak Frigler devrine son vermiş ve bölgeyi yağmaladıktan sonra çekip gitmişler, daha sonra Çorum ve çevresine Asurlular hâkim olmuştur. Bu sırada doğuda büyüyen Medler M.Ö. 612 yılında Asurluları yenerek buraları ele geçirmişlerdir. M.Ö. 585 yıllarında parçalanan Medlerin yerine Persler hâkimiyet sürmüştür. M.Ö. 332’de Makedonya imparatoru İskender, Anadolu’yu almış, İskender’in ölümünden sonra M.Ö. 276 yıllarında Galatlar Çorum’a hâkim olmuştur. Pontus Rum tehdidi altında kalan Galatlar, Roma İmparatorluğu’na bağlanmış, böylece Bizanslılar hâkimiyet sürmeye başlamıştır. Bu târihten sonra 1071 yılına kadar Çorum, Bizanslıların prensliği olarak uzun yıllar kalmış, bu arada İslâm orduları zaman zaman buralara seferler düzenlemiştir. Emevîler zamânında İstanbul’u kuşatan İslâm ordusu, geri dönerken Eshâb-ı kirâmdan Kereb-i Gâzi, Süheyb-i Rûmî ve Ubeyd-i Gâzi’nin Çorum civârında şehîd oldukları ve mübârek kabirlerinin Hıdırlık mevkiinde olduğu rivâyet edilir.
Büyük Türk sultânı Alparslan’ın 1071’de Malazgirt Muhârebesiyle Anadolu kapıları Türklere açılmış, Bizans hâkimiyeti son bulmuştur. Dânişmend Ahmed Gâzi, Amasya’yı aldıktan sonra, o zamanki adıyla Nikonya olan Çorum’u almak üzere amcasının oğlu Çavlı Beyi gönderdi. Yapılan çetin muhârebeden sonra 1075’te Çorum fethedildi. Alayuntlu boyundan Çorumlu oymağının başı İlyas Bey, buraya vâli tâyin edildi. Daha sonraları Anadolu Selçukluları, bu bölgede Dânişmendlileri yenerek hâkimiyet kurdular. 1243 yılında Baycu Noyan komutasındaki Moğol saldırısına uğrayan Selçuklular, Çorum ve çevresinden çekilmiş, böylece Çorum bir süre başsız kalmış, ferdî mücâdeleler olmuştur. 1308’de kurulan İlhanlılar bölgeye hâkim oldular. Daha sonra da Eratna Beyliğinde kalan Çorum, 1398’de Yıldırım Bâyezîd Han zamânında Osmanlı topraklarına katılmış, bundan sonra bir daha Osmanlılardan çıkmamıştır. Selçuklular ve Osmanlılar tarafından birçok eserlerle îmâr edilen Çorum’da sık sık meydana gelen zelzelelerden dolayı pekçok eser tahrib olmuştur.
Osmanlı devrinde Çorum, Sivas-Rum beylerbeyliğine bağlı 8 sancaktan biriydi. Tanzimâttan sonra Ankara eyâletinin 5 sancağından biri oldu. Cumhûriyet devrinde ise il hâline getirildi.
Fizikî Yapı
Çorum’un % 39’u dağ, %48’i plato, % 2’si yayla ve % 11’i ovadır.
Dağları: Çorum’un yarısına yakın kısmı dağlarla kaplıdır. Canik, Ilgaz, Küre dağ silsilelerinin uzantıları veya başlangıç noktalarını sınırları içerisine alır. Bu dağ silsileleri Çorum’da yüksek olmayan, orta yükseklikte kalker bir yapı gösterir. Sivri ve sarp tepelere pek rastlanmaz. En yüksek tepeler:Erenler Tepesi (2907 m), Türbetepe (1981 m), Dursun Tepe (1948 m)dir. Dağları genellikle çıplaktır. Orman örtüsü çok azdır. Başlıca dağları; Eşerli Dağ (Kaldırım Tepe 1776 m), Alagöz Dağı (1650 m), Kartal Dağları (1700 m), Teke Dağı (1700 m), Kavak Dağı (1600 m)ve Sakarözü (1675 m)dür. Bu dağlar arasında Kırkdilim Boğazı vardır.
Ovaları:Çorum’un %11’i ovalarla kaplıdır. Esasında birer yayla olan bu ovaların yükseklikleri 450-500 m arasında değişir. Bâzıları ise 1000 metreye kadar yükselir.
Çorum Ovası: Denizden 800 m yükseklikte, 375 km2lik bir alanı kaplar. Alüvyonlu topraklarla kaplı bir ovadır. Bozboğa Ovası: Merkez ilçe sınırları içinde kalan ova denizden 820 m yüksekliktedir. Alüvyonlu topraklarla kaplıdır. Hüseyin Ova: Alaca ilçesini ve çevresini içine alan ova, 264 km2dir. Denizden yüksekliği 725-875 metredir. Dedesli Ovası: Kızılırmak’ın her iki yakasında İskilip ilçe sınırlarında 250 km2lik bir alanı kaplar. Alüvyonlu topraklarla kaplı verimli bir ovadır. Seydim Ovası, Taybı Ovası, Mecitözü Ovası, Osmancık Ovası, Düvenci Ovası, Hamamözü Ovası, Kuyumcu Ovası, Sungurlu Ovası, Delice Ovası, başlıca ovalarıdır.
Akarsuları: İlin en önemli akarsuları Kızılırmak ve bu ırmağa dökülen Delice Irmağı. Yeşilırmağa dökülen Çekerek ırmağı, Budaközü, Ovacık Suyu, Devrez Çayı, Çat Suyu, Mecitözü Çayıdır. 
Göller: Çorum’da önemli göl yoktur. Eymir, Kırgöz ve Uyuz gölleri çok küçük olup yazın suları hiç yok gibidir. Osmancık ve Kargı’da yüksek dağlar üzerinde tektonik özellikte bulunan birkaç ufak göl varsa da önemli değildirler. İl sınırları içerisinde Çorum Barajı hâricinde baraj da yoktur. Ancak inşâatına devâm edilen Alaca Barajı ve Kızılırmak üzerine plânlanan Obruk Barajı projesi devâm etmektedir. DSİ tarafından yaptırılan sulama gâyeli Ahmedoğlan, Evciyeni, Kışla, Seydim I, Seydim II, Alacahöyük, Geven, Bozdoğan, Çopraşık, Örükkaya, Çatak, Soğucak, İbrâhimköy, 100. Yıl Göleti, Aksu, Geykoca, İnegâzilli göletleridir. Bunlar 11.594 dekar alanı sulamaktadır.
İklim ve Bitki Örtüsü
Çorum, Karadeniz ikliminden İç Anadolu iklimine geçiş yeri üzerinde yer alır. Genel olarak yazları sıcak ve kurak, kışları soğuk ve yağışlıdır. İlkbaharı kısa, sonbaharı uzun geçen Çorum ilinde en sıcak ayları temmuz-ağustos, en soğuk ayları ocak-şubattır. Kuzeyden güneye doğru gidildikçe iklim sertleşir. En fazla yağış mayıs ayında düşer. Yıllık ortalama nisbî nem oranı % 65’tir. Kar yağışları, genellikle kasım-nisan ayları arasında olur. Genellikle kara iklimi hüküm sürer. Sıcaklık +39,4 ile -25,6°C arasında seyreder. 30 senelik yağış ortalaması 395 milimetredir.
Tabiî bitki örtüsü açısından çok fakirdir. İç Anadolu ikliminin hüküm sürdüğü Çorum ilinde, iklime paralel olarak step bitki topluluklarına rastlanır. Yüzyıllardır kesilmesi sebebiyle çok küçük bir alan ormanlarla kaplıdır. Boş bulunan orman alanlarında hızlı bir şekilde ağaçlandırma çalışmaları sürdürülmektedir. Çorum ilinin % 9’u ormanlıktır. Tarım yapılmayan arâzi % 2 olmasına rağmen, yazları sıcak ve kurak geçmesi sebebiyle yeşillik bilhassa yaz ve sonbaharda görülmez.
Ekonomi
Ekonomi tarım ve hayvancılığa dayanır. Faal nüfûsun % 85’i tarım sektöründe çalışır. Son 10 sene içinde sanâyi sektöründe gelişme eskiye nazaran hızlanmıştır.
Tarım: Orta Anadolu ile Karadeniz geçit bölgesinde yer alan ilde umûmiyetle kışları soğuk ve yazları sıcak ve kurak step ikliminin hâkim olması, bu iklim karakterine uygun olarak hubûbat zirâatı ön plânda gelir. Ekiliş alanları îtibâriyle buğday ve arpa önemli bir üretim potansiyeline sâhiptir. Kızılırmak’ın suladığı alanda pirinç tarımı yapılır. Bunlardan başka patates, mısır, fasulye, çavdar, kendir, yem bitkileri ve diğer sebzeler de ekilmektedir. Tarım âlet ve makinaları bakımından ihtiyâca cevap verecek şekilde olan Çorum’da modern tarıma geçiş hızla devâm etmektedir.
Nohut, mercimek, şekerpancarı, ayçiçeği, soğan, keten ve kenevir bol yetiştirilir. Meyve olarak kavun, karpuz, ceviz, armut, ayva, kayısı, kiraz, erik ve elma yetişir. Ahmet Bey, Çatalkara ve Tokat, Narince sofralık üzümleri meşhurdur.
Hayvancılık: Çorum’un ekonomik yapısında, hayvancılık önemli bir yer işgâl eder. Tarımla uğraşan her âilede hayvancılık da yapılır. Bunun hâricinde toplu işletmeler kurulmakta, özellikle tavukçuluk her geçen gün ilerlemektedir. 10.000 tavuk kapasiteli 5 işletme, 15.000 tavuk kapasiteli 2 işletme, 20.000 tavuk kapasiteli 2 işletme, 50.000 tavuk kapasiteli bir işletme açılmıştır. Koyun, kıl keçisi, tiftik keçisi, manda ve sığır beslenir. Çorum ilinde arıcılık günden güne gelişme göstermektedir. Çorum için hayvancılığın tarımdan ileri olduğu il olarak bahsedilir.
Ormancılık: Orman sahası 360.000 hektara yakındır. Ayrıca 15.000 hektar fidanlık vardır. Çorum’un 147 köyü orman içinde ve 180 köyü orman kenarındadır. Bu köylerin nüfûsu 200.000’e yakındır. Her yıl yaklaşık 70.000 m3 sanâyi odunu ve 130.000 ster yakacak odun istihsal edilir.
Asırlar önce Çorum orman bakımından çok zengindi. Ormanların tahribi ile ormanlar sâdece dağlar üzerinde kalmıştır.
Mâdenler: Yeraltı kaynakları çok zengin olan Çorum’da mâden işletmesi büyük sermâyeyi gerektirdiği için, özel teşebbüsce işletilen mâden çeşitleri çok azdır. Çorum ilinde mâden deyince akla kömür gelir. Osmancık, İskilip, Bayat hattı zengin linyit yatakları ile kaplıdır. Bu hat üzerinde Türkiye Kömür İşletmelerince işletilen Alpagut Dodurga linyitleri Çorum ve çevresinin kömür ihtiyâcını karşılamaktadır. Altı bin dekar işletme alanına sâhip Alpagut Dodurga Linyitleri İşletmesi 1964 yılında üretime geçmiştir. Henüz işletilmeyen MTA tarafından tesbit edilen mâdenler şunlardır:300.000 ton tuz rezervi, 200 ton pirit rezervi, 200 ton bakır rezervi ve daha başka mâdenler mevcuttur.
Sanâyi: Sanâyileşme açısından geri kalmış illerimizdendir. Îmâlât sanâyiinin il ekonomisindeki payı çok önemli değildir. 19 adet un fabrikası vardır. 1960 yılından sonra toprak sanâyii hayli gelişmiştir. Çorum’da 46 adet tuğla ve kiremit fabrikası mevcuttur. İldeki ilk devlet yatırımı 1957’de üretime geçen ve bugün 1200 ton kapasiteli olan çimento fabrikasıdır.
Çorum ilinde küçüklü büyüklü yaklaşık 102 adet fabrika mevcuttur. Bunların 100 tânesi özel sektöre, 2 tânesi kamu sektörüne âittir. Çorum ilinde alışılmış sanâyi kolları dışında deterjan, emâye, kâğıt, ağaç parke, fermuar, makarna, bulgur ve tereyağı fabrikası mevcuttur. El sanatlarından bakırcılık yaygındır.
Ulaşım: Çorum ili Ankara-Samsun karayolu üzerinde olması sebebiyle karayolu ulaşımı gelişmiştir. Demir ve deniz yolu yoktur.
Nüfus ve Sosyal Hayat
Nüfus: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 609.863 olup, 253.804’ü şehirlerde, 356.059’u köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 12.820 km2 ve nüfus yoğunluğu 49’dur.
Örf ve âdetler: Çorum ilinin yakın bir zamâna kadar bölge olarak sönük bir yerde olması, cemiyet hayâtında örf ve âdetlerde eskiye bağlılığın devâm etmesine sebeb olmuştur. Yeni yeni değişmeye başlamış bâzı yerleşim alanları ise hâlen atalarından kalan gelenek ve göreneklere bağlılığı sürdürmektedirler. Çorum’da geleneksel Anadolu yaşayışı hâkim olup, erkek, âilenin mutlak reisi ve hâkimidir. Bugün Çorum’un birçok köylerinde eski âdetler devâm etmektedir. Evlerde tezgâhlarda dokunan pamuklu bezler iç çamaşırı olarak kullanılmakta, yün ve tiftikten kumaşlar dokunmaktadır. Köylerin dışında örf ve âdetler yok denecek kadar azalmıştır.Kına türküleri ve halayları meşhurdur. Köy düğünlerinde davul zurna çalınır.
Halk oyunları: İğdeli gelin, Dillala, Çekirge, Bediriş oyunları meşhurdur.
Mahallî yemekleri: Has baklava, oğmaç, pezi gömbe, kızartma katmer, mayalı, cızlak, mantı, tutmaç aşı, çatal aşı, lüle baklava, karaçuval helvası, hasıda, hedik, cilbir, borhana, keşkek, mücver, sasak beyni, İskilip dolması (torba pilav). İskilip turşusu çok meşhurdur. Turşu birçok illere tenekeler içerisinde sevk edilir. Leblebisi meşhurdur. Çorum denilince akla leblebi gelir.
Çorum’da sporun oldukça eski ve parlak bir geçmişi vardır. Özellikle karakucak güreşi Çorum yaylalarında belki de yüzyıllara dayanan bir geçmişe sâhiptir.
Millî Sporcular
Güreş: Âdil Candemir (Londra Olimpiyat Şampiyonu), Tevfik Kış (Dünyâ ve Olimpiyat Şampiyonu), Mahmut Atalay (Dünyâ ve Olimpiyat Şampiyonu), Hamit Kaplan (Dünyâ ve Olimpiyat Şampiyonu), Dursun Alıcı (Balkan ikincisi), İzzet Büyük (Dünyâ dördüncüsü), Kâzım Yıldırım, Hayri Polat, Şevket Ilgaç, İsmâil Çevik (Balkan üçüncüsü), Hüseyin Teke, Mehmet Uysal, Kemal Saydam, Muhammed Bodur.
Halter: Hasan Has (Millî, Türkiye rekortmeni, Balkan ikincisi).
Atletizm: Rıza Kepçeli, 1950 yılında Atatürk Kır Koşusu Ortaokullar Türkiye Şampiyonu. Kamber Duran, 1971-1972 yıllarında İlkokullar Uzun ve Yüksek Atlama Türkiye birincisi ve rekortmeni.
Çorum’da Anadolu örneğine uygun olarak güreş, cirit, at yarışları, avcılık ve sinsin adı verilen çoğunlukla davul ve zurna çalınarak oynanan, halkın iştirakiyle gerçekleştirilen sporlar yapılagelmiştir.
Eğitim: Okur-yazar nisbeti % 71’dir. Erkeklerde bu oran % 80, kadınlarda % 62’dir. İl dâhilinde 11 anaokulu, 964 ilkokul, 51 ortaokul, 11 lise, 17 meslekî ve teknik okul vardır.Yüksek okul olarak 19 Mayıs Üniversitesi’ne bağlı 1 adet Meslek Yüksek Okulu ve ayrıca 200 kişilik bir yetiştirme yurdu mevcuttur.
Yetişen meşhurlar:
Akşemseddîn; asıl adı Mehmed Şemseddîn olup, Şamlıdır. 1390 yılında doğmuştur. Osmanlı İmparatorluğunun büyük bir din âlimi, aynı zamanda doktordur (Bkz. Akşemseddîn). Koca Mehmed Paşa; Sultan İkinci Murad Han zamânında 10 yıla yakın vezîriâzamlık yapmıştır. Osmancıklıdır. Doğum yılı kesin olarak bilinmemektedir. 1439 yılında ölmüştür.
Şeyh Muhyiddîn-i Yavsî, İskilip’te doğdu. İskilip, Amasya ve İstanbul’da tahsilini yaparak o zaman Amasya vâliliği yapan Şehzâde İkinci Bâyezîd’e hoca oldu. Babası Mustafa İmâdî ölünce, Zeynîye Tekkesi şeyhi oldu.
Ebussuud Efendi, Şeyh Muhyiddîn-i Yavsî’nin oğludur. Doğruluk ve iyi ahlâk sembolüdür. Bu sebepten doğruluk ve güzel ahlâkta temâyüz eden birine; “Sen Ebussuud Efendinin torunu musun?” denir. İskilipli olan bu büyük âlim, uzun yıllar Kânûnî’ye şeyhülislâmlık yapmıştır.
Elvan Çelebi, Baltacı Mehmed Paşa, Yedisekiz Hasan Paşa, Çorum’un yetiştirdiği diğer büyüklerdendir.
İlçeleri
Çorum’un biri merkez olmak üzere 14 ilçesi vardır.
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 186.377 olup, 116.810’u ilçe merkezinde, 69.567’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 136, Cemil bucağına bağlı 22 ve Seydim bucağına bağlı 34 köyü vardır. İlçe toprakları Çorum, Bozboğa, Ovasaray ve Seydim ovaları ile batı ve kuzeydoğuda yer alan Canik Dağlarından meydana gelmiştir. Ovalarını Çorum Suyu ve Kızılırmak sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, baklagiller, şekerpancarı ve meyvedir. Hayvancılık gelişmiştir. Köylerde el sanatları halkın ikinci bir meşgûliyet dalıdır. Çimento fabrikası, tuğla ve kiremit fabrikaları, gıdâ fabrikaları, yem fabrikası başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi, Çorum Suyunun doğusunda, Çorum Ovasının kenarında, ortalama yüksekliği 800 m olan bir alanda kurulmuştur. Ankara-Merzifon karayolu ilçe merkezinden geçer.
Alaca: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 54.814 olup, 20.646’sı ilçe merkezinde, 34.168’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 99 köyü vardır. Yüzölçümü 1371 km2 olup, nüfus yoğunluğu 40’tır. İlçe toprakları Bozok platosunda yer alır. Hüseyin Ova ilçenin tek düzlüğü olup, alüvyonlu topraklardan meydana gelmiştir. İlçe topraklarını Alaçay sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, şekerpancarıdır. Sebzecilik ve meyvecilik gelişmiştir. Üzüm, dut, kiraz, kayısı, erik, kavun, karpuz ve ceviz yetiştirilen başlıca meyvelerdir.
İlçe merkezi, Hüseyin Ovada Alaçay kıyısında kurulmuştur. Çorum-Yozgat karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 49 km mesâfededir. İlin tahıl ambarı olması yüzünden, ilçe, tahıl ürünlerinin alım-satım merkezi durumundadır. Hitit yerleşim merkezlerinden olan Alacahöyük kalıntıları, ilçe merkezine 15 km mesâfede Haramözü köyündedir. İlçe belediyesi 1920’de kurulmuştur. Eski adı Hüseyinabad’dır.
Bayat: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 35.010 olup, 8090’ı ilçe merkezinde, 26.920’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 35 köyü vardır. Yüzölçümü 784 km2 olup, nüfus yoğunluğu 45’tir. İlçe toprakları genelde dağlıktır. Kuzeyi ve orta bölümünü Köroğlu Dağlarının uzantıları engebelendirir. Dağların yüksek kesimlerinde yaylalar vardır. Kızılırmak ve kolları ilçe topraklarını sular. Akarsu vâdilerinde küçük ovalar yer alır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday ve pirinçtir. Hayvancılık ekonomik açıdan ikinci derecede gelir kaynağıdır. Yaylacılık usûlü ile en çok küçükbaş hayvan beslenir. Hayvancılığa bağlı olarak yapağı ve tiftik işlenmesi gelişmiştir.
İlçe merkezi Bayat Suyu kenarında, tepelik bir alanda yer alır. İl merkezine 79 km mesâfededir. İskilip-Ankara karayoluna 13 kilometrelik bir yolla bağlıdır. İskilip’e bağlı bucakken, 1958’de ilçe oldu ve aynı sene belediyesi kuruldu.
Boğazkale: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 10.425 olup, 2501’i ilçe merkezinde, 7924’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 15 köyü vardır. Sungurlu ilçesine bağlı bucak merkeziyken 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu. İlçe toprakları dalgalı düzlükler ve tepelik alanlardan meydana gelmiştir. Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, şekerpancarı, soğan, patates, üzüm ve mercimektir.Hayvancılık gelişmiştir.
Dodurga: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 13.550 olup, 3974’ü ilçe merkezinde, 9576’sı köylerde yaşamaktadır. Osmancık ilçesine bağlı belediyelik köyken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu. İlçe toprakları genelde dağlıktır. Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, şekerpancarı, arpa, pirinçtir.Hayvancılık ve arıcılık gelişmiştir.
İskilip: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 51.877 olup, 19.624’ü ilçe merkezinde, 32.253’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 59 köyü vardır. İlçe toprakları genelde dağlıktır. En yüksek noktası Kös Dağıdır (2065 m). Kızılırmak ve kolları ilçe topraklarını sular. Güney ve güneydoğusunda Kızılırmak’ın taşıdığı alüvyonlu topraklardan meydana gelen küçük ovalar vardır. Dağların yüksek kesimlerinde yaylalar, alçak kesimlerinde ise çam ormanları yer alır.
Ekonomisi tarım ve küçük sanâyie dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, şekerpancarı, elma, üzüm, patates ve armut olup, ayrıca az miktarda pirinç yetiştirilir. Hayvancılık gelişmiş olup, en çok koyun, Ankara keçisi ve sığır yetiştirilir. Küçük el san’atları, dericilik ve kunduracılık yaygındır.
İlçe merkezi, yüksek dağlık bir kesimde İskilip suyu vâdisinde yer alır. İl merkezine 55 km mesâfededir. İlçe belediyesi 1872’de kurulmuştur. Çorum’un en eski ilçesidir.
Kargı: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 26.762 olup, 5858’i ilçe merkezinde, 20.904’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 49, Hacıhamza bucağına bağlı 9 köyü vardır. Yüzölçümü 1301 km2 olup, nüfus yoğunluğu 21’dir. İlçe toprakları genelde dağlıktır. Dağlar Kızılırmak ve Devrez çayı vadisiyle yarılmıştır. Kuzeyinde Ilgaz Dağları, güneyinde Köroğlu Dağları yer alır. Devrez Çayı ve Kızılırmak vâdilerinde küçük ovalar vardır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri; pirinç, buğday, arpa, patates, elma, armuttur. Akarsu vâdilerinde sebze ve meyve yetiştirilir. Hayvancılık gelişmiş olup, en çok koyun, kıl keçisi ve Ankara keçisi beslenir. İlçe topraklarında kireçteşı, mermer ve traverten yatakları vardır.
İlçe merkezi, Kızılırmak Vâdisinde yer alan ovanın kuzeyinde kurulmuştur. İl merkezine 116 km uzaklıktadır. Samsun-İstanbul karayolu ilçeden geçer. Belediyesi 1936’da kurulmuştur. Kastamonu’ya bağlı ilçeyken 1953’te Çorum’a bağlandı.
Laçin: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 12.584 olup, 1570’i ilçe merkezinde, 11.017’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 15 köyü vardır. Merkez ilçeye bağlı bir bucakken, 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu. İlçe toprakları genelde düzdür. Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, şekerpancarı ve meyvedir.Hayvancılık ve el sanatları köylerdeki halkın ikinci bir meslek dalıdır.
Mecitözü: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 32.059 olup, 6287’si ilçe merkezinde, 25.772’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 55 köyü vardır. Yüzölçümü 959 km2 olup, nüfus yoğunluğu 33’tür. İlçe toprakları orta yükseklikteki düzlüklerden ve dağlardan meydana gelir. Güneyinde Karadağ yer alır. Dağlardan kaynaklanan suları Çorum Çayı ve Efenik Çayı toplar.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, şekerpancarı, arpa, patates, soğan, elma ve baklagiller olup, ayrıca az miktarda armut ve üzüm yetiştirilir. Hayvancılık gelişmiştir. İlçe, gelişmemiş bir yerleşim merkezi olup, Çorum-Amasya karayolu kuzey kıyısında yer alır. İl merkezine 37 km mesâfededir. Belediyesi 1892’de kurulmuştur.
Oğuzlar: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 11.846 olup, 5867’si ilçe merkezinde 5979’u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 7 köyü vardır. İskilip ilçesi merkez bucağına bağlı belediyelik bir köyken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânun ile ilçe oldu. Eski ismi Karaören’dir. İlçe toprakları genelde dağlıktır. Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, şekerpancarı, patates, üzüm ve armuttur. Hayvancık gelişmiştir.
Ortaköy: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 13.073 olup, 3353’ü ilçe merkezinde, 9720’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 15 köyü vardır. Yüzölçümü 242 km2 olup, nüfus yoğunluğu 54’tür. İlçe topraklarının kuzey ve kuzeybatısı dağlık, doğusu ise ovalıktır. Çekerek Çayı ilçe topraklarını sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa ve soğan olup, ayrıca az miktarda patates, üzüm, pirinç ve armut yetiştirilir. Hayvancılık gelişmiştir. İlçe merkezinde çeltik fabrikaları vardır. İlçe merkezi, Çekerek Suyuna dökülen Karahicip Deresi kıyısında kurulmuştur. İl merkezine 53 km mesâfededir. Gelişmemiş ve küçük bir yerleşim merkezidir. Mecitözüne bağlı bucakken, 1959’da ilçe oldu ve aynı sene belediyesi kurulmuştur.
Osmancık: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 52.490 olup, 21.347’si ilçe merkezinde 31.143’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 24, Kamil bucağına bağlı 12 köyü vardır. İlçe toprakları genelde dağlıktır. Doğusunda Çal ve Ada dağları, batısında Köroğlu Dağları yer alır. İlçe topraklarını Kızılırmak sular.
Ekonomisi tarım ve mâdenciliğe dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, şekerpancarı, arpa, pirinç, patates, soğan ve az miktarda üzüm, elma ve armuttur. Hayvancılık ve arıcılık gelişmiştir. İlçe topraklarındaki mermer ve linyit yatakları işletilir.
İlçe merkezi, Kızılırmak’ın güney kıyısında yer alır. Tosya-Merzifon karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 61 km uzaklıktadır. Baltacı Mehmed Paşa Osmancık’ta doğmuştur ve burada dört târihî çeşme yaptırmıştır.
Sungurlu: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 81.665 olup, 30.521’i ilçe merkezinde, 51.144’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 103 köyü vardır. İlçe toprakları orta yükseklikte dalgalı düzlükler ve tepelik alanlardan meydana gelmiştir. Kızılırmak’ın kollarından Delice Suyu ilçe topraklarını sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, şekerpancarı, soğan, patates, üzüm, mercimek, elma ve nohuttur. Sebze ve meyve yetiştiriciliği yaygındır. Hayvancılık gelişmiş olup, en çok sığır besiciliği yapılır. Un ve tuğla fabrikaları başlıca sanâyi kuruluşlarıdır. Dokumacılık yaygın yapılan el sanatıdır. İlçede bentonit yatakları vardır.
İlçe merkezi, Samsun-Ankara karayolu üzerinde Budaközü Çayı kenarında kurulmuştur. İl merkezine 70 km mesâfededir. Eski ismi Budaközü’dür. Merkez ilçeden sonra en hızlı gelişen ve en büyük ilçedir.
Uğurludağ: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 27.331 olup, 7356’sı ilçe merkezinde, 19.975’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 33 köyü vardır. İskilip ilçesine bağlı bir bucakken, 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu. İlçe toprakları genelde dağlıktır. Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri tahıl, şekerpancarı ve patatestir. Hayvancılık yaygın olarak yapılır.
Târihî Eserler ve Turistik Yerleri
Çorum târihî eserler bakımından gerçek bir hazînedir. Başlıcaları şunlardır:
Çorum Kalesi: Kimin tarafından yapıldığı bilinmemektedir. Evliyâ Çelebi Seyâhatnâmesi’nde Dânişmendliler tarafından yapıldığı bildirilmektedir. Kale, şehrin güneyinde az yüksek platform üzerinde ovaya hâkim bir yerde kurulmuştur. Kare biçiminde olup, her kenarı 80 metredir. Kale içinde ahşap evler ve minâresi yıkılmış büyük bir mescit vardır.
İskilip Kalesi: Yüz metre yüksekliktedir. Üç tarafı kayalarla çevrilidir. Yalnız kuzeybatı kısmı girişe elverişlidir. Etrâfı surlarla çevrilidir. Dört yanında burçlar bulunmaktadır. Kalenin güneye bakan kısmında bir kapısı vardır. Kalede iki gizli yol bulunmaktadır. Birisi büyük Câmi yönünde, birisi de Tabakhâne Mahallesine çıkmaktadır. Kalenin kimler tarafından yapıldığı bilinmemektedir.
Osmancık Kalesi: Eski Osmancık ilçesinin doğusunda çok dağlık olan Kandiber denilen kalenin içerisinde kurulmuştur. Surlarının uzunluğu 2500 m, yüksekliği 27.5 metredir. Kalenin ne zaman ve kimler tarafından yapıldığı bilinmemektedir. Kale içerisinde kayaları oymak sûretiyle yapılmış bir hamam harâbesi bulunmaktadır.
Ulu Câmi: Çorum’un en büyük câmisidir. Minberinin kapısı üstünde 706 senesi Safer ayının onuncu günü (1306 Ağustos) yazısı bulunmaktadır. Sultan Alâeddîn Keykubât’ın kölesi tarafından yaptırılmıştır. Çeşitli zelzelelerde yıkılıp yeniden yapılmıştır. En son olarak Çabarzâde Süleymân Bey ile oğlu Abdülfettah Bey zamânında bugünkü şekli inşâ edilmiştir. İnşaat, 1810 senesinde tamamlanmıştır.
Hıdırlık Câmii: Eshâb-ı kirâmdan Süheyb-i Rûmî’ye saygı nişânesi olmak üzere ilk defâ Hıdır oğlu Hayreddîn Bey tarafından yaptırılmıştır. Beşiktaş Muhâfızı Çorumlu Yedisekiz Hasan Paşanın Süheyb-i Rûmî’den bahsetmesi üzerine, Sultan İkinci Abdülhamîd Hanın emri üzerine şimdiki câmi ve türbe yapılmıştır.
Şeyh Muhiddîn Yavsî Câmii: İskilip’te Ebussuud Efendinin babası Şeyh Yavsî tarafından tek kubbeli olarak yaptırılmış, daha sonra Ebussuud Efendi tarafından ekleme yapılarak câmi büyütülmüştür. Câminin yanında Şeyh Muhiddîn Yavsî’nin türbesi vardır.
Büyük (Ulu) Câmi: 1839’da Göçükoğlu Hasan Usta tarafından yapılmıştır. İskilip’tedir. Büyük ahşap kubbesi vardır.
Mihri Hatun Câmii: Dördüncü Murad Han, Kargı’ya bağlı Karakire köyünde hastalanarak vefât eden hanımı için yaptırmıştır. 1943 zelzelesinden zarar gören yapı, tâmir ettirilmiştir. Sâdece minâresi ilk yapılış şeklini korumaktadır.
Sinan Paşa Külliyesi: Kargı ilçesindedir. Külliye câmi, sıbyan mektebi, han ve hamamdan meydana gelmiştir. 1507’de Sinan Paşa tarafından yaptırılmıştır. Câmi avlusunu çevreleyen medrese zamânımıza ulaşmamıştır. Hamam 1956’da tâmir ettirilmiş olup, günümüzde kullanılmaktadır. Hanın bir kısmı yıkıktır.
Koca Mehmed Paşa Câmii: Sultan İkinci Murad’ın vezîri Koca Mehmed Paşa tarafından 1430 senesinde Osmancık ilçesinde yaptırılmıştır. Selçuklu mîmârî özelliği hâkimdir. Kapısı cevizden olup, üzerinde çok zarîf ve sanatkârane bir işçilikle işlenmiş oyma süslemeler vardır. Granit taştan yapılı mihrabın geometrik süsleri çok güzeldir. Câminin yanında imâret vardır.
Akşemseddîn Câmii: Fâtih Sultan MehmedHanın hocası Akşemseddîn tarafından yaptırılmıştır. Osmancık ilçesindedir. Günümüze ulaşan dershâne ve iki oda mescid olarak kullanılmaktadır.
Elvan Çelebi Zâviyesi: Mecitözü ilçesi Elvan köyündedir. Zâviye, câmi ve türbeden meydana gelen yapı, Osmanlı döneminin ilk zâviyelerindendir. 1352’de Âşıkpaşaoğlu Elvân Çelebi yaptırmıştır. Kündekari tekniğinin çok güzel bir örneği olan türbe kapısı, Çorum İl Müzesindedir.
Koyun Baba Türbesi: Sultan İkinci Bâyezîd döneminde Osmancık ilçesinde yaptırılmıştır. Türbe, tekke, imâret ve kervansaraydan meydana gelen külliyeden günümüze sâdece türbe kalmıştır. Ağaç işçiliğinin eşsiz bir örneği olan kapı, Çorum Müzesindedir.
Koyun Baba Köprüsü: Osmancık ilçesinde olup, Osmanlı köprü mîmârîsinin en güzel örnekleridir. İnşâsına 1486’da başlanmış, 1491’de tamamlanmıştır. Köprü, 250 m uzunlukta, 7.5 m yüksekliktedir. Dokuz kemerli, on beş gözlüdür.
Çorum Saat Kulesi: 1894 târihinde İkinci Abdülhamîd Hanın Beşiktaş muhâfızı, Yedisekiz Hasan Paşa tarafından yaptırılmıştır. Saat Kulesi 27.5 m yüksekliğindedir. Tabanı sekiz köşeli olup, 5.3 m çapındadır. Her köşesi 2.1 metredir. Kulenin gövde çapı 3.9 m olup, 24 köşegenlidir. Kuleye döner merdivenle çıkılır. 81 basamağı vardır. Saatın rakamları dâiresi çapı 1.5 m olup, yelkovan uzunluğu 85 cm, akrep uzunluğu 70 santimetredir. Geniş ve çok derin bir temel üzerine oturtulduğu söylenmektedir. 68 cm genişliğinde, 1.70 m yüksekliğindeki kapısının üzerinde 60x95 cm ebadındaki kitâbesinde: 
Şehinşâh-ı zamân Abdülhamîd Hân-ı keremkârın
Ferikân-ı kirâmından Hasan Pâşâ bî-hemtâ
Bütün evkâtını vakf ile ihyâ-i hayrâta
Muvaffak eylesin hem de aynı âmâline Mevlâ
 
Bu saat kulesi ezcümle hayrât-ı güzîninden
Yapıldı yümn-i evferle bu şehri eyledi ihyâ
Çıkıp bir vakt-i eşrefde yazıldı bâbına târih
Bu mevkat-ı celili yaptı bak heft heşt Hasan Paşa.
yazıları yer almaktadır.
Sungurlu Saat Kulesi: 1892 yılında Kaymakam Edip Bey tarafından yaptırılmıştır.
Güpür Hamamı: Ulucâmi karşısındadır. 1436’da yapılan hamamda sonradan bir takım değişiklikler yapılmıştır. Hâlen kullanılmaktadır.
Paşa Hamam: Çöplü semtinde bulunan hamam, Tâceddîn İbrâhim Paşa tarafından 1484’te yaptırılmıştır. Hâlen kullanılmaktadır.
Ali Paşa Hamamı: Çarşı içinde saat kulesi yanındadır. Çorum’un en büyük hamamıdır. Erzurum Beylerbeyi olan Ali Paşa tarafından 1573 yılında yapılmıştır. Hâlen kullanılmaktadır.
Boğazköy (Hattuşaş): Anadolu’da yaşayan Hitit Devletinin başkentidir. Çorum’a 82 km, Sungurlu ilçesine 30 km uzaklıktadır. Boğazköy (Hattuşaş)ün çevresi 6-8 km uzunluğunda büyük bir sur ile çevrilidir. 7 kapısı vardır. Bu kapıların üçü önemlidir. Kral Kapı, Aslanlı Kapı ve Yer Kapıdır. Yer Kapıya 70 m uzunluğunda bir yeraltı tünelinden girilmektedir. Bu surlar içerisinde birçok tapınaklar vardır. En önemlisi Büyük Tapınak etrâfında çeşitli erzak küpleri mevcuttur. Bu tapınak içinde sütunlu galeriler, râhiplere âit odalar, adak sunma yerleri ve kurban kesme yerleri mevcuttur. Bugün yabancı istilâlar ve bir takım tahribat sonucu duvarların büyük kısmı yıkılmış, 1.5 m yükseklikte duvarlar kalmıştır. Hattuşaş şehrinin 5 tapınağının en büyüğü ve en önemlisi Büyük Tapınaktır. Kazılarda 10.000’den fazla yazılı tablet bulunmuştur. Dünyânın en zengin Hitit Müzesi Çorum’dadır.
Alaca Höyük (Arinna): Alaca’ya 22 km, Çorum’a 45 km, Boğazköy’e 37 km uzaklıktadır. Höyüğün genişliği 277 m, uzunluğu 310 m olup, 20 m yüksekliktedir. Alacahöyük’te ilk kazı yapılmasını sağlayan Türk bilgini İstanbul Müzeler Müdürü Halil Ethem Bey olmuştur. Kazıya 1906-1907 yıllarında başlanılmıştır. Altın, gümüş ve tunçtan yapılmış çok sayıda eser bulunmuştur. Büyük kısmı Ankara Müzesindedir. Geri kalanı Alacahöyük’tedir. Hitit İmparatorluğuna âit on binlerce eserin çıkarıldığı târihî bir hazînedir.
Yazılı Kaya: Hattuşaş şehrinin 2 km doğusunda yer alır. Bu kaya iki büyük galeriden ibârettir. Taptıkları şeylerin resimleri ile süslüdür. Büyük galeride insanlar sayısı 69, küçük galeride ise 18’dir. Bir açık hava tapınağı olarak kurulan muzzam kabartmaların M.Ö. 1300 yıllarında Üçüncü Hattuşil zamânında yapıldığı anlaşılmaktadır. Yazarlı, Büyük Gülücek, Eski Yapar, Kalın Kaya, Kalehisar ve Gerdek Kayada eski çağlara âit çeşitli târihî eser ve kalıntılar vardır.
Eski Ekin Mağarası: Yapma mağaradır. Yanından dere geçen bu mağara yığılmış taş basamaklarından çıkınca yontulmuş bir kapıdan dar bir koridorla geniş bir odaya geçilir. Odanın içerisinde oturma yerleri ve dışardan ışık alması için bir de penceresi vardır. Gerdek Kaya Mağarası: Çorum’a 12 km uzaklıkta Elmalı köyüne yakın bir yerdedir. Mağara tek bir odadan ibârettir. Dış duvarları üzerinde çok enterasan motifler vardır. Büyük Laçin Mağarası: Laçin’e bir km uzaklıktadır. Bir odadan ibârettir. Mescitli Mağarası: Kaya içine oyulmuştur. Köye iki kilometredir. Kapılı Kaya Mağarası: Kırkdilim Boğazının bitiminde yüksek odalı bir mağaradır. Geniş bir penceresi vardır. Yeni Kışla Mağarası: Mağaranın içerisi 8-10 m yüksekliğindedir. Köye bir kilometre uzaklıktadır. Molla Hasan ve Kadıderesi Mağarası: Yanyana dizilmiş üç dallı bir mağaradır. Köye 1 km uzaklıktadır. Alköy Mağarası: Cemilbey bucağına bağlı Alköy’ün yakınında yerden 4 m yükseklikte çok düzgün oyulmuş bir mağaradır. Sazak Mağarası: Saçayak boğazına 500 m uzaklıkta bir kaya üzerindedir. Mağarada ocak yerleri ve sedirler vardır. Böğdüz Kılıçören Mağarası: İçerisine, çok derin bir koridorla girilir. Bu mağarada söylentilere göre büyük bir hazînenin Bizanslılar zamânında saklandığı söylenmektedir. Mağaranın ağzı kapalıdır, az bir yeri açıktır. Kılıçören köyünün güneyindeki dağlardan birisidir.
Mesire yerleri: Çorum ilindeki mesire yerleri genellikle ormanlık bölgelerde toplanmıştır. Bâzıları şunlardır:
Belediye Parkı: 40.000 metrekarelik bir sahada ağaçlı, çiçekli bir mesire yeridir. 1884’te Kaymakam Mahmud Bey yaptırmıştır. Baha Bey Çamlığı: İl merkezine 2 km uzaklıkta Çamlık bir mesire yeridir. Hacılar Hanı Çamlığı: Çorum-Samsun yolu üzerinde il merkezine 30 km uzaklıkta, çam ve meşe ağaçlarıyla kaplı bir dinlenme yeridir. Soğuksu kaynakları çoktur. Çatak: Çorum’a 20 km uzaklıkta orman içi bir mesire yeridir. Keklik ve üveyik av kuşları çoktur.
Kaplıcaları: Çorum ilinde şifâlı su kaynakları varsa da az olup, yeteri kadar faydalanılmamaktadır. Bâzıları şunlardır:
Laçin Hamamı: İl merkezine 40 km uzaklıkta Laçin ilçesi yakınındadır. İçme kürleri idrar söktürücüdür. Arak Mâdenî Suyu: Çorum-İskilip karayolu üzerinde Karacaören köyü yakınındadır. Mîde, karaciğer, safra yolları ve metabolizma hastalıklarının tedâvisinde faydalıdır. Figani (Beke) Hamamı: Çorum-Mecitözü yolu üzerindedir. İdrar söktürücü özelliği vardır.

Kaynak

Rehber Ansiklopedisi
Çankırı Hakkında Bilgiler

ÇANKIRI
Orta Anadolu’nun kuzeyinde Kızılırmak ve Batı Karadeniz havzaları içinde yer alan bir ilimiz. Çankırı toprakları 40°30’ ve 41° kuzey enlemleri ile 32°30’ ve 34° doğu boylamları arasında kalır. Çorum, Ankara, Bolu, Kırıkkale, Zonguldak ve Kastamonu illeri arasında kalır. Trafik kod numarası 18’dir.
İsminin Menşei
Çankırı’nın târihi Hititlere dayanır. Şehri “Çangra” isimli bir Hitit beyi kurduğu için bu isimle anılmıştır. Bölgeye gelen Oğuz Türkleri bu ismi kendi dil ve lehçelerine uydurarak “Kengiri” dediler. Cumhûriyetin îlânından sonra ilin ismi Çankırı olarak değiştirilmiştir.
Târihi
Çankırı’nın bilinen târihi Hititlere dayanır ve bir Hitit beyi tarafından kurulmuştur. Hitit İmparatorluğunun merkezi olan Hattuşaş’a yakın oluşu sebebiyle önemli bir şehirdi. M.Ö. 1200 senelerinde iç savaşlar sebebiyle Hitit İmparatorluğu parçalanıp zayıflayınca, Çankırı, Frikyalıların eline geçti. Daha sonra şehri Lidyalılar ele geçirdiler. M.Ö. 6. asırda Persler bu bölgeyi Lidyalılar’dan aldılar. İki asır sonra Makedonya Kralı İskender, Persleri yenerek bu bölgeyi de eline geçirdi. İskender’in ölümü üzerine Çankırı Galatların eline geçti ve “Gangaris” (keçisi bol ülke) ismi ile başkent oldu. Roma İmparatorluğu Anadolu’nun bir kısmı ile berâber Çankırı’ya hâkim oldu. Roma’nın ikiye bölünmesi üzerine bu kısım Doğu Roma (Bizans)elinde kaldı.
1071 Malazgirt Savaşından sonra Çankırı Türkler tarafından fethedildi. Selçukluların önemli beyliklerinden olan Danişmendoğulları bölgeye hâkim oldular. Danişmend Devletinin kurucusu olan Melik Ahmed Danişmend Gâzi, Alparslan’ın komutanıydı. Çankırı’nın fethini Emir Karatekin’e vermişti. Bu komutan 1082’de Çankırı’yı fethetti ve 1106 senesine kadar Çankırı vâliliğini yaptı. 1134’te Bizanslılar bir ara Çankırı’yı işgâl ettilerse de, kısa bir müddet sonra Selçuklu Sultanı Birinci Mes’ûd, Çankırı’yı 1137’de yeniden fethetti. Selçuklu devletinde mühim bir şehir olan Çankırı, Moğol ve İlhanlıların istilâsına uğradı. Daha sonra Candaroğulları bölgeye hâkim oldular.
Birinci Murad, Çankırı’yı Osmanlı Devletinin topraklarına katmıştır. 1402 Ankara Savaşında Candaroğulları şehri tekrar ele geçirdiyse de, 1439’da Çelebi Sultan Mehmed, Çankırı’yı yeniden Osmanlı Devletine kattı. Merkezi Kütahya olan Anadolu beylerbeyliğinin 14 sancağından biri de Çankırı idi. Tanzimattan sonra Kastamonu, vilâyetinin 4 sancağından biri olmuştur. İstiklâl Harbinde İnebolu-Kastamonu yolu ile gelen cephâneyi Ankara’ya ulaştırmada Çankırı erkek ve kadınlarının, cephânenin Ilgaz Dağını aşmada Kale ve Kıyısın köylerinin hizmetleri çok büyük olmuştur. Çankırı, Cumhuriyet devrinde il olmuş ve 1925’te Kengiri (Kangri)ismi “Çankırı” olarak değiştirilmiştir. 1050 ve 1944’te büyük deprem geçirmiştir.
Fizikî Yapı
Çankırı arâzisi dağlık bir arâzidir. Ovaları arâzinin ancak % 8’ini teşkil eder. % 64’ü dağlar ve yaylalardan ibârettir. Geri kalan % 28’i platolardır. Bu arâzinin % 2 gibi çok az kısmı ekime müsâit değildir. Arâzinin beşte biri ormanlıktır. Çankırı, dağların ve bozkırların kapladığı şirin bir ildir.
Dağları: Ilgaz Dağları Çankırı’nın kuzeyini kaplar. En yüksek tepesi 2560 metredir. Ilgaz Dağları üzerinde bulunan diğer yüksek tepeler, Çatalılgaz Tepesi (2546 m), Küçük Hacet (2311 m), Kulpi (1980 m), Altunsivrisi (1934 m), Kocadağ (1763 m) ve Bulancak (1935 m)tır.
Batısında Köroğlu ve Işık Dağları uzanır. Işık Dağının en yüksek tepesi (2015 m)dir. Ayrıca Aydos, Eldivan ve Erikli tepeleri vardır. Yaylaları azdır. Başlıcaları Karapınar, Mülayim, Dede, Sanı, Eldivan ve Aydos’tur.
Ovaları: Akarsuların etrâfında bulunur. Kızılırmak havzasındaki ova, alüvyonlu topraklarla örtülü olduğu için çok verimlidir. Her türlü ürün yetişmeye müsâittir. Devrez, Tatlıçay ve Melan çayları etrâfındaki ovalarla, Orta, Eskipazar ve Çerkeş ovaları vardır.
Akarsuları: Kızılırmak’ın en büyük kollarından olan Devrez Çayı ilin en büyük akarsuyudur. 186 kilometrelik bu çay Ilgaz ve Işık dağlarından çıkan iki kolun birleşmesiyle meydana gelir. Kızılırmak güneyden geçer ve Çankırı ilindeki uzunluğu 30 kilometredir. Diğer akarsuları, Soğanlı Çay (Melan Çayı), Çerkeş Çayı, Acı Çay ve Tatlı Çaydır.
Gölleri: Önemli bir göl yoktur. Yazın sularının çoğu kuruyan ve hayvan ve tarla sulamak için kullanılan küçük gölcükler vardır. Bunların önemli olanları Kamış, Kayı, Bulancak, Çardak, Osman, Çivi ve Sülük gölleridir.
İklim ve Bitki Örtüsü
Orta Anadolu (kara) ikliminin husûsiyetleri tamâmen görülür. Kışları sert (soğuk), yazlar sıcak ve kurak geçer. Yağışlar kışın kar şeklinde olur, senelik yağış miktarı 397-410 milimetredir. Sıcaklık ise +41,8°C ile -25°C arasında seyreder.
İlin düz olan güney kısmı tamâmen çıplaktır. Kuzeyindeki dağlar kısmen ormanlıktır. Vâdiler kavak ve söğüt ağaçları ile örtülüdür. Akarsu civârları meyve ağaçları ve bağlarla örtülüdür. Arâzinin % 18’i ormanlık, % 35’i çayır ve mer’a, % 35’i ekili arâzidir. Ormanlarda; çam, köknar, meşe ve ardıç ağaçları vardır. Kurt, tilki, tavşan ve sincap gibi yabânî av hayvanları bulunur.
Ekonomi
Çankırı ilinin ekonomisi tarıma dayanır. Sanayi yeni gelişmektedir. Gelirinin % 50’ye yakını tarım sektöründen temin edilir. Çalışan nüfusun % 70’i tarım, hayvancılık ve ormancılıkla uğraşır. Leblebisi, el dokuma bez ve peştemalıyla, balı meşhurdur. Buğday, çeltik ve tuz ekonominin temelidir.
Tarım: Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, mısır, fasulye, mercimek, burçak, fiğ, patates ve şeker pancarıdır. “Fiğ” ekiminde Çankırı önde gelir. Akarsu kenarlarında bol miktarda sebze, meyve yetişir ve bağcılık önde gelir. Kavun ve karpuz da çok yetişir. Sulanan arâzi azdır. Devres vâdisinde inci tânesi gibi pirinç yetişir.
Hayvancılık: Çankırı ilinin % 35’i çayır ve mer’a ile kaplıdır. Koyun üretimi her sene artarken, tiftik keçi sayısı azalmaktadır. Arıcılık da gelişmekte olup, kovan sayısı 40.000’e yakındır.
Ormancılık: Yüzölçümünün % 18’i ormanlarla kaplıdır. Erozyonu önlemek için ağaçlandırmaya önem verilmektedir. 80 hektarlık fidanlık kurulmuştur. Her sene 80.000 metreküp sanâyi odunu ve 90.000 ster yakacak odunu elde edilmektedir.
Mâdenleri: Çankırı mâden bakımından zengin ise de çıkarılan mâdenler en çok alçıtaşı, tekel tarafından çıkarılan kayatuzu, betonit ve linyittir. Kayatuzu bir mağara içinden çıkarılır. Bu mağaraya ise 160 metrelik bir tünelle girilir.
Sanâyi: Çankırı’da sanâyi gelişme hâlindedir. Henüz fabrika sayısı azdır. Çankırı Süt Fabrikası, Çankırı Yem Fabrikası, Eskipazar Kereste Fabrikası, Kaya Tuzları, Bayramlar Alçı Fabrikası, Çivi Tel Fabrikası, Un ve Tuğla fabrikaları ve DDY Yeni Makas Fabrikası önemli olanlardır.
Ulaşım: Ankara-Zonguldak demiryolu Çankırı, Eskipazar, Çerkeş ve Kurşunlu’dan geçer. Ankara-İnebolu karayolu Çankırı’dan geçer. Birkaç köy dışında bütün köylerin yolları mevcuttur.
Nüfus ve Sosyal Hayat
Nüfûsu: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 279.129 olup, 113.855’i ilçe merkezlerinde, 165.274’ü köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 8.351 km2 olup, nüfus yoğunluğu 33’tür. Çalışma sebebiyle erkeklerin başka yerlere gidişi yüzünden “kadınların erkeklerden fazla olduğu il” olarak isim yapmıştır.
Örf ve âdetleri: Çankırı’da asırlar boyunca Hititler, Frigya, Lidya, Galatlar, İskender (Makedonyalılar), Persler, Roma ve Bizanslılar, Türkler (Selçuk ve Osmanlılar)hâkim olmuşlardır. Türklerin dışındaki milletler, târihî eserlerin dışında kaybolup gitmişlerdir. Türklerin bölgeye yerleşmesiyle Hıristiyan azınlık zamanla bu bölgeden göç etmişlerdir. Bölge 11. asır başından bu yana Türk İslâm kültürü ile yoğrulmuştur. Mahallî kıyâfetler ancak düğün ve millî oyunlarda giyilir. Mahallî meşhûr yemekleri tarhana, erişte, bulgur, gözleme, cızlama ve tatar böreği, Çankırı kadayıfı, hindi dolması, çekme helvası, şabanözü bazlaması ve çöreği, ovacık kavurması, sütlü kurabiye, peynir helvası ve kabak tatlısıdır. El dokuma çok gelişmiştir. Tiftik yününden güzel motifli renkli çoraplar örülür. Dokumalar kök boyalar ile boyandığından güzeldir. Keçe ve kilim dokunur. Şalvar, yağlık ve bohça işlemeleri yapılır. Halk edebiyâtı zengindir. Yûnus Emre ve Hacı Bektaş-ı Velî’nin tesiri büyüktür. Âşık Ali, Cevriye Bânu, Bezlî ve Efkârî başlıca halk şâirleridir. Uzun hava ve türküleri meşhurdur. Türkülerinde sohbet ve oyun işlenir. Çankırı zeybeği, halay, kaşık oyunu, sepetçioğlu zeybeği ve şakırdım başlıca oyunlarıdır.
Eğitim: Son senelerde eğitim faaliyeti çok hızlanmış ve okur-yazar nisbeti % 87’ye yükselmiştir. İlde 28 anaokulu, 504 ilkokul, 37 ortaokul, 6 meslekî ve teknik ortaokul, 11 lise, 7 meslekî ve teknik lise vardır.
İlçeleri
Çankırı, biri merkez olmak üzere 14 ilçeden meydana gelmiştir.
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 67.620 olup, 45.496’sı ilçe merkezinde, 22.124’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 49 köyü vardır. İlçe toprakları orta yükseklikteki engebeli düzlüklerden meydana gelir. Kuzey ve batısında Köroğlu Dağları yer alır. Dağların bir kısmı çam ormanları ile kaplıdır. İlçe topraklarını Tatlıçay sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa olup, ayrıca az miktarda fasulye, nohut, baklagiller ve soğan yetiştirilir. Yem fabrikası, süt fabrikası ve un fabrikası başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi, eğimli bir alanda, dar bir vâdide yer alır. Şehri Tatlıçay ikiye böler. Ankara’yı Batı Karadeniz’e bağlayan kara ve demiryolu ilçeden geçer. Bir kale şehri olarak kurulan ilçe, kalenin bulunduğu tepenin eteklerinde güneye doğru genişlemiştir. İlçe merkezi 1941-1942 senesinde Piyâde Okulunun Çankırı’ya gelişiyle gelişmiştir.
Atkaracalar: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 11.235 olup, 6263’ü ilçe merkezinde, 4972’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 13 köyü vardır. Kurşunlu ilçesine bağlı bucak iken 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu. Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Tarıma elverişli arâzisi azdır. Çankırı-Zonguldak demiryolu ilçe yakınından geçer.
Bayramören:1990 sayımına göre toplam nüfûsu 7310 olup, 2042’si ilçe merkezinde, 5268’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 26 köyü vardır. Kurşunlu bucağına bağlı bir bucak iken, 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu. Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. İlçe gelişmemiş küçük bir yerleşim merkezidir. Gürgenli Dağı eteklerinde kurulmuştur.
Çerkeş: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 22.145 olup, 8579’u ilçe merkezinde 13.566’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 51 köyü vardır. Yüzölçümü 990 km2 olup, nüfus yoğunluğu 22’dir. İlçe toprakları İç Anadolu platosunun kuzey kesiminde yer alır. Batı ve güneyini Çit, Karataş, Işık, Aydos, Eldivan, Bozkır Dağları, kuzeyini ise Ilgaz Dağları engebelendirir. İlçe topraklarını Melan Çayı sular. Melan Çayının kolu olan Çerkeş Suyu vâdisinde Çerkeş Ovası yer alır. Dağlar zengin ormanlarla kaplıdır.
Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, şekerpancarı olup, ayrıca az miktarda sebze ve meyve yetiştirilir. Tiftik keçisi ve koyun en çok beslenen hayvanlardır. Arıcılık ve tavukçuluk yaygındır. Tuğla ve kereste imalathâneleri küçük sanâyi kuruluşlarıdır. İlçe topraklarında traverten kökenli mermer yatakları vardır.
İlçe merkezi Çekreş Suyu kıyısında yer alır. Belediyesi 1878’de kurulmuştur. Târihi Bağdat yolu üzerinde bulunan eski bir yerleşim merkezidir. Dörtyol kavşağı “ciharköşe” veya “çeriçeken” (asker toplayan)kelimelerinden dolayı Çerkeş denildiği söylenir.
Eldivan: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 9707 olup, 4403’ü ilçe merkezinde. 5304’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 15 köyü vardır. Yüzölçümü 346 km2 olup, nüfus yoğunluğu 28’dir. İlçe toprakları dağlık ve engebeli olup, Kızılırmak havzası içinde yer alır. Güney ve güneybatısında Eldivan Dağı olup, doğu kesimi düzdür.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, mercimek, şekerpancarı, elma, erik, kiraz ve üzüm olup, ayrıca az miktarda nohut, sarmısak, soğan ve fasulye yetiştirilir. Verim düşüktür. Hayvancılık ikinci derecede gelir kaynağıdır. Koyun ve Ankara keçisi beslenir. İlçe topraklarında çıkarılan bentonit ihraç edilir.
İlçe merkezi Eldivan Dağı eteklerinde Dümeli Ovasında yer alır. Gelişmemiş küçük bir yerleşim merkezidir. İl merkezine 20 km mesâfededir. 1959’da ilçe olan Eldivan’ın belediyesi 1930’da kurulmuştur.
Eskipazar: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 22.686 olup, 8272’si ilçe merkezinde 14.414’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 50 köyü vardır. Yüzöçümü 690 km2 olup, nüfus yoğunluğu 33’tür. İlçe toprakları derin vâdilerle bölünmüş dağlardan meydana gelir. Dağlar zengin bir orman örtüsü ile kaplıdır. Eskipazar Çayı kıyısı boyunca uzanan taşkınları ile meydana gelen Eskipazar Ovası küçüktür.
Ekonomisi tarıma ve ormancılığa dayalıdır. Eskipazar kıyısında sebze ve meyve yetiştirilir. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, patates, soğan, sarımsak, elma, armut ve cevizdir. Verim genelde düşüktür. Kereste Fabrikası ilçenin en büyük sanâyi kuruluşudur. İlçe topraklarında çıkarılan balas taşı, işlenmek üzere Karabük Demirçelik Fabrikasına gönderilir.
İlçe merkezi Eskipazar Çayı kıyısında kurulmuştur. Ankara-Zonguldak demiryolu ile Bolu-Karabük karayolu ilçenin kıyısından geçer. İl merkezine 161 km mesafededir. Çerkeş’e bağlı bucak iken, 1949’da ilçe oldu ve aynı sene belediyesi kuruldu. Eskiden kasabada pazar kurulduğu için ismi buradan kaynaklanmaktadır.
Ilgaz: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 23.281 olup, 8136’sı ilçe merkezinde 15.145’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 55, Belören bucağına bağlı 18 köyü vardır. İlçe toprakları dağlıktır. Dağlar ormanlarla kaplıdır. İlçe topraklarının tamamını Ilgaz Dağları engebelendirir. Dağlardan kaynaklanan suları Devrez Çayı toplar. Bu çayın vâdisinde 40 kilometrekarelik alanı kaplayan bir ova vardır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Devrez Çayı kıyısında tarım yapılır. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı, buğday, patates, arpa, elma ve eriktir. Hayvancılık ekonomide önemli yer tutar. En çok Tiftik keçisi beslenir. Ayrıca sığır ve koyun da beslenir ve arıcılık yapılır. Ormanlardan elde edilen kereste küçük atölyelerde işlenir. İlçe topraklarında bentonit ve magnezit yatakları vardır.
İlçe merkezi, Ilgaz Dağı eteklerinde Devrez Çayı kıyısında kurulmuştur. Kastamonu-Çankırı-Ankara karayolu ilçenin doğu kıyısından geçer. İl merkezine 49 km mesâfededir. Denizden yüksekliği 798 metredir. İlçe belediyesi 1888’de kurulmuştur.
Kızılırmak: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 14.878 olup, 2492’si ilçe merkezinde, 12.386’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 24 köyü vardır. Merkez ilçeye bağlı bucakken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu. Ekonomisi tarıma dayalıdır. İlçe merkezi Kızılırmak Nehri kıyısında kurulmuştur.
Korgun: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 7233 olup, 3558’i ilçe merkezinde, 3675’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 12 köyü vardır. Merkez ilçeye bağlı bucakken, 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu. Ekonomisi tarıma dayalıdır. Çankırı-Zonguldak demiryolu ilçe sınırları içinden geçer.
Kurşunlu: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 25.145 olup, 10.605’i ilçe merkezinde 14.540’ı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 28 köyü vardır. İlçe toprakları fazla yüksek olmayan dağlık bir alanda yer alır. Kuzeyinde Ilgaz Dağlarının batı uzantıları vardır. Dağlardan kaynaklanan suları Devrez Çayı toplar.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Tarıma elverişli alanlar azdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa ve patates olup, ayrıca az miktarda elma, erik, ceviz, soğan ve sarımsak yetiştirilir. Hayvancılık ekonomik açıdan önemli gelir kaynaklarındandır. Koyun ve Ankara keçisi en çok beslenen hayvanlardır.
İlçe merkezi, Kurşunlu Çayının geçtiği geniş bir vâdide yer alır. Çankırı-Karabük demiryolu ilçeden geçer. İl merkezine 83 km mesâfededir. Eski ismi Karacaviran’dır. İlçe belediyesi 1944’te kurulmuştur.
Orta: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 26.457 olup, 5887’si ilçe merkezinde, 20.570’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 28 köyü vardır. Yüzölçümü 513 km2 olup, nüfus yoğunluğu 52’dir. İlçe toprakları orta yükseklikte dalgalı düzlüklerden meydana gelir. Dağlardan kaynaklanan suları Devrez Çayı toplar.
Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday ve arpa olup, ayrıca az miktarda patates, soğan, elma, erik yetiştirilir. Akkaraman koyunu ve Ankara keçisi en çok beslenen hayvanlardır. İlçe topraklarında diyatomit ve linyit yatakları vardır.
İlçe merkezi, Devrez Çayının suladığı bir ovada kurulmuştur. Gelişmemiş küçük bir yerleşim merkezidir. İl merkezine 65 km mesâfededir. Şabanözü ilçesine bağlı bir bucakken 1959’da ilçe oldu ve aynı sene belediyesi kuruldu.
Ovacık: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 7099 olup, 1451’i ilçe merkezinde, 5648’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 42 köyü vardır. Yüzölçümü 376 km2 olup, nüfus yoğunluğu 19’dur. İlçe toprakları genelde dağlıktır. Ilgaz-Bolu Dağlarının kolları toprakları engebelendirir. İlçe topraklarını Soğanlı (Melan) çayı toplar.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa ve patates olup, ayrıca az miktarda sebze ve meyve yetiştirilir. Hayvancılık ekonomik açıdan önemlidir. İlçe merkezi, ulaşımı güç ve sapa bir kısımda yer alır. Gelişmemiş bir yerleşim merkezidir. İl merkezine 184 km mesafededir. İlçe belediyesi 1959’da kurulmuştur.
Şabanözü: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 11.779 olup, 3002’si ilçe merkezinde 8777’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 21 köyü vardır. Yüzölçümü 590 km2 olup, nüfus yoğunluğu 20’dir. İlçe toprakları orta yükseklikteki dalgalı düzlüklerden meydana gelir.Topraklarını Terme çayının başlangıç kolları toplar. Yüksek kesimlerinde çam ormanları vardır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, patates , arpa ve şekerpancarıdır. Hayvancılık ikinci derece gelir kaynağıdır. En çok Ankara keçisi ve sığır beslenir. İlçede çanakcılık ve tuğla üretimi yapılır. Endâze olarak bilinen Şabanözü yazmaları meşhurdur. İlçe topraklarında magnezit yatakları vardır.
İlçe merkezi Terme Çayı vâdisinde yer alır. İl merkezine 41 km mesâfededir. Gelişmemiş küçük bir yerleşim merkezidir. Çankırı’yı Çubuklu üzerinden bağlayan karayolu ilçeden geçer. İlçe belediyesi 1944’te kurulmuştur.
Yapraklı: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 22.554 olup, 3669’u ilçe merkezinde, 18.885’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 16, İkizören bucağına bağlı 23 köyü vardır. Yüzölçümü 785 km2 olup, nüfus yoğunluğu 29’dur. İlçe toprakları orta yükseklikte dalgalı düzlüklerden meydana gelir. Dağlardan kaynaklanan suları Uluçay ve küçük dereler toplar. Dağlık kesimlerde karaçam ormanları vardır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, şekerpancarı, patates, arpa ve üzüm olup, ayrıca az miktarda elma, erik, soğan ve sarımsak yetiştirilir. Hayvancılık ekonomik açıdan önemlidir. En çok koyun ve sığır beslenir. İlçede orman ürünlerini işleyen küçük atölyeler vardır.
İlçe merkezi gelişmemiş küçük bir yerleşim merkezidir. İl merkezine 30 km mesâfededir. Eskiden Togat, Toht veya Tuht adlarıyla bilinirdi. İlçe belediyesi 1955’te kurulmuştur.
Târihî Eserler ve Turistik Yerleri
Çankırı ilinde turizm sektörü henüz gelişmemiştir. Turizm bakımından çok zengin târihî eserlere sâhip olmasına rağmen konaklama ve alt yapı tesisleri azdır.
Çankırı Kalesi: Şehrin kuzeyinde Karatekin Tepesi üzerindedir. Romalılar, Bizanslılar Danişmendliler, Selçuklular ve Osmanlılar döneminde kullanılan kale, sağlamlığı ile ün yapmıştır. Günümüzde yıkık vaziyettedir. Kale içinde Romalılar döneminden kalma tüneller ve Danişmend kumandanlarından Emir Karatekin’in türbesi vardır.
Eskipazar Hisarı: Selçuklular devrinde yapılmıştır. Günümüzde harâbe hâlindedir.
Ulu Câmi: Kânûnî Sultan Süleymân tarafından mîmâr Sâdık Kalfa’ya yaptırılmıştır. 1522’de yapımına başlanan câmi, 1558’de bitirilmiştir. Zelzeleden zarar gören câmi, 1936’da tâmir edilmiş ve ilk yapı özelliğini kaybetmiştir.
İmâret Câmi: 1397’de Candaroğlu Kasım Bey tarafından yaptırılmıştır. 1916’da tâmir görmüştür.
Ali Bey Câmii: Ali Bey Mahallesindedir. 1609 târihli kitâbesi vardır. Mihrab ve minberi alçıdan olup, süslemesizdir.
Mirahor Câmii: 1797’de Tüfekçibaşı İsmâil Ağa tarafından yaptırılmıştır. Günümüzde harab bir hâldedir.
Taşmescid (Şifâhâne): Selçuklu Sultanı Alâeddîn Keykubâd tarafından 1335’te sağlık tesisi olarak yapılmıştır. Bir bölümü kalmıştır.
Çerkeş, Eskipazar ve Ilgaz ilçelerinde çeşitli kaya mezarlar vardır.
Mesire yerleri:
Ilgaz Dağları: Şiirlere ve türkülere konu olan Ilgaz Dağları, ormanlarla kaplı, yaylalarının havası ve suyu çok güzel olan bir dinlenme yeridir. Ilgaz Dağı millî park îlân edilmiştir. Çamlık, Fidanlık ve Korgun; ağaçlık, soğuk ve bol suları, temiz havası ile meşhur mesire yerleridir. Başdut köyünde kayalara oyulmuş mağaralar vardır.
Kaplıcaları:Çankırı, şifâlı sular bakımından oldukça zengin bir bölgedir. Fakat, bu suların bir çoğundan tesis yetersizliği sebebiyle faydalanılamamaktadır.
Acısu: Kurşunlu’nun 5 km kuzeybatısında Hacımuslu köyü yakınlarındadır. Mîde, barsak, karaciğer, safrakesesi ve pankreas hastalıklarına faydalıdır. Vücudun asit-baz dengesini düzenler.
Şerâfettin İçmesi: Eskipazar’ın Beytarla köyündedir. Karaciğer, safrakesesi, pankreas, mîde, barsak hastalıklarında faydalıdır.
Akkaya Hamamı: Eskipazar’ın İmamlar köyü yakınlarındadır. Kronik iltihaplarla, romatizma ve akciğer rahatsızlıklarına iyi gelir.
Şıhlar Nezle Suyu: İl merkezine 20 km uzaklıkta Bozaklı köyündedir.
Kazancı Mâden Suyu: Ilgaz ilçesinin Kazancı köyündedir. Mâden suyu, karaciğer, safrakesesi, mîde ve barsak rahatsızlıklarının tedâvisinde kullanılır.
Bozan Hamamı: Ilgaz ilçesinin, Aşağı Bozan ve Yukarı Bozan köyleri arasındadır. Sindirim sistemi rahatsızlıklarında faydalıdır.
Ilısılık Mâden Suyu: Ilgaz ilçesinin Ilısılık köyündedir. Mîde, karaciğer, barsak ve safrakesesi rahatsızlıklarında faydalıdır.
Çavundur Kaynakları: Kurşunlu ilçesinin Çavundur köyündedir. Banyoları deri hastalıklarına iyi gelir.
Bayramören İçmesi: Bayramören ilçesindedir. Mîde, karaciğer, safrakesesi ve barsak hastalıklarında faydalıdır.
Kükürt Köyü Kaynağı: Kurşunlu ilçesine bağlı Kükürt köyündedir. Sindirim sistemi rahatsızlıklarında faydalıdır.
Hışıldayı İçmesi: Kurşunlu ilçesine 30 km uzaklıkta Melan Deresi yakınındadır. Sindirim sistemi ve karaciğer hastalıklarının tedâvisinde faydalıdır.

Kaynak

Rehber Ansiklopedisi
Çanakkale Hakkında Bilgiler

ÇANAKKALE
Çanakkale Boğazının iki kıyısında (Avrupa ve Asya üzerinde) yer alan, üstün tabiat güzellikleri yanında Türk târihinde destanlar yazıldığı bir ilimiz. 25°35’ ve 27°45’ doğu boylamları ile 39°30’ ve 40°45’ kuzey enlemleri arasında yer alır. Edirne, Tekirdağ, Balıkesir, Marmara Denizi ve Ege Denizi ile çevrilidir. Trafik numarası 17’dir.
İsminin Menşei
Çanakkale’nin ilk ismi “Troas”tır. Sonradan “Hellespont” ismiyle anıldı. Osmanlı Devletinin Çanakkale’yi fethinden önce “Dardanellos” adını almıştı. Fâtih Sultan Mehmed Han, Çanakkale’nin Anadolu topraklarında bir kale yaptırdı. Bu sebeple şehre “Kale-i Sultânî” ismi verildi. Son asırlara kadar bu isimle anılan şehir, kalenin çanağa benzemesi veya çanak-çömlek sanâyiinin ileri olması ile “Çanakkale” ismiyle anılmıştır.
Târihi
Çanakkale, Anadolu’nun ve Ortadoğu’nun stratejik bir bölgesidir. Bu sebeple geçmişte pekçok istilâlalara uğramıştır. Çanakkale il merkezine 30 km mesâfede bulunan Truva harâbeleri en eski yerleşim merkezlerindendir. Truva iki bin sene Anadolu’nun bir kültür merkezi olmuştur. Truva harâbeleri 9 yerleşme katına sâhiptir. M.Ö. 3200 ile M.S. 400 seneleri arasına âittir.M.Ö. 1200 târihinde Akalılar (Akhaialılar) Truva Kalesini ele geçiremeyince gemilerine bindiler, kale dibinde ise tahtadan yapılmış büyük bir at bıraktılar. Bu atı kale içine alan Truvalılar, zafer şenlikleri yaparken, at içinde gizlenen Akalar, kale kapılarını açarak gemideki diğer askerlerle birlikte saldırıp şehri ele geçirdiler.
Bu bölgeyi Akalardan sonra Ispartalılar, M.Ö. 6. asırda Persler ve M.Ö. 4. asırda Makedonya Kralı İskender işgâl etti. İskender, M.Ö. 334’te Çanakkale Boğazından geçti. İskender ölünce Makedonyalı generaller, bu bölgeye sâhib olmak için devamlı mücâdele ettiler. Netîcede Roma İmparatorluğu bölgeye hâkim oldu. Roma M.S. 395’te ikiye bölününce, bu bölge Doğu Roma’nın payına düştü. Bir ara Hun Türkleri geçici olarak bu bölgeye sâhib oldular. İslâm orduları 668, 672 ve 717 senelerinde kudretli donanmalarıyla Çanakkale Boğazından geçerek İstanbul’u kuşattılar ve Çanakkale bölgesini üs olarak kullandılar.
Bizans, Lâtin, İtalyan cumhuriyetleri ortaklaşa bu bölgeye hâkim oldular. 1071 Malazgirt Zaferinden sonra Selçuklular Çanakkale’ye kadar geldiler. Fakat Çanakkale Boğazını tam olarak ele geçiremediler. 1097’de Haçlı seferlerinde İznik’i Haçlı ordusu işgâl edince, Selçuklular Marmara ve Ege Denizi kıyılarından içlere doğru taktik îcâbı çekildiler.
1113’te Emir Muhammed komutasındaki Türk birlikleri Çanakkale’ye kadar geldilerse de, 1147-1149 İkinci Haçlı Seferi sebebiyle geri çekildiler. Anadolu Selçuklu Devletinden ayrılarak bağımsız olan Karesi Beyliği, Çanakkale’yi kesin olarak ele geçirdi. 1345’te Orhan Gâzi zamânında Karesi Beyliği Osmanlı Devletine katıldı.Türkler Avrupa’ya Çanakkale’den geçerek çıktılar. Şehzâde Süleymân Paşa tarafından 1349’da Gelibolu fethedildi. Birinci Murad zamânında 1362’den sonra Boğaz’ın bütün kıyılarını Osmanlılar fethettiler. Tanzimata kadar Gelibolu Cezayir-i Bahri Sefid (Akdeniz Adaları)veya Kaptan Paşa eyâletinin merkeziydi. Çanakkale, Kocaeli, Rodos, Oniki Ada, Asya adaları (Midilli, Sakız ve diğerleri), İyonya adaları (Korfus, Kefalonya ve diğerleri)Siklad adaları ve Egriboz Adası bu eyâlete bağlı idi. Çanakkale’nin Truva ile ilgisi yoktur. Çanakkale şehrini Fâtih Sultan Mehmed Han kurmuş ve geliştirmiştir.
Fâtih’ten sonra da coğrafî durumu îtibâriyle gelişmesine devâm etmiştir.
Tanzimattan sonra Biga bağımsız sancağının merkezi olmuştur. Cumhuriyet devrinde kendi ismini taşıyan ilin merkezi olmuştur. Birinci Dünyâ Savaşında İngiliz, Fransız ve Rus donanmaları Çanakkale Boğazını geçip, İstanbul’u ele geçirmek, Rusya’ya boğazlar yolunu açmak için saldırdılar.Savaş 3 Kasım 1914’te İngilizlerin Seddülbahir’i denizden dövmesiyle başladı. 19 ve 23 Şubat 1915 saldırılarından netîce alamayınca, 18 Mart 1915’te büyük bir saldırı yaptılar. Bu saldırıda düşman, 3’ü büyük zırhlı olmak üzere 9 savaş gemisi kaybetti. 11 savaş gemisi de ağır yaralandı. Denizden netîce alamayan düşman kuvvetleri, 25 Nisan 1915’te Seddülbahir ve Arıburnu’na kuvvet çıkardılar.
Seddülbahir, Arıburnu, Morto Koyu, Alçıtepe, Kanlısırt, Conk Bayırı, Kabatepe, Kocaçimen ve Anafartalarda çok kanlı mevzi ve göğüs göğüse savaşlar oldu.Türk askeri kahramanlık destanları yazdı. “Çanakkale geçilmez!” fikrini kabullenen düşman kuvvetleri, hezîmetlerini sineye çekerek 9 Ocak 1916’da çekilip gittiler. Düşmanın çoğu müstemleke askeri olan 252.000 kaybına karşılık 253 bin kaybımız oldu. Bu savaşta Osmanlı Devleti en seçkin ve genç evlatlarını kaybetmiştir. (Bkz. Çanakkale Savaşları)
Fizikî Yapı
Çanakkale topraklarının yarısı ormanlarla kaplı, geri kalan yarısı da ekime elverişlidir. Ekime elverişli olmayan kısım % 3’tür. Arâzinin % 15’i ovalardan, % 45’i dağ ve yaylalardan ve geri kalan % 40’ı platolardan ibârettir. İl toprakları oldukça dalgalıdır. Orta kısımlar daha çok tepelik bir görünüş içindedir. Arâzi volkaniktir.
Dağları: Marmara bölgesinin Uludağ’dan sonra en yüksek dağı Kazdağı (Karataş Tepesi, 1774 m), Çanakkale ili içindedir. Diğer dağlar Kazdağı etrâfında yer alırlar.
Kırlangıç Tepe (1339 m), Gürgen Dağı (1450 m), Arpatarla Tepe (1307 m), Tekekaya Tepe (1383 m), Katran Dağı (1330 m), Susuz Dağı (1010 m), Eğrimermer Tepe (1398 m), Ardıçbaşı Dağı (1355 m), Kalafat Tepe (1417 m), Kalburcu Tepe (1307 m)ve Sazak Tepe (1184 m)dir. İlin Rumeli yakasındaki en yüksek dağ Koru Dağ olup 726 m’dir. İlin Işıklar Dağının uzantıları Boğaz ve Saros Körfezine dik yamaçlar şeklinde iner. 400 metreden azdır. Bunlar Yassı Tepe (374 m), Kömür Tepe (404 m), Bakacak Tepesi (253 m), Üveylik Tepe (363 m), Gâziler Tepesi (260 m), Karaburun Tepe (423 m) ve Kocaçimen Tepe (305 m)dir. Gökçeada’nın en yüksek yeri Tepeköy (678 m), Bozcaada’nın ise Göztepe (192 m)dir. Yaylaları azdır. Biga Yarımadasında ve Ayvacık yakınlarında bulunur.
Ovaları: Ovalar az olup, arâzinin % 15’idir. Başlıca ovalar, Kavak Ovası (Saroz Körfezi yakınında), Yalova Ovası (Kumköy), Kilye ve Pirsen ovaları (Gelibolu), Biga ve Karabiga ovaları, Agonya Ovası (Yenice), Bayramiç ve Kumkale ovaları ise eski Menderes’in aktığı alanlardır.
Akarsuları: Akarsuların hepsi Kazdağı’ndan ve çevresinden çıkan küçük akarsulardır. Yazın suları çok azalır. İlkbahar ve sonbaharda su seviyeleri yükselir. Tuzla Çayı: Çal dağından çıkar. Bâzı derelerle birleşerek Ege Denizine dökülür. Uzunluğu 50 kilometredir. Eski Menderes Çayı: Kazdağı’ndan çıkar, Ezine yakınında Akçin Çayı ve sonra da Dümrek Çayı ile birleşir. Karanlık limanda Ege Denizine dökülür. Uzunluğu 110 kilometredir. Sarıçay (Kocaçay): Kirazlı Dağ ve Aladağ’dan çıkan derelerin birleşmesi ile meydana gelir. Çanakkale’de denize dökülür. Uzunluğu 40 kilometredir. Kocabaş Çayı: Aladağ, Akdağ ve Sapçı Dağından çıkan dereler ve diğer küçük dereciklerin Biga yakınında birleşmesi ile meydana gelip, Marmara Denizine dökülür. Uzunluğu 80 kilometredir. Kavak Çayı: Gelibolu Yarımadasından geçerek Saroz Körfezine dökülür. Uzunluğu 50 kilometredir. Gönen Çayının kaynakları Çanakkale ilindedir. Kepez ve Burgaz dereleri de bu ilçenin akarsularıdır.
Gölleri: Çanakkale ilinde büyük göller yoktur. Yazın kuruyan Tuzla Gölü (Gelibolu Yarımadasında) ile Emir Gölü (Biga Yarımadasında) en önemlileridir. Atikhisar Barajı 37 m yükseklikte, 60 milyon m3 su toplanır. Uzunhızırlı Sun’î Gölünde 500 bin m3 su toplanır.
Çanakkale Boğazı: Avrupa ve Asya’yı ayıran Marmara Denizini Ege Denizine bağlar. Marmara ve Karadeniz’den gelen az tuzlu hafif sular üstten Ege Denizine; Akdeniz’den gelen çok tuzlu ağır sular alttan Marmara Denizine ulaşır. En derin yeri 100 metredir. Derinliği 60 m olan bir çukurdan sular akar. Avrupa kıyısı 78 km, Asya kıyısı 94 kilometredir. Orta çizgi 65 kilometredir. En dar yeri 1375 m, en geniş yeri 2570 metredir.
İklimi ve Bitki Örtüsü
Genel olarak ılıman sayılır. Akdeniz iklimiyle Karadeniz iklimi arasında bir geçiş iklimi husûsiyeti gösterir. Edremit Körfezinde Akdeniz iklimi hüküm sürerken, orta kısımda ve Gelibolu Yarımadasında havalar soğuk geçer Balkanlar üzerinden gelen soğuk rüzgârlar tesirli olur. Kar yağışı azdır. Yağış kış ve ilkbaharda fazladır. Yıllık yağış miktarı 600-1200 mm arasındadır. Don olayları fazladır. Senede bir aya yakın donlu geçer. Sıcaklık -10° ile +38° arasında seyreder.
Çanakkale’nin ancak % 3’ü ekime elverişli değildir. % 53’ü ormanlarla ve % 10’u çayır ve mer’alarla örtülüdür. Ormanlar iç bölgelerde daha kesiftir. % 34 arâzide çeşitli tarım ürünleri ekilir. Orman bakımından en zengin illerimizden biridir.
Ekonomi
Çanakkale ilinin ekonomisi tarıma dayanır. Sanâyi yeni yeni gelişmektedir. Turizm, balıkçılık ve ormancılığın ekonomideki yeri giderek artmaktadır. İmâlat sanâyi gelişmektedir. Balık, üzüm ve seramik meşhurdur.
Tarım: Çanakkale’de ekilen arâzi 200.000 hektara yakındır. Ayçiçeği üretiminde Türkiye’nin ikinci ilidir. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, yulaf, çavdar, susam, tütün, baklagiller (fasulye, nohut, bezelye ve börülce)dir. Bağcılık çok ileridir. Çavuş, hafızali, kozak, karadikenli, elhamra, karasakız ve mevrupalya üzümleri meşhurdur. Zeytin istihsalinde Balıkesir, İzmir ve Aydın’dan sonra dördüncü sırada yer alır. 35.000 hektarlık zeytinlik sahası vardır. Kavun, karpuz, şeftali, ceviz, erik, badem, vişne, elma, armut, kiraz gibi meyveler ve domates ve biber başta olmak üzere, patlıcan, pırasa, lahana, ıspanak ve havuç gibi sebzeler de bol miktarda yetişir. Seracılık için bölge çok elverişlidir. Sıcak termal suları çoktur. Tarımda, sulama, gübreleme, ilaçlama ve modern tarım araçlarının kullanılması ileri seviyededir.
Hayvancılık: Çanakkale il sınırları içinde hayvancılığın önemli bir yeri vardır. Koyun, keçi ve sığır beslenir. 50.000’e yaklaşan arı kovanlarından elde edilen bal çok güzel kokulu ve lezzetlidir. Çoğu çam balıdır. Türkiye’nin mühim bir balıkçılık merkezidir. Balık bakımından çok zengindir. Tekir, mercan, barbunya, sardalya, lüfer, palamut, kılıç ve kolyoz gibi balıklar en çok avlananlarıdır. Lapseki, Biga ve Gökçeada halkının çoğunluğu geçimini balıkçılıkla temin eder.
Ormancılık: Çanakkale il topraklarının % 53’ünün ormanlarla kaplı olması sebebiyle ormancılığın ekonomide mühim yeri vardır. 217 köyü orman içinde, 204 köy orman kenarındadır. Her sene ortalama olarak 850.000 ster yakacak odun yanında, 170.000 m3 tomruk, 20.000 m3 mâden direği, 14.000 m3 sanayi odunu, 950.000 m3 kağıtlık odun ve 5000 m3 telgraf direği Çanakkale ormanlarından elde edilir. Ormanlarda kızılçam, karaçam, köknar, fetkek çamı, kayın, kestâne, meşe ve gürgen gibi ağaçlar bulunur.
Mâdencilik: Çanakkale il sınırları içinde zengin mâden yatakları tesbit edilmesine rağmen, ancak bâzıları işletilmektedir. Zengin kurşun, demir, bakır, altın, çinko, antimuan, molipten, pirit ve arsenik yatakları henüz işletilmemektedir.
Seramiklerin direncini artıran Wollastonit’in Türkiye’de çıkarılan miktarının % 75’i ve seramik, kaplama, boya ve ilaç sanâyiinde kullanılan “talk” Çanakkale’de çıkarılır. Zengin linyit yataklarından bir kısmı işletilmektedir.
Sanâyi: Yakın zamâna kadar tarıma dayalı sanâyi bulunuyordu. 1973’ten bu yana başta seramik olmak üzere taş ve toprağa dayalı sanâyi oldukça gelişmiştir. Çanakkale 1973’te “kalkınmada öncelikli iller” arasına alınınca büyük gelişme olmuştur.
Nüfus ve Sosyal Hayat
Nüfûsu: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 432.263 olup, 168.529’u şehirlerde, 263.734’ü köylerde yaşamaktadır.
Örf ve âdetleri: Çanakkale bölgesinde eski çağlardan bu yana birçok milletler ve medeniyetler gelip geçmiş, fakat 11. asırda Türklerin yerleşmesi ile Türk-İslâm kültürü hâkim olmuş, eski kültürler unutulmuştur. Diğer illerde olduğu gibi, Çanakkale’de de Türk İslâm kültürünün değer ölçüleri örf ve âdetlerde ve sosyal hayâtın her cephesinde görülür. Türkülerinde kahramanlık hâkimdir. “Çanakkale içinde aynalı çarşı-Ana ben gidiyorum düşmana karşı” gibi. Türk devri ve eski çağlarla ilgili çeşitli efsâneler vardır. Oyunları zeybek tipidir. Batı Anadolu’nun tesiri vardır.Müziğinde ise Trakya’nın tesiri hâkimdir. Müzik âletleri davul, zurna, def, dilli kaval ve zilli maşadır. Mahallî kıyâfet düğünlerde giyilir. Bindallı, balkaymak, üçetek, libade, çendil, şalvar, bürümcük, oyalı yazma ve başaltın kadın kıyâfetleridir. Erkek kıyâfetleri ise potur, kuşak, tozluk, beyaz yün çorap ve çarıktır. Başlıca oyunları ağır halay havası, bıçak havası, dört güllü, hora, Gelibolu zeybeği, harmandalı, karşılama ve sepetçioğlu zeybeğidir.
Meşhur yemekleri ise, sahan mantısı, kaçamak, saray tatlısı, basma helva, simit lokumu ve köy azığıdır. Halıcılık, çanak-çömlek, testi, toprak işi el san’atları köylerde çok ileridir. Sarı killi toprağın fırınlanması ile yapılan çanak-çömlek (seramik) meşhurdur.
Eğitim: Eğitim bakımından Türkiye’nin 75 ili içinde üçüncü sıradadır. Okur-yazar nisbeti % 85’e yakındır. Okulsuz köy yoktur. Bütün ilde 15 lise ve 30 meslek ve teknik lise vardır. Eğitim Enstitüsü, Eğitim Fakültesi olmuştur. Elektronik, halıcılık, işletme-muhâsebe, harita ve kadastro ve inşaat, seramik bölümlerini ihtivâ eden Meslek Yüksek Okulu da fakülte hâline gelmiştir.
İlçeleri
Çanakkale, biri merkez olmak üzere 12 ilçeden ibârettir.
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 81.435 olup, 53.995’i ilçe merkezinde 27.440’ı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 27, İntepe bucağına bağlı 11 ve Kirazlı bucağına bağlı 11 köyü vardır. Yüzölçümü 949 km2 olup, nüfus yoğunluğu 86’dır. İlçe toprakları ovalardan yüksekliği az tepeler ve yaylalardan meydana gelir. Kıyı ovasının hemen ardından başlayan tepelerin yüksekliği doğu ve güneydoğuya gidildikçe artar. İlçe topraklarını Çanakkale, Koca Çay ve Sarı Çay sular. Tepeler ormanlarla kaplıdır.
Ekonomisi tarım ve sanâyiye dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, pamuk, üzüm, zeytin, baklagiller olup, akarsu boylarında sebze ve meyve yetiştiriciliği yaygındır. Hayvancılık, balıkçılık ve ipekböcekçiliği yapılır. İldeki sanayi sektörünün çoğu merkez ilçededir. Konserve fabrikası, Petrokimya fabrikası, yağ ve sabun fabrikaları, deri işleme atölyeleri ve orman ürünlerini işleyen işletmeler başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi Çanakkale Boğazının en dar kısmının doğu kıyısında kurulmuştur. Şehir Fatih Sultan Mehmed Hanın yaptırdığı Çimenlik Kalesi etrafında gelişmiştir. Kocaçay şehri ikiye böler. Bir liman şehri olan ilçeden İstanbul-İzmir karayolu geçer. Çanakkale-Eceabat arasında devâmlı feribot seferleri ile Asya-Avrupa bağlantısı sağlanır. Çanakkale limanından ithalat ve ihracat da yapılır.
Ayvacık: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 30.534 olup, 5595’i ilçe merkezinde, 24.939’u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 39, Gülpınar bucağına bağlı 19, Küçükkuyu bucağına bağlı 16 köyü vardır. Yüzölçümü 874 km2 olup, nüfus yoğunluğu 35’tir. İlçe toprakları, güney ve batısındaki dar kıyı ovaları ve hemen bunun ardından yükselen plato ve tepelerden meydana gelir. Bölgenin en yüksek dağı olan Kazdağ, ilçenin batısında yer alır. İlçe topraklarını Tuzlaçayı sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri zeytin, tahıl, baklagiller ve meyvedir. İlin en zengin zeytinlikleri bu ilçededir. Hayvancılık ekonomik açıdan önemli gelir kaynağıdır. Balıkçılık ve turizm özellikle kıyı kesimlerin geçim kaynaklarındandır. İlçede zeytini işleyen küçük atölyeler vardır.
İlçe merkezi, Baba Burnunun yakınında tepelik bir alanda kurulmuştur. Eski ismi Ayvalı Oba idi. Çanakkale-İzmir karayolu ilçeden geçer. İlçe merkezinin çevresinde bölgenin en zengin zeytinlikleri yer alır. İl merkezine 73 km mesâfededir. Ticârî ilişkilerini il merkezinden çok, 59 km mesâfedeki Balıkesir’in Edremit ilçesi ile kurar. Târihî Assos şehri, ilçenin yakınındadır. Belediyesi 1876’da kurulmuştur.
Bayramiç: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 31.949 olup, 10.156’sı ilçe merkezinde, 21.793’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 32, Evciler bucağına bağlı 15, Yiğitler bucağına bağlı 26 köyü vardır. Yüzölçümü 1275 km2 olup, nüfus yoğunluğu 25’tir. İlçe toprakları genelde dağlıktır. Güney ve doğusunda Kaz Dağı yükselir. Eski Menderes Çayı vâdisinde Bayramiç Ovası yer alır. Dağlar gür ormanlar ile kaplıdır.
Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, yulaf, baklagiller, elma ve üzümdür. Hayvancılık ekonomik açıdan önemli ise de çayır ve mer’aların ekim alanı yapılması yüzünden büyük ölçüde gerilemiştir. Meşe palamutlarından çıkarılan tanen önemli gelir kaynağıdır.
İlçe merkezi Eski Menderes Çayı kıyısında kurulmuştur. Çevresi ormanlık olup, çay kısıyında Meşe korulukları vardır. İl merkezine 75 km mesâfededir. İlin tabiî güzelliği bakımından en güzel ilçesidir. Belediyesi 1982’de kurulmuştur.
Biga: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 75.513 olup, 20.753’ü ilçe merkezinde, 54.760’ı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 37, Bakacak bucağına bağlı 16, Balıkçıçeşme bucağına bağlı 17, Gümüşçay bucağına bağlı 13, Karabiga bucağına bağlı 8, Sinekçi bucağına bağlı 11 köyü vardır. Yüzölçümü 1331 km2 olup nüfus yoğunluğu 57’dir. İlçe toprakları, Marmara denizi kıyısında yer alan ovadan ve bunun hemen ardından yüksekliği az olan tepelik arâziden meydana gelir. Biga ovası Kocabaş çayının taşıdığı alüvyonlu topraklarla kaplıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri tahıl, ayçiçeği ve susamdır. Sebzecilik yaygın olup, en çok domates üretilir. Hayvancılık tarımdan sonra önemli gelir kaynağıdır. En çok sığır ve koyun beslenir. Kıyılarda, özellikle Karabiga’da balıkçılık yapılır. Süt, konserve ve yem fabrikaları başlıca sanâyi kuruluşlarıdı. Peynir üretiminde Çanakkale’nin en ileri ilçesidir. İlçe merkezi, kıyıdan 24 km içeride, Ballıkaya Tepesinin eteğinde kurulmuştur. Çan ve Lapseki üzerinden iki ayrı yolla il merkezine bağlanır. İl merkezine Çan üzerinden 101 km, Lapseki üzerinden 98 km mesafededir. Karabiga iskelesi İstanbul ile ulaşımda önemlidir.
Bozcaada: 1990 sayımına göre nüfusu 1903’tür Köyü yoktur. Yüzölçümü 36 km2 olup, nüfus yoğunluğu 53’tür. Ege Denizinin kuzeydoğusunda, Çanakkale Boğazına 19 km, Çanakkale kıyılarına 6 km uzaklıkta bir adadır. Toprakları genelde düz olup, hafif engebelidir. En yüksek noktası 191 m ile Göztepe’dir.
Ekonomisi tarım ve balıkçılığa dayanır. Bağcılık çok gelişmiş olup, çavuş üzümü çok meşhurdur. Ada çevresinde avlanan balıklar, İstanbul’a gönderilir. Üzüm işleyen fabirakaları başlıca sanayi kuruluşlarıdır. İlçe merkezi liman çevresinde kurulmuştur. Anadolu kıyısındaki odun iskelesinden düzenli motor ve feribot seferleri vardır. İlçe belediyesi 1923’te kurulmuştur.
Çan: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 51.713 olup, 23.855’i ilçe merkezinde, 27.858’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 45, Etili bucağına bağlı 23 köyü vardır. Yüzölçümü 1722 km2 olup, nüfus yoğunluğu 30’dur. İlçe toprakları engebelidir. Dağ ve tepeler fazla yüksek değildir. Dağlar arasında fazla büyük olmayan Çan Ovası yer alır. Ovayı Güllü Çayı sular. Dağlar gür ormanlarla kaplıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri tahıl, baklagil, şekerpancarı, ayçiçeği tütün, sebze ve meyvedir. Hayvancılık gelişmiş olup, en çok sığır beslenir. Türkiye’nin en büyük fabrikalarından olan seramik fabrikası başlıca sanâyi kuruluşudur. İlçe topraklarında bulunan linyit, kaolin ve alçı taşı yatakları işletilir. Halı ve kilim dokumacılığı köylerde yaygındır. Orman ürünlerini işleyen atölyeler vardır.
İlçe merkezi Çan Deresi ile Kocakonak Tepesinin güney yamaçları arasında kurulmuştur. Çanakkale-Balıkesir karayolu ilçeden geçer. Seramik fabrikası ilçenin gelişmesinde büyük rol oynamıştır. İlçe belediyesi 1945’te kurulmuştur. İlçede her sene seramik bayramı düzenlenir.
Eceabat: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 9671 olup, 4055’i ilçe merkezinde, 5616’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 12 köyü vardır. Yüzölçümü 490 km2 olup, nüfus yoğunluğu 20’dir. İlçe toprakları, yüksekliği az tepeler ve bunlar arasında yer alan küçük düzlüklerden meydana gelmiştir. Üç tarafı denizle çevrilidir. Anafartalar limanının doğusunda Tuz Gölü yer alır.
Ekonomisi balıkçılığa dayalıdır. Eceabat’ta büyük balıkçı teknelerinin sığındığı dalgakıranlar vardır. Avlanan balıkların büyük kısmı İstanbul’a gönderilir, bir kısmı da konserve fabrikasında işlenir. Hayvancılık ve tarım gelişmiştir. En çok koyun ve sığır beslenir. Başlıca tarım ürünleri buğday, ayçiçeği, bakla, zeytin olup, ayrıca az miktarda elma, şekerpancarı, pamuk ve üzüm yetiştirilir.
İlçe merkezi, Çanakkale Boğazının batı kıyısında, ve il merkezinin tam karşısındaki koyda kurulmuştur. Trakya’yı Anadolu’ya bağlayan karayolu ulaşımı Eceabat-Çanakkale arasında çalışan feribotlarla sağlanır. İlçe belediyesi 1923’te kurulmuştur.
Ezine: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 34.234 olup, 11.167’si ilçe merkezinde, 23.067’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 39, Geyikli bucağına bağlı 11 köyü vardır. Yüzölçümü 474 km2 olup, nüfus yoğunluğu 72’dir. Biga Yarımadasında yer alan ilçe toprakları, deniz kıyısında yer alan ova ve bunun ardından yükselen dağlardan meydana gelir. Kuzeyinde Kayacı Dağı, güneyinde Kavak Dağı yer alır. İlçe topraklarını Eski Menderes Çayı ve kolları sular. Dağlar ormanlarla kaplıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, bakla, fasulye, ayçiçeği, susam, pamuktur. Sebze ve meyvecilik gelişmiştir. En çok zeytin ve domates üretilir. Hayvancılık ekonomik açıdan ikinci derecede gelir kaynağıdır. Düz kesimde sığır, dağlık ve yaylalık alanlarda koyun ve keçi beslenir. Ege kıyılarında ise balıkçılık yapılır. Çimento fabrikası, tuğla ve kiremit fabrikası, zeytinyağı imalathâneleri, plastik işleme tesisleri başlıca sanayi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi, Akçin Deresi kenarında, kurulmuştur. Çanakkale-İzmir karayolu ilçenin doğu kıyısından geçer. İl merkezine 46 km mesâfededir. İlçe belediyesi 1886’da kurulmuştur.
Gelibolu: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 40.020 olup, 18.670’i ilçe merkezinde 21.350’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 14, Bolayır bucağına bağlı 4, Kadıköy bucağına bağlı 8 köyü vardır. Yüzölçümü 806 km2 olup, nüfus yoğunluğu 50’dir. İlçe toprakları Gelibolu yarımadasında yer alır. Genelde düz olan ilçe topraklarının en yüksek noktası 404 m ile Kömürtepe’dir. Cumalı ve Kavak dereleri ilçe topraklarını sular.
Ekonomisi tarım ve balıkcılığa dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri arpa, şekerpancarı, buğday, ayçiçeği, üzüm ve zeytindir. Marmara ve Ege kıyılarında yaşıyan halk balıkçılıkla uğraşır. Hayvancılık gelişmiş olup, koyun sığır ve keçi beslenir. Konserve fabrikası, Selektör fabrikası, zeytinyağı ve ayçiçeği yağı imalathâneleri, tarım araç ve gereç atölyeleri başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi, Marmara Denizinden Çanakkale Boğazına girişte boğazın batı kıyısında kurulmuştur. Büyük bir limanı vardır. Buradan ihrâcat ve ithâlât yapılır. Keşan-Eceabat karayolu ilçenin batı kıyısından geçer. Gelibolu-Lapseki arasında düzenli arabalı vapur seferleri yapılır. İl merkezine 47 km mesafededir. Evliyâ Çelebi’ye göre Gelibolu ismi “Veli bol” veya “Geliri bol” isminden gelmektedir. Avrupa kıtasında ilk Osmanlı fethi Gelibolu olup, 1354’te Gâzi Süleyman Paşa tarafından fethedilmiştir. İstanbul’un fethine kadar deniz üssü ve tersâne olarak kullanılmıştır. Çanakkale Savaşlarında önemli muhârebelere sahne olmuştur.
Gökçeada (İmroz): 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 7948 olup, 6074’ü ilçe merkezinde 1874’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 7 köyü vardır. Yüzölçümü 279 km2 olup, nüfus yoğunluğu 28’dir. Türkiye’nin en büyük adası olan Gökçeada’nın toprakları düz olup, en yüksek noktası 672 m ile İlyas Tepedir. En önemli akarsuyu Büyükdere olup, bu çayın üzerinde sulama ve içme suyu ihtiyacını karşılamak için kurulan bir baraj vardır.
Ekonomisi tarım ve balıkçılığa dayalıdır. Adanın büyük kısmı zeytinlikler ve bağlarla kaplıdır. Akarsu boylarında ada ihtiyâcını karşılamak için tahıl ekilir. Hayvancılık gelişmiş olup, adada bir Devlet üretme çiftliği vardır. En çok koyun beslenir. Ege Denizinde avlanan balıklar İstanbul’a gönderilir. Kıyılarındaki otel, motel ve tatil köyleri yazın turistik açıdan önemlidir.
İlçe merkezi, adanın doğu kesiminde 50 m yükseklikte bir tepenin üzerinde kurulmuştur. İlçe merkezine 6 km mesafedeki Kuzu limanından Çanakkale’ye düzenli feribot seferleri yapılır. İlçe belediyesi 1902’de kurulmuştur.
Lapseki: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 24.545 olup, 5789’u ilçe merkezinde, 18.756’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 23, Meyçayır bucağına bağlı 9 ve Umurbey bucağına bağlı 8 köyü vardır. Yüzölçümü 955 km2 olup, nüfus yoğunluğu 26’dır. Biga Yarımadasının kuzey kesiminde yer alan ilçe toprakları, fazla yüksek olmayan dalgalı düzlüklerden meydana gelir. Başlıca akarsuyu Umurbey Deresidir.
Ekonomisi tarım ve balıkçılığa dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, üzüm, elma, yulaf, zeytin ve baklagiller olup, ayrıca az miktarda arpa ve ayçiçeği yetiştirilir. Hayvancılık gelişmiştir. Tabiî kumsalları ile Çardak bucağı yazın ilgi görür. İlçe topraklarında barit yatakları vardır.
İlçe merkezi, Çanakkale Boğazının doğu kıyısında tabiî bir liman kıyısında kurulmuştur. İl merkezine 40 km mesâfede, gelişmemiş bir yerleşim merkezidir. Gelibolu Lapseki arasında düzenli feribot seferleri yapılır.
Yenice: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 42.798 olup, 6517’si ilçe merkezinde, 36.281’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 7, Kalkım bucağına bağlı 17 ve Pazarköy bucağına bağlı 15 köyü vardır. Yüzölçümü 1367 km2 olup, nüfus yoğunluğu 31’dir. Biga Yarımadasının doğusunda yer alan ilçe toprakları, fazla yüksek olmayan engebeli alanlardan meydana gelir. Dağlık kesimler kestane, kayın, meşe, kızılçam ve karaçam ormanları ile kaplıdır. Gönen Çayı, Kocabaş Çayı başlıca akarsularıdır. İlçe topraklarında bakır, kurşun, çinko, kaolin, kil ve linyit yatakları vardır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, yulaf, arpa, tütün olup, ayrıca az miktarda üzüm, elma ve baklagiller yetişir. İlçe tütünü Agonya tütünü adıyla meşhurdur. Hayvancılık önemli gelir kaynaklarındandır.
İlçe merkezi, Çanakkale-Balıkesir karayolunun kıyısındadır. Bir Türkmen aşireti tarafından İnceköy adıyla kurulmuştur. Zamanla gelişerek Yenice ismini almıştır. İl merkezine 97 km mesâfededir. İlçe belediyesi 1936’da kurulmuştur.
Târihî Eserler ve Turistik Yerleri
Çanakkale tabiî güzelliklerle, târihî zenginliklerin kucaklaştığı bir ildir. Her köşesi târih doludur. Arkeolojik eserlerin yanında, yemyeşil tepeler, masmavi bir deniz ve tertemiz sahilleri ile turizme çok müsaittir.
Târihî eserler: Çanakkale târihî eserler bakımından oldukça zengindir. Beş bin senelik bir târihin harâbelerini ve zamânımıza ulaşan eserlerini görmek mümkündür
Çimenlik Kalesi: Çanakkale Boğazının Anadolu kıyısında Kocaçay ağzındadır. 1452’de Fâtih Sultan Mehmed Han tarafından Bizans’a denizden gelecek yardımı önlemek için yapılmıştır. Kânûnî devrinde 1552’de tâmir görmüştür. Diğer ismi, Kale-i Sultan’dır. Dış surlar ve iç kale olmak üzere iki kısımdır.
Nara Kalesi: Çanakkale’ye 6 km uzaklıktadır. 1807’de başlanmış olan yapımı İkinci Mahmud Han devrinde tamamlanmıştır.
Bozcaada Kalesi: Venedikliler zamânında yapılmış, Fâtih Sultan Mehmed devrinde tâmir ettirilmiştir. Dış surlar ve iç kaleden meydana gelen kale, son yıllarda da tâmir görmüştür.
Bigalı Kalesi: Eceabat’a 5 km uzaklıktadır. Yapımına 1807’de başlanmış olup, İkinci Mahmud Han devrinde tamamlanmıştır.
Kilitbahir Kalesi: Deniz kilidi mânâsındadır. 1462’de Fâtih Sultan Mehmed Han tarafından yaptırılmıştır. Eceabat’tadır. Hiçbir yerde uygulanmamış bir plânı vardır. Dış kale iç kale ve sarı kaleden meydana gelmiştir.
Seddülbahir Kalesi: Boğazı takviye için, 1659’da Frenk Ahmed Paşa tarafından Rumeli yakasında yaptırılmıştır. Günümüzde yıkık durumdadır.
Gelibolu Kalesi: Eski devirlerden kalan kale, Bizans İmparatoru Birinci Jüstinianus tarafından tâmir ettirilmiştir. Günümüzde sâdece bir burcu kalmıştır.
Babakale: Ayvacık ilçesinin Babakale köyündedir. On yedinci asırda Kaymak Mustafa Paşa yaptırmıştır.
Atikhisar: Halk arasında Gavur Hisar denilen bu kale, Çanakkale-Balıkesir karayolu üzerinde yüksek ve sarp bir tepe üzerindedir. Osmanlı tekniğinin izlerini taşır. Gözetleme kuleleri, su sarnıçları ve surlar vardır.
Fâtih Câmii: Kalenin doğusunda çarşının güney ucundadır. 1452’de Fâtih Sultan Mehmed yaptırmıştır. 1862/1863’te Sultan Abdülazîz Han döneminde yenilenmiştir.
Abdurrahmân Câmii: Osmanlı câmilerinin ilk örneklerindendir. Orhan Gâzi döneminde yapılmıştır. Sultan İkinci Mahmud Han devrinde tâmir edilmiştir. Ezine ilçesindedir.
Sefer Şah Câmii: Ezine ilçesinde 14. asırda Yıldırım Bâyezîd Han zamânında yapılmıştır. Câminin yanında Sefer Şahın türbesi vardır.
Aslıhan Bey Câmii ve Külliyesi: Ezine’ye 12 km uzaklıkta Kemâli köyünde olup, câmi, hamam ve türbeden meydana gelmiştir. Sultan Birinci Murad döneminde yapılmıştır. Türbe, câminin kuzeyinde olup, günümüze ulaşan en eski türbedir. Câminin batısında yer alan hamam ise, en eski Osmanlı hamamlarındandır.
Hüdâvendigâr Külliyesi: Ezine’ye 40 km uzaklıkta Tuzla köyündedir. Câmi, medrese ve hamamdan meydana gelmiştir. Câmi, 1366’da yapılmıştır. Medrese câminin batısındadır. Dershâne ve on odadan meydana gelmiştir. Zamânımıza sâdece bir odası ulaşabilmiştir.
Ulu Câmi (Hüdâvendigâr Câmii): Sultan Birinci Murad döneminde ulu câmiler plânında yapılmış bir câmidir. Gelibolu’da olup, bölgenin en büyük yapısıdır. 1667’de onarılmış, 1889’da yeniden yaptırılmıştır.
Azebler Namazgâhı: Gelibolu’da 1407’de yaptırılmıştır. Bu tür eserlerin en güzelidir. Günümüzde yıkık vaziyettedir.
Gâzi Süleymân Paşa Câmii: Orhan Gâzi devrinde yapılmıştır. Câminin mihrabı ve batı duvarı ilk günkü hâlini korumaktadır. Birkaç sefer tâmir görmüştür.
Süleymân Paşa Câmii: Orhan Gâzi döneminde yapılmıştır. Süslü mihrâbı ve minâresi ilk şeklini korumuştur. Lapseki ilçesindedir.
Hüdâvendigâr Câmii: Sultan Birinci Murâd döneminde yapılmıştır. Lapseki ilçesinin Umurbey köyündedir.
Yâkup Bey Külliyesi: Lapseki ilçesinin Çardak bucağındadır. Câmi, medrese, okul ve handan meydana gelen külliyeyi 1472’de Gâzi Yâkup Bey yaptırmıştır. Medrese günümüzde tamâmiyle yıkılmıştır.
Ahmed Bîcân Türbesi: İkinci Murad Han zamânında yapılmıştır. Tek kubbeli güzel bir yapıdır. Türbede yatan zât devrinin büyük âlimlerinden idi. Gelibolu’dadır.
Sarıca Paşa Türbesi: Sultan İkinci Murad Han devri devlet adamlarından Sarıca Paşaya âittir. Gelibolu ilçesindedir.
Yazıoğlu Türbesi: Aynı ismi taşıyan câmiye bitişik üstü açık bir türbedir. Tâmir edilirken ilk özelliğini kaybetmiş olup Gelibolu’dadır.
Gâzi Süleymân Paşa Türbesi: Rumeli fâtihi ve Orhan Gâzinin oğlu Süleymân Paşanın türbesidir. Gelibolu’nun Bolayır köyündedir. 1549’da tâmir edilmiştir.
Anıtlar: Birinci Dünyâ Harbinde târihin en kanlı savaşlarından birinin cereyân ettiği Çanakkale topraklarında 250.000 Türk şehidi yatmaktadır. Bu şehitlerin aziz ruhlarını anmak ve hâtıralarına hürmet için “Çanakkale Şehitler Anıtı” yapılmıştır. 21 Ağustos 1958’de tamamlanmıştır. Hisarlık Burnu ucundadır. Bütün boğazdan görülen anıtlar, 41,70 metre yükseklikte, 4 m aralıkla 4 büyük sütun üzerine kuruludur. Gövde 30x30 metredir.
İçinde “Harp Müzesi” vardır. Şehitleri şu mısralar ne güzel anlatmaktadır:
“Vurulup tertemiz alnından uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna Yârab, ne güneşler batıyor!”
 
“Dur yolcu! Bilmeden gelip bastığın,
Bu toprak bir devrin battığı yerdir.
Eğil de kulak ver, bu sessiz yığın,
Bir vatan kalbinin attığı yerdir.”
 
“Bastığın yerleri toprak diyerek geçme tanı!
Düşün altında binlerce kefensiz yatanı,
Sen şehit oğlusun incitme yazıktır atanı,
Verme, dünyâları alsan da bu Cennet vatanı!..
Diğer anıt ve şehitlikler ise; Bahriye Şehitliği ve Anıtı, İntepe Şehitliği, Anadolu Hadiye ve Rumeli Mecidiye Şehitliği, Üsteğmen Hasan ve Teğmen Mesvuf Şehitliği, Gelibolu Şehitliği, Biga Şehitliği ve Anıtı, Yahya Çavuş, Mehmed Çavuş, Sorok ve Yamut âbideleri, Conkbayırı Mehmetçik Park Anıtı, Tek Çam Anıtıdır.
Müzeler:
Atatürk Müzesi: Çanakkale Savaşları sırasında Mustafa Kemâl’in (Atatürk) tümen karargâhı olarak kullandığı Çamyayla köyündeki ev müze olarak kullanılmaktadır.
Arkeoloji Müzesi: Kazılarda çıkan târihî eserlerin muhâfaza edildiği bir müzedir.
Harp eserleri müzesi: Seddülbahir bölgesinde şehitler anıtı içindedir. 1171’de açılan müzede Çanakkale Savaşları sırasında bölgede kalan silahlar sergilenmektedir.
Eski Harâbeler: Truva Harâbeleri Çanakkale’ye 32 km uzaklıktaki eski bir şehir harâbesidir. İlk çağ halk şâirlerinden Homeros’un İlyada destanı bu şehirden bahseder. Burası dünyânın en meşhur müzelerinden biridir. Arkeolojik kazılarla tamâmen ortaya çıkarılan bu şehir harâbeleri görülmeye değer bir târih hazînesidir. Truva M.Ö. 3200 ile M.S. 400 yılları arasında 9 defâ yıkılmış ve yeniden kurulmuştur. 1873’te Sehliemanın tarafından ilk defâ bulunmuştur. Bu harâbeler Çanakkale Boğazına hâkim olan Hisarlık Tepe üzerindedir.
Truva Harâbeleri yanında Arkeoloji Müzesi vardır. Truva’da kazılar kat kat yâni üst üstedir. 2 ile 16 m derinlikte 9 şehir vardır. Truva kazılarında çıkan târihî eserlerin mühim kısmı Avrupa müzelerine kaçırılmış, ancak 1923’ten sonra çıkarılanlar İstanbul Arkeoloji Müzesi ve Truva Arkeoloji Müzesinde muhâfaza altına alınmıştır.
Blegen’in tespit ettiği kronolojik sıraya göre 9 Truva şöyledir:M.Ö. 3200-2600, 2600-2300, 2200-2050, 2050-1900, 1900-1800, 1800-1300, 1300-1100, 700-350, 350-M.S. 400.
İskender amiral gemisinden mızrağını Truva istikâmetine atarak Asya seferinin başladığını anlatmak istemiştir. Anadolu’nun en önemli antik şehirlerinden biridir. Assos: Ayvacık ilçesine bağlı Behramkale köyünde M.Ö. 7. asırda kurulmuş bir yerleşim merkezidir. Denize hâkim tepe üzerindeki akropol, 3 km uzunluğunda bir surla çevrilidir. Agora tiyatro ve Athena tapınağı vardır. Alexsandrea: Çanakkale’ye 50 km uzaklıkta Dalyan köyünde Alexandrea-Troas harâbeleri surlarla çevrilidir. Bu kenti İskender’in generallerinden Antigonos kurmuştur. Lampsakoz: Lapseki ilçesinde Lampsakoz (Pitiyara)şehir harâbeleri ve Roma devrine âit lahit ve kitâbeler bulunmaktardır. Sestos: M.Ö. 650 senesinde Aiciler tarafından koloni olarak kurulmuştur. M.Ö. 300 senesine âit seramikler bulunmuştur. Şehrin iç kalesi hâlen durmaktadır. Sarnıclar kullanılmaktadır. Eceabat’a 4 km mesafededir. Dardanos: Çanakkale’nin 10 km yakınında İzmir karayolu üzerindedir. Eski bir şehir harâbesidir. Diğer harâbeler Chyrse, Perkote, Arisbe, Parion, Priapos, Kebrene, Skepsis ve tapınağı bulunan Neandrea şehir kalıntılarıdır.
Mesire yerleri: Zengin doğal güzellikler, ilde çok sayıda mesire yerinin meydana gelmesine yol açmıştır. Bunlardan meşhur olanları şunlardır:
Yaykın: Çanakkale-Çan karayolu üzerindedir. Karaçam ormanları içinde, bin kişiye yakın kişinin dinlenebileceği bir piknik yeridir.
Balaban: Çanakkale-Çan karayolu üzerinde bir dinlenme yeridir. Çam, meşe, kestane ağaçlarıyla kaplıdır. İçme suyu çok güzeldir.
Millî Park: Gelibolu Yarımadasında 33.000 hektarlık bir arâzidir. Savaş alanları, anıtlar, şehitlik, güzel koylu, temiz kumsalları ve ormanlık tepeleriyle yeşil vâdiler bulunur. Gezi ve piknik yeridir.
Karantina: Çanakkale-İzmir karayolu üzerinde il merkezine 15 km uzaklıkta, deniz kenarında bulunan bir dinlenme yeridir.
Kepez: İl merkezine 5 km uzaklıktadır. Çanakkale-İzmir karayolu üzerindedir. Denize 1 km olup, meyve bahçeleriyle çevrelenen ve Çanakkale boğazının güzelliği seyredilebilen bir dinlenme yeridir.
Kaplıcaları: Çanakkale kaplıca ve ılıcaları bakımından da çok zengin bir ilimizdir. Bu şifâlı suların bâzılarında banyo kürleri, bâzıları ise içilerek çeşitli hastalıklara iyi gelir.
Çan Kaplıcası: Çan-Balıkesir karayolu üzerindedir. Banyo tedâvîsi romatizma, mafsal romatizması, nefrit ve kadın hastalıklarına iyi gelir. İçme tedâvisi ise karaciğer, barsak, safra kesesi ve idrar yolu hastalıklarına faydalıdır.
Küçük Çetmi Kaplıcası: Ayvacık ilçesinin Küçükçetmi köyündedir. Sıcaklığı 14°C olup, karbonhidratlıdır.
Kestanbol Ilıcası: Ezine’nin Kestanbol köyündedir. Banyo tedâvîsi romatizma, nefrit, kadın hastalıkları, cilt hastalıkları, gut, siyatik, barsak parazitleri ve kırıklar için çok faydalıdır. Eski devirlerden beri kullanılmaktadır.
Külçüler Kaplıcası: Bayramiç ilçesine 18 km uzaklıkta orman içindedir. Dört bin senedir kullanılan kaplıca, kadın hastalıklarına iyi gelir.
Kirazlı-Balaban Mâden Suları: Çanakkale-Çan karayolu üzerinde Kirazlı bucağındadır. Böbrek taşlarını düşürmede çok faydalıdır.

Kaynak

Rehber Ansiklopedisi
Bursa Hakkında Bilgiler

BURSA

Osmanlı Devletinin bir ara başkentliğini yapan, evliyâlar diyârı, târihî âbideler şehri, tabiî güzellikleri ve binlerce senedir bilinen şifâlı kaplıcaları ile dünyâca isim yapan bir ilimiz.
Marmara bölgesinin güneyinde yer alan Bursa, bilecik, Balıkesir, Kütahya, Kocaeli, İstanbul illeri ve Marmara Denizi ile çevrili, Marmara bölgesini, Ege ve İç Anadolu’ya bağlayan bir kavşak noktasıdır. İstanbul, Ankara ve İzmir gibi Türkiye’nin üç büyük şehrinin meydana getirdiği üçgenin merkezinde sayılır. 28°10’ ve 30°00’ kuzey enlemleri ile 40°40’ ve 39°35’ doğu boylamları arasında yer alır. Trafik numarası 16’dır.
İsminin Menşei
Bursa’nın, Bitinya kralı İkinci Prusias tarafından kurulduğu ve şehre "Prusias" (Prosa)dendiği, zamanla bu isim "Brousse" ve "Brus" olduğu söylenmektedir. Türkler şehri fethedince, "Bursa" demişlerdir.
Târihi
Bu şehre târih, damgasını o kadar derin ve kuvvetle basmıştır ki, o her yerde önümüze çıkar. İstanbul’dan sonra en çok târihî şahsiyetler ve eserleri bağrında taşıyan Bursa’nın Türk târihinde çok müstesnâ bir yeri vardır.
Mîlâttan iki bin yıl önce Trakya’dan gelen "Bitiniler" Bursa ve civârına yerleşmiş ve Bitinya Krallığını kurmuşlardır. Bitinya kralı Prosyas, M.Ö. 1500 senelerinde Bursa’yı kurmuş, şehre Prosa denmiştir. Kartaca komutanı Anibal, bu krallığa sığınmış ve verdiği plâna göre bu şehir kurulmuştur. Bitinya’nın merkezi İzmit idi. Lidya kralı Krezüs, Bitinya topraklarını ele geçirmiş, Persler Lidya’yı yenerek 200 sene vâlilik (satraplık)olarak idâre etmiştir. Persleri Makedonya Kralı İskender yenerek bu bölgeye hâkim olmuştur. İskender’in ölümü üzerine imparatorluk kumandanlar arasında taksim edilince, bu bölge "Antiyon"un hissesine düşmüştür. Bilâhare bu bölge, Roma İmparatorluğu’na dâhil edilmiş ve Roma’nın M.S. 395’te Doğu ve Batı olarak bölünmesinde Bursa ve civârı Doğu Roma’nın (Bizans’ın) hissesine kalmıştır. Bizans devrindeyken İran Sâsânî hükümdârı Hüsrev Perviz, Bizans imparatoru Herakliyüs’ü yenerek Bursa’yı ele geçirmiş, Trakya’dan gelen Türkler Bizanslılara yardım ederek geri almıştır.
Abbâsi halîfesi Hârun Reşîd zamânında İslâm ordusu Söğütçük kasabasına kadar gelmiş anlaşma yapıp geri dönmüşlerdir. Hamdanoğlu Sülâlesinden Seyfüddevle 924’te Bursa’yı kuşatmış ise de alamamıştır. 1071 Malazgirt Zaferinden sonra Bursa civârı Türkler’in eline geçmiştir. 1097’de Türkler Bursa’yı fethetti fakat bu kısa sürdü. Selçuklu Sultanı Melikşâh, Kutalmışoğlu Süleyman Şâhı Bursa fethine gönderdi. İznik alındı. Kılıçarslan, ilk Haçlı seferini İznik önünde geri çevirdi.  Oğuz Türklerinin Kayıhan boyundan Karakeçeli aşîretinin lideri Ertuğrul Gâzi, Selçuklu Sultânı Alâeddîn Keykubat zamânında (1210-1236) Söğüt ve Domaniç civârında yerleşti. Oğlu Osman Bey, Osmanlı Devletini kurdu. Osmanlı Devletinin ilk fethettiği yer Kulacahisar’dır. (İnegöl’e 5 km uzaklıkta bir köy.) Bilâhare Karacahisar’ın fethinden sonra sırayla İnegöl, Kestel, Uluabat, Yalova, Karamürsel fethedildi. Osman Gâzi, oğlu Orhan Gâziye Bursa’nın güneşte parlayan Sent Eli Manastırının kubbesini (Tophâne) göstererek beni buraya gömün diyerek vasiyet etti. Orhan Gâzi Mudanya, Gemlik ve Atronos (Orhâniye)u fethettikten sonra, Bursa güneyinde Pınarbaşı’nda karargâhını kurdu. Bursa’yı kuşattı. Bursa tekfuru, Köse Mihâl vâsıtasıyla teslim olmak istediğini bildirdi. 30 bin flori altın verdi ve Osmanlı askerleri nezâretinde İstanbul’a gitti.
Bursa 6 Nisan 1326 Cumartesi günü Türkler tarafından fethedildi. Orhan Gâzi, Bursa’yı Osmanlı Devletinin başkenti yaptı. Birinci Murad (Hüdâvendigar) 1365’te Osmanlı başkentini Edirne’ye nakletti. Fakat tahta çıkmalar, cenâze törenleri ve gömülmeler Bursa’da olmuştur. İstanbul’un fethine kadar Bursa sembolik başkent olarak devâm etti. 1841’den sonra Anadolu Beylerbeyi Bursa’da oturmuştur.
Yıldırım Bâyezîd ile Timur Han arasında 28 Temmuz 1402’de yapılan Ankara Savaşından sonra Bursa ve Osmanlı Devleti sıkıntılı günler geçirdi. Kısa zamanda burada Osmanlı hâkimiyeti sağlandı. Birinci Dünyâ Harbine kadar her hususta gelişen Bursa, bu savaşı müteâkip İngilizlerin yardımı ile Yunan ordusu tarafından işgâl edildi. 26 Ağustos 1922’de büyük taarruzla kesin olarak hezîmete uğrayan Yunan ordusu kaçmaya başladı ve 11 Eylül 1922’de Bursa düşman işgâlinden kurtuldu. Yunanlılar kaçarken Bursa’yı yakıp yıkmaya çalıştılar.  Bursa 1801’de büyük bir yangın, 1854’te deprem, 1429’da vebâ salgınlarında çok zarar görmüştü. Sultan Birinci Ahmed Celâlî isyanlarını bastırma işini Bursa’dan tâkip etmiştir. Dördüncü Murad ve 1860’ta Sultan Abdülazîz ile Sultan Abdülmecîd Bursa’yı ziyâret etmişlerdi.
Fizikî Yapı
Bursa toprakları % 35’i dağlık ve yayla, % 48’i platolarla, % 17’si ovalarla kaplıdır. Bursa Ovası derelerin sürüklediği  alüvyonlardan meydana gelmiştir. Arâzisi volkanik bir yapıya sâhiptir. Kaplıcaları yer kabuğunun iki bin metre derinliğinden yer yüzüne çıkan sıcak su kaynaklarıdır.
Dağlar: Bursa ilindeki dağlar genel olarak doğu-batı yönünde uzanan sıra dağlar olarak görünür. Yer yer yükselirler. Samanlı Dağları, Duman, Hasanbaba, Karlık tepeleri, Kıltepe (1600 m), Katırlı Dağları (Üçkaya Tepesi 1283 m), Avdan Dağı, Mudanya Dağları, Karatepe (835 m), Karadağ, Sarnıç Tepe (820 m), Talas Tepe (700 m), Uludağ Karatepe (2543 m), Ahı Dağı, Asarcık Dağları, Sincan Dağı, Gökçedağ, Eğrigöz Dağı, Kurban Dağı (1000 m), Dazdağ (922 m) ve Dümenkırı Dağı (1013 m)dır.
Yaylalar: Yaylaların çoğu Uludağ’dadır. Başlıcaları Kadı Yaylası, Sarı Alan, Karapınarlar (1900 m), Kirazlı Yayla (750 m), Yılankaya (Kayadibi), Dolubaba, Paşa Çayır, Araba Oturağı, Ağaçlı Kuyu, Yumaklı ve Karayayla’dır.
Ovalar: Bursa’nın ovaları çok verimlidir. Samanlı Katırlı Dağ dizileri arasında Orhan Gâzi Ovası 17.000 hektar ve İznik Ovası 9000 hektardır. Uludağ-Katırlı dağ dizileri arasında İnegöl Ovası 14.832 hektardır. Yenişehir Ovası 15.478 hektar ve Bursa Ovası 39.218 hektardır. Çayırköy Ovası 8.000 hektar, Karacabey Ovası 18.000 hektar ve Mustafakemâlpaşa Ovası 18.000 hektardır. Alüvyonlu topraklar olup, çok bereketlidir.
Akarsuları: Bursa ili içinde büyük nehir yoktur. Fakat Uludağ ve eteklerinden çıkan çaylar vardır. Nilüfer Çayı, uzunluğu 87 kilometredir. Uludağ’da 850 m yükseklikte bulunan iki mağaradan çıkar, süratle iner, akışı hızlıdır. Her kilometrede 20 m aşağı iner, Dereçavuş köyünde Deliçay birleşir. Ulubat Gölü ayağında denize dökülür. Deliçay, Nilüferin ikinci koludur. Balıklı, Kaplıkaya ve Gölbaşı sularını toplar. İlkbaharda çok hızlı akar. Bunun için Deliçay denmiştir. Bursa’nın içinden geçer. Karıncadere, Namazgâh, Alaşar, Gökdere ve Cilimbaz derelerini alır. Dereçavuş köyünde Nilüfer’le birleşir. Gökdere, Setbaşı köprüsünden geçer, vâdiden akar ve su deposu üstünde 12 m şelâle yapan deredir. Emirsultan ile Yeşil arasından akan Karınca, Namazgâhdere ve Gökdere ile birleşir. M. Kemâlpaşa Çayı 155 kilometredir. Menbaına yakın ismi Çavdar Suyu, Orhaneli civârında Atranos Çayı (Karasu), M. Kemâlpaşa’dan geçerken Kemâlpaşa adını alır. Bu çay iki koldan ibârettir. Birinci kol Kütahya Yoncalıktan çıkar.Tavşanlı-Orhaneli’ni geçip, M. Kemâlpaşa’ya 15 km mesâfede ikinci kol ile birleşir. Birleşmeden önce Sarpdere ve Dursunbey Suyu, Atranus’a katılır. İkinci kol ise Simav’ın Dağardı bucağı yakınından çıkar. Aleva ismini alır. Orhaneli’nden geçer. Simav’dan sonra birinci kol ile birleşir, Ulubat Gölüne dökülür.
Küçükaradere Suyu: M. Kemalpaşa’dan çıkar. Susurluk Çayına dökülür. Susurluk (Karadere) Çayı; Manyas Gölünden gelir. Susurluk’tan geçer. Karacabey’in Karadağı’ndan kollar alır.
Göksu: Uludağ’dan gelen Çayırakçe, Karadereleri, Kocaköy, Bedre suları birleşir. Yenişehir arasında Göksu ismini alır ve Sakarya Nehrine karışır. Doğancı Barajından verilen su ile Bursa’nın 30 sene su sıkıntısı giderilmiş olacaktır.
Göller: Ulubat (Abolyont) Gölü: M. Kemâlpaşa ile Karacabey arasında, 156 km2 alana sâhiptir. Derinliği azdır. 1,5 ile 4 m arasında değişir. Dibi çamurludur, kıyıları bataklık ve sazlıktır. Suyu tatlıdır. Sazan, yayın balıkları ile tatlısu istakozları boldur. Üzerinde birçok ada vardır. Yazın suları çekilir, ekime müsâittir.
İznik Gölü: İznik-Orhangâzi arasındadır. Alanı 208 kilometrekaredir. En derin yeri 80 metredir. Mâvi rengi ile denizi andırır, suyu tatlıdır. Sazan ve tatlı su balıkları boldur. Güneyi kumsaldır. Etrâfı zeytinlik, çam ve çınar ağaçlarıyla süslüdür.
Gölbaşı: Bursa Ovasının Dimboz köyü yakınında küçük göldür.Katırlı Dağlarından inen suları düzenleyen bir baraj gölüdür. Yenişehir Gölü (Bataklık): Eskiden bataklıktı, kanallar açılarak kurutuldu. Uludağ Karagöller: Zirvenin 8 km doğusunda kar sularının erimesi ile meydana gelen göldür. Gölün yukarısı karlı sırt, aşağısı Sanavber ormanı ile çok güzel mesire yeridir. Göllerin isimleri: Buzlu Göl, Aynalı Göl ve Kara Göl.
İklimi ve Bitki Örtüsü
Bursa’da genellikle Akdeniz iklimi hüküm sürüyorsa da Karadeniz iklimine geçiş sahası manzarası gösterir. Sıcaklık +42,6°C ile -25,7°C arasında seyreder. Yağış ise, 456,2 mm ile 1217,4 mm arasındadır. Yılın ortalama 113 günü yağışlı geçer. Uludağ yazın da karla kaplıdır. Bursa topraklarının ancak % 8’i ekime elverişli değildir. % 43’ü ormanlarla % 44’ü tarlalar ve % 5’i çayır ve mer’alarla kaplıdır. Uludağ’ın bin metre yukarısı ormanlarla örtülüdür. Zeytinlik saha oldukça geniştir.
Ekonomi
Bursa, Türkiye’nin ekonomik bakımdan en gelişmiş beşinci ilidir. İstanbul, Ankara, İzmir ve Adana’dan sonra gelir. Bursa’nın ekonomisi tarım ve tarıma dayalı sanâyii, ticâret ve turizme dayanır. Mâden bakımından da zengindir.
Tarım: Toprağı çok bereketli olup, iklimi (sıcaklık, nem ve yağış) tarıma çok müsâittir. Tarım ürünleri çok çeşitli ve boldur. Faal nüfûsun % 60’ı tarımla uğraşır. Brüt gelirin % 20’si tarımdan sağlanır. Bâzı meyve ve sebze ürünlerinde Bursa birinci sırada yer alır. Arâzinin % 44’ü tarladır. Tarım ürünlerinin başlıcaları; buğday, arpa, mısır, yulaf ve pirinç gibi tahıllardır. Bütün bunların senelik istihsali 500.000 tona yaklaşır. 20.000 tona yakın fasulye, bakla, bezelye ve çiğ baklagiller, tütün, pamuk, ayçiçeği, susam ve anason yetişir.
Türkiye’nin en çok ve kaliteli sebzesi Bursa’da üretilir. Bunlardan domates birinci sırayı alırken, soğan ikinci sıradadır. Patates, hıyar, pırasa, lahana, tâze fasulye, patlıcan, biber, enginar ve ıspanak üretimi 250.000 tona yaklaşır. Bursa meyvecilikte çok ileridir. Sulu şeftalisi, kestane, üzüm, elma, armut, çilek, vişne, kiraz, kayısı, erik, muşmula, kızılcık, ceviz, kavun, karpuz ve her çeşit meyve yetişir. Türkiye’de, çileğin % 80’i, şeftalinin% 40’ı Bursa’da yetişir. 25.000 hektara yaklaşan bağlarda yetişen razzaki ve müşküle üzümü de dış ülkelere ihrâç edilir. Gemlik, Mudanya ve Orhangazi ilçelerinin zeytinleri sofralık, lezzetli zeytinlerdir.
Bursa’da modern tarım âletleri, sûn’î gübreleme, sulama ve ilaçlama en ileri seviyededir. İpek böcekçiliği, Osmanlı devrinde çok yaygındı. Sûn’î ipek çıkınca koza üretimi azalmıştır. Senede 600 tona yakın koza üretilmektedir. Dünyânın en verimli kestâne alanları Bursa yamaçlarındadır. Bursa ile Sarıalan’a kadar uzanan kestâne kuşağı ilmen dünyânın kestâne kuşağıdır.
Hayvancılık: Bursa’da hayvancılık oldukça ileridir. Mer’a ve çayırlar hayvancılığa müsâittir. Başta koyun olmak üzere kıl keçisi ve sığır beslenir. 32.000 arı kovanı ve lezzetli balı vardır. Karacabey-M. Kemâlpaşa arasında bulunan Karacabey Harası Türkiye’nin en büyük harasıdır. Arâzisi 100.000 dekarın üzerindedir. Osmanlı devrinde sarayın et, süt, krema, yağ ve buna benzer ihtiyâcı için "Çiftli-Kat-ı Hümâyûn" olarak kullanılmıştır. Bu arâziyi Köse Mihâl, kızının çeyizi olarak Orhan Gâzi’ye hediye etmiştir. 1924’ten sonra hayvancılığın ıslahı için burada damızlık at, koyun, sığır ve tavuk yetiştirilmeye başlanmıştır. Bunların bir kısmı köylüye satılır. M. Kemâlpaşa’nın Ayazköy ve İncilpınar mer’aları ıslah edilmiştir.
Ormancılık: Toprakların % 44’ü ormanlıktır. 472.000 hektara yakındır. Ormanlarda çok çeşitli ağaçlar bulunmaktadır. Orman içinde ve 10 km civârında bulunan köy sayısı 683’tür. Senede 160 bin m3 kerestelik odunu, 650.000 ster yakacak odunu ve 150 ton reçine elde edilir.
Mâdenler: Bursa mâden bakımından da zengindir. Silâh ve uzay sanâyiinde kullanılan Volfram (tungsten) Uludağ’da çıkmaktadır. 100.000 ton krom istihsal edilmektedir. Ayrıca linyit, bor tuzları, manyezit, çinko, amyant, mermer bulunmaktadır. Silah sanâyiinde kullanılan Bor tuzları M. Kemâlpaşa ve Kestel’de çıkmaktadır.
Sanâyi: Bursa Türkiye’nin başta gelen sanâyi merkezlerinden biridir. Türkiye’nin 500 büyük firmasının 32 adedi Bursa’dadır. Büyüklü küçüklü 7.000 iş yeri vardır. Türkiye’nin üç otomobil fabrikasından 2’si olan Renault ve Tofaş Bursa’dadır. Otomotiv yan sanâyi ile ilgili iş yerleri ve Mensucat sanâyi ile ilgili iplik (naylon, poliester, yün, makara ipliği, dokuma, havlu, boya ve empirme) fabrikalarının sayısı oldukça fazladır. Makina ve mâdenî eşyâ sanâyii, döküm, mâdenî eşyâ ve makina îmâlâtı olarak 16 çeşit makina îmâl edilir. Karoser ve aksesuar sanâyiinde 32 çeşit oto aksesuarı îmâl edilir.
Süt mâmülleri sanâyiinde süt, peynir, tereyağ, kaymak, yoğurt ve lor istihsal edilir. Konserve ve meyve suyu îmâlatı oldukça ileridir. Deri yağ ve sabun îmâlâtında 20’ye yakın fabrika vardır. Deri ve plastik sanâyiinde oldukça ileridir. Sümerbank Merinos Yünlü Sanâyii Müessesesi eski ve köklü bir sanâyi kuruluşudur.
Yedi bin sanâyi işletmesini buraya sığdırmak mümkün değildir. Un fabrikaları, pekmez, mobilya, yonga ve levha, kimyâ sanâyii fabrikaları, akü, çelik ve plastik boru fabrikaları vardır. Yedi bin işletmenin 100 tânesi büyük işletmelerdir. Tekstil sektörü söz konusu edildiği zaman hiç şüphesiz ilk akla gelen şehrimiz Bursa olmaktadır. Târihteki ipek şehri Bursa, günümüzde sanâyi şehrine dönüşmüştür.
Ulaşım: Bursa, kara, hava ve deniz ulaştırması bakımından zengin bir ildir. İstanbul, İzmir ve Ankara’ya mükemmel karayolu ile bağlıdır. Bursa, Osmanlı devrinde en işlek ve karayollarının kavşak noktasında bulunuyordu. Bugünkü yolların esası Osmanlı devrinde açılan yollardır. Gemlik ve Mudanya’da iskele vardır. Yalova iskelesine inenler çok düzgün bir yolla bir saat içinde Bursa’ya ulaşırlar. Bursa’da havaalanı vardır.
Nüfus ve Sosyal Hayat
1990 sayımına göre toplam nüfûsu 1.603.137 olup, 1.157.805’i şehirlerde, 445.332’si köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 11.043 km2 olup, nüfus kesâfeti 145’tir.
Örf ve Âdetler: Bursa 14. asrın başından bu yana Türkiye’nin başta gelen bir kültür ve eğitim merkezi olmuştur. Türkler, birinci asır başından beri Bursa bölgesine yerleşmişlerdir. Haçlı seferleri sebebiyle bir ara Türklerin elinden çıkmışsa da, kısa zaman sonra tekrar alınmıştır. Bursa’da Türk İslâm kültürü hâkim olmuştur. Târih boyunca Bursa bölgesinde yaşayan Hititler, Bitinyalılar, Traklar, Persler, Makedonyalılar, Romalılar ve Bizanslılardan bâzı antik eser ve harâbeler kalmışsa da, bu milletlerin örf ve âdetleri unutulup gitmiştir.
Örf ve âdetlerde, folklorda ve her çeşit sosyal düşüncede Türk İslâm kültürü hâkim olmuştur. Bursa bölgesinde kadın ve erkeklerin giyim ve kuşamları çok güzeldi. Bugün yalnız düğün ve gösterilerde giyilmektedir. Orhan Gâzi zamânında her gün ikindi vakti "nevbet" denilen davul çalınırdı. Zamanla bu davula kös, tabıl, zurna, nakkare ve nefes çalgıları katılmıştır. Mehter olarak bilinen bu takım, Osmanlıların savaş ve barışta millî sembolü hâline gelmiştir.
Bursa’da dînî bayramlar coşkunlukla kutlanırdı. Türbe ve kabirler, âile mezarlıkları ziyâret edilirdi. Bayram ve Ramazân-ı şerîf mânileri çoktur. Bursa türkülerinin çoğu "sekme" denilen dört buçuk tempolu oyun havalarıyla söylenir. Setbaşı, efe ve yemeni, keklik, turna, Bursa’nın ufak tefek taşları meşhurlarıdır. Oyun havaları ve halk müziğinde gurbet ve hasret duyguları ağır basar. Başlıca oyun havaları, yüksek oyun, kırık oyun, Cezâyir ve Köroğlu’dur. 8-10 kişi ile yapılan kılıç-kalkan oyunu yiğitliğin sembolüdür. Orhan Gâzi zamânında askerlerin eğitimiydi. Türk gölge oyununun meşhur kahramanları olan Karagöz (demirci ustası) ile Hacıvat (Baş Mîmâr Hacı İvaz Ağa)Bursa’da yaşamıştır. Orhan Gâzinin emri ile Şeyh Küşteri, Hacıvat ve Karagöz’ü eski bir Türk oyunu olan gölge tiyatrosu ile devâm ettirmiştir. Bursa’nın meşhur yemekleri:İskender kebabı, enginar dolması, kestâne şekeri ve gülvarak’tır. İspanya Barcelona Gıdâ Fuarında, Bursa kestâne şekeri dünyâ birincisi seçilmiştir. Bursa çinicilik, seramikçilik, ipek ve kadife dokumacılığı, bıçakçılık, saraççılık, oya işleri gibi el sanatlarında çok gelişmiştir.
Bursa divan ve halk edebiyatında çok sayıda ve meşhur şâirlerin yetiştiği bir ildir. Vesilet-ün Necât (Mevlid) eseri ile en meşhuru Süleymân Çelebi’dir. Sevgili Peygamber efendimizin doğumunu, mîracını, hayâtını, üstünlüklerini ve fazîletlerini anlatan bu eser asırlardır, câmi, mescid, ev ve her yerde okunan bir Türkçe eserdir. Ahmed Paşa (1496), Mehmed Gazâlî (1466-1535), Lâmi-i Çelebi (1472-1532), Cenânî (1595), Eşref Paşa, Halil Edib Bey ve Semih Efendi başlıca şâirlerdir.
Atıcılık için ilk ok meydanı Bursa’da yapıldı. Atıcılık, kış sporları, güreş ve diğer spor ileridir.
Eğitim: Okur-yazar nisbeti % 80’dir. Okulsuz köy kalmamıştır. Bursa’da 135 ilkokul, 80 ortaokul, 25 lise, 50 meslek ve teknik lise, Uludağ Üniversitesi ve buna bağlı tıp fakültesi ve diğer fakülteler ile okul ve öğretmen bakımından en iyi illerden biridir. Bursa kütüphâneleri eski ve el yazma eserlerle doludur.
Yetişen meşhurlar: Bursa’da yetişen devlete, ilme ve dîne hizmet edenlerin sayısı çok fazladır: 1) Lala Şahin Paşa: Filibe, Edirne ve Bulgaristan fethinde çok büyük hizmeti olmuştur. Türbesi M. Kemâlpaşa’dadır. 2) Karacabey (Dayı): Fâtih devrinin büyük komutanlarındandır. 3) İnegöllü İshak Paşa:İstanbul fethinde Kara Kuvvetleri Komutanı idi. 4) Duğlu Baba: Bursa fethinde askerlere ayran dağıtan bir velîdir. Türbesi Kirazlı Yayladadır. 5) Geyikli Baba: Bursa fethine geyik üzerinde katılmış bir velîdir. Horasan’dan gelmiştir. 6) Mûsâ Baba: Bursa fethine katılmıştır. Câmi ve türbesi tâmir edilmiştir. Işıklar semtindedir. Horasan’dan gelmiştir. 7) Abdal Murad: Bursa fethinde hizmeti geçen bir velîdir.Kabri Uludağ yolu üzerindedir. 8) Alaca Hırsa: Alaca Hırsa Câmii bu zât için yapılmıştır. Gerçek ismi belli değildir. Bursa fethi için Buhârâ’dan gelen bir velîdir. 9) Ali bin Yûsuf Bali: Molla Fenârî hazretlerinin  torunudur. Aritmetik hakkında ve Arapça gramer hakkında eser yazmıştır. 10) Beliğ İsmâil Efendi: 1729’da vefât etmiştir. Güldeste-i Riyâz-ı İrfan isimli Bursa’da yetişen meşhurları anlatan eseri meşhurdur. 11) Bursalı Mehmed Tâhir: 1926’da İstanbul’da vefât etmiştir. Osmanlı Müellifleri eseri meşhurdur. Basılmış 10, basılmamış 7 eseri vardır. 12) Cenânî: 1559’da vefât etmiştir, fen bilgisine âit çeşitli kitapları vardır. 13) Eşrefoğlu Rûmî: Büyük âlim ve velîlerden. Hacı Bayrâm Velî hazretlerinin dâmâdıdır. 1479’da vefât etmiştir. Türbesi İznik’tedir. Başlıca eserleri Müzekkin-Nüfus, Tarîkatnâme ve Divan’dır. 14) Ferâizcizâde Mehmed Said: Gülşen-i Maarif’in yazarıdır. Bunun birinci cildi genel târih, ikinci cildi ise Birinci Abdülhamîd’e kadar olan hâdiseleri nakleder. 15) Gâzi AhmedMuhtar Paşa: 1839’da doğmuş, Bursa’da Katırcıoğlu âilesindendir. Paşa olmuş, sadrâzamlık yapmıştır. Dârüşşafaka Lisesini açmıştır. Islâh-ut-Takvim Riyâd-ül-Muhtâr, 1294 Anadolu Rus Muhârebesi ve Takvim-i Mâlî eserlerini yazmıştır (Bkz. Ahmed Muhtar Paşa). 16) Hacı İvaz Paşa: Vezir olmuştur. Tîmûr ve Karamanlıların kuşatmasında Bursa’nın Hisar kapılarını kapatarak Bursa’yı alınmaktan kurtarmıştır. Yeşil Câmi ve Türbesinin mîmârıdır. 1429’da vefât etmiştir. Türbesi Pınarbaşı’ndadır.17) İsmâil Hakkı Bursevî: Tasavvufî eserleri ve Rûh-ul-Beyân adlı meşhur bir tefsiri vardır. El yazma eserleri Orhan Câmii Kütüphânesinde saklıdır. 18)Kara Çelebizâde Abdülazîz: Bursa müftülüğü ve şeyhülislâmlık yapmıştır. Bursa’ya su getirmiş ve 300 çeşme yaptırmıştır. Ravzat-ül-Ebrâr, Mirât-ı Safâ, Süleymânnâme isimli eserleri vardır. 1642’de vefât etmiştir. 19) Lâmii Çelebi Mahmud bin Osman: Yeşil Külliyesi nakkaşı. Nakkaş Ali’nin torunudur. Çekirge’de câmisi bulunur. Türbesi de dedesi yanında Hisar’dadır. 1531’de vefât etmiştir. Çok sayıda eserleri vardır. 20) Mehmed bin Abdullah: Molla Fenârî hazretlerinin torunudur. 1531’de vefât etmiştir. Düstûr-ül-Hesab ve Kaside-i Bürde eserleri meşhurdur. 21) İnegöllü Mustafa: 1716’da vefât etmiştir. Lügat hakkında Câmi-ül-Fürs kitabı vardır. Osmanlı târihinin ilk devirleri için üç ana kaynaktan biridir. Diğerleri Âşıkpaşazâde Târihi, Bitlisî’nin Heşt Behişt Târihi’dir.Kabri, Çekirge semtinde Süleymân Çelebi kabristanındadır. 22) Ömer Şifâî:Meşhur bir doktordur. Tıp târihinde yer almıştır. Reis-ül-etıbba (başhekim) olmuştur. 23) Şehzâde Korkut (İkinci Bâyezîd Hanın oğlu) 1513’te vefât etmiştir. Ahlâk ve fetvâ kitapları yazmıştır. 24) Şeyh Muhyiddîn Halvetî, şâirdir. Dîvân’ı vardır. Üçkazlar şeyhidir. Hüsrevnâme, İbretnâme kitapları vardır. 1682’de vefât etmiştir. 25) Üftâde Mehmed Muhyiddîn (Celvetî): Büyük bir mutasavvıftır. Dîvânçe’si ve Vâkıât isimli eserleri vardır. Evi, türbesi, mescid ve câmisi mevcuttur. Çocuklarından da çok âlim kişiler yetişmiştir. 26) Vani Mehmed Efendi: Kestel’de yerleşmiş, medrese ve hamam yaptırmış ve çok çeşitli kitaplar yazmıştır. 27) Yahyâ bin Han Mustafa, Türkçe Envâru’l Kulûb manzum eseri, Hulefâ-i Râşidin ile Ehl-i Beyt hakkında eseri vardır. 1516’da vefât etmiştir. 28) Ulubatlı Hasan: İstanbul fethinde surlara Türk bayrağını ilk diken ve şehitlerden biridir.
Bursa ile ilgili rivâyetler: Bir rivâyete göre hazret-i Süleymân’ın cin vezirlerinden biri, "Can" kavminin güzel bir dağın eteğinde şehir kurduğunu, "Cin" kavminin bin sene savaş etmekle şehri aldığını ve bir tufan ile bu şehrin göl altında kaldığını söyler. Hazret-i Süleymân’ın emri ile su perileri göller altındaki şehri çıkarırlar. Vezirlerden birisi "Cennet burası" der, ağır işiten diğer bir veziri bu sözü "Cennet Bursa" anlar. Dağ perileri Uludağ’dan mermerler getirip saray yaparlar; hazret-i Süleymân hükümdarlığı esnâsında senede bir gün Bursa’ya zevcesi hazret-i Belkıs ile gidermiş.
Karagöz efsânesi: Demirci ustası olan Karagöz Batı Trakya’dan Kırklareli’ne, İstanbul, Konya ve sonra Bursa’ya gelir. Hoş sohbet olan Karagöz, Orhan Câmii mîmârı Hacı İvaz (Hacıvat)Ağa ile şakalaşırken, işçiler gülmekten iş yapamazlar.Karagöz îdâm edilince halk üzülür. Karagöz’ün hâtırasını devâm ettirmek için Karagöz-Hacıvat oyunu, Şeyh Küşteri vâsıtasıyla sahneye konur.
İlçeleri
Bursa on yedi ilçeden meydana gelmiştir. Bunlardan üçü Bursa il merkezini meydana getirir.
Nilüfer: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 65.799 olup, 36.897’si ilçe merkezinde, 28.902’si köylerde yaşamaktadır. Bursa il merkezini meydana getiren ilçelerden biridir. 1989 yılında ilçe merkezi oldu.
Osmangazi: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 510.902 olup, 473.302’si ilçe merkezinde, 37.600’ü köylerde yaşamaktadır. Bursa il merkezini meydana getiren ilçelerdendir. 1989 yılında ilçe merkezi oldu. Uludağ’ın eteklerinden ovaya doğru yayılmıştır.
Yıldırım: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 325.159 olup, 324.377’si ilçe merkezinde, 782’si köylerde yaşamaktadır. İl merkezini meydana getiren ilçelerden olup, 1989’da ilçe merkezi oldu.
Büyükorhan: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 19.591 olup, 4219’u ilçe merkezinde, 15.372’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 41 köyü vardır. Orhaneli’ne bağlı bucak iken, 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu. İlçe toprakları genelde düzdür. Dağlık bölgeler kayın, kızılçam, karaçam, ve ardıç ormanları ile kaplıdır.
Ekonomisi tarım ve ormancılığa dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, patates, üzüm, şekerpancarı, mısırdır. Hayvancılık önemli gelir kaynaklarındandır. Sığır ve merinos koyunu beslenir. Gelişmemiş bir yerleşim merkezidir.
Gemlik: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 78.193 olup, 50.237’si ilçe merkezinde, 27.956’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 24 köyü vardır. Yüzölçümü 611 km2 olup, nüfus yoğunluğu 128’dir. İlçe toprakları, Gemlik Körfezinin iki yanından içeriye doğru olan kısımda yer alır. Kuzey ve güneyinde tepelik alanlar bu tepelerin ortasında küçük bir ova vardır.
Ekonomisi sanâyi, tarım ve balıkçılığa dayanır. Yem Fabrikası, Konserve Fabrikası, Borusan Fabrikası, Azot Fabrikası ve Sümerbank Sun’î ipek ve Viskoz Mamülleri Fabrikası başlıca sanâyi kuruluşlarıdır. Verimli Gemlik Ovasında sebze, meyve ve zeytin yetiştirilir. Türkiye’nin en kaliteli sofralık zeytinleri ilçede yetişir.Kıyıları uygun olduğundan yaz turizmi gelişmiştir. Kıyılarda çok sayıda tatil siteleri, yazlık ev ve konaklama tesisleri vardır.
İlçe merkezi, Gemlik Körfezinin doğusunda ovalık bir alanda kurulmuştur. 15.000 tonluk gemilerin yanaşabileceği bir limanı vardır. Bursa-Yalova karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 27 km mesâfededir. Gemlik’in târihi çok eskilere dayanır. Haçlı seferleri boyunca bir üs olarak kullanılan Gemlik, Orhan Gâzi zamânında (1334) fethedildi. Osmanlılar körfezde çok sayıda tersane kurdular. Gemi yapımı sebebiyle buraya Gemilik deniliyordu. Zamanla bu isim, Gemlik olmuştur. Eski adı Kiyus idi. İlçe belediyesi 1873’te kurulmuştur.
Gürsu: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 18.681 olup, 12.730’u ilçe merkezinde, 5951’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 9 köyü vardır. Merkez ilçeye bağlı bir bucak iken, 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu. İlçe topraklarının büyük kısmı düzdür.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri tahıl, şeftali, şekerpancarıdır. Küçük tekstil atölyeleri vardır. Bursa-Ankara karayolu ilçeden geçer.
Harmancık: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 12.149 olup, 3210’u ilçe merkezinde, 8939’u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 26 köyü vardır. Orhaneli’ye bağlı bir bucak iken, 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu. İlçe toprakları orta yükseklikteki dalgalı düzlüklerden meydana gelir. Dağlık kesimler kayın, kızılçam, karaçam ve ardıç ormanları ile kaplıdır.
Ekonomisi tarım ve ormancılığa dayanır. Başlıca tarım ürünleri buğday, patates, üzüm, şekerpancarı, arpa, mısırdır. Hayvancılık önemli gelir kaynağıdır. Sığır ve merinos koyunu beslenir. İlçe merkezi Uludağ eteklerinde kurulmuştur. Gelişmemiş bir yerleşim merkezidir.
İnegöl: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 126.214 olup, 71.120’si ilçe merkezinde, 55.094’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 74, Tahtaköprü bucağına bağlı 19 köyü vardır. Yüzölçümü 1006 km2 olup, nüfus yoğunluğu 125’tir. İlçe topraklarının batı ve güneybatısını Uludağ, güneyini Domaniç dağı engebelendirir. Doğu ve kuzeyinde İnegöl ovası yer alır. Dağlardan kaynaklanan suları Kocadere ve kolları toplar.
Ekonomisi tarım ve ormancılığa dayanır. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı, buğday, patates, arpa, soğan, mısır, üzüm, fasulye, elma ve şeftalidir. Hayvancılık ilçe ekonomisinde önemli yer tutar. Sığır ve koyun beslenen ilçede önemli miktarda süt ve süt ürünleri üretilir. İlçe, Bursa’nın orman ürünleri sanâyisi merkezidir. Şehrin güneydoğusunda oldukça geniş bir alana yayılmış olan küçük sanâyi sitesinin büyük bir bölümünü ağaç işleri ve mobilya atölyeleri teşkil eder. Mobilyaları Türkiye çapında meşhurdur.
İlçe merkezi, Uludağ’ın doğu eteğinde ve İnegöl Ovasının batı bölümünde kurulmuştur. İl merkezini meydana getiren ilçeler dışında, Bursa’nın en kalabalık ilçesidir. Bursa-Eskişehir-Ankara karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 45 km mesâfededir. İlçenin köftesi meşhurdur. Eski ismi Angelekome olan ilçe, 1298’de Turgut Alp tarafından fethedildi. On dokuzuncu asrın sonlarına kadar Bursa sancağına bağlı bir bucak olarak kaldı. 1865’te ilçe olan İnegöl, Bilecik sancağına bağlandı. Kurtuluş savaşı sırasında Yunan işgâline mâruz kalan İnegöl 6 Eylül 1922’de işgâlden kurtuldu. 1926’da Bursa’ya bağlı ilçe durumuna getirildi. Belediyesi 1878’de kurulmuştur.
İznik: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 41.942 olup, 17.232’si ilçe merkezinde, 24.710’u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 40 köyü vardır. Yüzölçümü 753 km2 olup, nüfus yoğunluğu 56’dır. İlçe topraklarını güneyden Avdan Dağı, kuzeyden Samanlı Dağı engebelendirir. Orta kesiminde İznik Gölü ile İznik Ovası yer alır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri üzüm, domates, buğday, mısır, arpa olup az miktarda patates ve şeftali yetiştirilir. İznik Gölünde avlanan kerevit yurt dışına ihraç edilir. Gölde ayrıca sazan ve yayın balığı avlanır. İlçede yapılan çiniler meşhur olup, turistik önemli gelir kaynağıdır. İlçe merkezi, İznik Gölünün doğu kıyısında kurulmuştur. Göl kıyısı otel, motel, tatil sitesi ve yazlık evlerle doludur. İl merkezine 77 km mesâfededir. Çok eski bir târihe sâhip olan İznik, 1075’te Anadolu fâtihi Kutalmışoğlu Süleymân Şah tarafından fethedildi ve bir süre sonra Anadolu Selçuklularının başşehri oldu. Osmanlılar devrine kadar Bizans ile Selçuklular arasında sık sık el değiştiren İznik, Lâtinlerin İstanbul’u işgâli üzerine 1205-1261 arasında Bizans’ın başşehirliğini yaptı. Orhan Gâzi 1331’de İznik’i fethederek beyliğin merkezini buraya taşıdı. 1335’te beylik merkezi Bursa’ya nakledildi.
Eski ismi Nikaea olan İznik, 1915’te ilçe oldu ve 1930’a kadar İzmit’e bağlıydı. Bu târihten sonra Bursa’ya bağlandı. İznik, 17. asrın ortalarına kadar Türk ve dünyâ çiniciliğinin rakipsiz merkezi idi. Zamanla Kütahya, İznik’i geçti ve İstanbul’da da çinicilik başlayınca, İznik’te çinicilik söndü. İznik belediyesi 1875’te kurulmuştur.
Karacabey: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 72.898 olup, 31.665’i ilçe merkezinde 41.233’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 66 köyü vardır. Yüzölçümü 1285 km2 olup, nüfus yoğunluğu 57’dir. İlçe toprakları genelde düzdür. Kuzeyinde Mudanya Dağları yer alır. Topraklarını Susurluk Çayı ve kolları sular. Ulubat Gölünün bir kısmı ilçe sınırları içinde kalır.
Ekonomisi tarıma dayanır. Başlıca tarım ürünleri soğan, şekerpancarı, arpa, mısır ve patates olup, ayrıca az miktarda baklagiller ve pamuk yetişir. Türkiye’nin soğan ambarıdır. İlçede kurulan Karacabey Harası, Türkiye’nin ilk harasıdır. Bu hara, hayvan ıslahında önemli rol oynar ve damızlık hayvan yetiştirilen bir merkezdir. Konserve Fabrikası başlıca büyük sanâyi kuruluşudur.
İlçe merkezi, Karacabey Ovasında kurulmuştur. İl merkezine 67 km mesâfededir. Karacabey, Orhan Gâzi tarafından Osmanlı topraklarına katıldı. O devirde ismi Mihaliç idi. Daha sonra Karacabey olarak değiştirildi ise de uzun süre Mihaliç ismi kullanıldı. 1910’da resmen ismi Karacabey oldu. İlçe belediyesi 1878’de kurulmuştur.
Keles: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 21.675 olup, 2910’u ilçe merkezinde, 18.765’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 37 köyü vardır. Yüzölçümü 640 km2 olup, nüfus yoğunluğu 34’tür. İlçe toprakları, dağlarla kuşatılmış bir platodan meydana gelir. Kuzey ve kuzeydoğusunda Uludağ, doğusunda Domaniç dağı yer alır. Dağlar karaçam, göknar, kayın ve meşe ormanlarıyla kaplıdır. İlçe topraklarını Kocaçay sular.
Ekonomisi hayvancılık ve ormancılığa dayalıdır. Tarım alanları azdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, patates, arpa, üzüm ve elmadır. İlçede bulunan sebze-meyve tohum, fidan ve fide üretme çiftliği, Türkiye ihtiyâcının önemli bölümünü karşılar. İlçe topraklarında linyit yatakları vardır.
İlçe, denizden 1060 m yükseklikte orman içinde kurulmuş küçük bir yerleşim merkezidir. İl merkezine 56 km mesâfededir. Bursa’ya bağlı bir köy iken, bucak merkezi olarak Orhaneli ilçesine bağlandı. 1953’te ilçe merkezi hâline getirildi. Belediyesi 1953’te kurulmuştur.
Kestel: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 31.710 olup, 15.239’u ilçe merkezinde, 16.471’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 31 köyü vardır. Gürsu bucağına bağlı belediyelik köy iken, 3 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu. İlçe toprakları Uludağ eteklerinde yer alır. Dağlık kesimler ormanlarla kaplıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Meyve ve sebze yetiştiriciliği yaygındır. Bursa il merkezine çok yakın olup, birleşmek üzeredir. Bursa-Ankara karayolu ilçe merkezinin kıyısından geçer.
Mudanya: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 38.656 olup, 17.196’sı ilçe merkezinde 21.460’ı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 23, Zeytinbağı bucağına bağlı 13 köyü vardır. Yüzölçümü 346 km2 olup, nüfus yoğunluğu 112’dir. İlçe topraklarının kıyı kesimi düz olup, hemen ardından Mudanya Dağları yükselir. Bu dağlar, Gemlik ile Bandırma Körfezleri arasında kıyıya paralel olarak uzanır. İlçe topraklarını Nilüfer Çayı sular.
Ekonomisi tarım ve sanâyie dayanır. Başlıca tarım ürünleri buğday, zeytin, soğan, üzüm ve şeftalidir. Bölgede üretilen Tirilye türü sofralık zeytini Türkiye çapında meşhurdur. Marmara Denizi ve Gemlik Körfezinde balıkçılık yapılır. İlçede kablo fabrikası, akaryakıt depoları ve küçük sanâyi kuruluşları vardır.
İlçe merkezi, Marmara kıyısında dar bir kıyı şeridi üzerinde kurulmuş bir liman şehridir. Limana küçük tonajlı gemiler yanaşabilmektedir. İstanbul-Mudanya arasında düzenli vapur seferleri yapılır. İlçe, ikliminden dolayı Marmara’nın Antalya’sı durumundadır. İl merkezine 23 km mesâfededir. Eski ismi, Mirliya’dır. Makedonya Krallığı burayı ele geçirince, eski şehri yıkıp, Apanya ismi ile yeni bir şehir kurdu. Daha sonra ismi Montanya olmuş, bu isim zamanla değişikliğe uğrayarak Mudanya şekline dönmüştür. İlçe belediyesi 1869’da kurulmuştur.
İstiklal Savaşının kazanılmasından sonra,Mudanya’da Fransa’nın arabuluculuğu ile 4 Ekim 1922’de Mudanya Mütârekesi Türkiye, Fransa, İngiltere ve İtalya arasında imzâlandı. Bu mütârekenin imzâlandığı ahşap binâ günümüzde müze olarak kullanılmaktadır.
M. Kemâlpaşa: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 100.410 olup, 37.938’i ilçe merkezinde, 62.472’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 55, Caltılbük bucağına bağlı 16, Deveci Konağı bucağına bağlı 19, Söğütalan bucağına bağlı 17 köyü vardır. Yüzölçümü 1731 km2 olup, nüfus yoğunluğu 58’dir. İlçe topraklarının kuzeyi ovalık olup, doğusunda Orhaneli Dağları, güney ve batısında Çataldağ yer alır. Ulubat Gölünün güney kısmı ilçe sınırları içinde kalır. İlçe topraklarını sulayan Kirmasti Çayı Ulubat Gölüne dökülür.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı, buğday, patates, mısır, üzüm, fasülye, arpa ve soğandır. Hayvancılık ekonomik açıdan önemli gelir kaynağıdır. En çok Merinos koyunu beslenir. Sığır besiciliği gelişmektedir. Ulubat Gölünde tatlı su balıkçılığı yapılır. İlçe topraklarında bor ve linyit yatakları vardır.
İlçe merkezi, Kirmasti Çayının kenarında, hafif eğimli bir tepede kurulmuştur. İl merkezine 84 km mesâfededir. İstanbul-İzmir karayolu ilçenin 4 km batısından geçer.
İlçenin târihi çok eskidir. Orta Asya’dan Mezopotamya yolu ile Anadolu’ya gelen Etiler bu kenti M.Ö. 301-331 yılları arasında Kirmasti veya Kirmastorya ismi ile Lala Şahin Mahallesi sırtlarında kurmuştur. 12. asırda Anadolu Selçuklularının eline geçen Kirmasti, Selçuklu Devletinin yıkılması üzerine 14. asrın başlarına kadar Karesi Beyliğinin hâkimiyeti altında kaldı. 1336’da Orhan Gâzi, Kirmasti’yi Osmanlı topraklarına katmıştır. 1920’de Yunan işgâline mâruz kalan ilçe, 14 Eylül 1922’de kurtarıldı ve aynı sene içinde ismi değiştirilerek Mustafakemâlpaşa oldu.
Orhaneli: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 30.015 olup, 6434’ü ilçe merkezinde, 23.581’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 54 köyü vardır. İlçe toprakları orta yükseklikteki dalgalı düzlüklerden meydana gelir. Kayın, kızılçam, karaçam ve ardıç ormanları ile kaplı dağlardan kaynaklanan suları Emet Çayı ile Adırnaz Çayı toplar.  Ekonomisi tarım ve ormancılığa dayanır. Başlıca tarım ürünleri buğday, patates, üzüm, şekerpancarı, arpa, mısır olup, ayrıca az miktarda soğan, fasulye, zeytin ve şeftali yetiştirilir. İlçede orman ürünlerini işleyen atölyeler vardır. Hayvancılık önelli geçim kaynaklarındandır. Sığır ve merinos koyunu beslenir. İlçe topraklarında asbest, dolomit, krom ve linyit yatakları vardır.   İlçe merkezi Uludağ eteklerinde kurulmuştur. İl merkezine 49 km mesâfededir. Gelişmemiş bir yerleşim merkezidir. Belediyesi 1885’te kurulmuştur.  Orhaneli, Bizans devrinde Hadrianoi isimli bir yerleşim merkeziydi. Buranın tekfuru Köse Mihal’in Müslüman olması üzerine Osmanlı Devletine bağlandı. Orhaneli, 1869’a kadar Bursa’nın Karmanak ilçesine bağlı Beyce bucağı iken, 1882’de Atranos adıyla ilçe merkezi hâline getirildi. Daha sonra ismi Orhaneli olarak değiştirildi.
Orhangazi: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 56.426 olup, 31.889’u ilçe merkezinde, 24.537’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 24 köyü vardır. Yüzölçümü 476 km2 olup, nüfus yoğunluğu 118’dir. İlçe topraklarının kuzeyinde Samanlı Dağları, güneyinde Mudanya Dağları, doğusunda ise İznik Gölü yer alır. Gölün bir bölümü ilçe sınırları içinde kalır. İlçe topraklarını sulayan derelerin bir kısmı İznik Gölüne, bir kısmı ise Gemlik Körfezine dökülür.
Ekonomisi tarım ve sanâyie dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri zeytin, patates, şekerpancarı ve buğday olup, ayrıca az miktarda üzüm, şeftali, mısır, arpa ve fasulye yetiştirilir. Hayvancılık, ipekböcekciliği ve tatlısu balıkçılığı gelişmiştir. Dokuma, kibrit ve çelik döküm fabrikaları başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi, Bursa-Yalova karayolunun batısında eğimli bir alanda kurulmuştur. İl merkezine 45 km mesâfededir.
Orhan Gâzi, İznik’ten dönerken, burada kurulan pazar yerini beğenerek buraya bir câmi yaptırdı. Zamanla bu câminin etrâfında bir yerleşim merkezi kuruldu. İlk ismi Pazarcık iken, halkın isteği üzerine Sultan Mehmed Reşad tarafından ismi Orhangâzi olarak değiştirilmiştir.
Yenişehir: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 52.717 olup, 21.210’u ilçe merkezinde, 31.507’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 61 köyü vardır. Yüzölçümü 772 km2 olup, nüfus yoğunluğu 68’dir. İlçe toprakları etrâfı dağlarla çevrili düzlük alandan meydana gelmiştir. Kuzeyinde Sarımeşe Dağları ve Avdan Dağı yer alır. Dağlardan kaynaklanan suları toplayan Göksu Çayı, Yenişehir Ovasını sular. Dağlar kayın, köknar ve karaçam ormanları ile kaplıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı, buğday, arpa, soğan, şeftali ve mısır olup, ayrıca zeytin, üzüm ve baklagiller de yetiştirilir. Hayvancılık, ipekböcekciliği ve arıcılık gelişmiştir. En çok merinos koyunu beslenir.
İlçe merkezi, Yenişehir Ovasının orta kısmında, Göksu Çayının kenarında kurulmuştur. İznik-İnegöl ve Bilecik-Bursa karayolları ilçeden geçer. İl merkezine 53 km mesâfededir. Yenişehir, Neapolis ismi ile kurulmuş bir Bizans yerleşim merkezidir. 1301’de Osmanlılar tarafından fethedildi. 1921-22 arasında Yunan işgâli altında kaldı. Yenişehir önce Bursa, sonra Bilecik, son olarak da 1925’te yeniden Bursa’ya bağlanmıştır. Belediyesi 1905’te kurulmuştur.
Târihî Eserler ve Turistik Yerleri
Bursa ili baştan başa bir târih hazînesidir. Ülkemizin İstanbul’dan sonra târihî eser bakımından en zengin ilidir. Osmanlılar, Selçuk sanat ve mîmârîsine kendi görüş ve mahâretlerini katarak Bursa tipi mîmârî meydana getirmişlerdir. Buna Bursa Mektebi denir. Çinicilik, ağaç oymacılık ve duvarlardaki nakışcılıkta çok ileri bir sanat zirvesine çıkmışlardır.
Orhan Gâzi zamânında yapılan câmi ve mescitler
Orhan Câmii: Ters (T) biçiminin ilk modelidir. Çift kubbeli, iki yan eyvanlı, dışta iki oda ve bir revaklıdır. Kitâbesi Çelebi Mehmed zamânında Bâyezîd Paşa tarafından tâmir edilmiştir.
Alâeddîn Câmii: Orhan Gâzinin kardeşi, Alâeddîn Bey yaptırmıştır. Tek kubbeli tonozlu bir revakı ve önünde klasik çeşmesi bulunan bir câmidir.
Ahi Hasan Mescidi: Hisar-Ortapazar semtindedir. Maalesef bugün ev olarak kullanılmaktadır. Ahî Hasan, Edebâli’nin kardeşinin oğludur. Bursa’nın fethinde kale burcuna bayrağı ilk diken ve Bursa’ya ilk giren bu akıncıdır. Çobanbey, Gâzi Aktimur, Lala Şâhin ve Nilüfer Hâtun Mescidleri bugün yoktur.
Murâd Hüdâvendigâr Devri Câmileri
Hüdâvendigâr Câmii: Çekirge’dedir. Alt katı câmi ve üst katı medresedir. Medresede 12 oda vardır.
Şehâdet Câmii: Hisar içinde büyük bir câmidir. 1854 zelzelesi ile zarar gören câmiyi, Vâli Mahmûd CelâleddînPaşa tâmir ettirmiştir.
Kavaklı Mahallesindeki câmi ile Murâdiye’de Koca Nâib Câmiini Kâdızâde-i Rûmî yaptırmıştır. Bu zât Bursa’da 40 sene kâdılıkta bulunmuştur. Molla Fenârî hazretlerinden ders almıştır. İran’a gitmiş ve İranlılar "Molla Zâde-i Ekber"derler. Uluğ Beye muallimlik yapmıştır. Uluğ Beyin kurduğu rasathânede emeği vardır. Yıldırım Bâyezîd’in düğününde kâfile başkanıydı. Her iki câmi tek kubbelidir.
Kavaklı Mahallesindeki câminin önündeki yaşlı çınarı Orhan Gâzi devri erenlerinden "Baba Sultan" dikmiştir.
Hayreddîn Paşa Câmii: Çancılar’da olup sâdece minâresi kalmıştır. İzzeddîn Câmii: Pınarbaşı’ndadır. Emin İzzeddîn tarafından yaptırılmıştır. Minâresi yenidir. Eski karakteri kaybolmuştur. Kara Ali Câmii: Yerkapı’dadır. İznik fethinin kahramanı Kara Timurtaş Paşanın babası yaptırmıştır. Moloz taştan yapılmıştır. Kubbesi çökmüştür.
Yıldırım Devri Câmileri
Yıldırım Câmii: Yıldırım semtinde büyük bir câmidir. Orhan Gâzi devrinde başlayan kanatlı câmi tipindedir. Sanat değeri çok yüksektir. Ali Paşa Câmii: Ali Paşa semtindedir. Çandarlı Kara Halil’in oğlu Yıldırım Bâyezîd’in vezîri Ali Paşa yaptırmıştır. 1854 depreminde zarar görmüştür. Çandarlı Kara Halil, Bursa’nın ilk kâdısı, ilk kazasker ve ilk Osmanlı vezîridir. Demirtaş Câmii: Demirtaş semtindedir. Minâresi câmiden ayrıdır. Altı şadırvan, üstü minâre olarak şöhretli bir eserdir. Kara Timurtaş Paşanın oğulları yaptırmıştır. Ertuğrul Câmii: Üstü çatı ve kiremit, tek kubbe esâsına göre yapılmış bir eserdir. Yıldırım Bâyezîd’in oğlu Ertuğrul adına yapılmış olup, kabri yanındadır. Gâzi Timurtaş Mescidi: Çakırhamam karşısındaydı. Bugün yoktur. Molla Fenârî Câmii:Çok ziyâret edilen Molla Fenârî (1331-1429) Osmanlı Devletinin ilk şeyhülislâmıdır. 100’den fazla eseri vardır. Hüdâvendigâr ve Yıldırım Bâyezîd devrinde yaşamıştır. Emir Sultan hazretleri ile yakın dostluğu vardı. Mübârek kabirleri câminin avlusundadır. Câmi Aydede semtindedir. Mehmed Şah Fenârî, Molla Fenârî hazretlerinin oğludur. 18 yaşında Edirne’de müderrislik yaptı. 1429’da vefât etti. Kabri babasının yanındadır. Somuncubaba Câmii ve Fırını: Molla Fenârî’nin alt kısmında tek kubbeli klasik bir mescittir. Bir çift fırını ve çilehânesi yanındadır. Somuncubaba, Ulu Câminin açılışında ilk namazı kıldıran ve ilk hutbeyi okuyan zâttır. Kerâmetinin anlaşılması üzerine Bursa’dan Aksaray’a gitmiştir. 
Ulucâmi: Bursa’nın her tarafından görülen büyük bir câmidir. Yıldırım Bâyezîd yaptırmıştır. İki minâreli, 20 kubbeli, ortasında büyük bir şadırvan bulunur. Minberi ceviz ağacından oyma ve geçmeli şaheser bir yapıdır. Duvarları İslâm harflerinin en güzel örnekleri ile baştan başa yazılıdır. Duvarlarında 87’si sâbit ve 105’i levha olarak 192 yazı vardır. Kıymetli levhalarla süslüdür. Her gün birçok yerli ve yabancı turist ziyâret etmektedir. Yeşil Bursa’nın zümrüt göğsünü bir elmas gibi süslemektedir. 1396 Niğbolu Savaşını kazanan Yıldırım Bâyezîd, ganîmetlerle 20 câmi yapacağını vâd eder. Emir Sultan hazretleri 20 câmi yerine 20 kubbeli bir câmi yapmasını söyler. Sınırlarını rüyâ âleminde Emir Sultan hazretleri tesbit eder.
Moğol, Karaman istilâları, zelzele, şiddetli lodos ve yangınlarla zararlar görmüşse de tâmir edilmiştir.
Çelebi Sultan Mehmed Devri Câmileri
Yeşil Câmi: Şâheser Câmi ismiyle de anılır. Plânını, çinilerini, nakışları ve sanat değerini târif ve tasvir etmek çok zordur. Osmanlı Devletinin ikinci kurucusu Çelebi Mehmed Sultan 1421’de yaptırdı. Nefis İznik çinileriyle süslüdür. Çinilerde hâkim renk yeşildir. Mîmârı Hacı İvaz Ağadır. Selçuk Hâtun Câmii: Çelebi Sultan Mehmed’in kızları Selçuk Hâtun ve Hafsa Hâtun tarafından yaptırılmıştır. Bedreddîn Câmii: Dış kapı üzerinde kalan duvarındaki, tuğlalarla yapılmış motiflerin benzeri yoktur. Sanat değeri çok yüksektir.
İkinci Murad Devri Câmileri
Murâdiye Câmii: Murâdiye semtinin büyük câmisidir. Beş tâne küçük revak kubbeli, iki büyük, yanlarında birer tâne de küçük kubbeli, kanatlı câmi tiplerindendir. Dıştaki cephe duvarı tuğla ve çini ile süslü, içi kısmen çini ile kaplı sâde bir câmidir. Abdal Câmii: Mutasavvıf Abdal Mehmed adına Başçı Hacı İbrâhim yaptırmıştır. Câmi karşısındaki türbesini Sultan Murad yaptırmıştı. Hayâtı menkıbeleşmiş bir akıncıdır. Zeyniler Câmii: Tek kubbeli son cemâat revakı bulunan bir câmidir. Bu câmi etrâfında büyük zâtların kabirleri vardır. Abdüllatîf-i Kudsî, Hızır Bey,Molla Hüsrev ve Molla Hayâlî’nin kabirleri buradadır. Abdüllatîf-i Kudsî (İbn-i Gânim el-Makdisî ) Horasan’dan gelmiştir. Yedi eseri vardır. 1452’de vefât etmiştir. Molla Hayâlî (Mevlânâ Şemseddîn Ahmed), Hızır Beyden ders almıştır. Filibe, İznik müderrisliği yapmıştır. Kelâm, mantık ve fıkıh âlimidir. 33 yaşında 1480’de vefât etmiştir. Molla Hüsrev, Fâtih’in kazaskerliğini ve İstanbul’un ilk kâdılığını yapmıştır. Âlim ve büyük bir velîdir. Çok sayıda eseri vardır. "Dürer ve Gurer, Mir’ât- ül-usûl" İslâm Hukûku (fıkıh) için kaynak eserlerdir. Kabri, Zeynîler Câmii yanında kendi medresesinin avlusundadır. 1481’de vefât etmiştir.
Fâtih Sultan Mehmed Han Devri Câmileri
Fatih devrinde büyük câmi yapılmamıştır. Yıldırım Bâyezîd’in yaptırdığı Ebû İshak Câmii yenilenmiştir. Zeynîler Câmii civârındaki mübârek zâtların kabirlerine hürmeten çeşme yaptırıp su getirmiştir. Fâtih devrinde Tuzpazarı (1479), Akbıyık, Veli Şemseddîn, Nalbantoğlu, Karaşeyh, Namazgâh, Omurbey (Umurbey), Şible, Yiğit Köhne, Kiremitçi, Koca Taşkır, Mahsem, Hacılar, Hacı Seyfeddin, Hoca (:::), Arap Mehmed, Kamberler (1456), Ahmed Dâî (1471) ve Acem Reis câmileri yapılmıştır. Akbıyık’ın İstanbul fethinde büyük hizmeti olmuştur. İstanbul Sultanahmed yakınındaki Akbıyık Mahallesi bu zâta hürmeten verilmiştir. Ulucâmi yakınında kendi ismini taşıyan mahallede evinin bahçesindeki türbesi ahşaptır. Umur Bey büyük bir kumandan olup, 1460’ta vefât etti. Açık türbesi Umur Bey Câmii avlusundadır.
İkinci Bâyezîd Devri Câmileri
Molla Arab Koca Hanı Mescidi: Molla Arab (Vaiz Muhammed bin Ömer bin Hamzâ bin İvaz) aslen Türktür. Molla Arab ismi Mısır’da hadis âlimi Süyûtî’den ve Şa’bî’den ders aldığı içindir. Nihâye isimli fıkıh eseri meşhurdur. Ehl-i sünnet âlimidir. Yavuz Sultan Selim ile Çaldıran Savaşına katılmış, askere vâz ederek cesâret vermişdir. Çok sayıda eseri vardır. Üsküp ve Bursa’da câmi yaptırmıştır. Pir Emir Buhara’dan gelmiştir. 1532’de vefât etmiştir. Adına yapılan câmi yanındaki türbede yatmaktadır. Menkıbeleri çoktur.
Emir Sultan Câmii: İstanbul’daki Fâtih Câmiinin küçük bir benzeridir. Câmi ve türbeyi ilk yaptıran Emir Sultan hazretlerinin eşi ve Yıldırım Bâyezîd’in kızı Hundî Hâtundur. Aynı türbede Hundî Hâtun ile oğul ve kızlarının da kabirleri vardır. Üçüncü Selim 1804’te câmiyi restore ettirmiştir. Câmi ile türbe arasında şadırvanlı geniş bir avlu vardır. Câmide ahşap kısımlar hâkimdir. Yüksek tek kubbe ile üç kat pencerelidir.
Emir Sultan (Şemseddîn Mehmed Ali el-Hüseyin el-Buhârî)Buhâra’da doğmuş olup, Evlâd-ı Resûl (seyyid)dür. Peygamber efendimizin mânevî emirleri ile Bursa’ya gelmiştir. Yıldırım Bâyezîd’in kızı Hundî Hâtun ile evlenmiş büyük hizmetler görmüştür. 1430’da vefât etmişdir. Câmi ve türbesi Bursa’da en çok ziyâret edilen yerdir.
Üftâde Câmii: 1581’de Üftâde Mehmed Muhyiddin yaptırmış ve depremden yıkılınca torunu İbrâhim yenilemiştir. 1869’da Rızâ Paşa ahşap kısımları tâmir etmiştir. Yanındaki türbede 9 kabir vardır. Kabirlerde Üftâde hazretleri, oğul ve torunları Mustafa, Mehmed ve Hayreddîn vardır. İsmâil Hakkı Tekkesi:1722’de yapılmış, sonra câmi hâline gelmiştir. 
Diğer câmiler: Şükrâniye, Vefikiyye Paşa, Sâdi Fakih, Selimzâde, Kara Çelebi, Konevî, Mantıcı, Enbiye Mes’ûd Makramavî, Mecidiye, Güngörmez, Hayriye, Hüsâmeddîn, Çırpan, Rusçuk, Ahmed Paşa ve Fenârî câmileridir. Cumhuriyet Devrinde çoğu yeni yerleşim merkezlerinde olmak üzere birçok câmi yapılmıştır.
Türbeler: Yeşil Bursa’nın diğer bir önemli husûsiyeti de türbelerinin çok oluşu ve bu türbeler içinde çok kıymetli zâtların bulunuşudur. Her köşesi buram buram târih kokan Bursa aynı zamanda bir türbeler şehridir. Bursa ve civârındaki mezarlıkların büyük kısmı yok olmuşsa da, Bursa halkının millî ve mânevî değerlerinin yüksek oluşu sebebiyle türbelerin önemli kısmı zamânımıza ulaşabilmiştir. Bu türbeler ve diğer târihî eserler, câmiler mâzi ile bugün arasında mânevî bir köprü vazîfesini îfâ etmişlerdir. Bütün bu târihî eserler güzel vatanımızın en geçerli târihî tapusudur.
Pâdişâh türbeleri: Osmanlı Devletinin ilk altı pâdişâhı ve yakınlarının kabirleri Bursa’da bulunur.
Osman Gâzi Türbesi: Hisar içinde Tophâne denilen yerdedir. Osman Gâzi, Bursa’nın fethinden önce Molla Arap’taki gözetleme kulesinden Bursa’yı gözetlerken, Tophâne’de bulunan Sent EliManastırının çatısına vuran güneş ışınları ile parlayan yeri göstererek "Beni şu gümüşlü kümbete gömün" vasiyetini yapmıştır. Vefât edince ilk önce Söğüt’te, sonra da vasiyet ettiği yere gömüldü. Türbe, yangın ve zelzele ile yıkılınca 1868’de Sultan Abdülazîz Han tarafından bugünkü türbe yaptırılmıştır. Bu türbede 17 kabir vardır. Oğlu Alâeddîn Bey (1331), Sultan Murad’ın oğlu Savcı Bey (1385), Savcı Beyin kardeşi İbrâhim ile Orhan Gâzinin zevcesi buradadır.
Türbe yanında 9 mermer kabir ile İstiklâl Savaşı şehitleri olan 14 kişinin kabirleri bulunmaktadır.Türbe yanında İstiklâl Savaşı Anıtı bulunmaktadır.
Orhan Gâzi Türbesi: Orhan Gâzi Türbesinde 21 kabir bulunmaktadır. Orhan Gâzinin ahşap, muhteşem kabri ortadadır. Yanında Cem Sultanın oğlu Abdullah (1481), İkinci Bâyezîd’in oğlu Korkut (1513), Orhan Gâzinin zevcesi Nilüfer Hâtun, oğlu Kasım Çelebi, Yıldırım Hanın oğlu Mûsâ Çelebi ve kızı Fatma’nın kabirleri buradadır.
Murâd Hüdâvendigâr Türbesi: Yıldırım Bâyezîd’in isteği üzerine bu türbeyi Molla Fenârî hazretleri yaptırmıştır. Türbede 8 kabir vardır. Birinci Kosova Savaşında şehit düşen Sultan Murad (Hüdâvendigâr)ın kabri ahşap sanduka ve pirinç parmakla çevrili ve üstü yeşil örtülüdür. Kosova Savaşında şehit olan Şehzâde Yâkup, Yıldırım’ın oğlu Emir Süleymân (1410), Süleymân oğlu Mehmed (Kefe vâlisi iken vefât etmiştir) buradadır.
Yıldırım Türbesi: Yıldırım semtindedir. 1402’de Akşehir’de vefât eden ve Şeyh Hayrânî Türbesine gömülen Yıldırım Bâyezîd bilâhare buraya nakledilmiştir.Karamanoğulları türbeyi yakıp yıkmış, sonradan Çelebi Mehmed türbeyi yeniden inşâ etmiştir. Ahşap sanduka üzerinde sırma işlemeli kadife örtülüdür. Pirinç parmaklarla çevrilidir.Türbede 5 kabir vardır. Yıldırım’ın oğlu Kasım Çelebi ve Îsâ Çelebi’nin kabirleri buradadır.
Yeşil Türbe (Çelebi Sultan Mehmed Türbesi): Bu türbe Bursa’nın en muhteşem şâheseridir. Bursa’nın bir nevi sembolüdür. Dış görünüşü ile sekiz yüzlü olup, her yüzü çini kaplıdır. Her yüzünde mermer pencere ve panoludur. Bunların üstünde sivriye yakın bir kubbesi vardır. Dıştan tek katlı gibi görünürse de iki katlıdır. Kitâbede "Osmanoğlu, Orhanoğlu, Muradoğlu, Bâyezîdoğlu Sultan Mehmed türbesi" yazılıdır (1421). Ceviz ağacından oyulmuş geometrik parçalarla takılmış ahşap kapı üzerinde târihî ve dînî yazılar vardır. İçerisi çinilerle süslüdür. Kapıdan içeri girilince iki basamakla çıkılan türbenin zemini ortasında alçak bir kademe yüksekliğinde düz türkuvaz renginde çinilerden 8 köşeli bir set vardır. Bunun ortasında kabartma ve renkli çinilerle donatılmış çiniden bir tahta üzerinde Çelebi Mehmed’in altın yaldızlarla yazılmış kitâbeli çini sandukası, üstün bir sanat şâheseridir. Yeşil türbe Osmanlı, Selçuk ve Orta Asya mîmârîsi karışımıdır. Osmanlı tekniğiyle zevki hâkimdir. Mîmârı Hacı İvaz Paşa, Oymacı Tebrizli Ahmed oğlu Hacı Ali, Nakkaş İlyas Oğlu Nakkaş Ali, Çinici Mehmed Mecnun’dur.1682, 1769, 1864, 1907 ve 1945’te tâmir görmüştür. Türbe içinde kızı Selçuk Hâtun (1485), kardeşi Hafsa Hâtun (Bedreddîn Câmiini yaptırmıştır), kardeşi Ayşe Hatun, kardeşi Sitti Hâtun, kardeşi Mahmud (1429), kardeşi Yûsuf (1429), kardeşi Mustafa (1422), ebesi Daya Hâtun (Taya Kadın Câmiini yaptırmıştır); türbe dışında selvi altında Tacüttevârih sâhibi Hoca Sa’deddîn’in babası Hasan Can ile Aziz Ahmed Paşa kabirleri vardır.
Sultan Murad (İkinci)Türbesi: Murâdiye Câmii yanındadır. Kesme kefekî ve tuğla ile işlenmiş güzel bir eserdir.Kapı üstündeki nakışlı, yaldızlı, ahşap tavan o devrin en güzel eseridir.Kubbenin tepesi yağmur tanelerinin düşmesi için açık bırakılmıştır. Türbe 4 sütun üzerinde küçük bir kubbeden ibârettir. Sanduka mermerden yapılmış olup, ortası topraktır. 
Süleymân Çelebi Türbesi: Dağınık Selviler mevkıindedir. Mevlid-i şerîfi yazan Süleymân Çelebi Bursalıdır. Vezir Ahmed Paşanın oğludur. Annesinin babası Şeyh Mahmud’un Osmanlı Devletinin kuruluşunda çok büyük hizmeti geçmiştir. Yıldırım Bâyezîd’in divan imamlığını, Ulucâmi imamlığı yapmıştır. Emir Sultan hazretlerinin öğrencisi, sonra da medresesinde müderrislik yapmıştır. 1409’da Mevlid-i şerîfi yazmıştır. Osmanlı Devletinin sonuna kadar Mevlid Kandilinde vakıf parasıyla Ulucâmi’de Mevlid-i şerîf okunması Bursa’nın örf ve âdeti olmuştur. Hadice Sultan Türbesi: İkinci Bâyezîd’in kızı Hamza Bey oğlu Mehmed Bey oğlu Kara Mustafa Paşanın zevcesidir. Türbeyi oğlu Bursa Subaşısı Mehmed Bey yaptırmıştır. Hamzabey Türbesi: İstanbul’un fethinde donanmayı Haliç’e indiren deniz kuvvetleri komutanıdır. Türbe içinde 12 kabir vardır. Hamzabey’de câmi bitişiğindeki türbeler Hamzabey’in zevce ve kızlarına âittir. Kara Mustafa Türbesi: Fâtih’in veziri Bâyezîd’in dâmâdıdır. Veliyüddîn Oğlu Ahmed Paşa Türbesi: Murâdiye’de medrese avlusunda gömülüdür. Fâtih’in veziri ve divan edebiyatının kurucusu olan şâir bir kişidir. Murâdiye Türbesi: Alâeddîn Türbesi, Sultan Murad Türbesine bitişiktir. İçinde Murad’ın Amasya mutasarrıfıyken ölen oğlu Ahmed, Orhan diğer oğlu Amasya vâlisiyken ölen Alâeddîn (1442), küçük Ahmed, Şehzâde Hâtun yatar. Mustafayı Atik Türbesi: Sultan Câmi ile Murâd Türbesi arasındadır. İkinci Murâd kardeşi Ahmed (1429), Çelebi Mehmed’in oğlu Ahmed, İkinci Bâyezîd’in oğlu Abdullah (1483), Saruhan vâlisiyken ölen oğlu Alemşah (1512), bunun kızı Hundî Hâtun olmak üzere 6 kabirdir.
Mustafa Cedid Türbesi: İkinci Murâd türbesinin başında, Kânûnî Sultan Süleymân’ın oğlu Mustafa adınadır. İçindeki duvarları kaplıyan çiniler lâle, sümbül çiçekli ve çiniciliğin en gelişmiş devrinin çinileri ile kaplı pek zarif bir eserdir. Kânûnî’nin oğlu Ahmed (1513) Mustafa’nın annesi Mahı Devran, diğer oğlu Orhan(1562) kabirleri vardır.
Gülşah Hâtun Türbesi: Fâtih’in zevcesi ve Mustafa’nın annesi ile bir Şehzâdenin kabri vardır. Mükrime Hâtun Türbesi: Şahinşah oğlu Mehmed ve annesi Mükrime Hâtun kabirleri vardır. 1517’de yapılmıştır. Sultan Mahmud Türbesi: İkinci Bâyezîd’in Manisa’da ölen oğlu Mahmud (1306), diğer oğlu Orhan, Emir, Mûsâ ve Mahmud’un annesi Bülbül Hâtun kabirleri vardır. Ebe Hâtun Türbesi: Fâtih’in ebesine âittir. Etrafı açıktır. Gülruh Hâtun Türbesi: İkinci Bâyezîd’in zevcesi ve Alemşah’ın annesine âittir. Gülruh kızı Kamer, (1520) Alemşah kızı Fatma (1522) ve oğlu Osman’ın (1512) kabirleri bulunur. Şirin Hâtun Türbesi: Bâyezîd’in zevcesi ve Abdullah’ın annesine âittir. Abdullah kızı Ayşah ve zevcesi Ferahşah’ın kabirleri vardır. Hâtuniye Türbesi: İkinci Murad annesi için yaptırmıştır. Bu türbenin yanındaki etrâfı açık iki türbe de sultanlara mahsustur. Azab Bey Türbesi: İkinci Murad’ın komutanlarından Azab Bey’e âittir. Karşıduran Süleyman Türbesi: İstanbul’un fethinden sonra İstanbul’a tâyin edilen ilk subaşıdır. İstanbul’un iskân ve asayişinde mühim vazîfeleri olmuştur. Cem Sultan Türbesi: 1479’da Fâtih Sultan Mehmed büyük oğlu Mustafa için yaptırmıştır. Sultan Cem’in nâşı 1499’da buraya getirilerek ağabeyi Mustafa’nın yanına gömüldü. Bu, türbelerin en sanatkarâne yapılmış olanıdır. Zarif oymalı, geometrik geçmeli, ahşap kapısı, altın kakmalı renkli çinilerle süslüdür. Gülçiçek Hâtun Türbesi: Gece Mahallesinde olup,Birinci Sultan Murad’ın zevcesi ve Yıldırım Bâyezîd’in annesi Gülçiçek Hâtun’a âittir. Bu türbenin karşısında, fakat bir ev içinde kalan yer altındaHorasan Kubbeli türbe Gülçiçek Hâtun oğlu Yahşi Beyin kabridir.
Üftâde Türbesi: Üftâde Câmii yanındadır. Yeşil Türbe: Pınarbaşı kapıda olup ahşap bir binâdır. Mevlevihâne Türbesi: Kârgir bir türbedir. Sanat değeri çok yüksektir. Seyyid Ali Türbesi: Şekerhoca Câmii yanındadır. Âlim bir zâttır (1493). Pars Bey Türbesi: "Pak Sultan"ın ismi ile anılır. Abdullah oğlu Bedreddîn Beydir. Şehre Küstü Câmii yanında kârgir duvarlı ahşap bir türbedir. Gâzi Timurtaş Paşa Türbesi: Çakır Hamam karşısındadır. Kara Timurtaş Paşa ve Çakırhan Osmanlı Devletine çok büyük hizmetler yapmıştır. Yol genişletilirken kabir etrâfında kazma vuran işçiler bayılmışlar, greyderler çalışmamıştır. Yolun ortasında olan bu kabir 1949’da  yapılmıştır. Abdal Mehmed Türbesi: Bu isimle anılan câminin karşısındadır. Hüsâmeddin Türbesi: Cumhuriyet Köşkü yanındaki tekkede ahşap bir türbedir. Çok sayıda eserleri bulunan bir âlimdir. 1625’te vefât etmiştir. Çoban Bey Türbesi: Molla Arap Câmi altında harap, fakat kubbesi sağlam duran bir türbedir. Osman Gâzinin oğlu Çoban Beye âittir. Abdürrezzak Türbesi: Karamazak Mahallesindedir. Ahşap bir türbedir. Ayrıca Yunûs Emre’nin makam kabri vardır. Abdüllâtif Kudsi Türbesi: Zeyniler Câmii yakınındadır. Çok zarif, Fâtih devrinin tuğla kefekî işçiliğinin en güzel ve tek örneğidir. Selimzâde Türbesi:  Müderris, bilgin, kimyâ ilmi ile uğraşmış kişidir. 1611’de vefât etti. Kendisi ile birlikte 6 kabir vardır.
Medreseler
Lala Şâhin Medresesi: Hisar semtinde, Tophâne civârında Kavaklı Caddesi başındadır. Edirne fâtihi Lala Şâhin Paşa, Orhan Gâzi İznik’i kuşattığında, Yalova’dan (Yalak-abad) gelen Bizans ordusunu yenerek elde ettiği ganîmetlerle Bursa’da bu medreseyi, Kirmastide (M. Kemâlpaşa) câmi, köprü ve medrese yaptırmıştır. Hüdâvendigâr Medresesi: Çekirge’de Hüdâvendigâr Câmiinin üst katıdır.
Diğer medreseler: Çelebi Sultan Mehmed’in Yeşil Medresesi, Yıldırım, İkinci Murad, Amcazâde Hüseyin Çelebi’nin 1674’te yaptırdığı İnebey Medresesi, klasik Osmanlı medreseleridir. Ortada bir avlu bunun üç tarafı koridor, kıble tarafı yüksek kubbeli dershânedir. Odalar koridora dizilmiştir. Hepsinin üstü kurşun örtülüdür. Lala Şâhin Paşa Medresesinin üstü oluklu kiremitle örtülüdür.
Cumhûriyet Köşkü: Hünkar Köşkü adı ile anılan Abdülmecîd zamânında 19. asrın ampir modası stilinde ahşap olarak yapılmıştır. Avlusundaki çinili çeşmenin suyu tek kaynaktan ibâret olan Gümüşsuyu’dur.
Kervansaraylar
Orta Köy: İnegöl’ün doğusunda bulunan kalın yassı kum ve toprakla örtülü bir kervansaraydır.
Issız Han: Bursa Karacabey yolunun Ulubat’ın 5 km doğusunda, göl kenarında her şeyi ile mükemmel bir kervansaraydır.
Hanlar
Kaza Hanı: 1491’de İkinci Bâyezîd tarafından İstanbul’daki eserlerine vakıf olarak yapılmıştır.
Pirinç Hanı: 1508’de Yavuz Sultan Selim Han yaptırmıştır.
İpek Hanı: Faytoncular Hanı da denir. Zarif Osmanlı kemerleri ile muhteşem bir handır. Yeşil Külliyesine gelir olarak Çelebi Sultan Mehmed yaptırmıştır.
Kapan Hanı: Ulucâmi yanındadır. Hüdâvendigar Sultan Murad yaptırmıştır.
Emir Hanı: 300 sene ticâret ve Borsa merkezi olmuştur. Orhan Gâzi tarafından yaptırılmıştır.
Geyve Hanı: Tuz Hanı, Çukur (Kütahya) Hanı 15. asrın eserleridir. Bezir ve Fidan Hanı Osmanlı eseridir.
Kapalı Çarşı ve Bedesten Çarşısı: Bu eski hanlar kapalı çarşı içindedir. Eklenen kısımlarla eski hanlara ilâve yapılarak kapalı çarşı meydana gelmiştir. 1957’deki yangından sonra yeniden tâmir görmüştür.
Yaşlı Ağaçlar (Çınarlar): Orhan Gâzi Câmii avlusundaki içi kovuk çınar câmi inşâatında dikilmiştir. Hapishâne civârındaki ulûfeli çınar Yıldırım Bâyezîd zamânında dikilmiştir. Baba Sultan köyündeki çınar, Baba Sultan zamânında dikilmiştir. Kavaklı çınar ise Orhan Gâzinin gazâsını tebrike gelen Baba Sultan dikmiştir. Uludağ eteklerindeki İnkaya Çınarı 570 yaşındadır. Çok uzun dalları ve kökleri ile heybetlidir. Turistlerce ziyâret edilir.
Bursa Kalesi: Bitinya devletinden kalmadır. Roma, Bizans ve Osmanlı devrinde tâmir görmüştür. Hisar Kapı, Yer Kapı, Zindan Kapı, Pınarbaşı Kapı, Kaplıcalar Kapı girişleri vardır.Kale üzerinde ev, hattâ apartmanlar yapılmıştır.
Yollar ve köprüler: Bursa’yı komşu illere bağlayan yolların temeli Osmanlı devrinde açılan yollardır. Bizans devrinden kalma yol yoktur. Köprüler de Osmanlı devrine âittir. Yalnız betonarme köprüler Cumhûriyet devrinde yapılmıştır.
Mutlu Evler Altındaki Köprü,İkinci Murad kardeşi Selçuk Hâtun’un yaptırdığı eserdir.Kurşunlu köyü Bursa’nın İstanbul iskelesiydi. Geçit Mezarlığı yanındaki Nilüfer Köprüsünü Orhan Gâzi’nin zevcesi Nilüfer Hâtun yaptırmıştır. Mudanya yolu 1881-1883’te yapıldı. Bursa Karacabey yolu İkinci Murad zamânında yapıldı. Bursa-Gemlik yolu 1864-1904, Bursa Uludağ şosesi 1904; Bursa-Orhaneli yolu 1882’de yapılmıştır. Fevzi Çakmak Caddesi 1906, Fomara-Santral-Garaj, Çekirge-Kaplıca-Zindankapı, Işıklar yolu 1883’te açıldı. Belediye ve hükümet civârı yolları 1878’de, Çakırhamam-Setbaşı ise 1948’de genişletildi. Merinos-Altıparmak-Zafermeydanı, Tahıl Caddesi 1904’te açıldı. Bursa içerisindeki Demiroluk, Maksem, Setbaşı, Irgandı, Maydulak, Tatarlı,Demirtaş, Abdal, Geçit, Nilüfer ve Mihraplı Köprüler Osmanlı devrine âit köprülerdir.
Târihî okullar: Işıklar Askerî Lisesi 1845’te Askerî İdâdî olarak vazifeye başlamış, bugünkü binâ 1893’te bitmiştir. Bütün öğrenciler Ulucâmi’de Okul Müdürü, Kaymakam Ali Bey, Dâhiliye Müdürü Binbaşı Esat Efendi ile birlikte namaz kılıp, duâyı müteâkip 1894 Zilkâde ayının 15. Cumâ günü tedrisat başlamıştır. Bursa Erkek Lisesi, Sultan Abdülhamîd Han zamânında 1888’de yaptırılmıştır. Yıllarca tâmir görmemiş ve hâtıralara geçmiştir.
Müzeler
Arkeoloji Müzesi: Bursa, Balıkesir ve Bilecik illeri eski eserlerinin toplandığı bölge müzesidir. Taş eser salonu, sikke ve pirehistorik eser salonu, seramik cam ve mâdenî eserler salonu, sanat galerisi salonlarında zengin târihî eserler sergilenmektedir.
Türk İslâm Eserleri Müzesi: Yeşil Medrese binâsında Türk İslâm sanatının eserleri ile süslüdür.
Atatürk ve Kültür Müzesi: Bursa’ya geldiğinde Atatürk’ün kaldığı ahşap köşktür. 
İmâretler: Fakir fukarânın doyurulduğu pekçok imâretten; Yeşil, İkinci Murad, Emir Sultan, Demirtaş Paşa ve Ebû İshak imâretleri günümüze ulaşanlardandır. Orhan Gâzi yaptırdığı câmilerin iç kandillerini kendi eliyle yakar, imârette eliyle fakirlere yemek verirdi. Bursa’da çok sayıda târihî hamam vardır. Bütün tabiî güzellikleri sînesinde toplayan yeşil Bursa’da yeşillik hâkimdir. Çinilerde 1500 çeşit yeşil sayılabilmiştir. Ama Bursa’da yeşil rengin çeşitlerini tesbit etmek mümkün olmamıştır. Bunun için Türkiye’nin en yeşil beldesi olarak sayılmıştır. Yeşillerin en güzeli buradadır. Bu tabiî güzelliği câmi, türbe ve her çeşit âbidelerle süslemiştir. Bursa’nın mânevî ve târihî bir havası da vardır. Bunsuz Bursa cansız bir cesete benzer. Bursa’da madde ile mânâ sanki birbiriyle kaynaşmıştır.
BURSA’DA ZAMAN’dan:
Bursa’da bir eski câmi avlusu,
Küçük şadırvanda şakırdayan su;
 
Orhan zamanından kalma bir duvar;
Onunla bir yaşta ihtiyâr çınar
 
Eliyor dört yana sâkin bir günü.
Bir rüyâdan arta kalmanın hüznü,
 
İçinde gülüyor bana derinden,
Yüzlerce çeşmenin serinliğinden,
 
Ovanın yeşili, göğün mâvisi
Ve mimârilerin en ilâhîsi.
 
Bir zafer müjdesi burda her isim;
Sanki tek bir anda gün, saat, mevsim
 
Yaşıyor sihrini geçmiş zamanın
Hâlâ bu taşlarda gülen rüyânın.
A.H.Tanpınar
Türk-İslâm sanatı câmilerde yansımıştı. "Sâdece kalıptan ibâret bir şehir değil, nurdan bir sütun hâlinde yükselmiş fetihten bugüne" Osmanlı Devletinin câmilerinin en zengin örnekleri Bursa’dadır. Bursa’nın şer’î mahkeme sicilleri çok zengindir.Türk içtimâî târihi için gerçek bir hazînedir. Kütüphâne zenginliği İstanbul, Ankara ve Edirne’den sonra gelir. Orhan ve Kara Şeyh câmilerinde yedi bin yazma eser vardır.
Teleferikten Bursa’yı seyretmeye doyum olmaz. Evliyâ Çelebi Bursa’dan bahsederken "Rûhâniyetli bir şehir" demektedir. İslâm dünyâsının mukaddes sayılan şehirlerinden birisi de Bursa’dır.
İznik İlçesinde Bulunan Târihî Eserler
İznik Kalesi: İlçeyi çeviren kale, Roma döneminde yapılmıştır. İki sıradan meydana gelen sur duvarları kesme taş ve tuğladandır. Dört giriş kapısı vardır.Surların bâzı bölümleri bakımsızlıktan yıkılmıştır.
Hacı Özbek Câmii: Çarşı içinde, târihî bilinen en eski Osmanlı câmisidir. 1333’te yapılmıştır. Üç kemerli olduğu bilinen son cemâat yeri, 1959’da yıkılmıştır.
Yeşil Câmi: İznik’in en önemli ve büyük câmisidir. 1378-1398 arasında Çandarlı Hayreddin Paşa yaptırmıştır. Osmanlı mîmârîsinin en eski çinili yapısıdır. Adını yeşil çinilerle kaplı minâresinden alır. Mermer mihrâbı, Osmanlı mîmârîsinden kalan en eski örnektir.
Nilüfer Hâtun İmâreti: Yeşil Câmi karşısında olup, 1388’de Sultan Murad Hüdâvendigâr tarafından annesi Nilüfer Hâtun için yapılmıştır. Osmanlı câmi mîmârîsinde, başlangıçta çok kullanılan yan mekanlı plân biçiminin, câmi dışında bir uygulamasını göstermesi bakımından önemlidir. 1960’dan beri müze olarak kullanılmaktadır.
Orhan Gâzi İmâret Câmii: Yenişehir kapısı dışındadır. 1334’de yapılmış olup, yan mekanlı câmilerin öncüsüdür. Yıkık durumdadır.
Mahmud Çelebi Câmii: 1442’de sadrâzam Çandarlı İbrâhim Paşanın oğlu Mahmud Çelebi yaptırmıştır. İznik’teki kubbeli câmilerin son örneğidir.
Çandarlı Hayreddîn ve Ali Paşa Türbesi: Şehrin doğusundadır. 1387-1406 târihli yapıda, mezar taşları çok önemlidir.
Çandarlı Halil Paşa türbesi: Nilüfer Hâtun İmâreti yakınındadır. İkinci Bâyezîd döneminde oğlu Atik İbrâhim tarafından yaptırılmıştır.
İnegöl İlçesinde Bulunan Târihî Eserler
İshak Paşa Câmii ve Külliyesi: Yan mekanlı câmilerden olup, Sadrâzam İshak Paşa tarafından yapılmıştır. 1877’de tâmirât görmüştür. Külliyeden zamânımıza, câmi, medrese, İshak Paşanın türbesi ve İkinci Murad Hanın eşi Tâcünnisâ Sultanın türbesi gelmiştir. İmâret, han ve ahırlar yıkılmıştır.
Yıldırım Câmii (Cumâ Câmii): Osmanlı mîmârîsinin ilk yapılarındandır. 1894’te tâmir görmüştür.
Geyikli Baba Türbesi: İnegöl’e 13 km uzaklıkta Sultan köyündedir. Osmanlı mîmârîsinin ilk türbelerindendir. Orhan Gâzi, Germiyanoğlu Geyik Baba ve Balım Sultan için yaptırmıştır. Türbenin yanında bir câmi ve hamam vardır.
Yenişehir İlçesinde Bulunan Târihî Eserler
Koca Sinan Paşa Külliyesi: 1573-1582 arasında yapılan külliyeden, câmi, medrese, aşhâne ve aşhâne hücrelerinin dış duvar kalıntıları kalmıştır. Câmi tek kubbelidir. Mihraptaki kalem işleri 15. asrın en güzel örnekleridir. Yemen Fâtihi Sinan Paşa yaptırmıştır.
Ulu Câmi: On dördüncü asırda Orhan Bey tarafından yaptırılmıştır. Kurtuluş savaşında yıkılan câmi tekrar îmâr edilmiştir.
Orhan Câmii: Yarhisar köyündedir. Orhan Bey tarafından yaptırılmıştır.
Mesîre yerleri: Türkiye’nin en yeşil bölgesi olan ve bu sebeple Yeşil Bursa olarak anılan Bursa’nın her köşesi ayrı bir tabiî güzelliktedir. Şifâlı kaplıcaları, kış sporları için Uludağ’daki tesisler, İznik ve Ulubat gölleri, soğuk, lezzetli serin suları, serin yaylaları, güzel sâhilleri göz kamaştırıcı ormanları ve modern konaklama tesisleri ile turizme çok müsâittir.
Uludağ Millî Parkı: Uludağ’da iki bin metreden 2453 m yüksekliğe kadar olan 11.358 hektarlık bir alan 1961’de millî park yapılmıştır. Bu arâzinin % 80’i ormanlıktır. Kayak alanı, otel ve moteller bu alanın içindedir. 34 kilometrelik düzgün bir şose ile her mevsim bölgeye gitmek mümkündür. Millî Park içinde Karaca, geyik, kurt, çakal, tilki, tavşan, dağ keçisi gibi yabânî hayvanlar vardır.
Oylat: İnegöl ilçesine 27 km uzaklıkta orman içi bir dinlenme yeridir. Adını yakınındaki Oylat Kaplıcalarından alır.
Palamutluk: Bursa-Orhaneli karayolu üzerindedir. Meşe ormanları ile kaplı bir alandır.  Kocayayla:Keles ilçesine 5 km uzaklıkta orman içi dinlenme yeridir.
Kazancıbayırı: Bursa-İnegöl karayolu üzerinde Bursa’ya 28 km uzaklıkta bir dinlenme yeridir. Çok güzel suyu vardır.
Kaplıcaları: Türkiye’nin kaplıca ve içme suları bakımından en zengin ili Bursa’dır. Uludağ termal ve mineral şifalı kaynaklar için bir su deposu gibidir. Bursa’nın şifâlı suları Uludağ’ın kuzey eteklerinde Çekirge’den Ulubat’a uzanan bir yeraltı çatlağından şifâlı sular çıkar. Kaplıca ve içmelerden bâzıları şunlardır:
Oylat Kaplıcaları: İnegöl’e 27 km uzaklıkta ormanlarla kaplı bir alanda yer alır. Bikarbonatlı acı olan suları banyo ve içme şeklinde mîde ve ağrılı hastalıklara iyi gelmektedir.
Vakıfbahçe Kaplıcası: İl merkezinin Yukarı Çekirge semtindedir. Banyoları eklem romatizmalarına iyi gelmektedir. İçmeler karaciğer ve safra yolları hastalıklarında etkilidir.
Bâdemlibahçe Kaplıcası: Bursa-Mudanya karayolu üzerindedir. Banyo ve içme şeklinde romatizma, gut, böbrek ve safra yollarının ağrılı hastalıkları ile kadın hastalıklarına iyi gelmektedir.
Armutlu Kaplıcası: Armutlu bucağının 4 km kuzeyindedir. Banyo, içme ve çamur uygulaması ile romatizma, gut, deri, idrar yolları ve kadın hastalıklarına iyi gelmektedir.
Ağaçhisar Kaplıcası: Orhaneli’nin Ağaçhisar köyündedir. Banyoları ağrılı hastalıklara iyi gelmektedir. Çamur uygulamaları ise uyuz ve deri hastalıkları için yararlanılmaktadır.
Çitli Mâdensuyu: İnegöl’ün Çitli köyündedir. İçme kürü sindirim sistemi, karaciğer ve pankreas rahatsızlıklarının tedâvisinde kullanılır. İçinde demir bulunduğundan kansızlıklarda da kullanılır.
Dümbüldek Hamamı: Mustafa Kemâlpaşa’ya 10 km uzaklıktadır. Banyo ve içme kürleri, romatizma, kadın hastalıklarına, çocuk felcine ve yarı felçlilere iyi gelir. Sularının evsafı, Almanya’nın meşhur kaplıcası Bad Navhiem’den üstündür.
Bunlardan başka çok sayıda kaplıca vardır.

Kaynak

Rehber Ansiklopedisi
Burdur Hakkında Bilgiler

BURDUR
Akdeniz bölgesinin göller kısmında yer alan bir ilimiz. Batı Anadolu ile Akdeniz bölgesini birbirine bağlayan Burdur, 36°53’ ve 37°50’ kuzey enlemleri ile 29°24’ ve 30°53’ doğu boylamları arasında yer alır. Isparta, Afyonkarahisar, Antalya, Muğla ve Denizli illeri ile çevrilidir. İrili-ufaklı 14 mâvi göl arasında yeşil bir beldedir. Trafik kod numarası 15’tir.
İsminin Menşei
Bizans devrinde bölgeye Polydorion denilirdi. Burdur isminin nereden geldiği hakkında çeşitli rivâyetler vardır. Burdur Gölü civârının güzelliği karşısında şaşıran Türkmen boylarından Kınalı oymağı mensupları, "Cennet buradadır" demişler, bu söz zamanla kısalarak Burdur olarak halk arasına yerleşmiştir. Burdur şehrinin kurucuları olan Türkmenlerin Kınalı oymağı, ilk önce bugün Hamambendi denilen yerde "Tirkemiş" kasabasını kurmuşlardır. En kuvvetli rivâvet ise, Burdur’a yaklaşan, fakat yaşlılık sebebiyle göremeyen aşîret beyi; "Burada güzel kokular duyuyorum. Her hâlde burası çok bereketli yer olsa gerek." diyerek aşîret mensuplarına; "Burada dur ve şehri şuraya kur!" emrini verir. "Burada dur" zamanla "Burdur" olur.
Târihi
Burdur ve çevresi dünyânın en eski yerleşim merkezlerinden biridir. Eski devirlere âit eşyâlar ve harâbeler bulunmuştur. Anadolu’nun ilk sâhipleri ve Anadolu’da ilk devlet kuran, Anadolu birliğini temin eden Hititler, M.Ö. 2000 senesinden M.Ö. 700 senelerine kadar Burdur bölgesine hâkim olmuşlardır. Hititlerin kendi iç bünyelerinde iktidar ve iç savaşları Hitit Devletini zayıflatmış ve Frigyalılara yenilince, bu bölge de Frigyalıların kontrolüne geçmiştir.Lidyalılar, Frigyalıları yenince bu sefer Lidyalılar bölgeye hâkim olmuşlardır. Perslerin de Lidyalıları yenmesiyle kısa bir müddet Perslerin işgâli altında kalan bölge, Makedonya Kralı İskender’in istilâsı ile Anadolu, İran ve Hindistan, Makedonya’ya katılmıştır. İskender’in ölümü üzerine imparatorluğu kumandanlar arasında bölünmüş ve Burdur, Selevkos Devleti içinde kalmıştır. M.Ö. 183 senesinde Romalılar bu bölgeyi ele geçirmişlerdir. M.S. 395 senesinde Roma İmparatorluğu parçalanınca, Burdur ve çevresi Doğu Roma (Bizans)nın payına düşmüştür.
1071 Malazgirt Zaferinden sonra Burdur, Selçuklu Devletinin toprağı olmuştur. Haçlı seferleri sebebiyle Bizanslılar kısa bir müddet yeniden bu bölgeyi istilâ etmişlerdir. Daha sonra bölgeye hâkim olan Hamidoğulları, 1308’e kadar Selçuklulara ve 1335’e kadar İlhanlılara tâbi olmuşlar. 1391’de Yıldırım Bâyezîd, Hamidoğlu Beyliğine son verince, Burdur ve çevresi Osmanlı Devletinin olmuştur. Timur’un 1402 senesinde burayı almasından başka hiçbir devlet tarafından bugüne kadar ele geçirilmemiş; Osmanlı devrinde Isparta (Hamidili) sancağına bağlı bir kazâ iken; Tanzîmâttan sonra Konya vilâyetine bağlı bir bağımsız sancak olmuştur. Birinci Dünyâ Harbinden sonra İtalyanlar Burdur’u işgâl ettiklerini îlân etmelerine rağmen, fiîlen işgâl edemediler. Mayıs 1921’de bölgeden askerlerini çektiler. Cumhûriyet devrinde vilâyet olmuştur.
Fizikî Yapı
Burdur’un % 60’ı dağlık, % 19’u ovalık, geri kalanı plato ve yayladır. Göl hâline gelmiş çöküntüler, kanyonlar ve mağaraların sayısı oldukça fazladır. Göller ve ovalar, dağlar arasında kalmış bir çöküntü bölgesidir.
Dağlar: Burdur ova ve göllerinin etrâfı dağlarla çevrilidir. Dağlar Batı Toroslar silsilesine dâhildir. En yüksek dağı Kızılcadağ (2591 m) dır. Başlıca dağları; Eşeler Dağı (Akkaya Tepesi 2268 m), Koçaş Dağı (2095 m), Rahat Dağı (2298m), Kestel Dağı (2231 m), Katrancık dağları, Akdağ (2271 m), Söğüt Dağı (Asar Tepe 1919 m). Kestel, Katrancık, Rahat,Koçaş ve Eşeler dağları, üzerindeki düzlükler (yaylalar) su kaynakları bakımından zengindir. Ayrıca geniş mer’aları ile hayvancılığa çok müsâittir.
Ovalar: İl topraklarının % 19’unu kaplayan ovalar, Burdur, Ağlasun, Bucak, Tefenni ve Yeşilova havzalarıyla Gölhisar çukurluğunda toplanmış olup, 700 ilâ 1400 metre yüksekliktedir. Eski kapalı havzaların dolması netîcesinde meydana gelen ovalar, kalın alüvyonlu topraklarla kaplıdır. Tefenni Havzasında Kağılcık-Karamanlı, Hasanpaşa ve Başpınar ovaları yer alır.Yeşilova Havzasında Akçay ve Erli ovaları; Ağlasun Havzasında Başköy, Ağlasun ve Öteyüz ovaları; Burdur Havzasında Yazıköy, Yarıköy, Hacılarköy, Eğneş, Kozluca, Elmacık, Çine, Kurköy ve Çeltikçi ovaları; Bucak Havzasında Kestel,Keçili, Bucak, Ürkütlü, Kızılkaya ve Karapınar ovaları; Gölhisar çukurluğunda Yamalı, Gölhisar, Çavdır ve Haravza ovaları yer alır. Ovaların hepsi su bakımından zengin ve bereketlidir.
Akarsular: Burdur’da büyük nehir ve ırmaklar yoksa da, akarsuları çok zengindir. Ovaları sular ve gölleri besler. Başlıca akarsuları şunlardır: Alakır Çayı: Eşeler Dağından çıkar. 80 kilometrelik bir yatağa sahip olup Burdur Gölüne dökülür. Burdur Çayı: İnsuyu, Gökpınar ve Yenipınar kaynaklarından çıkar. 25 kilometrelik bir yatağa sâhip olup, Kocayır yöresinden Burdur Gölüne dökülür. Arvallı Çayı: Tekkegözünden çıkar. 20 kilometrelik bir yatağı olup, Çeltikçi Çayı ile birleştikten sonra Onaç Çayı ismini alır ve Kestel Gölüne dökülür. Kravgaz Çayı: Kıravgaz Dağından çıkar. 45 kilometrelik bir yatağı izledikten sonra, Burdur Gölüne dökülür. Askeriye Çayı: Leften Yaylasından çıkar. 15 kilometrelik bir yatağı izleyip Burdur Gölüne dökülür. Dalaman Çayı: Gölhisar yöresinin en büyük akarsuyudur. Ege Denizine dökülür. İl sınırları içinde 30 kilometrelik bir yatağı vardır. Başköy Çayı: Başköy yöresinden çıkar. 25 kilometrelik bir yatağı izledikten sonra Aksu Çayına dökülür.
Aksu Irmağı Isparta’dan Burdur’a girerek kısa bir yol alıp, 5 km uzunluğundaki bir kanyondan geçer. Bu kanyonun genişliği 5-7 m, derinliği 60-100 metredir. Kanyonun seyrine doyum olmaz.
Göller: Burdur’a "göller memleketi" denmesinin sebebi, sınırları içinde en çok gölü olan ilimizdir. İrili-ufaklı 14 göl vardır. En büyüğü Burdur Gölü olup, çok tuzlu ve arsenikli olduğundan balık yaşamaz. Yüzölçümü 200 km2 olup, Türkiye’nin 7. büyük gölüdür. Genişliği 8.5 km ve uzunluğu 34 km olup, derinliği 110 metredir. Denizden yüksekliği 854 metredir. Manzarası fevkalâde güzeldir. Salda Gölü; 45 km2 yüzölçümünde olup, 1139 m yüksekliktedir. Suyu tatlı ve balığı boldur. Türkiye’nin Abant dâhil en güzel gölü kabul edilir. Kestel Gölü; 25 km2 yüzölçümünde ve 779 m yüksekliktedir. Suyu yazın çok azalır. Akgöl (çorak); yüzölçümü 12 km2 olup, yüksekliği 989 metredir. Pınarbaşı, Karaeyli, Mamak, Bereketli, Yaraşlı, Geçenli, Yazır, Çavdır ve Ambahar göllerinin yüzölçümü 10 km2den azdır. Çavdır Gölünde balık vardır. Göller akarsularla beslenir. Göllerin bir kısmı yazın kurur.
İklimi ve Bitki Örtüsü
Burdur’da kara iklimi hüküm sürer. Yüksek dağlar, bölgeyi Akdeniz ikliminden ayırır. Yazlar sıcak, kışları çok soğuk geçer. Sıcaklık -16,7°C ile +39,6°C arasında seyreder. Senelik yağış ortalaması 443 milimetredir. Güneyde bu miktar fazlalaşır. Yağış kışın fazladır. Ovalar, ekili arâzi, sebze, bol meyve ağaçları ve gül bahçeleri ile süslüdür.
Burdur ilinin % 20’si hiçbir ekime elverişli değildir. Geri kalan % 80 arâzinin, % 35’e yakını ormanlık, % 35’e yakını ekili ve dikili arâzi ve % 10’u çayır ve mer’adır. Ormanlar ova ve gölleri çevreleyen dağların üzerindedir. Ormanlarda karaçam, kızılçam, katran, meşe, ardıç, köknar, sedir ve akçam ağaçları bulunur.
Ormanlarda, sayıları gün geçtikçe azalan karaca, vaşak, karakulak, yaban kedisi, saz kedisi yaşamaktadır. Tavşan, porsuk, kurt, tilki, çakal ve domuz gibi yabânî hayvanlar da bulunmaktadır.
Ekonomi
Burdur’un ekonomisi tarıma dayanır. Faal nüfûsun % 75’i tarım, hayvancılık, ormancılık ve balıkçılıkla geçinir.
Tarım: Burdur ilinde en çok tahıl üretilir. Ayrıca Burdur merkez ilçesinde ve Ağlasun’da gül yetişir. Türkiye’nin gülyağı üretimin % 85’i Isparta ve % 15’i Burdur’dan elde edilir. Meyvecilik, üzüm bağları, bostan ve sebzecilik oldukça ileridir. Diğer tarım ürünleri buğday, arpa, çavdar, mısır, şekerpancarı, nohut, anason, soğan, patates ve haşhaştır. Türkiye’de en çok anason Burdur’da yetişir, üzümleri meşhurdur.Modern tarım araçları kullanılmakta, sulama, sun’î gübreleme ve ilâçlama yapılmaktadır. İlde bulunan Şeker Fabrikası, şekerpancarı üretimini artırmaktadır.
Hayvancılık: Çayır ve mer’aların çokluğu sebebiyle hayvancılığa çok müsâittir. İlde beslenilen başlıca hayvanlar kıl keçisi, koyun ve sığırdır. At, eşek, deve,   katır gibi yük hayvanlarının sayısı gittikçe azalmaktadır. Tavukçuluk, arıcılık ve balıkçılık ekonomik açıdan önemli olabilecek oranda gelişmemiştir.
Ormancılık: Burdur’un % 35’e yakını ormanlıktır. Bu ormanlar Türkiye’nin inşaat ve îmâlat sanâyiinin mühim ihtiyâcını karşılar. Orman içinde ve sınırında yaklaşık 100 köy geçimini orman ürünlerinden temin eder. Ormanlar ayrıca Burdur’a güzellik veren ve onu süsleyen bir hazînedir.
Mâdenler: Burdur mâden bakımından zengin ise de mâden işletmeleri azdır. Tefenni ve Yeşilova’da krom, diğer bölgelerde linyit, manganez yatakları vardır.
Sanâyi: Burdur’da sanâyi hızla gelişmektedir. Başlıca sanâyi kuruluşları Burdur Şeker Fabrikası (1958), Et-Balık Kurumu kombinası, Süt Endüstri Kurumunun Süt Fabrikası, Burdur Traktör ve Önyükleyici Fabrikası (Burtrak) senede 20.000 traktör îmâl edecek kapasitededir. Gülyağı sanâyii Isparta’dan sonra gelir. Çiçek ve nebâtât esansları fabrikasında 500 ton gül işlenir. Mobilya sanâyii oldukça gelişmiştir.
El sanatları: El sanatlarından halıcılık, dokumacılık, tabakçılık, dericilik, keçecilik ve bakırcılık çok gelişmiştir. Halı ve dokuma tezgah sayısı 10.000 civârındadır. Evlerin % 70’inde el tezgahı vardır. Alaca denilen el dokumaları meşhurdur. Halıları Isparta halısı kadar değerlidir. Türkiye’nin en meşhur, heybe, torba, sofra altı örtüsü ve çobanların koyun ve keçi yavrularını tuzlamak için kullandığı torbalar Burdur’da yapılır.Heybe ve torbalardaki süsler ve motifler 5000 sene öncesine dayanır. Heybe ve torbalardaki süslemelerin Amerika’daki Kızılderili kabîlelerin süslemeleri ile tamâmen aynı ve eski Türk kavimleri ile pekçok benzerliklerin olması bâzı ilim adamlarının dikkatini çekmiş ve Kızılderililerin Orta Asya’dan Bering Boğazı ile Amerika kıtasına geldikleri tezini ileri sürmüşlerdir.
Ulaşım: Burdur, komşu illeri Denizli, Antalya, Isparta ve Afyon’a vasıflı bir karayolu ile bağlıdır. Karayolu ulaşımı ile Türkiye’nin her bölgesi ile irtibatlıdır. 1936 yılında Baladız istasyonundan ayrılan bir hatla Karakuyu-Eğridir demiryoluna bağlanmıştır. Böylece Ege bölgesine (İzmir’e) olduğu gibi Ankara ve İstanbul’a da demiryolu bağlantısı sağlanmıştır.
Nüfus ve Sosyal Hayat
1990 nüfus sayımına göre toplam nüfûsu, 254.899 olup bunun 129.112’si şehirlerde ve 125.787’si köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 6887 km2 olup, nüfus kesâfeti 37’dir.
Örf ve âdetler: Burdur, dünyânın en eski yerleşim merkezlerinden olup, 5000 senelik bir târihi vardır. Beş bin senelik bir geçmişin ve eski medeniyetlerin izleri kalmışsa da, örf ve âdetlerinde ve sosyal hayatlarında Türk-İslâm kültürü hâkimdir. Halkı çalışkan, örf ve âdetlerine bağlı, iyimser ve kendilerine yapılan hizmetleri takdir eden husûsiyetlere sâhiptir. Selçuklular bölgeye 11. asırda gelmişler ve 13. asır başına kadar Haçlı seferleri sebebiyle işgâl ve istilâ altında kalmışlarsa da, millî ve dînî değerlerine son derece sâdık kalmışlardır. On üçüncü asırdan bugüne hiç bir yabancı işgâli görmemiştir. Burdur’a mahsus mahallî kıyâfetlere ancak düğünlerde rastlanır. Meşhur yemekleri testi (çömlek) kebabı, kabak helvası ve ceviz ezmesidir. Burdur folklor bakımından da çok zengindir. Oyunların çoğunluğu zeybek türünden oyunlardır. Ağır zeybek, teke zortlaması, teke zeybeği, moğaz havası ve serenler zeybeği meşhurlarıdır. Burdur’un efsâneler, atasözleri, mâni ve masalları bakımından halk edebiyatı çok zengindir. Halk şâirlerinden Şemsi Baba, Kemal Baba ve Âşık Vecaî başlıcalarıdır. Kemal Baba, Burdur’da yetişen evliyâları şiirleri ile meth eder. Spor, bilhassa minder ve yağlı güreş yaygındır.
Eğitim: Burdur’da okur-yazar nisbeti % 80’dir. Bütün köylerinde ilkokul, bütün ilçelerde ortaokul ve lise vardır. Burdur’da 9 lise ve 19 meslek ve teknik lise, 2 fakülte (eğitim ve meslek yüksek okulu) mevcuttur.
İlçeleri
Burdur’un biri merkez olmak üzere 11 ilçesi vardır.
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 83.267 olup, 56.432’si ilçe merkezinde, 26.835’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 47 köyü vardır. İlçe toprakları genelde düzdür. Burdur Gölü ilçe sınırları içinde yer alır. Katrana Dağının kuzeybatı kısmı ilçe topraklarının bir bölümünü engebelendirir. Dağlar çam ormanları ile kaplıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıcı tarım ürünleri buğday, arpa, çavdar, mısır, baklagiller, şekerpancarı, haşhaştır. Sebze ve meyvecilik ve gül yetiştiriciliği gelişmiştir. Hayvancılık ekonomide önemli yer tutar. En çok küçük baş hayvan beslenir. Burtrak Traktör Fabrikası, Şeker Fabrikası, Gülyağı Fabrikası, SEK Süt Fabrikası başlıca sanâyi kuruluşlarıdır. El tezgahlarında halı ve kilim dokumacılığı yaygındır.
İl merkezi, Burdur Gölünün kıyısındaki tepenin eteklerinde Kurna Deresi civârında kurulmuştur. Afyonkarahisar-Antalya karayolu ilçeden geçer. Afyonkarahisar-Eğridir demiryolundan ayrılan bir hat ilçe merkezine kadar gelir. Şehir merkezinin etrafı bağ ve gül bahçeleriyle kaplıdır. Burdur Gölü çevresinde birçok turistik tesis bulunur. Denizden yüksekliği 975 metredir. İlçe belediyesi 1872’de kurulmuştur.
Ağlasun: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 11.505 olup, 5252’si ilçe merkezinde, 6253’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 8 köyü vardır. Yüzölçümü 317 km2 olup, nüfus yoğunluğu 36’dır. İlçe topraklarının kuzey, güney ve doğusu dağlık, batısı ise alçak olup yer yer ovalıktır. Dağlar çam ormanları ile kaplıdır.
Ekonomisi tarıma dayanır. Başlıca tarım ürünleri gül, haşhaş, meyve ve sebzedir. Aksu Vâdisinde kavak, ceviz, kiraz, elma ve gül bahçeleri vardır. Hayvancılık ilçe ekonomisinde önemli yer tutar. Köylerde el tezgahlarında halı ve kilim dokunur ve orman ürünleri işlenir.
İlçe merkezi Ağlasun Dağının güney eteklerinde Ağlasun Ovasının kuzey kenarında Aksu Çayının kollarının birinin vâdisinde kurulmuştur. Antalya-Isparta karayolu ilçeden geçer.
Altınyayla: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 12.251 olup 4118’i ilçe merkezinde, 8133’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 10 köyü vardır. Gölhisar bucağına bağlı bir bucak iken 19 Haziran 1987’de ilçe oldu. İlçe toprakları genelde dağlıktır.
Ekonomisi hayvancılık ve ormancılığa dayalıdır. Yaylacılık yöntemi ile daha çok küçük baş hayvan beslenir. Tarıma müsâit alanlarda buğday, arpa, soğan, patates, haşhaş ve şekerpancarı yetiştirilir. İlçede orman ürünleri işleyen küçük atölyeler vardır. İlçe merkezi Gölhisar-Fethiye karayolu üzerinde yer alır.
Bucak: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 54.427 olup, 27.407’si ilçe merkezinde, 27.020’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 19, Kızılkaya bucağına bağlı 9 ve Kocaeliler bucağına bağlı 8 köyü vardır. Yüzölçümü 1436 km2 olup, nüfus yoğunluğu 38’dir. İlçe toprakları Kestel Çukurluğu ve bunun çevresinde yer alan dağlardan meydana gelir. Batı ve kuzeyinde Kestel ve Katrancık dağları yer alır. Dağlar çam ve ardıç ormanları ile kaplıdır. İlçe topraklarını Arvallı Çayı, Kestel Deresi ve Aksu Çayı sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Kestel çukurluğunda yer alan ovalar önemli tarım alanlarıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, çavdar, fiğ ve şekerpancarıdır. Gül ve gülyağı üretimi ilçe ekonomisinde önemli yer tutar. Meyvecilik gelişmiştir. Bâzı yerlerde az miktarda pamuk, zeytin ve Antep fıstığı yetiştirilir. Küçük baş hayvan besiciliği yaygındır. En çok kıl keçisi beslenir. Ormancılığın ekonomik değeri büyüktür. Köylerde halı ve kilim dokunur. Mobilya tuğla ve kiremit fabrikaları başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi dağlarla çevrili bir vâdide kurulmuştur. İlçe, Burdur’u Isparta ve Antalya’ya bağlayan karayolunun kıyısındadır. Merkez ilçeden sonra en kalabalık ilçesidir. 1926’da ilçe oldu. Bu târihten önce Oğuzhan isimli köy idi. Denizden yüksekliği 750 metredir. Belediyesi 1908’de kurulmuştur.
Çavdır: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 16.205 olup 3886’sı ilçe merkezinde, 12.319’u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 14 köyü vardır. Gölhisar ilçesine bağlı bir bucak iken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu. İlçe toprakları genelde dağlıkdır. Dağlardan kaynaklanan suları Çavdır Çayı toplar. Çavdır Çayı Vâdisinde geniş düzlükler vardır.
Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanır. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı, buğday, arpa, soğan ve patatestir. Yaylacılık yöntemi ile en çok küçük baş hayvan beslenir. İlçe de orman ürünlerini işleyen küçük atölyeler vardır. İlçe merkezi Gölhisar-Tefenni karayolu üzerinde yer alır. Belediyesi 1967’de kurulmuştur.
Çeltikçi: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 10.266 olup, 2911’i ilçe merkezinde, 7355’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 8 köyü vardır. Merkez ilçeye bağlı bucak iken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu. İlçe toprakları genelde dağlıktır. Güney doğusu ile Katrancı Dağı arasında geniş düzlükler vardır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, patates ve soğandır. Sebzecilik, meyvecilik ve gülcülük gelişmiştir. Hayvancılık ilçe ekonomisinde önemli yer tutar. Yüksek kesimlerde küçük baş hayvan beslenir. İlçe merkezi Burdur-Antalya karayolu üzerinde yer alır. İlçe belediyesi 1968’de kurulmuştur. İl merkezine 36 km mesâfededir.
Gölhisar: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 14.763 olup, 10.434’ü ilçe merkezinde, 4329’u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 6 köyü vardır. İlçe toprakları etrafı dağlarda çevrili geniş bir çukurluktan meydana gelir. Çukurluğun güney doğusunda Gölhisar Gölü yer alır. İlçe topraklarını Horzum ve Kelekçi çayları sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı, buğday, arpa, soğan, patates, mısır, anason ve haşhaştır. Hayvancılık ilçe ekonomisinde önemli yer tutar. Düzlüklerde sığır besiciliği, dağlık ve engebeli bölgelerde küçük baş hayvan besiciliği yapılır. İlçede orman ürünlerini işleyen çok sayıda atölye vardır.
İlçe merkezi, Gölhisar Gölünün batısında kurulmuştur. İl merkezine 100 km mesâfededir. Gölhisar 1953’te Horzum ve Armutlu köyleri birleştirilerek ilçe hâline getirildi. Belediyesi 1953’te kurulmuştur.
Karamanlı: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 8832 olup, 5293’ü ilçe merkezinde, 3530’u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 5 köyü vardır. Tefenni ilçesine bağlı bucak iken 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu. İlçe toprakları genelde dağlıktır. Akarsu vâdilerinde küçük düzlükler vardır. Sulama amaçlı kurulan Karamanlı Barajı ilçe sınırları içinde kalır.
Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanır. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı, buğday, patates, elma ve üzümdür. Dağlık bölgelerde küçük baş hayvan besiciliği yapılır. Köylerde el tezgahlarında, halı ve kilim dokuyuculuğu yaygındır. İlçe merkezi Burdur-Tefenni karayolu üzerinde kurulmuştur. İl merkezine 61 km mesâfededir. İlçe belediyesi 1911’de kurulmuştur.
Kemer: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 5059 olup, 2312’si ilçe merkezinde, 2747’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 7 köyü vardır. Merkez ilçeye bağlı bucak iken 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu. İlçe toprakları dağlarla çevrili ovadan meydana gelmiştir.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, çavdar, şekerpancarı ve haşhaştır. Sebzecilik, meyvecilik ve gül yetiştiriciliği gelişmiştir. Yüksek kesimlerde küçükbaş hayvan besiciliği yapılır. İlçe merkezi Tefenni Ovasının güney batısında yer alır. İlçe belediyesi 1956’da kurulmuştur.
Tefenni: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 13.667 olup, 5458’i ilçe merkezinde, 8.209’u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 15 köyü vardır. İlçe toprakları etrafı dağlarla çevrili çukur bir düzlük olup, güneydoğusunda Batı Toroslar, batı ve kuzeybatısında Eşler Dağı yer alır. İlçe topraklarını Eren Çayı sular. Eşler Dağı etekleri kızılçam, ardıç, sedir ve karaçam ormanları ile kaplıdır.
Ekonomisi tarıma dayanır. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı, buğday, arpa, soğan, elma, patates, anason ve üzüm olup, ayrıca az miktârda armut, mısır, fasülye ve haşhaş yetiştirilir.Hayvancılık ilçe ekonomisinde önemli yer tutar. Köylerde halı ve kilim dokumacılığı yaygındır. İlçe topraklarında düşük kaliteli linyit yatakları vardır.
İlçe merkezi Eşler Dağı eteklerinde, Tefenni Ovasının güneybatısında yer alır. İl merkezine 71 km mesafededir. Gölhisar-Burdur karayolu ilçeden geçer. Belediyesi 1872’de kurulmuştur.
Yeşilova: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 24.657 olup, 5609’u ilçe merkezinde, 19.048’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 42 köyü vardır. Yüzölçümü 1351 km2 olup, nüfus yoğunluğu 18’dir. İlçe toprakları dağlıktır. Orta bölümlerdeki çöküntü alanlarında düzlükler vardır. Dağlardaki yaylalar hayvancılık açısından önemlidir. Salda Gölü ve Yaraşlı Gölünün bir kısmı ilçe sınırları içinde kalır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı, buğday, arpa, nohut, patates, soğan ve üzüm olup ayrıca az miktarda anason, haşhaş, fasulye, mısır ve armut yetiştirilir. Köylerde halı ve kilim dokumacılığı yapılır. İlçede orman ürünlerini işleyen bazı atölyeler vardır.
İlçe merkezi, Sayda Gölünün 4 km güneydoğusunda, Burdur-Denizli karayolu üzerindedir. İl merkezine 52 km mesâfededir. Eski adı Satırlar iken 1936’da Yeşilova olarak değiştirilmiştir. İlçe belediyesi 1936’da kurulmuştur.
Târihî Eserler ve Turistik Yerleri
Burdur târihî eserler bakımından oldukça zengindir. Târihî eserlerin çoğu Osmanlı ve Selçuklu devrine âittir.
Ulu Câmi: Hamidoğlu Dündar Bey tarafından dördüncü asırda yaptırılmıştır. Yüksek bir tepe üzerindedir. Birkaç kere tâmir görmüştür.
Şeyh Sinan Câmii: 1776’da Çelik Mehmed Paşa tarafından medresesi ile berâber yaptırılmıştır. İnce görünümlü minâresi 1914 zelzelesinde yıkılmıştır.
Divan Baba Câmii: Değirmenler Mahallesindedir. Minârenin kitâbesinde 1775’te Tilurzâde Hacı Süleymân tarafından yaptırıldığı yazmaktadır. 1971 zelzelesinden sonra tâmir edilmiştir.
Çeşmedamı Câmii: Çeşmedamı Mahallesindedir. 1914 zelzelesinde yıkılmayan birkaç yapıdan biridir. 1842 târihli bir vakıfnâmede câmiden muallimhâne olarak söz edilmektedir.
Kayışoğlu Câmii: Kuyu Mahallesindedir. Taş temel üstünde yükselen ahşap bir minâresi vardır. Yapım târihi kesin olarak bilinmemekle berâber 1872’de tâmir görmüştür.
Susuz Hanı: Mîmârî özelliklerinden Selçuklu devrine âit olduğu anlaşılan eser, Bucak ilçesinin Susuz köyündedir.
Saat Kulesi: 1830’da Konya Vâlisi Tevfik Paşa tarafından yaptırılmıştır.
Tabak Hamamı: 1523’te Şeyhülislâm Bedâi Efendi tarafından yaptırılmıştır.
Burdur içindeki Çelikpaşalar Konağı ve Taşoda dış yapısı ve iç süslemeleri ile Osmanlı Türk sivil mîmârîsinin uzakta kalan ender yapılarındandır. İl merkezinde çok sayıda bulunan çeşmelerin büyük kısmı yıkık veya kullanılmayacak hâldedir. Üzerlerindeki süslemeler ve hat sanatı Türk taş işçiliğinin ince örnekleridir.
Burdur eski devirlere âit eserler bakımından da zengindir. Başlıcaları şunlardır: Hacılar: Burdur’a 25 km uzaklıkta olup, 7500-8000 sene önceye ait binâ kalıntıları, seramik eşya ve heykellerin bulunduğu yerdir. Höyükler:Hacılar dışında 34 adet höyük eski çağlara âit sayısız eserlerle doludur. Bu höyükler (7000-10.000) sene öncesine âittir. Burdur ve çevresi 50 büyük ve 20 kadar antik şehir kalıntısıyla Anadolu’nun en zengin köşelerinden biridir. Ağlasun: Makedonya Tralı İskender’in savaştığı Sağalasus Roma devrinden kalma 12.000 kişilik tiyatro, kale ve lahitler, Antonius mâbedi ve sütun başlıkları Burdur’a 31 km uzaklıktadır. M.S. 2. asra âittir. Gremna:Pisidya’nın korunma bölgesiydi. Çamlık köyündedir. Kale vesâir kalıntılar vardır. Gölhisar: Cibaya (Horzum) harâbeleridir. 20.000 kişilik 3 kademeli tiyatrosu, stadyumu, agorası, anıtları, tapınakları ve lahitler hâlen ayaktadır. İbecık-Lüba: Gölhisar yakınındadır. Tiyatro, stadyum, tapınak ve kalelerin kalıntıları vardır. Belenni, Bereket,Karacaören, Akçaören, Akviran Yuva, Kestel, Melli, Kızılkaya, Karaot ve Pırnas köylerinde eski çağlara âit kentlerin kalıntıları bulunur. Burdur’da antik çağlardan kalma eserlerin sergilendiği büyük bir müze vardır. Buradaki eserler çok kıymetlidir. Burdur’da kütüphâne Hamidoğullarından beri mevcuttur.
Mesîre Yerleri: Burdur’da tabiî güzelliği insanı rahatlandıran pekçok yer mevcuttur. İl sınırları içinde yer alan on dört göl ayrı güzelliklere sâhiptir. Fakat Salda Gölü, çevresini kaplayan ormanlarla birlikte fevkalâde bir görünüm arz eder. Gölhisar Dirmil ormanları, manzarası güzel, temiz suları ve havası ile ideâl bir mesîre yeridir. Aziziye, Çamlık ve Melli ormanları havası, suyu ve manzarası ile şâhâne bir yerdir. Erenardıç bol ağaçlı sulak yerdir. Çok soğuk ve lezzetli suyu vardır. Kocapınar, Beşköy ve Yazıpınar birbirinden güzel mesîre yerleridir.
İnsuyu Mağarası: Burdur-Antalya yolu üzerinde Burdur’a 12 km uzaklıktadır. Ülkemizin turizme açılan ilk mağaralarındandır. Dünyânın ikinci büyük mağarasıdır. Dünyâca meşhûrdur. İçinde 9 tâne gölcük vardır. En geniş yeri 80 metre, uzunluğu 597 metredir. Mağarada binlerce sarkıt ve dikit yer alır. Mağara içinde kolaylıkla dolaşılır. Mağaradaki şifâlı suyu şeker hastalarına iyi gelir ve şeker miktarını düşürür. Şeker hastalığının yanısıra mîde, sinir ve cilt hastalıklarına da iyi gelir. Mağara içinde çavlanlar da mevcuttur.
Yarıköy kükürtlü suyu, kaşıntı ve cilt hastalıklarına iyi gelir.Kokar pınar, mîde hastalıklarına iyi gelir. Barutlu su, Tefenni yakınındadır. Eski ismi sıtma suyu olup, böbrek kum ve taşlarını düşürür. Çerçin suyu, Çerçin köyündedir. Aktığı yerde kırmızı çökelek bırakır. Mîde ve böbrek hastalıklarına iyi gelir.

Kaynak

Rehber Ansiklopedisi

RAŞiT TUNCA

BAŞAĞAÇLI RAŞiT TUNCA
Raşit Tunca

FORUMUMUZDA
Dini Bilgiler...
Kültürel Bilgiler...
PNG&JPG&GiF Resimler...
Biyografiler...
Tasavvufi Vaaz Sohbetler...
Peygamberler Tarihi...
Siyeri Nebi
PSP&PSD Grafik

BOARD KISAYOLLARI

ALLAH

Allah



BAYRAK

TC.Bayrak



WEB-TUNCA


Radyo Karoglan

Foruma Misafir Olarak Gir


Forumda Neler Var


Karoglan-Raşit Tunca - Dini - islami - Dini Resim - FIKIH - Kuran - Sünnet - Tasavvuf - BAYRAK - Milli - Eğlence - PNG - JPEG - GIF - WebButtons - Vaaz - Sohbet - Siyeri Nebi - Evliyalar - Güzel Sözler - Atatürk - Karoglan Hoca - Dini Bilgi - Radyo index - Sanal Dergi




GALATASARAY

G A L A T A S A R A Y


FENERBAHÇE


F E N E R B A H C E


BEŞiKTAŞ

B E Ş i K T A Ş


TRABZONSPOR

T R A B Z O N S P O R


MiLLi TAKIM

M i L L i T A K I M


ETKiNLiKLERiMiZ


“Peygamberimiz Buyurdular ki Birbirinize Temiz ağız ile Dua edin. Bizde Sayfamızı ziyaret edenlerin ve bu bölümü ziyaret edenlerin kendilerinin Ruhaniyetine, geçmişlerinin Ruhuna Yasin Okuyup hediye ediyoruz Tıkla, ya sende oku yada okunmuş Yasinlerden Nasibini Al”
(Raşit Tunca)



MEVLANA'DAN

“ Kula Bela Gelmez Hak Yazmadıkca, Hak Bela Yazmaz Kul Azmadıkca, Hak intikamını, Kulunun Eliyle Alır da, Bilmiyenler Kul Yaptı Sanır."
(Hz. Mevlana)