MUHAMMED

Muhammed


BAYRAK

TC.Bayrak



Welcome, Guest
You have to register before you can post on our site.

Username
  

Password
  





Forum Statistics
Members:» Members: 7
Latest member:» Latest member: Muhammed
Forum threads:» Forum threads: 5,258
Forum posts:» Forum posts: 5,849

Full Statistics Full Statistics

DOWNLOADEN


“Downloaden Bölümümüzden BEDAVA Grafik Paketleri,E-Kitaplar ve Bedava Bilgisayar Programlarını Tek TIKLA BEDAVA indirebilirsiniz”
(Raşit Tunca)




AYET

“Yeryüzüne muhakkak benim iyi kullarım varis olacaktır”
ENBİYA Suresi 105


FELSEFEMiZ

“ iSLAM OKUMAK YAZMAK YADA ÇiZMEK DEĞiLDiR, Yahutta O Hadis şöyle, Bu Ayette böyle diyor Diye Papağanlıkda Değildir. islam Kuranı ve sünneti HAYATINA TATBiK edip, Onunla Yaşayabilmekdir”
(Karoglan Raşit Tunca Sözü)


Raşit Tunca Sözü

“Yüzme bilmek Denizden çıkmana fayda vermez, taaki yüzme biliyorsan, denizedee düştüysen, ellerini, kollarını, ayaklarını çırpacaksın, ve birde tutuncak dal bulacak, tutunup çıkacaksın. ilimde böyledir, bir ilmi bilmek fayda etmez, taaki, onu hayatında tatbik edesiye, Dinde böyledir, din bilmek imanını kurtarmaz, taaki, ne zaman, bildiğin öğrendiğin dinini hayatında tatbik edip, yaşadın, o zaman belki kurtulursun.”
(Karoglan Raşit Tunca Sözü)

GÜZEL SÖZ

“ Bazen Hata Yapıvermek, Doğruyu bulmanın ilk Basamağıdır.
(Başağaçlı Raşit Tunca Sözü)



Ordu Hakkında Bilgiler

ORDU
İlin Kimliği
Yüzölçümü   : 6001 km2
Nüfûsu          : 830.105
İlçeleri         : Merkez, Akkuş, Aybastı, Çamaş, Çatalpınar, Çaybaşı, Fatsa, Gölköy, Gülyalı, Gürgentepe, İkizce, Kabadüz, Kabataş, Korgan, Kumru, Mesudiye, Perşembe, Ulubey, Ünye.
Karadeniz bölgesinin Orta Karadeniz bölümünde, yer alan bir ilimiz. İl toprakları 40°18’ ve 41°08’ kuzey enlemleriyle 36°52’ ve 38°12’ doğu boylamları arasında yer alır. Batıdan Samsun, güneydenTokat ve Sivas, doğudan Giresun illeri ve kuzeyden Karadeniz’le çevrilidir. Dünyaca ünlü fındık diyarıdır. Trafik plaka numarası 52’dir.
İsminin Menşei
1071’den sonra Anadolu Fâtihi Kutalmışoğlu Süleyman Şah emrindeki Selçuklu Türk Ordusu, fethettiği yerlerde, târihî Türk geleneğine uyarak beğendikleri yerlere derhal bir şehir kurmayı âdet edinmişlerdi. Ordu civârını fetheden Selçuklu Türkleri, bu bölgenin güzelliği karşısında hayran kaldılar ve Ordu’nun temelini attılar. Kurulan şehre “Ordu ili” dendi. Zamanla bu isim “Ordu” olarak yerleşti.
Târihi
Ordu ilinin bulunduğu toprakların târihi çok eski devirlere dayanır. Anadolu’ya hâkim olan Hititlerin sınırında fakat Hitit hâkimiyetinin dışında kalan bu bölge, Hitit Devletinin yıkılışından sonra, mîrâsını paylaşan Frikya ve Lidya devletlerinin de, hakimiyetine geçmemiştir. Ancak Batı Anadolu (İyonyalı) tâcirler, burada ticârî koloniler kurdular. M.Ö. 6. asırda Persler, Anadolu’nun büyük kısmını ve bu bölgeyi ele geçirdiler.
Makedonya Kralı İskender, M.Ö. 4. asırda Pers Devletine son verince; İran asıllı fakat Rumca konuşan ve eski Yunan kültürünün potasında erimiş Pontus Devleti, bu bölgeyi ve Karadeniz sâhilleriyle Kırım’ı ele geçirdiler.
Roma İmparatorluğu M.Ö. 1. asırda Pontus Devletine son vererek kendisine ilhak etti. M.S. 395 yılında Roma İmparatorluğu ikiye bölününce, Anadolu gibi bu bölge de Bizans’ın payına düştü. 1071 Malazgirt Zaferinden sonra bu bölge, bütün Anadolu gibi AnadoluFâtihi ve Anadolu’da Türk Devletinin kurucusu Kutalmışoğlu Süleyman Şah tarafından fethedildi. 1204’te Dördüncü Haçlı Seferi sonrasında kurulan Trabzon Rum İmparatorluğu bu topraklara hâkim oldu. Bağımsız olmasına rağmen Konya Selçuklularına tâbi olan bu imparatorluğun toprakları gittikçe daraldı. Devamlı Türkmen göçleriyle Türkleşen bölge, 1346’da Canik Beyliğini kuran Hacıeminoğullarının idâresine geçti. 1391’de Yıldırım Bâyezîd Han, tarafından bölge toprakları Osmanlı Devletine katıldı.
1402 senesinde Sultan Bâyezîd’i yenen Tîmûr Han, bölgeyi tekrar Hacıeminoğullarına verdi.
Fâtih Sultan Mehmed Han 1461’de Trabzon Rum Pontus Devletini ortadan kaldırarak, bütün bu bölgeyi kesin olarak Osmanlı Devletine kattı.
Osmanlı devrinde Ordu, Trabzon eyâletinin bir kazâsı idi. 1883’te büyük bir yangın geçiren Ordu, yeniden îmâr edildi ve Cumhûriyet devrinde il merkezi oldu.
Fizikî Yapı
Ordu il toprakları çok dağlıktır. Ovalarının miktarı sadece % 0,5’tir. % 83,5 dağlık ve % 16’sı platolardan meydana gelir.
Dağlar: En önemlileri Canik ve Karagöl Dağlarıdır. Canik Dağları Karadeniz’e ve güney sınırına paralel olarak uzanır. Karagöl Dağı ise Ordu-Giresun sınırında yer alır. Karagöl Dağı 3105 m, Göndeliç Tepesi 2789 m, Seyir Tepesi 2103 m yüksekliğe sâhiptir. CanikDağları üzerinde Gürgentepe Geçidiyle Haçbeli Geçidi bulunur. Bu geçitlerle Ordu Sivas’a bağlanır. Canik Dağlarından çıkan ve Karadeniz’e dökülen sular bâzı plato ve yaylalar meydana getirmişlerdir. Bâzı yerleri 2000 metreyi geçer. Yaylalar bitki örtüsü bakımından zengindir ve küçükbaş hayvancılığa müsâittirler.
Çambaşı, Keyf Alanı, Perşembe, Düzdağ, Yedigöz ve Güllüyazı başlıca yaylalarıdır.
Ovalar: Ordu ilinde geniş ova yoktur. Kıyıda ve akarsu boylarında bâzı düzlükler vardır. Bu düzlükler ise çok verimlidir.
Akarsular: Kıyı dağlardan çıkarak Karadeniz’e dökülen pekçok akarsu vardır. Bunların çoğu kısa ve düzensiz akışlı, yağış mevsiminde taşan akarsulardır. Büyük akarsuları ise 160 km uzunlukta Melek Çayı, 60 km uzunlukta Bülbül Deresi ile bunların arasında akan Çivil Deresidir. Bulaman Çayı, Turna Suyu, Akçay ve Elekçi Deresi ve daha birçok irili ufaklı akarsu vardır.
Göller: İl topraklarında büyük göl yoktur. Sâdece buzul göller vardır. Karagöl Dağının 3000 m yükseklikteki krater gölü, 15 km uzağındaki Ulugöl ve Fatsa yakınındaki Gaga Gölüdür.
İklim ve Bitki Örtüsü
İklim: Ordu ilinde tipik Karadeniz iklimi hüküm sürer. Kışlar ılık yazlar ise serin geçer. Sâhilden içeriye indikçe kara iklimi görülür. Canik Dağları kuzeyden gelen soğuk kuzey rüzgârlarına set olur. Bu rüzgarların getirdiği yağmur bulutlarının Ordu içinde yağmura dönmesinde rol oynar. Isı senede en fazla 10 gün O°C’nin altına düşer. Karın yerde kalma müddeti 10 günü geçmez. Senenin 150 günü yağışlı geçer.
Bitki örtüsü: Ordu il toprakları yaz ve kış yemyeşildir. Kıyılarının ılık ve bol yağışlı olması, bitki örtüsünün zengin olmasını temin etmektedir. Kıyı şeridi 1500 m yüksekliğe kadar meyve ağaçları, ormanlar ve fundalıklarla kaplıdır. Ordunun Karadeniz kıyısında Akdeniz bitkilerine rastlanır. Geniş fındık bahçeleri yanında incir, mandalina, portakal ve limon gibi meyvelerle mersin ve defne ağaçları oldukça çoktur.
Ekonomi: İlin ekonomisi büyük ölçüde tarıma dayanır. Faal nüfûsun % 80’i tarım sektöründe çalışır. Son senelerde sanâyi de gelişmiştir.
Tarım: Ordu ilinde ekime müsâit topraklar çok azdır. Fakat iklimi yumuşak ve yağış boldur. Ekilemeyen yamaçlara fındık ağacı dikilir. Ordu’da tarım fındık demektir. Fındık aslında bir orman ağacıdır. İl dâhilinde fındık ağacı sayısı 100 milyona yaklaşmaktadır. Bunlardan ortalama 80.000 ton fındık elde edilir. Fındığın yetiştiği bölgeler; merkez ilçe (Ordu), Fatsa, Ünye, Ulubey ve Perşembe ilçeleridir. Fındıktan sonra yetişen diğer tarım ürünleri mısır, patates, fasulye, soya, buğday ve arpadır. Bunların dışında turunçgiller, çay, lahana ve barbunya da yetişir.
1970’te sâdece bir harman makinası bulunurken 1985’te 7.000’e yaklaşmıştır. Arâzi engebeli olduğu için traktör sayısı azdır. Türkiye’de en çok fındık Ordu’da yetişir. Türkiye’deki fındık ağaçlarının dörtte biri bu ildedir. Ordu’nun tombul fındık cinsi bütün dünyâda meşhurdur. Dışarıya satılarak döviz temin edilir. Fındık, Ordu ilinin her şeyidir. Senelerce önce sâdece sâhil bölgesinde fındık yetişirken bugün yüksek bölgelerde de yetişmeye başlamıştır.
Hayvancılık: Ordu ilindeki yaylalar hayvancılığa elverişlidir. Aybastı, Gölköy, Mesudiye ve Korgan ilçelerinde hayvancılık çok gelişmiştir. En çok koyun ve sığır beslenir. Arıcılık gelişmiştir.
Balıkçılık oldukça ileri durumdadır. En çok avlanan balıklar hamsi, istavrit, kefal, mezgit, kalkan ve barbunyadır. Ayrıca kara sularında bol miktarda palamut, torik, zargana ve uskumru bulunur.
Ormancılık: Ordu ili orman bakımından çok zengindir. İl topraklarının % 41’i ormandır. Ormanlarda lâdin, köknar, kayın, meşe, gürgen, kızılağaç, kestane, kavak, sarıçam ve Akçaağaç bulunur. İl dâhilinde 200 bin hektar orman ve 50 bin hektara yakın fundalık vardır. Senede ortalama 250 bin m3 sanâyi odunu ve 125 bin ster yakacak odunu elde edilir. 122 köy orman içinde ve 145 köy orman bitişiğindedir.
Mâdenler: Ordu ili mâden bakımından zengin sayılmaz. İl dâhilinde kurşunla karışık çinko, bakır, kil ve Aybastı ile Gölköy arasında linyit yatakları vardır.
Sanâyi: Ordu ilinde sanâyi 1970’ten sonra gelişmiştir. On ve daha fazla işçi çalıştıran sanâyi işyeri sayısı 120’yi aşmış olup, bunun 35’i fındığı kabuğundan ayırarak iç fındık hâline getiren fabrikalardır. Fındığı işleyerek, iç ve dış pazarlara süren en modern tesis, Sagra Tesisleridir. Diğer sanâyi kuruluşları lastik ve ayakkabı fabrikası, yem fabrikası, un fabrikaları, balık yağı fabrikası, soya yağı fabrikası, çimento fabrikası, tuğla fabrikaları, kereste fabrikaları, tel çivi fabrikası ve gemi atölyeleridir.
Ulaşım: Ulaşım kara ve deniz yolu ile sağlanır. Ordu, Doğu Karadeniz illerini birbirine bağlayan ve kıyıya paralel olarak uzanan devlet kara yolları üzerindedir. İl dâhilinde 325 km devlet yolu ve 400 km il yolu bulunur.
Ordu’da 78 m boyunda 9 m eninde bir balıkçı barınağı adı verilen “çekek” vardır. Buraya 30 balıkçı teknesi yanaşır. Vapur iskelesine aynı anda iki büyük gemi, 6 büyük ve 10 küçük motor yanaşır. Yük taşımaya müsâit değildir. Ordu ihraç ettiği fındığını Giresun limanı ile sevk eder. Perşembe ve Fatsa ilçelerinde birer motor iskelesi ve birer balıkçı barınağı, Ünye’de sâdece iskele vardır.
Nüfus ve Sosyal Hayat
Nüfus: 1990 nüfus sayımına göre toplam nüfûsu 830.105 olup, 336.820’si il ve ilçe merkezlerinde 493.285’i köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 6001 km2 ve nüfus yoğunluğu 138’dir.
Örf ve Âdetleri: Ordu ve çevresinde eski çağlardan bu yana birçok millet ve kültür hâkim olmuşsa da, 1071 Malazgirt Zaferinden sonra devamlı Türkmen boyları gelerek 12. asırda tamâmen Türkleşmiştir. Çepni Türkmenlerinin kurduğu Hacıemiroğlu Beyliği buraya hâkim olduğunda bölgenin çoğunluğunu Türkmenler teşkil ediyordu. 1877-1878 Türk-Rus Harbinden sonra Kırım ve Kafkasya’dan gelen kalabalık Türk topluluğu da bu bölgeye yerleşti. On ikinci asırdan bu yana Ordu ve çevresinde Türk-İslâm kültürü hâkim olmuştur.
Mahallî kıyâfet: Kadınlar başa çember veya yaşmak örterler. Gövdeye içlik denilen bulûz ve onun üstüne cepken, alta şalvar giyilir. Üzerinde peştemal bulunur. Erkekler başlarına “Kabalak” denilen bir başlık sararlar. Uzun kollu içlik ve üzerine avcı yeleği, bundan sonra da aba giyilir. Pantolonun yerini zıpka, ayakkabının yerini sapuk denilen yarım çizme alır. Abayı belden kemerle sararlar.
Halk oyunları: Halk müziği Karadeniz bölgesi ile İç Anadolu’nun kuzey kısmının özelliğini taşır. Mahallî halk oyunlarının cinsleri; Samak, horon, halay ve Kafkasya oyunlarıdır. Başlıca oyunları ise, horon, dik horon, düz hava, karşılama, mendil oyunu, millî horon, düz hava, karşılama, mendil oyunu, millî horon, boztepe horonu, sarı kız, sürümek, zamak ve kol oyunudur.
Mahallî yemekler: Hamsili pilav, karalahana çorbası, karalahana sarması ve Ünye pilâvı, hamsi tava, hamsi buğulaması, içli hamsi, pancar sarması, mısır çorbası, çerkez tavuğu, tirmit (mantar), yumurtalı sakarca ve yağlıdır.
Eğitim: Okur yazar nisbeti% 75 civarındadır. İlde 28 anaokulu, 1088 ilkokul, 108 ortaokul, 12 meslek ve teknik ortaokul, 19 lise, 23 meslekî ve teknik lise vardır (1993). Yüksek okul olarak sâdece Meslek Yüksek Okulu vardır.
Ordu ili karakucak güreşinde ve çeşitli spor dallarında şampiyonlar yetiştirmiştir.
İlçeleri
Ordu’nun biri merkez olmak üzere on dokuz ilçesi vardır.
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 142.075 olup, 102.107’si ilçe merkezinde, 39.968’i köylerde yaşamaktadır. İlçe toprakları dar kıyı ovası ve hemen ardından yükselen dağlardan meydana gelir. Dağlar kızılağaç, gürgen, meşe, kayın, ladin, köknar ve sarıçam ormanları ile kaplıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri; fındık, mısır, patates, fasulye ve sebzedir. Kıyı kesimlerinde balıkçılık, iç kesimlerde ise hayvancılık yapılır. Sümerbank SoyaFabrikası, un, gıdâ, fındık ürünleri, fındık kırma, orman ürünleri fabrikaları başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi. Boztepe’nin eteğinde ve Kirazlimanı kıyısında kurulmuştur. 1888 yangınından sonra plânlı bir şekilde kurulan Ordu, Karadeniz’in en genç şehridir. Samsun-Giresun sâhil yolu ilçeden geçer. İlçe belediyesi Cumhûriyetten önce kurulmuştur.
Akkuş: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 48.889 olup, 6236’sı ilçe merkezinde, 42.653’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 43 köyü vardır. Yüzölçümü 666 km2 olup, nüfus yoğunluğu 73’tür. İlçe toprakları genelde dağlıktır. Dağlar akarsu vâdileriyle parçalanmıştır. Başlıca akarsuları Karakuş ve Bolaman çaylarıdır. Dağlar zengin ormanlarla kaplıdır.
Ekonomisi ormancılığa dayanır. Tarım sınırlı alanda yapılır. Başlıca tarım ürünleri fındık, ceviz, patates ve mahleptir. Bâzı orman köylerinde arıcılık ve tavukçuluk yapılır. Yaylacılık yöntemiyle hayvancılık da gelişmiştir. Kereste fabrikası başlıca sanâyi kuruluşudur.
İlçe merkezi, Ünye-Niksar karayolu üzerindedir. İl merkezine 145 km mesâfededir. Eski ismi Karakuş idi. 1954’te ilçe olan Akkuş’un belediyesi aynı sene kurulmuştur.
Aybastı: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 32.452 olup, 17.143’ü ilçe merkezinde, 15.309’u köylerde yaşamaktadır. İlçe toprakları dağlık olup, Canik Dağları ile kaplıdır. Dağlarda yüksek yaylalar vardır. Küçük akarsular, vâdilerle dağları parçalamıştır. Akarsu vâdilerinde küçük düzlükler vardır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri patates, buğday, mısır ve fındıktır. Yayla hayvancılığı ilçe ekonomisinde önemli yer tutar. En çok koyun ve sığır beslenir. İlçe topraklarında linyit yatakları vardır.
İlçe merkezi, Canik Dağlarının kuzey eteklerinde, Bolaman Çayının kollarından biri kenarında kurulmuştur. İl merkezine 137 km mesâfededir. 1960’ta ilçe merkezi olan Aybastı’nın belediyesi 1954’te kurulmuştur.
Çamaş: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 15.331 olup 10.430’u ilçe merkezinde, 4901’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 6 köyü vardır. İlçe toprakları genelde dağlıktır. Dağlar akarsu vâdileriyle derin bir şekilde parçalanmış olup, zengin bir ormanla kaplıdır. Başlıca akarsuyu Bolaman Çayı ve kollarıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri fındık, mısır ve soya fasulyesidir. Yüksek kesimlerde hayvancılık yapılır. İlçe merkezi Canik Dağlarının eteklerinde kurulmuştur. Fatsa’ya bağlı bir bucakken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu. Belediyesi 1975’te kurulmuştur.
Çatalpınar: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 17.165 olup 4630’u ilçe merkezinde, 12.535’i köylerde yaşamaktadır. İlçe toprakları genelde dağlıktır. Akarsu vâdilerinde küçük düzlükler vardır. Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri fındık, mısır ve soya fasulyesidir. Yüksek kesimlerde hayvancılık yapılır. Fatsa’ya bağlı belediyelik bir köyken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu. İlçe belediyesi 1973’te kurulmuştur.
Çaybaşı: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 21.721 olup, 6526’sı ilçe merkezinde, 15.195’i köylerde yaşamaktadır. İlçe toprakları genelde dağlıktır. Dağları parçalayan akarsu vâdilerinde küçük düzlükler vardır. Başlıca akarsuyu Cirit Deresidir. Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri fındık ve mısırdır. Yüksek kesimlerde yaylacılık metoduyla daha çok büyük baş hayvan besiciliği yapılır. İlçe merkezi, Canik Dağları eteklerinde, Cirit Deresi kenarında kurulmuştur. Ünye’ye bağlı bir bucakken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu.
Fatsa: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 94.789 olup, 39.467’si ilçe merkezinde, 55.322’si köylerde yaşamaktadır. İlçe toprakları kıyı ovası ve hemen ardından yükselen dağlardan meydana gelir. Dağlar orta yükseklikte olup, Canik Dağlarının uzantılarıdır. Başlıca akarsuyu Bolaman Çayıdır. Bu akarsuyun getirdiği alüvyonlu topraklar, eskiden çok girintili olan koyu doldurarak Fatsa Ovasını meydana getirmiştir.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri fındık, çay, mısır, elma ve armuttur. Hayvancılık ekonomik açıdan ikinci derecede gelir kaynağıdır. Yaylacılık metoduyla ençok sığır ve koyun beslenir. Kıyı kesimlerinde balıkçılık yapılır. Et kombinası ve fındık kırma atölyeleri başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi, deniz kıyısında kurulmuştur. Samsun-Ordu sâhil yolu ilçeden geçer, İl merkezine 56 km mesâfededir. İlçe kıyıya paralel olarak büyümektedir. Belediyesi 1876’da kurulmuştur.
Gölköy: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 53.896 olup, 18.149’u ilçe merkezinde, 35.747’si köylerde yaşamaktadır. İlçe toprakları dağlık olup Canik Dağları tamâmını kaplar. Dağların akarsu vâdileriyle parçalanmış kısımlarında yaylalar vardır. Başlıca akarsuları Bolaman ve Melet çaylarıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri mısır, fındık, armut ve elma olup, ayrıca az miktarda arpa, buğday ve fasulyedir. Hayvancılık ekonomik açıdan önemli gelir kaynağıdır. En çok koyun ve keçi beslenir. Ormancılık gelişmiş olup, başta kereste olmak üzere orman ürünleri ekonomide önemli yer tutar. İlçe topraklarında bakır, kurşun, çinko ve demir yatakları vardır.
İlçe merkezi, Bolaman Çayının kollarından olan bir derenin kenarında kurulmuştur. Ordu-Sivas karayolu 2 km doğusundan geçer. İl merkezine 60 km mesâfededir. 1936’da ilçe olan Gölköy’ün belediyesi aynı sene kurulmuştur.
Gülyalı: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 10.150 olup, 4536’sı ilçe merkezinde, 5614’ü köylerde yaşamaktadır. İlçe toprakları kıyı ovası ve hemen ardından yükselen dağlardan meydana gelir. Başlıca akarsuyu Turnasuyu’dur.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri fındık, mısır, patates, fasulye ve sebzedir. Kıyı kesimlerinde balıkçılık, iç kesimlerde hayvancılık yapılır. İlçe merkezi deniz kıyısında kurulmuştur. Ordu-Giresun sâhil yolu ilçeden geçer. İl merkezine bağlı belediyelik bir köyken 19 Haziran 1987’de 3922 sayılı kânunla ilçe oldu.
Gürgentepe: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 38.405 olup, 17.076’sı ilçe merkezinde, 21.329’u köylerde yaşamaktadır. İlçe toprakları genelde dağlıktır. Akarsu vâdilerinde küçük düzlükler vardır. Başlıca akarsuyu Bolaman Çayıdır.
Ekonomisi, tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri mısır, fındık, armut ve elmadır. Hayvancılık ve ormancılık ekonomik açıdan önemli gelir kaynağıdır. En çok koyun ve keçi beslenir. Fatsa-Sivas karayolu ilçeden geçer. Gölköy’e bağlı belediyelik bir köyken 19 Haziran 1987’de 3922 sayılı kânunla ilçe oldu. Belediyesi 1955’te kurulmuştur.
İkizce: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 28.165 olup 6078’i ilçe merkezinde, 22.087’si köylerde yaşamaktadır. İlçe toprakları dağlıktır. Başlıca akarsuyu Akçay’dır. Ekonomisi tarım ve hayvancılığa bağlıdır. Başlıca tarım ürünleri fındık, mısır ve pirinçtir. Ünye’ye bağlı belediyelik bir köyken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu.
Kabadüz: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 15.689 olup, 4866’sı ilçe merkezinde, 10.823’ü köylerde yaşamaktadır. İlçe toprakları genelde düzdür. Güneyi Canik Dağlarının uzantıları ile kaplıdır. Başlıca akarsuyu Melet Çayıdır. Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri fındık, patates, fasulye ve sebzedir. Yaylacılık metoduyla en çok sığır ve koyun beslenir. İlçe merkezi Melet Çayı kıyısında kurulmuştur. Merkez ilçeye bağlı bucakken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu.
Kabataş: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 21.335 olup, 8669’u ilçe merkezinde, 12.666’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 4 köyü vardır. İlçe toprakları Canik Dağları ile kaplıdır. Akarsu vâdilerinde küçük düzlükler vardır.
Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri mısır ve fındıktır. Yayla hayvancılığı gelişmiştir. En çok koyun ve sığır beslenir. Aybastı ilçesine bağlı belediyelik bir köyken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu.
Korgan: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 36.699 olup, 13.171’i ilçe merkezinde, 23.528’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 15 köyü vardır. Yüzölçümü 206 km2 olup, nüfus yoğunluğu 178’dir. İlçe topraklarını Canik Dağları engebelendirir. Dağlar akarsu vâdileriyle parçalanmıştır. Başlıca akarsuları Elekçi Deresi ve Bolaman Çayıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri patates, mısır ve fındık olup, ayrıca az miktarda elma, armut, buğday, arpa ve fasulye yetiştirilir. Hayvancılık ekonomik açıdan önemli gelir kaynağıdır. En çok koyun ve sığır beslenir. Arıcılık gelişmiştir.
İlçe merkezi Elekçi Çayı vâdisinde kurulmuştur. Küçük ve gelişmiş bir yerleşim merkezidir. İl merkezine 91 km mesâfededir. 1960’ta ilçe olan Korgan’ın belediyesi 1958’de kurulmuştur.
Kumru: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 39.593 olup 10.774’ü ilçe merkezinde, 28.819’u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 30 köyü vardır. Yüzölçümü 344 km2 olup, nüfus yoğunluğu 115’tir. İlçe toprakları dağlıktır. Dağlar Elekçi Deresi ve kolları tarafından derin şekilde parçalanmıştır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri patates, mısır ve fındık olup, az miktarda armut, elma, buğday, arpa, fasulye yetiştirilir. Hayvancılık ve arıcılık ekonomik açıdan önemli gelir kaynağıdır. En çok koyun beslenir. Ormancılık gelişmiştir.
İlçe gelişmemiş küçük bir yerleşim merkezidir. İl merkezine 91 km mesâfededir. Eski adı Karacaali ve Karaçalı idi. 1960’ta ilçe olan Kumru’nun belediyesi aynı sene kurulmuştur.
Mesudiye: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 22.786 olup, 4047’si ilçe merkezinde, 18.739’u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 38, Topçam bucağına bağlı 13, Yeşilce bucağına bağlı 7 köyü vardır. Yüzölçümü 1180 km2 olup, nüfus yoğunluğu 19’dur. İlçe toprakları dağlıktır. Doğusunda Giresun Dağları, batısında Canik Dağları yer alır. Başlıca akarsuyu Melet Çayıdır. Yüzölçümü bakımından en geniş ilçedir.
Ekonomisi tarım ve ormancılığa dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri arpa, buğday ve patates olup, ayrıca az miktarda elma, fındık, armut ve mısır yetiştirilir. Köylerde tavukçuluk, arıcılık, sığır besiciliği, el sanatları konularında özendirici çalışmalar yapılmaktadır.
İlçe merkezi Melet Çayı Vâdisinde kurulmuştur. Ordu-Sivas karayolu 1 km batısından geçmektedir. İl merkezine 113 km mesafededir. Eski ismi Hamidiye’dir. İlin en az nüfuslu ilçesidir. Belediyesi 1855’te kurulmuştur.
Perşembe: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 44.128 olup, 9963’ü ilçe merkezinde, 34.165’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 38 köyü vardır. Yüzölçümü 226 km2 olup, nüfus yoğunluğu 195’tir. Hafif engebeli düzlüklerden meydana gelen ilçe topraklarının büyük kısmı bir yarımada üzerindedir.
Ekonomisi tarım ve balıkçılığa dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri, mısır, fındık patates, elma, armut olup, ayrıca az miktarda soya fasulyesi ve çay yetiştirilir. İç kesimlerdeki yaylalarda küçükbaş hayvan besiciliği yapılır. Balıkçılık ekonomik açıdan önemli gelir kaynağıdır.
İlçe merkezi, Perşembe Koyunda kurulmuştur. Eski adı Vona idi. Samsun-Ordu kıyı yolu ilçeden geçer. İl merkezine 18 km mesâfededir. 1945’te ilçe olan Perşembe’nin belediyesi 1922’de kurulmuştur.
Ulubey: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 37.698 olup 10.116’sı ilçe merkezinde 27.582’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 30 köyü vardır. İlçe topraklarını Canik Dağları engebelendirir. Dağlar kayın, köknar ve ladin ormanları ile kaplıdır. Başlıca akarsuyu Melet Çayıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri mısır, fındık, patates ve fasulye olup, ayrıca az miktarda elma ve armut yetiştirilir. Hayvancılık ve ormancılık ekonomik açıdan önemli gelir kaynağıdır. İlçe merkezi, Ordu-Sivas karayolu üzerinde yer alır. İl merkezine 22 km mesâfededir. Fazla gelişmemiş bir yerleşim merkezidir. 1958’de ilçe olan Ulubey’in belediyesi aynı sene kurulmuştur.
Ünye: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 109.139 olup, 42.836’sı ilçe merkezinde 66.303’ü köylerde yaşamaktadır. İlçe toprakları, orta yükseklikte ve kıyıya doğru alçalan dağlardan meydana gelmiştir. Dağların yüksekliği 1.500 metreyi geçmez. Başlıca akarsuları Akçay, Cudi Deresi ve Ceviz Deresidir. Kıyıları genelde düzdür. Yüksek kesimleri kayın ormanları ile kaplıdır.
Ekonomisi tarım ve sanâyiye dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri mısır, fındık, elma, patates ve armuttur. Hayvancılık ve balıkçılık gelişmiştir. Fındık kırma atölyeleri ve çimento fabrikası başlıca sanâyi kuruluşlarıdır. İlçe topraklarında demir cevheri yatakları vardır.
İlçe merkezi, Taşhâne Burnu üzerinde kurulmuştur. Amasya-Erzincan karayolu Akkuş üzerinden gelerek, Samsun-Ordu sâhil yolu ile ilçe merkezinde birleşir. İl merkezine 77 km mesâfededir. Gelişmiş bir yerleşim merkezidir. Belediyesi 1877’de kurulmuştur.
Târihî Eserler ve Turistik Yerleri
Ordu tabiî güzellikleri, târihî eserleri, güzel kıyıları, içme ve kaplıcaları ile şirin bir ilimizdir.
İbrâhim Paşa Câmii: 1800 senesinde İbrâhim Paşa tarafından yaptırılmıştır. Orta Câmi adıyla da bilinir. Düz çatılı olup mîmârî özelliği bulunmayan yapının orjinal mihrabı Selimiye Camiine taşınmıştır. Minâresi çift şerefelidir.
Hamîdiye Câmii: Kaymakam Cerdanzâde Mir Mehmed Ali Bey tarafından 1891’de yaptırılmıştır. Hükümet Câmii adıyla bilinir. Çifte minârelidir.
Yalı Câmii: Şehrin ilk kuruluş zamânında yapılan câminin yanması üzerine 1894’te Hacı Hasan Efendi tarafından yeniden yapılmıştır. Deniz kıyısında olup Azîziye Câmii olarak da bilinir.
Selimiye Câmii: 1926’da başlanan câmi ancak 1956’da ibâdete açılabilmiştir. Mihrabı Selçuklu bezeme sanatının bir örneğidir.
Eskipazar Harâbeleri: Eskipazar köyünde bulunan bir câmi ve iki hamam harâbeleri Hacı Emiroğulları Beyliğinden kalmıştır. Bölgedeki en eski Türk yapıları olan bu târihî eserler çok yıkık vaziyettedir. Bu köyün eski ismi Bayramlı Kasabasıdır.
Eski Eserler: Hoynat Kalesi; Perşembe ilçesindedir. Eski çağlara âittir. BolamanKalesi: Fatsa yakınındadır. Ünye Kalesi: Ünye’dedir. Tepe üzerindedir. Tepenin altından geçen suyoluna 400 basamak ile inilir. Kurtuluş Kalesi: Perşembe ilçesinde olup, sâdece temel taşları kalmıştır. Çıngırlı Kaya: Fatsa’ya 5 km mesâfede, Görevi Deresindeki tepe üzerindeki kale kalıntısıdır. Kevgürk Kalesi: Akkuş ilçesine 30 km mesâfededir. Ordu Eski Kapalı Cezâevi: Eski bir kilisedir. Bozukkale Harâbeleri: Türklerin fethinden önceki devirlere âit eserlerdir. Yason Harâbeleri: Yason burnundaki harâbeler, büyük bir şehrin kalıntılarıdır. Kız Kulesi: Fatsa’dadır. Manastır ve Şato Harâbeleri: Fatsa’nın Dumlupınar köyündedir. Süleyman Paşa sarayı Harâbeleri: Ünye’dedir.
Mesîre yerleri: Denizle ormanın birleştiği Ordu ilinin her tarafı mesire yeri özelliğindedir. Sâhilleri tabiî plaj özelliğindedir. Başlıca mesîre yerleri şunlardır:
Boztepe: İl merkezinin güneyinde yer alan Boztepe 450 m yüksekliktedir. Tepeden şehir tamâmen görülür. Manzarası çok güzel ve çam ağaçlarıyla kaplıdır.
İnönü Mağaraları: Fatsa ilçesinde yalçın ve dik kayaların eteğindedir.
Cambaşı Yaylası: İl merkezine 61 km uzaklıkta olup denizden 1850 m yükseklikte bir mesîre yeridir. Turistik tesisler vardır. Yaz aylarında çok güzel dinlenme yeridir.
Kaplıca ve içmeler: Ordu, şifâlı su kaynakları bakımından da hayli zengindir. Bir kısmında tesis yoktur. Başlıca kaplıcaları şunlardır.
Sarmaşık Kaplıcası: Fatsa ilçesine bağlı Bolaman köyündedir. Tesisleri vardır. Banyo ile romatizmal hastalıklar, içilmek sûretiyle de mîde, barsak ve böbrek hastalıklarına faydalıdır.
Şıhman İçmesi: Gölköy ilçesine bağlı Şıhman köyü yakınlarındadır. Tesisleri olmayan içme suyu mîde rahatsızlıklarına, idrar yolları ve böbrek hastalıklarına iyi gelir.

Kaynak

Rehber Ansiklopedisi
Niğde Hakkında Bilgiler

NİĞDE
İlin Kimliği
Yüzölçümü   : 6485 km2
Nüfûsu           : 305.861
İlçeleri           : Merkez, Altunhisar, Bor, Çamardı, Çiftlik, Ulukışla.
Türkiye’nin elma bahçesi (ambarı) olarak tanınan ili. Niğde ili, İç Anadolu’nun Orta Kızılırmak bölümünde; Nevşehir, Kayseri, Adana, İçel (Mersin), Konya ve Aksaray illeri arasında yer alır. Trafik numarası51’dir.
İsminin Menşei
Hititler devrinde Niğde bölgesi “Nakita” isimli bir yerleşme merkeziydi. Zayıf bir rivâyete göre de Niğde ismi, ilk çağ isimlerinden “Cadyna”dan gelmektedir. İslâm müelliflerinin eserlerinde ise Niğde için “Nekidâ”, “Nekide” olarak bahsedilir. Bu kelime zamanla “Nikede” şeklinde telaffuz edilmiş, Selçuklular bu şehre “Nigde” (Niğde) ismini koymuşlardır.
Selçuklu Türkleri Niğde’yi feth ettiklerinde burası küçük bir köy idi.
Selçuklular bu köyü imar ederek, Selçuklu devrinin önemli bir askerî merkezi hâline getirdiler. On üçüncü asrın ilk yarısında Türkiye’nin büyük şehirleri arasında yer alan Niğde, bilahare Konya, Kayseri ve Aksaray yanında ikinci dereceye düşerek ihtişamını kaybetti.
Târihi
Niğde ilinin bilinen târihi beş bin sene önceye dayanır. Eski çağlarda Niğde şehrinin bulunduğu yerde yerleşme merkezi yoktu. Hititler zamânında Niğde, “Nahita” isimli bir yerleşme merkeziydi. Hitit Devletinin yıkılışı ile bu bölge, M.Ö. 8. asırda Frikya Devletinin hâkimiyeti altına girdi. Anadolu’da kurulan Frikya ve sonradan Lidya Devleti, yine iç karışıklıklar ve bölünme neticesi yıkılınca bu bölge Perslerin eline geçti.
M.Ö. 4. asırda Makedonya Kralı İskender, Pers Devletini yenerek Anadolu ve İran’ı Makedonya İmparatorluğuna kattı. İskender’in ölümü üzerine bu geniş imparatorluk, komutanları arasında taksim edilince Anadolu, Selevkos Devletinin payına düştü. Niğde ve çevresi bir müddet Selevkosların elinde bulunduktan sonra Kapadokya Krallığının eline geçti. M.S. 1. asırda Kapadokya Krallığını Roma İmparatorluğu ilhak edince, Niğde ve çevresi Roma’nın hâkimiyeti altına girdi. M.S. 395 senesinde Roma İmparatorluğu ikiye bölününce, Niğde ve çevresi Anadolu’nun bir parçası olarak Doğu Roma (Bizans)nın payına düştü.
Mîlâdî 707 senesinde Emevîler devrinde Niğde ve çevresiİslâm orduları tarafından feth edildi ve bölgeye “Tavâna” ismi verildi. Emevîlerin iç isyan, bölücü faaliyetler ve iktidar kavgaları sebebiyle zayıflaması üzerine Bizans, Niğde ve çevresini Müslümanlardan geri aldı.
1071 Malazgirt Zaferinden sonra Anadolu Fâtihi Kutalmışoğlu Süleyman Şah emrindeki Türk ordusu, bütün Anadolu gibi bu bölgeyi de Bizanslılardan alarak fethetti (1076). Sultan İkinci Kılıçarslan burasını yerleşme merkezi hâline getirerek oğlu Melik Arslan Şaha verdi. Bundan sonra gelişmeye başlayan Niğde 13. asrın ilk yarısında Anadolu’nun büyük şehirlerinden biri hâline geldi. Sultan İzzeddin Keykâvus ve kardeşi Sultan Alâaddin Keykubat devrinde bu sultanların emriyle Niğde vâlisi olan Zeyneddin Beşâre, şehri fevkalâde bir şekilde imâr etti. Bu târihlerde Niğde Selçuklu Devletinin önemli bir askerî merkezi (üssü, ser-leşkeri) idi. Zaman zaman Selçuklu Sultanları Niğde’ye gelip bir müddet otururlardı.
1308 senesinde, Selçuklu Devleti yıkılarak ülke, pekçok beyliklere bölündü. İlhanlılar, Anadolu genel vâlileriyle bu bölgelerde hâkimiyetlerini devam ettirmek istediler. İlhanlıların genel vâlisiyken Orta Anadolu’da istiklâlini îlân eden Eretnaoğulları, Niğde ve çevresine de hâkim oldular. Eretnaoğullarının Niğde vâlisi olan Sungur, Niğde’yi geniş ölçüde îmâr etti.
Tancalı Arap Seyyahı İbn-Battûta 1333’te Niğde’yi ziyâret etmiş ve eserinde Niğde’yi büyük bir şehir olarak tasvir etmiştir.
Eretnaoğulları ile Karamanoğulları arasında Niğde ve çevresi ihtilâf konusu oldu. Eretnaoğullarının yerine geçen Kâdı Burhâneddîn ile Karamanoğulları arasında Niğde ve çevresi için çekişme devam etti. Kâdı Burhâneddîn’in vefâtından sonra bölgeye kesin olarak Karamanoğulları hâkim oldular. Karamanoğulları zamânında da (1365-1476) Niğde gelişmeye devam etti. Niğde, 1341-1365 arasında Eretnaoğulları ve 1365-1476 seneleri arasında Karamanoğulları idâresinde kalmıştır.
Sultan Yıldırım Bâyezîd Han, Niğde ve çevresini alıp Karamanoğulları beyliğini ortadan kaldırdı. Yıldırım Bâyezîd’in Tîmûr’a 1402 Ankara Savaşında yenilişinden sonra, Osmanlıların büyük gayretleriyle kurulan Anadolu birliği ortadan kalktı. Birçok Anadolu beyliği gibi Karamanoğulları Beyliği de tekrar kurularak Niğde’yi ele geçirdi.
1419’da Mısır Memlûk Sultanı Müeyyed’in oğlu İbrâhim, Niğde’yi aldıysa da muhafaza edemedi ve Niğde yeniden Karamanoğullarının eline geçti. Niğde ve çevresi, 1470’te Fâtih Sultan Mehmed Hân devrinde kesin olarak Osmanlı Devletine katıldı. Osmanlı Devletini yıkmayı ihtiras derecesinde gâye edinen Akkoyunlular ve Karamanoğulları, ittifak ederek Niğde topraklarına girdiler. Fâtih Sultan Mehmed Hanın oğlu Şehzâde Mustafa tarafından büyük bir yenilgiye uğratılıp, doğuya sürüldüler. Aynı sene İshak Paşa, Niğde’yi Karamanoğullarından geri alarak, Karamanoğulları Beyliğini kesin bir şekilde târihten sildi. Böylece Anadolu, Osmanlı idâresinde Fırat veToroslara kadar birleşti.
Osmanlılar devrinde Niğde, 17. asırda Karaman Beylerbeyliğinin yedi sancağından biri idi. Yirminci asır başlarında ise Niğde, Konya eyâletinin beş sancağından biriydi. Yedi kazâsı vardı.
Osmanlı devrinde Niğde, zaman zaman isyanlara ve çatışmalara sahne oldu, bundan zarar gördü ve göçler başladı. Kayseri ve Konya gelişirken, Niğde iç isyanlarla ikinci derecede bir şehir durumuna düştü. İsyan eden Abaza Mehmed Paşa, Niğde’yi yağma etti. Düşman istilâsı görmemiş bir ilimiz olan Niğde Cumhûriyet devrinde (1923) il merkezi oldu.
1932’de Niğde’den demiryolu geçerek Ankara-Kayseri istikâmetinden gelen hat, Konya ve Adana istikâmetine giden hat üzerinde bir istasyon oldu. Niğde’nin güneyinde Ulukışla’da demiryolu ikiye ayrılmakta biri batıya Ereğli-Karaman-Konya’ya; diğeri de güneydoğuya Adana ve Mersin’e gitmektedir.
Fizikî Yapı
Niğde ili genel olarak bir (bozkır) görünümündedir. İl topraklarının % 29’u dağlardan, % 41’i platolardan ve 30’u ovalardan ibârettir.
Dağları: İl topraklarının güney ve güneydoğu kısımlarını Toros Dağları ve uzantıları kaplar. Güneydeki dağlara “Bolkar Dağları” denir. En yüksek yeri Medetsiz Tepe 3520 metredir. Aladağlar Niğde-Adana il sınırında bulunur. Demirkazık Tepesi 3374 m olup, ilin en yüksek yeridir. Aladağların batısında Pozantı (Kırkpınar) Dağı bulunur. En yüksek yeri 2703 metredir. Melendiz Dağlarının en yüksek yeri olan Hasan Dağı 3253 metredir. Melendiz Dağlarının yamaçları ile güneydoğudaki platolar bitki örtüsü bakımından zengindir. Ayrıca Kırkpınar Dağı (2689 m), Karıncalıdağ (2121 m) yüksek yerlerindendir. Büyük ve Küçük Hasan Dağları volkanik dağlardır.
Ovaları: Niğde ova bakımından zengin sayılır. Misli,Bor ve Melendiz ovalarında tahıl ekimi yapılır.
Akarsuları: İlin en önemli akarsuyu Melendiz Çayı (Uluırmak)’dır. Melendiz Dağlarından çıkarak Aksaray Ovasını sular ve Tuz Gölüne dökülür. Uzandı Deresi, Bor ve Niğde ovalarını sular. (Ecemiş) Görgün Çayı, Seyhan Baraj Gölüne dökülür. Ulukışla (Çaltı) Suyu, Karasu (Niğde) Suyu diğer akarsularıdır.
Gölleri: Kartal Gölü, Öküz Gölü, Uyuz Gölü, Acıgöl ve bâzı küçük çöküntü gölleriyle 3 baraj gölü vardır. Gebre Barajı Gölü; Uzandı Deresi üzerinde kurulmuştur. 350 milyon m3 su biriktirir ve sulamada kullanılır. Gümüşler Baraj Gölü; Gümüşler Deresi üzerinde kurulmuştur. Akkaya Baraj Gölü: Tabakhâne Deresi üzerinde kurulmuştur.
İklim ve Bitki Örtüsü
İklimi: Niğde ilinde sert kara iklimi hüküm sürer. Yazlar sıcak ve kurak, kışları soğuk ve kar yağışlı geçer. Senenin 100 günü 0°C’nin altında seyreder. Senede 15 gün kar yağışlı geçip, ekseriya toprak 30 gün 30 cm karla örtülü kalır. Yazın 30 gün sıcaklık +30°C’nin üstünde geçer. Yıllık yağış ortalaması 350 mm civârındadır.
Bitki örtüsü: İl toprakları genel olarak bozkır görünümündedir. Orman varlığı çok azdır. İl topraklarının % 1,7’sini teşkil eder, fundalıklarla birlikte yüzde 3’e yükselir. İl topraklarının % 50’si ekili-dikili alanlar olup, buğday tarlaları, elma bahçeleri ve üzüm bağlarından; % 37’si çayır ve mer’alardan ibârettir. Geri kalanını ise, ekime müsait olmayan topraklar teşkil eder.
Ekonomi
Niğde ilinin ekonomisi tarıma dayanır. Faal nüfûsun % 70’i tarımla geçinir. Sanâyileşme son senelerde gelişmeye başlamıştır.
Tarım: Niğde ili Anadolu’nun buğday ambarı sayılan 10 il arasında yer alır. Türkiye’de en çok elma bu ilde yetişir. Bunlara ilâveten baklagiller, ayçiçeği, patates, buğday, arpa, çavdar, fasulye, nohut, sarmısak ve şekerpancarı da yetişir.
Sebzecilik önemli değildir. Fakat meyvecilikte ileri durumdadır. Bor, Merkez ilçe, Çamardı ve Kemerhisar’da geniş elma bahçeleri vardır. Misket elması meşhurdur.
Bağcılık da önemli yer tutar. İç Anadolu’da üzüm yetiştirmede en önde gelen illerdendir. Gübreleme, sulama, modern tarım araçlarının kullanılması ve ilâçlama hızla artmaktadır. Her çeşit üründe verim seneden seneye artmaktadır.
Hayvancılık: Küçükbaş hayvancılığı önemlidir. Büyükbaş hayvan sayısı da artmaktadır.
Ormancılık: Niğde ilinde orman varlığı çok azdır. Orman ve fundalıklar il topraklarının % 3’ünü kaplar. En çok rastlanan ağaç türü kayın, meşe, çam, dışbudak ve köknardır. Daha çok Aladağların eteklerinde olan ormanlar 2400 hektar arâziyi kaplar. Senede 4 bin m3 sanâyi odunu ile 5 bin ster yakacak odun elde edilir.
Mâdencilik: Niğde ili mâden bakımından oldukça zengin sayılır. Başlıca mâden rezervleri demir, çinko, kurşun, civa, volfram, bakır, kükürt, gümüş, altın, antimon, kaolin ve alçıtaşıdır. Fakat işletilen mâden yatakları demir, çinko, antimon, kaolin ve alçıtaşıdır. Azot Sanâyi A.Ş. Ulukışla’daki alçıtaşını işletir. Senede yaklaşık 100 bin ton alçıtaşı çıkarılmaktadır.
Sanâyi: Niğde ilinde sanâyi 1980 senesinden sonra ve bilhassa son senelerde gelişmeye başlamıştır. 1964’te 10 kişiden fazla işçi çalıştıran sanâyi işyeri 3 iken, günümüzde bu sayı 50’yi aşmıştır.
Başlıca sanâyi kuruluşları; çimento fabrikası, Bor Şeker Fabrikası, un fabrikaları, peynir-tereyağ fabrikası, Niğde Meyvesuyu ve Gıdâ Sanâyii A.Ş., beton direk fabrikası, biriket-tuğla fabrikaları, Ulukışla Alçıtaşı İşletmesi, otomobil yedek parça (rotbaşı, rotel ve rot çubuğu) îmâl eden fabrika ve Birko Halı Fabrikası.
Ulaşım: Niğde ili İç Anadolu ile Kuzey ve Batı Anadolu’yu güney ve doğuya bağlayan önemli demiryolu ve karayollarının kavşak noktasıdır. Ülkemizin dörtyanı ile ulaşım irtibatı vardır. Demiryolu bakımından, Batı Anadolu’yu doğu ve güney illerimize, Suriye ve Irak’a bağlayan demiryolunun üzerindedir. Konya-Adana demiryolu, Niğde’nin güneyinde Kardeş Gediğinde ikiye ayrılır. Bir kol Adana’ya bir kol Kayseri’ye gider. Ulukışla-Bor-Niğde Kayseri’ye giden demiryolu üzerindedir. Ankara’yı Adana’ya bağlayan E-5 karayolu Ulukışla’dan geçer. Burada ikiye ayrılıp, biri İçel’e diğeri Niğde’ye gider.
Nüfus ve Sosyal Hayat
Nüfus: 1990 nüfus sayımına göre toplam nüfûsu 305.861 olup, 97.286’sı il ve ilçe merkezlerinde, 208.575’i köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 6485 km2 olup, nüfus yoğunluğu 42’dir.
Örf ve âdetleri: Niğde ve çevresi târihin seyri içinde Hitit, Frigler, Persler, İskender İmparatorluğu, Selevkoslar, Roma, Bizans, Müslüman Araplar, tekrar Bizans ve bilâhare Selçuklu, Eretnaoğulları, Karamanoğulları veOsmanlıların hâkimiyeti altında kalmıştır. 1071 Malazgirt Zaferinden sonra bu bölgeye Türklerin yerleşmesiyle diğer kültürler, örf ve âdetler unutulmuş ve Türk-İslâm kültürü hâkim olmuştur. Selçuklu devrinde Niğde askerî üs ve kültür merkezi ve Anadolu’nun sayılı büyük şehirlerinden biri hâline gelmiştir. Osmanlılarda Niğde’ye büyük hizmetler yapılmış ve çok önem verilmişse de iç isyanlar Niğde’nin gelişmesini önlemiştir. Örf ve âdetlerde Selçuklu ve Karaman Türklerinin tesiri büyüktür.
Mahallî kıyâfet: Kadınlar biri günlük ev elbisesi diğeri “kişilik” denen husûsî günlerde giymek üzere bulundurdukları iki türlü elbise giyerler. Başlarına yazma örter, boyunlarına değirme alır, üzerlerine bindallı giyerler. Ayağa ise “kaloş kundura” giyilir.
Erkekler başlarına püsküllü fes giyerlerdi. Gövdeye yakasız mintan ve bunun üzerine cepken giyilirdi. Cepken kolsuzdur. Omuz başları kol gibi uzanır. Göğsü işlemelidir. Şalvarın cep ağızları ve yanları işlemelidir. Çoraplar yünden ve ayağa ise kaloş ayakkabı, yemeni veya  çarık giyilirdi.
Mahallî oyunlar: Niğde ili halk oyunları ve halk türküleri bakımından da çok zengindir. Müzik; yumuşak, içli ve basittir. Niğde’de “Halay”a Alay denir ve en çok tutunan oyundur. Diğer oyunları ise; Çekin Alay Düzülsün. Hop Cilveli, Hop Dündarlı, Develi, Ansam, Hora, Tombili, Ufacık, Menberli ve Kanacaktır.
Mahallî yemekler: Niğde tavası, saç kavurma, tandır ve çanak fasulyesi, mangır çorbası, oğma çorbası, pancar çorbası, erişte pilâvı ve çorbası, tarhana çorbası, kuskus pilavı ve çorbası, üzüm baranası, kabak köftesi, kabak musakkası, ditme, tirit, söğürme, valu söğürme, tatlı havu, ayvan baranası, soğan yahnisi, ekkabağı, yoğurtlu çorba, mumbar dolması, papara, kaygana, aşure, burma tatlısı ve kaşık kayganası.
Eğitim: “Aydınlar İli” ismi verilen Niğde’de okulsuz köy yoktur. Okur-yazar nisbeti % 90’a yakındır. İlde 27 anaokulu, 496 ilkokul, 97 ortaokul, 8 meslekî ve teknik ortaokul, 17 lise, 17 meslekî ve teknik lise vardır. Niğde Üniversitesi Eğitim Fakültesine bağlı Niğde Eğitim Yüksek Okulu ile Niğde Meslek Yüksek Okulu Niğde’dedir.
İlçeleri
Niğde’nin biri merkez olmak üzere altı ilçesi vardır.
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 142.785 olup, 55.035’i ilçe merkezinde, 87.750’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 36, Yeşilgölcük bucağına bağlı 9 köyü vardır. Yüzölçümü 1751 km2 olup, nüfus yoğunluğu 81’dir. İlçe toprakları orta yükseklikteki dalgalı düzlüklerden meydana gelir. Güneydoğusunda Pozantı Dağı, kuzeybatısında Melendiz Dağı yer alır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri elma, fasulye, buğday, arpa, üzüm, patates ve soğandır. Misket elması meşhurdur. Türkiye’nin en iyi cins “Dermason” fasulyesi burada yetişir. İri taneli, yumuşak ve lezzetlidir. Hayvancılık gelişmiştir. En çok koyun beslenir. Hayvancılığa bağlı olarak sepicilik, dokumacılık, keçecilik, kundura yapımı, halıcılık geleneksel el san’atlarıdır. Un, iplik, dokuma ve meyve suyu fabrikaları başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi, Kızılcasu Vâdisinin batısında düzlük bir alanda kurulmuştur. Kayseri’yi Adana’ya ve İçel’e bağlayan kara ve demiryolu ilçeden geçer. İlçe faal bir ticâret merkezidir. Elma bahçeleri ve bağları meşhurdur. Belediyesi cumhûriyetten önce kurulmuştur.
Altunhisar: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 22.732 olup, 4199’u ilçe merkezinde, 18.533’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 5 köyü vardır. Yüzölçümü 581 km2 olup, nüfus yoğunluğu 39’dur. İlçe toprakları orta yükseklikte dalgalı düzlüklerden meydana gelir. Kuzeydoğusunda Melendiz Dağı yer alır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri patates, tahıl, şekerpancarı ve elmadır. İlçe merkezi Melendiz Dağı eteklerinde kurulmuştur. Bor ilçesine bağlı bir bucak merkeziyken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu.
Bor: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 53.133 olup, 24.556’sı ilçe merkezinde, 28.577’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 7, Kemerhisar bucağına bağlı 16 köyü vardır. Yüzölçümü 1354 km2 olup, nüfus yoğunluğu 39’dur. İlçe topraklarının büyük bölümü Obruk Platosunda yer alır. Doğu, kuzey ve güneydoğusu dağlıktır. Doğusu Aladağlar, kuzeyi ise Hasan ve Melendiz dağları ile çevrilidir. Başlıca akarsuyu Küçüköz Deresidir. Bor Ovası, Ereğli Ovasının devamıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri tahıl, nohut, patates, soğan, fasulye ve şekerpancarıdır. Sebze ve meyvecilik yaygın olarak yapılır. Vâdi boylarında meşhur Niğde elması yetiştirilir. Hayvancılık ekonomik açıdan önemli gelir kaynağıdır. Şeker fabrikası, yem ve tuğla-kiremit fabrikaları, dokuma ve metal eşyâ atölyeleri başlıca sanâyi kuruluşlarıdır. Orduya âit bir araç-gereç fabrikası vardır. Köylerde halı ve keçe dokunur.
İlçe merkezi, Melendiz Dağlarının doğusunda yüksek bir tepenin güneydoğu yamaçlarında kurulmuştur. Ulukışla-Niğde-Kayseri demiryolu ilçeden geçer. Niğde’yi Ankara-Adana yoluna bağlayan karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 10 km mesâfededir. Belediyesi 1890’da kurulmuştur.
Çamardı: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 21.432 olup, 5179’u ilçe merkezinde, 16.253’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 20 köyü vardır. Yüzölçümü 1204 km2 olup, nüfus yoğunluğu 18’dir. İlçe toprakları dağlıktır. Orta Torosların uzantısı olan Aladağlar ilçe topraklarının tamâmını kaplar. En yüksek noktası Demirkazık Tepesi olup 3756 metredir. Başlıca akarsuyu Ecemiş Çayıdır. İlçede düzlükler yok denecek kadar azdır.
Ekonomisi hayvancılığa dayanır. Tarım sınırlı ölçüde yapılır. Başlıca tarım ürünleri tahıl ve baklagillerdir. Meyvecilik yaygın olarak yapılır, en çok elma yetiştirilir. İlçe topraklarında demir, çinko, kurşunlu çinko, antimon yatakları vardır. Bu mâdenler özel ve kamu kuruluşları tarafından işletilir.
İlçe merkezi, Demirkazık Tepesinin eteklerinde dar bir vâdide kurulmuştur. İl merkezine 69 km mesâfededir. Denizden yüksekliği 1250 metredir. Halk yazın havası çok güzel olan Üç Kapılı Yaylasına çıkar. Eski ismi Bereketli Mâden’dir. 1948’de ilçe olan Çamardı’nın belediyesi 1927’de kurulmuştur.
Çiftlik: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 36.345 olup, 2772’si ilçe merkezinde, 33.573’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 11 köyü vardır. Yüzölçümü 919 km2 olup, nüfus yoğunluğu 40’tır. İlçe toprakları orta yükseklikteki dalgalı düzlüklerden meydana gelir. Güneyinde Melendiz Dağı, güneybatısında Hasan Dağı yer alır. Başlıca akarsuyu Beyazsu’dur.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri elma, fasulye, buğday, arpa, üzüm ve patatestir. Hayvancılık gelişmiştir. En çok koyun beslenir. Sepicilik, dokumacılık, keçecilik, halıcılık başlıca el sanatlarıdır. İlçe merkezi Beyazsu Deresi kıyısında kurulmuştur. Merkez ilçeye bağlı bucakken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu.
Ulukışla: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 29.434 olup, 5545’i ilçe merkezinde, 23.889’u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 24, Çiftehan bucağına bağlı 12 köyü vardır. Yüzölçümü 1503 km2 olup, nüfus yoğunluğu 20’dir. İlçe toprakları dağlıktır. Güneyinde Bolkar Dağları, yer alır. Başlıca akarsuyu Çiftehan Çayıdır. Dağların yüksek kesimlerinde köknar, kızılçam, sedir ve karaçam ormanları vardır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri, elma, arpa, patates, buğday, üzüm ve şekerpancarıdır. Hayvancılık ekonomik açıdan önemli gelir kaynağıdır. Tuğla ve kiremit fabrikaları başlıca sanâyi kuruluşlarıdır. İlçe topraklarında altın, gümüş, çinko, demir, jips ve kurşun-çinko yatakları vardır.
İlçe merkezi Çiftehan Çayı Vâdisinde kurulmuştur. Eski ismi Şücâeddîn idi. İlçe merkezi karayollarının kavşak noktası yakınındadır. Kayseri’den gelen karayolu Ankara-Adana yolu ile ilçenin 5 km doğusunda birleşir. İl merkezine 62 km mesâfededir. Denizden yüksekliği 1426 metredir. Belediyesi Cumhûriyetten önce kurulmuştur.
Târihî Eserler ve Turistik yerleri
Niğde ili târihî eserleri ve tabiî güzellikleri bakımından zengin iller arasında yer alır. Selçuklu devri Türk eserleri bakımından Konya, Kayseri ve Sivas’tan sonra gelir. Bakımsızlık yüzünden birçoğu yıkılmıştır.
Alâaddin Câmii: Birinci Alâaddin Keykubâd zamânında Niğde Sancakbeyi Zeyneddin Başara tarafından 1233’te yaptırılmıştır. Selçuklu sanatının günümüze kadar en iyi korunmuş eserlerinden olup, mihrap ve minberi çok güzel bir sanat âbidesidir. Niğde’nin en eski câmisi olup Mîmar Sıddık bin Mahmûd ve kardeşi Gâzi yapmıştır. Sarı ve kül renkli kesme taştan yapılan câminin doğu kapısı son derece güzel geometrik motiflerle süslüdür. Câmi süslemeleri bakımından Selçuklu devrinin en kıymetli eserlerinden biridir. Damalı minâresi câmiye ayrı bir güzellik katmaktadır.
Sungur Bey Câmii ve Türbesi: Moğol asıllı Sungur Bey tarafından 1335’te yaptırılmıştır. On sekizinci asırda geçirdiği yangından sonra yeniden yapılmıştır. Mîmârî özelliği ve taş işçiliği şahâne olan câminin süslemeleri çok zengindir. İlk yapıldığında iki minâreliydi. Câminin yanında Sungur Beye âit sekiz köşeli bir türbe vardır.
Paşa Câmii: On beşinci asra âit Osmanlı eseridir. Ali Paşa tarafından yaptırılan câmiyi oğlu Murâd Paşa genişletmiştir. 1909’da tâmir gören câminin yanında türbe ve çeşme vardır.
Şah Mescidi: Sungur Bey Câmii yakınında olup 1413’te yaptırılmıştır. Kare plânlı bir câmidir.
Hanım Câmii: Alâaddin Tepesinin doğusunda olup 1452’de yapılmıştır. Arife Hanım tarafından tâmir ettirildiği için Hanım Câmii olarak bilinir. Karamanoğulları devri eseridir.
Dış Câmii: On altıncı asır Osmanlı eseridir. Tek kubbelidir. İnce işçilikli ve sedef kakmalı minber Sungur Bey Câmiinden getirilmiştir.
Ulu Câmi: Bor ilçesindedir. Karamanoğlu Alâaddin Bey tarafından 1410’da yaptırılmıştır. Câmi dikdörtgen biçimindedir.
Ak Medrese: Karamanoğlu AlâaddinAli Bey tarafından 1409’da yaptırılmıştır. Adını kapısındaki beyaz mermerden alır. Selçuklu mîmârî tarzının çok güzel bir örneğidir. Ali Bey Medresesi de denir. 1936’da restore edildikten sonra arkeoloji müzesi olarak kullanılmaktadır. Geometrik motiflerle süslü giriş kapısı çok güzeldir.
Hüdâvend Hâtun Kümbeti: Moğol İlhanlı vâlisi Sungur Bey zamânında, Dördüncü Kılıç Arslan’ın kızı Hüdâvend Hâtun tarafından 1312 senesinde yaptırılmıştır. Sekizgen plânlı yapı içten kubbe, dıştan piramit çatı ile örtülüdür. Doğusunda bulunan taçkapı yıldız geçmeler ve çeşitli motiflerle süslenmiştir.
Gündoğdu Türbesi: Hüdâvend Hâtun Kümbetinin yanındadır. 1344’te ölen Hakkı Besvap için yaptırılmıştır. Kare plânlı yapı içten kubbe, dıştan piramit çatı ile örtülüdür. Türbenin kapısı geometrik, bitki ve örgü motiflerinden meydana gelen kuşaklarla çevrilidir.
Sungurbey Kütüphânesi: Emîr-ül-ümerâ Seyfeddîn Sungur Ağa tarafından 1335 senesinde yaptırılmıştır. Günümüzde İl Halk Kütüphânesi olarak kullanılmaktadır.
Eski Eserler:
Niğde Kalesi: Selçuklu Sultânı Birinci Alâaddin Keykubat yaptırmıştır. Selçuklu ve Osmanlı devirlerinde onarım gördüğü kitâbe ve motiflerden anlaşılmaktadır. En son Fâtih devrinde İshak Paşanın emriyle tâmir ettirilmiştir. Safevî ve Akkoyunlu tehlikesi sona erince kale tâmir ettirilmemiştir. Bugün kale ve onu çevreleyen üç sıra hâlindeki surlardan pek azı kalmıştır.
Niğde Müzesi: 1976’da yapılmıştır. Antik Çağa âit eserlerle, Selçuk ve Osmanlı devrine âit 12 bin eser sergilenir. Akmedrese de müze olarak kullanılmaktadır.
Tyna Harâbeleri: Bor ilçesinin Kemerhisar bucağı yakınındaki şehir kalıntıları, Hititlere âit ve M.Ö. 2000 yılında önemli bir merkez olan Tuvana şehrine aittir.
Güllüdağ Harâbeleri: Niğde’nin 40 km kuzeyinde Bozköy ve Kömürcü köyleri arasında Güllüdağ’da bir Hitit şehridir. Şehir kalıntıları 3 km2dir ve surlarla çevrilidir. M.Ö. 8. asırda yangın neticesi yıkılmış ve bir daha yapılmamıştır. Savaş ve tapınak kalıntıları vardır.
Kaya Kilise ve Manastırlar: Roma ve Bizans devrinde Ihlara Vâdisinde kayalara oyulmuş kilise ve manastırlar olup, bâzısı bir saatte gezilecek kadar büyüktür.
Su Kemerleri: Kemerhisar-Bahçeli kasabaları arasında Roma devrinden kalma su kemerleridir.
Roma Havuzu: Bahçeli kasabasındadır. Etrâfı mermerle çevrili Roma devrine âit bir havuzdur.
Gümüşler Manastırı: Niğde’ye 8 km mesâfede Gümüşler kasabasındadır. Roma devrinde yapılmıştır.
Demirkazık Tepesi: Çok güzel manzaraları olan bu dağ yaz ve kış ayrı güzelliklere sâhiptir. Kayakevinin bulunduğu bu dağ, kış sporlarına müsâittir. Dağcılık tesisleri ve alabalık üretme çiftliği vardır.
Hasan Dağı: Çok güzel manzaralı bir dağdır. Konik biçimde krater gölü vardır. Kış sporlarına müsâittir.
Köşk: Bor ilçesinin Bahçeli köyü yakınında yeşillik ve sulak bir mesire yeridir.
Keten Çimeni: Suyu bol, manzarası güzel ve yeşil bir yayladır.
Kaplıca ve İçmeler:
İl toprakları şifâlı su kaynakları bakımından zengin bir bölgede yer alır. Başlıca kaplıcaları şunlardır.
Kocapınar Suyu ve Çamuru: İl merkezine 2 km uzaklıkta Niğde-Bor yolu üzerindedir. Suyu mîde, barsak ve romatizmal rahatsızlıklara iyi gelmektedir. Tesisi yoktur.
Kemerhisar İçmesi: Bor ilçesine 10 km mesâfede Kemerhisar köyü yakınındadır. Suyu içme olarak mîde, barsak, karaciğer ve böbrek hastalıklarında faydalıdır.
Çiftehan Kaplıcaları: Ulukışla ilçesine 35 km uzaklıkta Çiftehan köyünde olup, Ankara-Adana kara ve demiryolu üzerindedir. Konaklama tesisleri mevcuttur. Kaplıcanın suyu içme olarak, böbrek ve metabolizma bozukluğundan ileri gelen şişmanlık ve gut hastalığına, banyo ile romatizma, nefrit, nevralji, kadın ve cilt hastalıklarına, eklem kireçlenmesine, bâzı bel fıtıkları ile siyatik ağrılarına, kalça ve eklem kireçlenmelerine iyi gelmektedir.

Kaynak

Rehber Ansiklopedisi
Nevşehir Hakkında Bilgiler

NEVŞEHİR
İlin Kimliği
Yüzölçümü   : 5467 km2
Nüfûsu           : 289.509
İlçeleri           : Merkez, Acıgöl, Avanos, Derinkuyu, Gülşehir, Hacıbektaş, Kozaklı, Ürgüp.
İç Anadolu Bölgesinin Orta Kızılırmak bölümünde kalan bir ilimiz. İl toprakları 38° 12’ ve 39° 20’ kuzey enlemleriyle 34° 11’ ve 35° 06’ doğu boylamları arasında yer alır. Doğudan Kayseri, kuzey ve kuzeybatıdan Kırşehir, güneyden Niğde, batıdan Aksaray, kuzeydoğudan Yozgat illeriyle çevrilidir. Trafik numarası 50’dir.
İsminin menşei
Çok eski çağlardan beri bir köy olmaktan ileriye gidemeyen bu yere Türkler “Muşkara” olarak isim verirlerdi. Bu köyden yetişen sadrâzam ve sultana dâmâd olan İbrâhim Paşa, birçok eser yaptırarak bu köyü genişletmiş ve yeniden inşâ ettirmiştir. “Yeni şehir” mânâsına gelen “Nevşehir” ismini almıştır. “Muşkara” isminden önceki ismi “Nissa” olup, bu isim Hititler tarafından verilmişti.
Târihi
Nevşehir ve civarının yaklaşık beş bin senelik bir târihî geçmişi vardır. Bölgenin ilk sâkinleri Hititler olup, bu bölgeye “Nissa” ismini verdiler. Hititlerden sonra Frigler ve Lidyalılar bölgeye hâkim oldu.
Kapadokya’ya Asurlular “Katputuka” ismini verdiler. M.Ö. 6. asırda Persler bu bölgeyi ele geçirdiler ve M.Ö. 4. asırda Makedonya Kralı Pers (İran) Devletini ortadan kaldırarak Anadolu ve İran’ı Makedonya Krallığına kattı. Makedonya Kralı İskender’in ölümü ve Makedonya İmparatorluğunun dağılışı üzerine bu bölge Kapadokya Krallığının eline geçti. Roma İmparatorluğu Kapadokya Krallığını ilhak edince bu bölge de Roma İmparatorluğunun eline geçti. M.S. 395 yılında Romaİmparatorluğunun bölünmesi üzerine Anadolu’nun diğer bölgeleri gibi Doğu Roma (Bizans)ın payına düştü.
İslâm orduları “Niğde-Aksaray-Kayseri” üçgeni içinde kalan bu bölgeyi 8. asırda fethederek 300 sene hâkim oldular, İslâm Devleti, iç isyan ve bölücü faaliyetlerle zayıflayınca bölge tekrar Bizans’ın eline geçti.
1071 Malazgirt Zaferinden sonra AnadoluFâtihi Kutalmışoğlu Süleyman Şah, bütün Anadolu gibi bu bölgeyi de fethetti. Türkler bu köye “Muşkara” ismini verdiler. Selçuklu Devletinin yıkılışından sonra İlhanlılar 14. asır ortalarında da Eratnaoğulları ve Karamanoğulları bölgeye hakim oldular. On dördüncü asrın sonlarında Nevşehir ve civârı Osmanlı Devletinin hâkimiyeti altına girdi. Bu esnâda “Muşkara” köyü 10-12 hânelik bir yerleşim merkeziydi.
Lâle devrinin sadrâzamı (1718-1730) Nevşehirli Dâmâd İbrahim Paşa “Muşkara” köyünü genişleterek îmâr etti. Yeni kurulan şehre “Yeni şehir” mânâsına gelen “Nevşehir” ismi verildi ve bir kazâ olarak Niğde Sancağına bağlandı.
Cumhûriyet devrinde Niğde iline bağlı iken, 20.7.1954 târihinde 6429 sayılı kânunla il hâline geldi. O günden beri İç Anadolu bölgemizin şirin bir ilidir.
Fizikî Yapı
Nevşehir, İç Anadolu’nun güneydoğu volkanik sahası içerisinde Erciyes Hasandağı ve Melendiz Dağlarından çıkan kül ve lavların birikimiyle meydana gelmiş geniş bir platonun batı yamaçlarında kurulmuştur. Arâzi lavlardan ve volkan tüflerinden meydana gelmiştir.
Nevşehir il topraklarını Kızılırmak Vâdisi ikiye böler. Dağlar daha çok kuzey ve güneyde bulunur. İlin % 20’si ovalardan, % 18’i dağlardan ve % 57’si platolardan meydana gelir. Toprak hafif dalgalı bir yayla ve bozkır hâlindedir.
Dağları: Başlıca dağları Erdaş Dağı (1982 m), Hodul Dağı (1949 m), Kızıldağ (1768 m), Oylu Dağı (1622 m) ve Kemil Dağı (1530 m)dır. Platoların çoğu Kızılırmak Platosu ismiyle anılır. Basamak basamak 1500 metreye kadar yükselir. Genellikle çıplaktır. Yazlar çok sıcak ve kurak geçer.
Ovaları: Kızılırmak Vâdisinin genişlemesiyle ovalar meydana gelmiştir. Ovalar küçük fakat verimlidir. Sanâyi ve yumru bitkileri yetişir. Kızılırmak, Avanos ve Gülşehir bölgesinde genişler. İlin en büyük ovası Derinkuyu Ovasıdır. 20 km uzunluğunda olup en geniş yeri 16 kilometredir. Bu ovanın bir kısmında sulu tarım yapılır.
Akarsuları: İlin en büyük akarsuyu Kızılırmak’tır. Bu ırmak Avanos ilçesinden Nevşehir iline girip il topraklarını ikiye böler. Arapsun (Gülşehir)den sonra il sınırlarını terkeder. Kızılırmak’a karışan birçok dere vardır. Başlıcaları Damsa Çayı ve Acıgöl Deresidir. Bu iki akarsu üzerinde sulama amaçlı küçük barajlar vardır.
İklim ve Bitki Örtüsü
İklimi: Nevşehir ilinde kara iklimi hüküm sürer. Yazlar sıcak ve kurak, kışlar soğuk geçer. Senenin 70 gününde sıcaklık 0 (sıfır) °C’nin altında ve 20 gün +30°C’nin üstünde seyreder. Senelik yağış miktarı ortalama 388-353 mm arasındadır. Kızılırmak vâdisinden uzaklaşıldıkça soğuk artar. Sıcaklık -28°Cile +40°C arasında seyreder.
Bitki örtüsü: Nevşehir ili bitki örtüsü bakımından çok zayıftır. Orman ve fundalıklar yok denecek kadar azdır. Ovalar bozkır (step) görünümündedir. Kızılırmak Vâdisinde söğüt, kavak ve selvi ağaçları ile Oylu Dağında cılız meşeliklere rastlanır. Çayır ve mer’alar % 28 ve ekili-dikili alanlar % 69’dur. Haziran başından îtibâren yeşillik kaybolur, yerini sarı bir örtüye terk eder.
Ekonomi
Nevşehir ilinin ekonomisi geniş ölçüde tarıma dayanır. Faal nüfûsun % 75’i tarım sektöründe çalışır. Sanâyi pek gelişmemiştir. Turizm sektörü son senelerde hızla gelişmektedir. Peribacaları ve kayalara oyulmuş kiliseler. Avrupalı turistlerin gezdikleri yerlerden biridir.
Tarım: Mevsim ve yağış şartları sebebiyle tarım ürünleri fazla çeşitli değildir. Tahıl, yumru ve sanâyi ürünleri başlıca tarım ürünleridir. Patates üretiminde Nevşehir ili Niğde ve İzmir’den sonra üçüncü sırada bulunur. Ayrıca ilde şekerpancarı, buğday, arpa, çavdar, bakla, nohut, fasulye, mercimek yetiştirilir. Sebzecilik gelişmiştir. Fakat meyvecilik bilhassa bağcılık önemli yer tutar. Meyve olarak üzüm, elma, zerdali, armut, kayısı, ceviz, dut, iğde, ayva ve bâdem yetişir.
Hayvancılık: Nevşehir ilinde arâzinin ekime tahsis edilmesi sebebiyle yeterli otlak (çayır ve mer’a) yoktur. Fakat, besi hayvancılığı gelişmekte olup, bunun neticesi sığır miktarı artarken, küçükbaş hayvan sayısı gittikçe azalmaktadır.
Mâdenleri: Nevşehir ili mâden bakımından zengin sayılmaz. İşletilmekte olan mâdenleri azdır. Gülşehir kaya tuzlarından yıllık ortalama 20 bin ton tuz üretilir. İl dahilinde yaklaşık 20 bin ton linyit çıkarılır. İl dâhilinde iki kömür ocağı vardır. Bunlar hâlihazırda işletilmektedir. Hacıbektaş Taşı denilen oniks mermerleri çıkarılır. Süs eşyâsı ve biblolar yapılır. Yurdun her yerinde aranan ve dışarıya ihraç edilen bir mâdendir.
Sanâyi: Nevşehir’de sanâyi yeni gelişmektedir. 10 kişi ve daha fazla işçi çalıştıran sanâyi işyeri sayısı 100 civarındadır. Îmâlat sanâyii daha az gelişmiştir. Başlıca fabrikaları Sümerbank Dokuma Fabrikası, Örgü Örme ve Giyim Sanâyii A.Ş., un fabrikaları, meyvesuyu, pekmez-marmelat, tuğla, kiremit, plastik hortum, yer karoları ve süs eşyâsı fabrika ve îmâlathâneleridir.
Ulaşım: Demiryolu ilin kuzeyinden geçer. Ankara-Kayseri demiryolu hattı Nevşehir’in Kozaklı ve Kanlıca istasyonlarına uğrar. Karayolu bakımından her tarafa bağlanır. Ankara-Kayseri karayolu, ili doğu-batı istikâmetinde kateder.
Nevşehir’den Konya’ya, Niğde-Adana yönüne, Kırşehir-Ankara yönüne giden kaliteli asfalt yollar vardır. İl dâhilinde 232 km devlet yolları ve 274 km il yolları vardır. 10-15 kişilik küçük uçakların inip kalkabileceği Tuzlaköy Havaalanı hizmete girmiştir.
Nüfus ve Sosyal Hayat
Nüfus: 1990 nüfus sayımına göre toplam nüfûsu 289.509 olup, 112.955’i il ve ilçe merkezlerinde, 176.554’ü köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 5467 km2 ve nüfus yoğunluğu 53’tür.
Örf ve âdetleri: Nevşehir ve çevresi beş bin senelik bir târihe sâhiptir. Hititler, Frigler, Persler, Kapadokya, Roma ve Bizanslılar gelip geçmiş ve hattâ Roma ve Bizans devrinde bu bölge (Ürgüp, Ortahisar ve Göreme) Hıristiyanlığın ilk devirlerinde dînî bir merkez olmuş, kayalar oyularak şehir ve kiliseler yapılmıştır.
Selçuklu Türklerinin bu bölgeyi fetihlerinden sonra bütün eski kültürler unutulmuş ve Türk-İslâm kültürü tamâmen hâkim olmuştur. Nevşehir bugün her şeyiyle 900 yıllık bir Türk beldesidir. 1954 senesine kadar Niğde’nin bir kısmı olan Nevşehir’in târih ve kültürü Niğde ile benzerdir. Örf ve âdetlede İç Anadolu’ya âit özellikler bulunur. Evlenme geleneği içinde yer alan düğün eğlenceleri çok renklidir. Özellikle bayrak kaldırma âdeti dikkat çekicidir.
Halk edebiyatı mahsüllerinden masal, hikâye, efsâne, ninni, fıkra vb. konular Nevşehir’in hemen her yerinde canlı olarak yaşamaktadır. Âşıklar bir an’ane hâlinde olmasa bile yer yer mevcuttur.
Nevşehir ve çevresi halk müziği ve halk oyunları bakımından da zengindir. Bölgede çok sayıda göçmen bulunduğundan müzik ve oyun karakteri yer yer farklılıklar gösterir. “Nefes” denilen beste ile okunan ilâhîler mevcuttur. İllerimiz içinde en zengin türkü varlığına sâhiptir.
Nevşehir el sanatları yönünden de zengindir. An’anevî tekniklerle halı, kilim, sicim dokumacılığı hâlen devam etmektedir. El sanatları bakımından en zengin yer Avanos ilçesidir. Avanos’taki çanak çömlek yapımı, sanâyi hâline gelmiş olup, daha çok turizme yönelik yoğun olarak devam etmektedir. Diğer ilçelerde de çömlekçilik yapılmakta ise de Avanos’ta daha fazla gelişmiştir. Seyrânî’nin
Kör de bilir Avanos’un yolunu
Testi bardak kırığından bellidir
mısraları Avanos’taki çömlekçilik husûsunda bilgi vermesi açısından önemlidir.
Nevşehir ve çevresinde Ahîlik-Yârenlik gibi anânevî derneklerin izleri görülmektedir. Nevşehir’de hâlen Akran’a Yâren denilmektedir.
Mahallî Oyunlar: Dayanışmaya dayalı olarak toplu oynanan oyunlara yörede halay ismi verilir. Halay bütünü içerisindeki tespit edilen oyunlar söz ve müzikle bütünleşmiştir. Oyunlar kadın ve erkekler arasında farklı karakteristik özellik gösterirler. Erkek oyunları, davul, zurna ve klarnet eşliğinde oynanır. Oğuzlarda Galeden Galeye Şâhin Uçurdum, Kayalar yarılması, Gersi bağları, Hoşbilezik, Cezâyir gibi türküler söylenir. Oyunun genelinde oynayanlarca türkü ile hareket bağlantılı olarak yürütülür. Ağırlama, Üçayak, Cezâyir, Düzleme, Keblebi, Hoşbilezik, Temurağı, Selamlama başlıca erkek oyunlarıdır. Kadın oyunları kapalı mekanlarda oynanır. Kadın halayı (Türkücü Allılar), Düz oyun, Haşlama, Cimdallı, Kayalar, Alaçalı yılan başlıca kadın oyunlarıdır.
Mahallî Kıyâfetler: Erkekler başlarına püsküllü fes, üstlerine kaytan kumaştan yakasız gömlek, gömlek üzerine siyah renkte cepli, düğmeli kolsuz delme yelek giyerler. Bele çulfa dokuma şal kuşak sararlar. Peyikli dar paçalı, siyah renk şalvar, ayağa ise paça üzerine çekilecek biçimde uzun boğazlı, beyaz renkli motifli çorap, ayakkabı olarak çarık ve yemeni giyerler.
Kadınlar başlarına tepelikli üç sıra penezli fes, fes üstüne pullu kıvrak takarlar. İçlik olarak pamuklu yelek, kollu üç etek, üç etek üstüne kollu veya kolsuz olabilen salta giyerler. Bele çulfa dokuma şal kuşak ve boncuklu kuşak sarılır. Ayrıca geniş peykli, paçası lastikli boğma dimi denilen şalvar, ayaklarına da yünden renkli ve renksiz motifli çorap, ayakkabı olarak kunduradan mestli iskarpin giyerler.
Eğitim: Nevşehir ilinin okur-yazar oranı % 90’ın üzerindedir. Okulsuz köy yoktur. İlde 15 anaokulu, 198 ilkokul, 39 ilköğretim okulu, 13 bağımsız ortaokul, 23 genel ve meslekî liseler bünyesinde ortaokul, 13 genel lise, 17 meslek lisesi, 1 çıraklık eğitim merkezi, 8 halk eğitim merkezi vardır.
İlçeleri
Nevşehir’in biri merkez olmak üzere sekiz ilçesi vardır.
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 86.800 olup, 52.719’u ilçe merkezinde, 34.081’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 17 köyü vardır. İlçe toprakları 900-1350 m yükseklikte platolardan meydana gelir. Başlıca akarsuyu Kızılırmak ve kollarıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri Pancar, patates, tahıl ve baklagillerdir. Sümerbank Pamuklu Sanayi, meyve suyu, marmelat, pekmez, tuğla ve kiremit fabrikaları başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi, Kızılırmak’ın kollarından olan küçük bir çay kenarında kurulmuştur. Denizden yüksekliği 1150 metredir. Eski adı Muşkara’dır. Lâle devrinin meşhur sadrazamı Nevşehirli Dâmât İbrâhim Paşa 25 hânelik bu köyü îmâr etti ve buraya “Nevşehir” ismi verildi. 1954’te il yapılan Nevşehir’in belediyesi Cumhûriyetten önce kurulmuştur. Konya ve Aksaray’ı Kayseri’ye, Kırşehir’i Niğde’ye bağlayan yollar ilçede kesişir.
Acıgöl: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 26.048 olup, 6489’u ilçe merkezinde, 19.559’u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 12 köyü vardır. İlçe toprakları orta yükseklikte platolardan meydana gelir. Güneydoğusunda Erdaş Dağı yer alır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri pancar, patates, baklagiller ve tahıldır. İlçe topraklarında perlit yatakları vardır. İlçe merkezi Aksaray-Nevşehir karayolu üzerinde yer alır. Merkez ilçeye bağlı bucakken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu.
Avanos: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 39.661 olup, 10.010’u ilçe merkezinde, 29.651’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 3, Özkonak bucağına bağlı 10 ve Topraklı bucağına bağlı 5 köyü vardır. Yüzölçümü 1045 km2 olup, nüfus yoğunluğu 38’dir. İlçe toprakları Kızılırmak Platosunda yer alır. Başlıca akarsuları Kızılırmak ve Damsa Çayıdır. Kızılırmak Vâdisi küçük, fakat verimli ovalardan meydana gelir.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri tahıl, şekerpancarı ve ayçiçeğidir. Yamaçlarda ve eğimli topraklarda bağcılık yapılır. Tuğla ve kiremit, dokuma ve un fabrikaları başlıca sanâyi kuruluşlarıdır. Çanak-çömlek yapımı ve halı dokumacılığı yaygındır.
İlçe merkezi, Kızılırmak kıyısında kurulmuştur. Nevşehir’i Kırşehir-Kayseri karayoluna bağlayan yol üzerindedir. İl merkezine 17 km mesâfededir. 1954’te ilçe olan Avanos’un belediyesi 1884’te kurulmuştur.
Derinkuyu: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 20.043 olup, 8580’i ilçe merkezinde, 11.463’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 8 köyü vardır. Yüzölçümü 495 km2 olup, nüfus yoğunluğu 41’dir. İlçe toprakları, kuzey ve doğusu engebeli ve dağlık bunun dışında kalan kısmı düz olan bir arâziden meydana gelmiştir. Doğu ve kuzeydoğusunda Hodul Dağı, kuzeybatısında Erdaş Dağı yer alır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri; tahıl ve patatestir. Hayvancılık küçük çapta yapılır. Toprağın kıraç olması ve derelerin yazın kuruması yüzünden tarım ürünleri çeşitlenmemiştir. İlçe topraklarında perlit yatakları vardır.
İlçe merkezi, Nevşehir-Niğde karayolu kenarında kurulmuştur. İl merkezine 30 km mesâfededir. Eski ismi Melengübü idi. Su kuyularının derinliği sebebiyle 1928’de Derinkuyu ismini aldı. Turizm açısından büyük önem taşıyan ilçenin altında, dünyânın sekizinci hârikası olarak adlandırılan bir yeraltı şehri vardır. 1960’ta ilçe olan Derinkuyu’nun belediyesi 1932’de kurulmuştur.
Gülşehir: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 34.526 olup, 8499’u ilçe merkezinde, 26.027’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 26, Gümüşkent bucağına bağlı 6 köyü vardır. Yüzölçümü 931 km2 olup, nüfus yoğunluğu 37’dir. İlçe toprakları 850-1250 m yüksekliğindeki dalgalı düzlüklerden meydana gelir. Başlıca akarsuyu Kızılırmak olup, bu akarsuyun vâdisinde Gülşehir Ovası yer alır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri; buğday şekerpancarı, arpa, patates, soğandır. Yaygın olarak bağcılık yapılan ilçede kavun, karpuz, yetiştirilir ve seracılık yapılır. Hayvancılık gelişmiş olup, en çok koyun ve sığır beslenir. Un ve tuğla-kiremit fabrikaları başlıca sanâyi kuruluşlarıdır. İlçe topraklarında barit, linyit ve tuz yatakları vardır.
İlçe merkezi, Kızılırmak’ın güney kıyısında kurulmuştur. Ankara-Nevşehir karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 19 km mesâfededir. Eski ismi Arapsun idi. 1954’te ilçe olan Gülşehir’in belediyesi 1877’de kurulmuştur.
Hacıbektaş: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 20.811 olup, 8062’si ilçe merkezinde, 12.749’u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 30 köyü vardır. Yüzölçümü 666 km2 olup, nüfus yoğunluğu 31’dir. İlçe toprakları, ortalama yüksekliği 1200 m civârında olan bir platodan meydana gelir. Toprakları sulayan dereler yazın kurur.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri tahıl, şekerpancarı, üzüm, patates, elma, baklagiller, armut ve sebzedir. Koyun ve keçi besiciliği oldukça gelişmiştir. İlçe topraklarında kaymaktaşı diye de bilinen Hacıbektaş taşı çıkarılır. Bu taş süs eşyâsı yapımında kullanılır.
İlçe merkezi, Ankara-Nevşehir karayolu üzerindedir. İl merkezine 46 km mesâfededir. Büyük veli Hacı Bektaş-ı Velî’nin kabr-i şerîfi buradadır. Eski ismi Sulucakara Höyük idi. 1948’de ilçe olan Hacıbektaş’ın belediyesi 1882’de kurulmuştur.
Kozaklı: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 25.932 olup, 7556’sı ilçe merkezinde, 18.376’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 22, Karahasanlı bucağına bağlı 7 köyü vardır. Yüzölçümü 789 km2 olup, nüfus yoğunluğu 33’tür. İlçe toprakları ortalama 1000 m yükseklikte bir platodan meydana gelir. Başlıca akarsuları Deli Çayı ve Karasu Çayıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, şekerpancarı, üzüm, arpa, baklagiller, çavdar ve patates olup, ayrıca az miktarda soğan, elma ve armut yetiştirilir. Hayvancılık ilçe ekonomisinde önemli yer tutmaz.
İlçe merkezi, Hamam Orta ve Kozaklı köylerinin birleşmesinden meydana gelmiştir. Ankara-Kayseri demiryolu ilçe topraklarından geçer. İl merkezine 90 km mesâfededir. 1954’te ilçe olan Kozaklı’nın belediyesi aynı sene kurulmuştur.
Ürgüp: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 35.688 olup 11.040’ı ilçe merkezinde, 24.648’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 25 köyü vardır. Yüzölçümü 574 km2 olup, nüfus yoğunluğu 62’dir. İlçe topraklarının yarısı dalgalı düzlük, yarısı ise dağlık olan bir arâziden meydana gelir. Dağlık arâzi güneyinde yer alır. Başlıca akarsuyu Damsa Çayıdır. Bu akarsu üzerinde sulama gayeli bir baraj vardır.
Ekonomisi tarım ve turizme dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri patates, üzüm, buğday, soğan, arpa, çavdar elma ve armuttur. El tezgahlarında halıcılık yapılır. Pekmez, marmelat, yerkarosu ve turistik eşyâ yapan fabrika va tölyeler başlıca sanâyi kuruluşlarıdır. Peri bacalarının bir kısmının ilçede bulunmasından dolayı turizm gelişmiştir. İlçe topraklarında süngertaşı yatakları vardır.
İlçe merkezi Damsa Çayı kıyısında kurulmuştur. İl merkezine 18 km mesâfededir. Nevşehir’i İncesu üzerinden Kayseri’ye bağlayan yol ilçeden geçer. Belediyesi 1886’da kurulmuştur. Kayalara oyulmuş kiliseleri meşhurdur. Her sene yüzbinlerce yerli ve yabancı turist bölgeye gelir. Belediyesi 1886’da kurulmuştur.
Târihî Eserler ve Turistik Yerleri
Nevşehir yalnız Türkiye’nin değil dünyânın sayılı turizm merkezlerinden biri olabilecek özelliklere sâhiptir. Peri bacaları ve kayalara oyulmuş kiliseler, yeraltı şehirleri Hacı Bektaş-ı Velî Dergâhı ve birçok târihî eser yabancı ve yerli turistin gezdiği yerlerdir. Bazıları şunlardır:
Nevşehir Kalesi: On ikinci asırda Selçuklular tarafından yapılan kaleyi Dâmâd İbrâhim Paşa tamîr ettirmiştir. İl merkezinin güneybatısında yüksek bir tepe üzerindedir. Yontma taştan yapılan kale iki kapılıdır.
Dâmâd İbrâhim Paşa Külliyesi: On sekizinci asırda Sadrâzam Dâmâd İbrâhim Paşa tarafından yaptırılan külliye; câmi, medrese, kütüphâne, sıbyan mektebi imâret ve hamamdan meydana gelmiştir. Câminin kubbesi kurşun olduğu için Kurşunlu Câmii olarak da bilinir. Câminin mihrabı mermer işçiliğinin çok güzel örneklerindendir. Minberi çok güzeldir. Müezzin mahfilinin altı, altın yaldızla işlemelidir. Medrese 1961’de Vakıflar Genel Müdürlüğünce tâmir ettirilerek Kütüphâne olarak halka açılmıştır. İmâret kısmı 1949’da müzeye çevrilmiştir. Sibyan mektebinde minyatür, arkeolojik ve etnografik eserler sergilenir. Kütüphâne kısmında çok kıymetli 40.300 eser bulunmaktadır. El yazması olan eserler çok değerlidir.
Kara Câmii: Sadrâzam Dâmâd İbrâhim Paşa tarafından 1715’te yaptırılmıştır. Kesme taştan sâde bir yapıdır. Minâresi 19. asırda yaptırılmış olup tek şerefelidir.
Alâaddîn Câmii: Avanos ilçesinde 13. asırda yaptırıldığı tahmin edilmektedir. Tâmir ve eklerle ilk orijinalliğini kaybetmiştir. Minâresi 1950’de ilâve edilmiştir.
Ulu Câmi: Avanos ilçesindedir. Yeraltı Câmii de denir. On sekizinci asır Osmanlı eseridir. Tabanı toprak seviyesinin altındadır. Düz damlıdır.
Karavezir Külliyesi: Gülşehir ilçesinde Karavezir Seyid Mehmed Paşa tarafından 1779’da yaptırılan külliye; câmi, medrese ve çeşmeden meydana gelmektedir. Câmisi Kuşunlu Câmi olarak da bilinir. Medrese 1960’ta tâmir ettirilmiş olup kütüphâne olarak kullanılmaktadır.
Kızılkaya Köyü Câmii: Gülşehir ilçesine bağlı Kızılkaya köyündedir. Kitâbesinden 1293’te yaptırıldığı tahmin edilmektedir. Görmüş olduğu tâmirlere rağmen orijinalliğini kaybetmemiştir.
Taş Câmii: Gülşehir’in Türk köyündedir. On üçüncü asırda yapıldığı tahmin edilen câmi yıkık vaziyettedir.
Hacı Bektaş Velî Dergâhı ve Külliyesi: On dördüncü asırda Hacı Bektaş-ı Velî tarafından yaptırılmıştır. Külliyede; çilehâne, dergah, türbe, mescit ve çeşmeler yer alır. Mescit Sultan İkinci Mahmûd Han tarafından yaptırılmıştır. Dergah 23 kısımdan ibârettir. Her kısmın özel bir ismi vardır. 1) Köşk, 2) Çatalkapı, 3) Değirmen penceresi, 4) Misâfir köşkleri, 5) Çamaşırhâne, 6) Ekmekevi, 7) Anbar, 8) Meydan bahçesi, 9) Misâfirhâne, 10) Meydan, 11) Kiler, 12) Üçler kapısı, 13) Altılar kapısı, 14) Aşevi, 15) Aşevi meydanı, 16) Kiler bahçesi, 17) Yaz meydanı, 18) Hazret avlusu, 19) Kabristan, 20) Balum Sultan Türbesi, 21) Hasbahçe kapısı, 22) Kırklar meydanı, 23) Hasbahçe. Hacı Bektaş-ı Velî’nin türbesi klâsik Selçuklu kümbetleri plânında olup, duvarları ve tavanı sülüs yazı ve çiçek motifleriyle süslüdür. Külliyede on altı çeşme vardır.
Taşhunpaşa Külliyesi: Ürgüp ilçesinin Damse köyündedir. Karamanoğulları zamânında yapılmış olan külliye câmi, sekizgen kümbet, altıgen kümbet ve medreseden meydana gelmektedir. Câminin kitâbesi yoktur. On dördüncü asırda yapıldığı tahmin edilmektedir. Orjinal minber ve mihrabı Ankara Etnoğrafya Müzesindedir. Medrese, câmiye 3 km uzaklıktadır. Araştırmalar, medresenin daha önceleri saray olarak kullanıldığını ortaya koymuştur.
Sarıhan: Ürgüp-Avanos karayolu üzerinde, Avanos’a 5 km uzaklıktadır. Selçuklular devrinde yapıldığı tahmin edilmektedir. Sultan hanlarının klasik plânındadır.
Beylikhanı: Câmi-i Kebir mahallesindedir. 1726’da Dâmâd İbrâhim Paşa yaptırmıştır. Yapıdan günümüze sâdece hayvanlara âit bölümü ulaşabilmiştir.
Eski eserler: Tabiî güzellikleri yanında târihî eserleri de meşhurdur. Bu bölgede Göreme Kaya Kiliselerinin sayısı 365’dir. Erozyon (aşınma) yolu ile meydana gelen peri bacası denilen kayaların içine oyularak yapılmıştır. On ve on üçüncü asırlar arasında Hıristiyan keşişler ve halk burada yaşamışlardır. Duvarları fresklerle dolu olan Tukalı Kilise ile Elmalı,Karanlık Çarıklı, Yılanlı, Saklı, Thedor ve St. Barbara kiliseleri en meşhurlarıdır.
Göreme ve Ürgüp tabiî hâdiselerle meydana gelen külah şeklinde kayalıklardan (peri bacalarından) ibârettir. 5 bin m2lik bir alandadır.
Erciyas ve Hasan dağlarının volkanik tüflerinin göl sularının dibine kat kat yerleşmesi ve gölün kuruması ile meydana getirdiği yumuşak ve kalkerli toprak örtüsü işlenerek Göreme’deki eserler yapılmıştır. Kapadokya için; “Büyüleyici havası ve sessiz vâdileri, insanın nefesini kesecek güzelliği ve kayalara oyulmuş yeraltı şehirleriyle dünyâda nâdir rastlanan bir yer” denmiştir.
Zelve Harabeleri: Göreme’ye 4 km mesâfededir. Çavuşun Kilisesi: Avanos yakınındadır. Duvarlarında çeşitli figürler vardır. Açıksaray: Erozyon etkisiyle tepelerin oyulması ve kapı biçimli oyuklarla bir sarayı andırır. Balkon kiliseleri: Ortahisar’a 7 km mesafededir. Binlerce güvercinin yaşadığı bir patikadan gidilir.
Yeraltı şehirleri: Derinkuyu ilçesi ile Kaymaklı kasabasında bulunan yeraltında kayalara oyulmuş şehir kalıntıları vardır. Derinkuyu’daki yeraltı şehrinin manastırı, soğuk hava tesisi ve akıl hastânesi kalıntıları meşhurdur.
Üçhisar: İl merkezinin 8 km doğusunda kalesiyle dikkati çeken bir dinlenme ve eğlence merkezidir. 40 m yükseklikteki kale, çevrenin ve Göreme Vâdisinin seyredildiği bir yerdir.
Kaymaklı (Eneği): İl merkezinin 20 km güneyinde yer alan yeraltı şehrinin bulunduğu bir beldedir. Düşman saldırıları sırasında korunmak maksadıyla yapılan sığınaklardır. Karışık dehlizlerle 4 kat aşağıya inilir.
Mesîre yerleri
Nevşehir tabiî güzellikler bakımından da zengindir. Mesire yerleri genelde vâdi tabanlarıyla Kızılırmak kıyılarıdır.
Göreme Vâdisi: İl merkezine 14 km mesâfede, Kızılırmak’a güneyden açılan bir vâdidir. Vâdinin yamaçlarında peri bacaları vardır. Üçhisar bucağından bu vâdiyi seyre doyum olmaz. Buradan peri bacaları, güvercinlikler, kaya kiliseler ve civarının manzarası çok güzel görünür.
Kadirah Deresi: İl merkezine 3 km uzaklıkta tabiî güzelliği fevkalâde olan bir mesire ve dinlenme yeridir. Bölgede Nevşehir Çayının bazalt kayalarını yararak açtığı çok sayıda delik ve çağlayanlar vardır.
Üzengi Deresi: İl merkezine 14 km uzaklıkta güzel bir mesire yeridir. Duvar gibi yükselen vâdi yamaçları, meyve bahçeleri ve mâdensuları ile rağbet edilen bir dinlenme yeridir.
Kazankaya: Gülşehir yakınındadır. Türlü biçim ve renkteki kayaların görünüşü çok güzeldir.
Ballıkaya: İl merkezine 5 km uzaklıkta manzarası ile meşhur bir mesîre yeridir.
Kızılırmak kıyıları: Kızılırmak Vâdisi Gülşehir ve Avanos ilçelerinin topraklarında genişleyerek tabii kumsallar ve ağaçlık dinlenme yerleri ortaya çıkarmıştır. İl merkezine yaklaşık 20 km’dir.
İçmeler ve kaplıcalar
İlde çok sayıda içme ve kaplıca vardır. Bunlardan en meşhuru Kozaklı kaplıcalarıdır.
Kozaklı kaplıcaları: Kozaklı ilçesinin güneyinde dere yatağındadır. Konaklama tesisleri mevcuttur. Kaplıca suyu ağrılı hastalıklara ve romatizmaya iyi gelmektedir.
Gümüşkent (Salanda) İçmesi: Gülşehir-Hacıbektaş karayolundan 3 km içeridedir. Tesisi yoktur. Deri hastalıklarına faydalıdır. Yöre halkı tarafından içme olarak faydalanılmaktadır.
Bölgedeki diğer kaplıcalar; Nevşehir İçmesi, Çorak İçmesi, Deliklikaya İçmesi, Kızıltepe Mâdensuyu, Sarıkaya İçmesi, Avanos Ballıca Kaplıcası, Ürgüp Çökek köyü İçmesi ve Ürgüp Üzengiçay İçmesidir. Bu suların içmesi; Karaciğer, barsak, mîde ve safra yolları ile idrar yolu iltihapları ve mesâne taşlarının düşürülmesinde faydalıdır.

Kaynak

Rehber Ansiklopedisi
Muş Hakkında Bilgiler

MUŞ
İlin Kimliği
Yüzölçümü    : 8196 km2
Nüfûsu           : 376.543
İlçeleri           : Merkez, Bulanık, Hasköy, Korkut, Malazgirt, Varto.
Türklere Anadolu’nun kapısını açan Malazgirt Zaferinin kazanıldığı, her tarafı târihî ve tabiî güzelliklerle dolu olan ilimiz. Doğu Anadolu bölgesinin Yukarı Murat,Van bölümünde kalan il toprakları 39°29’ ve 38°29’ kuzey enlemleri ile 41°06’ ve 41°47’ doğu boylamları arasında yer alır. Doğudan Ağrı, kuzeyden Erzurum, batıdan Bingöl, Güneyden Bitlis, güney batıdan Batman ve Diyarbakır illeriyle çevrilidir. Trafik numarası 49’dur.
İsminin Menşei
Su ve nehirlerin bolluğu sebebiyle şehre “bol su” mânâsına gelen “Muşa” denmiştir. Evliyâ Çelebi ise; “Muş kelimesi Farsça “Fâre” demektir. Allahü teâlâ Nemrud’un kavmini cezalandırmak için mağaralardan kedi büyüklüğünde fâre göndermiş, bu fâre sürüleri de Nemrud’un şehirlerini yok etmişti. Bu fârelerin soyunu Makedonya Kralının bilgini Filikos bir ilâçla kurutmuştur. O günden beri Muş bölgesinde fâreye rastlanmaz.” demektedir.
İlk çağlarda bu bölgeye “Taran” veİslâm kaynaklarında “Tarun” denilmektedir. Türkiye’deki her şehrin ismini Türklük öncesine bağlayan Hıristiyan emperyalizmi, Muş şehrini Urartu Kralı Muşet’in M.S. 4. asırda kurduğunu ifâde ederek, bu ismi Muşet’e izâfe ederler. Türkler bu şehri fethettikten sonra ismini“Muş” olarak söylediler.
Târihi
Anadolu’da bilinen târih devrini açan ve yine Anadolu’da ilk defâ siyasî birlik kuran Hititler, Muş bölgesine erişemediler. Sâmi Asurlular bu bölgeye ulaşmışsa da uzun müddet ve tam olarak bu bölgede hâkimiyet kuramadılar.
Hurri-Mitanni Krallığı ve bölgede bulunan Urartu kitabelerinden Urartu Krallığının bu bölgeye hâkim olduğu anlaşılmaktadır. M.Ö. 7. asırdan îtibâren Medler ve bilâhare Persler bölgeyi ele geçirdiler. Babilliler bu bölgeye gelmişlerse de, tamâmen ele geçiremediler. M.Ö. 4. asırda Makedonya Kralı İskender, Anadolu ve İran’ı istila ederek Pers Devletini ortadan kaldırarak bölgeyi Makedonya Krallığına bağladı. İskender’in ölümünden sonra Makedonya Krallığı, bu topraklarda hâkimiyetini devam ettiremedi.
Partlar yeniden İran Devletini kurunca, İran asıllı Ermeni derebeyleri bu bölgeyi Partlar adına idâre ettiler. Bölge, M.S. 1 ve 2. asırda Roma İmparatorluğu ile Partlar arasında; sonra da Partların yerine geçen Sasaniler ile Doğu Roma(Bizans) arasında defâlarca el değiştirdi. Yedinci asır ortalarında hazret-i Osman zamânında İslâm orduları Muş ve çevresini fethettikten sonraki devirlerde İslâm devleti zayıflayınca Ermeni Derebeyleri Bağdat’taki Abbâsî halifelerine tâbi olarak Muş’u idâre ettiler. İslâm Devleti iç karışıklıklar ve bölücü faaliyetlerle zayıflayınca, Bizans; Muş ve Doğu Anadolu’daki birçok şehri ve Malazgirt kalesini de fevkalâde bir şekilde tahkim ettiler.
Selçuklu Hakanı Sultan Tuğrul Bey, Malazgirt Kalesini kuşattıysa da alamadı. Tuğrul Beyin halefi ve yeğeni Sultan Alparslan, Bizans İmparatoru Romanos Diogenes’in emrindeki çok kalabalık Bizans ordusunu Malazgirt sahrasında 26 Ağustos 1071’de yenerek Anadolu’nun kapısını Türklere açtı ve bu zafer Türkler için târihî bir dönüm noktası oldu. Alparslan’ın yeğeni Kutalmışoğlu Süleyman Şah, yedi yıl içinde bütün Anadolu’yu feth etti. 1077’de Türkiye Selçukluları Devletini kurdu.
On ikinci asırda Erman Şahlar ve Artukoğulları gibi Türk Atabeyleri, Selçuklulara tâbi olarak Muş ve civârını idâre ettiler. On ikinci asır sonlarında bir müddet Eyyûbîlerin elinde kalan bölgede Türkiye Selçukluları Devleti Hükümdarı Sultan AlâeddinKeykubâd, Selçuklu hakimiyetini yeniden tesis etti. Devletinin 1243 yılında Kösedağında Türkleşmiş Moğolların kurduğu İlhanlı Devletine yenilmesi üzerine Türkiye Selçukluları Devleti yıkıldı. Bundan sonra sırasıyla İlhanlılar, Celâyirliler ve Tîmûr Han Muş’u zaptederek kendi devletlerine bağladılar. Tîmûr’dan sonra Karakoyunlular ve bilâhare Akkoyunlular Muş’a hâkim oldular.
On altıncı asır başlarında Akkoyunlu Devletini yıkan Şah İsmail Safevî İran’da yeni bir Türk Devleti kurdu ve Muş gibi Doğu Anadolu’daki bazı şehirleri Tebriz’e bağladı.
Şah İsmail’in Anadolu’da Şiîliği yayarak Osmanlı Devletini yıkmak ve Anadolu’yu kendi devletine ilhak için emperyalist bir siyâset tâkibini şehzâdeliği zamânından beri endişeyle tâkip eden Yavuz Sultan Selim Han, 1514 Çaldıran Savaşında Şah İsmâil’i yendi ve Tebriz’e kadar bu bölgeyi Osmanlı Devletine yeniden kattı. Osmanlı devrinde Muş Sancağı, Van Beylerbeyliğinin (eyâletinin) 14 sancağından biri oldu. Malazgirt Sancağı ise, Erzurum Beylerbeyliğinin 12 sancağından biri oldu. Tanzimat’tan sonra Muş sancağı, Bitlis vilâyetinin 4 sancağından biri oldu. 5 kazası vardı.
1901’den îtibâren Rusya’nın yardımı ve İngiltere’nin teşvikiyle Ermeni Taşnak Komitesi, Muş çevresinde Müslüman-Türk köylerini basarak çok büyük katliamlar yaptılar. Osmanlı Devleti bu isyanları şiddetle bastırdı. Birinci Dünyâ Harbinde Rusların teşvik ve yardımı ile yine Ermeniler, Ermeni Devleti kurma hayâliyle büyük katliamlar yaptılar. Müslümanlara âit binâlar, ağaçlar, hattâ mukaddes kitabımız Kur’ân-ı kerîm dahil her türlü dinî eserleri yaktılar. 18 Şubat 1916’da Ruslar, Muş’u işgal etti. 26 Temmuz 1916’da Türkler Muş’u yeniden ele geçirmesine rağmen, takviye alan Rus birlikleri, 9 Ağustos 1916’da yeniden Muş’u işgal ettiler. Böylece 5 ay 6 gün ve 8 ay 23 gün olmak üzere toplam; 1 sene 1 ay 29 gün devam eden işgal esnâsında Ruslar ve Ermeniler çok büyük katliamlar yaptılar. Muş ve çevresini tamâmen tahrip ettiler. Câmi, türbe, medrese, mezarlık ve nice târihî eserleri yakıp yıktılar. Mayıs 1917’de Türk ordusu Muş’u düşman (Rus) işgalinden kurtardı. Ruslar geri çekilirken Ermeniler de Ruslarla berâber geri çekildiler. Cumhûriyet devrinde bütün sancaklara (mutasarrıflıklara) vilâyet (il) denilince Muş da vilâyet merkezi oldu. 1929-1935 arasında Bitlis bu vilâyete bağlandı.
Fizikî Yapı
Muş yüksek ve dağlık bir bölgede bulunur. İl topraklarının % 35’i dağlardan, % 38’i platolar ve % 27’si ovalardan ibârettir. Ovalar 1300-1500 m, platolar ise 1500-1700 m yükseklikte bulunur.
Dağlar: İl topraklarının % 35’ini kaplayan, başlıca dağları şunlardır: Bingöl Dağlarının uzantısı Akdoğan Dağı (2878 m), Şerafettin Dağları (2544 m), Bilican Dağları, Bilicantepe (Ziyarettepe, Vangesan Tepesi (2959 m) ilin en yüksek noktasıdır. Haçres Dağları ve Büyük Kurtik (2648 m)’dir. İl topraklarının % 38’i platolar olup, daha çok Murat Vâdisi ile dağların dorukları arasındaki sırtlarda yer alırlar. Murat Vâdisinden Van Gölüne doğru yükseklik artar. Bu bölge yayla şeklindedir. Kuzey ve kuzeybatı platolarda su çoktur. Buralarda küçükbaş hayvan beslenir. Muş’un bütün yaylaları hayvancılığa elverişlidir.
Ovalar: En genişi Muş Ovasıdır. Iğdır Ovasından sonra doğunun en geniş ovasıdır. Uzunluğu 80, genişliği 25 km’dir. Yüzölçümü 1650 km2’dir. Murat Irmağı çevresinde sulak bir ovadır. Deniz seviyesinden yüksekliği 1250-1400 m’dir. Çok eski devirlerde deniz olan bu bölgede deniz dibi mâdenleri volkanik kayaların kırpıntıları ile birleşerek bereketli bir ova meydana gelmiştir. Elips şeklinde olan ovanın etrafı yüksek dağlarla çevrilidir. Diğer ovalar ise: Bulanık Ovası 525 km2 Liz Ovası 160 km2, Malazgirt Ovası 450 km2 olup, geniş bir bozkır şeklindedir.
Akarsular: İlin en büyük akarsuyu Murâd Irmağıdır. Bu ırmak Fırat Nehrinin en önemli koludur. Murâd Irmağı Ağrı Aladağlardan doğar. Gökşer ve Hınıs sularını alır, Muş Ovasının ortasında 68 km uzunluğundaki Karasu Çayı ile birleşir. Batıya akarak Bingöl sınırları içine girer. Murâd Irmağının Muş il sınırları içindeki uzunluğu 206 km’dir. Murâd Suyu çok yerde göl manzarası arzeder. Karasu da Muş ilinin doğusunda bataklık yapar. Kış aylarında donan bu yerlerin bataklık olmayan yerlerinin buzları çözüldüğünde balık avlanır.
Göller: Tabii gölleri büyük değildir. Bulanık Göl, yüzölçümü 10 km2, en derin yeri 7 m, kışın donar, üzerinde yürünebilir. Yazın suyu fazla eksilmez. Gölün büyük kısmı sazlık ve bataklıklarla kaplıdır. Yaban ördeği sürülerle dolaşır. Avcılık bakımından önemlidir. Seki Gölü (Hamurpet Gölü), yüzölçümü 3 km2dir. Alabalık çoktur.
İklim ve Bitki Örtüsü
İklim: Muş ilinde sert kara iklimi hüküm sürer. Sıcaklık -29°C ile +37°C arasında seyreder. Senenin 120 gününde sıcaklık +30°C’nin üzerinde, 120 gün O°C’nin altında olur. Kışın fazla kar yağar. Senelik yağış miktarı 1000 mm ile 350 mm arasındadır. Kışlar çok soğuk ve uzun, yazlar kısa, sıcak ve kurak geçer.
Bitki örtüsü: İl topraklarının % 53’ü çayır ve mer’alarla, % 11’i orman ve fundalıklarla ve % 33’ü ekili ve dikili alanlarla kaplıdır. Ovalar bozkır (step) görünümündedir. Yaylalar ve platolar uzun müddet karla örtülü kaldığı için yeşilliğini uzun müddet muhâfaza eder. Ormanlarda meşe çoğunluktadır. Tarıma elverişsiz arâzi % 3’tür.
Ekonomi
Muş ekonomisi tarıma dayanır. Sanâyi gelişmemiştir. 10 kişiden fazla işçi çalıştıran sanayi iş yeri sayısı 5’i geçmez. Faal nüfûsun % 85’i tarımla uğraşır. Tarla tarımı hayvancılıktan sonra gelir. “Velikanı” peyniri ve kilimi (geometrik şekilli) meşhurdur.
Tarım: En çok tahıl ekimi yapılır. Ekim alanı az ve iklim şartları elverişsiz olduğundan tarım ürünü çeşidi ve verim azdır. Sebzecilik ve meyvecilik gelişmemiştir. Az miktarda kavun, karpuz, üzüm ve lahana yetişir. Başlıca ürünleri buğday, arpa, mısır, nohut, tütün ve şekerpancarıdır.
Hayvancılık: Muş ili ekonomisinin temeli hayvancılıktır. Besi hayvancılığı henüz başlangıç safhasında olup, mer’a hayvancılığı en geniş olanıdır. Yayla ve platolar hayvancılık için çok müsaittir. İlde sığır, koyun, kılkeçisi ve kümes hayvanları beslenir. Arıcılık gelişmiştir.
Ormancılık: Muş ilinin orman varlığı oldukça azdır. 80 bin hektara yakın ormanlık ve 20 bin hektara yakın fundalık alanı vardır. Bu ormanlardan 50 bin ster yakacak odun elde edilir.
Mâdenler:  Merkez ilçe yakınlarında barit mâdeni çıkarılmakta olup (EMAŞ) tarafından işlenmektedir.
Sanâyi: Muş ilinde sanâyi gelişmemiştir. Son senelerde sanâyi sektörünün gelişmesi için çalışmalar yapılmaktadır. Başlıca sanâyi kuruluşları Muş Süt Fabrikası, barit yataklarından çıkarılan mâdeni işleyen EMAŞ Endüstri Minarelleri A.Ş., Muş Şeker Fabrikası ile yem fabrikası ve meyan kökü çıkarma ve işleme fabrikalarıdır.
Ulaşım: Muş’a 1955’te demiryolunun gelmesi ili, ulaşım ve ekonomik bakımdan güçlendirmiştir. Son senelerde İran ile ticarî münasebetlerin gelişmesi ise Muş, Bitlis ve Van’a büyük faydalar sağlamıştır. Elazığ-Bingöl’den gelen demiryolu Muş’a ulaşır. Demiryolu ile Bitlis, Van ve İran’a bağlanmış olur. Malatya-Elazığ-Bingöl’den gelen karayolu Muş’tan geçerek Bitlis ve Van’a ulaşır. İl dâhilinde 280 km devlet yolu ve 300 km il yolu vardır.
Nüfus ve Sosyal Hayat
Nüfus: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 376.543 olup, 101.154’ü il ve ilçe merkezlerinde, 275.389’u köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 8.196 km2 ve nüfus yoğunluğu 46’dır.
Örf ve âdetler: Muş ilinde eski çağlardan bu yana birçok millet ve medeniyetler gelip geçmiştir. Anadolu’yu Türk vatanı yapan 1071 Malazgirt Zaferinden bu yana Türk-İslâm kültürü bölgeye yerleşmiş ve diğer kültürler unutulmuştur. Mahallî oyunlar: Muş ilinde, Doğu Anadolu’nun folkloru hâkimdir. Halk türküleri içli ve hüzünlüdür. Davul ve zurna ile “Halay” ve “Bar” oynanır. Erkek ve kadın oyunları ayrı olup, erkek ve kadın bir arada oyun oynamazlar. Erkek oyunları üç gruba ayrılır, bunlar kılıçlı, kenetli ve çepkilidir. Başlıca oyunlar ise: Yarha Meyrem, Ha Zırave Zırave, Teşiye Delilo, Ayşake, Cergibes, Koçerli, Ahle Gule Grani, Mendilli Deliloy Deliloy, Çepki ve Avsirmedir. Mahallî kıyâfet: kadınlar kalın kadife ve ipekten yapılan uzun fistan ve entari giyerler. Başta fes şeklinde “kofi” bulunur. Kofinin etrafına altınlar dizilir. Yanları püsküllüdür.
Gövdeye birden fazla fistan giyilir ve en üstteki fistanın önü açıktır. Fistanların rengi umumiyetle kırmızı olur. Ziynet eşyası çok kullanılır. Kışın tiftikten örülen desenli çorap ve çarık veya kundura giyilir. Erkek kıyafeti başta fes, gövdede şal-sepik, belde dokuma kuşak, ayaklara “gark” denilen kundura veya “kaloş potin” giyilir.
Mahallî yemekler: Muş köftesi, hazüt dolması, kırçıklı kalem dolması, teter helvası, kurçık, keşkek, herse, murtoge, cevbelek, helimaşi, jag, gülük, kenger, sepidak, uçkun ve kak’tır.
Eğitim: Muş ili eğitim ve okur-yazar bakımından son sıralarda yer alan bir ildir. Okur-yazar nisbeti yüzde 50’nin altındadır. Okulsuz köy sayısı gittikçe azalmaktadır. İlde 44 anaokulu, 440 ilkokul, 23 Ortaokul, 3 mesleki ve teknik ortaokul, 6 lise, 7 mesleki ve teknik lise vardır (1993).
İlçeleri
Muş’un biri Merkez olmak üzere altı ilçesi vardır.
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 140.953 olup, 44.019’u ilçe merkezinde, 96.934’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 30, Kızılağaç bucağına bağlı 15, Mercimekkale bucağına bağlı 31, Yaygın (Ziyaret) bucağına ağlı 20 köyü vardır. İlçe toprakları genelde düz olup, Muş Ovasında yer alır. Güneyinde Muş Güneyi Dağları ve Karaçavuşdağları, Kuzeybatısını Şerafettin Dağı, Kuzeydoğusunu ise Otluk Dağları engebelendirir. Başlıca akarsuları; Murâd Irmağı ve Karasu’dur.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, şekerpancarı, nohut, arpa ve tütündür. Hayvancılık ekonomik açıdan önemli gelir kaynağıdır. En çok küçükbaş hayvan beslenir. Şeker Fabrikası, Muş Meyan Kökü Sanâyi AŞ. SEK Süt Fabrikası, Yem Fabrikası başlıca sanâyi kuruluşlarıdır. İlçe topraklarındaki barit mâdeni işletilmektedir.
Çavuş Dağının kuzeydoğu eteklerinde yer alan İlçe merkezi, ovaya doğru yayılmıştır. İlçe merkezinden Elazığ-Tatvan demiryolu ve Bingöl-Tatvan karayolu geçer. İlçe belediyesi Cumhûriyetten önce kurulmuştur.
Bulanık: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 78.995 olup, 13.332’si ilçe merkezinde, 65.663’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 22, Esentepe bucağına bağlı 19, Karaağıl bucağına bağlı 21 köyü vardır. Yüzölçümü 1706 km2 olup, nüfus yoğunluğu 46’dır. İlçe toprakları yüksek dağlarla çevrili ovadan meydana gelir. Kuzeybatısında Akdoğan Dağı, güneyindeBilican Dağları, güneybatısında OtlukDağları yer alır. Başlıca akarsuyu Murâd Irmağıdır. İlçe merkezinin güneyinde Haçlı Gölü vardır.
Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri, arpa, buğday ve şeker pancarıdır. Hayvancılık ekonomik açıdan önemli gelir kaynağıdır. En çok koyun ve sığır beslenir. İlçe merkezi Murâd Suyunun kollarından birisinin kenarında Bulanık Ovasında kurulmuştur.
Denizden yüksekliği 1480 metredir. İl merkezine 113 km mesâfededir. Muş-Malazgirt karayolu ilçeden geçer. Belediyesi 1929’da kurulmuştur.
Hasköy: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 23.662 olup, 10.532’si ilçe merkezinde, 13.130’u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 12 köyü vardır. İlçe toprakları genelde düzdür. Güneyinde Muş Güneyi Dağları, orta kesiminde ise Muş Ovasının bir bölümü yer alır.
Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri arpa, buğday ve şekerpancarıdır. Hayvancılık ekonomik açıdan önemli gelir kaynağıdır. En çok koyun ve sığır beslenir. İl merkezi Muş Tohan karayolunun yakınında Muş Ovasında kurulmuştur. Merkez bucağına bağlı belediyelik bir köy iken 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu.
Korkut: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 27.441 olup, 3212’si ilçe merkezinde, 24.229’u köylerde yaşamaktadır. Merkez’e bağlı 37 köyü vardır. İlçe toprakları Muş Ovasında yer alır. KuzeyiniOtluk Dağları engebelendirir. Başlıca akarsuyu Murâd Irmağıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa ve şekerpancarıdır. En çok koyun ve sığır beslenir. İlçe merkezi Muş-Bulanık karayolu üzerinde yer alır. Merkez ilçeye bağlı bucakken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu.
Malazgirt: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 62.851 olup, 19.079’u ilçe merkezinde, 43.772’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 17, Karakaçan bucağına bağlı 14, Nurettin bucağına bağlı 14, Aktuzla bucağına bağlı 22 köyü vardır. Yüzölçümü 1534 km2 olup, nüfus yoğunluğu 41’dir. İlçe topraklarının büyük bölümü 1500 m yükseklikte düzlüklerden meydana gelir. Doğusunda Top, güney ve güneydoğusunda Süphan Dağı yer alır. Murâd Suyu ve kolları ilçe topraklarını sular. Murâd Irmağı Vâdisindeki düzlükler Malazgirt Ovası olarak isimlendirilir.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, şekerpancarı ve baklagiller olup, ayrıca az miktarda ayçiçeği, elma, armut yetiştirilir. Yaylacılık metoduyla yapılan hayvancılık ekonomik açıdan önemli gelir kaynağıdır. Evlerdeki tezgahlarda halı ve kilim dokumacılığı yapılır.
İlçe merkezi Malazgirt Ovasında yer alır.İl merkezine 135 km mesâfededir. Türk târihinin en büyük zaferlerinden birinin kazanıldığı Malazgirt Ovasında bulunan ilçenin, Türk târihinde önemli bir yeri vardır. Belediyesi 1929’da kurulmuştur.
Varto: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 42.641 olup, 10.980’i ilçe merkezinde, 31.661’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 47, Çaylar bucağına bağlı 21 ve Karaköy bucağına bağlı 18 köyü vardır. Yüzölçümü 1418 km2 olup, nüfus yoğunluğu 30’dur. İlçe toprakları genelde dağlıktır. Kuzeyinde Bingöl Dağları, doğusunda Akdoğan Dağı, güneyinde Otluk Dağları, güneybatısında Şerafettin Dağı yer alır. Dağlarda gür çayırlarla kaplı yaylalar vardır. Dağlardan kaynaklanan suları Murâd Irmağı toplar. Akdoğan Gölü veSeki Gölü ilçe sınırları içindedir.
Ekonomisi hayvancılığa dayanır. En çok küçükbaş hayvan beslenir. Tarıma müsâit alanlar azdır. Başlıca tarım ürünü buğdaydır. Evlerde kilim dokumacılığı yapılır. İlçe merkezi Bingöl Dağları eteklerinde kurulmuştur. İlçe toprakları Türkiye’nin en etkili zelzele bölgesindedir. Son Varto zelzelesinden sonra yeniden inşâ edilen ilçe gelişmemiştir. Muş’u, Hınıs üzerinden Erzurum’a bağlayan karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 56 km mesâfededir.
Târihî Eserler ve Turistik Yerleri:
Muş ili tabiî güzellikler ve târihî eserler bakımından zengin sayılır. Fakat ulaşım zorluğu, mevsim şartları, modern konaklama tesislerinin yokluğu yüzünden turizm sektörü gelişmemiştir. Kış sporlarına çok müsâittir. Târihî eserlerin birçoğu Rus işgâli sırasındaErmeni ve Ruslar tarafından yakılıp yıkılmıştır.
Ulu Câmi: On dördüncü asırda yapıldığı tahmin edilmektedir. Ruslar, bu câmiyi tahrip etmişlerdir. Yapılan tâmirler yüzünden ilk hâlinin orijinalliğini kaybetmiştir. Minâresi 1968’de yapılmıştır.
Alâaddîn Câmii: On sekizinci asırda Muş Vâlisi Alâaddîn Bey tarafından yaptırılmıştır. Câmi, medrese ve aşhâneden meydana gelen külliyeden sâdece câmi günümüze kadar gelmiştir.
Hacı Şeref Câmii: Çok yıkık olan Aslanlı Hanın içindedir. On yedinci asırda yaptırıldığı tahmin edilmektedir. Minâresi renkli taşlarla süslüdür. Gördüğü tâmirler yüzünden orijinalliğini kaybetmiştir.
Muş Kalesi: Altıncı asırdan kalma bu kale pekçok tâmir görmüşse de bugün yıkıntı hâlindedir.
Murâd Irmağı Köprüsü: Ne zaman ve kimin tarafından yaptırıldığı belli değildir. Muş-Varto yolundadır. 143 m uzunluğundaki köprü on iki gözlüdür. Çeşitli zamanlarda tâmir görmüştür.
Malazgirt Sahrası: Malazgirt ilçesinin kuzeyinde Anadolu’yu Türklere açan 1071 Malazgirt Zaferinin kazanıldığı yerdir. 1990’da buraya bir anıt dikilmiştir. Her sene 26 Ağustosta burada törenler yapılır.
Mesire yerleri:
Muş tabiî güzellikleri bakımından zengin sayılabilir. Bâzı mesire yerleri şunlardır:
Kale Tepe: Târihî Muş Kalesinde yemyeşil bir alandır. Buradan Muş Ovası seyredilir. Suyu boldur.
Kızıl Ziyâret Tepe: İl merkezinin güneyinde yer alan bir düzlüktür. Havası, suyu ve manzarası meşhurdur. Mesire yeri, adını bir efsâneden almaktadır.
Bulanık Gölü: Liz Ovasının güneyinde bulunan bulanık Gölünün çevresi tabiî güzelliklerle doludur. Balığı boldur.
İçme ve kaplıcalar:
İlde tesisleri bulunmayan bâzı su kaynakları vardır.
Barikon Kaplıcası: Varto ilçesine 27 km uzaklıkta Kaynarca köyündedir. Kaplıcanın suları içme ile mîde, barsak, karaciğer ve safra kesesi ile metabolizma hastalıklarına, banyo ile romatizma, nevralji gibi kronik bronşitlere faydalı olur.
Tedâvi ve konaklama tesisleri yetersiz olan kaplıcaları ise Bulanık Şar Gölü Mâdensuyu, Malazgirt Karahasan Mâdensuyu,Varto Derik Mâdensuyu, Varto Kayalıdere Mâdensuyu, Varto SafiyanMâdensuyu, Varto Yukarı Alagöz Kaplıcasıdır.

Kaynak

Rehber Ansiklopedisi
Malatya Hakkında Bilgiler

MALATYA
İlin Kimliği
Yüzölçümü    : 12.313 km2
Nüfûsu           : 702.055
İlçeleri          : Merkez, Akçadağ, Arapgir, Arguvan, Battalgâzi, Dârende, Doğanşehir, Doğanyol, Hekimhan, Kale, Kuluncak, Pötürge, Yazıhan, Yeşilyurt.
Doğu Anadolu’nun Yukarı Fırat bölümünde yer alan bir ilimiz 37° 54’ ve 39° 03’ kuzey enlemleri ile 38° 45’ ve 39° 08’ doğu boylamları arasında yer alır. Doğudan Elazığ; kuzeyden Erzincan ve Sivas; batıdan Kahramanmaraş; güneyden Adıyaman; güneydoğudan Diyarbakır illeri ile çevrilidir. Türkiye’nin en güzel kayısılarının yetiştiği, kayısı bahçesi olarak tanınan şirin bir ildir. Trafik numarası 44’tür.
İsminin Menşei
Üç bin sene önce Hititler Malatya şehrini kurduklarında buraya “Meyve Bahçesi”, “Bal” mânâsına gelen “Maldiya” ismini vermişlerdir. Asurlular bu şehre “Milidia” Romalılar ise “Melita” ve “Melitene” demişlerdir. Müslüman Araplar “Malatiye” ismi ile anmışlardır. Türkler Malatya’yı fethedince bu şehre bugünkü ismi olan “Malatya” demişlerdir.
Târihi
Malatya’nın târihi Hititlere dayanır. Merkez ilçenin 4 km yakınında Aslantepe Höyüğü’nde M.Ö. 8. asra âit Hitit Sarayı çıkmıştır. Hititlerden sonra bu bölgeye Hitit asıllı Kargamış Krallığı, Mitanniler, Hurriler, Sami Babilleri, Asurlular, Medler ve M.Ö. 6. asırda Persler hâkim oldular.
Makedonya Kralı İskender’in M.Ö. 4. asırda Pers İmparatorluğuna son vermesi ve İran’ı istilâsı üzerine bu bölge de Makedonya Krallığının kontroluna geçti. İskender’in ölümü ile İmparatorluk parçalandı ve bölge, Asya (Selevkoslar) devletinin payına düştü. Daha sonra Kammagene Krallığı, Pontus krallığı, Patlar ve Sasanilerin işgaline uğradı. Daha sonra Romalılar hâkim oldu.
Roma İmparatoru Canstance surları yaptırdı. M.S. 395’te Roma İmparatorluğu ikiye bölününce Malatya, Doğu Roma (Bizans)’nın payına düştü. Bizanslılar Malatya’yı eyalet merkezi yaptılar ve 532’de İmparator Justinianus surları tâmir ettirdi. Sâsânî Şehinşahı Birinci Hüsrev şehri yakıp yıkınca, şehir yeniden inşa edildi. Habib İbn-i Mesleme komutasındaki İslâm orduları Malatya’yı fethetti ve Malatya 655-712 ve 735-757 arasında 79 sene İslâm Devletinin sınır şehri oldu. İslâm Devletindeki iç savaşlar ve bölücü faaliyetleri fırsat bilen Bizanslılar, Malatya’yı işgal ettiler. 1071 Malazgirt Savaşından sonra 1085’te Selçuklular, Malatya’yı fethettiler. Selçuklulara bağlı Danişmendoğullarının 1135-1175 seneleri arasında 40 sene başkenti oldu. 1175’te Malatya Türkiye Selçukluları Devletine (Konya’ya) bağlandı.
Selçuklulardan sonra Malatya, İlhanlılara ve daha sonra Mısır-Suriye Türk- Memlûk İmparatorluğuna geçti. 1398’de Yıldırım Bâyezid Han, Malatya’yı Memlûklardan almışsa da, birkaç sene sonra geri verdi. Dulkadiroğulları bir ara Malatya’ya hâkim oldular. 1401’de Timur, Malatya’ya geldi. 1516 senesinde Yavuz Sultan Selim Han, Memlûk Devletine son verince, Malatya, kesin olarak Osmanlı Devletine katıldı.
Osmanlı devrinde Malatya, merkezi Maraş olan Dulkadir Beylerbeyliğinin (eyâletinin) beş sancağından (vilâyetinden) biri oldu.
On sekizinci asır ortalarında iç ayaklanmalar sebebiyle Kahramanmaraş’tan ayrılarak Diyarbakır eyâletine bağlandı. Tanzimata kadar sönük bir devre geçirdi. Tanzimattan sonra Mâmûretü’l-aziz eyâletinin (vilâyetinin) üç sancağından (vilâyetinden) birinin merkezi oldu. 5 kazâsı vardı. Birinci Dünyâ Harbi başında, İç Anadolu’nun merkez şehirlerinin büyüklerinden biri hâline geldi ve Cumhûriyet devrinde il oldu.
1931’de demiryolunun Malatya’ya varması ve 1937’de şehrin demiryolu ile Sivas’a bağlanması kalkınmasını temin etti.
Fizikî Yapı
Malatya il topraklarının % 45’i dağlardan % 42’si plato ve yaylalardan ve % 13’ü ovalardan ibârettir.
Dağları: Malatya’nın güneyinde yüksek dağlar birbirine yakın sıralar hâlinde uzanır ve bu dağlar Güneydoğu Torosların başlangıcıdır. Malatya Dağları da denir. Malatya Dağlarındaki başlıca tepeler şunlardır: Karakaya Tepe (2424 m), Şillon Tepe (2525 m), Gavrik Tepe (2306 m), Kelle Tepe (2150 m).
Güneydoğu Toroslarının kolları Adıyaman, Kâhta ve Malatya Ovasının arasını doldurur. En yüksek yeri Nurhak Dağlarıdır. Nurhak Dağının doruğu (3080 m) Maraş sınırları içinde kalır. Malatya’nın kuzeyini Yama Dağının en yüksek tepeleri Doyuran Tepe (2425 m), Hasbek Tepe (2310 m) ve Göl Dağı (2402 m) kaplar.
Malatya Toroslarının güney, kuzey ve batı yamaçlarında yan yana dizilmiş platolara “Güney Platolar” denir. Suyu ve çayırı boldur. Başlıcaları Küçük Kuruca ve Büyük Kuruca’dır.
Yama Dağı eteklerinde sıralanan platolara “Kuzay Platolar” denir. Yüksekliği 1500 m’dir. Hayvancılığa müsaittir.
Ovaları: Malatya Ovası: Kuzey ve güneydeki dağ sıraları arasında Doğu Anadolu’nun en geniş düzlüğüdür. Ortalama yüksekliği 900 m, yüzölçümü 830 km2dir. Tohma, Sultan Suyu ve Fırat arasında kalan geniş alanı kaplar. Üçgeni andırır.
Doğanşehir Ovası: Sürgü Ovası, İzoli Ovaları, Mığdı Düzü, Yazıhan Düzü, Tokma Suyunun kuzeyindedir. Arguvan, Diştrik, Çapıtlı, Mandara, Tafta, Akçadağ, Erhaç, Arga Yazısı, Ören Yazısı başlıca düzlükleridir.
Akarsuları: Malatya Ovasını sulayan bütün akarsular Fırat’ın kollarını meydana getirir. Çok geniş bir su toplama alanı olan Fırat, Elazığ ile sınırı çizer. Başlıca akarsuları Tohma Suyu, Arapkir Çayı, Derme Suyu, Hatun Suyu, Dilek Suyu, Kuru Çay, Horata Çayı, Orduzu Suyu, Sürgü Suyu, Sultan Suyu ve Dipsiz Çaydır. Tohma Suyu: Malatya’nın en büyük akarsuyudur. Yaz kış suyu boldur.
Göller: Malatya’da önemli tabiî göl yoktur. Tohma suyu ile Sürgü Suyu üzerinde kurulu iki küçük baraj gölü vardır. Sulamada kullanılır. Karakaya Barajının % 59’u Malatya sınırları içinde ve 65 köy baraj gölü altında kalmıştır.
İklim ve Bitki Örtüsü
İklim: Bu bölgede sert kara iklimi hüküm sürer. Kışlar soğuk ve uzun, yazlar sıcak ve kurak geçer. Sıcaklık -25, 1°C ile +41,8°C arasında seyreder. Üç ay 30°C’nin üstünde ve 2,5 ay 0°C’nin altındadır. Senelik yağış ortalaması 383 mm’dir. Senenin bir ayı karla örtülüdür.
Bitki örtüsü: Malatya il topraklarının % 54’ü çayır ve mer’alarla, % 31’i ekili ve dikili arâzi ile kaplıdır. Ormanı azdır. Ormanlık alanı % 10’dur. Geniş Malatya Ovası, bozkır görünümündedir. Akarsu çevreleri orman gibi uzayan kayısı (meyve) bahçeleri ile kaplıdır. Burada dünyânın en nefis kayısıları yetişir. Malatya Toroslarında en çok meşe, vâdi yamaçlarında ardıç ağaçlarına rastlanır. Platolar çayır bakımından zengindir.
Ekonomi
Malatya ilinin ekonomisi tarıma ve tarıma dayalı sanâyiye dayanır. Faal nüfûsun % 70’i tarım, hayvancılık, balıkçılık, ormancılık ve avcılıkla uğraşır. Senelik gayri sâfî hâsılanın (hâsılatın) (brüt gelirin) % 35’i tarımdan ve % 20’si sanâyiden, % 12’si devlet hizmetlerinden sağlanır.
Tarım: Malatya ilinde tahıl üretimi ön sırada yer alır. Başlıca tarım ürünleri; buğday, arpa, nohut, fasulye, tütün, şekerpancarı ve patatestir. Malatya ilinde meyvecilik çok önemlidir. Başta kayısı olmak üzere elma, kiraz, armut, dut, ceviz ağaçları orman gibi yer kaplar. Turunçgiller dışında her meyve yetişir. Kayısısı dünyâca tanınır. Kayısı ağacı sayısı 4 milyon civârındadır. Türkiye’de yetişen kayısının % 40’ı Malatya’da yetişir. Üretilen kayısının % 95’i ihraç edilir. İri tâneli Napolyon kirazı da meşhurdur. Ayrıca kavun ve karpuz ile domates, patlıcan ve tâze fasulye yetişir. Sulanan arâzi artmaktadır.
Hayvancılık: Hayvancılık bitki tarımından sonra gelir. Plato ve yaylalarda zengin çayırlar ve bol su vardır. Hayvancılığa müsaittir. Koyun, kıl keçisi ve sığır beslenir. Beyaz Oğul Balı meşhurdur.
Ormancılık: Malatya ili orman bakımından fakirdir. İl topraklarının % 10’u ormanlık olup, 23 bin hektar orman ve 112 bin hektar fundalık alandan ibârettir. Ormanların % 30’u bozuk koru ve bozuk bataklıktır. Senede 80 bin ster (0,750 m3) yakacak odunu elde edilir. Ormanlar Merkez ilçe, Pötürge ve Doğanşehir’de sıktır.
Mâdencilik: Malatya ili mâden bakımından zengin sayılır. Demir, krom, bakır, amyant ve kurşun mâdenleri işletilir. Senede 500 bin ton olarak çıkarılan demir Karabük ve Ereğli demir çelik fabrikalarına gönderilir.
Sanâyi: Malatya ilinde sanâyi sektörü bilhassa 1970’ten sonra hızla gelişmektedir. Büyük bir organize sanâyi bölgesi kurulmuştur. 10 kişiden fazla işçi çalıştıran iş yeri sayısı 50’dir. Başlıca sanâyi kuruluşları şunlardır:
Sümerbank Malatya Pamuklu Sanâyii Müessesesi, Tekel Sigara Fabrikası, Şeker Fabrikası, Transfarmatör Malzemeleri Fabrikası, 7 un fabrikası, çok sayıda kayısı kurutma ve işletme tesisleri, et kombinası, süt fabrikası, yem fabrikası, meşrubat fabrikaları, İpaş İplik Fabrikası, Yifaş Yeşilyurt İmalât Sanâyi A.Ş., tuğla fabrikası, çimento fabrikası, takım transformatörleri üreten fabrika (Maksan), Kâğıtsan Kâğıt Fabrikası ve mobilya fabrikası (Mormaş), boya, tutkal, plâstik ve ilâç sanâyi fabrikaları, Vagon Fabrikası.
Ulaşım: Malatya kara ve demiryolunda bir kavşak noktasıdır. Karayolu ile doğuda Elazığ, Diyarbakır, Muş, Bitlis ve Van’a; güneybatıda Maraş ve Hatay’a; batıda Kayseri ve Ankara’ya bağlanır.
Yollar kaliteli değildir. Yolsuz köy yoktur. Demiryolu ağı ile Malatya- Sivas, Samsun ile Karadeniz’e; Kayseri vasıtasıyla Ankara’ya; Malatya- Maraş-İslâhiye ile Adana ve Suriye’ye ulaşır. Malatya’da bir havaalanı olup Malatya-Ankara ve Malatya-İstanbul arasında hergün karşılıklı seferler yapılır.
Nüfus ve Sosyal Hayat
Nüfus: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 702.055 olup, 379.188’i il merkezi ve ilçelerde, 322.867’si köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 12.313 km2 olup, nüfus yoğunluğu 55’tir.
Örf ve âdetleri: Eski bir yerleşim merkezi olan Malatya’da Hititlerden bu yana birçok millet ve kültürler gelip geçmiştir. Yedinci asır ortalarında İslâm kültürü yerleşmeye başlamış ve 12. asırda Türklerin bu bölgeyi fethetmeleri ile Türk-İslâm kültürü yerleşmiştir. Diğer kültürler unutulmuştur. Malatya geleneklerini koruyan ve devam ettiren illerimizden biridir.
Halk edebiyatı: Malatya halk edebiyatı bakımından zengindir. Pekçok halk şâiri yetişmiştir. Başlıcaları Derviş Mehmed, Âşıkî Ahmed, Kusurî, Remzi, Biçâre, Şah Sultan, Âşık Ali Gürbüz, Pervâne’dir.
Halk oyunları: Malatya halk oyunları ve türküler bakımından da oldukça zengindir. Oynanan oyunlar, Halay ve Semahlardır. Davul ve zurna ile oynanır. En yaygın oyunlar: Dillar, Çeçer, Lorka, Memyana, Meyruk, Papori, Sinsin, Tekayak, Kemaliye, Tamzarası, Aşırma, Hari, Çavşu, Hoplama, Himhina, Kazengi ve Tringo’dur.
El Sanatları; Ahşap oymacılığı, bakırcılık, çömlekçilik, halı ve kilim dokumacılığı (şayak dokumacılığı) dır. İğne ve tığ oyası da meşhurdur.
Mahalli Yemekleri: Malatya’nın köfte ve sarmaları çok çeşitli ve meşhurdur. Bulgur, tarhana çorbası, ayran ve süt çorbaları, kulak çorbası ve patlıcanlı kâğıt kebabı mahallî yemekleridir.
Mahallî kıyâfet; Malatya’da hâlen en yaygın kadın giyimi çarşaftır. El dokuması ve peştemallar, örtü gibi kullanılır. Çarşaf içine zıbın ve alta şalvar giyilir. Başa küllük geçirilir. Küllük çevresine altın veya gümüş dizilmiş al renkli bir fes giyilir. Fesin üzerine çiçekli yazma dolanır. Saçlar örgülüdür. Erkek kıyafetinde işlemeli papak yaygındır. Başa giyilir, “küm” ismi verilir. Çubuklu yakasız, kollar yırtmaçlı, düğmesiz keten gömlek ve şalvar da yaygındır. Cirit ve güreş sporu bilhassa köylerde fazla ilgi görür.
Eğitim: Okulsuz köy sayısı birkaç tânedir. Okur-yazar nisbeti % 70’i aşmıştır. İlde 40 anaokulu, 1007 ilkokul, 142 ortaokul, 77 lise vardır. 1975’te İnönü Üniversitesi kurulmuştur. Buna bağlı Fen ve Edebiyat Fakültesi, Tıp, Mühendislik, İlâhiyat Fakültesi, İktisâdî ve İdârî Bilimler Fakültesi ve Eğitim Fakültesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Fen Bilimleri Enstitüsü ve Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Malatya, Adıyaman, Arapgir ve Elbistan Meslek Yüksek Okulları ile Sağlık Meslek Yüksek Okuludur. Üniversite bünyesinde Turgut Özal Tıp Merkezi kurulmaktadır. ABD Huston Hastânesi plânına göre yapılmaktadır.
İlçeleri
Malatya’nın biri Merkez olmak üzere on dört ilçesi vardır.
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 333.001 olup, 281.776’sı ilçe merkezinde, 51.225’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 26, Çolaklı bucağına bağlı 21 köyü vardır. İlçe toprakları dalgalı düzlüklerden meydana gelir. Toprakların büyük bölümü Malatya Ovasında kalır. Güneyinde Malatya Dağları yer alır. Başlıca akarsuyu Fırat Nehri ve kollarıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı, tütün, pamuk, buğday, arpadır. Sulanan yerlerde sebze ve meyvecilik yapılır. Kayısısı meşhurdur. Yüksek kesimlerde yaylacılık metodlarıyla küçükbaş hayvan besiciliği yapılır. Şeker Fabrikası, Sümerbank Pamuklu Sanâyii, un fabrikaları, metal eşyâ-makina îmâlâtı, orman ürünleri fabrikası, karton fabrikası başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi, Beydağı’nın eteklerinde Malatya Ovasının güney ucunda kurulmuştur. Sivas-Diyarbakır demiryolu ile Kayseri-Diyarbakır karayolu ilçeden geçer. Malatya eski ve yeni Malatya olarak iki kısımdır. Bugünkü Malatya eski ve târihî Malatya’nın “Aspuzu Bağları” denilen yerinde kurulmuştur. Şehir yüksek dağların eteklerinde kurulduğundan bu dağlardan inen sularla beslenir. Şehrin etrâfı bağ ve bahçelerle çevrilidir. İlçe belediyesi Cumhûriyetten önce kurulmuştur.
Akçadağ: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 51.226 olup, 10.839’u ilçe merkezinde, 40.387’si köylerinde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 43, Kürecik bucağına bağlı 16, Levent bucağına bağlı 14 köyü vardır. Yüzölçümü 1913 km2 olup, nüfus yoğunluğu 27’dir. İlçe toprakları genelde dağlıktır. Batısında Nurhak Dağları, kuzeydoğu ve güneyinde düzlükler yer alır. Başlıca akarsuları Sultansuyu ve Ebeler Çayıdır. Nurhak Dağlarının alçak kesimlerinde platolar vardır.
Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanır. Başlıca, tarım ürünleri buğday, fasülye, nohut, arpa, şekerpancarı ve pirinçtir. Meyvecilik gelişmiştir. Kayısı ve armutları çok lezzetlidir. Köylerde kilim ve ve halı dokumacılığı yaygındır. Dağlık kesimlerde yaygın olarak küçükbaş hayvan beslenir. Türkiye’nin en büyük havzası olan Sultansuyu Havzası ilçededir.
İlçe merkezi Nurhak Dağlarının eteklerinde kurulmuştur. Kayseri Malatya yolu ilçeden geçer. İl merkezine 34 km mesâfededir. Denizden yüksekliği 1100 metredir. Eski adı Arga idi. 1850’ye kadar ilçe merkezi Levent bucağı idi. İlçe belediyesi 1980’de kurulmuştur.
Arapgir: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 20.675 olup, 10.420’si ilçe merkezinde, 10.255’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 22, Taşdelen bucağına bağlı 17 köyü vardır. Yüzölçümü 956 km2 olup, nüfus yoğunluğu 22’dir. İlçe toprakları genelde dağlıktır. Kuzeyinde Yama Dağı, güneydoğusunda Gül Dağı ve bu iki dağ arasında 1500 metre yüksekliği olan platolar yer alır. Bunların en önemlisi Sarıçiçek Yaylasıdır. Fırat Nehri ve Kozlukçayı başlıca akarsulardır. Keban Baraj Gölünün bir kısmı ilçe sınırları içinde kalır. Akarsu Vâdisinde küçük düzlükler vardır.
Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa ve kayısıdır. Bağcılık yaygındır. Kara üzümü kışa dayanıklıdır. En çok beslenen hayvanlar sığır ve kıl keçisidir. İlçe merkezi Kozlukçayı Vâdisinde kurulmuştur. Elazığ’ı Keban üzerinden Sivas’a bağlayan karayolu ilçeden geçer. Denizden yüksekliği 1100 metredir. Toprağı genelde verimsiz olduğundan halk başka yerlere göç eder. Bu yüzden nüfusu devamlı azalır. Belediyesi 1888’de kurulmuştur.
Arguvan: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 13.907 olup, 1827’si ilçe merkezinde, 12.080’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 36, Çobandere bucağına bağlı 7 köyü vardır. Yüzölçümü 1037 km2 olup, nüfus yoğunluğu 13’tür. İlçe toprakları Fırat Vâdisinde, dağlık bir alanda yer alır. Yama Dağının uzantıları toprakları engebelendirir. Dağlarda çayırlıklarla kaplı platolar vardır. Söğütlü Çayı başlıca akarsuyudur. Akarsu Vâdilerinde küçük düzlükler vardır.
Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanır. Başlıca tarım ürünleri buğday, kayısı ve elmadır. Yaylacılık metodu ile hayvancılık yapılır. İlçe merkezi Yama Dağı eteklerinde kurulmuştur. Önceleri Arapgir’e bağlı bucak iken kazâ hâline getirilerek Diyarbakır’a bağlandı. 1873’te yeniden bucak olarak Keban’a bağlandı. Cumhûriyetten sonra Malatya’ya bağlanan Arguvan, 1954’te ilçe oldu. Eski ismi Tahir’dir. İl merkezine 60 km mesâfededir. Gelişmemiş ve küçük bir yerleşim merkezidir.
Battalgâzi: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 26.665 olup 14.994’ü ilçe merkezinde, 11.671’i köylerde yaşamaktadır. Merkeze bağlı 18 köyü vardır. İlçe toprakları genelde düz olup, Malatya Ovasında yer alır. Fırat Nehri ve kolları başlıca akarsularıdır. Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri, şekerpancarı, buğday, pamuk ve arpadır. Sulanabilen yerlerde sebze ve meyvecilik yapılır. Kayısı, en çok yetiştirilen meyvedir. Yüksek kesimlerde küçükbaş hayvan, ovalarda ise sığır besiciliği yapılır.
İlçe merkezi, Malatya Ovasında küçük bir akarsuyun kenarında kurulmuştur. Malatya-Elazığ demiryolu ve Hekimhan-Malatya karayolu ilçeden geçer. Eski ismi, eski Malatya idi. 1838 Hizip Savaşında Osmanlı ordusu komutanı Hâfız Paşa kışın burada konakladı. Bu sırada bâzı evlerin ahşap kısımları kış sebebiyle yıkılınca şehir sâkinleri burayı terk ederek bugünkü Malatya’ya yerleştiler. 3500 senelik eski Malatya târihî eserleri hâlen ayakta durmaktadır.
Dârende: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 48.612 olup, 11.488’i ilçe merkezinde, 37.124’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 18, Balaban bucağına bağlı 12 köyü vardır. İlçe toprakları orta yükseklikte engebeli arâziden meydana gelir. Batısında Hezanlı Dağı, güneyinde Nurhak Dağları, doğusunda Akçababa Dağları, kuzeyinde Leylek Dağı yer alır. İlçe topraklarını Tohma Suyu ve Balıklıtohma Çayı sular. Akarsu vâdilerinde küçük düzlükler vardır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri, buğday, şekerpancarı, nohut ve patatestir. Sulanabilen arâzide sebzecilik ve meyvecilik yapılır. En çok dut ve kayısı yetiştirilir. Hayvancılık ekonomik açıdan önemli gelir kaynağıdır. En çok koyun ve kıl keçisi beslenir. İlçe topraklarında krom ve demir mâdeni çıkarılır.
İlçe merkezi, Malatya-Kayseri-Ankara karayolu üzerinde yer alır. İl merkezine 110 km mesafededir. Çok eski târihe sâhiptir. Eti ve Sümerlere âit eserler vardır. Eski yerleşim merkezi ilçe yakınındaki Zengibar Kalesinin içinde idi. 1070’lerden sonra kalenin eteğine yerleşen halk bugünkü Dârende’yi kurmuşlardır. Belediyesi 1868’de kurulmuştur.
Doğanşehir: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 48.196 olup, 11.046’sı ilçe merkezinde, 37.150’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 29, Sürgü bucağına bağlı 5 köyü vardır. Yüzölçümü 1290 km2 olup, nüfus yoğunluğu 37’dir. İlçe toprakları dağlıktır. Güney ve doğusunda Malatya Dağları yer alır. Başlıca akarsuları Sultan Suyu ve Sürgü Çayıdır. Sürgü Çayı üzerinde sulama gâyeli Sürgü Barajı kurulmuştur. Akarsu vâdilerinde küçük düzlükler vardır.
Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanır. Başlıca tarım ürünleri fasulye, şekerpancarı, buğday, patates, tütün, kayısı ve elmadır. Bağcılık ve arıcılık gelişmiştir. Yüksek kesimlerde küçük baş hayvancılığı yapılır. En çok koyun ve keçi beslenir.
İlçe merkezi, Malatya-Kahramanmaraş demiryolu üzerinde yer alır. Malatya- Kahramanmaraş karayolu ilçe topraklarından geçer. İl merkezine 57 km mesâfededir. Gülşehir olan ismi 1933’te Doğanşehir olarak değiştirildi. 1946’da ilçe olan Doğanşehir’in belediyesi aynı sene kurulmuştur.
Doğanyol: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 11.478 olup, 3723’ü ilçe merkezinde, 7755’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 16 köyü vardır. İlçe toprakları, orta yükseklikteki dalgalı düzlüklerden meydana gelmiştir. Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, kayısı ve üzümdür. Hayvancılık gelişmiş olup, en çok kıl keçisi ve koyun beslenir. İlçe merkezi Malatya Dağları eteklerinde kurulmuştur. Gelişmemiş ve küçük bir yerleşim merkezidir. Pötürge’ye bağlı bir bucakken 9 Mayıs 1990’da 3363 sayılı kânunla ilçe oldu.
Hekimhan: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 42.467 olup, 13.612’si ilçe merkezinde, 28.855’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 33, Hasan Çelebi bucağına bağlı 13, Kurşunlu bucağına bağlı 16 köyü vardır. Yüzölçümü 1896 km2 olup, nüfus yoğunluğu 22’dir. İlçe toprakları genelde dağlıktır. Kuzeyinde Ayran Dağı, batısında Akçababa Dağı ve Leylek Dağı yer alır. Başlıca akarsuyu Kuruçay’dır. Akarsu vâdilerinde düzlükler vardır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, kayısı, arpa, patates, elma, soğan ve üzümdür. Yüksek kesimlerde küçükbaş hayvan besiciliği yapılır. Köylerde halı ve kilim dokumacılığı yaygın olarak yapılır. İlçe topraklarında demir, dolomit ve kireçtaşı yatakları vardır.
Kale: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 8564 olup, 818’i ilçe merkezinde, 7746’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 20 köyü vardır. İlçe toprakları hafif dalgalı düzlüklerden meydana gelir. İlçe topraklarını Fırat Nehrinin kolları sular. Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı, tütün, buğday ve arpadır. Yüksek kesimlerde hayvancılık yapılır. İl merkezine bağlı bucakken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu.
Kuluncak: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 14.378 olup, 2240’ı ilçe merkezinde, 12.138’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 21 köyü vardır. İlçe toprakları orta yükseklikteki engebeli düzlüklerden meydana gelir. Başlıca akarsuyu Tohma Çayıdır. Doğusunda Leylek Dağı yer alır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, şekerpancarı, nohut ve patatestir. Sulanabilen arâzide sebze ve meyve yetiştirilir. Yüksek kesimlerde küçükbaş hayvan besiciliği yapılır. İlçe merkezi Tohma Çayı Vâdisinde yer alır. Dârende’ye bağlı bir bucakken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, kayısı, üzüm ve arpadır. Dağlık kesimlerdeki yaylalarda hayvancılık ve arıcılık yapılır. Dokumacılık yaygındır. İplik, dokuma ve hazır giyim atölyeleri başlıca sanâyi kuruluşlarıdır. İlçe merkezi Beyler Deresi Vâdisinde kurulmuştur. Eski ismi Cırmıktı idi. İl merkezine 9 km mesâfededir. 1957’de ilçe olan Yeşilyurt’un belediyesi Cumhûriyetten önce kurulmuştur.
Pötürge: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 35.319 olup, 4359’u ilçe merkezinde, 30.960’ı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 37, Tepehan bucağına bağlı 21 köyü vardır. İlçe topraklarını Güneydoğu Toroslar engebelendirir. Dağlar akarsu, vâdileriyle, parçalanmıştır. Başlıca, akarsuları olan Büyükçay, Şiro Çayı ve Çayboğaz Deresidir.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, kayısı, üzüm, olup ayrıca az miktarda patates, soğan, baklagiller ve elma yetiştirilir. Hayvancılık ekonomik açıdan önemli gelir kaynağı olup, en çok kıl keçisi ve koyun beslenir. İlçe topraklarında demir ve pirofillit yatakları vardır.
İlçe merkezi dağlık bir arâzide kurulmuştur. Gelişmemiş ve küçük bir yerleşim merkezidir. Asıl adı “İmrun”dur. Sonraları Şiro denmiştir. İl merkezine 72 km mesâfededir. Belediyesi 1900’de kurulmuştur.
Yazıhan: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 16.218 olup, 2862’si ilçe merkezinde, 13.356’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 26 köyü vardır. İlçe toprakları Malatya Ovasında yer alır. Başlıca akarsuyu Kuruçay’dır. Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri Şekerpancarı, pamuk, arpa ve buğdaydır. Sulanabilen arâzide sebze ve meyve yetiştirilir. Yüksek kesimlerde küçükbaş hayvan besiciliği yapılır. İlçe merkezi Sivas-Malatya demir ve karayolu üzerinde yer alır. Merkez ilçeye bağlı bir bucakken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla, ilçe oldu. Belediyesi aynı sene kuruldu.
Yeşilyurt: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 31.349 olup, 9184’ü ilçe merkezinde, 22.165’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 20 köyü vardır. Yüzölçümü 568 km2 olup, nüfus yoğunluğu 55’tir. İlçe toprakları genelde dağlıktır. Güneyinde Mahya Dağları yer alır. Kuzeyi ise Malatya Ovasında kalır. Başlıca akarsuyu Derme Çaydır. İlçe merkezi Kuruçay’ın doğu kıyısında kurulmuştur. Malatya Sivas demiryolu ve karayolu ilçeden geçer.
İl merkezine 78 km mesâfededir. Selçuklu Türklerinden İzzeddîn Kavas tarafından temeli atılan şehir, Osmanlı devrinde önemli bir yerleşim merkeziydi. Cumhûriyetten önce ilçe olmuştur. Belediyesi 1884’te kurulmuştur.
Târihî Eserler ve Turistik Yerler
Malatya, tabiî güzellikler, görülmeye değer târihî eserler, kaplıcalar ve meyve bahçeleri ile zengin bir ilimizdir. Târihî eserlerin büyük kısmı yıkık vaziyettedir.
Ulu Câmi: Battalgâzi ilçesindedir. 1224’te Birinci Alâeddîn Keykubâd zamânında Mansur bin Yâkub yaptırmıştır. Anadolu’da ilk yapılan câmilerdendir. 1903 ve 1966’da tâmir görmüştür. Kapı kemeri, büyük kubbe ve kasnağındaki işlemeli taş oyma motifleri ile dikkati çeker. Tek minârelidir. Ahşap minberi Ankara Etnoğrafya müzesindedir.
Akminâre Câmii: Battalgâzi ilçesinde kale surlarının dışında Derme Deresi kıyısındadır. 1573’te Hikmet bin Zaim Yusuf tarafından yaptırılmıştır. Tek kubbeli ve tek minâreli tipik Osmanlı câmilerindendir.
Abdüsselam Câmii: Yazıhan ilçesinin Fethiye köyündedir. Mustafa Paşa bin Abdüsselam tarafından 1566’da yaptırılmıştır. Tek minâreli ve beş kubbeli bir câmidir.
Ulu Câmi: Arapgir ilçesindedir. On dördüncü asırda yapıldığı tahmin edilmektedir. Minâresizdir. Cam taç kapısındaki süsler çok güzeldir.
Câfer Paşa Câmii: Arapgir ilçesinde Osman Paşa Mahallesindedir. On dördüncü asırda yapılmış olduğu tahmin edilmektedir. Câfer Paşa tarafından 1694’te tâmir ettirildiği için bu isimle anılmaktadır. Ahşap minberin işlemeleri çok güzeldir.
Köprülü Mehmed Paşa Câmii: Hekimhan ilçesindedir. 1661 senesinde yaptırılmıştır. Tek kubbe ve minâreli tipik Osmanlı câmilerindendir.
Şahâbıyye-i Kübrâ Medresesi: Battalgâzi ilçesindedir. On dördüncü asırda Emir Şahâbeddîn Hızır tarafından yaptırılmıştır. Taç kapının sağ kanadı, türbe ve ana eyvan günümüze kadar gelebilmiştir.
Kırkgöz Köprüsü: Yazıhan, ilçesinde Sinanlı köyünde Tahma Çayı üstündedir. 220 m uzunluğunda 4 m genişliğindedir. Köprünün en önemli özelliği düz bir çizgi biçiminde kırıklar verilerek yapılmış olmasıdır. Ne zaman yapıldığı kesin olarak belli değildir. Bu köprü, şu anda Karakaya Baraj Gölü altında kalmıştır. Yerine büyük demiryolu ve karayolu ulaşımının sağlandığı köprü yapılmıştır.
Şeyh Hamîd-i Velî Zâviyesi: Dârende ilçesindedir. Tohma Çayı kıyısındadır. Önceleri dergah olan yapı, sonradan câmi ve türbeye çevrilmiştir. Türbede Şeyh Hamîd-i Velî ve oğlu Halil (:::)î’ye âit olduğu söylenen kabirler vardır. Hamîd-i Velî’nin kabri olduğu söylenen bir türbe de Aksaray ilindedir.
Eski eserler: Hitit Sarayı, Aslantepe’de M.Ö. 13. asırdan kalmadır. Aslantepe’den çıkan eserler İstanbul, Ankara ve Malatya Arkeoloji müzelerindedir. Aslantepe, arkeolojik bir merkezdir. Mansuroğlu Hacı Mehmed tarafından yaptırılan târihî câmi, Venk’te kilise, İn Deresinde mağaralar, eski yol üzerinde han kalıntısı, geyik şekilleri ile süslü mozayik havuz vardır. Yedi kültür tabakasına rastlanmıştır.
Malatya Kalesi: Bugünkü Battalgâzi ilçesindedir. Roma İmparatoru Titus yaptırmıştır. Danişmend Emiri Gâzi Taylı ve Selçuklu Sultanı İkinci Kılıçarslan tâmir ettirmiştir. 94 kulesi ve burcu vardır. Yüksekliği 20 m olan iki surla çevrilidir. Dârende (Zengibar), Doğanşehir ve Arapkir kaleleri târihî eserlerdir.
Höyükler: Câfer, Değirmendere, İmamoğlu, Gelinciktepe ve Fethiye höyüklerinde eski eserler bulunmuştur. Câferhöyükte bulunan 4 heykelcik en eski eserler olarak kabul edilmektedir ve M.Ö. 7000 sene önceye âittir. Dokuz bin senelik bu eserler Malatya müzesindedir.
Malatya Arkeoloji müzesi: Müzede bölgede yapılan kazılarda bulunan Neolotik, Eski Tunç, Hitit, Roma ve Selçuklu devirlerine âit eserler sergilenmektedir. Asur ticâret kolonilerine âit Seramikler ve Hititlere âit ağırlık taşları, Romalılara âit toprak heykeller, Bizans seramik ve Selçuklu çinileri vardır.
Aslan taşlar: Dârende yakınındadır. İki âdet aslan taş heykeli Yeniköy eteklerindedir.
Mağaralar: Onar, Ansur (Buzluk köyü), Orman Sırtı köyündedir. Târih öncesi çağlara âittir.
Mesîre yerleri:
Malatya’da çok sayıda kaynak, çay, dere ve meyve bahçeleri gezi dinlenme ve mesîre yeri olarak halkın rağbet ettiği yerlerdir. Başlıcaları şunlardır:
Horata Subaşı: İl merkezine 5 km mesâfede bir dinlenme yeridir. Beydağı’nın eteklerinde bir dere yatağının kıyısındadır. Çevresi söğüt ağaçları ile kaplıdır.
Gündüzbey Subaşı: İl merkezine 18 km uzaklıktaki Derme Deresinin kaynağı olan bir dinlenme yeridir. Söğüt ve meyve ağaçları ile kaplıdır.
Sürgü Pınarbaşı: Sürgü Çayının kaynağı olan bir dinlenme yeridir. İl merkezine 70 km uzaklıktadır. Kaynak yeri küçük bir göl durumundadır. Yer yer kavak ağaçları ile kaplıdır.
Takas Pınarbaşı: Sürgü Pınarbaşına yakın bir yerde bir dinlenme yeridir. Kavak ağaçları ile kaplı bir vâdidir.
Tecde Bahçeleri: İl merkezi yakınında yeşillikler içinde çok güzel bir mesîre yeridir. Kavak, söğüt ve meyve ağaçları ile kaplıdır. Burada önceden küçük bir baraj gölü de vardı.
İçme ve kaplıcalar:
Malatya’da içme ve kaplıcalar yok denecek kadar azdır. Yöre halkı tarafından kullanılan şifâlı su kaynaklarının bâzıları şunlardır:
Aşağı İspendere Ilıcası: Çolaklı bucağına bağlı Bulutlu köyündedir. İl merkezine 20 km mesâfede olan bu kaplıcada banyo ve konaklama tesisleri mevcuttur. İçme kürleri, mîde, karaciğer, safra yolları ve barsak hastalıklarına, banyo kürleri ise nevralji, nefrit ve cilt hastalıklarına iyi gelir.
Rotükan Mâden Suyu: Merkeze bağlı Rotükan köyündedir. Tesisleri mevcut değildir. Hiperstenik mîde rahatsızlıkları ile karaciğer, safra yolları ve barsak hastalıklarına iyi gelmektedir.

Kaynak

Rehber Ansiklopedisi
Mardin Hakkında Bilgiler


MARDİN
İlin Kimliği
Yüzölçümü     : 8890 km2
Nüfûsu            : 557.727
İlçeleri            : Merkez, Dargeçit, Derik, Kızıltepe, Mazıdağı, Midyat, Nusaybin, Ömerli, Savur, Yeşilli.
Güneydoğu Anadolu bölgesinin Dicle bölümünde yer alan bir ilimiz. Diyarbakır, Siirt, Batman, Şırnak, Urfa, Irak ve Suriye arasında yer alır. Trafik numarası 47’dir.
İsminin Menşei
Mardin isminin menşei üzerinde çeşitli rivâyetler vardır. Mardin’in bulunduğu bölgeye yerleştirilen “Marde” kavminden geldiği, bu bölgeye hükmeden bir kralın Mardin isminde oğlunun hastalanıp havası ve suyu iyi olan Batı Kalesine gönderildiği, burada iyileşmesi üzerine Kale’nin bulunduğu yerde Mardin isimli şehrin kurulduğu, Süryânice mukaddes “Mara” kelimesinden geldiği, Sâsânî komutanlarından Mardius bu şehri îmâr ettiği için şehrin eski ismi yerine bu komutanın isminin verildiği gibi çeşitli rivâyetler vardır. Selçuklu Türkleri bu şehri fethedince, Bizanslıların “Mardie” Arapların “Maridin” ismi yerine kendi lisanlarına uygun olarak “Mardin” demişlerdir.
Târihi
Mardin’in bilinen târihi 3000 sene öncelere dayanır. Mardin bölgesi, Anadolu’da ilk siyâsî birliği kuran Hitit İmparatorluğunun sınırları dışında kalmıştır. Hititler zamânında bu bölge, Hurri Mitanni Krallığının elindeydi. Uzun müddet Bâbil ve Asur hâkimiyeti altında kalan Mardin’i Medler ele geçirdi. M.Ö. 4. asırda Makedonya Kralı İskender, Anadolu ve İran’ı işgâl ederek imparatorluğuna ilhak etti. İskender’in ölümü üzerine imparatorluk parçalandı. Bu bölge Anadolu gibi Selevkos Devletinin payına düştü. Pers ve sonra Sâsânî hânedanları, bu bölgeyi ele geçirdiler.
M.S. 1. asırdan îtibâren Roma İmparatorluğu, Toros ve Fırat ötesi Doğu ve Kuzeydoğu Anadolu için İran’la mücâdele etti. Her iki ülke arasında bu bölge el değiştirdi ve Roma tam bir hâkimiyet kuramadı. M.S. 395’te Roma İmparatorluğu bölününce Anadolu gibi bu bölge de, Doğu Roma (Bizans)nın payına düştü.
640 târihinde hazret-i Ömer’in halîfeliği zamânında, İyaz ibni Ganm kumandasındaki İslâm ordusu, Mardin’i fethederek, İslâm devletine kattı. Sonraki asırlarda Hamdânîlerle Mervânîler, Bağdat’taki Abbâsî Halîfeliğine tâbi olmak şartıyla bu bölgeyi ellerinde tuttular. 1071 Malazgirt Zaferinden sonra Mardin toprakları Selçuklu Türklerinin eline geçti. 1098’de Türkmen boylarından Artuklular, bölgede Selçuklulara bağlı iki devlet kurdular. Hısn Keyfâ (Hasankeyf)da kurulan Artukoğulları Beyliği “Sökmenîler” diye tanınır. Bu beylik, 1098’den 1231’e kadar 133 yıl devâm etmiştir. Artukluların Hısn Keyfâ dalı, Eyyûbîler tarafından ortadan kaldırılmıştır. Eyyûbîler, 1232-1524 arasında 292 sene devletlerini muhâfaza etmişlerdir. Mardin’de kurulan ve “İlgâzîler” diye tanınan beylik, 1104’ten 1407’ye kadar 303 yıl devâm etmiştir.
Cezire-i ibni Ömer, Cizre’de 1160-1596 arasında 436 sene devâm eden küçük bir beylik kurmuştur. Zengilerin, yâni Musul Türk Atabeylerinin bir kolu, üç beyle Cizre’de 1170-1227 arasında 47 yıl hâkimiyet kurmuştur. Mardin bölgesine Büyük Selçuklulardan sonra Eyyûbîler, Türkiye Selçukluları, İlhanlılar, Mısır-Suriye-Türk-Memlûk İmparatorluğu, Timurlular, Karakoyunlular ve Akkoyunlular hâkim olmuştur. 1507’de İran’daki Safevîler, Mardin’i ele geçirdiler. Yavuz Sultan Selim Han, 1517 Çaldıran Zaferi ile Safevîleri Anadolu’dan attı. Bıyıklı Mehmed Paşa, Mardin’i fethederek, Osmanlı Devletine bağladı.
Yavuz ve Kânûnî’nin, Salâhaddin Eyyûbî’ye büyük saygıları olduğundan “Hısn Keyfâ”daki Eyyûbî Melikliğinin bir müddet devâmına müsâade etti. Osmanlı devrinde Mardin “Diyâr-ı Bekr” Beylerbeyliğinin (eyâletinin) 24 sancağından (vilâyetinden) biriydi. Tanzimattan sonra “Diyâr-ı Bekr” eyâletinin üç sancağından biri oldu. 5 kazâsı vardı. İstiklâl Harbinde Mardin halkı mücâdelesini silâhsız, fakat birlik içinde düşmanı korkutarak yapmıştı. İcap etseydi Mardin de düşmana karşı kahramanca savaşırdı. Mardin’de düşmana karşı mücâdele şu şekilde verildi:
Mardin önce İngilizler tarafından işgal edilmek istendi. Irak Siyâsî Komiseri Nüel, Mardin’e gelerek, şehrin ileri gelenlerinden Mardin’in teslimini istedi. Mardinliler işgâle karşı silâhlı mücâdele yapacaklarını söylediler. 1919 senesinde Londra’da imzâlanan îtilâfnâme îcâbı Fransızlar, Mardin’in teslimi için Fransız kumandanlarından Norman’ı gönderdiler. Fransız kumandanı Norman, iki Fransız subayı ve kaleye çekilmek üzere bir Fransız bayrağı ile istasyona indi. Mardinliler sırtlara ve tepelere bolca çadır kurarak bu çadırlarda asker olduğu şâyiasını yaydılar. Ellerindeki silâh ve atlarla çeteler kurdular. İstasyonda silâhlı, eli kazma, kürek, satırlarla dolu halk Norman’ı karşıladı. Norman, Mardin’in teslim olmasını istedi. Mardin’in Avrupa şehri gibi onarılıp mahallî hükümet kurulacağını söyledi. Mardin ileri gelenleri; “1071’den bu yana Türk ve 640’tan bu yana Müslüman olan Mardin Müslüman ve Türk kalacaktır, asırlardır Türk toprağı olan Mardin Suriye’ye de bağlanamaz, zor kullanırsanız savaşa hazırız.” dediler. Mardin şehir halkı, Norman’ın yanındaki subayın elindeki Fransız bayrağını alıp parçaladılar. Mardin ileri gelenleri, Norman ve iki Fransız subayına bir ziyafet verip bu yemekte kendilerine; “Mardinliler tek bir vücut gibi birlik içindedir. Tek bir Mardinli kalmayıncaya kadar ölmeye yemin ettik” dendi. Norman korktu ve trenle Mardin’den ayrıldı ve Diyrabakır’a da gitmekten korktu. Mardinlilerin bu kahramanca hareketi, hem Mardin’i hem de Diyarbakır’ı Fransız işgalinden kurtardı. Cumhûriyet devrinde Mardin, 1923’te il merkezi olmuştur.
Fizikî Yapı
Mardin il topraklarının % 52’si dağlarla % 32’si platolarla ve % 25’i ovalarla kaplıdır. Mardin’de geniş ovalar bulunur. Kuzeyi dağlık ve güneyi düzlüktür.
Dağları: İlin kuzeyinde; Mazı Dağları yer alır. Bunlara Mardin Dağları da denir. Ortalama yükseklik 1000-1500 m’dir. Başlıca dağları; Karınca Tepe (1134 m), Alem Dağı (1041 m), Gümüşyuva Tepe (1160 m), Dibek Dağı (1231 m), Pirinç Tepe (1130 m), Ziyaret Tepe (1160 m) dir.
Mardin Dağlarının kalkerli kısımlarından meydana gelmiş olan platolar Diyarbakır, Mardin ve Nusaybin Ovasına doğru alçalırlar.
Ovaları: Mardin-Batman sınırını çizen Dicle Vâdisi yer yer genişleyerek çok verimli ovalar meydana getirir. Mardin ovaları güneyde yer alır ve Suriye ovaları ile birleşir. Başlıca ovaları; Mardin, Nusaybin, Cizre, Kızıltepe ve Silopi ovalarıdır.
Akarsuları: Dicle, ilin başlıca büyük akarsuyudur. Elazığ’ın Gölcük Gölünden çıkan Dicle, Diyarbakır’dan geçip Batman-Mardin sınırını teşkil ederek, Cizre yakınında Suriye, sonra Irak’a geçer. Savur Suyu: Savur kasabasının Suzi köyü yakınından çıkar ve bâzı kollar alır. Çağçağ Suyu: Midyat ile Nusaybin arasından çıkar. Nusaybin Ovasını sular ve Suriye’ye geçer. Buğur Suyu üzerinde baraj vardır. Habur Suyu, Zeni Hınıs ve Zerkân Dereleri diğer akarsularıdır.
Gölleri: Mardin ilinde tabiî göl yoktur. Buğur Suyu üzerinde kurulan baraj gölü 260 hektarlık yer kaplar ve sulama maksadıyla kurulmuştur.
İklim ve Bitki Örtüsü
Mardin ilinin iklimi Kara iklimi ile Akdeniz iklimi arasında bir geçiş iklimi özelliğini gösterir. Yazlar sıcak ve kışlar soğuk geçer. Kar yağışlı gün sayısı 10 günü ve sıfırın altında gün sayısı 60 günü geçmez. Senenin 100 güne yakını 30°C’nin üstündedir. Senelik yağış ortalaması 713 mm’dir.
Bitki örtüsü: İl topraklarında genel olarak “Bozkır” görünümü hâkimdir. Dağ yamaçları ve vâdilerde meşe ormanlarına rastlanır. Orman ve fundalık saha il topraklarının % 15’ini geçmez. Ekili ve dikili sahalar % 40, çayır ve mer’alar % 38’dir. Nusaybin ve Savur’da geniş kavaklık alanlar mevcuttur.
Ekonomi
Mardin ilinin ekonomisi geniş ölçüde tarıma dayanır. Fakat tarım yeteri kadar gelişmemiştir. Faal nüfûsun % 80’ine yakını tarım sektöründe çalışır. Sanâyi geri kalmıştır.
Tarım: Modern tarım araçları ve usûllerinin kullanılmasına yeni başlanmıştır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, pirinç, nohut ve pamuktur. Dicle Nehri kıyısında sebzecilik yapılır. Turfanda sebzecilik de gelişmiştir. En çok domates, patlıcan, hıyar, kavun-karpuz ekilir. Meyve üretiminde üzüm başta gelir. Ceviz, nar, antepfıstığı da yetişir. Mardin’e üzüm diyarı diyenler vardır. 150 bin tonu geçen üzüm istihsali ile Türkiye’de dördüncü sıradadır. Karpuz da onuncu sırada yer alır.
Hayvancılık: Hayvancılığın il ekonomisinde önemli yeri vardır. Tarım üretiminin üçte biri hayvancılıktan sağlanır. Yerli göçerler, hayvanlarıyle yaylayla ova arasında göç ederler. Devamlı yerleşim merkezi olmayan göçebe aşiretler vardır.
Ormancılık: Mardin orman bakımından fakir sayılır. 200 bin hektarlık orman ve fundalık alanı vardır. Ormanların hepsi bozuk baltalık orman sınıfına dahildir.
Mâdenleri: Mardin ili mâden bakımından da fakir sayılır. İlde sâdece linyit ve fosfat işletilir. Güneydoğu Anadolu Fosfatları İşletmesinin merkezi Mazıdağı’dır. Senede 250 bin ton cevher üretilir. Linyit üretimi çok azdır.
Sanâyi: Mardin sanâyi bakımından az gelişmiş bir ildir. Sanâyi kuruluşları 15 civarında olup, bunlar devlet desteği ile 1968’den sonra kurulan sanâyi tesisleridir. Başlıca sanâyi kuruluşları Güneydoğu Anadolu Fosfatları Mazıdağ İşletmesi, Mardin Yem Fabrikası, Çimento Fabrikası, Nusaybin Pamuk İpliği ve Dokuma Sanâyii, Et Kombinası, Kızıltepe İplik Fabrikası, Çırçır ve Prese Fabrikası ile un fabrikalarıdır.
Ulaşım: Karayolları: Mardin karayolları ağının kavşak noktalarından biridir. E-24 karayolu ile Urfa ve Gaziantep üzerinden Adana’ya; 69 numaralı yol ile Diyarbakır ve Elazığ üzerinden İç Anadolu ve Kuzeydoğu Anadolu’ya; E-24 karayolu ile doğuya uzanarak Nusaybin, Cizre ve Silopi’den sonra Irak topraklarına geçer. Devlet yollarının uzunluğu 952 km, il yolları 370 km’dir. Demiryolu: Bağdat-Berlin demiryolu Mardin ilinden geçer. Ana yoldan ayrılan 30 km’lik bir hatla Mardin bu hatta bağlanır. Havaalanı yoktur. Diyarbakır Hava alanından faydalanılır.
Nüfus ve Sosyal Hayat
1990 sayımına göre toplam nüfûsu 557.727 olup 249.032’si ilçe merkezlerinde 308.695’i köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 8890 km2 olup, nüfus yoğunluğu 63’tür.
Örf ve âdetler: Mardin bölgesi Hurrilerden îtibâren çeşitli kültürlerin tesiri altında kalmışlardır. M.Ö. 11. asırda başlayan “Ârâmi” göçleri Güneydoğu Anadolu gibi Mardin’de de kültürel değişmelere sebep olmuştur. Romalıların hâkim olduğu devirde Hıristiyanlık yayılmaya başlayınca “Ârâmi”ler Hıristiyan olmuşlar ve putperest Ârâmilerden ayırmak için, kendilerine “Süryânî” demişlerdir. M.S. 4. asırda Mardin Süryânîliğin önemli bir merkezi olmuştur. Süryânîler Mardin’de meşhur “Deyruzzaferan Kilisesi”ni kurmuşlardır. Yedinci asırda Mardin İslâm ordularınca fethedilmiştir. Müslüman Araplar 1040 senesinde Mardin’e tamâmen hâkim olmuşlardır. On ikinci asır başından îtibâren Oğuz Türklerinin Kayı aşiretinden (Ertuğrul Gâzi de aynı aşirete mensuptur) olan Artukoğulları bu bölgeye hâkim oldular. Göçebe Türkmenler de Artukoğullarına bağlı olarak bölgeye yerleşince, Türkler çoğunluk sağladılar. 1517’de Yavuz Sultan Selim Han bu bölgeyi Osmanlı Devletine kattı. Bu bölgede Türk-İslâm kültürü hakim oldu.
Mahallî oyunlar: Mardin oyun ve türküler bakımından zengindir. Halay, en çok oynanan oyun çeşididir. Ağır ve hareketli olmak üzere ikiye ayrılan halaylar davul ve zurna ile oynanır. Gercüş Delilosunda Şamanizm izleri vardır. En çok oynanan halaylar; Delilo, Meryene, Bisero, Malaya, Botani, Kesitaya, Çenbeli, Haftano, Çanşu, Hürse ve Hırpani’dir.
Mahallî kıyâfetler: Erkekler entari biçiminde elbise, başlarına maşlah ve puşu giyerler. Kadınların kıyâfeti, dağlık bölgede denge denilen bir çeşit fesin üzerine birkaç eşarp sarılır, bunun üzerine namazlık ve saten bağlanır. Vücûdu iç gömlek sarar. Bu gömleğin üzerine çok düğmeli yelek giyilir. Ayrıca bol paçalı ve ayak bileklerine kadar büzgülü tek düğmeli şalvar kullanılır. Boyun kısmında diz kapaklarının altına kadar uzanan yırtmaçlı zıbın giyilir. Ova köylerinde kadınlar başlarına renkli puşu sararlar. Diğer beden ve ayak kıyâfetleri dağ köyleri gibidir.
El sanatları: Türkiye’de gümüş işçiliğinin merkezi Mardin’dir. Bu işçiliğe “Telkâfi” denir. Çanak-çömlek îmâlâtı da meşhurdur.
Mahallî yemekleri: Lahmacun, içli köfte, çiğ köfte, sini köftesi, kaburga dolması, rumiber nuriye tatlısı, kibemumbar, saç ekmeğidir. Fırına verilen tereyağlı karpuz, sigara öksürüğüne iyi geldiğinden Mardin’de sık sık yapılır.
Eğitim: Mardin ilinde okuma-yazma oranı çok düşük olup, % 50’ye yakındır. Nüfusun bir kısmının göçebe hayâtı yaşaması, köylerin dağınık, küçük olması, ulaşım zorlukları okur-yazar nisbetinin düşük olmasına sebep olmuştur. İlde 49 ana okulu, 836 ilkokul, 37 ortaokul, 3 mesleki ve teknik ortaokul, 14 lise, 8 mesleki ve teknik lise vardır.
İlçeleri
Mardin’in biri merkez olmak üzere dokuz ilçesi vardır.
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 83.863 olup, 53.005’i ilçe merkezinde, 30.858’i köylerde yaşamaktadır. Mardin-Midyat eşiğinin güneyinde yer alan ilçe toprakları genelde düzdür. Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, mercimek ve nohuttur. Hayvancılık önemli gelir kaynağıdır. En çok koyun ve Ankara keçisi beslenir. Sanâyisi gelişmemiş olan ilçede küçük çaplı atölyeler vardır.
İlçe merkezi Masus Dağları eteklerinde, Mardin Kalesinin aşağısında batıdan doğuya doğru uzanır. Şehrin eski evleri taş yapı, düz damlı ve tek katlıdır. Sokaklar dar ve yokuştur. Üç bin senelik târihe sâhiptir. Taş yapılı küçük pencereli beyaz badanalı Mardin evleri kaleden bakıldığında birbiri üzerine binmiş gibi görünür. Denizden yüksekliği 1325 metredir. Gaziantep-Nusaybin demiryoluna, Şenyurt yakınlarından ayrılan bir hatla bağlanır. Belediyesi 1889’da kurulmuştur.
Dargeçit: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 31.436 olup, 10.079’u ilçe merkezinde, 21.357’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 32 köyü vardır. İlçe toprakları düzdür. Dicle Nehri Şırnak’la olan sınırından geçer.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri üzüm, buğday, arpa, mercimek ve nohuttur. Hayvancılık önemli gelir kaynağıdır. En çok koyun ve Ankara keçisi beslenir. İlçe merkezi Akçadağ eteklerinde kurulmuştur. Midyat’a bağlı bir bucakken 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu.
Derik: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 45.983 olup, 13.201’i ilçe merkezinde, 32.782’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 27, Kocatepe bucağına bağlı 32 köyü vardır. Yüzölçümü 1367 km2 olup nüfus yoğunluğu 34’tür. İlçe toprakları genelde düzdür. Akarsu bulunmadığı için bu düzlüklerde tarım üretimi düşüktür.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa ve mercimek olup, ayrıca az miktarda nohut, üzüm, zeytin ve bâdem yetiştirilir. Hayvancılık ekonomide önemli yer tutar. En çok küçükbaş hayvan beslenir. Hayvancılık daha çok canlı hayvan ticâretine dayalı olduğundan hayvanî ürünlerin üretimi düşüktür. İlçe topraklarında fosfat yatakları da vardır. İlçe merkezi üç tarafı dağlarla çevrili bir alanda yer alır. İl merkezine 70 km mesâfededir. İlçe belediyesi 1884’te kurulmuştur.
Kızıltepe: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 130.639 olup, 60.134’ü ilçe merkezinde, 70.505’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 86, Şenyurt bucağına bağlı 17 köyü vardır. Yüzölçümü 1403 km2 olup, nüfus yoğunluğu 93’tür. İlçe toprakları dalgalı düzlüklerden meydana gelir. Kızıltepe Ovasının batısında lavlardan meydana gelen engebeli arâzi yer alır. Verimli ova toprakları yeterince sulanamadığı için tarım ürünlerinin rekoltesi düşüktür.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri arpa, buğday, mercimek ve üzüm olup, ayrıca az miktarda pamuk, incir, zeytin ve nohut yetiştirilir. Hayvancılık ekonomide önemli yer tutar. En çok koyun beslenir. Hayvancılık genelde canlı hayvan ticâretine dayalıdır. Un, iplik, kireç ve yem fabrikası başlıca sanâyi kuruluşudur. Sınır ticâreti yaygın olarak yapılır.
İlçe merkezi Gaziantep-Cizre-Irak karayolu üzerinde yer alır. İl merkezine 22 km mesâfededir. Eski ismi Koçhisar’dır. Belediyesi Cumhûriyetten önce kurulmuştur. İlin en kalabalık ilçesidir.
Mazıdağı: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 30.276 olup, 9526’sı ilçe merkezinde, 20.750’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 50 köyü vardır. Yüzölçümü 869 km2 olup, nüfus yoğunluğu 35’tir. İlçe toprakları Mardin-Midyat eşiğinde olup, genelde dalgalı düzlüklerden meydana gelir. En yüksek noktası Mazıdağıdır (1252). Topraklarından kaynaklanan suları Göksu ve Bağlıca dereleri toplar.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, üzüm, arpa ve mercimek olup, ayrıca az miktarda nohut ve incir yetiştirilir. Hayvancılık ekonomik açıdan birinci derecede gelir kaynağıdır. Yaylacılık metoduyla en çok koyun, kıl keçisi ve Ankara keçisi beslenir. İlçe topraklarında bulunan fosfat yatakları Etibank tarafından işletilmektedir.
İlçe merkezi dağlık bir kesimde kurulmuştur. İl merkezine 43 km mesâfededir. Eski ismi Şamrah’tır. 1937’de ilçe olan Mazıdağı’ın belediyesi aynı sene kurulmuştur.
Midyat: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 72.929 olup 29.569’u ilçe merkezinde, 43.360’ı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 48 köyü vardır. İlçe toprakları genelde düz olup, Mardin-Midyat eşiğinde yer alır. Başlıca akarsuyu Çağçağ Çayıdır. Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, üzüm, mercimek ve nohut olup, ayrıca az miktarda susam ve incir yetiştirilir. Hayvancılık ekonomik açıdan önemli gelir kaynağıdır. İlçede beslenen Ankara keçisinin kahverengi ve siyah renkli yünlerinden battâniye dokunur. Telkâri olarak bilinen gümüş işlemeciliği yaygın olarak yapılan el sanatıdır.
İlçe merkezi düz bir alanda yer alır. Çok eski bir târihe sâhiptir. İl merkezine 58 km mesâfededir. Halkının bir kısmı Süryânidir. Belediyesi Cumhûriyetten önce kurulmuştur.
Nusaybin: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 85.448 olup 49.671’i ilçe merkezinde, 35.777’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 14, Akarsu bucağına bağlı 25, Girmeli bucağına bağlı 27 köyü vardır. Yüzölçümü 1177 km2 olup, nüfus yoğunluğu 73’tür. İlçe toprakları genelde düzdür. En yüksek noktası 1231 m olan Dibek Dağıdır. İlçe topraklarını Çağçağ Çayı ve kolları sular.
Ekonomisi tarım ve sınır ticâretine dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri, üzüm, buğday, mercimek, arpa, pamuk olup ayrıca az miktarda incir, susam, nohut ve zeytin yetiştirilir. Hayvancılık daha çok canlı hayvan ticâretine yöneliktir. Bu yüzden hayvanî ürün üretimi düşüktür. En çok koyun ve Ankara keçisi beslenir. Çırçır, iplik, pamuklu dokuma ve halı fabrikaları başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi Çağçağ Çayının iki yakasında kurulmuş olup, Suriye sınırına çok yakındır. Eski ismi Nisibis’tir. İl merkezine 58 km mesâfededir. Çok eski bir târihe sâhiptir. İstanbul-Bağdat demiryolu ve Urfa-Silopi karayolu ilçeden geçer. Belediyesi Cumhûriyetten önce kurulmuştur.
Ömerli: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 18.936 olup 7152’si ilçe merkezinde, 11.784’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 41 köyü vardır. Yüzölçümü 433 km2 olup, nüfus yoğunluğu 44’tür. İlçe toprakları düzdür ve Mardin-Midyat eşiğinde yer alır. Topraklarını Savur Çayının başlangıç kolları sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri üzüm, arpa, buğday ve mercimek olup, ayrıca az miktarda nohut ve incir yetiştirilir. Hayvancılık ekonomik açıdan önemlidir. Ençok koyun ve Ankara keçisi beslenir.
İlçe merkezi, Mardin-Midyat karayolu üzerinde kurulmuştur. İl merkezine 18 km mesâfededir. Nüfus bakımından ilin en küçük ilçesidir. Savur’a bağlı iken 1953’te ilçe olmuş ve aynı sene belediyesi kurulmuştur. Eski ismi Maserti’dir.
Savur: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 35.832 olup 6244’ü ilçe merkezinde, 29.588’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 26, Sürgüçü bucağına bağlı 13 köyü vardır. Yüzölçümü 1049 m2 olup, nüfus yoğunluğu 34’tür. İlçe toprakları oldukça engebeli arâziden meydana gelir. En yüksek noktası 1160 m ile Ziyârettepe’dir. Başlıca akarsuları Savur ve Bağlıca çaylarıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri üzüm, buğday, mercimek ve arpa olup, ayrıca az miktarda nohut, incir ve ceviz yetiştirilir. Savur Çayı kıyısında yapılan kavakçılık önemli gelir kaynağıdır. Hayvancılık gelişmiş olup, ençok sığır besiciliği yapılır.
İlçe merkezi Savur Çayı kenarında kurulmuştur. İl merkezine 44 km mesâfededir. Eskiden Suara daha sonraları ise Savor adları verilmiştir. Gelişmemiş küçük bir yerleşim merkezidir. Makedonya Kralı İskender ile İran Kralı Daryüs, Savur’un Erbil köyü yakınlarında savaşmışlardır. Belediyesi Cumhûriyetten önce kurulmuştur.
Yeşilli: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 22.385 olup, 10.451’i ilçe merkezinde, 11.934’ü köylerde yaşamaktadır. İlçe toprakları genelde düz olup bir bölümü Mardin-Midyat eşiğinde yer alır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, mercimek ve nohuttur. Hayvancılık gelişmiştir. Merkez ilçeye bağlı belediyelik bir köyken, 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu.
Târihî Eserler ve Turistik Yerleri
Mardin, târihî eserler bakımından oldukça zengin bir ilimizdir. Zamânımıza ulaşan eserlerden bâzıları şunlardır:
Emînüddîn Külliyesi: Artuklu Sultanı Necmeddîn İlgâzi’nin kardeşi Emînüddîn tarafından yaptırılan külliye; câmi, medrese, hamam, çeşme, dârüşşifâ, bimâristandan meydana gelmiştir. Külliye çeşitli zamanlarda tâmir görmüştür. Medrese kısmı depo olarak kullanılmaktadır.
Necmeddîn Câmii: Artuklu sultanı Necmeddîn İlgâzi tarafından yaptırılmıştır. Sarı câmi, Mâristan Câmi ve Medrese diye anılan bu câmi hâlen kullanılmaktadır. Yapım târihi kesin olarak bilinmemektedir.
Ulu Câmi: On ikinci asırda Artukoğulları tarafından yapılmıştır. Taş kubbe ve minâresi sanat şâheseridir. Üç giriş kapısı vardır. Câminin mihrabındaki ve ahşap minberindeki süslemeler çok güzeldir.
Abdüllatif (Latifiye) Câmii: Artuklular zamânında 1371’de devlet görevlilerinden Abdüllatif isimli bir zât tarafından yaptırılmıştır. Zamânımızdaki minâresini 1845’te Musul vâlisi Gürcü Mehmed Paşa yaptırmıştır. Minber ve mahfil Selçuklu ahşap işçiliğinin orijinal örneklerindendir.
Hâtuniye Medresesi: Gül Mahallesinde Artuklu Sultanlarından Necmeddîn Alpi’nin eşi Sitti Radviyye tarafından yaptırılmıştır. Tâmir ve ilâvelerle, ilk orijinalitesini kaybeden eser, medrese mîmârisinin önemli örneklerindendir. Günümüzde yıkık vaziyettedir.
Mârufiye Medresesi: Şar Mahallesinin kuzeyindedir. Beytil Artuki veya Hacı Mâruf Medresesi adlarıyla bilinmektedir. Kitâbesi yoktur. Mîmâri tarzından on üçüncü asır başlarında yapıldığı anlaşılmaktadır. Medrese, câmi ve türbenin kapalı bir bütünlük meydana getirdiği, iki katlı açık medreselerin öncüsü sayılmaktadır.
Şehidiye Medresesi: Semanin Medresesi adıyla bilinen yapı 1239-1260 yılları arasında yaptırılmıştır. Yapılan tâmir ve ekler yüzünden orijinalliğini kaybetmiştir. Yer yer görülen bezemelerden medresenin ilk yapıldığında çok zengin süslemeli olduğu anlaşılmaktadır.
Zinciriye Medresesi: Medrese Mahallesindedir. 1385’te yaptırılan bu eser geniş bir alanı kaplamaktadır. Doğu ve batı kesimlerindeki kubbeler dilimlidir. Günümüzde müze hâline getirilmiş olup, müzede İslâm öncesi ve sonrası eserler sergilenmektedir.
Kâsımiye Medresesi: Akkoyunlu Sultanı Kâsım tarafından 1487’de yaptırılmıştır. Mîmârî ve bezeme açısından Artuklu devri özelliklerini göstermektedir. Duvardaki silinmeyen kırmızı izlerin şehîd edilen Sultanın kan izleri olduğu kabul edilir.
Şah Sultan Hâtun Medresesi: Akkoyunlu İbrâhim Beyin hanımı Şah Sultan yaptırmıştır. On altıncı asırda yapılan eserin büyük kısmı yıkılmıştır.
Harzem Tâceddîn Mes’ud Medresesi: Kızıltepe ilçesinin 8 km kuzeydoğusunda Zerkan Suyu kıyısındadır. Artukoğullarından Melik-ül Mansur Nâsıreddîn Artuk Aslan’ın âzâdlı kölesi Taceddîn Mes’ud bin Abdullah yaptırmıştır. Yapılan ekler ve tâmiratlar yüzünden büyük değişikliğe uğramıştır. Günümüzde birkaç âile ev olarak kullanmaktadır.
Kızıltepe (Dunyasır) Köprüsü: Kızıltepe-Derik karayolunda Zerkan Suyu üstündedir. Kitâbesi olmayan köprü Artukoğulları devrinde yapılmıştır. Kireçtaşından yapılan köprü yer yer yıkıktır. Ortada büyük, yanlarında ikişer küçük beş gözü vardır.
Mardin Kalesi: Onuncu asırda Hamdânîlerden Abdullah bin Hamdan zamânında yapılmıştır. Yüksekliği doğuda 1200 m, batıda 1800 m olan bir tepe üzerindedir. Kalede câmi ve ev kalıntıları vardır. Kalede Akkoyunlulardan kalma saray ve câmi harâbe hâlindedir. Kale 800 m uzunluğundadır. Şehri kuşatan surların 6 kapısı vardı.
Rabat Kalesi: Derik ilçesinin 15 km batısında Artukoğullarının en büyük eseridir. 15 burçludur. Yer altında saray kalıntıları ve mahzenler, su sarnıçları sağlam bir şekilde durmaktadır.
Savur Kalesi: Savur ilçesinde olup Romalılardan kalmadır.
Aznavur Kalesi: Nusaybin yolunda onuncu asırda Hamdânîler tarafından yaptırılmıştır.
Dârâ Kalesi: Mardin’e 30 km uzaklıkta olup İranlılar tarafından yapılmıştır.
Dermenitan Kalesi; Mazıdağı’nın Gümüşova köyündedir. Sarnıç, ev, erzak ambarı kalıntıları vardır.
Kız Kalesi: Saç ayağı şeklinde üç kale olup, “Bel-el Saferan” Manastırını üç taraftan korumak için yapılan müstahkem mevkidir.
Eski eserler: Deyruzzaferan Manastırı: Hıristiyan dünyâsının en eski kiliselerinden biridir. Dördüncü asırda yapılmış olup Süryânîlerin dînî merkeziydi. Mardin’e 8 km mesâfededir. Bu binâda kilise, mahzenler ve mezarlar vardır. Bugün burada düşkünler evi ve öksüzler yurdu da bulunur. Etrâfı ağaçlıklı olup mesîre yeridir. Manastır içinde 52 Süryânî patriğinin mezarı vardır. Deyr el-Umar Manastırı: Midyat’ta Hasköy sınırları içindedir. Meryemana Kilisesi çok eski bir kilisedir. Bizanslılar yaptırmıştır. Fittar Harabeleri: Derik ilçesindedir. Bir vâdi içinde 1000 x 500 metrelik bir şehir kalıntısıdır. Yekpâre taşlarla büyük binâlar yapılmıştır.
Nusaybin’de Roma devrinden kalma kilise ve taştan yapılmış Tâk-ı Zafer vardır. Makedonya Kralı İskender, Daryüs’ü yenince bu zafer takından geçmiştir. Dârâ Harâbeleri: Dârâ Kalesi yanında Dârâ tarafından kurulan Dârâ şehrinin kalıntılarıdır. Mardin-Nusaybin yolu üzerindedir. Târihin ünlü şehri Anastiasprpolis’in günümüze kadar ulaşan harâbeleri: Suriye sınırı yakınında Cizre’ye 20 km mesâfede olup, bu harâbelerde çivi yazılı taş ve kayalar vardır. Mardin şehri kalıntıları: Nusaybin’in kuzeyinde olup, ilk çağlara âit, bir şehirdir. Mar Yakup: Mermerden kabir olup Nusaybin’dedir.
Mesîre yerleri:
Çok sayıda târihî eserlere sâhip olan Mardin’de mesîre yerleri oldukça azdır. Halk genellikle akarsu kıyılarından mesîre yeri olarak faydalanmaktadır. Mayıs ayının ilk haftası mesire yerlerine çıkılır. Buna Yorganlar Haftası “Sebitil Batere” denir.
Kaplıca ve içmeler:
Mardin’de şifâlı su kaynağı yok denecek kadar azdır. İldeki tek kaplıca Germiab Kaplıcasıdır. Bu kaplıca Dargeçit ilçesinin Ilısu köyü yakınlarında Dicle Nehri kıyısındadır. İçme ile, karaciğer, barsak ve safra yolları hastalıklarına; banyo ile romatizma nefrit, polinefrit, nevralji, cilt ve kadın hastalıklarına faydalıdır.

Kaynak

Rehber Ansiklopedisi
Kırşehir Hakkında Bilgiler

KIRŞEHİR
İlin Kimliği
Yüzölçümü   : 6570 km2
Nüfûsu           : 256.862
İlçeleri           : Merkez, Akçakent, (:::)ınar, Boztepe, Çiçekdağı, Kaman, Mucur.
İç Anadolu’nun Orta Kızılırmak bölümünde yer alan bir ilimiz. Doğu ve güneydoğu’da Nevşehir; güneyde Niğde; güney, güneybatı ve batısında Ankara ile çevrilidir. 38° 49’ ve 39° 48’ kuzey enlemleri ile 33° 25’ ve 34° 43’ doğu boylamları arasında yer alır. Trafik numarası 40’tır.
İsminin Menşei
Türkler uçsuz bucaksız bir kırın ortasında olan bu kasabayı fethederek Bizanslılardan aldıklarında bu kente “Kır şehri” demişlerdir. Bir ara “Gülşehri” ismi ile de anılan kentin ismi “Kırşehir” olmuştur. Eski ismi “Makissos”, daha sonra “Justiniapolis” olarak anılmıştır.
Târihi
Kırşehir ilinin bulunduğu topraklar, târihte Anadolu’da ilk siyâsî birliği kuran Hititlerin toprakları içinde bulunuyordu. Hititlerin iç savaş ve iktidar kavgaları ile dağılıp yıkılmasından sonra bu topraklara Asurlular hâkim olmuştur. Persler M.Ö. 6. asırda bu bölgeyi istilâ etmişlerdir. M.Ö. 4. asırda Makedonya Kralı İskender, Persleri yenmiş, Anadolu ve İran’ı istilâ ederek Makedonya Devletine katmıştır. İskender’in ölümü ile bu bölge (Asya) Selevkos Devletinin nüfuzunda kalmışsa da fiilen bu bölge Kapadokya Krallığının olmuştur. Kapadokya Krallığı, Roma İmparatorluğunun hâkimiyetini tanımış ve bilahare Roma İmparatorluğu, Kapadokya Krallığı ile birlikte bu bölgeyi kendine bağlamıştır. M.S. 395 senesinde Romaİmparatorluğu Batı ve Doğu olarak ikiye bölününce bütün Anadolu gibi bu bölge de Doğu Roma (Bizans)nın payına düşmüştür.
İslâm orduları yedinci asır ortalarından başlayarak Kırşehir bölgesine birçok defalar akınlar yaparak bu bölgeyi fethetmişlerse de devamlı olarak ellerinde tutamamışlardır. 1071 Malazgirt Zaferinden sonra bütün Anadolu gibi Kırşehir de, Anadolu Fâtihi ve Anadolu’da Türk Devletinin kurucusu Kutalmışoğlu Birinci Süleyman Şah tarafından fethedilmiştir.
Bir ara Selçuklulara bağlı Danişmendoğulları bu bölgede hâkim olmuşlar ve 1120’de Selçuklulara bağlı bir vilâyet daha sonra Konya Selçuklularının bir vilâyeti olmuştur. On ikinci asrın ikinci yarısında şehir gelişmiş ve Anadolu’nun bağrında en büyük ilim ve kültür merkezlerinden biri hâline gelmiştir.
On dördüncü asır başlarında Kırşehir’de İlhanlı hükümdarları namına sikke kesilmiştir.
Kırşehir, Anadolu’da “Ahîlik” denen tasavvufî esnaf teşkilâtının en mühim merkezlerinden biri olması ile 14. asırda oldukça gelişmiştir. Meşhur Ahî Evren Kırşehir’e yerleşmiş, Mevlevî Tarikatı gelişmiş ve büyük mutasavvıf ve Türk şâiri Âşık Paşa burada yaşamıştır. Bu asırda müstesnâ bir kültür ve ilim merkezi olan Kırşehir’in şehir nüfûsu 180 bini bulmuştur.
On dördüncü asrın ikinci yarısında Kırşehir bir ara Eretnaoğullarına (Sivas’a) bağlanmış, sonradan Karamanoğullarının eline geçmiştir. Osmanlılar Kırşehir’i Birinci Bayezid devrinde 1381’de almışsa da 1402’de Timur Kırşehir’i alarak yeniden Karamanoğullarına geri vermiştir. Sultan İkinci Murad Han zamanında Osmanlılar yeniden Kırşehir’e hâkim oldular. Celâli isyanları Kırşehir’in gerilemesinde mühim rol oynamıştır.
Osmanlı devrinde Kırşehir, Konya (Karaman) Beylerbeyliğinin (eyâletinin) 7 sancağından (vilâyetinden) birine merkez olmuştur. Kırşehir’in 4 kazası vardı. Cumhûriyetten sonra Kırşehir kendi adını taşıyan ilin merkezi, 1954’te Nevşehir, Kırşehir’den ayrılarak il olmuştur. Kırşehir ilçe olmuştur. 1957’de Kırşehir tekrar il hâline getirilmiştir.
Fizikî Yapı
Kırşehir ilinin % 17’si dağlarla, % 65’i yayla ve platolarla ve % 18’i ovalarla kaplıdır. Kırşehir’e yaylalar şehri denmiştir. Topraklarının üçte ikisi 500-1200 m yükseklikteki plato ve yaylalardan ibârettir.
Dağları: Yayla ve plato görünümünde olan topraklarının üzerinde 1500 m’yi aşan dağların mühim kısmı, Kızılırmak ile bunun kolu olan Delice Irmak arasında olup başlıca dağları şunlardır:
En yüksek dağları Baran Dağı (1808 m), Kargasekmez Dağı (1712 m), Kervansaray Dağı (1679 m), Çiçek Dağı (1691 m), Aliöllez Dağı (1528 m), Naldöken Dağı (1504 m) dır.
Yayla ve platolar Yozgat’a doğru yükselir. Yayla ve platoların orman ve bitki örtüsü azdır. Fakat hayvancılığa müsaittir. Platolar kalkerli olup yağmur sularının yer altında toplanıp alçak yerlerden kaynak olarak çıkmasını temin eder böylece yaz aylarında aşırı kuraklığı önler.
Ovaları: Bu bölgede bazı yerlerde geniş çöküntü alanları ve aşınma ovaları meydana gelmiştir. Bunların en önemlisi 1110 m yükseklikteki Seyfe Ovasıdır. Akarsuların açtığı vâdiler dar ve derindir. Önemli vâdiler Kızılırmak, Kılıçözü ve Delice Irmak Vâdileridir. Kırşehir Kılıçözü Vâdisi Çoğun’a kadar dik olarak uzanır. Çoğun’dan sonra genişler. Vâdinin doğu ve batısında taşınma yoluyla meydana gelen Çoğun Ovası 2500 hektar ve 2400 hektarlık Güzler Ovası bulunur.
Akarsuları: Kırşehir ilinin akarsuları Kızılırmak ve bunun kolları olan Delice Irmak ile Kılıçözü Deresidir. Kızılırmak: Kızıldağ’dan çıkan Kızılırmak Sivas, Kayseri ve Nevşehir’i geçip Mucur’un güneyinden Kırşehir’e girer. Bu ırmak üzerinde kurulan Hirfanlı ve Kesikköprü Barajları Kırşehir sınırları içinde kalır. Delice Irmak: Kızılırmağın önemli bir koludur. Yozgat Dağlarından çıkar. Yerköy yakınında Kırşehir-Yozgat sınırını meydana getirir ve kuzey batıya doğru akar. Yazın suları azalır, ilkbaharda kabarır. Kılıçözü Deresi: Kaman yakınlarında Baran Dağı kuzey yamaçlarından çıkar. Kırşehir-Ankara sınırını çizer. Ocakbaşı Bucağında Kırşehir’i terk eder. Üzerinde Çoğun Barajı kuruludur.
Öz adı verilen vâdilerden gelen Büyüköz, Hamanözü, Kılıçöz ve Acısu, Kızılırmak’a dökülür.
Gölleri: Seyfe Gölü: Kırşehir’de tek tabiî göldür. Göl bir çöküntü alanıdır. Denizden 1110 m yükseklikte ve 15 km2 yüzölçümündedir. Derinliği 3-5 m arasında değişir. Suyu çok tuzludur. Yazın kıyılarında tuz tabakaları meydana gelir. Hirfanlı Baraj Gölü: Kızılırmak üzerinde kurulmuştur. Enerji istihsali, sulama ve su taşkınlarını önleme maksadıyla yapılmıştır. Genişliği 15 km, uzunluğu 75 km’dir. Kapladığı alan 320 km2 dir. Su hacmi 6 milyar m3 tür. Senede 400 milyon kw/s enerji üretilir.
Kesikköprü Barajı: Hirfanlı Barajından 25 km uzaklıkta ve Kızılırmak üzerindedir. Genişliği 1,5 km ve uzunluğu 15 km olup 38 km2 lik bir alanı kaplar. Çoğun Barajı: Kılıçözü Deresi üzerinde ve Çoğun Bucağı yakınındadır. Sulama maksadıyla kurulmuştur. Hirfanlı Barajında tutulan sazan ve yayın balıkları Anadolu tatlı su balıklarının en lezzetlisidir. Bozkırda bir balıkçılık merkezi olup, Kırşehir’e “kır ortasında balık diyarı” denir.
İklim ve Bitki Örtüsü
Bu bölgede sert kara iklimi hüküm sürer. Yazlar sıcak ve kurak, baharlar yağmurlu, kış ise sert ve soğuk geçer. Senelik yağış miktarı 379 mm’dir. Sıcaklık +39,4°C ile -28°C arasında seyreder. İl topraklarının % 60’ı ekili ve dikili, % 30’u çayır ve mer’alarla kaplıdır. Ormanlık ve fundalık saha il topraklarının % 3’ünü biraz geçer. Ormanlar Çiçekdağ bölgesinde olup meşe ağaçlarından ibarettir. Akarsu vâdileri kavak ve meyve ağaçları ile kaplıdır. Bozkır ve çorak arazi çoğunluktadır.
Ekonomi
Kırşehir ilinin ekonomisi tarıma dayanır. Sanayi bakımından en az gelişmiş iller arasındadır. Faal nüfusun % 80’i tarım, hayvancılık, ormancılık, avcılık ve balıkçılıkla uğraşır. Sanayi sektöründe çalışanlar % 7’dir. Göçler sebebiyle nüfus artışı azalmıştır.
Tarım: Tarım ilin mühim ekonomik kaynağı olup, başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, çavdar, mahlut, fasulye, mercimek, patates, şekerpancarı ve ketendir. Sebzecilik gelişmemiştir. Fakat meyvecilik önemli yer tutar. Elma, armut, erik, ceviz ve üzüm az miktarda da kayısı, kiraz, vişne ve şeftali yetişir. Zerdalisi ve “Balbaşı” denilen pekmezi meşhurdur.
Hayvancılık: Kışların sert ve uzun geçmesi ve bitki örtüsünün cılız olması sebebiyle hayvancılık ancak ikinci derecede bir geçim kaynağıdır. Koyun, tiftik keçisi, kılkeçisi ve sığır beslenir.
Ormancılık: Kırşehir ili orman bakımından yoksuldur. 13 bin hektar bozuk baltalık orman alanı ile 10 bin hektara yakın fundalık vardır. Akarsu vâdilerinde modern kavakçılık yapılmaktadır.
Mâdenleri: Yeraltı kaynakları zengin sayılmaz. Başlıca mâdenleri mermer, tuz, maden kömürü ve flüosittir. Oniks mermerleri meşhurdur.
Sanâyi: Kırşehir sanâyi bakımından en az gelişmiş illerimizden biridir. Başlıca sanâyi kuruluşları, un fabrikaları, üç tuz imalâthanesi, matkap ucu üreten Oralsan Makina Takım Sanâyii ve Ticâret A.Ş., mermer fabrikaları, Meytaş Kireç, Türktur Turizm ve İnşaat A.Ş., Petlas Lâstik Fabrikaları, Yem ve Bulgur Fabrikası A.Ş., 10 ve daha fazla işçi çalıştıran 20’den fazla iş yeridir. Küçük sanayi dalında 234 metal işyeri, 125 orman ürünleri ve 108 dokuma iş yeri vardır. Dokuma iş yerleri evlerdedir. Kırşehir halı ve seccadeleri çok meşhurdur.
Ulaşım: Demiryolu ve havayolu ulaşımı yoktur. Kırşehir’e ulaşım yalnız karayolu ile sağlanır. Ankara-Kayseri yolu Kırşehir’den geçer. Bu yoldan ayrılan bir yol Nevşehir-Niğde’ye başka bir yol ise Yozgat’a bağlanır.
Nüfus ve Sosyal Hayat
Nüfus: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 256.862 olup, 126.406’sı ilçe merkezlerinde, 130.456’sı köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 6570 km2 olup nüfus yoğunluğu 38’dir. Devamlı göçler sebebiyle nüfus artışı fazla değildir. Konut meselesi en az olan yegane ildir. Nüfusun % 10’u yurt dışındadır.
Örf ve âdetleri: Kırşehir Selçuklu Türkleri tarafından büyük şehir hâline getirildi. 1071’den sonra tamamen Türkleşen Kırşehir’de eski kültürler unutulmuş Türk-İslâm kültürü hâkim olmuştur. Osmanlı devrinde Kırşehir Ahîlik merkezi olmuş ve ahîlerin pîri sayılan Ahî Evren 13. asırda Kırşehir’e yerleşmiştir. Hacı Bektaş-ı Veli aynı asırda Kırşehir’e 40 km uzaklıkta Suluca Karahöyük (Hacıbektaş)e yerleşmiştir. On dördüncü asırda meşhur Türk Şairi Âşık Paşa Garipname adlı eserini Kırşehir’de yazmıştır. On üçüncü ve on dördüncü asırda Kırşehir bütün Anadolu’yu etkileyici kültür ve ilim merkezi olmuştur. Daha sonraki asırlardaCelâlî İsyanları ile Kırşehir önemini kaybetmeye başlamıştır. Halk edebiyatı zengindir. Pekçok halk şâiri yetişmiştir. Zengin halk oyunları ve müziği vardır. Oyunlarda kaşık ve zil havaları ve halaylar yaygındır. Çok sayıda türküleri ile meşhurdur. Üç ayak, demirağa, koca oyun ve ağırlama meşhurdur. Mahallî yemeklerden pilavı çok tanınır.
Kırşehir’de yaygın el sanatları, bakırcılık, dokumacılık ve taş işlemeciliğidir. Türkler, halı ve kilim dokumacılığını Asya’dan getirmişler ve Anadolu’ya yaymışlardır. Kırşehir dokumacılığın çok geliştiği bir il olmuştur.
Mahallî kıyâfetleri: Kadınlar; başta üzeri gümüş tepelikli fes, içlik, cepken üç etek, kuşak, şalvar ve yemeni veya lapçin giyerler. Erkekler; göynek, delme yelek, şalvar, kuşak ve yemeni giyerler.
Eğitim: Bütün köylerinde ilkokul vardır. Okur yazar oranı % 70’ten fazladır. Bütün ilde 14 Anaokulu, 338 ilkokul, 51 ortaokul 6 meslekî ve teknik ortaokul, 5 lise, 14 meslekî ve teknik lise vardır.
İlçeleri
Kırşehir’in biri merkez olmak üzere yedi ilçesi vardır.
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 103.688 olup, 73.538’i ilçe merkezinde, 30.150’si köylerde yaşamaktadır. İlçe toprakları dağlıktır. Doğusunda Kervansaray Dağı, kuzeyinde Naldöken Dağı, batısında Armutlu Dağı, orta kısmında Kılıközü (Kırşehir) Çayı Vâdisi yer alır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa ve patatestir. Kılıçözü Çayı Vâdisinde sulu tarım yapılır ve en çok sebze-meyve yetiştirilir. Vâdi boyunca söğütler ve kavaklıklar vardır.
İlçe merkezi Kılıçözü (Kırşehir) Çayı Vâdisinde kurulmuştur. Denizden yüksekliği 980 metredir. Kılıçözü (Kırşehir) Çayı şehri ikiye böler. Ankara-Kayseri karayolu ilçeden geçer. Çok eski bir târihe sâhip olan ilçe, eskiden beri ticâret yollarına kavşak noktalığı yapmaktadır. İlçe belediyesi 1870’te kurulmuştur.
Akçakent: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 15.821 olup, 1448’i ilçe merkezinde 14.373’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 23 köyü vardır. İlçe toprakları orta yükseklikte engebeli arâziden meydana gelir. En yüksek noktası olan Çiçekdağı (1691 m) orta kesimde yer alır.
Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri tahıl ve elmadır. Yüksek kesimlerde hayvancılık ve ormancılık yapılır. En çok küçükbaş hayvan beslenir. İlçe merkezi Çiçekdağı eteklerinde yer alır. Çiçekdağı ilçesine bağlı bucakken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu.
(:::)ınar: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 17.357 olup, 3791’i ilçe merkezinde, 13.566’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 23 köyü vardır. İlçe toprakları orta yükseklikte engebeli arâziden meydana gelmiştir.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, patates, şekerpancarı, arpa, nohut, soğandır. Hayvancılık önemli gelir kaynağıdır. Ençok Ankara keçisi, sığır ve koyun beslenir. İlçe merkezi Ankara-Kırşehir-Kayseri karayolu üzerindedir. Fazla gelişmemiş küçük bir yerleşim merkezidir. Belediyesi 1959’da kurulmuştur. Kaman’a bağlı bir bucakken 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu.
Boztepe: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 10.639 olup, 4004’ü ilçe merkezinde, 6635’i köylerde yaşamaktadır. İlçe toprakları orta yükseklikte engebeli arâziden meydana gelmiştir. Batısında Kervansaray Dağı yer alır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa ve patatestir. İlçe merkezi Kervansaray Dağı eteklerinde yer alır. Merkez ilçeye bağlı belediyelik köy olan Boztepe, 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe olmuştur. İlçe belediyesi 1960’ta kurulmuştur.
Çiçekdağı: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 24.053 olup, 6468’i ilçe merkezinde, 17.585’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 35, Kösefakulu bucağına bağlı 12 köyü vardır. İlçe toprakları yüksekçe bir platodan meydana gelir. Batısında ilçeye ismini veren Çiçekdağı yer alır. Dağlık kesim ormanlarla kaplıdır. Başlıca akarsuyu Delice Irmak ve kollarıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri tahıl, şekerpancarı ve elmadır. Dağlık kesimlerde hayvancılık ve ormancılık başlıca geçim kaynağıdır. En çok küçük baş hayvan beslenir. İlçe topraklarında flüorit, mâden kömürü, bakır ve manganez yatakları vardır.
İlçe merkezi, Çiçekdağı’nın eteklerinde, Delice Irmağının kollarından birinin kıyısında kurulmuştur. Kırşehir-Yozgat karayolu ilçeden geçer.İl merkezine 67 km mesâfededir. Eski adı Boyalık’tır. Abdülmecîd Han zamanında Mecidiye ismi ile Yozgat’a bağlı bir bucak idi. Sultan Abdülazîz Han zamânında ilçe oldu. 1930’da Çiçekdağı ismi verildi. 1954’te Yozgat’a bağlanan ilçe, 1957’de tekrar Kırşehir’e bağlanmıştır. Belediyesi Cumhûriyetten önce kurulmuştur.
Kaman: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 61.569 olup, 26.038’i ilçe merkezinde, 35.531’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 41, Savcılı bucağına bağlı 10 köyü vardır. İlçe toprakları engebeli platodan meydana gelir. Doğu ve güneydoğusunda Baron Dağı yer alır. Başlıca akarsuları Kızılırmak ve Kılıçözü Deresidir. Hirfanlı Baraj Gölünün bir bölümü ilçe topraklarında yer alır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri, buğday, şekerpancarı, patates, arpa, nohut, soğan, fasulye, üzüm olup az miktarda kayısı yetiştirilir. Hayvancılık önemli gelir kaynağıdır. En çok Ankara keçisi, koyun ve sığır beslenir. Hirfanlı baraj gölünde tatlı su balıkçılığı yapılır. Evlerde halı dokumacılığı çok yaygın olup, ekonomide önemli yer tutar. İlçe topraklarında demir ve flüorit yatakları vardır.
İlçe merkezi Kılıçözü Vâdisinde kurulmuştur. Kırşehir-Bala karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 52 km mesafededir. Denizden yüksekliği 1500 metredir. Hirfanlı Barajının kurulması ile gelişmiştir. 1954’te Ankara’ya bağlanan Kaman, 1957’de tekrar Kırşehir’e bağlandı. 1944 yılında ilçe olan Kaman’ın belediyesi 1923’te kurulmuştur.
Mucur: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 23.735 olup, 11.119’u ilçe merkezinde, 12.616’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 43 köyü vardır. Yüzölçümü 1068 km2 olup nüfus yoğunluğu 22’dir. İlçe toprakları Mucur platosunda yer alır. Orta kesimini Kervansaray Dağı engebelendirir. Başlıca akarsuyu Kızılırmak’tır. Seyfe (Malya) Gölü ilçe sınırları içinde kalır. Gölün doğu ve kuzeydoğusunda Seyfe Ovası vardır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı, buğday, üzüm, elma, baklagiller ve arpa olup, ayrıca az miktarda patates, soğan ve kayısı yetiştirilir. Hayvancılık önemli gelir kaynağıdır. En çok Koyun ve Ankara keçisi beslenir. Seyfe Gölü yakınlarında Malya Devlet Çiftliği vardır.
İlçe merkezi Acısu Vâdisinin yamaçlarında kurulmuştur. Ankara-Kırşehir-Kayseri karayolu ilçenin kıyısından geçer. İl merkezine 24 km mesâfededir. 1954’te Nevşehir’e bağlanan ilçe 1957’de tekrar Kırşehir’in bir ilçesi hâline geldi. İlçe belediyesi Cumhûriyetten önce kurulmuştur.
Târihî Eserler ve Turistik Yerleri
Kırşehir ilinde bulunan târihî eserlerin hemen hepsini Türklerin yaptığı eserler meydana getirir.
Alâeddin Câmii: Kaletepe’de İkinci Alâeddin Keykubât tarafından 1242’de yapılmıştır. 1893’te AhmedArif Bey baştan başa tâmir ettirmiştir. Bir ara müze deposu oldu ise de bugün câmi olarak kullanılıyor.
Ahî Evren Câmii ve Türbesi: On dördüncü asırdan kalmadır. Kırşehir’in en önemli târihî eseridir. Câminin içinde bir türbe vardır. Bu türbede Ahî esnaf teşkilâtının pîri sayılan Ahî Evren medfundur.
Caca Bey Medresesi: 1273’te Kırşehir Vâlisi Caca Bey (Cacaoğlu Emir Nûreddîn) tarafından yaptırılmıştır. Bugün câmi olarak kullanılmaktadır. Medresenin, câmi, imâret ve tekke kısmı yıkılmıştır. Câminin minâresi ayaktadır. Caca Beyin türbesi medresenin yanındadır. Türbenin üzerindeki cam kubbe Astronomi Fakültesine âitti. Burada yıldızlar gözlenirdi. Halk medreseye “Cıncıklı Câmi” ismini vermiştir. Caca Bey Medresesi dünyânın ilk gözlemevi (rasathâne) olarak inşâ edilmiş yapısıdır.
Melik GâziTürbesi: 1250’de Melik Gâzinin eşi Muhterem Hâtun tarafından yaptırılmıştır. Konik külahlı sekizgen kenarlı bir yapıdır. Mermer taç kapının süsleri çok zengindir. Anadolu Selçuklularına âit güzel bir kümbettir. İçinde Mengücükoğlu Beyi Muzafferüddîn Behşamşah’ın ve eşinin kabri vardır.
Âşık Paşa Türbesi: Âşık Paşa için 1333’te tamâmı mermerden yapılmıştır. 1935’te tâmir gören türbeyi Âşık Paşanın yeğeni Eretna Veziri AliŞah Ruhi yaptırmıştır.
Kesik Köprü: İl merkezinin 23 km güneyindeki Kesikköprü köyündedir. Selçuklular zamanında yapılan köprü, Kızılırmak üzerinde olup, hâlen Niğde, Adana ve Konya illerine ulaşımı sağlamaktadır.
Kesikköprü Kervansarayı: Kesikköprü köyündedir.Selçuklu mîmârî özelliklerini bütün ihtişamı ile yansıtmaktadır.
Hitit Kalıntıları: Kırşehir’e 40 km uzaklıkta Hashöyük mevkiindedir. Hititlere âit eski bir şehrin kalıntısı ve bâzı eserler ortaya çıkarılmıştır.
Mucur Yeraltı Şehri: Mucur ilçesinin Solaklı Mahallesindedir. Bizans dönemine âit olan yeraltı şehri daha çok sığınak şeklindedir. Toplam 42 odası olan şehrin gerekli tâmirâtı yapılarak turizm hizmetine açılmıştır.
Mesire yerleri:
Akarsu ve göl kıyıları mesire yeri olarak kullanılmaktadır.
Hirfanlı Barajı ve Gölü: Kaman ilçesinin 19 km güneybatısında Kızılırmak üzerinde kurulmuştur. Büyük Oba köyünün hemen yakınında bir plaj bulunmaktadır. Günü birlik gidilen bir mesire yeridir.
Seyfe Gölü: Mucur ilçesine 20 km uzaklıkta olup mesire yeridir. Yüzölçümü ortalama olarak 22 km2dir. Denizden yüksekliği 1080 metredir. Mucur ilçesine 20 km uzaklıkta olan göl, Türkiye’nin kuş toplulukları bakımından en zengin göllerinden biridir. Çevresinde yabanî av hayvanları vardır. Göl çevresinde turistik tesisler mevcuttur.
Kaplıcalar ve içmeler:
Kaplıcalar bakımından zengin yörelerden biridir. Başlıca kaplıcaları şunlardır:
Karakurt Kaplıcası: Kırşehire 18 km uzaklıkta Karalar köyündedir. İlk olarak tesisler Selçuklu komutanlarından Kılıç Arslan tarafından 1135 senesinde yaptırılmıştır. Konaklama tesisleri vardır. Banyo kürleri romatizma, nefrit, nevralji ve kadın hastalıklarına; içme kürleri karaciğer, safrakesesi, mîde ve barsak hastalıklarına iyi gelmektedir.
Terme Kaplıcası: Kırşehir’in güneyinde Kuşdili mevkiindedir. Konaklama tesisleri vardır. İçme kürleri karaciğer, yüksek tansiyon, safrakesesi, mîde ve barsak hastalıklarına; banyo kürleri kalp hastalıkları, romatizma, nevralji, nefrit, kadın hastalıkları, çocuk felci ve yarım felce faydalıdır.
Bulamaçlı Kaplıcası: Çiçekdağı ilçesine 10 km uzaklıkta Bulamaçlı köyü yakınlarındadır. Konaklama tesisleri mevcut olan kaplıca suyu içme ile mîde, barsak, karaciğer ve safrakesesi hastalıklarına; banyo ile romatizma, nefrit, nevralji ve kadın hastalıklarına iyi gelir.
Mahmutlu Kaplıcası: Çiçekdağı’na 20 km uzaklıktadır. Konaklama tesisleri yetersizdir. Banyo kürleri romatizma, nefrit, nevralji ve kadın hastalıklarına; içme kürleri mîde, barsak, karaciğer ve safra kesesi rahatsızlıklarına faydalıdır.


Kaynak

Rehber Ansiklopedisi
Kırklareli Hakkında Bilgiler

KIRKLARELİ
İlin Kimliği
Yüzölçümü   : 6550 km2
Nüfûsu           : 309.512
İlçeleri           : Merkez, Babaeski, Demirköy, Kofçaz, Lüleburgaz, Pehlivanköy, Pınarhisar, Vize.
Trakya’da bulunan bir ilimiz. Batı sınırımızdaki Kırklareli, Marmara bölgesinin Istranca ve Ergene bölümleri üzerinde bulunmaktadır. Trakya’nın en büyük ili olup, İstanbul, Karadeniz, Tekirdağ, Edirne ve Bulgaristan ile çevrilidir. 41° 14’ ve 42° 00’ kuzey enlemleri ile 28°53’ ve 26°13’ doğu boylamları arasında yer alır. Trafik numarası 39’dur.
İsminin Menşei
Türk akıncıları “Rumeli” ismi verilen Marmara Denizinin batı bölgesine çıkarak yeni şehirler fethettiler. Kırklareli’yi fetheden Türk akıncıları burada 40 şehid verdiler. Şehid arkadaşlarının aziz hatırası için “Kırklareli” dediler. Nitekim bu ildeki “Kırklar Şehitliği” ve “Kırklar Câmii” bu şehitlerin hatırası içindir.
Kırklareli isminin “Kırk Kilise” (Saranta Eklesies) ile ilgisi yoktur. Gerçi Kırklareli’nin eski ismi “Kırk Kilise”dir. Fakat Kırklareli ismi 40 şehid hatırasına binâen verilmiştir. Kırk akıncının âbideleştiği bir topraktır. Kırklarbaba Dergâhındaki kitâbede şu beyit bulunmuştur:
“Kırk kimse şehid oldu bu yerde,
Bu nâm ile anılsın bu belde.” 
Hüdavendigâr ismi ile anılan Sultan Birinci Murad Han zamanında Demirtaş Paşa emrindeki akıncılar bu bölgeyi fethederken 40 şehit vermişlerdir. Bu şehitler arasında Saltık Bey, Balaban Bey, Kılıç Alparslan Bey, Satılmış Bey, Demirhan Bey, Yahşi Bey, Durmuş Bey, Kayahan Bey, Sungur Bey veKaracakaya Bey bulunmaktadır.
Sultan Birinci Murad Han, Demirtaş Paşaya: “Bre Demirtaş yiğidim, Saranta Eklesies derler bir il vardır. Gözümün üstünde çapak gibi durur. Tez saadetlu haberini beklerim.” diyerek, sefere (akına) uğurlamıştı. Kırk şehitlerin yattığı bu il Demirtaş Paşa emrindeki Türk akıncılarının akınıyle fethedilmiştir.
Târihi
Kırklareli’nin çok eski zamanlara dayanan bir târihi vardır. Kırklareli-Aslıbey arasında üç sun’î tepe olduğu gibi Aşağıpınara-Eriklice Köyleri arasında höyükler ve mezarlar bulunmuştur. Hititler, Boğaz ve Marmara Denizinin doğu sâhillerine kadar uzanıp Trakya denilen bu bölgeye geçmemişlerdir. Bu bölge târih sahnesine Traklarla girmiştir. Traklar, Trakya’ya adını veren fakat bugün yok olan bir kavimdir. Traklar M.Ö. 1200-513 arasında bu bölgede yaşamışlardır. Traklar Önasya ve Tuna dolaylarından gelen Türk kavimleridir. Traklar gibiÇanakkale civârında yaşayan Truvalılar da Türk asıllıdır. ABD Harvard Üniversitesi profesörü Calvert Watkins, Truvalıların konuştukları Luvian dilinin Hitit dili ile aynı kökten olduğu, Hititler gibi Truvalıların da Türk kavimleri olduğunu Truva Kralı Priam ile oğlu Paris isimlerinin de aynı kökten geldiğini târihî vesikalarla isbat etmiştir. Fransız ilim adamlarından Montaigne de Denemeler isimli eserindeTruvalıların Türk kavmi olduğunu söyler. M.Ö. 1200’lerde Firikler bu bölgelerden Anadolu’ya geçtiler.
M.Ö. 700 yıllarında Türkistan Stepleri ve Hazar Denizi civarında göçebe olarak yaşayan İskitler Romanya ve Bulgaristan üzerinden Trakya’ya indiler, Traklarla kaynaştılar.Uzun müddet birlikte yaşadılar. İskitler o tarihte atı en iyi şekilde kullanan milletti. Pers hükümdarı Dariyus (Dara) 170.000 kişilik bir ordu ile 600 parçalık bir donanma hazırladı. İskitleri yenip, Anadolu’yu, Kafkas ve Karadeniz mâdenlerini, kalay ve ambar (hububât) yolunu, Trakya ve Balkanları ele geçirip İtalya’ya uzanmak istiyordu. Kendisine İyonyalılar da yardım ettiler. Dariyus Vize’ye kadar geldi. Vize’de konaklayıp Kaynaren üzerinden Bulgaristan’a girdi, fakat Tuna boyları ile Karadeniz kıyılarını alamadı. İskitler sık ormanlar içinde gerilla savaşı yapıp gözükmüyorlardı. Dariyus’un bu büyük seferi neticesiz kaldı. Merkezi Vize’de olan “Trakya Straplığı” kurdu ise de 25-30 sene devam etti. Atina Devleti M.Ö. 440’ta Persleri yenince burası Atina Devletinin eline geçti.
Makedonya Krallığı M.Ö. 336’da Yoğuntaş (Polos) civârında Atina Devletini yenerek bu bölgeyi ele geçirdi. Makedonya Kralı Filip’in oğlu İskender, Pers Devletini yıktı. Hindistan’a kadar uzanarak, Anadolu gibi bu bölge de Makedonya Krallığının hâkimiyetine geçti.
Makedonya Kralı İskender’in ölümü Roma Devletinin yayılmasına sebeb oldu. Roma İmparatorluğu M.Ö. 168’de Trakya’ya girdi. Vize ve Pınarhisar’a kadar sokuldular. Trakların güçlü savunması karşısında Vize’de Roma İmparatorluğuna bağlı “Doğu Trakya Krallığı”nın kurulmasına M.Ö. 72’de râzı oldular. Bu krallık fazla yaşamadı. M.S. 46 senesinde Romaİmparatoru Klaudus, Doğu TrakyaKrallığına son verdi. Vize, Lüleburgaz, Babaeski ve Karıştıran bölgeleri Roma’ya ilhak edildi. Roma İmparatorluğu M.S. 395’te parçalanınca bu bölge Doğu Roma (Bizans)nın payına düştü.
Osmanlı Devleti Kırklareli’yi, Sultan Birinci Murad Hüdavendigâr zamanında 1362’de fethetti. Bizanslılar geri alınca Sultan Birinci Murad Han 1363’te Edirne ve Kırklareli’yi tekrar fethetti. 1402 Ankara Savaşı ile Osmanlı Devleti sarsıntı geçirdi. Burası Fetret Devrinde Süleyman Çelebi’nin ve 1411’de kardeşi Musa Çelebi’nin eline geçti. 1413’te Çelebi Sultan Mehmed bütün Rumeli’yi alıp, bölünen Osmanlı Devletini yeniden birleştirdi. Çelebi Sultan Mehmet Han ile Sultan İkinci Murad Han zamanında, Mustafa Çelebi burasını ele geçirmiş fakat tutunamamıştır.
1878 senesine kadar çok sakin bir yer olan Kırklareli, İstanbul ve Edirne gibi iki büyük şehir arasında kaldığı için fazla gelişememiştir. Kırklareli merkezi Sofya’da bulunan geniş Rumeli Beylerbeyliğinin (eyâletinin) 26 sancağından (vilâyetinden) birinin merkezi olmuştur. Vize de sancaktı. Tanzimâttan sonra Kırklareli, Edirne vilâyetinin (eyâletinin) altı sancağından birine merkez oldu. Yedi kazası vardı. 1876-1878’de birkaç ay Rus işgalinde kaldı. Ayastefanos Muâhedesine göre Kırklareli Osmanlı Devletine bağlı fakat iç idâresinde muhtar Bulgaristan Prensliğine veriliyordu. Berlin Muâhedesinde Ayastefanos Muâhedesi iptâl edildi. Kırklareli yine Osmanlı Devletine bırakıldı.
Balkan Harbinde 28 Eylül 1912’den 8 Temmuz 1913’e kadar 9 ay 10 gün Bulgar işgalinde kalmıştır. Balkan Harbinin mühim muhârebeleri bu bölgede, Pınarhisar ve Lüleburgaz civârında olmuştur. Türk ordusu Çatalca’ya kadar çekilmek zorunda kalmıştır. Birinci Dünyâ Harbinden sonra Yunanlılar, Kırklareli ve çevresini işgal ettiler. Şehir iki sene Yunan işgal ve istilası altında kaldıktan sonra 10 Kasım 1922’de Türkler tarafından geri alınmıştır. Bulgar ve Yunanlılar Kırklareli ve çevresini baştan aşağı yakıp, yıkmış ve yağma etmiştir. Halkın büyük kısmı göç etmiştir. 1924 Lozan Muahedesi (Antlaşması) ile Kırklareli’nde bulunan Yunan ve Bulgar azınlık iâde edilmiştir.
Fizikî Yapı
Kırklareli topraklarının % 48’i dağlar, % 44’ü plato ve % 8’i ovalarla kaplıdır.
Dağları: Kırklareli genel olarak dağlık ve dağlar da ormanlarla kaplıdır. Dağlar yüksek değildir. En yüksek yeri Büyük Mahya (1031 m)dır. İlin büyük bir kısmını kuzeybatı-güneydoğu istikâmetinde uzanan Istranca (Yıldız) Dağları kaplar. Bu dizi İstanbul’a doğru alçalarak uzanır. Başlıca tepeler şunlardır: Fatmakaya Tepesi (901 m), Sivri Tepe (851 m), Kaletepe (846 m), Dalyan Tepe (725 m), Kamelya Tepe (776 m), ve Dikilitaş Tepe (503 m)dir. Diğerleri 300 m’den küçüktür. Kırklareli’nde platolar önemli yer tutar. Platolar kuzey ve güney olmak üzere ikiye ayrılır. Kuzey platoları Istranca Dağları ile Karadeniz arasında yer alır. Bol yağmur aldıkları için bitki örtüsü zengindir. Limanköy Platosu meşe ormanlarıyla kaplıdır. Dereköy Platosu da kuzey platolarına dâhildir. Güney platolarıIstranca Dağları ile Ergene Havzası arasında yer alır. Bu platolarda hayvancılık ve kuru tarım yapılmaktadır.
Ovaları: İlin en önemli ovası ve vâdisi Ergene’dir. Ergene Vâdisi Tekirdağ’ındaki dağlardan başlar ve dar bir koridordan geçerek güneybatıya uzanır. Ergene Havzasında genişler ve Ergene Ovasını meydana getirir. 50-100 m yükseklikte olan Ergene Ovası çok verimlidir.
Akarsuları: Ergene Çayı; Meriç Nehrinin bir kolu olan Ergene Çayı Kırklareli’nin en büyük akarsuyudur. Istranca (Yıldız) Dağlarından çıkar, bir çok kolları il sınırları içinde 80 km’lik bir yol alarak Pehlivanköy yakınında Edirne il sınırlarına girer. Sık sık taşan akarsuyun yazın suyu az, kışın ve sonbaharda çoktur. Ergene Çayına Paşaköy, Lüleburgaz, Sulucak ve Şeytan Deresi katılır. Rezve Deresi: Istranca (Yıldız) Dağlarından çıkar, hızlı akışlıdır. Türk-Bulgar sınırını meydana getirir.
Gölleri: Kırklareli’nde önemli bir göl yoktur. İğneada çöküntü alanında toplanan bâzı küçük göller vardır. Başlıcaları Erikli Göl, Mert Gölü (Karagöl) ve Sakpınar Gölüdür.
İklimi ve Bitki Örtüsü
İklimi: Istranca Dağlarının kuzeyindeki Karadeniz kıyılarında Karadeniz iklimi, Istranca Dağlarının güneyinde Ergene bölgesinde kara iklimi hüküm sürer.
Kıyıda yazlar serin kışlar ılık geçerken, Ergene Havzasında yazlar sıcak ve kurak, kışlar soğuk ve kar yağışlı geçer. Isı farkı seneden seneye değişir. Bâzı seneler kışlar Orta Anadolu’dan daha sıcak geçer. Bunun sebebi Orta Avrupa’nın kara iklimi ile Karadeniz, Akdeniz ve Marmara iklimlerinin karışmasıdır. Senelik yağış ortalaması 578 mm’dir. Bazı kışlar Doğu Anadolu’dan da soğuk geçer.
Bitki örtüsü: Kırklareli topraklarının % 57’si orman ve fundalıklarla, % 35’i ekili ve dikili alanlarla, % 7’si çayır ve mer’alarla ve % 1’den biraz fazlası tarıma elverişsiz alanlarla kaplıdır. Kırklareli bitki örtüsü ve orman bakımından zengin sayılır. Istranca Dağları ormanlarla kaplıdır. Karadeniz bölgesinde ormanlar koru hâlindedir. Ormanlarda meşe, dişbudak, karaağaç, gürgen, kızılağaç, söğüt, kavak ve yaprak döken ağaçlar vardır.
Ekonomi
Kırklareli’nin ekonomisi tarıma dayanır. Orman varlığı zengin, dağları ormanlarla kaplı olup, geniş Ergene Ovası ise çok bereketlidir. Sanâyi ise hızla gelişmektedir.
Tarım: Faal nüfusun % 70’i tarım, hayvancılık, balıkçılık, ormancılık ve avcılıkla uğraşır. Başlıca tarım ürünleri buğday, yulaf, mısır, fasulye, şekerpancarı, ayçiçeği ve kozadır.
Sebze ve meyvecilik ileridir. Lahana, pırasa, taze fasulye, soğan, sarmısak, biber ve domates yetiştirilen başlıca sebze ürünleridir. Yetişen meyveler erik, elma, armut, şeftali ve kirazdır. Tarımda sulama, gübreleme, ilâçlama ve modern tarım araçlarını kullanma yaygındır. Kirazı ve çavdarı meşhurdur. Ayçiçeği bol yetişir.
Hayvancılık: Bu ilde hayvancılık ikinci derecede bir geçim vâsıtasıdır. Sâdece Vize ve Pınarhisar’a bağlı 10 civârında orman ve dağ köyünün birinci derecede geçimi hayvancılıktır. Sığır, koyun, kılkeçisi beslenir. Arıcılık gelişmektedir.
Ormancılık: Kırklareli orman varlığı bakımından oldukça zengindir. 300 bin hektara yakın orman ve 85 bin hektara yakın fundalık alanı vardır. Ormanların çoğunluğu merkez ilçe, Vize ve Demirköy sınırları içindedir. Karadeniz’e paralel olarak uzanan Istranca Dağlarının üzeri ormanlarla kaplıdır. Her sene 500 bin ster yakacak odunu ile 350 bin m3 sanâyi odunu istihsal edilir.
Mâdenleri: Kırklareli yeraltı kaynakları (mâdenler) bakımından da oldukça zengindir. Zengin tabiî gaz, yakın gelecekte bu bölgenin bir sanâyi merkezi hâline gelmesine sebep olacaktır. Hâlen Pınarhisar Çimento Fabrikasının enerji ihtiyacı tabiî gazla karşılanmaktadır. Türkiye’nin tabiî gazla çalışan ilk enerji santralı bu bölgede kurulmaktadır. Bu bölgede çıkan kalker ve dolamit, Türkiye Şişe ve Cam Fabrikaları tarafından değerlendirilmektedir. Merkez ilçede mermer ve kuvars mâdeni ile Vize ilçesinde düşük kalorili linyit yatakları vardır.
Lüleburgaz’ın Hamidabad ve Babaeski’nin Kumrular köyünde üç bin metre derinlikte tabiî gaz bulunmuştur. Osmancık-1 kuyusundan petrol çıkarılmıştır. Kırklareli-Babaeski-Lüleburgaz ve Pınarhisar dörtgeni içinde 10 bin hektarlık sahada petrol ve tabiî gaz sondajları yapılmaktadır.
Enerji: Türkiye’de ilk defa tabiî gazdan yılda 3 milyar 600 milyon kilowat-saat elektrik enerjisi üretecek olanLüleburgaz Tatarköy’deki Trakya Tabiî Gaz Santralının temeli atılmış olup, en kısa zamanda devreye girecektir. Bu bölge tabiî gaz bakımından oldukça zengindir. Halen 30 kuyu faaliyet hâlindedir. Tabiî gaz tesislerinin bulunduğu Hamidabad bölgesinde görünürde 13, muhtemel olarak 80 milyar m3 tabiî gaz bulunduğu tespit edilmiştir. Mevcut olan rezerv santralın 20 senelik ihtiyacını karşılayacak durumdadır. 1 m3 gazdan 5 kilowatsaat elektrik enerjisi üretilmektedir.
Trakya ve Kırklareli Cam Sanâyiine günde 100 bin m3 tabiî gaz verilerek bu fabrikanın enerjisi tabiî gazla temin edilmektedir.
Tabiî gaz kömürden daha temiz bir enerji vâsıtasıdır. Kurulan santral senede 750 milyon m3 tabiî gaz harcayacaktır. Bu santral senede Keban Barajının yarısı kadar elektrik üretecektir. Trakya ve Marmara bölgesinin elektrik ihtiyâcını karşılayacaktır.
Sanâyi: Faal nüfûsun % 5’i sanâyi ile uğraşır, fakat sanâyi geliri tarım gelirinin yarısını geçer. Başlıca sanâyi kuruluşları: 1926’da üretime geçen Alpullu Şeker Fabrikası Türkiye’nin ilk şeker fabrikasıdır. 1958’de kurulan Pınarhisar Çimento Fabrikası, Babaeski ve Lüleburgaz’da yağ ve un fabrikaları, Pınarhisar Türkiye Şişe ve Cam Fabrikaları A.Ş.nin kuruluşları, Babaeski Nafis Yürekli Kanalet Fabrikası, Lüleburgaz Aktaş Toprak Sanâyii, Lüleburgaz Trakya Döküm Sanâyii, otomatik sigorta üreten Tetsan A.Ş., Çivi Fabrikası, ölçü âletleri yapan Ölçüsan A.Ş., kereste ve mobilya fabrikaları ile teneke kutu îmâl eden üç fabrika.
Ulaşım: Kırklareli’ne ulaşım kara, demir ve deniz yolu ile yapılır. Milletlerarası E-5 karayolunun 50 km’lik bir kısmı Kırklareli il sınırları içinden geçer. Bu yola paralel olarak uzanan Kırklareli-Pınarhisar-Vize-Saray yolu ile Lüleburgaz-Pınarhisar-Demirköy-İğneada yolu kesişir. Böylece Karadeniz kıyısı ile irtibat sağlanır. İlde kaliteli 500 kilometreye yakın yol vardır. Avrupa’dan gelen demiryolu Edirne’yi geçtikten sonra Pehlivanköy’de Kırklareli il sınırlarına girer. Alpullu-Türkgeldi. Büyükkarıştıran’dan sonra Tekirdağ ve İstanbul’a ulaşır. Bu hattan ayrılan bir kol Babaeski ve Kırklareli’ye bağlanır. Hergün İstanbul-Kırklareli arasında tren seferleri vardır. İlin Karadeniz’de 50 km’lik kıyısı olmasına rağmen, önemli limanı yoktur. İğneada’da liman ve Kıyıköy’de iskele vardır.
Nüfus ve Sosyal Hayat
1990 sayımına göre toplam nüfûsu 309.512 olup, 149.532’si şehirlerde, 159.980’i köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 6.550 km2 olup, nüfus yoğunluğu 48’dir.
Örf ve âdetleri: Bu ilde târih boyunca Traklar, İskitler, Avar, Peçenek ve Bulgar Türkleri, Makedonyalılar, EskiYunanlılar, Persler, Romalılar, Bizanslılar ve Osmanlı Türkleri 1345’ten bu yana bölgeye hâkim olmuşlardır. Bu bölgede Türk-İslâm kültürü yerleşmiş ve eski kültürler ve milletlerin izleri kaybolmuştur. Sâdece bazı târihî eski eserler günümüze kadar ulaşmıştır. 1876-1878 Osmanlı-Rus savaşından sonra Balkanlardan göç eden Türklerin konak yeri Kırklareli olmuş ve bu göçler Kırklareli’nin hayat tarzı ve geleneklerine önemli ölçüde tesir etmiştir.
Kıyâfet: Mahallî kadın kıyâfeti renkli şalvar, siyah çarşaf, ferace, çatkı ve bindallıdır.
Şenlikler: Bu ilde; Hıdırellez, Kahava ve Nazari şenlikleri yapılır. Halk oyunları ve halk müziği zengindir. Halk müziğinde Rumeli özellikleri hâkimdir. Anadolu müziğinden biraz ayrılır. Halk edebiyâtı çok zengindir. Meşhur halk şâirleri: Vizeli Alâeddîn Kaygısız, Aşık Ahmed, Şuhudâ, Hacı Rasih, Servet Baba, Şaban Sırrı ve Hayranî’dir.
Eğitim: İlin okuryazar nisbeti yüzde 85’i aşmıştır. Okulsuz köyü yoktur. İlde 106 anaokulu, 238 ilkokul, 64 ortaokul, 5 meslekî ve teknik ortaokul, 13 lise, 12 meslekî ve teknik lise, Trakya Üniversitesine bağlı Kırklareli Meslek Yüksek Okulu vardır. Bu okulun inşaat, işletme ve muhâsebe bölümleri eğitim öğretim vermektedir.
İlçeleri
Kırklareli’nin biri merkez olmak üzere sekiz ilçesi vardır.
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 77.175 olup, 43.017’si ilçe merkezinde, 34.158’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 14, Dereköy bucağına bağlı 8, İnece bucağına bağlı 8, Üsküp bucağına bağlı 4, Yoğuntaş bucağına bağlı 5 köyü vardır. Yüzölçümü 1.604 km2 olup, nüfus yoğunluğu 48’dir. İlçe toprakları genelde düzdür. Kuzey ve kuzeybatısında Istranca Dağları yer alır. Başlıca akarsuları Teke ve Babaeski dereleridir.
Ekonomisi tarım ve sanâyiye dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, üzüm, soğan, çavdardır. Yüksek kesimlerde başlıca gelir kaynağı hayvancılıktır. Yem, nebâti yağ, un, süt, ürünleri, tuğla, tarım âlet ve makina fabrikaları başlıca sanayi kuruluşlarıdır. İlçe topraklarında Kuvars yatakları vardır.
İlçe merkezi, Istranca Dağlarının güney eteklerinde Yayla ve Kırklar tepeleri arasında bir vâdide kurulmuştur. Eski İstanbul-Edirne karayolu ilçeden geçer. Bugünkü İstanbul-Edirne karayoluna 36 km’lik bir yolla bağlanır. Mandıra istasyonundan ayrılan bir hat, ilçeyi İstanbul-Edirne demiryoluna bağlar. Deniz seviyesinden 210-240 m yüksekliktedir. İlçe belediyesi 1878’de kurulmuştur.
Babaeski: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 54.879 olup, 22.823’ü ilçe merkezinde, 32.056’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 22, Karacaoğlan bucağına bağlı 12 köyü vardır. Yüzölçümü 652 km2 olup, nüfus yoğunluğu 84’tür. İlçe topraklarının tamamı Ergene Ovasında yer alır. Kuzeyinde Istranca Dağlarının uzantıları vardır. Bunların yüksekliği 150 metreyi geçmez. Başlıca akarsuları Ergene, Kavak ve Babaeski dereleridir.
Ekonomisi tarım ve sanâyiye dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı, buğday, mısır, yulaf, ayçiçeği, erik, üzüm ve çeşitli sebzelerdir. Hayvancılık ve arıcılık gelişmiştir. En çok sığır ve koyun beslenir. Alpullu Şeker Fabrikası, en büyük sanâyi kuruluşu olup, ayrıca ilçede un ve yağ fabrikaları da vardır. Alpullu Şeker Fabrikası Türkiye’nin ilk şeker fabrikasıdır. “Alpullu” ismini, burada şeker fabrikası kurulduktan sonra almıştır. Fatih Sultan Mehmed Han zamanına kadar uzanan “Alpullu” ismi aslında, şeker fabrikası kurulduktan sonra Pancarköy adı verilen köyün ismiydi.
İlçe merkezi, Sazak Deresinin güney kıyısında kurulmuştur. Edirne, İstanbul kara ve demir yolları ilçeden geçer. İl merkezine 36 km mesâfededir. Gelişmiş bir yerleşim merkezidir. Belediyesi 1854’te kurulmuştur.
Demirköy: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 12.946 olup, 5203’ü ilçe merkezinde, 7743’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 11, İğneada bucağına bağlı 4 köyü vardır. Yüzölçümü 945 km2 olup, nüfus yoğunluğu 14’tür. İlçe topraklarının büyük bölümü dağlıktır. Dağlar ormanlarla kaplıdır. Güney ve batısında Istranca Dağları yer alır. Deringeçit, Rezve ve Bulanık dereleri başlıca akarsularıdır.
Ekonomisi ormancılık, balıkçılık ve tarıma dayalıdır. Kıyıları balıkçılığa çok müsaittir. İğneada’da modern bir balıkçı barınağı vardır. Tarım alanları az olduğundan, başlıca tarım ürünleri patates, buğday, fasulye ve elmadır. Ormanlardan elde edilen kereste başlıca gelir kaynağıdır. Parke fabrikası başlıca sanâyi kuruluşudur.
İlçe merkezi, Bulanık Deresi kıyısında bir yamaçta kurulmuştur. Batısında Yıldız Ormanları yer alır. İl merkezine 74 km mesâfededir. İlçe belediyesi 1923’te kurulmuştur.
Kofçaz: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 5004 olup 1306’sı ilçe merkezinde, 3698’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 16 köyü vardır. Yüzölçümü 551 km2 olup nüfus yoğunluğu 12’dir. İlçe toprakları hafif dalgalı platodan meydana gelmiştir. Teke ve Babaeski Çayları başlıca akarsularıdır. Dağlık kesim ormanlarla kaplıdır.
Ekonomisi tarım ve ormancılığa dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, yulaf, olup ayrıca az miktarda erik, elma, baklagiller ve üzüm yetiştirilir. Hayvancılık gelişmiştir. En çok yaylacılık metoduyla koyun beslenir.
İlçe merkezi, Istranca Dağlarının yüksek kesimlerinde kurulmuştur. Eski ismi Kesirlik’tir. İl merkezine 27 km mesâfededir. 1958’de ilçe olan Kesirlik’in belediyesi aynı sene kurulmuştur. Kırklareli’nin nüfus bakımından en küçük ilçesidir.
Lüleburgaz: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 93.060 olup, 52.384’ü ilçe merkezinde, 40.676’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 23, Büyükkarıştıran bucağına bağlı 11 köyü vardır. Yüzölçümü 984 km2 olup nüfus yoğunluğu 95’tir. İlçe topraklarının hemen hemen tamâmı düzdür. Başlıca akarsular, Ergene Irmağı, Kaynarlı ve Lüleburgaz dereleridir. Lüleburgaz Deresi üzerinde Sulama gâyeli bir gölet vardır.
Ekonomisi tarım ve sanâyiye dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, şekerpancarı, ayçiçeği, arpa, yulaf, üzüm, elma, erik ve baklagillerdir. Hayvancılık ekonomik açıdan önemli gelir kaynağıdır. Peynir, nebati yağ, un, döküm, tuğla, boya ve cam fabrikaları başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi Ergene havzasının ortalarında ve hafif dalgalı bir alanda kurulmuştur. Edirne-İstanbul karayolu ilçenin içinden Sirkeci-Edirne demiryolu ise 8 km güneyinden geçer. İl merkezine 61 km mesâfededir. Askerî birliklerin olması, ilçenin gelişmesinde büyük rol oynamıştır. Nüfus bakımından ilin en büyük ilçesidir. Belediyesi Cumhuriyetten önce kurulmuştur.
Pehlivanköy: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 7096 olup, 3045’i ilçe merkezinde, 4051’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 8 köyü vardır. Yüzölçümü 114 km2 olup, nüfus yoğunluğu 62’dir. İlçe toprakları Ergene havzasında yer alır. Teke ve Süloğlu dereleri başlıca akarsularıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri, buğday, şekerpancarı ve ayçiçeği olup, ayrıca az miktarda üzüm, kavun, karpuz, arpa, elma, baklagiller ve erik yetiştirilir. Hayvancılık gelişmiş olup en çok sığır yetiştirilir. Trakya Cam Sanayii A.Ş. ile nebati yağ ve toprak eşyâ yapan atölyeler başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi, Ergene Irmağının kuzeyinde kurulmuştur. Edirne-İstanbul demiryolu ilçeden geçer. İl merkezine 48 km mesâfededir. Eski ismi Pavliköy’dür. 1957’de ilçe olan Pehlivanköy’ün belediyesi 1949’da kurulmuştur.
Pınarhisar: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 24.763 olup, 11.236’sı ilçe merkezinde, 13.527’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 16 köyü vardır. Yüzölçümü 581 km2 olup, nüfus yoğunluğu 43’tür. İlçe toprakları alçak bir platodan meydana gelir. Kuzeyinde Mahya Dağı yer alır. Soluk, Koyrak ve Kaynarlı dereleri başlıca akarsularıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, şekerpancarı, ayçiçeği, yulaf, arpa olup ayrıca az miktarda üzüm, elma, baklagiller ve erik yetiştirilir. Hayvancılık önemli gelir kaynağıdır. Ençok kıvırcık koyun beslenir. Yem, nebâti yağ, kireç ve çimento fabrikaları başlıca sanayi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi, Vize-Kırklareli karayolu üzerinde kurulmuştur. İl merkezine 29 km mesâfededir. 1953’te ilçe olan Pınarhisar’ın belediyesi 1909’da kurulmuştur.
Vize: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 34.589 olup, 10.518’i ilçe merkezinde, 24.071’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 18, Kıyıköy bucağına bağlı 3, Sergen bucağına bağlı 3 köyü vardır. Yüzölçümü 1119 km2 olup, nüfus yoğunluğu 31’dir. İlçe toprakları dalgalı düzlüklerden meydana gelir. Istranca Dağları, ilçe topraklarını ikiye ayırır. Pabuç, Kazan ve Sulcak dereleri başlıca akarsularıdır. Istranca Dağlarının kuzey kesimleri meşe ve kayın ormanları ile kaplıdır.
Ekonomisi tarım ve ormancılığa dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, şekerpancarı, ayçiçeği, arpa olup, ayrıca sebze ve meyve yetiştirilir. Hayvancılık önemli gelir kaynağıdır. En çok koyun ve inek beslenir. Kıyılarda küçük çapta balıkçılık yapılır. Orman ürünlerinden yakacak olarak faydalanılır. Peynir, marmelat, salça ve ameliyat ipliği üreten tesisler başlıca sanayi kuruluşlarıdır. İlçe topraklarında manganez yatakları vardır.
İlçe merkezi Eski İstanbul-Edirne karayolu üzerinde kurulmuştur. İl merkezine 54 km mesâfededir. Bir tâtil köyü olan Kıyı Köy ilçeye 34 km mesâfededir. İlçe belediyesi 1923’te kurulmuştur.
Târihî Eserler ve Turistik Yerleri
Kırklareli tâbiî güzellikler ve târihî eserler bakımından zengindir. Târihî eserlerin hemen hepsi Osmanlı devrine âittir. Daha önceki dönemlere âit eserler az ve yıkıntı hâlindedir.
Hızır Bey Külliyesi: 1383’te Kösemihaloğlu Hızır Bey tarafından yaptırılmıştır. Külliye; câmi, hamam ve arastadan meydana gelmiştir. Külliye çeşitli zamanlarda tâmir edilmiştir. Minâresi küfeki taşından kare kâideli çokgen gövdelidir.
Kâdı Câmii: Emin Ali Çelebi Ahmed Paşa tarafından 1577’de yaptırılmıştır. Paşa Câmii de denilmektedir. 1958’de tâmir görmüştür.
Bâyezîd Câmii: 1593’te Güllâbi Ahmed Paşa tarafından yaptırılmıştır. Paşa Câmii de denilmektedir. 1958’de tâmir görmüştür.
Kapan Câmii: 1640’da Karaca İbrâhim Bey tarafından yaptırılmıştır. Belediye Sarayının yanında olup 1958’de tâmir görmüştür.
Eski Câmi: Babaeski ilçesinde Fâtih Sultan Mehmed Hanın emri ile 1467’de yapılmıştır. Fâtih Mescidi olarak da bilinir. Pencere çevreleri ve yarım dâire biçimli mihrap, kalem işleri ile bezemelidir.
Cedid Ali PaşaCâmii: Babaeski ilçesinde Mîmar Sinan tarafından 1561-1565 arasında yapılmıştır. Câmi, medrese, hamam, kervansaray ve kütüphâneden meydana gelen külliyeden sâdece câmi zamânımıza kadar ulaşmıştır. Bitki motifleri ile süslü mermer minber ile vâiz kürsüleri ince görünüşlüdür.
Sokullu Mehmed Paşa Külliyesi: Lüleburgaz ilçesinde 1570’te Sokullu Mehmed Paşa tarafından Mîmar Sinan’a yaptırılmıştır. Külliye, câmi, medrese, kervansaray ve hamamdan meydana gelmektedir. Câmi tek kubbelidir. Medrese ise câmiyle birlikte plânlanmış ilginç bir eserdir. Câminin iç tarafındaki avlu revaklarının arkasında medrese odaları yer alır. Hamam çeşitli devirlerde, geçirdiği tâmiratlar yönünden orijinalliğini kaybetmiştir. Kervansaray’dan günümüze sâdece kapı ve temel kalıntıları kalmıştır.
Gâzi Süleymân Paşa Câmii: Vize ilçesindedir. Altıncı asırda yapılan kiliseyi, Gâzi Süleymân Paşa on dördüncü asırda câmiye çevirmiştir. 1877’de Ruslar tarafından tekrar kilise hâline getirilip içindekileri Rusya’ya götürmüşlerdir. Osmanlılar tekrar câmi hâline getirdilerse de Balkan Harbinde Bulgarlar yeniden kiliseye çevirdiler. Daha sonra Osmanlılar tekrar câmi hâline getirdiler. İçindeki mozaikler Ayasofya mozaiklerine benzediği için Küçük Ayasofya Camii de denir.
Alpullu (Sinanlı) Köprüsü: Alpullu-Hayrabolu yolunda, Ergene Irmağı üzerinde Mîmar Sinan tarafından 1569’da yapılmıştır. 124 m uzunluğunda olup beş gözlüdür. Kemertaşının genişliği korkuluklarının yüksekliği en önemli özelliğidir.
Sokullu Mehmed PaşaKöprüsü: İstanbul-Edirne yolu üzerinde 1569’da Mîmar Sinan tarafından yapılmıştır. Sivri kemerli ve dört gözlüdür.
Babaeski Köprüsü: Babaeski Deresi üzerinde İstanbul-Edirne yolunda 1633’te yapılmıştır. 72 m uzunluğunda olup altı gözlüdür. Dere taştığı zaman tahrip olmaması için kemer aralarında büyük delikler vardır.
Mağara Manastırı: Vize yakınında bir vâdinin yamacında kayalara yontularak yapılmıştır. Dokuzuncu asra âittir. Demirköy Kalesi kalıntıları; Bizans dönemine âittir. İstanbul’u korumak maksadıyla yapılmış olup, halen harap durumdadır. Vize, Pınarhisar, Lüleburgaz, Polos, Dereköy ve Hediye kaleleri de mevcut olup Bizans devrine âittir. Vize’de surlar, Pınarhisar’da kale, su yolları ve kilise Osmanlı devri öncesine âittir.
Höyükler: Traklar tarafından yapılan yığma tepelerdir. İçlerinde mezarlar bulunur. Dokuzhöyük köyünde 9 höyük Kırklareli-Asilbeyli yolu doğusunda ve Aşağıpınar Eriklice köyleri arasında höyükler vardır.
Tabiî Güzellikler: Kırklareli tabiî güzellikler bakımından zengindir. Dereköy, Kofçaz, Demirköy ve Vize bölgelerindeki ormanlar bu zenginliğin en önemli kaynağıdır.
Velika Deresi: Karaman Bayırına 4 km uzaklıkta orman içi ve dere kenarı dinlenme yeridir. Derede bol miktarda alabalık avlanır.
Dolapdere: Dereköy’ün 7 km kuzeyinde Türkiye-Bulgaristan karayolu üzerinde bir mesire yeridir. Buradan geçen akarsulardan alabalık avlanır.
Dereköy: Kocakaynak ve Çiftekaynak isimli iki güzel su başında ağaçlı bir piknik yeridir.
Kıyıköy: Karadeniz’e hâkim, görünümü çok güzel bir köydür. Köyün deniz kıyısında kumsalı çok temizdir. Köyün kuzeyinden akan Pabuc Deresi ile güneyinden akan Kazan Deresinde sazan ve kefal balıkları avlanır.
İğneada: Demirköye 25, Kırklareli’ne 97 km uzaklıkta Karadeniz kıyısında şirin bir yerdir. 10 km uzunluğundaki kumsalı çok temizdir. Otel, motel ve lokantası mevcuttur.
Kaplıca ve İçmeler: Kaplıca ve şifalı su kaynağı bakımından fakirdir. Kaplıcalarda konaklama tesisleri yetersizdir.
Lüleburgaz Kükürtlü Kaynak: İstanbul-Babaeski yolu üzerindedir. Konaklama tesisi yoktur. Mide, barsak, karaciğer, safra ve idrar yolları hastalıklarına faydalıdır.


Kaynak

Rehber Ansiklopedisi
İstanbul Hakkında Bilgiler

İSTANBUL
İlin Kimliği
Yüzölçümü   : 5712 km2
Nüfûsu           :7.309.190
İlçeleri         : Adalar, Avcılar, Bağcılar, Bahçelievler, Bakırköy, Bayrampaşa, Beşiktaş, Beykoz, Beyoğlu, Eminönü, Eyüp, Fâtih, Gaziosmanpaşa, Güngören, Kadıköy, Kâğıthâne, Kartal, Küçükçekmece, Maltepe, Pendik, Sarıyer, Sultanbeyli, Şişli, Tuzla, Ümrâniye, Üsküdar, Zeytinburnu, Büyükçekmece, Çatalca, Silivri, Şile,Yalova.
Türkiye’nin birinci büyük şehri. Tabiî güzelliği ile dünyânın incisi olan İstanbul, Marmara bölgesinde, doğusunda Kocaeli, güneyinde Marmara Denizi ve Bursa, batısında Tekirdağ ve Kırklareli, kuzeyinde Karadeniz ile çevrilidir. 28°01’ ve 29°55’ doğu boylamları ile 41°33’ ve 40°28’ kuzey enlemleri arasında yer alır. İstanbul, Asya ve Avrupa kıtasında toprakları olan ve iki kıtanın kucaklaştığı yegâne şehirdir. Karadeniz’le Marmara Denizini birleştiren İstanbul Boğazı, Asya ile Avrupa’yı birbirinden ayırdığı gibi, şehri de ikiye böler. Trafik numarası 34’tür.
İsminin Menşei
İstanbul ismi, aslında “İslâmbol” “yâni “Müslümanı bol” kelimesinden gelir. Türk ilim  adamları, Osmanlı Devletinin son günlerine kadar mektup zarflarının üzerinde ve eserlerinde “İslâmbol” kelimesini kullanmışlardır. Sultan Üçüncü Ahmed zamânında basılan paralarda ve Sultan Üçüncü Selim devrine kadar sikkelerin bir kısmında ve paraların hepsinde “İslâmbol” diye yazılıdır. İstanbul’un “İslâmbol”dan başka çeşitli isimleri vardır. “Sultanşehir”, “Beldet-üt-Tayyibe” “Dergâh-ı Selâtin”, “Derseâdet”, “Âsitâne”, “Dâr-ül-İslâm”, “Dâr-ül-Hilâfe”, “Dâr-üs-Seâde”, “Âsitâne-i Devlet”, “Pây-ı Taht-ı Saltanat”, “Aziz İstanbul” gibi isimlerle anılmış olup, bunlardan bir veya bir kaçı birlikte de kullanılmıştır. Osmanlılardan önce“Byzantion”, Deutra-Roma”, “Roma Nea”, “Konstantinopolis”, “Bulin”, “Astanbulin”, ve “İstimbuli” isimleri ile anılmıştır. Osmanlı fethi öncesinde, Müslümanlar arasındaki adı ise, “Kostantiniyye”dir. Evliyâ Çelebi, İstanbul’un Peygamber efendimizin dünyâyı teşriflerinden 1600 sene önce, Dâvûd aleyhisselâmın oğlu hazret-i Süleymân tarafından kurulduğunu rivâyet eder.
Batılı kaynaklarda ise; önceleri bir balıkçı köyü olan İstanbul’un M.Ö. 658’de Mageryalı “Byzans” tarafından genişletilerek şehir hâline getirildiği ve bundan dolayı “Byzantion” ismi ile anıldığı ve Roma İmparatoru Constantinius’un şehri büyütürek “Constantinopolis” adıyla Roma İmparatorluğu’na başkent yaptığı yazılıdır. Aynı kaynaklar, İstanbul isminin de, “Eisten-Polis” kelimesinden geldiğini rivâyet etmektedirler.
Târihi
İstanbul’un târihi çok eski çağlara dayanır. Nitekim Kadıköy’ün Fikirtepe semtinde yapılan kazılarda M.Ö. 3000 senelerine âit âletler ve iskeletler bulunmuştur. İstanbul’un ilk sâkinleri, Traklardır. Bilâhare Rumlardan bir kafile Megare şehrinden “Byzans” idâresinde bu bölgeye gelirken Sarayburnu-Ahırkapı arasında “Bizantion” (Bizans) şehrini M.Ö. 657-658’de kurmuşlardır. Balıkçılık ve çiftçilikle geçinen bu şehir sâkinleri, kısa zamanda zenginleşmişler ve şehir Boğaz’dan geçen gemilerin uğradığı bir ticâret merkezi olmuştur. İlk surlar “Bizas” (Vizas) tarafından M.Ö. 7. asırda yapılmıştır.
Roma İmparatoru Constantinus bu şehri genişletip 7 tepe üzerine inşâ ederek M.S. 324’te başkent yapmış ve şehre kendi ismini vermiştir. Haliç’ten Cerrahpaşa semtine kadar surlar yaptırmıştır. M.S. 395’te Roma İmparatorluğu ikiye bölününce bu şehir, Doğu Roma İmparatorluğunun (Bizans) başkenti olmuştur. İstanbul’a “Deutera Rome” (İkinci Roma) da denmiştir. İstanbul’u 447 senesinde Türk Hun imparatoru Attila kuşattı. Yapılan anlaşma netîcesinde Bizans’ı yıllık vergiye bağladı. Avar Türkleri 616’da İstanbul önlerine geldiler. 626’da İstanbul’u kuşattılar. Aynı târihte Sâsânîler de, Kadıköy-Üsküdar’da kuşatmaya katıldılar. Bizans ağır şartlarla sulh anlaşması imzâlı(Zeker) bu kuşatmadan kurtuldu.
Hazret-i Peygamberin İstanbul’un fethedileceğine dâir müjdesi ve şehri fethedecek emir ve askerleri medh etmesi, asırlar boyunca bütün İslâm ordularının gönlünü tutuşturarak, onların îmân seli hâlinde dalga dalga bu şehre akmalarına sebeb oldu. Nitekim üçüncü halîfe hazret-i Osman’ın hilâfeti zamânında, Sûriye vâlisi olan hazret-i Muâviye, Bizans’a karşı ilk deniz seferini başlattı. Bizans donanmasını Finike’de 655 senesinde yendi. 668-669 senesinde İslâm orduları İstanbul’u kuşattılar. Bu kuşatmaya Peygamber efendimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) sancaktârı Hâlid bin Zeyd Ebû Eyyûb-i Ensârî (radıyallahü anh) ile pekçok Sahâbe-i kirâm (radıyallahü anhüm) ve hazret-i Muâviye’nin oğlu Yezid katıldılar. O esnâda 80 yaşında bulunan Eyyûb Sultan hazretleri (Ebû Eyyûb-i Ensârî radıyallahü anh) şehid oldu (Bkz: Ebû Eyyûb-i Ensârî). Yine hazret-i Muâviye devrinde İstanbul ikinci defâ kuşatıldı (673-680) ise de “Gregeois” adı verilen Rum ateşinin verdirdiği zâyiatlar sebebiyle kuşatma kaldırıldı.
Emevî’ler devrinde Halîfe Süleymân zamânında 713-717 arasında İslâm orduları Mesleme emrinde, İstanbul’u kuşatmışlar ve şehir düşme hâline gelmişken, netîce alınamamıştır. 781 senesinde Hârun-Reşid şehri muhâsara etmişse de, senelik vergiye bağlayıp geri çekilmiştir. 813 senesinde Bulgar Türkleri lideri Kurum Han, Bizans ordusunu Edirne Meydan Muhârebesinde imhâ etti, fakat surları aşamadı. 1090’da Peçenek Türkleri Küçükçekmece’ye kadar geldiler, şehri kuşattılar. Şehir düşmek üzereydi. Bizanslılar Kuman Türkleri ile anlaştılar. Kuman Türkleri, Peçenek Türklerini yenerek İstanbul’u kurtardılar. 1071 Malazgirt Zaferinden birkaç sene sonra Selçuklu Türkleri, Üsküdar önlerine geldiler. İznik’i başkent yaptılar. Bu sırada Haçlı Seferleri başladı. Böylece İstanbul’un fethi ve Türklerin Avrupa kıtasına çıkması, 3.5 asır engellenmiş oldu. Anadolu’da Türkiye Selçukluları Devletini kuran Anadolu Fâtihi Süleymân Şah, 1080 senesinde bir bahar günü Üsküdar tepelerinden birinin üzerinde İstanbul’u seyrettikten sonra şehâdet parmağı ile İstanbul’u göstererek, şu veciz ve mânâlı konuşmayı yaptı:
“Bu güzel belde neden bizim olmasın? Neden gazâ meydanlarında zaferden zafere koşturduğumuz bayraklarımız bu muhteşem şehrin surları üzerinde dalgalanmasın? Neden ümmeti olmakla şereflendiğimiz, yolunda olmayı hayâtımızın gâyesi bildiğimiz, âlemlere rahmet olarak gönderilen, hak ve son Peygamber, şan ve şerefi çok yüce olan sevgili Peygamber efendimizin sevgisine lâyık serdar ben, bu sevgiye layık askerler siz olmayasınız?”
Haçlı seferlerinin dördüncüsü, 16 Nisan 1204’te, Bizans’ı Türklerden kurtarmak gâyesiyle tertip edildi. Haçlı ordusu şiddetli bir savaştan sonra İstanbul’a girdi. Bu orduda bulunan fakir Avrupalı askerlerin İstanbul’un zenginliği karşısında gözleri kamaştı. Üç gün üç gece şehri yağma edip 10 binlerce Bizanslıyı öldürdüler. Şehrin eserlerini yakıp yıktılar. Kıymetli eşyâları yağma ettiler. Kadınların ırzına tecâvüz ettiler. Bu barbarlığa, askerlerle birlikte Katolik râhip ve papazları da katıldılar. 1204-1261 arasında Haçlı Ordusu İstanbul’u harâbe hâline getirmiştir. 1261’de Paleologoslar emrindeki Bizanslılar, Lâtinleri kovdular. Bizans İmparatorluğunun başkentini İznik’ten yeniden İstanbul’a taşıdılar. Haçlı seferleri bitince Bizans ile Osmanlılar karşı karşıya kaldılar.
Osmanlı Devletinin ikinci sultanı Orhan Gâzi Üsküdar’a geldi. Bizans İmparatoru ile görüştü. Bizans İmparatorunun İstanbul’a dâvetini kabul etmedi. 1390 ilkbaharında Yıldırım Bâyezîd İstanbul’u kuşattı ise de, vergi karşılığı kuşatmayı kaldırdı. Yıldırım Bâyezîd Anadolu Hisarını yaptırarak, 1397’de İstanbul’u tekrar ablukaya aldı. İstanbul’u feth için kararlıydı. Tîmûr ile 1402’de yaptığı Ankara Savaşı, bu fethi, yarım asır geriye attı. Yıldırım Bâyezîd’in oğlu Mûsâ Çelebi, 1411’de İstanbul’u muhâsara etti, fakat alamadı. Yıldırım’ın torunu Sultan İkinci Murâd, 1422 senesinde (15 Haziran 24 Ağustos arasında) İstanbul’u kuşattı. İstanbul’un düşmesi an meselesiydi. Bizans, Roma kilisesi ve İran’ın işbirliğiyle Anadolu’da büyük bir isyân çıkarıldı. Bunun üzerine İkinci Murâd Osmanlı ordusunu kuşatmadan alıp, Anadolu’ya gönderdi. Son defâ kuşatıp, şehri fetheden Fâtih Sultan Mehmed Hanın ilk icraatı Anadolu Hisarı karşısına Rumeli Hisarı (Boğazkesen Hisarı)nı inşâ ederek, İstanbul Boğazını kontrolu altına almak oldu. Boğaz’dan Türklerin izni olmadan geçmek imkânsız hâle getirildi. Anadolu Hisarını tâmir ettirdi. Matematik, balistik ilminde bir dehâ olan Sultan İkinci Mehmed Han, plânlarını kendisinin çizdiği büyük toplar döktürdü. Bizans ve Venedik donanması Haliç’te olup, Türk donanmasına nazaran çok güçlüydü. Fâtih, Osmanlı donanmasını geceleyin karadan yürüterek Haliç’e indirdi.
Nihâyet bu güzel şehir, 29 Mayıs 1453 Salı sabahı, Osmanlı ordusunun yaptığı son bir hücumla fethedildi. Böylece, hazret-i Peygamberin asırlardır, İslâm ordularını arkası gelmez dalgalar hâlinde İstanbul’a sevkeden müjdesi gerçekleşmiş, Roma İmparatorluğu da târihe gömülmüş oluyordu.
İstanbul fethini gören bir Hıristiyan târihçi, Fâtih Sultan Mehmed Han için: “Sonunda o kahraman Türk, 74 imparator tarafından savunulan muhteşem İstanbul’u aldı. Fâtih, şan ve şeref bakımından, İskender’i ve Roma’yı geçmiş oldu.” demekten kendini alamadı. Trabzonlu Georgis ise: “İkinci Mehmed şüphesiz Kiros’tan, İskender’den ve Sezar’dan büyüktür...” Bizans târihçisi Prens Dukas ise; “Böyle bir hârikayı kim gördü ve kim işitti. İkinci Mehmed, karayı denize tahvil etti ve gemileri dalgalar yerine dağların tepelerinden geçirdi.” demektedirler.
İstanbul’un fethi, Türk târihinin en mühim hâdisesi ve Türklerin târihte kazandığı zaferlerin en muhteşemidir. Bütün İslâm dünyâsını da büyük bir sevince boğan bu fetih dolayısıyla günlerce süren şenlikler yapılmış, câmilerde şehidlerin rûhlarına hatimler okunmuştur. Târih boyunca 26 defâ kuşatılmış olan İstanbul’un fethinin Fâtih Sultan Mehmed Hana nasip olması, şüphesiz bir “Kader-i İlâhî” idi. (Bkz. İstanbul’un Fethi)
1453’ten sonra yaklaşık beş asır, hemen her sokağı yeni baştan îmâr edilen İstanbul, târihinin en parlak günlerini yaşadı. Ufuklarını dantel gibi ören minâreler ve kubbelerle, dünyânın hiçbir şehrine nasip olmayan bir güzelliğe büründü. Türk milletinin elinde, gönüllerdeki İslâm îmânı ve aşkı her karış toprağına nakşedilerek Türk-İslâm medeniyet ve kültürünün merkezi oldu. Yirminci asır başlarında, İttihat ve Terakkî ileri gelenlerinin mâcerâcı politikası netîcesinde, Osmanlı Devleti emri vâki ile Birinci Dünyâ Savaşına katıldı. Îtilaf devletleri 5 savaş gemisi ile İstanbul’a gelerek, İstanbul 13 Kasım 1918’den 2 Ekim 1923’e kadar işgâl kuvvetleri elinde acı günler yaşadı. İstiklâl Harbinden sonra İstanbul’u işgâl için gelen gemiler, şerefli Türk Bayrağını selâmlayarak gittiler.
İstanbul ilk olarak yedi tepe üzerinde kurulmuştur. İstanbul ambleminde de yer alan bu tepe şunlardır: 1) Topkapı Sarayı: Ayasofya ve Sultanahmed Câmiinin bulunduğu tepe. 2) Çemberlitaş ve Nuruosmaniye câmilerinin bulunduğu tepe. 3) Bâyezîd Câmii, Süleymâniye Câmii ve Üniversitenin merkez binâsının bulunduğu tepe. 4) Fâtih Câmiinin bulunduğu tepe. 5) Çarşamba’da Sultan Selim Câmiinin bulunduğu tepe. 6) Edirnekapı’da Mihrimah Câmiinin bulunduğu tepe. 7) Altınmermer (Samatya) Tepesidir.
İstanbul için pekçok şâir asırlar boyunca nefis şiirler yazmış, bu muhteşem beldenin güzelliklerini, üstünlüklerini dile getirmeye çalışmıştır. Bunlar arasında Divan şâirlerinden Nedim’in:
Bu şehr-i Stanbul ki bî-misl-ü bahâdır
Bir sengine yekpâre Acem mülkü fedâdır
Bir gevher-i yekpâre iki bahr arasında
Hurşîd-i cihan-tâb ile tartılsa sezâdır
 
Câmilerinin her biri bir kûh-i tecellî
Ebrû-yi melek, andaki mihrâb-ı duâdır
Mescidlerinin her biri, bir lücce-i envâr
Kandilleri meh gibi lebrîz-i ziyâdır
beyitleri meşhur olmuştur. Son devir şâirlerinden Yahyâ Kemâl Beyatlı da.
Hüznün, ferahlığın, bizim olsun yazın kışın,
        Hiçbir zaman kader bizi senden ayırmasın.
mısrâlarıyla bütün Türk milletinin ortak duâsını dile getirmiştir.
Fizikî Yapı
İstanbul oldukça engebeli bir arâzi yapısına sâhiptir. Yüksek dağlar yoksa da, arâzinin % 74’ü plato ve yaylalardan, % 16’sı dağlardan, % 10’a yakını da ovalardan ibârettir.
Dağları: İstanbul il sınırları içinde yüksek dağlar yoktur. Dağlar 1000 m’nin altındadır. En yüksek dağı Yalova-Gemlik arasında Samanlı Dağları üzerindeki Beşpınar Tepesi (926 m)dir. Asya kıt’asında kalan topraklar daha yüksektir.
Bu bölgedeki başlıca dağları şunlardır: Aydos Dağı (537 m), Kayışdağı (438 m), Alemdağı (442 m), Çatal Dağı, Dümen Tepe (257 m), Büyük Çamlıca (261 m), Küçük Çamlıca (229 m), Gürgencik Tepe (357 m), Yuşa Tepesi (201 m)dir. Trakya bölümünde ise İstranca (Yıldız) Dağları, Karadeniz’e paralel olarak İstanbul’a doğru uzanır. Terkos Gölüne yaklaştıkça yükseklik azalır. İstanbul ilinin dörtte üçüne yakını plato ve yaylalardan ibârettir. Birçok akarsularla parçalanmıştır.
Ovaları: İstanbul’da büyük ovalar yoktur. Ova denilebilecek yerler, Akarsu vâdilerinin göl veya denize yaklaştıkça genişlemesinden meydana gelmiş düzlüklerden ibârettir. Alüvyonlu topraklarla zenginleşen bu yerlerde tarım yapılır. Bunlar Karasu Vâdisi, Sarısu Vâdisi, Çakıl Deresi Vâdisi, Riva Deresi Vâdisi, Göksu Vâdisi, Hiciv Deresi Vâdisi ve Yatak Vâdileridir.
Akarsuları: İstanbul il sınırları içinde büyük nehir ve ırmaklar yoktur, fakat çok sayıda dereler vardır.
Trakya bölgesinde bulunan dereler: Istranca Deresi: Istranca Dağlarının batı yamaçlarından çıkar. Durusu’yu alarak Terkos Gölüne dökülür. Terkos’u besleyen en büyük su kaynağıdır. Karasu: Büyük Çekmece Gölüne dökülen suyu bol ve uzunluğu 70 km olan bir deredir. İnceğiz de, debisi çok olan bir deredir. Sarısu: 25 km uzunluğundadır. Büyük Çekmece Gölüne dökülür. Çakıl Deresi: Büyükçekmece Gölüne dökülen küçük bir deredir. Sazlıdere: 40 km uzunluğundadır. Küçükçekmece Gölüne dökülür. Nakkaş Deresi: Küçükçekmece Gölüne dökülen küçük bir deredir. Alibeyköy Deresi: 50 km uzunluğundadır. Haliç’e dökülür. Bu dere üzerinde Kağıthâne bölgesinde Alibeyköy Barajı vardır. Kağıthâne Deresi: Haliç’e dökülen küçük bir deredir. Yazın kurur.
Anadolu bölgesinde bulunan dereler: Göksu: Hereke yakınlarından çıkar. Göksu bucağını geçerek Ağva yakınında denize dökülür. İstanbul il sınırları içinde kalan kısmı 25 km’dir. Riva Deresi: Samandra’dan çıkarak Ömerli Barajına dökülen bu derenin uzunluğu 100 km’dir. İstanbul’un en büyük akarsuyudur. Hiciv Deresi: Suyu çok boldur. Uzunluğu 50 km’dir. Şile yakınında denize dökülür. Sellimandra Deresi: Yalova batısında denize dökülür. Eyrek Deresi: Yalova Ovasını sular ve Marmara Denizine dökülür.
Gölleri: Terkos Gölü: İstanbul’un içme suyunun büyük kısmını karşılayan bu göl, il merkezine 50 km uzaklıkta ve Karaburun yakınlarındadır. Istranca Deresi buraya dökülür. Yüzölçümü 25 km2dir. Girinti ve çıkıntısı çoktur. Büyükçekmece Gölü: Yüzölçümü 10 km2dir. Derinliği az olup, bâzı yerleri 1 m’den aşağıdır. Denizle bağlantısı kesilerek İstanbul’un içme suyu ihtiyâcını karşılamak için baraj gölü hâline getirildi. Küçükçekmece Gölü: Yüzölçümü 14 km2dir. İstanbul’un 15 km batısındadır. Nakkaş Deresi, Sazlı Dere ve Eşkinoz Deresi ile beslenir. Suyu hafif tuzludur. En derin yeri 20 m’dir. Göl bir dereyle denize birleşmiştir. Etrâfı temizlendiğinde turizm bakımından İstanbul’un en güzel yerlerinden biri olmaya namzettir. Ömerli Baraj Gölü: Riva Deresi üzerinde kurulmuş, 54 m yükseklikte ve 23 km2 yüzölçümünde bir barajdır. İstanbul’un içme suyunun bir kısmını temin eder. Alibeyköy Baraj Gölü: Alibeyköy Deresi üzerinde içme suyu için yapılmıştır. Yüksekliği 29.5 m, yüzölçümü ise 1.66 km2dir.
İklimi ve Bitki Örtüsü
İklimi: Akdeniz, Karadeniz, Balkan ve Anadolu kara ikliminin tesiri altında bulunur. Kışın Akdeniz’den gelen ılık lodosları, Balkanlar üzerinden gelen soğuk veya Karadeniz’den gelen yağışlı havalar tâkip eder. Yıllık ortalama sıcaklığı 13.5°C dir. Yıllık yağış miktarı ise 720-788 mm’dir. Yağışların % 40’ı kış, % 20’si ilkabahar aylarında olur. Yazın yağış, sonbaharın yarısı kadardır. Genel olarak yazlar sıcak ve kurak, kışlar yağışlı ve ılık geçer. Sıcaklık bir yıl boyunca -14°C ile +41,5°C arasında seyreder. Kar yağışlı gün sayısı normalde 10 günü geçmez.
Bitki örtüsü: İstanbul çevresinin bitki örtüsü Akdeniz bitkilerini andırır. Bölgede en çok görülen bitki “maki”dir. İklimi sebebiyle her çeşit bitki yetişir. Yayla ve tepeler çıplak değildir. Orman bakımından zengin sayılır. 280 bin hektar (ilin % 60’ı) orman ve fundalıktır. Ormanlar içinde en meşhuru İstanbul’un 20 km kuzeyindeki Belgrat Ormanıdır.
Ekonomi
İstanbul, Türk ekonomisinin en mühim merkezidir. Bir nevi belkemiği, beyni ve kalbidir. Sanâyinin üçte biri, ithâlâtın üçte biri, ihrâcâtın beşte biri İstanbul’dan yapılmaktadır. Türkiye’nin en büyük sanâyi, ticâret, ulaşım, reklam ve iktisâdî kuruluşları İstanbul’dadır. İstanbul’da gayri sâfi hâsılanın % 40’ı sanâyi, % 30’u ticâret ve geri kalanı diğer sektörlerden sağlanır. Tarımın payı sâdece % 1 dir. Türkiye Bütçesinin ana kaynağı İstanbul’dur. Toplam vergilerin yaklaşık % 37’si İstanbul’dan toplanmaktadır. İstanbul’u Ankara, İzmir, Adana, Bursa ve Kocaeli tâkip etmektedir. İstanbul’da her âilede ortalama 2 kişi çalışmaktadır.
Tarım: İstanbul ilinde nüfûsa nazaran ekilen arâzi az olmasına rağmen verimi yüksektir. İl dâhilinde her bakımından modern bir tarım yapılmaktadır. Modern tarım araçları oldukça fazladır.
Buğday, arpa, yulaf, mısır, bakla, ayçiçeği ve soğan en çok ekilen bitkilerdir. Sebze ve meyve ihtiyâcını kendi imkânlarıyla karşılayamaz, dışardan sebze gelir. En çok domates, lahana, patlıcan, tâze soğan, tâze fasulye, kabak, bezelye ve karnıbahar yetişir. İstanbul il dâhilinde elma, armut, üzüm, şeftali, ayva ile az miktarda erik, kiraz, vişne, muşmula, incir, nar yetişir. İstanbul ilinde çiçek yetiştirme oldukça gelişmiştir. Esâsen Türkiye’de en çok çiçek tüketen il de İstanbul’dur. Yalova ile Kanlıkavak-Emirgan arasında modern ve büyük çiçek seraları vardır.
Hayvancılık: Türkiye’de en çok et, süt ve süt ürünleri tüketen ilimiz İstanbul’dur. İstanbul’un hayvan varlığı, İstanbul halkının ihtiyâcını karşılamaktan çok uzaktır. Fakat yine de hayvan potansiyeli küçümsenemez.
Balıkçılık: İstanbul balıkçılık bakımından Türkiye’nin ve Marmara bölgesinin merkezidir.
Marmara’da 200’den fazla balık cinsi vardır. Fakat deniz kirliliği bâzı yerlerde balık cinsini çok azaltmıştır. İstanbul Boğazı çok önemli bir balık avlama sahasıdır. Karadeniz’den Ege Denizine ve Ege Denizinden Karadeniz’e göç eden “göçmen balıklar ile her mevsimde bulunan yerli balıklar çok lezzetlidirler. Başlıcaları lüfer, palamut, kılıç, orkinos, istavrit, izmarit, hamsi, mercan, kırlangıç, barbunya, tekir ve mezgittir.”
Ormancılık: İstanbul’un orman varlığı zengindir. Ormanlık, fundalık ve ağaçlık bölgelerin miktarı arâzinin % 60’ını kaplar. Orman içi ve kenarlarında 160 bin m3 tomruk, mâden ve telgraf direği ile bir milyon stere yakın yakacak odun elde edilir. İstanbul’un yakacak ihtiyâcının çok büyük kısmı kendi imkânı ile karşılanmaktadır.
Mâdenler: İstanbul mâden bakımından zengin sayılmaz. Cam, seramik, tuğla ve çimento sanâyiinde ham madde olarak kullanılan kil, kaolin, kuvarsit ve kalker üretilir. Ayrıca mermer, linyit, perlit ve manganez de çıkarılır. Bunlardan linyit daha çok Şile ve Yalova bölgesinden, kuvars kumu Çatalca ve Şile’den, manganez Çatalca ve Silivri’den, kil ve kaolin de Şile, Ağaçlı ve Arnavutköy’den elde edilir.
Sanâyii: İstanbul, aynı zamanda bir sanâyi şehridir. Türkiye’nin en büyük 100 sanâyi kuruluşunun 42’si ve en büyük 500 kuruluşun 250’si İstanbul’dadır. 1952’de kurulan İstanbul Sanâyi Odası (İSO) Türkiye’nin en büyük sanâyi odasıdır. 40 meslek grubundan yedi bine yakın üyesi vardır. Türkiye’nin en eski kuruluşlarından olan ve 1882’de kurulan İstanbul Ticâret Odası(İTO)’nın üye sayısı 100.000’e yakındır. Atmış binden fazla iş yeri bulunur. Sanâyinin her dalında sanâyi kuruluşları vardır. Îmâlat sanâyiinde metal eşyâ, makina ve techizât çoğunluktadır. İstanbul’un sanâyi ve ticâret hacmi çok büyüktür.
Ulaşım:
İstanbul ulaşım bakımından Türkiye’nin en zengin ilidir. Yurt içi, yurt dışı ulaşımın merkezi durumundadır. Türkiye’ye gelen turistlerin üçte biri İstanbul’dan giriş yapmaktadır. İhrâcâtın beşte biri ve ithâlâtın üçte biri İstanbul’dan sağlanır. Kara ve demiryolu ağının merkezi olduğu gibi, Türkiye’nin en büyük deniz limanı ve hava alanı İstanbul’dadır. İstanbul şehir içi ulaşım bakımından da çok faaldir.
Karayolu: Avrupa’yı Anadolu ve Ortadoğu’ya bağlayan milletlerarası E-5 karayolu Boğaziçi ve Fatih Köprüsünden geçer. İstanbul il sınırları içinde devlet yollarının uzunluğu 650 km, il yollarının uzunluğu 326 km’dir. 73 köy bu yollar üzerindedir. Geri kalan köyler ise tâli yollarla ana yollara bağlıdırlar. Türkiye’de kayıtlı motorlu araçların dörtte biri İstanbul’dadır. Hergün Topkapı ve Harem otogarlarından yaklaşık 3000 otobüs ile 150.000’e yakın kişi gidip gelmektedir. Dünyânın en büyük otogarı olan İstanbul Otogarı 29 Ekim 1993 târihinde faaliyete geçecektir. Bayrampaşa’nın Esenler Ferhatpaşa mevkiinde 281.000 m2 açık, 198.000 m2 kapalı alanda kurulan İstanbul Otogarında her gün ortalama 4000 şehirlerarası otobüs ve buna bağlı olarak şehirlerarası ulaşım için 150.000 kişi giriş çıkış yapacaktır. Metro bağlantısı da olan otogarda aynı zamanda alışveriş merkezleri de vardır. Şehir için trafiğini rahatlatmak için İstanbul’un çeşitli semtleri arasında hızlı tramvay sefere konmuştur. Sirkeci-Cevizlibağ ve Aksaray-Esenler arasında hızlı tramvay her gün binlerce kişiyi taşımaktadır. Atatürk Havalimanı ile Aksaray arasındaki bağlantıyı sağlayacak kısmının yapımı devam etmektedir. Ayrıca Taksim-4 Levent arasında çalışacak olan metronun tünel çalışmaları devam etmektedir. Bundan başka Kabataş-Gümüşsuyu arasında çalışan bir teleferik bulunmaktadır. Kavşak, meydan ve caddelerdeki üst geçitler, İstanbul’un târihî güzelliğini gölgelemektedir. Alt geçitler masraflı fakat her bakımdan faydalıdır. Estetiğe de daha uygundur. İstanbul trafiğini rahatlatmak için kat otoparklarının sayısı arttırılmaktadır. Avrupa’nın en büyük kapalı otoparkı Tepebaşına yapılmıştır.
Demiryolu: İstanbul, demiryolu ağının mühim bir kavşak noktasıdır. Anadolu yakasında Haydarpaşa ve Trakya yakasında Sirkeci istasyon ve garları bulunmaktadır. Haydarpaşa-Sirkeci arasında feribot bağlantısı varsa da günlük kapasite 50-60 vagon olmaktadır. Denizaltından geçirilecek tüp geçit ile Avrupa veAsya kıtası birleştirilerek demiryolunun kesintisiz devâmı programlanmaktadır. Haydarpaşa’dan Anadolu’ya Sirkeci’den Trakya’ya hergün târifeli seferler yapılmaktadır. Ayrıca Avrupa’nın çeşitli şehirlerine tren seferleri muhtelif günlerde Sirkeci garından yapılmaktadır. 577 km, uzunluğundaki Haydarpaşa-Ankara hattı Türkiye’nin en yoğun demiryolu hattıdır.
Elektrikli banliyö trenleri, şehiriçi ulaşımında çok önemli bir yer işgâl etmekte ve Anadolu yakasında Adapazarı’na kadar uzanmaktadır. 140 km’lik Haydarpaşa-Adapazarı ve 30 km’lik Sirkeci-Halkalı banliyö hatlarında senede 100 milyona yakın yolcu taşınmaktadır.
Türkiye’nin en büyük tren istasyonu, Söğütlüçeşme’de “Ananadolu Yakası Demiryolu-Karayolu Yolcu Transfer Kompleksi” dir. Bu istasyonda saatte 9.000 kişinin inip çıkabileceği yürüyen merdiven veya 2 asansör vardır.
Denizyolu: Her tarafı denizlerle çevrili olan, Ege ve Marmara denizi ile Karadeniz’i birbirine bağlayan İstanbul Boğazının etrâfında yer alan İstanbul, binlerce senedir dünyânın sayılı liman şehri olmuştur. Türkiye’nin ithâlâtının büyük kısmı, ihrâcâtının ise İzmir’den sonra ikinci limanı İstanbul’dur. Deniz yoluyla gelen ve giden yolcuların çoğu iseİstanbul limanından girer ve çıkar. İstanbul Boğazı çok işlek bir geçit ve su yoludur. Şehir içi ulaşımında denizyollarının çok büyük hizmeti vardır. 4.5 milyon ton/sene kapasiteli Haydarpaşa limanının ancak üçte bir kapasitesi kullanılmaktadır. Salıpazarı limanı ise 600 bin ton/sene kapasitelidir. Denizcilik Bankasının 66 yolcu gemisi ve 25 araba vapuru ile senede 150 milyon kişi taşınmaktadır. İstinye’de yat limanı bulunmaktadır. Kumkapı-Bakırköy arasında hergün 30-60 gemi demirlemektedir. Karaköy-Yalova ve Ataköy-Bostancı arasında belediyeye âit deniz otobüsleri karşılıklı sefer yapmaktadır.
Havayolu: Türkiye’nin en büyük ve en yoğun havaalanı Atatürk (Yeşilköy) Havaalanıdır. Atatürk Havaalanı yurtiçi hava ulaşımında başlangıç ve bitim noktası olduğu gibi, milletlerarası hava ulaşımında da mühim bir transit merkezidir. Yeşilköy Havalimanı 7,5 milyon yolcu kapasitelidir. Yolcu kapasitesini arttırma çalışmaları yapılmaktadır. Türk Havacılığının tohumu 1911’de Yeşilköy’de atılmıştır. Avrupa ile Uzakdoğuyu birbirine bağlayan hava yolu üzerinde çok önemli bir yere sâhip olan İstanbul Havalimanı, ulaşım bakımından Boğaziçi Köprüsünden sonra ikinci sırayı almaktadır.
İstanbul Boğazı: Târihî ve turistik bakımdan dünyânın en güzel köşesi olan Boğaziçi, deniz yolu ulaşımı bakımından da dünyânın sayılı ve en işlek bir boğazıdır. Jeoloji uzmanlarına göre eskiden bir akarsu vâdisi olan Boğaziçi, jeolojik bir hâdise ile sular altında kalarak, Marmara ile Karadeniz’i birleştiren bir su yolu olmuştur. Üsküdar önlerinde bulunan Kızkulesi’nden Anadolu Fenerine kadar orta çizgi (talvek hattı) boyunca uzunluğu 34 km’dir. Sarayburnundan Rumeli Fenerine kadar uzunluğu 56 km’dir. En dar yer Rumeli Hisarı-Anadolu Hisarı arası olup 698 m’dir. En geniş yeri ağız kısımları olup 3600 m’dir.
Boğazın tabanında, bâzı yerlerde genişleyip bâzı yerlerde daralan bir çukur vardır. Her yerde kıyıya paralel olmayan bu oluk, 50 m ve bâzı yerlerde 100 m derinliktedir. Dar olan yerler en derindir. Arnavutköy-Vaniköy arasında derinlik 106 m’dir. Bebek ve Kandilli arası 120 m’dir.
Nüfus ve Sosyal Hayat
Nüfus: 1990 sayımına göre İstanbul’un toplam nüfûsu 7.309.190 olup; 6.753.929’u ilçe merkezlerinde, 555.261’i köylerde yaşamaktadır. Her geçen yıl şehir süratle kalabalıklaşmaktadır. Bu miktarın mühim bir kısmını diğer şehirlerden göç edenler teşkil etmektedir. Yüzölçümü 5712 km2 olup, nüfus yoğunluğu km2’ye 1280 kişidir.
İstanbul, dünyâdaki 77 ülkeden daha kalabalıktır. 1990 nüfus sayımına göre Türkiye nüfûsunun yaklaşık % 8’i İstanbul ilinde bulunmaktadır. Türkiye’de köyden şehire göç edenlerin % 40’ı İstanbul’a göç etmektedir. Dünyâ Bankası raporlarına göre 2000 yılında İstanbul nüfûsu 12 milyona yaklaşacaktır. Birleşmiş Milletler istatistiklerine göre ise, İstanbul iki bin yılında dünyânın en kalabalık on yedinci şehri olacaktır.
Örf ve âdetler: Fetihten sonra kısa zamanda her cephesiyle Türkleşen ve Osmanlı Devletine 470 sene başşehirlik ve İslâm Dünyâsına 406 sene Hilâfet Merkezliği yapan İstanbul’da, Türk-İslâm kültürü hâkimdir. İstanbul 1453’ten bu yana Türkiye’nin ve İslâm Dünyâsının en büyük kültür merkezi olmuştur. Türk-İslâm eserleri bakımından dünyânın en zengin şehridir. İstanbul, asırlardır Osmanlı Devletinin örf ve âdet, kıyâfet, yemek ve diğer hususlarda örnek ve öncü şehri olmuştur.
Kıyâfet: Osmanlı devrinde saray mensupları, esnaf, her çeşit meslek sâhiplerinin ve azınlıkların kendisine mahsus husûsî kıyâfetleri vardı. Bu kıyâfetler şimdi müze ve albümlerde kalmıştır. Osmanlı devrinde olduğu gibi, bugün de İstanbul Türkiye’nin moda merkezidir. Bu şehrin giyim ve kuşamı bütün Türkiye’ye tesir eder.
Yemekleri: İstanbul mutfağı ve Osmanlı saray mutfağı asırlar boyu ün yapmıştır. İstanbul yemekleri yalnız Türkiye içinde değil, bütün dünyâya yayılmıştır.
Folklor: İstanbul folkloru, halk oyunları, “ortaoyunu”, “karagöz” ve “meddahlar” bakımından da çok zengindir. Halk şâirleri, klâsik edebiyât, divan edebiyâtı, halk müziği, halk hikâyeleri, mâniler, destanlar ve türk sanat müziği ve diğer mevzularda İstanbul, başlı başına bir deryâdır. Verilen eserler ciltlere sığmayacak kadar çoktur.
En çok câmi, türbe, müze, saray, kule, kütüphâne, okul, üniversite, medrese, çeşme, gazete, dernek, meslekî kuruluş, fabrika, spor kulübü ve diğer kulüpler, hekim, stadyum, hastâne, park, meydan velhasıl hemen hemen herşeyin en çoğu İstanbul’dadır. İstanbul, Türk sporunun da beşiğidir.
Eğitim: İstanbul, binlerce senedir dünyânın en büyük kültür merkezlerinin başında yer almıştır. Bizanslılar zamânında Hıristiyan dünyâsının kültür merkezi olan İstanbul, 1453’ten sonra da İslâm dünyâsının kültür merkezi olmuştur. İstanbul, Türklerin elinde güzelleşmiş, tâmir edilmiş, şâheserlerle süslenerek zirveye çıkarılmıştır. Güzel sanatların bütün dallarında en güzel eserler İstanbul’da bulunmaktadır. İstanbul, Cumhûriyet devrinde kültür merkezi vasfını devâm ettirmiştir. İstanbul sayılamayacak kadar kültür eserleri ve müesseselerine sâhiptir. Yeryüzünde İstanbul gibi târihî ve sanat eserleri bol ikinci bir şehir henüz yoktur. İstanbul’un her köşesi bir târihtir. Okur-yazar, okul ve öğrenci, öğretmen sayısı en çok ilimiz de İstanbul’dur. 216 anaokulu, 967 ilkokul, 75 özel ilkokul, 360 ortaokul, 72 özel ortaokul, 25 meslekî ve teknik ortaokul, 123 lise, 73 özel lise, 109 meslekî ve teknik lise, 6 özel meslekî ve teknik lise vardır (1992). Okur yazar nisbeti yüzde 90’dır. Okulsuz, yolsuz, elektriksiz ve susuz köyü yoktur. Türkiye’deki üniversitelerden 6’sı İstanbul’dadır. Bunlar; İstanbul, İstanbul Teknik, Boğaziçi, Marmara, Yıldız ve Mîmâr Sinan Üniversiteleridir. Bunlara bağlı çok sayıda akademi, enstitü ve yüksek okullar ile İstanbul okullar şehridir. Ayrıca özel Koç Üniversitesi 1993-1994 öğretim yılında açılarak talebe yetiştirmeye başladı. Çok sayıda askerî okullar da İstanbul’dadır. Kuleli Askerî Lisesi, Deniz Harp Okulu ve Lisesi, Hava Harp Okulu, Tuzla Piyâde Okulu, Levâzım veMâliye Okulu ve diğer bâzı askerî okullardır. Ayrıca Gülhane Askerî Tıp Akademisi de Haydarpaşa’da eğitim vermektedir.
Yetişen meşhurlar: Türkiye’de asırlardır ilim adamı, asker, politikacı, şâir vb. olarak isim bırakmış meşhurların büyük çoğunluğu İstanbul’dan yetişmiştir.
İlçeleri
İstanbul; Adalar, Avcılar, Bağcılar, Bahçelievler, Bakırköy, Bayrampaşa, Beşiktaş, Beykoz, Beyoğlu, Eminönü, Eyüp, Fâtih, Gaziosmanpaşa, Güngören, Kadıköy, Kağıthâne, Kartal, Küçükçekmece, Maltepe, Pendik, Sarıyer, Şişli, Tuzla, Ümrâniye, Üsküdar, Zeytinburnu, Büyükçekmece, Çatalca, Silivri, Sultanbeyli, Şile, Yalova olmak üzere 32 ilçeden ibârettir. Silivri, Çatalca, Şile, Yalova ve Adalar ilçeleri hâriç diğer ilçeler iç içe olup, il merkezini meydana getirirler.
Adalar: 1990 sayımına göre nüfûsu 19.413’tür. Köyü yoktur. Yüzölçümü 10 km2 olup, nüfus yoğunluğu 1935’tir. Yaz aylarında nüfûsu büyük ölçüde artar. Kuzey-güney doğrultusunda uzanan Kınalıada, Burgazada, Kaşıkadası, Heybeliada, Büyükada, Tavşanadası ve Sedefadası ile daha açıkta yer alan Sivriada ve Yassıada olmak üzere 9 adadan meydana gelir. Sâdece Heybeliada, Büyükada, Kınalıada, Burgazada ve Sedefadası’nda oturulmaktadır. Yassıada askerî amaçla kullanılmaktadır.
Zengin tabiî güzellikleri sebebiyle Adalar, İstanbulluların sayfiye ve dinlenme yeri olmuştur. Büyükada eski İstanbul’dan kalmış son köşedir. Eski köşkleri ve çam ormanları ile 19. asrın en karakteristik özelliğini taşımaktadır.
Adalar, târih boyunca Halk Adaları, Papaz Adaları, Prens Adaları ve Kızıl Adalar olarak anılmıştır. Heybeliada’da 700 yataklı senatoryum bulunmaktadır. Adaların ulaşımı düzenli vapur seferleriyle sağlanmaktadır. Kınalıada’da yetiştirilen üzüm, “kınalı üzüm” adıyla meşhur olmuştur.
Avcılar: 1990 sayımına göre nüfûsu 128.555’tir. Küçükçekmece ilçesine bağlıyken Haziran 1992’de çıkarılan 3806 sayılı kânunla ilçe oldu. Ambarlı Termik Santralı ve İstanbul Üniversitesi Kampüsü bu ilçededir. E-5 karayolu ilçeden geçer.
Bağcılar: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 303.175’tir. Bakırköy ilçesine bağlıyken Haziran 1992’de çıkarılan kânunla ilçe oldu. İlçe yoğun konut alanları ile kaplıdır.
Bahçelievler: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 296.211’dir. Bakırköy, Güngören, Bağcılar ve Zeytinburnu ilçeleri ile çevrilidir. Bakırköy’e bağlıyken 1992’de çıkarılan kânunla ilçe oldu. İlçe genelde konut alanlarıyla kaplıdır.
Bakırköy: 1990 sayımına göre nüfûsu 282.890’dır. İlçeye bağlı köy yoktur. Batıda Küçükçekmece, kuzeyde Bayrampaşa, Bahçelievler, Güngören, doğuda Zeytinburnu ilçeleri ve güneyde Marmara Denizi ile çevrilidir. İstanbul’un milletlerarası havaalanı olan Atatürk Havalimanı bu ilçededir. Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastânesi, Hava Harp Okulu, Florya Atatürk Ormanı, süper marketler, modern çarşı ve mağazalar bu ilçe sınırlarının içindedir.
Bayrampaşa: 1990 sayımına göre nüfûsu 212.570’dir. İlçe merkezine bağlı köy yoktur. 1990 senesinde ilçe merkezi oldu. Gaziosmanpaşa, Bakırköy, Fâtih, Zeytinburnu ilçeleri ile çevrilidir. Sanâyi gelişmiş olup, çok sayıda fabrika vardır.
Beşiktaş: 1990 sayımına göre nüfûsu 192.210’dur. İlçe merkezine bağlı köyü yoktur. Boğaziçi’nin Rumeli yakasının başlangıç noktasını teşkil eden sâhil şeridinin en müstesnâ köşelerinden olup, târihî eserler bakımından çok zengindir. Boğaziçi, Beyoğlu, Şişli ve Sarıyer arasında yer alır. Dolmabahçe, Yıldız ve Çırağan sarayları; Deniz, Âşıyân, Tanzimât ve Resim-Heykel müzeleri bu ilçededir. Kabataş’tan Bebek’e kadar 8375 metrelik kıyısı vardır. Dolmabahçe, Ortaköy, Kuruçeşme, Arnavutköy, Bebek ve Yıldız başlıca semtleridir. Beşiktaş iskelesinden çeşitli semtlere düzenli seferler yapılmaktadır.
Beykoz: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 163.786 olup, 142.075’i ilçe merkezinde, 21.711’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 10, Mahmûdşevketpaşa bucağına bağlı 10 köyü vardır. Doğuda Şile, güneyde Ümrâniye ve Üsküdar ilçeleri, batıda İstanbul Boğazı, kuzeyde Karadeniz’le çevrilidir. Topraklarının büyük bölümü ormanlarla kaplıdır. Sümerbank Deri ve Kundura, Paşabahçe Cam ve Şişe, Paşabahçe İspirto ve Anadolu Hisarı, halat fabrikaları vardır. Anadolu Hisarı bu ilçededir. Ortaçeşme, Yalıköy, Gümüşsuyu, Kavacık, Rüzgarlıbahçe, Anadolu Hisarı, Göksu,Kanlıca, Paşabahçe, Soğuksu başlıca semtleridir.
Beyoğlu: 1990 sayımına göre nüfûsu 229.000’dir. İlçe merkezine bağlı köy yoktur. Kuzeyde Şişli ilçesi batı ve güneyde Haliç, kuzeybatıda Kâğıthâne, doğuda İstanbul Boğazı ve Beşiktaş ile çevrilidir. Yarım asır önceİstanbul’un alış-veriş ve eğlence merkezi olan Beyoğlu, eski şöhretini ve hareketini kaybetmiştir. Beyoğlu, büyükelçilik, konsolosluk ve dış ticâret merkezidir.
Bizans devrinde bağ ve bahçelik olan bu bölgede, Cenevizliler, Galata Kulesi ve Galata surlarını yapmışlardı. Osmanlı Devleti zamânında surlar yıkılmıştır. Kule ise zamânımıza kadar gelmiştir. Fâtih ve Eminönü ilçeleri ile arasındaki ulaşımı Unkapanı ve Galata köprüleri sağlamaktadır. Galata, Tophâne, Fındıklı, Kabataş, Cihangir, Kasımpaşa, Karaköy ve Taksim başlıca semtleridir.
Her türlü eğlence merkezinin yer aldığı Beyoğlu, İkinci Dünyâ Harbinden sonra batakhânelerin merkezi hâline gelmiştir.
1962 senesinde kaldırılan tramvay 1991’de Taksim-Tünel arasındaki İstiklal Caddesinde tekrar çalıştırılmaya başlandı.
Eminönü: 1990 sayımına göre nüfûsu 83.444’tür. İlçeye bağlı köy yoktur. İstanbul’un ticâret, turizm merkezidir. Fâtih, İstanbul Boğazı, Haliç ve Marmara Denizi arasında surlar içinde kalan İstanbul Yarımadasının doğu bölümünü teşkil eder. İstanbul’u meydana getiren Yeditepe, Çemberlitaş ve Nûruosmâniye Câmiinin bulunduğu tepe, Bâyezîd Câmii, Bâyezîd Kulesi ve Süleymâniye Câmiinin bulunduğu tepe bu ilçe dâhilindedir.
Eminönü, İstanbul’un en eski yerleşim merkezidir. Osmanlılar zamânında çarşıdaki esnafı denetleyenlere “Emin” denirdi. Yeni Câmi önüne “Gümrük Emini Önü” denildiği için zamanla bu isim Eminönü olarak kullanıldı. Târihî eser bakımından çok zengin olan Eminönü ilçesinin Süleymâniye, Bâyezîd, Şehzâdebaşı, Sultanahmed, Nûruosmâniye, Mahmudpaşa, Alemdâr, Cağaloğlu, Gedikpaşa, Aksaray, Bâbıâli, Kadırga, Lâleli, Mercan, Sirkeci, Sultanhamam, Tahtakale, Kapalıçarşı başlıca semtleridir.
Eminönü toptan ticâret merkezidir. İstanbul’un ve Türkiye’nin toptan eşyâ yönünden kalbi durumundadır. Hertürlü sanâyi mâmüllerinin % 45’i Eminönü’nden sevk edilir. Târihî Kapalıçarşı ve Mısır Çarşısı ilçe merkezinde olup, turizm açısından önemleri büyüktür.
Türkiye’yi Avrupa’ya bağlayan demiryolu bağının başlangıç noktası olan Sirkeci Garı bu ilçededir. Eminönü’nde meskenler plânsız bir şekilde iş yerine dönüşmüş ve târihî eserler taş yığını binâlar arasında sıkışıp kalmıştır. Topkapı Sarayının yanındaki Gülhâne Parkı ilçeye bir güzellik katarken, aynı zamanda bir mesîre yeri olarak kullanılmaktadır.
Eyüp: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 211.986 olup, 200.045’i ilçe merkezinde, 11.941’i köylerde yaşamaktadır. Kemerburgaz bucağına bağlı 8 köyü vardır. Doğuda Sarıyer ve Kâğıthâne ilçeleri, Haliç, Güneydoğuda Fâtih, güneybatıda Bayrampaşa, kuzeyde Karadeniz ile çevrilidir.
İlçede kabri bulunan Peygamber efendimizin mihmandârı Hâlid bin Zeyd Ebû Eyyûb el-Ensârî hazretlerine hürmeten bu semte “Eyyûb Sultan” denilmiştir. Eyüp, türbelerinin çokluğu ile meşhurdur. Sâdece İstanbul’un değil, Türkiye’nin en çok ziyâret edilen bir merkezidir. Son zamanlara kadar İstanbul’un en güzel semti Eyüp idi. Haliç’in kirlenmesi ile bu temiz, bakımlı, yeşil ve güzel semt, eski güzelliğini kaybetmiştir.
Kemerburgaz bucağı orman varlığı bakımından zengindir. Alibeyköy, Silahtar, Güzeltepe, Esentepe başlıca semtleridir.
Fâtih: 1990 sayımına göre nüfûsu 462.464’dür. Yüzölçümü 13 km2 olup, nüfus yoğunluğu 35.374’dür. Eminönü, Zeytinburnu, Bayrampaşa, Eyüp, Haliç ve Marmara Denizi ile çevrilidir. Haliç’teki kıyıları Unkapanı, Ayvansaray; Marmara Denizindeki kıyıları ise, Yenikapı ile Yedikule arasındadır. Yeşil alan ve bitki örtüsü bakımından çok fakir sayılır. İlçe ismini, Fâtih Sultan Mehmed Hanın türbesi ve câmiinden alır.
Fâtih, 1928’de Eminönü’nden ayrılarak ilçe merkezi hâline gelmiştir. Sağlık ve eğitim veren kuruluşların sayısı çok fazladır. İstanbul Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Cerrahpaşa ve Çapa Tıp Fakülteleri, Vakıf Gureba, SSK Samatya Hastânesi, Haseki Hastanesi bu ilçededir. 1873’te öğretime başlayan Dârüşşafaka Lisesi, Fâtih’tedir. İstanbul’un en büyük ve en meşhur pazarı olan Çarşamba Pazarı, Fâtih’te kurulur. Ayvansaray, Çarşamba, Balat, Cerrahpaşa, Cibali, Çapa, Draman, Edirnekapı, Fener, Fındıkzâde, Haseki, Karagümrük, Samatya, Saraçhâne, Yedikule, Yenikapı, Yavuzselim başlıca semtleridir.
Gâziosmanpaşa: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 393.667 olup, 354.186’sı ilçe merkezinde 39.481’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 9 köyü vardır. Güneyde Eyüp, güneybatıda Bayrampaşa, doğuda Kağıthâne ve Şişli, batıda Bakırköy ilçeleri ile çevrilidir.
İstanbul ilinin en yeni yerleşim alanlarından biridir. 1950’ye kadar genelde gezinti ve av alanı olan Gaziosmanpaşa’nın merkezi olan Taşlıtarla’ya yerleştirilen Bulgaristan göçmenleri ile gittikçe büyümüş 1963’te ilçe merkezi olmuştur.
İlçe merkezine bağlı köylerde tarım ve hayvancılık yapılır. Cebeci köyünden siyah yapıtaşı ocakları, Arnavutköy ve Boğazköy’de kaolen yatakları vardır. Karadeniz, Fevzi Çakmak, Şemsipaşa, Yenimahalle, Gazi Mahallesi, Hürriyet, Yıldıztabya, Karlıtepe bâzı semtleridir.
Güngören: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 446.000’dir. 1966’da belediyesi kurulan Güngören, 1983’te şûbe olarak Bakırköy’e bağlandı. Haziran 1992’de çıkarılan 3806 sayılı kânunla 27 mahalleyi içine alan ilçe oldu. Çeşitli sanâyi kuruluşları bulunan ilçede yoğun konut alanları vardır.
Kadıköy: 1990 sayımına göre nüfûsu 648.282’dir. İlçe merkezine bağlı köyü yoktur. Yüzölçümü 33 km2 olup, nüfus yoğunluğu 19.645’tir. Kuzeyde Üsküdar, doğu ve güneydoğuda Kartal ilçeleri, güney, güneybatı ve batıda da Marmara Deniziyle çevrilidir.
Kadıköy’ün târihi M.Ö. 3000 senelerine dayanır. Eski ismi Kalkoden’dir. Kadıköy ismi, Osmanlılar zamânında verilmiştir. Târihî eserleri, yalı ve köşkleri çoktur. Osmanlı Devleti zamânında Belde-i Şâhâne Semt-i Kadıköy ismiyle anılan yalı, köşk ve göz alabildiğine bahçelerin yer aldığı Kadıköy, beton yığını hâline gelmiştir. Yeşil saha her geçen gün azalmıştır.
İlçede ticâret oldukça ileridir. İldeki önemli ticârî kuruluşların Kadıköy’de birer şûbesi vardır. İstanbul’u Anadolu’ya bağlayan demiryolların başlangıç noktası olan Haydarpaşa Garı bu ilçededir. Haydarpaşa, Kadıköy ve Bostancı iskeleleri, diğer ilçelerle olan deniz ulaşımını sağlar. Erenköy, Kızıltoprak, Acıbadem, Koşuyolu, Bostancı, Caddebostan, İçerenköy, Kozyatağı, Suadiye, Çamlıca, Fenerbahçe, Göztepe, Moda, Söğütlüçeşme ve Merdivenköy başlıca semtleridir.
Kâğıthâne: 1990 sayımına göre nüfûsu 269.042’dir. İlçeye bağlı köy yoktur. Şişli’ye bağlı iken 19 Haziran 1987’de ilçe merkezi hâline getirilmiştir. Sanâyi gelişmiş olup, çeşitli fabrikalar vardır. Osmanlılar devrinde güzel bir mesîre yeri idi. Sâdâbât bahçeleri buradaydı. İlçede düzensiz yerleşme ve fabrikalar Haliç’in kirlenmesine sebeb olmuştur. Yoğun gecekondu bölgesidir.
İlçenin batısında Gâziosmanpaşa, doğusunda Beyoğlu ve Şişli, güneyinde Eyüp, kuzeyinde Sarıyer ilçeleri vardır.
Kartal: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 279.468 olup, 257.211’i ilçe merkezinde, 22.257’si köylerde yaşamaktadır. Doğusunda Pendik, güney ve güneybatısında Marmara Denizi, batısında Üsküdar, kuzeybatısında Ümrâniye ve Sultanbeyli, kuzeyinde Şile yer alır.
Kartal’ın târihi eskilere dayanır. 1400 senesinde Osmanlı hâkimiyetine girmiştir. 1908’de İstanbul’a bağlı ilçe oldu. Haydarpaşa-Ankara demiryolu ile İstanbul-Ankara asfaltı, ilçenin içinden geçer. Yeşil sahası, ormanlık alanı oldukça zengindir.
Kartal, Türkiye’nin ekonomisinde büyük yeri olan önemli bir sanâyi merkezidir. İlçede, sanâyinin çeşitli dallarında bir çok fabrika vardır. İlçeye bağlı köylerde az da olsa tarım yapılır. Yulaf, buğday, mısır, elma, armut ve üzüm başlıca tarım ürünleridir.
Kartal ilçesinin sâhil şeridi dışında kalan bölümü gecekondu bölgesidir.
Küçükçekmece: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 350.864 olup, 340.876’sı ilçe merkezinde, 9988’i köylerde yaşamaktadır. Bakırköy ilçesine bağlıyken, 19 Haziran 1987’de ilçe merkezi hâline geldi. Doğusunda Bakırköy, batısında Avcılar, kuzeybatısında Çatalca, kuzeyinde Gaziosmanpaşa, güneyinde Marmara Denizi yer alır. İstanbul-Edirne karayolu ve demiryolu ilçeden geçer. Ekonomisi sanâyiye dayanır. İkitelli civârında birçok sanâyi kuruluşu vardır. İkitelli, Sefâköy başlıca semtleridir.
Maltepe: 1990 sayımına göre nüfûsu 249.766’dır. Kartal’a bağlı bir semtken Haziran 1992’de çıkarılan 3806 sayılı kânunla ilçe oldu. Yoğun konut bölgesidir.
Pendik: 1990 sayımına göre nüfûsu 201.527’dir. Kartal ilçesine bağlıyken 19 Haziran 1987’de ilçe merkezi hâline geldi. 1989’da İstanbul Büyükşehir Belediyesine bağlı bir ilçe belediyesi durumuna getirildi. Doğusunda Tuzla, güneybatısında Marmara Denizi, batısında Kartal, kuzeybatısında Beykoz, kuzeyinde Şile yer alır. Ankara-İstanbul karayolu ve demiryolu ilçe merkezinden geçer. Ekonomisi sanâyiye dayalıdır.
Sarıyer: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 171.872 olup, 160.075’i ilçe merkezinde, 11.797’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 9 köyü vardır. Kuzeyinde Karadeniz, doğusunda İstanbul Boğazı, güneyinde Beşiktaş, Kağıthâne ve Şişli, batısında Eyüp yer alır.
İstanbul Boğazı kıyısında kurulmuştur. Orman yönünden zengin bir ilçedir. Ekonomisi turizm ve balıkçılığa dayalıdır. İstinye’de bir tersâne vardı, 1991’de kaldırıldı. Ayrıca ilçe sınırları içinde bir çok küçük sanâyi kuruluşları mevcuttur.
Kıyı boyu hâriç ilçenin büyük bölümü gecekondudur. Kavak, Yenimahalle, Büyükdere, Tarabya, Yeniköy, İstinye, Emirgan, Reşitpaşa, Hisar, Pınar, Doğanevler başlıca semtleridir. Sarıyer belediyesi, 1984’te yapılan düzenleme ile İstanbul Büyük Şehir Belediyesine bağlı bir ilçe belediyesi hâline gelmiştir.
Sultanbeyli: 1990 sayımına göre nüfûsu 82.298’dir.Kartal’a bağlı belediyelik bir köyken Haziran 1992’de çıkarılan 3806 sayılı kânunla ilçe oldu. Yoğun gecekondu bölgesidir. Küçük sanâyi gelişmiştir. Ömerli Baraj Gölünün bir kısmı ilçe sınırları içinde kalır. Arâzisinin büyük kısmı ormanlıktır.
Şişli: 1990 sayımına göre nüfûsu 250.478’dir. İlçeye bağlı köy yoktur. Kuzeyde Sarıyer, doğuda Sarıyer ve Beşiktaş, güneydoğuda Beşiktaş, güneyde Beyoğlu, batıda Kağıthâne ilçeleriyle çevrilidir. Hızlı ve plânsız şehirleşme yüzünden yeşil sahası olmayan bir ilçedir. Harbiye, Pangaltı, Kurtuluş, Feriköy, Nişantaşı, Teşvikiye, Maçka, Osmanbey, Mecidiyeköy, Okmeydanı ve Çağlayan başlıca semtleridir. Bakırköy’den sonra en çok iş yeri Şişli ilçesindedir. Türkiye’nin en önemli banka ve sigorta şirketleri ile ticârî kuruluşların merkezleri buradadır.
Tuzla: 1990 sayımına göre nüfûsu 94.124’tür. Pendik ilçesine bağlı bir semt iken Haziran 1992’de çıkarılan 3806 sayılı kânunla ilçe oldu. Ankara-İstanbul karayolu ve demiryolu ilçeden geçer. İlçede bir tersâne vardır.
Ümrâniye: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 301.257 olup, 242.091’i ilçe merkezinde, 59.166’sı köylerde yaşamaktadır. Üsküdar ilçesine bağlı iken 4 Temmuz 1987 târihli yasa ile ilçe hâline geldi. Kuzeyinde Şile, doğusunda Kartal, batısında Üsküdar, kuzeybatısında Beykoz, güneyinde Kadıköy ilçeleri yardır.
1966’da sanâyi bölgesi îlân edilince, bölgede büyük bir nüfus patlaması olmuştur. Buna paralel olarak da hızlı bir konut yapımı olmuştur. Toplu konut inşaası yanında, gecekondu bölgeleri de çoğunluktadır. Metal-iş Küçük Sanâyi Sitesi, Mobilya Üreticileri Sitesi bu ilçededir. İstanbul Büyükşehir Belediyesine bağlı bir ilçedir.
Üsküdar: 1990 sayımına göre nüfûsu 395.623’dür. İlçeye bağlı köy yoktur. İstanbul boğazı, Beykoz, Ümrâniye, Kadıköy ilçeleri ile çevrilidir.
İstanbul’un Anadolu yakasındaki en eski ilçesidir. Târihi eski devirlere dayalıdır. Eski ismi Hrisopolis veya Damalis’tir. Üsküdar ismi eski ve dar sokakları sebebiyle “Eskidar”dan gelir. İstanbul’un fethinden dört asır önce Türk beldesi olmuştur. Osmanlı Devleti zamânında doğuya yapılacak seferlerin ilk hareket noktası olmuştur.
İlçede bitki örtüsü zengindir. Boğaz sırtları ağaçlarla kaplıdır. Son senelerde hızla gelişmiştir. Ticâret ve sanâyi oldukça ileridir. Ayazma, Doğanalar, Zeynepkâmil, Bağlarbaşı, Altunizâde, Çengelköy, Kısıklı, Kuzguncuk, Haydarpaşa, Göksu başlıca semtleridir. Sâhili Küçüksu-Haydarpaşa arasındadır.
Zeytinburnu: 1990 sayımına göre nüfûsu 165.679’dur. Fâtih, Bakırköy, Bayrampaşa ilçeleri ile Marmara Denizi arasında yer alır. İlçeye bağlı köy yoktur. İstanbul Merkezini meydana getiren, ilçelerdendir. 1957’de ilçe oldu.
İstanbul’da ilk ve büyük gecekondu topluluğu burada meydana gelmiştir. İlçede sanâyi gelişmiştir. Yeşil saha çok azalmıştır. Kazlıçeşme, Sümer, Nuripaşa, Yenidoğan, Gökalp, Yeşiltepe, Veliefendi, Çırpıcı, Telsiz, Merkezefendi ve Maltepe bâzı semtleridir. İstanbul’da at koşularının yapıldığı Veliefendi Hipodromu bu ilçededir.
Büyükçekmece: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 142.910 olup, 22.394’ü ilçe merkezinde, 120.516’sı köylerde yaşamaktadır. Çatalca ilçesine bağlı iken, 1987’de ilçe merkezi olmuştur. Merkezbucağa bağlı 14 köyü vardır. Kuzey ve batısında Çatalca ilçesi, güneyinde Marmara Denizi, batısında Küçükçekmece ilçesi yer alır.
İlçenin sâhil kesiminde kalan köyleri, İstanbul’un sayfiye yeridir. İlçenin en büyük sanâyi kuruluşu Çimento Fabrikasıdır. Büyükçekmece Gölünün denizle irtibatı kesilerek, yerine içme suyu tesisleri kurulmuştur. Buradan İstanbul’un büyük kısmının su ihtiyâcı karşılanmaktadır. Köylerinde tarım yapılır. Ayçiçeği, soğan ve buğday başlıca tarım ürünüdür.
Çatalca: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 64.241 olup, 11.550’si ilçe merkezinde, 52.691’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 27, Hadımköy bucağına bağlı 12, Karacaköy bucağına bağlı 8 köyü vardır. Güneydoğusunda Büyükçekmece, doğusunda Küçükçekmece, kuzeydoğusunda Gaziosmanpaşa, Kuzeyinde Karadeniz, batısında Silivri, kuzeybatısında Kırklareli ve Tekirdağ yer almaktadır.
İlçenin kuzeyinde Istranca Dağları, güneyinde verimli Çatalca Ovası bulunur. Çatalca çok eski bir yerleşim merkezidir. Eski ismi Matrai’dir. Ekonomisi tarıma ve hayvancılığa dayalıdır. Buğday, arpa, yulaf, mısır, şekerpancarı, ayçiçeği, soğan, domates, elma ve armut en fazla yetiştirilen tarım ürünleridir. İstanbul’un et, süt ve yumurta deposudur. Ormanlık arâzisi tarla açma yüzünden azalmıştır. İğneada’dan Yalıköy’e kadar uzanan bölge Millî Park îlân edilmiştir. Kuarsit, döküm ve kuvars kumu üretimi Türkiye çapında önemli yer tutar. Edirne-İstanbul karayoluna 20 km mesâfededir.
Silivri: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 77.599 olup, 26.049’u ilçe merkezinde, 51.550’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 16, Sinekli bucağına bağlı 9 köyü vardır. İl merkezine 66 km uzaklıktadır. İstanbul’un sayfiye yerlerindendir. Yüzölçümü 778 km2 olup, nüfus yoğunluğu 97’dir. Kuzeyinde ve doğusunda Çatalca ilçesi, güneyinde Marmara Denizi, batısında Tekirdağ ilçesi yer alır.
İlçe topraklarının kuzey doğusunda Istranca Dağlarının uzantıları vardır. Topraklarının büyük kısmı akarsu vâdileriyle parçalanmıştır. Edirne-İstanbul kara ve demiryolu ilçeden geçer. Ekonomisi tarım, hayvancılığa ve turizme dayanır. Yaz aylarında ilçenin nüfûsu 400.000’e ulaşır. Buğday, soğan, yulaf, şekerpancarı, üzüm, bakla, ayçiçeği, mısır, elma ve patates başlıca tarım ürünleridir. Hayvancılık gelişmiş olup, ilçenin yoğurdu meşhurdur. Marmara Denizindeki kirlilik sebebiyle balıkçılık eski önemini kaybetmiştir. Sanâyinin fazla gelişmediği ilçede, un, bitkisel yağ, yem, süt ürünleri, teneke kutu, tuğla ve ambalaj malzemeleri fabrikaları vardır.
Şile: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 25.372 olup, 7872’si ilçe merkezinde, 17.500’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 17, Ağva bucağına bağlı 13, Teke bucağına bağlı 7, Yeşilvâdi bucağına bağlı 13 köyü vardır. Yüzölçümü 736 km2 olup, nüfus yoğunluğu 34’tür. İl merkezine 72 km uzaklıktadır.
Balıkçı köyü olarak kurulan Şile’nin târihi çok eskilere dayanır. Karadeniz kıyısında kurulmuştur. Doğusunda ve güneyinde Kocaeli, güneybatısında Pendik ilçesi, batısında Beykoz ilçesi, kuzeyinde ise Karadeniz yer almaktadır. Topraklarının % 70’e yakın kısmı ormanlık ve fundalıktır. İstanbul içme suyunu karşılayan Darlık Barajının bütünü, Ömerli Barajının doğu kısmı ilçe topraklarındadır.
Ekonomisi ormancılık, turizm, balıkçılık, meyvecilik ve şile bezi dokumacılığına dayınır. Tarım arâzisi azdır. Elma, mısır, buğday ve armut başlıca tarım ürünleridir. Kıyılarındaki koylar, kilometrelerce uzanan ince tâneli kumsalları, deniz sporlarına çok müsâittir. Şile’nin nüfûsu yazın 70.000’i aşar. İlçeye bağlı köylerde yüzlerce şile bezi dokuma tezgahları vardır.
Yalova: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 113.417 olup, 65.823’ü ilçe merkezinde, 47.594’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 19, Çınarcık bucağına bağlı 7, kılıç bucağına bağlı 8 köyü vardır. Yüzölçümü 492 km2 olup, nüfus yoğunluğu 231’dir. İstanbul’un en uzak ilçesidir. İstanbul ile kara bağlantısı yoktur. Güneyinde ve batısında Bursa, doğusunda Kocaeli, kuzeyinde Marmara Denizi yer almaktadır.
İlçe merkezi, İzmit Körfezinin kıyısında, Armutlu Yarımadasının kuzeydoğusunda kurulmuştur. Ekonomisi tarım, turizm ve balıkçılığa dayanır. Elma ve şeftâlisi meşhurdur. Seracılık gelişmiştir. Seralarda turfanda sebze ve çiçek yetiştirilir. İstanbul’un sayfiye yerlerinden biridir. Yaz aylarında nüfûsu dört misli artar. Kaplıcaları meşhurdur. İlçenin, il merkezi ile olan bağlantısı hergün Kabataş ve Sirkeci’den yapılan düzenli vapur seferleri ile sağlanmaktadır. Karayolu ile il merkezine uzaklığı 155 kilometredir. Kartal-Yalova arasında arabavapuru seferleri de düzenlenmektedir.
Yalova’nın târihi M.Ö. 3000 yıllarına dayanır. Eski ismi “Pitiya (Helenapolis)”dır. Yalova’yı, Osman Beyin komutanlarından Yalvaçoğlu fethetmiştir. Bu yüzden Yalakâbâd ismini aldı. Bu isim zamanla değişerek Yalova olmuştur.
Târihî Eserler ve Turistik Yerler
İstanbul’un hemen her köşesi târihî ve turistik özelliklere sâhiptir. Hepsini saymak, âdetâ mümkün değil gibidir. En önemlilerinden bâzıları şunlardır:
Surlar: İstanbul’un meşhur surları târihte dört defâ yapılmıştır. Surlar üzerinde 400 kule, 500 kapı bulunuyordu. Kara surları 6800 m, Marmara surları 8000 m ve Haliç surları 5000 m idi. Langa, Davutpaşa, Samatya, Narlıkapı, Yaldızlı, Yedikule, Belgrat, Silivrikapı, Sıgma, Mevlevihane, Topkapı, Sulukule, Edirnekapı, Kostantin, Eğrikapı, Ayvansaray, Balat, Fener, Yenikapı, Aiya, Yeni Aya, Cibali, Ayazma, Zindan, Balıkpazarı ve Yeni Câmi kapıları surların meşhur kapılarıdır. Marmara ve Haliç surlarının büyük kısmı yıkılmıştır. Kara surlarının yarısından fazlası yıkık vaziyettedir. Bir bölümü aslına uygun şekilde tâmir ettirilmiştir.
Anadolu Hisarı: Boğaz’ın Anadolu yakasında Sultan Yıldırım Bâyezîd tarafından yaptırılmıştır. Akça Hisar, Yeni Kale ve Güzelce Hisar isimleriyle anılmıştır. Boğazın bekçisi durumunda olup, üç ana kuleden ibârettir.
Rumeli Hisarı: Boğazın Rumeli yakasında Fâtih Sultan Mehmed Han yaptırmıştır. Kendisi ve paşalar taş taşı(Zeker) inşaatta çalıştılar. Hisarın plânı Muhammed isminin yazılışı şeklindedir. 17 kulesi vardır. Yüksekliği 22 metredir. Sanat ve mîmârî bakımında şâheserdir.
Tekfur Sarayı: Edirnekapı, Kâriye Câmii yakınında olup, harâbe hâlindedir. Bizans dönemine âittir.
Topkapı Sarayı: İstanbul’un fethinden sonra Fâtih Sultan Mehmed Han tarafından yaptırılmaya başlandı. 1466’da başlanan sarayın inşaası, 1478’de bitirilmiştir. 699 dekar yer kaplayan sarayın çeşitli bölümleri vardır. Sarayın sâhildeki saltanat kapısındaki kule ve önlerindeki toplar sebebiyle “Topkapı” denmiştir. (Bkz. Topkapı Sarayı)
Dolmabahçe Sarayı: On dokuzuncu asırda dünyâda yapılan sarayların en meşhûrudur. Sarayın bulunduğu yer bir koy idi. Sultan Birinci Ahmed Han ile Sultan İkinciOsman Han devirlerinde bu koy doldurularak burada Çinili Köşk ismiyle bir kasr yaptırıldı. Daha sonra aynı yerde Sultan Üçüncü Selim tarafından Beşiktaş Sarayı yaptırıldı. Sultan Abdülmecîd Han bu sarayı yıktırarak 1851’de Dolmabahçe Sarayını yaptırmaya başladı. Yapımı beş sene süren bu sarayda 200 oda ve 8 büyük salon vardır. Mermerleri, Marmara Adasından getirilmiştir. Osmanlı sultanlarının Bâyezîd ve Topkapı saraylarından sonra oturdukları üçüncü yerdir. (Bkz. Dolmabahçe Sarayı)
Çırağan Sarayı: Beşiktaş’ta deniz kıyısında Yıldız Parkının karşısındadır. Sultan Abdülazîz Han 1871’de yaptırmıştır. Mermer işçiliğiyle meşhur olan saray, 1910’da yanmıştır. Günümüzde restore edilmiş ve turistik otel olarak kullanılmaktadır.
Yıldız Sarayı: Beşiktaş’ta Yıldız Câmiinin karşısındadır. Sultan Abdülazîz Han 1866’da yaptırmıştır. Çok geniş bir koruluğun içinde yer alan saray, çeşitli köşklerden meydana gelmiştir. Bâyezîd, Topkapı ve Dolmabahçe saraylarından sonra Osmanlı sultanlarının oturduğu dördüncü saraydır. Sekiz sultâna mesken olan bu saray, bir sanat âbidesidir. (Bkz. Yıldız Sarayı)
Beylerbeyi Sarayı: Boğaziçi’nin pırlantası olan bu saray Sultan Abdülazîz Han tarafından yaptırılmıştır. Sarayın doğu duvarları ve iç yapısı çok süslemelidir. Havuzlu salonu set biçiminde düzenlenmiş bahçesi ve değerli eşyâları ile meşhurdur. (Bkz. Beylerbeyi Sarayı)
İbrâhim Paşa Sarayı: Kânûnî Sultan Süleymân’ın eniştesi İbrâhim Paşanın düğün hediyesi olarak verdiği bu saray, daha sonraları kışla ve okul olarak kullanılmıştır. Sultanahmed semtinde bulunan saray, son senelerde tâmir edilip, Türk-İslâm Eserleri Müzesi olmuştur.
Eyüp Sultan Câmii ve külliyesi: Fâtih Sultan Mehmed Hanın emriyle 1453-1459 yılları arasında Eshâb-ı kirâmdan Ebû Eyyûb el-Ensârî’nin İstanbul’u şereflendiren kabr-i şerîfinin yanında yaptırılmıştır. Külliye, câmi, türbe, medrese, imâret ve çifte hamamdan meydana gelmektedir. Çeşitli zamanlarda tâmir görmüştür. Senenin her gününde, bilhassa Ramazan ayında ziyâretçilerle dolup taşan, Türk milletince mukaddes tanınan bu türbe ve câmi, yalnız İstanbul’un değil, Türkiye’nin hattâ İslâm dünyâsının dînî ziyâret merkezlerinden biridir.
Fâtih Câmii ve külliyesi: Fâtih Sultan Mehmed Han tarafından 1463-1471 seneleri arasında yaptırılmıştır. Külliye; câmi, medreseler, dârüşşifâ, tabhâne, imâret, sıbyan mektebi, kitaplık, hamam, saraçlar çarşısı ve çeşitli türbelerden meydana gelmiştir. Fâtih külliyesi, İstanbul Üniversitesinin ilk çekirdeğidir. Buradaki tetimme medreselerinde hazırlık dersleri görüldükten sonra, medresede yüksek tahsil yapılırdı. Klasik Osmanlı külliyelerinin öncüsüdür. Çeşitli zamanlarda tâmir görmüştür. Kütüphânesinde Osmanlı devrine âit el yazma ve basma 10.000 eser vardır. Bu eserler bugün Süleymâniye Kütüphanesinde okuyucuya açıktır.
Mahmud Paşa Câmii ve külliyesi: Mahmudpaşa semtinde sadrâzam Mahmûd Paşa tarafından yaptırılmıştır. Câmi, türbe, hamam, medrese, sıbyan mektebi, mahkeme, çarşı ve imâretten meydana gelmiştir. Çeşitli zamanlarda tâmir gören külliyenin günümüze sâdece câmi, türbe, han, medresenin dersânesi ve hamamının bir bölümü ulaşmıştır.
Mihrimah Sultan Câmii ve külliyesi: Edirnekapı’da Kânûnî Sultan Süleymân Hanın kızı Mihrimah Sultan tarafından Mîmâr Sinan’a yaptırılmıştır. Câmi medrese, sıbyan mektebi, hamam, türbeden ve dükkanlardan meydana gelmiştir. 1894 zelzelesinde zarar görmüş ve tâmir edilmiştir.
Sultan Selim Câmii ve külliyesi: Haliç’e bakan bir tepe üzerinde 1522’de yapılmıştır. Câmi inşaatını Yavuz Sultan Selim Han başlatmış, oğlu Kânûnî Sultan Süleymân tamamlatmıştır. Külliye; câmi, tabhâne, imâret, sıbyan mektebi, hamam, türbe ve medreseden meydana gelmiştir. Medrese, imâret ve Ayşe Hâtun türbesi yıkılmıştır. Diğer kısımları günümüze kadar gelmiştir. Câminin kıble istikâmetinde Yavuz Sultan Selim Hanın türbesi vardır.
Haseki Câmii ve külliyesi: Aksaray’dan Silivrikapı’ya giden cadde üzerindedir. 1551’de Haseki Hurrem Sultan tarafından Mîmâr Sinan’a yaptırılmıştır. Külliye; câmi, medrese, sıbyan mektebi, imâret, dârüşşifâ ve çeşmeden meydana gelmiştir. Dârüşşifâ, dispanser olarak kullanılmaktadır. Sultan Birinci Ahmed 1612’de câmiyi genişletmiştir.
Dâvûtpaşa Câmii ve külliyesi: Davutpaşa semtindedir. 1485’te Fâtih Sultan Mehmed Han ve Sultan İkinci Bâyezîd devri vezirlerinden Dâvud Paşa yaptırmıştır. Külliye, câmi, medrese, türbe, imâret, sıbyan mektebi, mahkeme, çeşme ve hamamdan meydana gelmiştir. Medrese yıkık vaziyettedir. Zâviyeli câmiler plânındadır. 1984 zelzelesinde imâret, mahkeme ve mektep kısmı yıkılmıştır.
Kara Ahmed Paşa Câmii ve külliyesi: Topkapı’da, Kânûnî Sultan Süleymân’ın sadrâzamlarından Kara Ahmed Paşa tarafından Mîmâr Sinân’a yaptırılmıştır. Külliye, câmi, medrese ve sıbyan mektebinden meydana gelmektedir. Medrese odaları U biçiminde câminin avlusunda dizilmiştir. Sıbyan mektebi câminin biraz uzağındadır.
İbrâhim Paşa Câmii ve külliyesi: Silivrikapı’da Sadrâzam İbrâhim Paşa tarafından 1551’de Mîmâr Sinan’a yaptırılmıştır. Geniş bir avlu içinde câmi, türbe, sıbyan mektebi, hamam, şadırvan ve çeşmeden meydana gelmektedir. Kapılardaki ahşap geometrik geçme ve fildişi kakma işçiliği çok güzeldir. Şadırvan, câmi, türbe, çeşme dışındaki kısım yıkılmıştır.
Hekimoğlu Ali Paşa Câmii ve külliyesi: Davutpaşa semtinde, Hekimbaşı Nuh Efendinin oğlu ve Sultan Birinci Mahmûd Hanın sadrâzamlarından Ali Paşa tarafından 1734’te yaptırılmıştır. Külliye, kütüphâne, zâviye, türbe, sebil ve çeşmeden meydana gelmiştir. Devrinin güzel çinileri ile süslüdür. 1830’da tâmir görmüştür.
Cerrahpaşa Câmii ve külliyesi: Cerrahpaşa semtinde saray cerrahı iken sadrâzam olan Mehmed Paşa tarafından 1593’te yaptırılmıştır. Mîmârı Dâvûd Ağa’dır. Câmi, medrese, türbe, hamam, çeşmeden meydana gelen külliyeden sâdece hamam günümüze ulaşmamıştır. 1958-1960 arasında tâmir görmüştür.
Amcazâde Hüseyin Paşa Câmii ve külliyesi: Fâtih’te Saraçhâne başında Amcazâde Hüseyin Paşa tarafından yaptırılmıştır. Külliye câmi, medrese, kütüphâne, çeşme, dükkanlardan meydana gelmiştir. Medresenin önem kazandığı külliyelerin örneklerindendir. Bütün yapılar bir avlu duvarı içine alınmıştır.
Zal Mahmûd Paşa Câmii ve külliyesi: Eyüp’te vezirlerden Zal Mahmûd Paşa ile eşi Şah Sultan tarafından 16. asır ortalarında Mîmar Sinan’a yaptırılmıştır. Câmi, iki medrese, türbe ve çeşmeden meydana gelen küçük bir külliyedir. Plânı değişik ve ilgi çekicidir.
Koca Mustafa Paşa Câmii ve külliyesi: Cerrahpaşa semtindedir. Sultan İkinci Bâyezîd’in sadrâzamı Koca Mustafa Paşa tarafından Haghios Andreas Kilisesi câmiye çevrilerek kurulmuştur. Ekmekçizâde Ahmed Paşa bâzı ilâveler yaptırmıştır. Külliye, câmi, tekke, şadırvan, medrese ve imâretten meydana gelmiştir.
Mihrimah Sultan Câmii ve külliyesi: Üsküdâr iskele meydanındadır. İskele Câmii de denir. Kânûnî Sultan Süleymân Hanın kızı Mihrimah Sultan tarafından Mîmar Sinan’a yaptırılmıştır. Külliye; câmi, medrese, sıbyan mektebi, imâret, hamam, kervansaray, ambar, muvakkithâne, çeşme ve türbeden meydana gelmektedir. Bunlardan câmi, türbe, medrese, sıbyan mektebi, çeşme ve hamam sağlamdır. Medrese, sağlık merkezi; sıbyan mektebi ise çocuk kitaplığı olarak kullanılmaktadır.
Eski Vâlide Sultan Câmii ve külliyesi: Üsküdar Toptaşı’ndadır. Sultan İkinci Selim Hanın eşi ve Sultan Üçüncü Murâd Hanın annesi Nurbânû Vâlide Sultan tarafından 1577-1583 arasında Mîmar Sinan’a yaptırılmıştır. Külliye, câmi, medrese, dârüşşifâ, kervansaray, tabhâne, imâret ve dârulkurradan meydana gelmiştir. Câminin içi çini ve tahta oymalarla süslüdür.
Şemsi Paşa Câmii ve külliyesi: Şemsipaşa semtinde, deniz kıyısındadır. Kânûnî Sultan Süleymân’ın vezirlerinden Şemsi Paşa, Mîmar Sinan’a yaptırmıştır. Külliye, câmi, türbe ve medreseden meydana gelmiştir. Medrese 1953’ten beri kütüphâne olarak kullanılmaktadır.
Çinili Câmii ve külliyesi: Üsküdar’da Toptaşı semtindedir. Kösem Mahpeyker Sultan tarafından 1640’ta Mîmar Kasım Ağaya yaptırılmıştır. Külliye; câmi, medrese, sıbyan mektebi, çeşme, şadırvan, sebil, çifte hamam ve mezarlıktan meydana gelmiştir. Câmi duvarları beyaz üstüne çeşitli renkte çiçek motifi çinilerle süslüdür.
Yeni Vâlide Câmii ve külliyesi: Üsküdar iskelesi meydanının güneyindedir. 1708-1710 arasında Sultan Üçüncü Ahmed Hanın annesi Gülnuş Emetullah Sultan tarafından yaptırılmıştır. Külliye; câmi, sıbyan mektebi, muvakkithâne, imâret, çeşme, türbe ve dükkanlardan meydana gelmektedir. 1964’te tâmir görmüştür.
Beylerbeyi Câmii ve külliyesi: Beylerbeyi iskelesinin ilerisinde, deniz kıyısındadır. Sultan Birinci Abdülhamîd Han tarafından yaptırılmıştır. Mîmârı Mehmed Tâhir Ağadır. Külliyesinde; câmi, sıbyan mektebi, imâret, hamam, muvakkithâne ve çeşme bulunmaktadır. Muvakkithâne ve çeşme Sultan İkinci Mahmûd Han tarafından eklenmiştir. 1984’de geçirdiği yangın yüzünden câminin kubbesi çöktü. Eskisine uygun olarak yeniden tâmir edildi. Diğer ismi Hamîd-i Evvel Câmiidir.
Süleymâniye Câmii ve külliyesi: Kânûnî Sultan Süleymân Han tarafından 1549-1556 arasında Mîmar Sinan’a yaptırılmıştır. Külliye; câmi, dört medrese, türbeler, türbedâr dâiresi, dârülhadis, dârüttıp, dârüşşifâ, bîmârhâne, dârülkurra, sıbyan mektebi, imâret, konukevi, han, hamam, kütüphâne ve birçok dükkandan meydana gelmektedir. Câmi dış görünüşü ve iç süslemeleri ile Türk mîmarlık sanatının şâheseri ve dünyânın başta gelen bir sanat âbidesidir. Kütüphânesinde bulunan 53.332 el yazma, 25.673 basma eser Cumhûriyet devri öncesine âittir. (Bkz. Süleymâniye Câmii)
Şehzâde Câmii ve külliyesi: Şehzâdebaşı semtindedir. Kânûnî Sultan Süleymân Han tarafından 22 yaşında ölen oğlu Şehzâde Mehmed hâtırası için 1543-1548 arasında Mîmâr Sinân’a yaptırılmıştır. Külliye; câmi, medrese, imâret, tabhâne, fırın ve türbeden meydana gelmiştir. Medrese, kız öğrenci yurdu, tabhâne ise Vefâ Lisesinin laboratuvarı olarak kullanılmaktadır.
Yeni Vâlide Câmii ve külliyesi: Eminönü meydanındadır. Sultan Üçüncü Mehmed’in annesi Safiye Sultanın emri ile 1597’de temelleri atılan câminin yapımıÜçüncü Mehmed Hanın ölümü üzerine elli sene durdu. Sultan Dördüncü Mehmed Hanın annesi Hadîce Turhan Sultan tamamlattı ve 1633’te ibâdete açıldı. Külliye; câmi, hünkârkasrı, dârülkurra, sıbyan mektebi, arasta, sebil, çeşme ve kütüphâneden meydana gelmiştir. Hünkârkasrı günümüzde müze olarak kullanılmaktadır.
Sultan Ahmed Câmii ve külliyesi: Sultan Ahmed meydanında, Sultan Birinci Ahmed Han tarafından 1609-1616 arasında Mîmar Sedefkâr Mehmed Ağaya yaptırılmıştır. Külliye; câmi, hünkârkasrı, sıbyan mektepleri, medrese, arasta, dârüşşifâ, tabhâne, imâret ve türbelerden meydana gelmektedir. Câminin içi 21.043 çini ile süslüdür. Batılılar bu câmiye, Mâvi Câmi demektedirler. Altı minâresi vardır. (Bkz. Sultan Ahmed Câmii)
Bâyezîd Câmii ve külliyesi: Bâyezîd Meydanında Sultan İkinci Bâyezîd tarafından 1501-1506 arasında yaptırılmıştır. Külliye; câmi, mektep, türbeler, tabhâne, kervansaray, medrese ve hamamdan ibârettir. Günümüzde medrese, Belediye Kitaplığı, imâret, Bâyezîd Devlet Kitaplığı olarak kullanılmaktadır. Kütüphânesinde 240.500 basma ve 10.698 el yazması eser vardır.
Nûruosmâniye Câmii ve külliyesi: Kapalıçarşı’nın kuzeyindedir. Külliyenin inşâsına Birinci Mahmûd Han başlamış, 1755’te Üçüncü Osman devrinde tamamlanmıştır. Külliye; câmi, medrese, imâret, kütüphâne, sebil, çeşme ve dükkanlardan meydana gelmiştir. Asıl adı Nûr-ı Osmanî’dir. Kütüphânesinde 10.000 el yazması ve 6000 basma eser vardır.
Lâleli Câmii ve külliyesi: Lâleli semtinde, Ordu Caddesi üzerindedir. Sultan Üçüncü Mustafa Han tarafından 1759-1763 arasında Mîmar Mehmed Tâhir Ağaya yaptırılmıştır. Barok üslûbunda yapılmış olan külliye; câmi, sebil, türbe, mumhâne, sipâhiler hanı, çarşı, çeşme ve muvakkıthâneden meydana gelmiştir. Medrese günümüze ulaşmamıştır.
Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Câmii ve külliyesi: Çarşıkapı’dadır. Sadrâzam Merzifonlu Kara Mustafa Paşa külliyesinin inşaatını 1681’de başlatmıştır. 1690’da oğlu Dâmâd Ali Paşa tarafından tamamlanmıştır. Külliye; câmi, medrese, sıbyan mektebi, sebil ve türbeden meydana gelmektedir. Taş işçiliği, oymacılık ve dökümcülük sanatı bakımından şâheserdir. Külliye 1960’da tâmir edilmiştir.
Sokullu Mehmed Paşa Câmii ve külliyesi: Sultan Ahmed Meydanının alt yanındadır. Sadrâzam Mehmed Paşa adına hanımı İsmihan Sultan tarafından 1572’de Mîmar Sinan’a yaptırılmıştır. Külliye; medrese, câmi, tekke ve şadırvandan meydana gelmektedir. Orta kapısı, mihrâbı ve minber kapısı üstlerinde birer Hacer-ül-Esved taşı parçaları vardır.
Atik Ali Paşa Câmii ve külliyesi: Çemberlitaş’ta Sultan İkinci Bâyezîd’in sadrâzamlarından Ali Paşa 1497’de yaptırmıştır. Külliye; câmi, medrese, sıbyan mektebi, imâret, türbe, çeşme ve elçi hanından meydana gelmektedir. Elçi hanı ve imâret yıkılmış, medrese ilk yapıldığı şeklini kaybetmiştir.
Köprülü Mehmed Paşa Câmii ve külliyesi: Divanyolu’nda Sadrâzam Köprülü Mehmed Paşa tarafından 1661’de yaptırılmıştır. Külliye; câmi, medrese, türbe, çeşme, sebil, kitaplık, han ve dükkanlardan meydana gelmekte olup, geniş bir yer kaplamaktadır.
Kılıç Ali Paşa Câmii ve külliyesi: Tophâne Meydanında donanma komutanı Kılıç Ali Paşa tarafından 1580’de Mîmar Sinan’a yaptırılmıştır. Câmi, medrese, hamam, türbe ve sebilden meydana gelen külliye çeşitli zamanlarda tâmir görmüştür. Medrese kısmı Çocuk Esirgeme Kurumu tarafından kullanılmaktadır.
Çorlulu Ali Paşa Câmii ve külliyesi: Çarşıkapı’da Dîvânyolu Caddesi üzerindedir. 1708’de Çorlulu Ali Paşa tarafından yaptırılmıştır. Külliye; medrese, câmi, kütüphâne ve şadırvandan meydana gelmiştir. Külliyenin mîmârisi ve kalem işlerinde Barok üslûbunun etkisi görülür.
Dâmâd İbrâhim Paşa Câmii ve külliyesi: Şehzâdebaşı’nda Nevşehirli Dâmâd İbrâhim Paşa tarafından 1720’de yaptırılmıştır. Külliye; câmi, medrese, sebil, kütüphâne ve mezarlıktan meydana gelmektedir. Külliyenin kalem işi süslemeleri Lâle Devri özelliklerini göstermektedir.
Ayasofya Câmii ve külliyesi: Bizanslılar devrinde M.S. 326 veya 360 senesinde yapılan ve 4 defâ yenilenen Ayasofya kilisesi İstanbul’un fethi üzerine câmiye çevrilmiştir. Mihrap, minber, 4 minâre, imâret, medrese, sıbyan mektebi, muvakkıthâne, şadırvan, mahfil, türbeler, kütüphâne, sebiller, top kandilleri, saltanat kapısı ilâve edilerek, külliye meydana getirilmiştir. 1935’te müze hâline getirilen câmi, hâlen müze olarak kullanılmaktadır. Kütüphânesinde 5275 eski eser vardır.
Hırka-ı Şerîf Câmii: Fâtih Atikali semtindedir. Sultan Abdülmecîd Han tarafından 1850’de yaptırılmıştır. Plânı, Peygamber efendimizin, Veysel Kârânî hazretlerine hediye ettiği mübârek Hırka-i şerîflerinin ziyâretine ve muhâfazasına uygun olarak yapılmıştır. Mihrap ve minber al somaki mermerdendir.
Azîz Mahmûd Hüdâyî Câmii: Üsküdar’da Hüdâî sokağındadır. 1855’te Sultan Abdülmecîd Han tarafından yaptırılmıştır. Yanında büyük âlim Azîz Mahmûd Hüdâyî hazretlerinin ve yakınlarının türbe ve kabirleri vardır.
Selîmiye Câmii: Selîmiye kışlası karşısındadır. Sultan Üçüncü Selim Han tarafından 1803’te yaptırılmıştır. Câminin içi mermer, ağaç oyma ve nakış işçiliği bakımından zengindir. Yanında okul, muvakkıthâne ve hamam vardır.
Rüstem Paşa Câmii: Eminönü’nde Hasırcılar Çarşısında sadrâzam Rüstem Paşa tarafından 1560’ta Mîmar Sinan’a yaptırılmıştır. Altında 16 dükkan bulunan câmi, Osmanlı çini mîmârisinin en zengin örneklerindendir.
Hamîdiye (Yıldız) Câmii: Beşiktaş’ta Yıldız Sarayı yakınında Sultan İkinci Abdülhamîd Han tarafından 1886’da yaptırılmıştır. Plânını ve süslemelerinden bir bölümünü sultan bizzat kendisi yapmıştır. İkinci Abdülhamîd Han, Cumâ namazlarını ve bayram namazlarını burada kılar ve muâyede denilen bayramlaşma burada yapılırdı.
Dolmabahçe Câmii: Dolmabahçe Sarayının yan tarafında Bezm-i Âlem Vâlide Sultan tarafından yapımı başlatılmış, 1852’de Sultan Abdülmecîd Han tarafından tamamlanmıştır. Câmi ampir ve barok mîmârîsinin karışımıdır. Aşırı süslemesi ile ilgi çekmektedir.
Ortaköy (Büyük Mecîdiye) Câmii: Ortaköy İskelesi yakınındadır. Sultan Abdülmecîd Han tarafından 1853’te yaptırılmıştır. Çeşitli zamanlarda tâmir görmüştür. Barok mîmârî tarzına göre yapılmıştır.
Teşvikiye Câmii: Şişli Teşvikiye’de Sultan Abdülmecîd Han tarafından 1854’te yaptırılmıştır. Son devir Osmanlı mîmârî özelliklerini taşıyan câminin tavanı renkli nakışlarla süslüdür.
Nusretiye Câmii: Tophâne’de Sultan İkinci Mahmûd Han tarafından 1826’da îmâr ettirilmiştir. Bu câminin yerinde Sultan Üçüncü Selim’in yaptırdığı Tophâne-i âmire Arabacılar Kışlası Câmii vardı. Bu câmi yanınca yerine Nusretiye Câmii inşa edilmiştir. Câmi, Barok üslûba göre yapılmıştır. Câminin iç duvarlarındaki Amme sûresini meşhur hattat Râkım Efendi yazmıştır. 1955-1958 arasında tâmir görmüştür.
Vâlide Câmii: Aksaray’da Sultan Abdülazîz Hanın annesi Pertevniyal Vâlide Sultan tarafından 1869-1871 arasında yaptırılmıştır. Câmide gotik, klâsik ve Hint mîmârî üsluplarının tesiri görülür.
Emirgan Câmii: Boğaziçi’nde Emirgan semtindedir. Sultan Birinci Abdülhamîd Han tarafından 1782’de yaptırılmıştır. Câminin yanında Hünkar Dâiresi bulunmaktadır. Köşesindeki muvakkıthâne, Sultan Abdülmecîd Han tarafından yaptırılmıştır.
Arap Câmii: İstanbul’un fethi için 714’te gelen hazret-i Mesleme tarafından Beyoğlu semtinde Haliç kenarında yaptırılmıştır. Emevî ordusu Şam’a geri dönünce, Dominiken râhipleri burasını kilise hâline getirdiler ise de, Dördüncü Murâd Han zamânında tekrar câmiye çevrilmiştir. Sultan Birinci Mahmûd Hanın annesi Sâlihâ Sultan, bu câmiye şadırvan ve ilâveler yaptırmıştır.
Bâlî Paşa Câmii: Fâtih’te Bâlî Paşa Caddesi üzerindedir. 1504’te İkinci Bâyezîd Hanın kızı Hüma Hatun tarafından eşi Sadrâzam Bâlî Paşa adına yaptırılmıştır. 1894 zelzelesinde çöken kubbesi 1939’da Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından tekrar yaptırılmıştır. Tek şerefeli minâresi sağdadır. Kesme taştandır.
Ağa Câmii: Beyoğlu İstiklâl Caddesi üzerinde olup, 1597’de Hüseyin Ağa tarafından yaptırılmıştır. Tek kubbeli olan câminin saçakları işlemelidir. İç duvarlar mavi, pencere içleri yeşil Kütahya çinileriyle kaplıdır. Mihrabı taştan, minberi ise oymalı tahtadır.
Cihangir Câmii: Fındıklı sırtlarında Boğaz’a nazır bir tepe üzerindedir. Kânûnî Sultan Süleyman tarafından oğlu Şehzâde Cihangir adına 1559’da Mîmar Sinan’a yaptırılmıştır. Altı yangın geçiren câmi, 1889’da İkinci Abdülhamîd Han tarafından yeniden yaptırılmıştır. İki minâresi olan câmi barok uslûbundadır.
Fındıklı Câmii: Fındıklı’da deniz kıyısında İstanbul kâdısı Molla Mehmed Çelebi tarafından 1589’da Mîmar Sinan’a yaptırılmıştır. Sanat değeri çok yüksektir.
İskender Paşa Câmii: Fâtih’te Sofular Mahallesindedir. Sultan İkinci Bâyezîd Hanın vezirlerinden İskender Paşa tarafından 1505’te yaptırılmıştır. Çeşitli dönemlerde tâmir görmüştür. Terkim Mescidi de denir.
Ayazma Câmii: Üsküdar’da Kızkulesi karşısında tepe üzerinde Sultan Üçüncü Mustafa Han tarafından 1760’ta yaptırılmıştır. Hünkar mahfilinin duvarları İtalyan çinileri ile kaplıdır. Bahçesinde birçok kabir vardır.
Mümin gönüllerinin feyz alıp huzur bulduğu İstanbul câmileri yerli ve yabancı ressamlar ile fotoğrafçılara da en nefis manzaraları sunmaktadır. Şâirlerin gönüllerini coşturan bu muhteşem âbide eserler için Türk edebiyâtında yüzlerce şiir yazılmıştır. Bunlardan Yahyâ Kemâl Beyatlı’nın aşağıdaki şiiri, İstanbul câmilerini en iyi anlatanlardan biridir.
SÜLEYMÂNİYE’de BAYRAM SABAHI
Artarak gönlümün aydınlığı her sâniyede,
Bir mehâbetli sabah oldu Süleymâniye’de.
 
Kendi gök kubbemiz altında bu bayram saati,
Dokuz asrında bütün halkı, bütün memleketi
 
Yer yer aksettiriyor mâvileşen manzaradan,
Kalkıyor tozlu zaman perdesi her ân aradan.
 
Gecenin bitmeğe yüztuttuğu andan beridir,
Duyulan gökte kanad, yerde ayak sesleridir.
 
Bir geliş var!.. Ne mübârek, ne garib âlem bu!..
Hava boydan boya binlerce hayâletle dolu...
 
Her ufuktan bu geliş eski seferlerdendir;
O seferlerle açılmış nice yerlerdendir.
 
Bu sükûnette karıştıkça karanlıkla ışık,
Yürüyor, durmadan, insan ve hayâlet karışık;
 
Kimi gökten, kimi yerden üşüşüp her kapıya,
Giriyor, birbiri ardınca, ilâhî yapıya.
 
Tanrının mâbedi her bir tarafından doluyor,
Bu saatlerde Süleymâniye târîh oluyor.
 
Ordu-milletlerin en çok döğüşen, en sarpı
Adamış sevdiği Allahına bir böyle yapı.
 
En güzel mâbedi olsun diye en son dînin
Budur öz şekli hayâl ettiği mîmârînin.
 
Görebilsin diye sonsuzluğu her yerden iyi,
Seçmiş İstanbul’un ufkunda bu kudsî tepeyi;
 
Taşımış harcını gâzîleri, serdârıyle,
Taşı yenmiş nice bin işçisi, mîmâriyle.
 
Hür ve engin vatanın hem gece, hem gündüzüne,
Uhrevî bir kapı açmış buradan gökyüzüne,
 
Tâ ki geçsin ezelî rahmete rûh orduları...
Bir neferdir bu zafer mâbedinin mîmârı.
 
Ulu mâbed! Seni ancak bu sabâh anlıyorum;
Ben de bir vârisin olmakla bugün mağrûrum;
 
Bir zaman hendeseden âbide zannettimdi;
Kubben altında bu cumhûra bakarken şimdi,
 
Senelerden beri rü’yâda görüp özlediğim
Cedlerin mağfiret iklimine girmiş gibiyim.
 
Dili bir, gönlü bir, îmânı bir insan yığını
Görüyor varlığının bir yere toplandığını;
 
Büyük Allahı anarken bir ağızdan herkes
Nice bin dalgalı tekbîr oluyor tek bir ses;
 
Yükselen bir nakaratın büyüyen velvelesi,
Nice tuğlarla karışmış nice bin at yelesi!
 
Gördüm ön safta oturmuş nefer esvaplı biri
Dinliyor vecd ile tekrâr alınan tekbîri;
 
Ne kadar sâf idi sîması bu mü’min neferin!
Kimdi? Bânîsi mi, mîmârı mı ulvî eserin?
 
Tâ Malazgird ovasından yürüyen Türkoğlu
Bu nefer miydi? Derin gözleri yaşlarla dolu,
 
Yüzü dünyâda yiğit yüzlerinin en güzeli.
Çok büyük bir işi görmekle yorulmuş belli;
 
Hem büyük yurdu kuran hem koruyan kudretimiz,
Her zaman varlığımız, hem kanımız hem etimiz;
 
Vatanın hem yaşayan vârisi hem sâhibi o,
Görünür halka bu günlerde tesellî gibi o,
 
Hem bu toprakta bugün, bizde kalan her yerde,
Hem de çoktan beri kaybettiğimiz yerlerde.
 
Karşı dağlarda tutuşmuş gibi gül bahçeleri,
Koyu bir kırmızılık gökten ayırmakta yeri.
 
Gökte top sesleri var, belli, derinden derine;
Belki yüzlerce şehir sesleniyor birbirine.
 
Çok yakından mı, bu sesler, çok uzaklardan mı?
Üsküdar’dan mı? Hisar’dan mı? Kavaklardan mı?
 
Bursa’dan, Konya’dan, İzmir’den, uzaktan uzağa,
Çarpıyor birbiri ardınca o dağdan bu dağa;
 
Şimdi her merhaleden, tâ Bâyezîd’den, Van’dan,
Aynı top sesleri bir bir geliyor her yandan.
 
Ne kadar duygulu, engin ve mübârek bu seher!
Kadın erkek ve çocuk, gönlü dolanlar, yer yer,
 
Dinliyor hepsi büyük hâtıralar rüzgârını,
Çaldıran topları ardınca Mohaç toplarını.
 
Gökte top sesleri, bir bir, nerelerden geliyor?
Mutlakâ her biri bir başka zaferden geliyor.
 
Kosova’dan, Niğbolu’dan, Varna’dan, İstanbul’dan...
Anıyor her biri bir vak’ayı heybetle bu an;
 
Belgrad’dan mı? Budin, Eğri ve Uyvar’dan mı?
Son hudutlarda yücelmiş sıradağlardan mı?
 
Deniz ufkunda bu top sesleri nereden geliyor?
Barbaros, belki, donanmayla seferden geliyor!
 
Adalardan mı? Tunus’dan mı, Cezâyir’den mi?
Hür ufuklarda donanmış iki yüz pâre gemi
 
Yeni doğmuş aya baktıkları yerden geliyor;
O mübârek gemiler hangi seherden geliyor?
 
Ulu mâbedde karıştım vatanın birliğine,
Çok şükür Allah’a, gördüm, bu saatlerde yine
 
Yaşayanlarla berâber bulunan ervâhı.
Doludur gönlüm ışıklarla bu bayram sabahı.
YAHYÂ KEMÂL BEYATLI
Eyüp Sultan Türbesi: Eyüp Sultan Câmii karşısında olup, 1458’de Fâtih Sultan Mehmed Han tarafından yaptırılmıştır. Bu türbede Resûlullah efendimizin mihmândârı Hâlid bin Zeyd Ebû Eyyûb el-Ensârî hazretlerinin mübârek kabr-i şerîfleri vardır. Türbeye Sultan Birinci Ahmed, Sultan Üçüncü Ahmed, Sultan Üçüncü Selim ve Sultan İkinci Mahmûd ekler yaptırmış ve değerli eşyâlar koymuşlardır. Türbe, küfekî taşından yapılmış olup, sekiz köşeli ve tek kubbelidir.
Abdülfettâh-ı Bağdâdî Akrî Türbesi: Üsküdar’da Bağlarbaşı ile Karacaahmed arasındaki ana cadde üzerinde Kartal Baba Câmii karşısındadır. İslâm evliyâ ve âlimlerinin en büyüklerinden hazret-i Hâlid-i Bağdâdî’nin talebelerinden olup, İstanbul halkını irşâd ile görevlendirdiği halîfesidir. Türbesinin üzeri açıktır.
Azîz Mahmûd Hüdâyî Türbesi: Üsküdar’da aynı isimle anılan câminin bahçesindedir. Büyük âlim Azîz Mahmûd Hüdâî hazretlerinin kabr-i şerifi buradadır. Türbenin kabirleri yanında akrabâlarının ve halîfelerinin kabirleri vardır. (Bkz. Azîz Mahmûd Hüdâî)
Murâd-ı Münzâvî Türbesi: Eyüb Nişancasında Münzâvî Câmii karşısındadır. İstanbul’da medfûn bulunan en büyük üç evliyâdan biri olan Murâd-ı Münzâvî hazretlerinin kabr-i şerîfi buradadır. Yıkılmak üzere olan türbe 1992 yılında Hak-Yol Vakfı tarafından restore edilmiştir.
Mehmed Emin Tokâdî Türbesi: Unkapanı’na inen cadde ile Zeyrek yokuşunun kesiştiği tepe üzerinde, Soğukkuyu Pîrî Paşa Medresesi kabristanında, üstü açık türbedir. Evliyânın meşhurlarından olan Mehmed Emîn Tokâdî hazretleri medfûndur.
Fâtih Sultan Mehmed Türbesi: Fâtih Câmiinin avlusunda, kıble yönündedir. Fâtih Sultan Mehmed Han medfundur. Sekizgen plânlı ve tek kubbelidir. Çeşitli zamanlarda tâmir görmüştür.
Yavuz Sultan Selim Türbesi: Yavuz Selim Câmiinin kıble istikâmetinde ve mihrabın önündedir. Türbede Yavuz Sultan Selim medfundur. Sandukasının üzerinde, Mısır Seferi dönüşünde şeyhülislâm İbn-i Kemâl’in atının ayağından sıçrayan çamurlu kaftanı vardır. Bu türbenin yanında Osmanlı sülâlesine âit altı türbe vardır.
Kânûnî SultanSüleyman Türbesi: Süleymâniye Câmiinin bahçesindedir. Mîmar Sinan tarafından 1566’da yapılmıştır. Sekiz köşeli ve kubbelidir. İçinde üçü pâdişahlara âit olmak üzere yedi sanduka vardır.
Emir Buhârî Türbesi: Fâtih ilçesi, Emir Buhârî sokağındadır. Kesme taştan kubbeli bir yapıdır. Ubeydullah-ı Ahrâr hazretlerinin talebelerinden Emir Ahmed Buhârî medfundur. Dârüsseâde Ağası Cevher Ağa yaptırmıştır.
Sultan İkinci Mahmûd Türbesi: Dîvânyolu’ndadır. Sultan Abdülmecîd 1840’ta babası İkinci Mahmûd Han için yaptırmıştır. Sekiz köşeli, tek kubbeli bir yapıdır. İçinde on bir sanduka vardır. İkinci Mahmûd Han, Abdülazîz Han, İkinci Abdülhamîd Han ve yakınları medfundur.
Sümbül Efendi Türbesi: Koca Mustafa Paşa Câmiinin önündeki mezarlıktadır. On dokuzuncu asrın başlarında yaptırılmış olup, şehrin önemli ziyâret yerlerindendir. Büyük âlim Sümbül Efendi ve serasker Rızâ Paşa medfundur.
Merkez Efendi Türbesi: Topkapı semtinde Merkez Efendi Mezarlığının arkasındadır. Önemli ziyâret yerlerindendir. Büyük âlim Merkez Efendinin sedef kakmalı parmaklıkla çevrili sandukası bulunmaktadır.
Zenbilli Ali Efendi Türbesi: Zeyrek Yokuşu başında yaptırdığı mescid ve mektebin yanındadır. Çok büyük bir zât olan Zenbilli Ali Efendi 23 sene şeyhülislâmlık makâmında bulunmuştur.
Barbaros Hayreddîn Paşa Türbesi: Beşiktaş meydanındadır. Mîmar Sinan yaptırmıştır. Sekiz köşeli ve tek kubbelidir. Barbaros Hayreddîn Paşanın sandukası bulunur. Denizlerin evliyâsı ve büyük Türk denizcisi, Preveze Savaşının muzaffer amirâli Barbaros, devrin bütün denizlerinde Osmanlı donanmasını hâkim kılan bir kahramandır.
Sokullu Mehmed Paşa Türbesi: Eyüp, Câmikebir caddesinde olup, 1579’da Mîmar Sinan tarafından yapılmıştır. Türbede bulunan üç sıra hâlinde 17 sandukada, Sokullu Mehmed Paşa, eşi İsmihan sultandan doğma İbrâhim Paşa, Sadrâzam Lala Mehmed Paşa ve Sokullu Mehmed Paşanın yakınları yatmaktadır.
Ebüssü’ûd Efendi Türbesi: Sokullu Mehmed Paşa türbesinin karşısındadır. Büyük âlim ve şeyhülislâm Ebüssü’ûd Efendi ve yakınlarının kabirleri vardır.
Hazret-i Yûşâ Türbesi: İstanbul Boğazının Anadolu Kavağı ile Beykoz arasında Yûşa Tepesindedir. Yûşâ aleyhisselâmın mübârek kabirlerinin Halep, Nablus, Gaziantep ve Bağdat’ta olduğu rivâyetleri de vardır. Buradaki kabrin ona âit olduğu kesin değildir. Hazret-i Yûşâ, hazret-i Mûsâ aleyhisselâmın kızkardeşinin oğludur ve ölümünden sonra, ona halef olmuş bir peygamberdir. İstanbul’daki makâmı çok ziyâret edilen bir yerdir.
Telli Baba Türbesi: Rumeli Kavağı yolu üzerindedir. Çok ziyâret edilen bir türbedir.
İbn-i Kemâl PaşaTürbesi: Edirnekapı Mezarlığında üstü açık bir türbedir. Kânûnî devri şeyhülislâmlarından büyük âlim İbn-i Kemâl Paşa medfundur. Müftîyü’s-Sekaleyn ismi ile meşhur olup, insan ve cinlere fetvâ verirdi.
Gâzi Osman Paşa Türbesi: Fâtih Câmii bahçesindedir. Sultan Mehmed Reşad Han tarafından yaptırıldı. 1877-1878 Osmanlı-Rus harbinde Plevne’yi kahramanca savunan Gâzi Osman Paşa medfundur. Dört köşeli ve tek kubbelidir.
Rüstem Paşa Medresesi: Cağaloğlu’nda Rüstem Paşa tarafından 1550’de Mîmar Sinan’a yaptırılmıştır. Dış duvarları sekiz köşelidir. Avlu çevresinde 22 oda ve bir dershâne-mescid vardır. Medrese mîmârîsinde orjinal bir denemedir.
Koca Sinân Paşa Medresesi: Dîvanyolu’ndadır. 1594’te yapılmıştır. Bağımsız medrese yapılarının güzel örneklerindendir. Dilim kemerli medrese, günümüzde İktisat Fakültesi olarak kullanılmaktadır.
Gazanfer Ağa Medresesi: Sarachâne’de Bozdoğan kemeri yanındadır. 1599’da yaptırılmış olup, bağımsız medreselerin orjinal örneklerindendir. 14 taş odası vardır. Günümüzde belediye müzesi olarak kullanılmaktadır.
Hasan Paşa Medresesi: Bâyezîd’de Mîmâr Çelebi Mustafa tarafından 1745’te yapılmıştır. Barok üslupla yapılan ilk örneklerdendir. En önemli özelliği iki katlı olmasıdır. Alt katta dükkânlar vardır. Günümüzde Türkiyât Enstitüsü olarak kullanılmaktadır.
Galata Mevlevihânesi: Galata Tünel Meydanındadır. İstanbul’da bulunan Mevlevi tekkelerinin en büyüğüdür.Kulekapısı Mevlevihânesi olarak da bilinir. 1491’de İkinci Bâyezîd Hanın vezirlerinden İskender Paşa tarafından yaptırılmıştır. Çeşitli zelzele ve yangınlarda zarar gören tekke birçok defa tâmir edilmiştir. Günümüzde Divan Edebiyatı Müzesi olarak kullanılmaktadır. Müzede birçok divan şâirinin eserlerinden örnekler yer alır.
Bereketzâde Çeşmesi: Galata semtinde Bereketzâde Câmii yanında olup, 1467’de Fâtih’in müezzini Bereketzâde yaptırmıştır. İstanbul’daki en eski Osmanlı çeşmelerinden biridir. Sâlihâ Sultan tarafından tâmir edilmiştir.
Bezm-i Âlem Vâlide Sultan Çeşmesi: Beşiktaş-Maçka arasında Spor Caddesi üzerindedir. Sultan Abdülmecid Han tarafından 1839’da annesi hayrına yaptırılmıştır. Üzerindeki kabartma süsler ve çeşitli motiflerin sanat değeri büyüktür.
Üçüncü Ahmed (Sultan Ahmed) Çeşmesi: Ayasofya Câmii yanındadır. Üçüncü Sultan Ahmed Han adına, İbrâhim Paşa 1728’de Başmîmar Mehmed Ağaya yaptırmıştır. Sanat değeri çok büyüktür.
Alman Çeşmesi: Sultanahmed Meydanında Birinci Ahmed Hanın türbesinin karşısındadır. Alman İmparatoru II. Wilhelm’in 1898’de İstanbul’a ikinci gelişinin bir hâtırası olarak 1900’de Şecer-i Vakvak adlı çınarın yerine yapılmıştır. Sekiz dilimli ve kemerli kubbesi vardır.
Tophâne Çeşmesi: Tophâne semtinde Kılıç Ali Paşa Câmiinin yanındaki meydandadır. Birinci Mahmûd Hanın annesi Sâlihâ Sultana bir hediye olarak 1732’de yaptırılmıştır. Çok süslü olan çeşme Türk rokoko üslûbundadır.
Kapalıçarşı: Nûruosmaniye, Bâyezîd, Mahmûdpaşa ve Mercan câmilerinin çevrelediği 30.700 m2lik bir yer kaplayan üstü kubbe ve kemerlerle örtülü büyük bir çarşıdır. İlk defâ 1461’de Fâtih devrinde, sonra Kânûnî devrinde ahşap olarak yapıldı. 1651, 1710 ve 1825 yangınları ile 1894 zelzelesinden sonra Sultan İkinci Abdülhamîd Han bugünkü kâgir biçimiyle 1890-1894’te yaptırdı. 8’i büyük 18 kapısı, 65 sokak, 400 dükkan, 20 han, 1 okul, 1 câmi, 1 mescid, 1 kitaplık, 7 çeşme, 1 dolaplı kuyu, 1 acı akarsu, şadırvan ve 1 sebil bulunmaktadır.
Mısır Çarşısı: Eminönü Yeni Câmi arkasındadır. Burada Ceneviz ve Venediklilerin çarşısı vardı. Turhan Vâlide Sultan burasını medrese hâline getirdi. Sonra çarşıya çevrildi. 1869 ve 1940’ta iki yangın geçirdi. 86 dükkan vardır.
Simkeşhâne: Bâyezîd’de cadde üzerindedir. Üç katlı, tek avlulu han plânında yapılmıştır. İstanbul’un fethinden sonra yapılan ilk darphâne olup, ilk sikke burada bastırılmıştır. Günümüzde büyük tâmir gören yapı, halk kitaplığı olarak kullanılmaktadır.
Balkapanı Hanı: Yeni Câmi ile Küçükpazar arasındadır. İstanbul hanlarında görülen yapı şekli yanında, Bizans yapı tekniği gösteren tek eserdir. Yapım târihi ve mîmârı belli değildir. İlk günkü orijinalliğini koruyarak günümüze ulaşmıştır.
Çuhacı Hanı: Nûruosmâniye Câmii yakınındadır. On sekizinci asırda Dâmâd İbrâhim Paşa yaptırmıştır. Orijinalliğini koruyarak günümüze ulaşmıştır.
Bâyezîd Kulesi: Bâyezîd’de Üniversite bahçesindedir. 85 m yükseklikte 180 basamaklıdır. İlk olarak 1749’da ahşap olarak yapıldı. Birkaç kere yandı ve yeniçeri ayaklanmasında yıkıldı. 1828’de Sultan İkinci Mahmûd Hanın emriyle serasker Hüseyin Paşa kâgir olarak yaptırdı.
Ahırkapı Fener Kulesi: Cankurtaran semtindedir. Sultan Üçüncü Osman zamânında kaptan-ı deryâ Süleymân Paşa tarafından yaptırılmıştır. Yüksekliği 36.27 metredir.
Galata Kulesi: Karaköy-Tünel arasında silindir biçiminde 68 m yüksekliktedir. Yedinci asırda Zenon tarafından yapılan ahşap kulenin devâmıdır. Cenevizliler, kendilerine geçen bu kuleyi büyütmüşlerdir. Üçüncü Selim ve İkinci Mahmûd zamânında yangın geçirmiştir. 1875’te son olarak tâmir edilmiştir. 1717-1962 arasında yangın gözetleme kulesi olarak kullanılmıştır. Günümüzde restore edilip döner lokanta olarak kullanılmaktadır.
Kız Kulesi: Üsküdar sâhilinde denizin içinde çok eski devirlerde yapılmıştır. Top ve cephâne bulunurdu. Buraya fener konulmasını Sultan Üçüncü Ahmed Hanın sadrâzamı Nevşehirli İbrâhim Paşa emretmiştir.
Çemberlitaş: Çemberlitaş meydanında 57 m yükseklikte bir sütundur. Frikyalılar devrine âit olup, Afyon civârındaki bir tapınaktan getirilmiştir.
Burma Sütun: Yılanlı sütun olarak da bilinir. Sultanahmed Meydanındadır. Yılan başları İstanbul Arkeoloji Müzesi ve British Museum’dadır.
Dikilitaş: Sultanahmed Meydanındadır. Mısır’da Helvapolis şehrine Firavun Üçüncü Tutmasis’in M.Ö. 1547’de diktiği taş buraya getirilerek dikilmiştir. Üzerinde Hiyeroglif yazılar vardır.
Kıztaşı: Fâtih’te Kıztaşı semtindedir. 10 m yükseklikte tek parça granittir.
Bozdoğan Su Kemeri: Fâtih Câmii ile Şehzâdebaşı Câmii arasında uzanan Bizanslılardan kalma bir su kemeridir. İlk defa 378’de yapılan kemerin bugünkü hâli 760’ta yaptırılmıştır. Mîmar Sinan tarafından restore edilen kemer, 1697’de de tâmir gördü. Bugün yeniden restore edilen kemerlerin Fatih ile Şehzâdebaşı Câmii arası 592.4 metredir.
Dârülaceze: Şişli Okmeydanı’ndadır. Sultan İkinci Abdülhamîd Han tarafından fakirlerin, korunmaya muhtaç çocukların, yaşlıların bir çatı altında toplanması için yaptırılmıştır. 31 Ocak 1896’da törenle açıldı. İki hastâne, 1 erkek ve kadın hamamı, mutfak, iş yeri, çocuk yuvası, yetimhâne, câmi ve kiliseden ibârettir.
Kuleli Askerî Lisesi: Vaniköy ile Kandilli arasında deniz kenarında çift kulesi ve haşmetli duruşu ile Boğaziçi’ni süsleyen bir eserdir. Yavuz Sultan Selim Han zamânında (Kule Bahçesi) ismiyle anılırdı. Kânûnî Sultan Süleymân buraya kasr yaptırmıştır. Sultan İkinci Mahmûd zamânında süvârî kışlası oldu. Kırım harbinden dönen İngilizler bu kışlayı kasten yaktılar. Sultan Abdülazîz Han yanan kışlayı yeniden yaptırmış ve Kuleli Kışla denilmiştir. 1878’de Kuleli Askerî İdâdîsi ismini aldı. Balkan Harbinde hastâne oldu. 1924’te Kuleli Askerî Lisesi ismini aldı.
Selîmiye Kışlası: Sultan Üçüncü Selim Han tarafından 1805’te yaptırılmıştır. Taş üzerine ahşap olarak yapılan binâda, önce Nizâm-ı Cedîd, daha sonra da Sekbân-ı cedîd askerleri iskân edildi. Yeniçeri isyânı sırasında yanan kışlayı, İkinci Mahmûd Han yeniden yaptırdı ve Asâkîr-i Mansûre-i Muhammediye askerlerini buraya yerleştirdi. Sultan İkinci Abdülhamîd devrinde tâmir gören kışla, cumhûriyet döneminde önce askerî ortaokul, daha sonra da Birinci Ordu karargâhı oldu.
Mîmâr Sinân Köprüsü: Büyükçekmece ilçesindedir. Kânûnî Sultan Süleymân Han zamânında inşâsına başlanan köprü, İkinci Selim Han zamânında tamamlanmıştır. Mîmar Sinan tarafından yapılmıştır. Büyükçekmece Gölü ile denizi birleştiren boğaz üzerinde yapılmış olup, günümüzde restore edilerek trafiğe açılmıştır.
Mecidiye (Galata) Köprüsü: Eminönü ile Karaköy arasını birleştirir. İlk köprü, 1845’te Sultan Abdülmecîd Han tarafından tersânede (500 m) îmâl edildi. 1863’te ahşap olarak Sultan Abdülazîz yeniden yaptırdı. 1870’te ise demir köprüye çevrildi. Bugünkü köprü, 14 Nisan 1912’de yaptırıldı. 462 m uzunlukta ve 25 m eninde dubalar üzerinde yüzer köprüdür. Yanına yenisi yapılmakta olup, eskisi deniz müzesi olarak kullanılacaktır.
Âtıf Efendi Kütüphânesi: Şehzâdebaşı’ndadır. Şâir, hattat ve mâliyeci Âtıf Efendi kurmuştur. 13.999 eserin 2588’i yazma ve 11.414’ü basma olup, eski eserlerdir.
Râgıp Paşa Kütüphânesi: Lâleli’de Ordu Caddesindedir. 1763’te Râgıp Paşa kurmuştur. 1274 yazma ve 2269 basma olarak 3543 eski ve 2114 yeni eser vardır. Ayrıca çocuk kitaplığı bölümü vardır.
Hüsrev Paşa Kütüphânesi: Eyüp Bostan İskelesi sokağındadır. 1839’da Sadrâzam Hüsrev Paşa yaptırmıştır. 15.000 cilt kitap bulunur.
Murâd Molla Kütüphânesi: Fâtih Çarşamba, Murat Molla Sokağındadır. 1775’te Murâd Molla kurmuştur. 7000 eserin iki bini Osmanlı devrine âittir.
Mesîre yerleri:
İstanbul tabiî güzellikler açısından çok zengindir. Uygun iklim şartları, zengin su varlıkları, ili tabiî güzellikler yönünden dünyânın sayılı yerlerinden biri durumuna getirmiştir.
Çamlıca Tepeleri: İstanbul’un en eski mesîre yerlerindendir. Temiz havası ve İstanbul’un her yanını gören manzarası ile meşhurdur.
Belgrad Ormanı: İstanbul’un en büyük ağaçlık arâzisidir. Meşe, ıhlamur, çınar, kayın, kestane ve gürgen ağaçları ile kaplıdır. İçinde yedi bent, üç fidanlık ve av hayvanı üretme alanları bulunan ormanda, karaca, tavşan, yaban domuzu, tilki, çulluk, yaban ördeği gibi hayvanlar vardır. Ormanın 700 dönümlük alanı halka açık piknik yeri olarak düzenlenmiştir.
Yıldız Parkı: Beşiktaş sırtlarındadır. Yıldız Sarayının bahçesi olup, bugün park hâline getirilmiştir. Servi, bâdem ağacı, akasya ve akçaağaçlarla kaplıdır. Göller, havuzlar, su kanalları, Boğaz ve Marmara manzaraları ile çok güzel bir mesîre yeridir.
Emirgan Parkı: Emirgan semtinin üst kısmında Baltalimanı’ndan İstinye Koyuna kadar uzanan yeşil alanı içine alır. Çam, servi, köknar, İzmir söğüdü, salkım söğüt, kestâne, meşe dişbudak, ıhlamur, armut, erik, kiraz, ayva, şeftali ve ceviz ağaçları ile kaplıdır. Her sene, mayıs ayında parkta lâle bayramı kutlanır.
Abraham Paşa Korusu: Beykoz ile Paşabahçe sırtlarında yer alan boğaz manzaralı bir mesîre yeridir. Koruda az rastlanan ilginç ağaçlar ile iki büyük mağara vardır.
Gülhâne Parkı: Topkapı Sarayı ile Sarayburnu arasında yer alır. Topkapı Sarayının dış bahçesi olarak târihî önem taşır. Şehremini Operatör Cemil Paşa zamânında park hâline getirilmiştir.
İçmeler ve kaplıcalar:
Türkiye’nin en meşhur kaplıcalarından olan Yalova Kaplıcaları ile Tuzla İçmeleri İstanbul sınırları içindedir.
Yalova Kaplıcaları: Çok eski târihlerden beri kullanılmış meşhur bir su kaynağıdır. Yalova’ya 11 km uzaklıkta ormanlık bir boğaz içindedir. Kaplıca suları, genel olarak romatizma hastalığı olmak üzere, hareket sisteminin ağrılı hastalıklarında, kronik iltihaplı ve ağrılı karın hastalıklarında, damar sertliği veya tıkanıklıklarında, diabet, gut ve şişmanlık gibi metabolizma hastalıklarında, mîde, karaciğer, böbrek rahatsızlıklarında faydalıdır.
Tuzla İçmeleri: Pendik ilçesinin, Tuzla semtindedir. Çok eski târihlerden beri kullanılmıştır. Deniz kıyısındadır. Küçük içme suyu idrar artırıcı özelliğe sâhiptir. Büyük içme suyu ise mîde, barsak, karaciğer, pankreas gibi organların salgıları üzerinde etkilidir. Bu yüzden gastrit, barsak parazitlerinde ve safra kesesi rahatsızlıklarında kullanılır.


Kaynak

Rehber Ansiklopedisi

RAŞiT TUNCA

BAŞAĞAÇLI RAŞiT TUNCA
Raşit Tunca

FORUMUMUZDA
Dini Bilgiler...
Kültürel Bilgiler...
PNG&JPG&GiF Resimler...
Biyografiler...
Tasavvufi Vaaz Sohbetler...
Peygamberler Tarihi...
Siyeri Nebi
PSP&PSD Grafik

BOARD KISAYOLLARI

ALLAH

Allah



BAYRAK

TC.Bayrak



WEB-TUNCA


Radyo Karoglan

Foruma Misafir Olarak Gir


Forumda Neler Var


Karoglan-Raşit Tunca - Dini - islami - Dini Resim - FIKIH - Kuran - Sünnet - Tasavvuf - BAYRAK - Milli - Eğlence - PNG - JPEG - GIF - WebButtons - Vaaz - Sohbet - Siyeri Nebi - Evliyalar - Güzel Sözler - Atatürk - Karoglan Hoca - Dini Bilgi - Radyo index - Sanal Dergi




GALATASARAY

G A L A T A S A R A Y


FENERBAHÇE


F E N E R B A H C E


BEŞiKTAŞ

B E Ş i K T A Ş


TRABZONSPOR

T R A B Z O N S P O R


MiLLi TAKIM

M i L L i T A K I M


ETKiNLiKLERiMiZ


“Peygamberimiz Buyurdular ki Birbirinize Temiz ağız ile Dua edin. Bizde Sayfamızı ziyaret edenlerin ve bu bölümü ziyaret edenlerin kendilerinin Ruhaniyetine, geçmişlerinin Ruhuna Yasin Okuyup hediye ediyoruz Tıkla, ya sende oku yada okunmuş Yasinlerden Nasibini Al”
(Raşit Tunca)



MEVLANA'DAN

“ Kula Bela Gelmez Hak Yazmadıkca, Hak Bela Yazmaz Kul Azmadıkca, Hak intikamını, Kulunun Eliyle Alır da, Bilmiyenler Kul Yaptı Sanır."
(Hz. Mevlana)