MUHAMMED
BAYRAK
| Welcome, Guest |
|
You have to register before you can post on our site. |
| Forum Statistics |
» Members: 7 » Latest member: Muhammed » Forum threads: 5,258 » Forum posts: 5,849 Full Statistics |
DOWNLOADEN
AYET
FELSEFEMiZ
Raşit Tunca Sözü
GÜZEL SÖZ
Iğdır Hakkında Bilgiler
İlin Kimliği
Yüzölçümü: 3539 km2
Nüfûsu: 142.601
İlçeleri: Merkez, Aralık, Karakoyunlu,Tuzluca
Doğu Anadolu’da yer alan bir ilimiz.Kars iline bağlıyken 27 Mayıs 1992’de il oldu. Kuzey ve doğusunda Ermenistan, güneydoğusunda Nahçıvan ve İran, güney ve batısında Ağrı, kuzeybatısında Kars yer alır. Trafik numarası 76’dır.
Târihi
Iğdır çok eski târihe sâhiptir. İlk bilinen sâkinleri Hurrilerdir. Daha sonra Urartuların hâkimiyetine girdi. Bölge daha sonra Urartuların işgâline uğradı. Asurlular ve Babilliler bölgeye hâkim olmak istedi iseler de başarılı olamadılar. M.Ö. 7. asırda Perslerin istilâsına uğradı. M.Ö. 4. asırda Makedonya Kralı İskender, Persleri yenerek burasını ele geçirdi. M.S. 2. asırda bölge Roma İmparatorluğunun hâkimiyetine girdi. M.S. 395’te Roma ikiye bölününce, bu bölge de bütün Anadolu gibi Bizans İmparatorluğunun payına düştü. Sultan Alparslan Iğdır’ı fethederek Türk topraklarına kattı. Daha sonra bir süre Gürcülerin elinde kalan Iğdır, 13. asırda Moğol istilâsına uğradı. Moğollardan sonra bölgeye Karakoyunlular, Akkoyunlular ve Safevîler hâkim oldu. Kânûnî Sultan Süleyman devrinde düzenlenen İran Seferi sırasında fethedilerek Osmanlı topraklarına katıldı. Bölge 19. asra kadar birkaç defa İran saldırıları neticesinde el değiştirdi. 1878’de Rusların eline geçen Iğdır, 1918’e kadar 40 sene boyunca işgal altında kaldı. Ermeniler tarafından 1919’da işgal edilen Iğdır, 13 Kasım 1920’de kurtarıldı. Kars iline bağlı iken 27 Mayıs 1992’de yeni düzenlemeyle il oldu.
Fizikî Yapı
İl topraklarının güney ve batı kesimi yüksek dağlarla çevrili olup, kuzey ve doğu bölümleri ovalıktır. Ovalar ile dağlar arasında yükseklik farkı çoktur.Karasu-Aras Dağları il topraklarını engebelendirir. Başlıca dağları Perili Dağı ile Zor Dağıdır. Ağrı Dağının doruğu 5137 m olup, dağ Ağrı-Iğdır sınırı üzerindedir. Doruk Iğdır il sınırları içinde kalır. Ağrı Dağının Iğdır iline bakan yamaçlarının büyük kısmı beş bin metreden yüksektir.
İl topraklarının büyük kısmını Iğdır Ovası kaplar. Ova, Ağrı Dağının kuzeyinde olup, 750 km2 civârında genişliğe sâhiptir. Ovanın ortalama yüksekliği 850 m civârındadır. Verimli bir ova olan Iğdır Ovasının Nahcıvan sınırına doğru uzanan bölümüne Dil Ovası ismi verilir.
Dağlardan kaynaklanan suları Aras Irmağı toplar. Aras Irmağı, Iğdır Ovasını suladıktan sonra ülke topraklarından çıkana kadar tabiî sınır çizer.
İklim ve Bitki Örtüsü
İlin düz kesimleri, Doğu Anadolu bölgesinin diğer bölümlerinde görülen şiddetli kara ikliminden etkilenmez. Kuytu olması yüzünden Iğdır Ovasında ortalama sıcaklık 11,6°C’dir. Kuytuluğu yüzünden Iğdır Ovası ülkemizin en az yağış alan bölgelerinden biridir. Yazlar uzun ve sıcak geçer.
Iğdır, orman bakımından çok fakirdir. Gerek dağlık ve gerekse ovalık bölgelerde tabiî bitki örtüsü bozkır görünümündedir.
Ekonomi
Iğdır ilinin ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanır. Sanâyi ve turizm sektörü fazla gelişmemiştir.
Tarım: Aras Nehrinin suladığı Iğdır Ovası, önemli tarım alanıdır. İklimin uygun olması yüzünden ovada pamuktan şeftaliye kadar çeşitli bitki yetiştirilir. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı, buğday, arpa, patates ve pamuktur.
Hayvancılık: Geniş yaylalara sâhib olan Iğdır’da hayvancılık önemli gelir kaynağıdır. En çok koyun yetiştirilir ve canlı hayvan ticâreti yapılır. Hayvanlardan elde edilen sütlerden tereyağı ve kaşarpeyniri üretilir.
Sanâyi: Sanâyi oldukça fakir olan Iğdır’da küçük işletme olarak 6 adet çırçır fabrikası ile bir adet pamuklu dokuma tekstil fabrikası vardır. Ayrıca Tuzluca ilçesinde tekel tarafından işletilen tuzlalar vardır.
Ulaşım: Yaygın bir karayolu ağına sâhiptir. Ağrı, Kars, Erzurum, Ermenistan, Nahcıvan ve İran karayolu bağlantılarının merkezidir. Demiryolu bağlantısı ve hava alanı yoktur. Iğdır ilinde bulunan iki sınır kapısından Ermenistan’a açılan Alican sınır kapısı günümüzde kapalıdır. Nahcıvan sınır kapısı ise 1992’de açılmıştır.
Nüfus ve Sosyal Hayat
1990 sayımına göre toplam nüfûsu 142.601 olup, 51.867’si ilçe merkezinde, 90.734’ü köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 3539 km2 olup nüfus yoğunluğu 40’tır.
Örf ve âdetleri: Eski devirlerden bu yana pekçok kavim, millet ve medeniyetlerin gelip geçtiği bölgede Türk-İslâm kültürü hâkimdir. Diğer kültür ve milletlerin örf ve âdetleri unutulmuştur. Bölgede Âzerî kıyâfetleri hâkimdir. Erkekler başlarına körpe kuzu derisinden yapılan kalpak giyerler. Alt kısımlarına Âzerî şalvarı, sırta açık renkli kumaştan uzun kollu bileksiz ve yakasız köynek giyilir. Kadınlar ipekten “kalağı” denen bir tür başlık kullanırlar. Kalağı fes veya dar kasnak üstüne örtülür. Üstlerine boylama denen uzun entariler giyerler.
Eğitim: Iğdır ili eğitim bakımından bölge illerine nazaran oldukça ileridir.
İlçeleri
Iğdır’ın biri merkez olmaz üzere dört ilçesi vardır.
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 79.306 olup, 35.858’i ilçe merkezinde, 43.448’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 42 köyü vardır. İlçe toprakları orta yükseklikte engebeli topraklardan meydana gelir. Güneyinde Aras Güneyi Dağları yer alır. Başlıca akarsuyu Aras Irmağıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Iğdır Ovasında çok çeşitli ürün yetiştirilir. Ova, Kuzey Anadolu’nun Çukurovası sayılır. Sebzecilik ve meyvecilik gelişmiştir. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, şekerpancarı, pamuk, patates, elma, kayısı ve armuttur. Hayvancılık da önemli gelir kaynağıdır. En çok koyun ve sığır beslenir. Hayvancılık daha çok canlı hayvan ticâretine yöneliktir.
İlçe merkezi, Kars’ı Aralık ve Doğubeyazıt üzerinden Gürbulak sınır kapısına bağlayan yolların kavşağında Iğdır Ovasının orta kesiminde kurulmuştur. Eskiden kervan yolları üzerinde önemli konaklama merkeziydi. Denizden 872 m yüksekliktedir. İlçe belediyesi 1924’te kurulmuştur. 1992 senesinde il olan Iğdır’ın merkezi oldu.
Aralık: 1990 sayımına göre toplan nüfûsu 17.983 olup, 4201’i ilçe merkezinde, 13.782’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 23 köyü vardır. Yüzölçümü 611 km2 olup, nüfus yoğunluğu 29’dur. İlçe toprakları 1500-2000 m yükseklikteki platolardan meydana gelir. Güneyinde Ağrı Dağı yer alır. Başlıca akarsuyu Aras Nehridir.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri pamuk, çilek, üzüm, buğday, arpa, patates ve şekerpancarıdır. Hayvancılık gelişmiş olup küçükbaş ve büyükbaş hayvancılık yapılır. İlçede devlet üretme çiftliği vardır. İklimi her türlü tarıma müsaittir.
İlçe merkezi Aras Nehri kıyısında kurulmuştur. İl merkezine en uzak ilçe olup 219 km mesâfededir. 1960’ta ilçe olan Aralık’ın belediyesi aynı sene kurulmuştur.
Karakoyunlu: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 16.426 olup, 4110’u ilçe merkezinde, 12.316’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 11 köyü vardır. İlçe toprakları orta yükseklikte engebeli topraklardan meydana gelir.
Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, şekerpancarı, patates, elma ve armuttur. En çok koyun ve sığır beslenir. Merkez ilçeye bağlı bucakken 1992 senesinde ilçe oldu. Eski ismi Taşburun’dur.
Tuzluca: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 28.886 olup, 7698’i ilçe merkezinde, 21.188’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 50, Gaziler bucağına bağlı 30 köyü vardır.Yüzölçümü 1236 km2 olup, nüfus yoğunluğu 23’tür. İlçe toprakları dağlıktır. Güney ve güneybatısında Perlit Dağı, batısında Aşağıdağ, Kuruzdağı ve kuzeyinde Iğdır Ovasının bir bölümü yer alır. Başlıca akarsuyu Aras Irmağıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, şekerpancarı, arpa, patates ve kayısı olup, ayrıca az miktarda pamuk, pirinç ve erik yetiştirilir. Yaylacılık metoduyla hayvancılık yapılır. En çok koyun, kıl keçisi ve sığır beslenir.Tekele âit tuzla ve tuğla-kiremit fabrikası başlıca sanâyi kuruluşudur.
İlçe merkezi Iğdır Ovasının batısında Ermenistan sınırı yakınında kurulmuştur. Kars’ı Digor üzerinden Doğubeyazıt’a bağlayan karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 94 km mesâfededir. Belediyesi 1923’te kurulmuştur.
Târihî Eserler ve Turistik Yerleri
Iğdır târihî eserler yönünden fazla zengin değildir. Günümüze ulaşan sâdece Selçuklu dönemine âit bir kervansaraydır. Selçuklu kervansarayı, il merkezine 25 km uzaklıkta Kervansaray köyü yakınlarındadır. Boyuna yapılan binânın beş kulesi vardır. On üçüncü asırda yapıldığı tahmin edilmektedir.
Kaynak
Rehber Ansiklopedisi
İlin Kimliği
Yüzölçümü: 3539 km2
Nüfûsu: 142.601
İlçeleri: Merkez, Aralık, Karakoyunlu,Tuzluca
Doğu Anadolu’da yer alan bir ilimiz.Kars iline bağlıyken 27 Mayıs 1992’de il oldu. Kuzey ve doğusunda Ermenistan, güneydoğusunda Nahçıvan ve İran, güney ve batısında Ağrı, kuzeybatısında Kars yer alır. Trafik numarası 76’dır.
Târihi
Iğdır çok eski târihe sâhiptir. İlk bilinen sâkinleri Hurrilerdir. Daha sonra Urartuların hâkimiyetine girdi. Bölge daha sonra Urartuların işgâline uğradı. Asurlular ve Babilliler bölgeye hâkim olmak istedi iseler de başarılı olamadılar. M.Ö. 7. asırda Perslerin istilâsına uğradı. M.Ö. 4. asırda Makedonya Kralı İskender, Persleri yenerek burasını ele geçirdi. M.S. 2. asırda bölge Roma İmparatorluğunun hâkimiyetine girdi. M.S. 395’te Roma ikiye bölününce, bu bölge de bütün Anadolu gibi Bizans İmparatorluğunun payına düştü. Sultan Alparslan Iğdır’ı fethederek Türk topraklarına kattı. Daha sonra bir süre Gürcülerin elinde kalan Iğdır, 13. asırda Moğol istilâsına uğradı. Moğollardan sonra bölgeye Karakoyunlular, Akkoyunlular ve Safevîler hâkim oldu. Kânûnî Sultan Süleyman devrinde düzenlenen İran Seferi sırasında fethedilerek Osmanlı topraklarına katıldı. Bölge 19. asra kadar birkaç defa İran saldırıları neticesinde el değiştirdi. 1878’de Rusların eline geçen Iğdır, 1918’e kadar 40 sene boyunca işgal altında kaldı. Ermeniler tarafından 1919’da işgal edilen Iğdır, 13 Kasım 1920’de kurtarıldı. Kars iline bağlı iken 27 Mayıs 1992’de yeni düzenlemeyle il oldu.
Fizikî Yapı
İl topraklarının güney ve batı kesimi yüksek dağlarla çevrili olup, kuzey ve doğu bölümleri ovalıktır. Ovalar ile dağlar arasında yükseklik farkı çoktur.Karasu-Aras Dağları il topraklarını engebelendirir. Başlıca dağları Perili Dağı ile Zor Dağıdır. Ağrı Dağının doruğu 5137 m olup, dağ Ağrı-Iğdır sınırı üzerindedir. Doruk Iğdır il sınırları içinde kalır. Ağrı Dağının Iğdır iline bakan yamaçlarının büyük kısmı beş bin metreden yüksektir.
İl topraklarının büyük kısmını Iğdır Ovası kaplar. Ova, Ağrı Dağının kuzeyinde olup, 750 km2 civârında genişliğe sâhiptir. Ovanın ortalama yüksekliği 850 m civârındadır. Verimli bir ova olan Iğdır Ovasının Nahcıvan sınırına doğru uzanan bölümüne Dil Ovası ismi verilir.
Dağlardan kaynaklanan suları Aras Irmağı toplar. Aras Irmağı, Iğdır Ovasını suladıktan sonra ülke topraklarından çıkana kadar tabiî sınır çizer.
İklim ve Bitki Örtüsü
İlin düz kesimleri, Doğu Anadolu bölgesinin diğer bölümlerinde görülen şiddetli kara ikliminden etkilenmez. Kuytu olması yüzünden Iğdır Ovasında ortalama sıcaklık 11,6°C’dir. Kuytuluğu yüzünden Iğdır Ovası ülkemizin en az yağış alan bölgelerinden biridir. Yazlar uzun ve sıcak geçer.
Iğdır, orman bakımından çok fakirdir. Gerek dağlık ve gerekse ovalık bölgelerde tabiî bitki örtüsü bozkır görünümündedir.
Ekonomi
Iğdır ilinin ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanır. Sanâyi ve turizm sektörü fazla gelişmemiştir.
Tarım: Aras Nehrinin suladığı Iğdır Ovası, önemli tarım alanıdır. İklimin uygun olması yüzünden ovada pamuktan şeftaliye kadar çeşitli bitki yetiştirilir. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı, buğday, arpa, patates ve pamuktur.
Hayvancılık: Geniş yaylalara sâhib olan Iğdır’da hayvancılık önemli gelir kaynağıdır. En çok koyun yetiştirilir ve canlı hayvan ticâreti yapılır. Hayvanlardan elde edilen sütlerden tereyağı ve kaşarpeyniri üretilir.
Sanâyi: Sanâyi oldukça fakir olan Iğdır’da küçük işletme olarak 6 adet çırçır fabrikası ile bir adet pamuklu dokuma tekstil fabrikası vardır. Ayrıca Tuzluca ilçesinde tekel tarafından işletilen tuzlalar vardır.
Ulaşım: Yaygın bir karayolu ağına sâhiptir. Ağrı, Kars, Erzurum, Ermenistan, Nahcıvan ve İran karayolu bağlantılarının merkezidir. Demiryolu bağlantısı ve hava alanı yoktur. Iğdır ilinde bulunan iki sınır kapısından Ermenistan’a açılan Alican sınır kapısı günümüzde kapalıdır. Nahcıvan sınır kapısı ise 1992’de açılmıştır.
Nüfus ve Sosyal Hayat
1990 sayımına göre toplam nüfûsu 142.601 olup, 51.867’si ilçe merkezinde, 90.734’ü köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 3539 km2 olup nüfus yoğunluğu 40’tır.
Örf ve âdetleri: Eski devirlerden bu yana pekçok kavim, millet ve medeniyetlerin gelip geçtiği bölgede Türk-İslâm kültürü hâkimdir. Diğer kültür ve milletlerin örf ve âdetleri unutulmuştur. Bölgede Âzerî kıyâfetleri hâkimdir. Erkekler başlarına körpe kuzu derisinden yapılan kalpak giyerler. Alt kısımlarına Âzerî şalvarı, sırta açık renkli kumaştan uzun kollu bileksiz ve yakasız köynek giyilir. Kadınlar ipekten “kalağı” denen bir tür başlık kullanırlar. Kalağı fes veya dar kasnak üstüne örtülür. Üstlerine boylama denen uzun entariler giyerler.
Eğitim: Iğdır ili eğitim bakımından bölge illerine nazaran oldukça ileridir.
İlçeleri
Iğdır’ın biri merkez olmaz üzere dört ilçesi vardır.
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 79.306 olup, 35.858’i ilçe merkezinde, 43.448’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 42 köyü vardır. İlçe toprakları orta yükseklikte engebeli topraklardan meydana gelir. Güneyinde Aras Güneyi Dağları yer alır. Başlıca akarsuyu Aras Irmağıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Iğdır Ovasında çok çeşitli ürün yetiştirilir. Ova, Kuzey Anadolu’nun Çukurovası sayılır. Sebzecilik ve meyvecilik gelişmiştir. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, şekerpancarı, pamuk, patates, elma, kayısı ve armuttur. Hayvancılık da önemli gelir kaynağıdır. En çok koyun ve sığır beslenir. Hayvancılık daha çok canlı hayvan ticâretine yöneliktir.
İlçe merkezi, Kars’ı Aralık ve Doğubeyazıt üzerinden Gürbulak sınır kapısına bağlayan yolların kavşağında Iğdır Ovasının orta kesiminde kurulmuştur. Eskiden kervan yolları üzerinde önemli konaklama merkeziydi. Denizden 872 m yüksekliktedir. İlçe belediyesi 1924’te kurulmuştur. 1992 senesinde il olan Iğdır’ın merkezi oldu.
Aralık: 1990 sayımına göre toplan nüfûsu 17.983 olup, 4201’i ilçe merkezinde, 13.782’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 23 köyü vardır. Yüzölçümü 611 km2 olup, nüfus yoğunluğu 29’dur. İlçe toprakları 1500-2000 m yükseklikteki platolardan meydana gelir. Güneyinde Ağrı Dağı yer alır. Başlıca akarsuyu Aras Nehridir.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri pamuk, çilek, üzüm, buğday, arpa, patates ve şekerpancarıdır. Hayvancılık gelişmiş olup küçükbaş ve büyükbaş hayvancılık yapılır. İlçede devlet üretme çiftliği vardır. İklimi her türlü tarıma müsaittir.
İlçe merkezi Aras Nehri kıyısında kurulmuştur. İl merkezine en uzak ilçe olup 219 km mesâfededir. 1960’ta ilçe olan Aralık’ın belediyesi aynı sene kurulmuştur.
Karakoyunlu: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 16.426 olup, 4110’u ilçe merkezinde, 12.316’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 11 köyü vardır. İlçe toprakları orta yükseklikte engebeli topraklardan meydana gelir.
Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, şekerpancarı, patates, elma ve armuttur. En çok koyun ve sığır beslenir. Merkez ilçeye bağlı bucakken 1992 senesinde ilçe oldu. Eski ismi Taşburun’dur.
Tuzluca: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 28.886 olup, 7698’i ilçe merkezinde, 21.188’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 50, Gaziler bucağına bağlı 30 köyü vardır.Yüzölçümü 1236 km2 olup, nüfus yoğunluğu 23’tür. İlçe toprakları dağlıktır. Güney ve güneybatısında Perlit Dağı, batısında Aşağıdağ, Kuruzdağı ve kuzeyinde Iğdır Ovasının bir bölümü yer alır. Başlıca akarsuyu Aras Irmağıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, şekerpancarı, arpa, patates ve kayısı olup, ayrıca az miktarda pamuk, pirinç ve erik yetiştirilir. Yaylacılık metoduyla hayvancılık yapılır. En çok koyun, kıl keçisi ve sığır beslenir.Tekele âit tuzla ve tuğla-kiremit fabrikası başlıca sanâyi kuruluşudur.
İlçe merkezi Iğdır Ovasının batısında Ermenistan sınırı yakınında kurulmuştur. Kars’ı Digor üzerinden Doğubeyazıt’a bağlayan karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 94 km mesâfededir. Belediyesi 1923’te kurulmuştur.
Târihî Eserler ve Turistik Yerleri
Iğdır târihî eserler yönünden fazla zengin değildir. Günümüze ulaşan sâdece Selçuklu dönemine âit bir kervansaraydır. Selçuklu kervansarayı, il merkezine 25 km uzaklıkta Kervansaray köyü yakınlarındadır. Boyuna yapılan binânın beş kulesi vardır. On üçüncü asırda yapıldığı tahmin edilmektedir.
Kaynak
Rehber Ansiklopedisi
Hatay Hakkında Bilgiler
HATAY
İlin Kimliği
Yüzölçümü: 5403 km2
Nüfûsu: 1.109.754
İlçeleri: Merkez, Altınözü, Belen, Dörtyol, Erzin, Hassa, İskenderun, Kırıkhan, Kumlu, Reyhanlı, Samandağı
Türkiye’nin en güneyinde bir sınır ilimiz. 35°52’ ve 37°04’ kuzey enlemleri ile 35°40’ ve 36°35’ doğu boylamları arasında yer alır. İl toprakları, doğu ve güneyde Suriye sınırı, kuzeydoğuda Gâziantep, kuzey ve kuzeybatıda Adana, batıda ise İskenderun Körfezi ile çevrilidir. Trafik numarası 31’dir.
İsminin Menşei
Osmanlı devrinde “İskenderun Sancağı” adıyla anılan bölge, Cumhûriyet devrinde Türkiye’ye katıldıktan sonra “Hatay” ismini almıştır. Hititlilere “Hatti” denir ve bunlar da, Hatay bölgesine “Hattena” derlerdi. Araplar “Antakiye”, Selökitler ise Antiokheia demişlerdir.
Târihi
Hatay, Hititlerin bir toprağıydı Hitit imparatorluğunun yıkılışından az önce bu bölgede bağımsız bir Hitit devleti kuruldu. Başkenti Zencirli (Sam’al) olan bu devlet 150 sene devâm etti. M. Ö. 6. asırda Perslerin istilasına uğradı. Bilâhare Makedonya Kralı İskender, Anadolu’yu işgâl ve Pers (İran) Devletini yenerek bu bölgeyi de istilâ etti. İskender’in ölümünden sonra Makedonya İmparatorluğu, generalleri arasında taksim edildi. İskender’in generallerinden Birinci Selevkos Asya İmparatorluğunu, Birinci Selevkos’un oğlu Birinci Antiochus, Hatay bölgesinde Antakya şehrini kurdu.
Antakya M.Ö. 306-280 arasında 26 sene Asya İmparatorluğunun başşehri oldu. Şehir nüfûsu 500 bini geçerek Roma ve İskenderun’dan sonra dünyânın üçüncü büyük şehri oldu. Selevkos Devleti, başşehrini Selevkiya şehrine nakledince Antakya gerilemeye başladı. Roma imparatorluğu, Selevkos (Asya) Devletini ilhak edince, bölge Romalıların eline geçti. Roma imparatorluğu M.S. 395’te ikiye parçalanınca bu bölge, Doğu Roma’nın (Bizans) payına düştü. M.S. 395’ten îtibâren 243 sene Antakya, Bizans ve Sâsânîler arasında el değiştirdi. Hıristiyanların dînî merkezi hâline geldi. Sâsânî imparatoru Şehinşah Birinci Sâpûr, 260 senesinde şehri aldı. Bizanslıların 538 senesinde geri almalarını müteakip Birinci Hüsrev Nûşirevân tekrar şehri ele geçirdi. Halkın büyük kısmını, Bağdat yakınlarındaki başşehir Medâyin’in civârında kurulan Rûmiye şehrine yerleştirdi. Bizans imparatoru Justinianus, Antakya’yı Sâsânîlerden geri aldı ve yeniden inşâ ettirdi.
Hazret-i Ömer’in halîfeliği sırasında 638’de İslâm ordusu Antakya’yı fethetti. 688’de Bizanslılar bu şehri geri almak istediler, fakat muvaffak olamadılar. Antakya, Abbâsî Devletinin Bizans’a karşı bir sınır eyâletinin merkezi (Avâsım) oldu. Daha sonraları Halep’te kurulanHamdânî Emirliği, bu bölgeye sâhip oldu. 966 senesinde Bizans saldırısına karşı şehir kendini savundu. 331 sene süren İslâm hâkimiyetinden sonra Bizans İmparatoru Nikeforos Fokas, Müslümanlar arasındaki iç savaşlardan istifâde ile şehri geri aldı(969). 115 sene Bizans’ın işgâli altında kaldıktan sonra Anadolu fâtihi ve Türkiye Selçukluları Devleti hükümdârı Kutalmışoğlu Birinci Süleymân Şah, 1084’te Antakya’yı fethederek, Türk topraklarına kattı. 1086’da Süleymân Şahla Alparslan’ın oğlu Sultan Tutuş (Suriye Selçukluları hükümdârı) arasında çıkan kardeş kavgası (iç savaş) sırasında Kutalmışoğlu Süleymân Şahın vefât etmesiyle şehir, Tutuş’un hâkimiyetine geçti.
1071 Malazgird Zaferinin intikâmını almak, Türkleri Anadolu’dan atmak, Kudüs’ü ele geçirmek ve İslâmiyeti imhâ etmek maksadıyla Avrupa Hıristiyanları, Haçlı seferleri tertiplediler. Bu seferlerden ilki olan Birinci Haçlı Seferinde 600.000 kişilik bir Haçlı ordusu Anadolu’ya geldi. Bunlardan 500.000’i Türkiye Selçukluları Sultânı Birinci Kılıç Arslan tarafından gerilla savaşları ile imhâ edildi. Geriye kalan 100.000 kişilik Haçlı ordusu, 21 Ekim 1097’deAntakya önlerine geldi. Şehri Türk komutanı Yağıbasan Bey savunuyordu. Kuşatma 7,5 ay sürdü. Antakyalı birkaç Hıristiyan 5 Haziran 1098’de kale kapılarından birini açarak Haçlı ordusunun gizliceAntakya’ya girmesini sağladılar. Kaleye giren Haçlılar, Müslümanları ve hattâ Hıristiyanları kılıçtan geçirdiler. Selçuklu Sultânı, bu mühim şehri geri almak için Kerboğa Bey komutasında büyük bir Türk ordusunu gönderdi. Antakya düşmek üzereyken bir papaz, hazret-i Îsâ’nın bağrına saplanan mızrağı buldum yalanını söyleyerek Hıristiyanları coşturdu ve Antakya’yı Türklerin geri almasını engelledi. Burası merkez olmak üzere bir Haçlı Prensliği kuruldu. Kudüs’e yönelen 100.000’e yakın Haçlı sürüsü, Kudüs’ü işgâl edince câmilere sığınan Müslümanları katlettiler. Câmilerde Haçlı süvârilerinin atlarının karnına ulaşan kan gölü meydana geldi. Kudüs Haçlı Krallığına bağlı olan Antakya Haçlı Prensliği, 170 sene Antakya’ya hâkim oldu. 19 Mayıs 1268’de Türk-Memlûk Sultânı Baybars, Antakya’yı geri alarak 170 sene bu şehre kan kusturan Haçlı Prensliğini ortadan kaldırdı.
Şam, Halep, Lazkiye, Hama ve Humus ile rekâbet edemeyen Antakya, gerilemeye başladı. Osmanlı Sultanı Yavuz Sultan Selim Han, 1516’da Mercidâbık Zaferi ile Suriye ve Hatay’ı Osmanlı Devletine kattı. On yedinci asırda Antakya 5 sancaklı Trablusşam eyâletine (beylerbeyliğine) bağlı bir kazâ merkeziydi. Yirminci asır başlarında ise 3 sancaklı Halep vilâyetinin (eyâletinin) merkez sancağına bağlı 14 kazâdan biriydi. Bu kazâlardan biri de İskenderun’du. Birinci Dünyâ Harbinin sonunda Ekim 1918 sonlarında Antakya’yı İngilizler işgâl ettiler ve bir sene sonra Fransızlara devrettiler. 20 Ekim 1921’de Ankara Antlaşması ile Fransızların iç bağımsızlık tanıdıkları İskenderun sancağında çoğunluk Türklerdeydi. Buna rağmen Fransa iki kardeş ve komşu ülke olan Türkiye ile Suriye’nin arasına fitne tohumu ekmek için, Misâk-ı Millî sınırları içinde olan Hatay’ı (İskenderun sancağını) Lozan’da geri vermedi. Fransızlar, 1925 Martında İskenderun sancağının idâresini diğer Sûriye illerinden ayırdılar. Türkçe, Arapça ve Fransızcayı resmî dil kabul ettiler. 1937’de bağımsız Hatay Cumhûriyeti kuruldu. 23 Haziran 1939’da Türkiye-Fransa arasında yapılan Ankara Antlaşması ile Hatay’ın Türkiye’ye katılması kesinleşti. 23 Temmuz 1939’da Hatay, Türkiye’nin bir vilâyeti oldu.
Fizikî Yapı
Hatay topraklarının % 46’sını dağlar, % 20’sini yaylalar ve % 34’ünü ovalar kaplar. Üçte ikisine yakını dağlık sayılır.
Dağları: Hatay’ın en önemli dağları Amanos Dağları’dır. Güneybatı-kuzeydoğu istikâmetinde İskenderun Körfezi kıyısına paralel olarak bir duvar gibi uzanır. Uzunluğu 180 km, genişliği 15-30 km olup, en önemli geçidi Elmadağ üzerindeki Belen Geçididir. Geçidin denizden yüksekliği 660 m’dir. Bu dağlar kıyıdaki dar ova ile içerideki Amik Ovasını ikiye böler. Amanos Dağlarının yeni ismi Nur Dağlarıdır. Eskiden Gavur Dağları da denirdi. Amanos Dağları üzerinde Musa Dağı, Daz Dağı (Mığır Tepe 2240 m), Kızıl Dağı (1735 m), İkiztepe (1700 m), Kanlık Tepe başlıca yüksek yerleridir. Asi Nehrinin dirseği içinde kalan Keldağ (Cebel-i Akra) 1730 m’dir. ZiyâretDağ 1235 m’dir. Amanos Dağlarının 800-1000 m yükseklikteki yamaçlarında bir çok yayla vardır. Soğukoluk, Belen, Zorkun ve Atik Yaylaları, yaz-kış kullanılır.
Ovaları: İl topraklarının orta kısmında geniş bir (çöküntü) çukur alan vardır. Bu alanın büyük kısmı Amik Ovasını teşkil eder. Denizden yüksekliği 80 m olan bu ova 900 km2 dir. 90 kilometrekarelik Amik Gölü ile etrâfındaki 200 kilometrekarelik bataklık 1980’de tarım alanı hâline getirilmiştir. Bu ova, Asi Vâdisi, Afrin Vâdisi ve Karasu Vâdisi ile genişler. Amanos Dağları ile İskenderun Körfezi arasında dar kıyı ovaları olan İskenderun, Dörtyol, Payas ve Arsuz ovalarında Akdeniz bitkileri yetişir.
Akarsuları: AsiIrmağı: 380 km uzunluktadır. Hatay’ın en önemli akarsuyudur. Lübnan Dağlarından çıkarak Suriye’ye girer. Türkiye-Suriye sınırında 30 km aktıktan sonra Amik Ovasının güneyinden batıya kıvrılarak dirsek yapan Samandağı yakınında denize dökülür. Türkiye’deki uzunluğu 94 km’dir. Amanos Dağları ile Keldağ arasında açtığı vâdide Büyük Akarçay, Küçük Akarçay, Hüseyinli Dereleri ve Hupnik Çayı bulunur. Afrin Çayı: Gâziantep’in Sof Dağları eteklerinden çıkar, Kilis yakınında Suriye’ye girer, Reyhanlı kuzeyinden yeniden topraklarımıza girer ve Amik Ovasını sular. Asi Irmağına karışır. Karasu: Kahramanmaraş’ın Akçadağ ve Kartal Dağı eteklerinden çıkar, Çatalyurt yakınında Hatay topraklarına girer, Amik Ovasını sulayıp Asi Nehrine karışır.
Gölleri: 90 kilometrekarelik Amik Gölünün kurutulmasından sonra tabiî büyük göl kalmamıştır. Kurutulma işine 1954’te başlanmış, 1973’te tamamlanmıştır. Tahta Köprü Baraj Gölü: Karasu üzerinde sulama maksadıyla kuruluş bir barajdır. 200 milyon m3 su kapasiteli bu baraj ile 20 bin hektarlık tarım sahası sulanmaktadır. Bağlama, Gülbaşı ve Yenişehir Gölcükleri vardır. Kahramanmaraş’ta kurulmakta olan Menzelet Barajından Hatay içme ve sulama için istifâde edecektir.
İklim ve Bitki Örtüsü
İklimi: Hatay ilinde Akdeniz iklimi hüküm sürer. Yazlar sıcak ve kurak; kışlar ılık ve yağışlı geçer. Senede ancak bir kaç gün kar yağar. Sıcaklık, -6,3°C ile +43°C arasında seyreder. Dağların yüksek noktalarında sıcaklık, ovalara nazaran daha düşüktür. Senelik yağış miktarı 877-1174 mm’dir.
Bitki örtüsü: Kıyı ovaları ile Amik Ovasında her çeşit bitki yetişir. Arâzinin % 44’ü ekili-dikili alanlar,% 38’i orman ve makilerle, % 14’ü çayır ve mer’alarla kaplıdır. Tarıma elverişli olmayan kısmı % 4’dür. Dağların 800 m yüksekliğe kadar olan kısmı makilerle, 800-1200 m arası meşe, kayın, ardıç, kızılcık, kavak ve çınar ağaçları ile kaplıdır. 1200 m yukarısında karaçam, kızılçam ve sedir ağaçları bulunur.
Ekonomi
Hatay’ın ekonomisi tarım, sanâyi ve ticârete dayanır.
Tarım: Hatay ilinin toprakları verimli olup, sulanan ekim alanları çoktur. Modern tarım âletleri yaygındır. Bu bakımdan çok çeşitli ve bol ürün alınır. Tahıl, sebze ve meyve ambarıdır. Buğday, arpa, pirinç, mercimek, pamuk, yerfıstığı, sebze (domates, patlıcan, biber, fasulye ve soğan), bol miktarda kavun-karpuz yetişir. Turunçgiller (portakal, mandalina, limon, turunç ve altıntop) 3 milyon ağaçtan ürün alınır. Dörtyol portakalı meşhurdur. Meyve olarak erik, kayısı, yenidünyâ, bâdem, incir ve üzüm bol olarak yetişir. Bu bölgede yetişen buğdayda nişasta miktarı fazladır.
Hayvancılık: Çayır ve mer’aların tarla hâline getirilmesi ile hayvancılık gerilemiştir. Son senelerde yeniden hayvancılık gelişmektedir. Koyun, kıl keçisi, sığır beslenir. Arıcılık gelişmiştir. Hatay’ın 152 km’lik bir sâhili olmasına rağmen balıkçılık gelişmemiştir. Yakalanan balıklar il içinde tüketilir, az bir kısmı da Suriye’ye satılır.
Ormancılık: Hatay’ın orman varlığı zengin sayılır. % 38’i (210 bin hektar) orman ve makilerle kaplıdır. 114 köy orman kenarında ve içindedir. Her sene 50 bin ster yakacak odun ve 20 bin m3 sanâyi odunu ile 250 ton reçine elde edilir.
Mâdenleri: Hatay ilinde krom, bakır, kurşun, demir, manyezit, mermer, manganez ve dolomit yatakları vardır. Fakat yalnız dolomit çıkarılır. Dolomit, demirin eritilmesinde, şişe ve cam, azot sanâyiinde kullanılır. Payas’ta 150 bin ton kapasiteli dolomit işletmesi vardır. İskenderun körfezinde petrol aranmaktadır. Bâzı sondaj kuyularında petrola rastlanmışsa da işletmek için daha büyük yatakların aranmasına devâm edilmektedir.
Sanâyi: Hatay’da sanâyi sektörü gittikçe gelişmektedir. 10 kişiden fazla işçi çalıştıran iş yeri 200’e yakındır. 10 kişiden az işçi çalıştıran iş yeri sayısı iki bindir. 1960 senesine kadar sanâyi tarıma dayalı idi. Çırçır, sabun, yağ, un, gübre, dokuma, deri, mobilya ve tarım âletleri fabrikaları bulunuyordu. 1960’tan sonra motorlu araç, yağ, mazot ve hava filtreleri ve fren balataları yapan fabrikalar ile ambalaj için teneke kutu îmâl eden fabrika ve karoser atölyeleri kuruldu. Son senelerde 10 iş yerinde elektrik aletleri, akü, otomobil yedek parça, treyler ve tanker îmâl eden fabrika ve atölyeler kurulmuştur.
Bunlara ilâveten tuğla, kiremit ve çimento fabrikaları vardır. Türkiye’nin en büyük demir ve çelik fabrikası olan İSDEMİR, İskenderun’da 15 milyon metrekarelik bir sahada kurulmuş olup, 20 bin kişi çalışmaktadır. Bu fabrikada ham demir, blok çelik, yuvarlak çelik, pik demir, kok, katran, amonyum sulfat, ham ferol, saf benzol, saf ksilol, fotvol, sovent ve sodyum fenolat gibi çeşitli maddeler îmâl edilmektedir.
Ulaşım: Hatay ulaşım bakımından işlektir. Bütün köylerine yol vardır. Antakya-Reyhanlı asfalt yolu Suriye’nin Halep şehrine ulaşır. Kahramanmaraş-Antakya E-391 karayolu ile Güneydoğu Anadoluya bağlanır. Avrupa-Anadolu-Ortadoğu-GüneyAsya’yı birbirine bağlayan E-5 karayolu Hatay’dan geçer. E-5 karayoluna Antakya ve İskenderun bağlanır. E-5 karayolu ayrıca Suriye’nin Lâzkıye şehrine ulaşır. Hatay, E-5 karayolu ile Ortadoğu ve Güney Asya’yı Anadolu ve Avrupa’ya bağlayan mühim bir yerdedir. Hava alanı sâdece askerî maksatlarla kullanılır. Adana-Kahramanmaraş demiryolundan Yeşilkent’ten ayrılan bir kol güneye uzanarak İskenderun’a ulaşır. Motorlu tren ve ekspres seferleri yapılır. Demiryolu bilhassa yük taşımacılığında kullanılır.
Denizyolu: İstanbul ve İzmir’den sonra Türkiye’nin ihraç ve ithal bakımından en büyük limanı İskenderun limanıdır. Bu limana gelen gemilerin % 80’i yabancı bandıralıdır. Doğu Akdeniz’in en önemli limanı olan İskenderun limanı Çukurova, İç Anadolu ve Ortadoğu ülkelerine mal sevkinde mühim rol oynar.
Boru Hattı: Ham petrol, TPAO’nun Batman-İskenderun arasındaki boru hattı ile Batman’dan Dörtyol tesislerine, oradan da tankerlerle ülkemizin muhtelif yerlerine sevk edilir. Antakya-İskenderun yolunun on altıncı kilometresinde târihi Belen Geçidi vardır. Güney Anadolu’nun kapısıdır. Osmanlı devrinde bu geçidi 250 muhâfız (asker) beklerdi. Yanında cami, kervansaray ve Bakras Kalesi yer alır.
Nüfus ve Sosyal Hayat
Nüfûsu: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 1.109.754 olup, 531.707’si İlçe merkezlerinde, 578.047’si bucak ve köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 5.403 km2 olup, nüfus yoğunluğu 205’tir. Nüfus, Asi Nehri Vâdisi ile Kuseyr Yaylasında toplanmıştır.
Örf ve âdetler: Hatay bölgesi (Antakya) 638 senesinde hazret-i Ömer zamânında İslâm ordusu tarafından fethedilmiş, 331 sene süren İslâm hâkimiyetinden sonra yeniden Bizans’ın işgâline uğramış, 115 sene süren işgâle Selçuklu Türkleri son vererek 1085’te Türkler tarafından fethedilmiştir. 1097’de Birinci Haçlı Seferinde Haçlıların istilâsına uğramış, 170 sene süren Haçlı istilasına 1268’de Memlûk Sultanlığı son vermiş ve 1516’da Yavuz Sultan Selim Han bu bölgeyi Osmanlı toprağına katmıştır. Romalılar zamânında Hıristiyanların önemli bir dînî merkezi olan bu bölge ve münhasıran Antakya’da Hıristiyan kültürü ve eski çağların kültürü unutularak Türk-İslâm kültürü ile yoğrulmuştur. Hatay bölgesinde örf, âdet, folklor ve her çeşit sosyal yaşantıda Türk-İslâm kültürü hâkimdir.
Kıyâfet: Mahallî kıyâfette erkekler geniş şalvar ve uzun gömlek giyerler. Bellerinde kuşak yer alır. Ayrıca sırmalı abalar giyilir. Başlarına “kefiye” takarlar. Kadınlar yünlü veya pamuklu kumaştan beli bol fistan, üzerine kısa yelek, bellerine kuşak veya yağlık takarlar. Ayaklarına ince yün çorap, yemeni, çarık veya kundura giyerler. Başlarına depelik denilen gâzi ve reşat altınları ile tezyin edilmiş başlıklar giyerler, fes giydiklerinde ayrıca yaşmak takarlar.
Yemekler: Tarhana, bulgur, lor, çökelek, çiğ köfte, tuzlu yoğurt, işperek, züngül, bakla ezmesi, humus semsekli, sinikebap, sumak, bulgurla yapılan “toğga çorbası”, koyun etinin but kısmından dövülerek yapılan köfte, “oruk” ile künafe de mahallî yemekleridir.
El sanatları: Dokumacılık ve ağaç işçiliği oldukça gelişmiştir. Kilim, aba perde, gömlek, şalvar ve entari dokunur. Hasır işi çanta, tepsi ve sepetler meşhurdur.
Folklor: Hatay bölgesi mâni, efsâne, bilmece ve atasözleri bakımından zengindir. Çok sayıda halk şâiri yetişmiştir. Âşık Hasan, Âşık Avcı Osman, Avcı Hacı, Kul Celâl, Kul Mehmed, Sefil Molla ve Telli Osman’ın şiirleri zamânımıza ulaşanlardır. Halkoyunları zengindir. Çoğu “halay” cinsindendir. “Adana üçayağı, eli elime değdi, halebi, zeybek, çiftetelli, garip ve karşıda kavun yerler” başlıcalarıdır. Bölge türkü bakımından zengindir.
Eğitim: Hatay eğitim bakımından gelişmiş bir ilimizdir. Bütün köylerinde okul vardır. Okur-yazar nisbeti % 80’dir. Hatay ilinde 130 anaokul, 627 ilkokul, 127 ortaokul, 60 lise, meslekî ve teknik lise vardır. Üniversiteye bağlı 2 meslek yüksek okulu ile 2 eğitim fakültesi bulunmaktadır. Yeni Kurulan M.Kemal Üniversitesi 1993-1994 yılında eğitime başladı.
İlçeleri
Hatay’ın, biri merkez olmak üzere on iki ilçesi vardır.
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 284.195 olup, 123.871’i ilçe merkezinde, 160.324’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 25, Harbiye bucağına bağlı 9, Hıdırbey bucağına bağlı 19, Serinyol bucağına bağlı 15, Şenköy bucağına bağlı 8 köyü vardır. Yüzölçümü 689 km2 olup, nüfus yoğunluğu 412’dir. İlçe topraklarının batı ve güneyi dağlarla çevrilidir. Batısında Nur Dağları, güneyinde Kel Dağı, orta kesimde ise Amik Ovası yer alır. İlçe topraklarını Asi Irmağı sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri pamuk, zeytin, buğdaydır. Akarsu boylarında meyve ve sebze yetiştiriciliği yapılır. Çırçır ve dokuma atölyeleri tuğla ve nebati yağ fabrikaları başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi Habib Neccar Dağı eteklerinde kurulmuştur. Ortasından Asi Irmağı geçer. Çok eski bir yerleşim merkezidir. İsmi Antakya’dır. Birinci Dünyâ Savaşından sonra Fransızlar tarafından işgal edilen bölge, 20 sene Fransız manda yönetiminde kaldıktan sonra 1939’da Türkiye topraklarına katıldı.
Altınözü: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 58.288 olup, 6518’i ilçe merkezinde, 51.770’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 22, Babatonun bucağına bağlı 8, Yiğityolu bucağına bağlı 11 köyü vardır. Yüzölçümü 357 km2 olup, nüfus yoğunluğu 163’tür. İlçe toprakları 150 m ile 680 m arasında değişen yükseklikte platolarla kaplıdır. Güneyinde Keldağ, Suriye sınırında Asi Havzası yer alır. İlçe topraklarını Asi Irmağı sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri zeytin, arpa ve buğdaydır. Hatay’ın en çok zeytin yetiştirilen ilçesidir. Hayvancılık bâzı bölgelerde yapılır. İlçe merkezi Keldağ eteklerinde düz bir alanda kurulmuştur. Suriye sınırına çok yakındır. 1945’te ilçe olan Altınözü’nün belediyesi aynı sene kurulmuştur.
Belen: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 22.893 olup, 15.629’u ilçe merkezinde, 7264’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 10 köyü vardır. İlçe toprakları dağlıktır. Kıyı kesiminde dar bir ova yer alır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Kıyı ovasında turunçgiller, zeytin ve tahıl yetiştirilir. İlçe merkezi aynı isimle anılan yaylada kurulmuştur. İskenderun-Hatay karayolu ilçeden geçer. İskenderun’a bağlı bucak iken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu.
Dörtyol: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 111.368 olup, 47.144’ü ilçe merkezinde, 64.224’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 10, Yakacık bucağına bağlı 3 köyü vardır. İlçe topraklarının kıyı kesiminde ovalık, bu bölgenin gerisinde yükselen dağlık bölge yer alır. Ovalar denize paralel uzarlar. En önemlisi Dörtyol Ovasıdır. Doğusunda Amanos (Nur) Dağları yer alır. Dağlardan kaynaklanan küçük akarsular ovaları sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, pamuk ve turunçgillerdir. Bahçe sebzeciliğinin yanında turfanda sebzeciliğide gelişmiştir. En çok domates, biber, patlıcan, kavun, karpuz, yerfıstığı yetiştirilir. Nur Dağlarındaki yaylalarda hayvancılık yapılır. Kıyı kesimlerde küçük çapta balıkçılık yapılır. İsdemir Yakacık Dolomit İşletmesi ve TPAO Dörtyol YüklemeTesisleri başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi, denizden içeride Dörtyol Ovasında kurulmuştur. Adana-İskenderun demir ve karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 91 km mesafededir. 1909’da kaza oldu. Dörtyol Adana’ya bağlandı. 1939’da Hatay’ın Türkiye topraklarına katılması üzerine Adana’dan ayrılıp, Hatay’ın bir ilçesi oldu. Belediyesi 1924’te kurulmuştur.
Erzin: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 29.160 olup, 22.477’si ilçe merkezinde, 6683’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 6 köyü vardır. İlçe toprakları genelde düzdür. Doğusunda Amanos Dağları yer alır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, pamuk ve narenciyedir. Hayvancılık gelişmiştir. İlçe merkezi Nur Dağları eteklerinde düz bir alanda kurulmuştur. Adana-İskenderun kara ve demiryolu ilçe topraklarından geçer. Eski ismi Yeşilkent’tir. Dörtyol ilçesine bağlı bucak iken 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu.
Hassa: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 47.131 olup, 7714’ü ilçe merkezinde, 39.417’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 16, Aktepe bucağına bağlı 11 köyü vardır. Yüzölçümü 495 km2 olup, nüfus yoğunluğu 95’tir. İlçe toprakları genelde düz alanlarla kaplıdır. Batısında Amanos Dağları yer alır. En önemli akarsuyu Karasu’dur.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri üzüm, buğday, pamuk ve arpa olup, ayrıca az miktarda zeytin, portakal ve mandalina yetiştirilir. Hayvancılık ikinci derecede geçim kaynağı olup, en çok kılkeçisi, koyun ve sığır beslenir.
İlçe merkezi Hupnik Çayının batısında Amanos Dağlarının eteklerinde kurulmuştur. Gaziantep-İskenderun-Antakya Karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 78 km mesâfededir. Belediyesi 1938’de kurulmuştur.
İskenderun: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 259.475 olup, 154.807’si ilçe merkezinde 104.668’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 26, Uluçınar bucağına bağlı 19 köyü vardır. İlçe toprakları Darkıyı düzlükleri ve hemen ardından yükselen dağlardan meydana gelir. Amanos Dağlarının yüksek kesimlerinde (800-1000 m) Soğukoluk Yaylası vardır. İlçe sınırları içinde kalan en öneli ova Arsuz Ovasıdır. Dağlardan kaynaklanan sular küçük dereler halinde denize dökülür.
Ekonomisi tarım ve sanayiye dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, turunçgiller, üzüm, yulaf, zeytin ve sebze olup, ayrıca az miktarda arpa, baklagiller ve yerfıstığı yetiştirilir. Hayvancılık ikinci derecede gelir kaynağıdır. Kıyılarda küçük çapta balıkçılık yapılır. İskenderun Demir Çelik Tesisleri, pamuklu dokuma fabrikaları, çimento fabrikası, nebati yağ fabrikaları, başlıca sanâyi kuruluşlardır.
İlçe merkezi, İskenderun Körfezi kıyısında kurulmuştur. Adana-Hatay karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 59 km mesafededir. Adana-Malatya demiryoluna Toprakkale’den ayrılan bir hatla bağlanır. İhrâcât ve ithâlât bakımından üçüncü büyük limana sahiptir. İsmi, Arapça küçük İskenderiye (İskenderune) den gelir. Târih boyunca çeşitli uygarlıkların hâkimiyeti altına giren İskenderun, 1822’de zelzelede büyük hasar görmüş ve tarihi eserlerin büyük kısmı yıkılmıştır. Belediyesi 1939’da kurulmuştur. Türkiye’nin en kalabalık ilçesidir.
Kırıkhan: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 103.075 olup, 68.601’i ilçe merkezinde, 34.474’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 46, Yalangoz bucağına bağlı 6 köyü vardır. Yüzölçümü 688 km2 olup, nüfus yoğunluğu 150’dir. İlçe toprakları genelde ovalarla kaplıdır. Batısında Amanos Dağları yer alır. Amik Gölünün kurutulması ile elde edilen Amik Ovasının bir bölümü ilçe sınırları içinde kalır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünü pamuk, çiğit, buğday ve arpa olup, ayrıca az miktarda üzüm, portakal ve mandalina yetiştirilir. Yüksek kesimlerde yaylacılık yoluyla koyun beslenir. Tavukçuluk gelişmiştir. İlçe topraklarında demir yatakları vardır.
İlçe merkezi, Amanos Dağlarının doğu eteklerinde kurulmuştur. İskenderun-Cilvegözü sınır kapısı yolu ilçe merkezinden geçer. İl merkezine 39 km mesafededir. Osmanlı Devleti zamanında, İskenderun-Halep ve Antakya-Maraş yollarının kavşağında yer aldığından çok sayıda han vardı. Bu yüzden ilçeye Kırıkhan ismi verilmiştir. Belediyesi 1939’da kurulmuştur.
Kumlu: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 15.541 olup, 6142’si ilçe merkezinde, 9399’u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 12 köyü vardır. İlçe toprakları genelde düz olup Amik Ovasında yer alır. Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri zeytin, pamuk, buğday ve burçaktır. Suriye sınırında yer aldığından sınır ticâreti yaygın olarak yapılır. İlçe merkezi Amik Ovasında Kırıkhan-Reyhanlı karayolu üzerinde kurulmuştur. Reyhanlıya bağlı bucak iken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu. Belediyesi 1968’de kurulmuştur.
Reyhanlı: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 63.254 olup, 42.451’i ilçe merkezinde, 20.803’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 21 köyü vardır. İlçe topraklarının büyük bölümü Amik Ovasında yer alır. Suriye sınırında dağlık alanlar vardır. Ovayı, Asi Nehri ile Afrin Suyu sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, çiğit, pamuk, zeytin ve arpa olup ayrıca az miktarda üzüm, sebze ve yerfıstığı yetiştirilir. Çırçır ve dokuma atölyeleri başlıca sanâyi kuruluşlarıdır. Cilvegözü Sınır Kapısı vâsıtasıyla sınır ticâreti yaygın bir şekilde yapılır.
İlçe merkezi, Amik Ovasının batısında Suriye sınırına yakın bir yerde kurulmuştur. İskenderun-Cilvegözü sınır kapısı karayolu ilçenin 5 km güneyinden geçer. İl merkezine 42 km mesâfededir. Eski ismi Intah’tır. Belediyesi 1939’da kurulmuştur.
Samandağ: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 89.202 olup, 29.857’si ilçe merkezinde, 59.345’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 17, Karaçay bucağına bağlı 16 köy vardır. Yüzölçümü 382 km2 olup, nüfus yoğunluğu 234’tür. İlçe topraklarının kuzeyi dağlıktır. Dağlık alanlarda kızılçam ve karaçam ormanları vardır. Asi Nehrinin denize döküldüğü kesimde bir kıyı ovası vardır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri portakal, mandalina, buğday, yerfıstığı, yulaf ve zeytin olup, ayrıca az miktarda arpa, sebze ve meyve yetiştirilir. Orman ürünlerini işleyen küçük atölyeler vardır. Kıyı kesimlerinde küçük çapta balıkçılık yapılır.
İlçe merkezi deniz kıyısında kurulmuştur. İl merkezine 25 km mesâfededir. Eski ismi Süveydiye’dir. 1948’de ilçe olurken ismi Samandağ olarak değiştirildi. Târihî eser yönünden zengin bir ilçedir. Belediyesi 1939’da kurulmuştur.
Yayladağı: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 26.172 olup, 6.496’sı ilçe merkezinde, 19.676’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 14, Kışlak bucağına bağlı 9, Yeditepe bucağına bağlı 8 köyü vardır. Yüzölçümü 366 km2 olup nüfus yoğunluğu 72’dir. İlçe toprakları akarsu vâdileriyle parçalanmış dağlık alanlardan meydana gelir. Dağlardan kaynaklanan suları Asi Irmağı toplar.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, üzüm, arpa, yulaf, tütün ve baklagillerdir. İlçede yetiştirilen pipo tütünü meşhurdur. Yüksek kesimlerde yaylacılık metoduyla koyun ve kıl keçisi besiciliği yapılır. İlçe topraklarında fosfat yatakları vardır.
İlçe merkezi ormanlık bir yaylada kurulmuştur. Hatay-Lazkiye (Suriye) karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 48 km mesâfededir. Eski ismi “Ordu Muradiye’dir. Türkiye’nin en güney noktası ilçe sınırları içindedir. İlçe belediyesi 1939’da kurulmuştur.
Târihî Eserler ve Turistik Yerleri
Hatay ili târihî zenginliği yanında tabiî güzellikler yönünden turizme çok elverişlidir. İl topraklarıOsmanlı devri ve daha önceki devirlere âit târihî eserlerle doludur.
Antakya Kalesi: Kaleyi İskender’in generallerinden Selevkos yaptırmıştır. Devrin en büyük kalelerinden biri idi. Bizans İmparatoru Nikeforos zamânında tâmir edilmiştir. Surları İstanbul surlarından sonra Türkiye’nin en uzun surlarıdır. 30 km uzunluğunda olup, 360 burcu vardır. Bir kısmı yıkık vaziyettedir.
Koz (Kürşat) Kalesi: Altınözü ilçesinin Kozkale köyündedir. On üçüncü asırda haçlılar tarafından yapılmıştır. Düzgün kesme taştan yapılmış sağlam bir kaledir.
Payas Kalesi: Dörtyol ilçesindedir. Romalılar döneminde yapılmıştır. Osmanlı Devleti zamânında tâmir ettirilmiştir. Sekiz kulesi olan kalenin etrâfı geniş, derin bir hendekle çevrilidir.
Bakras Kale: İskenderun’un Ötençay köyündedir. Kızıldağ eteğinde karakol kalesi olarak kurulmuştur. Kale içinde sağlam bir kilise bulunmaktadır.
Sarıseki (Merkez) Kalesi: İskenderun-Adana karayolu üzerindedir. Günümüzde yıkık bir vaziyettedir.
Şalen (Sıvlan) Kalesi: İskenderun’un Değirmendere köyü yakınlarındadır. Amanos Dağlarında sarp bir tepe üzerine kurulmuştur. Karakol Kalesi olarak kullanılmıştır.
Kızlar Sarayı: Reyhanlı-Halep yolu üstündedir. Beşinci asırda yapıldığı tahmin edilmektedir. Dînî bir merkez olup, kilise, manastır ve bunlarla ilgili yapılardan meydana gelmiştir.
Antakya Ulu Câmi: Sultan Selim Câmii de denir. Yapım târihi belli değildir. On altıncı asırda yeniden yapıldığı veya tâmir gördüğü tahmin edilmektedir. Selçuklu mîmârîtarzını andırır. Minâresi 1985 senesinde yeniden yapılmıştır.
Habib Neccar Câmii: Kilise iken câmiye çevrilmiştir. Minâresi 17. asırda barok mîmârî tarzına göre yapılmıştır. Altında halkın ziyâret ettiği üç mezar vardır.
Sokullu Mehmed PaşaKülliyesi: Dörtyol ilçesindedir. Külliye, câmi, bedesten, hamam ve kervansaraydan meydana gelmiştir. Sokullu Mehmed Paşa tarafından yaptırılmıştır. Taş işçiliği şâhânedir. Câminin giriş kapısı renkli mermerden yapılmıştır.
Kâsım Bey Câmii: Yayladağı ilçesindedir. Yavuz Sultan Selim Hanın beylerinden Kâsım Bey tarafından senesinde yaptırılmıştır. Dört defâ tâmir gördüğünü belirten kitâbesi vardır.
Belen Kervansarayı: Kânûnî Sultan Süleymân devrinde yaptırılmıştır. Han, hamam ve câmiden müteşekkildir. Günümüzde kullanılmakta olan hamam ve câmi klâsik Osmanlı mîmârî tarzındadır.
Cin Kulesi: Dörtyol ilçesinde Sokullu Mehmed Paşa külliyesi ile kıyı arasında en yüksek tepe üzerine yapılmıştır. Yıkık vaziyettedir. Gözetleme kulesi olarak kullanıldığı tahmin edilmektedir.
Saint Pierre (Petrus) Kilisesi: Antakya’ya iki km uzaklıkta, Habibi Neccar Dağı üzerindedir. Tabiî bir mağaradır. Havârilerden Petrus’un burada konakladığı rivâyet edilir. Gotik stilindeki bu kiliseyi Haçlılar yapmıştır. M.S. 29’da Petrus, vaazları ile Hıristiyanlığı yaymıştır. Mağara içinde günahkârlar hamamı ve gizli tüneller vardır. Antakya, 5 Ortodoks patrikliğinden (İstanbul Fener, Moskova, İskenderiye, Kudüs ve Antakya) birinin merkeziydi.
Roma Köprüsü: Üçüncü asra âit bir eserdir. Antakya içindedir. Köprüde Roma kartalı vardır. Roma İmparatoru Diocieetlanus yaptırmıştır.
Titus Tüneli: Samandağı’nda bulunan bu tünel Roma imparatoru Titüs zamânında su kanalı olarak yapılmıştır. Bu kanaldan kalan kısım 130 m uzunluğunda 7 m yüksekliğinde ve 6 m genişliğindedir.
Cebel Akra: Hititlerden kalma eski eserler vardır.
İssos: Makedonya Kralı İskender’in İran Pers Şehinşahı, Üçüncü Dârâ’yı yendiği mühim bir savaş yeridir.
Samandağ’ın Mağaracık köyündeki Merdivenli Mağarada yapılan kazıda 5 devreye âit (kültür tabakası) bulunmuştur. Târih öncesi eski devrin en büyük şehirleri kabul edilen Teli Açana ve Teli Tayinat, Hatay ilindedir. Buralarda yapılan kazılarda 17 devreye âit (17 kültür tabakası) üst üste “17 şehir kalıntısı” bulunmuştur. Açana, bir açık hava müzesidir. M.Ö. 3400-3000 yıl öncesine âit eserler bulunmuştur. Samandağı’nda kaya mezarları yer alır. Antakya’nın kuzeydoğusunda 183 höyük vardır. Açana bunlardan sâdece biridir. Açana, Sami-Yamhad Krallığına bağlı Mukiş ülkesinin merkeziydi. İlk taş çağından Romalılara kadar uzanan medeniyetlerin izleri görülür. Dünyânın ikinci büyük mozaik kolleksiyonu Hatay Arkeoloji Müzesindedir. Buradaki eserler, ikinci ve beşinci asırlar arasına âittir. Müzede Hitit, Asur ve Sümerlere âit eserler ve eski para kolleksiyonları da vardır.
Mesire yerleri: Hatay mesire yerleri bakımından zengin bir ildir. Tabiî yapısı birçok bölgenin mesire yeri olarak kullanılmasına imkân tanımıştır.
Harbiye: Çağlayanlar bölgesi olarak da bilinen bölge Antakya’ya 9 km uzaklıktadır. Defne ağaçları ile süslü, çok güzel manzaralı bir bölgedir.
Batıayaz (Teknepınar) Yaylası: Denizden 500 m yükseklikte olup, suyu ve havasıyla meşhur bir dinlenme yeridir. Havanın kuru olması yüzünden romatizmalıların büyük ilgi gösterdiği bu yaylada, av sporları da yapılabilmektedir.
Yayladağı: Yayladağı ilçesine 5 km uzaklıkta orman içi dinlenme yeridir.
Soğukoluk: İskenderun-Antakya karayolu üzerinde İskenderun’a 20 km uzaklıkta orman içi dinlenme yeridir. Manzarası ve suyu çok güzeldir.
Kuzuavlu: Dörtyol ilçesine 15 km uzaklıkta bir orman içi dinlenme yeridir. Serin havası ile ilgi çeker.
Kisecik: Şifâlı içme sularıyla yöre insanının rağbet ettiği ormanlık ve yayla niteliklerine sâhip güzel bir mesire yeridir.
Ayışığı: Yayladağı yolu üzerinde yerli ve yabancı turistlerin ilgisini çeken, sağlıklı bir hayat için ideal hava şartlarına sâhip bir mesire yeridir.
Kaplıcalar ve içmeler:
Hatay ili şifâlı su kaynakları bakımından zengin değildir. Önemli olanları şunlardır:
Reyhanlı Kaplıcası: Reyhanlı-Kırıkhan yolu üzerinde Reyhanlı’ya 20 km uzaklıktadır. Türkiye-Suriye sınırı yakınlarındadır. Kaplıca suyu genellikle ağrılı hastalıklara ve romatizma hastalıklarına iyi gelmektedir.
Erzin Başlamış Kaplıcası: Erzin ilçesine bağlı Başlamış köyündedir. Hem içme, hem de banyo kürleri karaciğer, safrakesesi, mîde, barsak ve pankreas hastalıklarında faydalıdır.
Kaynak
Rehber Ansiklopedisi
HATAY
İlin Kimliği
Yüzölçümü: 5403 km2
Nüfûsu: 1.109.754
İlçeleri: Merkez, Altınözü, Belen, Dörtyol, Erzin, Hassa, İskenderun, Kırıkhan, Kumlu, Reyhanlı, Samandağı
Türkiye’nin en güneyinde bir sınır ilimiz. 35°52’ ve 37°04’ kuzey enlemleri ile 35°40’ ve 36°35’ doğu boylamları arasında yer alır. İl toprakları, doğu ve güneyde Suriye sınırı, kuzeydoğuda Gâziantep, kuzey ve kuzeybatıda Adana, batıda ise İskenderun Körfezi ile çevrilidir. Trafik numarası 31’dir.
İsminin Menşei
Osmanlı devrinde “İskenderun Sancağı” adıyla anılan bölge, Cumhûriyet devrinde Türkiye’ye katıldıktan sonra “Hatay” ismini almıştır. Hititlilere “Hatti” denir ve bunlar da, Hatay bölgesine “Hattena” derlerdi. Araplar “Antakiye”, Selökitler ise Antiokheia demişlerdir.
Târihi
Hatay, Hititlerin bir toprağıydı Hitit imparatorluğunun yıkılışından az önce bu bölgede bağımsız bir Hitit devleti kuruldu. Başkenti Zencirli (Sam’al) olan bu devlet 150 sene devâm etti. M. Ö. 6. asırda Perslerin istilasına uğradı. Bilâhare Makedonya Kralı İskender, Anadolu’yu işgâl ve Pers (İran) Devletini yenerek bu bölgeyi de istilâ etti. İskender’in ölümünden sonra Makedonya İmparatorluğu, generalleri arasında taksim edildi. İskender’in generallerinden Birinci Selevkos Asya İmparatorluğunu, Birinci Selevkos’un oğlu Birinci Antiochus, Hatay bölgesinde Antakya şehrini kurdu.
Antakya M.Ö. 306-280 arasında 26 sene Asya İmparatorluğunun başşehri oldu. Şehir nüfûsu 500 bini geçerek Roma ve İskenderun’dan sonra dünyânın üçüncü büyük şehri oldu. Selevkos Devleti, başşehrini Selevkiya şehrine nakledince Antakya gerilemeye başladı. Roma imparatorluğu, Selevkos (Asya) Devletini ilhak edince, bölge Romalıların eline geçti. Roma imparatorluğu M.S. 395’te ikiye parçalanınca bu bölge, Doğu Roma’nın (Bizans) payına düştü. M.S. 395’ten îtibâren 243 sene Antakya, Bizans ve Sâsânîler arasında el değiştirdi. Hıristiyanların dînî merkezi hâline geldi. Sâsânî imparatoru Şehinşah Birinci Sâpûr, 260 senesinde şehri aldı. Bizanslıların 538 senesinde geri almalarını müteakip Birinci Hüsrev Nûşirevân tekrar şehri ele geçirdi. Halkın büyük kısmını, Bağdat yakınlarındaki başşehir Medâyin’in civârında kurulan Rûmiye şehrine yerleştirdi. Bizans imparatoru Justinianus, Antakya’yı Sâsânîlerden geri aldı ve yeniden inşâ ettirdi.
Hazret-i Ömer’in halîfeliği sırasında 638’de İslâm ordusu Antakya’yı fethetti. 688’de Bizanslılar bu şehri geri almak istediler, fakat muvaffak olamadılar. Antakya, Abbâsî Devletinin Bizans’a karşı bir sınır eyâletinin merkezi (Avâsım) oldu. Daha sonraları Halep’te kurulanHamdânî Emirliği, bu bölgeye sâhip oldu. 966 senesinde Bizans saldırısına karşı şehir kendini savundu. 331 sene süren İslâm hâkimiyetinden sonra Bizans İmparatoru Nikeforos Fokas, Müslümanlar arasındaki iç savaşlardan istifâde ile şehri geri aldı(969). 115 sene Bizans’ın işgâli altında kaldıktan sonra Anadolu fâtihi ve Türkiye Selçukluları Devleti hükümdârı Kutalmışoğlu Birinci Süleymân Şah, 1084’te Antakya’yı fethederek, Türk topraklarına kattı. 1086’da Süleymân Şahla Alparslan’ın oğlu Sultan Tutuş (Suriye Selçukluları hükümdârı) arasında çıkan kardeş kavgası (iç savaş) sırasında Kutalmışoğlu Süleymân Şahın vefât etmesiyle şehir, Tutuş’un hâkimiyetine geçti.
1071 Malazgird Zaferinin intikâmını almak, Türkleri Anadolu’dan atmak, Kudüs’ü ele geçirmek ve İslâmiyeti imhâ etmek maksadıyla Avrupa Hıristiyanları, Haçlı seferleri tertiplediler. Bu seferlerden ilki olan Birinci Haçlı Seferinde 600.000 kişilik bir Haçlı ordusu Anadolu’ya geldi. Bunlardan 500.000’i Türkiye Selçukluları Sultânı Birinci Kılıç Arslan tarafından gerilla savaşları ile imhâ edildi. Geriye kalan 100.000 kişilik Haçlı ordusu, 21 Ekim 1097’deAntakya önlerine geldi. Şehri Türk komutanı Yağıbasan Bey savunuyordu. Kuşatma 7,5 ay sürdü. Antakyalı birkaç Hıristiyan 5 Haziran 1098’de kale kapılarından birini açarak Haçlı ordusunun gizliceAntakya’ya girmesini sağladılar. Kaleye giren Haçlılar, Müslümanları ve hattâ Hıristiyanları kılıçtan geçirdiler. Selçuklu Sultânı, bu mühim şehri geri almak için Kerboğa Bey komutasında büyük bir Türk ordusunu gönderdi. Antakya düşmek üzereyken bir papaz, hazret-i Îsâ’nın bağrına saplanan mızrağı buldum yalanını söyleyerek Hıristiyanları coşturdu ve Antakya’yı Türklerin geri almasını engelledi. Burası merkez olmak üzere bir Haçlı Prensliği kuruldu. Kudüs’e yönelen 100.000’e yakın Haçlı sürüsü, Kudüs’ü işgâl edince câmilere sığınan Müslümanları katlettiler. Câmilerde Haçlı süvârilerinin atlarının karnına ulaşan kan gölü meydana geldi. Kudüs Haçlı Krallığına bağlı olan Antakya Haçlı Prensliği, 170 sene Antakya’ya hâkim oldu. 19 Mayıs 1268’de Türk-Memlûk Sultânı Baybars, Antakya’yı geri alarak 170 sene bu şehre kan kusturan Haçlı Prensliğini ortadan kaldırdı.
Şam, Halep, Lazkiye, Hama ve Humus ile rekâbet edemeyen Antakya, gerilemeye başladı. Osmanlı Sultanı Yavuz Sultan Selim Han, 1516’da Mercidâbık Zaferi ile Suriye ve Hatay’ı Osmanlı Devletine kattı. On yedinci asırda Antakya 5 sancaklı Trablusşam eyâletine (beylerbeyliğine) bağlı bir kazâ merkeziydi. Yirminci asır başlarında ise 3 sancaklı Halep vilâyetinin (eyâletinin) merkez sancağına bağlı 14 kazâdan biriydi. Bu kazâlardan biri de İskenderun’du. Birinci Dünyâ Harbinin sonunda Ekim 1918 sonlarında Antakya’yı İngilizler işgâl ettiler ve bir sene sonra Fransızlara devrettiler. 20 Ekim 1921’de Ankara Antlaşması ile Fransızların iç bağımsızlık tanıdıkları İskenderun sancağında çoğunluk Türklerdeydi. Buna rağmen Fransa iki kardeş ve komşu ülke olan Türkiye ile Suriye’nin arasına fitne tohumu ekmek için, Misâk-ı Millî sınırları içinde olan Hatay’ı (İskenderun sancağını) Lozan’da geri vermedi. Fransızlar, 1925 Martında İskenderun sancağının idâresini diğer Sûriye illerinden ayırdılar. Türkçe, Arapça ve Fransızcayı resmî dil kabul ettiler. 1937’de bağımsız Hatay Cumhûriyeti kuruldu. 23 Haziran 1939’da Türkiye-Fransa arasında yapılan Ankara Antlaşması ile Hatay’ın Türkiye’ye katılması kesinleşti. 23 Temmuz 1939’da Hatay, Türkiye’nin bir vilâyeti oldu.
Fizikî Yapı
Hatay topraklarının % 46’sını dağlar, % 20’sini yaylalar ve % 34’ünü ovalar kaplar. Üçte ikisine yakını dağlık sayılır.
Dağları: Hatay’ın en önemli dağları Amanos Dağları’dır. Güneybatı-kuzeydoğu istikâmetinde İskenderun Körfezi kıyısına paralel olarak bir duvar gibi uzanır. Uzunluğu 180 km, genişliği 15-30 km olup, en önemli geçidi Elmadağ üzerindeki Belen Geçididir. Geçidin denizden yüksekliği 660 m’dir. Bu dağlar kıyıdaki dar ova ile içerideki Amik Ovasını ikiye böler. Amanos Dağlarının yeni ismi Nur Dağlarıdır. Eskiden Gavur Dağları da denirdi. Amanos Dağları üzerinde Musa Dağı, Daz Dağı (Mığır Tepe 2240 m), Kızıl Dağı (1735 m), İkiztepe (1700 m), Kanlık Tepe başlıca yüksek yerleridir. Asi Nehrinin dirseği içinde kalan Keldağ (Cebel-i Akra) 1730 m’dir. ZiyâretDağ 1235 m’dir. Amanos Dağlarının 800-1000 m yükseklikteki yamaçlarında bir çok yayla vardır. Soğukoluk, Belen, Zorkun ve Atik Yaylaları, yaz-kış kullanılır.
Ovaları: İl topraklarının orta kısmında geniş bir (çöküntü) çukur alan vardır. Bu alanın büyük kısmı Amik Ovasını teşkil eder. Denizden yüksekliği 80 m olan bu ova 900 km2 dir. 90 kilometrekarelik Amik Gölü ile etrâfındaki 200 kilometrekarelik bataklık 1980’de tarım alanı hâline getirilmiştir. Bu ova, Asi Vâdisi, Afrin Vâdisi ve Karasu Vâdisi ile genişler. Amanos Dağları ile İskenderun Körfezi arasında dar kıyı ovaları olan İskenderun, Dörtyol, Payas ve Arsuz ovalarında Akdeniz bitkileri yetişir.
Akarsuları: AsiIrmağı: 380 km uzunluktadır. Hatay’ın en önemli akarsuyudur. Lübnan Dağlarından çıkarak Suriye’ye girer. Türkiye-Suriye sınırında 30 km aktıktan sonra Amik Ovasının güneyinden batıya kıvrılarak dirsek yapan Samandağı yakınında denize dökülür. Türkiye’deki uzunluğu 94 km’dir. Amanos Dağları ile Keldağ arasında açtığı vâdide Büyük Akarçay, Küçük Akarçay, Hüseyinli Dereleri ve Hupnik Çayı bulunur. Afrin Çayı: Gâziantep’in Sof Dağları eteklerinden çıkar, Kilis yakınında Suriye’ye girer, Reyhanlı kuzeyinden yeniden topraklarımıza girer ve Amik Ovasını sular. Asi Irmağına karışır. Karasu: Kahramanmaraş’ın Akçadağ ve Kartal Dağı eteklerinden çıkar, Çatalyurt yakınında Hatay topraklarına girer, Amik Ovasını sulayıp Asi Nehrine karışır.
Gölleri: 90 kilometrekarelik Amik Gölünün kurutulmasından sonra tabiî büyük göl kalmamıştır. Kurutulma işine 1954’te başlanmış, 1973’te tamamlanmıştır. Tahta Köprü Baraj Gölü: Karasu üzerinde sulama maksadıyla kuruluş bir barajdır. 200 milyon m3 su kapasiteli bu baraj ile 20 bin hektarlık tarım sahası sulanmaktadır. Bağlama, Gülbaşı ve Yenişehir Gölcükleri vardır. Kahramanmaraş’ta kurulmakta olan Menzelet Barajından Hatay içme ve sulama için istifâde edecektir.
İklim ve Bitki Örtüsü
İklimi: Hatay ilinde Akdeniz iklimi hüküm sürer. Yazlar sıcak ve kurak; kışlar ılık ve yağışlı geçer. Senede ancak bir kaç gün kar yağar. Sıcaklık, -6,3°C ile +43°C arasında seyreder. Dağların yüksek noktalarında sıcaklık, ovalara nazaran daha düşüktür. Senelik yağış miktarı 877-1174 mm’dir.
Bitki örtüsü: Kıyı ovaları ile Amik Ovasında her çeşit bitki yetişir. Arâzinin % 44’ü ekili-dikili alanlar,% 38’i orman ve makilerle, % 14’ü çayır ve mer’alarla kaplıdır. Tarıma elverişli olmayan kısmı % 4’dür. Dağların 800 m yüksekliğe kadar olan kısmı makilerle, 800-1200 m arası meşe, kayın, ardıç, kızılcık, kavak ve çınar ağaçları ile kaplıdır. 1200 m yukarısında karaçam, kızılçam ve sedir ağaçları bulunur.
Ekonomi
Hatay’ın ekonomisi tarım, sanâyi ve ticârete dayanır.
Tarım: Hatay ilinin toprakları verimli olup, sulanan ekim alanları çoktur. Modern tarım âletleri yaygındır. Bu bakımdan çok çeşitli ve bol ürün alınır. Tahıl, sebze ve meyve ambarıdır. Buğday, arpa, pirinç, mercimek, pamuk, yerfıstığı, sebze (domates, patlıcan, biber, fasulye ve soğan), bol miktarda kavun-karpuz yetişir. Turunçgiller (portakal, mandalina, limon, turunç ve altıntop) 3 milyon ağaçtan ürün alınır. Dörtyol portakalı meşhurdur. Meyve olarak erik, kayısı, yenidünyâ, bâdem, incir ve üzüm bol olarak yetişir. Bu bölgede yetişen buğdayda nişasta miktarı fazladır.
Hayvancılık: Çayır ve mer’aların tarla hâline getirilmesi ile hayvancılık gerilemiştir. Son senelerde yeniden hayvancılık gelişmektedir. Koyun, kıl keçisi, sığır beslenir. Arıcılık gelişmiştir. Hatay’ın 152 km’lik bir sâhili olmasına rağmen balıkçılık gelişmemiştir. Yakalanan balıklar il içinde tüketilir, az bir kısmı da Suriye’ye satılır.
Ormancılık: Hatay’ın orman varlığı zengin sayılır. % 38’i (210 bin hektar) orman ve makilerle kaplıdır. 114 köy orman kenarında ve içindedir. Her sene 50 bin ster yakacak odun ve 20 bin m3 sanâyi odunu ile 250 ton reçine elde edilir.
Mâdenleri: Hatay ilinde krom, bakır, kurşun, demir, manyezit, mermer, manganez ve dolomit yatakları vardır. Fakat yalnız dolomit çıkarılır. Dolomit, demirin eritilmesinde, şişe ve cam, azot sanâyiinde kullanılır. Payas’ta 150 bin ton kapasiteli dolomit işletmesi vardır. İskenderun körfezinde petrol aranmaktadır. Bâzı sondaj kuyularında petrola rastlanmışsa da işletmek için daha büyük yatakların aranmasına devâm edilmektedir.
Sanâyi: Hatay’da sanâyi sektörü gittikçe gelişmektedir. 10 kişiden fazla işçi çalıştıran iş yeri 200’e yakındır. 10 kişiden az işçi çalıştıran iş yeri sayısı iki bindir. 1960 senesine kadar sanâyi tarıma dayalı idi. Çırçır, sabun, yağ, un, gübre, dokuma, deri, mobilya ve tarım âletleri fabrikaları bulunuyordu. 1960’tan sonra motorlu araç, yağ, mazot ve hava filtreleri ve fren balataları yapan fabrikalar ile ambalaj için teneke kutu îmâl eden fabrika ve karoser atölyeleri kuruldu. Son senelerde 10 iş yerinde elektrik aletleri, akü, otomobil yedek parça, treyler ve tanker îmâl eden fabrika ve atölyeler kurulmuştur.
Bunlara ilâveten tuğla, kiremit ve çimento fabrikaları vardır. Türkiye’nin en büyük demir ve çelik fabrikası olan İSDEMİR, İskenderun’da 15 milyon metrekarelik bir sahada kurulmuş olup, 20 bin kişi çalışmaktadır. Bu fabrikada ham demir, blok çelik, yuvarlak çelik, pik demir, kok, katran, amonyum sulfat, ham ferol, saf benzol, saf ksilol, fotvol, sovent ve sodyum fenolat gibi çeşitli maddeler îmâl edilmektedir.
Ulaşım: Hatay ulaşım bakımından işlektir. Bütün köylerine yol vardır. Antakya-Reyhanlı asfalt yolu Suriye’nin Halep şehrine ulaşır. Kahramanmaraş-Antakya E-391 karayolu ile Güneydoğu Anadoluya bağlanır. Avrupa-Anadolu-Ortadoğu-GüneyAsya’yı birbirine bağlayan E-5 karayolu Hatay’dan geçer. E-5 karayoluna Antakya ve İskenderun bağlanır. E-5 karayolu ayrıca Suriye’nin Lâzkıye şehrine ulaşır. Hatay, E-5 karayolu ile Ortadoğu ve Güney Asya’yı Anadolu ve Avrupa’ya bağlayan mühim bir yerdedir. Hava alanı sâdece askerî maksatlarla kullanılır. Adana-Kahramanmaraş demiryolundan Yeşilkent’ten ayrılan bir kol güneye uzanarak İskenderun’a ulaşır. Motorlu tren ve ekspres seferleri yapılır. Demiryolu bilhassa yük taşımacılığında kullanılır.
Denizyolu: İstanbul ve İzmir’den sonra Türkiye’nin ihraç ve ithal bakımından en büyük limanı İskenderun limanıdır. Bu limana gelen gemilerin % 80’i yabancı bandıralıdır. Doğu Akdeniz’in en önemli limanı olan İskenderun limanı Çukurova, İç Anadolu ve Ortadoğu ülkelerine mal sevkinde mühim rol oynar.
Boru Hattı: Ham petrol, TPAO’nun Batman-İskenderun arasındaki boru hattı ile Batman’dan Dörtyol tesislerine, oradan da tankerlerle ülkemizin muhtelif yerlerine sevk edilir. Antakya-İskenderun yolunun on altıncı kilometresinde târihi Belen Geçidi vardır. Güney Anadolu’nun kapısıdır. Osmanlı devrinde bu geçidi 250 muhâfız (asker) beklerdi. Yanında cami, kervansaray ve Bakras Kalesi yer alır.
Nüfus ve Sosyal Hayat
Nüfûsu: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 1.109.754 olup, 531.707’si İlçe merkezlerinde, 578.047’si bucak ve köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 5.403 km2 olup, nüfus yoğunluğu 205’tir. Nüfus, Asi Nehri Vâdisi ile Kuseyr Yaylasında toplanmıştır.
Örf ve âdetler: Hatay bölgesi (Antakya) 638 senesinde hazret-i Ömer zamânında İslâm ordusu tarafından fethedilmiş, 331 sene süren İslâm hâkimiyetinden sonra yeniden Bizans’ın işgâline uğramış, 115 sene süren işgâle Selçuklu Türkleri son vererek 1085’te Türkler tarafından fethedilmiştir. 1097’de Birinci Haçlı Seferinde Haçlıların istilâsına uğramış, 170 sene süren Haçlı istilasına 1268’de Memlûk Sultanlığı son vermiş ve 1516’da Yavuz Sultan Selim Han bu bölgeyi Osmanlı toprağına katmıştır. Romalılar zamânında Hıristiyanların önemli bir dînî merkezi olan bu bölge ve münhasıran Antakya’da Hıristiyan kültürü ve eski çağların kültürü unutularak Türk-İslâm kültürü ile yoğrulmuştur. Hatay bölgesinde örf, âdet, folklor ve her çeşit sosyal yaşantıda Türk-İslâm kültürü hâkimdir.
Kıyâfet: Mahallî kıyâfette erkekler geniş şalvar ve uzun gömlek giyerler. Bellerinde kuşak yer alır. Ayrıca sırmalı abalar giyilir. Başlarına “kefiye” takarlar. Kadınlar yünlü veya pamuklu kumaştan beli bol fistan, üzerine kısa yelek, bellerine kuşak veya yağlık takarlar. Ayaklarına ince yün çorap, yemeni, çarık veya kundura giyerler. Başlarına depelik denilen gâzi ve reşat altınları ile tezyin edilmiş başlıklar giyerler, fes giydiklerinde ayrıca yaşmak takarlar.
Yemekler: Tarhana, bulgur, lor, çökelek, çiğ köfte, tuzlu yoğurt, işperek, züngül, bakla ezmesi, humus semsekli, sinikebap, sumak, bulgurla yapılan “toğga çorbası”, koyun etinin but kısmından dövülerek yapılan köfte, “oruk” ile künafe de mahallî yemekleridir.
El sanatları: Dokumacılık ve ağaç işçiliği oldukça gelişmiştir. Kilim, aba perde, gömlek, şalvar ve entari dokunur. Hasır işi çanta, tepsi ve sepetler meşhurdur.
Folklor: Hatay bölgesi mâni, efsâne, bilmece ve atasözleri bakımından zengindir. Çok sayıda halk şâiri yetişmiştir. Âşık Hasan, Âşık Avcı Osman, Avcı Hacı, Kul Celâl, Kul Mehmed, Sefil Molla ve Telli Osman’ın şiirleri zamânımıza ulaşanlardır. Halkoyunları zengindir. Çoğu “halay” cinsindendir. “Adana üçayağı, eli elime değdi, halebi, zeybek, çiftetelli, garip ve karşıda kavun yerler” başlıcalarıdır. Bölge türkü bakımından zengindir.
Eğitim: Hatay eğitim bakımından gelişmiş bir ilimizdir. Bütün köylerinde okul vardır. Okur-yazar nisbeti % 80’dir. Hatay ilinde 130 anaokul, 627 ilkokul, 127 ortaokul, 60 lise, meslekî ve teknik lise vardır. Üniversiteye bağlı 2 meslek yüksek okulu ile 2 eğitim fakültesi bulunmaktadır. Yeni Kurulan M.Kemal Üniversitesi 1993-1994 yılında eğitime başladı.
İlçeleri
Hatay’ın, biri merkez olmak üzere on iki ilçesi vardır.
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 284.195 olup, 123.871’i ilçe merkezinde, 160.324’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 25, Harbiye bucağına bağlı 9, Hıdırbey bucağına bağlı 19, Serinyol bucağına bağlı 15, Şenköy bucağına bağlı 8 köyü vardır. Yüzölçümü 689 km2 olup, nüfus yoğunluğu 412’dir. İlçe topraklarının batı ve güneyi dağlarla çevrilidir. Batısında Nur Dağları, güneyinde Kel Dağı, orta kesimde ise Amik Ovası yer alır. İlçe topraklarını Asi Irmağı sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri pamuk, zeytin, buğdaydır. Akarsu boylarında meyve ve sebze yetiştiriciliği yapılır. Çırçır ve dokuma atölyeleri tuğla ve nebati yağ fabrikaları başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi Habib Neccar Dağı eteklerinde kurulmuştur. Ortasından Asi Irmağı geçer. Çok eski bir yerleşim merkezidir. İsmi Antakya’dır. Birinci Dünyâ Savaşından sonra Fransızlar tarafından işgal edilen bölge, 20 sene Fransız manda yönetiminde kaldıktan sonra 1939’da Türkiye topraklarına katıldı.
Altınözü: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 58.288 olup, 6518’i ilçe merkezinde, 51.770’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 22, Babatonun bucağına bağlı 8, Yiğityolu bucağına bağlı 11 köyü vardır. Yüzölçümü 357 km2 olup, nüfus yoğunluğu 163’tür. İlçe toprakları 150 m ile 680 m arasında değişen yükseklikte platolarla kaplıdır. Güneyinde Keldağ, Suriye sınırında Asi Havzası yer alır. İlçe topraklarını Asi Irmağı sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri zeytin, arpa ve buğdaydır. Hatay’ın en çok zeytin yetiştirilen ilçesidir. Hayvancılık bâzı bölgelerde yapılır. İlçe merkezi Keldağ eteklerinde düz bir alanda kurulmuştur. Suriye sınırına çok yakındır. 1945’te ilçe olan Altınözü’nün belediyesi aynı sene kurulmuştur.
Belen: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 22.893 olup, 15.629’u ilçe merkezinde, 7264’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 10 köyü vardır. İlçe toprakları dağlıktır. Kıyı kesiminde dar bir ova yer alır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Kıyı ovasında turunçgiller, zeytin ve tahıl yetiştirilir. İlçe merkezi aynı isimle anılan yaylada kurulmuştur. İskenderun-Hatay karayolu ilçeden geçer. İskenderun’a bağlı bucak iken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu.
Dörtyol: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 111.368 olup, 47.144’ü ilçe merkezinde, 64.224’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 10, Yakacık bucağına bağlı 3 köyü vardır. İlçe topraklarının kıyı kesiminde ovalık, bu bölgenin gerisinde yükselen dağlık bölge yer alır. Ovalar denize paralel uzarlar. En önemlisi Dörtyol Ovasıdır. Doğusunda Amanos (Nur) Dağları yer alır. Dağlardan kaynaklanan küçük akarsular ovaları sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, pamuk ve turunçgillerdir. Bahçe sebzeciliğinin yanında turfanda sebzeciliğide gelişmiştir. En çok domates, biber, patlıcan, kavun, karpuz, yerfıstığı yetiştirilir. Nur Dağlarındaki yaylalarda hayvancılık yapılır. Kıyı kesimlerde küçük çapta balıkçılık yapılır. İsdemir Yakacık Dolomit İşletmesi ve TPAO Dörtyol YüklemeTesisleri başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi, denizden içeride Dörtyol Ovasında kurulmuştur. Adana-İskenderun demir ve karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 91 km mesafededir. 1909’da kaza oldu. Dörtyol Adana’ya bağlandı. 1939’da Hatay’ın Türkiye topraklarına katılması üzerine Adana’dan ayrılıp, Hatay’ın bir ilçesi oldu. Belediyesi 1924’te kurulmuştur.
Erzin: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 29.160 olup, 22.477’si ilçe merkezinde, 6683’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 6 köyü vardır. İlçe toprakları genelde düzdür. Doğusunda Amanos Dağları yer alır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, pamuk ve narenciyedir. Hayvancılık gelişmiştir. İlçe merkezi Nur Dağları eteklerinde düz bir alanda kurulmuştur. Adana-İskenderun kara ve demiryolu ilçe topraklarından geçer. Eski ismi Yeşilkent’tir. Dörtyol ilçesine bağlı bucak iken 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu.
Hassa: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 47.131 olup, 7714’ü ilçe merkezinde, 39.417’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 16, Aktepe bucağına bağlı 11 köyü vardır. Yüzölçümü 495 km2 olup, nüfus yoğunluğu 95’tir. İlçe toprakları genelde düz alanlarla kaplıdır. Batısında Amanos Dağları yer alır. En önemli akarsuyu Karasu’dur.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri üzüm, buğday, pamuk ve arpa olup, ayrıca az miktarda zeytin, portakal ve mandalina yetiştirilir. Hayvancılık ikinci derecede geçim kaynağı olup, en çok kılkeçisi, koyun ve sığır beslenir.
İlçe merkezi Hupnik Çayının batısında Amanos Dağlarının eteklerinde kurulmuştur. Gaziantep-İskenderun-Antakya Karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 78 km mesâfededir. Belediyesi 1938’de kurulmuştur.
İskenderun: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 259.475 olup, 154.807’si ilçe merkezinde 104.668’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 26, Uluçınar bucağına bağlı 19 köyü vardır. İlçe toprakları Darkıyı düzlükleri ve hemen ardından yükselen dağlardan meydana gelir. Amanos Dağlarının yüksek kesimlerinde (800-1000 m) Soğukoluk Yaylası vardır. İlçe sınırları içinde kalan en öneli ova Arsuz Ovasıdır. Dağlardan kaynaklanan sular küçük dereler halinde denize dökülür.
Ekonomisi tarım ve sanayiye dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, turunçgiller, üzüm, yulaf, zeytin ve sebze olup, ayrıca az miktarda arpa, baklagiller ve yerfıstığı yetiştirilir. Hayvancılık ikinci derecede gelir kaynağıdır. Kıyılarda küçük çapta balıkçılık yapılır. İskenderun Demir Çelik Tesisleri, pamuklu dokuma fabrikaları, çimento fabrikası, nebati yağ fabrikaları, başlıca sanâyi kuruluşlardır.
İlçe merkezi, İskenderun Körfezi kıyısında kurulmuştur. Adana-Hatay karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 59 km mesafededir. Adana-Malatya demiryoluna Toprakkale’den ayrılan bir hatla bağlanır. İhrâcât ve ithâlât bakımından üçüncü büyük limana sahiptir. İsmi, Arapça küçük İskenderiye (İskenderune) den gelir. Târih boyunca çeşitli uygarlıkların hâkimiyeti altına giren İskenderun, 1822’de zelzelede büyük hasar görmüş ve tarihi eserlerin büyük kısmı yıkılmıştır. Belediyesi 1939’da kurulmuştur. Türkiye’nin en kalabalık ilçesidir.
Kırıkhan: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 103.075 olup, 68.601’i ilçe merkezinde, 34.474’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 46, Yalangoz bucağına bağlı 6 köyü vardır. Yüzölçümü 688 km2 olup, nüfus yoğunluğu 150’dir. İlçe toprakları genelde ovalarla kaplıdır. Batısında Amanos Dağları yer alır. Amik Gölünün kurutulması ile elde edilen Amik Ovasının bir bölümü ilçe sınırları içinde kalır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünü pamuk, çiğit, buğday ve arpa olup, ayrıca az miktarda üzüm, portakal ve mandalina yetiştirilir. Yüksek kesimlerde yaylacılık yoluyla koyun beslenir. Tavukçuluk gelişmiştir. İlçe topraklarında demir yatakları vardır.
İlçe merkezi, Amanos Dağlarının doğu eteklerinde kurulmuştur. İskenderun-Cilvegözü sınır kapısı yolu ilçe merkezinden geçer. İl merkezine 39 km mesafededir. Osmanlı Devleti zamanında, İskenderun-Halep ve Antakya-Maraş yollarının kavşağında yer aldığından çok sayıda han vardı. Bu yüzden ilçeye Kırıkhan ismi verilmiştir. Belediyesi 1939’da kurulmuştur.
Kumlu: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 15.541 olup, 6142’si ilçe merkezinde, 9399’u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 12 köyü vardır. İlçe toprakları genelde düz olup Amik Ovasında yer alır. Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri zeytin, pamuk, buğday ve burçaktır. Suriye sınırında yer aldığından sınır ticâreti yaygın olarak yapılır. İlçe merkezi Amik Ovasında Kırıkhan-Reyhanlı karayolu üzerinde kurulmuştur. Reyhanlıya bağlı bucak iken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu. Belediyesi 1968’de kurulmuştur.
Reyhanlı: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 63.254 olup, 42.451’i ilçe merkezinde, 20.803’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 21 köyü vardır. İlçe topraklarının büyük bölümü Amik Ovasında yer alır. Suriye sınırında dağlık alanlar vardır. Ovayı, Asi Nehri ile Afrin Suyu sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, çiğit, pamuk, zeytin ve arpa olup ayrıca az miktarda üzüm, sebze ve yerfıstığı yetiştirilir. Çırçır ve dokuma atölyeleri başlıca sanâyi kuruluşlarıdır. Cilvegözü Sınır Kapısı vâsıtasıyla sınır ticâreti yaygın bir şekilde yapılır.
İlçe merkezi, Amik Ovasının batısında Suriye sınırına yakın bir yerde kurulmuştur. İskenderun-Cilvegözü sınır kapısı karayolu ilçenin 5 km güneyinden geçer. İl merkezine 42 km mesâfededir. Eski ismi Intah’tır. Belediyesi 1939’da kurulmuştur.
Samandağ: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 89.202 olup, 29.857’si ilçe merkezinde, 59.345’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 17, Karaçay bucağına bağlı 16 köy vardır. Yüzölçümü 382 km2 olup, nüfus yoğunluğu 234’tür. İlçe topraklarının kuzeyi dağlıktır. Dağlık alanlarda kızılçam ve karaçam ormanları vardır. Asi Nehrinin denize döküldüğü kesimde bir kıyı ovası vardır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri portakal, mandalina, buğday, yerfıstığı, yulaf ve zeytin olup, ayrıca az miktarda arpa, sebze ve meyve yetiştirilir. Orman ürünlerini işleyen küçük atölyeler vardır. Kıyı kesimlerinde küçük çapta balıkçılık yapılır.
İlçe merkezi deniz kıyısında kurulmuştur. İl merkezine 25 km mesâfededir. Eski ismi Süveydiye’dir. 1948’de ilçe olurken ismi Samandağ olarak değiştirildi. Târihî eser yönünden zengin bir ilçedir. Belediyesi 1939’da kurulmuştur.
Yayladağı: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 26.172 olup, 6.496’sı ilçe merkezinde, 19.676’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 14, Kışlak bucağına bağlı 9, Yeditepe bucağına bağlı 8 köyü vardır. Yüzölçümü 366 km2 olup nüfus yoğunluğu 72’dir. İlçe toprakları akarsu vâdileriyle parçalanmış dağlık alanlardan meydana gelir. Dağlardan kaynaklanan suları Asi Irmağı toplar.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, üzüm, arpa, yulaf, tütün ve baklagillerdir. İlçede yetiştirilen pipo tütünü meşhurdur. Yüksek kesimlerde yaylacılık metoduyla koyun ve kıl keçisi besiciliği yapılır. İlçe topraklarında fosfat yatakları vardır.
İlçe merkezi ormanlık bir yaylada kurulmuştur. Hatay-Lazkiye (Suriye) karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 48 km mesâfededir. Eski ismi “Ordu Muradiye’dir. Türkiye’nin en güney noktası ilçe sınırları içindedir. İlçe belediyesi 1939’da kurulmuştur.
Târihî Eserler ve Turistik Yerleri
Hatay ili târihî zenginliği yanında tabiî güzellikler yönünden turizme çok elverişlidir. İl topraklarıOsmanlı devri ve daha önceki devirlere âit târihî eserlerle doludur.
Antakya Kalesi: Kaleyi İskender’in generallerinden Selevkos yaptırmıştır. Devrin en büyük kalelerinden biri idi. Bizans İmparatoru Nikeforos zamânında tâmir edilmiştir. Surları İstanbul surlarından sonra Türkiye’nin en uzun surlarıdır. 30 km uzunluğunda olup, 360 burcu vardır. Bir kısmı yıkık vaziyettedir.
Koz (Kürşat) Kalesi: Altınözü ilçesinin Kozkale köyündedir. On üçüncü asırda haçlılar tarafından yapılmıştır. Düzgün kesme taştan yapılmış sağlam bir kaledir.
Payas Kalesi: Dörtyol ilçesindedir. Romalılar döneminde yapılmıştır. Osmanlı Devleti zamânında tâmir ettirilmiştir. Sekiz kulesi olan kalenin etrâfı geniş, derin bir hendekle çevrilidir.
Bakras Kale: İskenderun’un Ötençay köyündedir. Kızıldağ eteğinde karakol kalesi olarak kurulmuştur. Kale içinde sağlam bir kilise bulunmaktadır.
Sarıseki (Merkez) Kalesi: İskenderun-Adana karayolu üzerindedir. Günümüzde yıkık bir vaziyettedir.
Şalen (Sıvlan) Kalesi: İskenderun’un Değirmendere köyü yakınlarındadır. Amanos Dağlarında sarp bir tepe üzerine kurulmuştur. Karakol Kalesi olarak kullanılmıştır.
Kızlar Sarayı: Reyhanlı-Halep yolu üstündedir. Beşinci asırda yapıldığı tahmin edilmektedir. Dînî bir merkez olup, kilise, manastır ve bunlarla ilgili yapılardan meydana gelmiştir.
Antakya Ulu Câmi: Sultan Selim Câmii de denir. Yapım târihi belli değildir. On altıncı asırda yeniden yapıldığı veya tâmir gördüğü tahmin edilmektedir. Selçuklu mîmârîtarzını andırır. Minâresi 1985 senesinde yeniden yapılmıştır.
Habib Neccar Câmii: Kilise iken câmiye çevrilmiştir. Minâresi 17. asırda barok mîmârî tarzına göre yapılmıştır. Altında halkın ziyâret ettiği üç mezar vardır.
Sokullu Mehmed PaşaKülliyesi: Dörtyol ilçesindedir. Külliye, câmi, bedesten, hamam ve kervansaraydan meydana gelmiştir. Sokullu Mehmed Paşa tarafından yaptırılmıştır. Taş işçiliği şâhânedir. Câminin giriş kapısı renkli mermerden yapılmıştır.
Kâsım Bey Câmii: Yayladağı ilçesindedir. Yavuz Sultan Selim Hanın beylerinden Kâsım Bey tarafından senesinde yaptırılmıştır. Dört defâ tâmir gördüğünü belirten kitâbesi vardır.
Belen Kervansarayı: Kânûnî Sultan Süleymân devrinde yaptırılmıştır. Han, hamam ve câmiden müteşekkildir. Günümüzde kullanılmakta olan hamam ve câmi klâsik Osmanlı mîmârî tarzındadır.
Cin Kulesi: Dörtyol ilçesinde Sokullu Mehmed Paşa külliyesi ile kıyı arasında en yüksek tepe üzerine yapılmıştır. Yıkık vaziyettedir. Gözetleme kulesi olarak kullanıldığı tahmin edilmektedir.
Saint Pierre (Petrus) Kilisesi: Antakya’ya iki km uzaklıkta, Habibi Neccar Dağı üzerindedir. Tabiî bir mağaradır. Havârilerden Petrus’un burada konakladığı rivâyet edilir. Gotik stilindeki bu kiliseyi Haçlılar yapmıştır. M.S. 29’da Petrus, vaazları ile Hıristiyanlığı yaymıştır. Mağara içinde günahkârlar hamamı ve gizli tüneller vardır. Antakya, 5 Ortodoks patrikliğinden (İstanbul Fener, Moskova, İskenderiye, Kudüs ve Antakya) birinin merkeziydi.
Roma Köprüsü: Üçüncü asra âit bir eserdir. Antakya içindedir. Köprüde Roma kartalı vardır. Roma İmparatoru Diocieetlanus yaptırmıştır.
Titus Tüneli: Samandağı’nda bulunan bu tünel Roma imparatoru Titüs zamânında su kanalı olarak yapılmıştır. Bu kanaldan kalan kısım 130 m uzunluğunda 7 m yüksekliğinde ve 6 m genişliğindedir.
Cebel Akra: Hititlerden kalma eski eserler vardır.
İssos: Makedonya Kralı İskender’in İran Pers Şehinşahı, Üçüncü Dârâ’yı yendiği mühim bir savaş yeridir.
Samandağ’ın Mağaracık köyündeki Merdivenli Mağarada yapılan kazıda 5 devreye âit (kültür tabakası) bulunmuştur. Târih öncesi eski devrin en büyük şehirleri kabul edilen Teli Açana ve Teli Tayinat, Hatay ilindedir. Buralarda yapılan kazılarda 17 devreye âit (17 kültür tabakası) üst üste “17 şehir kalıntısı” bulunmuştur. Açana, bir açık hava müzesidir. M.Ö. 3400-3000 yıl öncesine âit eserler bulunmuştur. Samandağı’nda kaya mezarları yer alır. Antakya’nın kuzeydoğusunda 183 höyük vardır. Açana bunlardan sâdece biridir. Açana, Sami-Yamhad Krallığına bağlı Mukiş ülkesinin merkeziydi. İlk taş çağından Romalılara kadar uzanan medeniyetlerin izleri görülür. Dünyânın ikinci büyük mozaik kolleksiyonu Hatay Arkeoloji Müzesindedir. Buradaki eserler, ikinci ve beşinci asırlar arasına âittir. Müzede Hitit, Asur ve Sümerlere âit eserler ve eski para kolleksiyonları da vardır.
Mesire yerleri: Hatay mesire yerleri bakımından zengin bir ildir. Tabiî yapısı birçok bölgenin mesire yeri olarak kullanılmasına imkân tanımıştır.
Harbiye: Çağlayanlar bölgesi olarak da bilinen bölge Antakya’ya 9 km uzaklıktadır. Defne ağaçları ile süslü, çok güzel manzaralı bir bölgedir.
Batıayaz (Teknepınar) Yaylası: Denizden 500 m yükseklikte olup, suyu ve havasıyla meşhur bir dinlenme yeridir. Havanın kuru olması yüzünden romatizmalıların büyük ilgi gösterdiği bu yaylada, av sporları da yapılabilmektedir.
Yayladağı: Yayladağı ilçesine 5 km uzaklıkta orman içi dinlenme yeridir.
Soğukoluk: İskenderun-Antakya karayolu üzerinde İskenderun’a 20 km uzaklıkta orman içi dinlenme yeridir. Manzarası ve suyu çok güzeldir.
Kuzuavlu: Dörtyol ilçesine 15 km uzaklıkta bir orman içi dinlenme yeridir. Serin havası ile ilgi çeker.
Kisecik: Şifâlı içme sularıyla yöre insanının rağbet ettiği ormanlık ve yayla niteliklerine sâhip güzel bir mesire yeridir.
Ayışığı: Yayladağı yolu üzerinde yerli ve yabancı turistlerin ilgisini çeken, sağlıklı bir hayat için ideal hava şartlarına sâhip bir mesire yeridir.
Kaplıcalar ve içmeler:
Hatay ili şifâlı su kaynakları bakımından zengin değildir. Önemli olanları şunlardır:
Reyhanlı Kaplıcası: Reyhanlı-Kırıkhan yolu üzerinde Reyhanlı’ya 20 km uzaklıktadır. Türkiye-Suriye sınırı yakınlarındadır. Kaplıca suyu genellikle ağrılı hastalıklara ve romatizma hastalıklarına iyi gelmektedir.
Erzin Başlamış Kaplıcası: Erzin ilçesine bağlı Başlamış köyündedir. Hem içme, hem de banyo kürleri karaciğer, safrakesesi, mîde, barsak ve pankreas hastalıklarında faydalıdır.
Kaynak
Rehber Ansiklopedisi
Hakkâri Hakkında Bilgiler
HAKKÂRİ
Yüzölçümü : 7217 km2
Nüfûsu : 172.479
İlçeleri : Merkez, Çukurca, Şemdinli, Yüksekova
Anadolu’nun güneydoğusundaki bir ilimiz. Van, Mardin, Siirt, Irak ve İran sınırları ile komşu olan Hakkâri çok engebeli bir arâzi üzerindedir. Güneydoğunun sarp ucudur. 42°10’ ve 44°50’ doğu boylamları ile 36°57’ ve 37°48’ kuzey enlemleri arasında yer alır. Trafik numarası 30’dur.
İsminin Menşei
Osmanlı Devleti bu toprakları ele geçirdiğinde bu bölgede “Hakkâriye Beyleri” bulunuyordu. Yavuz Sultan Selim Han, bu beylere Osmanlı Devleti adına bölgeyi idâre etme hakkı tanıdı. 127 sene içinde 77 bey burayı Osmanlı Sultanının temsilcisi olarak idâre ettiler. Hakkâriye Beylerine izâfeten bu bölgeye “Hakkâriye” dendi. Halkın dilinde bu kelime, zamanla “Hakkâri” şeklini aldı. Hakkâriye, Arapça “Hakarların şehri” demektir.
Târihi
Hakkâri’nin târihi çok eski devirlere dayanır. Mağaralar içinde bulunan eşyâlar ve kaya resimleri bu bölgenin eski yerleşim merkezi olduğunu gösterir. Bölgeye Sümerler, Âsuriler, Bâbilliler, Medler hâkim olmuştur. M.Ö. 6. asırda Medler bölgeyi Bâbillilerden ele geçirdiler. M.Ö. 4. asırda, Makedonya Kralı İskender, Medleri yenerek İran’ı ve bu bölgeyi ele geçirdi. Fakat iskender ve Bizanslılar bu bölgeye fiilen hâkim olamadılar. İskender’in ölümünden sonra Makedonya Krallığı, generalleri arasında taksim edildi. Bu bölge, Selevkos (Asya) İmparatorluğunda kaldı. Selevkos’un mîrâsına Roma İmparatorluğu sâhip oldu. Fakat bölge Roma ile Partlar, sonra da Sâsânîler arasında devamlı el değiştirdi. M.S. 395’te, Roma İmparatorluğu bölününce Doğu Roma (Bizans), bu topraklara sâhip olmak istedi, fakat hiçbir zaman bu bölgeye hâkim olamadı.
Hazret-i Ömer zamânında bölge, İslâm orduları tarafından 640 senesinde feth edildi. Selçuklu Türkleri Anadolu’ya geldiklerinde Hakkâri bölgesi, Bağdat’taki Abbâsi halîfelerine bağlı idi. 1054’te Selçuklular, Hakkâri bölgesine hâkim oldular. 1122-1262 arasında Selçuklulara bağlı Musul Atabegleri (Zengiler), bu bölgeyi Selçuklular adına idâre ettiler. 1142 senesinde Atabeg İmâdeddîn Zengi. Aşip Kalesi yerine İmâdiye Kalesi ve şehrini kurdu. 1262’de İlhanlılara bağlanan Hakkâri’yi Abbâsî âilesinden gelen Hakkâri Beyleri idâre ettiler.
Karakoyunlu Bayram Hoca’nın hâkimiyeti sırasında 1349’da Celâyirlilerin eline geçen Hakkâri, 1366’da yeniden Karakoyunluların, 1387’de Tîmûr Hanın, 1405’te yeniden Karakoyunluların eline geçti. 1468’de Uzun Hasan’ın gönderdiği Sofi Halil ve Arabşah Beylerin Hakkâri Beylerini yenmesi üzerine Dümbüllü Türkmenleri bölgeye hâkim oldular. Bu hâkimiyetleri sırasında 1472’de Çölemerik’te “Meydan Medrese”yi yaptırdılar.
Hakkâri Beylerinden Gübâli oğlu Esedüddîn, 1468’de gizlice Mısır’a gitti. Kölemenlerin emrine girdi. Mısır’daki Nasturîlerin yardımı ile Hakkâri’ye geldi. Tiz Kalesine girerek Dümbüllü Türkmenlerini bozguna uğrattı ve bu bölgeyi ele geçirdi. Ölümünden sonra yerine Zâhid Bey geçti. Esedüddîn’in sülâlesine Şenbolar dendi. Zâhid Bey, Gevar (Yüksekova) ile Akdamar’ı elegeçirdi. Zâhid Beyin oğulları Seyyid Mehmed Vastan’da, Mâlik Bey Çölemerik’e 4 km uzaklıktaki Bay Kalesinde hüküm sürdüler. Yeğenleri Zeynel, bir baskınla Bay Kalesini ele geçirdi. Mâlik Bey, Vastan’a gitti. Bir müddet sonra Seyyid Mehmed Bey, Bay Kalesini ele geçirerek bütün Hakkâri’ye hâkim oldu.
Yavuz Sultan Selim Hanın 1514 Çaldıran Seferinden sonra bölge, 1534’te Van bölgesi ile birlikte Osmanlı hâkimiyetine girdi. Safevîler, bir ara Hakkâri’ye hâkim olmuşsa da, Kânûnî Sultan Süleymân Hanın 1548’de Van fethi ile birlikte Hakkâri yeniden Osmanlı idâresine bağlanmıştır. Seyyid Mehmed Bey, Osmanlılar adına bu bölgeyi idâre etmiştir. Fakat Seyyid Mehmed Bey ile oğlunun bâzı hareketleri sebebiyle bölge yeğeni Zeynel Beye Ocaklık olarak verildi. Zeynel Bey, Çölemerik Kalesini merkez edinmiş, burasını onarmış, Dize’deki (Üzümcü köyü) kurşun ve başka bir yerdeki kükürt ocaklarını işlettirmiştir. Tebriz Seferi sırasında 1583’te şehid olmuş ve yerine oğlu Zekeriya Bey geçmiştir. Son “Ocaklı” Hakkâri Beyi Şenbolu Nurullah ile Cizreli Bedirhan Beyler birleşerek, 1843’te Tiyari ve 1846’da Tohum Ocaklarında oturan Nasturîleri yenerek ocaklarını yağma ettiler. Osman Paşa gelerek her ikisinin ocaklık hakkını kaldırdı (1847).
Osmanlı idâresinde Hakkâri, Van Beylerbeyliğinin 14 sancağından (vilâyetinden) birini teşkil etti. Tanzimattan sonra da Van vilâyetine bağlı 2 sancaktan biriydi. 5 kazâsı vardı. Bu kazâlardan biri “İmâdiye” Irak’ta kaldı. “Başkale” ise Van’a bağlandı.
Hakkâri’nin merkezi “Çölemerik” kasabası idi. Süryânilerin “Gülârmak”, Ermenilerin “İlmar” ve Türklerin de “Çölemerik” dedikleri bu kasabanın Koçanis Manastırında Birinci Dünyâ Harbine kadar Nasturî patriği oturdu.
Rusların 1858’de Türklere savaş açması sonunda Dağıstandaki Şeyh Şâmil ile işbirliği yapan Şemdinlili Seyyid Tâhâ, Ruslara savaş îlân etti. Vefâtı üzerine kardeşi Şeyh Sâlih, Âzerbaycanlıları ve Hakkârilileri Ruslara karşı ayaklandırdı. Bu sırada Cizre’de bulunan İzzeddîn Şir, Yezîdî ve Nastûrîlerle işbirliği yaparak Rusya adına Musul ve Bitlis bölgesini 1854’te işgal ve yağma ettiler. Diyarbakırlı Hacı Tîmûr Ağa, bu hâinleri 1855’de yendi ve cezalandırdı. 1855-1865 arasında Van sancağına bağlı olan Albak, Çölemerik, Gevaş (Yüksekova), Beytüşşebap, Çal-Tiyari, Şemdinan (Şemdinli) ve Kotur ilçeleri Erzurum’a bağlandı. 1865’te Van vilâyeti yeniden kurulunca tekrar Van’a bağlandılar.
Birinci Dünyâ Harbinde Ruslar, Çölemerik’i 24 Mayıs 1915’de işgâl ettiler. Nasturî lideri Merşamun’u Hoy’a götürdüler. Onun vâsıtasıyla bütün Nastûrîler ayaklandı ve silahlı çeteler kurarak Türk ordusuna ve halkına saldırdılar. Müslüman ve Türk halkı, Rus ve Nastûrî zulmünden civar bölgelere kaçtılar. 1918’de Çölemerik ve Gevaş (Yüksekova) Türkler tarafından kurtarıldı. İsyancı Nastûrî ve Ermeniler, Urmiye bölgesine çekildiler. Eski yerlerine gitmek isterken Vâli Haydar emrindeki Türkler, Nastûrîleri yendiler.
Millî mücâdele (İstiklâl Harbi) sıralarında Şemdinlili Seyyid Tâhâ ile Şahaklı Simiko, Yirminci Kolordu Komutanı Kâzım Karabekir Paşa ile işbirliği yaptılar ve onu desteklediler. Böylece Seyyid Tâhâ kuvvetleri, Nastûrî ve Ermeniler’in bölgeye girmelerini önlediler. 1926’da yapılan Ankara Antlaşması ile Musul ve Hakkâri’nin beş bölgesi sınır dışında kaldı. Çölemerik, Gevaş (Yüksekova) ve Şemdinan (Şemdinli) ilçelerinden meydana gelen Hakkâri vilayeti kuruldu. Bir ara Van’a bağlanan Hakkâri 4.1.1936 târih ve 2885 sayılı kânunla vilâyet (il) oldu.
Bu bölgede yaşayan Kürt ve “Kurdak” diye anılan kimselerin Oğuz Türklerinden ve Türkmen soyundan bir boy olduğu; târih, antropoloji, etnoloji, din, dil, sosyoloji ve folklor gibi çeşitli araştırmalarla ilmî olarak ortaya konmuştur. Orta Asya’da Yenisey Kitâbelerinde şu satırlar vardır:
“Men Kürt Elkan Alp-Urungu Altunluğ Keşiğim Banım Belde Elim tukuz-Kırk Yaşım”(Ben Kürt İlhanı Alp Urunguyum. Altunlu beldesini ülke edindim. Kırk dokuz yaşında öldüm.)
Târihte Oğuz Türklerinin Türkmen soyundan Kürt ve Kurdak boylarının yaşadığı gerçektir. Fakat doğu ve güneydoğu Anadolu’da Kürt diye isimlendirilen kimseler, Oğuz Türklerinin muhtelif boy ve aşîretlerinden ibârettirler. Bu Türk boy ve aşîretleri bu bölgenin muhtelif ülkeler arasında defâlarca el değiştirmesi sebebiyle asıllarını ve bilhassa lisanlarını unutmuşlar ve bilhassa gramer bakımından Farsçanın geniş tesirinde kalarak çoğu Farsça olan Türkçe-Arapça karışımı bir lisan ile konuşmaya başlamışlardır. Türkiye üzerinde emperyalist niyetler besleyen ülkeler, bilhassa 18. asırdan sonra Oğuz Türklerine dayanan bu aşîretleri ayrı bir millet gibi göstermeye çalışmışlardır.
Fizikî Yapı
Hakkâri çok engebeli bir bölgedir. Yüzölçmüünün % 87,5’u dağlardan % 10,5’u yaylalardan ibâret olup, ovaları sâdece % 2’dir.
Dağları: Hakkâri’deki dağlar Güneydoğu Torosların uzantısıdır. Dağların çoğu 3000 metreden yüksektir. 3500 metreden yüksek on doruk vardır. 4000 m’den yüksek dağlar da vardır. Bu dağların dorukları devamlı karla örtülüdür. Cilo Dağının Reşko (Gelyaşin) Doruğu 4135 metredir. Tepede 4 km uzunluğunda Gelyaşin buzulu ile onun batısında 4060 metrede Suppa Durek Tepesinde daha küçük buzul bulunur. Dağlar derince akarsu vâdileri veya çanaklarla birbirinden ayrılır. Bu vâdilerden dağların görünüşü çok heybetlidir. Dağların çoğu volkanik kökenlidir. Türkiye’nin volkanik kökenli olmayan en yüksek dağı Cilo Dağlarının Reşko Tepesinden ayrıca 3000 m yüksekliği aşan dağlar şunlardır: Sümbül Dağı (3467 m), Buzul Dağı (Uludoruk Tepe 4135 m), Gare Dağı (Karadağ Tepe 3460 m), Mordağ (3807 m), Beyazdağ (3008 m), İkiguka Dağı (Celimirya Tepe 3540 m), Türemiş Dağı (Geçit Tepe 3031 m), Leyzok Tepe (3264 m), Koctepe (3262 m), Çimen Dağı (3170 m), AltınDağları (Busindidağı Tepe 3253 m).
Yaylaları: Hakkâri dağlar bakımından olduğu gibi yaylalar bakımından da çok zengindir. Hakkâri dağlarının çevresinde hafif dalgalı yüksek düzlükler de vardır. Bu düzlükler birçok yerde çöküntü veya akarsu yatakları ile parçalanmış olup yayla hâline gelmiştir. Başlıca yaylalar şunlardır: Nordüz Yaylası en alçak yeri 2100 metredir. Toprak 7 ay karla örtülüdür. Mirgazer Yaylası 2700-3000 m arasındadır. Faraşin ve Mendin Yaylası 2000 m yüksekliktedir.
Diğerleri ise Avahark, Berçelen, Çelesur, Kani Kurgan, Kanimehan, Kanicemet, Meydan-ı Beybur, Meydan-ı Casus, Meydan-ı Davut, Meydan-ı Kuli, Meydan-ı Suran, Meydan-ı Zengil, Servisi, Semedar, Meydan-ı Melham, Ceytez, Mergezer, Meydan-ı Belek, Mordağı ve Vargeniman yaylalarıdır.
Hakkâri’de çok sayıda tepelikler vardır. Vatan, Molla Ahmed, Suvari Halil, Gençlik, Ayı İni, Tavşan, Üzümlü, Çağlayan, Ballı, Uzunsırt ve Taşyazı tepeleri başlıcalarıdır.
Ovaları: Hakkâri’de yüksek ve haşin dağların arasında çukur ovalar da vardır. Buların en önemlisi Yüksekova ilçesinin bir kenarında kurulduğu, Büyük Zap’ın sağ kollarından Nehil Çayı etrâfında uzunluğu 40 kilometreye yaklaşan, genişliği 15 kilometreyi bulan ve tabanı 2000 metreye yakın bir yükseklikte olan Gevaş Ovasıdır. Bu ova kapalı bir havza durumundadır. Nehil Suyu ve havzanın sularını Zap Vâdisine boşaltır. Gevaş Ovası, Zapsuyu Vâdisi ile birleşir. Bu ova çok verimlidir. İklim çok sert olduğundan her tarafında tarım yapılamaz. Otlak bakımından zengin olan ovada koyun, keçi ve sığır beslenir. Zap Suyu, Habur Çayı, Nehil Suyu yatakları boyunca uzanan dar düzlükler ve Avarobisin, Şemdinli ve Hacıbey vâdileri başlıca düzlüklerdir.
Akarsuları: Hakkâri, Dicle Havzası içinde kalır. Akarsuların başlıcaları: Zap Suyu(Büyük Zap): Van’ın Haravil Dağı eteklerinden çıkar. Başkale yakınında Hakkâr’ye girer. Güneybatı istikâmetinde akar. Üzümcü yakınında dirsek yaparak güneydoğuya döner ve Çukurca yakınında Irak’a girer. Hakkâri sınırları içinde 100 km yol kat eder. Habur Çayı: Nordüz ve Faraşin Platosundan çıkar güneye doğru akar, Ardaç batısında Irak’a girer. Hakkâri sınırları içinde uzunluğu 60 kilometredir. Botan Suyu: Şatak ve Pervari’den geçerek Siirt aşağılarında Dicle’ye katılır. Diğer akarsular Zap’a karışan Otluca Deresi ile Katil Suyu, Nehil Suyu, Oramar Suyu, Şemdinli Çayı ve Rubozik Suyudur. Akarsuların rejimi düzensizdir. Karların erime zamânı sular boldur. Akarsu tabanları çok derin olduğu için sulama işinde kullanılması güç olmaktadır. Otluca Deresinde kurulan hidroelektrik santral ile il merkezi aydınlatılmaktadır.
Gölleri: Hakkâri’de büyük göller yoktur. Cilo, Sat ve Karadağ gibi yüksek dağ doruklarında buzul ve krater göller vardır. Gelyaşin, Sat Reşko, Bay ve Supadurak, Seyyid Han ve Golan gölleri bunların en önemlisidir.
İklim ve Bitki Örtüsü
İklimi: Hakkâri bölgesinde çok sert kara iklimi hüküm sürer. Kışlar çok sert ve soğuk geçer. Kış erken gelir ve uzun sürer. Kasım-mart arası devamlı kar yağar. 7 ay kar altında kalan yerler çoktur. Kar kalınlığı 217 cm olan bölgeler vardır. Yağmur ilkbahar ve sonbaharda yağar. Senelik yağış ortalaması 580-792 mm arasındadır. Yazlar sıcak ve kurak geçer. Yaz ile kış arasında büyük ısı farkı vardır. Bu fark 63°C’dir. Hakkâri, Doğu Anadolu gibi kışın Sibirya üzerinde teşekkül eden kara hava kitlesinin, yazın da “Tropikal” bölgelerde kara iklimi tesiri altındadır.
Bitki örtüsü: Hakkâri topraklarının % 59’u çayır ve mer’alardan, %25’i orman ve fundalıklardan, % 2’si ekili ve dikili alanlardan ibârettir. Tarıma elverişli olmayan arâzi ise % 14’tür. Dağların çoğu çıplaktır.
Ekonomi
En az gelişmiş illerimizden biridir. Faal nüfûsun % 90’ı tarımla (hayvancılık ve ormancılıkla) uğraşır. Halkın ihtiyaçlarının çeşit ve değişiklik bakımından düşüklüğü, esasen nüfûsun azlığı sebebiyle ticârî hayâtın gelişmemiş olmasındandır. Ovaları ve vâdileri arâzinin % 2’sidir. Ova ve vâdiler verimli ise de iklimin çok sert ve arâzinin engebeli oluşu, akarsuların derin vâdilerden akışı ve sulamaya elverişli olmaması sebebiyle geniş çapta tarla tarımı sâdece Yüksekova’nın Gevaş Ovasında yapılır.
Tarım: Hakkâri’de uğraşıldığı takdirde birçok tarım ürünü (tahıl-meyve-sebze) yetiştirmek mümkündür. Yetişen tarım ürünleri arasında buğday başta gelir. Diğer tarla bitkileri arpa, darı, mısır, çavdar, çeltik (pirinç), nohut, fasulye, mercimek, patates, soğan ve tütündür. Sebze olarak domates başta gelerek az miktarda biber, patlıcan, hıyar, kabak, tâze fasulye, tâze soğan, lahana, marul ve sarmısak yetişir. Bağcılık Hakkâri’de çok eski bir târihe sâhiptir. Fakat zamanla üzüm yetiştirilmesi azalmıştır.
Hayvancılık: Hakkâri ekonomisinin temeli hayvancılığa dayanır. Yaylaları, çayır ve mer’aları ve suyu boldur. Bu geniş imkânlarına rağmen hayvan potansiyeli az sayılır. Koyun, keçi, sığır beslenir. Arıcılık gelişmektedir.
Ormancılık: Ormanlık saha 200 bin hektarın üzerindedir. Fundalık saha ise 30 bin hektardır. 52 köy orman içinde ve 29 köy orman bitişiğindedir. Bu ormanların % 90’nı baltalık, % 10’u bozuk koruluktur. Ormanlardan sanâyi için istifâde edilmeyip, yakacak olarak senede 40 bin ster odun elde edilmektedir.
Mâdenleri: Hakkâri mâden bakımından fakir sayılır. Çıkarılan tek mâden, kömürdür. Petrol, kurşun, linyit, krom, asbest ve kükürt için arama ruhsatı verilmişse de henüz bulunamamıştır.
Sanâyi: Sanâyi bakımından en az gelişmiş illerimizden biridir. Başlıca sanâyi kuruluşları Yüksekova Süt Fabrikası, Şemdinli Tekel Yaprak Tütün Bakımevidir. Et kombinası, halı dokuma atelyeleri, köylerde halı ve kilim atelyeleri ile hızar atelyesi ve un değirmenleri vardır. Beytüşşebab’ın yünlü ve simli kilimleri meşhurdur.
Ulaşım: Hakkâri’de ulaşım meselesi henüz halledilmiş değildir. Demiryolu ve havayolu ulaşımı yoktur. Sâdece karayolu ile ulaşım sağlanır. Köyleri, ilçe ve ile bağlayan yollar kışın uzun müddet kapalıdır. Siirt-Şırnak-Uludere yolu yalnız yaz aylarında kullanılabilir. Van-Başkale-Hakkâri yolunun bir tarafı uçurum olup, pekçok yerde kayalar içine oyulmuş tünellerden geçer. Kara yolları, buraları kışın devamlı trafiğe açık tutmaya çalışmaktadır. Meşhur Suvâri Halil Geçidi çığ tehlikesi ve kar yağışı sebebiyle sık sık kapanarak ilçe ve köylerle irtibat kesilir. Yüksekova-Bacirge yolu İran’ın Urmiye şehrine varır. Birçok yerde ulaşım vâsıtası katırdır.
Nüfus ve Sosyal Hayat
Nüfûsu: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 172.479 olup, 71.099’u ilçelerde, 101.380’i köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 7217 km2 olup, nüfus yoğunluğu 24’tür.
Örf ve âdetleri: Hakkâri 640 senesinde hazret-i Ömer zamânında İslâm orduları tarafından fethedilmiş ve 1054 senesinde Türkler yerleşmeye başlamıştır. 1534’te bölgeye hâkim olan Osmanlı Devleti, Türk-İslâm kültürünü yaymış ve daha önceki kültürler unutulmuştur. Hakkâri’de hayvancılık ekonominin temeli olduğundan halkın çoğu senenin yarısını yaylalarda geçirir. “Zoma” denilen yazlıkta (yayla) hayvanlarını kırkar, yünlerini eğirir, peynir ve yağını yapar ve yaylada çadırlarda yaşar. Böylece bir nevi aşiret hayâtı yaşanır.
Hakkâri’nin kendine özel mahallî kıyâfeti vardır. Erkekler en iyi cins yünden yapılmış desenli ve renkli “şeli şepik” giyerler. Üzerine şaldan kuşak bağlarlar. Kuzu yününden yapılmış “kerik” denilen cepken kullanırlar. Başa ise bir nevî sarık bağlanır. Ayağa yün çorap ve “sak” denilen püsküllü, renkli ve desenli tozluk giyilidir. Kışın keçi kılından yapılmış “reşik”, yazın ise tabanı lastik, kenarları örme yünden pabuç giyilir. Kadınlar, fistan denilen ayak bileklerine sarkan uzun entâri giyerler. Baş ise puşi ile örtülür.
Mahallî yemekleri: Gulul, mertuğa, kıris, kepaye ve kutuldevktir. El sanatları: Kilim, kuşak ve elbise yapımında el sanatları çok meşhurdur.
Folklor: Hakkâri ve çevresi mahalli oyunlar bakımından çok zengindir. Oyunlar az figürlüdür, çalgısız oynanır. Çalgının yerini birlikte söylenen ritmik sözler ve oyun havaları tutar. Oyunlar kalabalık ekipler hâlinde oynanır. Erkek ve kadınlar kendi aralarında oynarlar. Başlıca oyunlar Gülşeni Yargüzel, Gani Bergani, Hayşere, Şemu, Davato Güvey Paşa oluyor, Birani, Siri Kalep ve Basu’dur. Halk edebiyâtı ve halk şâirleri bakımından zengindir. Hakkâri’de kız isteme, düğün, ölüm, doğum ve diğer sosyal münâsebetlerde örf ve âdetler devâm etmektedir. Kayak sporu yaygındır.
Eğitim: Hakkâri’de okur-yazar nisbeti henüz yüzde 50’nin altındadır. Sert iklim, kış şartları, yol durumu ve ekonomik şartlar sebebiyle okur-yazar nisbeti diğer illere nazaran azdır. İlde 13 anaokulu, 248 ilkokul, 10 ortaokul, 3 meslekî ve teknik ortaokul, 6 lise, 4 meslek ve teknik lise vardır (1993).
Yetişen meşhurlar: Beytüşşebap ilçesinin Güneykaya (Bate) köyünde doğup orada vefât eden (1417-1494) Dîvân ve Mevlid müellifi Molla Hüseyin; Çukurca ilçesinin Han köyünde doğup Doğubeyazıt’ta vefât eden ve adını taşıyan câminin yanında türbesi bulunan Memu-Zin ve Nevbahar isimli eserlerin sâhibiAhmet Hânî (Hânî Baba); büyük velîlerden Şemdinlili Seyyid Abdullah ve Seyyid Tâhâ, Seyyid Abdülhakîm Arvâsî, şâir Şahpattan Abdullah Bey; Şeyh Rızâ ve Tâhir Beydir.
İlçeleri
Hakkari’nin biri merkez olmak üzere dört ilçesi vardır:
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 52.906 olup, 30.407’si ilçe merkezinde 22.499’u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 17, Bağışlı bucağına bağlı 4, Geçitli bucağına bağlı 8 köyü vardır. Yüzölçümü 2.265 km2 olup nüfus yoğunluğu 23’tür. İlçe toprakları dağlıktır. Kuzeyinde Karadağ, güneyinde Sünbül Dağ, Buzul Dağ yer alır. Zap Suyu Vâdisinde küçük düzlükler vardır.
Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. Ençok küçükbaş hayvan beslenir. Ekime müsait alan az olduğundan üretim düşüktür. Akarsu vadilerinde iç tüketim için tarım yapılır. Canlı hayvan ticâreti yaygındır. El tezgahlarında halı ve kilim dokumacılığı yapılır.
İlçe merkezi Zap Suyu Vâdisinde Reşko, Cilo, Karadağ ve Sünbül Dağları arasında kalan bir düzlükte kurulmuştur. Eski ismi Çölemeriktir. İlçe belediyesi 1936’da kurulmuştur.
Çukurca: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 20.351 olup, 5205’i ilçe merkezinde 15.146’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 13, Çaplı bucağına bağlı 4 köyü vardır. Yüzölçümü 1009 km2 olup, nüfus yoğunluğu 20’dir. İlçe toprakları yüksek dağlarla kaplıdır. Kuzeyinde Altındağları, kuzeydoğusunda Gare Dağı, batısında Konaklı Dağı yer alır. Dağlar derin ve dik vâdilerle parçalanmıştır. Yüksek kesimlerde hayvancılığa müsâit düzlükler vardır. Dağlardan kaynaklanan suları Habur ve Zap suları toplar.
Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. Yaylacılık metodu ile çok sayıda küçükbaş hayvan beslenir. Tarıma elverişli arâzi az olduğundan üretim düşüktür. En çok mısır, üzüm, ceviz ve sebze yetiştirilir. İlçe merkezi Ciği Suyunun suladığı bir ovanın kıyısında Türk-Irak sınırından 500 m içeride yer alır. Eski adı Çal’dır.
Şemdinli: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 30.219 olup, 7001’i ilçe merkezinde, 23.218’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 21 köyü vardır. Yüzölçümü 1.652 km2 olup, nüfus yoğunluğu 18’dir. İlçe topraklarını Hakkari Dağları engebelendirir. Batısında İkiyaka (Sat) Dağı, doğusunda Çimen Dağı, güney kesiminde Karadağ yer alır. Dağlar akarsu vadileri tarafından derin bir şekilde parçalanmıştır. Dağlardan kaynaklanan suları Şemdinli deresi toplar. Dağların yüksek kesimlerinde hayvancılık açısından önem taşıyan yaylalar vardır.
Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. Yaylacılık metodu ile küçükbaş hayvan besiciliği yapılır. En çok koyun ve kıl keçisi beslenir. Canlı hayvan ticâreti yaygındır. Tereyağ, peynir başlıca süt ürünleridir. Arıcılık gelişmiştir. Balı bölge ve Türkiye çapında meşhurdur. Ekime müsâit alan az olduğundan; az miktarda buğday, arpa, patates, soğan, elma, ceviz üzüm, nohut ve pirinç yetiştirilir. El tezgahlarında halı ve kilim dokunur.
İlçe merkezi, Şemdinli Çayı vâdisinde İran sınırına yakın bir yerde kurulmuştur. Eski ismi dağlararası mânâsında Nav Çiya idi. Daha sonraları sırasıyla Navşar, Şemdinan ve Şemdinli isimleri kullanıldı. Gelişmemiş, küçük bir yerleşim merkezidir. İl merkezine 128 km mesâfededir. Belediyesi 1936’da kurulmuştur.
Yüksekova: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 69.003 olup 28.486’sı ilçe merkezinde 40.517’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 15, Esendere bucağına bağlı 1, Dağlıca bucağına bağlı 11 köyü vardır. Yüzölçümü 2.291 km2 olup, nüfus yoğunluğu 30’dur. İlçe toprakları yüksek engebeli alanlardan meydana gelir. Kuzeyinde Mordağ, doğusunda Karadağ, güneyinde İkiyaka Dağı, batısında Cilo Dağı yer alır. Dağlardan kaynaklanan suları Zap Suyu toplar. İlçe topraklarının orta kesiminde Türkiye’nin en büyük ve en yüksek düzlüklerinden biri olan ve ilçeye adını veren Yüksekova (Gevar Ovası) yer alır.
Ekonomisi hayvancılık ve ticârete dayalıdır. Yaylacılık yöntemi ile çok sayıda küçük baş hayvan beslenir. Canlı hayvan ticâreti yaygındır. Süt, süt ürünleri ve yağ başlıca hayvansal ürünlerdir. Hayvanlardan elde edilen yünler eğrilerek kilim, çadır dokunur ve çorap örülür. Arıcılık gelişmiştir. Ekime müsâit alan az olduğundan üretim düşüktür. Az miktarda buğday, patates, soğan, elma, ceviz ve üzüm yetiştirilir. Süt fabrikası ve et kombinası başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi, Nehil Çayı vâdisinde kurulmuştur. Hakkâri’nin nüfus ve yüzölçümü bakımından en büyük ilçesidir. Eskiden Gevar ve Dize adları kullanıldı. Esendere sınır kapısından İran’a geçen transit yolun önem kazanmasından sonra ilçe gelişti ve ticaret merkezi haline geldi. İl merkezine 76 km mesafededir. Belediyesi 1936’da kurulmuştur.
Târihi Eserler ve Turistik Yerleri
Hakkâri, ulaşım ve haberleşmesi en güç olan bir ilimizdir. Modern konaklama ve dinlenme tesisleri ve turizm alt yapı tesisleri olmadığı için turizm sektörü gelişmemiştir. Anadolu’nun her köşesi gibi Hakkâri’de 5 bin yıl öncesine kadar uzanan târihî geçmişi, paha biçilmez arkeolojik ve tabiî güzellikleri ile turistler için aranan bütün imkânlara sâhiptir. Bâzılarında 4 km’yi aşan 20 buzul ve krater gölleri, kış ve dağ sporları ve avcılık bakımından zengin bir turizm potansiyeline sâhiptir. Hakkâri dört mevsimi bir arada yaşayan nâdir bir bölgedir. Târih öncesi çağlardan kalma buzulların az ötesinde kır çiçeklerine rastlanır. Dünyânın hiçbir yerinde bulunmayan balık, çiçek ve bitkiler bu bölgede bulunmaktadır.
Eski eserler:
Melik Muhammed Esad Medresesi: Hakkâri beylerinden Melik Muhammed Esat tarafından 13. asırda yaptırılmıştır. Medresenin yanında Melik Muğhammed Esat ve âile fertlerinin mezarları da vardır. 1910 senesine kadar medrese olarak hizmet gören eser, daha sonraları uzun bir müddet vîran halde kaldı. Vakıflar Genel Müdürlüğünce 1984’te eski mîmârisi üzerine yeniden restore edilen medrese, hâlen câmi olarak faaliyet hâlindedir.
Zeynel Bey Medresesi: Hakkâri beylerinden Zeynel Bey tarafından yaptırılmıştır. Sultan Üçüncü Murâd zamanında Tebriz Seferine katılan Zeynel Bey bu seferde şehid düşmüş, Pâdişahın emri üzerine yaptırdığı medreseye defnedilmiştir. GÜnümüzde harâbe hâlindedir.
Meydan Medresesi: Kitâbesinden 1700 senesinde yaptırıldığı anlaşılan eser, Biçer Mahallesindedir. İki katlı, orta avlulu medreseler planındadır. Cumhûriyet döneminde bir süre cezâevi olarak kullanılan medrese, 1984’te Vakıflar Genel Müdürlüğünce restore edilmiştir.
Kayme Sarayı: İki katlı olan sarayın kitâbesinde 1910 târihi vardır. Seyyid Abdullah Efendiye âittir. Sarayın kuzey ve batı duvarı günümüze ulaşabilmiştir.
Kelat Sarayı: Bölgedeki sivil mîmârî örneklerinin en önemlilerinden biridir. Günümüzde sâdece güney cephesi ayakta kalabilmiştir.
Taşköprü: Osmanlılar döneminde Şemdinli Deresi üzerinde kurulan köprü, 10.80 m yüksekliğnde 21.60 m uzunluğunda 2.90 m genişliğindedir. Köprünün iki tarafında zeminle irtibâtı sağlayan dolgu kısımlar yıkılmıştır. Günümüzde dallarla yapılmış eğreti bir kaplamayla geçişler sürdürülmektedir.
Gülüreş Baba Türbesi: Hakkâri’nin BiçerMahallesindedir. Türbe 1982’de Câmiler Derneği tarafından tâmir ettirilmiştir. Kitâbesi olmayan türbe kapısındaki tabelada Gülüreş Baba Doğum H. 465 (1074), ölüm H. 555 (1165) târihleri vardır.
Seyyid Abdullah Türbesi: Şemdinli’nin 17 km batısında bulunan Bağlar (Nehri) köyündedir.Türbe mezarlık içindedir.Türbede Seyyid Tâhâ-i Hakkârî’nin amcası büyük âlim ve velî Seyyid Abdullah medfundur.
Seyyid Tâhâ-i Hakkârî Mezarlığı: Şemdinli’nin Bağlar (Nehri) köyündedir.Mezarlıkta 16 civârında, üzerinde bitkisel motifler, âyet ve sözler bulunan mezar taşı vardır.Seyyid Tâhâ-i Hakkârî’nin mezar taşı ayakta olup, üzerinde;”Merkadi hafîdi Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî-eş-Şeyh Seyyid Tâhâ bin Molla Ahmed (1269)” yazmaktadır.
Kaya resimleri: Cilo ve Sat dağları arasında kalan Bevarik Vâdisi ilk insanların yaşadığı yerlerden biridir. Bu vâdide yalçın kayalara çizilmiş en az 8 bin hattâ 10 bin yıllık resimler vardır. Bu resimler, dünyânın en değerli ve en eski târihî belgeleri sayılmaktadır. Şimdiye kadar 1179 kaya resmi bulunmuştur. Sıkı bir araştırma ile bu sayı artabilir. Bu resimler çok eskiden yaşamış insanlara âittir. Bu bölge gibi Geşitli bucağı çevresinde Feraşin ve Meydan-ı Zengil yaylalarında kaya resimleri olduğu ifâde edilmektedir. Resimler, hayvan resimleri ve geometrik desenlerden ibârettir. Resimlerden bâzılarının M.Ö. 5300-5500 senesinde çizildiği tesbit edilmiştir.
Dev evleri: Hakkâri’nin birçok yaylasında bilhassa Bezirgan Çayırı, Faraşin Yaylasında, Gürpınar-Hakkâri dağ yolunda rastlanan bu eserler üç veya dördü bir arada olan kayalara oyulmuş dev yapılardır. Bunların Asur saldırılarına karşı haber alma kaleleri veya yaylaya salınan sürülerin gözetlenmesi veya korunması için yapıldığı sanılmaktadır.
Eski kitap depoları: Hakkâri Dağlarında kaya sığınaklarda değeri çok kıymetli (paha biçilemeyen) kitap depoları vardır. Yerleri meçhuldür. Avrupalı antikacılar, Dağlıca (Oramar)da bulunan bir kaya sığınağındaki kitap deposundaki kitapları yurt dışına kaçırırken yakalanmışlardır.
Târihî Sid ve arkeolojik şehirleri: Hakkâri’de eski çağlara âit şehir kalıntıları oldukça fazladır. Yüksekova ilçesinin Büyük Çiftlik köyü yakınında “Musasir” şehri ile Şemdinli’nin Nehri köyünde Huri Devletinden kalma târihî kalıntılar (yazı, oyma taş, mezarlar) bulunur. Örençik köyünde dikili taş, Hurgain mevkiinde 15 m uzunlukta bir binâ kalıntıları vardır. Kapıları arkadan kapatılan merdivenli oyma mağaralar. Oğul (Tal) Deresinde kayalara oyularak yapılan ve çarşısı bulunan Nastûrî kilisesi ile Hakkâri Merkez, Konak, Zap, Çanaklı ve Geçimli’de Nastûrî kiliseleri vardır.
Kaleler: Hakkâri Kalesi harâbeleri ve sarnıçları park hâline getirilmiştir. Buradan Hakkâri kuş bakışı seyredilir. Uzungeçit ve Dağaltı köylerinde “kelâmeme” ve “keâtivuri” kaleleri vardır.
Tabiî güzellikler ve mesîre yerleri: Hakkâri, haşin tabiatlı ve heybetli görünüşlü yüksek dağları ve derin vâdileri ve dünyâda eşine az rastlanan tabiî güzelliklere sâhiptir. Cilo ve Sat dağlarına “Türkiye’nin Himalayaları” denir. Devamlı karlı tepeleri, 20’den fazla dağ buzulu ve 20’ye yakın buzul gölleri, 4 bin metreden aşağıya sarkan buzulları ile küçük Asya’nın bir nevî millî parkıdır. Dağları görmek ve dağ havasını teneffüs etmek isteyenler için en ideal yer Hakkâri Dağlarıdır. Hakkâri av hayvanı bakımından zengindir. Dağ keçisi, dağ koyunu, ayı, kurt, vaşak, porsuk, sansar, tilki, keklik, kaz, ördek, turaç, toy, angut, turna, bıldırcın ve tavşan bulunur. Dağ keçisi ve dağ koyununun nesli tükenmek üzeredir.
Zap Vâdisi: Zap Suyu eşsiz tabiî güzellikler arasından geçer. Heybetli dağlar, yemyeşil vâdi ve yamaçları ile dünyâda ender rastlanan güzel bir yerdir.
Cilo ve Sat Dağları: Yüksek dağlar, karlı tepeler, vâdi ve yamaçlarda bol sular, buzul gölleri ve yaylaları ile çok güzel bir bölgedir. Dağ ve kış sporları ile av turizmine de müsâittir. Cilo-Sat Dağlarının Millî Park hâline getirilmesi için 1945’ten bu yana çalışmalar vardır.
Kaynak
Rehber Ansiklopedisi
HAKKÂRİ
Yüzölçümü : 7217 km2
Nüfûsu : 172.479
İlçeleri : Merkez, Çukurca, Şemdinli, Yüksekova
Anadolu’nun güneydoğusundaki bir ilimiz. Van, Mardin, Siirt, Irak ve İran sınırları ile komşu olan Hakkâri çok engebeli bir arâzi üzerindedir. Güneydoğunun sarp ucudur. 42°10’ ve 44°50’ doğu boylamları ile 36°57’ ve 37°48’ kuzey enlemleri arasında yer alır. Trafik numarası 30’dur.
İsminin Menşei
Osmanlı Devleti bu toprakları ele geçirdiğinde bu bölgede “Hakkâriye Beyleri” bulunuyordu. Yavuz Sultan Selim Han, bu beylere Osmanlı Devleti adına bölgeyi idâre etme hakkı tanıdı. 127 sene içinde 77 bey burayı Osmanlı Sultanının temsilcisi olarak idâre ettiler. Hakkâriye Beylerine izâfeten bu bölgeye “Hakkâriye” dendi. Halkın dilinde bu kelime, zamanla “Hakkâri” şeklini aldı. Hakkâriye, Arapça “Hakarların şehri” demektir.
Târihi
Hakkâri’nin târihi çok eski devirlere dayanır. Mağaralar içinde bulunan eşyâlar ve kaya resimleri bu bölgenin eski yerleşim merkezi olduğunu gösterir. Bölgeye Sümerler, Âsuriler, Bâbilliler, Medler hâkim olmuştur. M.Ö. 6. asırda Medler bölgeyi Bâbillilerden ele geçirdiler. M.Ö. 4. asırda, Makedonya Kralı İskender, Medleri yenerek İran’ı ve bu bölgeyi ele geçirdi. Fakat iskender ve Bizanslılar bu bölgeye fiilen hâkim olamadılar. İskender’in ölümünden sonra Makedonya Krallığı, generalleri arasında taksim edildi. Bu bölge, Selevkos (Asya) İmparatorluğunda kaldı. Selevkos’un mîrâsına Roma İmparatorluğu sâhip oldu. Fakat bölge Roma ile Partlar, sonra da Sâsânîler arasında devamlı el değiştirdi. M.S. 395’te, Roma İmparatorluğu bölününce Doğu Roma (Bizans), bu topraklara sâhip olmak istedi, fakat hiçbir zaman bu bölgeye hâkim olamadı.
Hazret-i Ömer zamânında bölge, İslâm orduları tarafından 640 senesinde feth edildi. Selçuklu Türkleri Anadolu’ya geldiklerinde Hakkâri bölgesi, Bağdat’taki Abbâsi halîfelerine bağlı idi. 1054’te Selçuklular, Hakkâri bölgesine hâkim oldular. 1122-1262 arasında Selçuklulara bağlı Musul Atabegleri (Zengiler), bu bölgeyi Selçuklular adına idâre ettiler. 1142 senesinde Atabeg İmâdeddîn Zengi. Aşip Kalesi yerine İmâdiye Kalesi ve şehrini kurdu. 1262’de İlhanlılara bağlanan Hakkâri’yi Abbâsî âilesinden gelen Hakkâri Beyleri idâre ettiler.
Karakoyunlu Bayram Hoca’nın hâkimiyeti sırasında 1349’da Celâyirlilerin eline geçen Hakkâri, 1366’da yeniden Karakoyunluların, 1387’de Tîmûr Hanın, 1405’te yeniden Karakoyunluların eline geçti. 1468’de Uzun Hasan’ın gönderdiği Sofi Halil ve Arabşah Beylerin Hakkâri Beylerini yenmesi üzerine Dümbüllü Türkmenleri bölgeye hâkim oldular. Bu hâkimiyetleri sırasında 1472’de Çölemerik’te “Meydan Medrese”yi yaptırdılar.
Hakkâri Beylerinden Gübâli oğlu Esedüddîn, 1468’de gizlice Mısır’a gitti. Kölemenlerin emrine girdi. Mısır’daki Nasturîlerin yardımı ile Hakkâri’ye geldi. Tiz Kalesine girerek Dümbüllü Türkmenlerini bozguna uğrattı ve bu bölgeyi ele geçirdi. Ölümünden sonra yerine Zâhid Bey geçti. Esedüddîn’in sülâlesine Şenbolar dendi. Zâhid Bey, Gevar (Yüksekova) ile Akdamar’ı elegeçirdi. Zâhid Beyin oğulları Seyyid Mehmed Vastan’da, Mâlik Bey Çölemerik’e 4 km uzaklıktaki Bay Kalesinde hüküm sürdüler. Yeğenleri Zeynel, bir baskınla Bay Kalesini ele geçirdi. Mâlik Bey, Vastan’a gitti. Bir müddet sonra Seyyid Mehmed Bey, Bay Kalesini ele geçirerek bütün Hakkâri’ye hâkim oldu.
Yavuz Sultan Selim Hanın 1514 Çaldıran Seferinden sonra bölge, 1534’te Van bölgesi ile birlikte Osmanlı hâkimiyetine girdi. Safevîler, bir ara Hakkâri’ye hâkim olmuşsa da, Kânûnî Sultan Süleymân Hanın 1548’de Van fethi ile birlikte Hakkâri yeniden Osmanlı idâresine bağlanmıştır. Seyyid Mehmed Bey, Osmanlılar adına bu bölgeyi idâre etmiştir. Fakat Seyyid Mehmed Bey ile oğlunun bâzı hareketleri sebebiyle bölge yeğeni Zeynel Beye Ocaklık olarak verildi. Zeynel Bey, Çölemerik Kalesini merkez edinmiş, burasını onarmış, Dize’deki (Üzümcü köyü) kurşun ve başka bir yerdeki kükürt ocaklarını işlettirmiştir. Tebriz Seferi sırasında 1583’te şehid olmuş ve yerine oğlu Zekeriya Bey geçmiştir. Son “Ocaklı” Hakkâri Beyi Şenbolu Nurullah ile Cizreli Bedirhan Beyler birleşerek, 1843’te Tiyari ve 1846’da Tohum Ocaklarında oturan Nasturîleri yenerek ocaklarını yağma ettiler. Osman Paşa gelerek her ikisinin ocaklık hakkını kaldırdı (1847).
Osmanlı idâresinde Hakkâri, Van Beylerbeyliğinin 14 sancağından (vilâyetinden) birini teşkil etti. Tanzimattan sonra da Van vilâyetine bağlı 2 sancaktan biriydi. 5 kazâsı vardı. Bu kazâlardan biri “İmâdiye” Irak’ta kaldı. “Başkale” ise Van’a bağlandı.
Hakkâri’nin merkezi “Çölemerik” kasabası idi. Süryânilerin “Gülârmak”, Ermenilerin “İlmar” ve Türklerin de “Çölemerik” dedikleri bu kasabanın Koçanis Manastırında Birinci Dünyâ Harbine kadar Nasturî patriği oturdu.
Rusların 1858’de Türklere savaş açması sonunda Dağıstandaki Şeyh Şâmil ile işbirliği yapan Şemdinlili Seyyid Tâhâ, Ruslara savaş îlân etti. Vefâtı üzerine kardeşi Şeyh Sâlih, Âzerbaycanlıları ve Hakkârilileri Ruslara karşı ayaklandırdı. Bu sırada Cizre’de bulunan İzzeddîn Şir, Yezîdî ve Nastûrîlerle işbirliği yaparak Rusya adına Musul ve Bitlis bölgesini 1854’te işgal ve yağma ettiler. Diyarbakırlı Hacı Tîmûr Ağa, bu hâinleri 1855’de yendi ve cezalandırdı. 1855-1865 arasında Van sancağına bağlı olan Albak, Çölemerik, Gevaş (Yüksekova), Beytüşşebap, Çal-Tiyari, Şemdinan (Şemdinli) ve Kotur ilçeleri Erzurum’a bağlandı. 1865’te Van vilâyeti yeniden kurulunca tekrar Van’a bağlandılar.
Birinci Dünyâ Harbinde Ruslar, Çölemerik’i 24 Mayıs 1915’de işgâl ettiler. Nasturî lideri Merşamun’u Hoy’a götürdüler. Onun vâsıtasıyla bütün Nastûrîler ayaklandı ve silahlı çeteler kurarak Türk ordusuna ve halkına saldırdılar. Müslüman ve Türk halkı, Rus ve Nastûrî zulmünden civar bölgelere kaçtılar. 1918’de Çölemerik ve Gevaş (Yüksekova) Türkler tarafından kurtarıldı. İsyancı Nastûrî ve Ermeniler, Urmiye bölgesine çekildiler. Eski yerlerine gitmek isterken Vâli Haydar emrindeki Türkler, Nastûrîleri yendiler.
Millî mücâdele (İstiklâl Harbi) sıralarında Şemdinlili Seyyid Tâhâ ile Şahaklı Simiko, Yirminci Kolordu Komutanı Kâzım Karabekir Paşa ile işbirliği yaptılar ve onu desteklediler. Böylece Seyyid Tâhâ kuvvetleri, Nastûrî ve Ermeniler’in bölgeye girmelerini önlediler. 1926’da yapılan Ankara Antlaşması ile Musul ve Hakkâri’nin beş bölgesi sınır dışında kaldı. Çölemerik, Gevaş (Yüksekova) ve Şemdinan (Şemdinli) ilçelerinden meydana gelen Hakkâri vilayeti kuruldu. Bir ara Van’a bağlanan Hakkâri 4.1.1936 târih ve 2885 sayılı kânunla vilâyet (il) oldu.
Bu bölgede yaşayan Kürt ve “Kurdak” diye anılan kimselerin Oğuz Türklerinden ve Türkmen soyundan bir boy olduğu; târih, antropoloji, etnoloji, din, dil, sosyoloji ve folklor gibi çeşitli araştırmalarla ilmî olarak ortaya konmuştur. Orta Asya’da Yenisey Kitâbelerinde şu satırlar vardır:
“Men Kürt Elkan Alp-Urungu Altunluğ Keşiğim Banım Belde Elim tukuz-Kırk Yaşım”(Ben Kürt İlhanı Alp Urunguyum. Altunlu beldesini ülke edindim. Kırk dokuz yaşında öldüm.)
Târihte Oğuz Türklerinin Türkmen soyundan Kürt ve Kurdak boylarının yaşadığı gerçektir. Fakat doğu ve güneydoğu Anadolu’da Kürt diye isimlendirilen kimseler, Oğuz Türklerinin muhtelif boy ve aşîretlerinden ibârettirler. Bu Türk boy ve aşîretleri bu bölgenin muhtelif ülkeler arasında defâlarca el değiştirmesi sebebiyle asıllarını ve bilhassa lisanlarını unutmuşlar ve bilhassa gramer bakımından Farsçanın geniş tesirinde kalarak çoğu Farsça olan Türkçe-Arapça karışımı bir lisan ile konuşmaya başlamışlardır. Türkiye üzerinde emperyalist niyetler besleyen ülkeler, bilhassa 18. asırdan sonra Oğuz Türklerine dayanan bu aşîretleri ayrı bir millet gibi göstermeye çalışmışlardır.
Fizikî Yapı
Hakkâri çok engebeli bir bölgedir. Yüzölçmüünün % 87,5’u dağlardan % 10,5’u yaylalardan ibâret olup, ovaları sâdece % 2’dir.
Dağları: Hakkâri’deki dağlar Güneydoğu Torosların uzantısıdır. Dağların çoğu 3000 metreden yüksektir. 3500 metreden yüksek on doruk vardır. 4000 m’den yüksek dağlar da vardır. Bu dağların dorukları devamlı karla örtülüdür. Cilo Dağının Reşko (Gelyaşin) Doruğu 4135 metredir. Tepede 4 km uzunluğunda Gelyaşin buzulu ile onun batısında 4060 metrede Suppa Durek Tepesinde daha küçük buzul bulunur. Dağlar derince akarsu vâdileri veya çanaklarla birbirinden ayrılır. Bu vâdilerden dağların görünüşü çok heybetlidir. Dağların çoğu volkanik kökenlidir. Türkiye’nin volkanik kökenli olmayan en yüksek dağı Cilo Dağlarının Reşko Tepesinden ayrıca 3000 m yüksekliği aşan dağlar şunlardır: Sümbül Dağı (3467 m), Buzul Dağı (Uludoruk Tepe 4135 m), Gare Dağı (Karadağ Tepe 3460 m), Mordağ (3807 m), Beyazdağ (3008 m), İkiguka Dağı (Celimirya Tepe 3540 m), Türemiş Dağı (Geçit Tepe 3031 m), Leyzok Tepe (3264 m), Koctepe (3262 m), Çimen Dağı (3170 m), AltınDağları (Busindidağı Tepe 3253 m).
Yaylaları: Hakkâri dağlar bakımından olduğu gibi yaylalar bakımından da çok zengindir. Hakkâri dağlarının çevresinde hafif dalgalı yüksek düzlükler de vardır. Bu düzlükler birçok yerde çöküntü veya akarsu yatakları ile parçalanmış olup yayla hâline gelmiştir. Başlıca yaylalar şunlardır: Nordüz Yaylası en alçak yeri 2100 metredir. Toprak 7 ay karla örtülüdür. Mirgazer Yaylası 2700-3000 m arasındadır. Faraşin ve Mendin Yaylası 2000 m yüksekliktedir.
Diğerleri ise Avahark, Berçelen, Çelesur, Kani Kurgan, Kanimehan, Kanicemet, Meydan-ı Beybur, Meydan-ı Casus, Meydan-ı Davut, Meydan-ı Kuli, Meydan-ı Suran, Meydan-ı Zengil, Servisi, Semedar, Meydan-ı Melham, Ceytez, Mergezer, Meydan-ı Belek, Mordağı ve Vargeniman yaylalarıdır.
Hakkâri’de çok sayıda tepelikler vardır. Vatan, Molla Ahmed, Suvari Halil, Gençlik, Ayı İni, Tavşan, Üzümlü, Çağlayan, Ballı, Uzunsırt ve Taşyazı tepeleri başlıcalarıdır.
Ovaları: Hakkâri’de yüksek ve haşin dağların arasında çukur ovalar da vardır. Buların en önemlisi Yüksekova ilçesinin bir kenarında kurulduğu, Büyük Zap’ın sağ kollarından Nehil Çayı etrâfında uzunluğu 40 kilometreye yaklaşan, genişliği 15 kilometreyi bulan ve tabanı 2000 metreye yakın bir yükseklikte olan Gevaş Ovasıdır. Bu ova kapalı bir havza durumundadır. Nehil Suyu ve havzanın sularını Zap Vâdisine boşaltır. Gevaş Ovası, Zapsuyu Vâdisi ile birleşir. Bu ova çok verimlidir. İklim çok sert olduğundan her tarafında tarım yapılamaz. Otlak bakımından zengin olan ovada koyun, keçi ve sığır beslenir. Zap Suyu, Habur Çayı, Nehil Suyu yatakları boyunca uzanan dar düzlükler ve Avarobisin, Şemdinli ve Hacıbey vâdileri başlıca düzlüklerdir.
Akarsuları: Hakkâri, Dicle Havzası içinde kalır. Akarsuların başlıcaları: Zap Suyu(Büyük Zap): Van’ın Haravil Dağı eteklerinden çıkar. Başkale yakınında Hakkâr’ye girer. Güneybatı istikâmetinde akar. Üzümcü yakınında dirsek yaparak güneydoğuya döner ve Çukurca yakınında Irak’a girer. Hakkâri sınırları içinde 100 km yol kat eder. Habur Çayı: Nordüz ve Faraşin Platosundan çıkar güneye doğru akar, Ardaç batısında Irak’a girer. Hakkâri sınırları içinde uzunluğu 60 kilometredir. Botan Suyu: Şatak ve Pervari’den geçerek Siirt aşağılarında Dicle’ye katılır. Diğer akarsular Zap’a karışan Otluca Deresi ile Katil Suyu, Nehil Suyu, Oramar Suyu, Şemdinli Çayı ve Rubozik Suyudur. Akarsuların rejimi düzensizdir. Karların erime zamânı sular boldur. Akarsu tabanları çok derin olduğu için sulama işinde kullanılması güç olmaktadır. Otluca Deresinde kurulan hidroelektrik santral ile il merkezi aydınlatılmaktadır.
Gölleri: Hakkâri’de büyük göller yoktur. Cilo, Sat ve Karadağ gibi yüksek dağ doruklarında buzul ve krater göller vardır. Gelyaşin, Sat Reşko, Bay ve Supadurak, Seyyid Han ve Golan gölleri bunların en önemlisidir.
İklim ve Bitki Örtüsü
İklimi: Hakkâri bölgesinde çok sert kara iklimi hüküm sürer. Kışlar çok sert ve soğuk geçer. Kış erken gelir ve uzun sürer. Kasım-mart arası devamlı kar yağar. 7 ay kar altında kalan yerler çoktur. Kar kalınlığı 217 cm olan bölgeler vardır. Yağmur ilkbahar ve sonbaharda yağar. Senelik yağış ortalaması 580-792 mm arasındadır. Yazlar sıcak ve kurak geçer. Yaz ile kış arasında büyük ısı farkı vardır. Bu fark 63°C’dir. Hakkâri, Doğu Anadolu gibi kışın Sibirya üzerinde teşekkül eden kara hava kitlesinin, yazın da “Tropikal” bölgelerde kara iklimi tesiri altındadır.
Bitki örtüsü: Hakkâri topraklarının % 59’u çayır ve mer’alardan, %25’i orman ve fundalıklardan, % 2’si ekili ve dikili alanlardan ibârettir. Tarıma elverişli olmayan arâzi ise % 14’tür. Dağların çoğu çıplaktır.
Ekonomi
En az gelişmiş illerimizden biridir. Faal nüfûsun % 90’ı tarımla (hayvancılık ve ormancılıkla) uğraşır. Halkın ihtiyaçlarının çeşit ve değişiklik bakımından düşüklüğü, esasen nüfûsun azlığı sebebiyle ticârî hayâtın gelişmemiş olmasındandır. Ovaları ve vâdileri arâzinin % 2’sidir. Ova ve vâdiler verimli ise de iklimin çok sert ve arâzinin engebeli oluşu, akarsuların derin vâdilerden akışı ve sulamaya elverişli olmaması sebebiyle geniş çapta tarla tarımı sâdece Yüksekova’nın Gevaş Ovasında yapılır.
Tarım: Hakkâri’de uğraşıldığı takdirde birçok tarım ürünü (tahıl-meyve-sebze) yetiştirmek mümkündür. Yetişen tarım ürünleri arasında buğday başta gelir. Diğer tarla bitkileri arpa, darı, mısır, çavdar, çeltik (pirinç), nohut, fasulye, mercimek, patates, soğan ve tütündür. Sebze olarak domates başta gelerek az miktarda biber, patlıcan, hıyar, kabak, tâze fasulye, tâze soğan, lahana, marul ve sarmısak yetişir. Bağcılık Hakkâri’de çok eski bir târihe sâhiptir. Fakat zamanla üzüm yetiştirilmesi azalmıştır.
Hayvancılık: Hakkâri ekonomisinin temeli hayvancılığa dayanır. Yaylaları, çayır ve mer’aları ve suyu boldur. Bu geniş imkânlarına rağmen hayvan potansiyeli az sayılır. Koyun, keçi, sığır beslenir. Arıcılık gelişmektedir.
Ormancılık: Ormanlık saha 200 bin hektarın üzerindedir. Fundalık saha ise 30 bin hektardır. 52 köy orman içinde ve 29 köy orman bitişiğindedir. Bu ormanların % 90’nı baltalık, % 10’u bozuk koruluktur. Ormanlardan sanâyi için istifâde edilmeyip, yakacak olarak senede 40 bin ster odun elde edilmektedir.
Mâdenleri: Hakkâri mâden bakımından fakir sayılır. Çıkarılan tek mâden, kömürdür. Petrol, kurşun, linyit, krom, asbest ve kükürt için arama ruhsatı verilmişse de henüz bulunamamıştır.
Sanâyi: Sanâyi bakımından en az gelişmiş illerimizden biridir. Başlıca sanâyi kuruluşları Yüksekova Süt Fabrikası, Şemdinli Tekel Yaprak Tütün Bakımevidir. Et kombinası, halı dokuma atelyeleri, köylerde halı ve kilim atelyeleri ile hızar atelyesi ve un değirmenleri vardır. Beytüşşebab’ın yünlü ve simli kilimleri meşhurdur.
Ulaşım: Hakkâri’de ulaşım meselesi henüz halledilmiş değildir. Demiryolu ve havayolu ulaşımı yoktur. Sâdece karayolu ile ulaşım sağlanır. Köyleri, ilçe ve ile bağlayan yollar kışın uzun müddet kapalıdır. Siirt-Şırnak-Uludere yolu yalnız yaz aylarında kullanılabilir. Van-Başkale-Hakkâri yolunun bir tarafı uçurum olup, pekçok yerde kayalar içine oyulmuş tünellerden geçer. Kara yolları, buraları kışın devamlı trafiğe açık tutmaya çalışmaktadır. Meşhur Suvâri Halil Geçidi çığ tehlikesi ve kar yağışı sebebiyle sık sık kapanarak ilçe ve köylerle irtibat kesilir. Yüksekova-Bacirge yolu İran’ın Urmiye şehrine varır. Birçok yerde ulaşım vâsıtası katırdır.
Nüfus ve Sosyal Hayat
Nüfûsu: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 172.479 olup, 71.099’u ilçelerde, 101.380’i köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 7217 km2 olup, nüfus yoğunluğu 24’tür.
Örf ve âdetleri: Hakkâri 640 senesinde hazret-i Ömer zamânında İslâm orduları tarafından fethedilmiş ve 1054 senesinde Türkler yerleşmeye başlamıştır. 1534’te bölgeye hâkim olan Osmanlı Devleti, Türk-İslâm kültürünü yaymış ve daha önceki kültürler unutulmuştur. Hakkâri’de hayvancılık ekonominin temeli olduğundan halkın çoğu senenin yarısını yaylalarda geçirir. “Zoma” denilen yazlıkta (yayla) hayvanlarını kırkar, yünlerini eğirir, peynir ve yağını yapar ve yaylada çadırlarda yaşar. Böylece bir nevi aşiret hayâtı yaşanır.
Hakkâri’nin kendine özel mahallî kıyâfeti vardır. Erkekler en iyi cins yünden yapılmış desenli ve renkli “şeli şepik” giyerler. Üzerine şaldan kuşak bağlarlar. Kuzu yününden yapılmış “kerik” denilen cepken kullanırlar. Başa ise bir nevî sarık bağlanır. Ayağa yün çorap ve “sak” denilen püsküllü, renkli ve desenli tozluk giyilidir. Kışın keçi kılından yapılmış “reşik”, yazın ise tabanı lastik, kenarları örme yünden pabuç giyilir. Kadınlar, fistan denilen ayak bileklerine sarkan uzun entâri giyerler. Baş ise puşi ile örtülür.
Mahallî yemekleri: Gulul, mertuğa, kıris, kepaye ve kutuldevktir. El sanatları: Kilim, kuşak ve elbise yapımında el sanatları çok meşhurdur.
Folklor: Hakkâri ve çevresi mahalli oyunlar bakımından çok zengindir. Oyunlar az figürlüdür, çalgısız oynanır. Çalgının yerini birlikte söylenen ritmik sözler ve oyun havaları tutar. Oyunlar kalabalık ekipler hâlinde oynanır. Erkek ve kadınlar kendi aralarında oynarlar. Başlıca oyunlar Gülşeni Yargüzel, Gani Bergani, Hayşere, Şemu, Davato Güvey Paşa oluyor, Birani, Siri Kalep ve Basu’dur. Halk edebiyâtı ve halk şâirleri bakımından zengindir. Hakkâri’de kız isteme, düğün, ölüm, doğum ve diğer sosyal münâsebetlerde örf ve âdetler devâm etmektedir. Kayak sporu yaygındır.
Eğitim: Hakkâri’de okur-yazar nisbeti henüz yüzde 50’nin altındadır. Sert iklim, kış şartları, yol durumu ve ekonomik şartlar sebebiyle okur-yazar nisbeti diğer illere nazaran azdır. İlde 13 anaokulu, 248 ilkokul, 10 ortaokul, 3 meslekî ve teknik ortaokul, 6 lise, 4 meslek ve teknik lise vardır (1993).
Yetişen meşhurlar: Beytüşşebap ilçesinin Güneykaya (Bate) köyünde doğup orada vefât eden (1417-1494) Dîvân ve Mevlid müellifi Molla Hüseyin; Çukurca ilçesinin Han köyünde doğup Doğubeyazıt’ta vefât eden ve adını taşıyan câminin yanında türbesi bulunan Memu-Zin ve Nevbahar isimli eserlerin sâhibiAhmet Hânî (Hânî Baba); büyük velîlerden Şemdinlili Seyyid Abdullah ve Seyyid Tâhâ, Seyyid Abdülhakîm Arvâsî, şâir Şahpattan Abdullah Bey; Şeyh Rızâ ve Tâhir Beydir.
İlçeleri
Hakkari’nin biri merkez olmak üzere dört ilçesi vardır:
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 52.906 olup, 30.407’si ilçe merkezinde 22.499’u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 17, Bağışlı bucağına bağlı 4, Geçitli bucağına bağlı 8 köyü vardır. Yüzölçümü 2.265 km2 olup nüfus yoğunluğu 23’tür. İlçe toprakları dağlıktır. Kuzeyinde Karadağ, güneyinde Sünbül Dağ, Buzul Dağ yer alır. Zap Suyu Vâdisinde küçük düzlükler vardır.
Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. Ençok küçükbaş hayvan beslenir. Ekime müsait alan az olduğundan üretim düşüktür. Akarsu vadilerinde iç tüketim için tarım yapılır. Canlı hayvan ticâreti yaygındır. El tezgahlarında halı ve kilim dokumacılığı yapılır.
İlçe merkezi Zap Suyu Vâdisinde Reşko, Cilo, Karadağ ve Sünbül Dağları arasında kalan bir düzlükte kurulmuştur. Eski ismi Çölemeriktir. İlçe belediyesi 1936’da kurulmuştur.
Çukurca: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 20.351 olup, 5205’i ilçe merkezinde 15.146’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 13, Çaplı bucağına bağlı 4 köyü vardır. Yüzölçümü 1009 km2 olup, nüfus yoğunluğu 20’dir. İlçe toprakları yüksek dağlarla kaplıdır. Kuzeyinde Altındağları, kuzeydoğusunda Gare Dağı, batısında Konaklı Dağı yer alır. Dağlar derin ve dik vâdilerle parçalanmıştır. Yüksek kesimlerde hayvancılığa müsâit düzlükler vardır. Dağlardan kaynaklanan suları Habur ve Zap suları toplar.
Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. Yaylacılık metodu ile çok sayıda küçükbaş hayvan beslenir. Tarıma elverişli arâzi az olduğundan üretim düşüktür. En çok mısır, üzüm, ceviz ve sebze yetiştirilir. İlçe merkezi Ciği Suyunun suladığı bir ovanın kıyısında Türk-Irak sınırından 500 m içeride yer alır. Eski adı Çal’dır.
Şemdinli: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 30.219 olup, 7001’i ilçe merkezinde, 23.218’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 21 köyü vardır. Yüzölçümü 1.652 km2 olup, nüfus yoğunluğu 18’dir. İlçe topraklarını Hakkari Dağları engebelendirir. Batısında İkiyaka (Sat) Dağı, doğusunda Çimen Dağı, güney kesiminde Karadağ yer alır. Dağlar akarsu vadileri tarafından derin bir şekilde parçalanmıştır. Dağlardan kaynaklanan suları Şemdinli deresi toplar. Dağların yüksek kesimlerinde hayvancılık açısından önem taşıyan yaylalar vardır.
Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. Yaylacılık metodu ile küçükbaş hayvan besiciliği yapılır. En çok koyun ve kıl keçisi beslenir. Canlı hayvan ticâreti yaygındır. Tereyağ, peynir başlıca süt ürünleridir. Arıcılık gelişmiştir. Balı bölge ve Türkiye çapında meşhurdur. Ekime müsâit alan az olduğundan; az miktarda buğday, arpa, patates, soğan, elma, ceviz üzüm, nohut ve pirinç yetiştirilir. El tezgahlarında halı ve kilim dokunur.
İlçe merkezi, Şemdinli Çayı vâdisinde İran sınırına yakın bir yerde kurulmuştur. Eski ismi dağlararası mânâsında Nav Çiya idi. Daha sonraları sırasıyla Navşar, Şemdinan ve Şemdinli isimleri kullanıldı. Gelişmemiş, küçük bir yerleşim merkezidir. İl merkezine 128 km mesâfededir. Belediyesi 1936’da kurulmuştur.
Yüksekova: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 69.003 olup 28.486’sı ilçe merkezinde 40.517’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 15, Esendere bucağına bağlı 1, Dağlıca bucağına bağlı 11 köyü vardır. Yüzölçümü 2.291 km2 olup, nüfus yoğunluğu 30’dur. İlçe toprakları yüksek engebeli alanlardan meydana gelir. Kuzeyinde Mordağ, doğusunda Karadağ, güneyinde İkiyaka Dağı, batısında Cilo Dağı yer alır. Dağlardan kaynaklanan suları Zap Suyu toplar. İlçe topraklarının orta kesiminde Türkiye’nin en büyük ve en yüksek düzlüklerinden biri olan ve ilçeye adını veren Yüksekova (Gevar Ovası) yer alır.
Ekonomisi hayvancılık ve ticârete dayalıdır. Yaylacılık yöntemi ile çok sayıda küçük baş hayvan beslenir. Canlı hayvan ticâreti yaygındır. Süt, süt ürünleri ve yağ başlıca hayvansal ürünlerdir. Hayvanlardan elde edilen yünler eğrilerek kilim, çadır dokunur ve çorap örülür. Arıcılık gelişmiştir. Ekime müsâit alan az olduğundan üretim düşüktür. Az miktarda buğday, patates, soğan, elma, ceviz ve üzüm yetiştirilir. Süt fabrikası ve et kombinası başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi, Nehil Çayı vâdisinde kurulmuştur. Hakkâri’nin nüfus ve yüzölçümü bakımından en büyük ilçesidir. Eskiden Gevar ve Dize adları kullanıldı. Esendere sınır kapısından İran’a geçen transit yolun önem kazanmasından sonra ilçe gelişti ve ticaret merkezi haline geldi. İl merkezine 76 km mesafededir. Belediyesi 1936’da kurulmuştur.
Târihi Eserler ve Turistik Yerleri
Hakkâri, ulaşım ve haberleşmesi en güç olan bir ilimizdir. Modern konaklama ve dinlenme tesisleri ve turizm alt yapı tesisleri olmadığı için turizm sektörü gelişmemiştir. Anadolu’nun her köşesi gibi Hakkâri’de 5 bin yıl öncesine kadar uzanan târihî geçmişi, paha biçilmez arkeolojik ve tabiî güzellikleri ile turistler için aranan bütün imkânlara sâhiptir. Bâzılarında 4 km’yi aşan 20 buzul ve krater gölleri, kış ve dağ sporları ve avcılık bakımından zengin bir turizm potansiyeline sâhiptir. Hakkâri dört mevsimi bir arada yaşayan nâdir bir bölgedir. Târih öncesi çağlardan kalma buzulların az ötesinde kır çiçeklerine rastlanır. Dünyânın hiçbir yerinde bulunmayan balık, çiçek ve bitkiler bu bölgede bulunmaktadır.
Eski eserler:
Melik Muhammed Esad Medresesi: Hakkâri beylerinden Melik Muhammed Esat tarafından 13. asırda yaptırılmıştır. Medresenin yanında Melik Muğhammed Esat ve âile fertlerinin mezarları da vardır. 1910 senesine kadar medrese olarak hizmet gören eser, daha sonraları uzun bir müddet vîran halde kaldı. Vakıflar Genel Müdürlüğünce 1984’te eski mîmârisi üzerine yeniden restore edilen medrese, hâlen câmi olarak faaliyet hâlindedir.
Zeynel Bey Medresesi: Hakkâri beylerinden Zeynel Bey tarafından yaptırılmıştır. Sultan Üçüncü Murâd zamanında Tebriz Seferine katılan Zeynel Bey bu seferde şehid düşmüş, Pâdişahın emri üzerine yaptırdığı medreseye defnedilmiştir. GÜnümüzde harâbe hâlindedir.
Meydan Medresesi: Kitâbesinden 1700 senesinde yaptırıldığı anlaşılan eser, Biçer Mahallesindedir. İki katlı, orta avlulu medreseler planındadır. Cumhûriyet döneminde bir süre cezâevi olarak kullanılan medrese, 1984’te Vakıflar Genel Müdürlüğünce restore edilmiştir.
Kayme Sarayı: İki katlı olan sarayın kitâbesinde 1910 târihi vardır. Seyyid Abdullah Efendiye âittir. Sarayın kuzey ve batı duvarı günümüze ulaşabilmiştir.
Kelat Sarayı: Bölgedeki sivil mîmârî örneklerinin en önemlilerinden biridir. Günümüzde sâdece güney cephesi ayakta kalabilmiştir.
Taşköprü: Osmanlılar döneminde Şemdinli Deresi üzerinde kurulan köprü, 10.80 m yüksekliğnde 21.60 m uzunluğunda 2.90 m genişliğindedir. Köprünün iki tarafında zeminle irtibâtı sağlayan dolgu kısımlar yıkılmıştır. Günümüzde dallarla yapılmış eğreti bir kaplamayla geçişler sürdürülmektedir.
Gülüreş Baba Türbesi: Hakkâri’nin BiçerMahallesindedir. Türbe 1982’de Câmiler Derneği tarafından tâmir ettirilmiştir. Kitâbesi olmayan türbe kapısındaki tabelada Gülüreş Baba Doğum H. 465 (1074), ölüm H. 555 (1165) târihleri vardır.
Seyyid Abdullah Türbesi: Şemdinli’nin 17 km batısında bulunan Bağlar (Nehri) köyündedir.Türbe mezarlık içindedir.Türbede Seyyid Tâhâ-i Hakkârî’nin amcası büyük âlim ve velî Seyyid Abdullah medfundur.
Seyyid Tâhâ-i Hakkârî Mezarlığı: Şemdinli’nin Bağlar (Nehri) köyündedir.Mezarlıkta 16 civârında, üzerinde bitkisel motifler, âyet ve sözler bulunan mezar taşı vardır.Seyyid Tâhâ-i Hakkârî’nin mezar taşı ayakta olup, üzerinde;”Merkadi hafîdi Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî-eş-Şeyh Seyyid Tâhâ bin Molla Ahmed (1269)” yazmaktadır.
Kaya resimleri: Cilo ve Sat dağları arasında kalan Bevarik Vâdisi ilk insanların yaşadığı yerlerden biridir. Bu vâdide yalçın kayalara çizilmiş en az 8 bin hattâ 10 bin yıllık resimler vardır. Bu resimler, dünyânın en değerli ve en eski târihî belgeleri sayılmaktadır. Şimdiye kadar 1179 kaya resmi bulunmuştur. Sıkı bir araştırma ile bu sayı artabilir. Bu resimler çok eskiden yaşamış insanlara âittir. Bu bölge gibi Geşitli bucağı çevresinde Feraşin ve Meydan-ı Zengil yaylalarında kaya resimleri olduğu ifâde edilmektedir. Resimler, hayvan resimleri ve geometrik desenlerden ibârettir. Resimlerden bâzılarının M.Ö. 5300-5500 senesinde çizildiği tesbit edilmiştir.
Dev evleri: Hakkâri’nin birçok yaylasında bilhassa Bezirgan Çayırı, Faraşin Yaylasında, Gürpınar-Hakkâri dağ yolunda rastlanan bu eserler üç veya dördü bir arada olan kayalara oyulmuş dev yapılardır. Bunların Asur saldırılarına karşı haber alma kaleleri veya yaylaya salınan sürülerin gözetlenmesi veya korunması için yapıldığı sanılmaktadır.
Eski kitap depoları: Hakkâri Dağlarında kaya sığınaklarda değeri çok kıymetli (paha biçilemeyen) kitap depoları vardır. Yerleri meçhuldür. Avrupalı antikacılar, Dağlıca (Oramar)da bulunan bir kaya sığınağındaki kitap deposundaki kitapları yurt dışına kaçırırken yakalanmışlardır.
Târihî Sid ve arkeolojik şehirleri: Hakkâri’de eski çağlara âit şehir kalıntıları oldukça fazladır. Yüksekova ilçesinin Büyük Çiftlik köyü yakınında “Musasir” şehri ile Şemdinli’nin Nehri köyünde Huri Devletinden kalma târihî kalıntılar (yazı, oyma taş, mezarlar) bulunur. Örençik köyünde dikili taş, Hurgain mevkiinde 15 m uzunlukta bir binâ kalıntıları vardır. Kapıları arkadan kapatılan merdivenli oyma mağaralar. Oğul (Tal) Deresinde kayalara oyularak yapılan ve çarşısı bulunan Nastûrî kilisesi ile Hakkâri Merkez, Konak, Zap, Çanaklı ve Geçimli’de Nastûrî kiliseleri vardır.
Kaleler: Hakkâri Kalesi harâbeleri ve sarnıçları park hâline getirilmiştir. Buradan Hakkâri kuş bakışı seyredilir. Uzungeçit ve Dağaltı köylerinde “kelâmeme” ve “keâtivuri” kaleleri vardır.
Tabiî güzellikler ve mesîre yerleri: Hakkâri, haşin tabiatlı ve heybetli görünüşlü yüksek dağları ve derin vâdileri ve dünyâda eşine az rastlanan tabiî güzelliklere sâhiptir. Cilo ve Sat dağlarına “Türkiye’nin Himalayaları” denir. Devamlı karlı tepeleri, 20’den fazla dağ buzulu ve 20’ye yakın buzul gölleri, 4 bin metreden aşağıya sarkan buzulları ile küçük Asya’nın bir nevî millî parkıdır. Dağları görmek ve dağ havasını teneffüs etmek isteyenler için en ideal yer Hakkâri Dağlarıdır. Hakkâri av hayvanı bakımından zengindir. Dağ keçisi, dağ koyunu, ayı, kurt, vaşak, porsuk, sansar, tilki, keklik, kaz, ördek, turaç, toy, angut, turna, bıldırcın ve tavşan bulunur. Dağ keçisi ve dağ koyununun nesli tükenmek üzeredir.
Zap Vâdisi: Zap Suyu eşsiz tabiî güzellikler arasından geçer. Heybetli dağlar, yemyeşil vâdi ve yamaçları ile dünyâda ender rastlanan güzel bir yerdir.
Cilo ve Sat Dağları: Yüksek dağlar, karlı tepeler, vâdi ve yamaçlarda bol sular, buzul gölleri ve yaylaları ile çok güzel bir bölgedir. Dağ ve kış sporları ile av turizmine de müsâittir. Cilo-Sat Dağlarının Millî Park hâline getirilmesi için 1945’ten bu yana çalışmalar vardır.
Kaynak
Rehber Ansiklopedisi
Gümüşhâne Hakkında Bilgiler
GÜMÜŞHÂNE
Doğu Karadeniz bölgesinde bir ilimiz. Bir bölümü Doğu Anadolu’da yer alır. 38°49’ ve 40°45’ doğu boylamları ile 39°50’ ve 40°51’ kuzey enlemleri arasında yer alan Gümüşhâne, doğuda Bayburt, kuzeyde Trabzon, kuzeybatı ve batıda Giresun, güneyde ise Erzincan illeri ile çevrilidir. Osmanlı devrinde ve daha önceleri asırlarca gümüş yataklarından gümüş çıkarılmıştı. Trafik numarası 29’dur.
İsminin Menşei
Kânûnî Sultan Süleymân Han, İran Seferine giderken, Harşit Çayı kenarında mola verdi. Buradaki tabiî güzelliğe hayran kaldı. Bu bölgede “gümüş” mâdeni de bulunduğunu öğrenince buraya bir şehir kurulsun ve ismi “Gümüşhâne” olsun dedi. Sultan’ın emri üzerine burada bir câmi (Süleymâniye Câmii) ve etrâfında 50 ev inşâ edilerek Gümüşhâne’nin temeli atıldı. Gümüşhâne’nin kurucusu Kânûnî Sultan Süleymân Handır.
Târihi
Gümüşhâne bölgesinin ilk sâkinleri M.Ö. 2-3 bin yıllarında Orta Asya’dan gelen Oğuz kabîleleridir. Hititler, Asuriler bu bölgeye hâkim oldular. Sonraları Hun ve Peçenekler, bölgeyi ele geçirdiler. M.Ö. 6. asırda Persler, bütün Anadolu gibi bu bölgeyi de istilâ ettiler.Makedonya Kralı İskender, Persleri yenerek Anadolu’yu ele geçirdi. İskender’in ölümünden sonra bu bölge, Pers asıllı Ermenilerle yine Pers asıllı Yunanlaşmış (Yunanca konuşan) Pontus Krallığı arasında el değiştirdi. Roma İmparatorluğu, Pontus Krallığını yenince, Roma’ya bağlandı. M.S. 395 senesinde Roma ikiye bölününce, bütün Anadolu gibi Gümüşhâne civârı da Doğu Roma’nın (Bizans) payına düştü. Bu bölgenin en mühim meskûn mahalli “Paybert, Papert” denilen Bayburt şehriydi. Bu bölge Bizans ile Sâsânîler arasında ihtilâf konusu olmuş, Ermeniler, Bizanslılar, bâzan da İranlılarla işbirliği yapmışlardı. 1055’te Türk Hakanı Tuğrul Bey ve komutanlarından İbrâhim Bey bölgeyi fethetti. Tuğrul Bey, Türkmen oymaklarını buralara yerleştirdi. Selçuklular bu bölgeyi kendilerine bağlı Danişmendoğulları ve Saltukoğulları arasında paylaştırdı. Birinci Haçlı Seferinde Anadolu Selçuklu Devleti sarsıntı geçirmiş ve 600 bin kişilik Haçlı ordusu karşısında bâzı bölgelerden geri çekilmek zorunda kalmıştı. Bu arada Gümüşhâne’nin bir kısmını da Haçlı ordusu ele geçirdi.
1204’te Trabzon’da kurulan Bizans İmparatorluğu (Komnenoslar) bir ara bölgeyi ele geçirmişse de, Dânişmendoğlu Melik İsmâil, geri aldı. Dânişmendoğulları ortadan kalkınca, Erzurum Selçuklu Meliki Tuğrul Şah ile oğlu Cihan Şah, 13. asır başında bölgeyi îmâr etiler.
On üçüncü asrın sonlarında Anadolu, İlhanlıların hâkimiyetine girince, Gümüşhâne ve çevresi de bu devletin eline geçti. Daha sonra bölgeye Celâyirliler, Eratnaoğulları, Kâdı Burhâneddîn ve Akkoyunlular hâkim oldu. Fâtih Sultan Mehmed Han, Otlukbeli Savaşında Uzun Hasan’ı yenerek, bölgeyi Osmanlı topraklarına kattı (1473). Yavuz Sultan Selim Han, 1514’te bütün bölgeyi kesin olarak Osmanlı Devletine bağladı. Kânûnî Sultan Süleymân Han, İran Seferi sırasında Harşit Çayı kenarında mola verdi. Buranın güzelliğine hayran kaldı ve bölgede gümüş mâdeni olduğunu öğrenince, buraya şehir kurulmasını ferman buyurdu. Böylece Gümüşhâne şehrinin temelleri atılmış oldu.
Gümüşhâne ve civârı, 1473-1828 arasında çok sâkin bir devir yaşadı. Bu zaman içinde sâdece 1553’te Şah İsmâil Safevî’nin oğlu Şah Tahmasb bu bölgeye bir akın tertib etmişse de Kânûnî Sultan Süleymân Han, İran Seferi ile doğu bölgesini yeniden Osmanlı hâkimiyetine aldı. 1828 Türk-Rus savaşında bu bölgeye kadar gelen Rusları, Osmanlı ordusu yenince, Ruslar geri çekildi. Birinci Dünyâ Harbinde 19 Temmuzdan 28 Şubat 1918’e kadar 1 sene 7 ay 10 gün Gümüşhâne’yi işgâl eden Ruslar, çekilirken yerlerini Ermenilere bıraktılar ve onlar da çok katliam yaparak pekçok Türkü öldürdüler, birçok binâ ve târihî eserleri yakıp yıktılar.
Önceleri Trabzon’a bağlı sancak olan Gümüşhâne, Cumhûriyet devrinde bütün sancaklar (mutasarrıflıklar) “vilâyet- il” yapılınca, Gümüşhâne de vilâyet merkezi olmuştur. Gümüşhâne’nin eski târihini aydınlatacak hiyeroglif yazılar Altıntepe’de bulunmuşsa da, henüz okunamamıştır. Dedekorkut Hikâyelerinde yer alan hâdiselerin çoğu Kelkit Vâdisinde geçmektedir.
Fizikî Yapı
Gümüşhâne arâzisi çok engebelidir. Akarsuları bol, dağlık bir bölgedir. Yüzölçümünün% 71’i dağlık, % 29’u yayladır.
Dağları: Gümüşhâne ilinde, Kalkanlı (Zigana), Gümüşhâne, Otlukbeli Dağları yer alır. Başlıca yüksek dağları; Kalkanlı Dağları (Yayla Tepe 2652 m), Gümüşhâne Dağları (Alitaşı Tepe 2572 m, Elmalı Tepe 2507 m), Otlukbeli Dağları (Hatâbî Tepe 2758 m)dır. Ayrıca, Erzincan ile Gümüşhane arasında sınır teşkil eden Pöske Dağı, Bayburt ile Gümüşhane arasında sınır teşkil eden Vauk Dağı ve Köse Dağıdır. Ziganaların Çakırgöl bölgesindeki geniş düzlükleri yayla görünümündedir. Çimendağ üzerindeki yaylalar, en önemlilerindendir. Nehirlerin meydana getirdiği vâdiler, Gümüşhâne’nin en bereketli topraklarıdır.
Kelkit Vâdisi: Kelkit Çayını besleyen derelerin meydana getirdiği bu vâdide kuru tarım yapılır. Vâdi dar ve iki yanı basamak basamak yükselen ekilebilir arâziye su getirmek zordur. Bu vâdide sulanan arâzi çok azdır.
Akarsuları: Kelkit Çayı: Çimen Dağlarından çıkar. Kelkit ilçesini geçip, Yeşilırmak’ın ana kolu ile birleşir. Az da olsa tarım alanlarının sulanmasında kullanılır. Harşit Suyu: Gümüşhâne Dağlarından çıkar. Kale-Gümüşhâne-Torul-Kürtün vâdilerini geçip Trabzon’a girer. Harşit Suyu derin vâdilerde aktığından ve su rejimleri düzgün olmadığından sulamada pek kullanılmaz.
Gölleri: Gümüşhâne’de büyük göller yoktur. Yalnız bâzı yüksek dağların üzerinde buzul göller vardır. Bunlar Balaban Dağları üzerinde Balıklı Göl, Aygır ve Yıldız Gölleri ile Soğanlı Dağları üzerinde Şarak Gölü ve Zigana Dağlarında Çakır Göldür.
İklim ve Bitki Örtüsü
Gümüşhâne’nin iklimi, kara iklimi ile Doğu Karadeniz iklimi arasında bir geçiş husûsiyeti gösterir.Kuzeydeki dağlar soğuk ve nemli kuzey rüzgârlarını engeller. Doğu Karadeniz havzasında kalan bölgelerde iklim nemli ve ılıktır. Kelkit bölgesinde kışlar soğuk, yazlar kurak ve Harşit Vâdisine göre daha sıcak geçer. Yağışlar kışın ve ilkbaharda daha çoktur. Senelik yağış miktarı 435 milimetredir.
Gümüşhâne topraklarının % 40’ı çayır ve mer’alarla, % 26’sı ekili dikili yerler ve % 22’si orman ve fundalıklarla kaplıdır. İlin kuzey kesimi bitki örtüsü yönünden oldukça zengindir. Harşit Vâdisinde 1500 m yüksekliklere kadar yapraklı ağaçlardan meydana gelen ormanlarla kaplıdır. 1500 ile 2300 m arasında ise, genellikle ladin, sarıçam gibi iğne yapraklı ağaçlardan meydana gelen ormanlar yer alır.
Ekonomi
İlin ancak dörtte biri ekilebilir arâzi olmasına rağmen, Gümüşhâne’nin ekonomisi tarıma dayanır. Gelişmişlik bakımından 76 il içinde 66’ncı sırada yer alır.
Tarım: Tarıma müsâit ova ve vâdileri azdır. Tarım daha çok Kelkit ve Şiran ilçelerinin geniş olmayan ovalarında en çok tahıl ekimi şeklinde yapılır. Ayrıca mercimek, fiğ, patates ve şekerpancarı ekilir. Meyvecilik gelişmektedir. İldeki meyve ağacının yarısı elmadır. Ayrıca armut, erik, dut, vişne ve kiraz ağaçları vardır. Sulanan arâzi azdır. Gümüşhâne’nin göbek, gelin kırmızı ve sandık cinsi elması ile hacıhamza, kabak, mahrani ve abbasi cins armutları meşhurdur.
Hayvancılık: Çayır ve mer’alar geniş bir yer kapladığından hayvancılık gelişmektedir. Koyun, kıl keçisi, sığır ve at beslenir.
Ormancılık: Yüzölçümünün % 22’si orman ve fundalıktır. Ormanların 185 bin hektarı fundalık, 43 bin hektarı normal ormanlıktır. Ormanların % 30’u normal koru, % 40’ı bozuk koru ve % 30’u bozuk baltalıktır. Orman içinde 81 ve kenarında 87 köyü vardır. Ormanlardan senede 25.000 m3 sanâyi odunu, 1000 m3 tomruk ve 80.000 ster yakacak odun elde edilir. Ormanlar daha çok merkez ilçe ve Torul ilçesinde Köse, Zigana ve Gümüşhâne Dağları üzerindedir.
Mâdenleri: İsmini “gümüş” mâdeninden alan Gümüşhâne mâden bakımından çok zengindir. Fakat bu zenginlik toprağın altında yatmaktadır. Gümüş, demir, bakır, manganez, kurşun, pirit, mâden kömürü, linyit, çinko ve uranyum (Kelkit ilçesinde) yataklarından sâdece çok az olarak mâden kömürü ile linyit çıkarılmaktadır. Gümüşhâne’de M.Ö. 4. asırdan beri bilhassa Osmanlı Devrinde Kânûnî Sultan Süleymân Han ile Dördüncü Murâd Han zamânında çok miktarda çıkarılan gümüş yatakları, 1914’ten sonra tamâmen terk edilerek mâden ocakları su ile dolmuştur. Osmanlı Devrinde Gümüşhâne’nin Canca Mahallesindeki darphanede 12 çeşit gümüş ve altın para basılıyordu.
Gümüşhâne’de gümüş mâdeni dışında krom, bakır ve linyit, Kelkit’te krom, bakır ve linyit, bakır, linyit, Torul’da demir, bakır, mermer ve Şiran’da linyit kömürü bulunmaktadır. Gümüş mâdenlerin işletildiği 1750 senesinde Gümüşhâne şehir nüfûsu 60 bini bulmuştu. Gümüş çıkarılması Sultan Dördüncü Murâd Han zamânında zirveye ulaştı. Evliyâ Çelebi, 1647 senesinde Gümüşhâne’yi gezdiğinde; “Burada olan gümüş mâdeni hiç bir diyârda yoktur. Halkı yalnız gümüş işler. 70 kadar ocak olup, fakirliğin bilinmediği bu yerde doğan her çocuğun gümüşten mama tabağı vardır...” demiştir. 1829 Türk-Rus savaşından sonra bu ocaklar kapanmaya başlamıştır.
Sanâyi: Gümüşhâne ili sanâyi bakımından en az gelişen bir ildir. Sanâyi iş yerlerinin sayısı 300’den azdır. Bunlar az işçi çalıştıran küçük iş yerleridir. Başlıca sanâyi kuruluşları: Kibrit Fabrikası, Çimento Fabrikası, Gümüşkale Kireç Sanâyii, Gümüşsu Konsantre Meyve Suyu, Kuşburnu Çayı Tesisleri; ayrıca un fabrikaları, mobilya atölyeleri ile bıçkı-hızar atölyeleridir.
Ulaşım: Hava ve demiryolu ulaşımı yoktur. Gümüşhâne ve Torul (Andasa) E-390 karayolu (Trabzon-Erzurum-İran) güzergâhı üzerindedir. Bu yoldan ayrılan tâli yollarla merkez ilçe, Kelkit ve Şiran ilçelerine bağlıdır. Bayburt, Çaykara üzerinden Karadeniz kıyısına, Torul, Kürtün üzerinden Tirebolu ve Gürele’de Karadeniz kıyısına bağlayan yollar vardır. Zigana ve Kop geçitleri arasındaki yol Gümüşhâne’den geçer. Gümüşhâne ve çevresi ilk çağlardan beri İran üzerinden geçerek Asya’nın ticârî mallarını Karadeniz’e ve dolayısıyla Avrupa ülkelerine deniz yoluyla bağlanan “ipek yolu”nun üzerinde bulunuyordu.
Nüfus ve Sosyal Hayat
Nüfûsu: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 169.375 olup, 58.996’sı şehirlerde, 110.379’u köylerde yaşamaktadır. Gümüşhâne’nin nüfûsu seneden seneye azalmaktadır.
Örf ve âdetleri: Gümüşhâne’de Türk-İslâm kültürü hâkimdir. 1055’ten bu yana bölge, Türk hâkimiyetindedir. Daha önceki devirlere âit kültürler unutuldu. Kıyâfet: Kırsal ve dağlık bölgelerde mahallî geleneksel kıyâfete hâlen rastlanır. Patiskadan geniş yakalı gömlek ile bunun üzerine kenarları oyalı kolsuz önlük giyilir. Pazenden yapılan önlüğe “iman tahtası” denir. Bele, boncuklarla süslenmiş dövme gümüş veya dokuma kemer takılır.
Dokunan desenli ihramlar giyilir. Erkeklerin giyimi ise, yelek, dar paçalı pantolon ve çarıktan ibârettir. Bele kayış yerine kaytan denilen uçları püsküllü kuşak sarılır. Yeleğin boğazı açık ve dardır. Omuzdan sağ alt cebe saat kösteği uzanır. Mahallî yemekleri: Pestil (duttan yapılır), göbek elması, ceviz içinin şekere batırılması ile köme denilen tatlı ve ziron meşhurdur. Yemekleri kesme ayranlı, lobya, kurutlu haşıl, çorbalar, toplahanası, herse, tavuklu keşkek, ekşili lahana, kavut, kara pancar, mantı, kesmik ekmeği, kalacoş, kuru pastırma, kartoldur.
Folklor: Karadeniz, Doğu ve Orta Anadolu’nun tesirinde kalan Gümüşhâne bölgesinde folklor zengindir. Türküleri uzundur. Bar ve Horon başlıca oyunlarıdır. Halk edebiyâtı: Gümüşhâne bölgesinde çok az sayıda halk şâiri (ozan) yetişmiştir.
Eğitim: Okuryazar nisbeti % 80’i aşmıştır. Okulsuz köy yoktur. Karadeniz Üniversitesine bağlı Meslek Yüksek Okulu ve Adâlet Meslek Lisesi açılmıştır. Kış sporları yaygındır.
Yetişen meşhurlar: Ahmed Ziyâeddîn; akâid, fıkıh, tefsir, hadis ve tasavvuf ile ilgili 60 eseri bulunan bir İslâm âlimidir. Ziyâüddin-i Gümüşhânevî (Ahmed Ziyâüddîn), İstanbul’da kabirleri bulunan evliyânın büyüklerindendir. 1820 (H.1235)de Gümüşhâne’nin Emirler Mahallesinde doğdu, 1893 (H.1311)te İstanbul’da vefât etti. Kabri Süleymâniye Câmii bahçesindedir. Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin talebelerinden Ahmed bin Süleymân Ervâdî’den icâzet aldı. İcâzet alırken Hâlid-i Bağdâdî (rahmetullahi aleyh)in talebelerinden veliyy-i kâmil Abdülfettah Bağdâdî Akrî de hazır bulundu. Bâbıâli’de Fâtıma Sultan Câmii yanında ders verirdi.
İlçeleri
Gümüşhâne’nin biri merkez olmak üzere altı ilçesi vardır.
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 47.140 olup, 26.014’ü ilçe merkezinde, 21.126’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 39, Kale bucağına bağlı 34, Yağmurdere bucağına bağlı 17 köyü vardır. Yüzölçümü 1799 km2 olup, nüfus yoğunluğu 26’dır. İlçe toprakları dağlıktır. Güneyinde Gümüşhâne Dağları, kuzeyinde Trabzon Dağları, orta kesiminde ise Harşit Çayı Vâdisi yer alır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, çavdar, patates ve baklagillerdir. Sebze ve meyve yetiştiriciliği yaygındır. En çok elma yetiştirilir. Hayvancılık ikinci derecede gelir kaynağıdır. İlçe topraklarında kireç taşı yatakları vardır.
İlçe merkezi, Harşit Çayına karışan Musalla Deresi kıyısında kurulmuştur. Çayın iki yanında bahçeli ve seyrek evleri ile kilometrelerce (7 km) uzayıp gider. Yeni Gümüşhâne, Birinci Dünyâ Harbinden sonra kurulmuştur. Eski Gümüşhâne, dağ eteğinde, yeni Gümüşhâne düz olup, bağ ve bahçeliktir. Trabzon-İran transit yolu ilçeden geçer.
Kelkit: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 47.482 olup, 11.541’i ilçe merkezinde, 35.941’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 84 köyü vardır. İlçe toprakları birbirine paralel uzanan dağlardan meydana gelir. Orta kesimi akarsularla derin bir şekilde yarılmıştır. Kuzeyinde Gümüşhâne Dağları, güneyinde Çimen, Sipikör ve Otlukbeli dağları yer alır. Dağlardan kaynaklanan suları Kelkit Çayı toplar. Akarsu boylarında geniş düzlükler vardır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri patates, şeker pancarı, buğday ve arpa olup, ayrıca az miktarda armut, vişne ve baklagiller yetiştirilir. Hayvancılık ekonomik açıdan önemli gelir kaynağıdır. Sığır besiciliği ve arıcılık modern usüllerle yapılır. Hayvancılığa bağlı olarak dericilik ve dokumacılık gelişmiştir.
İlçe merkezi, Kelkit Irmağına katılan Balkar Deresi Vâdisinde kurulmuştur. İl merkezine 75 km mesâfededir. Osmanlı Devleti zamânında ismi Çiftlik idi. Denizden yüksekliği 1515 metredir. İsmini yedinci asırda bölgeye hâkim olan Peçenek Türkleri komutanı Kelki Beyden alır. 1840 senesinde ilçe olmuştur.
Köse: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 14.893 olup, 6983’ü ilçe merkezinde, 7910’u köylerde yaşamaktadır.Merkez bucağına bağlı 13 köyü vardır. İlçe toprakları orta yükseklikteki engebeli düzlüklerden meydana gelir. Kuzeyinde Gümüşhâne Dağları, orta kesiminde Kelkit Vâdisi yer alır. İlçe topraklarını Kelkit Çayı sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri patates, şekerpancarı, buğday ve arpadır. Hayvancılık ikinci derecede gelir kaynağıdır. Arıcılık gelişmiştir. İlçe merkezi Gümüşhâne Dağlarının eteklerinde Kelkit Çayı Vâdisinde kurulmuştur. Kelkit-Gümüşhâne karayolu ilçeden geçer. Kelkit ilçesine bağlı bir bucak iken, 19 Haziran 1987’de 3992 sayılı kânunla ilçe oldu.
Kürtün: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 15.892 olup, 2809’u ilçe merkezinde, 13.083’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 32 köyü vardır. İlçe toprakları dağlıktır. Kuzeyinde Zigana Dağları, güneyinde Giresun Dağlarının uzantıları, orta kesiminde Harşit (Doğankent) Çayı Vâdisi yer alır.
Ekonomisi hayvancılık ve ormancılığa dayalıdır. Ahır hayvancılığı yaygındır. En çok koyun beslenir. Tarıma elverişli arâzisi azdır. Başlıca tarım ürünleri patates, buğday, elma, vişne ve armuttur. İlçede orman ürünlerini işleyen atölyeler vardır.
İlçe merkezi Harşit Çayı Vâdisinde kurulmuştur. Trabzon-İran transit karayolu ilçeden geçer. Eski ismi Uluköy’dür. Torul’a bağlı bir bucak iken, 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu.
Şiran: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 26.881 olup, 7592’si ilçe merkezinde, 19.289’u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 72 köyü vardır. Yüzölçümü 992 km2 olup, nüfus yoğunluğu 27’dir. İlçe toprakları dağlarla çevrilidir. Kuzeyinde Gümüşhâne Dağları, güneyinde Otlukbeli Dağları, orta kesimde ise Kelkit Vâdisi yer alır. Dağlardan kaynaklanan suları Kelkit Çayı toplar.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı, buğday, patates, arpa ve elma olup, ayrıca az miktarda armut, vişne ve baklagiller yetiştirilir. Hayvancılık ekonomik açıdan önemli gelir kaynağıdır. Daha çok sığır besiciliği yapılan ilçenin yüksek kesimlerinde küçükbaş hayvan beslenir. Arıcılık modern usûllerle yapılır.
İlçe merkezi Şiran Çayı Vâdisinde kurulmuştur. Denizden yüksekliği 1400 metredir. İl merkezine 76 km mesâfededir. Gelişmemiş ve küçük bir yerleşim merkezidir. Belediyesi 1877’de kurulmuştur.
Torul: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 17.087 olup, 4057’si ilçe merkezinde, 13.030’u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 37 köyü vardır. İlçe toprakları akarsu vâdileriyle yarılmış dağlık alanlardan meydana gelir. Kuzeyinde Zigana Dağları, güneyinde Gümüşhâne Dağları, batısında Giresun Dağları yer alır. Dağlardan kaynaklanan suları Harşit (Doğankent) Çayı toplar. Kayın, köknar, ladin ve sarıçam ormanları ile kaplıdır. Dağların yüksek kesimlerinde hayvancılık ve sayfiye açısından önemli yaylalar vardır.
Ekonomisi hayvancılık ve ormancılığa dayanır. Genel olarak ahır hayvancılığının yaygın olduğu ilçede herik soyu koyun beslenir. Arıcılık gelişmiştir. Ekime müsâit olan arâzi az olduğundan üretim düşüktür. Başlıca tarım ürünleri patates, buğday, arpa, elma, vişne, armut ve fasulyedir. İlçe topraklarında bakır-pirit ve bakır-çinko-kurşun yatakları vardır.
İlçe merkezi, Harşit Çayı kenarında kurulmuştur. Eski ismi Ardasa’dır. Trabzon-İran transit yolu ilçeden geçer. İl merkezine 25 km mesâfededir. Denizden yüksekliği 1000 metredir. İsmini bölgede otağını kuran Tuğrul Beyden alır. İlçe belediyesi 1882’de kurulmuştur.
Târihî Eserleri ve Turistik Yerleri
Gümüşhâne, târihî eserler ve tabiî zenginliklerle doludur. İl, eski devirlere âit şehir harâbeleri yönünden oldukça zengindir. Rus işgâli sırasında, Türk-İslâm eserleri kasten Ruslar tarafından yakılıp yıkılmıştır. Bugünkü eserler bu tahribâttan kalanlardır.
Canıca (Canca) Kalesi: Vank köyü yakınlarındadır. Kayalar üzerine yapılmıştır. Doğu-batı yönünde arka arkaya üç bölümlüdür. Kale içinde şapel ve gözcü kule kalıntıları vardır.
Edire Kalesi: Dörtkonak köyündedir. Kayalar üstünde yapılmış ilginç bir yapıdır. Yol olmadığından kaleye ulaşılamamaktadır.
Torul (Ardasa) Kalesi: Torul ilçesindedir. Eski devirlerden kalmadır. Fâtih Sultan Mehmed Han tarafından feth edilen kale surlarının bir bölümü sağlam vaziyettedir.
Süleymâniye Câmii: Eski Gümüşhâne Mahallesindedir. Kânûnî Sultan Süleymân tarafından yaptırılmıştır. Gümüşhâne’nin ilk binâsıdır. Minâresi o zamandan kalmadır. Câmi 19. asırda yeni baştan yapılmıştır.
Hacı Çağıran Baba Türbesi: Gümüşhâne-Erzurum yolu üstünde, Tekkeköy’dedir. Kitâbesinde 1582’de yapıldığı yazılıdır.
Pir Ahmed Türbesi: Gümüşhâne-Erzincan yolu üstünde, Pir Ahmed köyündedir. Kitâbesinde 1550’de yapıldığı yazılıdır.
Zigana Kervansarayı: Zigana-Gümüşhâne-Trabzon arasında çam ormanlarıyla kaplı 2000 m yükseklikte dağ sırasıdır. Burada bulunan Zigana Kervansarayı ve Kalesi bir yerleşme merkezinden çok, askerî bir yerdi. Van Beylerbeyi Hüsrev Paşanın yaptırdığı ifâde edilir.
Tohumoğlu Köprüsü: Gümüşhâne-Erzurum yolu üzerinde Tohumoğlu kesimindedir. Selçuklular döneminde yapıldığı sanılmaktadır. İki gözlü, hafif sivri kemerli bir köprüdür. Yıkık vaziyettedir.
Eski eserler: Satala, Kelkit’e 17 km uzaklıkta, Sadak köyündedir. Satala’da bulunanların bir kısmı İstanbul, bir kısmı Erzurum Arkeolojik müzesindedir. Buradan alınan bronz büst, Londra British Museum’da bulunmaktadır. Satala, Romalıların dînî ve askerî merkezi ve Hititlilerden îtibâren büyük bir şehirdi. Gümüşhâne’de Hutuna Manastırı, Torul’da Meryem Ana Manastırı ile Sinan Çakırkaya köyünde Çakırkaya kiliseleri vardır.
Mesîre yerleri: Gümüşhâne ilinde özellikle Harşit Vâdisinde ve il merkezi çevresinde zengin bitki örtüsü ve görülmeye değer tabiî güzelliklerle doludur. Ünlü Kadırga Şenlikleri her yıl geleneksel olarak Kadırga Yaylasında yapılmaktadır.
Torul Çavlanı: Torul ilçesinde Harşit Çayı üzerindedir. Etrâfı ormanlıktır. Manzarası çok fevkalâdedir. Yüksek kayalardan su gürül gürül dökülür.
Tomara Şelâlesi: Şiran ilçesinin Seydibaba köyündedir ve çok güzel manzarası vardır. Çimen Dağlarının kuzey eteklerinde 40 kaynaktan meydana gelir. Kelkit Çayı Vâdisinde 20 m yükseklikten yatağına dökülür. İçilen suyu yazın soğuk, kışın sıcaktır. Etrâfı fundalıktır. Değirmenler vardır.
Harşit Çayı Vâdisi: Baştan başa elma bahçeleriyle doludur.
Artabel Deresi: Torul’dadır. Derenin yukarı kısmında beş adet buzul göl vardır. Göllerden birinin ortasında bir ada bulunmaktadır.
Kelkit Çayı Vâdisi: Baştan başa tabiî güzelliklerle doludur. Av hayvanları çok boldur.
Yaylık Mağarası: Kelkit’in Yaylık köyünde 300 m derinlikte bir mağaradır. Mağaranın tavanından çavlan hâlinde mâden suları dökülür.
Karaca Mağarası: Torul’un Cebeli köyü yakınlarında bulunan, 10 bin yıllık mâzisi olduğu tahmin edilen ve çok güzel ve biçimli sarkıt ve dikitlerden oluşan bir mağaradır. Astım hastalarına iyi geldiği ifâde edilmektedir.
Kaynak
Rehber Ansiklopedisi
GÜMÜŞHÂNE
Doğu Karadeniz bölgesinde bir ilimiz. Bir bölümü Doğu Anadolu’da yer alır. 38°49’ ve 40°45’ doğu boylamları ile 39°50’ ve 40°51’ kuzey enlemleri arasında yer alan Gümüşhâne, doğuda Bayburt, kuzeyde Trabzon, kuzeybatı ve batıda Giresun, güneyde ise Erzincan illeri ile çevrilidir. Osmanlı devrinde ve daha önceleri asırlarca gümüş yataklarından gümüş çıkarılmıştı. Trafik numarası 29’dur.
İsminin Menşei
Kânûnî Sultan Süleymân Han, İran Seferine giderken, Harşit Çayı kenarında mola verdi. Buradaki tabiî güzelliğe hayran kaldı. Bu bölgede “gümüş” mâdeni de bulunduğunu öğrenince buraya bir şehir kurulsun ve ismi “Gümüşhâne” olsun dedi. Sultan’ın emri üzerine burada bir câmi (Süleymâniye Câmii) ve etrâfında 50 ev inşâ edilerek Gümüşhâne’nin temeli atıldı. Gümüşhâne’nin kurucusu Kânûnî Sultan Süleymân Handır.
Târihi
Gümüşhâne bölgesinin ilk sâkinleri M.Ö. 2-3 bin yıllarında Orta Asya’dan gelen Oğuz kabîleleridir. Hititler, Asuriler bu bölgeye hâkim oldular. Sonraları Hun ve Peçenekler, bölgeyi ele geçirdiler. M.Ö. 6. asırda Persler, bütün Anadolu gibi bu bölgeyi de istilâ ettiler.Makedonya Kralı İskender, Persleri yenerek Anadolu’yu ele geçirdi. İskender’in ölümünden sonra bu bölge, Pers asıllı Ermenilerle yine Pers asıllı Yunanlaşmış (Yunanca konuşan) Pontus Krallığı arasında el değiştirdi. Roma İmparatorluğu, Pontus Krallığını yenince, Roma’ya bağlandı. M.S. 395 senesinde Roma ikiye bölününce, bütün Anadolu gibi Gümüşhâne civârı da Doğu Roma’nın (Bizans) payına düştü. Bu bölgenin en mühim meskûn mahalli “Paybert, Papert” denilen Bayburt şehriydi. Bu bölge Bizans ile Sâsânîler arasında ihtilâf konusu olmuş, Ermeniler, Bizanslılar, bâzan da İranlılarla işbirliği yapmışlardı. 1055’te Türk Hakanı Tuğrul Bey ve komutanlarından İbrâhim Bey bölgeyi fethetti. Tuğrul Bey, Türkmen oymaklarını buralara yerleştirdi. Selçuklular bu bölgeyi kendilerine bağlı Danişmendoğulları ve Saltukoğulları arasında paylaştırdı. Birinci Haçlı Seferinde Anadolu Selçuklu Devleti sarsıntı geçirmiş ve 600 bin kişilik Haçlı ordusu karşısında bâzı bölgelerden geri çekilmek zorunda kalmıştı. Bu arada Gümüşhâne’nin bir kısmını da Haçlı ordusu ele geçirdi.
1204’te Trabzon’da kurulan Bizans İmparatorluğu (Komnenoslar) bir ara bölgeyi ele geçirmişse de, Dânişmendoğlu Melik İsmâil, geri aldı. Dânişmendoğulları ortadan kalkınca, Erzurum Selçuklu Meliki Tuğrul Şah ile oğlu Cihan Şah, 13. asır başında bölgeyi îmâr etiler.
On üçüncü asrın sonlarında Anadolu, İlhanlıların hâkimiyetine girince, Gümüşhâne ve çevresi de bu devletin eline geçti. Daha sonra bölgeye Celâyirliler, Eratnaoğulları, Kâdı Burhâneddîn ve Akkoyunlular hâkim oldu. Fâtih Sultan Mehmed Han, Otlukbeli Savaşında Uzun Hasan’ı yenerek, bölgeyi Osmanlı topraklarına kattı (1473). Yavuz Sultan Selim Han, 1514’te bütün bölgeyi kesin olarak Osmanlı Devletine bağladı. Kânûnî Sultan Süleymân Han, İran Seferi sırasında Harşit Çayı kenarında mola verdi. Buranın güzelliğine hayran kaldı ve bölgede gümüş mâdeni olduğunu öğrenince, buraya şehir kurulmasını ferman buyurdu. Böylece Gümüşhâne şehrinin temelleri atılmış oldu.
Gümüşhâne ve civârı, 1473-1828 arasında çok sâkin bir devir yaşadı. Bu zaman içinde sâdece 1553’te Şah İsmâil Safevî’nin oğlu Şah Tahmasb bu bölgeye bir akın tertib etmişse de Kânûnî Sultan Süleymân Han, İran Seferi ile doğu bölgesini yeniden Osmanlı hâkimiyetine aldı. 1828 Türk-Rus savaşında bu bölgeye kadar gelen Rusları, Osmanlı ordusu yenince, Ruslar geri çekildi. Birinci Dünyâ Harbinde 19 Temmuzdan 28 Şubat 1918’e kadar 1 sene 7 ay 10 gün Gümüşhâne’yi işgâl eden Ruslar, çekilirken yerlerini Ermenilere bıraktılar ve onlar da çok katliam yaparak pekçok Türkü öldürdüler, birçok binâ ve târihî eserleri yakıp yıktılar.
Önceleri Trabzon’a bağlı sancak olan Gümüşhâne, Cumhûriyet devrinde bütün sancaklar (mutasarrıflıklar) “vilâyet- il” yapılınca, Gümüşhâne de vilâyet merkezi olmuştur. Gümüşhâne’nin eski târihini aydınlatacak hiyeroglif yazılar Altıntepe’de bulunmuşsa da, henüz okunamamıştır. Dedekorkut Hikâyelerinde yer alan hâdiselerin çoğu Kelkit Vâdisinde geçmektedir.
Fizikî Yapı
Gümüşhâne arâzisi çok engebelidir. Akarsuları bol, dağlık bir bölgedir. Yüzölçümünün% 71’i dağlık, % 29’u yayladır.
Dağları: Gümüşhâne ilinde, Kalkanlı (Zigana), Gümüşhâne, Otlukbeli Dağları yer alır. Başlıca yüksek dağları; Kalkanlı Dağları (Yayla Tepe 2652 m), Gümüşhâne Dağları (Alitaşı Tepe 2572 m, Elmalı Tepe 2507 m), Otlukbeli Dağları (Hatâbî Tepe 2758 m)dır. Ayrıca, Erzincan ile Gümüşhane arasında sınır teşkil eden Pöske Dağı, Bayburt ile Gümüşhane arasında sınır teşkil eden Vauk Dağı ve Köse Dağıdır. Ziganaların Çakırgöl bölgesindeki geniş düzlükleri yayla görünümündedir. Çimendağ üzerindeki yaylalar, en önemlilerindendir. Nehirlerin meydana getirdiği vâdiler, Gümüşhâne’nin en bereketli topraklarıdır.
Kelkit Vâdisi: Kelkit Çayını besleyen derelerin meydana getirdiği bu vâdide kuru tarım yapılır. Vâdi dar ve iki yanı basamak basamak yükselen ekilebilir arâziye su getirmek zordur. Bu vâdide sulanan arâzi çok azdır.
Akarsuları: Kelkit Çayı: Çimen Dağlarından çıkar. Kelkit ilçesini geçip, Yeşilırmak’ın ana kolu ile birleşir. Az da olsa tarım alanlarının sulanmasında kullanılır. Harşit Suyu: Gümüşhâne Dağlarından çıkar. Kale-Gümüşhâne-Torul-Kürtün vâdilerini geçip Trabzon’a girer. Harşit Suyu derin vâdilerde aktığından ve su rejimleri düzgün olmadığından sulamada pek kullanılmaz.
Gölleri: Gümüşhâne’de büyük göller yoktur. Yalnız bâzı yüksek dağların üzerinde buzul göller vardır. Bunlar Balaban Dağları üzerinde Balıklı Göl, Aygır ve Yıldız Gölleri ile Soğanlı Dağları üzerinde Şarak Gölü ve Zigana Dağlarında Çakır Göldür.
İklim ve Bitki Örtüsü
Gümüşhâne’nin iklimi, kara iklimi ile Doğu Karadeniz iklimi arasında bir geçiş husûsiyeti gösterir.Kuzeydeki dağlar soğuk ve nemli kuzey rüzgârlarını engeller. Doğu Karadeniz havzasında kalan bölgelerde iklim nemli ve ılıktır. Kelkit bölgesinde kışlar soğuk, yazlar kurak ve Harşit Vâdisine göre daha sıcak geçer. Yağışlar kışın ve ilkbaharda daha çoktur. Senelik yağış miktarı 435 milimetredir.
Gümüşhâne topraklarının % 40’ı çayır ve mer’alarla, % 26’sı ekili dikili yerler ve % 22’si orman ve fundalıklarla kaplıdır. İlin kuzey kesimi bitki örtüsü yönünden oldukça zengindir. Harşit Vâdisinde 1500 m yüksekliklere kadar yapraklı ağaçlardan meydana gelen ormanlarla kaplıdır. 1500 ile 2300 m arasında ise, genellikle ladin, sarıçam gibi iğne yapraklı ağaçlardan meydana gelen ormanlar yer alır.
Ekonomi
İlin ancak dörtte biri ekilebilir arâzi olmasına rağmen, Gümüşhâne’nin ekonomisi tarıma dayanır. Gelişmişlik bakımından 76 il içinde 66’ncı sırada yer alır.
Tarım: Tarıma müsâit ova ve vâdileri azdır. Tarım daha çok Kelkit ve Şiran ilçelerinin geniş olmayan ovalarında en çok tahıl ekimi şeklinde yapılır. Ayrıca mercimek, fiğ, patates ve şekerpancarı ekilir. Meyvecilik gelişmektedir. İldeki meyve ağacının yarısı elmadır. Ayrıca armut, erik, dut, vişne ve kiraz ağaçları vardır. Sulanan arâzi azdır. Gümüşhâne’nin göbek, gelin kırmızı ve sandık cinsi elması ile hacıhamza, kabak, mahrani ve abbasi cins armutları meşhurdur.
Hayvancılık: Çayır ve mer’alar geniş bir yer kapladığından hayvancılık gelişmektedir. Koyun, kıl keçisi, sığır ve at beslenir.
Ormancılık: Yüzölçümünün % 22’si orman ve fundalıktır. Ormanların 185 bin hektarı fundalık, 43 bin hektarı normal ormanlıktır. Ormanların % 30’u normal koru, % 40’ı bozuk koru ve % 30’u bozuk baltalıktır. Orman içinde 81 ve kenarında 87 köyü vardır. Ormanlardan senede 25.000 m3 sanâyi odunu, 1000 m3 tomruk ve 80.000 ster yakacak odun elde edilir. Ormanlar daha çok merkez ilçe ve Torul ilçesinde Köse, Zigana ve Gümüşhâne Dağları üzerindedir.
Mâdenleri: İsmini “gümüş” mâdeninden alan Gümüşhâne mâden bakımından çok zengindir. Fakat bu zenginlik toprağın altında yatmaktadır. Gümüş, demir, bakır, manganez, kurşun, pirit, mâden kömürü, linyit, çinko ve uranyum (Kelkit ilçesinde) yataklarından sâdece çok az olarak mâden kömürü ile linyit çıkarılmaktadır. Gümüşhâne’de M.Ö. 4. asırdan beri bilhassa Osmanlı Devrinde Kânûnî Sultan Süleymân Han ile Dördüncü Murâd Han zamânında çok miktarda çıkarılan gümüş yatakları, 1914’ten sonra tamâmen terk edilerek mâden ocakları su ile dolmuştur. Osmanlı Devrinde Gümüşhâne’nin Canca Mahallesindeki darphanede 12 çeşit gümüş ve altın para basılıyordu.
Gümüşhâne’de gümüş mâdeni dışında krom, bakır ve linyit, Kelkit’te krom, bakır ve linyit, bakır, linyit, Torul’da demir, bakır, mermer ve Şiran’da linyit kömürü bulunmaktadır. Gümüş mâdenlerin işletildiği 1750 senesinde Gümüşhâne şehir nüfûsu 60 bini bulmuştu. Gümüş çıkarılması Sultan Dördüncü Murâd Han zamânında zirveye ulaştı. Evliyâ Çelebi, 1647 senesinde Gümüşhâne’yi gezdiğinde; “Burada olan gümüş mâdeni hiç bir diyârda yoktur. Halkı yalnız gümüş işler. 70 kadar ocak olup, fakirliğin bilinmediği bu yerde doğan her çocuğun gümüşten mama tabağı vardır...” demiştir. 1829 Türk-Rus savaşından sonra bu ocaklar kapanmaya başlamıştır.
Sanâyi: Gümüşhâne ili sanâyi bakımından en az gelişen bir ildir. Sanâyi iş yerlerinin sayısı 300’den azdır. Bunlar az işçi çalıştıran küçük iş yerleridir. Başlıca sanâyi kuruluşları: Kibrit Fabrikası, Çimento Fabrikası, Gümüşkale Kireç Sanâyii, Gümüşsu Konsantre Meyve Suyu, Kuşburnu Çayı Tesisleri; ayrıca un fabrikaları, mobilya atölyeleri ile bıçkı-hızar atölyeleridir.
Ulaşım: Hava ve demiryolu ulaşımı yoktur. Gümüşhâne ve Torul (Andasa) E-390 karayolu (Trabzon-Erzurum-İran) güzergâhı üzerindedir. Bu yoldan ayrılan tâli yollarla merkez ilçe, Kelkit ve Şiran ilçelerine bağlıdır. Bayburt, Çaykara üzerinden Karadeniz kıyısına, Torul, Kürtün üzerinden Tirebolu ve Gürele’de Karadeniz kıyısına bağlayan yollar vardır. Zigana ve Kop geçitleri arasındaki yol Gümüşhâne’den geçer. Gümüşhâne ve çevresi ilk çağlardan beri İran üzerinden geçerek Asya’nın ticârî mallarını Karadeniz’e ve dolayısıyla Avrupa ülkelerine deniz yoluyla bağlanan “ipek yolu”nun üzerinde bulunuyordu.
Nüfus ve Sosyal Hayat
Nüfûsu: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 169.375 olup, 58.996’sı şehirlerde, 110.379’u köylerde yaşamaktadır. Gümüşhâne’nin nüfûsu seneden seneye azalmaktadır.
Örf ve âdetleri: Gümüşhâne’de Türk-İslâm kültürü hâkimdir. 1055’ten bu yana bölge, Türk hâkimiyetindedir. Daha önceki devirlere âit kültürler unutuldu. Kıyâfet: Kırsal ve dağlık bölgelerde mahallî geleneksel kıyâfete hâlen rastlanır. Patiskadan geniş yakalı gömlek ile bunun üzerine kenarları oyalı kolsuz önlük giyilir. Pazenden yapılan önlüğe “iman tahtası” denir. Bele, boncuklarla süslenmiş dövme gümüş veya dokuma kemer takılır.
Dokunan desenli ihramlar giyilir. Erkeklerin giyimi ise, yelek, dar paçalı pantolon ve çarıktan ibârettir. Bele kayış yerine kaytan denilen uçları püsküllü kuşak sarılır. Yeleğin boğazı açık ve dardır. Omuzdan sağ alt cebe saat kösteği uzanır. Mahallî yemekleri: Pestil (duttan yapılır), göbek elması, ceviz içinin şekere batırılması ile köme denilen tatlı ve ziron meşhurdur. Yemekleri kesme ayranlı, lobya, kurutlu haşıl, çorbalar, toplahanası, herse, tavuklu keşkek, ekşili lahana, kavut, kara pancar, mantı, kesmik ekmeği, kalacoş, kuru pastırma, kartoldur.
Folklor: Karadeniz, Doğu ve Orta Anadolu’nun tesirinde kalan Gümüşhâne bölgesinde folklor zengindir. Türküleri uzundur. Bar ve Horon başlıca oyunlarıdır. Halk edebiyâtı: Gümüşhâne bölgesinde çok az sayıda halk şâiri (ozan) yetişmiştir.
Eğitim: Okuryazar nisbeti % 80’i aşmıştır. Okulsuz köy yoktur. Karadeniz Üniversitesine bağlı Meslek Yüksek Okulu ve Adâlet Meslek Lisesi açılmıştır. Kış sporları yaygındır.
Yetişen meşhurlar: Ahmed Ziyâeddîn; akâid, fıkıh, tefsir, hadis ve tasavvuf ile ilgili 60 eseri bulunan bir İslâm âlimidir. Ziyâüddin-i Gümüşhânevî (Ahmed Ziyâüddîn), İstanbul’da kabirleri bulunan evliyânın büyüklerindendir. 1820 (H.1235)de Gümüşhâne’nin Emirler Mahallesinde doğdu, 1893 (H.1311)te İstanbul’da vefât etti. Kabri Süleymâniye Câmii bahçesindedir. Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin talebelerinden Ahmed bin Süleymân Ervâdî’den icâzet aldı. İcâzet alırken Hâlid-i Bağdâdî (rahmetullahi aleyh)in talebelerinden veliyy-i kâmil Abdülfettah Bağdâdî Akrî de hazır bulundu. Bâbıâli’de Fâtıma Sultan Câmii yanında ders verirdi.
İlçeleri
Gümüşhâne’nin biri merkez olmak üzere altı ilçesi vardır.
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 47.140 olup, 26.014’ü ilçe merkezinde, 21.126’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 39, Kale bucağına bağlı 34, Yağmurdere bucağına bağlı 17 köyü vardır. Yüzölçümü 1799 km2 olup, nüfus yoğunluğu 26’dır. İlçe toprakları dağlıktır. Güneyinde Gümüşhâne Dağları, kuzeyinde Trabzon Dağları, orta kesiminde ise Harşit Çayı Vâdisi yer alır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, çavdar, patates ve baklagillerdir. Sebze ve meyve yetiştiriciliği yaygındır. En çok elma yetiştirilir. Hayvancılık ikinci derecede gelir kaynağıdır. İlçe topraklarında kireç taşı yatakları vardır.
İlçe merkezi, Harşit Çayına karışan Musalla Deresi kıyısında kurulmuştur. Çayın iki yanında bahçeli ve seyrek evleri ile kilometrelerce (7 km) uzayıp gider. Yeni Gümüşhâne, Birinci Dünyâ Harbinden sonra kurulmuştur. Eski Gümüşhâne, dağ eteğinde, yeni Gümüşhâne düz olup, bağ ve bahçeliktir. Trabzon-İran transit yolu ilçeden geçer.
Kelkit: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 47.482 olup, 11.541’i ilçe merkezinde, 35.941’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 84 köyü vardır. İlçe toprakları birbirine paralel uzanan dağlardan meydana gelir. Orta kesimi akarsularla derin bir şekilde yarılmıştır. Kuzeyinde Gümüşhâne Dağları, güneyinde Çimen, Sipikör ve Otlukbeli dağları yer alır. Dağlardan kaynaklanan suları Kelkit Çayı toplar. Akarsu boylarında geniş düzlükler vardır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri patates, şeker pancarı, buğday ve arpa olup, ayrıca az miktarda armut, vişne ve baklagiller yetiştirilir. Hayvancılık ekonomik açıdan önemli gelir kaynağıdır. Sığır besiciliği ve arıcılık modern usüllerle yapılır. Hayvancılığa bağlı olarak dericilik ve dokumacılık gelişmiştir.
İlçe merkezi, Kelkit Irmağına katılan Balkar Deresi Vâdisinde kurulmuştur. İl merkezine 75 km mesâfededir. Osmanlı Devleti zamânında ismi Çiftlik idi. Denizden yüksekliği 1515 metredir. İsmini yedinci asırda bölgeye hâkim olan Peçenek Türkleri komutanı Kelki Beyden alır. 1840 senesinde ilçe olmuştur.
Köse: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 14.893 olup, 6983’ü ilçe merkezinde, 7910’u köylerde yaşamaktadır.Merkez bucağına bağlı 13 köyü vardır. İlçe toprakları orta yükseklikteki engebeli düzlüklerden meydana gelir. Kuzeyinde Gümüşhâne Dağları, orta kesiminde Kelkit Vâdisi yer alır. İlçe topraklarını Kelkit Çayı sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri patates, şekerpancarı, buğday ve arpadır. Hayvancılık ikinci derecede gelir kaynağıdır. Arıcılık gelişmiştir. İlçe merkezi Gümüşhâne Dağlarının eteklerinde Kelkit Çayı Vâdisinde kurulmuştur. Kelkit-Gümüşhâne karayolu ilçeden geçer. Kelkit ilçesine bağlı bir bucak iken, 19 Haziran 1987’de 3992 sayılı kânunla ilçe oldu.
Kürtün: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 15.892 olup, 2809’u ilçe merkezinde, 13.083’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 32 köyü vardır. İlçe toprakları dağlıktır. Kuzeyinde Zigana Dağları, güneyinde Giresun Dağlarının uzantıları, orta kesiminde Harşit (Doğankent) Çayı Vâdisi yer alır.
Ekonomisi hayvancılık ve ormancılığa dayalıdır. Ahır hayvancılığı yaygındır. En çok koyun beslenir. Tarıma elverişli arâzisi azdır. Başlıca tarım ürünleri patates, buğday, elma, vişne ve armuttur. İlçede orman ürünlerini işleyen atölyeler vardır.
İlçe merkezi Harşit Çayı Vâdisinde kurulmuştur. Trabzon-İran transit karayolu ilçeden geçer. Eski ismi Uluköy’dür. Torul’a bağlı bir bucak iken, 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu.
Şiran: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 26.881 olup, 7592’si ilçe merkezinde, 19.289’u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 72 köyü vardır. Yüzölçümü 992 km2 olup, nüfus yoğunluğu 27’dir. İlçe toprakları dağlarla çevrilidir. Kuzeyinde Gümüşhâne Dağları, güneyinde Otlukbeli Dağları, orta kesimde ise Kelkit Vâdisi yer alır. Dağlardan kaynaklanan suları Kelkit Çayı toplar.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı, buğday, patates, arpa ve elma olup, ayrıca az miktarda armut, vişne ve baklagiller yetiştirilir. Hayvancılık ekonomik açıdan önemli gelir kaynağıdır. Daha çok sığır besiciliği yapılan ilçenin yüksek kesimlerinde küçükbaş hayvan beslenir. Arıcılık modern usûllerle yapılır.
İlçe merkezi Şiran Çayı Vâdisinde kurulmuştur. Denizden yüksekliği 1400 metredir. İl merkezine 76 km mesâfededir. Gelişmemiş ve küçük bir yerleşim merkezidir. Belediyesi 1877’de kurulmuştur.
Torul: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 17.087 olup, 4057’si ilçe merkezinde, 13.030’u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 37 köyü vardır. İlçe toprakları akarsu vâdileriyle yarılmış dağlık alanlardan meydana gelir. Kuzeyinde Zigana Dağları, güneyinde Gümüşhâne Dağları, batısında Giresun Dağları yer alır. Dağlardan kaynaklanan suları Harşit (Doğankent) Çayı toplar. Kayın, köknar, ladin ve sarıçam ormanları ile kaplıdır. Dağların yüksek kesimlerinde hayvancılık ve sayfiye açısından önemli yaylalar vardır.
Ekonomisi hayvancılık ve ormancılığa dayanır. Genel olarak ahır hayvancılığının yaygın olduğu ilçede herik soyu koyun beslenir. Arıcılık gelişmiştir. Ekime müsâit olan arâzi az olduğundan üretim düşüktür. Başlıca tarım ürünleri patates, buğday, arpa, elma, vişne, armut ve fasulyedir. İlçe topraklarında bakır-pirit ve bakır-çinko-kurşun yatakları vardır.
İlçe merkezi, Harşit Çayı kenarında kurulmuştur. Eski ismi Ardasa’dır. Trabzon-İran transit yolu ilçeden geçer. İl merkezine 25 km mesâfededir. Denizden yüksekliği 1000 metredir. İsmini bölgede otağını kuran Tuğrul Beyden alır. İlçe belediyesi 1882’de kurulmuştur.
Târihî Eserleri ve Turistik Yerleri
Gümüşhâne, târihî eserler ve tabiî zenginliklerle doludur. İl, eski devirlere âit şehir harâbeleri yönünden oldukça zengindir. Rus işgâli sırasında, Türk-İslâm eserleri kasten Ruslar tarafından yakılıp yıkılmıştır. Bugünkü eserler bu tahribâttan kalanlardır.
Canıca (Canca) Kalesi: Vank köyü yakınlarındadır. Kayalar üzerine yapılmıştır. Doğu-batı yönünde arka arkaya üç bölümlüdür. Kale içinde şapel ve gözcü kule kalıntıları vardır.
Edire Kalesi: Dörtkonak köyündedir. Kayalar üstünde yapılmış ilginç bir yapıdır. Yol olmadığından kaleye ulaşılamamaktadır.
Torul (Ardasa) Kalesi: Torul ilçesindedir. Eski devirlerden kalmadır. Fâtih Sultan Mehmed Han tarafından feth edilen kale surlarının bir bölümü sağlam vaziyettedir.
Süleymâniye Câmii: Eski Gümüşhâne Mahallesindedir. Kânûnî Sultan Süleymân tarafından yaptırılmıştır. Gümüşhâne’nin ilk binâsıdır. Minâresi o zamandan kalmadır. Câmi 19. asırda yeni baştan yapılmıştır.
Hacı Çağıran Baba Türbesi: Gümüşhâne-Erzurum yolu üstünde, Tekkeköy’dedir. Kitâbesinde 1582’de yapıldığı yazılıdır.
Pir Ahmed Türbesi: Gümüşhâne-Erzincan yolu üstünde, Pir Ahmed köyündedir. Kitâbesinde 1550’de yapıldığı yazılıdır.
Zigana Kervansarayı: Zigana-Gümüşhâne-Trabzon arasında çam ormanlarıyla kaplı 2000 m yükseklikte dağ sırasıdır. Burada bulunan Zigana Kervansarayı ve Kalesi bir yerleşme merkezinden çok, askerî bir yerdi. Van Beylerbeyi Hüsrev Paşanın yaptırdığı ifâde edilir.
Tohumoğlu Köprüsü: Gümüşhâne-Erzurum yolu üzerinde Tohumoğlu kesimindedir. Selçuklular döneminde yapıldığı sanılmaktadır. İki gözlü, hafif sivri kemerli bir köprüdür. Yıkık vaziyettedir.
Eski eserler: Satala, Kelkit’e 17 km uzaklıkta, Sadak köyündedir. Satala’da bulunanların bir kısmı İstanbul, bir kısmı Erzurum Arkeolojik müzesindedir. Buradan alınan bronz büst, Londra British Museum’da bulunmaktadır. Satala, Romalıların dînî ve askerî merkezi ve Hititlilerden îtibâren büyük bir şehirdi. Gümüşhâne’de Hutuna Manastırı, Torul’da Meryem Ana Manastırı ile Sinan Çakırkaya köyünde Çakırkaya kiliseleri vardır.
Mesîre yerleri: Gümüşhâne ilinde özellikle Harşit Vâdisinde ve il merkezi çevresinde zengin bitki örtüsü ve görülmeye değer tabiî güzelliklerle doludur. Ünlü Kadırga Şenlikleri her yıl geleneksel olarak Kadırga Yaylasında yapılmaktadır.
Torul Çavlanı: Torul ilçesinde Harşit Çayı üzerindedir. Etrâfı ormanlıktır. Manzarası çok fevkalâdedir. Yüksek kayalardan su gürül gürül dökülür.
Tomara Şelâlesi: Şiran ilçesinin Seydibaba köyündedir ve çok güzel manzarası vardır. Çimen Dağlarının kuzey eteklerinde 40 kaynaktan meydana gelir. Kelkit Çayı Vâdisinde 20 m yükseklikten yatağına dökülür. İçilen suyu yazın soğuk, kışın sıcaktır. Etrâfı fundalıktır. Değirmenler vardır.
Harşit Çayı Vâdisi: Baştan başa elma bahçeleriyle doludur.
Artabel Deresi: Torul’dadır. Derenin yukarı kısmında beş adet buzul göl vardır. Göllerden birinin ortasında bir ada bulunmaktadır.
Kelkit Çayı Vâdisi: Baştan başa tabiî güzelliklerle doludur. Av hayvanları çok boldur.
Yaylık Mağarası: Kelkit’in Yaylık köyünde 300 m derinlikte bir mağaradır. Mağaranın tavanından çavlan hâlinde mâden suları dökülür.
Karaca Mağarası: Torul’un Cebeli köyü yakınlarında bulunan, 10 bin yıllık mâzisi olduğu tahmin edilen ve çok güzel ve biçimli sarkıt ve dikitlerden oluşan bir mağaradır. Astım hastalarına iyi geldiği ifâde edilmektedir.
Kaynak
Rehber Ansiklopedisi
[attachment=133318]
Pelet Nedir? Pelet Kullanım Alanları Nelerdir? Pelet Yakıtın Avantajları Nelerdir?
Pelet Nedir?
Biyokütle, dünyada dördüncü en büyük enerji kaynağını oluşturması yönüyle önemli bir enerji kaynağı konumundadır. Birçok gelişmiş ülke biyoenerjiyi geleceğin temel enerji kaynağı olarak görmektedir.
Biyokütle ısınma ve sanayi amaçlı yakma sistemlerinde kullanılabilir. Isınma amaçlı olarak yaygın olarak kullanılan kaynaklardan biri de peletlerdir.
Sözlük anlamı topak, yumak, silindir, misket olan pelet, yakıt olarak; her türlü odun, odun artığı, ormansal atık, tarımsal atık, endüstriyel atıkların kurutulup öğütülerek daha sonra yüksek basınçla preslenerek sıkıştırılması suretiyle yoğunluğu arttırılarak enerji elde maksadıyla kullanılan küçük parçalardır.
Pellet yakıtını odun pelleti (wood pellets) ve tarımsal atık pelleti (agripellets) olarak sınıflamak mümkündür. Yurt dışında bu ürünlerin üretimi, taşınması ve kullanılmasına yönelik standartlar oluşturulmuş olup ülkemizde henüz bu yönde bir standart mevcut değildir. Ayrıca bu ürünün kullanılması yurt dışında birçok ülke tarafından destek kapsamında değerlendirilmektedir.
Pelet Yakıtının Hammaddeleri Nelerdir?
Pelet küçük silindirik bir forma sahip olan genellikle 6-8-10 mm çapında ve 10-40 mm arasında uzunluğu olan, sıkıştırılmış; talaş, odun yongaları, ağaç kabuğu, ağaç dalları, ekinlerin sapları, fındık, ağaç diplerindeki kozalak gibi doğal ürün ve atıklardan elde edilen bir yakıt çeşididir.
Hammadde ve üretim teknikleri açısından farklılık göstermekle beraber odun ve türevi maddelerin pelet haline dönüştürülmesinde bağlayıcı madde kullanımı söz konusu değildir. Diğer birtakım hammaddelerde ise belli oranlarda yardımcı bağlayıcılar (melas, nişasta, bitkisel parafin, tall yağı, lignin, su gibi) kullanılmaktadır.
Hammadde olarak ağaç (sert ve yumuşak ağaçlar), odun, yonga, talaş, kabuk, dal, yaprak ve benzeri orman artıkları, sap-saman (buğday, arpa, çavdar, yulaf gibi), sap (ayçiçeği, mısır, pamuk, kolza gibi), kabuk-kılıf (kahve, soya, pirinç, yer fıstığı, fındık, ceviz …), meyve çekirdekleri, kağıt-mukavva vb. artığı ve çöpü, endüstriyel atıklar (prina gibi), inşaat atıkları kullanılabilmekte bu ürünlerin haricinde enerji ormancılığı ve enerji tarımı (switchgrass-dallı darı, miscanthus-fil çimeni gibi) kapsamında yetiştirilen bir çok üründe kullanılmaktadır. Pelet bir tek üründen imal edilebileceği gibi birkaç ürünün (talaş, sap, saman, prina, kömür tozu gibi) karıştırılması ile de elde edilebilir.
Pelet, biyokütle enerjisi yani yenilenebilir enerji kökenli bir yakıttır. Yerli doğal ürün ve atıklardan üretildiği için arz güvenliği yüksek olan bir kaynaktır.
Ekonomik bir yakıttır, doğalgaz ve petrol yakıtlarına gibi maliyeti direkt olarak dövizden etkilenmez.
Yakıldığında fosil yakıtlara göre daha az emisyon açığa çıkartır. Nemi alınarak yüksek basınçta sıkıştırıldığı için kül oranı %1 seviyelerindedir. Diğer bir ifadeyle; yaktığınız 1 ton peletten 10 kg civarında kül çıkmaktadır. Örneğin, kömürde kalitesine göre %20 – %50 aralığında kül-cüruf oluşmaktadır. Bununla birlikte, yanma sonucu oluşan kül doğal gübre olarak kullanılabilme imkânına sahiptir.
Yanma süresi ve sağladığı enerji olarak aynı miktarda ağaç odununa göre daha verimli bir yakıttır. Pelet yakma sistemleri tıpkı yoğuşmalı kombiler gibi üst düzey (%95) verimde çalışmaktadır, bu da en az yakıt ile en yüksek verimi almanızı sağlar.
Ağaç, atık malzemelerin toplanarak değirmenden geçirilmesi işlemi sonucunda küçük toz haline getirilir.Daha sonra bu toz halindeki ağaç atık malzemeleri fırında kurutularak nem oranı düşürülür.Kurutulan malzeme yüksek basınç altında preslenerek palet haline getirilir.Presten çıkan mamul soğutma işlemi uygulanır ve oradan da paketleme sonunda kullanıma hazır hale gelir.Bu işlemler uygulanması sonucunda aynı ağaç mamulün yanma ve enerji verimini artırılarak doğaya çevreye ekonomiye büyük katkı sağlamaktadır.
Pelet Yakıtından Nasıl Enerji Elde Edilir
Ağaç, atık malzemelerin toplanarak değirmenden geçirilmesi işlemi sonucunda küçük toz haline getirilir.Daha sonra bu toz halindeki ağaç atık malzemeleri fırında kurutularak nem oranı düşürülür.Kurutulan malzeme yüksek basınç altında preslenerek palet haline getirilir. Presten çıkan mamul soğutma işlemi uygulanır ve oradan da paketleme sonunda kullanıma hazır hale gelir. Bu işlemler uygulanması sonucunda aynı ağaç mamulün yanma ve enerji verimini 3-4 kata kadar artırılabilmektedir.
Bundan sonra pelet, doğal gaz kadar kontrollu yakılabilir. Yakılabildiği yerler; fındık sobaları, fındık kabuğu kullanılan fırınların sistemleri, pelet sobaları, pelet kazanlarıdır. Pelet sobalarının ısıtma kapasitesi 8,000 ile 90,000 Btu arasındadır. Evlerinizde, iş yerlerinizde, fabrikalarda, otellerde, pansiyonlarda, sitelerde, apartmanlarda, özel ve müstakil yerleşim birimlerinde, villalarda kısacası; ısı gerektiren tüm alanlarda pelet yakıtlarını kullanabilirsiniz.
Ülkemizde ormansal ve tarımsal atıklar işlenmeden direk olarak kazanlarda kullanılmaktadır fakat bu kullanım yöntemi verimli, ekonomik ve çevresel açıdan uygun değildir. Son yıllarda ülkemizde daha çok mdf talaşı, tarımsal atıklar ve prina (zeytin atığı) peletlenerek satılmakta ve kullanılmaktadır. Bunun sebebi üretim aşamasındaki kurutma maliyetlerinin yüksek olmasıdır. Ülkemizde mevcut olan yem makineleri bu üretim için kullanılmakta fakat üretim verimliliği ve ürün kalitesi düşük olmaktadır.
Pelet Nedir? Avantaları Nelerdir? Nerelerde Kullanılır?
Pelet nedir? Pelet avantajları nelerdir? Pelet nerelerde kullanılmaktadır? Pelet yakıtın ham maddeleri nelerdir? Pelet yakıtı çeşitleri nelerdir? Pelet yakıtın özellikleri nelerdir? Pelet yakıtından nasıl enerji elde edilmektedir? Pelet yakıtın faydaları nelerdir? Pelet hakkında merak ettiğiniz veya öğrenmek istediğiniz tüm sorularınızı sizler için cevaplandırıyoruz.
Pelet Nedir?
Pelet, ağaç kabuğu, ekin sapları, odun yongaları, talaş, badem, ceviz kabukları ve hatta atık kağıt gibi maddelerin öğütülmesi sonucunda elde edilmektedir. Pelet genellikle 6 ile 8 milimetre çapındadır. Uzunluğu ise 10 ile 11 milimetre civarındadır. Ayrıca pelet silindirik bir yapıya sahiptir. Pelet en doğal yakıtlardan bir tanesidir. Pelet yakıtı, sürdürülebilir bir kaynaktır. Pelet sayesinde fosil kaynaklı ithalatı azaltarak ülke ekonomisine katkı sağlanmaktadır.
Pelet yakıtın kullanılması sonucunda atık miktarı oldukça az olmaktadır. Ayrıca kullanılması sonucunda zararlı egzoz emisyonlarının kabul sınırda olması avantaj sağlamaktadır. Pelet yakıtının farklı maddelerden üretilmesi nedeniyle bu özellikler ortaya çıkmaktadır.
Pelet, her çeşit endüstriyel ya da tarımsal atıkların kurutulup daha sonra öğütülmesi ile oluşturulmaktadır. Ancak öğütülen atıklar son olarak yüksek basınç altında sıkıştırılmaktadır. Kısacası pelet kurutma, öğütme ve sıkıştırma sonucunda oluşturulmaktadır.
Pelet Yakıtın Hammaddeleri Nelerdir?
Pelet yakıtının içerisinde talaş, ağaç dalları, ağaç kabuğu, ekinlerin sapları, fındık, ağaç dibindeki kozalaklar gibi atıklar yer almaktadır. Bunun yanı sıra peletteki diğer hammaddeler ise belirli oranlarda yardımcı bağlayıcılardır.
Pelet yakıtında hammadde olarak; yonga, kabuk, dal, talaş, odun, sert ve yumuşak ağaçlar, sap, saman, kabuk, meyve çekirdekleri, endüstriyel atıklar, kağıt, mukavva, inşaat atıkları gibi atıklar kullanılmaktadır. Pelet bir tek üründen elde edilebilir ama birkaç üründen de elde edilebilmektedir.
Pelet Çeşitleri Nelerdir?
Pelet çeşitleri kısaca şu şekildedir; odun pelet, alfaalfa pelet, atık pelet, talaş pelet, ayçiçeği sapı pelet, ot pelet, saman pelet, kömür karışımlı pelet, zeytin posası peletdir.
Pelet Kullanım Alanları Nelerdir?
Pelet, ısınma ve sanayi amaçlı kullanılmaktadır. Pelet yakıtını, aslında yaşantımızın pek çok alanında kullanabiliriz. Bunun yanı sıra evlerde, fabrikalarda, iş yerlerinde, pansiyonlarda, sitelerde, apartmanlarda, müstakil yerleşim yerlerinde ve aslında ısı gerektiren tüm alanlarda pelet yakıtı kullanmanız mümkündür.
Pelet ısınma Biyoenerji kaynaklarının içerisinde bulunmaktadır. Pelet ısınma sanayi amaçlı olarak da yaygın şekilde tercih edilmektedir. Pelet kısacası yaşantımız birçok alanında kullanım için uygundur.
Pelet Yakıtın Avantajları Nelerdir?
Pelet yakıtın avantajları arasında sürdürülebilir bir kaynak olması ilk sırada yer almaktadır. Bunun yanı sıra %100 oranında yerli öz kaynaklardan üretilmesi en önemli avantajlarından bir tanesidir.
Pelet yakıt sistemi sayesinde fosil yakıt ithalatının azaltılması sağlanır. Ayrıca ülke ekonomisine de büyük katkı sağlanmaktadır. Pelet yakıtın kullanılması, diğer yakıt sistemlerinin kullanılmasına oranla daha az tehlikelidir. Pelet yakıt aynı zamanda elektrik enerjisi üretiminde kullanılmaktadır. Ticari pelet üretimi sırasında ağaç kesilmemektedir. Pelet yakıt aynı zamanda orman atığını temizlemektedir. Bu yönü sayesinde kolay bir şekilde tutuşmaktadır.
Pelet yakıt sistemi, katı yakıtlı sistemler içerisinde en temiz yanma sistemine sahip olan sistemdir. Klasik olan katı yakıt sistemlerinde bacalardan yüksek oranda katran ruhu oluşmaktadır. Pelet yakıt sistemlerinde ise bu neredeyse yoktur. Pelet yakıt sistemi oduna oranla neredeyse daha az yer kaplamaktadır.
Pelet yakıt sistemlerinde odun pelet sistemleri ozon dostu olarak bilinmektedir. Bu yakıt sistemlerinde kömür gibi zehirlenme tehlikesi bulunmamaktadır. Pelet yakıt sistemlerinde kazan dairesinde tozlanma veya duman olma gibi bir durum yaşamazsınız. Elektrikler kesildiğinde ise kazan dairesine müdahale etmenize gerek yoktur.
Pelet ve Diğer Yakıtlar Arasındaki Farklar
Maksimum enerji yoğunluğu, az taşıma ve uygun depolama maliyeti peletlemenin sunmuş olduğu avantajlar arasında bulunmaktadır. Yakıt malzemesinin formu ve kompozisyonunun standardize edilmesi de peletlemenin en önemli avantajlarındadır. Bu avantajların sonucunda peletleme, evsel ve endüstriyel kullanım kazanlarında otomatik besleme sağlamaktadır.
Pelet ve diğer yakıtlar arasındaki en büyük farklardan bir tanesi de düşük kül oranıdır. Düşük kül oranından dolayı yakma sisteminin verimi maksimum seviyeye çıkar ve işletme maliyetleri azalır.
Isıl değeri, atık miktarı, nem, CO₂ Salınımı ve kütle yoğunluğu bakımından fark oluşturan pelet, diğer yakıtlara kıyasla her bakımdan avantajlıdır.
Peletin Özellikleri Nelerdir?
Pelet diğer fosil yakıtlara kıyasla çok ucuzdur. Pelet doğal gaz kadar kontrollü yakılma imkanı sunmaktadır. Pelet sobaları, pelet kazanları başta olmak üzere pelet, yaygın şekilde kullanım alanına sahiptir. 3,5 ton odun yerine 1 ton pelet tüm ısınma gereksinimlerini en iyi şekilde karşılamaktadır.
Peletin yoğunluğu ise 1000 kg/m3 ile 1100kg/m3 arası değişiklik göstermektedir. 1 ton pelet yakıldığı zaman 10 kg kül çıkar ve bacalarda kirlilik yaşanmaz. Taşınması fazlası ile kolay olan peletteki Nem %7 ile %12 arasındadır. Genel olarak 25 kg‘lık çuvallar içerisinde, rutubetsiz kapalı alanlarda depolanmalıdır.
Çevrenin ve doğanın korunması açısından önemli olan pelet en temiz yakıt larak ön plana çıkmaktadır. Kısacası pelet geleceğin yakıtıdır.
Kaynaklar
viagardenia
enerjibaba
Pelet Nedir? Pelet Kullanım Alanları Nelerdir? Pelet Yakıtın Avantajları Nelerdir?
Pelet Nedir?
Biyokütle, dünyada dördüncü en büyük enerji kaynağını oluşturması yönüyle önemli bir enerji kaynağı konumundadır. Birçok gelişmiş ülke biyoenerjiyi geleceğin temel enerji kaynağı olarak görmektedir.
Biyokütle ısınma ve sanayi amaçlı yakma sistemlerinde kullanılabilir. Isınma amaçlı olarak yaygın olarak kullanılan kaynaklardan biri de peletlerdir.
Sözlük anlamı topak, yumak, silindir, misket olan pelet, yakıt olarak; her türlü odun, odun artığı, ormansal atık, tarımsal atık, endüstriyel atıkların kurutulup öğütülerek daha sonra yüksek basınçla preslenerek sıkıştırılması suretiyle yoğunluğu arttırılarak enerji elde maksadıyla kullanılan küçük parçalardır.
Pellet yakıtını odun pelleti (wood pellets) ve tarımsal atık pelleti (agripellets) olarak sınıflamak mümkündür. Yurt dışında bu ürünlerin üretimi, taşınması ve kullanılmasına yönelik standartlar oluşturulmuş olup ülkemizde henüz bu yönde bir standart mevcut değildir. Ayrıca bu ürünün kullanılması yurt dışında birçok ülke tarafından destek kapsamında değerlendirilmektedir.
Pelet Yakıtının Hammaddeleri Nelerdir?
Pelet küçük silindirik bir forma sahip olan genellikle 6-8-10 mm çapında ve 10-40 mm arasında uzunluğu olan, sıkıştırılmış; talaş, odun yongaları, ağaç kabuğu, ağaç dalları, ekinlerin sapları, fındık, ağaç diplerindeki kozalak gibi doğal ürün ve atıklardan elde edilen bir yakıt çeşididir.
Hammadde ve üretim teknikleri açısından farklılık göstermekle beraber odun ve türevi maddelerin pelet haline dönüştürülmesinde bağlayıcı madde kullanımı söz konusu değildir. Diğer birtakım hammaddelerde ise belli oranlarda yardımcı bağlayıcılar (melas, nişasta, bitkisel parafin, tall yağı, lignin, su gibi) kullanılmaktadır.
Hammadde olarak ağaç (sert ve yumuşak ağaçlar), odun, yonga, talaş, kabuk, dal, yaprak ve benzeri orman artıkları, sap-saman (buğday, arpa, çavdar, yulaf gibi), sap (ayçiçeği, mısır, pamuk, kolza gibi), kabuk-kılıf (kahve, soya, pirinç, yer fıstığı, fındık, ceviz …), meyve çekirdekleri, kağıt-mukavva vb. artığı ve çöpü, endüstriyel atıklar (prina gibi), inşaat atıkları kullanılabilmekte bu ürünlerin haricinde enerji ormancılığı ve enerji tarımı (switchgrass-dallı darı, miscanthus-fil çimeni gibi) kapsamında yetiştirilen bir çok üründe kullanılmaktadır. Pelet bir tek üründen imal edilebileceği gibi birkaç ürünün (talaş, sap, saman, prina, kömür tozu gibi) karıştırılması ile de elde edilebilir.
Pelet, biyokütle enerjisi yani yenilenebilir enerji kökenli bir yakıttır. Yerli doğal ürün ve atıklardan üretildiği için arz güvenliği yüksek olan bir kaynaktır.
Ekonomik bir yakıttır, doğalgaz ve petrol yakıtlarına gibi maliyeti direkt olarak dövizden etkilenmez.
Yakıldığında fosil yakıtlara göre daha az emisyon açığa çıkartır. Nemi alınarak yüksek basınçta sıkıştırıldığı için kül oranı %1 seviyelerindedir. Diğer bir ifadeyle; yaktığınız 1 ton peletten 10 kg civarında kül çıkmaktadır. Örneğin, kömürde kalitesine göre %20 – %50 aralığında kül-cüruf oluşmaktadır. Bununla birlikte, yanma sonucu oluşan kül doğal gübre olarak kullanılabilme imkânına sahiptir.
Yanma süresi ve sağladığı enerji olarak aynı miktarda ağaç odununa göre daha verimli bir yakıttır. Pelet yakma sistemleri tıpkı yoğuşmalı kombiler gibi üst düzey (%95) verimde çalışmaktadır, bu da en az yakıt ile en yüksek verimi almanızı sağlar.
Ağaç, atık malzemelerin toplanarak değirmenden geçirilmesi işlemi sonucunda küçük toz haline getirilir.Daha sonra bu toz halindeki ağaç atık malzemeleri fırında kurutularak nem oranı düşürülür.Kurutulan malzeme yüksek basınç altında preslenerek palet haline getirilir.Presten çıkan mamul soğutma işlemi uygulanır ve oradan da paketleme sonunda kullanıma hazır hale gelir.Bu işlemler uygulanması sonucunda aynı ağaç mamulün yanma ve enerji verimini artırılarak doğaya çevreye ekonomiye büyük katkı sağlamaktadır.
Pelet Yakıtından Nasıl Enerji Elde Edilir
Ağaç, atık malzemelerin toplanarak değirmenden geçirilmesi işlemi sonucunda küçük toz haline getirilir.Daha sonra bu toz halindeki ağaç atık malzemeleri fırında kurutularak nem oranı düşürülür.Kurutulan malzeme yüksek basınç altında preslenerek palet haline getirilir. Presten çıkan mamul soğutma işlemi uygulanır ve oradan da paketleme sonunda kullanıma hazır hale gelir. Bu işlemler uygulanması sonucunda aynı ağaç mamulün yanma ve enerji verimini 3-4 kata kadar artırılabilmektedir.
Bundan sonra pelet, doğal gaz kadar kontrollu yakılabilir. Yakılabildiği yerler; fındık sobaları, fındık kabuğu kullanılan fırınların sistemleri, pelet sobaları, pelet kazanlarıdır. Pelet sobalarının ısıtma kapasitesi 8,000 ile 90,000 Btu arasındadır. Evlerinizde, iş yerlerinizde, fabrikalarda, otellerde, pansiyonlarda, sitelerde, apartmanlarda, özel ve müstakil yerleşim birimlerinde, villalarda kısacası; ısı gerektiren tüm alanlarda pelet yakıtlarını kullanabilirsiniz.
Ülkemizde ormansal ve tarımsal atıklar işlenmeden direk olarak kazanlarda kullanılmaktadır fakat bu kullanım yöntemi verimli, ekonomik ve çevresel açıdan uygun değildir. Son yıllarda ülkemizde daha çok mdf talaşı, tarımsal atıklar ve prina (zeytin atığı) peletlenerek satılmakta ve kullanılmaktadır. Bunun sebebi üretim aşamasındaki kurutma maliyetlerinin yüksek olmasıdır. Ülkemizde mevcut olan yem makineleri bu üretim için kullanılmakta fakat üretim verimliliği ve ürün kalitesi düşük olmaktadır.
Pelet Nedir? Avantaları Nelerdir? Nerelerde Kullanılır?
Pelet nedir? Pelet avantajları nelerdir? Pelet nerelerde kullanılmaktadır? Pelet yakıtın ham maddeleri nelerdir? Pelet yakıtı çeşitleri nelerdir? Pelet yakıtın özellikleri nelerdir? Pelet yakıtından nasıl enerji elde edilmektedir? Pelet yakıtın faydaları nelerdir? Pelet hakkında merak ettiğiniz veya öğrenmek istediğiniz tüm sorularınızı sizler için cevaplandırıyoruz.
Pelet Nedir?
Pelet, ağaç kabuğu, ekin sapları, odun yongaları, talaş, badem, ceviz kabukları ve hatta atık kağıt gibi maddelerin öğütülmesi sonucunda elde edilmektedir. Pelet genellikle 6 ile 8 milimetre çapındadır. Uzunluğu ise 10 ile 11 milimetre civarındadır. Ayrıca pelet silindirik bir yapıya sahiptir. Pelet en doğal yakıtlardan bir tanesidir. Pelet yakıtı, sürdürülebilir bir kaynaktır. Pelet sayesinde fosil kaynaklı ithalatı azaltarak ülke ekonomisine katkı sağlanmaktadır.
Pelet yakıtın kullanılması sonucunda atık miktarı oldukça az olmaktadır. Ayrıca kullanılması sonucunda zararlı egzoz emisyonlarının kabul sınırda olması avantaj sağlamaktadır. Pelet yakıtının farklı maddelerden üretilmesi nedeniyle bu özellikler ortaya çıkmaktadır.
Pelet, her çeşit endüstriyel ya da tarımsal atıkların kurutulup daha sonra öğütülmesi ile oluşturulmaktadır. Ancak öğütülen atıklar son olarak yüksek basınç altında sıkıştırılmaktadır. Kısacası pelet kurutma, öğütme ve sıkıştırma sonucunda oluşturulmaktadır.
Pelet Yakıtın Hammaddeleri Nelerdir?
Pelet yakıtının içerisinde talaş, ağaç dalları, ağaç kabuğu, ekinlerin sapları, fındık, ağaç dibindeki kozalaklar gibi atıklar yer almaktadır. Bunun yanı sıra peletteki diğer hammaddeler ise belirli oranlarda yardımcı bağlayıcılardır.
Pelet yakıtında hammadde olarak; yonga, kabuk, dal, talaş, odun, sert ve yumuşak ağaçlar, sap, saman, kabuk, meyve çekirdekleri, endüstriyel atıklar, kağıt, mukavva, inşaat atıkları gibi atıklar kullanılmaktadır. Pelet bir tek üründen elde edilebilir ama birkaç üründen de elde edilebilmektedir.
Pelet Çeşitleri Nelerdir?
Pelet çeşitleri kısaca şu şekildedir; odun pelet, alfaalfa pelet, atık pelet, talaş pelet, ayçiçeği sapı pelet, ot pelet, saman pelet, kömür karışımlı pelet, zeytin posası peletdir.
Pelet Kullanım Alanları Nelerdir?
Pelet, ısınma ve sanayi amaçlı kullanılmaktadır. Pelet yakıtını, aslında yaşantımızın pek çok alanında kullanabiliriz. Bunun yanı sıra evlerde, fabrikalarda, iş yerlerinde, pansiyonlarda, sitelerde, apartmanlarda, müstakil yerleşim yerlerinde ve aslında ısı gerektiren tüm alanlarda pelet yakıtı kullanmanız mümkündür.
Pelet ısınma Biyoenerji kaynaklarının içerisinde bulunmaktadır. Pelet ısınma sanayi amaçlı olarak da yaygın şekilde tercih edilmektedir. Pelet kısacası yaşantımız birçok alanında kullanım için uygundur.
Pelet Yakıtın Avantajları Nelerdir?
Pelet yakıtın avantajları arasında sürdürülebilir bir kaynak olması ilk sırada yer almaktadır. Bunun yanı sıra %100 oranında yerli öz kaynaklardan üretilmesi en önemli avantajlarından bir tanesidir.
Pelet yakıt sistemi sayesinde fosil yakıt ithalatının azaltılması sağlanır. Ayrıca ülke ekonomisine de büyük katkı sağlanmaktadır. Pelet yakıtın kullanılması, diğer yakıt sistemlerinin kullanılmasına oranla daha az tehlikelidir. Pelet yakıt aynı zamanda elektrik enerjisi üretiminde kullanılmaktadır. Ticari pelet üretimi sırasında ağaç kesilmemektedir. Pelet yakıt aynı zamanda orman atığını temizlemektedir. Bu yönü sayesinde kolay bir şekilde tutuşmaktadır.
Pelet yakıt sistemi, katı yakıtlı sistemler içerisinde en temiz yanma sistemine sahip olan sistemdir. Klasik olan katı yakıt sistemlerinde bacalardan yüksek oranda katran ruhu oluşmaktadır. Pelet yakıt sistemlerinde ise bu neredeyse yoktur. Pelet yakıt sistemi oduna oranla neredeyse daha az yer kaplamaktadır.
Pelet yakıt sistemlerinde odun pelet sistemleri ozon dostu olarak bilinmektedir. Bu yakıt sistemlerinde kömür gibi zehirlenme tehlikesi bulunmamaktadır. Pelet yakıt sistemlerinde kazan dairesinde tozlanma veya duman olma gibi bir durum yaşamazsınız. Elektrikler kesildiğinde ise kazan dairesine müdahale etmenize gerek yoktur.
Pelet ve Diğer Yakıtlar Arasındaki Farklar
Maksimum enerji yoğunluğu, az taşıma ve uygun depolama maliyeti peletlemenin sunmuş olduğu avantajlar arasında bulunmaktadır. Yakıt malzemesinin formu ve kompozisyonunun standardize edilmesi de peletlemenin en önemli avantajlarındadır. Bu avantajların sonucunda peletleme, evsel ve endüstriyel kullanım kazanlarında otomatik besleme sağlamaktadır.
Pelet ve diğer yakıtlar arasındaki en büyük farklardan bir tanesi de düşük kül oranıdır. Düşük kül oranından dolayı yakma sisteminin verimi maksimum seviyeye çıkar ve işletme maliyetleri azalır.
Isıl değeri, atık miktarı, nem, CO₂ Salınımı ve kütle yoğunluğu bakımından fark oluşturan pelet, diğer yakıtlara kıyasla her bakımdan avantajlıdır.
Peletin Özellikleri Nelerdir?
Pelet diğer fosil yakıtlara kıyasla çok ucuzdur. Pelet doğal gaz kadar kontrollü yakılma imkanı sunmaktadır. Pelet sobaları, pelet kazanları başta olmak üzere pelet, yaygın şekilde kullanım alanına sahiptir. 3,5 ton odun yerine 1 ton pelet tüm ısınma gereksinimlerini en iyi şekilde karşılamaktadır.
Peletin yoğunluğu ise 1000 kg/m3 ile 1100kg/m3 arası değişiklik göstermektedir. 1 ton pelet yakıldığı zaman 10 kg kül çıkar ve bacalarda kirlilik yaşanmaz. Taşınması fazlası ile kolay olan peletteki Nem %7 ile %12 arasındadır. Genel olarak 25 kg‘lık çuvallar içerisinde, rutubetsiz kapalı alanlarda depolanmalıdır.
Çevrenin ve doğanın korunması açısından önemli olan pelet en temiz yakıt larak ön plana çıkmaktadır. Kısacası pelet geleceğin yakıtıdır.
Kaynaklar
viagardenia
enerjibaba
Şam veya Dimaşk (Arapça: دمشق Dimaşk ya da الشام Eş-şam)
Şam veya Dimaşk (Arapça: دمشق Dimaşk ya da الشام Eş-şam), Suriye'nin başkentidir. Ayrıca, Şam Valiliğinin ve Rif Şam Valiliği'nin de idari başkentidir.
Dünya tarihindeki ilk cinayet olan Kabil ile Habil olayının Şam'ın kuzeyindeki Kasiyun Dağı'nda gerçekleştiğine inanılır.[kaynak belirtilmeli] En bilinen tarihi mekanlardan biri Emevi Camii'dir. Ayrıca, bazı Müslümanlar arasında ahir zamanda Mehdi'nin ve İsa'nın bu camiye ineceği inancı vardır.[kaynak belirtilmeli] 1516 yılında Yavuz Sultan Selim'in Suriye'yi ele geçirmesiyle oluşturulan Şam Vilayetinin merkezi haline gelen Şam kenti, hac yolu üzerindeki toplanma noktası olması nedeniyle de ticari yönden önemini korumuştur.
I. Dünya Savaşı'nın son günlerinde İngiliz işgaline giren kent Sykes-Picot Anlaşması uyarınca 1920'de Fransa'ya bırakılmış olup, Fransız sömürgeliği yıllarında çok sayıda tahribata ve yağmalamaya uğramıştır.[kaynak belirtilmeli] 1946 yılındaki ayaklanmayla Fransız sömürgesi olmaktan kurtulmuş ve Suriye'nin başkenti olmuştur. Bugün hâlâ devam etmekte olan Suriye İç Savaşı'nda büyük hasar alan şehir, tarihi dokusunu kaybetme ihtimali ile yüz yüzedir.
Etimoloji
Arapça'da tam olarak Dimeşk eş-Şām (دمشق الشام) denir. Genelde Dimeşk kısaltmasıyla hitap edilir fakat Şamlılar başta olmak üzere Araplar eş-Şam tercih ederler. Eş-Şam Arapçanın Kuzey kelimesinden gelir. Büyük Suriye'ye Bilād eş-Şam (بلاد الشام) demişlerdir. Avrupa dillerine (Damas, Damascus, Damasco gibi) Yunanca Damaskos (Δαμασκός)'dan geçmiştir. Eski Aremice (Eski Ahit İbrani harfiyle)'de Darmeśeq (דרמשק) = İyi sulanmış yer'den gelmektedir. MÖ 14. yüzyıla ait Amarna yazılarında Akkad dilinde Dimašqa olarak geçmektedir. Çok sayıdaki ilçelerinin adları hâlâ Aramicedir.
İklim
Şam iklimi
Aylar Oca Şub Mar Nis May Haz Tem Ağu Eyl Eki Kas Ara Yıl
En yüksek sıcaklık (°C) 24,0 29,0 34,4 38,4 41,0 44,8 46,0 44,6 42,0 37,8 31,0 25,1 46,0
Ortalama en yüksek sıcaklık (°C) 12,6 14,5 19,0 24,7 30,1 34,6 37,0 36,8 33,9 28,1 20,1 14,3 25,5
Ortalama sıcaklık (°C) 6,1 7,7 11,4 16,2 20,8 25,0 27,3 27,0 24,0 19,0 12,1 7,5 17,0
Ortalama en düşük sıcaklık (°C) 0,7 1,9 4,3 7,9 11,4 15,0 17,9 17,7 14,4 10,3 4,8 1,7 9,0
En düşük sıcaklık (°C) −12,2 −12 −8 −7,5 0,6 4,5 9,0 8,6 2,1 −3 −8 −10,2 −12,2
Ortalama yağış (mm) 25 26 20 7 4 1 0 0 0 6 21 21 131
Kaynak: Ulusal Okyanus ve Atmosfer Dairesi[2]
Mimari yapı
Emeviler, devrinde dünyanın kültür ve medeniyet merkezi olması sebebi ile mimari yapısı bir hayli gelişkindi, kent mimarisinde Arap, Yunan ve Roma etkileri görülürdü. Dünyadaki ilk modern park örnekleri burada görülmüştür ve buradan İspanya'ya ve oradan Avrupa'nın tamamına taşınmıştır. Fakat uğradığı Moğol saldırılarından dolayı çoğu eserini kaybetmiştir.
Osmanlılar, şehri ele geçirdikten sonra buraya pek çok tarihi bina kazandırmışlardır. Ve şehrin en güzel yapıtlarından biri olan tren garını Osmanlılar yapmıştır.
Modern Şam, 2000'li yıllarda aşırı gelişme gösteren Şam şu anda, Yeni Şam ve Eski Şam olmak üzere iki bölümden oluşmaktadır. Eski Şam, şehir merkezinde tarihi yapıların olduğu klasik kesimdir. Yeni Şam ise merkezin etrafını saran yer yer merkeze biraz uzak modern yapıda binalar ve şehir düzenlemesine sahip yerlerdir.
Surları ve kapıları
Stratejik bir konuma sahip olan Şam, dünyanın dört bir yanından gelen tüccarları cezbederdi. Şehir Suriye cenneti olarak biliniyordu.[3] Tahkimatlar şehrin önemi ile uyumluydu. Şehrin ana kısmı 11 m (36 ft) büyük bir duvarla çevriliydi. Müstahkem şehir yaklaşık 1.500 m (4.900 ft) uzunluğunda ve 800 m (2.600 ft) genişliğindeydi.[3]
Surların altı kapısı vardır:
Doğu Kapısı (Bab Şarki)
Thomas Kapısı (Bab Touma)
Jabiya Kapısı (Bab al-Jabiya)
Cennet Kapısı (Bab al-Faradis)
Keisan Kapısı (Bab Kisan)
Küçük Kapı (Bab al-Saghir)
Barada Nehri Şam'ın kuzey duvarı boyunca aksa da, savunma açısından çok sığdır.[4]
Türbeler
Şam'da ve Suriye genelinde İslam ve diğer dinlerde önemli olan kişilerin türbesi yer almaktadır. Örneğin Bilal Habeşi, Yahya Peygamber, Selahattin Eyyubi ve ilk Türk askeri hava şehitlerin mezarlıkları, Hüseyin bin Ali'nin türbesi ve Muhammed bin Abdullah'ın eşlerinden ve ehlinden gelen İslamiyet'te önem sahibi bazı kişilerin türbesi yine buradadır.
Dımaşk, zamanla adını Arapça kaynaklarda Suriye’nin tamamını ifade etmek için kullanılan ve günümüzde Suriye Arap Cumhuriyeti’nin başkenti olan Şam’a bıraktı. Geniş ve düz bir coğrafyanın ortasında yer alan şehir, bu ülkenin güneybatısında, Beyrut’un doğusunda ve Hıms’ın güneyinde yer alır. Dünya tarihi boyunca bu şehirde, aralıksız bir şekilde insanların yaşadığı kabul edilmektedir. Şehrin adının etimolojik kökeni hakkında farklı görüşler söz konusudur. İslâmiyet’ten hemen önce şehir kısa bir süre Sâsânîler’in hâkimiyeti altında kalsa da burası uzun yıllar Bizanslılar’ın idaresinde bulunmuştur. Halife Hz. Ebû Bekir döneminin (11-13/632-634) sonlarına doğru elde edilen Ecnâdeyn zaferi ile Dımaşk ve Suriye’nin fethine zemin hazırlandı. Hz. Ömer döneminin (13-23/634-644) birinci yılında da Dımaşk fethedildi.
Müslümanlar tarafından fethedilen Dımaşk, İslâm dünyasının önde gelen siyasî, kültürel ve ekonomik şehirleri arasında yer aldı. Ancak şehrin bu konumu, her zaman aynı şekilde olmamış ve önemini yitirdiği dönemler de olmuştur. Nitekim Hz. Ali ve Suriye valisi Muâviye arasındaki iktidar çekişmesi ile başlayan ve Emevî Devleti’nin kurulmasıyla devam eden süreçte şehrin siyasî ehemmiyeti sürekli artmıştır. Emevîler’in başkent olarak Dımaşk’ı tercih etmesi İslâm dünyasında dinî ve iktisadî olarak da şehrin merkez olmasını sağlamıştır. Bu dönemde inşa edilen ve günümüze kadar ayakta kalabilen Emeviyye Câmii, İslâm mimarisinin ilk muhteşem eserleri arasındadır. Bununla birlikte Emevîler’den sonra şehir, söz konusu özelliklerinden bir süre uzakta kalmıştır. Abbâsîler döneminde Bağdat’ın başkent yapılması ve Dımaşk’ın gözden düşmesi ile başlayan süreç, Tolunoğulları, İhşidîler ve Fâtımîler döneminde de devam etmiştir. Mısır merkezli bu devlet döneminde Dımaşk’ın ihmal edildiği görülmektedir. Bu dönemlerde Bağdat ve Kahire İslâm dünyasının önde gelen ilmî ve iktisadî merkezleri arasında yer almıştır.
Fâtımîler’den sonra Tutuş tarafından kurulan Suriye Selçukluları döneminde (471-511/1079-1117) şehrin istikrarın sağlanması için imar faaliyetlerine girişilmiş ve ticaretin gelişmesi için önlemler alınmıştır. Alınan tedbirlerin netice verdiği ve Dımaşk’ın Fâtımî hâkimiyetinden sonra Sünnî düşüncenin önemli merkezleri arasında yer aldığı görülmektedir. Haçlı seferlerinin başlaması ve Kudüs’ün işgaliyle birlikte çok sayıda âlim Dımaşk’a göç etmek zorunda kaldı. Bu aileler arasında yer alan Hanbelî mezhebine mensup Kudâme ailesi, yaklaşık dört asır boyunca meşhur âlimler çıkarmayı başarmıştır.
Nûreddin Mahmud Zengî’nin şehre hâkim olması (549/1154) önemli bir dönüm noktasıdır. Emevîler’den sonra şehir yeniden parlak günlerine dönmüştür. Yoğun bir imar faaliyetine başlayan Nureddin, siyasî kültürel ve dinî bir merkez olarak şehri canlandırmıştır. Başta dönemin en önemli tıp eğitim merkezi olan Nureddin Zengî hastanesi olmak üzere çok sayıda medrese, tekke ve hamam yaptırılmıştır. Bu çalışmalar şehrin nüfusunun artmasına neden olmuş ve yeni yerleşim birimleri inşa edilmiştir.
Nureddin Zengî döneminde Haçlılarla İslâm dünyası arasında askerî ve stratejik mücadelenin merkezi olan şehir, 570/1174 yılında Selâhaddîn-i Eyyûbî’nin idaresine geçti. Eyyûbîler döneminde de istikrarını sürdüren şehir siyasî, askerî, ilmî ve iktisadî özelliklerini korudu. Bu durum, meşhur âlimlerin Dımaşk’tan çıkmasına ve Dımaşk tarihiyle ilgilenmelerine yol açtı. Bunlar arasında Târihu Dımaşk adlı eseriyle tanınan tarihçi İbnü’l-Kalânisî (ö. 555/1160) ile Târîhu medîneti Dımaşk adlı eseriyle bilinen tarihçi Ebü’l-Kâsım İbn Asâkir (ö. 571/1176) ilk akla gelenlerdendir. Büyük bir kısmı devlet adamları veya hanımları tarafından yürütülen imar faaliyetleri ile çok sayıda medrese, hangah, câmii ve türbe yaptırılmıştır. Bunlar arasında büyüklüğü ve itibarı bakımından Âdiliyyetü’l-Kübrâ medresesi en önemlisidir. Yapımına Nureddin Zengî tarafından başlanan ancak el-Melikü’l-Muazzam İsa döneminde 619/1222 yılında bitirilebilen bu medresede Şâfiî fıkhı okutulmaktadır. Memlükler döneminde de şehrin en meşhur medresesi olarak göze çarpan Âdiliyye’de özellikle Dımaşk Şâfiî kâdılkudâtlarının müderrislik yapması dikkat çekmektedir.
Eyyûbîler’den sonra şehir, 658/1260 yılında Moğollar’ın egemenliğine geçti. Şehrin önemli tahribat gördüğü kısa sureli bu hâkimiyetten sonra şehirde istikrarın yeninde sağlandığı Memlük dönemi başladı. Ancak Memlükler döneminde Dımaşk, başkent Kahire’nin gölgesinde kaldı. Her ne kadar Memlükler de şehrin imarı için çaba sarf etseler de bu dönemdeki imar faaliyetleri, Kahire’nin gerisinde kalmıştır. Ayrıca zaman zaman şehrin Moğol ve İlhanlılar’ın işgaline uğraması ve Dımaşk nâiblerinin isyanına sahne olması şehrin zarar görmesine neden oldu. Özellikle 803/1401 yılında Timur tarafından işgali sırasında büyük bir yıkıma uğrayan şehir, çok sayıda âlimin onun yanında götürülmesi ile ilmî ve kültürel canlılığını yitirmesine sebep oldu. Bundan sonra Dımaşk, Memlükler’in yıkılışına kadar eski konumundan çok uzak kaldı.
Memlükler döneminde Dımaşk’ta yetişen ve buradaki önemli medreselerde müderrislik yapan çok sayıda âlim bulunmaktadır. Bunlar arasında muhaddis ve tarihçi Birzâlî (ö. 739/1339), tarihçi ve devlet adamı İbn Fazlullah el-Ömerî (ö. 749/1349), Takıyyüddin İbn Teymiyye (ö. 728/1328) ve öğrencisi Hanbelî fakihi İbn Kayyim el-Cevziyye (ö. 751/1350), muhaddis ve tarihçi Zehebî (ö. 748/1348), tarihçi Kütübî (ö. 764/1363), el-Bidâye ve’n-nihâye adlı tarih eseriyle tanınan İbn Kesîr (ö. 774/1373), Hanbelî fakihi İbn Receb (ö. 795/1393), kıraat âlimi İbnü’l-Cezerî (ö. 833/1429), Şâfiî fakihi ve tarihçi Takıyyüddin İbn Kâdî Şühbe (ö. 851/1448), Şehâbeddin İbn Arabşah (ö. 854/1450) ve Dımaşk’taki medreseleri konu edinen ed-Dâris fî târîhi’l-medâris adlı eseriyle meşhur olan Nuaymî (ö. 927/1521) özellikle belirtilmelidir.
922/1516 yılında Halep civarında Mercidâbık’ta yapılan savaşta Memlükler’in mağlup olmasıyla Dımaşk’ta Osmanlı hâkimiyeti başladı. Şâm-ı şerif unvanıyla anılan şehir, Osmanlılar döneminde yeni imar faaliyetlerine sahne olmuştur. Bunlar arasında XVI. yüzyılın ortalarında yaptırılan Süleymaniye Külliyesi özellikle zikredilmelidir. Bununla birlikte şehirde Memlükler’e ait olan yapıların sayısının, Osmanlılar döneminde yapılanlara göre oldukça fazla olduğu da belirtilmelidir.
Osmanlı yönetiminde açık bir gelişime sahne olan şehirde yönetim tarzı olarak da bazı değişiklikler yapıldığı görülmektedir. Memlükler döneminde dört mezhepten birer kâdîlkudât ataması yapılırken, Osmanlılar bu uygulamaya son verdi ve sadece Hanefî mezhebinden atama yapıldı. Böylece şehirde Hanefî mezhebinin önemini artırdı ve meşhur Hanefî âlimlerin yetişmesine zemin hazırladı. Bunlar arasında Reddü’l-muhtâr adlı Hanefî fıkhına dair meşhur eserin müellifi İbn Abidin (ö. 1252/1836) dikkat çekmektedir.
I. Dünya Savaşı’ndan sonra şehirde Osmanlı egemenliği sona erdi. II. Dünya Savaşı’nın sonuna kadar Fransız manda yönetimi altında kalan şehirde, Fransızlara karşı yerel bağımsızlık mücadelesi yapıldığı görülmektedir. Ancak Fransa’nın bölgeden çekilmesinden sonra da siyasî istikrarsızlık bir süre daha devam etti. Ancak şehir, Arap milliyetçiliğinin artması neticesinde Mısır ve Suriye’nin birleşmesiyle 1958 yılında kurulan ve 1961’de sona eren Birleşik Arap Cumhuriyeti dönemi dışında Suriye Arap Cumhuriyeti’ne başkentlik yapmıştır. 2011’de Suriye’yi yöneten Baas Rejimine karşı başlayan barışçıl gösterilere rejimin sert müdahalelerinin ülkeyi savaş ortamına sürüklemesi neticesinde Dımaşk da bu durumdan etkilenmiş, şehir siyasi, sosyal, kültürel ve ilmi hayat açısından gerçek bir krizi tecrübe etmiştir.
Hz. İsa'nın yeryüzüne ineceği kent Şam
Müslümanların inanışına göre Hz. İsa'nın kıyamete yakın yeryüzüne ineceği Beyaz Minare "Ak minare" Şam'daki Emevi Camii'nde yer alıyor
Emevilerin yaptığı minare, Osmanlılar döneminde Mimar Sinan tarafından Osmanlı tarzı mimari ile uzatılmış
ALİ FİLİZKAN / SURİYE İZLENİMLERİ
En geniş sınırlı komşumuz Suriye ile karşılıklı vizenin kaldırılması ile birlikte Suriye- Türkiye arası gidip gelmeler arttı. Güneydoğu Anadolu turu yapan şirketler, şimdi Antep- Mardin hattı turlarına 'Antep- Halep Şam' hattı veya 'Adana- Antakya- Halep- Şam' turlarını ekledi...
TOBB Manisa İl Genç Girişimci İş Adamları'nın Şam Uluslararası 57. Fuarı'na düzenlediği gezimiz Gaziantep'ten başladı.
Tarihte çeşitli medeniyetlere ev sahipliği yapan ve zengin tarihi eserleri bünyesinde barındıran Suriye, son yıllarda Türk turistlerin yoğun olarak ziyaret ettiği ülkelerden biri haline geldi. Osmanlı hükümdarı Yavuz Sultan Selim tarafından 1517'de Osmanlı topraklarına katılan Suriye, 300 yılı aşkın süreyle Osmanlı hakimiyeti altında kaldı.
İlk durağımız Suriye'nin en eski ve kalabalık kentlerinden olan 4,5 milyon nüfusa sahip başkent Şam. Arapça Dimeşk, İngilizce'de Damascus olarak bilinen Şam, Ortadoğu'nun hakim bir bölgesinde bulunması nedeniyle stratejik bir öneme sahip.
Kilis'in Öncükonak kapısında yarım saatlik bir gümrük kontrolü ardından rehberimiz Adil Bey'in verdiği bilgiler ışığında 530 kilometrelik Suriye yolculuğuna başlıyoruz. Ören yerlerine uğrayarak 12 saatte vardığımız Şam'da sıcaklık nedeniyle yaşamın, gündüzden çok gece olduğunu görüyoruz. Suriye'nin en modern ve kalabalık şehri. Her şeyi bir arada bulabileceğiniz ülkenin bütün renklerini barındıran bir başka dünya. Modern dünyadan onlarca yıl uzakta olmasına rağmen, günümüzün şartlarını yakalamaya çalışan insanları, rejimin son yıllardaki özgürlüklerinden adım adım faydalanarak açılan yeni kafeler, restoranlar, halkın nefes aldığı yeni yerler, modern dünya ile geçmiş yaşam. Hepsi ama hepsi Şam'da birbirine bir kaç adım uzaklıkta, adeta birbirinin içine girerek yer alıyor. Zengin ile yoksulu sadece bir sokağın ayırdığı Şam'ın belki de en ilginç tarafı bu...
KİLİSEDEN CAMİİYE
Şam'da medeniyetlerin birbirine girdiği ve görülmesi gereken ilk adres Emevi Camii'ndeyiz. Camii, Hıristiyanların ilk Romalılar döneminde genişletilen Kilise sütunlarının yükseldiği Emevilerin Şam'ı işgali ile camiye çevrilmiş. Şam'ın en büyük, en eski ve görkemli camisi olarak bilinen ve kilise olarak kullanılırken 705 yılında Emevi Halifesi Velid Bin Abdülmelik tarafından bir kısmı camiye dönüştürülen Emeviye Camiisi, sonraki dönemlerde yapılan tadilatlarla genişletilerek bugün tamamen camii olarak kullanılmaya başlanmış. Caminin ilginç yönlerinden birisi de 4 farklı mezhebi temsilen 4 ayrı mihrap yapılmış olmasıdır.
Ünlü İslam alimi İmam-ı Gazali, meşhur eseri İhya-u Ulumid-din'i bu camide kaleme almış. Camide Yahya Peygamber'in kabriyle İmam Hüseyin'in Kerbela'da Yezid'in adamları tarafından kesilen ve Şam'a getirilen başının defnedildiği bir bölüm yer alıyor. Camii, özellikle İranlı Şiiler tarafından Hz. Hüseyin'in kesilen başının burada gömülü olması nedeniyle yoğun bir şekilde ziyaret ediliyor.
İranlılar, ellerindeki bez parçalarını kesik başın bulunduğu mekana sürüyor ve bölüme paralar atarak dileklerinin gerçekleşeceğine inanıyor.
Emevi Camii'ne kadınlar, girişte 5 Suriye Lirası karşılığında alınan kapüşonlu uzun bir giysiyle girebiliyor.
MİMAR SİNAN ELİ DEĞMİŞ
Müslümanların inanışına göre kıyamete yakın Hz. İsa'nın yeryüzüne ineceği beyaz minare "Ak minare" bu camiide yer alıyor. Emevilerin yaptığı minare, Osmanlılar döneminde Mimar Sinan tarafından Osmanlı tarzı mimari ile uzatılmış. İsa'nın ineceği minareyi, Mimar Sinan'ın zarif bir eseri olarak Emevi Camii'nde gıpta ile seyredebilirsiniz. Mimar Sinan, Şam'da Süleymaniye Camii ve Külliyesi'ni de inşaa etmiş.
Osmanlı mimarisinin güzel örneklerinden biri olan Süleymaniye Külliyesi, 1554 yılında Kanuni Sultan Süleyman tarafından Mimar Sinan'a yaptırıldı. Külliyeye 1566 yılında Süleymaniye Medresesi eklendi. Son derece yalın ve abartısız bir iç mimari düzene sahip olan ve Mimar Sinan'ın "Kalfalık eserlerimden biridir" dediği külliye, özellikle Türk ve diğer yabancı turistlerin uğrak mekanlarından biri olarak dikkat çekiyor.
MASRAFLARI TÜRKİYE'YE AİT
Külliye içinde 1926 yılında İtalya'nın San Romeo kentinde vefat eden son Osmanlı Padişahı Sultan Vahdettin'in mezarı da yer alıyor. Son dönem Osmanlı padişahlarının torunlarından bazılarının mezarlarının da içerisinde bulunduğu bu küçük mezarlığın bakım ve tadilat masrafları ise Türkiye tarafından karşılanıyor. Külliye içindeki Süleymaniye Camii, Türkiye Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğü'nce restore ediliyor. Suriye Cumhuriyeti'nin kurulması ile bakımsızlık nedeniyle kubbesi çökme ile karşı karşıya kalan camii için Şam'ı ziyaret eden birçok Türk devlet adamı söz vermesine rağmen camiinin resterasyonu yapılmamış. En son Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Recep (:::) Erdoğan'ın peş peşe yaptığı ziyaretler sonrasında gerekli ödenek buraya çıkarılmış ve daha önce bahçesinde Hafız Esad döneminde uçak müzesi olarak kullanıldığı külliye şimdi Osmanlı müzesi yapılmak üzere camii ve külliye restore ediliyor. Manisalı iş adamlarına özel olarak açılarak ziyaret ettiğimiz külliye ve camii Şam'ın en güzel semtinde ihtişamı ile dikkati çekiyor.
TAKSİ İLE PAZARLIK ŞART
Şam'da bir yerden bir yere giderken taksi kullanmak en uygun vasıta. Çünkü Şam'da taksi en ucuz ulaşım aracı. Taksiye 50 Suriye Lirası verdiğiniz zaman sizi şehir içinde bir yerden bir yere rahatlıkla götürür. En uzak mesafe ise 100 Suriye Lirası. Bu da 2 dolara denk geliyor. Ancak bundan haberiniz yoksa fiyat artabilir bu nedenle önce pazarlık yapmanız şart. Şam'ın en kötü yanı trafiği. Özellikle Hamidiye Çarşısı civarında trafik kitleniyor. O nedenle de buraya giden ya da dönen taksiciler bir kaç kilometre için, inanılmaz paralar istiyor.
SÜRPRİZ YAŞ GÜNÜ PASTASI ..
Gezimizin ilk durağı olan Halep'teki yemek molasında, Antep'ten ayırt edemeyeceğiz bir menü ve kebaptan sonra dondurmalı Halep tatlılarımız geliyor. Tam bu sırada doğumgünü marşı eşliğinde masaya pasta geliyor. Rehberimiz, Manisalı İş adamı Mustafa Özgür'ün yaş günü olduğunu söylüyor. Pasaportlardan doğum günlerine bakan Adil Bey'in Mustafa Özgür'e sürpriz yaş pastası hazırlaması mumları söndüren Mustafa Özgür'ü bir hayli mutlu etmiş. Gece Dedeman Oteli'nin Türk restoranında İstanbul'dan gelen piyanist Nevzat'ın söylediği birbirinden güzel parçalarla kutlamayı da tamamlıyoruz.
DIMAŞK ATABEGLİĞİ (Tugteginliler)
Sûriye Selçuklularının ortadan kalkmasından sonra, Dımaşk yâni Şam’da kurulan hânedânlık. Atabeg Emir Zahîreddîn Tugtegin’in kurduğu bu hânedânlığa kurucusunun adından dolayı Tugteginliler de denir.
Sultan Alparslan’ın oğlu olan Tâcüddevle Tutuş, babasının vefâtından sonra Sûriye Melikliğine tâyin edilmişti. Tutuş, komutan Atsız Beyin de hizmetleri ile Fâtımîleri bölgeden çıkardı. Güney ve kuzey Sûriye’ye hâkim oldu. Ağabeyi Melikşâh’ın vefât ettiği 1093 yılında, hizmetinde bulunan Tugtegin’le birlikte Diyarbakır’a gitti. Tutuş orada Tugtegin’i oğlu Dukak’a Atabeg tâyin ederek, Meyyâfârikîn (Silvan) Vâliliğine gönderdi. 1095 yılında Sultan Berkyaruk ile Tutuş arasında yapılan savaşta Tutuş öldürüldü. Tugtegin esir düştü. Daha sonra yapılan esir mübâdelesinde serbest bırakıldı. Bu sırada Tutuş’un oğlu Dukak da Dımaşk’ta hükümdarlığını ilân etti.
Tugtegin Dımaşk’a (Şam’a) gelince, halkın ve idârecilerin sevgi gösterileri ile karşılandı. Kendisine ordu komutanlığı verildi. Melik Dukak’ın annesi Safvet-ül-Mülk Hâtunla evlenince, Melik Dukak dahi onun sözünden çıkmaz oldu. Bu sıralarda Haleb Melîki Rıdvan ile kardeşi Dımaşk Melîki Dukak arasında, bâzı hırslı emîrlerin kışkırtması sonucu mücâdele başladı. İki kardeş arasındaki mücâdeleden istifâde eden Şiî Fâtımîler, Kudüs’ü ele geçirdiler. Çok geçmeden Anadolu’ya giren Haçlı kuvvetleri de Sûriye topraklarına kadar ilerlediler. Ağır bir mîde rahatsızlığından muzdarip olan Melik Dukak, Tugtegin’i bir buçuk yaşındaki oğlu Tutuş’a Atabeg tâyin ettikten bir süre sonra, 1104 yılında vefât etti. Tugtegin idâreyi ele aldı. Dukak’ın oğlunun ölmesi, onun işini daha da kolaylaştırdı.
Tugtegin, önce aleyhinde çalışanları Şam’dan uzaklaştırdı. Sonra da bölgedeki muhâliflerini itâate mecbur etti. İçte durumunu sağlamlaştırdıktan sonra, Haçlılarla mücâdeleye başladı. 1105 senesinde Haçlıların elinde bulunan Rafeniyye’yi fethetti. 1108 senesinde Taberiyye üzerine yürüdü ve Haçlılarla yaptığı savaşta onları hezîmete uğrattı. Kudüs Kralı Birinci Baudouin, bu zaferden sonra, Tugtegin’e antlaşma teklifinde bulundu. İki taraf arasında yapılan ve on sene süreyle geçerli olan bu antlaşma, daha çok mâlî ve ticârî konuları ihtivâ etmekteydi. Fakat bu antlaşma, 1113 senesine kadar devâm etti. Daha sonra Haçlılar Sûriye’de büyük başarılar kazandılar.
1113 senesinde Musul, Sincar ve Artuklu askerlerinden müteşekkil Selçuklu ordusu, Emîr Mevdûd komutasında Tugtegin’e yardım etmek için Hıms şehrinin kuzeyine geldi. Tugtegin ile Emir Mevdûd arasında yapılan görüşmeler sonucu, Kudüs Krallığı üzerine yürünmesine karar verildi. Türk kuvvetlerinin üzerine geldiğini ve onlarla tek başına savaşamayacağını gören kral, Antakya ve Trablus’dan yardım istedi. Türk kuvvetlerinin âni baskını ve üst üste taarruzları sonunda, Haçlılar ağır bir yenilgiye uğradılar. Bütün savaş ağırlıklarını bırakarak Taberiyye’ye çekildiler. Ele geçen ganîmetlerin bir kısmı, zafer armağanı olarak Büyük Selçuklu Sultanı Muhammed Tapar’a gönderildi.
Atabeg Tugtegin bundan sonra, Selçuklu sultânının emriyle Haçlılara karşı birçok başarılı seferler yaptı. İlgâzî ve Dilmaçoğlu Toğan Arslan’la birleşerek, 1119 yılında Ensârib ve Zerdâna kalelerini fethetti. Tugtegin ve İlgâzî 1120 senesinde Haçlılar ile Tell-Dànis’te karşılaştılar. Küçük çaptaki çarpışmalardan sonra, Haçlılar geri çekildi. Bu kadar başarılar elde etmesine rağmen Fâtımîlerin idâresindeki Sûr şehrinin 1124 senesinde Haçlıların eline geçmesine mâni olamadı. Ertesi sene Musul Atabegi Aksungur Porsûkî, Haçlılara karşı harekete geçerek, Tugtegin’den yardım istedi. Tugtegin’in de katıldığı Selçuklu kuvvetleri, 1125 senesi Mayıs ayında El-Azâz’da Haçlılarla karşılaştı. Haçlıların kazandığı muhârebede her iki taraf da ağır kayıplar verdi. Haçlılar ile başarılı mücâdeleler yapan Atabeg Tugtegin, 1128 senesi Şubat ayının on ikisinde Şam’da vefât etti.
Tugtegin’in yerine oğlu Böri geçti. Böri, gençliğinden îtibâren atabegliğin çeşitli merkezlerinde değişik vazîfelerde bulunmuştu. Böri Tegin zamânında Dımaşk’ı tehdid eden en önemli meselelerden biri, Bâtınîler idi. Tugtegin zamânında da vezir olan Tâhir el-Merdeganî, Bâtınîler ile işbirliği yapıyordu. Dımaşk’ta bulunan Bâtınîlerin şehrin kapılarını açmak ve karşılığında da Sûr’u almak için Haçlılarla anlaştıklarını haber alan Böri, derhâl harekete geçerek vezîri öldürttü. Daha sonra halkın da katılmasıyla şehirde Bâtınî temizliği başlattı. Altı binle yirmi bin arasında Bâtınî öldürüldü. Bu karışıklıklardan faydalanmak isteyen Kudüs kralının idâresindeki bir Haçlı ordusu, Dımaşk üzerine yürüyünce, Böri hızla harekete geçerek, yiyecek bulmak için ordudan ayrılmış olan Haçlı birliğini ağır bir yenilgiye uğrattı. Kışın yaklaşması ve yenilmeleri, Haçlıları, Dımaşk’ı kuşatmaktan alıkoydu.
Böri zamânında, Dımaşk Atabegliğini tehdid eden diğer bir tehlike ise, Musul Atabegi İmâdeddîn Zengi idi. Zengi, bütün Sûriye’yi kendi idâresi altında toplamak istiyordu. Bir süre sonra bir hîle ile Böri’yi zayıf düşürerek, 1130 senesi Eylül ayının 24’ünde Dımaşk’a bağlı Hama’yı zabtetti. Daha sonra Hıms şehrini muhâsara altına aldı ise de, kışın yaklaşması üzerine Haleb’e döndü. Dımaşk’ta olan olayları unutmayan Bâtınîler, çok sıkı korunmasına rağmen bir fırsatını bularak 1131 senesinde Böri’yi yaraladılar. Böri aldığı yaralar yüzünden 7 Haziran 1132 târihinde vefât etti. Bâtınîleri temizlemekle İslâmiyete büyük hizmet eden Böri, Bâtınîlerin sûikastı ile şehid oldu.
Ölümünden sonra yerine geçen İsmâil, önce Baalbek’e hâkim olan kardeşi Muhammed’i itâati altına aldı. Sonra da Haçlıların eline geçen Bânyâs üzerine yürüyerek, birkaç günlük kuşatmadan sonra şehri ele geçirdi. Musul Atabegliği’nin, Haçlılar ve Abbâsî halîfesi ile olan mücâdelelerinden faydalanan İsmâil, gizlice yaptığı hazırlıklar sonunda Hama üzerine yürüdü ve daha önce Zengi’nin hâkimiyeti altına giren bu şehri 7 Ağustos 1133 târihinde geri aldı. Ardından Şeyzer’i kuşattı ise de verilen büyük haraç karşılığında kuşatmayı kaldırdı. Onun bu başarıları Haçlıları harekete geçirdi. Kudüs Kralı Fulk, 1134 senesinde Havran’ı zaptetti. Buna karşılık İsmâil, Haçlı idâresindeki şehirlere akınlar düzenledi. Başarılarına rağmen İsmâil halka kötü davrandığı ve ağır vergiler koyduğu için, öldürüleceği korkusuna kapıldı ve Musul Hâkimi Atabeg Zengi’ye başvurarak şehri teslim etmek istedi. Durumdan haberdâr olan asker ve halk, buna karşı çıktı ve 1 Şubat 1135 târihinde, İsmâil öldürüldü.
İsmâil’in yerine kardeşi Şihâbeddîn Mahmud geçti. Zengi, İsmâil’in mektubu üzerine Dımaşk önlerine gelerek, şehri kuşattı. Fakat kuşatmanın ve beklemenin bir faydası yoktu. Tarafların görüşmesi ve halîfenin, Zengi’den Musul’a dönmesini istemesi üzerine anlaşma yapıldı. Zengi’nin Dımeşk’ten ayrılmasından sonra, antlaşma şartları yerine getirilmedi. Atabeg Zengi’den korkan Hıms Vâlisi Humartaş, şehri 1135 senesi Aralık ayının otuzunda Şihâbeddîn Mahmud’a teslim etti. Atabeg Zengî, bir süre sonra Hıms önlerine gelip, şehri kuşattı. Ancak buranın kolay kolay ele geçirilemeyeceğini anlayarak, Mahmud ile antlaşma yapıp, 1137 yılında kuşatmayı kaldırdı. 1139 senesinde Mahmud, Bânyâs havâlisini yağmalayan Haçlılar üzerine yürüdü. Aynı sene Dımaşk’e dönen Mahmud, 23 Haziranda kendi adamları tarafından öldürüldü. Mahmud’un öldürülmesinden sonra, atabegliğin kudretli emirlerinden Muîneddîn Üner’in desteği ile Mahmud’un kardeşi Cemâleddîn Muhammed başa geçti. Muhammed’in kardeşi Behram Şâh, Zengî’nin yanına kaçtı ve onu ülkesi üzerine tahrik etti. Zengî bu fırsatları hakkıyla değerlendirdi ve iki aya yakın bir kuşatmadan sonra 1139 senesi Ekim ayının 10’unda Baalbek’i ele geçirdi. Dımaşk üzerine yürüdü ise de zaptetmeye muvaffak olamadı. Cemâleddîn Muhammed ise 29 Mart 1140 târihinde yakalandığı hastalıktan kurtulamayarak öldü.
Muhammed’in yerine oğlu Mucireddîn Abak başa geçti. Ancak atabegliğin bütün gücü, Muhammed’in annesi ile evlenen Vezir Üner’in elinde idi. Vezir Üner, Emir Zengî’nin ölümünden faydalanarak Musul Atabegliğinin idâresinde olan Baalbek’i ele geçirdi. Daha sonra Haleb Atabegi Nûreddîn Muhmud’un yardımı ile Busra ve Serhat şehirlerini zaptetti. Yine Haleb Atabegi Nûreddîn Mahmud ile berâber Haçlılara karşı taarruza geçerek El-Arima Kalesini ele geçirdiler. Devlete başarılı şekilde hizmet eden Vezir Üner, 19 Ağustos 1149 târihinde ölünce, Abak bütün yetkileri eline aldı. Bu arada aleyhine birçok isyânlar patlak verdi ise de duruma hâkim oldu. Bundan sonra Haleb Atabegi Nûreddîn Mahmud, Dımaşk’ı ele geçirmeye çalıştı. 1150 ve 1151 senelerinde şehri iki defâ kuşattı ise de başarılı olamadı. Nihâyet Nûreddîn Mahmud 26 Nisan 1154 târihinde şehri ele geçirerek Dımaşk Atabegliğine son verdi. Atabeglik’in son hükümdârı olan Abak ise 1169 senesinde Bağdat’ta öldü.
Kültür ve medeniyet: Selçuklu devlet teşkilâtına benzer bir teşkilâtla yönetilen Dımaşk Atabegliği emirleri, başkent Dımaşk’ta mescitler, medreseler, hastâneler ve hamamlar inşâ ettirdiler. Yeni mahalleler ve îmâlât bölgeleri kurdular, su kanalları yaptırdılar. Dımaşk’ın ilk hastânesi olan Dârüşşifâ, Melik Dukak zamânında yaptırıldı. Safvet-ül-Mülk Hâtunun yaptırdığı mescit, Mescid-i Hâtun-ı Zümrüd olarak bilinmektedir.
Tugteginliler devrinde Dımaşk, Sûriye’nin kültür merkeziydi. Çevre ülkelerden birçok ilim adamı buraya geldi. Dımaşk’taki medreselerde dînî ilimlerin yanında fen ilimleri de okutulmaktaydı. Sadırıyye, Eminiyye, El-Medreset-ül-Muiniyye, Medreset-ül-Hâtuniyye ve Caruhiyye Medresesi, bu devirde yapılan ilim yuvaları arasındaydı.
Şeyh Burhâneddîn Ebü’l-Hasan, Ali el-Belhî, Şeyh Şeref-ül-İslâm Abdülvâhid, Necmeddîn eş-Şîrâzî, Zeynüddîn el-Fattalî, Cemâleddîn İbn-ül-Müslim es-Sülemî, Kâdı’l-Kudât Müntehibeddîn Ebü’l-Meâlî Muhammed gibi büyük âlimler Tugteginliler zamânındaki belli başlı âlimlerdir. Yine Dımaşk’ta yetişen iki büyük târihçi İbn-i Kalânisî ve İbn-i Asâkir de bu atabeglik zâmanında yetişmiştir.
Tugteginliler, Sûriye’deki deri sanâyiini büyük ölçüde geliştirdiler. Kâğıt îmâli endüstrisinde de büyük gelişme görüldü. Pamuklu ve ipekli kumaşlar ile tahıl ticâretinde mühim gelişmeler oldu.
Dımaşk Atabegleri
Tahta Geçiş Târihi
Zahireddîn Tugtegin
1104
Böri Tugtegin
1128
Şems,ül,Mülûk İsmâil
1132
Cemâleddîn Muhammed
1139
Mücirüddîn Abak
1140
Şam veya Dimaşk (Arapça: دمشق Dimaşk ya da الشام Eş-şam), Suriye'nin başkentidir. Ayrıca, Şam Valiliğinin ve Rif Şam Valiliği'nin de idari başkentidir.
Dünya tarihindeki ilk cinayet olan Kabil ile Habil olayının Şam'ın kuzeyindeki Kasiyun Dağı'nda gerçekleştiğine inanılır.[kaynak belirtilmeli] En bilinen tarihi mekanlardan biri Emevi Camii'dir. Ayrıca, bazı Müslümanlar arasında ahir zamanda Mehdi'nin ve İsa'nın bu camiye ineceği inancı vardır.[kaynak belirtilmeli] 1516 yılında Yavuz Sultan Selim'in Suriye'yi ele geçirmesiyle oluşturulan Şam Vilayetinin merkezi haline gelen Şam kenti, hac yolu üzerindeki toplanma noktası olması nedeniyle de ticari yönden önemini korumuştur.
I. Dünya Savaşı'nın son günlerinde İngiliz işgaline giren kent Sykes-Picot Anlaşması uyarınca 1920'de Fransa'ya bırakılmış olup, Fransız sömürgeliği yıllarında çok sayıda tahribata ve yağmalamaya uğramıştır.[kaynak belirtilmeli] 1946 yılındaki ayaklanmayla Fransız sömürgesi olmaktan kurtulmuş ve Suriye'nin başkenti olmuştur. Bugün hâlâ devam etmekte olan Suriye İç Savaşı'nda büyük hasar alan şehir, tarihi dokusunu kaybetme ihtimali ile yüz yüzedir.
Etimoloji
Arapça'da tam olarak Dimeşk eş-Şām (دمشق الشام) denir. Genelde Dimeşk kısaltmasıyla hitap edilir fakat Şamlılar başta olmak üzere Araplar eş-Şam tercih ederler. Eş-Şam Arapçanın Kuzey kelimesinden gelir. Büyük Suriye'ye Bilād eş-Şam (بلاد الشام) demişlerdir. Avrupa dillerine (Damas, Damascus, Damasco gibi) Yunanca Damaskos (Δαμασκός)'dan geçmiştir. Eski Aremice (Eski Ahit İbrani harfiyle)'de Darmeśeq (דרמשק) = İyi sulanmış yer'den gelmektedir. MÖ 14. yüzyıla ait Amarna yazılarında Akkad dilinde Dimašqa olarak geçmektedir. Çok sayıdaki ilçelerinin adları hâlâ Aramicedir.
İklim
Şam iklimi
Aylar Oca Şub Mar Nis May Haz Tem Ağu Eyl Eki Kas Ara Yıl
En yüksek sıcaklık (°C) 24,0 29,0 34,4 38,4 41,0 44,8 46,0 44,6 42,0 37,8 31,0 25,1 46,0
Ortalama en yüksek sıcaklık (°C) 12,6 14,5 19,0 24,7 30,1 34,6 37,0 36,8 33,9 28,1 20,1 14,3 25,5
Ortalama sıcaklık (°C) 6,1 7,7 11,4 16,2 20,8 25,0 27,3 27,0 24,0 19,0 12,1 7,5 17,0
Ortalama en düşük sıcaklık (°C) 0,7 1,9 4,3 7,9 11,4 15,0 17,9 17,7 14,4 10,3 4,8 1,7 9,0
En düşük sıcaklık (°C) −12,2 −12 −8 −7,5 0,6 4,5 9,0 8,6 2,1 −3 −8 −10,2 −12,2
Ortalama yağış (mm) 25 26 20 7 4 1 0 0 0 6 21 21 131
Kaynak: Ulusal Okyanus ve Atmosfer Dairesi[2]
Mimari yapı
Emeviler, devrinde dünyanın kültür ve medeniyet merkezi olması sebebi ile mimari yapısı bir hayli gelişkindi, kent mimarisinde Arap, Yunan ve Roma etkileri görülürdü. Dünyadaki ilk modern park örnekleri burada görülmüştür ve buradan İspanya'ya ve oradan Avrupa'nın tamamına taşınmıştır. Fakat uğradığı Moğol saldırılarından dolayı çoğu eserini kaybetmiştir.
Osmanlılar, şehri ele geçirdikten sonra buraya pek çok tarihi bina kazandırmışlardır. Ve şehrin en güzel yapıtlarından biri olan tren garını Osmanlılar yapmıştır.
Modern Şam, 2000'li yıllarda aşırı gelişme gösteren Şam şu anda, Yeni Şam ve Eski Şam olmak üzere iki bölümden oluşmaktadır. Eski Şam, şehir merkezinde tarihi yapıların olduğu klasik kesimdir. Yeni Şam ise merkezin etrafını saran yer yer merkeze biraz uzak modern yapıda binalar ve şehir düzenlemesine sahip yerlerdir.
Surları ve kapıları
Stratejik bir konuma sahip olan Şam, dünyanın dört bir yanından gelen tüccarları cezbederdi. Şehir Suriye cenneti olarak biliniyordu.[3] Tahkimatlar şehrin önemi ile uyumluydu. Şehrin ana kısmı 11 m (36 ft) büyük bir duvarla çevriliydi. Müstahkem şehir yaklaşık 1.500 m (4.900 ft) uzunluğunda ve 800 m (2.600 ft) genişliğindeydi.[3]
Surların altı kapısı vardır:
Doğu Kapısı (Bab Şarki)
Thomas Kapısı (Bab Touma)
Jabiya Kapısı (Bab al-Jabiya)
Cennet Kapısı (Bab al-Faradis)
Keisan Kapısı (Bab Kisan)
Küçük Kapı (Bab al-Saghir)
Barada Nehri Şam'ın kuzey duvarı boyunca aksa da, savunma açısından çok sığdır.[4]
Türbeler
Şam'da ve Suriye genelinde İslam ve diğer dinlerde önemli olan kişilerin türbesi yer almaktadır. Örneğin Bilal Habeşi, Yahya Peygamber, Selahattin Eyyubi ve ilk Türk askeri hava şehitlerin mezarlıkları, Hüseyin bin Ali'nin türbesi ve Muhammed bin Abdullah'ın eşlerinden ve ehlinden gelen İslamiyet'te önem sahibi bazı kişilerin türbesi yine buradadır.
Dımaşk, zamanla adını Arapça kaynaklarda Suriye’nin tamamını ifade etmek için kullanılan ve günümüzde Suriye Arap Cumhuriyeti’nin başkenti olan Şam’a bıraktı. Geniş ve düz bir coğrafyanın ortasında yer alan şehir, bu ülkenin güneybatısında, Beyrut’un doğusunda ve Hıms’ın güneyinde yer alır. Dünya tarihi boyunca bu şehirde, aralıksız bir şekilde insanların yaşadığı kabul edilmektedir. Şehrin adının etimolojik kökeni hakkında farklı görüşler söz konusudur. İslâmiyet’ten hemen önce şehir kısa bir süre Sâsânîler’in hâkimiyeti altında kalsa da burası uzun yıllar Bizanslılar’ın idaresinde bulunmuştur. Halife Hz. Ebû Bekir döneminin (11-13/632-634) sonlarına doğru elde edilen Ecnâdeyn zaferi ile Dımaşk ve Suriye’nin fethine zemin hazırlandı. Hz. Ömer döneminin (13-23/634-644) birinci yılında da Dımaşk fethedildi.
Müslümanlar tarafından fethedilen Dımaşk, İslâm dünyasının önde gelen siyasî, kültürel ve ekonomik şehirleri arasında yer aldı. Ancak şehrin bu konumu, her zaman aynı şekilde olmamış ve önemini yitirdiği dönemler de olmuştur. Nitekim Hz. Ali ve Suriye valisi Muâviye arasındaki iktidar çekişmesi ile başlayan ve Emevî Devleti’nin kurulmasıyla devam eden süreçte şehrin siyasî ehemmiyeti sürekli artmıştır. Emevîler’in başkent olarak Dımaşk’ı tercih etmesi İslâm dünyasında dinî ve iktisadî olarak da şehrin merkez olmasını sağlamıştır. Bu dönemde inşa edilen ve günümüze kadar ayakta kalabilen Emeviyye Câmii, İslâm mimarisinin ilk muhteşem eserleri arasındadır. Bununla birlikte Emevîler’den sonra şehir, söz konusu özelliklerinden bir süre uzakta kalmıştır. Abbâsîler döneminde Bağdat’ın başkent yapılması ve Dımaşk’ın gözden düşmesi ile başlayan süreç, Tolunoğulları, İhşidîler ve Fâtımîler döneminde de devam etmiştir. Mısır merkezli bu devlet döneminde Dımaşk’ın ihmal edildiği görülmektedir. Bu dönemlerde Bağdat ve Kahire İslâm dünyasının önde gelen ilmî ve iktisadî merkezleri arasında yer almıştır.
Fâtımîler’den sonra Tutuş tarafından kurulan Suriye Selçukluları döneminde (471-511/1079-1117) şehrin istikrarın sağlanması için imar faaliyetlerine girişilmiş ve ticaretin gelişmesi için önlemler alınmıştır. Alınan tedbirlerin netice verdiği ve Dımaşk’ın Fâtımî hâkimiyetinden sonra Sünnî düşüncenin önemli merkezleri arasında yer aldığı görülmektedir. Haçlı seferlerinin başlaması ve Kudüs’ün işgaliyle birlikte çok sayıda âlim Dımaşk’a göç etmek zorunda kaldı. Bu aileler arasında yer alan Hanbelî mezhebine mensup Kudâme ailesi, yaklaşık dört asır boyunca meşhur âlimler çıkarmayı başarmıştır.
Nûreddin Mahmud Zengî’nin şehre hâkim olması (549/1154) önemli bir dönüm noktasıdır. Emevîler’den sonra şehir yeniden parlak günlerine dönmüştür. Yoğun bir imar faaliyetine başlayan Nureddin, siyasî kültürel ve dinî bir merkez olarak şehri canlandırmıştır. Başta dönemin en önemli tıp eğitim merkezi olan Nureddin Zengî hastanesi olmak üzere çok sayıda medrese, tekke ve hamam yaptırılmıştır. Bu çalışmalar şehrin nüfusunun artmasına neden olmuş ve yeni yerleşim birimleri inşa edilmiştir.
Nureddin Zengî döneminde Haçlılarla İslâm dünyası arasında askerî ve stratejik mücadelenin merkezi olan şehir, 570/1174 yılında Selâhaddîn-i Eyyûbî’nin idaresine geçti. Eyyûbîler döneminde de istikrarını sürdüren şehir siyasî, askerî, ilmî ve iktisadî özelliklerini korudu. Bu durum, meşhur âlimlerin Dımaşk’tan çıkmasına ve Dımaşk tarihiyle ilgilenmelerine yol açtı. Bunlar arasında Târihu Dımaşk adlı eseriyle tanınan tarihçi İbnü’l-Kalânisî (ö. 555/1160) ile Târîhu medîneti Dımaşk adlı eseriyle bilinen tarihçi Ebü’l-Kâsım İbn Asâkir (ö. 571/1176) ilk akla gelenlerdendir. Büyük bir kısmı devlet adamları veya hanımları tarafından yürütülen imar faaliyetleri ile çok sayıda medrese, hangah, câmii ve türbe yaptırılmıştır. Bunlar arasında büyüklüğü ve itibarı bakımından Âdiliyyetü’l-Kübrâ medresesi en önemlisidir. Yapımına Nureddin Zengî tarafından başlanan ancak el-Melikü’l-Muazzam İsa döneminde 619/1222 yılında bitirilebilen bu medresede Şâfiî fıkhı okutulmaktadır. Memlükler döneminde de şehrin en meşhur medresesi olarak göze çarpan Âdiliyye’de özellikle Dımaşk Şâfiî kâdılkudâtlarının müderrislik yapması dikkat çekmektedir.
Eyyûbîler’den sonra şehir, 658/1260 yılında Moğollar’ın egemenliğine geçti. Şehrin önemli tahribat gördüğü kısa sureli bu hâkimiyetten sonra şehirde istikrarın yeninde sağlandığı Memlük dönemi başladı. Ancak Memlükler döneminde Dımaşk, başkent Kahire’nin gölgesinde kaldı. Her ne kadar Memlükler de şehrin imarı için çaba sarf etseler de bu dönemdeki imar faaliyetleri, Kahire’nin gerisinde kalmıştır. Ayrıca zaman zaman şehrin Moğol ve İlhanlılar’ın işgaline uğraması ve Dımaşk nâiblerinin isyanına sahne olması şehrin zarar görmesine neden oldu. Özellikle 803/1401 yılında Timur tarafından işgali sırasında büyük bir yıkıma uğrayan şehir, çok sayıda âlimin onun yanında götürülmesi ile ilmî ve kültürel canlılığını yitirmesine sebep oldu. Bundan sonra Dımaşk, Memlükler’in yıkılışına kadar eski konumundan çok uzak kaldı.
Memlükler döneminde Dımaşk’ta yetişen ve buradaki önemli medreselerde müderrislik yapan çok sayıda âlim bulunmaktadır. Bunlar arasında muhaddis ve tarihçi Birzâlî (ö. 739/1339), tarihçi ve devlet adamı İbn Fazlullah el-Ömerî (ö. 749/1349), Takıyyüddin İbn Teymiyye (ö. 728/1328) ve öğrencisi Hanbelî fakihi İbn Kayyim el-Cevziyye (ö. 751/1350), muhaddis ve tarihçi Zehebî (ö. 748/1348), tarihçi Kütübî (ö. 764/1363), el-Bidâye ve’n-nihâye adlı tarih eseriyle tanınan İbn Kesîr (ö. 774/1373), Hanbelî fakihi İbn Receb (ö. 795/1393), kıraat âlimi İbnü’l-Cezerî (ö. 833/1429), Şâfiî fakihi ve tarihçi Takıyyüddin İbn Kâdî Şühbe (ö. 851/1448), Şehâbeddin İbn Arabşah (ö. 854/1450) ve Dımaşk’taki medreseleri konu edinen ed-Dâris fî târîhi’l-medâris adlı eseriyle meşhur olan Nuaymî (ö. 927/1521) özellikle belirtilmelidir.
922/1516 yılında Halep civarında Mercidâbık’ta yapılan savaşta Memlükler’in mağlup olmasıyla Dımaşk’ta Osmanlı hâkimiyeti başladı. Şâm-ı şerif unvanıyla anılan şehir, Osmanlılar döneminde yeni imar faaliyetlerine sahne olmuştur. Bunlar arasında XVI. yüzyılın ortalarında yaptırılan Süleymaniye Külliyesi özellikle zikredilmelidir. Bununla birlikte şehirde Memlükler’e ait olan yapıların sayısının, Osmanlılar döneminde yapılanlara göre oldukça fazla olduğu da belirtilmelidir.
Osmanlı yönetiminde açık bir gelişime sahne olan şehirde yönetim tarzı olarak da bazı değişiklikler yapıldığı görülmektedir. Memlükler döneminde dört mezhepten birer kâdîlkudât ataması yapılırken, Osmanlılar bu uygulamaya son verdi ve sadece Hanefî mezhebinden atama yapıldı. Böylece şehirde Hanefî mezhebinin önemini artırdı ve meşhur Hanefî âlimlerin yetişmesine zemin hazırladı. Bunlar arasında Reddü’l-muhtâr adlı Hanefî fıkhına dair meşhur eserin müellifi İbn Abidin (ö. 1252/1836) dikkat çekmektedir.
I. Dünya Savaşı’ndan sonra şehirde Osmanlı egemenliği sona erdi. II. Dünya Savaşı’nın sonuna kadar Fransız manda yönetimi altında kalan şehirde, Fransızlara karşı yerel bağımsızlık mücadelesi yapıldığı görülmektedir. Ancak Fransa’nın bölgeden çekilmesinden sonra da siyasî istikrarsızlık bir süre daha devam etti. Ancak şehir, Arap milliyetçiliğinin artması neticesinde Mısır ve Suriye’nin birleşmesiyle 1958 yılında kurulan ve 1961’de sona eren Birleşik Arap Cumhuriyeti dönemi dışında Suriye Arap Cumhuriyeti’ne başkentlik yapmıştır. 2011’de Suriye’yi yöneten Baas Rejimine karşı başlayan barışçıl gösterilere rejimin sert müdahalelerinin ülkeyi savaş ortamına sürüklemesi neticesinde Dımaşk da bu durumdan etkilenmiş, şehir siyasi, sosyal, kültürel ve ilmi hayat açısından gerçek bir krizi tecrübe etmiştir.
Hz. İsa'nın yeryüzüne ineceği kent Şam
Müslümanların inanışına göre Hz. İsa'nın kıyamete yakın yeryüzüne ineceği Beyaz Minare "Ak minare" Şam'daki Emevi Camii'nde yer alıyor
Emevilerin yaptığı minare, Osmanlılar döneminde Mimar Sinan tarafından Osmanlı tarzı mimari ile uzatılmış
ALİ FİLİZKAN / SURİYE İZLENİMLERİ
En geniş sınırlı komşumuz Suriye ile karşılıklı vizenin kaldırılması ile birlikte Suriye- Türkiye arası gidip gelmeler arttı. Güneydoğu Anadolu turu yapan şirketler, şimdi Antep- Mardin hattı turlarına 'Antep- Halep Şam' hattı veya 'Adana- Antakya- Halep- Şam' turlarını ekledi...
TOBB Manisa İl Genç Girişimci İş Adamları'nın Şam Uluslararası 57. Fuarı'na düzenlediği gezimiz Gaziantep'ten başladı.
Tarihte çeşitli medeniyetlere ev sahipliği yapan ve zengin tarihi eserleri bünyesinde barındıran Suriye, son yıllarda Türk turistlerin yoğun olarak ziyaret ettiği ülkelerden biri haline geldi. Osmanlı hükümdarı Yavuz Sultan Selim tarafından 1517'de Osmanlı topraklarına katılan Suriye, 300 yılı aşkın süreyle Osmanlı hakimiyeti altında kaldı.
İlk durağımız Suriye'nin en eski ve kalabalık kentlerinden olan 4,5 milyon nüfusa sahip başkent Şam. Arapça Dimeşk, İngilizce'de Damascus olarak bilinen Şam, Ortadoğu'nun hakim bir bölgesinde bulunması nedeniyle stratejik bir öneme sahip.
Kilis'in Öncükonak kapısında yarım saatlik bir gümrük kontrolü ardından rehberimiz Adil Bey'in verdiği bilgiler ışığında 530 kilometrelik Suriye yolculuğuna başlıyoruz. Ören yerlerine uğrayarak 12 saatte vardığımız Şam'da sıcaklık nedeniyle yaşamın, gündüzden çok gece olduğunu görüyoruz. Suriye'nin en modern ve kalabalık şehri. Her şeyi bir arada bulabileceğiniz ülkenin bütün renklerini barındıran bir başka dünya. Modern dünyadan onlarca yıl uzakta olmasına rağmen, günümüzün şartlarını yakalamaya çalışan insanları, rejimin son yıllardaki özgürlüklerinden adım adım faydalanarak açılan yeni kafeler, restoranlar, halkın nefes aldığı yeni yerler, modern dünya ile geçmiş yaşam. Hepsi ama hepsi Şam'da birbirine bir kaç adım uzaklıkta, adeta birbirinin içine girerek yer alıyor. Zengin ile yoksulu sadece bir sokağın ayırdığı Şam'ın belki de en ilginç tarafı bu...
KİLİSEDEN CAMİİYE
Şam'da medeniyetlerin birbirine girdiği ve görülmesi gereken ilk adres Emevi Camii'ndeyiz. Camii, Hıristiyanların ilk Romalılar döneminde genişletilen Kilise sütunlarının yükseldiği Emevilerin Şam'ı işgali ile camiye çevrilmiş. Şam'ın en büyük, en eski ve görkemli camisi olarak bilinen ve kilise olarak kullanılırken 705 yılında Emevi Halifesi Velid Bin Abdülmelik tarafından bir kısmı camiye dönüştürülen Emeviye Camiisi, sonraki dönemlerde yapılan tadilatlarla genişletilerek bugün tamamen camii olarak kullanılmaya başlanmış. Caminin ilginç yönlerinden birisi de 4 farklı mezhebi temsilen 4 ayrı mihrap yapılmış olmasıdır.
Ünlü İslam alimi İmam-ı Gazali, meşhur eseri İhya-u Ulumid-din'i bu camide kaleme almış. Camide Yahya Peygamber'in kabriyle İmam Hüseyin'in Kerbela'da Yezid'in adamları tarafından kesilen ve Şam'a getirilen başının defnedildiği bir bölüm yer alıyor. Camii, özellikle İranlı Şiiler tarafından Hz. Hüseyin'in kesilen başının burada gömülü olması nedeniyle yoğun bir şekilde ziyaret ediliyor.
İranlılar, ellerindeki bez parçalarını kesik başın bulunduğu mekana sürüyor ve bölüme paralar atarak dileklerinin gerçekleşeceğine inanıyor.
Emevi Camii'ne kadınlar, girişte 5 Suriye Lirası karşılığında alınan kapüşonlu uzun bir giysiyle girebiliyor.
MİMAR SİNAN ELİ DEĞMİŞ
Müslümanların inanışına göre kıyamete yakın Hz. İsa'nın yeryüzüne ineceği beyaz minare "Ak minare" bu camiide yer alıyor. Emevilerin yaptığı minare, Osmanlılar döneminde Mimar Sinan tarafından Osmanlı tarzı mimari ile uzatılmış. İsa'nın ineceği minareyi, Mimar Sinan'ın zarif bir eseri olarak Emevi Camii'nde gıpta ile seyredebilirsiniz. Mimar Sinan, Şam'da Süleymaniye Camii ve Külliyesi'ni de inşaa etmiş.
Osmanlı mimarisinin güzel örneklerinden biri olan Süleymaniye Külliyesi, 1554 yılında Kanuni Sultan Süleyman tarafından Mimar Sinan'a yaptırıldı. Külliyeye 1566 yılında Süleymaniye Medresesi eklendi. Son derece yalın ve abartısız bir iç mimari düzene sahip olan ve Mimar Sinan'ın "Kalfalık eserlerimden biridir" dediği külliye, özellikle Türk ve diğer yabancı turistlerin uğrak mekanlarından biri olarak dikkat çekiyor.
MASRAFLARI TÜRKİYE'YE AİT
Külliye içinde 1926 yılında İtalya'nın San Romeo kentinde vefat eden son Osmanlı Padişahı Sultan Vahdettin'in mezarı da yer alıyor. Son dönem Osmanlı padişahlarının torunlarından bazılarının mezarlarının da içerisinde bulunduğu bu küçük mezarlığın bakım ve tadilat masrafları ise Türkiye tarafından karşılanıyor. Külliye içindeki Süleymaniye Camii, Türkiye Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğü'nce restore ediliyor. Suriye Cumhuriyeti'nin kurulması ile bakımsızlık nedeniyle kubbesi çökme ile karşı karşıya kalan camii için Şam'ı ziyaret eden birçok Türk devlet adamı söz vermesine rağmen camiinin resterasyonu yapılmamış. En son Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Recep (:::) Erdoğan'ın peş peşe yaptığı ziyaretler sonrasında gerekli ödenek buraya çıkarılmış ve daha önce bahçesinde Hafız Esad döneminde uçak müzesi olarak kullanıldığı külliye şimdi Osmanlı müzesi yapılmak üzere camii ve külliye restore ediliyor. Manisalı iş adamlarına özel olarak açılarak ziyaret ettiğimiz külliye ve camii Şam'ın en güzel semtinde ihtişamı ile dikkati çekiyor.
TAKSİ İLE PAZARLIK ŞART
Şam'da bir yerden bir yere giderken taksi kullanmak en uygun vasıta. Çünkü Şam'da taksi en ucuz ulaşım aracı. Taksiye 50 Suriye Lirası verdiğiniz zaman sizi şehir içinde bir yerden bir yere rahatlıkla götürür. En uzak mesafe ise 100 Suriye Lirası. Bu da 2 dolara denk geliyor. Ancak bundan haberiniz yoksa fiyat artabilir bu nedenle önce pazarlık yapmanız şart. Şam'ın en kötü yanı trafiği. Özellikle Hamidiye Çarşısı civarında trafik kitleniyor. O nedenle de buraya giden ya da dönen taksiciler bir kaç kilometre için, inanılmaz paralar istiyor.
SÜRPRİZ YAŞ GÜNÜ PASTASI ..
Gezimizin ilk durağı olan Halep'teki yemek molasında, Antep'ten ayırt edemeyeceğiz bir menü ve kebaptan sonra dondurmalı Halep tatlılarımız geliyor. Tam bu sırada doğumgünü marşı eşliğinde masaya pasta geliyor. Rehberimiz, Manisalı İş adamı Mustafa Özgür'ün yaş günü olduğunu söylüyor. Pasaportlardan doğum günlerine bakan Adil Bey'in Mustafa Özgür'e sürpriz yaş pastası hazırlaması mumları söndüren Mustafa Özgür'ü bir hayli mutlu etmiş. Gece Dedeman Oteli'nin Türk restoranında İstanbul'dan gelen piyanist Nevzat'ın söylediği birbirinden güzel parçalarla kutlamayı da tamamlıyoruz.
DIMAŞK ATABEGLİĞİ (Tugteginliler)
Sûriye Selçuklularının ortadan kalkmasından sonra, Dımaşk yâni Şam’da kurulan hânedânlık. Atabeg Emir Zahîreddîn Tugtegin’in kurduğu bu hânedânlığa kurucusunun adından dolayı Tugteginliler de denir.
Sultan Alparslan’ın oğlu olan Tâcüddevle Tutuş, babasının vefâtından sonra Sûriye Melikliğine tâyin edilmişti. Tutuş, komutan Atsız Beyin de hizmetleri ile Fâtımîleri bölgeden çıkardı. Güney ve kuzey Sûriye’ye hâkim oldu. Ağabeyi Melikşâh’ın vefât ettiği 1093 yılında, hizmetinde bulunan Tugtegin’le birlikte Diyarbakır’a gitti. Tutuş orada Tugtegin’i oğlu Dukak’a Atabeg tâyin ederek, Meyyâfârikîn (Silvan) Vâliliğine gönderdi. 1095 yılında Sultan Berkyaruk ile Tutuş arasında yapılan savaşta Tutuş öldürüldü. Tugtegin esir düştü. Daha sonra yapılan esir mübâdelesinde serbest bırakıldı. Bu sırada Tutuş’un oğlu Dukak da Dımaşk’ta hükümdarlığını ilân etti.
Tugtegin Dımaşk’a (Şam’a) gelince, halkın ve idârecilerin sevgi gösterileri ile karşılandı. Kendisine ordu komutanlığı verildi. Melik Dukak’ın annesi Safvet-ül-Mülk Hâtunla evlenince, Melik Dukak dahi onun sözünden çıkmaz oldu. Bu sıralarda Haleb Melîki Rıdvan ile kardeşi Dımaşk Melîki Dukak arasında, bâzı hırslı emîrlerin kışkırtması sonucu mücâdele başladı. İki kardeş arasındaki mücâdeleden istifâde eden Şiî Fâtımîler, Kudüs’ü ele geçirdiler. Çok geçmeden Anadolu’ya giren Haçlı kuvvetleri de Sûriye topraklarına kadar ilerlediler. Ağır bir mîde rahatsızlığından muzdarip olan Melik Dukak, Tugtegin’i bir buçuk yaşındaki oğlu Tutuş’a Atabeg tâyin ettikten bir süre sonra, 1104 yılında vefât etti. Tugtegin idâreyi ele aldı. Dukak’ın oğlunun ölmesi, onun işini daha da kolaylaştırdı.
Tugtegin, önce aleyhinde çalışanları Şam’dan uzaklaştırdı. Sonra da bölgedeki muhâliflerini itâate mecbur etti. İçte durumunu sağlamlaştırdıktan sonra, Haçlılarla mücâdeleye başladı. 1105 senesinde Haçlıların elinde bulunan Rafeniyye’yi fethetti. 1108 senesinde Taberiyye üzerine yürüdü ve Haçlılarla yaptığı savaşta onları hezîmete uğrattı. Kudüs Kralı Birinci Baudouin, bu zaferden sonra, Tugtegin’e antlaşma teklifinde bulundu. İki taraf arasında yapılan ve on sene süreyle geçerli olan bu antlaşma, daha çok mâlî ve ticârî konuları ihtivâ etmekteydi. Fakat bu antlaşma, 1113 senesine kadar devâm etti. Daha sonra Haçlılar Sûriye’de büyük başarılar kazandılar.
1113 senesinde Musul, Sincar ve Artuklu askerlerinden müteşekkil Selçuklu ordusu, Emîr Mevdûd komutasında Tugtegin’e yardım etmek için Hıms şehrinin kuzeyine geldi. Tugtegin ile Emir Mevdûd arasında yapılan görüşmeler sonucu, Kudüs Krallığı üzerine yürünmesine karar verildi. Türk kuvvetlerinin üzerine geldiğini ve onlarla tek başına savaşamayacağını gören kral, Antakya ve Trablus’dan yardım istedi. Türk kuvvetlerinin âni baskını ve üst üste taarruzları sonunda, Haçlılar ağır bir yenilgiye uğradılar. Bütün savaş ağırlıklarını bırakarak Taberiyye’ye çekildiler. Ele geçen ganîmetlerin bir kısmı, zafer armağanı olarak Büyük Selçuklu Sultanı Muhammed Tapar’a gönderildi.
Atabeg Tugtegin bundan sonra, Selçuklu sultânının emriyle Haçlılara karşı birçok başarılı seferler yaptı. İlgâzî ve Dilmaçoğlu Toğan Arslan’la birleşerek, 1119 yılında Ensârib ve Zerdâna kalelerini fethetti. Tugtegin ve İlgâzî 1120 senesinde Haçlılar ile Tell-Dànis’te karşılaştılar. Küçük çaptaki çarpışmalardan sonra, Haçlılar geri çekildi. Bu kadar başarılar elde etmesine rağmen Fâtımîlerin idâresindeki Sûr şehrinin 1124 senesinde Haçlıların eline geçmesine mâni olamadı. Ertesi sene Musul Atabegi Aksungur Porsûkî, Haçlılara karşı harekete geçerek, Tugtegin’den yardım istedi. Tugtegin’in de katıldığı Selçuklu kuvvetleri, 1125 senesi Mayıs ayında El-Azâz’da Haçlılarla karşılaştı. Haçlıların kazandığı muhârebede her iki taraf da ağır kayıplar verdi. Haçlılar ile başarılı mücâdeleler yapan Atabeg Tugtegin, 1128 senesi Şubat ayının on ikisinde Şam’da vefât etti.
Tugtegin’in yerine oğlu Böri geçti. Böri, gençliğinden îtibâren atabegliğin çeşitli merkezlerinde değişik vazîfelerde bulunmuştu. Böri Tegin zamânında Dımaşk’ı tehdid eden en önemli meselelerden biri, Bâtınîler idi. Tugtegin zamânında da vezir olan Tâhir el-Merdeganî, Bâtınîler ile işbirliği yapıyordu. Dımaşk’ta bulunan Bâtınîlerin şehrin kapılarını açmak ve karşılığında da Sûr’u almak için Haçlılarla anlaştıklarını haber alan Böri, derhâl harekete geçerek vezîri öldürttü. Daha sonra halkın da katılmasıyla şehirde Bâtınî temizliği başlattı. Altı binle yirmi bin arasında Bâtınî öldürüldü. Bu karışıklıklardan faydalanmak isteyen Kudüs kralının idâresindeki bir Haçlı ordusu, Dımaşk üzerine yürüyünce, Böri hızla harekete geçerek, yiyecek bulmak için ordudan ayrılmış olan Haçlı birliğini ağır bir yenilgiye uğrattı. Kışın yaklaşması ve yenilmeleri, Haçlıları, Dımaşk’ı kuşatmaktan alıkoydu.
Böri zamânında, Dımaşk Atabegliğini tehdid eden diğer bir tehlike ise, Musul Atabegi İmâdeddîn Zengi idi. Zengi, bütün Sûriye’yi kendi idâresi altında toplamak istiyordu. Bir süre sonra bir hîle ile Böri’yi zayıf düşürerek, 1130 senesi Eylül ayının 24’ünde Dımaşk’a bağlı Hama’yı zabtetti. Daha sonra Hıms şehrini muhâsara altına aldı ise de, kışın yaklaşması üzerine Haleb’e döndü. Dımaşk’ta olan olayları unutmayan Bâtınîler, çok sıkı korunmasına rağmen bir fırsatını bularak 1131 senesinde Böri’yi yaraladılar. Böri aldığı yaralar yüzünden 7 Haziran 1132 târihinde vefât etti. Bâtınîleri temizlemekle İslâmiyete büyük hizmet eden Böri, Bâtınîlerin sûikastı ile şehid oldu.
Ölümünden sonra yerine geçen İsmâil, önce Baalbek’e hâkim olan kardeşi Muhammed’i itâati altına aldı. Sonra da Haçlıların eline geçen Bânyâs üzerine yürüyerek, birkaç günlük kuşatmadan sonra şehri ele geçirdi. Musul Atabegliği’nin, Haçlılar ve Abbâsî halîfesi ile olan mücâdelelerinden faydalanan İsmâil, gizlice yaptığı hazırlıklar sonunda Hama üzerine yürüdü ve daha önce Zengi’nin hâkimiyeti altına giren bu şehri 7 Ağustos 1133 târihinde geri aldı. Ardından Şeyzer’i kuşattı ise de verilen büyük haraç karşılığında kuşatmayı kaldırdı. Onun bu başarıları Haçlıları harekete geçirdi. Kudüs Kralı Fulk, 1134 senesinde Havran’ı zaptetti. Buna karşılık İsmâil, Haçlı idâresindeki şehirlere akınlar düzenledi. Başarılarına rağmen İsmâil halka kötü davrandığı ve ağır vergiler koyduğu için, öldürüleceği korkusuna kapıldı ve Musul Hâkimi Atabeg Zengi’ye başvurarak şehri teslim etmek istedi. Durumdan haberdâr olan asker ve halk, buna karşı çıktı ve 1 Şubat 1135 târihinde, İsmâil öldürüldü.
İsmâil’in yerine kardeşi Şihâbeddîn Mahmud geçti. Zengi, İsmâil’in mektubu üzerine Dımaşk önlerine gelerek, şehri kuşattı. Fakat kuşatmanın ve beklemenin bir faydası yoktu. Tarafların görüşmesi ve halîfenin, Zengi’den Musul’a dönmesini istemesi üzerine anlaşma yapıldı. Zengi’nin Dımeşk’ten ayrılmasından sonra, antlaşma şartları yerine getirilmedi. Atabeg Zengi’den korkan Hıms Vâlisi Humartaş, şehri 1135 senesi Aralık ayının otuzunda Şihâbeddîn Mahmud’a teslim etti. Atabeg Zengî, bir süre sonra Hıms önlerine gelip, şehri kuşattı. Ancak buranın kolay kolay ele geçirilemeyeceğini anlayarak, Mahmud ile antlaşma yapıp, 1137 yılında kuşatmayı kaldırdı. 1139 senesinde Mahmud, Bânyâs havâlisini yağmalayan Haçlılar üzerine yürüdü. Aynı sene Dımaşk’e dönen Mahmud, 23 Haziranda kendi adamları tarafından öldürüldü. Mahmud’un öldürülmesinden sonra, atabegliğin kudretli emirlerinden Muîneddîn Üner’in desteği ile Mahmud’un kardeşi Cemâleddîn Muhammed başa geçti. Muhammed’in kardeşi Behram Şâh, Zengî’nin yanına kaçtı ve onu ülkesi üzerine tahrik etti. Zengî bu fırsatları hakkıyla değerlendirdi ve iki aya yakın bir kuşatmadan sonra 1139 senesi Ekim ayının 10’unda Baalbek’i ele geçirdi. Dımaşk üzerine yürüdü ise de zaptetmeye muvaffak olamadı. Cemâleddîn Muhammed ise 29 Mart 1140 târihinde yakalandığı hastalıktan kurtulamayarak öldü.
Muhammed’in yerine oğlu Mucireddîn Abak başa geçti. Ancak atabegliğin bütün gücü, Muhammed’in annesi ile evlenen Vezir Üner’in elinde idi. Vezir Üner, Emir Zengî’nin ölümünden faydalanarak Musul Atabegliğinin idâresinde olan Baalbek’i ele geçirdi. Daha sonra Haleb Atabegi Nûreddîn Muhmud’un yardımı ile Busra ve Serhat şehirlerini zaptetti. Yine Haleb Atabegi Nûreddîn Mahmud ile berâber Haçlılara karşı taarruza geçerek El-Arima Kalesini ele geçirdiler. Devlete başarılı şekilde hizmet eden Vezir Üner, 19 Ağustos 1149 târihinde ölünce, Abak bütün yetkileri eline aldı. Bu arada aleyhine birçok isyânlar patlak verdi ise de duruma hâkim oldu. Bundan sonra Haleb Atabegi Nûreddîn Mahmud, Dımaşk’ı ele geçirmeye çalıştı. 1150 ve 1151 senelerinde şehri iki defâ kuşattı ise de başarılı olamadı. Nihâyet Nûreddîn Mahmud 26 Nisan 1154 târihinde şehri ele geçirerek Dımaşk Atabegliğine son verdi. Atabeglik’in son hükümdârı olan Abak ise 1169 senesinde Bağdat’ta öldü.
Kültür ve medeniyet: Selçuklu devlet teşkilâtına benzer bir teşkilâtla yönetilen Dımaşk Atabegliği emirleri, başkent Dımaşk’ta mescitler, medreseler, hastâneler ve hamamlar inşâ ettirdiler. Yeni mahalleler ve îmâlât bölgeleri kurdular, su kanalları yaptırdılar. Dımaşk’ın ilk hastânesi olan Dârüşşifâ, Melik Dukak zamânında yaptırıldı. Safvet-ül-Mülk Hâtunun yaptırdığı mescit, Mescid-i Hâtun-ı Zümrüd olarak bilinmektedir.
Tugteginliler devrinde Dımaşk, Sûriye’nin kültür merkeziydi. Çevre ülkelerden birçok ilim adamı buraya geldi. Dımaşk’taki medreselerde dînî ilimlerin yanında fen ilimleri de okutulmaktaydı. Sadırıyye, Eminiyye, El-Medreset-ül-Muiniyye, Medreset-ül-Hâtuniyye ve Caruhiyye Medresesi, bu devirde yapılan ilim yuvaları arasındaydı.
Şeyh Burhâneddîn Ebü’l-Hasan, Ali el-Belhî, Şeyh Şeref-ül-İslâm Abdülvâhid, Necmeddîn eş-Şîrâzî, Zeynüddîn el-Fattalî, Cemâleddîn İbn-ül-Müslim es-Sülemî, Kâdı’l-Kudât Müntehibeddîn Ebü’l-Meâlî Muhammed gibi büyük âlimler Tugteginliler zamânındaki belli başlı âlimlerdir. Yine Dımaşk’ta yetişen iki büyük târihçi İbn-i Kalânisî ve İbn-i Asâkir de bu atabeglik zâmanında yetişmiştir.
Tugteginliler, Sûriye’deki deri sanâyiini büyük ölçüde geliştirdiler. Kâğıt îmâli endüstrisinde de büyük gelişme görüldü. Pamuklu ve ipekli kumaşlar ile tahıl ticâretinde mühim gelişmeler oldu.
Dımaşk Atabegleri
Tahta Geçiş Târihi
Zahireddîn Tugtegin
1104
Böri Tugtegin
1128
Şems,ül,Mülûk İsmâil
1132
Cemâleddîn Muhammed
1139
Mücirüddîn Abak
1140
Giresun Hakkında Bilgiler
GİRESUN
Fındığı ile tanınan şirin bir Karadeniz ilimiz. Kiraz ve fındığın bütün dünyâya buradan yayıldığı kabul edilen şirin Giresun ili, Doğu Karadeniz bölgesinde Karadeniz, Trabzon, Gümüşhâne, Erzincan, Sivas ve Ordu arasında yer alır. 40°07’ ve 41°08’ kuzey enlemleriyle, 37°50’ ve 39°12’ doğu boylamları arasında kalır. Trafik numarası 28’dir.
İsminin Menşei
Giresun’un adının menşei hakkında iki farklı görüş vardır. Bunlardan birincisini ünlü seyyah Evliyâ Çelebi Seyâhatnâmesi’nde şöyle ifâde etmektedir. Giresun Kalesi Fâtih Sultan Mehmed Han devrinde Muhâsip Mahmûd Paşa tarafından fethedilmiştir. Fâtih, kale fetholunurken, Mahmûd Paşaya; “Bu gece kale altuna giresun!” diye ferman edince, kaleye tüneller vâsıtasıyla girilip fethedildiğinden Giresun denmiştir.
İkinci olarak adının “kiraz” (Karesus veya Keressea)dan geldiği rivâyet edilir. Lâtinler bu şehre “Chirizonda, Kerasounde, Cera Sonte” demişlerdir. Romalı kumandan Lucullus, kiraz ağacını Giresun’dan alarak, Roma’ya getirmiş, buradan dünyâya yayılmıştır. Türkler, Giresun’a hâkim olunca ilk önce “Kerasun” dediler. Zamanla bu kelime halkın dilinde “Giresun” olarak yerleşti. Giresun’un ilk sâkinleri Orta Asya’dan gelen Tiberanler, Kalipler ve Mosineklerdir. M.Ö. 1100 senelerinde demircilikle uğraşıyorlardı. Hitit İmparatorluğunun yıkılışından sonra Frigya Konfederasyonuna katıldılar. Frigyalılardan sonra Miletliler (Miletoslar) bölgeyi ele geçirdiler.
Târihi
Giresun liman şehri İyonya (Batı Anadolu) kolonisi olarak kurulmuş, fakat İyonya hâkimiyeti sâhilden öteye girememiştir. M.Ö. 6. asırda Perslerin istilâsına uğramıştır. Makedonya Kralı İskender burasını ele geçirememiştir. Pers asıllı olup bilâhare Yunanca konuşan ve Hıristiyanlaşan (Ortodoks olan) Pontus Krallığı bu bölgeye, Kuzey Karadeniz ve Kırım’a hâkim olmuştur. Roma İmparatorluğu M.Ö. 2. asırda Lucullus emrinde Roma ordusunu göndererek Mithridates’in direnmesine rağmen Pontus Krallığı, bir eyâlet şeklinde Roma İmparatorluğuna bağlandı. M.S. 395’te Roma İmparatorluğu parçalanınca bu bölge bütün Anadolu gibi, Doğu Roma’nın (Bizans) payına düştü.
1071 Malazgirt Zaferinden sonra Anadolu fâtihi ve Anadolu’da Türk devletini kuran Kutalmışoğlu Birinci Süleymân Şah tarafından fethedildi. Haçlı Seferleri esnâsında Türkler, bir müddet buradan çekildi ve yeniden bu bölgeyi Bizanslılar istilâ etti. 1204’te Dördüncü Haçlı Seferinden sonra burası Trabzon Bizans İmparatorluğunun eline geçti. Türkler, Giresun’u 1381’de geri aldılar. Selçuklu Devleti yıkılınca bölge, Canik Beyliğinin eline geçti.
Yıldırım Bâyezîd devrinde Osmanlı Devletine ilhak edildi ise de, kesin olarak Fâtih devrinde 1461’de Osmanlı Devletine dâhil oldu.
Osmanlılar devrinde, Trabzon beylerbeyliğine (eyâletine) bağlı bir kazâ merkeziydi. Cumhûriyetten az önce 1920’de müstakil mutasarrıflık (vilâyet- il) oldu. Birinci Dünyâ Harbi sonunda Giresun gönüllü birlikleri, Rusların Giresun’u işgâlini önledi. Giresun gönüllü birlikleri İstiklâl Harbinde de büyük yararlıklar gösterdiler. Cumhûriyet döneminde bütün mutasarrıflıkların il olması üzerine Giresun da il olmuştur.
Fizikî Yapı
Giresun, Doğu Karadeniz dağlarının uzantısı olan Giresun Dağları üzerinde yer alır. Yüzölçümünün % 94’ü dağlar ve % 1’i yaylalardan ibârettir. Ovaları yok denecek kadar azdır.
Dağları: Doğu Karadeniz Dağları, Giresun ilinde, “Giresun Dağları” ismini alır. Kıyıdan 50-70 km sonra bu dağlar birden dikleşir ve sâhile paralel olarak uzanır. Dağların yamaçları çay bahçeleri ve iki bin metreye kadar çam ormanları ile kaplıdır. Karataş Tepesi 2754 m, Kırkızlar Tepesi 3038 m, Balaban Dağı 3450 m, Karagöl Dağı 3038 m ve Erimez Dağı 2690 m’dir. Giresun Dağlarının batısı doğuya nazaran daha alçaktır. 3000-2000 m arasında yer alan yaylalar yüzölçümünün yüzde birini az geçer. Başlıcaları Kümbet, Bektaş, Tamzara, Kulakkaya, Tamdere, Sağrak ve Karagöl yaylalarıdır.
Ovaları: Giresun ilinde ovalar yok denecek kadar azdır. Ovalar yüzölçümün binde ikisi kadardır. Bu ovalar, nehirlerin denize döküldüğü yerler olup, bol yağışlı ve çok bereketlidir. Mısır, buğday, fındık, arpa ve fiğ yetiştirilir. Kelkit ve Harşit çaylarının etrâfında uzanan vâdiler zirâat için çok elverişlidir. Kelkit Vâdisi doğu batı istikâmetinde uzanır. Harşit Vâdisi ise Karadeniz kıyısını Gümüşhâne’ye ve Doğu Anadolu’ya bağlayan tabiî bir geçittir.
Akarsuları: Giresun ilinin başlıca önemli akarsuları şunlardır: Kelkit Çayı: Gümüşhâne’den çıkar. Bir çöküntü olan Kelkit Vâdisini, doğu-batı istikâmetinde tâkib eder. Giresun içinde 70 km yol kateder ve Şebinkarahisar civârında Sivas’a girer ve Sivas’tan sonra Tokat’ta Yeşilırmak ile birleşir. Harşit(Doğankent) Çayı: Gümüşhâne’den çıkar. Günyüzü yakınında Giresun’a girer. Tirebolu yakınlarında Karadeniz’e dökülür.
Giresun’un kuzey kısmında bol yağış olduğundan, bol su taşıyan dereleri çoktur. Özlüce Dere, Gelevara Deresi, Yağlıdere, Aksu ve Pazarsu Çayları, Giresun Dağlarının kuzeyinden çıkarak, Karadeniz’e dökülür.
Gölleri: Giresun ilinde büyük göl yoktur. Dağların yüksek yerlerinde buzul göller vardır. Karagöl Dağının tepesindeki Karagöl bir krater gölüdür.
Giresun Adası (Artetias Adası): Karadeniz’de topraklarımıza dâhil olan tek adadır. Yarımada biçiminde denize doğru uzayan Merkez ilçe topraklarının devamı şeklindedir. Adada kaynak su ve eski kale kalıntıları vardır. Târihte Giresun’u ele geçirmek isteyen devletler önce bu adaya asker çıkarırlardı.
İklim ve Bitki Örtüsü
Giresun ilinde iki ayrı iklim görülür. Kıyılar ılık ve yağışlıdır. Kelkit Havzası, yâni Giresun Dağlarının güneyinde yazlar sıcak, kışlar soğuk geçer. Kıyı bölgesinde yağış 1300-1760 mm arasında iken, güneyde 564 milimetredir. Giresun kıyı bölgesi Rize’den sonra Türkiye’nin en çok yağış alan bölgesidir. +9,8°C ile +37,3°C arasında ısı seyreder.
Giresun ili bol yağış aldığı için, bitki örtüsü bakımından çok zengindir. Her taraf yemyeşildir. İlin % 38’i ormanlarla kaplıdır. Çayır ve mer’alar ise % 27’dir. Toprağın ancak % 7’si zirâate elverişli değildir. Geri kalan kısmı zirâate elverişlidir. Giresun ilinde 1000 m yüksekliğe kadar her taraf fındık, kestâne, akasya, gürgen, meşe, ıhlamur, dışbudak, karaağaç, akçaağaç ve çeşitli meyve ağaçları ile örtülüdür. 1000-2000 m arasında çam ormanları (sarıçam ve ladin ağaçları) ile kaplıdır. 2000 m’nin üstünde Alp bitkileri görülür.
Ekonomi
Giresun ilinin ekonomisi tarıma (fındığa), balıkçılık ve tarıma dayalı sanâyiye dayanır. Faal nüfûsun yüzde 80’i tarımla uğraşır.
Tarım: Giresun’da ekim yapılan alanların yarısı fındık bahçeleri ile kaplıdır. Giresun fındığı dünyânın en kaliteli fındığıdır. Dünyâda fındık ihrâcâtında Türkiye ilk sırada olup, Türkiye’de yetişen fındığın da yüzde 25’ine yakınını Giresun temin eder. Fındık, Giresun tarımının bel kemiğidir. 90 milyona yakın fındık ağacından, 70.000 ton civârında fındık istihsal edilir. Giresun’da fındıktan sonra en çok mısır, buğday, arpa, fiğ, patates ve baklagiller yetişir. Sebzecilik gelişmiştir. Karalahana, domates ve fasülye yetiştirilir. Meyve olarak elma, armut ve kiraz yetişir.
Hayvancılık: Giresun ilinde hayvancılık gittikçe gelişmektedir. Bol yağış sebebiyle, yaylalar, mer’a ve çayırlar yazın bile yeşillik içindedir. Koyun, sığır, kılkeçisi beslenir. Arıcılık gelişmiştir. Kıyı bölgesinde balıkçılık önemli bir geçim kaynağıdır. Balıkçılık henüz modern bir şekle girememiştir. Fakat devamlı gelişme hâlindedir. Hamsi, istavrit, palamut, torik, sargan, kefal, kötek, barbunya, mezgit, kalkan ve izmarit sâhillerde ve açıklarda avlanır.
Ormancılık: Karadeniz kıyılarındaki diğer iller gibi Giresun da orman varlığı bakımından zengindir. Giresun Dağlarının Karadeniz’e bakan yamaçları tamâmen ormanlarla kaplıdır. İlin yüzde 38’i ormanlıktır. Orman sâhası 250.000 hektara yakındır. Ayrıca 20.000 hektara yakın fundalık sâha vardır. Ormanların yarısı normal koruluktur. Geri kalanı bozuk korular ve baltalıktır. Senede 200.000 m3e yakın sanâyi odunu, 300 bin ster’e yakın yakacak odun elde edilir. Bu oldukça önemli bir orman ürünüdür.
Mâdenleri: Giresun’da kurşun, kaolen, çinko, linyit, manganez, antimon, demir, şap, barit, mâden kömürü ve uranyum vardır.
Ulaşım: Giresun’da hava ulaşımı yoktur. Fakat kara ve deniz ulaşım trafiği çok faaldir. Sinop’tan Hopa’ya kadar kıyıya paralel olarak uzanan devlet yolu, Giresun ve 7 ilçesi içinden geçer. Giresun’un Karadeniz’de 122 km kıyısı vardır. Giresun bir liman şehridir. 1954’te 728 m uzunlukta rıhtım yapılmıştı. Limana günde iki gemi ve 10 motor yanaşabilir. Görele ve Tirebolu’da gemilerin yanaşmasına müsâit iskeleler vardır. Karadeniz’e sefer yapan bütün gemiler Giresun’a uğrarlar. Giresun, Trabzon ve Samsun-Ankara yolu ile İstanbul’a, Trabzon-Gümüşhâne-Erzurum transit yolu ile de Doğu Anadolu’ya bağlanır.
Sanâyi: Giresun, son 15 sene içinde hızlı bir sanâyileşme içine girmiştir. Aksu’da SEKA Kâğıt Fabrikası, Fiskobirlik Entegre Fındık İşleme Tesisleri ve Yonga Levha Fabrikası büyük sanâyi kuruluşlarıdır. Ayrıca Tirebolu Çay Fabrikası, fındık kırma atölyeleri, metal eşyâ, kolonya, dokuma tezgâları, doğrama bıçkı ve kereste fırınlama atölyeleri, Giresun peynir ve tereyağ fabrikası, üç un fabrikası, Bulancak Balık Unu ve Yağı Fabrikası ve bini aşan küçük işletme bulunmaktadır.
Nüfus ve Sosyal Hayat
Nüfûsu: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 499.087 olup, 219.114’ü şehirlerde, 279.973’ü köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 6.934 km2 olup, nüfus yoğunluğu 72’dir.
Örf ve âdetleri: Giresun’a 11. asır başından îtibâren Türkmen aşîretleri yerleşmişse de, Fâtih Sultan Mehmed Han ile Yavuz Sultan Selim Han, Türkistan ve Anadolu’dan pekçok Tür aşîretini Giresun’a yerleştirdiler. Giresun, Türk-İslâm kültürü ile yoğrulmuştur. Türklerden önceki Hitit, Miletos, Pers, Pontus ve Roma kültürleri unutulmuştur. Giresun’da toplu yardımlaşma (imece) çok yaygındır.
Kıyâfet: Giresun’un güneyindeki kırlık bölgelerde kadınlar bel ve başlarını peştemalla örterler. Erkekler abadan yapılmış paçaları dar, yukarısı bol pantolon “zıpka” giyerler. Başlarında siyah başlık, ayaklarında mesk veya çapula denilen altı kabaralı ayakkabı bulunurdu. Bellerindeki kayışa kama; boyunlara “hamaylı” denilen gümüş bağ takılır. Bunlar eskiden yaygın olan kıyâfetlerdi. Kadınlar bellerinde gümüş kemer, başlarında tepelik ve boyunlarında beşibirlik bulundururlar.
Yemekler: Giresun’da en çok hamsi ve diğer balıklar, karalahana, mısır ve fasulye turşusu yenir. Mahallî yemekleri hamsi ızgarası, hamsi böreği, hamsi kızartması, hamsili mısır ekmeği, ısırgan püresi, poaça, karalahana çorbası, kiraz kavurması, karalahana sarması, sakarca kızartması, Evelek, Mendek çorbası, Madımak yemeği, Merulcan yemeği ve mısır dolmasıdır. Baklavası meşhurdur.
Folklor: Giresun, türkü, mâni, efsâne ve atasözü bakımından zengindir. Türkü ve oyunları Karadeniz’in diğer illerinden farklı değildir. En çok oynanan oyun “horon”dur. Oyunlarda kemençe, davul ve zurna kullanılır. “Giresun karşılaması” ile “metelik” oyunları meşhurdur.
Eğitim: Köyler, ormanlık ve dağlık arâzide ve dağınık olduğundan okul yapılması gecikmiştir. Okur-yazar nisbeti % 70’tir. 18 anaokulu, 788 ilkokul, 74 ortaokul, 11 meslekî ve teknik ortaokul, 15 lise, 18 Meslekî ve teknik lise vardır. Üniversite yoktur. Karadeniz Üniversitesi’ne bağlı Fâtih Eğitim Fakültesi ile Meslek Yüksek Okulu vardır.
İlçeleri
Giresun’un biri merkez olmak üzere on beş ilçesi vardır.
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 102.294 olup, 67.604’ü ilçe merkezinde, 34.690’ı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 53 köyü vardır. Yüzölçümü 317 km2 olup, nüfus yoğunluğu 323’tür. İlçe toprakları dağlıktır. Kıyıda yer alan düzlüklerin hemen ardından dağlar yükselir.
Ekonomisi tarım ve balıkçılığa dayalıdır. Başlıca tarım ürünü fındıktır. Kıyı köylerinde balıkçılık dağ köylerinde ise hayvancılık yapılır. İlçede tarıma bağlı sanâyi gelişmiştir. Aksu Seka Kâğıt Fabrikası, Fiskobirlik Entegre Fındık İşletmesi, Sunta Fabrikası ve TSEK Süt Fabrikası başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi, ters çevrilmiş kaşık görünümüyle Karadeniz’e uzanmış bir yarımada üzerinde kurulmuştur. Doğu Karadeniz’in tek adası olan Giresun Adası, koyda bir zümrüt gibi parlar. İlçe kıyıdan yarımadanın yüksek noktasına doğru teraslar hâlinde tırmanır. Ordu-Trabzon kıyı yolu ilçe merkezinden geçer. Belediyesi 1875’te kurulmuştur.
Alucra: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 21.675 olup, 11.517’si ilçe merkezinde, 10.158’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 41 köyü vardır. İlçe toprakları dağlıktır. Kuzeyinde Giresun dağları yer alır. Dağlar kısım kısım zengin bir orman örtüsü ile kaplıdır ve akarsu vâdileri ile yarılmıştır. Akarsu vâdilerinde düzlükler vardır.
Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. Yüksek kesimlerdeki yaylalarda küçükbaş hayvan beslenir. Ekime elverişli arâzi az olduğundan üretim sınırlıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, çavdar ve fasülyedir. Kelkit Vâdisinde elma ve ceviz gibi meyveler yetiştirilir.
İlçe merkezi, bir akarsu vâdisinde denizden 1500 m yükseklikte kurulmuştur. Denize kıyısı olmayan ilçelerdendir. Yaylacılığın çok yapıldığı bir ilçe olduğundan nüfûsu yarı göçebedir. Orman varlığı zengindir. 1933’te ilçe olan Alucra’nın belediyesi 1892’de kurulmuştur. İl merkezine 131 km mesâfededir.
Bulancak: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 56.878 olup, 24.172’si ilçe merkezinde, 32.706’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 29, Kovanlık bucağına bağlı 17 köyü vardır. İlçe toprakları dar kıyı şeridi ve hemen ardından yükselen dağlardan meydana gelir. Dağların kıyıya bakan yamaçlarında gürgen, kızılağaç, kavak, kestane, daha yüksek kesimlerde sarıçam, köknar ve ardıç ormanları ile kaplıdır. Güneyinde Karagöl Dağları yer alır. En önemli akarsuyu Pazarsuyu’dur.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri fındık, mısır, arpa, patates ve fasulyedir. Halkın esas gelir kaynağı fındıkçılıktır. Ormancılık ilçe ekonomisinde önemli yer tutar. Bir kıyı ilçesi olmasına rağmen, balıkçılık iç tüketime yöneliktir. Kereste, tuz, balıkyağı, deterjan, pik demir ve fındık kırma fabrikaları başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi, deniz kıyısında Bulancak Deresi ağzında kurulmuştur. Ordu- Giresun-Trabzon sâhil yolu ilçeden geçer. il merkezine 14 km mesâfededir. Eski ismi Akköy’dür. 1834’te ilçe olan Bulancak’ın belediyesi 1920’de kurulmuştur. İlçede deniz ulaşımı için bir iskele vardır.
Çamoluk: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 10.641 olup, 1794’ü ilçe merkezinde, 8847’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 31 köyü vardır. İlçe toprakları Kelkit Vâdisinde yer alır. Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, çavdar, elma, ceviz ve fasulyedir. Yüksek kesimlerde yaylacılık metodu ile küçükbaş hayvan beslenir. İlçe merkezi Kelkit Çayı kıyısında kurulmuştur. Denize kenarı olmayan ilçelerdendir. Alucra ilçesine bağlı bucakken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu.
Çanakçı: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 17.327 olup, 6264’ü ilçe merkezinde, 11.063’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 11 köyü vardır. İlçe toprakları dağlıktır. Giresun Dağları bütün topraklarını engebelendirir. Başlıca akarsuyu Çanakçı Deresidir.
Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Başlıca tarım ürünü mısır ve fındıktır. Yüksek kesimlerde yaylacılık yöntemiyle koyun ve keçi beslenir. İlçe merkezi Çanakcı Deresi vâdisinde Giresun Dağları eteklerinde kurulmuştur. Görele ilçesine bağlı bucak iken, 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu. Denize kıyısı yoktur.
Dereli: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 34.422 olup, 6058’i ilçe merkezinde, 28.364’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 25, Yavuzkemâl bucağına bağlı 9 köyü vardır. Yüzölçümü 820 km2 olup, nüfus yoğunluğu 42’dir. İlçe toprakları dağlık bir alanda yer alır. Giresun Dağları ilçenin büyük bir kısmını engebelendirir. Yüksek kesimlerde her mevsim çayırlarla kaplı yaylalar vardır. Aksu Çayı ilçenin başlıca akarsuyudur.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri fındık, mısır olup, ayrıca az miktarda arpa, patates ve elma yetiştirilir. Yüksek kesimlerde mera hayvancılığı yapılan ilçede en çok koyun, sığır ve keçi beslenir. Arıcılık gelişmiştir. Hayvansal ürünlerde üretim düşüktür.
İlçe merkezi Aksu Çayı vâdisinde kurulmuştur. Gelişmemiş ve küçük bir yerleşim merkezidir. İl merkezine 28 km mesâfededir. Denize kıyısı olmayan ilçelerdendir. Denizden yüksekliği 250 metredir. 1958’de ilçe olan Dereli’nin belediyesi aynı sene kurulmuştur.
Doğankent: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 7736 olup, 3872’si ilçe merkezinde, 3864’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 5 köyü vardır. İlçe toprakları genelde dağlıktır. Batısında Zigana Dağları, güneyinde Giresun Dağları yer alır. Doğankent (Harşit) Çayı ilçe topraklarını sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri mısır, fındık, patates, elma, armuttur. Yüksek kesimlerde hayvancılık ve arıcılık yapılır. İlçe merkezi Doğankent (Harşit) Çayı kıyısında kurulmuştur. Trabzon-İran transit karayolu ilçeden geçer. Tirebolu ilçesine bağlı bucakken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu. Denize kıyısı yoktur.
Espiye: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 27.426 olup, 10.219’u ilçe merkezinde, 17.207’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 18 köyü vardır. İlçe toprakları dar bir kıyı şeridi ile bunun hemen ardından yükselen dağlardan meydana gelir. Topraklarının büyük bölümünü Giresun Dağları kaplar. Dağların denize bakan yamaçları fındık bahçeleri ile doludur. Bunların üst kısmında ise gürgen, kızılçam, akçaağaç, meşe, kestane, sarıçam, kayın, ladin ve köknar ağaçları yer alır. Yüksek kesimlerde hayvancılık açısından önemli yaylalar vardır. Özlüce ve Yağlıdere başlıca akarsularıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri fındık ve mısırdır. Ayrıca az miktarda çay, patates, elma ve armut yetiştirilir.Kıyı kesimlerinde balıkçılık önemli gelir kaynağıdır. En çok hamsi avlanır. İlçe topraklarında bakır yatakları vardır. Zengin bir orman örtüsüne hâkim olmasına rağmen, ormancılık fazla gelişmemiştir.
İlçe merkezi, deniz kıyısında, Özlüce Deresi ağzında kurulmuştur. Giresun- Trabzon sâhil yolu ilçeden geçer. İl merkezine 27 km mesâfededir. Eski bir yerleşim merkezidir. Ticârî ilişkileri daha çok Trabzon’la yapılır. Belediyesi 1954’te kurulmuştur.
Eynesil: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 16.692 olup, 6713’ü ilçe merkezinde, 9979’u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 12 köyü vardır. Yüzölçümü 51 km2 olup, nüfus yoğunluğu 327’dir. İlçe toprakları dar kıyı ovası ve hemen ardından yükselen dağlardan meydana gelir.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri fındık ve çaydır. Mısır, patates, elma ve armut üretimi iç tüketime yöneliktir. Kıyı kesimlerinde balıkçılık dağlık bölgelerde ise küçükbaş hayvan besiciliği yapılır.
İlçe merkezi deniz kıyısında kurulmuştur. Giresun-Trabzon karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 69 km mesâfededir. Ticârî ilişkileri daha çok Trabzon ile yapılır. 1960’ta ilçe merkezi olan Eynesil’in belediyesi 1953’te kurulmuştur.
Görele: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 43.949 olup, 20.745’i ilçe merkezinde, 23.204’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 48 köyü vardır. İlçe toprakları dar kıyı ovası ve hemen ardından yükselen dağlık arâziden meydana gelir. Dağlar gür ormanlarla kaplıdır. Başlıca akarsuyu Çanakçı Deresidir. Dağlardan kaynaklanan suları küçük dereler toplar.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri fındık, mısır ve çaydır. Az miktarda elma, armut ve patates yetiştirilir. Dağlık bölgelerde koyun ve keçi besiciliği, kıyılarda ise balıkçılık ve tekne yapımcılığı başlıca ekonomik uğraştır. Doğrama, hızar, mobilya, fındık kırma ve karoser atölyeleri başlıca sanâyi kuruluşlarıdır. İlçe topraklarında demir yatakları vardır.
İlçe merkezi deniz kıyısında kurulmuştur. Eski bir yerleşim merkezidir. Giresun-Trabzon sâhil karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 57 km mesâfededir. Balıkçı teknelerinin yanaşmasına uygun iskelesi 120 m uzunluktadır. İlçe belediyesi 1873’te kurulmuştur.
Güce: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 15.614 olup, 2890’ı ilçe merkezinde, 12.724’ü köylerde yaşamaktadır. İlçe toprakları genelde dağlıktır. Ekonomisi tarıma dayalıdır. Yüksek kesimlerde hayvancılık ve arıcılık yapılır. Tirebolu merkez bucağına bağlı belediyelik bir köyken, 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu.
Keşap: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 26.504 olup, 8208’i ilçe merkezinde, 18.296’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 33, Karabulduk bucağına bağlı 7 köyü vardır. Yüzölçümü 222 km2 olup, nüfus yoğunluğu 116’dır. İlçe toprakları diğer kıyı ilçelerinde olduğu gibi, dar kıyı şeridi ve hemen ardından yükselen dağlardan meydana gelir. Dağlar kızılağaç, kayın ve ladin ağaçları ile kaplıdır. Keşap Deresi dağlardan kaynaklanan suları toplar.
Ekonomisi tarıma dayanır. Başlıca tarım ürünleri fındık ve mısırdır. Ayrıca az miktarda patates, elma, armut yetiştirilir. Kıyı kesiminde balıkçılık, dağlık bölgelerde ise hayvancılık yapılır. Un, fındık kırma fabrikaları başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi, deniz kıyısında kurulmuştur. Giresun-Trabzon sâhil yolu ilçeden geçer. İl merkezine 13 km mesâfededir. 1945’te ilçe olan Keşap’ın belediyesi aynı sene kurulmuştur. Yakınlığı sebebiyle il merkezi ile birleşmek üzeredir.
Piraziz: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 17.643 olup, 7685’i ilçe merkezinde, 9958’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 17 köyü vardır. İlçe toprakları dar kıyı şeridi ve hemen bunun ardından yükselen dağlardan meydana gelmiştir. Dağlar ormanlarla kaplıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri fındık, mısır ve fasulyedir. Ormancılık ilçe ekonomisinde önemli yer tutar. Balıkcılık iç tüketime yöneliktir. Fındık kırma atölyeleri başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi, deniz kıyısında kurulmuştur. Ordu-Giresun sâhil yolu ilçeden geçer. Bulancak ilçesine bağlı bir bucak iken, 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu. İl merkezine 18 km mesâfededir.
Şebinkarahisar: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 39.897 olup, 23.330’u ilçe merkezinde, 16.567’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 55 köyü vardır. Yüzölçümü 1378 km2 olup, nüfus yoğunluğu 29’dur. İlçe toprakları dağlıktır. Kuzeyinde Giresun Dağları güneyinde Kelkit Vâdisi yer alır. Dağlardan kaynaklanan suları Kelkit Çayı toplar. Avutmuş Deresinin Kelkit Çayına katıldığı yerde düzlükler vardır.
Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanır. Başlıca tarım ürünleri buğday, tütün, şekerpancarı, kızılcık, arpa ve çavdardır. Cevizi meşhurdur. Çok miktarda sığır ve koyun beslenir. Arıcılık ve koyunculuk gelişmiştir. İlçe topraklarında şap, simli kurşun, linyit, uranyum ve flüorit yatakları vardır. Önemli bir sanâyi kuruluşunun olmadığı ilçede, dokumacılık yapılır.
İlçe merkezi, Avutmuş Deresi vâdisinin batısında kurulmuştur. Denizden yüksekliği 1500 metredir. Giresun-Suşehri-Sivas karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 92 km mesâfededir. Çok eski bir yerleşim merkezi olan Şebinkarahisar 1923’te il, 2197 sayılı kânunla 1933’te ilçe oldu. Belediyesi 1933’te kurulmuştur.
Tirebolu: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 33.458 olup, 13.144’ü ilçe merkezinde, 20.314’ü köylerde yaşamaktadır. İlçe toprakları kıyıdaki dar düzlüklerin hemen ardından yükselen dağlardan meydana gelir. Dağlardan kaynaklanan suları Doğankent (Harşit) Çayı ve Gelevera (Özlücü) Deresi toplar. Dağlar kestane, kızılağaç, ladin ve kayın ormanları ile kaplıdır. Yüksek kesimlerde hayvancılık açısından önemli yaylalar vardır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri mısır, fındık, patates, elma, armut, fasülye ve çaydır. Yaylalarda hayvancılık ve arıcılık yapılır. Kıyı kesimlerinde balıkçılık önemli gelir kaynağıdır. Fındık kırma, çay ve kereste fabrikaları başlıca sanâyi kuruluşlarıdır. İlçe topraklarında simli kurşun, barit, bentonit ve mermer yatakları vardır.
İlçe merkezi deniz kıyısında küçük bir yarımada üzerinde kurulmuştur. Giresun-Trabzon sâhil karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 39 km mesâfededir. Çok eski bir yerleşim merkezidir. İlçe belediyesi 1877’de kurulmuştur.
Yağlıdere: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 26.931 olup, 4899’u ilçe merkezinde, 22.032’si köylerde yaşamaktadır. İlçe toprakları dağlıktır. Dağlardan kaynaklanan suları Yağlıdere toplar.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri fındık ve mısırdır. Ayrıca az miktarda çay, patates, elma ve armut yetiştirilir. Yüksek kesimlerdeki yaylalarda hayvancılık yapılır. İlçe merkezi Yağlıdere Vâdisinde kurulmuştur. İl merkezine 40 km mesâfededir. Espiye’ye bağlı bucakken 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu. Belediyesi 1972’de kurulmuştur.
Târihî Eserler ve Turistik Yerleri
Giresun, târihî eserler, fındık bahçeleri, orman içi mesîre yerleri, gür ormanları, tabiî mağaraları, yeşil ve güzel kıyıları, ılık iklimi ile turizme çok müsâit olan illerimizdendir.
Giresun Kalesi: Şehrin ortasında bir tepe üzerindedir. M.Ö. ikinci asırda yaptırıldığı zannedilmektedir. Kalenin kuzeyinde çok büyük mağara sığınaklar vardır. Surların bir bölümü yıkık vaziyettedir.
Şebinkarahisar Kalesi: Yapım târihi ile ilgili kesin bilgiler yoktur. Mengücükoğulları devrinde onarılmış olan kale, yıkık bir vaziyettedir.
Tirebolu Kalesi: İlçe merkezinde küçük bir yarımada üzerindedir. Cenevizlilerden kalan kale, oldukça sağlamdır. Küçük ve ince görünüşlüdür.
Bedrama (Bodrum) Kalesi: Tirebolu ilçesinde Harşit Çayı kıyısındadır. Oldukça yıkık durumda olmasına rağmen, kale özelliğini korumaktadır.
Andoz Kalesi: Espiye ilçesinde, Yağlıdere çayı kıyısındadır. Romalılar döneminde yapıldığı tahmin edilen kale, sur ve burçlarının bir bölümü sağlamdır.
Hacı Hüseyin Câmii: 1594’te Çobanoğlu Hacı Hüseyin tarafından yaptırılmıştır. Daha sonraları yıkılan yapıyı 1861’de Dizdarzâde Murâd Beyin kızı tâmir ettirmiştir. Daha sonra şadırvan ilâve edilmiştir. Tahtadan yapılmış olup, mîmârî değeri yüksektir.
Fahreddîn Behramşah Câmii: On ikinci asır sonlarında Mengücükoğulları zamânında yapılmıştır. Şebinkarahisar ilçesindedir. Gördüğü tâmirler yüzünden mîmârî değerini kaybetmiştir.
Fâtih Câmii: Fâtih Sultan Mehmed’in, Trabzon seferi sırasında yaptırılmıştır. Ahşap câmi, iki kez yanmıştır. Yeniden yapılmıştır.
Şeyh Hacı Abdullah Efendi (Sarı Halife) Zâviyesi: Yağlıdere ilçesine bağlı Tekke köyündedir. Kânûnî Sultan Süleymân Han devrinde yapılmıştır. Günümüzde bakımsız bir haldedir. Şeyh Hacı Abdullah Efendinin türbesi zâviyenin bahçesindedir.
Seyyid Vakkas Türbesi: İl merkezindedir. Fâtih Sultan Mehmed Han devrinde uçbeyi olan bu zât, 1461’de vefât etmiştir. Kabri üzerine türbe 19. asırda yapılmıştır.
Mesîre yerleri: Giresun’un her köşesi ayrı bir güzelliğe sâhiptir. Tabiî güzellikleri ve mesîre yerleri çoktur.
Çamlık Kalesi: İl merkezinde yer alan açık bir dinlenme yeridir. Çam ağaçları ile çevrilidir. Salon Çayırı: Giresun-Dereli karayolu üzerinde Kümbet Yaylası mevkiindedir. Ladin ağaçları ile kaplı orman içi dinlenme yeridir. Kulakkaya: Balaban Dağı eteklerinde orman içi dinlenme yeridir. Suyu boldur. Gedikkaya: Çok güzel manzarası olan bu kayalık tepe il merkezinin yakınındadır. Uzaktan kartal ağzı gibi görülür. Aksu Deresi: Güzel manzaralı bir mesîre yeridir. Depsut Suyu: Çamları, soğuksuyu, eti ve kaymağı ile meşhur bir piknik yeridir.
Aymaç Çayırı: Kümbet Yaylası içerisinde etrafı çamlıklarla çevrili geniş bir piknik yeridir. Her sene temmuz ayı ortalarında şenlikler düzenlenerek Yayla Ağası seçilir.
İçmeler ve Kaplıcalar: Giresun şifâlı su kaynakları bakımından fazla zengin değildir. Bilinen şifâlı sularından bâzıları şunlardır: İnişdibi Mâden Suyu: Merkez ilçededir.Karaciğer ve safra kesesi yolları, kansızlık, böbrek taşları, kum sancısı ve mîde rahatsızlığına iyi gelir. Çaldağı Mâden Suyu: Merkez ilçededir. Batlama Deresi Osmaniye köyü sınırları içerisindedir. Şebinkarahisar Mâden Suyu: Şebinkarahisar’ın Tamara köyündedir. Mîde, böbrek, barsak, safra yolları ve karaciğer hastalıklarına iyi gelir.
Kaynak
Rehber Ansiklopedisi
GİRESUN
Fındığı ile tanınan şirin bir Karadeniz ilimiz. Kiraz ve fındığın bütün dünyâya buradan yayıldığı kabul edilen şirin Giresun ili, Doğu Karadeniz bölgesinde Karadeniz, Trabzon, Gümüşhâne, Erzincan, Sivas ve Ordu arasında yer alır. 40°07’ ve 41°08’ kuzey enlemleriyle, 37°50’ ve 39°12’ doğu boylamları arasında kalır. Trafik numarası 28’dir.
İsminin Menşei
Giresun’un adının menşei hakkında iki farklı görüş vardır. Bunlardan birincisini ünlü seyyah Evliyâ Çelebi Seyâhatnâmesi’nde şöyle ifâde etmektedir. Giresun Kalesi Fâtih Sultan Mehmed Han devrinde Muhâsip Mahmûd Paşa tarafından fethedilmiştir. Fâtih, kale fetholunurken, Mahmûd Paşaya; “Bu gece kale altuna giresun!” diye ferman edince, kaleye tüneller vâsıtasıyla girilip fethedildiğinden Giresun denmiştir.
İkinci olarak adının “kiraz” (Karesus veya Keressea)dan geldiği rivâyet edilir. Lâtinler bu şehre “Chirizonda, Kerasounde, Cera Sonte” demişlerdir. Romalı kumandan Lucullus, kiraz ağacını Giresun’dan alarak, Roma’ya getirmiş, buradan dünyâya yayılmıştır. Türkler, Giresun’a hâkim olunca ilk önce “Kerasun” dediler. Zamanla bu kelime halkın dilinde “Giresun” olarak yerleşti. Giresun’un ilk sâkinleri Orta Asya’dan gelen Tiberanler, Kalipler ve Mosineklerdir. M.Ö. 1100 senelerinde demircilikle uğraşıyorlardı. Hitit İmparatorluğunun yıkılışından sonra Frigya Konfederasyonuna katıldılar. Frigyalılardan sonra Miletliler (Miletoslar) bölgeyi ele geçirdiler.
Târihi
Giresun liman şehri İyonya (Batı Anadolu) kolonisi olarak kurulmuş, fakat İyonya hâkimiyeti sâhilden öteye girememiştir. M.Ö. 6. asırda Perslerin istilâsına uğramıştır. Makedonya Kralı İskender burasını ele geçirememiştir. Pers asıllı olup bilâhare Yunanca konuşan ve Hıristiyanlaşan (Ortodoks olan) Pontus Krallığı bu bölgeye, Kuzey Karadeniz ve Kırım’a hâkim olmuştur. Roma İmparatorluğu M.Ö. 2. asırda Lucullus emrinde Roma ordusunu göndererek Mithridates’in direnmesine rağmen Pontus Krallığı, bir eyâlet şeklinde Roma İmparatorluğuna bağlandı. M.S. 395’te Roma İmparatorluğu parçalanınca bu bölge bütün Anadolu gibi, Doğu Roma’nın (Bizans) payına düştü.
1071 Malazgirt Zaferinden sonra Anadolu fâtihi ve Anadolu’da Türk devletini kuran Kutalmışoğlu Birinci Süleymân Şah tarafından fethedildi. Haçlı Seferleri esnâsında Türkler, bir müddet buradan çekildi ve yeniden bu bölgeyi Bizanslılar istilâ etti. 1204’te Dördüncü Haçlı Seferinden sonra burası Trabzon Bizans İmparatorluğunun eline geçti. Türkler, Giresun’u 1381’de geri aldılar. Selçuklu Devleti yıkılınca bölge, Canik Beyliğinin eline geçti.
Yıldırım Bâyezîd devrinde Osmanlı Devletine ilhak edildi ise de, kesin olarak Fâtih devrinde 1461’de Osmanlı Devletine dâhil oldu.
Osmanlılar devrinde, Trabzon beylerbeyliğine (eyâletine) bağlı bir kazâ merkeziydi. Cumhûriyetten az önce 1920’de müstakil mutasarrıflık (vilâyet- il) oldu. Birinci Dünyâ Harbi sonunda Giresun gönüllü birlikleri, Rusların Giresun’u işgâlini önledi. Giresun gönüllü birlikleri İstiklâl Harbinde de büyük yararlıklar gösterdiler. Cumhûriyet döneminde bütün mutasarrıflıkların il olması üzerine Giresun da il olmuştur.
Fizikî Yapı
Giresun, Doğu Karadeniz dağlarının uzantısı olan Giresun Dağları üzerinde yer alır. Yüzölçümünün % 94’ü dağlar ve % 1’i yaylalardan ibârettir. Ovaları yok denecek kadar azdır.
Dağları: Doğu Karadeniz Dağları, Giresun ilinde, “Giresun Dağları” ismini alır. Kıyıdan 50-70 km sonra bu dağlar birden dikleşir ve sâhile paralel olarak uzanır. Dağların yamaçları çay bahçeleri ve iki bin metreye kadar çam ormanları ile kaplıdır. Karataş Tepesi 2754 m, Kırkızlar Tepesi 3038 m, Balaban Dağı 3450 m, Karagöl Dağı 3038 m ve Erimez Dağı 2690 m’dir. Giresun Dağlarının batısı doğuya nazaran daha alçaktır. 3000-2000 m arasında yer alan yaylalar yüzölçümünün yüzde birini az geçer. Başlıcaları Kümbet, Bektaş, Tamzara, Kulakkaya, Tamdere, Sağrak ve Karagöl yaylalarıdır.
Ovaları: Giresun ilinde ovalar yok denecek kadar azdır. Ovalar yüzölçümün binde ikisi kadardır. Bu ovalar, nehirlerin denize döküldüğü yerler olup, bol yağışlı ve çok bereketlidir. Mısır, buğday, fındık, arpa ve fiğ yetiştirilir. Kelkit ve Harşit çaylarının etrâfında uzanan vâdiler zirâat için çok elverişlidir. Kelkit Vâdisi doğu batı istikâmetinde uzanır. Harşit Vâdisi ise Karadeniz kıyısını Gümüşhâne’ye ve Doğu Anadolu’ya bağlayan tabiî bir geçittir.
Akarsuları: Giresun ilinin başlıca önemli akarsuları şunlardır: Kelkit Çayı: Gümüşhâne’den çıkar. Bir çöküntü olan Kelkit Vâdisini, doğu-batı istikâmetinde tâkib eder. Giresun içinde 70 km yol kateder ve Şebinkarahisar civârında Sivas’a girer ve Sivas’tan sonra Tokat’ta Yeşilırmak ile birleşir. Harşit(Doğankent) Çayı: Gümüşhâne’den çıkar. Günyüzü yakınında Giresun’a girer. Tirebolu yakınlarında Karadeniz’e dökülür.
Giresun’un kuzey kısmında bol yağış olduğundan, bol su taşıyan dereleri çoktur. Özlüce Dere, Gelevara Deresi, Yağlıdere, Aksu ve Pazarsu Çayları, Giresun Dağlarının kuzeyinden çıkarak, Karadeniz’e dökülür.
Gölleri: Giresun ilinde büyük göl yoktur. Dağların yüksek yerlerinde buzul göller vardır. Karagöl Dağının tepesindeki Karagöl bir krater gölüdür.
Giresun Adası (Artetias Adası): Karadeniz’de topraklarımıza dâhil olan tek adadır. Yarımada biçiminde denize doğru uzayan Merkez ilçe topraklarının devamı şeklindedir. Adada kaynak su ve eski kale kalıntıları vardır. Târihte Giresun’u ele geçirmek isteyen devletler önce bu adaya asker çıkarırlardı.
İklim ve Bitki Örtüsü
Giresun ilinde iki ayrı iklim görülür. Kıyılar ılık ve yağışlıdır. Kelkit Havzası, yâni Giresun Dağlarının güneyinde yazlar sıcak, kışlar soğuk geçer. Kıyı bölgesinde yağış 1300-1760 mm arasında iken, güneyde 564 milimetredir. Giresun kıyı bölgesi Rize’den sonra Türkiye’nin en çok yağış alan bölgesidir. +9,8°C ile +37,3°C arasında ısı seyreder.
Giresun ili bol yağış aldığı için, bitki örtüsü bakımından çok zengindir. Her taraf yemyeşildir. İlin % 38’i ormanlarla kaplıdır. Çayır ve mer’alar ise % 27’dir. Toprağın ancak % 7’si zirâate elverişli değildir. Geri kalan kısmı zirâate elverişlidir. Giresun ilinde 1000 m yüksekliğe kadar her taraf fındık, kestâne, akasya, gürgen, meşe, ıhlamur, dışbudak, karaağaç, akçaağaç ve çeşitli meyve ağaçları ile örtülüdür. 1000-2000 m arasında çam ormanları (sarıçam ve ladin ağaçları) ile kaplıdır. 2000 m’nin üstünde Alp bitkileri görülür.
Ekonomi
Giresun ilinin ekonomisi tarıma (fındığa), balıkçılık ve tarıma dayalı sanâyiye dayanır. Faal nüfûsun yüzde 80’i tarımla uğraşır.
Tarım: Giresun’da ekim yapılan alanların yarısı fındık bahçeleri ile kaplıdır. Giresun fındığı dünyânın en kaliteli fındığıdır. Dünyâda fındık ihrâcâtında Türkiye ilk sırada olup, Türkiye’de yetişen fındığın da yüzde 25’ine yakınını Giresun temin eder. Fındık, Giresun tarımının bel kemiğidir. 90 milyona yakın fındık ağacından, 70.000 ton civârında fındık istihsal edilir. Giresun’da fındıktan sonra en çok mısır, buğday, arpa, fiğ, patates ve baklagiller yetişir. Sebzecilik gelişmiştir. Karalahana, domates ve fasülye yetiştirilir. Meyve olarak elma, armut ve kiraz yetişir.
Hayvancılık: Giresun ilinde hayvancılık gittikçe gelişmektedir. Bol yağış sebebiyle, yaylalar, mer’a ve çayırlar yazın bile yeşillik içindedir. Koyun, sığır, kılkeçisi beslenir. Arıcılık gelişmiştir. Kıyı bölgesinde balıkçılık önemli bir geçim kaynağıdır. Balıkçılık henüz modern bir şekle girememiştir. Fakat devamlı gelişme hâlindedir. Hamsi, istavrit, palamut, torik, sargan, kefal, kötek, barbunya, mezgit, kalkan ve izmarit sâhillerde ve açıklarda avlanır.
Ormancılık: Karadeniz kıyılarındaki diğer iller gibi Giresun da orman varlığı bakımından zengindir. Giresun Dağlarının Karadeniz’e bakan yamaçları tamâmen ormanlarla kaplıdır. İlin yüzde 38’i ormanlıktır. Orman sâhası 250.000 hektara yakındır. Ayrıca 20.000 hektara yakın fundalık sâha vardır. Ormanların yarısı normal koruluktur. Geri kalanı bozuk korular ve baltalıktır. Senede 200.000 m3e yakın sanâyi odunu, 300 bin ster’e yakın yakacak odun elde edilir. Bu oldukça önemli bir orman ürünüdür.
Mâdenleri: Giresun’da kurşun, kaolen, çinko, linyit, manganez, antimon, demir, şap, barit, mâden kömürü ve uranyum vardır.
Ulaşım: Giresun’da hava ulaşımı yoktur. Fakat kara ve deniz ulaşım trafiği çok faaldir. Sinop’tan Hopa’ya kadar kıyıya paralel olarak uzanan devlet yolu, Giresun ve 7 ilçesi içinden geçer. Giresun’un Karadeniz’de 122 km kıyısı vardır. Giresun bir liman şehridir. 1954’te 728 m uzunlukta rıhtım yapılmıştı. Limana günde iki gemi ve 10 motor yanaşabilir. Görele ve Tirebolu’da gemilerin yanaşmasına müsâit iskeleler vardır. Karadeniz’e sefer yapan bütün gemiler Giresun’a uğrarlar. Giresun, Trabzon ve Samsun-Ankara yolu ile İstanbul’a, Trabzon-Gümüşhâne-Erzurum transit yolu ile de Doğu Anadolu’ya bağlanır.
Sanâyi: Giresun, son 15 sene içinde hızlı bir sanâyileşme içine girmiştir. Aksu’da SEKA Kâğıt Fabrikası, Fiskobirlik Entegre Fındık İşleme Tesisleri ve Yonga Levha Fabrikası büyük sanâyi kuruluşlarıdır. Ayrıca Tirebolu Çay Fabrikası, fındık kırma atölyeleri, metal eşyâ, kolonya, dokuma tezgâları, doğrama bıçkı ve kereste fırınlama atölyeleri, Giresun peynir ve tereyağ fabrikası, üç un fabrikası, Bulancak Balık Unu ve Yağı Fabrikası ve bini aşan küçük işletme bulunmaktadır.
Nüfus ve Sosyal Hayat
Nüfûsu: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 499.087 olup, 219.114’ü şehirlerde, 279.973’ü köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 6.934 km2 olup, nüfus yoğunluğu 72’dir.
Örf ve âdetleri: Giresun’a 11. asır başından îtibâren Türkmen aşîretleri yerleşmişse de, Fâtih Sultan Mehmed Han ile Yavuz Sultan Selim Han, Türkistan ve Anadolu’dan pekçok Tür aşîretini Giresun’a yerleştirdiler. Giresun, Türk-İslâm kültürü ile yoğrulmuştur. Türklerden önceki Hitit, Miletos, Pers, Pontus ve Roma kültürleri unutulmuştur. Giresun’da toplu yardımlaşma (imece) çok yaygındır.
Kıyâfet: Giresun’un güneyindeki kırlık bölgelerde kadınlar bel ve başlarını peştemalla örterler. Erkekler abadan yapılmış paçaları dar, yukarısı bol pantolon “zıpka” giyerler. Başlarında siyah başlık, ayaklarında mesk veya çapula denilen altı kabaralı ayakkabı bulunurdu. Bellerindeki kayışa kama; boyunlara “hamaylı” denilen gümüş bağ takılır. Bunlar eskiden yaygın olan kıyâfetlerdi. Kadınlar bellerinde gümüş kemer, başlarında tepelik ve boyunlarında beşibirlik bulundururlar.
Yemekler: Giresun’da en çok hamsi ve diğer balıklar, karalahana, mısır ve fasulye turşusu yenir. Mahallî yemekleri hamsi ızgarası, hamsi böreği, hamsi kızartması, hamsili mısır ekmeği, ısırgan püresi, poaça, karalahana çorbası, kiraz kavurması, karalahana sarması, sakarca kızartması, Evelek, Mendek çorbası, Madımak yemeği, Merulcan yemeği ve mısır dolmasıdır. Baklavası meşhurdur.
Folklor: Giresun, türkü, mâni, efsâne ve atasözü bakımından zengindir. Türkü ve oyunları Karadeniz’in diğer illerinden farklı değildir. En çok oynanan oyun “horon”dur. Oyunlarda kemençe, davul ve zurna kullanılır. “Giresun karşılaması” ile “metelik” oyunları meşhurdur.
Eğitim: Köyler, ormanlık ve dağlık arâzide ve dağınık olduğundan okul yapılması gecikmiştir. Okur-yazar nisbeti % 70’tir. 18 anaokulu, 788 ilkokul, 74 ortaokul, 11 meslekî ve teknik ortaokul, 15 lise, 18 Meslekî ve teknik lise vardır. Üniversite yoktur. Karadeniz Üniversitesi’ne bağlı Fâtih Eğitim Fakültesi ile Meslek Yüksek Okulu vardır.
İlçeleri
Giresun’un biri merkez olmak üzere on beş ilçesi vardır.
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 102.294 olup, 67.604’ü ilçe merkezinde, 34.690’ı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 53 köyü vardır. Yüzölçümü 317 km2 olup, nüfus yoğunluğu 323’tür. İlçe toprakları dağlıktır. Kıyıda yer alan düzlüklerin hemen ardından dağlar yükselir.
Ekonomisi tarım ve balıkçılığa dayalıdır. Başlıca tarım ürünü fındıktır. Kıyı köylerinde balıkçılık dağ köylerinde ise hayvancılık yapılır. İlçede tarıma bağlı sanâyi gelişmiştir. Aksu Seka Kâğıt Fabrikası, Fiskobirlik Entegre Fındık İşletmesi, Sunta Fabrikası ve TSEK Süt Fabrikası başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi, ters çevrilmiş kaşık görünümüyle Karadeniz’e uzanmış bir yarımada üzerinde kurulmuştur. Doğu Karadeniz’in tek adası olan Giresun Adası, koyda bir zümrüt gibi parlar. İlçe kıyıdan yarımadanın yüksek noktasına doğru teraslar hâlinde tırmanır. Ordu-Trabzon kıyı yolu ilçe merkezinden geçer. Belediyesi 1875’te kurulmuştur.
Alucra: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 21.675 olup, 11.517’si ilçe merkezinde, 10.158’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 41 köyü vardır. İlçe toprakları dağlıktır. Kuzeyinde Giresun dağları yer alır. Dağlar kısım kısım zengin bir orman örtüsü ile kaplıdır ve akarsu vâdileri ile yarılmıştır. Akarsu vâdilerinde düzlükler vardır.
Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. Yüksek kesimlerdeki yaylalarda küçükbaş hayvan beslenir. Ekime elverişli arâzi az olduğundan üretim sınırlıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, çavdar ve fasülyedir. Kelkit Vâdisinde elma ve ceviz gibi meyveler yetiştirilir.
İlçe merkezi, bir akarsu vâdisinde denizden 1500 m yükseklikte kurulmuştur. Denize kıyısı olmayan ilçelerdendir. Yaylacılığın çok yapıldığı bir ilçe olduğundan nüfûsu yarı göçebedir. Orman varlığı zengindir. 1933’te ilçe olan Alucra’nın belediyesi 1892’de kurulmuştur. İl merkezine 131 km mesâfededir.
Bulancak: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 56.878 olup, 24.172’si ilçe merkezinde, 32.706’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 29, Kovanlık bucağına bağlı 17 köyü vardır. İlçe toprakları dar kıyı şeridi ve hemen ardından yükselen dağlardan meydana gelir. Dağların kıyıya bakan yamaçlarında gürgen, kızılağaç, kavak, kestane, daha yüksek kesimlerde sarıçam, köknar ve ardıç ormanları ile kaplıdır. Güneyinde Karagöl Dağları yer alır. En önemli akarsuyu Pazarsuyu’dur.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri fındık, mısır, arpa, patates ve fasulyedir. Halkın esas gelir kaynağı fındıkçılıktır. Ormancılık ilçe ekonomisinde önemli yer tutar. Bir kıyı ilçesi olmasına rağmen, balıkçılık iç tüketime yöneliktir. Kereste, tuz, balıkyağı, deterjan, pik demir ve fındık kırma fabrikaları başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi, deniz kıyısında Bulancak Deresi ağzında kurulmuştur. Ordu- Giresun-Trabzon sâhil yolu ilçeden geçer. il merkezine 14 km mesâfededir. Eski ismi Akköy’dür. 1834’te ilçe olan Bulancak’ın belediyesi 1920’de kurulmuştur. İlçede deniz ulaşımı için bir iskele vardır.
Çamoluk: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 10.641 olup, 1794’ü ilçe merkezinde, 8847’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 31 köyü vardır. İlçe toprakları Kelkit Vâdisinde yer alır. Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, çavdar, elma, ceviz ve fasulyedir. Yüksek kesimlerde yaylacılık metodu ile küçükbaş hayvan beslenir. İlçe merkezi Kelkit Çayı kıyısında kurulmuştur. Denize kenarı olmayan ilçelerdendir. Alucra ilçesine bağlı bucakken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu.
Çanakçı: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 17.327 olup, 6264’ü ilçe merkezinde, 11.063’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 11 köyü vardır. İlçe toprakları dağlıktır. Giresun Dağları bütün topraklarını engebelendirir. Başlıca akarsuyu Çanakçı Deresidir.
Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Başlıca tarım ürünü mısır ve fındıktır. Yüksek kesimlerde yaylacılık yöntemiyle koyun ve keçi beslenir. İlçe merkezi Çanakcı Deresi vâdisinde Giresun Dağları eteklerinde kurulmuştur. Görele ilçesine bağlı bucak iken, 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu. Denize kıyısı yoktur.
Dereli: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 34.422 olup, 6058’i ilçe merkezinde, 28.364’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 25, Yavuzkemâl bucağına bağlı 9 köyü vardır. Yüzölçümü 820 km2 olup, nüfus yoğunluğu 42’dir. İlçe toprakları dağlık bir alanda yer alır. Giresun Dağları ilçenin büyük bir kısmını engebelendirir. Yüksek kesimlerde her mevsim çayırlarla kaplı yaylalar vardır. Aksu Çayı ilçenin başlıca akarsuyudur.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri fındık, mısır olup, ayrıca az miktarda arpa, patates ve elma yetiştirilir. Yüksek kesimlerde mera hayvancılığı yapılan ilçede en çok koyun, sığır ve keçi beslenir. Arıcılık gelişmiştir. Hayvansal ürünlerde üretim düşüktür.
İlçe merkezi Aksu Çayı vâdisinde kurulmuştur. Gelişmemiş ve küçük bir yerleşim merkezidir. İl merkezine 28 km mesâfededir. Denize kıyısı olmayan ilçelerdendir. Denizden yüksekliği 250 metredir. 1958’de ilçe olan Dereli’nin belediyesi aynı sene kurulmuştur.
Doğankent: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 7736 olup, 3872’si ilçe merkezinde, 3864’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 5 köyü vardır. İlçe toprakları genelde dağlıktır. Batısında Zigana Dağları, güneyinde Giresun Dağları yer alır. Doğankent (Harşit) Çayı ilçe topraklarını sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri mısır, fındık, patates, elma, armuttur. Yüksek kesimlerde hayvancılık ve arıcılık yapılır. İlçe merkezi Doğankent (Harşit) Çayı kıyısında kurulmuştur. Trabzon-İran transit karayolu ilçeden geçer. Tirebolu ilçesine bağlı bucakken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu. Denize kıyısı yoktur.
Espiye: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 27.426 olup, 10.219’u ilçe merkezinde, 17.207’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 18 köyü vardır. İlçe toprakları dar bir kıyı şeridi ile bunun hemen ardından yükselen dağlardan meydana gelir. Topraklarının büyük bölümünü Giresun Dağları kaplar. Dağların denize bakan yamaçları fındık bahçeleri ile doludur. Bunların üst kısmında ise gürgen, kızılçam, akçaağaç, meşe, kestane, sarıçam, kayın, ladin ve köknar ağaçları yer alır. Yüksek kesimlerde hayvancılık açısından önemli yaylalar vardır. Özlüce ve Yağlıdere başlıca akarsularıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri fındık ve mısırdır. Ayrıca az miktarda çay, patates, elma ve armut yetiştirilir.Kıyı kesimlerinde balıkçılık önemli gelir kaynağıdır. En çok hamsi avlanır. İlçe topraklarında bakır yatakları vardır. Zengin bir orman örtüsüne hâkim olmasına rağmen, ormancılık fazla gelişmemiştir.
İlçe merkezi, deniz kıyısında, Özlüce Deresi ağzında kurulmuştur. Giresun- Trabzon sâhil yolu ilçeden geçer. İl merkezine 27 km mesâfededir. Eski bir yerleşim merkezidir. Ticârî ilişkileri daha çok Trabzon’la yapılır. Belediyesi 1954’te kurulmuştur.
Eynesil: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 16.692 olup, 6713’ü ilçe merkezinde, 9979’u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 12 köyü vardır. Yüzölçümü 51 km2 olup, nüfus yoğunluğu 327’dir. İlçe toprakları dar kıyı ovası ve hemen ardından yükselen dağlardan meydana gelir.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri fındık ve çaydır. Mısır, patates, elma ve armut üretimi iç tüketime yöneliktir. Kıyı kesimlerinde balıkçılık dağlık bölgelerde ise küçükbaş hayvan besiciliği yapılır.
İlçe merkezi deniz kıyısında kurulmuştur. Giresun-Trabzon karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 69 km mesâfededir. Ticârî ilişkileri daha çok Trabzon ile yapılır. 1960’ta ilçe merkezi olan Eynesil’in belediyesi 1953’te kurulmuştur.
Görele: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 43.949 olup, 20.745’i ilçe merkezinde, 23.204’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 48 köyü vardır. İlçe toprakları dar kıyı ovası ve hemen ardından yükselen dağlık arâziden meydana gelir. Dağlar gür ormanlarla kaplıdır. Başlıca akarsuyu Çanakçı Deresidir. Dağlardan kaynaklanan suları küçük dereler toplar.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri fındık, mısır ve çaydır. Az miktarda elma, armut ve patates yetiştirilir. Dağlık bölgelerde koyun ve keçi besiciliği, kıyılarda ise balıkçılık ve tekne yapımcılığı başlıca ekonomik uğraştır. Doğrama, hızar, mobilya, fındık kırma ve karoser atölyeleri başlıca sanâyi kuruluşlarıdır. İlçe topraklarında demir yatakları vardır.
İlçe merkezi deniz kıyısında kurulmuştur. Eski bir yerleşim merkezidir. Giresun-Trabzon sâhil karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 57 km mesâfededir. Balıkçı teknelerinin yanaşmasına uygun iskelesi 120 m uzunluktadır. İlçe belediyesi 1873’te kurulmuştur.
Güce: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 15.614 olup, 2890’ı ilçe merkezinde, 12.724’ü köylerde yaşamaktadır. İlçe toprakları genelde dağlıktır. Ekonomisi tarıma dayalıdır. Yüksek kesimlerde hayvancılık ve arıcılık yapılır. Tirebolu merkez bucağına bağlı belediyelik bir köyken, 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu.
Keşap: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 26.504 olup, 8208’i ilçe merkezinde, 18.296’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 33, Karabulduk bucağına bağlı 7 köyü vardır. Yüzölçümü 222 km2 olup, nüfus yoğunluğu 116’dır. İlçe toprakları diğer kıyı ilçelerinde olduğu gibi, dar kıyı şeridi ve hemen ardından yükselen dağlardan meydana gelir. Dağlar kızılağaç, kayın ve ladin ağaçları ile kaplıdır. Keşap Deresi dağlardan kaynaklanan suları toplar.
Ekonomisi tarıma dayanır. Başlıca tarım ürünleri fındık ve mısırdır. Ayrıca az miktarda patates, elma, armut yetiştirilir. Kıyı kesiminde balıkçılık, dağlık bölgelerde ise hayvancılık yapılır. Un, fındık kırma fabrikaları başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi, deniz kıyısında kurulmuştur. Giresun-Trabzon sâhil yolu ilçeden geçer. İl merkezine 13 km mesâfededir. 1945’te ilçe olan Keşap’ın belediyesi aynı sene kurulmuştur. Yakınlığı sebebiyle il merkezi ile birleşmek üzeredir.
Piraziz: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 17.643 olup, 7685’i ilçe merkezinde, 9958’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 17 köyü vardır. İlçe toprakları dar kıyı şeridi ve hemen bunun ardından yükselen dağlardan meydana gelmiştir. Dağlar ormanlarla kaplıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri fındık, mısır ve fasulyedir. Ormancılık ilçe ekonomisinde önemli yer tutar. Balıkcılık iç tüketime yöneliktir. Fındık kırma atölyeleri başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi, deniz kıyısında kurulmuştur. Ordu-Giresun sâhil yolu ilçeden geçer. Bulancak ilçesine bağlı bir bucak iken, 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu. İl merkezine 18 km mesâfededir.
Şebinkarahisar: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 39.897 olup, 23.330’u ilçe merkezinde, 16.567’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 55 köyü vardır. Yüzölçümü 1378 km2 olup, nüfus yoğunluğu 29’dur. İlçe toprakları dağlıktır. Kuzeyinde Giresun Dağları güneyinde Kelkit Vâdisi yer alır. Dağlardan kaynaklanan suları Kelkit Çayı toplar. Avutmuş Deresinin Kelkit Çayına katıldığı yerde düzlükler vardır.
Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanır. Başlıca tarım ürünleri buğday, tütün, şekerpancarı, kızılcık, arpa ve çavdardır. Cevizi meşhurdur. Çok miktarda sığır ve koyun beslenir. Arıcılık ve koyunculuk gelişmiştir. İlçe topraklarında şap, simli kurşun, linyit, uranyum ve flüorit yatakları vardır. Önemli bir sanâyi kuruluşunun olmadığı ilçede, dokumacılık yapılır.
İlçe merkezi, Avutmuş Deresi vâdisinin batısında kurulmuştur. Denizden yüksekliği 1500 metredir. Giresun-Suşehri-Sivas karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 92 km mesâfededir. Çok eski bir yerleşim merkezi olan Şebinkarahisar 1923’te il, 2197 sayılı kânunla 1933’te ilçe oldu. Belediyesi 1933’te kurulmuştur.
Tirebolu: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 33.458 olup, 13.144’ü ilçe merkezinde, 20.314’ü köylerde yaşamaktadır. İlçe toprakları kıyıdaki dar düzlüklerin hemen ardından yükselen dağlardan meydana gelir. Dağlardan kaynaklanan suları Doğankent (Harşit) Çayı ve Gelevera (Özlücü) Deresi toplar. Dağlar kestane, kızılağaç, ladin ve kayın ormanları ile kaplıdır. Yüksek kesimlerde hayvancılık açısından önemli yaylalar vardır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri mısır, fındık, patates, elma, armut, fasülye ve çaydır. Yaylalarda hayvancılık ve arıcılık yapılır. Kıyı kesimlerinde balıkçılık önemli gelir kaynağıdır. Fındık kırma, çay ve kereste fabrikaları başlıca sanâyi kuruluşlarıdır. İlçe topraklarında simli kurşun, barit, bentonit ve mermer yatakları vardır.
İlçe merkezi deniz kıyısında küçük bir yarımada üzerinde kurulmuştur. Giresun-Trabzon sâhil karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 39 km mesâfededir. Çok eski bir yerleşim merkezidir. İlçe belediyesi 1877’de kurulmuştur.
Yağlıdere: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 26.931 olup, 4899’u ilçe merkezinde, 22.032’si köylerde yaşamaktadır. İlçe toprakları dağlıktır. Dağlardan kaynaklanan suları Yağlıdere toplar.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri fındık ve mısırdır. Ayrıca az miktarda çay, patates, elma ve armut yetiştirilir. Yüksek kesimlerdeki yaylalarda hayvancılık yapılır. İlçe merkezi Yağlıdere Vâdisinde kurulmuştur. İl merkezine 40 km mesâfededir. Espiye’ye bağlı bucakken 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu. Belediyesi 1972’de kurulmuştur.
Târihî Eserler ve Turistik Yerleri
Giresun, târihî eserler, fındık bahçeleri, orman içi mesîre yerleri, gür ormanları, tabiî mağaraları, yeşil ve güzel kıyıları, ılık iklimi ile turizme çok müsâit olan illerimizdendir.
Giresun Kalesi: Şehrin ortasında bir tepe üzerindedir. M.Ö. ikinci asırda yaptırıldığı zannedilmektedir. Kalenin kuzeyinde çok büyük mağara sığınaklar vardır. Surların bir bölümü yıkık vaziyettedir.
Şebinkarahisar Kalesi: Yapım târihi ile ilgili kesin bilgiler yoktur. Mengücükoğulları devrinde onarılmış olan kale, yıkık bir vaziyettedir.
Tirebolu Kalesi: İlçe merkezinde küçük bir yarımada üzerindedir. Cenevizlilerden kalan kale, oldukça sağlamdır. Küçük ve ince görünüşlüdür.
Bedrama (Bodrum) Kalesi: Tirebolu ilçesinde Harşit Çayı kıyısındadır. Oldukça yıkık durumda olmasına rağmen, kale özelliğini korumaktadır.
Andoz Kalesi: Espiye ilçesinde, Yağlıdere çayı kıyısındadır. Romalılar döneminde yapıldığı tahmin edilen kale, sur ve burçlarının bir bölümü sağlamdır.
Hacı Hüseyin Câmii: 1594’te Çobanoğlu Hacı Hüseyin tarafından yaptırılmıştır. Daha sonraları yıkılan yapıyı 1861’de Dizdarzâde Murâd Beyin kızı tâmir ettirmiştir. Daha sonra şadırvan ilâve edilmiştir. Tahtadan yapılmış olup, mîmârî değeri yüksektir.
Fahreddîn Behramşah Câmii: On ikinci asır sonlarında Mengücükoğulları zamânında yapılmıştır. Şebinkarahisar ilçesindedir. Gördüğü tâmirler yüzünden mîmârî değerini kaybetmiştir.
Fâtih Câmii: Fâtih Sultan Mehmed’in, Trabzon seferi sırasında yaptırılmıştır. Ahşap câmi, iki kez yanmıştır. Yeniden yapılmıştır.
Şeyh Hacı Abdullah Efendi (Sarı Halife) Zâviyesi: Yağlıdere ilçesine bağlı Tekke köyündedir. Kânûnî Sultan Süleymân Han devrinde yapılmıştır. Günümüzde bakımsız bir haldedir. Şeyh Hacı Abdullah Efendinin türbesi zâviyenin bahçesindedir.
Seyyid Vakkas Türbesi: İl merkezindedir. Fâtih Sultan Mehmed Han devrinde uçbeyi olan bu zât, 1461’de vefât etmiştir. Kabri üzerine türbe 19. asırda yapılmıştır.
Mesîre yerleri: Giresun’un her köşesi ayrı bir güzelliğe sâhiptir. Tabiî güzellikleri ve mesîre yerleri çoktur.
Çamlık Kalesi: İl merkezinde yer alan açık bir dinlenme yeridir. Çam ağaçları ile çevrilidir. Salon Çayırı: Giresun-Dereli karayolu üzerinde Kümbet Yaylası mevkiindedir. Ladin ağaçları ile kaplı orman içi dinlenme yeridir. Kulakkaya: Balaban Dağı eteklerinde orman içi dinlenme yeridir. Suyu boldur. Gedikkaya: Çok güzel manzarası olan bu kayalık tepe il merkezinin yakınındadır. Uzaktan kartal ağzı gibi görülür. Aksu Deresi: Güzel manzaralı bir mesîre yeridir. Depsut Suyu: Çamları, soğuksuyu, eti ve kaymağı ile meşhur bir piknik yeridir.
Aymaç Çayırı: Kümbet Yaylası içerisinde etrafı çamlıklarla çevrili geniş bir piknik yeridir. Her sene temmuz ayı ortalarında şenlikler düzenlenerek Yayla Ağası seçilir.
İçmeler ve Kaplıcalar: Giresun şifâlı su kaynakları bakımından fazla zengin değildir. Bilinen şifâlı sularından bâzıları şunlardır: İnişdibi Mâden Suyu: Merkez ilçededir.Karaciğer ve safra kesesi yolları, kansızlık, böbrek taşları, kum sancısı ve mîde rahatsızlığına iyi gelir. Çaldağı Mâden Suyu: Merkez ilçededir. Batlama Deresi Osmaniye köyü sınırları içerisindedir. Şebinkarahisar Mâden Suyu: Şebinkarahisar’ın Tamara köyündedir. Mîde, böbrek, barsak, safra yolları ve karaciğer hastalıklarına iyi gelir.
Kaynak
Rehber Ansiklopedisi
Gaziantep Hakkında Bilgiler
GAZİANTEP
İstiklâl Harbinde düşmana karşı kahramanca mücâdelesi sebebiyle “Gâzi” ünvânı verilmiş Güneydoğu Anadolu’da yer alan bir ilimiz. 36°28’ ve 38°01’ doğu boylamları ile 36°38’ ve 37°32’ kuzey enlemleri arasında kalan il toprakları; doğuda Urfa, kuzeydoğuda Adıyaman, kuzeyde Kahramanmaraş, batıda Adana ve Hatay illeri, güneyde ise Suriye sınırı ile çevrilidir. Trafik numarası 27’dir. Kilim, sabun, bulama, baklava ve fıstığıyla meşhurdur.
İsminin Menşei
Hititlilerce kurulan bu şehrin ismi “Hantap” idi. Hazret-i Ömer zamânında İslâm orduları tarafından fethedilince şehrin çevresindeki pınar ve sulara izâfeten “pınar şehri” (parlak pınar) mânâsına gelen “Ayntâb” ismi verildi. Türkler bu şehri fethedince, kendi telaffuzlarına uygun olarak “Antep” dediler. Birinci Dünyâ Harbini müteâkip Antep’i işgâl eden düşman kuvvetlerine karşı kahramanca mücâdele veren bu şehri, Türkiye Büyük Millet Meclisi, kânunla “Gâzi” ünvânını vererek “Gaziantep” yaptı. Batı kaynakları, Anadolu’nun her şehrinin ismini kendi kültürlerine göre değerlendirmişlerdir. Antep’in “Anthapt” (Kraliçe Ani’ye adanmış topraklar)dan geldiğini iddiâ ederler. Bu iddiânın gerçekle ilgisi yoktur.
Târihi
Gaziantep’in bilinen târihi, M.Ö. 4000 bin senesine dayanır. Toprakları Eski Bâbil Devletine âitti. Anadolu’da ilk siyâsî birliği kuran Hititler, bu toprakları ele geçirdiler. Hititlerin son devirlerindeki Hitit Kargamış Krallığı bu bölgede kuruldu. Hurriler ve Mısır firavunları zaman zaman bu bölgeyi ele geçirdiler. Daha sonra Asurlar ve onun yerine geçen Yeni Bâbil ve bunu ortadan kaldıran Medlerin istilâsına uğradı. M.Ö. 4. asır sonlarında Anadolu ve İran’ı istilâ eden İskender, bu toprakları Makedonya Krallığına kattı. İskender’in ölümü üzerine buralar Selevkosların payına düştü.
M.Ö. birinci asırda Romalıların eline geçti. M.S. 395’te Roma ikiye bölününce, Doğu Roma (Bizans)nın payına düştü. Bizanslılarla Sâsânîler arasında bu bölge için zaman zaman savaşlar oldu.Türklerin “Antep”, Arapların “Ayntab” dedikleri şehir, ortaçağda küçük bir kasabaydı. Buraya 10 km uzaklıkta bulunan Türklerin “Dülük” ve Arapların “Delûk” dedikleri şehir “Delichenus” (Doliche), o bölgenin mühim bir yerleşim merkeziydi. Bu bölge hazret-i Ömer zamânında Iyâz ibni Ganem rahmetullahi aleyh başkomutanlığındaki İslâm ordusu tarafından fethedildi. Bir ara Bizanslılar bu bölgeyi ele geçirmişlerse de Abbâsî Devleti zamânında Hârûn Reşîd tarafından tekrar geri alındı.
Onuncu asırda bu bölgede Araplarla Bizaslılar arasında şiddetli çarpışmalar cereyân etti. Fakat bu bölge yine Müslümanların elinde kaldı. Selçuklu Türkleri bu bölgeye 1071 Malazgirt Zaferinden az önce Afşin Bey kumandasındaki orduları ile hâkim oldular. Fakat bir müddet sonra ellerinden çıktı. 1084’te Anadolu’da Türk Selçuklu Devletinin kurucusu Kutalmışoğlu Sultan Süleymân Şah yeniden bu bölgeyi fethetti. Bölge Sûriye Selçuklularından Alparslan’ın küçük oğlu Tutuş’un emrinde kaldı. 1098’de Birinci Haçlı Seferinde bu bölgeyi işgâl eden Haçlılar, Delûk ve civârını Urfa Kontluğuna, sonra da Maraş Senyörlüğüne bağladılar. Türk ordusu, 1150 senesinde Delûk önlerinde, Kudüs Kralı Baudoin’in kumandasındaki Haçlı ordusunu yok etti. Kral Baudoin, Delûk Kalesine sığındı. Türk Atabeyi Nûreddîn Zengî, kralın Kudüs’e gitmesine müsâade etti. Delûk ve civârını Nûreddîn Zengî fethetti. On ikinci asır sonlarında bu bölge Eyyûbî Devletine geçti. Bu devirde, Ayntâb (Antep) câmi ve saraylarla süslendi. 1270’te Moğolların eline geçmişse de, 1273’te Mısır-Suriye Türk Memlûk Sultânı Baybars geri aldı. 1400’de Timur Hanın eline geçen bölgeye bilâhare Karakoyunlu Hükümdârı Kara Yûsuf hâkim oldu. Karakoyunlulardan Dulkadirlilere, 1515’te Osmanlılara, bilâhare Memlûklere geçen bu bölge, 1516’da kesin olarak Osmanlı Devletinin topraklarına katıldı. 1839’da bir ara Kavalalı İbrâhim Paşanın elinde kalmıştır. Bunun dışında 1516-1919 arasında hiçbir işgâle mâruz kalmamıştır.
Osmanlı devrinde mühim bir kültür ve sanâyi merkezi oldu. Dericilik, yaycılık, boyacılık, yağcılık, dokumacılık ve sabunculuk çok gelişti. On dokuzuncu asrın sonunda, şehirde 70 boyahâne ve 3815 pamuklu tezgâh ve bunlarda çalışan 4000 kadar işçi bulunuyordu. Halı, kilim, alaca ve döşeme kumaşları meşhurdur. 1084’ten bu yana Antep’te Türk nüfûsu devamlı çoğunlukta oldu. Arap ve diğer etnik gruplar azınlıkta kaldılar. Birinci Dünyâ Harbi sonrası 15 Ocak 1919’da İngilizlerin işgâline uğradı. 9 ay 21 gün sonra İngilizler yerlerini 5 Kasım 1919’da Fransızlara devrettiler. Fransızlar dışardan getirdikleri silâhlı Ermeni çeteleriyle, o bölgede çok zulüm yaptılar. Antep halkı, Fransız ve Ermenilere karşı Nisan 1920’den 7 Şubat 1921’e kadar 10 ay 6 gün kahramanca mücâdele etti. Fransızlar Antep’ten geri çekildiler. Türkiye Büyük Millet Meclisi 1921 târihli ve 93 sayılı kânunla şehrin adını “Gâziayntâb” olarak değiştirdi. 1928’de ise bu isim “Gaziantep” şeklini aldı. “Ayn” kaynak pınar veya göz, “tâb” şehir mânâsındadır.
Osmanlılar devrinde Ayntâb, Dulkadir (Maraş) beylerbeyliğinin (eyâletinin) 5 sancağından (vilâyetinden) birine merkez olmuştu. Kilis ise Halep beylerbeyliğine bağlı 10 sancaktan birini teşkil etmiştir. Tanzimâttan sonra Halep eyâletinin 14 kazâlı merkez sancağına bağlı kazâlar arasında Ayntâb ve Kilis de vardır. Nizip ise aynı vilâyet içinde bulunan Urfa sancağının 5 kazâsından birisiydi. 1913’te Antep müstakil sancak oldu. Cumhûriyet devrinde bütün sancaklara (mutasarrıflıklara) “vilâyet” (il) denince, Antep de vilâyet merkezi oldu.
Fizikî Yapı
Topraklarının % 28’i ovalarla, % 52’si dağlar, % 18’i plato ve geri kalan % 2’si yaylalarla kaplıdır. Dağlar 1496 metreden yüksek değildir.
Dağları: Güneydoğu Torosların uzantıları, Sof Dağları, Dülükbaba Dağları, Sam Dağları, Güreniz Dağları, Ganibaba ve Sarıkaya Dağları ve Nur (Amanos) Dağları başlıcalarıdır. Bu dağ silsilesi içinde en yüksek yer Sof Dağları (Karakaş Tepesi 1496 m)dır. Karadağ (1008 m), Sarıkaya (1100 m), Dülükbaba (1250 m). Sof Dağlarının üzerinde küçük ovalar vardır. Geniş Gaziantep Platosu (Yaylası) Nizip Çayı, Sacır Suyu ve bunların kolları ile açılan vâdilerle parçalanmıştır.
Ovaları: İslâhiye Ovası: İlin en geniş ovasıdır. 850 km2 olup, İslâhiye, Fevzipaşa ve Sakçagöz’ü içine alır. Oğuzeli Ovası: 60 km2lik bir ovadır. Araban Ovası: 130 km2dir. Elbeyil Ovası: 200 km2dir. Denizden yüksekliği 600 metredir. Suriye sınırı boyunca Sacır Suyu ile Kilis arasında uzanır. Kilis Ovası: 100 km2 genişliğindedir. Bazalt bir eşik ile Elbeyli Ovasından ayrılır. Doğanpınar-Barak Ovası: Suriye sınırı boyunca uzanır. 280 kilometrekaredir. Çöllerden sonra Toros Dağlarının yükseldiği yerde, çölleri hilâl gibi sardığı için “Verimli Hilâl” diye adlandırılan ovada kurulan Gaziantep asırlarca Doğuya açılan pencere olmuştur.
Akarsuları: İlin akarsularının çoğu yazın kurur. Toprak yapısı suları sızdırır. Yeraltı suları bâzı yerlerde pınarlar olarak ortaya çıkar. Fırat Nehri, Gaziantep-Şanlıurfa sınırını çizer. Karasu 64 km uzunluğunda olup, Araban Ovasından geçer. Karasu ve kolları, Afrin Çayı ve Sabun Suyu Hatay Amir Gölü havzasına dökülür. Merzimen Çayı, Nizip Çayı, Fırat Irmağına karışır. Sacır Suyu, Akçakoyunlu yakınlarında sınırlarımızdan çıkıp, Suriye’de Fırat’a karışır.
İklim ve Bitki Örtüsü
İlin iklimi Akdeniz ve Doğu Anadolu iklimleri arasında bir geçiş özelliğini gösterir. Akdeniz iklimi ağır basar. Yazları sıcak ve kuraktır. Kışlar çok soğuk olmaz. Ortalama iki ay kar yağar. Toprak ortalama 15 gün kar altında kalır. Yağışlar çok istikrarsızdır. Bâzı seneye nazaran diğer sene iki misli yağmur yağar. Yağış ortalaması 550 milimetredir. Sıcaklık -17°C ile 48,8°C arasında seyreder.
İlin % 99’u tarıma elverişlidir. % 63’ü ekili dikili sahadır. % 22 orman ve fundalıktır. % 14’ü çayır ve mer’alardan ibârettir. Orman sahası azdır. Fundalık geniş bir yer kaplar. Dağlar orman, ova ve yaylalar otlak görünümündedir.
Ekonomi
Gaziantep, Güneydoğu Anadolu’nun en gelişmiş ilidir. Gelirinin % 40’ı tarımdan, % 25’i sanâyiden sağlanır. Faâl nüfûsun % 60’ı tarımda çalışır Önemli bir ticâret merkezidir.
Tarım: Gaziantep il toprakları her türlü tarım ürünlerinin yetişmesine müsâittir. Yaylalarda kuru tarım, ovalarda sulu tarım yapılır. Antep fıstığının ve üzümün en çok yetiştiği bir ildir. İl merkezi ve Kilis’te zeytin; il merkezi, Oğuzeli, Nizip, Kilis ve İslâhiye’de üzüm bağları; Araban, Nizip ve Yavuzeli’nde fıstık bahçeleri zengindir. Pirinç, pamuk, susam, tütün yetişir. Meyve ve sebzecilik yaygındır. Antep fıstığı bütün dünyâya buradan yayılmıştır. Şamlı tüccarlarla dünyâya dağıldığı için, Şam fıstığı denmiştir. Fıstık, ağaçlarda yetişir. Menengiç ağaçlarının aşılanması ile elde edilen fıstık ağaçlarının boyu 5-10 metredir. Tüysüz ve seyrek yapraklı bu ağaçta fıstıklar salkım hâlindedir. Üretim bir sene az bir sene çok olur. Yıllık üretim 5-25 bin ton arasında seyreder. Türkiye’nin fıstık istihsâlinin % 50-75’ini karşılar. 80 bin hektarlık bağlarda 20 çeşit üzüm yetişir. Beş milyon zeytin ağacından bol miktarda zeytin istihsal edilir. En çok domates olmak üzere, patlıcan, salatalık, kabak, sivri biber, turp ve diğerleri olarak yaklaşık 250 bin ton sebze yetişir. Ayrıca buğday, arpa, nohut, mercimek, pamuk, susam ve soğan üretilir. Zengin erik, nar, incir, ceviz ve zerdali bahçeleri de vardır.
Hayvancılık: İlin dağlık ve yaylalık bölgelerinde hayvancılık yapılır. Sığır azalırken küçükbaş hayvan çoğalmaktadır.
Ormancılık: Gaziantep orman bakımından oldukça fakir sayılır. Orman sâhası % 17 gözükmekteyse de, gerçek mânâda orman azdır. İlin sanâyi ve yakacak odun ihtiyâcını karşılamaktan uzaktır. Erozyonu önlemek için ağaçlandırma faâliyetine hız verilmiştir.
Mâdenleri: Gâziantep ili mâden bakımından da çok fakir sayılır. Çok az miktarda krom, manganez ve fosfor tuzu çıkarılır.
Sanâyi: Gaziantep sanâyi bakımından gelişmiş bir ildir. İrili ufaklı 500 sanâyi işletmesi vardır. Dokuma, iplik, un, sabun, deterjan, deri, plastik, çimento, salça, bisküvi ve yağ fabrikaları ön sırada yer alır. Sanâyi merkezi hâline gelen Gaziantep’te 45-200 Watt elektrik motorları, su santrifüjleri, matkap tezgâhları, soğuk hava depoları, akümülatör, kampana, piston, gömlek, cendere, vantilatör, aspiratör, su tesisat araçları, torna tezgâh, levha makinaları, leblebi kavurma makinaları, dondurma makinaları, bisküvi fırınları, iplik kurutma santrifüjleri, çikolata makinaları, şekerleme yapım ve ambalaj makinaları, dokuma ve desen makinaları, elektrik kaynağı makinaları, otomobil hava frenleri, tuz, bulgur ve un değirmenleri, üzüm presleri, otomatik kahve kavurma makinaları, briket makinaları, taş kırma konkasörü, elbise temizleme makinası, sanâyi gaz ocakları, çeşitli oto parçaları ve oto karoserleri yapılmaktadır. Gaziantep’te para kasacılığı da ilerlemektedir. Şifreli, alarmlı, tabancalı para kasalarından sonra, oksijenkaynağının kesemeyeceği kasa îmâline başlanmıştır.
Ulaşım: Gaziantep, kara, hava ve demiryolu ulaşımı bakımından zengin sayılır. Kuzeydoğu-Güney Suriye istikâmetindeki karayolu ile Akdeniz kıyılarını Güneydoğu Anadolu’ya bağlayan ve Gaziantep’ten geçen E-24 karayolu trafik bakımından çok yoğundur. Diyarbakır’dan Van ve Hakkâri’ye giden 6 nolu devlet yolu üzerindedir. Pozantı-Tarsus-Adana ve Gaziantep arasında yapılan Güney Oto Yolları sistemi; takrîben Gaziantep’e kadar 1995’te tamamlanacaktır. Gaziantep-Şanlıurfa arası kalan oto yol için de 1993 yılı içersinde etüd projesi yapılmış ve 2000’e kadar bitirilmesi planlanmıştır. Yol, üç gidiş üç geliş, toplam 6 şeritten ibârettir. 1995’te yolun bitiminde Adana-Gaziantep arası ulaşım 1,5 saate düşecektir.
Gaziantep’e 20 km uzaklıktaki hava alanından Ankara ve İstanbul’a devamlı ve düzenli uçak seferleriyle Türkiye’nin her yanına ulaşma imkânı vardır. Gaziantep il sınırları içinde 325 km gibi uzun bir demiryolu ağı bulunur. Adana’dan gelen demiryolu Gaziantep il sınırına girince Fevzipaşa istasyonunda iki kola ayrılır. Bir kol güneye iner. Üzerindeki Meydanekbez’den Suriye topraklarına girer. İkinci kol Maraş’ın Narlı istasyonundan il merkezine, Nizip ve Kargamış istasyonlarından sonra Haydarpaşa-Bağdat demiryolu ile birleşir. Suriye sınırının bir kısmından seyreden bu hattın bir kolu Halep’e, diğeri Bağdat’a ulaşır. Böylece demiryolu Gaziantep ilini üç hatla kat eder.
Nüfus ve Sosyal Hayat
Nüfus: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 1.140.594 olup, 821.127’si ilçelerde, 319.467’si köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 7642 km2 olup, nüfus yoğunluğu 149’dur.
Örf ve Âdetleri: Gaziantep 7. asırda hazret-i Ömer zamânında İslâm orduları tarafından fethedilerek, Bizanslılardan alındı. On birinci asrın sonlarına kadar Müslümanlarla Bizanslılar arasında, 12. asrın ortalarına kadar Selçuklu Türkleriyle Bizanslılar ve Haçlılar arasında zaman zaman el değiştirdi. On ikinci asrın ortalarından 1516’ya kadar Türkler ve kısa bir müddet Araplar bölgeye hâkim oldu. Yavuz Sultan Selim Han, 1516’da bu bölgeyi Osmanlı Devletine kattı. Bölge, Türk-İslâm kültürü ile yoğrulmuş olup, diğer kültürler 7. asırda kaybolmuş ve Bizansla Haçlı ordularının ve 19. asırda Amerikalı Protestan misyonerlerinin açtığı Amerikan Koleji ile yeniden tesis edilmek istenen Hıristiyan kültürü, filiz vermeden kurumuştur. Gaziantep’in bütün sosyal yaşayışında Türk-İslâm kültürü hâkimiyetini devâm ettirmektedir.
Kıyâfet: Mahallî kıyâfet her yerde olduğu gibi burada da unutuldu. Köylerde hâlen üste mâvi çuhadan yapılan fermana (önü açık, yakasız, kol ağzı dar çeket) ile alt kısma şalvar ve üçetek entari giyilir. Çarşafla başa “meşafe” denilen kareli örtü sararlar. Yemekleri: Gaziantep’in baklavası meşhurdur. Yemeklerde nâne, sarmısak, kırmızı biber ve baharat çok kullanılır. Üzümden yapılan ve “şire” (üzüm peksimeti) denilen çerezleri meşhurdur. Antep sucuğu, Besni sucuk ve pestili, Samsa ve Bastık başlıcalarıdır. Nüfus ve imkânlarına göre Türkiye’nin en çok eğlence yeri Gaziantep’tedir. Eğlenceye düşkündürler. Çiğ köfte, içli köfte ve lahmacun yaygındır. Kilis kebabı, Alenazik, simit kebabı, kabaklama, sarmısak ve erik tavası, yeni dünyâ ve elma kebabı meşhurdur. Folklor: Halk müziği ve oyunları bakımından Gaziantep en zengin ilimizdir. Halk oyunları çeşitli olup, en yaygını “halaylar”dır. Barak ağzı denilen okuyuş biçimleri, türkü ve ağıtları, uzun havaları meşhurdur. Halk edebiyâtı çok zengin olup, pekçok meşhur halk şâiri ve ozan yetişmiştir. El sanatları: Gaziantep’te el işlemeciliği, kilim dokumacılığı ve bakırcılık çok yaygın ve üstün bir seviyededir. Bakır vazo, mangal ve diğer turistik bakır eşyâlar çok kıymetlidir. Küçük el tezgâhlarında bez, halı, keçe, aba, kilim dokunur.
Eğitim: Gaziantep 7. asırdan bu yana bölgenin kültür merkezi olmuştur. Osmanlılar devrinde pekçok medrese, ipekçilik ve ticâret okulları bulunuyordu. Hâlen okuma-yazma oranı yüzde 60’ı yeni aşmıştır. İlde 81 anaokulu, 787 ilkokul, 68 ortaokul, 9 meslekî ve teknik ortaokul, 20 lise, 18 meslekî ve teknik lise vardır. Gaziantep Üniversitesine bağlı Eğitim Fakültesi, Mühendislik Fakültesi, Tıp Fakültesi ve Yabancı Diller Okulu gibi yüksek öğretim kurumları mevcuttur.
Yetişen meşhurlar: Târih boyunca bir kültür merkezi olan Gaziantep’te pekçok ilim ve edebiyât adamı yetişmiştir. Bunlardan bâzıları: Türk târihçisi Aynî, Şâir İbn-i Bâlî, Muhammed Münib, Mütercim Âsım Efendi, Şâir Münip Efendi, Maârif Nâzırı Tâhir Münif Paşa (7 dil bilirdi), Karacaoğlan, Gündeşlioğlu, Deli Boran, Âşık Hacı gibi ozanlardır. Kuvay-ı Milliye kumandanlarından Şâhin Bey (üsteğmen Said Efendi), Fransızlara karşı yaptığı savaşta şehid oldu. Halk arasında destanlaştı. Merkez Elif köyü aşîret reisi Karayılan Molla Mehmed, Fransızlara karşı ilk mücâdeleyi başlatarak şehid oldu. Şıh Câmiinde gömülüdür.
İlçeleri
Gaziantep’in on ilçesi vardır. Şehitkâmil ve Şâhinbey ilçeleri il merkezini meydana getirir.
Şâhinbey: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 422.671 olup, 384.510’u ilçe merkezinde, 38.161’i köylerde yaşamaktadır. İl merkezini meydana getiren ilçelerden biridir.
Şehitkâmil: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 267.177 olup, 218.924’ü ilçe merkezinde 48.253’ü köylerde yaşamaktadır. İl merkezini meydana getiren diğer ilçedir.
Araban: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 36.773 olup, 14.275’i ilçe merkezinde, 22.498’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 38 köyü vardır. Yüzölçümü 496 km2 olup, nüfus yoğunluğu 74’tür. İlçe toprakları 1000- 1500 m yükseklikte bir platonun üzerinde yer alır. Batısını Kartal (Sof) Dağları engebelendirir. İlçe topraklarını Fırat Irmağı ve Karasu Çayı sular. Orta kesimde yer alan Araban Ovası, oldukça verimlidir.
Ekonomisi, tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri tahıl ve pamuktur. Zeytincilik yapılan ilçede bağlar ve fıstık ağaçları boldur. İlçe merkezi, Karasu Çayının iki yakasında kurulmuştur. İl merkezine 64 km mesâfededir. 1957’de ilçe olan Araban’ın belediyesi aynı sene kurulmuştur.
İslâhiye: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 72.235 olup, 34.607’si ilçe merkezinde, 37.628’i köylerde yaşamaktadır. İlçe toprakları dağlarla çevrili düzlüklerden meydana gelir. Batısında Amanos (Nur) Dağları, doğusunda ise Kartal (Sof) Dağı yer alır. Dağların orta kesiminde yer alan İslâhiye Ovası verimlidir. İlçe topraklarını sulayan akarsuların en önemlisi Karaçay (Karasu)dır. Bu akarsuyun üzerinde sulama gâyeli Tahtaköprü Barajı kurulmuştur.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, soğan, şekerpancarı, pamuk, üzüm, zeytin, sarmısak, baklagillerdir. Akarsu kenarlarında yaygın olarak sebze yetiştirilir. Dağlık kesimlerde hayvancılık ve ormancılık başlıca geçim kaynağıdır. Orman ürünlerini işleyen, metal eşyâ ve makina üreten atölyeler başlıca sanâyi kuruluşlarıdır. İlçe topraklarında boksit ve dolamit yatakları vardır.
İlçe merkezi Gavur Dağlarının eteklerinde kurulmuştur. Haydarpaşa-Bağdat demiryolu ile Kahramanmaraş-Antalya karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 88 km mesâfededir. Eski bir yerleşim merkezidir. İlçe belediyesi 1894’te kurulmuştur.
Kargamış: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 15.380 olup, 3430’u ilçe merkezinde, 11.950’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 36 köyü vardır. İlçe toprakları orta yükseklikte düzlüklerden meydana gelir. Fırat Nehri topraklarını sular.
Ekonomisi tarım ve sınır ticâretine dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri antepfıstığı, zeytin, mercimek, buğday, pamuk, şekerpancarı ve sebze yetiştirilir. İlçe merkezi Fırat Nehri kıyısında kurulmuştur. Gaziantep-Akçakale-Nusaybin demiryolu ilçeden geçer. Kargamış ve Belkıs harâbeleri, târihî su yolları bu ilçededir. Eski ismi Barak’tır. Nizip ilçesine bağlı bucakken, 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu.
Kilis: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 121.752 olup, 82.882’si ilçe merkezinde, 38.870’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 33, Musabeyli bucağına bağlı 57 köyü vardır. Yüzölçümü 1243 km2 olup, nüfus yoğunluğu 98’dir. İlçe toprakları dalgalı düzlüklerden meydana gelir. Balık Suyu, Afrin Çayı ve Sabun Suyu başlıca akarsularıdır.
Ekonomisi tarım ve sınır ticâretine dayanır. Başlıca tarım ürünleri sebze ve meyvedir. En çok üzüm, zeytin, incir ve nar yetiştirilir. Ayrıca önemli miktarda buğday, arpa,mercimek, soğan ve sarmısak yetiştirilir. Hayvancılık gelişmiştir. En çok Kilis keçisi ve koyun beslenir. Öncüpınar sınır kapısından Suriye ile sınır ticâreti yapılır. İlçe topraklarında fosfat ve manganez yatakları vardır.
İlçe merkezi Acar Dağının güney eteklerinde kurulmuştur. Denizden yüksekliği 670 metredir. Târihi çok eski bir yerleşim merkezidir. Asur yazılı tabletlerinde, Kilis’ten “Kitizi” diye bahsedilir. Hazret-i Ömer zamânında fethedilen Kilis, Yavuz Sultan Selim Han zamânında Osmanlı topraklarına katıldı. İl merkezine 44 km mesâfededir. Gaziantep-Suriye karayolu ilçeden geçer. Belediyesi 1883’te kurulmuştur.
Nizip: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 106.381 olup, 58.604’ü ilçe merkezinde, 47.777’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 81 köyü vardır. İlçe toprakları orta yükseklikte engebeli arâziden meydana gelir. Kuzeyinde Gaziantep Platosu, güney kesiminde ise Barak Ovası yer alır. İlçe topraklarını Nizip Çayı sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri; arpa, zeytin, buğday, üzüm, mercimek, antep fıstığı ve soğan olup, ayrıca az miktarda nohut ve pamuk yetiştirilir. Canlı hayvan ticâretine yönelik koyun ve keçi beslenir. Zeytinyağı ve sabun fabrikaları başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi Nizip Çayı vâdisinde kurulmuştur. İl merkezine 45 km mesâfededir. Târihi çok eski bir yerleşim merkezidir. Târihî eserler bakımından zengindir. İlçe belediyesi 1911’de kurulmuştur.
Nurdağı: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 31.609 olup, 7048’i ilçe merkezinde, 24.561’i köylerde yaşamaktadır. İlçe toprakları orta yükseklikteki düzlüklerden meydana gelir.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri zeytin, şekerpancarı buğday, üzüm, soğan ve baklagillerdir. İslâhiye ilçesi Fevzipaşa bucağına bağlı belediyelik bir köyken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu. Kahramanmaraş sınırındadır.
Oğuzeli: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 42.661 olup, 9983’ü ilçe merkezinde, 32.678’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 27, Elbeyli bucağına bağlı 20, Doğanpınar bucağına bağlı 41 köyü vardır. Yüzölçümü 463 km2 olup, nüfus yoğunluğu 92’dir. İlçe toprakları Tilbaşar Ovasında yer alır. Topraklarını Sacır Suyu ve Balık Suyu sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, üzüm, arpa, mercimek, nohut, soğan, sarmısak olup, ayrıca az miktarda incir, nar, pamuk, mısır, zeytin ve antepfıstığı yetiştirilir. Canlı hayvan ticâretine dayalı olarak Kilis keçisi ve koyun beslenir. Yaygın bir şekilde sınır ticâreti yapılır.
İlçe merkezi, Tilbaşar Ovasında Sacır Suyu kenarında kurulmuştur. Denizden yüksekliği 700 metredir. İlçenin etrâfı bağ ve bahçelerle kaplıdır. İl merkezine 16 km mesâfededir. İlçe belediyesi 1946’da kurulmuştur.
Yavuzeli: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 23.955 olup, 6864’ü ilçe merkezinde 17.091’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 30 köyü vardır. Yüzölçümü 463 km2 olup, nüfus yoğunluğu 51’dir. İlçe toprakları orta yükseklikteki dalgalı düzlüklerden meydana gelir. Başlıca akarsuyu ovayı sulayan Bozatlı Deresi olarak da bilinen Merzimen Deresidir.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, nohut, mercimek, antepfıstığı ve pamuktur. Hayvancılık ikinci derecede gelir kaynağıdır. İlçe merkezi Yavuzeli Ovasında kurulmuştur. Gaziantep-Adıyaman karayolu ilçe merkezinden geçer. İl merkezine 37 km mesâfededir. İlçe belediyesi 1958’de kurulmuştur.
Târihî Eserler ve Turistik Yerleri
Gaziantep târihî ve turistik yerler bakımından olduğu gibi, Ortadoğu ülkeleri ile Türkiye arasındaki yolların kavşak noktası olduğu için dış ve iç turizmi hareketlidir. Gaziantep ilinde 100’e yakın kale, höyük, harâbe, eski devirlere âit şehir kalıntıları, yüzlerce türbe, çeşitli devirlere âit çok sayıda câmi vardır.
Gaziantep Kalesi: Çok eski bir kaledir. Abbâsî Halîfesi Hârûn Reşîd, 6. asırda Bizans İmparatoru Justinianus ve 16. asırda Osmanlılar tâmir ettirmiştir. Kale dâire şeklinde olup, duvarlarının uzunluğu, 1200 metredir. 26 burcu, câmi ve diğer yapıların kalıntıları ile kalenin etrâfında derin çukurlar vardır. Kale şehre hâkim bir yerdedir. Kale hakkında pekçok efsâneler vardır.
Revanda Kalesi: Gaziantep-Kilis arasındadır.Yapım târihi bilinmemektedir. Muhteşem bir yapı olup, duvar ve burçları sağlamdır. Kale içinde su sarnıçları ve yapı kalıntıları vardır.
Tilbaşar Kalesi: Oğuzeli ilçesine 10 km uzaklıktadır. Eski adı Türbessel’dir. Sultan Mes’ûd’un oğlu Kılıç Arslan 1149’da bu kaleyi feth etmiştir. Eski devirlerde büyük bir ticâret ve sanâyi şehriydi.
Ömeriye Câmii: Hazret-i Ömer zamânında yapılmış târihî bir câmidir. 1210, 1785 ve 1850’de tâmir görmüştür. Karataş ve al mermerden yapılan mihrabı, sanat şâheseridir. Düğmeci Mahallesindedir.
Şeyh Fethullah Câmii: Yazıcık semtindedir. On altıncı asır ortalarında Şeyh Fethullah bin Abdülkerîm tarafından yaptırılmıştır. Mihrâbı, minberi ve kırmızı mozaikleri meşhurdur.
Alâüddevle Câmii: Uzun Çarşı Mahallesindedir. Dulkadiroğullarından Alâüddevle Bozkurt Bey zamânında yapıldığı tahmin edilmektedir. Gördüğü tâmirâtlar yüzünden sâdece minâresi ilk günkü gibi zamânımıza kadar gelmiştir. Dulkadiroğullarından günümüze kadar ulaşan tek eser olarak bilinmektedir.
Hüseyin Paşa (Çıkrıkçı) Câmii: Gâziler Caddesindedir. On sekizinci asır başlarında Kethüdâ Hüseyin Ağa tarafından yaptırılmıştır. Çok köşeli minâre iki şerefelidir.
Ulu Câmi: Kilis ilçesindedir. Memlûkler döneminde Hacı Halil bin Abdullah tarafından 1334’te yaptırılmıştır. Kuzey tarafında dokuz kapı vardır. 1709 ve 1905’te tâmir edilmiştir.
Canbolat Bey Câmii: Kilis’te olup, Kânûnî Sultan Süleymân Han devrinde Beylerbeyi Canbolat Bey tarafından yaptırılmıştır. Kare plânlı, tek kubbeli Osmanlı câmilerinin ince örneklerindendir. Tekye Câmii de denir. Kudüs’teki Kubbet-üs-Sahrâ’ya benzer. Mihrâbı taş işçilik bakımındançok güzeldir.
Şeyhler Câmii: Kilis’in Şeyhler Mahallesindedir. 1665’te Abaza Hasan Paşa tarafından yaptırılmıştır. Minâresi sekiz köşeli olup, kalın ve kısa gövdelidir.
Leylek Câmii: Nizip ilçesinde olup, çok eski ve târihî hâtırası büyük mânevî değeri olan bir câmidir. İlkbaharda leylekler gelince, bu câminin şerefesine yuva yapmalarından dolayı bu isim verilmiştir. Büyük İslâm kumandanlarından Hâlid bin Velîd radıyallahü anh, Irak’ta Bizans ordusunu yenince, Nizip’e gelip, Leylek Câmiinde misâfir kalmıştır. Çok sevdiği Hasan Mader’i (rahmetullahi aleyh) bu câmiye imâm tâyin etmişti. Bu zâtın türbesi câminin bahçesindedir. O zamâna âit câmi, zamanla yıkılınca, yeniden tâmir edildi.
Ramazaniye Medresesi: Ahmed Çelebi Câmii yanındadır. 1713’te Seyyid Ahmed bin Şeyh Ramazan tarafından yaptırılmıştır. Aslı tek katlı olan medresenin üstüne günümüzde bir kat daha ilâve edilmiştir.
Mevlevîhâne: Kilis’te hükûmet konağı karşısındadır. Kitâbesinden 1525’te Abdülhamîd Murtaza Efendi tarafından Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî adına yapılmıştır. Halk arasında Aktekke adıyla bilinmektedir. Bâzı bölümleri günümüze ulaşmamıştır.
Debbağhâne Köprüsü: İl merkezinde Alleben Deresi üzerinde yapılmıştır. Yıkık vaziyettedir. Kitâbesinden 1259’da Melik Nâsır tarafından yaptırıldığı anlaşılmaktadır.
Taş Köprü: Nizip Çayı üzerindedir. 1468’de yapılmıştır. 1942’de Hacı Reşîd Efendi tâmir ettirmiştir. 1953’te sel felâketinde tahrib olunca, halk tarafından tâmir ettirilmiştir. Uzunuluğu 23 m, yüksekliği 4.80 m olup, beyaz taştan yapılan üç ayağı vardır.
Eski çağlara âit eserler:
Gaziantep ve çevresinin çok eskiden beri yerleşim merkezi olduğu bilinmektedir. Eski devirlerin en önemli merkezleri olan Tılmen Höyük ve Gedikli bu bölgededir.
Kilise: Nizip’te Romalılardan kalmadır.Peygamber efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem dünyâyı teşrif ettiklerinde (doğum günü) haçları yıkılan (uçan) 7 kiliseden biridir. Burası uzun zaman câmi olarak kullanılmıştır.
Yeşemek Heykel Atelyesi: İslâhiye’nin 20 km yakınındadır. Karatepe’nin kuzey sırtında kurulmuş açık hava atelyesidir. Dünyâda bir benzeri yoktur. Etilerden kalmadır. Heykeller burada yapılır, sipâriş edilen yerde ise ince işçiliği tamamlanırdı. Hâlen yüzlerce heykel bulunmaktadır.
Kaya Mezarları: Dülükbaba, Ayizlitepe, Dülük ve Halilbaş köyleri civârında bulunan bu mezarlar, 5-15 basamak ile inilen yeraltı mağaraları içindedir. Mağaralarda 3 ile 9 tâne kayadan oyma sâbit lâhitler bulunmaktadır. Romalılardan kalmadır.
Kargamış: Kargamış ilçesi yakınındaki “Kargamış” eski devirlerin en büyük şehirlerinden biriydi. Şehri M.Ö. 10. asırda Hititler kurmuşlardır. Kazılarda Hititlerle ilgili çok eser ortaya çıkarılmıştır. Kargamış harâbelerinden çıkan 10 heykel İngiltere’ye kaçırılmıştır. Bunlar “British Müzesi’ndeki en kıymetli eserlerdir. Gaziantep müzesinde sert taştan “ortostad” (dik düzgün duran taş) parçası, M.Ö. 800 yıllarına âittir. Törene iştirak eden bir insan tasviridir. Geç Hitit devrine âittir.
Belkıs (Zugma): M.Ö. 3. asırdaki bir şehrin kalıntılarıdır. Kale, saray, sarnıç, hamam ve çeşitli harâbeler vardır. Nizip-Birecik karayolu üzerindedir. 30 merdivenle inilen yeraltı mahzeni ilgi çekicidir. Belkıs köyü Nizip’e 10 km uzaklıktadır. Buradan çıkarılıp İtalya, Fransa ve İngiltere’ye kaçırılan eserler, bu ülke müzelerindedir. Kalesi yüksek bir yerdedir.
Kiriş (Korus) “Horoz” Harâbeleri: Kilis’e 20 km mesâfededir. Yapılan kazılarda Romalılar ve İskender devrine âit kale, tiyatro, tapınak harâbeleri ile câmi, çok sayıda sütun başlığı ve Roma sikkeleri bulunmuştur. Câmi yanında hazret-i Dâvûd aleyhisselâmın komutanlarından Orya Nebi’ye âit türbe vardır. Kale içindedir.
Düllük: Gaziantep’e 10 km uzaklıkta târihî ve eski bir şehirdir. Pekçok harâbeler mevcuttur. “Düllûk” ve “Delük” de denir.
Zincirli (Şamal): M.Ö. 1200 yıllarında Hititlerden kalma bir şehirdir. Asurlular tarafından ele geçirilmiştir. Şehir harâbelerinden çıkarılan eserler Ankara ve Berlin müzesindedir. Burası küçük bir Hitit Krallığıydı. Asurlular işgâl ettiler.
Sakçagöz (Keferdiz) Caba Höyük: Saçagöz köyü yakınındadır. Aksu ve Karasu Vâdisinde dört Hitit krallığı vardı. Berlin Müzesinde 971 numaralı “kralın arslan avı” taş üzerindeki kabartma bu höyükten kaçırılmıştır.
Cıncıklı: İslâhiye yakınlarındadır. İslâhiye geçidini korumak için Bizanslılar yapmıştır. Renkli mozayik ve geometrik şekilli resimlerle süslüdür.
Gedikli (Kara) Höyük: Kazılarda eski devirlerden kalma eserlerle Roma’ya âit seramik ve sikkeler bulunmuştur.
Şehitlik Anıtı: Antep savunmasında şehid düşenlerin hâtırasına dikilen anıttır.
Şâhinbey Anıtı: Gaziantep-Kilis yolu üzerindedir. Fransızlara karşı savaşda 28 Mart 1920’de şehîd düşen Şâhin Bey için yapılmıştır.
Arkeoloji Müzesi: Selçuklu devrine âit medresede kurulan bu müzede önemli Hitit eserleri vardır. Müze daha önce Nuri Paşa Câmiindeydi.
Mesîre yerleri:
Orman bakımından zengin olmayan Gaziantep’te mesîre yerleri olarak bağlık ve bahçelik yörelerden ve pınarbaşlarından faydalanılmaktadır. Başlıca mesîre yerleri şunlardır:
Kavaklık: Gaziantep’in içinden geçen Alleben Deresi çevresinde 400 dönümlük yeşil ve ağaçlık bir bölgedir.
Dutluk: İl mekkezine 5 km uzaklıkta, dut ve kayısı ağaçları, soğuk pınarları ve bahçeleri ile güzel bir mesîre yeridir.
Sofdağı: İl merkezine 15 km uzaklıkta havası, suyu ve manzarası çok güzel bir piknik yeridir.
Başpınar: Gaziantep’e 10 km mesâfede soğuk suları ve yeşilliğiyle meşhur bir mesîre yeridir.
(:::)ınar: Kilis yolu üzerindedir. Yerden sıcak su fışkırır. Burada yapılan çiğ köfte meşhurdur.
Kaynak
Rehber Ansiklopedisi
GAZİANTEP
İstiklâl Harbinde düşmana karşı kahramanca mücâdelesi sebebiyle “Gâzi” ünvânı verilmiş Güneydoğu Anadolu’da yer alan bir ilimiz. 36°28’ ve 38°01’ doğu boylamları ile 36°38’ ve 37°32’ kuzey enlemleri arasında kalan il toprakları; doğuda Urfa, kuzeydoğuda Adıyaman, kuzeyde Kahramanmaraş, batıda Adana ve Hatay illeri, güneyde ise Suriye sınırı ile çevrilidir. Trafik numarası 27’dir. Kilim, sabun, bulama, baklava ve fıstığıyla meşhurdur.
İsminin Menşei
Hititlilerce kurulan bu şehrin ismi “Hantap” idi. Hazret-i Ömer zamânında İslâm orduları tarafından fethedilince şehrin çevresindeki pınar ve sulara izâfeten “pınar şehri” (parlak pınar) mânâsına gelen “Ayntâb” ismi verildi. Türkler bu şehri fethedince, kendi telaffuzlarına uygun olarak “Antep” dediler. Birinci Dünyâ Harbini müteâkip Antep’i işgâl eden düşman kuvvetlerine karşı kahramanca mücâdele veren bu şehri, Türkiye Büyük Millet Meclisi, kânunla “Gâzi” ünvânını vererek “Gaziantep” yaptı. Batı kaynakları, Anadolu’nun her şehrinin ismini kendi kültürlerine göre değerlendirmişlerdir. Antep’in “Anthapt” (Kraliçe Ani’ye adanmış topraklar)dan geldiğini iddiâ ederler. Bu iddiânın gerçekle ilgisi yoktur.
Târihi
Gaziantep’in bilinen târihi, M.Ö. 4000 bin senesine dayanır. Toprakları Eski Bâbil Devletine âitti. Anadolu’da ilk siyâsî birliği kuran Hititler, bu toprakları ele geçirdiler. Hititlerin son devirlerindeki Hitit Kargamış Krallığı bu bölgede kuruldu. Hurriler ve Mısır firavunları zaman zaman bu bölgeyi ele geçirdiler. Daha sonra Asurlar ve onun yerine geçen Yeni Bâbil ve bunu ortadan kaldıran Medlerin istilâsına uğradı. M.Ö. 4. asır sonlarında Anadolu ve İran’ı istilâ eden İskender, bu toprakları Makedonya Krallığına kattı. İskender’in ölümü üzerine buralar Selevkosların payına düştü.
M.Ö. birinci asırda Romalıların eline geçti. M.S. 395’te Roma ikiye bölününce, Doğu Roma (Bizans)nın payına düştü. Bizanslılarla Sâsânîler arasında bu bölge için zaman zaman savaşlar oldu.Türklerin “Antep”, Arapların “Ayntab” dedikleri şehir, ortaçağda küçük bir kasabaydı. Buraya 10 km uzaklıkta bulunan Türklerin “Dülük” ve Arapların “Delûk” dedikleri şehir “Delichenus” (Doliche), o bölgenin mühim bir yerleşim merkeziydi. Bu bölge hazret-i Ömer zamânında Iyâz ibni Ganem rahmetullahi aleyh başkomutanlığındaki İslâm ordusu tarafından fethedildi. Bir ara Bizanslılar bu bölgeyi ele geçirmişlerse de Abbâsî Devleti zamânında Hârûn Reşîd tarafından tekrar geri alındı.
Onuncu asırda bu bölgede Araplarla Bizaslılar arasında şiddetli çarpışmalar cereyân etti. Fakat bu bölge yine Müslümanların elinde kaldı. Selçuklu Türkleri bu bölgeye 1071 Malazgirt Zaferinden az önce Afşin Bey kumandasındaki orduları ile hâkim oldular. Fakat bir müddet sonra ellerinden çıktı. 1084’te Anadolu’da Türk Selçuklu Devletinin kurucusu Kutalmışoğlu Sultan Süleymân Şah yeniden bu bölgeyi fethetti. Bölge Sûriye Selçuklularından Alparslan’ın küçük oğlu Tutuş’un emrinde kaldı. 1098’de Birinci Haçlı Seferinde bu bölgeyi işgâl eden Haçlılar, Delûk ve civârını Urfa Kontluğuna, sonra da Maraş Senyörlüğüne bağladılar. Türk ordusu, 1150 senesinde Delûk önlerinde, Kudüs Kralı Baudoin’in kumandasındaki Haçlı ordusunu yok etti. Kral Baudoin, Delûk Kalesine sığındı. Türk Atabeyi Nûreddîn Zengî, kralın Kudüs’e gitmesine müsâade etti. Delûk ve civârını Nûreddîn Zengî fethetti. On ikinci asır sonlarında bu bölge Eyyûbî Devletine geçti. Bu devirde, Ayntâb (Antep) câmi ve saraylarla süslendi. 1270’te Moğolların eline geçmişse de, 1273’te Mısır-Suriye Türk Memlûk Sultânı Baybars geri aldı. 1400’de Timur Hanın eline geçen bölgeye bilâhare Karakoyunlu Hükümdârı Kara Yûsuf hâkim oldu. Karakoyunlulardan Dulkadirlilere, 1515’te Osmanlılara, bilâhare Memlûklere geçen bu bölge, 1516’da kesin olarak Osmanlı Devletinin topraklarına katıldı. 1839’da bir ara Kavalalı İbrâhim Paşanın elinde kalmıştır. Bunun dışında 1516-1919 arasında hiçbir işgâle mâruz kalmamıştır.
Osmanlı devrinde mühim bir kültür ve sanâyi merkezi oldu. Dericilik, yaycılık, boyacılık, yağcılık, dokumacılık ve sabunculuk çok gelişti. On dokuzuncu asrın sonunda, şehirde 70 boyahâne ve 3815 pamuklu tezgâh ve bunlarda çalışan 4000 kadar işçi bulunuyordu. Halı, kilim, alaca ve döşeme kumaşları meşhurdur. 1084’ten bu yana Antep’te Türk nüfûsu devamlı çoğunlukta oldu. Arap ve diğer etnik gruplar azınlıkta kaldılar. Birinci Dünyâ Harbi sonrası 15 Ocak 1919’da İngilizlerin işgâline uğradı. 9 ay 21 gün sonra İngilizler yerlerini 5 Kasım 1919’da Fransızlara devrettiler. Fransızlar dışardan getirdikleri silâhlı Ermeni çeteleriyle, o bölgede çok zulüm yaptılar. Antep halkı, Fransız ve Ermenilere karşı Nisan 1920’den 7 Şubat 1921’e kadar 10 ay 6 gün kahramanca mücâdele etti. Fransızlar Antep’ten geri çekildiler. Türkiye Büyük Millet Meclisi 1921 târihli ve 93 sayılı kânunla şehrin adını “Gâziayntâb” olarak değiştirdi. 1928’de ise bu isim “Gaziantep” şeklini aldı. “Ayn” kaynak pınar veya göz, “tâb” şehir mânâsındadır.
Osmanlılar devrinde Ayntâb, Dulkadir (Maraş) beylerbeyliğinin (eyâletinin) 5 sancağından (vilâyetinden) birine merkez olmuştu. Kilis ise Halep beylerbeyliğine bağlı 10 sancaktan birini teşkil etmiştir. Tanzimâttan sonra Halep eyâletinin 14 kazâlı merkez sancağına bağlı kazâlar arasında Ayntâb ve Kilis de vardır. Nizip ise aynı vilâyet içinde bulunan Urfa sancağının 5 kazâsından birisiydi. 1913’te Antep müstakil sancak oldu. Cumhûriyet devrinde bütün sancaklara (mutasarrıflıklara) “vilâyet” (il) denince, Antep de vilâyet merkezi oldu.
Fizikî Yapı
Topraklarının % 28’i ovalarla, % 52’si dağlar, % 18’i plato ve geri kalan % 2’si yaylalarla kaplıdır. Dağlar 1496 metreden yüksek değildir.
Dağları: Güneydoğu Torosların uzantıları, Sof Dağları, Dülükbaba Dağları, Sam Dağları, Güreniz Dağları, Ganibaba ve Sarıkaya Dağları ve Nur (Amanos) Dağları başlıcalarıdır. Bu dağ silsilesi içinde en yüksek yer Sof Dağları (Karakaş Tepesi 1496 m)dır. Karadağ (1008 m), Sarıkaya (1100 m), Dülükbaba (1250 m). Sof Dağlarının üzerinde küçük ovalar vardır. Geniş Gaziantep Platosu (Yaylası) Nizip Çayı, Sacır Suyu ve bunların kolları ile açılan vâdilerle parçalanmıştır.
Ovaları: İslâhiye Ovası: İlin en geniş ovasıdır. 850 km2 olup, İslâhiye, Fevzipaşa ve Sakçagöz’ü içine alır. Oğuzeli Ovası: 60 km2lik bir ovadır. Araban Ovası: 130 km2dir. Elbeyil Ovası: 200 km2dir. Denizden yüksekliği 600 metredir. Suriye sınırı boyunca Sacır Suyu ile Kilis arasında uzanır. Kilis Ovası: 100 km2 genişliğindedir. Bazalt bir eşik ile Elbeyli Ovasından ayrılır. Doğanpınar-Barak Ovası: Suriye sınırı boyunca uzanır. 280 kilometrekaredir. Çöllerden sonra Toros Dağlarının yükseldiği yerde, çölleri hilâl gibi sardığı için “Verimli Hilâl” diye adlandırılan ovada kurulan Gaziantep asırlarca Doğuya açılan pencere olmuştur.
Akarsuları: İlin akarsularının çoğu yazın kurur. Toprak yapısı suları sızdırır. Yeraltı suları bâzı yerlerde pınarlar olarak ortaya çıkar. Fırat Nehri, Gaziantep-Şanlıurfa sınırını çizer. Karasu 64 km uzunluğunda olup, Araban Ovasından geçer. Karasu ve kolları, Afrin Çayı ve Sabun Suyu Hatay Amir Gölü havzasına dökülür. Merzimen Çayı, Nizip Çayı, Fırat Irmağına karışır. Sacır Suyu, Akçakoyunlu yakınlarında sınırlarımızdan çıkıp, Suriye’de Fırat’a karışır.
İklim ve Bitki Örtüsü
İlin iklimi Akdeniz ve Doğu Anadolu iklimleri arasında bir geçiş özelliğini gösterir. Akdeniz iklimi ağır basar. Yazları sıcak ve kuraktır. Kışlar çok soğuk olmaz. Ortalama iki ay kar yağar. Toprak ortalama 15 gün kar altında kalır. Yağışlar çok istikrarsızdır. Bâzı seneye nazaran diğer sene iki misli yağmur yağar. Yağış ortalaması 550 milimetredir. Sıcaklık -17°C ile 48,8°C arasında seyreder.
İlin % 99’u tarıma elverişlidir. % 63’ü ekili dikili sahadır. % 22 orman ve fundalıktır. % 14’ü çayır ve mer’alardan ibârettir. Orman sahası azdır. Fundalık geniş bir yer kaplar. Dağlar orman, ova ve yaylalar otlak görünümündedir.
Ekonomi
Gaziantep, Güneydoğu Anadolu’nun en gelişmiş ilidir. Gelirinin % 40’ı tarımdan, % 25’i sanâyiden sağlanır. Faâl nüfûsun % 60’ı tarımda çalışır Önemli bir ticâret merkezidir.
Tarım: Gaziantep il toprakları her türlü tarım ürünlerinin yetişmesine müsâittir. Yaylalarda kuru tarım, ovalarda sulu tarım yapılır. Antep fıstığının ve üzümün en çok yetiştiği bir ildir. İl merkezi ve Kilis’te zeytin; il merkezi, Oğuzeli, Nizip, Kilis ve İslâhiye’de üzüm bağları; Araban, Nizip ve Yavuzeli’nde fıstık bahçeleri zengindir. Pirinç, pamuk, susam, tütün yetişir. Meyve ve sebzecilik yaygındır. Antep fıstığı bütün dünyâya buradan yayılmıştır. Şamlı tüccarlarla dünyâya dağıldığı için, Şam fıstığı denmiştir. Fıstık, ağaçlarda yetişir. Menengiç ağaçlarının aşılanması ile elde edilen fıstık ağaçlarının boyu 5-10 metredir. Tüysüz ve seyrek yapraklı bu ağaçta fıstıklar salkım hâlindedir. Üretim bir sene az bir sene çok olur. Yıllık üretim 5-25 bin ton arasında seyreder. Türkiye’nin fıstık istihsâlinin % 50-75’ini karşılar. 80 bin hektarlık bağlarda 20 çeşit üzüm yetişir. Beş milyon zeytin ağacından bol miktarda zeytin istihsal edilir. En çok domates olmak üzere, patlıcan, salatalık, kabak, sivri biber, turp ve diğerleri olarak yaklaşık 250 bin ton sebze yetişir. Ayrıca buğday, arpa, nohut, mercimek, pamuk, susam ve soğan üretilir. Zengin erik, nar, incir, ceviz ve zerdali bahçeleri de vardır.
Hayvancılık: İlin dağlık ve yaylalık bölgelerinde hayvancılık yapılır. Sığır azalırken küçükbaş hayvan çoğalmaktadır.
Ormancılık: Gaziantep orman bakımından oldukça fakir sayılır. Orman sâhası % 17 gözükmekteyse de, gerçek mânâda orman azdır. İlin sanâyi ve yakacak odun ihtiyâcını karşılamaktan uzaktır. Erozyonu önlemek için ağaçlandırma faâliyetine hız verilmiştir.
Mâdenleri: Gâziantep ili mâden bakımından da çok fakir sayılır. Çok az miktarda krom, manganez ve fosfor tuzu çıkarılır.
Sanâyi: Gaziantep sanâyi bakımından gelişmiş bir ildir. İrili ufaklı 500 sanâyi işletmesi vardır. Dokuma, iplik, un, sabun, deterjan, deri, plastik, çimento, salça, bisküvi ve yağ fabrikaları ön sırada yer alır. Sanâyi merkezi hâline gelen Gaziantep’te 45-200 Watt elektrik motorları, su santrifüjleri, matkap tezgâhları, soğuk hava depoları, akümülatör, kampana, piston, gömlek, cendere, vantilatör, aspiratör, su tesisat araçları, torna tezgâh, levha makinaları, leblebi kavurma makinaları, dondurma makinaları, bisküvi fırınları, iplik kurutma santrifüjleri, çikolata makinaları, şekerleme yapım ve ambalaj makinaları, dokuma ve desen makinaları, elektrik kaynağı makinaları, otomobil hava frenleri, tuz, bulgur ve un değirmenleri, üzüm presleri, otomatik kahve kavurma makinaları, briket makinaları, taş kırma konkasörü, elbise temizleme makinası, sanâyi gaz ocakları, çeşitli oto parçaları ve oto karoserleri yapılmaktadır. Gaziantep’te para kasacılığı da ilerlemektedir. Şifreli, alarmlı, tabancalı para kasalarından sonra, oksijenkaynağının kesemeyeceği kasa îmâline başlanmıştır.
Ulaşım: Gaziantep, kara, hava ve demiryolu ulaşımı bakımından zengin sayılır. Kuzeydoğu-Güney Suriye istikâmetindeki karayolu ile Akdeniz kıyılarını Güneydoğu Anadolu’ya bağlayan ve Gaziantep’ten geçen E-24 karayolu trafik bakımından çok yoğundur. Diyarbakır’dan Van ve Hakkâri’ye giden 6 nolu devlet yolu üzerindedir. Pozantı-Tarsus-Adana ve Gaziantep arasında yapılan Güney Oto Yolları sistemi; takrîben Gaziantep’e kadar 1995’te tamamlanacaktır. Gaziantep-Şanlıurfa arası kalan oto yol için de 1993 yılı içersinde etüd projesi yapılmış ve 2000’e kadar bitirilmesi planlanmıştır. Yol, üç gidiş üç geliş, toplam 6 şeritten ibârettir. 1995’te yolun bitiminde Adana-Gaziantep arası ulaşım 1,5 saate düşecektir.
Gaziantep’e 20 km uzaklıktaki hava alanından Ankara ve İstanbul’a devamlı ve düzenli uçak seferleriyle Türkiye’nin her yanına ulaşma imkânı vardır. Gaziantep il sınırları içinde 325 km gibi uzun bir demiryolu ağı bulunur. Adana’dan gelen demiryolu Gaziantep il sınırına girince Fevzipaşa istasyonunda iki kola ayrılır. Bir kol güneye iner. Üzerindeki Meydanekbez’den Suriye topraklarına girer. İkinci kol Maraş’ın Narlı istasyonundan il merkezine, Nizip ve Kargamış istasyonlarından sonra Haydarpaşa-Bağdat demiryolu ile birleşir. Suriye sınırının bir kısmından seyreden bu hattın bir kolu Halep’e, diğeri Bağdat’a ulaşır. Böylece demiryolu Gaziantep ilini üç hatla kat eder.
Nüfus ve Sosyal Hayat
Nüfus: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 1.140.594 olup, 821.127’si ilçelerde, 319.467’si köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 7642 km2 olup, nüfus yoğunluğu 149’dur.
Örf ve Âdetleri: Gaziantep 7. asırda hazret-i Ömer zamânında İslâm orduları tarafından fethedilerek, Bizanslılardan alındı. On birinci asrın sonlarına kadar Müslümanlarla Bizanslılar arasında, 12. asrın ortalarına kadar Selçuklu Türkleriyle Bizanslılar ve Haçlılar arasında zaman zaman el değiştirdi. On ikinci asrın ortalarından 1516’ya kadar Türkler ve kısa bir müddet Araplar bölgeye hâkim oldu. Yavuz Sultan Selim Han, 1516’da bu bölgeyi Osmanlı Devletine kattı. Bölge, Türk-İslâm kültürü ile yoğrulmuş olup, diğer kültürler 7. asırda kaybolmuş ve Bizansla Haçlı ordularının ve 19. asırda Amerikalı Protestan misyonerlerinin açtığı Amerikan Koleji ile yeniden tesis edilmek istenen Hıristiyan kültürü, filiz vermeden kurumuştur. Gaziantep’in bütün sosyal yaşayışında Türk-İslâm kültürü hâkimiyetini devâm ettirmektedir.
Kıyâfet: Mahallî kıyâfet her yerde olduğu gibi burada da unutuldu. Köylerde hâlen üste mâvi çuhadan yapılan fermana (önü açık, yakasız, kol ağzı dar çeket) ile alt kısma şalvar ve üçetek entari giyilir. Çarşafla başa “meşafe” denilen kareli örtü sararlar. Yemekleri: Gaziantep’in baklavası meşhurdur. Yemeklerde nâne, sarmısak, kırmızı biber ve baharat çok kullanılır. Üzümden yapılan ve “şire” (üzüm peksimeti) denilen çerezleri meşhurdur. Antep sucuğu, Besni sucuk ve pestili, Samsa ve Bastık başlıcalarıdır. Nüfus ve imkânlarına göre Türkiye’nin en çok eğlence yeri Gaziantep’tedir. Eğlenceye düşkündürler. Çiğ köfte, içli köfte ve lahmacun yaygındır. Kilis kebabı, Alenazik, simit kebabı, kabaklama, sarmısak ve erik tavası, yeni dünyâ ve elma kebabı meşhurdur. Folklor: Halk müziği ve oyunları bakımından Gaziantep en zengin ilimizdir. Halk oyunları çeşitli olup, en yaygını “halaylar”dır. Barak ağzı denilen okuyuş biçimleri, türkü ve ağıtları, uzun havaları meşhurdur. Halk edebiyâtı çok zengin olup, pekçok meşhur halk şâiri ve ozan yetişmiştir. El sanatları: Gaziantep’te el işlemeciliği, kilim dokumacılığı ve bakırcılık çok yaygın ve üstün bir seviyededir. Bakır vazo, mangal ve diğer turistik bakır eşyâlar çok kıymetlidir. Küçük el tezgâhlarında bez, halı, keçe, aba, kilim dokunur.
Eğitim: Gaziantep 7. asırdan bu yana bölgenin kültür merkezi olmuştur. Osmanlılar devrinde pekçok medrese, ipekçilik ve ticâret okulları bulunuyordu. Hâlen okuma-yazma oranı yüzde 60’ı yeni aşmıştır. İlde 81 anaokulu, 787 ilkokul, 68 ortaokul, 9 meslekî ve teknik ortaokul, 20 lise, 18 meslekî ve teknik lise vardır. Gaziantep Üniversitesine bağlı Eğitim Fakültesi, Mühendislik Fakültesi, Tıp Fakültesi ve Yabancı Diller Okulu gibi yüksek öğretim kurumları mevcuttur.
Yetişen meşhurlar: Târih boyunca bir kültür merkezi olan Gaziantep’te pekçok ilim ve edebiyât adamı yetişmiştir. Bunlardan bâzıları: Türk târihçisi Aynî, Şâir İbn-i Bâlî, Muhammed Münib, Mütercim Âsım Efendi, Şâir Münip Efendi, Maârif Nâzırı Tâhir Münif Paşa (7 dil bilirdi), Karacaoğlan, Gündeşlioğlu, Deli Boran, Âşık Hacı gibi ozanlardır. Kuvay-ı Milliye kumandanlarından Şâhin Bey (üsteğmen Said Efendi), Fransızlara karşı yaptığı savaşta şehid oldu. Halk arasında destanlaştı. Merkez Elif köyü aşîret reisi Karayılan Molla Mehmed, Fransızlara karşı ilk mücâdeleyi başlatarak şehid oldu. Şıh Câmiinde gömülüdür.
İlçeleri
Gaziantep’in on ilçesi vardır. Şehitkâmil ve Şâhinbey ilçeleri il merkezini meydana getirir.
Şâhinbey: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 422.671 olup, 384.510’u ilçe merkezinde, 38.161’i köylerde yaşamaktadır. İl merkezini meydana getiren ilçelerden biridir.
Şehitkâmil: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 267.177 olup, 218.924’ü ilçe merkezinde 48.253’ü köylerde yaşamaktadır. İl merkezini meydana getiren diğer ilçedir.
Araban: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 36.773 olup, 14.275’i ilçe merkezinde, 22.498’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 38 köyü vardır. Yüzölçümü 496 km2 olup, nüfus yoğunluğu 74’tür. İlçe toprakları 1000- 1500 m yükseklikte bir platonun üzerinde yer alır. Batısını Kartal (Sof) Dağları engebelendirir. İlçe topraklarını Fırat Irmağı ve Karasu Çayı sular. Orta kesimde yer alan Araban Ovası, oldukça verimlidir.
Ekonomisi, tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri tahıl ve pamuktur. Zeytincilik yapılan ilçede bağlar ve fıstık ağaçları boldur. İlçe merkezi, Karasu Çayının iki yakasında kurulmuştur. İl merkezine 64 km mesâfededir. 1957’de ilçe olan Araban’ın belediyesi aynı sene kurulmuştur.
İslâhiye: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 72.235 olup, 34.607’si ilçe merkezinde, 37.628’i köylerde yaşamaktadır. İlçe toprakları dağlarla çevrili düzlüklerden meydana gelir. Batısında Amanos (Nur) Dağları, doğusunda ise Kartal (Sof) Dağı yer alır. Dağların orta kesiminde yer alan İslâhiye Ovası verimlidir. İlçe topraklarını sulayan akarsuların en önemlisi Karaçay (Karasu)dır. Bu akarsuyun üzerinde sulama gâyeli Tahtaköprü Barajı kurulmuştur.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, soğan, şekerpancarı, pamuk, üzüm, zeytin, sarmısak, baklagillerdir. Akarsu kenarlarında yaygın olarak sebze yetiştirilir. Dağlık kesimlerde hayvancılık ve ormancılık başlıca geçim kaynağıdır. Orman ürünlerini işleyen, metal eşyâ ve makina üreten atölyeler başlıca sanâyi kuruluşlarıdır. İlçe topraklarında boksit ve dolamit yatakları vardır.
İlçe merkezi Gavur Dağlarının eteklerinde kurulmuştur. Haydarpaşa-Bağdat demiryolu ile Kahramanmaraş-Antalya karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 88 km mesâfededir. Eski bir yerleşim merkezidir. İlçe belediyesi 1894’te kurulmuştur.
Kargamış: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 15.380 olup, 3430’u ilçe merkezinde, 11.950’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 36 köyü vardır. İlçe toprakları orta yükseklikte düzlüklerden meydana gelir. Fırat Nehri topraklarını sular.
Ekonomisi tarım ve sınır ticâretine dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri antepfıstığı, zeytin, mercimek, buğday, pamuk, şekerpancarı ve sebze yetiştirilir. İlçe merkezi Fırat Nehri kıyısında kurulmuştur. Gaziantep-Akçakale-Nusaybin demiryolu ilçeden geçer. Kargamış ve Belkıs harâbeleri, târihî su yolları bu ilçededir. Eski ismi Barak’tır. Nizip ilçesine bağlı bucakken, 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu.
Kilis: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 121.752 olup, 82.882’si ilçe merkezinde, 38.870’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 33, Musabeyli bucağına bağlı 57 köyü vardır. Yüzölçümü 1243 km2 olup, nüfus yoğunluğu 98’dir. İlçe toprakları dalgalı düzlüklerden meydana gelir. Balık Suyu, Afrin Çayı ve Sabun Suyu başlıca akarsularıdır.
Ekonomisi tarım ve sınır ticâretine dayanır. Başlıca tarım ürünleri sebze ve meyvedir. En çok üzüm, zeytin, incir ve nar yetiştirilir. Ayrıca önemli miktarda buğday, arpa,mercimek, soğan ve sarmısak yetiştirilir. Hayvancılık gelişmiştir. En çok Kilis keçisi ve koyun beslenir. Öncüpınar sınır kapısından Suriye ile sınır ticâreti yapılır. İlçe topraklarında fosfat ve manganez yatakları vardır.
İlçe merkezi Acar Dağının güney eteklerinde kurulmuştur. Denizden yüksekliği 670 metredir. Târihi çok eski bir yerleşim merkezidir. Asur yazılı tabletlerinde, Kilis’ten “Kitizi” diye bahsedilir. Hazret-i Ömer zamânında fethedilen Kilis, Yavuz Sultan Selim Han zamânında Osmanlı topraklarına katıldı. İl merkezine 44 km mesâfededir. Gaziantep-Suriye karayolu ilçeden geçer. Belediyesi 1883’te kurulmuştur.
Nizip: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 106.381 olup, 58.604’ü ilçe merkezinde, 47.777’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 81 köyü vardır. İlçe toprakları orta yükseklikte engebeli arâziden meydana gelir. Kuzeyinde Gaziantep Platosu, güney kesiminde ise Barak Ovası yer alır. İlçe topraklarını Nizip Çayı sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri; arpa, zeytin, buğday, üzüm, mercimek, antep fıstığı ve soğan olup, ayrıca az miktarda nohut ve pamuk yetiştirilir. Canlı hayvan ticâretine yönelik koyun ve keçi beslenir. Zeytinyağı ve sabun fabrikaları başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi Nizip Çayı vâdisinde kurulmuştur. İl merkezine 45 km mesâfededir. Târihi çok eski bir yerleşim merkezidir. Târihî eserler bakımından zengindir. İlçe belediyesi 1911’de kurulmuştur.
Nurdağı: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 31.609 olup, 7048’i ilçe merkezinde, 24.561’i köylerde yaşamaktadır. İlçe toprakları orta yükseklikteki düzlüklerden meydana gelir.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri zeytin, şekerpancarı buğday, üzüm, soğan ve baklagillerdir. İslâhiye ilçesi Fevzipaşa bucağına bağlı belediyelik bir köyken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu. Kahramanmaraş sınırındadır.
Oğuzeli: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 42.661 olup, 9983’ü ilçe merkezinde, 32.678’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 27, Elbeyli bucağına bağlı 20, Doğanpınar bucağına bağlı 41 köyü vardır. Yüzölçümü 463 km2 olup, nüfus yoğunluğu 92’dir. İlçe toprakları Tilbaşar Ovasında yer alır. Topraklarını Sacır Suyu ve Balık Suyu sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, üzüm, arpa, mercimek, nohut, soğan, sarmısak olup, ayrıca az miktarda incir, nar, pamuk, mısır, zeytin ve antepfıstığı yetiştirilir. Canlı hayvan ticâretine dayalı olarak Kilis keçisi ve koyun beslenir. Yaygın bir şekilde sınır ticâreti yapılır.
İlçe merkezi, Tilbaşar Ovasında Sacır Suyu kenarında kurulmuştur. Denizden yüksekliği 700 metredir. İlçenin etrâfı bağ ve bahçelerle kaplıdır. İl merkezine 16 km mesâfededir. İlçe belediyesi 1946’da kurulmuştur.
Yavuzeli: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 23.955 olup, 6864’ü ilçe merkezinde 17.091’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 30 köyü vardır. Yüzölçümü 463 km2 olup, nüfus yoğunluğu 51’dir. İlçe toprakları orta yükseklikteki dalgalı düzlüklerden meydana gelir. Başlıca akarsuyu ovayı sulayan Bozatlı Deresi olarak da bilinen Merzimen Deresidir.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, nohut, mercimek, antepfıstığı ve pamuktur. Hayvancılık ikinci derecede gelir kaynağıdır. İlçe merkezi Yavuzeli Ovasında kurulmuştur. Gaziantep-Adıyaman karayolu ilçe merkezinden geçer. İl merkezine 37 km mesâfededir. İlçe belediyesi 1958’de kurulmuştur.
Târihî Eserler ve Turistik Yerleri
Gaziantep târihî ve turistik yerler bakımından olduğu gibi, Ortadoğu ülkeleri ile Türkiye arasındaki yolların kavşak noktası olduğu için dış ve iç turizmi hareketlidir. Gaziantep ilinde 100’e yakın kale, höyük, harâbe, eski devirlere âit şehir kalıntıları, yüzlerce türbe, çeşitli devirlere âit çok sayıda câmi vardır.
Gaziantep Kalesi: Çok eski bir kaledir. Abbâsî Halîfesi Hârûn Reşîd, 6. asırda Bizans İmparatoru Justinianus ve 16. asırda Osmanlılar tâmir ettirmiştir. Kale dâire şeklinde olup, duvarlarının uzunluğu, 1200 metredir. 26 burcu, câmi ve diğer yapıların kalıntıları ile kalenin etrâfında derin çukurlar vardır. Kale şehre hâkim bir yerdedir. Kale hakkında pekçok efsâneler vardır.
Revanda Kalesi: Gaziantep-Kilis arasındadır.Yapım târihi bilinmemektedir. Muhteşem bir yapı olup, duvar ve burçları sağlamdır. Kale içinde su sarnıçları ve yapı kalıntıları vardır.
Tilbaşar Kalesi: Oğuzeli ilçesine 10 km uzaklıktadır. Eski adı Türbessel’dir. Sultan Mes’ûd’un oğlu Kılıç Arslan 1149’da bu kaleyi feth etmiştir. Eski devirlerde büyük bir ticâret ve sanâyi şehriydi.
Ömeriye Câmii: Hazret-i Ömer zamânında yapılmış târihî bir câmidir. 1210, 1785 ve 1850’de tâmir görmüştür. Karataş ve al mermerden yapılan mihrabı, sanat şâheseridir. Düğmeci Mahallesindedir.
Şeyh Fethullah Câmii: Yazıcık semtindedir. On altıncı asır ortalarında Şeyh Fethullah bin Abdülkerîm tarafından yaptırılmıştır. Mihrâbı, minberi ve kırmızı mozaikleri meşhurdur.
Alâüddevle Câmii: Uzun Çarşı Mahallesindedir. Dulkadiroğullarından Alâüddevle Bozkurt Bey zamânında yapıldığı tahmin edilmektedir. Gördüğü tâmirâtlar yüzünden sâdece minâresi ilk günkü gibi zamânımıza kadar gelmiştir. Dulkadiroğullarından günümüze kadar ulaşan tek eser olarak bilinmektedir.
Hüseyin Paşa (Çıkrıkçı) Câmii: Gâziler Caddesindedir. On sekizinci asır başlarında Kethüdâ Hüseyin Ağa tarafından yaptırılmıştır. Çok köşeli minâre iki şerefelidir.
Ulu Câmi: Kilis ilçesindedir. Memlûkler döneminde Hacı Halil bin Abdullah tarafından 1334’te yaptırılmıştır. Kuzey tarafında dokuz kapı vardır. 1709 ve 1905’te tâmir edilmiştir.
Canbolat Bey Câmii: Kilis’te olup, Kânûnî Sultan Süleymân Han devrinde Beylerbeyi Canbolat Bey tarafından yaptırılmıştır. Kare plânlı, tek kubbeli Osmanlı câmilerinin ince örneklerindendir. Tekye Câmii de denir. Kudüs’teki Kubbet-üs-Sahrâ’ya benzer. Mihrâbı taş işçilik bakımındançok güzeldir.
Şeyhler Câmii: Kilis’in Şeyhler Mahallesindedir. 1665’te Abaza Hasan Paşa tarafından yaptırılmıştır. Minâresi sekiz köşeli olup, kalın ve kısa gövdelidir.
Leylek Câmii: Nizip ilçesinde olup, çok eski ve târihî hâtırası büyük mânevî değeri olan bir câmidir. İlkbaharda leylekler gelince, bu câminin şerefesine yuva yapmalarından dolayı bu isim verilmiştir. Büyük İslâm kumandanlarından Hâlid bin Velîd radıyallahü anh, Irak’ta Bizans ordusunu yenince, Nizip’e gelip, Leylek Câmiinde misâfir kalmıştır. Çok sevdiği Hasan Mader’i (rahmetullahi aleyh) bu câmiye imâm tâyin etmişti. Bu zâtın türbesi câminin bahçesindedir. O zamâna âit câmi, zamanla yıkılınca, yeniden tâmir edildi.
Ramazaniye Medresesi: Ahmed Çelebi Câmii yanındadır. 1713’te Seyyid Ahmed bin Şeyh Ramazan tarafından yaptırılmıştır. Aslı tek katlı olan medresenin üstüne günümüzde bir kat daha ilâve edilmiştir.
Mevlevîhâne: Kilis’te hükûmet konağı karşısındadır. Kitâbesinden 1525’te Abdülhamîd Murtaza Efendi tarafından Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî adına yapılmıştır. Halk arasında Aktekke adıyla bilinmektedir. Bâzı bölümleri günümüze ulaşmamıştır.
Debbağhâne Köprüsü: İl merkezinde Alleben Deresi üzerinde yapılmıştır. Yıkık vaziyettedir. Kitâbesinden 1259’da Melik Nâsır tarafından yaptırıldığı anlaşılmaktadır.
Taş Köprü: Nizip Çayı üzerindedir. 1468’de yapılmıştır. 1942’de Hacı Reşîd Efendi tâmir ettirmiştir. 1953’te sel felâketinde tahrib olunca, halk tarafından tâmir ettirilmiştir. Uzunuluğu 23 m, yüksekliği 4.80 m olup, beyaz taştan yapılan üç ayağı vardır.
Eski çağlara âit eserler:
Gaziantep ve çevresinin çok eskiden beri yerleşim merkezi olduğu bilinmektedir. Eski devirlerin en önemli merkezleri olan Tılmen Höyük ve Gedikli bu bölgededir.
Kilise: Nizip’te Romalılardan kalmadır.Peygamber efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem dünyâyı teşrif ettiklerinde (doğum günü) haçları yıkılan (uçan) 7 kiliseden biridir. Burası uzun zaman câmi olarak kullanılmıştır.
Yeşemek Heykel Atelyesi: İslâhiye’nin 20 km yakınındadır. Karatepe’nin kuzey sırtında kurulmuş açık hava atelyesidir. Dünyâda bir benzeri yoktur. Etilerden kalmadır. Heykeller burada yapılır, sipâriş edilen yerde ise ince işçiliği tamamlanırdı. Hâlen yüzlerce heykel bulunmaktadır.
Kaya Mezarları: Dülükbaba, Ayizlitepe, Dülük ve Halilbaş köyleri civârında bulunan bu mezarlar, 5-15 basamak ile inilen yeraltı mağaraları içindedir. Mağaralarda 3 ile 9 tâne kayadan oyma sâbit lâhitler bulunmaktadır. Romalılardan kalmadır.
Kargamış: Kargamış ilçesi yakınındaki “Kargamış” eski devirlerin en büyük şehirlerinden biriydi. Şehri M.Ö. 10. asırda Hititler kurmuşlardır. Kazılarda Hititlerle ilgili çok eser ortaya çıkarılmıştır. Kargamış harâbelerinden çıkan 10 heykel İngiltere’ye kaçırılmıştır. Bunlar “British Müzesi’ndeki en kıymetli eserlerdir. Gaziantep müzesinde sert taştan “ortostad” (dik düzgün duran taş) parçası, M.Ö. 800 yıllarına âittir. Törene iştirak eden bir insan tasviridir. Geç Hitit devrine âittir.
Belkıs (Zugma): M.Ö. 3. asırdaki bir şehrin kalıntılarıdır. Kale, saray, sarnıç, hamam ve çeşitli harâbeler vardır. Nizip-Birecik karayolu üzerindedir. 30 merdivenle inilen yeraltı mahzeni ilgi çekicidir. Belkıs köyü Nizip’e 10 km uzaklıktadır. Buradan çıkarılıp İtalya, Fransa ve İngiltere’ye kaçırılan eserler, bu ülke müzelerindedir. Kalesi yüksek bir yerdedir.
Kiriş (Korus) “Horoz” Harâbeleri: Kilis’e 20 km mesâfededir. Yapılan kazılarda Romalılar ve İskender devrine âit kale, tiyatro, tapınak harâbeleri ile câmi, çok sayıda sütun başlığı ve Roma sikkeleri bulunmuştur. Câmi yanında hazret-i Dâvûd aleyhisselâmın komutanlarından Orya Nebi’ye âit türbe vardır. Kale içindedir.
Düllük: Gaziantep’e 10 km uzaklıkta târihî ve eski bir şehirdir. Pekçok harâbeler mevcuttur. “Düllûk” ve “Delük” de denir.
Zincirli (Şamal): M.Ö. 1200 yıllarında Hititlerden kalma bir şehirdir. Asurlular tarafından ele geçirilmiştir. Şehir harâbelerinden çıkarılan eserler Ankara ve Berlin müzesindedir. Burası küçük bir Hitit Krallığıydı. Asurlular işgâl ettiler.
Sakçagöz (Keferdiz) Caba Höyük: Saçagöz köyü yakınındadır. Aksu ve Karasu Vâdisinde dört Hitit krallığı vardı. Berlin Müzesinde 971 numaralı “kralın arslan avı” taş üzerindeki kabartma bu höyükten kaçırılmıştır.
Cıncıklı: İslâhiye yakınlarındadır. İslâhiye geçidini korumak için Bizanslılar yapmıştır. Renkli mozayik ve geometrik şekilli resimlerle süslüdür.
Gedikli (Kara) Höyük: Kazılarda eski devirlerden kalma eserlerle Roma’ya âit seramik ve sikkeler bulunmuştur.
Şehitlik Anıtı: Antep savunmasında şehid düşenlerin hâtırasına dikilen anıttır.
Şâhinbey Anıtı: Gaziantep-Kilis yolu üzerindedir. Fransızlara karşı savaşda 28 Mart 1920’de şehîd düşen Şâhin Bey için yapılmıştır.
Arkeoloji Müzesi: Selçuklu devrine âit medresede kurulan bu müzede önemli Hitit eserleri vardır. Müze daha önce Nuri Paşa Câmiindeydi.
Mesîre yerleri:
Orman bakımından zengin olmayan Gaziantep’te mesîre yerleri olarak bağlık ve bahçelik yörelerden ve pınarbaşlarından faydalanılmaktadır. Başlıca mesîre yerleri şunlardır:
Kavaklık: Gaziantep’in içinden geçen Alleben Deresi çevresinde 400 dönümlük yeşil ve ağaçlık bir bölgedir.
Dutluk: İl mekkezine 5 km uzaklıkta, dut ve kayısı ağaçları, soğuk pınarları ve bahçeleri ile güzel bir mesîre yeridir.
Sofdağı: İl merkezine 15 km uzaklıkta havası, suyu ve manzarası çok güzel bir piknik yeridir.
Başpınar: Gaziantep’e 10 km mesâfede soğuk suları ve yeşilliğiyle meşhur bir mesîre yeridir.
(:::)ınar: Kilis yolu üzerindedir. Yerden sıcak su fışkırır. Burada yapılan çiğ köfte meşhurdur.
Kaynak
Rehber Ansiklopedisi
Edirne Hakkında Bilgiler
EDİRNE
İlin Kimliği
Yüzölçümü : 6276 km2
Nüfûsu : 404.599
İlçeleri : Merkez, Enez, Havsa, İpsala, Keşan, Lalapaşa, Meriç, Süloğlu, Uzunköprü
Marmara Bölgesinin Trakya kısmında yer alan; Türkiye’nin Avrupa yakasında ikinci büyük ve serhat şehri. Sınır kapısı, “Bursa’nın oğlu, İstanbul’un babası” olarak vasıflandırılan ve Osmanlı Devletinin ikinci başkenti ve “müze şehir” Edirne’nin doğusunda Kırklareli ve Tekirdağ, güneydoğusunda Çanakkale, batısında Yunanistan, kuzeybatısında Bulgaristan, güneyinde ise Ege Denizi bulunmaktadır. İl toprakları 40°30’ ve 42° 00’ kuzey enlemleri ile, 26°00’ ve 27°00’ doğu boylamları arasında yer alır.Trafik kod numarası 22’dir.
İsminin Menşei
Edirne,Roma İmparatoru Hadrianus tarafından M.S. 120’de yeniden îmâr edildiği için, buna izâfeten, “Hadrianapolis” ismi verilmiştir. Doğu Roma (Bizans) zamânında “Adrinople’” olarak anılmış, Türkler Edirne’yi fethedince, ilk önce “Edrine” demişler, sonradan bu kelime halk arasında “Edirne” olmuştur.
Târihi
Türk-Osmanlı târihinde büyük bir yeri olan serhat şehri Edirne’ye, ilkçağda Trak kabilelerinden Betlegerriler ve ardından Odrysler yerleşmişlerdir. M.Ö. 4. asırda Makedonyalılara, sonra Roma İmparatorluğuna ve M.S. 395’te Roma’nın parçalanması ile Doğu Roma (Bizans)ya geçmiştir. M.S. 586’da Avar Türkleri kuşatmış, fakat alamamıştır. Bulgar Türkleri, 914’te Edirne’yi almışsa da, kısa bir müddet sonra Bizanslılar geri almışlardır. 1050 ve 1078’de Peçenek Türkleri kuşatmıştır.
Osmanlı Türklerinin Rumeli’ye geçmesinden kısa bir müddet sonra, 1361 Temmuzunda Hacı İl Bey ve Evranos Bey emrindeki Türk ordusu tarafındanBizanslılardan alınarak fethedilmiştir. Edirne tekfuru kuşatma esnâsında Enez’e kaçmıştır. Tekfursuz kalan şehir halkı, dînî liderlerine “Ne yapalım?” diye sorar. Papazlar güzel kızları su almak için sur dışına gönderirler.Türk askerleri bu kızlara bakmaz bile. Ayrıca üzüm bağlarından yenilen üzüm kütüklerine paralarının bir mendil içinde bağlanmış olması üzerine, bu ordunun yenilmeyeceğini anlayan papazların tavsiyesi üzerine şehir halkı, Osmanlı komutanı Lala Şahin Paşaya teslim olurlar. Edirne 1361-1453 arasında Osmanlı Devletinin başşehri olmuş ve 91 sene başşehirlik yapmıştır. Birinci Murad Han,Avrupa fütûhâtını buradan başlatmıştır.
Fetret devrinde (1402-1413) Emir Süleymân ve kardeşi Mûsâ Çelebi’nin başşehri olmuştur. 1413’te pâdişah olan Çelebi Sultan Mehmed, uzun müddet Edirne’de kalmıştır. İkinci Murad Han zamânında,Edirne’nin ve çevresinin Türk-Osmanlı mîmârîsi ile yeniden inşâ edilmeye başlandığı görülür.Trakya ulaşımı bir ağ gibi örülmeye başlanmış, târihî Uzunköprü köprüsü yapılmış, Ergene nehri üzerinde iç kısımlara doğru ulaşım sağlanmıştır. İstanbul fethinde kullanılan toplar “Tophâne Bayırı’nda” dökülmüştür.Türk akıncılarının üssü hâline gelenEdirne Kalesi,İstanbul’un fethine zemin hazırlayan müstahkem mevki hâline gelmiştir.Üs olan Edirne Osmanlı Türk hükümdârlarının İstanbul’dan sonra en hoşlandıkları bir şehir olmuştur. Hattâ bâzıları Edirne’yi İstanbul’a tercih etmişlerdi.
Dördüncü Mehmed (1648-1687) ile kardeşleri İkinci Süleymân (1687-1691) ve İkinci Ahmed’in oğlu İkinci Mustafa (1695-1703) uzun süre Edirne’de oturmuşlardır. Bu devirde İstanbul bir kaymakam (Başbakan vekîli) tarafından yönetiliyor, devletEdirne’den idâre ediliyordu. Bu durum bâzılarının menfaatlerine dokunduğu için huzursuzluğa sebeb oldu. “Edirne Vak’ası” denilen hâdise ile İkinci Mustafa tahttan indirildi.Yerine kardeşi Üçüncü Ahmed pâdişâh oldu. Dördüncü Mehmed ile kardeşi İkinci Süleymân ve İkinci AhmedEdirne’de vefât ettiler.
Edirne, Osmanlı devrinde merkezi Sofya’da bulunan Rumeli Beylerbeyliğine (Eyâletine) bağlı bir vilâyetti. Edirne kâdısı, Osmanlı Devletinin İstanbul kâdısından sonra en yüksek rütbeli kâdısı sayılırdı. Edirne bir ilim merkezi, medreseler (üniversiteler) şehriydi. Tanzimâttan sonra Edirne vilâyeti (eyâleti) kuruldu. Doğu ve Batı Trakya Edirne’ye bağlandı. Balkan Harbinden sonra Batı Trakya (2 vilâyet)Bulgaristan’a bırakıldı.
1700 senesinde, Edirne 350 bin nüfûsu ile dünyânın en büyük birkaç şehrinden biriydi. Bunlar; İstanbul, Pâris, Londra ve Edirne idi. On sekizinci asırdan îtibâren gerilemeye başladı. 1745 senesinde çıkan büyük bir yangınla 60 mahalle kül oldu. 1751 yangını da 1745’teki yangın şiddetindeydi.
Edirne 4 defâ istilâya uğramış ve çok zarar görmüştür. 1829’da Ruslar Edirne’ye girmiş bir kaç ay kalmıştır. İkinci Sultan Mahmud, Edirne’de 10 gün kalarak halkın moralini takviye etmiş, istilânın tahribâtının yeniden îmârı için emir vermiştir. 20Ocak 1878’de Edirne’ye giren Ruslar 13 ay kalmışlar ve şehri tahrib etmişlerdir. Balkan Harbinde Şükrü Paşanın kahramanca savunmasına rağmen, açlık sebebiyle, Bulgarlara 26 Mart 1913’te teslim oldu. 4 ay sonra Türk ordusu 22 Temmuz 1913’de Edirne’yi geri aldı. Birinci Dünyâ Harbinden sonra 1920 Temmuzundan 25 Kasım 1922’ye kadar Yunan ordusunun işgâlinde kalan Edirne, çok geriledi ve dünyâda Edirne derecesinde gerileyen başka bir şehir görülmedi. Lozan Antlaşması ile EdirneTürkiye sınırları içine alındı. Cumhûriyetten sonra Edirne kendi adını taşıyan ilim merkezi oldu. İkinci Dünyâ Harbinde Edirne boşaldı ve çok sıkıntılı günler yaşadı.
Fizikî Yapı
Trakya’nın batısını teşkil eden Edirne toprakları, geniş düzlükler ve basık tepelerden meydana gelir. Arâzinin % 78’i platolar, % 5’i dağ ve yaylalar ve % 17’si ovalardan ibârettir.Akarsu ve göl bakımından da zengin sayılır. % 25’i orman ve fundalıklarla kaplıdır.
Dağları: Bellibaşlı dört dağ silsilesi vardır. Istıranca Dağları, Uzunköprü Dağları, Koru Dağları, ve Çandır Dağları. En yüksek yer Korudağ (Yerli Su Tepesi) 720 metredir. Diğer dağların yüksekliği azdır. Bakacak Kuletepesi (590 m), Çandır Tepe (385 m), Süleymâniye Tepesi (378 m), Hasır Tepesi (385 m) ve Hızır İlyas Tepesi (378 m)dir. Dağlar orman ve fundalıklarla kaplıdır.
Ovaları: Edirne ilinin mühim kısmı 0-250 m yüksekliktedir. Topraklarının % 78’i plato ise de bunlar ova görünümündedir. Ovalar ise % 17’dir. Ergene, Tunca, Kazanova ve İpsala ovaları başlıca geniş ovalarıdır. Düzlükler doğudan batıya doğru gittikçe alçalır. Meriç Ovasına kavuşur. Meriç ile Ergene arasında kalan arâzi hafif dalgalı ve yarımada şeklindedir. Keşan ve Enez arası 250-500 m arasındadır. Ergene Ovası; Ergene Vâdisi ile Uzunköprü ve Meriç ilçelerinin mühim kısmını ihtiva eder. Ergene Irmağı sık sık taşarak mil bıraktığı için arâzi çok verimlidir.Tunca Irmağı vâdisinde bulunan ovalara, Tunca Ovası denir.
Meriç Vâdisinde Kapıkule-Edirne arasında kalan ovaya Kazanova denir. İpsala Ovası en büyük ovadır. Sulu ve kuru tarım yapılır. İpsala ve Enez topraklarını ihtivâ eder. Edirne’de yaylalar çok azdır.Yerli Su Tepesi (Keşan)-Çandır (Enez)-Hisarlı (Lalapaşa), Yazın (Lalapaşa) ve Ömeroba çok güzel manzaralı ve su kaynakları zengin yaylalardır.
Akarsuları: Edirne, akarsu bakımından zengin, fakat su rejimleri düzensiz ve kontrolsüzdür. İlkbahar ve sonbaharda taşmalar olur. Başlıca akarsuları şunlardır:
Meriç: Edirne’ye Bulgaristan’dan girer. Türk-Yunan sınırını çizer. Edirne yakınında Arda ve Tunca nehirlerini alır. Dimetoka yakınında, Yunanistan’dan gelen Kopkino Çayını alır. Balabancık yakınında Ergene Çayı ile birleşir. Enez yakınlarında Ege Denizine dökülür. Taşmaları önlemek için Uzunköprü-Altınyazı Barajı yapılmıştır. Arda ile birlikte debisi 193 m3tür. Nehir balık bakımından zengindir. Arâzinin sulanmasında kullanılır. Derinliği 60-520 cm arasındadır. Edirne il sınırları içindeki uzunluğu 185 km’dir. Arda Nehri: Pazarkule sınır kapısından giren Arda, 1 km sonra Meriç ile birleşir. Tunca Nehri: Bulgaristan’dan Uzunbayır civârında Türk topraklarına girer. 32 km yol alarak, Bülbül Adasında Meriç’le birleşir. Ergene Nehri: Kırklareli’nin Istıranca Dağlarından çıkar. Pehlivanköy ilçesinde, Edirne sınırlarına girer. İpsala-Sarıcaali köyünde Meriç’le birleşir. Bütün uzunluğu 230 km ise de Edirne’deki kısmı 72 km’dir. Süleoğlu Deresi: Süleoğlu köyü civârından çıkar. Hıdırca yakınında Ergene Nehrine karışır. 79 km’dir. Ayrıca, Başamaklar Deresi (27 km) Pravadi Deresi (42 km) Keşan Deresi (32 km) ve Büyükdoğan Deresi (33 km) vardır.
Göller: Edirne tabiî ve baraj gölleri ile göletler bakımından en zengin illerden biridir. Gala Gölü: Enez ilçesinde 8 km2lik bir göldür. Etrâfı bataklıktır. Meriç taşınca gölle birleşir.Tuzludur.Sulamada kullanılmaz. Balığı boldur. Derinliği 70 santimdir. Dalyan Gölü: Enez ilçesi güneyindedir. Çok tuzlu ve sodyumludur. Derinliği 1-1,5 metredir. Çevresi kumluktur. Sulamada kullanılmaz.Yüzölçümü 3,5 km2dir. Taşaltı Gölü: Dalyan Gölünün doğusundadır. Sığ bir göldür. Derinliği 80 cm’dir. Yüzölçümü 70 hektardır. Suyu tuzludur. Kıyılarının bir kısmı bataklıktır. Bir kısmında ise çeltik ekimi yapılır. Pamuklu Gölü: Gala ile Sığırcık Gölü arasındadır. Yüzölçümü 2,5 km2dir. Derinliği 70 cm’dir. Etrâfı bataklık ve sazlıktır. Sığırcık Gölü: Yüzölçümü 2 km2, derinliği az, suyu tuzludur. Kıyılarının bir kısmı bataklık ve sazlıktır. Altınyazı Barajı: Uzunköprü-Altınyazı köyündedir. 2300 hektarlık arâzi sulanır ve 1490 hektar aâazi su taşkınlarından korunur. Kadıköy Barajı: Büyükdoğanca Deresi üzerindedir. 42 milyon m3 su toplanır. 4 bin hektar arâzi sulanır. Başamak Deresi: Üzerinde 9 m yükseklikte ve 900 m uzunlukta bir set ile toplanan sular taşkınları önler. Bu su 12 km’lik bir kanalla Altınyazı Barajına aktarılır.
İklim ve Bitki Örtüsü
Edirne ilinde çeşitli iklim tipleri görülür.Toprakları fazla engebeli olmadığı ve denize kıyısı olduğu halde Balkanların şiddetli kara iklimi hüküm sürer. Ayrıca Akdeniz’in ılık ve yağışlı iklimi ile bâzan Karadeniz iklimi görülür. Balkan yarımadası, Orta Avrupa, Akdeniz, Ege, Karadeniz ve Marmara denizinin tesiri altındadır. Ergene havzasında kara iklimi hüküm sürer. Kışlar sert ve kar yağışlı, yazlar sıcak geçer.Senelik ortalama yağış miktarı 597 milimetredir.
Topraklarının % 57’sinde tarım yapılır. % 14’ü çayır ve mer’alıktır. Orman ve fundalıklar %25’tir. Ekime müsâit olmayan arâzi % 4’tür. Trakya’nın en verimli topraklarıdır. Ergene Havzası, bozkır görünümündedir. Ormanlarında meşe, kızılçam ve karaçam ağaçları çoğunluktadır. Koru Dağları ile Saros Körfezi arasında kalan kısım makiliktir. Edirne nemli ve rüzgârlıdır. Rüzgârlar buharlaşmayı önler. Bu ise bitki örtüsünün çeşitli olmasını temin eder.
Ekonomi
Edirne’nin ekonomisinde ağırlık tarıma dayanır. Faal nüfûsun % 73’ü tarım, balıkçılık, avcılık ve ormancılıkla uğraşır. Gayri sâfi hâsılasının % 42’si tarımdan elde edilir. Sanâyi hızla gelişmektedir. Avrupa’yı Ortadoğu’ya, Anadolu ve İstanbul’a bağlayan transit yol buradan geçer.
Tarım: Edirne’de çeşitli tarım ürünleri yetişir. Ovaları çok bereketlidir.Tarla tarımı çok gelişmiştir. Tahılda buğday, sanâyi ürünlerinde şekerpancarı ve ayçiçeği ön sırayı alır. Meyvecilikte, kavun, karpuz yetiştiriciliği ve bağcılık ileridir. Son 10 senede tarım ürünleri bir kat artmıştır. Buğday, pirinç, ayçiçeği, şekerpancarı, fasulye, susam, kolza, domates, patlıcan, pırasa ve lahana ilde yetiştirilen başlıca tarım ürünleridir.Meyve olarak kavun, üzüm, karpuz, elma, armut, erik, kızılcık ve bâdem önemli yer tutar. Sulama, gübreleme ve modern tarım araçları kullanma husûsunda önde gelen iller arasındadır.
Hayvancılık: Çayır ve mer’aların gittikçe azalmasına rağmen hayvan potansiyeli yüksektir. Koyun, kıl keçisi, sığır ve manda beslenir. Koyunların çoğu kıvırcıktır. Eti yağsız, sütü bol ve yapağısı kalitelidir.Kışın Balkanlardan gelen yaban ördek sürüleri boldur. Beyaz peyniri meşhurdur.
Ormancılık: Yüzölçümünün % 25’i orman ve fundalıklarla kaplı ise de Edirne orman bakımından zengin sayılmaz. 160 bin hektara yakın orman sahasının 20 bin hektarı koruluktur. Her sene bu ormanlardan 25 bin m3 sanâyi odunu ile 20 bin m3 yakacak odun elde edilir.
Mâdenleri: Edirne’de çıkarılan başlıca mâden linyittir.Keşan, Demirhanlı, Küçük Doğanca, Enez ve Meriç linyit ocaklarından senede yaklaşık 50 bin ton linyit çıkarılır. Türkiye ihtiyâcının yarısını karşılayacak tabiî gaz rezervleri Trakya’da bulunmaktadır. Edirne’de tabiî gaz ve petrol aramalarına devâm edilmektedir.
Sanâyi: Yakın zamâna kadar Edirne’nin sanâyii tarıma dayalı, yağ, un, beyaz peynir ve kaşar peyniri fabrika ve mandıralarından ibâretti. Son 10 senede sanâyi hızla büyümüştür. Mühim kısmı imâlat, gıdâ, tarım, sıhhi tesisat malzemeleri, dokuma ve deri sanâyiine âittir.
Ulaşım: Edirne Türkiye’nin Avrupa’daki sınır kapısıdır.Anadolu’yu, İstanbul’u, Ortadoğu’yu Avrupa’ya bağlayan kara ve demiryolları Edirne’den geçer. Avrupa’dan Türkiye’ye giren 4 sınır kapısından 3’ü Yunanistan ve biri Bulgaristan sınırındadır. Kapıkule sınır kapısından başlayan E-5 Karayolu, Edirne-Havsa-Babaeski-Çorlu-Silivri-İstanbul güzergâhını tâkip eder. İpsala sınır kapısından başlayan yol, İpsala-Keşan-Malkara-Tekirdağ-Silivri güzergâhını tâkip eder ve E-5 Karayolu ile birleşip İstanbul istikâmetine devâm eder. Edirne ile ilçeleri birbirine asfalt yollarla bağlanmıştır. Köy yolları düzgündür. Motorlu araç sayısı hızla artmıştır. Demiryolu bakımından da Edirne işlek bir yerdedir. Hergün İstanbul-Sofya-Venedik-Paris, İstanbul-Sofya-Belgrad-Zagreb-Viyana, İstanbul-Sofya-Bükreş-Moskova seferleri karşılıklı olarak Kapıkule’den yapılır.Ayrıca İstanbul-Selanik-Atinatren seferleri Uzunköprü ve Eskiköy üzerinden yapılır. 230 km’lik düzgün bir yolla İstanbul’a bağlıdır.
Nüfus ve Sosyal Hayat
Nüfûsu: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 404.599 olup, bunun 210.421’i ilçelerde, 194.178’i köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 6276 km2 olup, nüfus yoğunluğu km2 başına 64 kişidir.
Örf ve âdetleri: Edirne târih boyunca Avrupa ve Asya arasında göç, akın, istilâ ve sefer yolu üzerinde olduğu için, çeşitli kültürler bu bölgede hâkim olmuştur. 1361’de Osmanlı Türklerinin fethiyle, Türk-İslâm kültürü hızla yerleşmiş ve diğer kültürler unutulmuş, sâdece bâzı harâbe ve târihî kalıntıları kalmıştır. Edirne’de Türk-İslâm gelenekleri hâkimdir. Kıyâfet: Mahallî kıyâfet gittikçe kaybolmakta, sâdece düğün, bayram ve folklor gösterilerinde kullanılmaktadır.Yine de köylerde şalvar ve yelve gibi elbiselerin giyilmesi yaygındır. Yemekleri: Mahallî yemekleri tarhana, bâdem ezmesi, ciğer sarması, mazmaza ve akıtma (mayalı, ince), mantı ve katmer, bakla tavası, çerkes tavuğu, nemse böreği, gözleme’dir. Türküleri: Göçlere, bozgunlara, yağma ve istilalara mâruz kalan mahallî halkın türküleri acı, yanık ve hasretleri aksettirir.Oyunları: Trakya bölgesinin oyunlarıdır. Erkekler kendi aralarında davul ve zurna ile, kızlar kendi aralarında darbuka ile oynarlar. Başlıcaları kasap oyunu, Debreli Hasan, mendil, alaybeyi ve karşılamadır. Oyunlar sona doğru çok hareketlenir. El sanatları: Ahşap işçiliği, oyma, kakma, boya bezekli çalışmalar çok ilerlemiş ve bu tür eserlere “Edirne-kâri” denmiştir.Trabzan ayakları, tavan işlemeleri, sini-sofra altları, dolaplar, çekmeceler sanatkârâne şekilde yapılır.Süpürge darısından yapılan süpürgecilik yaygındır. Edirne’nin peyniri, süpürgesi, kokulu ve renkli sabunu, bâdem ezmesi ve devâimisk ismindeki macun şeklinde helvası meşhurdur.
Kırkpınar güreşleri: 14. yüzyılın ikinci yarısından îtibâren Edirne’nin Kırkpınar mevkiinde güreş şenlikleri düzenlenir. Süleymân Paşanın Rumeli’yi fetihleri sırasında (1346-1358) Anadolu’dan Rumeli’ye geçenTürk askerleri bu bölgede mola verirken 40 er birbiriyle güreşe başladılar. Bu 40 er birbirini yenemedi ve güreşteyken öldüler. Seneler sonra arkadaşları seferden (akınlardan) dönünce arkadaşlarının kabrini ziyâret ettiklerinde soğuk, gür bir pınarın aktığını görürler. “Kırklar pınarı” zamanla “Kırkpınar” olur.Rumeli’yi fethedenkırk şehîdi yâd etmek için tertiplenen “Kırkpınar Güreşleri” zamanla an’ane hâline gelir. (Bkz. Kırkpınar Güreşleri)
Yiğitlerin harman olduğu er meydanı Kırkpınar’daki güreşlerde baş pehlivan olarak Aliço, Koca Yusuf, Hergeleci İbrâhim,Adalı Halil ve Kurtdereli Mehmed yetişmişlerdir.Avrupa ve Amerika’da bütün râkiplerini yenen Adalı Halil’in kabri Kasımpaşa Câmii yanındadır.Her sene güreşçiler, güreşe başlamadan kabrini ziyâret ederler.Adalı Halil, Kırkpınar’da tam 18 sene başpehlivan olmuştur.
Allah,Allah, İllallah;
Hayırlar gele inşallah.
Pirimiz,Hamza Pehlivan,
Aslımız, neslimiz, pehlivan.
İki yiğit çıkmış meydana,
Birbirlerinden merdane.
Biri here, biri kara,
İkisinin de zarı pâre.
Alta düştüm diye yerinme,
Üste çıktım diye sevinme.
Alta gelirsen apış,
Üste çıkarsan yapış.
Vur sarmayı kündeden at,
Gönder Muhammed’e salevât.
Seyirttim gittim pınara,
Allah ikinizin de işini onara...
Eğitim:Edirne 1362’den bu yana ilim ve kültür merkezi olmuştur. Okur-yazar nisbeti %85’tir. Okulsuz köy yoktur. Bâzı köylerde ortaokul vardır.İlde 88 ana okulu, 318 ilkokul, 91 ortaokul, 12 lise ve 17 meslekî ve teknik okul bulunur. Tıp Fakültesi, Eğitim Fakültesi, Meslek Yüksek Okulu, Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu, Keşan Meslek Yüksek Okulu, Mühendislik ve Mîmârlık Fakültesi, Fen-Edebiyat Fakültesi Trakya Üniversitesine bağlı kuruluşlardır.
Yetişen meşhurlar: Edirne, târihî, kültürel bir merkez olarak pekçok büyük meşhurun yetiştiği bir beldemizdir. On altıncı yüzyıl seyhülislâmlarından, büyük âlim Kemâl Paşazâde Ahmed Şemseddîn Efendi, 1775’te şeyhülislâm olan Topkapılızâde Mehmed Emîn Efendi, Sezâi Hasan Dede, 15. asrın ilk yarısının büyük şâiri İvaz Paşazâde Atâyî, meşhur tezkire yazarı Şehî, Şakayik mütercimi Mecdî, İbret-Nümây-i Devlet yazarı Hicrî, 17. asrın büyük şâiri Cevrî; 18. asır târihçilerinden Örfî Edirne’de doğan, yetişen ve şöhretleri asrını aşan ilim ve sanat adamlarından sâdece birkaçıdır.
İlçeleri
Edirne’nin biri merkez olmak üzere 8 ilçesi vardır.
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 124.361 olup 102.345’i ilçe merkezinde 22.016’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 22, Karakasım bucağına bağlı 6, Sırpsındığı bucağına bağlı 7 köyü vardır.İlçe toprakları dalgalı düzlüklerden meydana gelir.Tunca ve Meriç ırmakları topraklarını sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, üzüm, şekerpancarı, susamdır. Sebze ve meyvecilik yaygın olarak yapılır. Hayvancılık gelişmiştir.Süpürge otu üretimi ve süpürgecilik başlıca gelir kaynağıdır. Dokuma, un, çeltik, yağ, süt ürünleri, tuğla ve kiremit, yem, salça, karton-mukavva fabrikaları başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi, Tunca, Meriç ve Arda nehirlerinin birleştiği verimli toprakların yamaçlarında kurulmuştur.Türkiye-Bulgaristan arasındaki sınır kapısı olan Kapıkule ilçenin batısındadır. Trakya’nın en büyük şehri olup Türkiye’nin Avrupa’ya açılan kapısıdır.Osmanlı Devletine başkentlik yapan Edirne,İstanbul’dan sonra târihî eser bakımından yakın zamanın en zengin şehriydi. Geçirdiği iki büyük yangın, bir deprem ve dört istilâ ile târihî eserler oldukça imhâ olmuştur. Yalnız Fâtih devrinde Edirne’de 28 câmi ve 7 medrese (Üniversite) açılmıştır.Günümüzde târihî eser bakımından İstanbul ve Bursa’dan sonra, kütüphâne (kitap) bakımından ise İstanbul,Ankara ve Bursa’dan sonra gelir.Merkez ilçe (Edirne), 1850 senesine kadar Osmanlı Devletinin İstanbul ve Kâhire’den sonra üçüncü büyük şehriydi. 1850’de dördüncü, 1875’te onuncu, 1900’de onuncu, 1915’te sekizinci şehri oldu. Günümüzde ise Türkiye’nin 36. şehridir. Dünyânın hiçbir şehri bu derece hızla gerilememiştir.
Enez: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 12.700 olup, 3509’u ilçe merkezinde, 9191’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 19 köyü vardır.Yüzölçümü 458 km2 olup, nüfus yoğunluğu 28’dir. İlçe toprakları alçak tepelerle çevrili geniş tabanlı vâdilerden meydana gelir. Doğusunda Işıklar ve Koru dağları yer alır. İlçe topraklarını Meriç Irmağı sular. İpsala Ovasının bir bölümü ilçe sınırları içinde kalır. Akarsu vâdilerinde küçük ovalar vardır. Meriç bağlantılı Gala Gölü 8 km2 yüzölçüme sâhiptir. Ayrıca irili ufaklı küçük göller vardır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, ayçiçeği, arpa ve susam olup, ayrıca az miktarda pirinç, fasulye, nohut ve şekerpancarı yetiştirilir.Hayvancılık gelişmiştir. Kaşarpeyniri olan kaşkaval ve Edirne türü beyaz peynir üretilir. Meriç ağzında balıkçılık yapılır.
İlçe merkezi Meriç Irmağının güneyi ile Dalyan arasında kurulmuştur.Gelişmemiş küçük bir yerleşim merkezidir. Ege kıyılarında yazlık evler ve tâtil siteleri vardır. Has Yunus Bey tarafından 1456’da Osmanlı topraklarına katılan ilçe önemli bir liman kentiydi. Meriç’in ağzının çamurla tıkanıp ulaşıma kapanması yüzünden bu önemi kaybetmiştir. Enez 1953’te ilçe merkezi oldu ve aynı sene belediyesi kuruldu.
Havsa: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 27.900 olup, 9237’si ilçe merkezinde, 18.663’ü köylerde yaşamaktadır.Merkez bucağına bağlı 17, Hasköy bucağına bağlı 4 köyü vardır.Yüzölçümü 545 km2 olup, nüfus yoğunluğu 51’dir. İlçe toprakları Ergene Irmağının kenarlarındaki geniş düzlüklerden ve bunların etrafındaki hafif engebeli arâziden meydana gelir. Ergene Irmağı ve kolları ilçe topraklarını sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, ayçiçeği, şekerpancarı, üzüm, pirinç, arpa, kozla, kavun ve karpuzdur. Hayvancılık gelişmiş olup, en çok koyun beslenir. Yağ, un, dokuma ve süt fabrikaları başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi, Edirne-İstanbul karayolunun güneyinde kurulmuştur. İl merkezine 27 km mesâfededir. İlçe, Fâtih Sultan Mehmed Hanın vezirlerinden Mahmud Paşaya verildiğinden, ilk zamanlar Havass-ı Mahmud Paşa adıyla anıldı. Daha sonraları bu isim Havsa olarak değişime uğradı. 1954’te ilçe merkezi olan Havsa’nın belediyesi 1941’de kurulmuştur.
İpsala: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 36.122 olup, 9212’si ilçe merkezinde 26.910’u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 15, İbrik Tepe bucağına bağlı 6 köyü vardır.Yüzölçümü 753 km2 olup, nüfus yoğunluğu 48’dir. İlçe toprakları alçak tepelerle engebelenmiş dalgalı düzlüklerden meydana gelir. Batısında İpsala Ovası yer alır. Ovayı Meriç Irmağı sular. Başmaklar Deresi üzerinde sulama amacıyla kurulan Altınyazı Baraj Gölünün bir kısmı ilçe sınırları içinde kalır. Ekonomisi tarım ve sanâyiye dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, ayçiçeği, pirinç ve şekerpancarı, fasulye, üzüm, arpa, kavun ve karpuz olup, ayrıca az miktarda elma, armut ve susam yetiştirilir. Hayvancılık yaygındır. En çok kıvırcık koyunu, sığır ve manda beslenir. Mandıralarda beyaz peynir, kaşkaval tipi kaşar peyniri ve ova kaşarı üretilmektedir.Yağ, çeltik ve un fabrikaları vardır.
İlçe merkezi, İpsala ovasının kuzeydoğusunda bir tepenin eteklerinde kurulmuştur.İl merkezine 108 km mesâfededir.Osmanlı Devleti zamânında İstanbul’u Selânik’e bağlayan yol üzerinde önemli bir konaklama yeriydi. Daha sonra bu önemini kaybetti.Osmanlı Devletine asırlarca at yetiştiren bir merkez olup, 1928’de ilçe olmuştur. İlçe belediyesi 1923’te kurulmuştur.
Keşan: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 71.133 olup, 40.656’sı ilçe merkezinde 30.477’si köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 1087 km2 olup, nüfus yoğunluğu 65’tir. Merkez bucağına bağlı 20, Mecidiye bucağına bağlı 5 ve Yerlisu bucağına bağlı 12 köyü vardır. İlçe toprakları dalgalı düzlüklerden meydana gelir.Güneydoğusunda Koru Dağı yer alır.İlçe topraklarını Keşan Deresi ile Büyükdoğanca Deresi sular.Saroz Körfezi kıyısındaki Tuzla Gölü ve sulama amaçlı Kadıköy Baraj Gölü ilçe sınırları içinde kalır. Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri, buğday, ayçiçeği, şekerpancarı, arpa, kavun, karpuz olup, ayrıca az miktarda pirinç, mısır, üzüm, elma, armut, susam ve baklagiller yetiştirilir. Hayvancılık ekonomik açıdan önemli gelir kaynağıdır. Mandıralarda kaşkaval türü kaşar peyniri üretilir. İlçe topraklarında linyit yatakları vardır.Çeltik, yağ, tuğla ve kiremit fabrikaları başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi Gelibolu-İstanbul ve İstanbul-İpsala karayollarının kesiştiği noktada yer alır.İşlek yolların kavşak noktasında yer alması ve askerî birliklerin olması ilçenin gelişmesine sebeb olmuştur. İl merkezine 102 km mesafededir. İlçe belediyesi 1866’da kurulmuştur
Lalapaşa: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 11.297 olup, 1248’i ilçe merkezinde, 10.049’u köylerde yaşamaktadır.Merkez bucağına bağlı 27 köyü vardır. Yüzölçümü 554 km2 olup, nüfus yoğunluğu 20’dir. İlçe topraklarını İstranca Dağları engebelendirir. Alçak olan dağlar, akarsular tarafından parçalanmıştır. Dağlardan kaynaklanan suları Tunca Irmağı, Sinanpaşa Deresi ve Süloğlu Deresi toplar.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, ayçiçeği ve arpa olup, ayrıca az miktarda üzüm, elma, armut ve şekerpancarı yetiştirilir.Hayvancılık gelişmiş olup, kıl keçisi ve koyun beslenir. Gelişmemiş ve küçük olan kasaba, ilin en az nüfuslu ilçesidir.İl merkezine 26 km mesâfededir.İlçe belediyesi 1945’te kurulmuştur. 1361’de Lala Şâhin Paşa tarafından Osmanlı topraklarına katıldıktan sonra Lalapaşa ismiyle anılmaya başlandı.
Meriç: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 25.896 olup 5021’i ilçe merkezinde ve 20.875’i köylerde yaşamaktadır.Yüzölçümü 448 km2 olup, nüfus yoğunluğu 58’dir. Merkez bucağına bağlı 18, Küplü bucağına bağlı 4 köyü vardır. İlçe toprakları dalgalı düzlüklerden ve ovalardan meydana gelir. Ergene Irmağı ve Meriç Nehri ilçe topraklarını sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri pirinç, buğday, ayçiçeği, şekerpancarı ve baklagiller olup, ayrıca az miktarda elma, üzüm, armut, susam yetiştirilir.Hayvancılık gelişmiştir.Çeltik atölyeleri ile peynir îmâlâthâneleri başlıca küçük sanâyi kuruluşlarıdır. El sanatlarından sepetçilik yaygın olarak yapılır.Gelişmemiş bir yerleşim merkezi olan Meriç, il merkezine 89 km mesâfededir.İlçe belediyesi 1930’da kurulmuştur.
Süloğlu: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 11.634 olup, 4452’si ilçe merkezinde 7182’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 11 köyü vardır. Merkez ilçeye bağlı bir bucak iken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu. İlçe toprakları dalgalı düzlüklerden meydana gelir. Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, ayçiçeği, üzüm, şekerpancarıdır. Sebze ve meyvecilik yaygın olarak yapılır. Hayvancılık gelişmiştir.
Uzunköprü: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 83.556 olup, 34.741’i ilçe merkezinde, 48.815’i köylerde yaşamaktadır.Merkez bucağına bağlı 17, Çöpköy bucağına bağlı 14, Hamidiye bucağına bağlı 18, Kırcasalih bucağına bağlı 4 köyü vardır. Yüzölçümü 1226 km2 olup nüfus yoğunluğu 68’dir.İlçe toprakları Ergene Havzasında yer alır ve alçak dalgalı düzlüklerden meydana gelir.Topraklarından kaynaklanan suları Ergene ve Meriç ırmakları toplar. Basamaklar Deresi üzerinde kurulan sulama gâyeli Altınyazı Baraj Gölünün bir bölümü ilçe sınırları içinde kalır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, şekerpancarı, ayçiçeği, üzüm, pirinç ve arpadır. Hayvancılık gelişmiş olup en çok büyükbaş hayvan beslenir. Mandıralarda peynir üretilir. Un, yağ, yem fabrikaları ve çeltik atölyeleri başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi, Ergene Irmağı üzerinde Sultan İkinci Murad Han tarafından yaptırılan köprünün kenarında kurulmuştur. 1392 m uzunluğunda ve 174 gözlü olan bu köprü aynı zamanda ilçeye ismini de vermiştir. Eskiden ilçenin, demiryolu ulaşımı yönünden önemli bir yeri vardı. Edirne-Kapıkule hattı açılınca bu önemini kaybetti. Edirne’nin en büyük ilçesidir. Keşan-Edirne karayolu ilçe merkezinden geçer. İl merkezine 64 km mesâfededir. Eski ismi Cisr-i Ergene’dir.
Târihî Eserler ve Turistik Yerleri
Edirne, İstanbul ve Bursa’dan sonra târihî eser zenginliği bakımından üçüncü ilimizdir.Geçirdiği iki büyük yangın, zelzele ve dört istilâ ile eserlerin çoğu kaybolmasına rağmen müze şehir olma özelliğini korumaktadır. Önemli târihî eserleri şunlardır:
Selîmiye Câmii: Tek kubbe ile dört minâresi olan câmi, Mîmâr Sinân’ın en güzel eseridir. Gerçek bir sanat şâheseridir. Sultan İkinci Selim devrinde 1569’da başlayıp, 6 senede yapılmıştır. Mermer işlemeler ve İznik çinileri câmiye ayrı bir güzellik katar. Minâreleri üç şerefelidir. Edirne denilince akla Selîmiye Câmii gelir. (Bkz.Selîmiye Câmii)
Üç Şerefeli Câmi:Fâtih Sultan Mehmed’in babası İkinci Sultan Murad tarafından o zamanki Osmanlı Devleti pâyitahtı (başkenti)Edirne’de yapılan câmi 10 senede tamamlanmıştır (1438-1448). Bu câmiye İzmir’in fethinde elde edilen ganîmetten 7 bin kese para harcanmıştır.Mîmârı Kemâleddîn Efendidir. Bursa câmilerinden ayrı bir plânla ortaya çıkmıştır.Câmi iç avlu, 18 sütun ve 21 kubbeli revak ile İstanbul Bâyezîd Câmiine örnek teşkil eder. Dört minâreden biri burmalı, diğeri çubuklu ve baklava, dördüncüsü dama gibi satrançlı şekillerdedir. Baklavalı denilen minârenin üç şerefesine giden yollar ayrıdır.
Murâdiye Câmii: İkinci Sultan Murad, Varna’da Haçlı ordularını yenince Edirne’ye dönüşte bir şükür ifâdesi olarak bu câmiyi yaptırdı.
Hicrî 839 (M.1435) senesinin 10 Muharrem günü ibâdete açıldı.Orhan Beyin Bursa’da yaptırdığı câmi örnek alınmıştır. Kalemkar işçiliği ve çinileri ile gerçek bir şâheserdir. Çinili ilk minâresi 1572 depreminde yıkılmış ve 1754’te Birinci Mahmud çinisiz bugünkü tek şerefeli minâreyi yaptırmıştır.Câminin iki büyük kubbesinin arasında bulunan kemer kalem işlemeleriyle, duvarlar çiçek motifli çinilerle süslüdür.
Eski Câmi: Çelebi Sultan Mehmed devrinde, 1414 yılında yapılmıştır.Mîmârı,Konyalı Hacı Alâeddîn’dir.Yazılar sanat bakımından çok değerlidir.Hâcı Bayram Velî hazretlerinin vaaz verdiği kürsü hâlen durmaktadır. 1748 yangını ve 1752 depreminden zarar görmüş olup Birinci Mahmud tâmir ettirmiştir.Yanındaki bedesten câmiye vakıf olarak yapılmıştır.Osmanlı mîmârisinin bütün özelliklerini taşır.
Şah Melek Câmii: 1429 da Şah Melek Paşa tarafından yaptırılan tek kubbeli ve tek minâreli bir câmidir. Çinileri fevkalâdedir.
İkinci Bâyezîd Câmii: Sultan İkinci Bâyezîd tarafından 1488’de Mîmar Hayreddîn’e yaptırılmıştır. Büyük bir câmidir. Dârüşşifâsı vardır. Burada akıl hastaları, su sesi, psikolojik telkin, meşgûliyet ve ilâçla tedâvi edilmiştir.Câminin külliyesi 7 bölümdür.
Beylerbeyi Câmii: Rumeli Beylerbeyi Yûsuf Paşa tarafından yaptırılmıştır. Küçük bir câmidir. İçi kalem süslemeleriyle bezenmiştir.
Defterdar Câmii: 1576’da Defterdar Mustafa Paşa tarafından yaptırılmıştır. 1572 depreminde kubbesi yıkılmış ve 1872’de Hacı Rûşen kubbe yerine çatı yaptırmıştır. Sonradan yeniden kubbe yapılmıştır.
Yıldırım Câmii:Edirne’de bulunan en eski câmidir. Yıldırım Bâyezîd 1400 senesinde yaptırmıştır. Dördüncü Haçlı Seferinde yapılan bir katolik kilisesinin temelleri üzerine inşâ edilmiştir. Yanındaki Hasan Çelebi Sebili, en eski sebildir. Birinci Murad’ın oğlu Şehzâde Ahmed’in türbesi bu câmi yanındadır. 1878’de Ruslar câminin çinilerini ve mermerlerini sökmüşlerdir. Yanında imâret ve hamam vardır.
Şeyh Çelebi Câmii: Mîmar Sinân’ın eseridir. Minâresi yıldırımla yıkılmıştır. Akustiği ve kubbe süslemeleri çok değerlidir.
Gâzi Mihal Bey Câmii: Gâzi Mihal Bey 1422’de yaptırmıştır. Türbesi de buradadır. İmâret ve şadırvanı vardır.
Süleymâniye Câmii: Kânûnî Sultan Süleymân Hanın vezirlerinden Süleymân Paşa yaptırmıştır.Tunca Nehri kenarındadır.
Ayşe Kadın Câmii: Çelebi Sultan Mehmed’in kızı Ayşe Hâtun yaptırmıştır. Tek kubbeli şirin bir câmidir.
Şûle Çelebi Câmii: 1560 senesinde Şûle Çelebi tarafından yaptırılmıştır. Kirişhane semtindedir.
Sitti Sultan Câmii: 1482’de Fâtih’in eşi Sitti Sultan yaptırmıştır. Devrin mîmârî özelliklerini aksettirir. Yanında Merzifonlu Kara Mustafa Paşanın sarayı (konağı) bulunuyordu.
Mezitbey Câmii (Yeşil Câmi): Mezitbey isimli bir kahraman yaptırmıştır.Minâresi yeşil çinilerle süslüdür.
Lari Çelebi Câmii: 1514’te Lari Çelebi tarafından yaptırılmıştır. Devrin bütün mîmârî özelliklerini taşır.
Kâdı Bedreddîn Câmii: 1530’da tek kubbeli olarak inşâ edilmiş ve depremlerde zarar görmüştür.
Saatli Medrese: Üç Şerefeli Câminin avlusundadır. On beşinci asırda İkinci Murad Han tarafından yaptırılmıştır.
Peykler Medresesi: On beşinci asırda Fâtih Sultan Mehmed Han tarafından yaptırılmıştır. İki renkli kapısı çok ilgi çekicidir.
Rüstem Paşa Kervansarayı: 1561’de Sadrâzam Rüstem Paşa tarafından Mîmar Sinân’a yaptırılmıştır.Kâgir ve iki katlı 102 odalı ve geniş salonlu bir kervansaraydır.
Ayşe Kadın Kervansarayı: On yedinci asırda Ekmekçioğlu Ahmed Paşa tarafından yaptırılmıştır.Mîmarları Sedefkâr Mehmed Ağa ile Edirneli Hacı Şaban’dır. Tek katlıdır. Mermer işçiliği çok kıymetlidir.
Ali Paşa Çarşısı: 1560’ta Hersekli SemizAli Paşa tarafından Kânûnî Sultan Süleymân’ın Babaeski’de yaptırdığı câmiye vakıf olarak yaptırılmıştır. Mîmar Sinân’ın eseridir. İstanbul’daki Kapalı Çarşıya benzer. 1992 yılında çıkan yangınla kullanılmaz haldedir.
Bedesten: Eski Câmi yanındadır. 1414’te Birinci Murad tarafından yaptırılmıştır.Konyalı Mîmar Hacı Alâeddîn’in eseridir.On sekizinci asra kadar önemli bir alış-veriş merkeziydi. Hâlen kapalı çarşı olarak kullanılır.
Taşhan: Sokullu Mehmed Paşa, Mîmar Sinan’a yaptırmıştır.
Darülhadîs: 1435’te İkinci Murad tarafından medrese olarak yapılmıştır. Minâre ilâve edilerek câmi hâline getirilmiştir. Balkan Harbinde Bulgarlar topçu atışı ile minâresini yıktılar. Câminin yanındaki türbelerde İkinci Murad’ın iki oğlu ile Üçüncü Mustafa ile Üçüncü Ahmed’in çocuklarının kabirleri vardır.
Darüttedris: 1574’te Selîmiye Câmii bahçesine İkinci Selim yaptırmıştır.Mîmar Sinân’ın eseridir. 1935-1971 arasında Arkeoloji Müzesi, 1971’den sonra Türk-İslâm eserleri müzesi olmuştur.
Edirne Saray-ı Hümâyunu (Yeni Saray): Osmanlı devrinin Topkapı’dan sonraki en büyük sarayıdır. Tunca Irmağı kenarındadır. On yedinci asırda bu sarayda yaşayan nüfus 10 bin kişi idi.Zamanımıza ancak bir kısmı gelebilmiştir.
Eski Saray (Saray-ı Atik): Birinci Murad tarafından 1367’de yaptırılmıştır. Eski askerlik idâresinin bulunduğu arsada olduğu tahmin ediliyor.
Gâzi Mihal Köprüsü: Şehrin batısında Tunca Nehri üzerindedir. Bizans döneminde yapılan köprüyü, 1420’de Gâzi Mihal Bey yeniden yapılırcasına tâmir ettirmiştir. Köprü 766 m uzunlukta, 27 gözlü ve üç bölümlüdür. 1544’te Kânûnî Sultan Süleymân tarafından ikinci kez tâmir ettirilmiştir.
Saraçhâne Köprüsü: Şehrin kuzeybatısında Tunca Nehri üzerinde, 1451’de devlet adamlarından Şehâbeddîn Paşa tarafından yaptırılmıştır. 120 m uzunlukta, 5 m genişlikte, 11 ayaklı ve 12 kemerlidir.
Bâyezîd Köprüsü: Bâyezîd külliyesi yakınındadır. 1488’de İkinci Bâyezîd’in Mîmâr Hayreddîn’e yaptırdığı zannedilmektedir.Üç gözlü, 34 m boyunda, 4.40 m genişliktedir.
Saray Köprüsü: Saray içinde, Tunca Nehri üzerindedir. Edirne’den Sarayiçi’ne geçilen tek köprüdür. 60 m uzunluğunda ve dört gözlüdür.
Uzun Köprü: Ergene Nehri üzerinde, İkinci Murad Han tarafından yaptırılmıştır. 1392 m uzunlukta 5.5 m genişliktedir. 174 gözlüdür. Sultan İkinci Abdülhamîd Han devrinde tâmir ettirilmiştir. Uzunköprü ilçesi ismini bu köprüden almaktadır.
Tahtakale Hamamı: 1435’te Dârülhadîs Câmiine vakıf olarak Sultan İkinci Murad Han tarafından yaptırılmıştır.Tahtakale Mahallesinde olup,Edirne’nin en büyük hamamıdır.
Sokullu Hamamı: Çifte hamam olarak da bilinir. Üç Şerefeli Câminin karşısındadır. Sokullu Mehmed Paşa tarafından Mîmar Sinân’a yaptırılmıştır. On altıncı asır Türk sanatının en önemli örneklerindendir.
Mesîre Yerleri: Edirne topraklarında Meriç, Tunca ve Arda ırmaklarının birleştiği ve içinden Ergene, Keşan ve birçok çayların aktığı bir yer olması sebebiyle çok güzel mesîre yerleri ve ormanlık bölgeleri vardır.
Söğütlük: İlin güney kesiminde yüksek ağaçlarla kaplı bir alandır. Edirne-Karaağaç karayolu üzerinde ve Meriç Irmağı kıyısındadır.
Sarayiçi: Edirne’ye 12 km uzaklıkta sık ağaçlarla süslü, çayırlık ve Tunca Irmağının iki kolu arasında bir yerdir. Kırkpınar güreşleri burada yapılmaktadır.
Karaağaç: Sebze ve meyve bahçeleri ve sinekli içme suyuyla meşhur bir yerdir.
Bülbül Adası: Edirne-Karaağaç yolu üzerinde Tunca ile Meriç ırmakları arasında bulunan bir adadır. Sebze ve meyve bahçeleriyle zengindir. Çok sayıda bülbül vardır. Sabahları bülbül sesleri etrâfı şenlendirir. Sazan ve yayın balıkları da bulunur.
Kaplıcaları: Edirne, kaplıca ve içme suyu yönünden zengin değildir. Bilinenleri şunlardır:
Gülbaba Çamuru: Edirne’nin Gülbaba bataklığı romatizma ağrılarına iyi gelir.
Mercan Deresi İçmeleri: Keşan ilçesindedir. Mîde rahatsızlıklarına iyi gelir.
Kaynak
Rehber Ansiklopedisi
EDİRNE
İlin Kimliği
Yüzölçümü : 6276 km2
Nüfûsu : 404.599
İlçeleri : Merkez, Enez, Havsa, İpsala, Keşan, Lalapaşa, Meriç, Süloğlu, Uzunköprü
Marmara Bölgesinin Trakya kısmında yer alan; Türkiye’nin Avrupa yakasında ikinci büyük ve serhat şehri. Sınır kapısı, “Bursa’nın oğlu, İstanbul’un babası” olarak vasıflandırılan ve Osmanlı Devletinin ikinci başkenti ve “müze şehir” Edirne’nin doğusunda Kırklareli ve Tekirdağ, güneydoğusunda Çanakkale, batısında Yunanistan, kuzeybatısında Bulgaristan, güneyinde ise Ege Denizi bulunmaktadır. İl toprakları 40°30’ ve 42° 00’ kuzey enlemleri ile, 26°00’ ve 27°00’ doğu boylamları arasında yer alır.Trafik kod numarası 22’dir.
İsminin Menşei
Edirne,Roma İmparatoru Hadrianus tarafından M.S. 120’de yeniden îmâr edildiği için, buna izâfeten, “Hadrianapolis” ismi verilmiştir. Doğu Roma (Bizans) zamânında “Adrinople’” olarak anılmış, Türkler Edirne’yi fethedince, ilk önce “Edrine” demişler, sonradan bu kelime halk arasında “Edirne” olmuştur.
Târihi
Türk-Osmanlı târihinde büyük bir yeri olan serhat şehri Edirne’ye, ilkçağda Trak kabilelerinden Betlegerriler ve ardından Odrysler yerleşmişlerdir. M.Ö. 4. asırda Makedonyalılara, sonra Roma İmparatorluğuna ve M.S. 395’te Roma’nın parçalanması ile Doğu Roma (Bizans)ya geçmiştir. M.S. 586’da Avar Türkleri kuşatmış, fakat alamamıştır. Bulgar Türkleri, 914’te Edirne’yi almışsa da, kısa bir müddet sonra Bizanslılar geri almışlardır. 1050 ve 1078’de Peçenek Türkleri kuşatmıştır.
Osmanlı Türklerinin Rumeli’ye geçmesinden kısa bir müddet sonra, 1361 Temmuzunda Hacı İl Bey ve Evranos Bey emrindeki Türk ordusu tarafındanBizanslılardan alınarak fethedilmiştir. Edirne tekfuru kuşatma esnâsında Enez’e kaçmıştır. Tekfursuz kalan şehir halkı, dînî liderlerine “Ne yapalım?” diye sorar. Papazlar güzel kızları su almak için sur dışına gönderirler.Türk askerleri bu kızlara bakmaz bile. Ayrıca üzüm bağlarından yenilen üzüm kütüklerine paralarının bir mendil içinde bağlanmış olması üzerine, bu ordunun yenilmeyeceğini anlayan papazların tavsiyesi üzerine şehir halkı, Osmanlı komutanı Lala Şahin Paşaya teslim olurlar. Edirne 1361-1453 arasında Osmanlı Devletinin başşehri olmuş ve 91 sene başşehirlik yapmıştır. Birinci Murad Han,Avrupa fütûhâtını buradan başlatmıştır.
Fetret devrinde (1402-1413) Emir Süleymân ve kardeşi Mûsâ Çelebi’nin başşehri olmuştur. 1413’te pâdişah olan Çelebi Sultan Mehmed, uzun müddet Edirne’de kalmıştır. İkinci Murad Han zamânında,Edirne’nin ve çevresinin Türk-Osmanlı mîmârîsi ile yeniden inşâ edilmeye başlandığı görülür.Trakya ulaşımı bir ağ gibi örülmeye başlanmış, târihî Uzunköprü köprüsü yapılmış, Ergene nehri üzerinde iç kısımlara doğru ulaşım sağlanmıştır. İstanbul fethinde kullanılan toplar “Tophâne Bayırı’nda” dökülmüştür.Türk akıncılarının üssü hâline gelenEdirne Kalesi,İstanbul’un fethine zemin hazırlayan müstahkem mevki hâline gelmiştir.Üs olan Edirne Osmanlı Türk hükümdârlarının İstanbul’dan sonra en hoşlandıkları bir şehir olmuştur. Hattâ bâzıları Edirne’yi İstanbul’a tercih etmişlerdi.
Dördüncü Mehmed (1648-1687) ile kardeşleri İkinci Süleymân (1687-1691) ve İkinci Ahmed’in oğlu İkinci Mustafa (1695-1703) uzun süre Edirne’de oturmuşlardır. Bu devirde İstanbul bir kaymakam (Başbakan vekîli) tarafından yönetiliyor, devletEdirne’den idâre ediliyordu. Bu durum bâzılarının menfaatlerine dokunduğu için huzursuzluğa sebeb oldu. “Edirne Vak’ası” denilen hâdise ile İkinci Mustafa tahttan indirildi.Yerine kardeşi Üçüncü Ahmed pâdişâh oldu. Dördüncü Mehmed ile kardeşi İkinci Süleymân ve İkinci AhmedEdirne’de vefât ettiler.
Edirne, Osmanlı devrinde merkezi Sofya’da bulunan Rumeli Beylerbeyliğine (Eyâletine) bağlı bir vilâyetti. Edirne kâdısı, Osmanlı Devletinin İstanbul kâdısından sonra en yüksek rütbeli kâdısı sayılırdı. Edirne bir ilim merkezi, medreseler (üniversiteler) şehriydi. Tanzimâttan sonra Edirne vilâyeti (eyâleti) kuruldu. Doğu ve Batı Trakya Edirne’ye bağlandı. Balkan Harbinden sonra Batı Trakya (2 vilâyet)Bulgaristan’a bırakıldı.
1700 senesinde, Edirne 350 bin nüfûsu ile dünyânın en büyük birkaç şehrinden biriydi. Bunlar; İstanbul, Pâris, Londra ve Edirne idi. On sekizinci asırdan îtibâren gerilemeye başladı. 1745 senesinde çıkan büyük bir yangınla 60 mahalle kül oldu. 1751 yangını da 1745’teki yangın şiddetindeydi.
Edirne 4 defâ istilâya uğramış ve çok zarar görmüştür. 1829’da Ruslar Edirne’ye girmiş bir kaç ay kalmıştır. İkinci Sultan Mahmud, Edirne’de 10 gün kalarak halkın moralini takviye etmiş, istilânın tahribâtının yeniden îmârı için emir vermiştir. 20Ocak 1878’de Edirne’ye giren Ruslar 13 ay kalmışlar ve şehri tahrib etmişlerdir. Balkan Harbinde Şükrü Paşanın kahramanca savunmasına rağmen, açlık sebebiyle, Bulgarlara 26 Mart 1913’te teslim oldu. 4 ay sonra Türk ordusu 22 Temmuz 1913’de Edirne’yi geri aldı. Birinci Dünyâ Harbinden sonra 1920 Temmuzundan 25 Kasım 1922’ye kadar Yunan ordusunun işgâlinde kalan Edirne, çok geriledi ve dünyâda Edirne derecesinde gerileyen başka bir şehir görülmedi. Lozan Antlaşması ile EdirneTürkiye sınırları içine alındı. Cumhûriyetten sonra Edirne kendi adını taşıyan ilim merkezi oldu. İkinci Dünyâ Harbinde Edirne boşaldı ve çok sıkıntılı günler yaşadı.
Fizikî Yapı
Trakya’nın batısını teşkil eden Edirne toprakları, geniş düzlükler ve basık tepelerden meydana gelir. Arâzinin % 78’i platolar, % 5’i dağ ve yaylalar ve % 17’si ovalardan ibârettir.Akarsu ve göl bakımından da zengin sayılır. % 25’i orman ve fundalıklarla kaplıdır.
Dağları: Bellibaşlı dört dağ silsilesi vardır. Istıranca Dağları, Uzunköprü Dağları, Koru Dağları, ve Çandır Dağları. En yüksek yer Korudağ (Yerli Su Tepesi) 720 metredir. Diğer dağların yüksekliği azdır. Bakacak Kuletepesi (590 m), Çandır Tepe (385 m), Süleymâniye Tepesi (378 m), Hasır Tepesi (385 m) ve Hızır İlyas Tepesi (378 m)dir. Dağlar orman ve fundalıklarla kaplıdır.
Ovaları: Edirne ilinin mühim kısmı 0-250 m yüksekliktedir. Topraklarının % 78’i plato ise de bunlar ova görünümündedir. Ovalar ise % 17’dir. Ergene, Tunca, Kazanova ve İpsala ovaları başlıca geniş ovalarıdır. Düzlükler doğudan batıya doğru gittikçe alçalır. Meriç Ovasına kavuşur. Meriç ile Ergene arasında kalan arâzi hafif dalgalı ve yarımada şeklindedir. Keşan ve Enez arası 250-500 m arasındadır. Ergene Ovası; Ergene Vâdisi ile Uzunköprü ve Meriç ilçelerinin mühim kısmını ihtiva eder. Ergene Irmağı sık sık taşarak mil bıraktığı için arâzi çok verimlidir.Tunca Irmağı vâdisinde bulunan ovalara, Tunca Ovası denir.
Meriç Vâdisinde Kapıkule-Edirne arasında kalan ovaya Kazanova denir. İpsala Ovası en büyük ovadır. Sulu ve kuru tarım yapılır. İpsala ve Enez topraklarını ihtivâ eder. Edirne’de yaylalar çok azdır.Yerli Su Tepesi (Keşan)-Çandır (Enez)-Hisarlı (Lalapaşa), Yazın (Lalapaşa) ve Ömeroba çok güzel manzaralı ve su kaynakları zengin yaylalardır.
Akarsuları: Edirne, akarsu bakımından zengin, fakat su rejimleri düzensiz ve kontrolsüzdür. İlkbahar ve sonbaharda taşmalar olur. Başlıca akarsuları şunlardır:
Meriç: Edirne’ye Bulgaristan’dan girer. Türk-Yunan sınırını çizer. Edirne yakınında Arda ve Tunca nehirlerini alır. Dimetoka yakınında, Yunanistan’dan gelen Kopkino Çayını alır. Balabancık yakınında Ergene Çayı ile birleşir. Enez yakınlarında Ege Denizine dökülür. Taşmaları önlemek için Uzunköprü-Altınyazı Barajı yapılmıştır. Arda ile birlikte debisi 193 m3tür. Nehir balık bakımından zengindir. Arâzinin sulanmasında kullanılır. Derinliği 60-520 cm arasındadır. Edirne il sınırları içindeki uzunluğu 185 km’dir. Arda Nehri: Pazarkule sınır kapısından giren Arda, 1 km sonra Meriç ile birleşir. Tunca Nehri: Bulgaristan’dan Uzunbayır civârında Türk topraklarına girer. 32 km yol alarak, Bülbül Adasında Meriç’le birleşir. Ergene Nehri: Kırklareli’nin Istıranca Dağlarından çıkar. Pehlivanköy ilçesinde, Edirne sınırlarına girer. İpsala-Sarıcaali köyünde Meriç’le birleşir. Bütün uzunluğu 230 km ise de Edirne’deki kısmı 72 km’dir. Süleoğlu Deresi: Süleoğlu köyü civârından çıkar. Hıdırca yakınında Ergene Nehrine karışır. 79 km’dir. Ayrıca, Başamaklar Deresi (27 km) Pravadi Deresi (42 km) Keşan Deresi (32 km) ve Büyükdoğan Deresi (33 km) vardır.
Göller: Edirne tabiî ve baraj gölleri ile göletler bakımından en zengin illerden biridir. Gala Gölü: Enez ilçesinde 8 km2lik bir göldür. Etrâfı bataklıktır. Meriç taşınca gölle birleşir.Tuzludur.Sulamada kullanılmaz. Balığı boldur. Derinliği 70 santimdir. Dalyan Gölü: Enez ilçesi güneyindedir. Çok tuzlu ve sodyumludur. Derinliği 1-1,5 metredir. Çevresi kumluktur. Sulamada kullanılmaz.Yüzölçümü 3,5 km2dir. Taşaltı Gölü: Dalyan Gölünün doğusundadır. Sığ bir göldür. Derinliği 80 cm’dir. Yüzölçümü 70 hektardır. Suyu tuzludur. Kıyılarının bir kısmı bataklıktır. Bir kısmında ise çeltik ekimi yapılır. Pamuklu Gölü: Gala ile Sığırcık Gölü arasındadır. Yüzölçümü 2,5 km2dir. Derinliği 70 cm’dir. Etrâfı bataklık ve sazlıktır. Sığırcık Gölü: Yüzölçümü 2 km2, derinliği az, suyu tuzludur. Kıyılarının bir kısmı bataklık ve sazlıktır. Altınyazı Barajı: Uzunköprü-Altınyazı köyündedir. 2300 hektarlık arâzi sulanır ve 1490 hektar aâazi su taşkınlarından korunur. Kadıköy Barajı: Büyükdoğanca Deresi üzerindedir. 42 milyon m3 su toplanır. 4 bin hektar arâzi sulanır. Başamak Deresi: Üzerinde 9 m yükseklikte ve 900 m uzunlukta bir set ile toplanan sular taşkınları önler. Bu su 12 km’lik bir kanalla Altınyazı Barajına aktarılır.
İklim ve Bitki Örtüsü
Edirne ilinde çeşitli iklim tipleri görülür.Toprakları fazla engebeli olmadığı ve denize kıyısı olduğu halde Balkanların şiddetli kara iklimi hüküm sürer. Ayrıca Akdeniz’in ılık ve yağışlı iklimi ile bâzan Karadeniz iklimi görülür. Balkan yarımadası, Orta Avrupa, Akdeniz, Ege, Karadeniz ve Marmara denizinin tesiri altındadır. Ergene havzasında kara iklimi hüküm sürer. Kışlar sert ve kar yağışlı, yazlar sıcak geçer.Senelik ortalama yağış miktarı 597 milimetredir.
Topraklarının % 57’sinde tarım yapılır. % 14’ü çayır ve mer’alıktır. Orman ve fundalıklar %25’tir. Ekime müsâit olmayan arâzi % 4’tür. Trakya’nın en verimli topraklarıdır. Ergene Havzası, bozkır görünümündedir. Ormanlarında meşe, kızılçam ve karaçam ağaçları çoğunluktadır. Koru Dağları ile Saros Körfezi arasında kalan kısım makiliktir. Edirne nemli ve rüzgârlıdır. Rüzgârlar buharlaşmayı önler. Bu ise bitki örtüsünün çeşitli olmasını temin eder.
Ekonomi
Edirne’nin ekonomisinde ağırlık tarıma dayanır. Faal nüfûsun % 73’ü tarım, balıkçılık, avcılık ve ormancılıkla uğraşır. Gayri sâfi hâsılasının % 42’si tarımdan elde edilir. Sanâyi hızla gelişmektedir. Avrupa’yı Ortadoğu’ya, Anadolu ve İstanbul’a bağlayan transit yol buradan geçer.
Tarım: Edirne’de çeşitli tarım ürünleri yetişir. Ovaları çok bereketlidir.Tarla tarımı çok gelişmiştir. Tahılda buğday, sanâyi ürünlerinde şekerpancarı ve ayçiçeği ön sırayı alır. Meyvecilikte, kavun, karpuz yetiştiriciliği ve bağcılık ileridir. Son 10 senede tarım ürünleri bir kat artmıştır. Buğday, pirinç, ayçiçeği, şekerpancarı, fasulye, susam, kolza, domates, patlıcan, pırasa ve lahana ilde yetiştirilen başlıca tarım ürünleridir.Meyve olarak kavun, üzüm, karpuz, elma, armut, erik, kızılcık ve bâdem önemli yer tutar. Sulama, gübreleme ve modern tarım araçları kullanma husûsunda önde gelen iller arasındadır.
Hayvancılık: Çayır ve mer’aların gittikçe azalmasına rağmen hayvan potansiyeli yüksektir. Koyun, kıl keçisi, sığır ve manda beslenir. Koyunların çoğu kıvırcıktır. Eti yağsız, sütü bol ve yapağısı kalitelidir.Kışın Balkanlardan gelen yaban ördek sürüleri boldur. Beyaz peyniri meşhurdur.
Ormancılık: Yüzölçümünün % 25’i orman ve fundalıklarla kaplı ise de Edirne orman bakımından zengin sayılmaz. 160 bin hektara yakın orman sahasının 20 bin hektarı koruluktur. Her sene bu ormanlardan 25 bin m3 sanâyi odunu ile 20 bin m3 yakacak odun elde edilir.
Mâdenleri: Edirne’de çıkarılan başlıca mâden linyittir.Keşan, Demirhanlı, Küçük Doğanca, Enez ve Meriç linyit ocaklarından senede yaklaşık 50 bin ton linyit çıkarılır. Türkiye ihtiyâcının yarısını karşılayacak tabiî gaz rezervleri Trakya’da bulunmaktadır. Edirne’de tabiî gaz ve petrol aramalarına devâm edilmektedir.
Sanâyi: Yakın zamâna kadar Edirne’nin sanâyii tarıma dayalı, yağ, un, beyaz peynir ve kaşar peyniri fabrika ve mandıralarından ibâretti. Son 10 senede sanâyi hızla büyümüştür. Mühim kısmı imâlat, gıdâ, tarım, sıhhi tesisat malzemeleri, dokuma ve deri sanâyiine âittir.
Ulaşım: Edirne Türkiye’nin Avrupa’daki sınır kapısıdır.Anadolu’yu, İstanbul’u, Ortadoğu’yu Avrupa’ya bağlayan kara ve demiryolları Edirne’den geçer. Avrupa’dan Türkiye’ye giren 4 sınır kapısından 3’ü Yunanistan ve biri Bulgaristan sınırındadır. Kapıkule sınır kapısından başlayan E-5 Karayolu, Edirne-Havsa-Babaeski-Çorlu-Silivri-İstanbul güzergâhını tâkip eder. İpsala sınır kapısından başlayan yol, İpsala-Keşan-Malkara-Tekirdağ-Silivri güzergâhını tâkip eder ve E-5 Karayolu ile birleşip İstanbul istikâmetine devâm eder. Edirne ile ilçeleri birbirine asfalt yollarla bağlanmıştır. Köy yolları düzgündür. Motorlu araç sayısı hızla artmıştır. Demiryolu bakımından da Edirne işlek bir yerdedir. Hergün İstanbul-Sofya-Venedik-Paris, İstanbul-Sofya-Belgrad-Zagreb-Viyana, İstanbul-Sofya-Bükreş-Moskova seferleri karşılıklı olarak Kapıkule’den yapılır.Ayrıca İstanbul-Selanik-Atinatren seferleri Uzunköprü ve Eskiköy üzerinden yapılır. 230 km’lik düzgün bir yolla İstanbul’a bağlıdır.
Nüfus ve Sosyal Hayat
Nüfûsu: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 404.599 olup, bunun 210.421’i ilçelerde, 194.178’i köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 6276 km2 olup, nüfus yoğunluğu km2 başına 64 kişidir.
Örf ve âdetleri: Edirne târih boyunca Avrupa ve Asya arasında göç, akın, istilâ ve sefer yolu üzerinde olduğu için, çeşitli kültürler bu bölgede hâkim olmuştur. 1361’de Osmanlı Türklerinin fethiyle, Türk-İslâm kültürü hızla yerleşmiş ve diğer kültürler unutulmuş, sâdece bâzı harâbe ve târihî kalıntıları kalmıştır. Edirne’de Türk-İslâm gelenekleri hâkimdir. Kıyâfet: Mahallî kıyâfet gittikçe kaybolmakta, sâdece düğün, bayram ve folklor gösterilerinde kullanılmaktadır.Yine de köylerde şalvar ve yelve gibi elbiselerin giyilmesi yaygındır. Yemekleri: Mahallî yemekleri tarhana, bâdem ezmesi, ciğer sarması, mazmaza ve akıtma (mayalı, ince), mantı ve katmer, bakla tavası, çerkes tavuğu, nemse böreği, gözleme’dir. Türküleri: Göçlere, bozgunlara, yağma ve istilalara mâruz kalan mahallî halkın türküleri acı, yanık ve hasretleri aksettirir.Oyunları: Trakya bölgesinin oyunlarıdır. Erkekler kendi aralarında davul ve zurna ile, kızlar kendi aralarında darbuka ile oynarlar. Başlıcaları kasap oyunu, Debreli Hasan, mendil, alaybeyi ve karşılamadır. Oyunlar sona doğru çok hareketlenir. El sanatları: Ahşap işçiliği, oyma, kakma, boya bezekli çalışmalar çok ilerlemiş ve bu tür eserlere “Edirne-kâri” denmiştir.Trabzan ayakları, tavan işlemeleri, sini-sofra altları, dolaplar, çekmeceler sanatkârâne şekilde yapılır.Süpürge darısından yapılan süpürgecilik yaygındır. Edirne’nin peyniri, süpürgesi, kokulu ve renkli sabunu, bâdem ezmesi ve devâimisk ismindeki macun şeklinde helvası meşhurdur.
Kırkpınar güreşleri: 14. yüzyılın ikinci yarısından îtibâren Edirne’nin Kırkpınar mevkiinde güreş şenlikleri düzenlenir. Süleymân Paşanın Rumeli’yi fetihleri sırasında (1346-1358) Anadolu’dan Rumeli’ye geçenTürk askerleri bu bölgede mola verirken 40 er birbiriyle güreşe başladılar. Bu 40 er birbirini yenemedi ve güreşteyken öldüler. Seneler sonra arkadaşları seferden (akınlardan) dönünce arkadaşlarının kabrini ziyâret ettiklerinde soğuk, gür bir pınarın aktığını görürler. “Kırklar pınarı” zamanla “Kırkpınar” olur.Rumeli’yi fethedenkırk şehîdi yâd etmek için tertiplenen “Kırkpınar Güreşleri” zamanla an’ane hâline gelir. (Bkz. Kırkpınar Güreşleri)
Yiğitlerin harman olduğu er meydanı Kırkpınar’daki güreşlerde baş pehlivan olarak Aliço, Koca Yusuf, Hergeleci İbrâhim,Adalı Halil ve Kurtdereli Mehmed yetişmişlerdir.Avrupa ve Amerika’da bütün râkiplerini yenen Adalı Halil’in kabri Kasımpaşa Câmii yanındadır.Her sene güreşçiler, güreşe başlamadan kabrini ziyâret ederler.Adalı Halil, Kırkpınar’da tam 18 sene başpehlivan olmuştur.
Allah,Allah, İllallah;
Hayırlar gele inşallah.
Pirimiz,Hamza Pehlivan,
Aslımız, neslimiz, pehlivan.
İki yiğit çıkmış meydana,
Birbirlerinden merdane.
Biri here, biri kara,
İkisinin de zarı pâre.
Alta düştüm diye yerinme,
Üste çıktım diye sevinme.
Alta gelirsen apış,
Üste çıkarsan yapış.
Vur sarmayı kündeden at,
Gönder Muhammed’e salevât.
Seyirttim gittim pınara,
Allah ikinizin de işini onara...
Eğitim:Edirne 1362’den bu yana ilim ve kültür merkezi olmuştur. Okur-yazar nisbeti %85’tir. Okulsuz köy yoktur. Bâzı köylerde ortaokul vardır.İlde 88 ana okulu, 318 ilkokul, 91 ortaokul, 12 lise ve 17 meslekî ve teknik okul bulunur. Tıp Fakültesi, Eğitim Fakültesi, Meslek Yüksek Okulu, Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu, Keşan Meslek Yüksek Okulu, Mühendislik ve Mîmârlık Fakültesi, Fen-Edebiyat Fakültesi Trakya Üniversitesine bağlı kuruluşlardır.
Yetişen meşhurlar: Edirne, târihî, kültürel bir merkez olarak pekçok büyük meşhurun yetiştiği bir beldemizdir. On altıncı yüzyıl seyhülislâmlarından, büyük âlim Kemâl Paşazâde Ahmed Şemseddîn Efendi, 1775’te şeyhülislâm olan Topkapılızâde Mehmed Emîn Efendi, Sezâi Hasan Dede, 15. asrın ilk yarısının büyük şâiri İvaz Paşazâde Atâyî, meşhur tezkire yazarı Şehî, Şakayik mütercimi Mecdî, İbret-Nümây-i Devlet yazarı Hicrî, 17. asrın büyük şâiri Cevrî; 18. asır târihçilerinden Örfî Edirne’de doğan, yetişen ve şöhretleri asrını aşan ilim ve sanat adamlarından sâdece birkaçıdır.
İlçeleri
Edirne’nin biri merkez olmak üzere 8 ilçesi vardır.
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 124.361 olup 102.345’i ilçe merkezinde 22.016’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 22, Karakasım bucağına bağlı 6, Sırpsındığı bucağına bağlı 7 köyü vardır.İlçe toprakları dalgalı düzlüklerden meydana gelir.Tunca ve Meriç ırmakları topraklarını sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, üzüm, şekerpancarı, susamdır. Sebze ve meyvecilik yaygın olarak yapılır. Hayvancılık gelişmiştir.Süpürge otu üretimi ve süpürgecilik başlıca gelir kaynağıdır. Dokuma, un, çeltik, yağ, süt ürünleri, tuğla ve kiremit, yem, salça, karton-mukavva fabrikaları başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi, Tunca, Meriç ve Arda nehirlerinin birleştiği verimli toprakların yamaçlarında kurulmuştur.Türkiye-Bulgaristan arasındaki sınır kapısı olan Kapıkule ilçenin batısındadır. Trakya’nın en büyük şehri olup Türkiye’nin Avrupa’ya açılan kapısıdır.Osmanlı Devletine başkentlik yapan Edirne,İstanbul’dan sonra târihî eser bakımından yakın zamanın en zengin şehriydi. Geçirdiği iki büyük yangın, bir deprem ve dört istilâ ile târihî eserler oldukça imhâ olmuştur. Yalnız Fâtih devrinde Edirne’de 28 câmi ve 7 medrese (Üniversite) açılmıştır.Günümüzde târihî eser bakımından İstanbul ve Bursa’dan sonra, kütüphâne (kitap) bakımından ise İstanbul,Ankara ve Bursa’dan sonra gelir.Merkez ilçe (Edirne), 1850 senesine kadar Osmanlı Devletinin İstanbul ve Kâhire’den sonra üçüncü büyük şehriydi. 1850’de dördüncü, 1875’te onuncu, 1900’de onuncu, 1915’te sekizinci şehri oldu. Günümüzde ise Türkiye’nin 36. şehridir. Dünyânın hiçbir şehri bu derece hızla gerilememiştir.
Enez: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 12.700 olup, 3509’u ilçe merkezinde, 9191’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 19 köyü vardır.Yüzölçümü 458 km2 olup, nüfus yoğunluğu 28’dir. İlçe toprakları alçak tepelerle çevrili geniş tabanlı vâdilerden meydana gelir. Doğusunda Işıklar ve Koru dağları yer alır. İlçe topraklarını Meriç Irmağı sular. İpsala Ovasının bir bölümü ilçe sınırları içinde kalır. Akarsu vâdilerinde küçük ovalar vardır. Meriç bağlantılı Gala Gölü 8 km2 yüzölçüme sâhiptir. Ayrıca irili ufaklı küçük göller vardır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, ayçiçeği, arpa ve susam olup, ayrıca az miktarda pirinç, fasulye, nohut ve şekerpancarı yetiştirilir.Hayvancılık gelişmiştir. Kaşarpeyniri olan kaşkaval ve Edirne türü beyaz peynir üretilir. Meriç ağzında balıkçılık yapılır.
İlçe merkezi Meriç Irmağının güneyi ile Dalyan arasında kurulmuştur.Gelişmemiş küçük bir yerleşim merkezidir. Ege kıyılarında yazlık evler ve tâtil siteleri vardır. Has Yunus Bey tarafından 1456’da Osmanlı topraklarına katılan ilçe önemli bir liman kentiydi. Meriç’in ağzının çamurla tıkanıp ulaşıma kapanması yüzünden bu önemi kaybetmiştir. Enez 1953’te ilçe merkezi oldu ve aynı sene belediyesi kuruldu.
Havsa: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 27.900 olup, 9237’si ilçe merkezinde, 18.663’ü köylerde yaşamaktadır.Merkez bucağına bağlı 17, Hasköy bucağına bağlı 4 köyü vardır.Yüzölçümü 545 km2 olup, nüfus yoğunluğu 51’dir. İlçe toprakları Ergene Irmağının kenarlarındaki geniş düzlüklerden ve bunların etrafındaki hafif engebeli arâziden meydana gelir. Ergene Irmağı ve kolları ilçe topraklarını sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, ayçiçeği, şekerpancarı, üzüm, pirinç, arpa, kozla, kavun ve karpuzdur. Hayvancılık gelişmiş olup, en çok koyun beslenir. Yağ, un, dokuma ve süt fabrikaları başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi, Edirne-İstanbul karayolunun güneyinde kurulmuştur. İl merkezine 27 km mesâfededir. İlçe, Fâtih Sultan Mehmed Hanın vezirlerinden Mahmud Paşaya verildiğinden, ilk zamanlar Havass-ı Mahmud Paşa adıyla anıldı. Daha sonraları bu isim Havsa olarak değişime uğradı. 1954’te ilçe merkezi olan Havsa’nın belediyesi 1941’de kurulmuştur.
İpsala: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 36.122 olup, 9212’si ilçe merkezinde 26.910’u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 15, İbrik Tepe bucağına bağlı 6 köyü vardır.Yüzölçümü 753 km2 olup, nüfus yoğunluğu 48’dir. İlçe toprakları alçak tepelerle engebelenmiş dalgalı düzlüklerden meydana gelir. Batısında İpsala Ovası yer alır. Ovayı Meriç Irmağı sular. Başmaklar Deresi üzerinde sulama amacıyla kurulan Altınyazı Baraj Gölünün bir kısmı ilçe sınırları içinde kalır. Ekonomisi tarım ve sanâyiye dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, ayçiçeği, pirinç ve şekerpancarı, fasulye, üzüm, arpa, kavun ve karpuz olup, ayrıca az miktarda elma, armut ve susam yetiştirilir. Hayvancılık yaygındır. En çok kıvırcık koyunu, sığır ve manda beslenir. Mandıralarda beyaz peynir, kaşkaval tipi kaşar peyniri ve ova kaşarı üretilmektedir.Yağ, çeltik ve un fabrikaları vardır.
İlçe merkezi, İpsala ovasının kuzeydoğusunda bir tepenin eteklerinde kurulmuştur.İl merkezine 108 km mesâfededir.Osmanlı Devleti zamânında İstanbul’u Selânik’e bağlayan yol üzerinde önemli bir konaklama yeriydi. Daha sonra bu önemini kaybetti.Osmanlı Devletine asırlarca at yetiştiren bir merkez olup, 1928’de ilçe olmuştur. İlçe belediyesi 1923’te kurulmuştur.
Keşan: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 71.133 olup, 40.656’sı ilçe merkezinde 30.477’si köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 1087 km2 olup, nüfus yoğunluğu 65’tir. Merkez bucağına bağlı 20, Mecidiye bucağına bağlı 5 ve Yerlisu bucağına bağlı 12 köyü vardır. İlçe toprakları dalgalı düzlüklerden meydana gelir.Güneydoğusunda Koru Dağı yer alır.İlçe topraklarını Keşan Deresi ile Büyükdoğanca Deresi sular.Saroz Körfezi kıyısındaki Tuzla Gölü ve sulama amaçlı Kadıköy Baraj Gölü ilçe sınırları içinde kalır. Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri, buğday, ayçiçeği, şekerpancarı, arpa, kavun, karpuz olup, ayrıca az miktarda pirinç, mısır, üzüm, elma, armut, susam ve baklagiller yetiştirilir. Hayvancılık ekonomik açıdan önemli gelir kaynağıdır. Mandıralarda kaşkaval türü kaşar peyniri üretilir. İlçe topraklarında linyit yatakları vardır.Çeltik, yağ, tuğla ve kiremit fabrikaları başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi Gelibolu-İstanbul ve İstanbul-İpsala karayollarının kesiştiği noktada yer alır.İşlek yolların kavşak noktasında yer alması ve askerî birliklerin olması ilçenin gelişmesine sebeb olmuştur. İl merkezine 102 km mesafededir. İlçe belediyesi 1866’da kurulmuştur
Lalapaşa: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 11.297 olup, 1248’i ilçe merkezinde, 10.049’u köylerde yaşamaktadır.Merkez bucağına bağlı 27 köyü vardır. Yüzölçümü 554 km2 olup, nüfus yoğunluğu 20’dir. İlçe topraklarını İstranca Dağları engebelendirir. Alçak olan dağlar, akarsular tarafından parçalanmıştır. Dağlardan kaynaklanan suları Tunca Irmağı, Sinanpaşa Deresi ve Süloğlu Deresi toplar.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, ayçiçeği ve arpa olup, ayrıca az miktarda üzüm, elma, armut ve şekerpancarı yetiştirilir.Hayvancılık gelişmiş olup, kıl keçisi ve koyun beslenir. Gelişmemiş ve küçük olan kasaba, ilin en az nüfuslu ilçesidir.İl merkezine 26 km mesâfededir.İlçe belediyesi 1945’te kurulmuştur. 1361’de Lala Şâhin Paşa tarafından Osmanlı topraklarına katıldıktan sonra Lalapaşa ismiyle anılmaya başlandı.
Meriç: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 25.896 olup 5021’i ilçe merkezinde ve 20.875’i köylerde yaşamaktadır.Yüzölçümü 448 km2 olup, nüfus yoğunluğu 58’dir. Merkez bucağına bağlı 18, Küplü bucağına bağlı 4 köyü vardır. İlçe toprakları dalgalı düzlüklerden ve ovalardan meydana gelir. Ergene Irmağı ve Meriç Nehri ilçe topraklarını sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri pirinç, buğday, ayçiçeği, şekerpancarı ve baklagiller olup, ayrıca az miktarda elma, üzüm, armut, susam yetiştirilir.Hayvancılık gelişmiştir.Çeltik atölyeleri ile peynir îmâlâthâneleri başlıca küçük sanâyi kuruluşlarıdır. El sanatlarından sepetçilik yaygın olarak yapılır.Gelişmemiş bir yerleşim merkezi olan Meriç, il merkezine 89 km mesâfededir.İlçe belediyesi 1930’da kurulmuştur.
Süloğlu: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 11.634 olup, 4452’si ilçe merkezinde 7182’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 11 köyü vardır. Merkez ilçeye bağlı bir bucak iken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu. İlçe toprakları dalgalı düzlüklerden meydana gelir. Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, ayçiçeği, üzüm, şekerpancarıdır. Sebze ve meyvecilik yaygın olarak yapılır. Hayvancılık gelişmiştir.
Uzunköprü: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 83.556 olup, 34.741’i ilçe merkezinde, 48.815’i köylerde yaşamaktadır.Merkez bucağına bağlı 17, Çöpköy bucağına bağlı 14, Hamidiye bucağına bağlı 18, Kırcasalih bucağına bağlı 4 köyü vardır. Yüzölçümü 1226 km2 olup nüfus yoğunluğu 68’dir.İlçe toprakları Ergene Havzasında yer alır ve alçak dalgalı düzlüklerden meydana gelir.Topraklarından kaynaklanan suları Ergene ve Meriç ırmakları toplar. Basamaklar Deresi üzerinde kurulan sulama gâyeli Altınyazı Baraj Gölünün bir bölümü ilçe sınırları içinde kalır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, şekerpancarı, ayçiçeği, üzüm, pirinç ve arpadır. Hayvancılık gelişmiş olup en çok büyükbaş hayvan beslenir. Mandıralarda peynir üretilir. Un, yağ, yem fabrikaları ve çeltik atölyeleri başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi, Ergene Irmağı üzerinde Sultan İkinci Murad Han tarafından yaptırılan köprünün kenarında kurulmuştur. 1392 m uzunluğunda ve 174 gözlü olan bu köprü aynı zamanda ilçeye ismini de vermiştir. Eskiden ilçenin, demiryolu ulaşımı yönünden önemli bir yeri vardı. Edirne-Kapıkule hattı açılınca bu önemini kaybetti. Edirne’nin en büyük ilçesidir. Keşan-Edirne karayolu ilçe merkezinden geçer. İl merkezine 64 km mesâfededir. Eski ismi Cisr-i Ergene’dir.
Târihî Eserler ve Turistik Yerleri
Edirne, İstanbul ve Bursa’dan sonra târihî eser zenginliği bakımından üçüncü ilimizdir.Geçirdiği iki büyük yangın, zelzele ve dört istilâ ile eserlerin çoğu kaybolmasına rağmen müze şehir olma özelliğini korumaktadır. Önemli târihî eserleri şunlardır:
Selîmiye Câmii: Tek kubbe ile dört minâresi olan câmi, Mîmâr Sinân’ın en güzel eseridir. Gerçek bir sanat şâheseridir. Sultan İkinci Selim devrinde 1569’da başlayıp, 6 senede yapılmıştır. Mermer işlemeler ve İznik çinileri câmiye ayrı bir güzellik katar. Minâreleri üç şerefelidir. Edirne denilince akla Selîmiye Câmii gelir. (Bkz.Selîmiye Câmii)
Üç Şerefeli Câmi:Fâtih Sultan Mehmed’in babası İkinci Sultan Murad tarafından o zamanki Osmanlı Devleti pâyitahtı (başkenti)Edirne’de yapılan câmi 10 senede tamamlanmıştır (1438-1448). Bu câmiye İzmir’in fethinde elde edilen ganîmetten 7 bin kese para harcanmıştır.Mîmârı Kemâleddîn Efendidir. Bursa câmilerinden ayrı bir plânla ortaya çıkmıştır.Câmi iç avlu, 18 sütun ve 21 kubbeli revak ile İstanbul Bâyezîd Câmiine örnek teşkil eder. Dört minâreden biri burmalı, diğeri çubuklu ve baklava, dördüncüsü dama gibi satrançlı şekillerdedir. Baklavalı denilen minârenin üç şerefesine giden yollar ayrıdır.
Murâdiye Câmii: İkinci Sultan Murad, Varna’da Haçlı ordularını yenince Edirne’ye dönüşte bir şükür ifâdesi olarak bu câmiyi yaptırdı.
Hicrî 839 (M.1435) senesinin 10 Muharrem günü ibâdete açıldı.Orhan Beyin Bursa’da yaptırdığı câmi örnek alınmıştır. Kalemkar işçiliği ve çinileri ile gerçek bir şâheserdir. Çinili ilk minâresi 1572 depreminde yıkılmış ve 1754’te Birinci Mahmud çinisiz bugünkü tek şerefeli minâreyi yaptırmıştır.Câminin iki büyük kubbesinin arasında bulunan kemer kalem işlemeleriyle, duvarlar çiçek motifli çinilerle süslüdür.
Eski Câmi: Çelebi Sultan Mehmed devrinde, 1414 yılında yapılmıştır.Mîmârı,Konyalı Hacı Alâeddîn’dir.Yazılar sanat bakımından çok değerlidir.Hâcı Bayram Velî hazretlerinin vaaz verdiği kürsü hâlen durmaktadır. 1748 yangını ve 1752 depreminden zarar görmüş olup Birinci Mahmud tâmir ettirmiştir.Yanındaki bedesten câmiye vakıf olarak yapılmıştır.Osmanlı mîmârisinin bütün özelliklerini taşır.
Şah Melek Câmii: 1429 da Şah Melek Paşa tarafından yaptırılan tek kubbeli ve tek minâreli bir câmidir. Çinileri fevkalâdedir.
İkinci Bâyezîd Câmii: Sultan İkinci Bâyezîd tarafından 1488’de Mîmar Hayreddîn’e yaptırılmıştır. Büyük bir câmidir. Dârüşşifâsı vardır. Burada akıl hastaları, su sesi, psikolojik telkin, meşgûliyet ve ilâçla tedâvi edilmiştir.Câminin külliyesi 7 bölümdür.
Beylerbeyi Câmii: Rumeli Beylerbeyi Yûsuf Paşa tarafından yaptırılmıştır. Küçük bir câmidir. İçi kalem süslemeleriyle bezenmiştir.
Defterdar Câmii: 1576’da Defterdar Mustafa Paşa tarafından yaptırılmıştır. 1572 depreminde kubbesi yıkılmış ve 1872’de Hacı Rûşen kubbe yerine çatı yaptırmıştır. Sonradan yeniden kubbe yapılmıştır.
Yıldırım Câmii:Edirne’de bulunan en eski câmidir. Yıldırım Bâyezîd 1400 senesinde yaptırmıştır. Dördüncü Haçlı Seferinde yapılan bir katolik kilisesinin temelleri üzerine inşâ edilmiştir. Yanındaki Hasan Çelebi Sebili, en eski sebildir. Birinci Murad’ın oğlu Şehzâde Ahmed’in türbesi bu câmi yanındadır. 1878’de Ruslar câminin çinilerini ve mermerlerini sökmüşlerdir. Yanında imâret ve hamam vardır.
Şeyh Çelebi Câmii: Mîmar Sinân’ın eseridir. Minâresi yıldırımla yıkılmıştır. Akustiği ve kubbe süslemeleri çok değerlidir.
Gâzi Mihal Bey Câmii: Gâzi Mihal Bey 1422’de yaptırmıştır. Türbesi de buradadır. İmâret ve şadırvanı vardır.
Süleymâniye Câmii: Kânûnî Sultan Süleymân Hanın vezirlerinden Süleymân Paşa yaptırmıştır.Tunca Nehri kenarındadır.
Ayşe Kadın Câmii: Çelebi Sultan Mehmed’in kızı Ayşe Hâtun yaptırmıştır. Tek kubbeli şirin bir câmidir.
Şûle Çelebi Câmii: 1560 senesinde Şûle Çelebi tarafından yaptırılmıştır. Kirişhane semtindedir.
Sitti Sultan Câmii: 1482’de Fâtih’in eşi Sitti Sultan yaptırmıştır. Devrin mîmârî özelliklerini aksettirir. Yanında Merzifonlu Kara Mustafa Paşanın sarayı (konağı) bulunuyordu.
Mezitbey Câmii (Yeşil Câmi): Mezitbey isimli bir kahraman yaptırmıştır.Minâresi yeşil çinilerle süslüdür.
Lari Çelebi Câmii: 1514’te Lari Çelebi tarafından yaptırılmıştır. Devrin bütün mîmârî özelliklerini taşır.
Kâdı Bedreddîn Câmii: 1530’da tek kubbeli olarak inşâ edilmiş ve depremlerde zarar görmüştür.
Saatli Medrese: Üç Şerefeli Câminin avlusundadır. On beşinci asırda İkinci Murad Han tarafından yaptırılmıştır.
Peykler Medresesi: On beşinci asırda Fâtih Sultan Mehmed Han tarafından yaptırılmıştır. İki renkli kapısı çok ilgi çekicidir.
Rüstem Paşa Kervansarayı: 1561’de Sadrâzam Rüstem Paşa tarafından Mîmar Sinân’a yaptırılmıştır.Kâgir ve iki katlı 102 odalı ve geniş salonlu bir kervansaraydır.
Ayşe Kadın Kervansarayı: On yedinci asırda Ekmekçioğlu Ahmed Paşa tarafından yaptırılmıştır.Mîmarları Sedefkâr Mehmed Ağa ile Edirneli Hacı Şaban’dır. Tek katlıdır. Mermer işçiliği çok kıymetlidir.
Ali Paşa Çarşısı: 1560’ta Hersekli SemizAli Paşa tarafından Kânûnî Sultan Süleymân’ın Babaeski’de yaptırdığı câmiye vakıf olarak yaptırılmıştır. Mîmar Sinân’ın eseridir. İstanbul’daki Kapalı Çarşıya benzer. 1992 yılında çıkan yangınla kullanılmaz haldedir.
Bedesten: Eski Câmi yanındadır. 1414’te Birinci Murad tarafından yaptırılmıştır.Konyalı Mîmar Hacı Alâeddîn’in eseridir.On sekizinci asra kadar önemli bir alış-veriş merkeziydi. Hâlen kapalı çarşı olarak kullanılır.
Taşhan: Sokullu Mehmed Paşa, Mîmar Sinan’a yaptırmıştır.
Darülhadîs: 1435’te İkinci Murad tarafından medrese olarak yapılmıştır. Minâre ilâve edilerek câmi hâline getirilmiştir. Balkan Harbinde Bulgarlar topçu atışı ile minâresini yıktılar. Câminin yanındaki türbelerde İkinci Murad’ın iki oğlu ile Üçüncü Mustafa ile Üçüncü Ahmed’in çocuklarının kabirleri vardır.
Darüttedris: 1574’te Selîmiye Câmii bahçesine İkinci Selim yaptırmıştır.Mîmar Sinân’ın eseridir. 1935-1971 arasında Arkeoloji Müzesi, 1971’den sonra Türk-İslâm eserleri müzesi olmuştur.
Edirne Saray-ı Hümâyunu (Yeni Saray): Osmanlı devrinin Topkapı’dan sonraki en büyük sarayıdır. Tunca Irmağı kenarındadır. On yedinci asırda bu sarayda yaşayan nüfus 10 bin kişi idi.Zamanımıza ancak bir kısmı gelebilmiştir.
Eski Saray (Saray-ı Atik): Birinci Murad tarafından 1367’de yaptırılmıştır. Eski askerlik idâresinin bulunduğu arsada olduğu tahmin ediliyor.
Gâzi Mihal Köprüsü: Şehrin batısında Tunca Nehri üzerindedir. Bizans döneminde yapılan köprüyü, 1420’de Gâzi Mihal Bey yeniden yapılırcasına tâmir ettirmiştir. Köprü 766 m uzunlukta, 27 gözlü ve üç bölümlüdür. 1544’te Kânûnî Sultan Süleymân tarafından ikinci kez tâmir ettirilmiştir.
Saraçhâne Köprüsü: Şehrin kuzeybatısında Tunca Nehri üzerinde, 1451’de devlet adamlarından Şehâbeddîn Paşa tarafından yaptırılmıştır. 120 m uzunlukta, 5 m genişlikte, 11 ayaklı ve 12 kemerlidir.
Bâyezîd Köprüsü: Bâyezîd külliyesi yakınındadır. 1488’de İkinci Bâyezîd’in Mîmâr Hayreddîn’e yaptırdığı zannedilmektedir.Üç gözlü, 34 m boyunda, 4.40 m genişliktedir.
Saray Köprüsü: Saray içinde, Tunca Nehri üzerindedir. Edirne’den Sarayiçi’ne geçilen tek köprüdür. 60 m uzunluğunda ve dört gözlüdür.
Uzun Köprü: Ergene Nehri üzerinde, İkinci Murad Han tarafından yaptırılmıştır. 1392 m uzunlukta 5.5 m genişliktedir. 174 gözlüdür. Sultan İkinci Abdülhamîd Han devrinde tâmir ettirilmiştir. Uzunköprü ilçesi ismini bu köprüden almaktadır.
Tahtakale Hamamı: 1435’te Dârülhadîs Câmiine vakıf olarak Sultan İkinci Murad Han tarafından yaptırılmıştır.Tahtakale Mahallesinde olup,Edirne’nin en büyük hamamıdır.
Sokullu Hamamı: Çifte hamam olarak da bilinir. Üç Şerefeli Câminin karşısındadır. Sokullu Mehmed Paşa tarafından Mîmar Sinân’a yaptırılmıştır. On altıncı asır Türk sanatının en önemli örneklerindendir.
Mesîre Yerleri: Edirne topraklarında Meriç, Tunca ve Arda ırmaklarının birleştiği ve içinden Ergene, Keşan ve birçok çayların aktığı bir yer olması sebebiyle çok güzel mesîre yerleri ve ormanlık bölgeleri vardır.
Söğütlük: İlin güney kesiminde yüksek ağaçlarla kaplı bir alandır. Edirne-Karaağaç karayolu üzerinde ve Meriç Irmağı kıyısındadır.
Sarayiçi: Edirne’ye 12 km uzaklıkta sık ağaçlarla süslü, çayırlık ve Tunca Irmağının iki kolu arasında bir yerdir. Kırkpınar güreşleri burada yapılmaktadır.
Karaağaç: Sebze ve meyve bahçeleri ve sinekli içme suyuyla meşhur bir yerdir.
Bülbül Adası: Edirne-Karaağaç yolu üzerinde Tunca ile Meriç ırmakları arasında bulunan bir adadır. Sebze ve meyve bahçeleriyle zengindir. Çok sayıda bülbül vardır. Sabahları bülbül sesleri etrâfı şenlendirir. Sazan ve yayın balıkları da bulunur.
Kaplıcaları: Edirne, kaplıca ve içme suyu yönünden zengin değildir. Bilinenleri şunlardır:
Gülbaba Çamuru: Edirne’nin Gülbaba bataklığı romatizma ağrılarına iyi gelir.
Mercan Deresi İçmeleri: Keşan ilçesindedir. Mîde rahatsızlıklarına iyi gelir.
Kaynak
Rehber Ansiklopedisi
RAŞiT TUNCA
BAŞAĞAÇLI RAŞiT TUNCA

FORUMUMUZDA
Dini Bilgiler...
Kültürel Bilgiler...
PNG&JPG&GiF Resimler...
Biyografiler...
Tasavvufi Vaaz Sohbetler...
Peygamberler Tarihi...
Siyeri Nebi
PSP&PSD Grafik
ALLAH
BAYRAK
Radyo Karoglan
Foruma Misafir Olarak Gir
Forumda Neler Var
GALATASARAY
FENERBAHÇE
BEŞiKTAŞ
TRABZONSPOR
MiLLi TAKIM
ETKiNLiKLERiMiZ
Portal
Forum
Search
Community 
Forum Statistics
Forum Team
Calendar
Members
» Latest member:
» Forum threads: 5,258
» Forum posts: 5,849
Read More / Comment 
