MUHAMMED
BAYRAK
| Welcome, Guest |
|
You have to register before you can post on our site. |
| Forum Statistics |
» Members: 7 » Latest member: Muhammed » Forum threads: 5,258 » Forum posts: 5,849 Full Statistics |
DOWNLOADEN
AYET
FELSEFEMiZ
Raşit Tunca Sözü
GÜZEL SÖZ
Tunceli Hakkında Bilgiler
TUNCELİ
Yüzölçümü : 7774 km2
Nüfûsu : 133.143
İlçeleri : Merkez, Çemişgezek, Hozat, Mazgirt, Nazımiye, Ovacık, Pertek, Pülümür.
Doğu Anadolu bölgesinin batısında, Yukarı Fırat bölümünde yer alan bir ilimiz. İl toprakları 38° 19’ ve 40° 26’ doğu boylamları ile 39° 36’ ve 38° 46’ kuzey enlemleri arasında kalır. Kuzeyden ve batıdan Erzincan, güneyden Elazığ, doğudan Bingöl illeriyle çevrilidir. Geçit vermeyen dağlar diyarı olarak tanınır. Trafik numarası 62’dir.
İsminin Menşei
Yüksek dağlar üstünde bir kartal yuvası gibi yükselen bu şirin ilimize Cumhûriyetten sonra “Tunç yürekli insanların beldesi!” mânâsına gelen “Tunceli” ismi verilmiştir. 30 Mayıs 1926 senesinde Hozat ilçesi merkez olarak “Dersim” vilâyeti kuruldu. 1938’de merkez ilçe “Kalan” kasabasına taşınarak sonradan ismi “Tunceli” olarak değiştirildi. Bu isim merkez ilçe gibi ilin de ismi olmuştur.
Târihi
Doğu Anadolu’nun batısında çok sarp ve dağlık bir bölgede bulunan Tunceli’nin târihi çok eski çağlara dayanır. Tunceli’nin ilk sâkinleri Orta Asya’dan gelen Türk kavimleridir. Tunceli’nin târihi Orta Asya asıllı Türk kavimleriyle başlar. Daha sonra da Anadolu’da ilk siyâsî birliği kuran Hitit Türkleri bu bölgeyi kendi sınırları içine dâhil ettiler. Hititler iktidar ve iç savaşlarla zayıflayınca sırasıyla Hurriler, Babiller ve Asurlar bu toprakları hâkimiyetleri altına aldılar. M.Ö. 6 ve 4. asırda Medler ve onların yerine geçen Persler bu bölgeyi ele geçirdiler. M.Ö. 4. asırda Makedonya Kralı İskender, Anadolu’nun büyük kısmı gibi bu bölgeyi de imparatorluğuna kattı. İskender’in ölümü üzerine bu bölge zaman zaman İran asıllı Ermeni derebeylerinin işgâline uğradı. Bilâhare Roma İmparatorluğu Anadolu’nun büyük kısmını ve bu bölgeyi Roma İmparatorluğuna bağladı. Tunceli, Partlar ile Romalılar arasında zaman zaman el değiştirdi.
M.S. 395 senesinde Roma İmparatorluğu ikiye bölününce Anadolu gibi bu bölge de Doğu Roma (Bizans)nın payına düştü. Bizanslılar, doğudan gelecek akınlara karşı çok sarp dağlık ve tabiî bir kale durumu arz eden Tunceli bölgesine büyük önem verdi. Bizans İmparatorlarından Leon Çimişkes, bu bölgede doğdu ve gençliğini burada geçirdi. Bizans İmparatoru olunca doğduğu köyü îmar edip büyük bir şehir hâline getirerek, “Çimişkesopolis” ismini verdi. Bugün bu şehir “Çemişgezek” ismiyle anılır. Sâsânîler birkaç defâ bölgeyi ele geçirdilerse de Bizans bu bölgeyi Sâsânîlerden geri aldı. İslâm orduları, 7. asır ortalarında bölgeyi fethettiler ve Çemişgezek’i îmar ettiler. İslâm devletlerindeki iç karışıklıkları fırsat bilen Bizanslılar bölgeyi yeniden ele geçirdiler. 26 Ağustos 1071 Malazgirt Zaferinden sonra Alparslan’ın komutanlarından Saltık bin Ali Kasım tarafından fethedilerek merkezî Erzurum’da bulunan Saltıkoğulları Türk Beyliğine katıldı.
1201’de Saltıkoğulları Türk Beyliği, Anadolu Selçuklu Devleti tarafından kaldırılınca Tunceli, 1252 yılına kadar merkezi Erzincan’da bulunan Türkmen Mengücükoğulları Türk Beyliğine ve bir ara Artukoğulları Türk Beyliğine dâhil oldu. Mengücükoğulları Türk Beyliğine son verilince bu bölge Türkiye Selçuklu Devletine ve başşehir Konya’ya bağlandı.
Moğol istilâsında tahrip ve yıkımdan, arâzinin sarplığı sebebiyle kurtulunca bâzı Türk boyları bu emniyetli bölgeye göç ettiler. Esâsen Dersim halkının aslı Horasan’dan gelen Türk boylarıydı. Buradaki Türk boyları Çemişgezek Beylerinin sesini duyurmaya başladılar. Celâleddîn Harezmşah bu bölgede bir şaki tarafından öldürüldü.
On üçüncü asır sonlarında İlhanlılar, sonra da Celâyirliler, Tîmûrlular, Karakoyunlular ve Akkoyunlular bu bölgeye hâkim oldular.
İran Safevî Şahı İsmâil, bölgeyi ele geçirmek için bu havâlide yoğun bir Şiî propagandası başlattı ve bu bölgeyi Hacı Rüstem Bey, Şah İsmâil’in temsilcisi, Nur Ali’ye teslim etti. İsmâil’in Anadolu’yu ele geçirme plânını daha Trabzon Vâliliği esnâsında müşâhade eden Yavuz Sultan Selim Han, Şah İsmâil’e karşı sefere çıktı ve Çaldıran Zaferini kazanarak bu bölgeyi 1514’te Osmanlı Devletine dâhil etti. Hacı Rüstem Bey îdâm edildi ve oğlu Pir Hüseyin Beyin cesâret ve dînine bağlılığını takdir ederek kendisine Çemişgezek Beyliği verildi. Pir Hüseyin Bey derhal Nur Ali ile mücâdele ederek Nur Ali’yi ve kuvvetlerini yendi. Pir HüseyinBeyin ölümünden sonra Çemişgezek 4 sancak ve 14 zeamete ayrılarak oğulları arasında Kânûnî Sultan Süleymân Han tarafından taksim edildi. Bu dört sancak Çemişgezek, Pertek, Sağman ve Mazgirt’tir.
Çemişgezek ile Pertek, Diyarbakır Beylerbeyliğine bağlı iki sancaktı. Tanzimatta Çemişgezek ve Pertek sancakları birleştirilerek Dersim Sancağı ismini aldı ve Elazığ’a bağlandı. Merkez Hozat’a nakledildi. Birinci Dünyâ Harbine kadar bu şekilde idâre edildi. Birinci DünyâHarbinde Ruslar, Pülümür’e kadar ilerlemişlerse de Türklerin kahramanca direnişi karşısında çok zâyiat verdiler. Bu çarpışmalarda Rus ölüleriyle dolan dereye “Leş Deresi” denir. Rus birlikleri Tunceli halkının kahramanca mücâdele ve direnişi karşısında geri çekilmek zorunda kaldılar.
Cumhûriyet devrinde bu bölge önce “Dersim” sonra da “Tunceli” ismiyle il oldu. Tunceli ili 30 Aralık 1946’da kurulmuştur.
Fizîki Yapı
Tunceli il topraklarının % 70’i dağlarla, % 25’i platolarla kaplı olup, çok dağlık bir arâzidir. Ovaları ise, il topraklarının % 5’ini teşkil eder. Anadolu’nun en yüksek ve dağlık bölgesinde yer alan bu ilin üç bin metreyi aşan dağları çoktur. Ovalar dağların arasındadır.
Dağları: Doğu Toros Dağlarının uzantıları olan Munzur Dağları ili kuzeybatıdan, Mercan Dağları kuzeyden, Bağırpaşa Dağı da kuzeydoğudan bir duvar gibi çevirir. Munzur Dağları 100 km uzunluğunda olup, çok az geçit verir. Munzur Dağlarının en yüksek noktaları Eğripınar Dağı (3111 m), Fekrik Dağı (3362 m), Koçgölbaşı Dağı (3339 m), Katırdağı (3129 m), Ziyarettepe (3071 m), Bağırpaşa Dağı (3293 m)dır.
Bu dağlar arasında Birman Gediği, Kadir Gediği, Sefilbaba Boğazı, Karagöl Gediği ve Bakire Gediği vardır.
Pülümür’ün doğusundaki Bakır Dağından (3106 m), Erzurum Ovası ve Palandöken Dağı seyredilir. Bu dağ Tunceli’nin en sarp ve çetin yeridir. Uçurumlar 1000 m’yi bulur.
Platoları: Munzur ve Bağırpaşa dağlarının sırtlarındaki düzlükler ilin başlıca platolarını meydana getirirler. Merkez ve Kalan yaylaları. Ovacık, Pülümür ve Pertek yaylaları, ilin başlıca platolarıdır.
Ovaları: Dağlar arasında Munzur, Pülümür, Peri, Ovacık ovaları ile Ormanyolu Çayı Vâdisi bulunur. Ovacık Ovası, Munzur Dağlarının güneyinde meydana gelmiş bir çöküntü ovasıdır. Yüzölçümü 85 km2dir.
Akarsuları: İlin en önemli akarsuyu Murâd Irmağı ile bu ırmağa katılan sulardır. Murâd Irmağı: Ağrı ilinin Aladağlar’ından doğar, Tunceli’nin güneyinden geçerek Tunceli ile Elazığ sınırını çizer. Munzur Suyu: Murâd Irmağının koludur. Munzur Dağlarından iki kol hâlinde çıkar. İl merkezinden geçer, güneyde Murâd Irmağına karışır. Peri Suyu: Şeytan Dağlarının batı eteklerinden çıkarak Akpazar yakınlarında Keban Baraj Gölüne dökülür. Pülümür Çayı: Avcı Dağlarının eteklerinden çıkar, Pülümür ilçe merkezinden geçerek Munzur Suyuna karışır. Kalan, Laç Deresi, Hozat Deresi, Avuşkent Deresi, Geyiksuyu Deresi, Ormanyolu Çayı hepsi de Keban Barajına dökülür.
Gölleri: Tunceli ilinde tabiî göl yoktur. Türkiye’nin hâlen en büyük baraj gölü olan Keban Baraj Gölü (675 km2) Tunceli ile Elazığ arasında sınır teşkil eder. Bu baraj gölü Tunceli’nin Elazığ istikâmetinde ulaşımını kolaylaştırdığı gibi sert iklimi nispeten yumuşatmıştır. 3000 metre yükseklikte buzul, vâdilerin su ile dolmasından meydana gelen Kara Göl, Çerimli Gölü, Kuzu Gölü, Katırın ve Bağır gölleri vardır.
İklim veBitki Örtüsü
Doğu Anadolu’nun YukarıFırat bölümünde yer alan Tunceli ilinde sert kara iklimi hüküm sürer. Yazlar serin ve kısa, kışlar uzun ve çok soğuk geçer. Aylarca soğuk sıfır derecenin altındadır. Keban Baraj Gölü civârında iklim nispeten yumuşaktır. İl toprakları aylarca karlarla örtülüdür. 2700 m’den yüksek yerler devamlı karlıdır. Senelik yağış miktarı 800 ile 1100 mm arasındadır.
Dağların çoğu çıplaktır. Orman ve fundalıklar il topraklarının % 30’unu; çayır ve mer’alar % 40’ını teşkil eder. Ekili ve dikili saha ise % 15’tir. Dağlarda daha çok meşe ormanları vardır. Vâdi yamaçlarında, çınar, dışbudak, ardıç, gürgen ve kavak ağaçları bulunur. Mer’alarda ot boldur. Çalı tipi makiler yaygındır.
Ekonomi
Tunceli ekonomisi tarıma ve hayvancılığa dayanır. Faal nüfûsun % 80’i tarım ve hayvancılıkla uğraşır.
Tarım: Tunceli ilinde en çok yetişen tarım ürünü buğday olmasına rağmen miktarı azdır. Ayrıca, arpa, şekerpancarı, fasulye, soğan ve az miktarda pamuk ve iyi cins kokulu tütün yetiştirilir. Güney kısmında vâdilerde sebze ve meyve yetiştirilir. Başlıca meyveleri ceviz, dut ve bâdemdir. Tarıma müsâit arâzi Keban Barajı altında kalmıştır.
Hayvancılık: Tunceli’de hayvancılık halkın temel geçim kaynağını teşkil eder. Besi hayvancılığı gelişmemiştir. Mer’a hayvancılığı yapılır. Sığır, koyun ve kıl keçisi beslenir. Arıcılık gelişmiştir.
Ormancılık: Tunceli ilinde 210 bin hektar orman ve 50 bin hektar fundalık saha bulunmaktadır. Orman içinde 219 köy ve kenarında 69 köy yer alır. Bu ormanlardan yılda yaklaşık 420 bin ster (315 m3) yakacak odun elde edilir.
Mâdencilik: Tunceli ili mâden bakımından zengin olmasına rağmen iklim şartları ve ulaşım güçlüğü sebebiyle sâdece tuz elde edilir. Tuz istihsaliyse, tuzlu sulu kuyulardan çekilen su güneşte buharlaştırılarak temin edilir. Tekel Genel Müdürlüğü tarafından işletilen Ağa, Göreli ve Hıvır tuzlalarından 600 ton civârında tuz elde edilir. İl toprakları bakır, kurşun, manganez, mâden kömürü, pirit mâdenleri bakımından zengindir. Pülümür-Karagöl’de iki krom mâden ocağı ve Ovacık-Yarımkaya mâden kömürü özel sektör tarafından işletilir.
Sanâyi: Tunceli ili sanâyi bakımından en az gelişmiş illerimizden biridir. İlin çok dağlık ve yerleşim yerlerinin çok dağınık ve toprağın 5-6 ay karla örtülü olması pek az kısmının ekime elverişli olması ekonomi ve sanâyinin gelişmesini menfi olarak etkilemektedir. Başlıca fabrikalar Yem Fabrikası, Türkiye Süt Endüstrisi Kurumu Süt Fabrikası, Sümerbank Halı İpliği Fabrikası ve özel sektöre âit İşbir-Çarsancak Gıdâ Sanâyi A.Ş’dir.
1-9 arasında işçi çalıştıran 150 sanâyi iş yeri ve 500 ticârî kuruluş vardır.
Ulaşım: Tunceli ulaşım imkânı az olan bir ildir. Erzurum-Erzincan yolundan ayrılan bir yol Tunceli’ye ulaşır. Tunceli-Erzurum-Erzincan yolu ile kuzeyde Ankara-Sivas-Erzincan-Erzurum-Kars hattıyla; güneyde ise Kayseri-Malatya-Elazığ-Muş-Van hattıyla birleşir. İlde devlet yollarının uzunluğu 150 km, il yollarının uzunluğu 510 km’dir. En önemli yolu Elazığ-Tunceli-Erzincan yoludur. Barajda feribot seferleri yapılır. İlçelere yol vardır. Demir ve havayolu yoktur.
Nüfus ve Sosyal Hayat
Nüfûsu: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 133.143 olup, bunun 50.799’u ilçe merkezinde ve 82.344’ü köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 7774 km2 olup, nüfus yoğunluğu 17’dir. 3000’den fazla yerleşim merkezi vardır.
Örf ve âdetleri: Tunceli topraklarında târih boyunca birçok millet ve medeniyetler gelip geçmiştir. 1071 Malazgirt Zaferinden sonra bu bölgede Türk-İslâm kültürü yerleşmiş olup, diğer kültürler unutulmuştur.
Mahallî kıyâfetleri: Kadın kıyâfeti: Kadınlar başlarına renkli ipliklerle sarılmış ve gümüş paralarla süslü başlıklar geçirirler. Üzerlerine üç etek, uzun entari, çepken ve şalvar, ayaklara yün çorap ve çarık giyilir. Erkekler başlarına el örgüsü başlık ve poşu giyerler, sarık sararlar. Üzerlerinde şal-şepik bulunur. Yakasız çeket, bol pantolon ve soğuktan korunmak için palto yerine kolsuz keçe (kepenek) kullanılır. Ayaklara yün çorap ve çarık giyilir.
Mahalli oyunları: Halk oyun ve mûsikisinde Erzurum, Erzincan, Bingöl ve Elazığ gibi komşu illerin tesiri büyük olmuştur. Halk oyunları “Halay” ve “Bar” çevresine girer. Gelin Ağlatma, Tamzara, Düğüne Toplama, Maraçor, Üç Ayak, İki Ayak, Cirit, Kemal Çavuz, Yol Havası, Güzeller, Bir Ayak, At Oyunu ve Lorke başlıca oyunlarıdır. Tunceli, halk türküleri bakımından da zengindir.
Sakız, kilim ve çorap meşhurdur. Hozat ve Çemişgezek’in kilimleri aranılan güzelliktedir. Hozat’ın yün çorapları renk renk yünden örülür. Evde süs eşyâsı olarak saklanan bir dekordur. Ovacıkta sakız tarlaları vardır. “Kenger” denilen bitkinin kökünden kokulu ve nefis bir sakız çıkarılır.
Mahallî yemekleri: Saç kavurması, Cirikurt, Şirakurt, Babiko, Bablo, Keşkek, Cumhur, Patila, Piyaz, Tava Biçiği, Gömmer Erişte’dir. Çaysız sofraya oturulmaz ve çöken ayranı meşhurdur.
Eğitim: Sanâyi, ulaşım ve bâzı bakımlardan geri olan Tunceli okur-yazar bakımından çok ileri durumdadır. Okur-yazar nispeti % 95’e doğru yaklaşmaktadır. İlde 53 okul öncesi eğitim, 456 ilkokul, 23 ortaokul, 5 meslekî ve teknik ortaokul, 10 lise, 5 meslekî ve teknik lise olup, ayrıca, Elazığ Fırat Üniversitesine bağlı Tunceli Meslek Yüksekokulu da eğitim vermektedir. Nüfûsuna göre yurtdışına en çok işçi gönderen Tunceli’dir. 30 bin kişi yurtdışında işçidir.
İlçeleri
Tunceli ili, Merkez (Kalan), Çemişgezek, Hozat, Mazgirt, Nazımiye, Ovacık, Pertek ve Pülümür ilçelerinden ibârettir.
Merkez (Kalan): 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 37.655 olup, 24.513’ü ilçe merkezinde, 13.142’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 9, Çiçekli bucağına bağlı 11, Kocakoç bucağına bağlı 11 ve Sütlüce bucağına bağlı 11 köyü vardır. Yüzölçümü 841 km2 olup, nüfus yoğunluğu 45’tir. Türkiye’nin en küçük merkezlerindendir.
İlin orta kesimlerinde yer alan ilçe toprakları genelde dağlıktır. Doğusunda Nazımiye bulunur. Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanır. Düz kesimlerde tarım, yaylalarda ise hayvancılık yapılır.
İlçe merkezi Munzur Suyunun her iki yakasında dik ve kayalıklı yamaçlarda kurulmuştur.
Çemişgezek: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 12.559 olup, 3397’si ilçe merkezinde, 9162’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 16, Akçapınar bucağına bağlı 9, Gedikler bucağına bağlı 15 köyü vardır. Yüzölçümü 877 km2 olup, nüfus yoğunluğu 14’tür.
İlçe toprakları, Fırat havzası içinde kalır ve genellikle dağlıktır. Kuzeyinde Munzur Dağları yer alır. İlçe topraklarının büyük kesimi dağlarla kaplıdır. Topraklar Keban Baraj Gölüne doğru alçalır. İlçenin önemli akarsuyu Karaoğlan Dağının batı yamaçlarından doğan Ormanyolu Çayıdır. Çayın vâdisi yer yer genişleyerek, ilçenin düzlüklerini meydana getirir. Bu düzlükler Pulur Ovası olarak adlandırılır.
Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. Hayvancılık ilkel yöntemlerle yapıldığından geliri düşüktür. Koyun, kıl keçisi ve sığır beslenir. Bitki örtüsü uygun olmasına rağmen arıcılık gelişmemiştir.
İlçe merkezi, Ormanyolu Çayının Keban Gölüne döküldüğü yerde kurulmuştur. Genelde köy görünümündedir. 1881’de Keban ilçesinden ayrılarak ilçe olmuştur. Târihi çok eskidir. Keban Barajı yapılırken Salıyol köyü höyüğünde M.Ö. 4000 senesine âit eserler bulunmuştur. Türbesi, Harput’ta bulunan İman Efendi adıyla meşhur Osman Bedreddîn Erzurûmî, Çemişgezek’te 15 yıl halka İslâmiyeti öğretmiştir.
Hozat: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 11.643 olup, 4606’sı ilçe merkezinde, 7037’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 25, Çağlarca bucağına bağlı 7, Geyiksuyu bucağına bağlı 10 köyü vardır. Yüzölçümü 804 km2 olup, nüfus yoğunluğu 15’tir.
İlçe toprakları yüksek bir plato niteliğindedir. Kuzeyinde Karacaoğlan Dağı, güneydoğusunda Topaltepe, batıda ise Mucur Dağlarının uzantıları yer alır. Toprakları yüksek kesimde yer aldığından iklimi çok serttir.
Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. En çok koyun ve keçi beslenir. Tarım yapılabilen düzlüklerde az miktarda buğday, arpa, patates ve nohut yetiştirilir.
İlçe merkezi Hozat Deresi Vâdisinde kurulmuştur. 1848’de ilçenin bugünkü yerinde bir kışla yapıldı. Bu kışlanın çevresinde bir yerleşme merkezi kuruldu ve burası Dersim Sancağının merkezi oldu. Cumhûriyetin îlânından sonra Dersim il merkezi olduysa da 1925’te ilçe olarak Elazığ’a bağlandı. 1936’da Tunceli il olunca, buraya bağlı ilçe hâline getirildi. İl merkezine uzaklığı 54 km’dir.
Mazgirt: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 21.041 olup, 3751’i ilçe merkezinde, 17.290’ı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 26, Akpazar bucağına bağlı 22, Darıkent bucağına bağlı 31 köyü vardır. Yüzölçümü 709 km2 olup, nüfus yoğunluğu 30’dur.
İlçe toprakları dağlıktır. Dağlardan doğan suları Peri ve Munzur suları toplar. İlçenin doğu ve batı sınırlarını meydana getiren bu iki su, Keban Baraj Gölüne dökülür. Keban Gölü ilçenin güneyinde yer alır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Akarsu vâdilerindeki dar düzlüklerde tarım yapılır. Buğday, şekerpancarı, üzüm, arpa, elma ve armut yetiştirilen başlıca tarım ürünleridir. İlçede krom yatakları vardır. Küçükbaş hayvancılığı da ekonomide önemli yer tutar.
İlçe merkezi Kırklar Dağı eteklerinde kurulmuş olup, gelişmemiş bir yerleşim merkezidir. İl merkezine 32 km mesâfededir. Mazgirt Belediyesi 1926’da kurulmuştur.
Nazımiye: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 7392 olup 2401’i ilçe merkezinde, 4991’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 12, Büyükyurt bucağına bağlı 12, Dallıbahçe bucağına bağlı 6 köyü vardır. Yüzölçümü 553 km2 olup, nüfus yoğunluğu 27’dir.
İlçe toprakları dağlıktır. İlin en küçük ilçesidir. Dağlardan doğan suları Peri Suyu ile Pülümür Çayı toplar. Peri Suyu güneydoğu, Pülümür Çayı ise batı sınırlarını çizer.
Ekonomisi hayvancılığa dayanır. Tarım yapılacak düzlüklerin bulunmaması ve iklim şartlarının elverişsizliği yüzünden tarım çok az yapılır. Az miktarda elma, armut, baklagiller, üzüm ve buğday yetiştirilir.
İlçe merkezi Tunceli-Erzincan karayolunun 13 km doğusunda kurulmuştur. Denizden 1550 m yüksekliktedir. İl merkezine 35 km mesâfededir. Nazımiye Belediyesi 1923’te kurulmuştur.
Ovacık: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 15.316 olup, 3647’si ilçe merkezinde, 11.669’u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 44, Karaoğlan bucağına bağlı 6, Yeşilyazı bucağına bağlı 14 köyü vardır. Yüzölçümü 1538 km2 olup, nüfus yoğunluğu 10’dur. Yüzölçümü bakımından ilin en büyük ilçesidir.
İlçe topraklarını Munzur Dağları ve bu dağların eteklerinde yer alan Ovacık düzlüğü kaplar. Munzur Dağlarından doğan Munzur Suyu, Ovacık topraklarını baştan başa suladıktan sonra Murâd Suyuna karışır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Genelde tahıl yetiştirilen ilçede, sulanan topraklarda sebzecilik yapılır. Hayvancılık da ekonomide önemli yer tutar. Topraklarında zengin kömür yatakları olmasına rağmen, mâdencilik gelişmiştir. İlçede ince halı dokumacılığı yaygındır. Türkiye’nin en büyük millî parkı olan Munzur Vâdisi Millî Parkının büyük kısmı ilçe topraklarında yer alır. Millî Park sahası içinde senelik üretimi 200.000 adet olan bir alabalık üretme tesisleri kurulmuştur.
İlçe merkezi Munzur Vâdisinin kuzey kenarında ve Munzur Dağları eteklerinde kurulmuştur. 1938’den sonra Mareşal Çakmak ismi verildiyse de tekrar ismi Ovacık olarak değiştirildi. İl merkezine 61 km mesâfededir. Ovacık Belediyesi 1937’de kurulmuştur.
Pertek: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 18.833 olup, 5428’i ilçe merkezinde, 13.405’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 9, Akdemir bucağına bağlı 8, Dere bucağına bağlı 10 ve Pınarlar bucağına bağlı 17 köyü, ayrıca 80 mezrâsı vardır. Yüzölçümü 947 km2 olup, nüfus yoğunluğu 21’dir.
İlçe toprakları genelde dağlık olup, akarsu vâdileriyle parçalanmıştır. Bu akarsuların sularını Munzur Suyu ve Murâd Irmağı toplar. İlçenin güneyinde Keban Baraj Gölünün bir bölümü yer alır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, şekerpancarı, arpa ve armuttur. Az miktarda üzüm, elma, patates ve baklagiller yetiştirilir. Hayvancılık ilçe ekonomisinde önemli yer tutar. İlçenin en önemli sanâyi kuruluşu Sümerbank tarafından kurulan Pertek Halı İpliği Fabrikasıdır. İl merkezine 51 km mesâfede olup, daha yakındaki Elazığ’a ise 31 km mesâfededir. İlçe belediyesi 1926’da kurulmuştur.
Pülümür: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 8704 olup, 3056’sı ilçe merkezinde 5648’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 10, Balpayam bucağına bağlı 8, Dağyolu bucağına bağlı 12, Kırmızıköprü bucağına bağlı 25, Üçadam bucağına bağlı 9 köyü vardır.
İlçe toprakları genelde dağlık olup, akarsu vâdileriyle bölünmüştür. Dağlardan doğan küçük dereleri Karasu ve Pülümür Çayı toplar.Karasu Irmağı ilçenin kuzey sınırını meydana getirir. İlçenin en yüksek dağı doğuda yer alan Bağırpaşa Dağıdır (3293 m).
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünü buğdaydır. Ayrıca az miktarda patates üzüm, baklagiller, elma, armut, ceviz, arpa ve erik yetiştirilir. Hayvancılık ilçe ekonomisinde önemli yer tutar. Yaylalarda kıl keçisi ve koyun besiciliği yapılır. İlçede tuz yatakları vardır.
İlçe merkezi Tunceli-Erzincan karayolu üzerinde kurulmuştur. İlçe gelişmemiş ve küçük bir yerleşim merkezidir. Ekonomik ilişkiler yönünden Tunceli’den daha çok Erzincan’a bağlıdır. Erzincan’a bağlı ilçeyken 1938’de Tunceli’ye bağlandı. İlçe belediyesi 1910’da kurulmuştur.
Târihî Eserler ve Turistik Yerleri
Tunceli tabiî ve târihî güzelliklerin kucaklaştığı şirin bir ilimizdir. Kış sporları, her mevsim avlanmaya müsait hayvanları, vâdilerinde soğuk ve berrak suları ve çağlayanları ile Doğu Anadolu’nun İsviçre’sidir. Bu sayısız imkânlara rağmen turizm alt yapı tesisleri yoktur. Organizasyon noksanlığı ve ulaşım zorluğu yüzünden turizm hiç gelişmemiştir. Başlıca târihî eserleri şunlardır:
Eski Câmi: Çemişgezek ilçesinde Selçuklular zamânında yapılmıştır. Taş işçiliği çok güzeldir.
Yalmaniye Câmii: Çemişgezek ilçesinde, Tîmûr Han zamanında Tâceddin Yalman tarafından yaptırılmıştır. Yapım târihi kesin belli değildir. Sonradan yapılan tamirler ve ekler belirgin bir şekildedir. Sâdece câminin ana giriş kapısı ilk yapısını koruyabilmiştir. Selçuklu ile Osmanlı mîmârisi arasında geçiş dönemi eseridir. Penceresi üzerinde bulunan, halk tarafından kıymetli-taş adı verilen oymataş paha biçilmeyen târihi bir eserdir.
Elti Hâtun Câmii: Mazgirt ilçesinde 1252’de Elti Hâtun adına yapılmıştır. Genelde sâde bir câmidir. Elektrik tesisatı çekilirken kitâbesi tahrip edilmiştir. Câmi çevresinde bulunan taşlardan câminin külliyesi olduğu tahmin edilmektedir. Ayrıca Elti Hâtun adına yapılmış bir de kümbet vardır.
Baysungur Câmii: Pertek ilçesinde kalenin eteğinde yer alır. 1572’de Pertek Beyi Baysungur tarafından yaptırılmıştır. Taç kapı ve mihrabın taş işçiliği çok güzeldir. Yukarı Câmi olarak da bilinir.
Çelebi Ali Câmii: Pertek ilçesinde 1570 senesinde yaptırılmıştır. Kesme ve moloz taştandır. Câminin batı duvarında eyvanlı çeşme, onun yanında da minâre vardır. Tek kubbeli bir câmidir.
Sağman Câmii: Pertek ilçesinin Sağman köyündedir. 1555’te Selçuklulardan Keyhüsrev Beyin oğlu Sâlih Bey tarafından yaptırıldığı tahmin edilmektedir. Tek kubbelidir.
Eski eserler: Bağın Kalesi: Mazgirt ilçesi Faraç köyündedir. Asurlulardan kalmadır. Çivi yazılı sütun vardır. Pertek Kalesi: Pertek’te kayalık bir tepe üzerindedir. Selçuklular yapmış, Osmanlılar tâmir etmiştir. Hâlid bin Velid hazretleri tarafından fethedilen kale, Hicrî 19 yılında tâmir edilmiş, kapısının üstündeki Karakuş heykeli kaldırılarak yerine Arabî bir kitâbe konulmuştur. Kale, Selçuklulardan sonra Osmanlılar tarafından tâmir ettirilmiştir. Güney cephesinde yontma taşlar arasına kırmızı sert tuğlalar konmuş, aralarına mâvi çiniler yerleştirilmiştir. Kale içinde sarnıç ve binâ harâbeleri vardır. Kale güneyinde Murâd Nehri kenarında yüksek kayalar üzerinde Pertek Beylerine âit binâlar vardır. Çocikli adı verilen çinili adalar Mengüç Beylerine âittir. Sağman Kalesi: Pertek’in 15 km uzağındadır. 1555’te sancak beyi Sâlih Bey yaptırmıştır. Mazgirt Kalesi: Selçuklulardan kalmadır. Kaleye bir mağaradan girilir. Mağara önünde 40 merdiven vardır. Surların bir kısmı yıkılmıştır. İçinde bir yel değirmeni bulunur ve bu değirmen tahrip olmuştur.
Târihî köprüler içinde Çemişgezek, Pertek veMazgirt ilçelerinde Selçuklu ve Osmanlılardan kalma köprü kalıntıları vardır.
Pertek-Til (Korluca) Köyü Hanı: Sultan Murâd Han tarafından Bağdat Seferi sırasında yapılmıştır. Mazgirt-Ürik köyüne vakfedilmiştir. İbrâhim Paşa Sarayı: Pertektedir. Derviş hücreleri: Çemişgezek’tedir. Sarp kayalara oyulmuştur.
Mesire yerleri: Tunceli’de Munzur Vâdisi dışında Mercan Vâdisi boyları ve Tunceli-Erzincan karayolu çevresi tamâmiyle mesire yeridir. Başlıca mesire yerleri şunlardır:
Munzur Vâdisi Millî Parkı: Tunceli-Ovacık arasında uzanan Munzur Vâdisi “Millî Park” olarak îlân edilmiştir. Bu vâdinin tabiî güzelliği eşsiz güzelliktedir. Munzur Suyundan ise bol ve çeşitli alabalık çıkarılır. Çevresi av hayvanları ve bu gibi su kaynakları ile doludur. Ayı, kurt, vaşak, tilki, su samuru, sansar, porsuk, sincap, tavşan, dağ keçisi, geyik ve iki bin çeşit kuş vardır. Nehirlerinde 14 çeşit alabalık kaynaşır. Dağ tepelerinde bir yazdan öteki yaza kar ve buz ulaşan bir beldedir. Köpüklü sularında, sarp yamaçlarında vahşi bir güzellik gizlidir. Kekliği meşhur olup, türkülere geçmiştir. Dört mevsim ayrı güzelliği vardır. Vâdiler ilkbahar ve yazın yemyeşildir. Kışın kar kalınlığı genellikle 150 cm civârındadır.
Karagöl Çağlayanı: Tunceli-Pülümür arasında mesire yeridir. Dereova Çağlayanı: Nazimiye’dedir. Manzarası çok güzel bir mesire yeridir. Mercan Vâdisi ve Çağlayan: Dereova bucağındadır. Ormanyolu Çayı: Çemişgezek’tedir. Keban Baraj Gölü: Kenarları çok güzel manzaralarla süslüdür. Harçik Vâdisi; Tahar Vâdisi; Kırk Gözeler: Munzur Nehrinin çıktığı yerdir.
İçmeler ve kaplıcalar: Tunceli’de çok sayıda içme ve kaplıca vardır. Fakat bunların çoğunda tesis yoktur. Küçük bölümünde ise, bölge halkı tarafından yapılmış küçük tesisler vardır.
Mazgirt Kaplıcası: Mazgirt ilçesinin Bağın köyündedir. Tedâvi için basit bir havuz, konaklama için de küçük bir motel vardır. Kaplıca suyu içme olarak, karaciğer ve safra kesesi hastalıklarına iyi gelir. Metabolizma rahatsızlıklarında, banyo olarak damarları genişletir, romatizma, nevralji ve kadın hastalıklarına faydalıdır.
Tunceli ilinde bâzı meşhur efsâneler de vardır. Bunlardan bâzıları şunlardır:
Munzur Efsanesi: Bu efsâne Munzur Irmağının kaynağına âittir. Söylendiğine göre, vaktiyle bu civarda yaşayan zengin bir köylü hacca gitmiş. Kendisinin sadık ve dürüst bir çobanı varmış. Hanımı evde helva pişirirken çoban yanına gelip Hacda bulunan ağasına helva götürmek için tabağa helva koymasını istemiş. “Ağam sıcak helvayı çok sever, sıcak sıcak bir kepçe helva koy da götüreyim.” demiş. Kadın bunun imkânsız olduğunu bildiği için; “Çobanın canı helva istedi galiba, bolca koyalım da yesin.” diyerek bir tabağa helva doldurup çobana vermiş. O anda hac mahallinde namaz kılmakta olan ağa, çobanı görmüş. Çoban; “Hanım sana helva gönderdi.” deyip bir anda kaybolmuş.
Ağanın hacdan döneceği haberi köye gelince herkes kendisini karşılamaya çıkmış. Çoban da eline tâze sağdığı bir tas süt alıp, bunların arasına katılmış. Ağa köye gelişinde biriken halk kendisinin elini öpmek ve ona hürmette bulunmak için yürüyünce, topluluğa hitâben hacdayken yediği helvayı kastederek; “Hürmete lâyık ve eli öpülecek olan kişi ben değilim. O, aranızda bulunan çobanım Munzur’dur.” deyince, halk çobanın eline sarılmak istemiş. “Ağam beni mahvettin” diye çoban kaçmış. Şimdiki Munzur Nehrinin çıktığı yere gelince ayağı bir taşa takılarak düşmüş ve elindeki süt dökülmüş. Sütün döküldüğü yerden beyaz köpüklü bir su fışkırmış. Bu Munzur’un ilk kaynağını teşkil etmiştir. Hâlen bu menbânın suyu köpüklü beyaz süt renginde akmaktadır.
Pülümür bölgesine âit efsâne: Efsâne çarıklı aşiretine âittir. Aşiretin reisi Şah Hüseyin Beydir. Eşyâlarını benekli bir öküze yükleyerek Doğu bölgesinden Batıya doğru âilece hareket ederler. Bir gece gördüğü rüyâda öküz nereye yatarsa orayı yurt tutmak ilhamını alması üzerine öküzün yattığı Pülümür’ün Ağa Şenliği bölgesini yurt edinir. Evin inşâsı sırasında Hızır aleyhisselâm, ak sakallı bir dede şeklinde gelerek evin bir tarafına kalın bir direk diker ve ortadan kaybolur. Bu direğe Kali Sipe (Beyaz İhtiyar) adı verilmiştir. Rivâyete göre 1266 târihinde binânın yanması üzerine halk kaçmış, bilâhare döndüklerinde direğin yanmadığını görmüşlerdir.
Kaynak
Rehber Ansiklopedisi
TUNCELİ
Yüzölçümü : 7774 km2
Nüfûsu : 133.143
İlçeleri : Merkez, Çemişgezek, Hozat, Mazgirt, Nazımiye, Ovacık, Pertek, Pülümür.
Doğu Anadolu bölgesinin batısında, Yukarı Fırat bölümünde yer alan bir ilimiz. İl toprakları 38° 19’ ve 40° 26’ doğu boylamları ile 39° 36’ ve 38° 46’ kuzey enlemleri arasında kalır. Kuzeyden ve batıdan Erzincan, güneyden Elazığ, doğudan Bingöl illeriyle çevrilidir. Geçit vermeyen dağlar diyarı olarak tanınır. Trafik numarası 62’dir.
İsminin Menşei
Yüksek dağlar üstünde bir kartal yuvası gibi yükselen bu şirin ilimize Cumhûriyetten sonra “Tunç yürekli insanların beldesi!” mânâsına gelen “Tunceli” ismi verilmiştir. 30 Mayıs 1926 senesinde Hozat ilçesi merkez olarak “Dersim” vilâyeti kuruldu. 1938’de merkez ilçe “Kalan” kasabasına taşınarak sonradan ismi “Tunceli” olarak değiştirildi. Bu isim merkez ilçe gibi ilin de ismi olmuştur.
Târihi
Doğu Anadolu’nun batısında çok sarp ve dağlık bir bölgede bulunan Tunceli’nin târihi çok eski çağlara dayanır. Tunceli’nin ilk sâkinleri Orta Asya’dan gelen Türk kavimleridir. Tunceli’nin târihi Orta Asya asıllı Türk kavimleriyle başlar. Daha sonra da Anadolu’da ilk siyâsî birliği kuran Hitit Türkleri bu bölgeyi kendi sınırları içine dâhil ettiler. Hititler iktidar ve iç savaşlarla zayıflayınca sırasıyla Hurriler, Babiller ve Asurlar bu toprakları hâkimiyetleri altına aldılar. M.Ö. 6 ve 4. asırda Medler ve onların yerine geçen Persler bu bölgeyi ele geçirdiler. M.Ö. 4. asırda Makedonya Kralı İskender, Anadolu’nun büyük kısmı gibi bu bölgeyi de imparatorluğuna kattı. İskender’in ölümü üzerine bu bölge zaman zaman İran asıllı Ermeni derebeylerinin işgâline uğradı. Bilâhare Roma İmparatorluğu Anadolu’nun büyük kısmını ve bu bölgeyi Roma İmparatorluğuna bağladı. Tunceli, Partlar ile Romalılar arasında zaman zaman el değiştirdi.
M.S. 395 senesinde Roma İmparatorluğu ikiye bölününce Anadolu gibi bu bölge de Doğu Roma (Bizans)nın payına düştü. Bizanslılar, doğudan gelecek akınlara karşı çok sarp dağlık ve tabiî bir kale durumu arz eden Tunceli bölgesine büyük önem verdi. Bizans İmparatorlarından Leon Çimişkes, bu bölgede doğdu ve gençliğini burada geçirdi. Bizans İmparatoru olunca doğduğu köyü îmar edip büyük bir şehir hâline getirerek, “Çimişkesopolis” ismini verdi. Bugün bu şehir “Çemişgezek” ismiyle anılır. Sâsânîler birkaç defâ bölgeyi ele geçirdilerse de Bizans bu bölgeyi Sâsânîlerden geri aldı. İslâm orduları, 7. asır ortalarında bölgeyi fethettiler ve Çemişgezek’i îmar ettiler. İslâm devletlerindeki iç karışıklıkları fırsat bilen Bizanslılar bölgeyi yeniden ele geçirdiler. 26 Ağustos 1071 Malazgirt Zaferinden sonra Alparslan’ın komutanlarından Saltık bin Ali Kasım tarafından fethedilerek merkezî Erzurum’da bulunan Saltıkoğulları Türk Beyliğine katıldı.
1201’de Saltıkoğulları Türk Beyliği, Anadolu Selçuklu Devleti tarafından kaldırılınca Tunceli, 1252 yılına kadar merkezi Erzincan’da bulunan Türkmen Mengücükoğulları Türk Beyliğine ve bir ara Artukoğulları Türk Beyliğine dâhil oldu. Mengücükoğulları Türk Beyliğine son verilince bu bölge Türkiye Selçuklu Devletine ve başşehir Konya’ya bağlandı.
Moğol istilâsında tahrip ve yıkımdan, arâzinin sarplığı sebebiyle kurtulunca bâzı Türk boyları bu emniyetli bölgeye göç ettiler. Esâsen Dersim halkının aslı Horasan’dan gelen Türk boylarıydı. Buradaki Türk boyları Çemişgezek Beylerinin sesini duyurmaya başladılar. Celâleddîn Harezmşah bu bölgede bir şaki tarafından öldürüldü.
On üçüncü asır sonlarında İlhanlılar, sonra da Celâyirliler, Tîmûrlular, Karakoyunlular ve Akkoyunlular bu bölgeye hâkim oldular.
İran Safevî Şahı İsmâil, bölgeyi ele geçirmek için bu havâlide yoğun bir Şiî propagandası başlattı ve bu bölgeyi Hacı Rüstem Bey, Şah İsmâil’in temsilcisi, Nur Ali’ye teslim etti. İsmâil’in Anadolu’yu ele geçirme plânını daha Trabzon Vâliliği esnâsında müşâhade eden Yavuz Sultan Selim Han, Şah İsmâil’e karşı sefere çıktı ve Çaldıran Zaferini kazanarak bu bölgeyi 1514’te Osmanlı Devletine dâhil etti. Hacı Rüstem Bey îdâm edildi ve oğlu Pir Hüseyin Beyin cesâret ve dînine bağlılığını takdir ederek kendisine Çemişgezek Beyliği verildi. Pir Hüseyin Bey derhal Nur Ali ile mücâdele ederek Nur Ali’yi ve kuvvetlerini yendi. Pir HüseyinBeyin ölümünden sonra Çemişgezek 4 sancak ve 14 zeamete ayrılarak oğulları arasında Kânûnî Sultan Süleymân Han tarafından taksim edildi. Bu dört sancak Çemişgezek, Pertek, Sağman ve Mazgirt’tir.
Çemişgezek ile Pertek, Diyarbakır Beylerbeyliğine bağlı iki sancaktı. Tanzimatta Çemişgezek ve Pertek sancakları birleştirilerek Dersim Sancağı ismini aldı ve Elazığ’a bağlandı. Merkez Hozat’a nakledildi. Birinci Dünyâ Harbine kadar bu şekilde idâre edildi. Birinci DünyâHarbinde Ruslar, Pülümür’e kadar ilerlemişlerse de Türklerin kahramanca direnişi karşısında çok zâyiat verdiler. Bu çarpışmalarda Rus ölüleriyle dolan dereye “Leş Deresi” denir. Rus birlikleri Tunceli halkının kahramanca mücâdele ve direnişi karşısında geri çekilmek zorunda kaldılar.
Cumhûriyet devrinde bu bölge önce “Dersim” sonra da “Tunceli” ismiyle il oldu. Tunceli ili 30 Aralık 1946’da kurulmuştur.
Fizîki Yapı
Tunceli il topraklarının % 70’i dağlarla, % 25’i platolarla kaplı olup, çok dağlık bir arâzidir. Ovaları ise, il topraklarının % 5’ini teşkil eder. Anadolu’nun en yüksek ve dağlık bölgesinde yer alan bu ilin üç bin metreyi aşan dağları çoktur. Ovalar dağların arasındadır.
Dağları: Doğu Toros Dağlarının uzantıları olan Munzur Dağları ili kuzeybatıdan, Mercan Dağları kuzeyden, Bağırpaşa Dağı da kuzeydoğudan bir duvar gibi çevirir. Munzur Dağları 100 km uzunluğunda olup, çok az geçit verir. Munzur Dağlarının en yüksek noktaları Eğripınar Dağı (3111 m), Fekrik Dağı (3362 m), Koçgölbaşı Dağı (3339 m), Katırdağı (3129 m), Ziyarettepe (3071 m), Bağırpaşa Dağı (3293 m)dır.
Bu dağlar arasında Birman Gediği, Kadir Gediği, Sefilbaba Boğazı, Karagöl Gediği ve Bakire Gediği vardır.
Pülümür’ün doğusundaki Bakır Dağından (3106 m), Erzurum Ovası ve Palandöken Dağı seyredilir. Bu dağ Tunceli’nin en sarp ve çetin yeridir. Uçurumlar 1000 m’yi bulur.
Platoları: Munzur ve Bağırpaşa dağlarının sırtlarındaki düzlükler ilin başlıca platolarını meydana getirirler. Merkez ve Kalan yaylaları. Ovacık, Pülümür ve Pertek yaylaları, ilin başlıca platolarıdır.
Ovaları: Dağlar arasında Munzur, Pülümür, Peri, Ovacık ovaları ile Ormanyolu Çayı Vâdisi bulunur. Ovacık Ovası, Munzur Dağlarının güneyinde meydana gelmiş bir çöküntü ovasıdır. Yüzölçümü 85 km2dir.
Akarsuları: İlin en önemli akarsuyu Murâd Irmağı ile bu ırmağa katılan sulardır. Murâd Irmağı: Ağrı ilinin Aladağlar’ından doğar, Tunceli’nin güneyinden geçerek Tunceli ile Elazığ sınırını çizer. Munzur Suyu: Murâd Irmağının koludur. Munzur Dağlarından iki kol hâlinde çıkar. İl merkezinden geçer, güneyde Murâd Irmağına karışır. Peri Suyu: Şeytan Dağlarının batı eteklerinden çıkarak Akpazar yakınlarında Keban Baraj Gölüne dökülür. Pülümür Çayı: Avcı Dağlarının eteklerinden çıkar, Pülümür ilçe merkezinden geçerek Munzur Suyuna karışır. Kalan, Laç Deresi, Hozat Deresi, Avuşkent Deresi, Geyiksuyu Deresi, Ormanyolu Çayı hepsi de Keban Barajına dökülür.
Gölleri: Tunceli ilinde tabiî göl yoktur. Türkiye’nin hâlen en büyük baraj gölü olan Keban Baraj Gölü (675 km2) Tunceli ile Elazığ arasında sınır teşkil eder. Bu baraj gölü Tunceli’nin Elazığ istikâmetinde ulaşımını kolaylaştırdığı gibi sert iklimi nispeten yumuşatmıştır. 3000 metre yükseklikte buzul, vâdilerin su ile dolmasından meydana gelen Kara Göl, Çerimli Gölü, Kuzu Gölü, Katırın ve Bağır gölleri vardır.
İklim veBitki Örtüsü
Doğu Anadolu’nun YukarıFırat bölümünde yer alan Tunceli ilinde sert kara iklimi hüküm sürer. Yazlar serin ve kısa, kışlar uzun ve çok soğuk geçer. Aylarca soğuk sıfır derecenin altındadır. Keban Baraj Gölü civârında iklim nispeten yumuşaktır. İl toprakları aylarca karlarla örtülüdür. 2700 m’den yüksek yerler devamlı karlıdır. Senelik yağış miktarı 800 ile 1100 mm arasındadır.
Dağların çoğu çıplaktır. Orman ve fundalıklar il topraklarının % 30’unu; çayır ve mer’alar % 40’ını teşkil eder. Ekili ve dikili saha ise % 15’tir. Dağlarda daha çok meşe ormanları vardır. Vâdi yamaçlarında, çınar, dışbudak, ardıç, gürgen ve kavak ağaçları bulunur. Mer’alarda ot boldur. Çalı tipi makiler yaygındır.
Ekonomi
Tunceli ekonomisi tarıma ve hayvancılığa dayanır. Faal nüfûsun % 80’i tarım ve hayvancılıkla uğraşır.
Tarım: Tunceli ilinde en çok yetişen tarım ürünü buğday olmasına rağmen miktarı azdır. Ayrıca, arpa, şekerpancarı, fasulye, soğan ve az miktarda pamuk ve iyi cins kokulu tütün yetiştirilir. Güney kısmında vâdilerde sebze ve meyve yetiştirilir. Başlıca meyveleri ceviz, dut ve bâdemdir. Tarıma müsâit arâzi Keban Barajı altında kalmıştır.
Hayvancılık: Tunceli’de hayvancılık halkın temel geçim kaynağını teşkil eder. Besi hayvancılığı gelişmemiştir. Mer’a hayvancılığı yapılır. Sığır, koyun ve kıl keçisi beslenir. Arıcılık gelişmiştir.
Ormancılık: Tunceli ilinde 210 bin hektar orman ve 50 bin hektar fundalık saha bulunmaktadır. Orman içinde 219 köy ve kenarında 69 köy yer alır. Bu ormanlardan yılda yaklaşık 420 bin ster (315 m3) yakacak odun elde edilir.
Mâdencilik: Tunceli ili mâden bakımından zengin olmasına rağmen iklim şartları ve ulaşım güçlüğü sebebiyle sâdece tuz elde edilir. Tuz istihsaliyse, tuzlu sulu kuyulardan çekilen su güneşte buharlaştırılarak temin edilir. Tekel Genel Müdürlüğü tarafından işletilen Ağa, Göreli ve Hıvır tuzlalarından 600 ton civârında tuz elde edilir. İl toprakları bakır, kurşun, manganez, mâden kömürü, pirit mâdenleri bakımından zengindir. Pülümür-Karagöl’de iki krom mâden ocağı ve Ovacık-Yarımkaya mâden kömürü özel sektör tarafından işletilir.
Sanâyi: Tunceli ili sanâyi bakımından en az gelişmiş illerimizden biridir. İlin çok dağlık ve yerleşim yerlerinin çok dağınık ve toprağın 5-6 ay karla örtülü olması pek az kısmının ekime elverişli olması ekonomi ve sanâyinin gelişmesini menfi olarak etkilemektedir. Başlıca fabrikalar Yem Fabrikası, Türkiye Süt Endüstrisi Kurumu Süt Fabrikası, Sümerbank Halı İpliği Fabrikası ve özel sektöre âit İşbir-Çarsancak Gıdâ Sanâyi A.Ş’dir.
1-9 arasında işçi çalıştıran 150 sanâyi iş yeri ve 500 ticârî kuruluş vardır.
Ulaşım: Tunceli ulaşım imkânı az olan bir ildir. Erzurum-Erzincan yolundan ayrılan bir yol Tunceli’ye ulaşır. Tunceli-Erzurum-Erzincan yolu ile kuzeyde Ankara-Sivas-Erzincan-Erzurum-Kars hattıyla; güneyde ise Kayseri-Malatya-Elazığ-Muş-Van hattıyla birleşir. İlde devlet yollarının uzunluğu 150 km, il yollarının uzunluğu 510 km’dir. En önemli yolu Elazığ-Tunceli-Erzincan yoludur. Barajda feribot seferleri yapılır. İlçelere yol vardır. Demir ve havayolu yoktur.
Nüfus ve Sosyal Hayat
Nüfûsu: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 133.143 olup, bunun 50.799’u ilçe merkezinde ve 82.344’ü köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 7774 km2 olup, nüfus yoğunluğu 17’dir. 3000’den fazla yerleşim merkezi vardır.
Örf ve âdetleri: Tunceli topraklarında târih boyunca birçok millet ve medeniyetler gelip geçmiştir. 1071 Malazgirt Zaferinden sonra bu bölgede Türk-İslâm kültürü yerleşmiş olup, diğer kültürler unutulmuştur.
Mahallî kıyâfetleri: Kadın kıyâfeti: Kadınlar başlarına renkli ipliklerle sarılmış ve gümüş paralarla süslü başlıklar geçirirler. Üzerlerine üç etek, uzun entari, çepken ve şalvar, ayaklara yün çorap ve çarık giyilir. Erkekler başlarına el örgüsü başlık ve poşu giyerler, sarık sararlar. Üzerlerinde şal-şepik bulunur. Yakasız çeket, bol pantolon ve soğuktan korunmak için palto yerine kolsuz keçe (kepenek) kullanılır. Ayaklara yün çorap ve çarık giyilir.
Mahalli oyunları: Halk oyun ve mûsikisinde Erzurum, Erzincan, Bingöl ve Elazığ gibi komşu illerin tesiri büyük olmuştur. Halk oyunları “Halay” ve “Bar” çevresine girer. Gelin Ağlatma, Tamzara, Düğüne Toplama, Maraçor, Üç Ayak, İki Ayak, Cirit, Kemal Çavuz, Yol Havası, Güzeller, Bir Ayak, At Oyunu ve Lorke başlıca oyunlarıdır. Tunceli, halk türküleri bakımından da zengindir.
Sakız, kilim ve çorap meşhurdur. Hozat ve Çemişgezek’in kilimleri aranılan güzelliktedir. Hozat’ın yün çorapları renk renk yünden örülür. Evde süs eşyâsı olarak saklanan bir dekordur. Ovacıkta sakız tarlaları vardır. “Kenger” denilen bitkinin kökünden kokulu ve nefis bir sakız çıkarılır.
Mahallî yemekleri: Saç kavurması, Cirikurt, Şirakurt, Babiko, Bablo, Keşkek, Cumhur, Patila, Piyaz, Tava Biçiği, Gömmer Erişte’dir. Çaysız sofraya oturulmaz ve çöken ayranı meşhurdur.
Eğitim: Sanâyi, ulaşım ve bâzı bakımlardan geri olan Tunceli okur-yazar bakımından çok ileri durumdadır. Okur-yazar nispeti % 95’e doğru yaklaşmaktadır. İlde 53 okul öncesi eğitim, 456 ilkokul, 23 ortaokul, 5 meslekî ve teknik ortaokul, 10 lise, 5 meslekî ve teknik lise olup, ayrıca, Elazığ Fırat Üniversitesine bağlı Tunceli Meslek Yüksekokulu da eğitim vermektedir. Nüfûsuna göre yurtdışına en çok işçi gönderen Tunceli’dir. 30 bin kişi yurtdışında işçidir.
İlçeleri
Tunceli ili, Merkez (Kalan), Çemişgezek, Hozat, Mazgirt, Nazımiye, Ovacık, Pertek ve Pülümür ilçelerinden ibârettir.
Merkez (Kalan): 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 37.655 olup, 24.513’ü ilçe merkezinde, 13.142’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 9, Çiçekli bucağına bağlı 11, Kocakoç bucağına bağlı 11 ve Sütlüce bucağına bağlı 11 köyü vardır. Yüzölçümü 841 km2 olup, nüfus yoğunluğu 45’tir. Türkiye’nin en küçük merkezlerindendir.
İlin orta kesimlerinde yer alan ilçe toprakları genelde dağlıktır. Doğusunda Nazımiye bulunur. Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanır. Düz kesimlerde tarım, yaylalarda ise hayvancılık yapılır.
İlçe merkezi Munzur Suyunun her iki yakasında dik ve kayalıklı yamaçlarda kurulmuştur.
Çemişgezek: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 12.559 olup, 3397’si ilçe merkezinde, 9162’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 16, Akçapınar bucağına bağlı 9, Gedikler bucağına bağlı 15 köyü vardır. Yüzölçümü 877 km2 olup, nüfus yoğunluğu 14’tür.
İlçe toprakları, Fırat havzası içinde kalır ve genellikle dağlıktır. Kuzeyinde Munzur Dağları yer alır. İlçe topraklarının büyük kesimi dağlarla kaplıdır. Topraklar Keban Baraj Gölüne doğru alçalır. İlçenin önemli akarsuyu Karaoğlan Dağının batı yamaçlarından doğan Ormanyolu Çayıdır. Çayın vâdisi yer yer genişleyerek, ilçenin düzlüklerini meydana getirir. Bu düzlükler Pulur Ovası olarak adlandırılır.
Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. Hayvancılık ilkel yöntemlerle yapıldığından geliri düşüktür. Koyun, kıl keçisi ve sığır beslenir. Bitki örtüsü uygun olmasına rağmen arıcılık gelişmemiştir.
İlçe merkezi, Ormanyolu Çayının Keban Gölüne döküldüğü yerde kurulmuştur. Genelde köy görünümündedir. 1881’de Keban ilçesinden ayrılarak ilçe olmuştur. Târihi çok eskidir. Keban Barajı yapılırken Salıyol köyü höyüğünde M.Ö. 4000 senesine âit eserler bulunmuştur. Türbesi, Harput’ta bulunan İman Efendi adıyla meşhur Osman Bedreddîn Erzurûmî, Çemişgezek’te 15 yıl halka İslâmiyeti öğretmiştir.
Hozat: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 11.643 olup, 4606’sı ilçe merkezinde, 7037’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 25, Çağlarca bucağına bağlı 7, Geyiksuyu bucağına bağlı 10 köyü vardır. Yüzölçümü 804 km2 olup, nüfus yoğunluğu 15’tir.
İlçe toprakları yüksek bir plato niteliğindedir. Kuzeyinde Karacaoğlan Dağı, güneydoğusunda Topaltepe, batıda ise Mucur Dağlarının uzantıları yer alır. Toprakları yüksek kesimde yer aldığından iklimi çok serttir.
Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. En çok koyun ve keçi beslenir. Tarım yapılabilen düzlüklerde az miktarda buğday, arpa, patates ve nohut yetiştirilir.
İlçe merkezi Hozat Deresi Vâdisinde kurulmuştur. 1848’de ilçenin bugünkü yerinde bir kışla yapıldı. Bu kışlanın çevresinde bir yerleşme merkezi kuruldu ve burası Dersim Sancağının merkezi oldu. Cumhûriyetin îlânından sonra Dersim il merkezi olduysa da 1925’te ilçe olarak Elazığ’a bağlandı. 1936’da Tunceli il olunca, buraya bağlı ilçe hâline getirildi. İl merkezine uzaklığı 54 km’dir.
Mazgirt: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 21.041 olup, 3751’i ilçe merkezinde, 17.290’ı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 26, Akpazar bucağına bağlı 22, Darıkent bucağına bağlı 31 köyü vardır. Yüzölçümü 709 km2 olup, nüfus yoğunluğu 30’dur.
İlçe toprakları dağlıktır. Dağlardan doğan suları Peri ve Munzur suları toplar. İlçenin doğu ve batı sınırlarını meydana getiren bu iki su, Keban Baraj Gölüne dökülür. Keban Gölü ilçenin güneyinde yer alır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Akarsu vâdilerindeki dar düzlüklerde tarım yapılır. Buğday, şekerpancarı, üzüm, arpa, elma ve armut yetiştirilen başlıca tarım ürünleridir. İlçede krom yatakları vardır. Küçükbaş hayvancılığı da ekonomide önemli yer tutar.
İlçe merkezi Kırklar Dağı eteklerinde kurulmuş olup, gelişmemiş bir yerleşim merkezidir. İl merkezine 32 km mesâfededir. Mazgirt Belediyesi 1926’da kurulmuştur.
Nazımiye: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 7392 olup 2401’i ilçe merkezinde, 4991’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 12, Büyükyurt bucağına bağlı 12, Dallıbahçe bucağına bağlı 6 köyü vardır. Yüzölçümü 553 km2 olup, nüfus yoğunluğu 27’dir.
İlçe toprakları dağlıktır. İlin en küçük ilçesidir. Dağlardan doğan suları Peri Suyu ile Pülümür Çayı toplar. Peri Suyu güneydoğu, Pülümür Çayı ise batı sınırlarını çizer.
Ekonomisi hayvancılığa dayanır. Tarım yapılacak düzlüklerin bulunmaması ve iklim şartlarının elverişsizliği yüzünden tarım çok az yapılır. Az miktarda elma, armut, baklagiller, üzüm ve buğday yetiştirilir.
İlçe merkezi Tunceli-Erzincan karayolunun 13 km doğusunda kurulmuştur. Denizden 1550 m yüksekliktedir. İl merkezine 35 km mesâfededir. Nazımiye Belediyesi 1923’te kurulmuştur.
Ovacık: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 15.316 olup, 3647’si ilçe merkezinde, 11.669’u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 44, Karaoğlan bucağına bağlı 6, Yeşilyazı bucağına bağlı 14 köyü vardır. Yüzölçümü 1538 km2 olup, nüfus yoğunluğu 10’dur. Yüzölçümü bakımından ilin en büyük ilçesidir.
İlçe topraklarını Munzur Dağları ve bu dağların eteklerinde yer alan Ovacık düzlüğü kaplar. Munzur Dağlarından doğan Munzur Suyu, Ovacık topraklarını baştan başa suladıktan sonra Murâd Suyuna karışır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Genelde tahıl yetiştirilen ilçede, sulanan topraklarda sebzecilik yapılır. Hayvancılık da ekonomide önemli yer tutar. Topraklarında zengin kömür yatakları olmasına rağmen, mâdencilik gelişmiştir. İlçede ince halı dokumacılığı yaygındır. Türkiye’nin en büyük millî parkı olan Munzur Vâdisi Millî Parkının büyük kısmı ilçe topraklarında yer alır. Millî Park sahası içinde senelik üretimi 200.000 adet olan bir alabalık üretme tesisleri kurulmuştur.
İlçe merkezi Munzur Vâdisinin kuzey kenarında ve Munzur Dağları eteklerinde kurulmuştur. 1938’den sonra Mareşal Çakmak ismi verildiyse de tekrar ismi Ovacık olarak değiştirildi. İl merkezine 61 km mesâfededir. Ovacık Belediyesi 1937’de kurulmuştur.
Pertek: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 18.833 olup, 5428’i ilçe merkezinde, 13.405’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 9, Akdemir bucağına bağlı 8, Dere bucağına bağlı 10 ve Pınarlar bucağına bağlı 17 köyü, ayrıca 80 mezrâsı vardır. Yüzölçümü 947 km2 olup, nüfus yoğunluğu 21’dir.
İlçe toprakları genelde dağlık olup, akarsu vâdileriyle parçalanmıştır. Bu akarsuların sularını Munzur Suyu ve Murâd Irmağı toplar. İlçenin güneyinde Keban Baraj Gölünün bir bölümü yer alır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, şekerpancarı, arpa ve armuttur. Az miktarda üzüm, elma, patates ve baklagiller yetiştirilir. Hayvancılık ilçe ekonomisinde önemli yer tutar. İlçenin en önemli sanâyi kuruluşu Sümerbank tarafından kurulan Pertek Halı İpliği Fabrikasıdır. İl merkezine 51 km mesâfede olup, daha yakındaki Elazığ’a ise 31 km mesâfededir. İlçe belediyesi 1926’da kurulmuştur.
Pülümür: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 8704 olup, 3056’sı ilçe merkezinde 5648’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 10, Balpayam bucağına bağlı 8, Dağyolu bucağına bağlı 12, Kırmızıköprü bucağına bağlı 25, Üçadam bucağına bağlı 9 köyü vardır.
İlçe toprakları genelde dağlık olup, akarsu vâdileriyle bölünmüştür. Dağlardan doğan küçük dereleri Karasu ve Pülümür Çayı toplar.Karasu Irmağı ilçenin kuzey sınırını meydana getirir. İlçenin en yüksek dağı doğuda yer alan Bağırpaşa Dağıdır (3293 m).
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünü buğdaydır. Ayrıca az miktarda patates üzüm, baklagiller, elma, armut, ceviz, arpa ve erik yetiştirilir. Hayvancılık ilçe ekonomisinde önemli yer tutar. Yaylalarda kıl keçisi ve koyun besiciliği yapılır. İlçede tuz yatakları vardır.
İlçe merkezi Tunceli-Erzincan karayolu üzerinde kurulmuştur. İlçe gelişmemiş ve küçük bir yerleşim merkezidir. Ekonomik ilişkiler yönünden Tunceli’den daha çok Erzincan’a bağlıdır. Erzincan’a bağlı ilçeyken 1938’de Tunceli’ye bağlandı. İlçe belediyesi 1910’da kurulmuştur.
Târihî Eserler ve Turistik Yerleri
Tunceli tabiî ve târihî güzelliklerin kucaklaştığı şirin bir ilimizdir. Kış sporları, her mevsim avlanmaya müsait hayvanları, vâdilerinde soğuk ve berrak suları ve çağlayanları ile Doğu Anadolu’nun İsviçre’sidir. Bu sayısız imkânlara rağmen turizm alt yapı tesisleri yoktur. Organizasyon noksanlığı ve ulaşım zorluğu yüzünden turizm hiç gelişmemiştir. Başlıca târihî eserleri şunlardır:
Eski Câmi: Çemişgezek ilçesinde Selçuklular zamânında yapılmıştır. Taş işçiliği çok güzeldir.
Yalmaniye Câmii: Çemişgezek ilçesinde, Tîmûr Han zamanında Tâceddin Yalman tarafından yaptırılmıştır. Yapım târihi kesin belli değildir. Sonradan yapılan tamirler ve ekler belirgin bir şekildedir. Sâdece câminin ana giriş kapısı ilk yapısını koruyabilmiştir. Selçuklu ile Osmanlı mîmârisi arasında geçiş dönemi eseridir. Penceresi üzerinde bulunan, halk tarafından kıymetli-taş adı verilen oymataş paha biçilmeyen târihi bir eserdir.
Elti Hâtun Câmii: Mazgirt ilçesinde 1252’de Elti Hâtun adına yapılmıştır. Genelde sâde bir câmidir. Elektrik tesisatı çekilirken kitâbesi tahrip edilmiştir. Câmi çevresinde bulunan taşlardan câminin külliyesi olduğu tahmin edilmektedir. Ayrıca Elti Hâtun adına yapılmış bir de kümbet vardır.
Baysungur Câmii: Pertek ilçesinde kalenin eteğinde yer alır. 1572’de Pertek Beyi Baysungur tarafından yaptırılmıştır. Taç kapı ve mihrabın taş işçiliği çok güzeldir. Yukarı Câmi olarak da bilinir.
Çelebi Ali Câmii: Pertek ilçesinde 1570 senesinde yaptırılmıştır. Kesme ve moloz taştandır. Câminin batı duvarında eyvanlı çeşme, onun yanında da minâre vardır. Tek kubbeli bir câmidir.
Sağman Câmii: Pertek ilçesinin Sağman köyündedir. 1555’te Selçuklulardan Keyhüsrev Beyin oğlu Sâlih Bey tarafından yaptırıldığı tahmin edilmektedir. Tek kubbelidir.
Eski eserler: Bağın Kalesi: Mazgirt ilçesi Faraç köyündedir. Asurlulardan kalmadır. Çivi yazılı sütun vardır. Pertek Kalesi: Pertek’te kayalık bir tepe üzerindedir. Selçuklular yapmış, Osmanlılar tâmir etmiştir. Hâlid bin Velid hazretleri tarafından fethedilen kale, Hicrî 19 yılında tâmir edilmiş, kapısının üstündeki Karakuş heykeli kaldırılarak yerine Arabî bir kitâbe konulmuştur. Kale, Selçuklulardan sonra Osmanlılar tarafından tâmir ettirilmiştir. Güney cephesinde yontma taşlar arasına kırmızı sert tuğlalar konmuş, aralarına mâvi çiniler yerleştirilmiştir. Kale içinde sarnıç ve binâ harâbeleri vardır. Kale güneyinde Murâd Nehri kenarında yüksek kayalar üzerinde Pertek Beylerine âit binâlar vardır. Çocikli adı verilen çinili adalar Mengüç Beylerine âittir. Sağman Kalesi: Pertek’in 15 km uzağındadır. 1555’te sancak beyi Sâlih Bey yaptırmıştır. Mazgirt Kalesi: Selçuklulardan kalmadır. Kaleye bir mağaradan girilir. Mağara önünde 40 merdiven vardır. Surların bir kısmı yıkılmıştır. İçinde bir yel değirmeni bulunur ve bu değirmen tahrip olmuştur.
Târihî köprüler içinde Çemişgezek, Pertek veMazgirt ilçelerinde Selçuklu ve Osmanlılardan kalma köprü kalıntıları vardır.
Pertek-Til (Korluca) Köyü Hanı: Sultan Murâd Han tarafından Bağdat Seferi sırasında yapılmıştır. Mazgirt-Ürik köyüne vakfedilmiştir. İbrâhim Paşa Sarayı: Pertektedir. Derviş hücreleri: Çemişgezek’tedir. Sarp kayalara oyulmuştur.
Mesire yerleri: Tunceli’de Munzur Vâdisi dışında Mercan Vâdisi boyları ve Tunceli-Erzincan karayolu çevresi tamâmiyle mesire yeridir. Başlıca mesire yerleri şunlardır:
Munzur Vâdisi Millî Parkı: Tunceli-Ovacık arasında uzanan Munzur Vâdisi “Millî Park” olarak îlân edilmiştir. Bu vâdinin tabiî güzelliği eşsiz güzelliktedir. Munzur Suyundan ise bol ve çeşitli alabalık çıkarılır. Çevresi av hayvanları ve bu gibi su kaynakları ile doludur. Ayı, kurt, vaşak, tilki, su samuru, sansar, porsuk, sincap, tavşan, dağ keçisi, geyik ve iki bin çeşit kuş vardır. Nehirlerinde 14 çeşit alabalık kaynaşır. Dağ tepelerinde bir yazdan öteki yaza kar ve buz ulaşan bir beldedir. Köpüklü sularında, sarp yamaçlarında vahşi bir güzellik gizlidir. Kekliği meşhur olup, türkülere geçmiştir. Dört mevsim ayrı güzelliği vardır. Vâdiler ilkbahar ve yazın yemyeşildir. Kışın kar kalınlığı genellikle 150 cm civârındadır.
Karagöl Çağlayanı: Tunceli-Pülümür arasında mesire yeridir. Dereova Çağlayanı: Nazimiye’dedir. Manzarası çok güzel bir mesire yeridir. Mercan Vâdisi ve Çağlayan: Dereova bucağındadır. Ormanyolu Çayı: Çemişgezek’tedir. Keban Baraj Gölü: Kenarları çok güzel manzaralarla süslüdür. Harçik Vâdisi; Tahar Vâdisi; Kırk Gözeler: Munzur Nehrinin çıktığı yerdir.
İçmeler ve kaplıcalar: Tunceli’de çok sayıda içme ve kaplıca vardır. Fakat bunların çoğunda tesis yoktur. Küçük bölümünde ise, bölge halkı tarafından yapılmış küçük tesisler vardır.
Mazgirt Kaplıcası: Mazgirt ilçesinin Bağın köyündedir. Tedâvi için basit bir havuz, konaklama için de küçük bir motel vardır. Kaplıca suyu içme olarak, karaciğer ve safra kesesi hastalıklarına iyi gelir. Metabolizma rahatsızlıklarında, banyo olarak damarları genişletir, romatizma, nevralji ve kadın hastalıklarına faydalıdır.
Tunceli ilinde bâzı meşhur efsâneler de vardır. Bunlardan bâzıları şunlardır:
Munzur Efsanesi: Bu efsâne Munzur Irmağının kaynağına âittir. Söylendiğine göre, vaktiyle bu civarda yaşayan zengin bir köylü hacca gitmiş. Kendisinin sadık ve dürüst bir çobanı varmış. Hanımı evde helva pişirirken çoban yanına gelip Hacda bulunan ağasına helva götürmek için tabağa helva koymasını istemiş. “Ağam sıcak helvayı çok sever, sıcak sıcak bir kepçe helva koy da götüreyim.” demiş. Kadın bunun imkânsız olduğunu bildiği için; “Çobanın canı helva istedi galiba, bolca koyalım da yesin.” diyerek bir tabağa helva doldurup çobana vermiş. O anda hac mahallinde namaz kılmakta olan ağa, çobanı görmüş. Çoban; “Hanım sana helva gönderdi.” deyip bir anda kaybolmuş.
Ağanın hacdan döneceği haberi köye gelince herkes kendisini karşılamaya çıkmış. Çoban da eline tâze sağdığı bir tas süt alıp, bunların arasına katılmış. Ağa köye gelişinde biriken halk kendisinin elini öpmek ve ona hürmette bulunmak için yürüyünce, topluluğa hitâben hacdayken yediği helvayı kastederek; “Hürmete lâyık ve eli öpülecek olan kişi ben değilim. O, aranızda bulunan çobanım Munzur’dur.” deyince, halk çobanın eline sarılmak istemiş. “Ağam beni mahvettin” diye çoban kaçmış. Şimdiki Munzur Nehrinin çıktığı yere gelince ayağı bir taşa takılarak düşmüş ve elindeki süt dökülmüş. Sütün döküldüğü yerden beyaz köpüklü bir su fışkırmış. Bu Munzur’un ilk kaynağını teşkil etmiştir. Hâlen bu menbânın suyu köpüklü beyaz süt renginde akmaktadır.
Pülümür bölgesine âit efsâne: Efsâne çarıklı aşiretine âittir. Aşiretin reisi Şah Hüseyin Beydir. Eşyâlarını benekli bir öküze yükleyerek Doğu bölgesinden Batıya doğru âilece hareket ederler. Bir gece gördüğü rüyâda öküz nereye yatarsa orayı yurt tutmak ilhamını alması üzerine öküzün yattığı Pülümür’ün Ağa Şenliği bölgesini yurt edinir. Evin inşâsı sırasında Hızır aleyhisselâm, ak sakallı bir dede şeklinde gelerek evin bir tarafına kalın bir direk diker ve ortadan kaybolur. Bu direğe Kali Sipe (Beyaz İhtiyar) adı verilmiştir. Rivâyete göre 1266 târihinde binânın yanması üzerine halk kaçmış, bilâhare döndüklerinde direğin yanmadığını görmüşlerdir.
Kaynak
Rehber Ansiklopedisi
Trabzon Hakkında Bilgiler
TRABZON
Yüzölçümü : 4685 km2
Nüfûsu : 795.849
İlçeleri : Merkez, Akçaabat, Araklı, Arsin, Beşikdüzü, Çarşıbaşı, Çaykara, Dernekpazarı, Düzköy, Hayrat, Köprübaşı, Maçka, Of, Sürmene, Şalpazarı, Tonya, Vakfıkebir, Yomra.
Karadeniz bölgesinin doğusunda yer alan bir ilimiz. İl toprakları 40° 33’ ve 41° 07’ kuzey enlemleriyle 37° 07’ ve 40° 30’ doğu boylamları arasında yer alır. Batıdan Giresun, güneyden Gümüşhâne ve Bayburt, doğudan Rize illeri, kuzeyden ise Karadeniz ile çevrilidir. Fâtih Sultan Mehmed Hanın fethettiği, Yavuz Sultan Selim Hanın vâlilik yaptığı ve Kânûnî Sultan Süleymân Hanın doğduğu bu şehir dört bin senelik eski bir târihe sâhiptir. Trafik numarası (61)dir.
İsminin menşei
Hıristiyan batı târihçileri Hıristiyan emperyalizminin gereği olarakAnadolu’da târihi şehirlerin isimlerini Yunanca veya Lâtince bir kelimeye dayandırmaktadırlar. Hıristiyan Batı eserleri, İyonların Trabzon’u kuşatan surlarına bakarak, Yunanca “dört köşeli” mânâsına gelen “Tarpezus” dediklerini kaydederler. Fakat İyonların rastladığı surları kim yaptı? sorusuna cevap vermekten çoğu çekinir.
Trabzon üzerine pekçok araştırmalar vardır. Bunlar arasında en gerçekçi olan Alman Arkeoloji Bilgini Falmerayer’dir. 1827 senesinde Münih’te basılan Geschichte Kaiserturm Trapezont isimli eserinde bu araştırıcı, Trabzon târihini teferruatlı olarak inceler. Alman bilgini Falmerayer, târihî vesikalara dayanarak Trabzon’u Orta Asya’dan gelen Türk kavimlerinden Turanlara bağlı “Tibarenler”in kurduğunu ifâde eder. Tibarenler bu bölgenin ilk sâkinleri Elizonlarla kaynaşmış ve gelişen şehir “Tibaren-Elizon” ismini almıştır. Zamanla “Tirenbun” sonra da “Trabzon” olan bu ismin menşei “Tibaren-Elizon”ların yaşadığı şehir isminden gelmiştir.
Târihi
Trabzon çok eski bir yerleşim merkezidir. İlk sâkinleri Orta Asya’dan gelen Turan Türklerinden Tibarenler ve Elizonlardır. Trabzon, Hitit İmparatorluğunun sınırları dışında kalmıştır. İyonlular Sinop’tan Trabzon’a gelerek Türk asıllı Turanlılara bağlı Tibarenlerin elinden Trabzon’u alarak Karadeniz’de işlek bir ticâret merkezi ve limanı kurdular. M.Ö. 6. asırda Persler bu bölgeyi ele geçirdiler. Makedonya Kralı İskender, İran’ı (Persleri) yenerek bütün Anadolu ve İran’ı krallığına kattıysa da Trabzon’u ele geçiremedi. Makedonya Kralı İskender’in ölümünden sonra imparatorluğu komutanları arasında bölündü. Bu esnâda Trabzon’da Kuzey Karadeniz ve Kırım’ı içine alan Pontus Krallığı kuruldu.
Pontus Krallığı Yunanca konuşan ve Yunan kültürü içinde erimiş Pers asıllı kralların idâre ettiği bir krallıktı. M.Ö. 750 senelerinde kurulan bu krallığı iç savaşlar zayıflattı. Mitridates karışıklığı adıyla târihe geçen bu savaşlara Roma İmparatorluğu da Seledat, Luka ve Lumbos isimli üç komutan emrinde büyük bir ordu gönderdi. Bu komutanlar karışıklıkları bastırıp sonra da bu krallığı işgâl ederek Roma’ya kattılar. Roma İmparatorluğu M.S. 395’te ikiye bölününce Trabzon’da Anadolu gibi Doğu Roma (Bizans)nın payına düştü. M.S. 2. asırda İmparator Hadrianus ve 6. asırda Justinianus Trabzon şehrini ve limanını îmâr ettiler ve su kemerlerini yaptırdılar. Bizans devrinde İslâm orduları Trabzon’u feth için geldilerse de Trabzon’u alamadılar. Bizans devrinde Sâsânî ve Türk akınlarında da Trabzon alınamadı.
Haçlı Seferlerinde Lâtinler Bizanslıları İstanbul’dan kovunca, İznik’e geçici olarak sığınan Bizanslılar, Trabzon’da da İkinci Bizans İmparatorluğunu kurdular. On üçüncü asırda genişleyip bütün Karadeniz’e yayıldılar. Sonraları gittikçe küçülerek sâdece Trabzon şehri ve civarında kaldılar.
İmparator Hanedanı olan Komnenuslar, 1057-1059 ve 1081-1185 arasında 106 yıl Bizans tahtında, 246 yıl da Trabzon’da saltanat sürdüler. Bu arada 1222-1235 yılları arasında Gidos, 1340-1342 yılları arasında da Paleologos hanedanları Trabzon’da iktidar oldular. Fakat 257 yıl boyunca Trabzon Bizans İmparatorluğu tam bağımsız olmayıp, Anadolu Selçuklularına, Moğollara, Akkoyunlulara, 1456’da Osmanlılara vergi ve asker vererek tâbi oldular.
Sultan İzzeddîn Keykavus, Trabzon İmparatoru Birinci Alexius’u yenip esir aldı. Sultan İzzeddîn Keykavus’un kardeşi Sultan Alâeddîn Keykubâd Maçka’yı fethetti. Trabzon Kalesini kuşattı. Türk askerleri burçlara tırmanmışken çıkan şiddetli bir fırtınayla bu kuşatma neticesiz kaldı. Trabzon İmparatoru her sene vergi vermeyi ve Selçuklu Sultanı istediği zaman teçhizatlı bin asker göndermeyi kabul etti.
Trabzon’un yalçın ve sarp dağ silsilesiyle İç Anadolu’dan ayrılması ve Trabzon Kalesinin savunmaya müsâit oluşu sebebiyle Selçuklular bu şehri alamadılar. Böylece Trabzon fethi 400 sene gecikmiş oldu.Selçuklu komutanlarından Emir Ahmed emrindeki Emir Yâkub ve Îsâ Bön, Çoruh havzası ve bütün Doğu Karadeniz bölgesini feth etmişlerdir. Târihçi Anna Comnena’ya göre Trabzon’u da fethetmişlerse de sonradan Theodoros Gabras Trabzon’u geri almıştır.
Bundan sonra İlhanlılara, Timurlulara, Akkoyunlulara vergi veren Trabzon, Fâtih Sultan Mehmed Han devrinde Osmanlı Devletiyle karşı karşıya geldi. Osmanlı Devletinin rakibi olan Akkoyunlular, kız alarak akrabâ oldukları Trabzon Rum İmparatorlarını koruyorlardı. 1352’de İmparator Üçüncü Alexius’un kızı Prenses Maria AnnaDespina, Akkoyunlu şehzâdesi Fahreddîn Kutlu Beyle, bu prensesin 3 kız kardeşi de 3 Türk şehzâdesiyle evlendi. İmparator Dördüncü Alexius ise bir kızını Karakoyunlu Türk Sultanı Cihan Şaha, diğerini Bizans İmparatoru Sekizinci İoannes Paleologos’a vermişti. İmparator Dördüncü İoannes de kızı Despina Yekatherina Thendora’yı Akkoyunlu Hükümdarı Uzun Hasan Beyle evlendirdi.
Fâtih Sultan Mehmed Han zahmetli bir kara ve deniz seferinden sonra, 26 Ekim 1461’de Trabzon’u fethetti. Muhasara 40 gün sürdü. Amiral Kâzım Bey, Doğu Karadeniz’i korumak için Trabzon’da bırakıldı.
Fâtih Sultan Mehmed Han, Trabzon Bizans İmparatoru Komnenus’u İstanbul, Edirne ve sonra da Serez’e sürdü. Kendisine bir mâlikâne verdi. Fakat Komnenus, Fâtih’in rakibiUzun Hasan ile mektuplaşıp, Osmanlı Devleti aleyhine çalışınca İstanbul’da İmparator İkinci David ile 4 oğlu ve 1 yeğeni îdâm edildiler.
Trabzon’da bir müddet kalan Fâtih, Sinop fâtihi Hızır Beyi vâli olarak bıraktı. Trabzon’da daha sonra Hayreddîn Paşa, Zağnos Paşa, Ali Bey ve Mahmûd Paşa vâlilik yaptılar. Altıncı vâli Yavuz’dur.
Yavuz Selim’in 20 yıl sancakbeyliği zamânında Trabzon tamâmen bir Türk şehri oldu. Kültür ve sanat eserleriyle donatıldı. Yavuz’un oğlu Kânûnî Trabzon’da doğdu ve çocukluğunu burada geçirdi. Trabzon bir beylerbeylik yâni eyâlet merkezi oldu. Bu beylerbeyliğin tek merkez sancağı (vilâyeti) vardı.
Fâtih’in İstanbul’dan sonra ikinci yıktığı Bizans İmparatorluğu Trabzon’dur. Trabzon, Türklerin Anadolu topraklarında fethettikleri sonuncu şehirdir. Böylece Doğu Roma tamâmen silinmiştir. Bütün Anadolu Türk hâkimiyeti altına girmiştir.
Birinci Dünyâ Harbinde Ruslar 1916’da Trabzon’u işgâl ettiler. Bu işgâl bir sene sürdü. İşgâl sırasında ve sonra Rum ve Ermeniler çok zulüm yaptılar. Köy ve kasabaları yaktılar. Trabzonlular direnişe geçtiler. Değirmendere yoluyla Ermeni ve Rumları yendiler. 25 Şubat 1918’de imzâlanan Brest-Litovsk Antlaşması ile Trabzon yeniden Türk hâkimiyetine geçti.
Trabzonlular Millî Mücâdelede (İstiklâl Harbi) büyük hizmetler verdiler. Cumhûriyetin îlânından sonra Trabzon kendi adını taşıyan ilin merkezi oldu.
Fizikî Yapı
Trabzon ili çok sarp, dağlık bir arâziye sâhiptir. İl topraklarının % 78’i dağlardan ve % 22’si platolardan meydana gelir. Ovalar kıyıdaki küçük düzlükler, vâdilerse küçük olan Değirmendere ve Karadere vâdilerinden ibârettir.
Dağları: Doğu Karadeniz Dağlarının bir kısmı Trabzon ilinde bulunur. Dağlar ilin güneyinde ve kıyıya paralel olarak uzanır. Bu dağlar üç blok hâlindedir. Değirmendere Vâdisinin batısında yer alan dağlara Zigana Dağları, Değirmendere ile Solaklı Çayı arasında kalan dağlara Trabzon Dağları ve Solaklı Çayının doğusunda kalan dağlara da Soğanlı Dağları denir. Zigana Dağları kıyılara doğru uzanan derin vâdilerle parçalanmış olup, Doğu Karadeniz Dağlarının en önemli geçidi olan Zigana Geçidi buradadır. Trabzon ile Doğu Anadolu arasındaki karayolu bağlantısı bu geçitten sağlanır. Geçidin deniz seviyesinden yüksekliği 2036 m olup, Zigana Dağlarının en yüksek noktası 2356 m’dir. Trabzon Dağlarının başlıca tepeleri; Kırklar Tepesi (3450 m), Kemer Tepesi (2856 m) ve Karakaya Tepesi (3193 m)’dir. Soğanlı Dağlarının en yüksek yeri Çakırgöl Dağı (3063 m)dir. Dağların etekleri plato ve yaylalardan ibârettir. Bunların yükseklikleri 1750-2250 m arasındadır. Başlıcaları: Mescit Yaylası, Sultan Murâd Yaylası, Aşot ve Reşâdiye Yaylası, Fikonov Yaylası, Beypınarı Yaylası, Maçka Yaylası, Sakaltutan Yaylası ve Derinoba yaylalarıdır.
Ovaları: Trabzon’da ova yoktur. Sâdece kıyı şeridinde akarsuların meydana getirdiği küçük düzlükler vardır. Başlıca vâdileri Değirmendere, Yanbolu Deresi ve Karadere’dir. Vâdiler dik ve derindir.
Akarsuları: Trabzon il toprakları içinde çok sayıda akarsu vardır. Bunlar kısa ve hızlı akan sulardır. Değirmendere 35 km ve Karadere 56 km’dir. Diğerleri kısa olup, bâzıları şunlardır:
Kale Deresi, Sera Deresi, Foldere, Yanbolu Deresi, Koka Deresi, Sürmene Deresi, Solaklı Deresi, İkizdere, Kuzgun Deresi, Baltacı Deresi ve Zağnos Deresi.
Gölleri: Trabzon ilinde küçük göller yoktur. Birkaç küçük göl vardır. Uzun Göl: Çaykara’ya bağlı Uzunyol bucağındadır. Göl, Haldizen Deresi boyunca bâzı yamaçlardan kopan taşların vâdiyi kapatmasıyla meydana gelmiştir. Gölde bol alabalık yaşar. 1250 m yüksekliktedir. Derinliği 15 m uzunluğu 1 km, eni 500 m’dir. Çakır Göl: Çakırgöl Dağının kuzey yamacında yer alan bir buzul yatağı gölüdür. Gölde alabalık yaşar. Denizden yüksekliği 2533 m, boyu 250 m, eni 200 m, çevresi 1160 m, derinliği 20 m’dir. Sera Gölü: 20 Şubat 1950’de bir dağ yamacı kayarak Sera Deresi Vâdisinin bir kısmını kapamış, 3 km uzunlukta ve 200 m genişlikte bir göl meydana gelmiştir. Derinliği 40-50 metre civârındadır. Gölde sazan balığı üretilmektedir.
İklim ve Bitki Örtüsü
İlde Karadeniz iklimi hüküm sürer. Yazları serin ve kışları ılık, her mevsim yağışlı geçer. Güneye dağlık bölgeye varıldıkça iklim sertleşir. Kıyıda yağmur olarak görülen yağış yüksek yerlerde kar şekline dönüşür. Senelik yağış miktarı 730 mm ile 1680 mm arasında değişir. Merkez ilçede senede ortalama 3 gün kar yağar ve 7 günü karla örtülü kalır. Senenin 140 günü yağışlı geçer. Şimdiye kadar en soğuk -7,4°C(9 Şubat 1929) ve en sıcak 38,2°C (20 Ağustos 1941) tespit edilmiştir.
Bol yağış alan Trabzon’da gür bir bitki örtüsü vardır. Ormanlara 2300 m yüksekliğe kadar rastlanır. İlin doğusunda geniş çay bahçeleri bulunur. İl topraklarının % 45’i orman, % 33’ü ekili-dikili alanlar ve geri kalanı çayır ve mer’alardan ibârettir.
Ekonomi
Trabzon ilinin ekonomisi tarıma dayanır. Faal nüfûsun % 75’i tarım, hayvancılık, balıkçılık, avcılık ve ormancılıkla geçinir.
Tarım: Trabzon ilinin iklim şartları sanâyi bitkilerinin üretimine çok elverişlidir. Ekime elverişli alanları az olmakla berâber, ormanları, çay ve fındık bahçeleri, otlakları geniş yer kaplar. Başlıca tarım ürünleri çay, patates, mısır, fındık, tütün, buğday ve fasulye (kuru) dir. Sebzecilik ve meyvecilik de önemli yer tutar. 40 milyon civârında fındık ağacı vardır. Fındıktan sonra armut, kiraz, ve turunçgiller oldukça fazla yetişir. Trabzon ilinde ekilmeye müsâit bir karış boş toprağa rastlamak mümkün değildir.
Hayvancılık: Trabzon’un iklim şartları hayvancılığa çok müsâittir. Bol yağış sebebiyle otlaklar (mer’a ve çayırlar) her zaman gür otlarla kaplıdır. Sığır, koyun, kıl keçisi ve kümes hayvanı beslenir. Arıcılık gelişmektedir.
Ormancılık: Trabzon ili orman varlığı bakımından oldukça zengin sayılır. 200.000 hektar ormanlık ve 10.000 hektar fundalık saha vardır. İl dâhilinde 2300 m yüksekliğe kadar ormanlar bulunur. Yükseklerde iğne yapraklı, alçaklarda geniş yapraklı ağaçlara rastlanır. Ormanlarda en çok çam, ladin, köknar, fundalık, kızılcık, taflan, muşmula, avcı üzümü, defne, geyikdikeni, çobanpüskülü ve 500 m yüksekliğe kadar kestâne, meşe ve kızılağaçlarla çok çeşitli ağaçlar bulunur. 38 köy orman içinde ve 87 köy orman kenarındadır. Ormanlardan tomruk, mâden direği, sanâyi odunu, kâğıtlık odun ve yakacak odun elde edilir.
Sanâyi: Trabzon ilinde sanâyi son senelerde hızla gelişmektedir. Yakın bir gelecekte bir sanâyi merkezi olmaya namzet bir ilimizdir. 10 ve daha fazla işçi çalıştıran sanâyi iş yeri miktarı 1500’e yakındır. Başlıca büyük sanâyi kuruluşları ise: Çaykur’a bağlı çay fabrikaları, Boru ve Profil Sanâyii, Çimento Fabrikası, Karadeniz Su Ürünleri Sanâyii, Süt Endüstrisi Kurumu Fabrikası, Fındık İşleme Fabrikası, Balık Yağı veUnu Fabrikası, Et ve Balık Kurumu’nun fabrika ve soğukhava depoları, Yomra Galvanizli Saç Sanâyii, kalorifer kazanı îmâl eden Kazan Sanâyii, Civata Sanâyii, Giyim Sanâyii, Sun’î Sünger Fabrikası, İş Makinaları Fabrikası, Süt Fabrikası, un fabrikaları, lastik ayakkabı fabrikaları, alüminyum levha fabrikaları, mutfak eşyâları fabrikaları, Ameliyat İpliği Fabrikasıdır. 10 kişiden az işçi çalıştıran sanâyi iş yeri sayısı 2.000’e yakındır. Bunların çoğu metal eşyâ ve makine îmâlatıdır. Trabzon bir transit limanı olduğu için yedek parça îmâlâthâneleriyle çeşitli tâmirhâneler vardır.
Ulaşım: Trabzon Doğu Karadeniz Bölgesinde Samsun’dan sonra ikinci ulaşım merkezidir. Hava, kara ve deniz ulaşımından istifâde eder.
Karayolu: Trabzon ve ilçelerinin büyük kısmı Sinop’tanHopa’ya kadar uzanan kıyı yolu üzerindedir. İlin güney, batı ve doğusunda yol durumu yeterli değildir. Yolsuz köy sayısı % 10’dur. Trabzon-Gümüşhane-Erzurum yoluyla Doğu Anadolu ve İran’a bağlanır. İl sınırları içinde devlet yollarının uzunluğu 251 km ve il yollarının uzunluğu 225 km’dir.
Denizyolu: Trabzon Limanı, Samsun’dan sonra Karadeniz’in ikinci önemli limanıdır. Limanın uzunluğu 440 m’dir. Aynı anda üç gemi yanaşabilir. Günlük yükleme boşaltma kapasitesi bin tona yakındır. Trabzon limanı tesisleri genişletilmektedir. Trabzon-İran transit ticâretinde çok önemli bir yeri vardır.
Hava Ulaşımı: Trabzon’a 5 km mesâfede havaalanı vardır. Yaz-kış İstanbul ve Ankara arasında karşılıklı seferler yapılmaktadır. Yazın sefer sayısı fazladır.
Nüfus ve Sosyal Hayat
1990 sayımına göre toplam nüfûsu 795.849 olup, 303.612’si ilçe merkezlerinde, 492.237’si köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 4685 km2 olup, nüfus yoğunluğu 168’dir.
Örf ve âdetleri: Trabzon’da eski çağlardan bu yana çeşitli milletler ve medeniyetler gelip geçmiştir. Fakat 1071 Malazgirt Zaferinden sonra Selçuklu Türkleri Trabzon civârını, Osmanlılar ise Trabzon’u Türkleştirmiştir. Yavuz Sutan Selim Hanın 20 senelik Trabzon vâliliği esnâsındaysa Trabzon’un Türkleşmesi hızla gerçekleşmiştir. Bu ilde diğer kültürler unutulmuş olup, Türk-İslâm kültürü hâkimdir.
Mahallî kıyâfet: Kadın kıyâfetinde keşan ismi verilen başörtü takılır. Başörtünün altında fes ve tepelik bulunur. Giyilen fistan sâde veya desenli bezlerden dikilir ve topuklara kadar uzanır. Entari altına şalvar giyilir. Bele peştemal bağlanır. Peştemal beyaz, kırmızı, enlemesine çizgili veya kareli olur. Ayaklara yün çorap, çarık veya yemeni giyilir.
Erkek kıyâfetiyse; kara şayak veya puşudan yapılan “gugula” denilen kukuleta biçimli başlıktır. Başlığın uzun uçları baş çevresinde dolanır ve tepede düğümlenir. Üzerlerine zıpka, aba ve ayaklara sabuk denilen çizme giyilir. Bunların hepsi siyah renklidir. Aba yakasız ve kolları astarlıdır. Yeleğin sol omuzdan aşağısı sık düğmelidir ve önü kapalıdır. Zıpkının yanları sırmalı ve kaytan işlemelidir. Dizden yukarısı bol, ağzı körüklü paçaları dardır.
Mahallî oyunlar, Türkü ve halk müziği bakımından Trabzon folklorca çok zengindir. “Horon” denilen oyun havaları meşhurdur. Oyunlar kemençe eşliğinde elle tutuşarak oynanır. Oyunların en orijinal tarafı ayak vuruşları ve diz bükmeleri çok hareketli ve ahenklidir. Trabzon ili halk türküleri bakımından da çok zengindir. Halk oyunlarının başlıcaları ise Pıçak Horonu, Tik Horon, Yüksek Hava, Tamzara, Temürağa, Hasbal, Enişte Havası, Giresun Maçka Horonu, Artırma Horonu, Atlama Horonu ve Dolayı Horonudur.
Mahallî yemekleri: Hamsi buğulaması yanında mis gibi kokan tâze mısır ekmeği üzerine sürülen Trabzon yağı, gurbetteki her Trabzonlu’nun unutamadığı bir hâtırasıdır. Evliyâ Çelebi bile Seyahâtnâme isimli eserinde Trabzon için şu tekerlemeleri yazmıştır.
Trabzondur yerimiz
Akçe tutmak elimiz
Hamsi balık olmazsa
Nice olurdu hâlimiz
Gız Fadime duydun mu
Gene hamsi çıkayi
Mübareğin hasreti
Yüreğimi yakayi
Hamsiköy sütlacı, hamsi ızgarası, hamsi salamurası, hamsi haşlaması, hamsi çıtlatması, hamsili ekmek, içli tava, hamsi kuşu, lahana çorbası, peynirli ve kıymalı pide meşhurdur. Trabzon’da mücevherat, bakır işleri, dantel; Vakfıkebir’de heybe, şal, peştemal; Araklı’da sepet, şimşir kaşık; Sürmene’de bıçakçılık gibi el sanatı gelişmiştir.
Eğitim: İlde eğitim seviyesi düşüktür. Okur-yazar oranı % 60 civârındadır. İlde 18 Anaokulu, 864 ilkokul, 127 ortaokul, 15 meslekî ve teknik ortaokul, 37 lise, 47 meslekî ve teknik lise ve Karadeniz Teknik Üniversitesi vardır. Üniversiteye bağlı çeşitli fakülte ve meslek yüksekokulları mevcuttur.
İlçeleri
Trabzon ilinde; Merkez ilçe (Trabzon), Akçaabat, Araklı, Arsin, Beşikdüzü, Çarşıbaşı, Çaykara, Dernekpazarı, Düzköy, Hayrat, Köprübaşı, Maçka, Of, Sürmene, Şalpazarı, Tonya, Vakfıkebir ve Yomra ilçeleri vardır.
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 216.605 olup, 143.941’i ilçe merkezinde, 72.664’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 42, Çağlayan bucağına bağlı 6 köyü vardır. Yüzölçümü 168 km2 olup, nüfus yoğunluğu 1289’dur. İlçe toprakları dar kıyı şeridi ve hemen ardından yükselen dağlardan meydana gelir.
Ekonomisi tarım ve sanâyiye dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri fındık, çay, mısır, tütün ve fasulyedir. Kıyı kesimlerde büyükbaş hayvan besiciliği yaygın olarak yapılır. Balık yağı ve unu fabrikası, un fabrikaları, çimento fabrikası, tuğla ve kiremit fabrikaları ve tütün işleme, fındık kırma atölyeleri başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi tabiî bir limanın kıyısında transit yolunun üzerinde ve Boztepe eteklerinde kurulmuştur. Giresun-Rize karayolu ilçe merkezinden geçer.
Akçaabat: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 99.826 olup, 25.285’i ilçe merkezinde, 74.541’i köylerde yaşamaktadır. Merkez ilçeye bağlı, 62, Derecik bucağına bağlı 10 köyü vardır.
İlçe torakları dar bir kıyı şeridiyle, güneydeki dağlık kesimden meydana gelir. Dağlık kesimin içlerine doğru genişleyen kıyı şeridinde tarım yapılır. Başlıca tarım ürünleri mısır, fındık ve zeytindir. Balıkçılık ve büyükbaş hayvancılığı gelişmiştir. Son zamanlarda çilekçilik de gelişmektedir. İlçede tütün işleme atölyesiyle hayvan yemi de üreten bir süt fabrikası vardır.
İlçe merkezi deniz kıyısında Giresun-Trabzon sâhil yolunda kurulmuştur. İl merkezine 14 km mesâfededir. Merkez ilçeyle birleşmek üzeredir.
Araklı: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 55.419 olup, 12.141’i ilçe merkezinde, 43.278’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 27, Dağbaşı bucağına bağlı 14 köyü vardır. Yüzölçümü 372 olup, nüfus yoğunluğu 149’dur.
İlçe toprakları dar bir kıyı şeridinin hemen arkasından başlayan dağlardan müteşekkildir. Trabzon Dağları ilçenin büyük bir bölümünü kaplar. Yağışların bol olması dağlık bölümlerde gür bir ormanlık alanın doğmasına sebep olmuştur. İlçenin orta kesimlerindeki dağların, yamaçlarında yüksekliği 1750-2200 m arasında değişen platolar yer alır. İlin en uzun akarsuyu olan Karadere ilçe merkezinden geçerek Karadeniz’e dökülür.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri çay ve fındıkdır. Hayvancılık ekonomide önemli bir yer teşkil eder. Besi hayvancılığı gelişmiş olmasına rağmen, yaylacılık hâlâ önemini korumaktadır. En çok sığır beslenir. İlçede üretilen çayın işlendiği bir çay fabrikası vardır.
İlçe merkezi, Karadeniz’in kıyısında kurulmuştur. Trabzon-Rize karayolu ilçe merkezinden geçer. İl merkezinin 41 km doğusundadır. 1953’te ilçe olmuştur.
Arsin: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 33.432 olup, 6705’i ilçe merkezinde, 26.727’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 23 köyü vardır. Yüzölçümü 169 km2 olup, nüfus yoğunluğu 198’dir.
Bütün Karadeniz kıyısında olduğu gibi Arsin’de de dar kıyı şeridinin hemen arkasından kıyı dağları yükselir. Sık fakat kısa olan akarsular, dağları parçalarlar. İlçenin tarım ve yerleşim alanları sınırlıdır. Başlıca ürünleri, fındık ve mısırdır. Kıyılarda balıkçılık gelişmiştir.
İlçe merkezi, Karadeniz kıyısında Trabzon-Rize karayolu üzerindedir. İl merkezine 15 km uzaklıktadır. 1959’da ilçe merkezi olan Arsin’de belediye 1952’de kurulmuştur.
Beşikdüzü: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 28.794 olup, 14.047’si ilçe merkezinde, 14.747’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 28 köyü vardır. Vakfıkebir’e bağlı bucakken 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu.
İlçe bütün Karadeniz kıyısında olduğu gibi dar kıyı şeridi ve hemen arkasından yükselen kıyı dağlarından meydana gelir. İlçenin tarım alanları sınırlıdır. Dağlık kesimleri kaplayan ormanları; kızılağaç, gürgen, kayın ve ladin ağaçlarından meydana gelir. Başlıca tarım ürünleri patates, mısır, fındık ve çaydır. Hayvancılık ekonomide önemli yer tutar. Kıyı kesimlerde balıkçılık gelişmiştir.
İlçe merkezi Trabzon-Giresun karayolu üzerinde ve deniz kıyısında kurulmuştur.
Çarşıbaşı: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 19.287 olup, 6002’si ilçe merkezinde, 13.285’i köylerde yaşamaktadır. Merkeze bağlı 21 köyü vardır. Vakfıkebir ilçesine bağlı bucakken 16 Mayıs 1990’da 3647 sayılı kânunla ilçe oldu.
İlçe toprakları dar kıyı şeridi ve hemen arkasından yükselen kıyı dağlarından meydana gelir. Dağlar derin akarsu vâdileriyle parçalanmıştır. İlçenin tarım alanları sınırlıdır. Dağlık bölümdeki ormanlar kızılağaç, gürgen, kayın ve ladin ağaçlarıyla kaplıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri patates, mısır ve fındıktır. Büyükbaş hayvancılığı ekonomide önemli yer tutar. Kıyı kesimlerinde balıkçılık yapılır.
İlçe merkezi Trabzon-Giresun karayolu üzerinde ve deniz kıyısında kurulmuştur.
Çaykara: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 21.660 olup, 2250’si ilçe merkezinde, 19.410’u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 20, Uzungöl bucağına bağlı 9 köyü vardır.
İlçe toprakları denizden içeride ve dağlık kesimde yer alır. Toprakların büyük bölümünü Doğu Karadeniz Dağları kaplar. İlin en yüksek noktası olan Çakırgöl Dağı (3063 m), İlçe topraklarının güneybatısında yer alır. Dağların eteklerinde yüksek yaylalar vardır. Solaklı Çayı ve kolları ilçenin en önemli akarsuyudur. İlçe sınırları içinde iki göl bulunur. Bunlar Çakırgöl ve Uzungöl’dür.
Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. En çok sığır beslenir. Müsâit alanların azlığı sebebiyle tarım çok az yapılır. En çok mısır yetiştirilir. Fasulye, patates, fındık, çay ve elma yetiştirilen diğer tarım ürünleridir. İlçe topraklarının geneli ormanlarla kaplı olduğundan, ormancılık ekonomide önemli bir yer tutar. Ormanlar kayın, gürgen, köknar, sarıçam ve ladin ağaçlarıyla kaplıdır.
İlçe merkezi Solaklı Çayı kenarında kurulmuştur. Daha çok bir köy görünümünde olan ilçeden kıyı yolunu Bayburt’a bağlayan karayolu geçer. İl merkezine 77 km uzaklıktadır.
Dernekpazarı: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 8181 olup, 2686’sı ilçe merkezinde, 5495’i köylerde yaşamaktadır. Merkeze bağlı 11 köyü vardır. Çaykara’ya bağlı bucakken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu.
İlçe toprakları kıyıdan iç kesimde ve dağlık bölgede yer alır. Dağların eteklerinde hayvancılıkta önemli yer tutan yüksek yaylalar vardır. Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. En çok büyükbaş hayvan beslenir. Düz alanların azlığı yüzünden tarım çok az yapılır. Başlıca tarım ürünü mısırdır. Ayrıca fındık, patates, fasulye ve çay az miktarda yetiştirilir. İlçe topraklarının büyük kısmı ormanlarla kaplı olduğundan, ormancılık ekonomide önemli yer tutar. Ormanlar kayın, gürgen, köknar, sarıçam ve ladin ağaçlarıyla kaplıdır.
İlçe merkezi Solaklı Çayı kenarında kurulmuştur. Dağınık bir kuruluş düzenine sâhip ilçeden Of-Bayburt karayolu geçer.
Düzköy: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 20.974 olup, 4793’ü ilçe merkezinde 16.181’i köylerde yaşamaktadır. İlçe toprakları kıyıdan içerde dağlık kesimde yer alır. Ekonomisi hayvancılık ve ormancılığa dayalıdır. Büyükbaş hayvan besiciliği gelişmiştir. Ormanlar kayın, gürgen, köknar, sarıçam ve ladin ağaçlarıyla kaplıdır. Tarıma müsâit alanlar azdır. Başlıca tarım ürünleri mısır, tütün ve az miktarda fındıktır. İlçe merkezi Kale Deresi kenarına yakın kurulmuştur. Akçaabat’a bağlı bir bucakken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu.
Hayrat: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 20.506 olup, 4168’i ilçe merkezinde, 16.338’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 26 köyü vardır.
İlçe toprakları kıyıdan içeride, Doğu Karadeniz Dağları eteklerinde yer alır. Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Başlıca tarım ürünü çay ve mısırdır. Of’a bağlı bir bucakken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu.
Köprübaşı: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 14.416 olup, 4343’ü ilçe merkezinde, 10.073’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 11 köyü vardır. İlçe toprakları kıyıdan içeride olup, Doğu Karadeniz Dağlarıyla kaplıdır. Dağlar, kestane, kızılağaç, kayın, köknar, sarıçam ve ladin ağaçlarından meydana gelen ormanlarla kaplıdır.
Ekonomisi hayvancılık ve ormancılığa dayalıdır. Genelde büyükbaş hayvan beslenir. Az da olsa, tarım yapılan ilçede mısır, çay, fındık ve patates başlıca tarım ürünleridir. İlçe merkezi Sürmene Çayı kıyısında kurulmuştur. Sürmene’ye bağlı bucakken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu.
Maçka: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 42.324 olup, 7673’ü ilçe merkezinde, 34.651’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 52, Esircioğlu bucağına bağlı 16 köyü vardır. Yüzölçümü 1000 km2 olup, nüfus yoğunluğu 42’dir.
İlçe topraklarını Zigana Dağları kaplar. Bu dağların en yüksek noktası Deveboyu Tepesi (3.082 m) dir. Dağlar, Değirmendere Akarsuyu ile derin biçimde parçalanmıştır. Yüzölçümü bakımından ilin en büyük ilçesidir. Denize kıyısı yoktur.
Ekonomisi tarım ve ormancılığa dayanır. Başlıca tarım ürünleri mısır, patates, elma ve fındıktır. Hayvancılık ekonomide önemli yer tutar. Büyükbaş hayvancılığı gelişmiştir. Yaylacılığın yaygın olduğu ilçenin tereyağı ve diğer süt ürünleri meşhurdur. Zengin ormanlara sahip olduğundan Maçka’da orman ürünlerini işleyen atölyeler ve bir kereste fabrikası vardır.
İlçe merkezi Değirmendere kıyısında ve Trabzon-Gümüşhane-İran transit karayolu üzerinde kurulmuştur. İl merkezine 28 km mesâfededir. Maçka belediyesi 1908’de kurulmuştur.
Of: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 65.433 olup, 14.948’i ilçe merkezinde, 50.485’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 47 köyü vardır. İlçe toprakları dar kıyı şeridinin ardından yükselen dağlık kesim Solaklı, Baltacı çayları tarafından derin şekilde parçalanmıştır.
Ekonomisi tarım ve balıkçılığa dayalıdır. Çay, mısır ve patates en çok yetiştirilen tarım ürünleridir. Hayvancılık gelişmiş olup, sığır ve koyun besiciliği yapılır.
İlçe merkezi deniz kıyısında ve Trabzon-Rize karayolu üzerinde kurulmuştur. İl merkezine 61 km mesâfededir. Of Belediyesi 1873’te kurulmuştur.
Sürmene: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 35.306 olup, 12.008’i ilçe merkezinde, 23.298’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 18, Küçükdere bucağına bağlı 10 köyü vardır.
İlçe toprakları genelde dağlıktır. Kıyıdan sonra ormanlarla kaplı Karadeniz Dağları yükselir. Ormanlar kestâne, kızılağaç, kayın köknar, sarıçam, ladin ağaçlarından meydana gelir. Dağlar, akarsularla parçalanmıştır. Sürmene Deresi, İsirli ve Musalı dereleri önemli akarsularıdır.
Ekonomisi tarım ve balıkçılığa dayanır. Başlıca tarım ürünleri çay, fındık, mısır ve patatestir. Hayvancılık da ekonomide önemli yer tutar. İlçede bir çay fabrikası vardır. Bıçak yapımı bölgeye âit el sanatlarıdır. Kıyı şeridinde tekne ve küçük gemi yapılan merkezleri vardır.
İlçe merkezi Sürmene Deresi kenarında ve Trabzon-Rize karayolu üzerinde kurulmuştur. İl merkezine 47 km mesâfededir. Sürmene belediyesi 1854’te kurulmuştur.
Şalpazarı: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 18.983 olup, 3665’i ilçe merkezinde, 15.318’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 24 köyü vardır. İlçe toprakları kıyıdan içerde olup, dağlıktır. Ekonomisi hayvancılık ve ormancılığa dayalıdır. Dağlar genelde kızılağaç, gürgen, kayın ve ladin ağaçlarından meydana gelmiş ormanlarla kaplıdır. Süt ürünleri ve tereyağı meşhurdur. İlçe merkezi Zigana Dağları eteklerinde kurulmuştur. Vakfıkebir’e bağlı bir bucakken 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu.
Tonya: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 25.790 olup, 11.058’i ilçe merkezinde, 14.732’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 16 köyü vardır. Yüzölçümü 265 km2 olup, nüfus yoğunluğu 97’dir.
İlçe toprakları akarsularla parçalanmış dağlık alanlardan meydana gelmiştir. Kızılağaç, kayın, gürgen ve ladin ağaçlarıyla kaplı dağların yüksek kısımlarında hayvancılık ve sayfiye yönünden önemli yaylalar vardır. Önemli akarsuları Foldere ve Kale deresidir. Denize kıyısı olmayan ilçelerden biridir.
Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. İlçede tarıma elverişli düzlük yoktur. Süt üretimi gâyesiyle daha çok büyükbaş hayvan yetiştirilir. Süt ürünlerinden tereyağı ve kaşar peyniri meşhurdur.
İlçe merkezi Foldere Vâdisinde kurulmuştur. İl merkezine 57 km uzaklıktadır. İlçe gelişmemiş, küçük bir yerleşim merkezidir. Tonya belediyesi 1954’te kurulmuştur.
Vakfıkebir: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 38.244 olup, 20.564’ü ilçe merkezinde, 17.680’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 34 köyü vardır.
İlçe toprakları kıyı kesimleri düz, iç kesimleri ise akarsularla parçalanmış dağlarla kaplıdır. En önemli akarsuyu Foldere’dir. Dağlık kesimleri kızılağaç, gürgen, kayın ve ladin ağaçlarından meydana gelmiş ormanlarla kaplıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Patates, çay, fındık, mısır ve elma önemli tarım ürünleridir. Çilekçilik gelişmektedir. Hayvancılık da ekonomide önemli rol oynar. Kıyı kesimlerde yaşayanların bir kısmı balıkçılıkla uğraşır. İlçede heybe ve kilim dokuma sanatları gelişmiştir. İlçe topraklarında çinko, kurşun yatakları vardır. Hayvancılık ilçe ekonomisinde önemli yer tutar. Tereyağı meşhurdur.
İlçe deniz kıyısında Giresun-Trabzon yolu üzerinde kurulmuştur. İl merkezine 45 km mesâfededir. Vakfıkebir belediyesi 1894’te kurulmuştur.
Yavuz Sultan Selim Han, Trabzon vâlisiyken annesi Gülbahar Sultan kendisini ziyâret için deniz yoluyla gelirken fırtınaya tutulur. Sâlimen karaya ayak basarsam orasını vakıf yapacağım der ve tabiî bir liman olan Vakfıkebir’de karaya çıkar ve burasını vakıf yapar. İlçenin ismi de oradan gelir.
Yomra: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 30.669 olup, 7335’i ilçe merkezinde, 23.334’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 20 köyü vardır. Yüzölçümü 207 km2 olup, nüfus yoğunluğu 148’dir.
İlçe toprakları dağlıktır. Kıyı kesiminin hemen arkasından Trabzon Dağları yükselir. Dağdan kaynaklanan sular, küçük derelerle Karadeniz’e dökülür. Bu derelerin önemlileri Kalata ile Yanbolu dereleridir. Dağlar kızılağaç, kayın ve ladin ağaçlarından meydana gelmiş ormanlarla kaplıdır. Yüksek kesimlerde hayvancılık açısından önemli yaylalar vardır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Mısır, fındık ve patates başlıca tarım ürünleridir. Hayvancılık ekonomide önemli yer tutar. Kıyı kesimlerinde halk balıkçılıkla uğraşır ilçede, balık yağı ve balık unu, katgüt, galvanizli saç, tuğla ve kiremit fabrikaları vardır.
İlçe merkezi Karadeniz kıyısında, Trabzon-Rize sâhil yolu üzerinde kurulmuştur. İl merkezine 12 km mesâfededir. İl merkeziyle birleşmek üzeredir. Yomra belediyesi 1953’te kurulmuştur.
Târihî Eserler ve Turistik Yerleri
Karadeniz’in sembolü kabul edilen, ikinci İstanbul olarak vasıflandırılan Trabzon; târihî eserleri, tabiî güzellikleri, zengin folkloru ve elverişli iklimiyle şirin bir ilimizdir. Fâtih’in yıktığı üç imparatorluktan birine başşehirlik yapan il, târihî eserler yönünden oldukça zengindir. 1830 yangını sırasında eski eserlerin çoğu imhâ olmuştur. Başlıca târihî eserleri şunlardır:
Gülbahar Hâtun Külliyesi: Gülbahar Hâtun Mahallesinde Yavuz Sultan Selim Hanın annesi Gülbahar Hâtun tarafından 1514’te yaptırılmıştır. Külliye, câmi medrese, aşhâne, imâret, türbe ve hamamdan meydana gelmişse de günümüze sâdece câmi ve türbe ulaşabilmiştir. Türbe; câminin doğusunda yer alır. Sekizgen plânlı ve kubbeli olan türbenin içi âyet ve sûrelerle süslenmiştir.
İskenderpaşa Câmii: Vâli İskender Paşa tarafından 1529’da yaptırılmıştır. Kaynaklarda yanında bir medrese olduğu bildirilmekteyse de, günümüze kalıntıları dahi ulaşamamıştır. Kare plânlı, kubbeli ana mekânın duvarları Türk motifleriyle süslenmiştir. Câmi, 1882 ve 1973’te gördüğü tâmirler yüzünden ilk orijinalliğini kaybetmiştir. Minâresi tek şerefelidir.
Semerciler Câmii: Semerciler Mahallesindedir. Yapım târihi kesin belli değildir. 1820’de tâmir sırasında kubbesi düz çatıyla örülmüştür. Tavan ve minberi ahşap oymacılığın ilginç örneklerindendir. Minâresi tek şerefelidir.
Çarşı Câmii: Çarşı Mahallesinde Trabzon Vâlisi Hazînedarzâde Osman Paşa tarafından 1839’da yaptırılmıştır. 1964’te yapılan tâmir sırasında kubbesi kurşunla kaplanmıştır. Mihrap ve minber mermer olup, çok güzel işlemelidir.
Fâtih Câmii: Ortahisar Mahallesinde olup, Ortahisar Câmii diye de bilinir. Kiliseden Câmiye çevrilmiştir. Mihrap ve minberdeki işlemeleri çok güzeldir. Çeşitli zamanlarda tâmir görmüştür.
Yeni Cumâ Câmii: Yeni Cumâ Mahallesindedir. On dördüncü asırda kilise olarak yapılan eser. Osmanlılar tarafından Trabzon fethedilince câmiye çevrilmiş ve yanına bir minâre ilâve edilmiştir.
Kudreddîn Câmii: Kommenler İmparatoru Üçüncü Alexios’un kızı Anna tarafından 1342’de kilise olarak yaptırılmıştır. 1665’te câmiye çevrilen eserin yanına tek şerefeli bir minâre ilâve edilmiştir.
Emir Mehmed Türbesi: Kitâbesinden anlaşıldığına göre, 1523’te Emir Mehmed adına yaptırılmıştır. Türbede Emir Mehmed ve Trabzon şeyhlerinden Osman Baba gömülüdür.
Bedesten: Yapım târihi belli olmayan eserin on ikinci asırda yapıldığı tahmin edilmektedir. Günümüzde ahşap kat bölmeleri yıkılmış, sâdece alt kattaki dükkanlar vardır.
Vakıf Han: Çarşı Câmiinin arkasında olup, Taşhan adıyla da bilinir. 1531’de Trabzon Vâlisi İskender Paşa tarafından yaptırılmıştır. Dükkanlar geniş bir avlu etrâfında sıralanmış olup, tonoz örtülüdür.
Alaca Han: Bakırcılariçi semtinde, olup kitâbesi yoktur. On sekizinci asırda yapıldığı tahmin edilmektedir. Gördüğü tâmirler yüzünden orijinalliğini kaybetmiştir. Birinci katta 11, ikinci katta 16 dükkân vardır. Günümüzde yıkılma tehlikesiyle karşı karşıyadır.
Paşa Hamamı: Çarşı Mahallesinde, Trabzon Vâlisi İskender Paşa tarafından 1531’de yaptırılmıştır. Çifte hamam plânındadır.
Hacı Ârif Hamamı: Pazarkapı Câmiinin arkasındadır. Yapısından 18. asırda yapıldığı tahmin edilmektedir. Oldukça yıkık vaziyettedir.
İmâret Deresi Su Kemeri: Trabzon Kalesinin batı yamacındaki İmâret Deresi üzerindedir. On altıncı asırda Justinianus tarafından yaptırılmıştır. Günümüzdeki su kemeri 13. asırdan kalmıştır. Kesme taştan 30 m uzunluğunda, 7 m yüksekliğinde, beş gözlüdür.
Kuzgundere Su Kemeri: Kalenin doğusunda Kuzgundere üzerinde kurulmuştur. On üçüncü asırda yapılmıştır. Kesme ve moloz taştan yapılmış 8 m uzunlukta, 6 m yüksekliğinde olup, İnceköprü adıyla bilinir. Bugün üstüne ek yapılarak genişletilip yol olarak kullanılmaktadır.
Kavaklı Su kemeri: Yeni Cumâ Mahallesindedir. Kesme ve moloz taştan yapılmış olup, 20 m uzunluğunda 7 m yüksekliğindedir.
Abdullah Paşa Çeşmesi: Gülbahar Hâtun Mahallesindedir. Hazînedarzâde Abdullah Paşa tarafından 1849’da yaptırılmıştır. Dikdörtgen ampir biçimde yapılmış bir yapıdır.
Abdülhamîd Çeşmesi: İskender Paşa Mahallesinde 1891’de yaptırılmıştır. Üç musluklu ve her musluk ayrı yalaklıdır. Saçağın üstünde Abdülhamîd Hanın tuğrası vardır.
Zağanos Köprüsü: Ortahisar ile Gülbahar Hâtun semti arasındadır. Önceleri günümüzdeki köprünün yerinde, Zağanos Paşa tarafından 1467’de yaptırdığı, inip kalkabilen küçük bir köprü olduğu bilinmektedir. Şimdiki köprü kesme taştan 60 m uzunluğunda olup, tek gözlüdür.
İrene Kulesi: Yeni Cumâ Mahallesinde, Boztepe eteklerindedir. Yapım târihi kesin olarak belli değildir. Kesme taştan içiçe geçmiş iki kuleden meydana gelmiştir. 1916-1918 Rus işgâlinde cephânelik olarak kullanılmıştır. Bir patlama yüzünden çatısı havaya uçmuştur.
Ayasofya Müzesi:İl merkezinin 3 km batısında yer alır. 1263’te Bizans İmparatoru VIII. Palaiogologos tarafından kilise olarak yaptırılmıştır. Trabzon Osmanlılar tarafından fethedilince camiye çevrildi. 1864’te tamir edilen cami 1957’de müze haline getirildi.
Trabzon Kalesi: Eski bir kaledir. Yukarı, Orta ve Aşağı Hisar olarak üç kısma ayrılır. Vazelon Manastırı: Maçka’ya iki saat mesâfede Hamurya Köyü yakınındadır. M.S. 317’de yapılmış ve 565’te Justinianus tâmir ettirmiştir. Bugün yıkıntı hâlindedir. Manzarası çok güzeldir. Sümela (Meryem Ana) Manastırı: Maçka’ya 18 km mesâfede orman içinde 220 m yükseklikte kayalara oyularak yapılmış bir manastırdır. M.S. 474’te yapılmış olup, 72 odalı, 4 katlı, binlerce el yazma kitabı bulunan kütüphânesi, altın ve gümüş mahfazalar içinde saklanan, imparator ve Osmanlı sultanlarının berât ve fermanları bulunan müzesi, eski çağın ressamlarından Luka tarafından yapılan Meryem Ana tasviri, yabancı turistlerin ilgisini çekmektedir. 1924’te bir yangınla tahrip olmuştur. Yabancı turistlerse duvardaki freskleri çıkarıp yurt dışına kaçırmışlardır. Odalar resimlerle süslüdür. Altındere Vâdisindedir. Kuştul (Hızır-İlyas) Kızlar Manastırı: Maçka’nın 30 km doğusunda Şimşirlik Köyü yakınında bir kaya üzerindedir. Binâya 93 merdivenle çıkılır. Manzarası güzeldir.
Mesire Yerleri: Trabzon, tabiî güzellikler yönünden zengin bir ilimizdir. Kıyıları, ormanları ve her mevsim zümrüt gibi yemyeşil örtüsüyle yurdumuzun en güzel köşelerinden biridir. Başlıca mesire yerleri şunlardır:
Çamburnu: Trabzon-Rize devlet karayolu üzerinde Sürmene’ye 7 km mesâfede tabiî bir mesiredir. Çakırgöl: Çakırgöl Dağının kuzey yamacında yer alan göl kıyısı güzel bir mesiredir. Alabalık boldur. Bulak Köyü: İl merkezine 11 km mesâfede temiz havası ve kaynak suları ile meşhur bir mesiredir. Bölgede kır kahveleri vardır. Zigana Geçidi: Değirmensuyu civârında 2510 m yükseklikte, etrafı çam ormanlarıyla kaplı yaz ve kış manzarasına doyum olmayan bir yerdir.
Kaplıca ve İçmeler: Trabzon, şifâlı su kaynakları bakımından çok zengindir. Birçok mâden suyu kaynağı vardır.
Kisarna ve Yomra İçmesi: Trabzon’a 7 km mesâfede Bengisu köyündedir. Mide, karaciğer, böbrek, barsak ve safra yolları hastalıklarına tavsiye edilir. Yakınında şişeleme tesisleri vardır. Gazino ve çay bahçeleriyle aynı zamanda bir mesire yeridir.
Ziyâret Suyu (Araklı ilçesi), Hadi Mâdensuyu (Çaykara ilçesi), Ziyaret Gölü Suyu (Maçka ilçesi), Sürmene Mâdensuyu, TonyaMâdensuyu, Uçarsu Mâdensuyu (Akçaabat ilçesi), Karadağ Mâdensuyu (Vakfıkebir ilçesi) Simenler Madensuyu (Vakfıkebir ilçesi), Sarayla Madensuyu (Yomra ilçesi), Ayazma Mâdensuyu (Yomra ilçesi), Acısu (Şalpazarı) diğer şifâlı sular olup, çoğunda tesisler yetersizdir.
Kaynak
Rehber Ansiklopedisi
TRABZON
Yüzölçümü : 4685 km2
Nüfûsu : 795.849
İlçeleri : Merkez, Akçaabat, Araklı, Arsin, Beşikdüzü, Çarşıbaşı, Çaykara, Dernekpazarı, Düzköy, Hayrat, Köprübaşı, Maçka, Of, Sürmene, Şalpazarı, Tonya, Vakfıkebir, Yomra.
Karadeniz bölgesinin doğusunda yer alan bir ilimiz. İl toprakları 40° 33’ ve 41° 07’ kuzey enlemleriyle 37° 07’ ve 40° 30’ doğu boylamları arasında yer alır. Batıdan Giresun, güneyden Gümüşhâne ve Bayburt, doğudan Rize illeri, kuzeyden ise Karadeniz ile çevrilidir. Fâtih Sultan Mehmed Hanın fethettiği, Yavuz Sultan Selim Hanın vâlilik yaptığı ve Kânûnî Sultan Süleymân Hanın doğduğu bu şehir dört bin senelik eski bir târihe sâhiptir. Trafik numarası (61)dir.
İsminin menşei
Hıristiyan batı târihçileri Hıristiyan emperyalizminin gereği olarakAnadolu’da târihi şehirlerin isimlerini Yunanca veya Lâtince bir kelimeye dayandırmaktadırlar. Hıristiyan Batı eserleri, İyonların Trabzon’u kuşatan surlarına bakarak, Yunanca “dört köşeli” mânâsına gelen “Tarpezus” dediklerini kaydederler. Fakat İyonların rastladığı surları kim yaptı? sorusuna cevap vermekten çoğu çekinir.
Trabzon üzerine pekçok araştırmalar vardır. Bunlar arasında en gerçekçi olan Alman Arkeoloji Bilgini Falmerayer’dir. 1827 senesinde Münih’te basılan Geschichte Kaiserturm Trapezont isimli eserinde bu araştırıcı, Trabzon târihini teferruatlı olarak inceler. Alman bilgini Falmerayer, târihî vesikalara dayanarak Trabzon’u Orta Asya’dan gelen Türk kavimlerinden Turanlara bağlı “Tibarenler”in kurduğunu ifâde eder. Tibarenler bu bölgenin ilk sâkinleri Elizonlarla kaynaşmış ve gelişen şehir “Tibaren-Elizon” ismini almıştır. Zamanla “Tirenbun” sonra da “Trabzon” olan bu ismin menşei “Tibaren-Elizon”ların yaşadığı şehir isminden gelmiştir.
Târihi
Trabzon çok eski bir yerleşim merkezidir. İlk sâkinleri Orta Asya’dan gelen Turan Türklerinden Tibarenler ve Elizonlardır. Trabzon, Hitit İmparatorluğunun sınırları dışında kalmıştır. İyonlular Sinop’tan Trabzon’a gelerek Türk asıllı Turanlılara bağlı Tibarenlerin elinden Trabzon’u alarak Karadeniz’de işlek bir ticâret merkezi ve limanı kurdular. M.Ö. 6. asırda Persler bu bölgeyi ele geçirdiler. Makedonya Kralı İskender, İran’ı (Persleri) yenerek bütün Anadolu ve İran’ı krallığına kattıysa da Trabzon’u ele geçiremedi. Makedonya Kralı İskender’in ölümünden sonra imparatorluğu komutanları arasında bölündü. Bu esnâda Trabzon’da Kuzey Karadeniz ve Kırım’ı içine alan Pontus Krallığı kuruldu.
Pontus Krallığı Yunanca konuşan ve Yunan kültürü içinde erimiş Pers asıllı kralların idâre ettiği bir krallıktı. M.Ö. 750 senelerinde kurulan bu krallığı iç savaşlar zayıflattı. Mitridates karışıklığı adıyla târihe geçen bu savaşlara Roma İmparatorluğu da Seledat, Luka ve Lumbos isimli üç komutan emrinde büyük bir ordu gönderdi. Bu komutanlar karışıklıkları bastırıp sonra da bu krallığı işgâl ederek Roma’ya kattılar. Roma İmparatorluğu M.S. 395’te ikiye bölününce Trabzon’da Anadolu gibi Doğu Roma (Bizans)nın payına düştü. M.S. 2. asırda İmparator Hadrianus ve 6. asırda Justinianus Trabzon şehrini ve limanını îmâr ettiler ve su kemerlerini yaptırdılar. Bizans devrinde İslâm orduları Trabzon’u feth için geldilerse de Trabzon’u alamadılar. Bizans devrinde Sâsânî ve Türk akınlarında da Trabzon alınamadı.
Haçlı Seferlerinde Lâtinler Bizanslıları İstanbul’dan kovunca, İznik’e geçici olarak sığınan Bizanslılar, Trabzon’da da İkinci Bizans İmparatorluğunu kurdular. On üçüncü asırda genişleyip bütün Karadeniz’e yayıldılar. Sonraları gittikçe küçülerek sâdece Trabzon şehri ve civarında kaldılar.
İmparator Hanedanı olan Komnenuslar, 1057-1059 ve 1081-1185 arasında 106 yıl Bizans tahtında, 246 yıl da Trabzon’da saltanat sürdüler. Bu arada 1222-1235 yılları arasında Gidos, 1340-1342 yılları arasında da Paleologos hanedanları Trabzon’da iktidar oldular. Fakat 257 yıl boyunca Trabzon Bizans İmparatorluğu tam bağımsız olmayıp, Anadolu Selçuklularına, Moğollara, Akkoyunlulara, 1456’da Osmanlılara vergi ve asker vererek tâbi oldular.
Sultan İzzeddîn Keykavus, Trabzon İmparatoru Birinci Alexius’u yenip esir aldı. Sultan İzzeddîn Keykavus’un kardeşi Sultan Alâeddîn Keykubâd Maçka’yı fethetti. Trabzon Kalesini kuşattı. Türk askerleri burçlara tırmanmışken çıkan şiddetli bir fırtınayla bu kuşatma neticesiz kaldı. Trabzon İmparatoru her sene vergi vermeyi ve Selçuklu Sultanı istediği zaman teçhizatlı bin asker göndermeyi kabul etti.
Trabzon’un yalçın ve sarp dağ silsilesiyle İç Anadolu’dan ayrılması ve Trabzon Kalesinin savunmaya müsâit oluşu sebebiyle Selçuklular bu şehri alamadılar. Böylece Trabzon fethi 400 sene gecikmiş oldu.Selçuklu komutanlarından Emir Ahmed emrindeki Emir Yâkub ve Îsâ Bön, Çoruh havzası ve bütün Doğu Karadeniz bölgesini feth etmişlerdir. Târihçi Anna Comnena’ya göre Trabzon’u da fethetmişlerse de sonradan Theodoros Gabras Trabzon’u geri almıştır.
Bundan sonra İlhanlılara, Timurlulara, Akkoyunlulara vergi veren Trabzon, Fâtih Sultan Mehmed Han devrinde Osmanlı Devletiyle karşı karşıya geldi. Osmanlı Devletinin rakibi olan Akkoyunlular, kız alarak akrabâ oldukları Trabzon Rum İmparatorlarını koruyorlardı. 1352’de İmparator Üçüncü Alexius’un kızı Prenses Maria AnnaDespina, Akkoyunlu şehzâdesi Fahreddîn Kutlu Beyle, bu prensesin 3 kız kardeşi de 3 Türk şehzâdesiyle evlendi. İmparator Dördüncü Alexius ise bir kızını Karakoyunlu Türk Sultanı Cihan Şaha, diğerini Bizans İmparatoru Sekizinci İoannes Paleologos’a vermişti. İmparator Dördüncü İoannes de kızı Despina Yekatherina Thendora’yı Akkoyunlu Hükümdarı Uzun Hasan Beyle evlendirdi.
Fâtih Sultan Mehmed Han zahmetli bir kara ve deniz seferinden sonra, 26 Ekim 1461’de Trabzon’u fethetti. Muhasara 40 gün sürdü. Amiral Kâzım Bey, Doğu Karadeniz’i korumak için Trabzon’da bırakıldı.
Fâtih Sultan Mehmed Han, Trabzon Bizans İmparatoru Komnenus’u İstanbul, Edirne ve sonra da Serez’e sürdü. Kendisine bir mâlikâne verdi. Fakat Komnenus, Fâtih’in rakibiUzun Hasan ile mektuplaşıp, Osmanlı Devleti aleyhine çalışınca İstanbul’da İmparator İkinci David ile 4 oğlu ve 1 yeğeni îdâm edildiler.
Trabzon’da bir müddet kalan Fâtih, Sinop fâtihi Hızır Beyi vâli olarak bıraktı. Trabzon’da daha sonra Hayreddîn Paşa, Zağnos Paşa, Ali Bey ve Mahmûd Paşa vâlilik yaptılar. Altıncı vâli Yavuz’dur.
Yavuz Selim’in 20 yıl sancakbeyliği zamânında Trabzon tamâmen bir Türk şehri oldu. Kültür ve sanat eserleriyle donatıldı. Yavuz’un oğlu Kânûnî Trabzon’da doğdu ve çocukluğunu burada geçirdi. Trabzon bir beylerbeylik yâni eyâlet merkezi oldu. Bu beylerbeyliğin tek merkez sancağı (vilâyeti) vardı.
Fâtih’in İstanbul’dan sonra ikinci yıktığı Bizans İmparatorluğu Trabzon’dur. Trabzon, Türklerin Anadolu topraklarında fethettikleri sonuncu şehirdir. Böylece Doğu Roma tamâmen silinmiştir. Bütün Anadolu Türk hâkimiyeti altına girmiştir.
Birinci Dünyâ Harbinde Ruslar 1916’da Trabzon’u işgâl ettiler. Bu işgâl bir sene sürdü. İşgâl sırasında ve sonra Rum ve Ermeniler çok zulüm yaptılar. Köy ve kasabaları yaktılar. Trabzonlular direnişe geçtiler. Değirmendere yoluyla Ermeni ve Rumları yendiler. 25 Şubat 1918’de imzâlanan Brest-Litovsk Antlaşması ile Trabzon yeniden Türk hâkimiyetine geçti.
Trabzonlular Millî Mücâdelede (İstiklâl Harbi) büyük hizmetler verdiler. Cumhûriyetin îlânından sonra Trabzon kendi adını taşıyan ilin merkezi oldu.
Fizikî Yapı
Trabzon ili çok sarp, dağlık bir arâziye sâhiptir. İl topraklarının % 78’i dağlardan ve % 22’si platolardan meydana gelir. Ovalar kıyıdaki küçük düzlükler, vâdilerse küçük olan Değirmendere ve Karadere vâdilerinden ibârettir.
Dağları: Doğu Karadeniz Dağlarının bir kısmı Trabzon ilinde bulunur. Dağlar ilin güneyinde ve kıyıya paralel olarak uzanır. Bu dağlar üç blok hâlindedir. Değirmendere Vâdisinin batısında yer alan dağlara Zigana Dağları, Değirmendere ile Solaklı Çayı arasında kalan dağlara Trabzon Dağları ve Solaklı Çayının doğusunda kalan dağlara da Soğanlı Dağları denir. Zigana Dağları kıyılara doğru uzanan derin vâdilerle parçalanmış olup, Doğu Karadeniz Dağlarının en önemli geçidi olan Zigana Geçidi buradadır. Trabzon ile Doğu Anadolu arasındaki karayolu bağlantısı bu geçitten sağlanır. Geçidin deniz seviyesinden yüksekliği 2036 m olup, Zigana Dağlarının en yüksek noktası 2356 m’dir. Trabzon Dağlarının başlıca tepeleri; Kırklar Tepesi (3450 m), Kemer Tepesi (2856 m) ve Karakaya Tepesi (3193 m)’dir. Soğanlı Dağlarının en yüksek yeri Çakırgöl Dağı (3063 m)dir. Dağların etekleri plato ve yaylalardan ibârettir. Bunların yükseklikleri 1750-2250 m arasındadır. Başlıcaları: Mescit Yaylası, Sultan Murâd Yaylası, Aşot ve Reşâdiye Yaylası, Fikonov Yaylası, Beypınarı Yaylası, Maçka Yaylası, Sakaltutan Yaylası ve Derinoba yaylalarıdır.
Ovaları: Trabzon’da ova yoktur. Sâdece kıyı şeridinde akarsuların meydana getirdiği küçük düzlükler vardır. Başlıca vâdileri Değirmendere, Yanbolu Deresi ve Karadere’dir. Vâdiler dik ve derindir.
Akarsuları: Trabzon il toprakları içinde çok sayıda akarsu vardır. Bunlar kısa ve hızlı akan sulardır. Değirmendere 35 km ve Karadere 56 km’dir. Diğerleri kısa olup, bâzıları şunlardır:
Kale Deresi, Sera Deresi, Foldere, Yanbolu Deresi, Koka Deresi, Sürmene Deresi, Solaklı Deresi, İkizdere, Kuzgun Deresi, Baltacı Deresi ve Zağnos Deresi.
Gölleri: Trabzon ilinde küçük göller yoktur. Birkaç küçük göl vardır. Uzun Göl: Çaykara’ya bağlı Uzunyol bucağındadır. Göl, Haldizen Deresi boyunca bâzı yamaçlardan kopan taşların vâdiyi kapatmasıyla meydana gelmiştir. Gölde bol alabalık yaşar. 1250 m yüksekliktedir. Derinliği 15 m uzunluğu 1 km, eni 500 m’dir. Çakır Göl: Çakırgöl Dağının kuzey yamacında yer alan bir buzul yatağı gölüdür. Gölde alabalık yaşar. Denizden yüksekliği 2533 m, boyu 250 m, eni 200 m, çevresi 1160 m, derinliği 20 m’dir. Sera Gölü: 20 Şubat 1950’de bir dağ yamacı kayarak Sera Deresi Vâdisinin bir kısmını kapamış, 3 km uzunlukta ve 200 m genişlikte bir göl meydana gelmiştir. Derinliği 40-50 metre civârındadır. Gölde sazan balığı üretilmektedir.
İklim ve Bitki Örtüsü
İlde Karadeniz iklimi hüküm sürer. Yazları serin ve kışları ılık, her mevsim yağışlı geçer. Güneye dağlık bölgeye varıldıkça iklim sertleşir. Kıyıda yağmur olarak görülen yağış yüksek yerlerde kar şekline dönüşür. Senelik yağış miktarı 730 mm ile 1680 mm arasında değişir. Merkez ilçede senede ortalama 3 gün kar yağar ve 7 günü karla örtülü kalır. Senenin 140 günü yağışlı geçer. Şimdiye kadar en soğuk -7,4°C(9 Şubat 1929) ve en sıcak 38,2°C (20 Ağustos 1941) tespit edilmiştir.
Bol yağış alan Trabzon’da gür bir bitki örtüsü vardır. Ormanlara 2300 m yüksekliğe kadar rastlanır. İlin doğusunda geniş çay bahçeleri bulunur. İl topraklarının % 45’i orman, % 33’ü ekili-dikili alanlar ve geri kalanı çayır ve mer’alardan ibârettir.
Ekonomi
Trabzon ilinin ekonomisi tarıma dayanır. Faal nüfûsun % 75’i tarım, hayvancılık, balıkçılık, avcılık ve ormancılıkla geçinir.
Tarım: Trabzon ilinin iklim şartları sanâyi bitkilerinin üretimine çok elverişlidir. Ekime elverişli alanları az olmakla berâber, ormanları, çay ve fındık bahçeleri, otlakları geniş yer kaplar. Başlıca tarım ürünleri çay, patates, mısır, fındık, tütün, buğday ve fasulye (kuru) dir. Sebzecilik ve meyvecilik de önemli yer tutar. 40 milyon civârında fındık ağacı vardır. Fındıktan sonra armut, kiraz, ve turunçgiller oldukça fazla yetişir. Trabzon ilinde ekilmeye müsâit bir karış boş toprağa rastlamak mümkün değildir.
Hayvancılık: Trabzon’un iklim şartları hayvancılığa çok müsâittir. Bol yağış sebebiyle otlaklar (mer’a ve çayırlar) her zaman gür otlarla kaplıdır. Sığır, koyun, kıl keçisi ve kümes hayvanı beslenir. Arıcılık gelişmektedir.
Ormancılık: Trabzon ili orman varlığı bakımından oldukça zengin sayılır. 200.000 hektar ormanlık ve 10.000 hektar fundalık saha vardır. İl dâhilinde 2300 m yüksekliğe kadar ormanlar bulunur. Yükseklerde iğne yapraklı, alçaklarda geniş yapraklı ağaçlara rastlanır. Ormanlarda en çok çam, ladin, köknar, fundalık, kızılcık, taflan, muşmula, avcı üzümü, defne, geyikdikeni, çobanpüskülü ve 500 m yüksekliğe kadar kestâne, meşe ve kızılağaçlarla çok çeşitli ağaçlar bulunur. 38 köy orman içinde ve 87 köy orman kenarındadır. Ormanlardan tomruk, mâden direği, sanâyi odunu, kâğıtlık odun ve yakacak odun elde edilir.
Sanâyi: Trabzon ilinde sanâyi son senelerde hızla gelişmektedir. Yakın bir gelecekte bir sanâyi merkezi olmaya namzet bir ilimizdir. 10 ve daha fazla işçi çalıştıran sanâyi iş yeri miktarı 1500’e yakındır. Başlıca büyük sanâyi kuruluşları ise: Çaykur’a bağlı çay fabrikaları, Boru ve Profil Sanâyii, Çimento Fabrikası, Karadeniz Su Ürünleri Sanâyii, Süt Endüstrisi Kurumu Fabrikası, Fındık İşleme Fabrikası, Balık Yağı veUnu Fabrikası, Et ve Balık Kurumu’nun fabrika ve soğukhava depoları, Yomra Galvanizli Saç Sanâyii, kalorifer kazanı îmâl eden Kazan Sanâyii, Civata Sanâyii, Giyim Sanâyii, Sun’î Sünger Fabrikası, İş Makinaları Fabrikası, Süt Fabrikası, un fabrikaları, lastik ayakkabı fabrikaları, alüminyum levha fabrikaları, mutfak eşyâları fabrikaları, Ameliyat İpliği Fabrikasıdır. 10 kişiden az işçi çalıştıran sanâyi iş yeri sayısı 2.000’e yakındır. Bunların çoğu metal eşyâ ve makine îmâlatıdır. Trabzon bir transit limanı olduğu için yedek parça îmâlâthâneleriyle çeşitli tâmirhâneler vardır.
Ulaşım: Trabzon Doğu Karadeniz Bölgesinde Samsun’dan sonra ikinci ulaşım merkezidir. Hava, kara ve deniz ulaşımından istifâde eder.
Karayolu: Trabzon ve ilçelerinin büyük kısmı Sinop’tanHopa’ya kadar uzanan kıyı yolu üzerindedir. İlin güney, batı ve doğusunda yol durumu yeterli değildir. Yolsuz köy sayısı % 10’dur. Trabzon-Gümüşhane-Erzurum yoluyla Doğu Anadolu ve İran’a bağlanır. İl sınırları içinde devlet yollarının uzunluğu 251 km ve il yollarının uzunluğu 225 km’dir.
Denizyolu: Trabzon Limanı, Samsun’dan sonra Karadeniz’in ikinci önemli limanıdır. Limanın uzunluğu 440 m’dir. Aynı anda üç gemi yanaşabilir. Günlük yükleme boşaltma kapasitesi bin tona yakındır. Trabzon limanı tesisleri genişletilmektedir. Trabzon-İran transit ticâretinde çok önemli bir yeri vardır.
Hava Ulaşımı: Trabzon’a 5 km mesâfede havaalanı vardır. Yaz-kış İstanbul ve Ankara arasında karşılıklı seferler yapılmaktadır. Yazın sefer sayısı fazladır.
Nüfus ve Sosyal Hayat
1990 sayımına göre toplam nüfûsu 795.849 olup, 303.612’si ilçe merkezlerinde, 492.237’si köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 4685 km2 olup, nüfus yoğunluğu 168’dir.
Örf ve âdetleri: Trabzon’da eski çağlardan bu yana çeşitli milletler ve medeniyetler gelip geçmiştir. Fakat 1071 Malazgirt Zaferinden sonra Selçuklu Türkleri Trabzon civârını, Osmanlılar ise Trabzon’u Türkleştirmiştir. Yavuz Sutan Selim Hanın 20 senelik Trabzon vâliliği esnâsındaysa Trabzon’un Türkleşmesi hızla gerçekleşmiştir. Bu ilde diğer kültürler unutulmuş olup, Türk-İslâm kültürü hâkimdir.
Mahallî kıyâfet: Kadın kıyâfetinde keşan ismi verilen başörtü takılır. Başörtünün altında fes ve tepelik bulunur. Giyilen fistan sâde veya desenli bezlerden dikilir ve topuklara kadar uzanır. Entari altına şalvar giyilir. Bele peştemal bağlanır. Peştemal beyaz, kırmızı, enlemesine çizgili veya kareli olur. Ayaklara yün çorap, çarık veya yemeni giyilir.
Erkek kıyâfetiyse; kara şayak veya puşudan yapılan “gugula” denilen kukuleta biçimli başlıktır. Başlığın uzun uçları baş çevresinde dolanır ve tepede düğümlenir. Üzerlerine zıpka, aba ve ayaklara sabuk denilen çizme giyilir. Bunların hepsi siyah renklidir. Aba yakasız ve kolları astarlıdır. Yeleğin sol omuzdan aşağısı sık düğmelidir ve önü kapalıdır. Zıpkının yanları sırmalı ve kaytan işlemelidir. Dizden yukarısı bol, ağzı körüklü paçaları dardır.
Mahallî oyunlar, Türkü ve halk müziği bakımından Trabzon folklorca çok zengindir. “Horon” denilen oyun havaları meşhurdur. Oyunlar kemençe eşliğinde elle tutuşarak oynanır. Oyunların en orijinal tarafı ayak vuruşları ve diz bükmeleri çok hareketli ve ahenklidir. Trabzon ili halk türküleri bakımından da çok zengindir. Halk oyunlarının başlıcaları ise Pıçak Horonu, Tik Horon, Yüksek Hava, Tamzara, Temürağa, Hasbal, Enişte Havası, Giresun Maçka Horonu, Artırma Horonu, Atlama Horonu ve Dolayı Horonudur.
Mahallî yemekleri: Hamsi buğulaması yanında mis gibi kokan tâze mısır ekmeği üzerine sürülen Trabzon yağı, gurbetteki her Trabzonlu’nun unutamadığı bir hâtırasıdır. Evliyâ Çelebi bile Seyahâtnâme isimli eserinde Trabzon için şu tekerlemeleri yazmıştır.
Trabzondur yerimiz
Akçe tutmak elimiz
Hamsi balık olmazsa
Nice olurdu hâlimiz
Gız Fadime duydun mu
Gene hamsi çıkayi
Mübareğin hasreti
Yüreğimi yakayi
Hamsiköy sütlacı, hamsi ızgarası, hamsi salamurası, hamsi haşlaması, hamsi çıtlatması, hamsili ekmek, içli tava, hamsi kuşu, lahana çorbası, peynirli ve kıymalı pide meşhurdur. Trabzon’da mücevherat, bakır işleri, dantel; Vakfıkebir’de heybe, şal, peştemal; Araklı’da sepet, şimşir kaşık; Sürmene’de bıçakçılık gibi el sanatı gelişmiştir.
Eğitim: İlde eğitim seviyesi düşüktür. Okur-yazar oranı % 60 civârındadır. İlde 18 Anaokulu, 864 ilkokul, 127 ortaokul, 15 meslekî ve teknik ortaokul, 37 lise, 47 meslekî ve teknik lise ve Karadeniz Teknik Üniversitesi vardır. Üniversiteye bağlı çeşitli fakülte ve meslek yüksekokulları mevcuttur.
İlçeleri
Trabzon ilinde; Merkez ilçe (Trabzon), Akçaabat, Araklı, Arsin, Beşikdüzü, Çarşıbaşı, Çaykara, Dernekpazarı, Düzköy, Hayrat, Köprübaşı, Maçka, Of, Sürmene, Şalpazarı, Tonya, Vakfıkebir ve Yomra ilçeleri vardır.
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 216.605 olup, 143.941’i ilçe merkezinde, 72.664’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 42, Çağlayan bucağına bağlı 6 köyü vardır. Yüzölçümü 168 km2 olup, nüfus yoğunluğu 1289’dur. İlçe toprakları dar kıyı şeridi ve hemen ardından yükselen dağlardan meydana gelir.
Ekonomisi tarım ve sanâyiye dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri fındık, çay, mısır, tütün ve fasulyedir. Kıyı kesimlerde büyükbaş hayvan besiciliği yaygın olarak yapılır. Balık yağı ve unu fabrikası, un fabrikaları, çimento fabrikası, tuğla ve kiremit fabrikaları ve tütün işleme, fındık kırma atölyeleri başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi tabiî bir limanın kıyısında transit yolunun üzerinde ve Boztepe eteklerinde kurulmuştur. Giresun-Rize karayolu ilçe merkezinden geçer.
Akçaabat: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 99.826 olup, 25.285’i ilçe merkezinde, 74.541’i köylerde yaşamaktadır. Merkez ilçeye bağlı, 62, Derecik bucağına bağlı 10 köyü vardır.
İlçe torakları dar bir kıyı şeridiyle, güneydeki dağlık kesimden meydana gelir. Dağlık kesimin içlerine doğru genişleyen kıyı şeridinde tarım yapılır. Başlıca tarım ürünleri mısır, fındık ve zeytindir. Balıkçılık ve büyükbaş hayvancılığı gelişmiştir. Son zamanlarda çilekçilik de gelişmektedir. İlçede tütün işleme atölyesiyle hayvan yemi de üreten bir süt fabrikası vardır.
İlçe merkezi deniz kıyısında Giresun-Trabzon sâhil yolunda kurulmuştur. İl merkezine 14 km mesâfededir. Merkez ilçeyle birleşmek üzeredir.
Araklı: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 55.419 olup, 12.141’i ilçe merkezinde, 43.278’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 27, Dağbaşı bucağına bağlı 14 köyü vardır. Yüzölçümü 372 olup, nüfus yoğunluğu 149’dur.
İlçe toprakları dar bir kıyı şeridinin hemen arkasından başlayan dağlardan müteşekkildir. Trabzon Dağları ilçenin büyük bir bölümünü kaplar. Yağışların bol olması dağlık bölümlerde gür bir ormanlık alanın doğmasına sebep olmuştur. İlçenin orta kesimlerindeki dağların, yamaçlarında yüksekliği 1750-2200 m arasında değişen platolar yer alır. İlin en uzun akarsuyu olan Karadere ilçe merkezinden geçerek Karadeniz’e dökülür.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri çay ve fındıkdır. Hayvancılık ekonomide önemli bir yer teşkil eder. Besi hayvancılığı gelişmiş olmasına rağmen, yaylacılık hâlâ önemini korumaktadır. En çok sığır beslenir. İlçede üretilen çayın işlendiği bir çay fabrikası vardır.
İlçe merkezi, Karadeniz’in kıyısında kurulmuştur. Trabzon-Rize karayolu ilçe merkezinden geçer. İl merkezinin 41 km doğusundadır. 1953’te ilçe olmuştur.
Arsin: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 33.432 olup, 6705’i ilçe merkezinde, 26.727’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 23 köyü vardır. Yüzölçümü 169 km2 olup, nüfus yoğunluğu 198’dir.
Bütün Karadeniz kıyısında olduğu gibi Arsin’de de dar kıyı şeridinin hemen arkasından kıyı dağları yükselir. Sık fakat kısa olan akarsular, dağları parçalarlar. İlçenin tarım ve yerleşim alanları sınırlıdır. Başlıca ürünleri, fındık ve mısırdır. Kıyılarda balıkçılık gelişmiştir.
İlçe merkezi, Karadeniz kıyısında Trabzon-Rize karayolu üzerindedir. İl merkezine 15 km uzaklıktadır. 1959’da ilçe merkezi olan Arsin’de belediye 1952’de kurulmuştur.
Beşikdüzü: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 28.794 olup, 14.047’si ilçe merkezinde, 14.747’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 28 köyü vardır. Vakfıkebir’e bağlı bucakken 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu.
İlçe bütün Karadeniz kıyısında olduğu gibi dar kıyı şeridi ve hemen arkasından yükselen kıyı dağlarından meydana gelir. İlçenin tarım alanları sınırlıdır. Dağlık kesimleri kaplayan ormanları; kızılağaç, gürgen, kayın ve ladin ağaçlarından meydana gelir. Başlıca tarım ürünleri patates, mısır, fındık ve çaydır. Hayvancılık ekonomide önemli yer tutar. Kıyı kesimlerde balıkçılık gelişmiştir.
İlçe merkezi Trabzon-Giresun karayolu üzerinde ve deniz kıyısında kurulmuştur.
Çarşıbaşı: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 19.287 olup, 6002’si ilçe merkezinde, 13.285’i köylerde yaşamaktadır. Merkeze bağlı 21 köyü vardır. Vakfıkebir ilçesine bağlı bucakken 16 Mayıs 1990’da 3647 sayılı kânunla ilçe oldu.
İlçe toprakları dar kıyı şeridi ve hemen arkasından yükselen kıyı dağlarından meydana gelir. Dağlar derin akarsu vâdileriyle parçalanmıştır. İlçenin tarım alanları sınırlıdır. Dağlık bölümdeki ormanlar kızılağaç, gürgen, kayın ve ladin ağaçlarıyla kaplıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri patates, mısır ve fındıktır. Büyükbaş hayvancılığı ekonomide önemli yer tutar. Kıyı kesimlerinde balıkçılık yapılır.
İlçe merkezi Trabzon-Giresun karayolu üzerinde ve deniz kıyısında kurulmuştur.
Çaykara: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 21.660 olup, 2250’si ilçe merkezinde, 19.410’u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 20, Uzungöl bucağına bağlı 9 köyü vardır.
İlçe toprakları denizden içeride ve dağlık kesimde yer alır. Toprakların büyük bölümünü Doğu Karadeniz Dağları kaplar. İlin en yüksek noktası olan Çakırgöl Dağı (3063 m), İlçe topraklarının güneybatısında yer alır. Dağların eteklerinde yüksek yaylalar vardır. Solaklı Çayı ve kolları ilçenin en önemli akarsuyudur. İlçe sınırları içinde iki göl bulunur. Bunlar Çakırgöl ve Uzungöl’dür.
Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. En çok sığır beslenir. Müsâit alanların azlığı sebebiyle tarım çok az yapılır. En çok mısır yetiştirilir. Fasulye, patates, fındık, çay ve elma yetiştirilen diğer tarım ürünleridir. İlçe topraklarının geneli ormanlarla kaplı olduğundan, ormancılık ekonomide önemli bir yer tutar. Ormanlar kayın, gürgen, köknar, sarıçam ve ladin ağaçlarıyla kaplıdır.
İlçe merkezi Solaklı Çayı kenarında kurulmuştur. Daha çok bir köy görünümünde olan ilçeden kıyı yolunu Bayburt’a bağlayan karayolu geçer. İl merkezine 77 km uzaklıktadır.
Dernekpazarı: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 8181 olup, 2686’sı ilçe merkezinde, 5495’i köylerde yaşamaktadır. Merkeze bağlı 11 köyü vardır. Çaykara’ya bağlı bucakken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu.
İlçe toprakları kıyıdan iç kesimde ve dağlık bölgede yer alır. Dağların eteklerinde hayvancılıkta önemli yer tutan yüksek yaylalar vardır. Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. En çok büyükbaş hayvan beslenir. Düz alanların azlığı yüzünden tarım çok az yapılır. Başlıca tarım ürünü mısırdır. Ayrıca fındık, patates, fasulye ve çay az miktarda yetiştirilir. İlçe topraklarının büyük kısmı ormanlarla kaplı olduğundan, ormancılık ekonomide önemli yer tutar. Ormanlar kayın, gürgen, köknar, sarıçam ve ladin ağaçlarıyla kaplıdır.
İlçe merkezi Solaklı Çayı kenarında kurulmuştur. Dağınık bir kuruluş düzenine sâhip ilçeden Of-Bayburt karayolu geçer.
Düzköy: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 20.974 olup, 4793’ü ilçe merkezinde 16.181’i köylerde yaşamaktadır. İlçe toprakları kıyıdan içerde dağlık kesimde yer alır. Ekonomisi hayvancılık ve ormancılığa dayalıdır. Büyükbaş hayvan besiciliği gelişmiştir. Ormanlar kayın, gürgen, köknar, sarıçam ve ladin ağaçlarıyla kaplıdır. Tarıma müsâit alanlar azdır. Başlıca tarım ürünleri mısır, tütün ve az miktarda fındıktır. İlçe merkezi Kale Deresi kenarına yakın kurulmuştur. Akçaabat’a bağlı bir bucakken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu.
Hayrat: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 20.506 olup, 4168’i ilçe merkezinde, 16.338’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 26 köyü vardır.
İlçe toprakları kıyıdan içeride, Doğu Karadeniz Dağları eteklerinde yer alır. Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Başlıca tarım ürünü çay ve mısırdır. Of’a bağlı bir bucakken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu.
Köprübaşı: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 14.416 olup, 4343’ü ilçe merkezinde, 10.073’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 11 köyü vardır. İlçe toprakları kıyıdan içeride olup, Doğu Karadeniz Dağlarıyla kaplıdır. Dağlar, kestane, kızılağaç, kayın, köknar, sarıçam ve ladin ağaçlarından meydana gelen ormanlarla kaplıdır.
Ekonomisi hayvancılık ve ormancılığa dayalıdır. Genelde büyükbaş hayvan beslenir. Az da olsa, tarım yapılan ilçede mısır, çay, fındık ve patates başlıca tarım ürünleridir. İlçe merkezi Sürmene Çayı kıyısında kurulmuştur. Sürmene’ye bağlı bucakken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu.
Maçka: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 42.324 olup, 7673’ü ilçe merkezinde, 34.651’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 52, Esircioğlu bucağına bağlı 16 köyü vardır. Yüzölçümü 1000 km2 olup, nüfus yoğunluğu 42’dir.
İlçe topraklarını Zigana Dağları kaplar. Bu dağların en yüksek noktası Deveboyu Tepesi (3.082 m) dir. Dağlar, Değirmendere Akarsuyu ile derin biçimde parçalanmıştır. Yüzölçümü bakımından ilin en büyük ilçesidir. Denize kıyısı yoktur.
Ekonomisi tarım ve ormancılığa dayanır. Başlıca tarım ürünleri mısır, patates, elma ve fındıktır. Hayvancılık ekonomide önemli yer tutar. Büyükbaş hayvancılığı gelişmiştir. Yaylacılığın yaygın olduğu ilçenin tereyağı ve diğer süt ürünleri meşhurdur. Zengin ormanlara sahip olduğundan Maçka’da orman ürünlerini işleyen atölyeler ve bir kereste fabrikası vardır.
İlçe merkezi Değirmendere kıyısında ve Trabzon-Gümüşhane-İran transit karayolu üzerinde kurulmuştur. İl merkezine 28 km mesâfededir. Maçka belediyesi 1908’de kurulmuştur.
Of: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 65.433 olup, 14.948’i ilçe merkezinde, 50.485’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 47 köyü vardır. İlçe toprakları dar kıyı şeridinin ardından yükselen dağlık kesim Solaklı, Baltacı çayları tarafından derin şekilde parçalanmıştır.
Ekonomisi tarım ve balıkçılığa dayalıdır. Çay, mısır ve patates en çok yetiştirilen tarım ürünleridir. Hayvancılık gelişmiş olup, sığır ve koyun besiciliği yapılır.
İlçe merkezi deniz kıyısında ve Trabzon-Rize karayolu üzerinde kurulmuştur. İl merkezine 61 km mesâfededir. Of Belediyesi 1873’te kurulmuştur.
Sürmene: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 35.306 olup, 12.008’i ilçe merkezinde, 23.298’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 18, Küçükdere bucağına bağlı 10 köyü vardır.
İlçe toprakları genelde dağlıktır. Kıyıdan sonra ormanlarla kaplı Karadeniz Dağları yükselir. Ormanlar kestâne, kızılağaç, kayın köknar, sarıçam, ladin ağaçlarından meydana gelir. Dağlar, akarsularla parçalanmıştır. Sürmene Deresi, İsirli ve Musalı dereleri önemli akarsularıdır.
Ekonomisi tarım ve balıkçılığa dayanır. Başlıca tarım ürünleri çay, fındık, mısır ve patatestir. Hayvancılık da ekonomide önemli yer tutar. İlçede bir çay fabrikası vardır. Bıçak yapımı bölgeye âit el sanatlarıdır. Kıyı şeridinde tekne ve küçük gemi yapılan merkezleri vardır.
İlçe merkezi Sürmene Deresi kenarında ve Trabzon-Rize karayolu üzerinde kurulmuştur. İl merkezine 47 km mesâfededir. Sürmene belediyesi 1854’te kurulmuştur.
Şalpazarı: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 18.983 olup, 3665’i ilçe merkezinde, 15.318’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 24 köyü vardır. İlçe toprakları kıyıdan içerde olup, dağlıktır. Ekonomisi hayvancılık ve ormancılığa dayalıdır. Dağlar genelde kızılağaç, gürgen, kayın ve ladin ağaçlarından meydana gelmiş ormanlarla kaplıdır. Süt ürünleri ve tereyağı meşhurdur. İlçe merkezi Zigana Dağları eteklerinde kurulmuştur. Vakfıkebir’e bağlı bir bucakken 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu.
Tonya: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 25.790 olup, 11.058’i ilçe merkezinde, 14.732’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 16 köyü vardır. Yüzölçümü 265 km2 olup, nüfus yoğunluğu 97’dir.
İlçe toprakları akarsularla parçalanmış dağlık alanlardan meydana gelmiştir. Kızılağaç, kayın, gürgen ve ladin ağaçlarıyla kaplı dağların yüksek kısımlarında hayvancılık ve sayfiye yönünden önemli yaylalar vardır. Önemli akarsuları Foldere ve Kale deresidir. Denize kıyısı olmayan ilçelerden biridir.
Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. İlçede tarıma elverişli düzlük yoktur. Süt üretimi gâyesiyle daha çok büyükbaş hayvan yetiştirilir. Süt ürünlerinden tereyağı ve kaşar peyniri meşhurdur.
İlçe merkezi Foldere Vâdisinde kurulmuştur. İl merkezine 57 km uzaklıktadır. İlçe gelişmemiş, küçük bir yerleşim merkezidir. Tonya belediyesi 1954’te kurulmuştur.
Vakfıkebir: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 38.244 olup, 20.564’ü ilçe merkezinde, 17.680’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 34 köyü vardır.
İlçe toprakları kıyı kesimleri düz, iç kesimleri ise akarsularla parçalanmış dağlarla kaplıdır. En önemli akarsuyu Foldere’dir. Dağlık kesimleri kızılağaç, gürgen, kayın ve ladin ağaçlarından meydana gelmiş ormanlarla kaplıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Patates, çay, fındık, mısır ve elma önemli tarım ürünleridir. Çilekçilik gelişmektedir. Hayvancılık da ekonomide önemli rol oynar. Kıyı kesimlerde yaşayanların bir kısmı balıkçılıkla uğraşır. İlçede heybe ve kilim dokuma sanatları gelişmiştir. İlçe topraklarında çinko, kurşun yatakları vardır. Hayvancılık ilçe ekonomisinde önemli yer tutar. Tereyağı meşhurdur.
İlçe deniz kıyısında Giresun-Trabzon yolu üzerinde kurulmuştur. İl merkezine 45 km mesâfededir. Vakfıkebir belediyesi 1894’te kurulmuştur.
Yavuz Sultan Selim Han, Trabzon vâlisiyken annesi Gülbahar Sultan kendisini ziyâret için deniz yoluyla gelirken fırtınaya tutulur. Sâlimen karaya ayak basarsam orasını vakıf yapacağım der ve tabiî bir liman olan Vakfıkebir’de karaya çıkar ve burasını vakıf yapar. İlçenin ismi de oradan gelir.
Yomra: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 30.669 olup, 7335’i ilçe merkezinde, 23.334’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 20 köyü vardır. Yüzölçümü 207 km2 olup, nüfus yoğunluğu 148’dir.
İlçe toprakları dağlıktır. Kıyı kesiminin hemen arkasından Trabzon Dağları yükselir. Dağdan kaynaklanan sular, küçük derelerle Karadeniz’e dökülür. Bu derelerin önemlileri Kalata ile Yanbolu dereleridir. Dağlar kızılağaç, kayın ve ladin ağaçlarından meydana gelmiş ormanlarla kaplıdır. Yüksek kesimlerde hayvancılık açısından önemli yaylalar vardır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Mısır, fındık ve patates başlıca tarım ürünleridir. Hayvancılık ekonomide önemli yer tutar. Kıyı kesimlerinde halk balıkçılıkla uğraşır ilçede, balık yağı ve balık unu, katgüt, galvanizli saç, tuğla ve kiremit fabrikaları vardır.
İlçe merkezi Karadeniz kıyısında, Trabzon-Rize sâhil yolu üzerinde kurulmuştur. İl merkezine 12 km mesâfededir. İl merkeziyle birleşmek üzeredir. Yomra belediyesi 1953’te kurulmuştur.
Târihî Eserler ve Turistik Yerleri
Karadeniz’in sembolü kabul edilen, ikinci İstanbul olarak vasıflandırılan Trabzon; târihî eserleri, tabiî güzellikleri, zengin folkloru ve elverişli iklimiyle şirin bir ilimizdir. Fâtih’in yıktığı üç imparatorluktan birine başşehirlik yapan il, târihî eserler yönünden oldukça zengindir. 1830 yangını sırasında eski eserlerin çoğu imhâ olmuştur. Başlıca târihî eserleri şunlardır:
Gülbahar Hâtun Külliyesi: Gülbahar Hâtun Mahallesinde Yavuz Sultan Selim Hanın annesi Gülbahar Hâtun tarafından 1514’te yaptırılmıştır. Külliye, câmi medrese, aşhâne, imâret, türbe ve hamamdan meydana gelmişse de günümüze sâdece câmi ve türbe ulaşabilmiştir. Türbe; câminin doğusunda yer alır. Sekizgen plânlı ve kubbeli olan türbenin içi âyet ve sûrelerle süslenmiştir.
İskenderpaşa Câmii: Vâli İskender Paşa tarafından 1529’da yaptırılmıştır. Kaynaklarda yanında bir medrese olduğu bildirilmekteyse de, günümüze kalıntıları dahi ulaşamamıştır. Kare plânlı, kubbeli ana mekânın duvarları Türk motifleriyle süslenmiştir. Câmi, 1882 ve 1973’te gördüğü tâmirler yüzünden ilk orijinalliğini kaybetmiştir. Minâresi tek şerefelidir.
Semerciler Câmii: Semerciler Mahallesindedir. Yapım târihi kesin belli değildir. 1820’de tâmir sırasında kubbesi düz çatıyla örülmüştür. Tavan ve minberi ahşap oymacılığın ilginç örneklerindendir. Minâresi tek şerefelidir.
Çarşı Câmii: Çarşı Mahallesinde Trabzon Vâlisi Hazînedarzâde Osman Paşa tarafından 1839’da yaptırılmıştır. 1964’te yapılan tâmir sırasında kubbesi kurşunla kaplanmıştır. Mihrap ve minber mermer olup, çok güzel işlemelidir.
Fâtih Câmii: Ortahisar Mahallesinde olup, Ortahisar Câmii diye de bilinir. Kiliseden Câmiye çevrilmiştir. Mihrap ve minberdeki işlemeleri çok güzeldir. Çeşitli zamanlarda tâmir görmüştür.
Yeni Cumâ Câmii: Yeni Cumâ Mahallesindedir. On dördüncü asırda kilise olarak yapılan eser. Osmanlılar tarafından Trabzon fethedilince câmiye çevrilmiş ve yanına bir minâre ilâve edilmiştir.
Kudreddîn Câmii: Kommenler İmparatoru Üçüncü Alexios’un kızı Anna tarafından 1342’de kilise olarak yaptırılmıştır. 1665’te câmiye çevrilen eserin yanına tek şerefeli bir minâre ilâve edilmiştir.
Emir Mehmed Türbesi: Kitâbesinden anlaşıldığına göre, 1523’te Emir Mehmed adına yaptırılmıştır. Türbede Emir Mehmed ve Trabzon şeyhlerinden Osman Baba gömülüdür.
Bedesten: Yapım târihi belli olmayan eserin on ikinci asırda yapıldığı tahmin edilmektedir. Günümüzde ahşap kat bölmeleri yıkılmış, sâdece alt kattaki dükkanlar vardır.
Vakıf Han: Çarşı Câmiinin arkasında olup, Taşhan adıyla da bilinir. 1531’de Trabzon Vâlisi İskender Paşa tarafından yaptırılmıştır. Dükkanlar geniş bir avlu etrâfında sıralanmış olup, tonoz örtülüdür.
Alaca Han: Bakırcılariçi semtinde, olup kitâbesi yoktur. On sekizinci asırda yapıldığı tahmin edilmektedir. Gördüğü tâmirler yüzünden orijinalliğini kaybetmiştir. Birinci katta 11, ikinci katta 16 dükkân vardır. Günümüzde yıkılma tehlikesiyle karşı karşıyadır.
Paşa Hamamı: Çarşı Mahallesinde, Trabzon Vâlisi İskender Paşa tarafından 1531’de yaptırılmıştır. Çifte hamam plânındadır.
Hacı Ârif Hamamı: Pazarkapı Câmiinin arkasındadır. Yapısından 18. asırda yapıldığı tahmin edilmektedir. Oldukça yıkık vaziyettedir.
İmâret Deresi Su Kemeri: Trabzon Kalesinin batı yamacındaki İmâret Deresi üzerindedir. On altıncı asırda Justinianus tarafından yaptırılmıştır. Günümüzdeki su kemeri 13. asırdan kalmıştır. Kesme taştan 30 m uzunluğunda, 7 m yüksekliğinde, beş gözlüdür.
Kuzgundere Su Kemeri: Kalenin doğusunda Kuzgundere üzerinde kurulmuştur. On üçüncü asırda yapılmıştır. Kesme ve moloz taştan yapılmış 8 m uzunlukta, 6 m yüksekliğinde olup, İnceköprü adıyla bilinir. Bugün üstüne ek yapılarak genişletilip yol olarak kullanılmaktadır.
Kavaklı Su kemeri: Yeni Cumâ Mahallesindedir. Kesme ve moloz taştan yapılmış olup, 20 m uzunluğunda 7 m yüksekliğindedir.
Abdullah Paşa Çeşmesi: Gülbahar Hâtun Mahallesindedir. Hazînedarzâde Abdullah Paşa tarafından 1849’da yaptırılmıştır. Dikdörtgen ampir biçimde yapılmış bir yapıdır.
Abdülhamîd Çeşmesi: İskender Paşa Mahallesinde 1891’de yaptırılmıştır. Üç musluklu ve her musluk ayrı yalaklıdır. Saçağın üstünde Abdülhamîd Hanın tuğrası vardır.
Zağanos Köprüsü: Ortahisar ile Gülbahar Hâtun semti arasındadır. Önceleri günümüzdeki köprünün yerinde, Zağanos Paşa tarafından 1467’de yaptırdığı, inip kalkabilen küçük bir köprü olduğu bilinmektedir. Şimdiki köprü kesme taştan 60 m uzunluğunda olup, tek gözlüdür.
İrene Kulesi: Yeni Cumâ Mahallesinde, Boztepe eteklerindedir. Yapım târihi kesin olarak belli değildir. Kesme taştan içiçe geçmiş iki kuleden meydana gelmiştir. 1916-1918 Rus işgâlinde cephânelik olarak kullanılmıştır. Bir patlama yüzünden çatısı havaya uçmuştur.
Ayasofya Müzesi:İl merkezinin 3 km batısında yer alır. 1263’te Bizans İmparatoru VIII. Palaiogologos tarafından kilise olarak yaptırılmıştır. Trabzon Osmanlılar tarafından fethedilince camiye çevrildi. 1864’te tamir edilen cami 1957’de müze haline getirildi.
Trabzon Kalesi: Eski bir kaledir. Yukarı, Orta ve Aşağı Hisar olarak üç kısma ayrılır. Vazelon Manastırı: Maçka’ya iki saat mesâfede Hamurya Köyü yakınındadır. M.S. 317’de yapılmış ve 565’te Justinianus tâmir ettirmiştir. Bugün yıkıntı hâlindedir. Manzarası çok güzeldir. Sümela (Meryem Ana) Manastırı: Maçka’ya 18 km mesâfede orman içinde 220 m yükseklikte kayalara oyularak yapılmış bir manastırdır. M.S. 474’te yapılmış olup, 72 odalı, 4 katlı, binlerce el yazma kitabı bulunan kütüphânesi, altın ve gümüş mahfazalar içinde saklanan, imparator ve Osmanlı sultanlarının berât ve fermanları bulunan müzesi, eski çağın ressamlarından Luka tarafından yapılan Meryem Ana tasviri, yabancı turistlerin ilgisini çekmektedir. 1924’te bir yangınla tahrip olmuştur. Yabancı turistlerse duvardaki freskleri çıkarıp yurt dışına kaçırmışlardır. Odalar resimlerle süslüdür. Altındere Vâdisindedir. Kuştul (Hızır-İlyas) Kızlar Manastırı: Maçka’nın 30 km doğusunda Şimşirlik Köyü yakınında bir kaya üzerindedir. Binâya 93 merdivenle çıkılır. Manzarası güzeldir.
Mesire Yerleri: Trabzon, tabiî güzellikler yönünden zengin bir ilimizdir. Kıyıları, ormanları ve her mevsim zümrüt gibi yemyeşil örtüsüyle yurdumuzun en güzel köşelerinden biridir. Başlıca mesire yerleri şunlardır:
Çamburnu: Trabzon-Rize devlet karayolu üzerinde Sürmene’ye 7 km mesâfede tabiî bir mesiredir. Çakırgöl: Çakırgöl Dağının kuzey yamacında yer alan göl kıyısı güzel bir mesiredir. Alabalık boldur. Bulak Köyü: İl merkezine 11 km mesâfede temiz havası ve kaynak suları ile meşhur bir mesiredir. Bölgede kır kahveleri vardır. Zigana Geçidi: Değirmensuyu civârında 2510 m yükseklikte, etrafı çam ormanlarıyla kaplı yaz ve kış manzarasına doyum olmayan bir yerdir.
Kaplıca ve İçmeler: Trabzon, şifâlı su kaynakları bakımından çok zengindir. Birçok mâden suyu kaynağı vardır.
Kisarna ve Yomra İçmesi: Trabzon’a 7 km mesâfede Bengisu köyündedir. Mide, karaciğer, böbrek, barsak ve safra yolları hastalıklarına tavsiye edilir. Yakınında şişeleme tesisleri vardır. Gazino ve çay bahçeleriyle aynı zamanda bir mesire yeridir.
Ziyâret Suyu (Araklı ilçesi), Hadi Mâdensuyu (Çaykara ilçesi), Ziyaret Gölü Suyu (Maçka ilçesi), Sürmene Mâdensuyu, TonyaMâdensuyu, Uçarsu Mâdensuyu (Akçaabat ilçesi), Karadağ Mâdensuyu (Vakfıkebir ilçesi) Simenler Madensuyu (Vakfıkebir ilçesi), Sarayla Madensuyu (Yomra ilçesi), Ayazma Mâdensuyu (Yomra ilçesi), Acısu (Şalpazarı) diğer şifâlı sular olup, çoğunda tesisler yetersizdir.
Kaynak
Rehber Ansiklopedisi
Tokat Hakkında Bilgiler
TOKAT
Yüzölçümü : 9958 km2
Nüfûsu : 719.251
İlçeleri : Merkez, Almus, Artova, Başçiftlik, Erbaa, Niksar, Pazar, Reşâdiye, Sulusaray, Turhal, Yeşilyurt, Zile.
Karadeniz bölgesinin orta Karadeniz bölümünde yer alan bir ilimiz. İl toprakları 35° 27’ ve 37° 39’ doğu boylamları ile 39° 52’ ve 40° 55’ kuzey enlemleri arasında kalır. Kuzeyden Samsun, doğudan Ordu, güneyden Sivas ve Yozgat, batıdan Amasya illeriyle çevrilidir. Trafik kod numarası 60’tır. Tokat’a Türkiye’nin meyve bahçesi ismi verilir.
İsminin Menşei
Tokat ismi Türkçede bildiğimiz “tokat” kelimesinden gelir. Tokat’ta bulunan kalenin ismi “Comano Pontica” idi. Anadolu’yu fetheden Selçuklu Oğuz Türkleri, bu kaleyi alınca Bizans ordusuna çok ağır bir tokat vurmuş olduğu kabul edildi. Böylece Bizans’a vurulan tokat bu şehrin ismi olarak yerleşti. Şehre “Tokat” ismi verildi.
Tokat isminin gerçek menşeiyse Bizanslılara âit “Comano Pontica” kalesini kuşatan Selçuklu ordusunun kumandanı Melik Danişmend Gâzi, kale hakkında bilgi almak için bir Türk askerini kaleye gizlice gönderdi. Kaleye giren Türk askeri, bilgi toplarken Bizanslı askerler etrâfını kuşattı. 20 Bizans askeriyle boğuşan bu yiğit, herbirini birer tokatla yere serip kaçıp kurtuldu. Bu boğuşmayı kale burcundan seyreden kale komutanı; “Türk’ün tokadı bu ise silâhı nasıl olur?” diyerek korkmaya başladı ve kalenin burçlarına teslim bayrağı çekerek teslim oldu. Zafer, kahraman bir Türk askerinin tokadıyla kazanılmış olduğundan, bu askerin hâtırasına şehre “Tokat” ismi verildi. Kale, Bizans’ın Anadolu’daki en önemli kalelerinden biri ve başta geleniydi.
Târihi
Tokat, çok eski bir yerleşim merkezidir. Tokat il toprakları Anadolu’da ilk siyâsî birliği kuran ve târih devrini açan Hitit İmparatorluğuna bağlıydı.
Sâmi Asurlular bu bölgeye hâkim olamadılarsa da zaman zaman nüfûzlarını bu bölgeye kadar uzattılar. Hurrilerin istilâsına uğrayan bölge, M.Ö. 8. asırda Kimmerler ve İskitlerin de istilâsına uğradı. M.Ö. 7. asırda Medler bu bölgeye kadar yaklaştılar. Onların yerine geçen Persler, Lidyalıları yenince Anadolu’nun mühim kısmı gibi, bölge de Perslerin eline geçti. M.Ö. 4. asırda Makedonya Kralı İskender, Pers Devletini yenerek İran gibi Anadolu’yu Makedonya İmparatorluğu topraklarına kattı.Makedonya Kralı İskender’in ölümü üzerine imparatorluğu komutanlar arasında taksim edildi ve bu bölge Kapadokya Krallığı ile Pontus Krallığı arasında devamlı çekişme konusu oldu.
M.Ö. 1. asırda Roma İmparatorluğu, Anadolu’da hüküm süren, Helenistik devletler (Kapadokya), Pontus ve Bergama krallıklarını ortadan kaldırarak, Anadolu’yu Roma İmparatorluğuna ilhak etti.
M.S. 395’te Roma İmparatorluğu ikiye bölününce Anadolu, Doğu Roma (Bizans)nın payına düştü. 395-1071 târihleri arasında bu bölgeye İslâm orduları ve Sâsânîler akınlar yaptılar. Fakat devamlı kalamadılar.
Büyük Türk Hakanı Sultan Alparslan’ın 1071 Malazgirt Zaferinden birkaç sene sonra bu şehir, Anadolu Fâtihi ve Anadolu Türk Selçuklu Devletinin kurucusu Kutalmışoğlu Birinci Süleyman Şahın başkumandanlığındaki Selçuklu Türk Oğuz orduları tarafından fethedilmiştir.
Tokat’ı Artuk Beyin veya Danişmend Gâzinin fethettiği ihtilaflıdır. Fakat bu bölge Danişmend Gâziye verilmiş olup, Anadolu Selçuklu Türk Devletine bağlı Danişmendoğulları Beyliğinin ilk başşehri Niksar olmuştur. Tokat, Selçukluların eyâlet merkeziydi. On ikinci asırda Selçuklular Danişmendoğullarının bağımsızlığına son vererek Konya’ya, Selçuklu başşehrine bağlandı.
On üçüncü asrın ikinci yarısında bu bölge Moğolların ve Türkleşmiş İranlı Moğollar olan İlhanlıların hâkimiyeti altına girdi. 1308’de Selçuklu Hânedânı kalkınca İlhanlılar, 1335’e kadar bu bölgeleri doğrudan doğruya kendi idâreleri altına aldılar. Anadolu’nun sonuncu İlhanlı Genel Vâlisi Uygur Türklerinden Eretna Bey, başşehir Sivas olmak üzere kurduğu Orta Anadolu Devletine Tokat ve çevresini de kattı.
1308’de Selçukoğullarından Melik Rükneddîn Kılıçarslan’ın kısa saltanatından sonra bütün Eretna Devleti gibi bu bölgeler Sultan Kâdı Burhâneddîn’in hâkimiyeti altına girdi. Kâdı Burhâneddîn’in öldürülmesinden sonra iç isyanlar bölgeyi rahatsız etti. Tokat halkı toplanarak Tokat’ın Osmanlı Devletine katılma kararını aldılar. 1392’de Yıldırım Bâyezîd, bu mürâcaat üzerine Tokat’ı Osmanlı Devletine (birliğine) dâhil etti.
Tîmûr Hanın 1402 Ankara Savaşı ile Yıldırım Bâyezîd’i yenmesi üzerine Osmanlı Devleti sarsıntı geçirdi. Çelebi Sultan Mehmed bu bölgeye hâkim oldu. Akkoyunlular ve onların yerine geçen Safevîler bölgedeki halkı kışkırtarak isyanlara sebep oldular. Yavuz Sultan Selim Han bu fitneleri sona erdirdi. Osmanlı devrinde bir kültür merkezi olan Tokat ve çevresi Sivas Beylerbeyliğine (eyâletine) bağlı 8 sancaktan (vilâyetten) birine merkez olmuştur. Tanzimattan sonra da Sivas eyâletinin 4 sancağından biri olup, 4 kazâsı vardı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi’nde Tokat için şöyle denir:
“Bu havası hoş şehrin dört tarafında bahçe ve bostanlar içinde sular akar. Her bağında birer köşk, havuz, fıskıyeler ve çeşitli meyveler bulunur. Halkı zevk ehlidir. Gariplere dostturlar. Kin tutmaz, hile bilmez. Câmi, saray, köşk ve imâretleri o kadar metin ve güzel olur ki, buralara girenler hayran olurlar. Hacı Bektaş-ı Velî’nin hayırlı ve bereketli duâlarıyla bu eski târihî şehir âlimler konağı, fâzıllar yurdu ve şâirler yatağıdır.”
Cumhûriyet devrinde bütün sancaklar gibi Tokat da kendi adını taşıyan ilin merkezi olmuştur.
Fizikî Yapı
Tokat il topraklarının % 45’i dağlardan, % 40’ı plato ve yaylalardan ve % 15’i ovalardan ibârettir.
Dağları: Tokat ilinde 3 dağ dizisi vardır. Bunlar Canik Dağları, Kelkit ve Tozanlı vâdilerini meydana getiren dağ dizisiyle Yeşilırmak Vâdisinin güneyinde uzanan dağ dizisidir. Başlıca dağlar Şehnakayası (2385 m), Geyikbaba Tepesi (2090 m), Killik Tepe (1546 m), Keltepe (1794 m), Somun Tepesi (1780 m), Gölağa Tepesi (1502 m), Erdembaba Tepesi (2181 m), Buğalı Dağı (Câmi Tepe 1945 m), Poyrazlık Tepesi (1535 m), Dönek Dağı (1820 m), İmamgâzi Tepesi (1779 m), Topçam Tepesi (1628 m), Akdağ (1900 m), Deveci Dağı (1892 m), Köroğlu Dağı (1930 m), Toraç Dağı (2112 m) ve Asmalı Dağ (2116 m)dır.
Tokat ilinde plato ve yaylalar oldukça geniş yer tutar. Kızılca Ören, Topçam, Çevreli, Seleman ve Dumanlı yaylası başlıca yaylalardır.
Ovaları: Tokat ilinde 3 büyük ova vardır. Bunlar Taşova, Kazova ve Artova’dır. Taşova’nın mühim kısmı Amasya ilinde kaldığından Tokat ilinde kalan kısmına Erbaa Ovası denir. Kazova, Tozanlı Çayı Vâdisinin genişlemesiyle ortaya çıkar ve Tokat Ovası, Turhal Ovası ve Omala Ovasının birleşmesinden meydana gelir. Artova, Çekerek Suyunun güneyinde yer alır. Kelkit Vâdisinde Reşâdiye ve Niksar ovaları vardır.
Akarsuları: Tokat ilindeki üç büyük akarsu Kelkit Çayı, Tozanlı Çayı ve Çekerek Suyu, Yeşilırmak’ın en büyük kollarıdır.
Tozanlı Çayı: Sivas’ın Köse Dağından çıkar Reşâdiye yakınında Tokat iline girer. Tokat, Pazar ve Turhal’ın yakınlarından geçerek Amasya ilinde Yeşilırmak ile birleşir. Almus ilçesi yakınındaki Almus Barajını besler. Kelkit Çayı: Reşâdiye’nin Umurca köyü yakınlarından il topraklarına girer. Niksar ve Erbaa ovalarını sular. Taşova yakınlarında Amasya il sınırını çizerek Samsun iline geçer. Çekerek Suyu: Çamlıbel (Tokat) Dağlarından çıkar. Artova’nın Alanyurt köyü yakınında Yozgat iline geçer. Bir müddet sonra bir dirsek yaparak kuzeye yönelir ve tekrar Tokat il topraklarına girer. Bir müddet sonra tekrar bir dirsek çizerek Zile’nin Gümüşkaş köyü yakınında yeniden Yozgat il topraklarına girer. Uzunluğu 256 km’dir.
Gölleri: Tokat ilinde üç tabiî göl ve bir baraj gölü vardır. Zınav Gölü (Çukurgöl), Reşâdiye ilçesine bağlı Yolüstü köyüne 3 km mesâfededir. Eni 150 m ve boyu 1000 metredir. En derin yeri 15 m’dir. Yüzölçümü 1,5 km2 olup suyu tatlıdır. İçinde çok lezzetli kızılkanat balığı bulunur. Civârının manzarası çok güzeldir. Kaz Gölü: Kazova’da Tatlıcak köyü yakınlarında küçük bir göldür. Göllüköy: Reşâdiye sınırları içinde küçük bir göldür. Almus Baraj Gölü: Almus ilçesi yakınındadır. Derinliği 95 m olup, 100 milyon m3 civârında su biriktirir. 31 km2lik bir alanı kaplar. 1966’da işletmeye açılmış olup, taşkın önleme, sulama ve elektrik üretiminde kullanılır.
İklim ve Bitki Örtüsü
Tokat ilinin iklimi, Karadeniz bölgesi iklimiyle İç Anadolu bölgesi iklimi arasında bir geçiş özelliği gösterir. Güneyde iklim daha serttir. Kıyıya yaklaştıkça bu sertlik azalır. Tokat ilinde senenin her mevsimi yağmur yağar. Senelik yağış miktarı bâzı yerlerde 385 mm iken bâzı yerlerde 485 mm’dir. Senenin 50 gününde sıcaklık 0°C’nin altında ve 40 gün +30 °C’nin üzerinde seyreder. Yazlar çukur vâdilerde oldukça sıcak geçer. Ortalama yüksekliği 1050 m olan Tokat ilinde kara ikliminin tesiri büyüktür.
Tokat il topraklarının % 50’ye yakını orman ve fundalıklarla kaplıdır. % 35’i ekili ve dikili alanlar ve % 14’ü çayır ve mer’alardan ibârettir. Ormanlar daha çok Reşâdiye ve Niksar sınırları içindedir. Başlıca ağaç türü, meşe, kayın ve karaçamdır.
Ekonomi
Tokat ilinin ekonomisi geniş ölçüde tarıma ve tarımla ilgili sanâyiye dayanır. Faal nüfûsun % 80’i tarım sektöründe çalışmaktadır. Tokat’ın verimli ovalarında her çeşit ürün yetiştirilir. Hayvancılık da oldukça ileridir.
Tarım: Birbirinden dağlarla ayrılmış ovalar çok verimlidir. Her çeşit tarım ürünü yetişirse de, Artova’da tahıl, Kazova’da bağcılık ve Taşova’da tütün ekimi daha ağır basar. Tokat’ta sebze ve meyvecilik, sanâyi bitkileri ve baklagiller mühim yer tutar. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, mısır, nohut, fiğ, şekerpancarı, yeşil mercimek, yonca, tütün, soğan, ayçiçeği ve patatestir. Başta domates olmak üzere her çeşit sebze ve meyve yetişir. Tokat için Türkiye’nin meyve bahçesi tâbiri kullanılır.
Tokat’ta yetişen tütün, kokulu ve en iyi cinstendir. Çavuş üzümüne benzeyen “narince” üzümü meşhurdur.
Hayvancılık: Tokat ili hayvancılık bakımından oldukça zengin bir ildir. Turhal Şeker Fabrikasında küspe ve melas gibi yemlerin üretilmesiyle besi hayvancılığı gelişmiştir. Sığır, manda, koyun, kıl keçisi ve hindi beslenir. Arıcılık gelişmiştir. Dut ağacının yetişmesine elverişli olan Tokat’ta ipekböcekçiliğini geliştirme ve yaygınlaştırma çalışmaları yapılmaktadır.
Ormancılık: Tokat ili orman varlığı bakımından zengin bir ildir. 420 bin hektar orman ve 56 bin hektar fundalık alanı vardır. Ormanlarda değerli sedir ağacı, gürgen, ladin, köknar, dişbudak, kestâne, yabâni zeytin, meşe ve kayın bulunur. Vâdilerdeyse söğüt ve kavak ağaçları çoğunluktadır.
290 köy orman içinde ve 164 köy orman kenarındadır. Her sene 40-500 m3 sanâyi odunu ve 369.000 ster yakacak odun elde edilir.
Mâdenleri: Tokat ili mâdenler bakımından da zengin sayılır. İl dâhilinde betonit, antimon, oniks, krom ve kömür çıkarılır. Antimon yalıtıcı ve yüksek sıcaklığa dayanıklı bir mâdendir. En çok Turhal ilçesinden çıkarılır. Betonitse yağ ve şeker gibi ürünlerin arıtılmasında, kanalizasyon sularının temizlenmesinde, petrol ve su sondajlarında kullanılan çamurların hazırlanmasında kullanılır. Türkiye’nin en zengin betonit yatakları Reşâdiye ilçesinde bulunur.
Sanâyi: Tokat ilinde faal nüfûsun ancak % 5’i îmâlat sanâyiinde çalışır. 10 ve daha fazla işçi çalıştıran işyeri sayısı 100’e yakındır. Tütün, gıdâ, taş ve toprağa dayalı sanâyi ve kimyâ sanâyi dalı işyerlerinin mühim kısmını teşkil eder. Turhal Şeker Fabrikasında 3000 kişi çalışmakta ve günde 2550 ton pancar işlenmektedir. Tokat Sigara Fabrikasında yaklaşık 2400 işçi çalışmaktadır. Takım Tezgahları Aksesuarı Fabrikası, Dimes Meyve Suyu Fabrikası, un fabrikaları, kiremit tuğla fabrikaları, Samaş Bentonit Fabrikası, Yem Fabrikası, Kereste Fabrikası, Alüminyum, Bakır İşleme Atölyesi, Ziraat Âletleri Îmâlâthânesi ve Lastik AyakkabıFabrikası başlıca sanâyi kuruluşlarıdır. Organize sanâyi bölgesinin kurulmasıyla, çeşitli sanâyi kuruluşları bölgede yatırım yapmaya başladılar.
Ulaşım: Eski çağlardan beri kervan yollarının uğradığı Tokat bugün de karayolunun önemli merkezlerinden biridir. Samsun-Sivas karayolu Amasya’nın güneyinden il sınırlarına girer. Turhal’dan sonra Sivas vâsıtasıyla ülkenin her tarafıyla irtibat sağlar. İl sınırları içinde 382 km devlet yolu ve 315 km il yolu vardır. Köylerin dörtte üçünün yolu vardır.
Demiryolu il sınırları içinde 105 km’dir. Samsun-Sivas demiryolu hattı Tokat’ın batısından geçer ve Turhal-Zile ve Artova ilçelerine uğrar. Turhal İstasyonu en işlek olanıdır.
Nüfus ve Sosyal Hayat
1990 sayımına göre toplam nüfûsu 719.251 olup, 308.304’ü ilçe merkezinde, 410.947’si köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 9958 km2 olup, nüfus yoğunluğu 73’tür.
Örf ve âdetleri: Tokat il topraklarında târih boyunca muhtelif milletler, kültürler ve medeniyetler gelip geçmiştir. 1071 Malazgirt Zaferinden sonra hızla Türkleşen Tokat’ta diğer kültürler unutulmuş ve Türk-İslâm kültürü yerleşmiştir.
Tokat’tan çok sayıda ilim ve devlet adamı yetişmiştir. İbn-i Kemâl, Abdülmecîd Şirvânî, Sinânüddîn Yûsuf, Molla Lütfi, Molla Hüsrev, Hekim Mustafa, Seyyid Hasan Paşa ve Plevne Kahramanı Gâzi Osman Paşa bunların başlıcalarıdır.
Halk oyunları ve müziği: Tokat ili halk müziği ve halk oyunları bakımından en zengin illerimizden biridir. Halk oyunlarında halay hâkimdir. Karşılama ve semahlar da vardır. Halaylar, ağırlama ve yeldirme bölümlerinden meydana gelir. Başlıca oyunlar, Tokat Ağırlaması, Kazova Halayı, Ellik, Lâlelim, Hoş Bilezik, Grat, Üç Ayak, Tozanlı Halayı, Hanım Kızlar, Alaçam, Garkın Halayı, Omuz Halayı, Koççari, Sinsin, Kartal Halayı, Sarsı, Ters Bico ve Karadut’tur. Tokat ilinden çok sayıda halk şâiri yetişmiştir.
Mahallî kıyâfeti: Kadınlar başlarına fes giyerler. Bu fesin kenarları gümüş paralarla süslü, üzeri yemeniyle örtülüdür. Gövdeye giyilen iç gömleğe “İç göynek” denir. Onun üzerine cepken, en üste saya giyilir. Sayanın ön uçları bele bağlanır ve kuşağın arasına sokulur. Alt kısma iri desenli renkli pâzenden yapılmış bir şalvar, ayaklara yün çorap ve çarık giyilir.
Mahallî yemekleri: En meşhur olanları Tokat kebabı, madımak, bat, köme (cevizli sucuk), Zile pekmezi, ciğer çorbası, keşkek, katmer, bacaklı çorba, mantı, patlıcan peklizi ve un helvasıdır.
İlde el sanatlarından yazmacılık, halıcılık ve bakırcılık yapılmaktadır. On dördüncü asırdan beri il, yazmacılığın merkezi hâlindedir. Halıcılık daha çok köylerde yapılmaktadır. Ergani ve Küre’de çıkarılan bakırın, Tokat Kalhanelerinde eritilmesi 18. asrın ilk yarısından başlayarak ili, bakır sanâyiinin ticâret merkezi hâline getirmiştir. Süs bitkileri ve hamam tasları, il bakırcılığının en güzel örneklerindendir.
Eğitim: Okur-Yazar nispeti % 95’tir. Okulsuz köy yoktur. İlde 20 Anaokulu, 840 ilkokul, 39 ilköğretimokulu, 1 Körler okulu, 41 Ortaokul, 6 Ticâret Lisesi, 6 Kız Meslek Lisesi, 6 Endüstri Meslek Lisesi, 5 Sağlık Meslek Lisesi, 1 Anadolu Otelcilik Turizm Lisesi, 1 Anadolu Öğretmen Lisesi, 6 İmam-Hatip Lisesi, 3 Anadolu Lisesi, 15 Genel Lise vardır. 1992 târihinde kurulan Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesine bağlı Ziraat Fakültesi Fen ve Edebiyat Fakültesi, Meslek Yüksekokulu, Niksar Meslek Yüksekokulu, Zile Meslek Yüksekokulu, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Erbaa Fen Bilimleri Enstitüsü vardır (1994).
İlçeleri
Tokat ili; merkez ilçe (Tokat), Almus, Artova, Başçiftlik, Erbaa, Niksar, Pazar, Reşâdiye, Suluçay, Turhal, Yeşilyurt ve Zile ilçelerinden ibârettir.
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 150.771 olup, 83.058’i ilçe merkezinde, 67.713’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 68, Çallıbel bucağına bağlı 21, Gökdere bucağına bağlı 26 köyü vardır. Yüzölçümü 1968 km2 olup, nüfus yoğunluğu 77’dir
İlçe merkezi, Yeşilırmak’ın bir kolu olan Belmat Deresinin Yeşilırmak’la birleştiği yere yakın bir mevkide kurulmuştur. Akdağ ile Çamlıbel Dağı arasında kalan dar bir vâdide yayılan şehrin doğusu ve batısı sarptır. Tarıma elverişli düzlükler ilçe merkezinin kuzey ve güneyinde yer alır. Denizden yüksekliği 650 metredir.
İlçe ekonomisi tarıma dayalıdır. Meyve, sebze yetiştiriciliği ve bağcılık yaygındır. İlçede tarım ürünlerinin işlenmesine dayalı gıdâ sanâyii gelişmiştir. İlin sanâyi kuruluşlarının çoğu merkez ilçededir. Afganistan göçmenlerinin gelmesinden sonra deri konfeksiyonculuğu hızla gelişerek ilçe ekonomisine önemli katkılarda bulunmaktadır.
Almus: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 36.328 olup, 5901’i ilçe merkezinde, 30.427’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 32 köyü vardır. Yüzölçümü 704 km2 olup, nüfus yoğunluğu 52’dir.
İlçe toprakları dağlık ve engebelidir. Yeşilırmak’ın önemli bir kolu olan Tozanlı Çayı ilçenin kuzey sınırını çizer. Almus Çayı üzerinde kurulu olan Almus Baraj Gölü ilçe topraklarının içinde kalır.
Ekonomisi tarıma dayılıdır. Tarıma elverişli arâzinin az olması sebebiyle üretim azdır. Başlıca tarım ürünleri buğday ve arpadır. Akarsu boylarında sebzecilik yapılır ve az miktarda pancar ekilir. Baraj Gölünde tatlı su balıkçılığı yapılır. Hayvancılık gelişmiştir.
İlçe merkezi, Almus Deresinin Yeşilırmak’a döküldüğü yerde Almus Baraj Gölü kıyısında kurulmuştur. İl merkezine 35 km uzaklıktadır. 1954’te ilçe olmuştur. İl merkezine yakınlığı sebebiyle sanâyii gelişmemiştir.
Artova: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 17.688 olup, 4429’u ilçe merkezinde, 13.259’u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 26 köyü vardır.
İlçe toprakları genelde düzdür. Kuzeybatı-güneybatı istikâmetinde uzanan Deveci Dağları Çekerek Çayı tarafından derin biçimde bölünmüştür. İlçenin güneyinden geçen Çekerek Çayının topladığı alüvyonlardan verimli Artova Ovası meydana gelmiştir.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, şekerpancarı ve patatestir. Hayvancılık gelişmiş olup, ilçe topraklarında mâden kömürü çıkarılır.
İlçe merkezi Sivas-Samsun demiryolu üzerinde kurulmuştur. 1923’e kadar ilçe merkezi Sulusaray diye bilinirdi. O seneki zelzelede ilçe büyük zarar gördü. Bunun üzerine ilçe merkezi önce Çamlıbel’e sonra 1944’te şimdiki yerine taşındı. İl merkezine 38 km uzaklıktadır.
Başçiftlik: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 6477 olup, 3722’si ilçe merkezinde, 2755’i köylerde yaşamaktadır. Niksar’a bağlı belediyelik bir köyken 9 Mayıs 1990’da ilçe oldu. Ekonomisi tarıma dayalıdır. Ormancılık ve halıcılık ekonomide önemli yer tutar. Ev tezgahlarında Hereke cinsi halı dokunur. Hemen hemen her evde bir halı tezgahı vardır. İl merkezine 85 km mesâfededir.
Erbaa: 1990 sıyımına göre toplam nüfûsu 99.596 olup, 33.554’ü ilçe merkezinde, 66.042’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 29, Doğanyusuf bucağına bağlı 17, Karakaya bucağına bağlı 13 ve Kozlu bucağına bağlı 14 köyü vardır. Yüzölçümü 1111 km2 olup, nüfus yoğunluğu 90’dır.
İlçe toprakları genelde ovalıktır. Çoruh-Kelkit Vâdisinin batısı ilçe sınırları içinde kalır. İlçenin güney ve kuzeyinde yer alan dağlar arasından Kelkit Çayı akar. Dağlardan akan sularla beslenen Kelkit, ilçenin batısında Yeşilırmak ile birleşir. Kelkit Çayının taşıdığı alüvyonlardan meydana gelen Erbaa Ovası çok verimlidir.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Sebze ve meyvecilik gelişmiş olup, en çok domates üretilir. Başlıca tarım ürünleri buğday, şekerpancarı, arpa, mısır, elma ve nohuttur. Hayvancılık ilçe ekonomisinde önemli yer tutar. En çok koyun ve sığır beslenir. Kelkit Çayında tatlı su balıkçılığı yapılır. İlin en zengin ilçesidir. İlçede tuğla ve kiremit fabrikaları vardır.
İlçe merkezi Kelkit Çayının kıyısında kurulmuştur. 1942’deki zelzelede büyük hasar gören ilçe bugünkü yeri olan Ardıçlık’ta yeniden kurulmuş olup, Niksar-Taşova-Samsun karayolunun iki tarafında gelişmiştir. İl merkezine 82 km uzaklıktadır. Erbaa belediyesi 1868’de kurulmuştur.
Niksar: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 84.932 olup, 35.201’i ilçe merkezinde, 49.731’i köylerde yaşamaktadır. İlçe topraklarının kuzey ve kuzeydoğusunda Canik Dağları, güneyindeyse Köse Dağları yer alır. Çoruh-Kelkit Vâdisinin ilçe merkezi yakınında genişlemesiyle meydana gelen Niksar Ovası verimli tarım alanıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Zengin tarım toprakları, elverişli iklim özellikleri ve sulama imkânlarıyla ilçe, tarım ürünleri üretimi yönünden önde gelen ilçelerdendir. Şekerpancarı, buğday, zeytin, pirinç, mısır, patates, tütün başlıca tarım ürünleridir. Meyve ve sebzecilik de gelişmiştir. En fazla domates, fasulye, elma, üzüm yetiştirilir. İlçe ilin orman varlığı yönünden de en zengin ilçesidir. Ormancılık, ekonomide önemli yer tutar. Hayvancılık gelişmektedir.
İlçe merkezi Kelkit Çayının kollarından olan Çanakçı Deresi Vâdisinin yamaçlarında ve Erzincan-Amasya karayolunun 9 km kadar kuzeydoğusunda kurulmuştur. İlçe merkezinden Tokat-Ünye karayolu geçer. İl merkezine 55 km mesâfededir. Niksar belediyesi 1876’da kurulmuştur.
Niksar, târih ve kültürümüz bakımından önemli birikime sâhip bir ilçedir. Güçlü bir Bizans şehriyiken 1071 târihinden sonra Melik Ahmed tarafından fethedildi ve Danişmend beyliğinin başşehri Sivas’tan Niksar’a nakledildi. Niksar’ın başşehir olmasıyla şehir îmâr edildi ve günümüze kadar ulaşan kalıcı eserler bırakıldı. İlk medrese Niksar’da kuruldu. Fâtih Sultan Mehmed Han, Trabzon Rum Krallığına son vermek için çıktığı seferde son hazırlıkları Niksar’da yaptı.
Pazar: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 21.625 olup, 5669’u ilçe merkezinde, 15.956’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 17 köyü vardır. Turhal’a bağlı bucakken 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu.
İlçe toprakları genelde düzdür. Kazova verimli topraklara sâhiptir. Ovanın çukur kesiminde suların birikmesiyle meydana gelmiş Kaz Gölü daha sonra kurutularak tarım alanı yapılmıştır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, şekerpancarı ve elmadır. Hayvancılık gelişmiştir. İl merkezine 28 km uzaklıktadır.
Reşâdiye: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 61.166 olup, 12.321’i ilçe merkezinde, 48.845’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 94, Bereketli bucağına bağlı 12 köyü vardır. Yüzölçümü 1481 km2 olup, nüfus yoğunluğu 41’dir.
İlçe toprakları genelde dağlıktır. Kuzeyinde Canik Dağları, orta kesimde Küre Dağları güneyindeyse Asmalıdağ yer alır. Dağlardan kaynaklanan sular Kelkit Çayı ve Yeşilırmak’ın başlangıç kolu olan Tozanlı Çayında toplanır. Canik-Kelkit Vâdisi ilçe topraklarını ikiye böler. İlçede Çukurgöl ve Göllüköy Gölü adıyla bilinen iki küçük göl vardır.
Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Tarıma müsâit alanları azdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa ve şekerpancarıdır. Ayrıca az miktarda elma, mısır, armut, şeftali ve baklagiller yetiştirilir. Hayvancılık, tarımın yanında daha çok gelişmiştir. Çok miktarda koyun, sığır ve manda yetiştirilir. İlçe topraklarında bentonit yatakları vardır.
İlçe merkezi Kelkit Vâdisinin kuzey kesiminde kurulmuştur. İlin en fakir ilçesidir. İl dışına en çok bu ilçeden göç olur. İl merkezine uzaklığı 100 km olup, Amasya-Erzincan karayolu ilçeden geçer. Reşâdiye belediyesi 1907’de kurulmuştur.
Sulusaray: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 17.945 olup, 4377’si ilçe merkezinde, 13.568’i köylerde yaşamaktadır. Merkez’e bağlı 19 köyü vardır. İlçe toprakları orta yükseklikte dalgalı düzlüklerden meydana gelir. Kuzeyini Deveci Dağları engebelendirir. Başlıca akarsuyu Çekerek Çayıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, şekerpancarı ve patatestir. Hayvancılık gelişmiştir. İlçe merkezi Çekerek Çayı kenarında kurulmuştur. Artova’ya bağlı bucakken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe olan Sulusaray belediyesi 1987’den beri faaliyetine devam etmektedir. İl merkezine 67 km uzaklıktadır.
Turhal: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 106.014 olup, 68.384’ü ilçe merkezinde, 37.630’u köylerde yaşamaktadır. Merkeze bağlı 45, Dökmentepe bucağına bağlı 7 köyü vardır.
İlçe toprakları kuzeyde Buzluk ve Sakarat dağları, doğuda Yaylacık Dağı, güneyde Deveci Dağlarıyla çevrilidir. Dağların sularını Yeşilırmak’a kavuşan Kurucuk ve Keçeci dereleri toplar. Tabiî bitki örtüsü step olup, dağlık bölgelerde meşe ve kayın ormanları vardır. Toprakları genelde düzdür.
Ekonomisi tarım ve tarıma bağlı sanâyiye dayanır. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı, buğday, arpa, üzüm, ayçiçeği, baklagiller ve elmadır. İlçedeki diğer bir ekonomik faaliyet de sığır besiciliğidir. İlçenin en önemli sanâyi kuruluşu Şeker Fabrikasıdır. Bunun yanında bu fabrikaya bağlı ispirto ve makina fabrikaları da vardır. İlçe topraklarında atimon, kireçtaşı ve traverten yatakları olup, Türkiye’nin en yüksek kaliteli antimon yatağı bu ilçededir.
İlçe merkezi Kazova’nın kuzeybatısında Yeşilırmak’ın kenarında kurulmuştur. Önceleri küçük bir yerleşim merkeziyken şeker fabrikasının kurulmasıyla hızla gelişmiştir. Zile ile Amasya’yı Tokat’a bağlayan yolların birleştiği noktada bulunur. Sivas-Samsun demiryolu ilçeden geçer. İl merkezine 45 km uzaklıktadır. Turhal belediyesi 1892’de kurulmuştur.
Yeşilyurt: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 8736 olup, 5598’i ilçe merkezinde 3138’i köylerde yaşamaktadır. Merkeze bağlı 12 köyü vardır. Artova’ya bağlı belediyelik köyken, 19 Haziran 1987’de 3362 sayılı kânunla ilçe oldu. Yeşilyurt belediyesi 1972’de kurulmuştur. Afganistan’dan göç eden Türkmenlerin mesleği olan “Dericilik” ilçe ekonomisinde önemli yer tutar. Deri ürünlerinin ihrâcâtı yapılmaktadır. İl merkezine 55 km uzaklıktadır.
Zile: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 107.973 olup, 46.090’ı ilçe merkezinde, 61.883’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 45, Boztepe bucağına bağlı 36, Iğdır bucağına bağlı 33 köyü vardır. Yüzölçümü 1511 km2 olup, nüfus yoğunluğu 71’dir.
İlçe topraklarının kuzey ve batısında Buzluk Dağı, güneyindeyse Deveci Dağları yer alır. Geri kalan kısmı genelde düzdür. Arazi yüksekliği hiçbir yerde 2000 metreyi geçmez. İlçe topraklarından kaynaklanan Çekerek ve Zile çayları Yeşilırmak’a karışır. Zile Çayı Vâdisinin genişlediği kısım Zile Ovası olarak anılır. Genelde bitki örtüsü bozkır görünümündedir. Dağlık bölgelerde meşe, kayın ve sarıçam ormanları vardır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı, buğday, arpa, mercimek, nohut, üzüm, ayçiçeği ve elmadır. Zile’nin pekmez ve leblebisi meşhurdur. Hayvancılık gelişmiştir. Koyun, keçi ve Ankara keçisi beslenir. Arıcılık gelişmiştir.
İlçe merkezi Buzluk Dağı eteklerinde, Zile Ovasının batı ucunda kurulmuştur. Bahçeli evler düzeninde geliştiği için geniş bir alana yayılır. İl merkezine 67 km mesâfededir. İlçe merkezinde demiryolu istasyonu yoktur. Demiryolu ulaşımını 20 km mesâfedeki Boztepe istasyonundan sağlar, Zile belediyesi 1872’de kurulmuştur.
Târihî Eserler ve Turistik Yerleri
Verimli ovalar ve önemli yollar üzerinde olan Tokat ili târihî ve turistik eserleri bakımından zengin bir ilimizdir. Başlıca târihî eserleri şunlardır:
Garipler Câmii: Tokat’ın en eski câmisi olan bu eser Danişmendoğulları zamânında Danişmend Ahmed Gâzi tarafından 1167’de yaptırılmıştır.
Alaca Mescid: İlk defâ 1301’de yaptırılan mescit yıkılınca 1505’te yeniden yaptırılmıştır. Tuğladan bezemeli minâresi Selçuklu mîmârî özelliğini taşır.
Hâtuniye Meydan Câmii: Meydan Mahallesinde, Sultan İkinci Bâyezîd Han, annesi Gülbahar Hâtun adına 1485’te yaptırmıştır. Câmi tek kubbeli ve minârelidir. Kapısının işlemesi çok güzel olan câmi 1939 ve 1943 zelzelelerinde büyük zarar görmüştür. Daha sonraları tâmir edilmiştir.
Hamza Bey Câmii: Bicaroğlu Hamza Bey tarafından yaptırıldığı kitâbesinden anlaşılmaktadır. Moloz taştan yapılan câmi, Bicar âilesinin eviyle içiçedir. Câmi, kubbeli ana mekanla yanlarda tonozlu bölümlerden meydana gelir.
Ali Paşa Câmii: 1572’de yapılmış bir Osmanlı eseridir. Kare plânlı kesme taştan, yüksek kubbeli ve tek minârelidir. Mihrabı ve minberi taştandır. Avluda Ali Paşa, eşi ve oğlu Mustafa Beyin türbesi vardır.
Behzat Câmii: Behzat Caddesinde Hoca Behzat bin Fakih Şirvan tarafından 1535’te yaptırılmıştır. Sultan İkinci Abdülhamîd Han devrinde bâzı ekler yapılan câmi 1939 zelzelesinde büyük zarar görmüş ve Vakıflar Genel Müdürlüğünce tâmir edilmiştir.
Ulu Câmi: 1679’da yapılan câmi, dikdörtgen plânlı kesme taştan olup, çatısı kiremitle kaplıdır. Kemer sütunları ve iç süslemesi büyük bir sanat eseridir.
Sefer Beşe Mescidi: Ulu Câmi yanında olup, 1251’de yaptırılmıştır. Kitâbesi Tokat Müzesindedir. Mescit günümüzde yıkılmış olup, yanında bulunan türbenin kubbesi sekiz köşeli piramit şeklindedir. Kesme taştan yapılmıştır.
Silahtar Ömer Paşa Câmii: Erbaa ilçesindedir. Yapım târihi kesin olarak bilinmemektedir. Süsleme tarzından 17. asrın sonlarında yapıldığı tahmin edilmektedir. Kalem işi süslemeleri çok güzeldir. Eserin dışı yalın, içiyse çok güzel süslemelerle doludur.
Ulu Câmi: Niksar ilçesinde, Danişmendoğulları tarafından 1145’de yaptırılmıştır. Niksar’ın en eski câmiidir. Melik Gâzi Câmii de denir. Osmanlılar zamânında tâmir ettirilmiştir.
Çöreği Büyük Câmii: Niksar ilçesinde İlhanlılar tarafından yapılmıştır. Giriş kapısı geometrik bitki motifleriyle süslüdür. Câmi, adını kapısının sağ ve solundaki çöreğe benzer iki büyük diskten aldığı zannedilmektedir.
Ulu Câmi: Zile ilçesindedir. Mehmed Zakuli bin Ebû Ali tarafından 1267’de yaptırılmıştır. 1909’da Kaymakam Necmeddîn Beyin yardımlarıyla tâmir ettirilmiştir.
Boyacı Hasan Ağa Câmii: Zile ilçesinin Sakiler Mahallesindedir. Ali bin Sultan Hoca tarafından 1497’de yaptırılmıştır. 1640’ta Boyacı Hasan Ağa tarafından tâmir ettirilmiştir.
Çukur Medrese: Yağıbasan Medresesi adıyla da bilinen eseri, Danişmendoğullarından Nizâmeddîn Yağıbasan tarafından 1164’te yaptırılmıştır. Gıyâseddîn Keyhüsrev tarafından 1248’de tâmir ettirilmiştir. Moloz taştan tek katlı medresenin kapı ve kemerleri tuğladandır.
Hâtuniye Medresesi: Hâtuniye Câmiinin yanında olup, oldukça yıkık vaziyettedir. Sultan İkinci Bâyezîd, annesi Gülbahar Hâtun adına 1485’te yaptırmıştır.
Pervâne Dârüşşifâsı: Gök Medrese adıyla da bilinir. Meydan Mahallesinde Selçuklu Veziri Nûreddîn Pervâne tarafından 1275’te yaptırılmıştır. Avluya bakan yüzü Selçuklu çinileriyle süslüdür. Sivil Selçuklu eserlerinin en eskilerinden biridir. Siyah ve Türk mavisinin hâkim olduğu süslemeler Selçuklu sanatının şâheseridir. 1926’da tâmir ettirilen Dârüşşifâ günümüzde müze olarak kullanılmaktadır.
Yağıbasan Medresesi: Niksar ilçesindedir. Günümüzde oldukça yıkık vaziyettedir. Çukur Medreseyle aynı zamanda yapıldığı tahmin edilmektedir.
Ebü’l-Kâsım Türbesi: Ebü’l-Kâsım bin Ali et-Tûsî tarafından 1234’te yaptırılmıştır. Mor, firuze, lâcivert çinilerle yapılmış kûfî yazılar geometrik geçmeler Selçuklu sanatının orijinal örneklerindendir.
Sümbül Baba Türbesi: Gaziosmanpaşa Caddesinde; türbe, tekke ve mescit olarak 1292’de yapılmıştır. Türbenin taş işçiliği büyük sanat eseridir. Hacı Sümbül tarafından yaptırılmıştır. Selçuklu mîmârisi tarzındadır.
Kırk Kızlar Kümbeti: Niksar ilçesinde olup, 13. asır Selçuklu eserlerindendir. Yapım târihi ve kime âit olduğu belli değildir. Yapının kâidesi taştan, sekizgen gövdesi tuğladandır.
Melik Gâzi Türbesi: Niksar ilçesinin çıkışındadır. Danişmendoğulları devrinde yapılmıştır. Câmi plânındadır. İçten bütün eseri dolaşan yazı kuşağı devrin ustalığını yansıtır.
Tokat Köprüsü: Şehrin girişinde Yeşilırmak üzerindedir. Selçuklu eseri olup, 1250’de yapılmıştır. Boyu 150, eni 7 metre olup, 5 gözlüdür. Osmanlılar devrinde tâmir gören köprü son şeklini almıştır.
Talazan Köprüsü: Niksar ilçesine 15 km mesâfede, Niksar-Erbaa karayolu üzerindedir. 1200-1220 arasında yapıldığı tahmin edilen köprü günümüzde yıkık vaziyettedir.
Saat Kulesi: Sultan Abdülhamîd Hanın tahta çıkışının 25. yıldönümü için 1902’de yaptırılmıştır. Kulenin girişi güneyinden olup, kuzeyinde bir dükkan vardır. Yüksekliği 33 metredir. Kesme taştandır.
Turhal Kervansarayı: Turhal-Pazar karayolu üzerindedir. Anadolu’da bulunan Selçuklu eserlerinin en güzellerindendir. Fakat hâlen bakımsız ve harap bir haldedir. Selçuklu Sultanı Alâeddîn Keykubat devrinde 1237’de yapılmıştır.
Sulu Han: Osmanlılar devrinde yapılmıştır. Günümüzde restore edilip, öğrenci yurdu olarak kullanılmaktadır.
Tokat Kalesi: Ortaçağda sivri ve kayalık bir tepe üzerinde yapılmıştır. Selçuklu ve Osmanlı devrinde tâmir görmüştür. Kalenin 28 burcundan günümüzde bir tânesi kalmıştır. Diğer kısımları harâbe hâlindedir. Tepe üzerindeki kulesine 362 basamakla çıkılır. Sarnıç, ambar, cephânelik ve muhâfızlar için binâlar vardır.
Turhal Kalesi: Bugün yalnız birkaç burcu kalan bu kale çok eski çağlardan kalmadır. Son şeklini Osmanlı devrinde almıştır.
Niksar Kalesi: Ortaçağdan kalmıştır. Fakat bugünkü şeklini Selçuklu ve Osmanlı devrinde almıştır.
Zile Kalesi (Nama Hisarı): Eski bir eserdir. Sur şekli Osmanlılara âittir. Roma İmparatoru Sezar’ın târihe geçen “Geldim, gördüm, yendim” (Veni, Vidi, Vici). Lâtince yazıların kazılı olduğu sütunun da bulunduğu kale bakımsızlıktan yıkılmak üzeredir. Osmanlı devrinde depo olarak kullanılmıştır. Kaleden Bodrum ve Sekerap Suyuna inen gizli tünellerin bulunduğu rivâyet edilir.
Nikopolis: Artova ilçesinin Sulusaray bucağında bir Roma çağı şehrinin kalıntıları toprak altındadır.
Neokaseria (Kaberie): Bugünkü Niksar şehrinin bulunduğu yerde eski bir Roma şehrinin kalıntıları vardır. Kale, sur ve yılanlı köprü kısmen ayaktadır.
Tokat Müzesi: Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı devirlerine âit eserler sergilenir. Osmanlı devrine âit olanlar arasında mahkeme sicilleri, mühürler, sikkeler, tabletler, tekke eşyâsı ve giyim-kuşama âit eserler çoğunluktadır.
Mesire yerleri: Tokat tabiî güzellikleri bakımından yurdumuzun zengin bölgelerinden biridir. Ormanlar ilde geniş bir yer kaplar. Bu yüzden birçok orman içi dinlenme yeri vardır. Bâzı mesire yerleri şunlardır.
Câmiiçi: Niksar ilçe merkezine 17 km uzaklıkta, Niksar-Ünye karayolu üzerinde bir ormaniçi dinlenme yeridir.
Zinav Gölü: Çukurgöl olarak da bilinen bu mesire yeri Reşâdiye ilçesine 25 km uzaklıktadır. Göl ve ormanların iç içe olduğu bir mesire yeridir. Gölün suyu tatlıdır.
Göllüköy: Reşâdiye ilçesine bağlı Göllüköy yakınındadır. Gölün suyu tatlı olup, etrâfının manzarası güzel bir mesire yeridir.
Kaplıca ve içmeler: Tokat içmeler ve kaplıca bakımından zengin bir ilimizdir. Sulusaray Kaplıcası, Reşâdiye Çermiği, Başören mâdensuyu, Reşâdiye mâdensuyu ve Ayvaz suyu ilin önemli şifâlı su kaynaklarıdır.
Sulusaray Kaplıcası: Sulusaray ilçesine 3 km uzaklıkta Ilıca köyündedir. Tesisleri mevcut olan kaplıcanın suyu romatizma, nevralji ve cilt hastalıklarına iyi gelmektedir.
Reşâdiye Kaplıcası: Reşâdiye ilçesinin 1.5 km batısındadır. Yeterli tesisleri olmayan kaplıca suyu romatizma, nevralji ve kadın hastalıklarına iyi gelmektedir.
Başören İçmesi: Merkez ilçeye bağlı Başören köyündedir. Sarılık suyu olarak da bilinir. Su, içme olarak mîde, karaciğer ve safra yolları rahatsızlıklarına, böbrek taşlarının düşürülmesinde faydalıdır.
Ayvaz Suyu: Niksar ilçesine 2 km uzaklıkta çıkar. Sertliği 0 derece olan su, şişelenerek diğer illere gönderilir. Su, safra kesesi ve böbrek rahatsızlıklarıyla yüksek tansiyon ve barsak rahatsızlıklarına iyi gelmektedir.
Kaynak
Rehber Ansiklopedisi
TOKAT
Yüzölçümü : 9958 km2
Nüfûsu : 719.251
İlçeleri : Merkez, Almus, Artova, Başçiftlik, Erbaa, Niksar, Pazar, Reşâdiye, Sulusaray, Turhal, Yeşilyurt, Zile.
Karadeniz bölgesinin orta Karadeniz bölümünde yer alan bir ilimiz. İl toprakları 35° 27’ ve 37° 39’ doğu boylamları ile 39° 52’ ve 40° 55’ kuzey enlemleri arasında kalır. Kuzeyden Samsun, doğudan Ordu, güneyden Sivas ve Yozgat, batıdan Amasya illeriyle çevrilidir. Trafik kod numarası 60’tır. Tokat’a Türkiye’nin meyve bahçesi ismi verilir.
İsminin Menşei
Tokat ismi Türkçede bildiğimiz “tokat” kelimesinden gelir. Tokat’ta bulunan kalenin ismi “Comano Pontica” idi. Anadolu’yu fetheden Selçuklu Oğuz Türkleri, bu kaleyi alınca Bizans ordusuna çok ağır bir tokat vurmuş olduğu kabul edildi. Böylece Bizans’a vurulan tokat bu şehrin ismi olarak yerleşti. Şehre “Tokat” ismi verildi.
Tokat isminin gerçek menşeiyse Bizanslılara âit “Comano Pontica” kalesini kuşatan Selçuklu ordusunun kumandanı Melik Danişmend Gâzi, kale hakkında bilgi almak için bir Türk askerini kaleye gizlice gönderdi. Kaleye giren Türk askeri, bilgi toplarken Bizanslı askerler etrâfını kuşattı. 20 Bizans askeriyle boğuşan bu yiğit, herbirini birer tokatla yere serip kaçıp kurtuldu. Bu boğuşmayı kale burcundan seyreden kale komutanı; “Türk’ün tokadı bu ise silâhı nasıl olur?” diyerek korkmaya başladı ve kalenin burçlarına teslim bayrağı çekerek teslim oldu. Zafer, kahraman bir Türk askerinin tokadıyla kazanılmış olduğundan, bu askerin hâtırasına şehre “Tokat” ismi verildi. Kale, Bizans’ın Anadolu’daki en önemli kalelerinden biri ve başta geleniydi.
Târihi
Tokat, çok eski bir yerleşim merkezidir. Tokat il toprakları Anadolu’da ilk siyâsî birliği kuran ve târih devrini açan Hitit İmparatorluğuna bağlıydı.
Sâmi Asurlular bu bölgeye hâkim olamadılarsa da zaman zaman nüfûzlarını bu bölgeye kadar uzattılar. Hurrilerin istilâsına uğrayan bölge, M.Ö. 8. asırda Kimmerler ve İskitlerin de istilâsına uğradı. M.Ö. 7. asırda Medler bu bölgeye kadar yaklaştılar. Onların yerine geçen Persler, Lidyalıları yenince Anadolu’nun mühim kısmı gibi, bölge de Perslerin eline geçti. M.Ö. 4. asırda Makedonya Kralı İskender, Pers Devletini yenerek İran gibi Anadolu’yu Makedonya İmparatorluğu topraklarına kattı.Makedonya Kralı İskender’in ölümü üzerine imparatorluğu komutanlar arasında taksim edildi ve bu bölge Kapadokya Krallığı ile Pontus Krallığı arasında devamlı çekişme konusu oldu.
M.Ö. 1. asırda Roma İmparatorluğu, Anadolu’da hüküm süren, Helenistik devletler (Kapadokya), Pontus ve Bergama krallıklarını ortadan kaldırarak, Anadolu’yu Roma İmparatorluğuna ilhak etti.
M.S. 395’te Roma İmparatorluğu ikiye bölününce Anadolu, Doğu Roma (Bizans)nın payına düştü. 395-1071 târihleri arasında bu bölgeye İslâm orduları ve Sâsânîler akınlar yaptılar. Fakat devamlı kalamadılar.
Büyük Türk Hakanı Sultan Alparslan’ın 1071 Malazgirt Zaferinden birkaç sene sonra bu şehir, Anadolu Fâtihi ve Anadolu Türk Selçuklu Devletinin kurucusu Kutalmışoğlu Birinci Süleyman Şahın başkumandanlığındaki Selçuklu Türk Oğuz orduları tarafından fethedilmiştir.
Tokat’ı Artuk Beyin veya Danişmend Gâzinin fethettiği ihtilaflıdır. Fakat bu bölge Danişmend Gâziye verilmiş olup, Anadolu Selçuklu Türk Devletine bağlı Danişmendoğulları Beyliğinin ilk başşehri Niksar olmuştur. Tokat, Selçukluların eyâlet merkeziydi. On ikinci asırda Selçuklular Danişmendoğullarının bağımsızlığına son vererek Konya’ya, Selçuklu başşehrine bağlandı.
On üçüncü asrın ikinci yarısında bu bölge Moğolların ve Türkleşmiş İranlı Moğollar olan İlhanlıların hâkimiyeti altına girdi. 1308’de Selçuklu Hânedânı kalkınca İlhanlılar, 1335’e kadar bu bölgeleri doğrudan doğruya kendi idâreleri altına aldılar. Anadolu’nun sonuncu İlhanlı Genel Vâlisi Uygur Türklerinden Eretna Bey, başşehir Sivas olmak üzere kurduğu Orta Anadolu Devletine Tokat ve çevresini de kattı.
1308’de Selçukoğullarından Melik Rükneddîn Kılıçarslan’ın kısa saltanatından sonra bütün Eretna Devleti gibi bu bölgeler Sultan Kâdı Burhâneddîn’in hâkimiyeti altına girdi. Kâdı Burhâneddîn’in öldürülmesinden sonra iç isyanlar bölgeyi rahatsız etti. Tokat halkı toplanarak Tokat’ın Osmanlı Devletine katılma kararını aldılar. 1392’de Yıldırım Bâyezîd, bu mürâcaat üzerine Tokat’ı Osmanlı Devletine (birliğine) dâhil etti.
Tîmûr Hanın 1402 Ankara Savaşı ile Yıldırım Bâyezîd’i yenmesi üzerine Osmanlı Devleti sarsıntı geçirdi. Çelebi Sultan Mehmed bu bölgeye hâkim oldu. Akkoyunlular ve onların yerine geçen Safevîler bölgedeki halkı kışkırtarak isyanlara sebep oldular. Yavuz Sultan Selim Han bu fitneleri sona erdirdi. Osmanlı devrinde bir kültür merkezi olan Tokat ve çevresi Sivas Beylerbeyliğine (eyâletine) bağlı 8 sancaktan (vilâyetten) birine merkez olmuştur. Tanzimattan sonra da Sivas eyâletinin 4 sancağından biri olup, 4 kazâsı vardı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi’nde Tokat için şöyle denir:
“Bu havası hoş şehrin dört tarafında bahçe ve bostanlar içinde sular akar. Her bağında birer köşk, havuz, fıskıyeler ve çeşitli meyveler bulunur. Halkı zevk ehlidir. Gariplere dostturlar. Kin tutmaz, hile bilmez. Câmi, saray, köşk ve imâretleri o kadar metin ve güzel olur ki, buralara girenler hayran olurlar. Hacı Bektaş-ı Velî’nin hayırlı ve bereketli duâlarıyla bu eski târihî şehir âlimler konağı, fâzıllar yurdu ve şâirler yatağıdır.”
Cumhûriyet devrinde bütün sancaklar gibi Tokat da kendi adını taşıyan ilin merkezi olmuştur.
Fizikî Yapı
Tokat il topraklarının % 45’i dağlardan, % 40’ı plato ve yaylalardan ve % 15’i ovalardan ibârettir.
Dağları: Tokat ilinde 3 dağ dizisi vardır. Bunlar Canik Dağları, Kelkit ve Tozanlı vâdilerini meydana getiren dağ dizisiyle Yeşilırmak Vâdisinin güneyinde uzanan dağ dizisidir. Başlıca dağlar Şehnakayası (2385 m), Geyikbaba Tepesi (2090 m), Killik Tepe (1546 m), Keltepe (1794 m), Somun Tepesi (1780 m), Gölağa Tepesi (1502 m), Erdembaba Tepesi (2181 m), Buğalı Dağı (Câmi Tepe 1945 m), Poyrazlık Tepesi (1535 m), Dönek Dağı (1820 m), İmamgâzi Tepesi (1779 m), Topçam Tepesi (1628 m), Akdağ (1900 m), Deveci Dağı (1892 m), Köroğlu Dağı (1930 m), Toraç Dağı (2112 m) ve Asmalı Dağ (2116 m)dır.
Tokat ilinde plato ve yaylalar oldukça geniş yer tutar. Kızılca Ören, Topçam, Çevreli, Seleman ve Dumanlı yaylası başlıca yaylalardır.
Ovaları: Tokat ilinde 3 büyük ova vardır. Bunlar Taşova, Kazova ve Artova’dır. Taşova’nın mühim kısmı Amasya ilinde kaldığından Tokat ilinde kalan kısmına Erbaa Ovası denir. Kazova, Tozanlı Çayı Vâdisinin genişlemesiyle ortaya çıkar ve Tokat Ovası, Turhal Ovası ve Omala Ovasının birleşmesinden meydana gelir. Artova, Çekerek Suyunun güneyinde yer alır. Kelkit Vâdisinde Reşâdiye ve Niksar ovaları vardır.
Akarsuları: Tokat ilindeki üç büyük akarsu Kelkit Çayı, Tozanlı Çayı ve Çekerek Suyu, Yeşilırmak’ın en büyük kollarıdır.
Tozanlı Çayı: Sivas’ın Köse Dağından çıkar Reşâdiye yakınında Tokat iline girer. Tokat, Pazar ve Turhal’ın yakınlarından geçerek Amasya ilinde Yeşilırmak ile birleşir. Almus ilçesi yakınındaki Almus Barajını besler. Kelkit Çayı: Reşâdiye’nin Umurca köyü yakınlarından il topraklarına girer. Niksar ve Erbaa ovalarını sular. Taşova yakınlarında Amasya il sınırını çizerek Samsun iline geçer. Çekerek Suyu: Çamlıbel (Tokat) Dağlarından çıkar. Artova’nın Alanyurt köyü yakınında Yozgat iline geçer. Bir müddet sonra bir dirsek yaparak kuzeye yönelir ve tekrar Tokat il topraklarına girer. Bir müddet sonra tekrar bir dirsek çizerek Zile’nin Gümüşkaş köyü yakınında yeniden Yozgat il topraklarına girer. Uzunluğu 256 km’dir.
Gölleri: Tokat ilinde üç tabiî göl ve bir baraj gölü vardır. Zınav Gölü (Çukurgöl), Reşâdiye ilçesine bağlı Yolüstü köyüne 3 km mesâfededir. Eni 150 m ve boyu 1000 metredir. En derin yeri 15 m’dir. Yüzölçümü 1,5 km2 olup suyu tatlıdır. İçinde çok lezzetli kızılkanat balığı bulunur. Civârının manzarası çok güzeldir. Kaz Gölü: Kazova’da Tatlıcak köyü yakınlarında küçük bir göldür. Göllüköy: Reşâdiye sınırları içinde küçük bir göldür. Almus Baraj Gölü: Almus ilçesi yakınındadır. Derinliği 95 m olup, 100 milyon m3 civârında su biriktirir. 31 km2lik bir alanı kaplar. 1966’da işletmeye açılmış olup, taşkın önleme, sulama ve elektrik üretiminde kullanılır.
İklim ve Bitki Örtüsü
Tokat ilinin iklimi, Karadeniz bölgesi iklimiyle İç Anadolu bölgesi iklimi arasında bir geçiş özelliği gösterir. Güneyde iklim daha serttir. Kıyıya yaklaştıkça bu sertlik azalır. Tokat ilinde senenin her mevsimi yağmur yağar. Senelik yağış miktarı bâzı yerlerde 385 mm iken bâzı yerlerde 485 mm’dir. Senenin 50 gününde sıcaklık 0°C’nin altında ve 40 gün +30 °C’nin üzerinde seyreder. Yazlar çukur vâdilerde oldukça sıcak geçer. Ortalama yüksekliği 1050 m olan Tokat ilinde kara ikliminin tesiri büyüktür.
Tokat il topraklarının % 50’ye yakını orman ve fundalıklarla kaplıdır. % 35’i ekili ve dikili alanlar ve % 14’ü çayır ve mer’alardan ibârettir. Ormanlar daha çok Reşâdiye ve Niksar sınırları içindedir. Başlıca ağaç türü, meşe, kayın ve karaçamdır.
Ekonomi
Tokat ilinin ekonomisi geniş ölçüde tarıma ve tarımla ilgili sanâyiye dayanır. Faal nüfûsun % 80’i tarım sektöründe çalışmaktadır. Tokat’ın verimli ovalarında her çeşit ürün yetiştirilir. Hayvancılık da oldukça ileridir.
Tarım: Birbirinden dağlarla ayrılmış ovalar çok verimlidir. Her çeşit tarım ürünü yetişirse de, Artova’da tahıl, Kazova’da bağcılık ve Taşova’da tütün ekimi daha ağır basar. Tokat’ta sebze ve meyvecilik, sanâyi bitkileri ve baklagiller mühim yer tutar. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, mısır, nohut, fiğ, şekerpancarı, yeşil mercimek, yonca, tütün, soğan, ayçiçeği ve patatestir. Başta domates olmak üzere her çeşit sebze ve meyve yetişir. Tokat için Türkiye’nin meyve bahçesi tâbiri kullanılır.
Tokat’ta yetişen tütün, kokulu ve en iyi cinstendir. Çavuş üzümüne benzeyen “narince” üzümü meşhurdur.
Hayvancılık: Tokat ili hayvancılık bakımından oldukça zengin bir ildir. Turhal Şeker Fabrikasında küspe ve melas gibi yemlerin üretilmesiyle besi hayvancılığı gelişmiştir. Sığır, manda, koyun, kıl keçisi ve hindi beslenir. Arıcılık gelişmiştir. Dut ağacının yetişmesine elverişli olan Tokat’ta ipekböcekçiliğini geliştirme ve yaygınlaştırma çalışmaları yapılmaktadır.
Ormancılık: Tokat ili orman varlığı bakımından zengin bir ildir. 420 bin hektar orman ve 56 bin hektar fundalık alanı vardır. Ormanlarda değerli sedir ağacı, gürgen, ladin, köknar, dişbudak, kestâne, yabâni zeytin, meşe ve kayın bulunur. Vâdilerdeyse söğüt ve kavak ağaçları çoğunluktadır.
290 köy orman içinde ve 164 köy orman kenarındadır. Her sene 40-500 m3 sanâyi odunu ve 369.000 ster yakacak odun elde edilir.
Mâdenleri: Tokat ili mâdenler bakımından da zengin sayılır. İl dâhilinde betonit, antimon, oniks, krom ve kömür çıkarılır. Antimon yalıtıcı ve yüksek sıcaklığa dayanıklı bir mâdendir. En çok Turhal ilçesinden çıkarılır. Betonitse yağ ve şeker gibi ürünlerin arıtılmasında, kanalizasyon sularının temizlenmesinde, petrol ve su sondajlarında kullanılan çamurların hazırlanmasında kullanılır. Türkiye’nin en zengin betonit yatakları Reşâdiye ilçesinde bulunur.
Sanâyi: Tokat ilinde faal nüfûsun ancak % 5’i îmâlat sanâyiinde çalışır. 10 ve daha fazla işçi çalıştıran işyeri sayısı 100’e yakındır. Tütün, gıdâ, taş ve toprağa dayalı sanâyi ve kimyâ sanâyi dalı işyerlerinin mühim kısmını teşkil eder. Turhal Şeker Fabrikasında 3000 kişi çalışmakta ve günde 2550 ton pancar işlenmektedir. Tokat Sigara Fabrikasında yaklaşık 2400 işçi çalışmaktadır. Takım Tezgahları Aksesuarı Fabrikası, Dimes Meyve Suyu Fabrikası, un fabrikaları, kiremit tuğla fabrikaları, Samaş Bentonit Fabrikası, Yem Fabrikası, Kereste Fabrikası, Alüminyum, Bakır İşleme Atölyesi, Ziraat Âletleri Îmâlâthânesi ve Lastik AyakkabıFabrikası başlıca sanâyi kuruluşlarıdır. Organize sanâyi bölgesinin kurulmasıyla, çeşitli sanâyi kuruluşları bölgede yatırım yapmaya başladılar.
Ulaşım: Eski çağlardan beri kervan yollarının uğradığı Tokat bugün de karayolunun önemli merkezlerinden biridir. Samsun-Sivas karayolu Amasya’nın güneyinden il sınırlarına girer. Turhal’dan sonra Sivas vâsıtasıyla ülkenin her tarafıyla irtibat sağlar. İl sınırları içinde 382 km devlet yolu ve 315 km il yolu vardır. Köylerin dörtte üçünün yolu vardır.
Demiryolu il sınırları içinde 105 km’dir. Samsun-Sivas demiryolu hattı Tokat’ın batısından geçer ve Turhal-Zile ve Artova ilçelerine uğrar. Turhal İstasyonu en işlek olanıdır.
Nüfus ve Sosyal Hayat
1990 sayımına göre toplam nüfûsu 719.251 olup, 308.304’ü ilçe merkezinde, 410.947’si köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 9958 km2 olup, nüfus yoğunluğu 73’tür.
Örf ve âdetleri: Tokat il topraklarında târih boyunca muhtelif milletler, kültürler ve medeniyetler gelip geçmiştir. 1071 Malazgirt Zaferinden sonra hızla Türkleşen Tokat’ta diğer kültürler unutulmuş ve Türk-İslâm kültürü yerleşmiştir.
Tokat’tan çok sayıda ilim ve devlet adamı yetişmiştir. İbn-i Kemâl, Abdülmecîd Şirvânî, Sinânüddîn Yûsuf, Molla Lütfi, Molla Hüsrev, Hekim Mustafa, Seyyid Hasan Paşa ve Plevne Kahramanı Gâzi Osman Paşa bunların başlıcalarıdır.
Halk oyunları ve müziği: Tokat ili halk müziği ve halk oyunları bakımından en zengin illerimizden biridir. Halk oyunlarında halay hâkimdir. Karşılama ve semahlar da vardır. Halaylar, ağırlama ve yeldirme bölümlerinden meydana gelir. Başlıca oyunlar, Tokat Ağırlaması, Kazova Halayı, Ellik, Lâlelim, Hoş Bilezik, Grat, Üç Ayak, Tozanlı Halayı, Hanım Kızlar, Alaçam, Garkın Halayı, Omuz Halayı, Koççari, Sinsin, Kartal Halayı, Sarsı, Ters Bico ve Karadut’tur. Tokat ilinden çok sayıda halk şâiri yetişmiştir.
Mahallî kıyâfeti: Kadınlar başlarına fes giyerler. Bu fesin kenarları gümüş paralarla süslü, üzeri yemeniyle örtülüdür. Gövdeye giyilen iç gömleğe “İç göynek” denir. Onun üzerine cepken, en üste saya giyilir. Sayanın ön uçları bele bağlanır ve kuşağın arasına sokulur. Alt kısma iri desenli renkli pâzenden yapılmış bir şalvar, ayaklara yün çorap ve çarık giyilir.
Mahallî yemekleri: En meşhur olanları Tokat kebabı, madımak, bat, köme (cevizli sucuk), Zile pekmezi, ciğer çorbası, keşkek, katmer, bacaklı çorba, mantı, patlıcan peklizi ve un helvasıdır.
İlde el sanatlarından yazmacılık, halıcılık ve bakırcılık yapılmaktadır. On dördüncü asırdan beri il, yazmacılığın merkezi hâlindedir. Halıcılık daha çok köylerde yapılmaktadır. Ergani ve Küre’de çıkarılan bakırın, Tokat Kalhanelerinde eritilmesi 18. asrın ilk yarısından başlayarak ili, bakır sanâyiinin ticâret merkezi hâline getirmiştir. Süs bitkileri ve hamam tasları, il bakırcılığının en güzel örneklerindendir.
Eğitim: Okur-Yazar nispeti % 95’tir. Okulsuz köy yoktur. İlde 20 Anaokulu, 840 ilkokul, 39 ilköğretimokulu, 1 Körler okulu, 41 Ortaokul, 6 Ticâret Lisesi, 6 Kız Meslek Lisesi, 6 Endüstri Meslek Lisesi, 5 Sağlık Meslek Lisesi, 1 Anadolu Otelcilik Turizm Lisesi, 1 Anadolu Öğretmen Lisesi, 6 İmam-Hatip Lisesi, 3 Anadolu Lisesi, 15 Genel Lise vardır. 1992 târihinde kurulan Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesine bağlı Ziraat Fakültesi Fen ve Edebiyat Fakültesi, Meslek Yüksekokulu, Niksar Meslek Yüksekokulu, Zile Meslek Yüksekokulu, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Erbaa Fen Bilimleri Enstitüsü vardır (1994).
İlçeleri
Tokat ili; merkez ilçe (Tokat), Almus, Artova, Başçiftlik, Erbaa, Niksar, Pazar, Reşâdiye, Suluçay, Turhal, Yeşilyurt ve Zile ilçelerinden ibârettir.
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 150.771 olup, 83.058’i ilçe merkezinde, 67.713’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 68, Çallıbel bucağına bağlı 21, Gökdere bucağına bağlı 26 köyü vardır. Yüzölçümü 1968 km2 olup, nüfus yoğunluğu 77’dir
İlçe merkezi, Yeşilırmak’ın bir kolu olan Belmat Deresinin Yeşilırmak’la birleştiği yere yakın bir mevkide kurulmuştur. Akdağ ile Çamlıbel Dağı arasında kalan dar bir vâdide yayılan şehrin doğusu ve batısı sarptır. Tarıma elverişli düzlükler ilçe merkezinin kuzey ve güneyinde yer alır. Denizden yüksekliği 650 metredir.
İlçe ekonomisi tarıma dayalıdır. Meyve, sebze yetiştiriciliği ve bağcılık yaygındır. İlçede tarım ürünlerinin işlenmesine dayalı gıdâ sanâyii gelişmiştir. İlin sanâyi kuruluşlarının çoğu merkez ilçededir. Afganistan göçmenlerinin gelmesinden sonra deri konfeksiyonculuğu hızla gelişerek ilçe ekonomisine önemli katkılarda bulunmaktadır.
Almus: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 36.328 olup, 5901’i ilçe merkezinde, 30.427’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 32 köyü vardır. Yüzölçümü 704 km2 olup, nüfus yoğunluğu 52’dir.
İlçe toprakları dağlık ve engebelidir. Yeşilırmak’ın önemli bir kolu olan Tozanlı Çayı ilçenin kuzey sınırını çizer. Almus Çayı üzerinde kurulu olan Almus Baraj Gölü ilçe topraklarının içinde kalır.
Ekonomisi tarıma dayılıdır. Tarıma elverişli arâzinin az olması sebebiyle üretim azdır. Başlıca tarım ürünleri buğday ve arpadır. Akarsu boylarında sebzecilik yapılır ve az miktarda pancar ekilir. Baraj Gölünde tatlı su balıkçılığı yapılır. Hayvancılık gelişmiştir.
İlçe merkezi, Almus Deresinin Yeşilırmak’a döküldüğü yerde Almus Baraj Gölü kıyısında kurulmuştur. İl merkezine 35 km uzaklıktadır. 1954’te ilçe olmuştur. İl merkezine yakınlığı sebebiyle sanâyii gelişmemiştir.
Artova: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 17.688 olup, 4429’u ilçe merkezinde, 13.259’u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 26 köyü vardır.
İlçe toprakları genelde düzdür. Kuzeybatı-güneybatı istikâmetinde uzanan Deveci Dağları Çekerek Çayı tarafından derin biçimde bölünmüştür. İlçenin güneyinden geçen Çekerek Çayının topladığı alüvyonlardan verimli Artova Ovası meydana gelmiştir.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, şekerpancarı ve patatestir. Hayvancılık gelişmiş olup, ilçe topraklarında mâden kömürü çıkarılır.
İlçe merkezi Sivas-Samsun demiryolu üzerinde kurulmuştur. 1923’e kadar ilçe merkezi Sulusaray diye bilinirdi. O seneki zelzelede ilçe büyük zarar gördü. Bunun üzerine ilçe merkezi önce Çamlıbel’e sonra 1944’te şimdiki yerine taşındı. İl merkezine 38 km uzaklıktadır.
Başçiftlik: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 6477 olup, 3722’si ilçe merkezinde, 2755’i köylerde yaşamaktadır. Niksar’a bağlı belediyelik bir köyken 9 Mayıs 1990’da ilçe oldu. Ekonomisi tarıma dayalıdır. Ormancılık ve halıcılık ekonomide önemli yer tutar. Ev tezgahlarında Hereke cinsi halı dokunur. Hemen hemen her evde bir halı tezgahı vardır. İl merkezine 85 km mesâfededir.
Erbaa: 1990 sıyımına göre toplam nüfûsu 99.596 olup, 33.554’ü ilçe merkezinde, 66.042’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 29, Doğanyusuf bucağına bağlı 17, Karakaya bucağına bağlı 13 ve Kozlu bucağına bağlı 14 köyü vardır. Yüzölçümü 1111 km2 olup, nüfus yoğunluğu 90’dır.
İlçe toprakları genelde ovalıktır. Çoruh-Kelkit Vâdisinin batısı ilçe sınırları içinde kalır. İlçenin güney ve kuzeyinde yer alan dağlar arasından Kelkit Çayı akar. Dağlardan akan sularla beslenen Kelkit, ilçenin batısında Yeşilırmak ile birleşir. Kelkit Çayının taşıdığı alüvyonlardan meydana gelen Erbaa Ovası çok verimlidir.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Sebze ve meyvecilik gelişmiş olup, en çok domates üretilir. Başlıca tarım ürünleri buğday, şekerpancarı, arpa, mısır, elma ve nohuttur. Hayvancılık ilçe ekonomisinde önemli yer tutar. En çok koyun ve sığır beslenir. Kelkit Çayında tatlı su balıkçılığı yapılır. İlin en zengin ilçesidir. İlçede tuğla ve kiremit fabrikaları vardır.
İlçe merkezi Kelkit Çayının kıyısında kurulmuştur. 1942’deki zelzelede büyük hasar gören ilçe bugünkü yeri olan Ardıçlık’ta yeniden kurulmuş olup, Niksar-Taşova-Samsun karayolunun iki tarafında gelişmiştir. İl merkezine 82 km uzaklıktadır. Erbaa belediyesi 1868’de kurulmuştur.
Niksar: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 84.932 olup, 35.201’i ilçe merkezinde, 49.731’i köylerde yaşamaktadır. İlçe topraklarının kuzey ve kuzeydoğusunda Canik Dağları, güneyindeyse Köse Dağları yer alır. Çoruh-Kelkit Vâdisinin ilçe merkezi yakınında genişlemesiyle meydana gelen Niksar Ovası verimli tarım alanıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Zengin tarım toprakları, elverişli iklim özellikleri ve sulama imkânlarıyla ilçe, tarım ürünleri üretimi yönünden önde gelen ilçelerdendir. Şekerpancarı, buğday, zeytin, pirinç, mısır, patates, tütün başlıca tarım ürünleridir. Meyve ve sebzecilik de gelişmiştir. En fazla domates, fasulye, elma, üzüm yetiştirilir. İlçe ilin orman varlığı yönünden de en zengin ilçesidir. Ormancılık, ekonomide önemli yer tutar. Hayvancılık gelişmektedir.
İlçe merkezi Kelkit Çayının kollarından olan Çanakçı Deresi Vâdisinin yamaçlarında ve Erzincan-Amasya karayolunun 9 km kadar kuzeydoğusunda kurulmuştur. İlçe merkezinden Tokat-Ünye karayolu geçer. İl merkezine 55 km mesâfededir. Niksar belediyesi 1876’da kurulmuştur.
Niksar, târih ve kültürümüz bakımından önemli birikime sâhip bir ilçedir. Güçlü bir Bizans şehriyiken 1071 târihinden sonra Melik Ahmed tarafından fethedildi ve Danişmend beyliğinin başşehri Sivas’tan Niksar’a nakledildi. Niksar’ın başşehir olmasıyla şehir îmâr edildi ve günümüze kadar ulaşan kalıcı eserler bırakıldı. İlk medrese Niksar’da kuruldu. Fâtih Sultan Mehmed Han, Trabzon Rum Krallığına son vermek için çıktığı seferde son hazırlıkları Niksar’da yaptı.
Pazar: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 21.625 olup, 5669’u ilçe merkezinde, 15.956’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 17 köyü vardır. Turhal’a bağlı bucakken 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu.
İlçe toprakları genelde düzdür. Kazova verimli topraklara sâhiptir. Ovanın çukur kesiminde suların birikmesiyle meydana gelmiş Kaz Gölü daha sonra kurutularak tarım alanı yapılmıştır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, şekerpancarı ve elmadır. Hayvancılık gelişmiştir. İl merkezine 28 km uzaklıktadır.
Reşâdiye: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 61.166 olup, 12.321’i ilçe merkezinde, 48.845’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 94, Bereketli bucağına bağlı 12 köyü vardır. Yüzölçümü 1481 km2 olup, nüfus yoğunluğu 41’dir.
İlçe toprakları genelde dağlıktır. Kuzeyinde Canik Dağları, orta kesimde Küre Dağları güneyindeyse Asmalıdağ yer alır. Dağlardan kaynaklanan sular Kelkit Çayı ve Yeşilırmak’ın başlangıç kolu olan Tozanlı Çayında toplanır. Canik-Kelkit Vâdisi ilçe topraklarını ikiye böler. İlçede Çukurgöl ve Göllüköy Gölü adıyla bilinen iki küçük göl vardır.
Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Tarıma müsâit alanları azdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa ve şekerpancarıdır. Ayrıca az miktarda elma, mısır, armut, şeftali ve baklagiller yetiştirilir. Hayvancılık, tarımın yanında daha çok gelişmiştir. Çok miktarda koyun, sığır ve manda yetiştirilir. İlçe topraklarında bentonit yatakları vardır.
İlçe merkezi Kelkit Vâdisinin kuzey kesiminde kurulmuştur. İlin en fakir ilçesidir. İl dışına en çok bu ilçeden göç olur. İl merkezine uzaklığı 100 km olup, Amasya-Erzincan karayolu ilçeden geçer. Reşâdiye belediyesi 1907’de kurulmuştur.
Sulusaray: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 17.945 olup, 4377’si ilçe merkezinde, 13.568’i köylerde yaşamaktadır. Merkez’e bağlı 19 köyü vardır. İlçe toprakları orta yükseklikte dalgalı düzlüklerden meydana gelir. Kuzeyini Deveci Dağları engebelendirir. Başlıca akarsuyu Çekerek Çayıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, şekerpancarı ve patatestir. Hayvancılık gelişmiştir. İlçe merkezi Çekerek Çayı kenarında kurulmuştur. Artova’ya bağlı bucakken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe olan Sulusaray belediyesi 1987’den beri faaliyetine devam etmektedir. İl merkezine 67 km uzaklıktadır.
Turhal: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 106.014 olup, 68.384’ü ilçe merkezinde, 37.630’u köylerde yaşamaktadır. Merkeze bağlı 45, Dökmentepe bucağına bağlı 7 köyü vardır.
İlçe toprakları kuzeyde Buzluk ve Sakarat dağları, doğuda Yaylacık Dağı, güneyde Deveci Dağlarıyla çevrilidir. Dağların sularını Yeşilırmak’a kavuşan Kurucuk ve Keçeci dereleri toplar. Tabiî bitki örtüsü step olup, dağlık bölgelerde meşe ve kayın ormanları vardır. Toprakları genelde düzdür.
Ekonomisi tarım ve tarıma bağlı sanâyiye dayanır. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı, buğday, arpa, üzüm, ayçiçeği, baklagiller ve elmadır. İlçedeki diğer bir ekonomik faaliyet de sığır besiciliğidir. İlçenin en önemli sanâyi kuruluşu Şeker Fabrikasıdır. Bunun yanında bu fabrikaya bağlı ispirto ve makina fabrikaları da vardır. İlçe topraklarında atimon, kireçtaşı ve traverten yatakları olup, Türkiye’nin en yüksek kaliteli antimon yatağı bu ilçededir.
İlçe merkezi Kazova’nın kuzeybatısında Yeşilırmak’ın kenarında kurulmuştur. Önceleri küçük bir yerleşim merkeziyken şeker fabrikasının kurulmasıyla hızla gelişmiştir. Zile ile Amasya’yı Tokat’a bağlayan yolların birleştiği noktada bulunur. Sivas-Samsun demiryolu ilçeden geçer. İl merkezine 45 km uzaklıktadır. Turhal belediyesi 1892’de kurulmuştur.
Yeşilyurt: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 8736 olup, 5598’i ilçe merkezinde 3138’i köylerde yaşamaktadır. Merkeze bağlı 12 köyü vardır. Artova’ya bağlı belediyelik köyken, 19 Haziran 1987’de 3362 sayılı kânunla ilçe oldu. Yeşilyurt belediyesi 1972’de kurulmuştur. Afganistan’dan göç eden Türkmenlerin mesleği olan “Dericilik” ilçe ekonomisinde önemli yer tutar. Deri ürünlerinin ihrâcâtı yapılmaktadır. İl merkezine 55 km uzaklıktadır.
Zile: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 107.973 olup, 46.090’ı ilçe merkezinde, 61.883’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 45, Boztepe bucağına bağlı 36, Iğdır bucağına bağlı 33 köyü vardır. Yüzölçümü 1511 km2 olup, nüfus yoğunluğu 71’dir.
İlçe topraklarının kuzey ve batısında Buzluk Dağı, güneyindeyse Deveci Dağları yer alır. Geri kalan kısmı genelde düzdür. Arazi yüksekliği hiçbir yerde 2000 metreyi geçmez. İlçe topraklarından kaynaklanan Çekerek ve Zile çayları Yeşilırmak’a karışır. Zile Çayı Vâdisinin genişlediği kısım Zile Ovası olarak anılır. Genelde bitki örtüsü bozkır görünümündedir. Dağlık bölgelerde meşe, kayın ve sarıçam ormanları vardır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı, buğday, arpa, mercimek, nohut, üzüm, ayçiçeği ve elmadır. Zile’nin pekmez ve leblebisi meşhurdur. Hayvancılık gelişmiştir. Koyun, keçi ve Ankara keçisi beslenir. Arıcılık gelişmiştir.
İlçe merkezi Buzluk Dağı eteklerinde, Zile Ovasının batı ucunda kurulmuştur. Bahçeli evler düzeninde geliştiği için geniş bir alana yayılır. İl merkezine 67 km mesâfededir. İlçe merkezinde demiryolu istasyonu yoktur. Demiryolu ulaşımını 20 km mesâfedeki Boztepe istasyonundan sağlar, Zile belediyesi 1872’de kurulmuştur.
Târihî Eserler ve Turistik Yerleri
Verimli ovalar ve önemli yollar üzerinde olan Tokat ili târihî ve turistik eserleri bakımından zengin bir ilimizdir. Başlıca târihî eserleri şunlardır:
Garipler Câmii: Tokat’ın en eski câmisi olan bu eser Danişmendoğulları zamânında Danişmend Ahmed Gâzi tarafından 1167’de yaptırılmıştır.
Alaca Mescid: İlk defâ 1301’de yaptırılan mescit yıkılınca 1505’te yeniden yaptırılmıştır. Tuğladan bezemeli minâresi Selçuklu mîmârî özelliğini taşır.
Hâtuniye Meydan Câmii: Meydan Mahallesinde, Sultan İkinci Bâyezîd Han, annesi Gülbahar Hâtun adına 1485’te yaptırmıştır. Câmi tek kubbeli ve minârelidir. Kapısının işlemesi çok güzel olan câmi 1939 ve 1943 zelzelelerinde büyük zarar görmüştür. Daha sonraları tâmir edilmiştir.
Hamza Bey Câmii: Bicaroğlu Hamza Bey tarafından yaptırıldığı kitâbesinden anlaşılmaktadır. Moloz taştan yapılan câmi, Bicar âilesinin eviyle içiçedir. Câmi, kubbeli ana mekanla yanlarda tonozlu bölümlerden meydana gelir.
Ali Paşa Câmii: 1572’de yapılmış bir Osmanlı eseridir. Kare plânlı kesme taştan, yüksek kubbeli ve tek minârelidir. Mihrabı ve minberi taştandır. Avluda Ali Paşa, eşi ve oğlu Mustafa Beyin türbesi vardır.
Behzat Câmii: Behzat Caddesinde Hoca Behzat bin Fakih Şirvan tarafından 1535’te yaptırılmıştır. Sultan İkinci Abdülhamîd Han devrinde bâzı ekler yapılan câmi 1939 zelzelesinde büyük zarar görmüş ve Vakıflar Genel Müdürlüğünce tâmir edilmiştir.
Ulu Câmi: 1679’da yapılan câmi, dikdörtgen plânlı kesme taştan olup, çatısı kiremitle kaplıdır. Kemer sütunları ve iç süslemesi büyük bir sanat eseridir.
Sefer Beşe Mescidi: Ulu Câmi yanında olup, 1251’de yaptırılmıştır. Kitâbesi Tokat Müzesindedir. Mescit günümüzde yıkılmış olup, yanında bulunan türbenin kubbesi sekiz köşeli piramit şeklindedir. Kesme taştan yapılmıştır.
Silahtar Ömer Paşa Câmii: Erbaa ilçesindedir. Yapım târihi kesin olarak bilinmemektedir. Süsleme tarzından 17. asrın sonlarında yapıldığı tahmin edilmektedir. Kalem işi süslemeleri çok güzeldir. Eserin dışı yalın, içiyse çok güzel süslemelerle doludur.
Ulu Câmi: Niksar ilçesinde, Danişmendoğulları tarafından 1145’de yaptırılmıştır. Niksar’ın en eski câmiidir. Melik Gâzi Câmii de denir. Osmanlılar zamânında tâmir ettirilmiştir.
Çöreği Büyük Câmii: Niksar ilçesinde İlhanlılar tarafından yapılmıştır. Giriş kapısı geometrik bitki motifleriyle süslüdür. Câmi, adını kapısının sağ ve solundaki çöreğe benzer iki büyük diskten aldığı zannedilmektedir.
Ulu Câmi: Zile ilçesindedir. Mehmed Zakuli bin Ebû Ali tarafından 1267’de yaptırılmıştır. 1909’da Kaymakam Necmeddîn Beyin yardımlarıyla tâmir ettirilmiştir.
Boyacı Hasan Ağa Câmii: Zile ilçesinin Sakiler Mahallesindedir. Ali bin Sultan Hoca tarafından 1497’de yaptırılmıştır. 1640’ta Boyacı Hasan Ağa tarafından tâmir ettirilmiştir.
Çukur Medrese: Yağıbasan Medresesi adıyla da bilinen eseri, Danişmendoğullarından Nizâmeddîn Yağıbasan tarafından 1164’te yaptırılmıştır. Gıyâseddîn Keyhüsrev tarafından 1248’de tâmir ettirilmiştir. Moloz taştan tek katlı medresenin kapı ve kemerleri tuğladandır.
Hâtuniye Medresesi: Hâtuniye Câmiinin yanında olup, oldukça yıkık vaziyettedir. Sultan İkinci Bâyezîd, annesi Gülbahar Hâtun adına 1485’te yaptırmıştır.
Pervâne Dârüşşifâsı: Gök Medrese adıyla da bilinir. Meydan Mahallesinde Selçuklu Veziri Nûreddîn Pervâne tarafından 1275’te yaptırılmıştır. Avluya bakan yüzü Selçuklu çinileriyle süslüdür. Sivil Selçuklu eserlerinin en eskilerinden biridir. Siyah ve Türk mavisinin hâkim olduğu süslemeler Selçuklu sanatının şâheseridir. 1926’da tâmir ettirilen Dârüşşifâ günümüzde müze olarak kullanılmaktadır.
Yağıbasan Medresesi: Niksar ilçesindedir. Günümüzde oldukça yıkık vaziyettedir. Çukur Medreseyle aynı zamanda yapıldığı tahmin edilmektedir.
Ebü’l-Kâsım Türbesi: Ebü’l-Kâsım bin Ali et-Tûsî tarafından 1234’te yaptırılmıştır. Mor, firuze, lâcivert çinilerle yapılmış kûfî yazılar geometrik geçmeler Selçuklu sanatının orijinal örneklerindendir.
Sümbül Baba Türbesi: Gaziosmanpaşa Caddesinde; türbe, tekke ve mescit olarak 1292’de yapılmıştır. Türbenin taş işçiliği büyük sanat eseridir. Hacı Sümbül tarafından yaptırılmıştır. Selçuklu mîmârisi tarzındadır.
Kırk Kızlar Kümbeti: Niksar ilçesinde olup, 13. asır Selçuklu eserlerindendir. Yapım târihi ve kime âit olduğu belli değildir. Yapının kâidesi taştan, sekizgen gövdesi tuğladandır.
Melik Gâzi Türbesi: Niksar ilçesinin çıkışındadır. Danişmendoğulları devrinde yapılmıştır. Câmi plânındadır. İçten bütün eseri dolaşan yazı kuşağı devrin ustalığını yansıtır.
Tokat Köprüsü: Şehrin girişinde Yeşilırmak üzerindedir. Selçuklu eseri olup, 1250’de yapılmıştır. Boyu 150, eni 7 metre olup, 5 gözlüdür. Osmanlılar devrinde tâmir gören köprü son şeklini almıştır.
Talazan Köprüsü: Niksar ilçesine 15 km mesâfede, Niksar-Erbaa karayolu üzerindedir. 1200-1220 arasında yapıldığı tahmin edilen köprü günümüzde yıkık vaziyettedir.
Saat Kulesi: Sultan Abdülhamîd Hanın tahta çıkışının 25. yıldönümü için 1902’de yaptırılmıştır. Kulenin girişi güneyinden olup, kuzeyinde bir dükkan vardır. Yüksekliği 33 metredir. Kesme taştandır.
Turhal Kervansarayı: Turhal-Pazar karayolu üzerindedir. Anadolu’da bulunan Selçuklu eserlerinin en güzellerindendir. Fakat hâlen bakımsız ve harap bir haldedir. Selçuklu Sultanı Alâeddîn Keykubat devrinde 1237’de yapılmıştır.
Sulu Han: Osmanlılar devrinde yapılmıştır. Günümüzde restore edilip, öğrenci yurdu olarak kullanılmaktadır.
Tokat Kalesi: Ortaçağda sivri ve kayalık bir tepe üzerinde yapılmıştır. Selçuklu ve Osmanlı devrinde tâmir görmüştür. Kalenin 28 burcundan günümüzde bir tânesi kalmıştır. Diğer kısımları harâbe hâlindedir. Tepe üzerindeki kulesine 362 basamakla çıkılır. Sarnıç, ambar, cephânelik ve muhâfızlar için binâlar vardır.
Turhal Kalesi: Bugün yalnız birkaç burcu kalan bu kale çok eski çağlardan kalmadır. Son şeklini Osmanlı devrinde almıştır.
Niksar Kalesi: Ortaçağdan kalmıştır. Fakat bugünkü şeklini Selçuklu ve Osmanlı devrinde almıştır.
Zile Kalesi (Nama Hisarı): Eski bir eserdir. Sur şekli Osmanlılara âittir. Roma İmparatoru Sezar’ın târihe geçen “Geldim, gördüm, yendim” (Veni, Vidi, Vici). Lâtince yazıların kazılı olduğu sütunun da bulunduğu kale bakımsızlıktan yıkılmak üzeredir. Osmanlı devrinde depo olarak kullanılmıştır. Kaleden Bodrum ve Sekerap Suyuna inen gizli tünellerin bulunduğu rivâyet edilir.
Nikopolis: Artova ilçesinin Sulusaray bucağında bir Roma çağı şehrinin kalıntıları toprak altındadır.
Neokaseria (Kaberie): Bugünkü Niksar şehrinin bulunduğu yerde eski bir Roma şehrinin kalıntıları vardır. Kale, sur ve yılanlı köprü kısmen ayaktadır.
Tokat Müzesi: Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı devirlerine âit eserler sergilenir. Osmanlı devrine âit olanlar arasında mahkeme sicilleri, mühürler, sikkeler, tabletler, tekke eşyâsı ve giyim-kuşama âit eserler çoğunluktadır.
Mesire yerleri: Tokat tabiî güzellikleri bakımından yurdumuzun zengin bölgelerinden biridir. Ormanlar ilde geniş bir yer kaplar. Bu yüzden birçok orman içi dinlenme yeri vardır. Bâzı mesire yerleri şunlardır.
Câmiiçi: Niksar ilçe merkezine 17 km uzaklıkta, Niksar-Ünye karayolu üzerinde bir ormaniçi dinlenme yeridir.
Zinav Gölü: Çukurgöl olarak da bilinen bu mesire yeri Reşâdiye ilçesine 25 km uzaklıktadır. Göl ve ormanların iç içe olduğu bir mesire yeridir. Gölün suyu tatlıdır.
Göllüköy: Reşâdiye ilçesine bağlı Göllüköy yakınındadır. Gölün suyu tatlı olup, etrâfının manzarası güzel bir mesire yeridir.
Kaplıca ve içmeler: Tokat içmeler ve kaplıca bakımından zengin bir ilimizdir. Sulusaray Kaplıcası, Reşâdiye Çermiği, Başören mâdensuyu, Reşâdiye mâdensuyu ve Ayvaz suyu ilin önemli şifâlı su kaynaklarıdır.
Sulusaray Kaplıcası: Sulusaray ilçesine 3 km uzaklıkta Ilıca köyündedir. Tesisleri mevcut olan kaplıcanın suyu romatizma, nevralji ve cilt hastalıklarına iyi gelmektedir.
Reşâdiye Kaplıcası: Reşâdiye ilçesinin 1.5 km batısındadır. Yeterli tesisleri olmayan kaplıca suyu romatizma, nevralji ve kadın hastalıklarına iyi gelmektedir.
Başören İçmesi: Merkez ilçeye bağlı Başören köyündedir. Sarılık suyu olarak da bilinir. Su, içme olarak mîde, karaciğer ve safra yolları rahatsızlıklarına, böbrek taşlarının düşürülmesinde faydalıdır.
Ayvaz Suyu: Niksar ilçesine 2 km uzaklıkta çıkar. Sertliği 0 derece olan su, şişelenerek diğer illere gönderilir. Su, safra kesesi ve böbrek rahatsızlıklarıyla yüksek tansiyon ve barsak rahatsızlıklarına iyi gelmektedir.
Kaynak
Rehber Ansiklopedisi
Tekirdağ Hakkında Bilgiler
TEKİRDAĞ
Yüzölçümü : 6218 km2
Nüfûsu : 468.842
İlçeleri : Merkez, Çerkezköy, Çorlu, Hayrabolu, Malkara, Marmara Ereğlisi, Muratlı, Saray, Şarköy.
Marmara bölgesinin Ergene kısmında kalan bir ilimiz. İl toprakları 40° 36’ ve 41° 31’ kuzey enlemleriyle 26° 43’ ile 28° 08’ doğu boylamları arasında yer alır. Doğudan İstanbul, kuzeyden Kırklareli, batıdan Çanakkale illeri ve güneyden Marmara Deniziyle çevrilidir. Kuzeydoğuda Karadeniz’e çok küçük bir kıyısı vardır. Trafik numarası 59’dur.
İsminin Menşei
Tekirdağ isminin Tekfur Dağından geldiği rivâyet edilir. Türk akınlarına iki sene direnen Bizans kalesine “Tekfur Dağı” demişlerdir. Diğer bir rivâyete göre bu şehrin tekfuru avlanırken yaraladığı geyik yuvasına koşar ve yavrularını emzirirken ölür. Bu hâdiseyi gören tekfur inzivâya çekilir. İnzivâya çekildiği bu dağa Tekfur Dağı denir. Hangisinin doğru olduğu kesin olarak bilinmemektedir. Bilinen husus Türkler bu şehri fethettiklerinde ilk önce “Tekir Dağı” sonradan “Tekirdağ” ismini vermiş olmalarıdır. Tekirdağ’ın eski ismi de “Rodosto”dur.
Târihi
Tekirdağ il toprakları çok eski çağlardan bu yana bir yerleşim merkezi olarak eski bir târihe sâhiptir. Anadolu’da ilk siyasî birliği kuran Hititler, Marmara Denizinin ötesini geçmemiş olup bu bölge Hititlerin sınırları dışında kaldı.
Trakya’ya adını veren Orta Asya menşeli Trak Türkleri uzun müddet bu toprakları ellerinde bulundurdular. M.Ö. 1200 târihlerinde Frigler bu bölgeyi ve Trakya’yı ele geçirdiler. Anadolu’ya geçerek Frigya Devletini kurdular. Frigleri yıkan ve Anadolu’da hâkim olan Lidyalılar bilâhare M.Ö. 6. asırda Pers Kralı Dârâ’ya yenilince Anadolu’nun mühim bir kısmı ve Trakya, Perslerin eline geçti. M.Ö. 4. asırda Makedonya Kralı İskender, Pers Devletini yenerek ortadan kaldırınca Trakya, Anadolu ve İran topraklarına katıldı. İyonlar devrinden beri bu bölgeye ve Yunanistan’a gelen göçmenler, sâhillerde küçük siteler, koloni şehirler kurdular. M.S. 46’da Romaİmparatorluğu bu bölgeyi kendi topraklarına kattı. 395’te Roma ikiye bölününce bölge Anadolu ve Trakya gibi Doğu Roma (Bizans) payına düştü.
Balkanlardan, kuzeyden, Orta ve Doğu Avrupa’dan zaman zaman bu topraklara akınlar yapıldı. Bu akınların çoğu muhtelif Türk kavimleri tarafından düzenlendi. Beşinci asırda Attila emrindeki Hunlar, Avar Türkleri ve Peçenek Türkleri bunların başlıcalarıdır. Gotlar, Moğollar, Slavlaşmamış Bulgar Türkleri ve Lâtinlerin bu bölgeye akınları oldu. Bölgeye İslâm akıncıları da akınlar yaptılar, fakat feth edilen yerleri uzun müddet ellerinde tutamadılar.
Rumeli Fâtihi ünvânıyla anılan Şehzâde Gâzi Süleymân Paşa(Orhan Gâzinin büyük oğlu) Gelibolu’yu fethettikten sonra 1356’da Şarköy ve Malkara’yı alarak Tekirdağ topraklarınıOsmanlı sınırına yaklaştırdı. Gâzi Süleymân Paşanın vefâtından sonra Bizanslılar bölgeyi geri aldılarsa da, Sultan Birinci Murâd Hüdâvendigâr tahta çıkar çıkmaz 1362’de, bu toprakları yeniden, aynı târihte Gâzi Evrenos Bey de Malkara’yı fethetti. Bizanslıların Çorlu’yu geri alma teşebbüsü başarısızlıkla netîcelendi.
1402 Ankara Savaşından sonra Sultan Yıldırım Bâyezîd Hanın Tîmûr Han karşısında yenilmesiyle Osmanlı Devleti sarsıntı geçirdi. Osmanlı Devleti yeniden birliği temin ve kaybedilen toprakları geri almak için geçen devrede bölge ve Trakya’ya sırasıyla Süleymân, Mûsâ ve Mustafa Çelebi hâkim oldular.
Sultan Birinci Mehmed (Çelebi) Hanla oğlu Sultan İkinci Murâd Han, Osmanlı Devletinin bütünlüğünü ve otorite birliğini yeniden tesis ettiler. Fâtih Sultan Mehmed Hanın 1453’te İstanbul’u fethiyle Tekirdağ bir iç şehir hâline geldi. Bu bölgeyi Türkleştirmek için Anadolu’dan Yörük Türkleri getirilerek yerleştirildi.
Osmanlı devrinde Tekirdağ, şimdi Kırklareli sınırlarında bulunan Vize’ye bağlı bir sancaktı. Bu sancak merkezi Sofya’da bulunan oldukça geniş Rumeli Beylerbeyliğinin (eyâletinin) 26 sancağından birini teşkil ediyordu. Tanzimattan sonra Tekirdağ, Edirne eyâletinin (vilâyetinin) altı sancağından birine merkez oldu. Dört kazâsı vardı. Cumhûriyet devrinde Sancaklar (mutasarrıflıklar) il (vilâyet) olunca, Tekirdağ da il oldu.
Balkan Harbinde Bulgarlar Tekirdağ’ın büyük bir bölümünü işgâl ettiler. Nesillerden nesillere anlatılacak tüyler ürpertici büyük cinâyetler işlediler. İhtiyar, çocuk, kadın demeden binlerce mâsum insanı şehit ettiler. Annelerin gözleri önünde küçük çocukları süngülere takmaktan, fırına atmaktan büyük zevk duydular. Eski Bahriye Nâzırı Ferik (Korgeneral) Hurşit Paşa, Tekirdağ’ı tamâmen Bulgarlardan kurtarmak için Marmara’dan bir kolorduyla çıkarma yaptı. Şarköy’ü aldı. Fakat Tekirdağ’ı kurtaramadan geri döndü.
Birinci Dünyâ Harbi sonunda Osmanlı Devleti toprakları muhtelif devletler tarafından işgâl edilince, Tekirdağ Yunanlıların istilâsına uğradı. 1922 sonlarına kadar burada kalan Yunanlılar en az Bulgarlar kadar mâsum halka zulmettiler. İstiklâl Harbi sonunda diğer yerlerden olduğu gibi buradan da çekilmek mecburiyetinde kaldılar. Lozan Antlaşmasıyla buradaki Rumlar Yunanistan’daki Türklerle mübâdele edildi.
Fizikî Yapı
Tekirdağ il topraklarının % 9’u dağlardan, % 75’i platolardan ve % 16’sı ovalardan ibârettir. İl toprakları genel olarak az engebeli dalgalı düzlükler hâlindedir. Ekime müsâit toprakları çok bereketlidir.
Dağlar: Dağların yüksekliği 1000 m’nin altındadır. En yüksek dağı Ganos Tepesi 924 m’dir. Tekir Dağları (Işıklar Dağı) güneyde olup, denize paralel uzanır. Karabağ’dan başlayıp Mürefte’ye doğru uzanan dağlar denize dik olarak iner. İlin kuzeyinde Yıldız (Istranca) Dağları alçalarak tepeler hâlinde yer alır. Bunların en yüksek yeri karatepe (484 m) dir. Platolar il topraklarının büyük kısmını teşkil eder. Alçak tepeler ve geniş düzlükler hâlinde olup, Malkara ve Hayrabolu platoları başlıcalarıdır. Tekirdağ, Kurudağ ve Istranca dışında diğer yükseklikler Ergene Vâdisine doğru alçalıp kaybolurlar. Ortalama yükseklik 150-200 m’dir.
Ovaları: Ovaların çoğu deniz kenarında ve akarsu ağızlarındadır. Başlıca ovaları; Kınık Ovası, Kumluca Ovası, Şerefli Ovası, Naipköy Ovası, Şarköy Ovası ve Değirmenaltı Ovasıdır. Akarsu vâdileri de genişleyerek ova hâlini almıştır. Bunlar Ergene, Hayrabolu, Çene ovalarıyla Kurtdere, Çongora, Çorlu, Gölcük ve Çengelköy vâdileridir.
Akarsuları: Tekirdağ ilinde büyük akarsular yoktur. Trakya’nın büyük akarsularının kolları vardır. Ergene Çayı başlıca akarsuyudur. Bu çay Kırklareli’nden gelir, Saray ilçesinden geçer. Muratlı ilçesi kuzeyinde dirsek yaparak il topraklarını terk eder. Çorlu Çayı, Karıştıran Çayı ve Hayrabolu Çayı, Ergene ile birleşir. Araplıdere ve Değirmendere ise Marmara’ya dökülür. Olukbaşı Deresiyle Işıklar Deresi vardır.
Göller: Tabii göl yoktur. Kadıköy Baraj Gölüyse küçük bir göldür.
İklim ve Bitki Örtüsü
İklimi: Marmara kıyılarında Akdeniz iklimi hüküm sürer. Yazlar sıcak ve kurak geçer. Yağışlar kış ve ilkbaharda olur. İç kısımlardaysa, kara iklimi hâkimdir ve kışlar kıyılara nazaran soğuk geçer. Senelik yağış ortalaması 590 mm’dir. Bâzı yerlerde 725 mm’ye yükselir. Senede 30 gün 0°C altında ve 15 gün +30°C’nin üstünde olur. Senede ortalama 5 defâ kar yağar ve 10 güne yakın karla örtülü kalır. Sıcaklık -13,5°C ile +37,6°C arasında seyreder.
Bitki örtüsü: İlin büyük bir kısmı bozkır görünümündedir. Orman varlığı azdır. İl topraklarının % 17’si orman ve fundalıktır. Saray ilçesinin Bahçeköy bölgesinde çam ormanlarıyla Saray ve Çerkezköy ilçelerinin kuzeyinde Istranca Dağları uzantısında meşe ormanları bulunur. İl topraklarının % 5’i çayır ve mer’a, % 77’si ekili-dikili alanlardır.
Ekonomi
Tekirdağ ilinin ekonomisi tarım ve sanâyiye dayanır. Turizm sektörü de gelişmektedir.
Tarım: Verimli toprakları ve uygun iklim şartlarıyla çok çeşitli ve bol ürün alınır. Türkiye’nin ayçiçeği bahçesidir. Türkiye’de yetişen ayçiçeğinin % 25’i bu bölgede yetişir. Tahıl ve sanâyi ürünleri başta gelir. Bağcılık, kavun-karpuz ve sebzecilik oldukça gelişmiştir. Başlıca tarım ürünleri arasında buğday, arpa, yulaf, mısır, ayçiçeği, şekerpancarı, kolza ve soğan yetişir. Sebze üretimi çok ilerlemiştir. Elde edilen domatesle bol miktarda patlıcan, kabak, bezelye, bakla, semizotu, tâze soğan ve sarmısak İstanbul’a sevkedilir.
Meyvecilik de çok gelişmiş olup kavun, karpuz, üzüm ve çok miktarda erik, iğde, muşmula ve kiraz yetişir. Toprağı az, ürünü bol il olarak tanınır.
Hayvancılık: Tekirdağ ili hayvancılık bakımından da zengindir. Çayır ve mer’aları boldur. Platolar, bitki örtüsü ve iklimi hayvancılığa çok müsâittir. Sığır, koyun, kıl keçisi, hindi beslenir. Arıcılık gelişmiştir. Tekirdağ ilinin kıyıları çeşitli ve değerli balıklarla doludur. Her mevsimde bol balık bulunur. Başlıca balık cinsleriyse barbunya, tekir, karagöz, mırmır, ispari, istavrit, kefal, levrek ve lüferdir.
Ormancılık: İlin orman varlığı azdır. Orman ve fundalık alanı 100 bin hektar olup, ilin kuzey doğusundadır. Senede 250 bin ster yakacak odunu ile 2000 m3 sanâyi odunu ve 10 ton ıhlamur çiçeği elde edilir.
Mâdenler: Tekirdağ ili mâden bakımından fakirdir. Sâdece linyit ve manganez yatakları olup, senede yaklaşık 40.000 ton linyit çıkarılır.
Sanâyi: 1970 senesine kadar tarıma dayalı sanâyiye sâhip olan Tekirdağ ili, 1970’ten sonra hızla sanâyileşmiştir. Çerkezköy, Çorlu ve Tekirdağ merkez ilçelerinde sanâyi kuruluşları daha fazladır. Türkiye’nin en büyük 100 kuruluşundan 3’ü ve en büyük 500 kuruluştan 15’i bu il sınırları içindedir. Metal eşyâ ve makina îmâlâtı gelişmiştir. İstanbul’a yakınlık, ulaşım, pazarlama imkânları sanâyinin gelişmesinde mühim rol oynamıştır.
Başlıca sanâyi kuruluşları şunlardır: Ayçiçeği ve kolza yağı üreten çok sayıda fabrika, un ve kiremit-tuğla fabrikaları, Tekel Fabrikası, Çimento Fabrikası, Mobilya Fabrikası, Yem Fabrikası, Profilo Elektrik Âletleri Sanâyii, Hidrolik Makina Sanâyii ve Ticâret A.Ş. (HRMA), Profilo Elektrik Motorları ve Kompresör Sanâyii A.Ş., Gümüşsuyu Halı Sanâyii A.Ş., Dinarsu Îmâlât ve Ticâret A.Ş., Narin Mensucat Fabrikaları A.Ş., Aksu İplik Dokuma ve Boya Fabrikaları A.Ş., Yünsa Yünlü Sanâyii ve Ticâret A.Ş., Akip Tekstil Sanâyii ve Ticâret A.Ş., Boya Apre Fabrikası, Trakya İplik Sanâyii A.Ş, Trakya Kâğıt Sanayii A.Ş., Modern Karton Sanâyii ve Ticâret A.Ş., Tekirdağ Ağaç Sanâyii ve Ticâret A.Ş. ve diğer fabrikalar.
Ulaşım: Tekirdağ ili ulaşım bakımından çok iyi imkânlara sâhiptir. Karayolları ağı mükemmeldir. Yollar kaliteli ve geniştir. Merkez ilçe Tekirdağ’dan 5 ayrı istikâmete giden asfalt yollarla Trakya’nın her yanına bağlanır. 378 km devlet yolu ve 270 km il yolu vardır. İstanbul-Tekirdağ-İpsala-Avrupa yolu çok işlektir. Yolsuz köy yoktur.
Demiryolu: İstanbul-Edirne-Avrupa demiryolu il sınırları içinden geçer. Muratlı, Çorlu ve Çerkezköy ilçeleriyle beş köy bu demiryolu güzergâhı üzerindedir. İl sınırları içinde demiryolu uzunluğu 62 km’dir.
Denizyolu: İlin Marmara kıyısında 4 iskelesi vardır. 400 m uzunluktaki Tekirdağ İskelesi ihrâcât ve ithâlât iskelesidir. Marmara Ereğlisi İskelesi, akaryakıt yükleme ve boşaltma yeridir. Şarköy ve Mürefte iskelelerine yolcu vapurları uğrar.
Nüfus ve Sosyal Hayat
1990 nüfus sayımına göre toplam nüfûsu 468.842 olup, 258.940’ı ilçe merkezlerinde, 209.902’si köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 6218 km2 olup nüfus yoğunluğu 75’tir.
Örf ve âdetleri: Avrupa ile Asya arasında bir köprü, geçit olan Trakya ve bunun bir parçası olan Tekirdağ il toprakları târih boyunca pekçok medeniyet, kültür ve milletlerin geçiş ve yerleşme yeri olmuşsa da bu bölgenin Türkler tarafından fethinden sonra Türk-İslâm kültürüyle yoğrulmuş ve bu kültür silinmez bir şekilde kökleşmiştir. Bu bölgenin Türkleşmesinde Yörüklerin çok mühim rolü ve hizmeti olmuştur. Tekirdağ Trakya’da Türkleşen ilk yerlerden biridir.
Mahallî oyunları: Tekirdağ ili mahallî halk oyunları ve halk türküleri bakımından zengin bir ildir. Oyunlar genel olarak karşılama, hora ve kahramanlık oyunlarıdır. Tekirdağ karşılaması, Sirto, Güzelkız, Hasancık, İstemem Babacığım İstemem, Kampana, Tekirdağ Oyunu, Gayda, Keklik, Galamata, Reyhan, Kara Çalı, Kasap, Kaçamak, Subaşı, Horon, Çoban ve Yeşilim başlıcalarıdır.
Mahallî kıyafetleri: Ancak düğün ve folklor gösterilerinde giyilir. Kadınlar kare şeklinde rengarenk ve etrafı oyalı başörtü kullanır. İçliğin üzerine basma veya divitinden yapılmış fistan giyilir. Fistan yerine bürümcek de kullanılır.
Mahallî yemekleri: Tekirdağ köftesi, keşkek, çeneçarpan çorbası, çıllık, elbasan tava, gülbarak böreği, hakuk, kodrul, mangır, kalle, pireşe, yoğurtlu borana, peynirli helvası ve Tekirdağ baklavasıdır.
Yağlı ve karakucak güreşleri Tekirdağ’da çok yaygındır. 1935-1942 arasında 8 yıl Kırkpınar’da başpehlivanlığı kazanan Tekirdağlı Hüseyin Alkaya, yurt dışında da sırtı yere gelmemiş bir Türk güreşçisidir. Hayrabolulu Süleyman ve Malkaralı Fehmi Özkan da meşhur güreşçilerdir.
Eğitim: Okur-yazar nispeti en yüksek olan iller arasında olup, bu oran % 98’dir. İl dâhilinde 58 anaokulu, 350 ilkokul, 39 ortaokul, 7 meslekî ve teknik ortaokul, 10 lise, 14 meslekî ve teknik lise vardır. Edirne’de bulunan Trakya Üniversitesine bağlı Tekirdağ Ziraat Fakültesiyle Meslek Yüksek Okulu açılmıştır. Merkez ilçede 1955’te kurulmuş olan Nâmık Kemâl Kütüphânesinde 50.000 eser bulunur. Üç halk ve çocuk kütüphânesi vardır.
İlçeleri
Merkez ilçe, Çerkezköy, Çorlu, Hayrabolu, Malkara, Marmara Ereğlisi, Muratlı, Saray, Şarköy Tekirdağ ilinin ilçeleridir.
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 117.455 olup, 80.442’si ilçe merkezinde, 37.013’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 10, Banarlı bucağına bağlı 12, Barbaros bucağına bağlı 10, İnecik bucağına bağlı 24 köyü vardır. Yüzölçümü 1033 km2 olup, nüfus yoğunluğu 114’tür.
İlçe merkezi deniz kıyısında Ördekli Derenin denize döküldüğü yerde kurulmuştur. Son yıllarda hızla gelişmiştir. İlçede un, yağ, tuğla fabrikalarının çok sayıda olmasına karşılık, genelde zengin bir tarım merkezidir. Kıyı kesiminde balıkçılık da yapılmaktadır. Tekirdağ limanı aracılığıyla karayolunun yanısıra deniz ulaşımında da faydalanılmaktadır.
Çerkezköy 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 41.317 olup, 23.102’si ilçe merkezinde, 18.215’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 9 köyü vardır. Yüzölçümü 296 km2 olup, nüfus yoğunluğu 10’dur.
İlçe toprakları Ergene Havzasında olup, genelde düzdür. Ergene Irmağının kollarından olan Çorlu Deresi Istranca Dağlarından doğar. İlin toprak yönünden en küçük ilçesidir.
Ekonomisi 1980’li yıllara kadar tarıma dayalıydı. Temel tarım ürünü ayçiçeğidir. Son senelerde İstanbul’a yakınlığı ve ulaşım kaynaklarının zenginliği sebebiyle İstanbul sanâyii için gelişme alanı oldu. Türkiye’nin en büyük sanâyi kuruluşları arasında yer alan bâzı firmaların burada fabrikaları vardır.
İlçe merkezi, Çorlu Deresi üzerinde kurulmuştur. İl merkezine uzaklığı 61 km olup, İstanbul’a ise 100 km uzaklıktadır. İstanbul-Edirne demiryolu ilçenin yakınından geçmektedir. 1876-1877 Osmanlı-Rus Savaşı sonrasında kurulmuştur. İlk adı Türbedere’dir. Daha sonra Çerkezköy olarak değiştirilmiştir. Çerkezköy belediyesi 1911’de kurulmuştur.
Çorlu: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 104.303 olup, 74.681’i ilçe merkezinde, 29.622’si köylerde yaşamaktadır. Merkez ilçeye bağlı 22 köyü vardır. Yüzölçümü 946 km2 olup, nüfus yoğunluğu 110’dur.
İlçe toprakları, bölgenin en verimli arâzisi olan Ergene Havzasında yer alır. Genelde ova görünümündedir. Ergene Irmağıyla kolu olan Çorlu Deresi toprakları sular. Ulaşım rahatlığı ve stratejik önemi yüzünden Tekirdağ’ın en gelişmiş ilçesidir.
Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, yulaf, şekerpancarı, ayçiçeğidir. Hayvancılık da tarım kadar gelişmiştir. Köylerin hepsinde besi hayvancılığı da yapılır. En çok kıvırcık koyun ve sığır beslenir. Elde edilen süt ve süt ürünleri büyük ölçüde İstanbul’a gönderilir. Tarıma dayalı sanâyi dışında, kimyâ ürünleri, orman ürünleri, metal eşyâ ve makina îmâlâtı fabrikaları vardır.
İlçe merkezi önemli ulaşım bağlantıları üzerinde kurulmuştur. Milletlerarası E-5 karayoluyla Haydarpaşa-Edirne demiryolu ilçeden geçer. İl merkezine 37 km, İstanbul’a ise 111 km uzaklıktadır. Çorlu Belediyesi 1877’de kurulmuştur.
Hayrabolu: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 45.640 olup, 16.923’ü ilçe merkezinde, 28.717’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 16, Dambaslar bucağına bağlı 11, Susuzmusellim bucağına bağlı 19 köyü vardır. Yüzölçümü 1035 km2 olup, nüfus yoğunluğu 44’tür.
İlçe toprakları genelde düzdür. Kuzeybatı kesimi Ergene Havzası içinde kalır. Batı kesimindeyse Işıklar Dağının uzantıları yer alır. Topraklarının diğer bölümleriyse yer yer engebeli platodur. En önemli akarsuyu Hayrabolu Deresidir.
Ekonomi tarıma dayalıdır. Ayrıca tarıma dayalı sanâyi de gelişmiştir. Başlıca tarım ürünleri ayçiçeği, şekerpancarı ve buğdaydır. Diğer ilçelerde olduğu gibi hayvancılık gelişmiştir. Çok miktarda süt ve süt ürünleri üretilir. Un, nebâtî yağ ve tarım araçları üreten işyerleri de vardır.
İlçe merkezi, Hayrabolu Deresinin batısında kurulmuştur. İl merkezine 51 km mesâfede olup, İstanbul-Edirne yoluna 19 km’lik bir karayoluyla bağlanır. Hayrabolu belediyesi 1869’da kurulmuştur.
Malkara: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 62.524 olup, 20.180’i ilçe merkezinde, 42.344’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 19, Ballı bucağına bağlı 15, Şahin bucağına bağlı 22, Yörük bucağına bağlı 14 köyü vardır. Yüzölçümü 1224 km2 olup, nüfus yoğunluğu 51’dir.
İlçe toprakları Ergene ve Meriç’i besleyen dereler tarafından parçalanmış dalgalı düzlüklerden meydana gelir. En yüksek noktası güneybatısında yer alan Kuru Dağı Tepesidir (676 m). Hayrabolu ve Büyükdoğanca (Çamlıca) dereleri başlıca akarsularıdır. Sulama, içme ve taşkınları önleme gâyesiyle Kadıköy ve Karaiğdemir barajları vardır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, ayçiçeği, şekerpancarı, üzüm ve arpadır. Hayvancılık gelişmiştir. Un ve yağ fabrikaları ilçenin başlıca tarıma dayalı sanâyi kuruluşlarıdır. İlçe topraklarında bulunan linyit yatakları özel kuruluşlar tarafından işletilir.
İlçe merkezi Tekirdağ-Yunanistan karayolu üzerinde kurulmuştur. Tekirdağ ve Çorlu’dan sonra üçüncü büyük ilçe merkezidir. İl merkezine 58 km uzaklıktadır. Malkara belediyesi 1880’de kurulmuştur.
Marmara Ereğlisi: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 12.455 olup, 5957’si ilçe merkezinde, 6498’i köylerde yaşamaktadır. Merkeze bağlı 5 köyü vardır. Çorlu’ya bağlı bucak merkeziyken 16 Haziran 1987 târih ve 3392 sayılı kânunla ilçe merkezi oldu. Yüzölçümü 183 km2 olup, nüfus yoğunluğu 68’dir.
İlçe toprakları genelde düz ve ovalarla kaplıdır. Deniz kıyılarında geniş kumsallar olup, çok sayıda tabiî plaj vardır. Bu yüzden ilçe merkezi ve çevresi İstanbulluların dinlenme yerlerinden biri durumundadır. Kıyı şeridi yazlık evler ve turistik tesislerle doludur.
Ekonomisi tarım ve balıkçılığa dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday ve ayçiçeğidir.
İlçe merkezi deniz kenarında ve İstanbul-Edirne karayolu üzerindedir. İl merkezine 39 km mesâfededir. Limanı ilin akaryakıt yükleme ve boşaltma görevini yapmaktadır. Belediyesi 1958’de kurulmuştur.
Muratlı: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 22.952 olup, 13.192’si ilçe merkezinde, 9760’ı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 16 köyü vardır. Yüzölçümü 407 km2 olup, nüfus yoğunluğu 56’dır.
İlçe toprakları Ergene Havzasında yer alır ve genellikle düzdür. Topraklardan kaynaklanan sular Ergene Irmağı ve Çorlu Suyunu besler. Bir kısmıysa Marmara Denizine dökülür.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, ayçiçeği, şekerpancarı ve üzümdür. İlçede un fabrikaları ve peynir yapımıyla uğraşan mandıralar vardır.
İlçe merkezi, Çorlu Suyunun Ergene Irmağına katıldığı bölgenin güneydoğusunda kurulmuştur. Sultan Birinci Murâd bir sefer dönüşü sırasında buraya otağ kurmuş ve bölgeyi çok beğendiğinden buraya “Murâd Eli olsun!” diye ferman buyurmuştur. Daha sonra Hacı Selim Bey adlı bir kişi bu bölgede çiftlik kurarak Muratlı’nın çekirdeğini meydana getirmiştir. Cumhûriyetten sonra göçmenlerin yerleştirilmesiyle küçük bir yerleşme alanı olan Muratlı gelişmiştir. İl merkezine 24 km uzaklıkta olup, Tekirdağ’ı, İstanbul-Kırklareli karayoluna bağlayan yolla İstanbul-Edirne demiryolu ilçe merkezinden geçer.
Saray: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 33.716 olup, 13.038’i ilçe merkezinde 20.678’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 13, Anıttepe bucağına bağlı 8 köyü vardır. Yüzölçümü 610 km olup, nüfus yoğunluğu 55’tir.
İlçe topraklarının büyük bir bölümü Ergene Havzasında yer alır. Kuzeydoğu kesiminde Yıldız Dağları vardır. İlçe topraklarından doğan dereler Ergene Irmağına karışır. Karadeniz’de yaklaşık 8 km’lik bir kıyısı bulunur. Dağlık kesimleri ormanlarla kaplıdır.
Ekonomisi tarım ve ormancılığa dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, şekerpancarı, ayçiçeği, arpa ve yulaftır. Hayvancılık da gelişmiştir. İlçede un ve yağ fabrikaları vardır. İlçe topraklarında düşük kaliteli linyit yatakları özel sektör tarafından işletilmektedir. Çıkarılan kömür genelde İstanbul’a satılır.
İlçe merkezi, İstanbul-Kırklareli karayolu üzerinde kurulmuştur. İl merkezine 81 km uzaklıktadır. İlçe merkezine 17 km mesâfede olan Karadeniz kıyılarındaki tabiî bir güzelliğe sâhip olan Kastro 2,5 km’lik kumsalıyla ilin önemli turizm merkezlerindendir. Zamânımızda Çamköy olarak adlandırılan bölgenin bir özelliği de, Trakya’nın tek karaçam meşceresi (korusu) burada bulunmaktadır.
Şarköy: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 28.480 olup, 11.425’i ilçe merkezinde, 17.055’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 15, Mürefte bucağına bağlı 12 köyü vardır. Yüzölçümü 481 km2 olup, nüfus yoğunluğu 59’dur.
İlçe toprakları genelde dağlıktır. Işıklar Dağı, Uçakbaşı doruğunda 924 m’ye ulaşır. Bu dağ, Istranca Dağlarından sonra Tekirdağ’ın en yüksek dağıdır. Dağlık bölgeler meşe ve gürgen ağaçlarıyla kaplıdır. Kıyıyla Işıklar Dağı arasında tepecik alanlar yer alır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri üzüm, buğday, ayçiçeği, şekerpancarı, yulaf ve arpadır. Balıkçılık ve turizm ilçe ekonomisinde önemli yer tutar. Kıyılarındaki tabiî plajların kenarlarında turistik tesisler vardır.
İlçe merkezi, Marmara kıyısında kurulmuştur. Marmara kıyısını tâkip eden Tekirdağ-Eceabat karayolu ilçe merkezinden geçer. İl merkezine 83 km uzaklıktadır.
Târihî Eserler ve Turistik Yerleri
Marmara ve Karadeniz’de kıyıları bulunan Tekirdağ, güzel ormanları, târihî eserleri ve tabiî kumsallarıyla güzel bir ilimizdir. Başlıca târihî eserleri şunlardır:
Rüstem Paşa Külliyesi: Ertuğrul Mahallesinde Kânûnî Sultan Süleymân Hanın damadı Rüstem Paşa tarafından 1553’te Mîmar Sinân’a yaptırılmıştır. Külliye; câmi, hamam, bedesten, medrese ve kitaplıktan meydana gelmiştir. Günümüze orijinal şekliyle câmi, kütüphâne ve bedesten ulaşmıştır. Câminin tek ve geniş kubbesi ve yazıları bir sanat şaheseridir. Medrese yıkıntı hâlindedir. Hamamın sâdece taş ve tuğla duvarlarından bir kısmı kalmıştır. Bedesten altı kubbeli dikdörtgen bir yapıdır. Taş ve tuğla karışımından inşâ edilmiştir. Câmiye 1841’de Sultan Abdülmecîd devrinde son cemâat yeri ilâve edilerek ortaya beşgen saçaklı ve on musluktan şadırvan inşâ edilmiştir.
Eski Câmi: Ertuğrul Mahallesinde olup, kitâbesi yoktur. İlk yapı şekli yanmıştır. Daha sonra yapılan câmi 1830’da Zâhire Nâzırı Tekirdağlı Ahmed Ağa tarafından yaptırılmıştır. Çatısı ahşap, üstü kiremit kaplıdır. 1912 zelzelesinde yıkılan minâre, Cumhûriyet devrinde yeniden yapılmıştır.
Orta Câmi: Kürkçü Sinân Ağa tarafından yaptırılmıştır. Eski câmi yıkılmış olup, günümüzdeki câmi 1854’te eskisinin yerine yapılmıştır. Câmi duvarları kalın taşlardan olup, çatısı kiremitle kaplıdır.
Hasan Efendi Câmii: Hasan Efendi Mahallesinde olup, 1627’de Hasan Efendi tarafından yaptırılmıştır. Hasan Efendinin mezarı yanındadır. Minâresi tâmir görmüştür.
Sultan Süleyman Câmii: Çorlu ilçesinde çarşı içindedir. 1521’de yapılan câmi kesme taştan kare plânlı yapı yuvarlak kubbeyle örtülüdür. Tek şerefeli minâre silindirik gövdelidir.
Gâzi Ömer Bey Câmii: Malkara ilçesinde Fâtih’in meşhur komutanı ve Mora Yarımadası Fâtihi Gâzi Ömer Bey tarafından yaptırılmıştır. Eski Osmanlı câmilerindendir ve hâlen sağlamdır. Yanında 1490’da yapılmış Ömer Beyin türbesi vardır. 1830’da câmi tâmir görmüştür.
Ayas Paşa Câmii: Saray ilçesinde Sadrâzam Ayaz Paşa tarafından yaptırılmıştır. Kesme taştan küçük bir yapıdır. Ana mekan kubbeyle örtülüdür. İnce silindirik gövdeli minâre tek şerefelidir. 1569’da yapılmış olan câminin avlusunda Kırım hanlarından İkinci Devlet Giray Hanın (v. 1725), İkinci Fetih Giray Hanın (v. 1746), İslâm Giray Sultanın (v. 1772), Üçüncü Selim Giray Hanın (v. 1785), Dördüncü Devlet Giray Hanın (v. 1780) ve Şahbaz Giray Hanın (v. 1792) kabirleri vardır.
Tekirdağ Müzesi: Eski çağlarla Osmanlı devrine âit eserler sergilenir. Oldukça zengin sayılır.
Rakoczi Müzesi: Macar Kralıİkinci Ferenc Rakoczi’nin 1720-1735 arasında Tekirdağ’da kaldığı ev, müze hâline getirilmiştir. Burada kullandığı eşyâlar, silâhlar, yaptığı yağlıboya tabloları ve tahta oymalar sergilenmektedir. Avusturya İmparatoruyla savaşan Rakoczi, Fransa’ya sığınmış ve Sultan Üçüncü Ahmed Han, Rakoczi’yi Macar Kralı tanımış ve Osmanlı Devletine dâvet etmiştir. 1735’te ölmüştür. Sonradan kemikleri Macaristan’a nakledilmiştir.
Eski Eserler: Marmara Ereğlisi: M.Ö. 601’de Samoslar tarafından kurulmuş eski bir şehirdir. Karaevli Köyü: Târihî bir Trak şehridir. Eski adı Mokapora (Mocasura) idi. Germeyan Köyü: Roma Devrinde Aproi-Apros-Apri isimli bir şehirdi. İnecik: Eski Trak şehridir. Roma devrinde gelişmiştir. Barbaros (Banados): M.Ö. 6. asırda kurulmuş târihî bir şehirdir. Mesinli Kale Kalıntıları: Çorlu ilçesine bağlı Mesinli köyündedir. Beşiktepe: Merkez ilçeye bağlı Ahmedikli ve Hacıköy arasında beşiğe benzer tepede kale kalıntıları vardır. Güneşli: Saray ilçesi yakınında eski bir yerleşim merkezidir.
Mesire yerleri: Tekirdağ, uzun kumsalları, bağları ve ormanlarıyla tabiî güzellikler açısından zengin bir ilimizdir. Yaz ortasında deniz kıyıları yöre halkının ve İstanbulluların akınına uğrar. Başlıca mesire yerleri şunlardır:
Barbaros; Tekirdağ’ın 8 km yakınında kumsalı çok güzel bir sâhil şerididir. Kumbağ: Tekirdağ’ın 15 km yakınında deniz kıyısında bir tâtil köyüdür. Sığ Deniz: Kumsalı, tabiî plajı, bağları ve ormanıyla çok sayıda turistin geldiği bir yerdir. Çamlıköy: Saray ilçesinin Karadeniz kıyısındaki çok güzel manzaralı, tabiî plajlı ormanla denizin kucaklaştığı bir yerdir. Bahçeköy Deresinin Kastro’da Karadeniz’e döküldüğü yerde bir gölcük meydana gelmiştir. Bu gölcükte kayıkla gezilir ve gölcükte bol miktarda kefal balığı bulunur. Çorlu Çamlığı: Çorlu-Lüleburgaz arasında soğuk ve güzel suları ve gür çam ağaçlarıyla süslü bir mesire yeridir. Değirmenaltı: Tekirdağ’a 8 km mesâfede deniz kıyısında güzel bir mesire yeridir. Mürefte: Denizi, kumsalı, üzümü, balığı ve manzarasıyla meşhur bir kıyı kasabasıdır. Marmara Ereğlisi: Yaz turizmine çok müsâittir. Her zaman bol balığı vardır. Neresi kazılsa târihî eser çıkmaktadır. Şarköy: Denizi, meyveleri, güzel suları ve yeşilliğiyle şirin bir dinlenme yeridir. Kıyıda faytonlar bulunmaktadır. Eriklice, Gaziköy, Hoşköy, Karaevli, Topağaç ve Uçmakdere tabiî güzellikleriyle isim yapmış diğer tâtil ve dinlenme yerleridir.
Tekirdağ av turizmine müsâittir. Çil, çulluk, keklik, sarıasma, üveyik, yaban ördeği, yaban kaz ve tavşanı avlanır. Tekirdağ’ın Marmara’da 130 km, Karadeniz’de 3 km sâhili vardır.
Kaplıca ve İçmeleri: İlde önemli sayılacak kaplıca yoktur. Olanlarda da konaklama tesisleri mevcut değildir.
Avşar İçmesi: Tekirdağ’a 21 km uzaklıkta Barbaros bucağının Çanakçı köyü yakınındadır. Mîde rahatsızlıklarına faydalıdır.
Yarapsun Çamuru: Tekirdağ-Muratlı arasında Tekirdağ’a 7 km mesâfede bulunan 21-24°C sıcaklıktaki bir çamurdur. Bikarbonat bakımından zengin olan çamur, romatizma ağrılarına iyi gelir.
Kaynak
Rehber Ansiklopedisi
TEKİRDAĞ
Yüzölçümü : 6218 km2
Nüfûsu : 468.842
İlçeleri : Merkez, Çerkezköy, Çorlu, Hayrabolu, Malkara, Marmara Ereğlisi, Muratlı, Saray, Şarköy.
Marmara bölgesinin Ergene kısmında kalan bir ilimiz. İl toprakları 40° 36’ ve 41° 31’ kuzey enlemleriyle 26° 43’ ile 28° 08’ doğu boylamları arasında yer alır. Doğudan İstanbul, kuzeyden Kırklareli, batıdan Çanakkale illeri ve güneyden Marmara Deniziyle çevrilidir. Kuzeydoğuda Karadeniz’e çok küçük bir kıyısı vardır. Trafik numarası 59’dur.
İsminin Menşei
Tekirdağ isminin Tekfur Dağından geldiği rivâyet edilir. Türk akınlarına iki sene direnen Bizans kalesine “Tekfur Dağı” demişlerdir. Diğer bir rivâyete göre bu şehrin tekfuru avlanırken yaraladığı geyik yuvasına koşar ve yavrularını emzirirken ölür. Bu hâdiseyi gören tekfur inzivâya çekilir. İnzivâya çekildiği bu dağa Tekfur Dağı denir. Hangisinin doğru olduğu kesin olarak bilinmemektedir. Bilinen husus Türkler bu şehri fethettiklerinde ilk önce “Tekir Dağı” sonradan “Tekirdağ” ismini vermiş olmalarıdır. Tekirdağ’ın eski ismi de “Rodosto”dur.
Târihi
Tekirdağ il toprakları çok eski çağlardan bu yana bir yerleşim merkezi olarak eski bir târihe sâhiptir. Anadolu’da ilk siyasî birliği kuran Hititler, Marmara Denizinin ötesini geçmemiş olup bu bölge Hititlerin sınırları dışında kaldı.
Trakya’ya adını veren Orta Asya menşeli Trak Türkleri uzun müddet bu toprakları ellerinde bulundurdular. M.Ö. 1200 târihlerinde Frigler bu bölgeyi ve Trakya’yı ele geçirdiler. Anadolu’ya geçerek Frigya Devletini kurdular. Frigleri yıkan ve Anadolu’da hâkim olan Lidyalılar bilâhare M.Ö. 6. asırda Pers Kralı Dârâ’ya yenilince Anadolu’nun mühim bir kısmı ve Trakya, Perslerin eline geçti. M.Ö. 4. asırda Makedonya Kralı İskender, Pers Devletini yenerek ortadan kaldırınca Trakya, Anadolu ve İran topraklarına katıldı. İyonlar devrinden beri bu bölgeye ve Yunanistan’a gelen göçmenler, sâhillerde küçük siteler, koloni şehirler kurdular. M.S. 46’da Romaİmparatorluğu bu bölgeyi kendi topraklarına kattı. 395’te Roma ikiye bölününce bölge Anadolu ve Trakya gibi Doğu Roma (Bizans) payına düştü.
Balkanlardan, kuzeyden, Orta ve Doğu Avrupa’dan zaman zaman bu topraklara akınlar yapıldı. Bu akınların çoğu muhtelif Türk kavimleri tarafından düzenlendi. Beşinci asırda Attila emrindeki Hunlar, Avar Türkleri ve Peçenek Türkleri bunların başlıcalarıdır. Gotlar, Moğollar, Slavlaşmamış Bulgar Türkleri ve Lâtinlerin bu bölgeye akınları oldu. Bölgeye İslâm akıncıları da akınlar yaptılar, fakat feth edilen yerleri uzun müddet ellerinde tutamadılar.
Rumeli Fâtihi ünvânıyla anılan Şehzâde Gâzi Süleymân Paşa(Orhan Gâzinin büyük oğlu) Gelibolu’yu fethettikten sonra 1356’da Şarköy ve Malkara’yı alarak Tekirdağ topraklarınıOsmanlı sınırına yaklaştırdı. Gâzi Süleymân Paşanın vefâtından sonra Bizanslılar bölgeyi geri aldılarsa da, Sultan Birinci Murâd Hüdâvendigâr tahta çıkar çıkmaz 1362’de, bu toprakları yeniden, aynı târihte Gâzi Evrenos Bey de Malkara’yı fethetti. Bizanslıların Çorlu’yu geri alma teşebbüsü başarısızlıkla netîcelendi.
1402 Ankara Savaşından sonra Sultan Yıldırım Bâyezîd Hanın Tîmûr Han karşısında yenilmesiyle Osmanlı Devleti sarsıntı geçirdi. Osmanlı Devleti yeniden birliği temin ve kaybedilen toprakları geri almak için geçen devrede bölge ve Trakya’ya sırasıyla Süleymân, Mûsâ ve Mustafa Çelebi hâkim oldular.
Sultan Birinci Mehmed (Çelebi) Hanla oğlu Sultan İkinci Murâd Han, Osmanlı Devletinin bütünlüğünü ve otorite birliğini yeniden tesis ettiler. Fâtih Sultan Mehmed Hanın 1453’te İstanbul’u fethiyle Tekirdağ bir iç şehir hâline geldi. Bu bölgeyi Türkleştirmek için Anadolu’dan Yörük Türkleri getirilerek yerleştirildi.
Osmanlı devrinde Tekirdağ, şimdi Kırklareli sınırlarında bulunan Vize’ye bağlı bir sancaktı. Bu sancak merkezi Sofya’da bulunan oldukça geniş Rumeli Beylerbeyliğinin (eyâletinin) 26 sancağından birini teşkil ediyordu. Tanzimattan sonra Tekirdağ, Edirne eyâletinin (vilâyetinin) altı sancağından birine merkez oldu. Dört kazâsı vardı. Cumhûriyet devrinde Sancaklar (mutasarrıflıklar) il (vilâyet) olunca, Tekirdağ da il oldu.
Balkan Harbinde Bulgarlar Tekirdağ’ın büyük bir bölümünü işgâl ettiler. Nesillerden nesillere anlatılacak tüyler ürpertici büyük cinâyetler işlediler. İhtiyar, çocuk, kadın demeden binlerce mâsum insanı şehit ettiler. Annelerin gözleri önünde küçük çocukları süngülere takmaktan, fırına atmaktan büyük zevk duydular. Eski Bahriye Nâzırı Ferik (Korgeneral) Hurşit Paşa, Tekirdağ’ı tamâmen Bulgarlardan kurtarmak için Marmara’dan bir kolorduyla çıkarma yaptı. Şarköy’ü aldı. Fakat Tekirdağ’ı kurtaramadan geri döndü.
Birinci Dünyâ Harbi sonunda Osmanlı Devleti toprakları muhtelif devletler tarafından işgâl edilince, Tekirdağ Yunanlıların istilâsına uğradı. 1922 sonlarına kadar burada kalan Yunanlılar en az Bulgarlar kadar mâsum halka zulmettiler. İstiklâl Harbi sonunda diğer yerlerden olduğu gibi buradan da çekilmek mecburiyetinde kaldılar. Lozan Antlaşmasıyla buradaki Rumlar Yunanistan’daki Türklerle mübâdele edildi.
Fizikî Yapı
Tekirdağ il topraklarının % 9’u dağlardan, % 75’i platolardan ve % 16’sı ovalardan ibârettir. İl toprakları genel olarak az engebeli dalgalı düzlükler hâlindedir. Ekime müsâit toprakları çok bereketlidir.
Dağlar: Dağların yüksekliği 1000 m’nin altındadır. En yüksek dağı Ganos Tepesi 924 m’dir. Tekir Dağları (Işıklar Dağı) güneyde olup, denize paralel uzanır. Karabağ’dan başlayıp Mürefte’ye doğru uzanan dağlar denize dik olarak iner. İlin kuzeyinde Yıldız (Istranca) Dağları alçalarak tepeler hâlinde yer alır. Bunların en yüksek yeri karatepe (484 m) dir. Platolar il topraklarının büyük kısmını teşkil eder. Alçak tepeler ve geniş düzlükler hâlinde olup, Malkara ve Hayrabolu platoları başlıcalarıdır. Tekirdağ, Kurudağ ve Istranca dışında diğer yükseklikler Ergene Vâdisine doğru alçalıp kaybolurlar. Ortalama yükseklik 150-200 m’dir.
Ovaları: Ovaların çoğu deniz kenarında ve akarsu ağızlarındadır. Başlıca ovaları; Kınık Ovası, Kumluca Ovası, Şerefli Ovası, Naipköy Ovası, Şarköy Ovası ve Değirmenaltı Ovasıdır. Akarsu vâdileri de genişleyerek ova hâlini almıştır. Bunlar Ergene, Hayrabolu, Çene ovalarıyla Kurtdere, Çongora, Çorlu, Gölcük ve Çengelköy vâdileridir.
Akarsuları: Tekirdağ ilinde büyük akarsular yoktur. Trakya’nın büyük akarsularının kolları vardır. Ergene Çayı başlıca akarsuyudur. Bu çay Kırklareli’nden gelir, Saray ilçesinden geçer. Muratlı ilçesi kuzeyinde dirsek yaparak il topraklarını terk eder. Çorlu Çayı, Karıştıran Çayı ve Hayrabolu Çayı, Ergene ile birleşir. Araplıdere ve Değirmendere ise Marmara’ya dökülür. Olukbaşı Deresiyle Işıklar Deresi vardır.
Göller: Tabii göl yoktur. Kadıköy Baraj Gölüyse küçük bir göldür.
İklim ve Bitki Örtüsü
İklimi: Marmara kıyılarında Akdeniz iklimi hüküm sürer. Yazlar sıcak ve kurak geçer. Yağışlar kış ve ilkbaharda olur. İç kısımlardaysa, kara iklimi hâkimdir ve kışlar kıyılara nazaran soğuk geçer. Senelik yağış ortalaması 590 mm’dir. Bâzı yerlerde 725 mm’ye yükselir. Senede 30 gün 0°C altında ve 15 gün +30°C’nin üstünde olur. Senede ortalama 5 defâ kar yağar ve 10 güne yakın karla örtülü kalır. Sıcaklık -13,5°C ile +37,6°C arasında seyreder.
Bitki örtüsü: İlin büyük bir kısmı bozkır görünümündedir. Orman varlığı azdır. İl topraklarının % 17’si orman ve fundalıktır. Saray ilçesinin Bahçeköy bölgesinde çam ormanlarıyla Saray ve Çerkezköy ilçelerinin kuzeyinde Istranca Dağları uzantısında meşe ormanları bulunur. İl topraklarının % 5’i çayır ve mer’a, % 77’si ekili-dikili alanlardır.
Ekonomi
Tekirdağ ilinin ekonomisi tarım ve sanâyiye dayanır. Turizm sektörü de gelişmektedir.
Tarım: Verimli toprakları ve uygun iklim şartlarıyla çok çeşitli ve bol ürün alınır. Türkiye’nin ayçiçeği bahçesidir. Türkiye’de yetişen ayçiçeğinin % 25’i bu bölgede yetişir. Tahıl ve sanâyi ürünleri başta gelir. Bağcılık, kavun-karpuz ve sebzecilik oldukça gelişmiştir. Başlıca tarım ürünleri arasında buğday, arpa, yulaf, mısır, ayçiçeği, şekerpancarı, kolza ve soğan yetişir. Sebze üretimi çok ilerlemiştir. Elde edilen domatesle bol miktarda patlıcan, kabak, bezelye, bakla, semizotu, tâze soğan ve sarmısak İstanbul’a sevkedilir.
Meyvecilik de çok gelişmiş olup kavun, karpuz, üzüm ve çok miktarda erik, iğde, muşmula ve kiraz yetişir. Toprağı az, ürünü bol il olarak tanınır.
Hayvancılık: Tekirdağ ili hayvancılık bakımından da zengindir. Çayır ve mer’aları boldur. Platolar, bitki örtüsü ve iklimi hayvancılığa çok müsâittir. Sığır, koyun, kıl keçisi, hindi beslenir. Arıcılık gelişmiştir. Tekirdağ ilinin kıyıları çeşitli ve değerli balıklarla doludur. Her mevsimde bol balık bulunur. Başlıca balık cinsleriyse barbunya, tekir, karagöz, mırmır, ispari, istavrit, kefal, levrek ve lüferdir.
Ormancılık: İlin orman varlığı azdır. Orman ve fundalık alanı 100 bin hektar olup, ilin kuzey doğusundadır. Senede 250 bin ster yakacak odunu ile 2000 m3 sanâyi odunu ve 10 ton ıhlamur çiçeği elde edilir.
Mâdenler: Tekirdağ ili mâden bakımından fakirdir. Sâdece linyit ve manganez yatakları olup, senede yaklaşık 40.000 ton linyit çıkarılır.
Sanâyi: 1970 senesine kadar tarıma dayalı sanâyiye sâhip olan Tekirdağ ili, 1970’ten sonra hızla sanâyileşmiştir. Çerkezköy, Çorlu ve Tekirdağ merkez ilçelerinde sanâyi kuruluşları daha fazladır. Türkiye’nin en büyük 100 kuruluşundan 3’ü ve en büyük 500 kuruluştan 15’i bu il sınırları içindedir. Metal eşyâ ve makina îmâlâtı gelişmiştir. İstanbul’a yakınlık, ulaşım, pazarlama imkânları sanâyinin gelişmesinde mühim rol oynamıştır.
Başlıca sanâyi kuruluşları şunlardır: Ayçiçeği ve kolza yağı üreten çok sayıda fabrika, un ve kiremit-tuğla fabrikaları, Tekel Fabrikası, Çimento Fabrikası, Mobilya Fabrikası, Yem Fabrikası, Profilo Elektrik Âletleri Sanâyii, Hidrolik Makina Sanâyii ve Ticâret A.Ş. (HRMA), Profilo Elektrik Motorları ve Kompresör Sanâyii A.Ş., Gümüşsuyu Halı Sanâyii A.Ş., Dinarsu Îmâlât ve Ticâret A.Ş., Narin Mensucat Fabrikaları A.Ş., Aksu İplik Dokuma ve Boya Fabrikaları A.Ş., Yünsa Yünlü Sanâyii ve Ticâret A.Ş., Akip Tekstil Sanâyii ve Ticâret A.Ş., Boya Apre Fabrikası, Trakya İplik Sanâyii A.Ş, Trakya Kâğıt Sanayii A.Ş., Modern Karton Sanâyii ve Ticâret A.Ş., Tekirdağ Ağaç Sanâyii ve Ticâret A.Ş. ve diğer fabrikalar.
Ulaşım: Tekirdağ ili ulaşım bakımından çok iyi imkânlara sâhiptir. Karayolları ağı mükemmeldir. Yollar kaliteli ve geniştir. Merkez ilçe Tekirdağ’dan 5 ayrı istikâmete giden asfalt yollarla Trakya’nın her yanına bağlanır. 378 km devlet yolu ve 270 km il yolu vardır. İstanbul-Tekirdağ-İpsala-Avrupa yolu çok işlektir. Yolsuz köy yoktur.
Demiryolu: İstanbul-Edirne-Avrupa demiryolu il sınırları içinden geçer. Muratlı, Çorlu ve Çerkezköy ilçeleriyle beş köy bu demiryolu güzergâhı üzerindedir. İl sınırları içinde demiryolu uzunluğu 62 km’dir.
Denizyolu: İlin Marmara kıyısında 4 iskelesi vardır. 400 m uzunluktaki Tekirdağ İskelesi ihrâcât ve ithâlât iskelesidir. Marmara Ereğlisi İskelesi, akaryakıt yükleme ve boşaltma yeridir. Şarköy ve Mürefte iskelelerine yolcu vapurları uğrar.
Nüfus ve Sosyal Hayat
1990 nüfus sayımına göre toplam nüfûsu 468.842 olup, 258.940’ı ilçe merkezlerinde, 209.902’si köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 6218 km2 olup nüfus yoğunluğu 75’tir.
Örf ve âdetleri: Avrupa ile Asya arasında bir köprü, geçit olan Trakya ve bunun bir parçası olan Tekirdağ il toprakları târih boyunca pekçok medeniyet, kültür ve milletlerin geçiş ve yerleşme yeri olmuşsa da bu bölgenin Türkler tarafından fethinden sonra Türk-İslâm kültürüyle yoğrulmuş ve bu kültür silinmez bir şekilde kökleşmiştir. Bu bölgenin Türkleşmesinde Yörüklerin çok mühim rolü ve hizmeti olmuştur. Tekirdağ Trakya’da Türkleşen ilk yerlerden biridir.
Mahallî oyunları: Tekirdağ ili mahallî halk oyunları ve halk türküleri bakımından zengin bir ildir. Oyunlar genel olarak karşılama, hora ve kahramanlık oyunlarıdır. Tekirdağ karşılaması, Sirto, Güzelkız, Hasancık, İstemem Babacığım İstemem, Kampana, Tekirdağ Oyunu, Gayda, Keklik, Galamata, Reyhan, Kara Çalı, Kasap, Kaçamak, Subaşı, Horon, Çoban ve Yeşilim başlıcalarıdır.
Mahallî kıyafetleri: Ancak düğün ve folklor gösterilerinde giyilir. Kadınlar kare şeklinde rengarenk ve etrafı oyalı başörtü kullanır. İçliğin üzerine basma veya divitinden yapılmış fistan giyilir. Fistan yerine bürümcek de kullanılır.
Mahallî yemekleri: Tekirdağ köftesi, keşkek, çeneçarpan çorbası, çıllık, elbasan tava, gülbarak böreği, hakuk, kodrul, mangır, kalle, pireşe, yoğurtlu borana, peynirli helvası ve Tekirdağ baklavasıdır.
Yağlı ve karakucak güreşleri Tekirdağ’da çok yaygındır. 1935-1942 arasında 8 yıl Kırkpınar’da başpehlivanlığı kazanan Tekirdağlı Hüseyin Alkaya, yurt dışında da sırtı yere gelmemiş bir Türk güreşçisidir. Hayrabolulu Süleyman ve Malkaralı Fehmi Özkan da meşhur güreşçilerdir.
Eğitim: Okur-yazar nispeti en yüksek olan iller arasında olup, bu oran % 98’dir. İl dâhilinde 58 anaokulu, 350 ilkokul, 39 ortaokul, 7 meslekî ve teknik ortaokul, 10 lise, 14 meslekî ve teknik lise vardır. Edirne’de bulunan Trakya Üniversitesine bağlı Tekirdağ Ziraat Fakültesiyle Meslek Yüksek Okulu açılmıştır. Merkez ilçede 1955’te kurulmuş olan Nâmık Kemâl Kütüphânesinde 50.000 eser bulunur. Üç halk ve çocuk kütüphânesi vardır.
İlçeleri
Merkez ilçe, Çerkezköy, Çorlu, Hayrabolu, Malkara, Marmara Ereğlisi, Muratlı, Saray, Şarköy Tekirdağ ilinin ilçeleridir.
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 117.455 olup, 80.442’si ilçe merkezinde, 37.013’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 10, Banarlı bucağına bağlı 12, Barbaros bucağına bağlı 10, İnecik bucağına bağlı 24 köyü vardır. Yüzölçümü 1033 km2 olup, nüfus yoğunluğu 114’tür.
İlçe merkezi deniz kıyısında Ördekli Derenin denize döküldüğü yerde kurulmuştur. Son yıllarda hızla gelişmiştir. İlçede un, yağ, tuğla fabrikalarının çok sayıda olmasına karşılık, genelde zengin bir tarım merkezidir. Kıyı kesiminde balıkçılık da yapılmaktadır. Tekirdağ limanı aracılığıyla karayolunun yanısıra deniz ulaşımında da faydalanılmaktadır.
Çerkezköy 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 41.317 olup, 23.102’si ilçe merkezinde, 18.215’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 9 köyü vardır. Yüzölçümü 296 km2 olup, nüfus yoğunluğu 10’dur.
İlçe toprakları Ergene Havzasında olup, genelde düzdür. Ergene Irmağının kollarından olan Çorlu Deresi Istranca Dağlarından doğar. İlin toprak yönünden en küçük ilçesidir.
Ekonomisi 1980’li yıllara kadar tarıma dayalıydı. Temel tarım ürünü ayçiçeğidir. Son senelerde İstanbul’a yakınlığı ve ulaşım kaynaklarının zenginliği sebebiyle İstanbul sanâyii için gelişme alanı oldu. Türkiye’nin en büyük sanâyi kuruluşları arasında yer alan bâzı firmaların burada fabrikaları vardır.
İlçe merkezi, Çorlu Deresi üzerinde kurulmuştur. İl merkezine uzaklığı 61 km olup, İstanbul’a ise 100 km uzaklıktadır. İstanbul-Edirne demiryolu ilçenin yakınından geçmektedir. 1876-1877 Osmanlı-Rus Savaşı sonrasında kurulmuştur. İlk adı Türbedere’dir. Daha sonra Çerkezköy olarak değiştirilmiştir. Çerkezköy belediyesi 1911’de kurulmuştur.
Çorlu: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 104.303 olup, 74.681’i ilçe merkezinde, 29.622’si köylerde yaşamaktadır. Merkez ilçeye bağlı 22 köyü vardır. Yüzölçümü 946 km2 olup, nüfus yoğunluğu 110’dur.
İlçe toprakları, bölgenin en verimli arâzisi olan Ergene Havzasında yer alır. Genelde ova görünümündedir. Ergene Irmağıyla kolu olan Çorlu Deresi toprakları sular. Ulaşım rahatlığı ve stratejik önemi yüzünden Tekirdağ’ın en gelişmiş ilçesidir.
Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, yulaf, şekerpancarı, ayçiçeğidir. Hayvancılık da tarım kadar gelişmiştir. Köylerin hepsinde besi hayvancılığı da yapılır. En çok kıvırcık koyun ve sığır beslenir. Elde edilen süt ve süt ürünleri büyük ölçüde İstanbul’a gönderilir. Tarıma dayalı sanâyi dışında, kimyâ ürünleri, orman ürünleri, metal eşyâ ve makina îmâlâtı fabrikaları vardır.
İlçe merkezi önemli ulaşım bağlantıları üzerinde kurulmuştur. Milletlerarası E-5 karayoluyla Haydarpaşa-Edirne demiryolu ilçeden geçer. İl merkezine 37 km, İstanbul’a ise 111 km uzaklıktadır. Çorlu Belediyesi 1877’de kurulmuştur.
Hayrabolu: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 45.640 olup, 16.923’ü ilçe merkezinde, 28.717’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 16, Dambaslar bucağına bağlı 11, Susuzmusellim bucağına bağlı 19 köyü vardır. Yüzölçümü 1035 km2 olup, nüfus yoğunluğu 44’tür.
İlçe toprakları genelde düzdür. Kuzeybatı kesimi Ergene Havzası içinde kalır. Batı kesimindeyse Işıklar Dağının uzantıları yer alır. Topraklarının diğer bölümleriyse yer yer engebeli platodur. En önemli akarsuyu Hayrabolu Deresidir.
Ekonomi tarıma dayalıdır. Ayrıca tarıma dayalı sanâyi de gelişmiştir. Başlıca tarım ürünleri ayçiçeği, şekerpancarı ve buğdaydır. Diğer ilçelerde olduğu gibi hayvancılık gelişmiştir. Çok miktarda süt ve süt ürünleri üretilir. Un, nebâtî yağ ve tarım araçları üreten işyerleri de vardır.
İlçe merkezi, Hayrabolu Deresinin batısında kurulmuştur. İl merkezine 51 km mesâfede olup, İstanbul-Edirne yoluna 19 km’lik bir karayoluyla bağlanır. Hayrabolu belediyesi 1869’da kurulmuştur.
Malkara: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 62.524 olup, 20.180’i ilçe merkezinde, 42.344’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 19, Ballı bucağına bağlı 15, Şahin bucağına bağlı 22, Yörük bucağına bağlı 14 köyü vardır. Yüzölçümü 1224 km2 olup, nüfus yoğunluğu 51’dir.
İlçe toprakları Ergene ve Meriç’i besleyen dereler tarafından parçalanmış dalgalı düzlüklerden meydana gelir. En yüksek noktası güneybatısında yer alan Kuru Dağı Tepesidir (676 m). Hayrabolu ve Büyükdoğanca (Çamlıca) dereleri başlıca akarsularıdır. Sulama, içme ve taşkınları önleme gâyesiyle Kadıköy ve Karaiğdemir barajları vardır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, ayçiçeği, şekerpancarı, üzüm ve arpadır. Hayvancılık gelişmiştir. Un ve yağ fabrikaları ilçenin başlıca tarıma dayalı sanâyi kuruluşlarıdır. İlçe topraklarında bulunan linyit yatakları özel kuruluşlar tarafından işletilir.
İlçe merkezi Tekirdağ-Yunanistan karayolu üzerinde kurulmuştur. Tekirdağ ve Çorlu’dan sonra üçüncü büyük ilçe merkezidir. İl merkezine 58 km uzaklıktadır. Malkara belediyesi 1880’de kurulmuştur.
Marmara Ereğlisi: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 12.455 olup, 5957’si ilçe merkezinde, 6498’i köylerde yaşamaktadır. Merkeze bağlı 5 köyü vardır. Çorlu’ya bağlı bucak merkeziyken 16 Haziran 1987 târih ve 3392 sayılı kânunla ilçe merkezi oldu. Yüzölçümü 183 km2 olup, nüfus yoğunluğu 68’dir.
İlçe toprakları genelde düz ve ovalarla kaplıdır. Deniz kıyılarında geniş kumsallar olup, çok sayıda tabiî plaj vardır. Bu yüzden ilçe merkezi ve çevresi İstanbulluların dinlenme yerlerinden biri durumundadır. Kıyı şeridi yazlık evler ve turistik tesislerle doludur.
Ekonomisi tarım ve balıkçılığa dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday ve ayçiçeğidir.
İlçe merkezi deniz kenarında ve İstanbul-Edirne karayolu üzerindedir. İl merkezine 39 km mesâfededir. Limanı ilin akaryakıt yükleme ve boşaltma görevini yapmaktadır. Belediyesi 1958’de kurulmuştur.
Muratlı: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 22.952 olup, 13.192’si ilçe merkezinde, 9760’ı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 16 köyü vardır. Yüzölçümü 407 km2 olup, nüfus yoğunluğu 56’dır.
İlçe toprakları Ergene Havzasında yer alır ve genellikle düzdür. Topraklardan kaynaklanan sular Ergene Irmağı ve Çorlu Suyunu besler. Bir kısmıysa Marmara Denizine dökülür.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, ayçiçeği, şekerpancarı ve üzümdür. İlçede un fabrikaları ve peynir yapımıyla uğraşan mandıralar vardır.
İlçe merkezi, Çorlu Suyunun Ergene Irmağına katıldığı bölgenin güneydoğusunda kurulmuştur. Sultan Birinci Murâd bir sefer dönüşü sırasında buraya otağ kurmuş ve bölgeyi çok beğendiğinden buraya “Murâd Eli olsun!” diye ferman buyurmuştur. Daha sonra Hacı Selim Bey adlı bir kişi bu bölgede çiftlik kurarak Muratlı’nın çekirdeğini meydana getirmiştir. Cumhûriyetten sonra göçmenlerin yerleştirilmesiyle küçük bir yerleşme alanı olan Muratlı gelişmiştir. İl merkezine 24 km uzaklıkta olup, Tekirdağ’ı, İstanbul-Kırklareli karayoluna bağlayan yolla İstanbul-Edirne demiryolu ilçe merkezinden geçer.
Saray: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 33.716 olup, 13.038’i ilçe merkezinde 20.678’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 13, Anıttepe bucağına bağlı 8 köyü vardır. Yüzölçümü 610 km olup, nüfus yoğunluğu 55’tir.
İlçe topraklarının büyük bir bölümü Ergene Havzasında yer alır. Kuzeydoğu kesiminde Yıldız Dağları vardır. İlçe topraklarından doğan dereler Ergene Irmağına karışır. Karadeniz’de yaklaşık 8 km’lik bir kıyısı bulunur. Dağlık kesimleri ormanlarla kaplıdır.
Ekonomisi tarım ve ormancılığa dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, şekerpancarı, ayçiçeği, arpa ve yulaftır. Hayvancılık da gelişmiştir. İlçede un ve yağ fabrikaları vardır. İlçe topraklarında düşük kaliteli linyit yatakları özel sektör tarafından işletilmektedir. Çıkarılan kömür genelde İstanbul’a satılır.
İlçe merkezi, İstanbul-Kırklareli karayolu üzerinde kurulmuştur. İl merkezine 81 km uzaklıktadır. İlçe merkezine 17 km mesâfede olan Karadeniz kıyılarındaki tabiî bir güzelliğe sâhip olan Kastro 2,5 km’lik kumsalıyla ilin önemli turizm merkezlerindendir. Zamânımızda Çamköy olarak adlandırılan bölgenin bir özelliği de, Trakya’nın tek karaçam meşceresi (korusu) burada bulunmaktadır.
Şarköy: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 28.480 olup, 11.425’i ilçe merkezinde, 17.055’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 15, Mürefte bucağına bağlı 12 köyü vardır. Yüzölçümü 481 km2 olup, nüfus yoğunluğu 59’dur.
İlçe toprakları genelde dağlıktır. Işıklar Dağı, Uçakbaşı doruğunda 924 m’ye ulaşır. Bu dağ, Istranca Dağlarından sonra Tekirdağ’ın en yüksek dağıdır. Dağlık bölgeler meşe ve gürgen ağaçlarıyla kaplıdır. Kıyıyla Işıklar Dağı arasında tepecik alanlar yer alır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri üzüm, buğday, ayçiçeği, şekerpancarı, yulaf ve arpadır. Balıkçılık ve turizm ilçe ekonomisinde önemli yer tutar. Kıyılarındaki tabiî plajların kenarlarında turistik tesisler vardır.
İlçe merkezi, Marmara kıyısında kurulmuştur. Marmara kıyısını tâkip eden Tekirdağ-Eceabat karayolu ilçe merkezinden geçer. İl merkezine 83 km uzaklıktadır.
Târihî Eserler ve Turistik Yerleri
Marmara ve Karadeniz’de kıyıları bulunan Tekirdağ, güzel ormanları, târihî eserleri ve tabiî kumsallarıyla güzel bir ilimizdir. Başlıca târihî eserleri şunlardır:
Rüstem Paşa Külliyesi: Ertuğrul Mahallesinde Kânûnî Sultan Süleymân Hanın damadı Rüstem Paşa tarafından 1553’te Mîmar Sinân’a yaptırılmıştır. Külliye; câmi, hamam, bedesten, medrese ve kitaplıktan meydana gelmiştir. Günümüze orijinal şekliyle câmi, kütüphâne ve bedesten ulaşmıştır. Câminin tek ve geniş kubbesi ve yazıları bir sanat şaheseridir. Medrese yıkıntı hâlindedir. Hamamın sâdece taş ve tuğla duvarlarından bir kısmı kalmıştır. Bedesten altı kubbeli dikdörtgen bir yapıdır. Taş ve tuğla karışımından inşâ edilmiştir. Câmiye 1841’de Sultan Abdülmecîd devrinde son cemâat yeri ilâve edilerek ortaya beşgen saçaklı ve on musluktan şadırvan inşâ edilmiştir.
Eski Câmi: Ertuğrul Mahallesinde olup, kitâbesi yoktur. İlk yapı şekli yanmıştır. Daha sonra yapılan câmi 1830’da Zâhire Nâzırı Tekirdağlı Ahmed Ağa tarafından yaptırılmıştır. Çatısı ahşap, üstü kiremit kaplıdır. 1912 zelzelesinde yıkılan minâre, Cumhûriyet devrinde yeniden yapılmıştır.
Orta Câmi: Kürkçü Sinân Ağa tarafından yaptırılmıştır. Eski câmi yıkılmış olup, günümüzdeki câmi 1854’te eskisinin yerine yapılmıştır. Câmi duvarları kalın taşlardan olup, çatısı kiremitle kaplıdır.
Hasan Efendi Câmii: Hasan Efendi Mahallesinde olup, 1627’de Hasan Efendi tarafından yaptırılmıştır. Hasan Efendinin mezarı yanındadır. Minâresi tâmir görmüştür.
Sultan Süleyman Câmii: Çorlu ilçesinde çarşı içindedir. 1521’de yapılan câmi kesme taştan kare plânlı yapı yuvarlak kubbeyle örtülüdür. Tek şerefeli minâre silindirik gövdelidir.
Gâzi Ömer Bey Câmii: Malkara ilçesinde Fâtih’in meşhur komutanı ve Mora Yarımadası Fâtihi Gâzi Ömer Bey tarafından yaptırılmıştır. Eski Osmanlı câmilerindendir ve hâlen sağlamdır. Yanında 1490’da yapılmış Ömer Beyin türbesi vardır. 1830’da câmi tâmir görmüştür.
Ayas Paşa Câmii: Saray ilçesinde Sadrâzam Ayaz Paşa tarafından yaptırılmıştır. Kesme taştan küçük bir yapıdır. Ana mekan kubbeyle örtülüdür. İnce silindirik gövdeli minâre tek şerefelidir. 1569’da yapılmış olan câminin avlusunda Kırım hanlarından İkinci Devlet Giray Hanın (v. 1725), İkinci Fetih Giray Hanın (v. 1746), İslâm Giray Sultanın (v. 1772), Üçüncü Selim Giray Hanın (v. 1785), Dördüncü Devlet Giray Hanın (v. 1780) ve Şahbaz Giray Hanın (v. 1792) kabirleri vardır.
Tekirdağ Müzesi: Eski çağlarla Osmanlı devrine âit eserler sergilenir. Oldukça zengin sayılır.
Rakoczi Müzesi: Macar Kralıİkinci Ferenc Rakoczi’nin 1720-1735 arasında Tekirdağ’da kaldığı ev, müze hâline getirilmiştir. Burada kullandığı eşyâlar, silâhlar, yaptığı yağlıboya tabloları ve tahta oymalar sergilenmektedir. Avusturya İmparatoruyla savaşan Rakoczi, Fransa’ya sığınmış ve Sultan Üçüncü Ahmed Han, Rakoczi’yi Macar Kralı tanımış ve Osmanlı Devletine dâvet etmiştir. 1735’te ölmüştür. Sonradan kemikleri Macaristan’a nakledilmiştir.
Eski Eserler: Marmara Ereğlisi: M.Ö. 601’de Samoslar tarafından kurulmuş eski bir şehirdir. Karaevli Köyü: Târihî bir Trak şehridir. Eski adı Mokapora (Mocasura) idi. Germeyan Köyü: Roma Devrinde Aproi-Apros-Apri isimli bir şehirdi. İnecik: Eski Trak şehridir. Roma devrinde gelişmiştir. Barbaros (Banados): M.Ö. 6. asırda kurulmuş târihî bir şehirdir. Mesinli Kale Kalıntıları: Çorlu ilçesine bağlı Mesinli köyündedir. Beşiktepe: Merkez ilçeye bağlı Ahmedikli ve Hacıköy arasında beşiğe benzer tepede kale kalıntıları vardır. Güneşli: Saray ilçesi yakınında eski bir yerleşim merkezidir.
Mesire yerleri: Tekirdağ, uzun kumsalları, bağları ve ormanlarıyla tabiî güzellikler açısından zengin bir ilimizdir. Yaz ortasında deniz kıyıları yöre halkının ve İstanbulluların akınına uğrar. Başlıca mesire yerleri şunlardır:
Barbaros; Tekirdağ’ın 8 km yakınında kumsalı çok güzel bir sâhil şerididir. Kumbağ: Tekirdağ’ın 15 km yakınında deniz kıyısında bir tâtil köyüdür. Sığ Deniz: Kumsalı, tabiî plajı, bağları ve ormanıyla çok sayıda turistin geldiği bir yerdir. Çamlıköy: Saray ilçesinin Karadeniz kıyısındaki çok güzel manzaralı, tabiî plajlı ormanla denizin kucaklaştığı bir yerdir. Bahçeköy Deresinin Kastro’da Karadeniz’e döküldüğü yerde bir gölcük meydana gelmiştir. Bu gölcükte kayıkla gezilir ve gölcükte bol miktarda kefal balığı bulunur. Çorlu Çamlığı: Çorlu-Lüleburgaz arasında soğuk ve güzel suları ve gür çam ağaçlarıyla süslü bir mesire yeridir. Değirmenaltı: Tekirdağ’a 8 km mesâfede deniz kıyısında güzel bir mesire yeridir. Mürefte: Denizi, kumsalı, üzümü, balığı ve manzarasıyla meşhur bir kıyı kasabasıdır. Marmara Ereğlisi: Yaz turizmine çok müsâittir. Her zaman bol balığı vardır. Neresi kazılsa târihî eser çıkmaktadır. Şarköy: Denizi, meyveleri, güzel suları ve yeşilliğiyle şirin bir dinlenme yeridir. Kıyıda faytonlar bulunmaktadır. Eriklice, Gaziköy, Hoşköy, Karaevli, Topağaç ve Uçmakdere tabiî güzellikleriyle isim yapmış diğer tâtil ve dinlenme yerleridir.
Tekirdağ av turizmine müsâittir. Çil, çulluk, keklik, sarıasma, üveyik, yaban ördeği, yaban kaz ve tavşanı avlanır. Tekirdağ’ın Marmara’da 130 km, Karadeniz’de 3 km sâhili vardır.
Kaplıca ve İçmeleri: İlde önemli sayılacak kaplıca yoktur. Olanlarda da konaklama tesisleri mevcut değildir.
Avşar İçmesi: Tekirdağ’a 21 km uzaklıkta Barbaros bucağının Çanakçı köyü yakınındadır. Mîde rahatsızlıklarına faydalıdır.
Yarapsun Çamuru: Tekirdağ-Muratlı arasında Tekirdağ’a 7 km mesâfede bulunan 21-24°C sıcaklıktaki bir çamurdur. Bikarbonat bakımından zengin olan çamur, romatizma ağrılarına iyi gelir.
Kaynak
Rehber Ansiklopedisi
Şanlıurfa Hakkında Bilgiler
ŞANLIURFA
Yüzölçümü : 18.584 km2
Nüfûsu : 1.001.455
İlçeleri : Merkez, Akçakale, Birecik, Bozova, Ceylanpınar, Halfeti, Harran, Hilvan, Siverek, Suruç, Viranşehir.
Güneydoğu Anadolu bölgesinin Orta Fırat bölümünde yer alan ilimiz. İl toprakları 36° 40’ ve 38° 02’ kuzey enlemleriyle 37° 50’ ve 40° 12’ doğu boylamları arasında kalır. İl; doğudan Mardin, kuzeydoğudan Diyarbakır, kuzeyden Adıyaman, doğudan Gaziantep illeri, güneyden ise Suriye sınırıyla çevrilidir. Trafik numarası 63’tür. Peygamberler şehri, peygamberler diyârı olarak tanınan ve ilk çağların kültür merkezi olan Urfa, târihî bir şehirdir.
İsminin Menşei
Kuvvetli rivâyetlere göre, Nûh aleyhisselâm tufanından sonra bu şehri Semûd kavminin meşhur hükümdarı Ruhha kurmuş ve şehre bunun adına izafeden Rehha denmiştir.Türkler bu bölgeyi fethedince şehre “Uruha” demişlerdir. Zamanla bu kelime Urfa şekline dönüşmüştür. Eski Târih ve dînî kitaplarda ve bu arada İncil’de geçen Ur şehrinin Urfa olduğu söylenir. Ur, eski Altay Türk dilinde etrafı hendekle çevrili şehir, demektir. 1649 Kasımında Urfa’ya gelen Evliyâ Çelebi Seyâhatname isimli eserinde “Urfa” hazret-i Nûh tufanından sonra yapılan şehirlerden biridir. Semud kavminden Ruhâ isimli bir hükümdarın eseridir.” demektedir.
12.6.1984’te Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edilen bir kânunla Urfa ismi Şanlı Urfa olarak değiştirilmiştir.
Târihi
Peygamberler şehri diye anılan Urfa’nın 8000 yıl öncesine kadar uzanan zengin bir târihi vardır. Hatta hazret-i Âdem ile Havva’nın bir müddet Urfa’da kaldığı rivâyet edilir. Arap târihçilerine göre “Tufan”dan sonra hazret-i Nûh tarafından kurulan 18 şehirden biri de Urfa’dır. Böylece Urfa ilk yerleşim merkezlerinden biridir. Kuruluşundan bu yanaUrfa, yüzlerce efsâne ve hikâyeye konu olmuştur.
Urfa bağrında kurulan dünyânın ilk üniversitesi olarak bilinen Harran Üniversitesi ile ilk çağların kültür merkezi olmuştur. Urfa her köşesinde ve her taşın altında (târihi eser) efsâne yatan Efsâneler şehridir. Urfa Sümerler ve eski Babillilerin nüfûzu altında kalmıştır. Anadolu’da ilk siyâsî birliği kuran Hitit İmparatorluğu bu bölgeyi sınırları içine almıştır. Hititlerden sonra Âsurlular, onlardan sonra da Babilliler tekrar Urfa bölgesini ele geçirdiler. Medler Babilleri yenice bu bölge ve Bâbil topraklarını Medler ele geçirdiler. Medlerin yerine geçen Persler bu bölgedeki hâkimiyetlerini devam ettirdiler. M.Ö. 4. asırda Makedonya Kralı İskender, İran Pers Devletini yenerek ortadan kaldırınca bu bölgeyi Makedonya İmparatorluğu topraklarına katmıştır. Makedonya Kralı İskender ölünce, imparatorluk komutanları arasında paylaşıldı. Bölge, Asya İmparatorluğu Salevkosların payına düştü.
Hurrilerin yaşadıkları Murri-Mitanni Devleti bu bölgede kuruldu. Krallığın başşehri “Vaşşugar” bugün Suriye sınırı üzerinde Habur Nehri doğusunda Resûleyn kasabasıdır. M.S. 1. asırda Romalılar bölgeye erişmişlerse de Urfa şehri Roma ile Patlar ve bunların yerine geçen Sasaniler arasında mücâdele konusu oldu. Pat ve Sasaniler bölgeyi daha çok ellerinde tuttular. M.S. 395’teRoma İmparatorluğu bölününce, Fırat ve Torosların ötesi olan Doğu Anadolu bölümü bütün Anadolu gibi Doğu Roma (Bizans)nın payına düştü ve bu bölge Bizans ile İran arasında jeopolitik mücâdele konusu oldu. Bizans devrinde Urfa’ya Edessa dendi ve bu şehirde Arâmi kültürü ve Sâmiler hâkim oldu. Arâmi kralları Bizans ve İran’a harac vermek sûretiyle varlığını devam ettirdiler.
Asr-ı Saadette, hazret-i Ömer’in halifeliği zamânında Urfa, Müslümanlar tarafından fethedilerek İslâm devletine katıldı. Abbâsîler devrindeyse Urfa ve Harran, iki mühim yerleşim ve kültür merkeziydi.
1086’da Selçuklu Türkleri bölgeyi Emir Bozan Bey emrindeki Türk ordusuyla Bizans’tan alarak fethetti. Birinci Haçlı Seferinde Urfa, Lâtinlerin eline geçti. Burada bir Haçlı Devleti kuruldu. 1098-1146 arasında 48 sene içinde Fransız asıllı 4 kont, Haçlı Devletini idâre etti. Zengilerin başkumandanlığındaki Türk orduları bu kontları yenerek esir aldılar ve nihâyet Nûreddîn Zengi Urfa’yı geri alarak kontluğa (Haçlı Devletine) son verdi. Urfa topraklarında Beyteginler isimli bir Türk hanedanı 1144’ten 1233’e kadar 89 yıl beylik kurdu ve bu devlet Zengilere, Artukoğullarına, Eyyûbilere ve Anadolu Selçuklu Devletine tâbi olarak varlığını devam ettirdi.
On üçüncü asır ikinci çeyreğinden sonra İlhanlılar, Türkleşmiş İran Moğolları ve Mısır-Suriye Türk Memlûk İmparatorluğu bölgeye hâkim oldular. Akkoyunlular ve Karakoyunlular Mısır-Suriye Türk Memlûk Devletine tâbi olarak bu bölgeyi ele geçirdiler.
Yavuz Sultan Selim Han 1516’da Urfa ve civârını Osmanlı Devleti sınırları içine kattı. Urfa, Osmanlı Devrinde 8 sancaklı “Rakka” beylerbeyliğinin (eyâletinin) çok defâ merkezi oldu. Osmanlı Devrinde “Ruhâ” veya “Urfa” ismiyle anıldı. Kânûnî Sultan Süleymân Han Irakeyn Seferine giderken iki gün Urfa’da kaldı. Osmanlılar zamânında Urfa önemli bir şehir olmak sıfatını muhâfaza etti ve mühim şahsiyetler yetiştirdi. Urfalı meşhurların sonuna Ruhâvî, Rehâvî veya Urfalı lakabı eklenmiştir. Şâir Nâbi Urfalıdır.
Tanzimattan sonra Urfa, Halep vilâyetinin (eyâletinin) 5 sancağından (vilâyetinden) birine merkez oldu. Sancağın 5 kazâsı bulunuyordu. Bilâhare Halep’ten ayrılarak müstakil sancak oldu.
Birinci Dünyâ Harbinden sonra 7 Mart 1919’da İngilizler tarafından işgal edildi ve 1 Kasım 1919’da Urfa’yı Fransız işgal kuvvetlerine devrettiler. Fransızlar Urfa’da bulunan Ermeni azınlığını silahlandırarak, Ermenilere aşırı imtiyazlar tanıdılar. Türklere âit malları Ermenilere devretmeye başladılar. 29 Aralık 1919’da Urfa’ya tâyin olan hemşehrileri Jandarma Komutanı Yüzbaşı Ali Saip (Ursavaş) Beyin liderliği altında Fransızları kovmak için teşkilât kurdular. Siverek’ten Said Bey idâresinde Badıllı Aşiretiyle güneyde Aneze Aşireti Reisleri düşmanı kovmak için gönüllülerini bu teşkilâta verdiler. 15 Ocak 1920’de başlaması düşünülen savaş ikmal zorlukları ile 8/9 Şubat 1920’ye tehir edildi. Millî Kuvvetler Fransız işgal birlik komutanına ültimatom vererek yirmi dört saat içinde Urfa’yı terk etmesini istediler. Fransızlar reddedince 9 Şubatta Millî Kuvvetler Urfa’nın yarısını ele geçirdiler. Urfa köylüleriyse Suruç ve Birecik’teki Fransız birliklerini kuşattılar. 12 Şubat’ta şiddetli çarpışmalar oldu. Urfa Müdâfaası 60 gün sürdü. Fransız askerleri atlarını kesip yemeye başladılar ve cephaneleri tükendi. Paris Gazetelerinde asker âilelerinin yazdığı:
“Haçlı Seferlerinde yüzbinlerce Hıristiyana mezar olan Türk Yurdu Anadolu’ya, evlatlarımızı bile bile ölüme göndermeye râzı değiliz. Hükümet istifâ etsin!” şeklinde mektuplar çıktı. Bir Fransız teğmenin:
“Marsilya’dan ayrılıyoruz. Bile bile Türkiye’ye kendi mezbahamıza sürükleniyoruz.” şeklinde başlayan hâtıra defteri Fransız kamuoyunda tesirler meydana getirdi.
Nihâyet Fransız işgal birlikleri müzakereyi kabul etiler. Urfalıların verdiği 60 deve, 20 katır ve Türk askerinin himâyesinde gece karanlığında Urfa’yı terk ederek, Suruç’a gittiler. 11 Nisan 1920 günü duâ, tekbir, gözyaşlarıyla Urfa Kalesine Türk Bayrağı kıyâmete kadar burada kalsın duâlarıyla çekildi. Urfalılar Fransız askerleriyle kahramanca savaşarak Urfayı düşman istilâsından kurtardılar. Cumhûriyet Devrinde bütün sancaklar gibi Urfa da kendi ismini taşıyan ilin merkezi oldu.
Fizikî Yapı
Şanlıurfa ili topraklarının % 22’si dağlardan, % 62’si platolardan ve % 16’sı ovalardan ibârettir. Kuzeyden güneye doğru alçalan il toprakları genel olarak geniş düzlüklerden meydana gelir.
Dağları: Dağlar daha çok ilin kuzey kısmında bulunur. Dağların yükseklikleri azdır. Bu dağlar Güneydoğu Torosların orta kısmının güney eteklerini teşkil eder. İlin en yüksek dağı Şanlıurfa Diyarbakır sınırındaki Karacadağ’dır. Bu dağın Mirinmir Tepesi 1919 m’dir. Susuz Dağ (812 m), tektek Dağı (749 m), Germuş Dağları (800 m), Cudi Dağı (638 m) veArat Dağı (895 m) diğer dağlardır.
Platolar, yüksek ve yer yer akarsularla parçalanmış düzlüklerdir. Urfa Platosu Fırat ile Toros eteklerine kadar uzanır.
Ovaları: Ovalar ilin güneyinde yer alır. EskiMezopotamya bölgesinin kuzeyidir. Ovalar çok verimlidir. Viranşehir Ovası 1200 km2, Suruç Ovası 700 km2 ve Harran Ovası ortalama 750 metre yükseklikte ve yüzölçümü 2750 km2dir. Güney Anadolu Projesi bittiğinde sulu tarıma geçen Harran Ovası ile 12 Çukurova meydana gelecektir.
Akarsular: Şanlıurfa akarsuyu az olan bir ildir. Başlıcaları: Fırat Irmağı, Adıyaman ve Gaziantep ile olan 270 km’lik sınırı çizer. Boğaziçi köprüsünden sonra en uzun köprü olan Birecik Köprüsü (10 m genişlik 700 m uzunluk) bu ırmak üzerindedir. Habur Suyu: Karacadağ’ın eteklerinden iki kol olarak çıkar ve Fırat’ın önemli bir koludur. Ayrıca hepsi Fırat’a karışan Karakoyun Deresi, Belik Suyu, Zengeçur Çayı, Cavsak Suyu ve Culap Suyu yer alır.
Göller: Şanlıurfa ilinde büyük göller yoktur. 4 adet küçük göl vardır. Büyükgöl: Uzunluğu 400 m, genişliği 100 m, derinliği 3 m’dir. Bozova yakınındadır. Küçükgöl: Uzunluğu 250 m, genişliği 50 m, derinliği 1,5 m’dir. Bozova yakınındadır. Halilürrahman Gölü 150 m uzunluğunda 30 m genişliğindedir. Derinliği 2 m’dir. Merkez ilçededir. Gölde balık çok boldur, fakat kutsal sayıldığından yenmez. Aynızeliha Gölü: 50 m uzunluğunda 30 m genişliğindedir. Derinliği 3 m’dir. Gölde balık çoktur. Balıklar kutsal sayıldığından yenmez.
İklim ve Bitki Örtüsü
Şanlıurfa ilinde kara iklimi hüküm sürer. Yazlar uzun ve çok sıcak, kışlar çok soğuk geçer. Yaz ile kış, gece ile gündüz arasında ısı farkı fazladır. Nem oranı az olduğundan Türkiye’nin en sıcak ili olmasına rağmen, havalar boğucu değildir. Senelik yağış ortalaması 331 mm ile 473 mm arasında değişir. Senenin 25 günü sıcaklık 0°C’nin altındadır. En yüksek sıcaklık +46,5°C’dir. Senelik ısı farkı 40 derecedir. 2 Ağustos 1957’de Şanlıurfa’da sıcaklık +46,5°C’ye çıkarak, Türkiye’nin sıcaklık rekoru kırılmıştır.
Bitki örtüsü: Şanlıurfa topraklarının % 60’ı ekili ve dikili alanlardan ve % 38’i çayır ve mer’alardan ibârettir. Ormanlık ve fundalık sahası çok az olup, % 0,6’dır. İl toprakları bozkır görünümündedir. Fakat arâzi lâle, menekşe, papatya, kuzukulağı, semizotu, ebegümeci ve hardal gibi bitkilerle kaplıdır.
Ekonomi
Şanlıurfa ekonomisi geniş ölçüde tarıma dayanır. Sanâyi yeterli ölçüde gelişmemiştir. Faal nüfusun % 70’i tarımla uğraşır. Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) bittiğinde bu ilimiz Türkiye’nin tarım ambarı olacak ve tarıma dayalı sanâyiyle diğer sanâyi kolları gelişerek, sanâyi merkezi hâline gelecektir.
Tarım: Şanlıurfa ilinin hâlen ekonomisinin % 60’ı bitki üretimi ve % 40’ı hayvancılığa dayanır. Yağışı az ve sulama imkânı sınırlı olan ilde verim düşüktür. Fakat Güneydoğu Anadolu Projesi gerçekleştiğinde bu bölgenin çehresi değişecektir. Harran, Ceylânpınar ve Mardin ovalarında sulu tarıma geçilerek verim artacaktır. Ceylanpınar hâlen dünyânın sayılı çiftliklerindendir. GAP tamamlandığında da Harran Ovası bir çiftlik hâline gelecektir.
Başlıca tarım ürünleri mercimek, burçak, pamuk ve kenevirdir. Bu il Türkiye’nin mercimek ambarıdır.
Sebzecilik sulama imkânı az olduğu için gelişmemiştir. Meyvecilik önemlidir. Tektek Dağlarında yabânî fıstık ağaçları aşılanmaktadır. Antep fıstığı üretimi artmaktadır. 80 bin hektarlık bağlardan yaklaşık 100 bin ton üzüm elde edilir. Halfeti ve Birecik ilçelerinde zeytincilik yapılır. Gün geçtikçe zeytinin yerini daha kârlı olan fıstık ağaçları almaktadır.
Hayvancılık: Bitki tarımından sonra en önemli gelir kaynağı hayvancılıktır. 60 köyde hayvancılık birinci derecede gelir kaynağıdır. 375 köyde ise ikinci derecede gelir kaynağıdır. İlde sığır, koyun, kılkeçisi ve hindi beslenir. Arıcılık gelişmektedir. Urfa’nın tereyağı çok meşhurdur. Siverek’te yağcılık bir sanâyi koludur. Türkiye’nin en iyi yarış atları bu ilde yetiştirilir.
Ormancılık: İlde orman yok denecek kadar azdır. Tektek Dağlarında yabânî fıstık ormanları, Karacadağ’da yer yer meşe, iğde, palamut korulukları bulunur.
Mâdenleri: Şanlıurfa mâdencilik bakımından zengin sayılmaz. Başlıca mâdenler asfaltit, fosfor tuzu, kurşun ve mermerdir. Bu yataklar zengin sayılmaz.
Sanâyi: Şanlıurfa’da sanâyi az gelişmiştir. Fakat GAP ile kurulacak hidroelektrik santralının devreye girmesiyle sanâyinin hızla gelişerek bu ilin bir sanâyi merkezi hâline geleceği tahmin edilmektedir. Başlıca sanâyi kuruluşları: Un fabrikaları, tuğla-kiremit fabrikaları, Urfa Pamuk İpliği Sanyii A.Ş., Çimento Fabrikası, Hilvan Yem Fabrikası, Siverek Tereyağ Fabrikası, Tarım Âletleri ve Makinası Fabrikası, Et ve Balık Kurumu Et Kombinası ve Yapağı Yıkama ve Yün İpliği Fabrikası.
Ulaşım: Şanlıurfa, karayolu ağının önemli kavşaklarından biridir. Gaziantep-Şanlıurfa-Nusaybin-Cizre-Habur yoluyla ülkenin güneydoğu ve güneybatısına bağlandığı gibi Gaziantep’ten ayrılan kollarla Batı ve İç Anadolu’ya da bağlanır. Adıyaman ve Diyarbakır yönlerinden gelerek Hilvan’ın kuzeydoğusunda birleşen yol Urfa’dan geçer ve güneye, sınır kapısına inerek Suriye’ye ulaşır. Bu yol transit taşımacılık açısından çok önemlidir.
İl dâhilinde devlet yolları 510 km ve il yolları 400 km’dir. Demiryolu hattıSuriye sınırına paralel geçer. Şanlıurfa’da demiryolu ilin güneyindedir. İl dâhilinde 11 istasyon vardır.
Nüfus ve Sosyal Hayat
1990 sayımına göre toplam nüfus 1.001.455 olup, bunun 551.124’ü ilçe merkezlerinde, 450.331’i köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 18.584 km2dir.
Örf ve âdetleri: Şanlıurfa çok eski bir yerleşim merkezidir. Târih boyunca pekçok millet ve medeniyetler bu bölgeye hâkim olmuşlarsa da; 11. asırdan bu yana bu ilde Türk-İslâm kültürü hâkimdir.
Mahallî kıyâfet: Kadınlarda başlara yaşmak ve peçe giyilir. Genç kızlar al fes üzerine poşu sararlar. “Köfü” denilen gelin başlıkları altınla süslenir. Uzun etekli entâri giyilir. Kadifeden ceket dize kadar uzanır ve sırmayla işlenir. Entârilere zıbın veya fistan denir. Ceket ve yeleğin üzerine üç etek geçirilir. Bunun üstüne peştemal (önlük) bağlanır. Fistan altına şalvar; ayağa da “kaliç” denilen ayakkabı giyilir.
Erkekler, önü kapalı göğsü açık entariyle üste ceket giyerler. Kışın keçe abalar, pamukludan yapılan şalvar, tercih edilir. Yerli deriden yapılan postal giyilir. Şehirlerde mest lastikle potin ve kundura kullanılır.
Mahallî halk oyunları: Şanlıurfa efsâneler, türküler, mâniler, halk oyunları bakımından çok zengindir. Halk musikisi Güneydoğu Anadolu bölgesinin özelliğini taşır. Başlıca halk oyunları: İki ayak, üç ayak, beş ayak, Urfalı, tekir ve derik halayları, dörtlük, kılıçkalkan, isfahan, ağır hava, lorke, keriboz, kol oyunu, mimiteşi, şeyhanlı ve velyişhâne’dir.
Mahallî yemekler: Çiğ köfte, bayram köftesi, peynirli helva ve Urfa baklavası. Bunlardan en meşhuru ise çiğ köftedir.
Çiğ köfteler ne acı
Ayran bunun ilâcı
Tez yoğur gelin bacı
İster canım çiğ köfte
Çiğ köfteyi yoğuran
Bulgurunu savuran
Bol ayran, tâze soğan
İlle canım çiğ köfte
Şanlıurfa’nın yağı, bakır tepsileri, gümüş işleri, halı ve kilim işleri meşhurdur.
Eğitim: Şanlıurfa ilinde okur-yazar oranı düşük olup, % 60 civârındadır. İl dâhilinde 50 ana sınıfı (okul öncesi eğitim), 1292 ilkokul, 13 ilköğretim okulu, 7 yatılı ilköğretim bölge okulu, 20 bağımsız ortaokul, 17 genel lise, 4 Anadolu Lisesi, 6 endüstri meslek lisesi, 1 teknik lise, 4 ticâret lisesi, 5 kız meslek lisesi, 4 imam-hatip lisesi, 2 çıraklık eğitim merkezi vardır. Ayrıca yeni kurulan Harran Üniversitesine bağlı Ziraat Fakültesi, Mîmarlık ve Mühendislik Fakültesi vardır.
İlçeleri
Şanlıurfa ilinde, merkez Akçakale, Birecik, Bozova, Ceylanpınar, Halfeti, Harran, Hilvan, Siverek, Suruç ve Viranşehir olmak üzere 11 ilçe vardır.
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 372.020 olup, 276.528’i ilçe merkezinde, 95.492’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 26 Akziynet bucağına bağlı 33, Çamlıdere bucağına bağlı 32, Karahaydar bucağına bağlı 20, Payamlı bucağına bağlı 29, Yardımcı bucağına bağlı 40 köyü vardır. Yüzölçümü 3791 km2 olup, nüfus yoğunluğu 98’dir.
İlçe toprakları büyük kısmı dağlar, platolar ve engebeli alanlarla kaplıdır. Ovalar ise güney ve doğu kesiminde yer alır. En geniş ovası olan Harran Ovasını, Viranşehir Ovasından TektekDağları ayırır. İlçeye bağlı köylerin büyük kısmı bu ovada ve çevresinde kurulmuştur.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Ovalarda en fazla tahıl ve baklagil yetiştirilir. Sulanabilen kısımlarda bağcılık, meyve ve sebzecilikle zeytincilik gelişmiştir.
İlçe merkezi Nemrut Kalesinin bulunduğu tepenin eteklerinde geniş bir alanda kurulmuştur. Bâzı devletlere başşehirlik yapan şehir merkezi Yavuz Sultan Selim Han tarafından Osmanlı Devletine katılmıştır. Urfa belediyesi 1889’da kurulmuş olup, ilin en eski belediyesidir.
Akçakale: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 48.550 olup, 15.211’i ilçe merkezinde, 33.339’u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 28, Şehitnusretbey bucağına bağlı 29 köyü vardır.
İlçe topraklarının batısı dağlık olup kuzeyinde Harran Ovası, güneyinde Tektek Dağları yer alır. Düz ve geniş bir kayalık durumunda olan bu dağlarda yükseklik 600 m’yi pek geçmez. İlçenin orta kesiminde yer alan düzlük, Culap Suyu ile sulanır.
Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa ve mercimektir. Dağlık kesimlerde hayvancılık yapılır. İlçede özellikle hayvan ürünlerine dayalı el sanatları da gelişmiştir. Suriye sınırında olması sebebiyle ilçe, bölgedeki sınır ticâretinin merkezidir.
İlçe merkezi, Haydarpaşa-Bağdat demiryolu üzerinde, il merkezine 52 km mesâfededir. İlçe belediyesi 1946’da kurulmuştur.
Birecik: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 58.907 olup, 28.440’ı ilçe merkezinde, 30.467’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 27, Böğürtlen bucağına bağlı 13 köyü vardır. Yüzölçümü 852 km2 olup, nüfus yoğunluğu 69’dur.
İlçe toprakları genelde dağlıktır. Doğusunda Arat ve Babahat dağları, güneydoğusunda Beko Dağı, kuzeybatısında Kazan Dağı vardır.
Ekonomisi tarıma ve hayvancılığa dayalıdır. Yüksekliğin 1000 m’nin altında olan dağ yamaç ve eteklerinde zeytin ve fıstık yetiştirilir ve hayvan beslenir. Hayvancılığa bağlı olarak süt, yağ, peynir, yün ve yapağı üretilir. Birecik Ovasında ve diğer küçük düzlüklerde ise kenevir, pamuk, kendir gibi bitkiler yetiştirilir.
İlçe merkezi Fırat Nehri kıyısında kurulmuştur. Türkiye’nin nehir üzerinde kurulan en uzun köprüsü bu ilçededir. Birecik, Fırat üzerindeki ulaşım sebebiyle çok eski bir yerleşim merkezidir. Nehir ulaşımı, aynı zamanda ilçede tekne ve sal yapımının gelişmesine sebep olmuştur. Günümüzde nehir taşımacılığı önemini kaybetmiştir. İl merkezine 84 km uzaklıktadır. İlçede yaşayan kelaynak kuşları yabancı turistlerin büyük ilgisini çeker. Kuşlar koruma altına alınmıştır.
Bozova: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 56.812 olup, 16.745’i ilçe merkezinde, 40.067’si köylerde yaşamaktadır. Merkeze bağlı 23, Kauhavşar bucağına bağlı 12, Yaylak bucağına bağlı 40 köyü vardır. Yüzölçümü 1550 km2 olup, nüfus yoğunluğu 37’dir.
İlçe toprakları genelde engebelidir. Kuzey ve doğusu dağlık olup, güneyinde Bitik ve Macunlu Derelerinin suladığı geniş düzlük ve ovalar yer alır. Köyler daha çok bu düzlük bölgelerde toplanmıştır.
Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanır. Başlıca tarım ürünleri tahıl, kenevir ve meyvedir. Dağlık kesimlerin yamaçlarında fıstık yetiştirilir. Hayvancılık dağlık bölgelerde yapılır. En fazla koyun beslenir. İlçede süt, yağ, peynir ve yün gibi hayvanî ürünlerin üretimi çok gelişmiştir. Dokumacılık ilçenin başlıca el sanatıdır.
İlçe merkezi, Adıyaman-Urfa yolu üzerinde kurulmuştur. İl merkezine 38 km mesâfededir. Osmanlı Devleti zamânında Yaylak diye bilinirdi. Belediyesi 1926’da kurulmuş ve 1930’da ilçe merkezi olmuştur.
Ceylanpınar: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 49.555 olup, 33.238’i ilçe merkezinde, 16.317’si köylerde yaşamaktadır. Merkeze bağlı 1 köyü vardır. Yüzölçümü 2020 km2 olup, nüfus yoğunluğu 25’tir.
İlçe toprakları verimli Viranşehir Ovasında yer alır ve en önemli bölümü, Ceylanpınar Devlet Üretme Çiftliği kaplar. Bu verimli toprakları, Karacadağ eteklerinden doğan Habur Çayı sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Sulanan bölgelerde pirinçle yem bitkileri diğer bölgelerde tahıllar yetiştirilir. Devlet Üretme Çiftliğindeyse şekerpancarı, yerfıstığı, pamuk gibi bitkilerin denenmesi yapılmaktadır. Hayvancılık da ekonomide önemli yer tutar. Sığır ve koyun beslenir. Sınırda yer alması yüzünden sınır ticâreti gelişmiştir. İlçede peynir ve tereyağ fabrikası vardır.
İlçe merkezi Gaziantep-Nusaybin demiryolu üzerinde kurulmuştur. İl merkezine 142 km mesâfededir. İlçenin gelişmesinde Devlet Üretme Çiftliğinin büyük rolü vardır. Viranşehir’e bağlı bir bucakken 1981’de ilçe merkezi oldu. Ceylanpınar belediyesi 1960’ta kurulmuştur.
Halfeti: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 36.058 olup, 4128’i ilçe merkezinde, 31.930’u köylerde yaşamaktadır. Merkeze bağlı 34 köyü vardır. Yüzölçümü 646 km2 olup, nüfus yoğunluğu 56’dır.
İlçe topraklarının batısında Fırat Vâdisi, güneyindeyse Kızıldağ vardır. Yükseklik batıdan doğuya, kuzeyden güneye doğru artar. Nüfûsu daha çok Fırat Vâdisinde toplanmıştır.
Ekonomisi tarıma ve hayvancılığa dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri; tahıl, meyve, sebze, üzüm, fıstık ve zeytindir. Koyun ve kıl keçisi beslenir.
İlçe merkezi Fırat Nehrinin kıyısında kurulmuştur. İlçenin Fırat kıyısında bir feribot iskelesi vardır. İl merkezine 112 km uzaklıktadır. Küçük bir yerleşim merkezidir. İlçe belediyesi 1954’te kurulmuştur.
Harran: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 29.592 olup, 2267’si ilçe merkezinde, 27.325’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 58 köyü vardır. İlçe toprakları tamâmen ovalıktır. Ekonomisi tarıma dayalıdır. Ovada buğday, arpa ve mercimek yetiştirilir. İlçe merkezi Harran Ovasında yer alır.
Harran, târih boyunca kültür ve din merkezi olmuştur. Günümüze ulaşan târihi eserlerin çoğu İslâm eserleridir. Meşhur Harran Üniversitesinin sâdece gözetleme kulesi ayaktadır. Diğer eserler arasında CumâCâmii, Şeyh Hayat el-Harrânî Türbesi sayılabilir. Bunların büyük kısmı yıkılmıştır.
Harran ve çevresinin diğer bir özelliği de ananevî kubbeli köy evleridir. Akçakale’ye bağlı bucak merkeziyken 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu. Eski ismi Altınbaşak’tır.
Hilvan: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 35.566 olup, 14.152’si ilçe merkezinde, 21.414’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 22, Gölcük bucağına bağlı 12, Ovacık bucağına bağlı 19 köyü vardır. Yüzölçümü 1278 km2 olup, nüfus yoğunluğu 28’dir.
İlçe topraklarının batı ve kuzeybatısında Fırat Vâdisi yer alır ve Güneydoğudan batıya doğru alçalan bir plato görünümündedir. Köyler genelde Fırat’ın kolları olan akarsu boyları ile Fırat Vâdisinde toplanmıştır. Karacadağ eteklerinden kaynaklanan dereler Fırat’a karışır. Bu derelerin Fırat’a karıştıkları bölgede Hilvan Ovası yer alır.
Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanır. Başlıca tarım ürünleri arpa, buğday, üzüm, mercimek, susam ve pamuktur. Ayrıca az miktarda antepfıstığı nohut ve erik elde edilir. İlçede mer’a hayvancılığı yapılır. En çok koyun ve kılkeçisi beslenir. İlçede bir yem fabrikası ile halı ve yün ipliği fabrikaları vardır.
İlçe merkezi Diyarbakır-Urfa karayolu üzerinde yer alır. İl merkezine 54 km mesâfededir.
1820 yılında Hacı Mûsâ isimli bir şahsın aşiretiyle Haşin köyündekilerin göç ederek buraya yerleşmesiyle Karacurun adıyla kurulmuş ve diğer aşiretlerin de karışıp kaynaşmasıyla büyüyerek Hilvan ismini almıştır. Hilvan 1926’da ilçe merkezi hâline getirilerek Urfa’ya bağlanmıştır.
Siverek: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 133.832 olup, 63.049’u ilçe merkezinde, 70.783’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 10, Bucak bucağına bağlı 8, Çaylarbaşı bucağına bağlı 6, Dağlarbaşı bucağına bağlı 6, Karacadağ bucağına bağlı 15, Karakeçi bucağına bağlı 8 ve Şekerli bucağına bağlı 6 köyü vardır. Yüzölçümü 4314 km2 olup, nüfus yoğunluğu 31’dir.
Yüzölçümü bakımından Urfa’nın en büyük ilçesi olup, topraklarının kuzeybatısında Fırat Vâdisi, kuzey ve kuzeydoğusunda Ziyaret ve Gavurdağları ile Karacadağ yer alır. İlçe topraklarını Fırat’ın kolları olan Zengeçur Cem ve Hamdur çayları sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, mercimek, arpa, susam, çiğit ve pamuktur. Ayrıca az miktarda antepfıstığı, nohut, üzüm ve erik yetiştirilir. Hayvancılık ilçe ekonomisinde önemli yer tutar. Kıl keçisi ve koyun beslenir. İlçede süt ürünleri işleyen bir fabrika vardır. Kilim dokumacılığı ve keçecilik yaygın el sanatlarıdır.
İlçe merkezi Urfa-Diyarbakır karayolu üzerinde Siverek Kalesinin bulunduğu tepenin eteklerinde kurulmuştur. İlçe, Sümer, Akkat, Eti, Kamuk, Asur, Murri-Mittani, Roma,Sâsânî, Arap, Selçuklu ve Osmanlılar zamânında beylik ve hükümetlere başşehirlik yapmıştır. İl merkezine 92 km mesâfededir.
Suruç: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 80.202 olup, 39.905’i ilçe merkezinde, 40.297’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 54, Murşitpınar bucağına bağlı 18 köyü vardır. Yüzölçümü 799 km2 olup, nüfus yoğunluğu 101’dir.
İlçe topraklarını kuzey ve doğudan Babahat, Geyvecik, Cudi ve Devreş dağları çevreler. Bu dağlar arasında Suruç Ovası yer alır. Yazın kuruyan cılız akarsular varsa da sulamada önemli değildir.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, çiğit, arpa, pamuk, kenevir, kendir, mercimek ve üzümdür. Ayrıca az miktarda antepfıstığı, nohut, susam yetiştirilir. Muşritpınar bucağında bulunan sınır kapısı vâsıtasıyla sınır ticâreti ekonomide önemli yer tutar.
İlçe merkezi, Suruç Ovasının ortasında kurulmuştur. Tarım ürünlerinin pazarlandığı canlı bir ticâret merkezidir. İl merkezine 43 km mesâfededir. Suruç belediyesi 1891’de kurulmuştur.
Viranşehir: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 100.361 olup, 57.461’i ilçe merkezinde, 42.900’ü köylerde yaşamaktadır. Merkeze bağlı 39, Demirci bucağına bağlı 4 köyü vardır. Yüzölçümü 1431 km2 olup, nüfus yoğunluğu 70’tir.
İlçe toprakları dağlar ve ovalardan meydana gelir. Kuzeyinde Karacadağ, batısında Tektek Dağları yer alır. Dağlardan kaynaklanan sular. Habur Suyunun başlangıç kollarıdır. Bunların başlıcaları Büyükdere ve Arsanbaba Deresidir. Bitki örtüsü genelde steptir.
Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa ve mercimektir. Ayrıca az miktarda pamuk, çiğit, susam, üzüm ve erik yetiştirilir. Hayvancılık genelde Karacadağ eteklerinde yapılır ve en çok koyun beslenir.
İlçe merkezi Urfa-Nusaybin karayolu üzerindedir. İlçe çok eski devirlerden beri konaklama ve ticâret merkezi, aynı zamanda İpek Yolu üzerinde yer alıyordu. İl merkezine 80 km uzaklıktadır. Viranşehir belediyesi 1908’de kurulmuştur.
Târihî Eserler ve Turistik Yerleri
Peygamberler diyarı olarak adlandırılan Şanlıurfa târih hazinesiyle dolu bir ilimizdir. Târihî eserler bakımından zengin olan Şanlıurfa’da hazret-i İbrâhim, hazret-i Eyyûb ve hazret-i Şuayb’a (aleyhimüsselâm) âit izler vardır. Hazret-i Âdem ile hazret-i Havva’nın bir müddet bu şehirde yaşadığı rivâyet edilir.
Halilürrahman Câmii: (Mevlid-i Halil): Selahaddîn Eyyûbî’nin yeğeni, Melik Eşref tarafından 1211’de yaptırılmıştır. Câminin yanında medrese odaları, hazire ve türbeler vardır. Bu câmi, Şanlıurfa ve Güneydoğunun en büyük câmisidir. 500 m2 üzerinde 2 minâreli, bir büyük ve 35 küçük kubbe üzerine kurulmuştur. Selçuklu mîmârî tarzında yapılmıştır. Câminin yanında 17. asırda yapılmış bir havuz vardır. Bu havuz bir kanalla Ayn-i Zelihâ (Zelihâ Kaynağı) adı verilen 1500 m2 lik göle bağlanır. Nemrut isimli zâlim bir kral, İbrâhim aleyhisselâmı bir tepe üzerinde kurdurduğu mancınıkla muazzam bir odun yığını hazırlatıp ateşe attırır. Fakat Allahü teâlâ bu ateşi ânında berrak bir göl hâline getirir. Hazret-i İbrâhim ateşe atıldığı ve ateşin onu yakmadığı Kur’ân-ı kerîm ve hadîs-i şerîflerle sâbittir. Bu göl ve havuzda bulunan balıklar kutsal sayılır ve halk tarafından yenmez.
Ulu Câmi: Câmii Kebir Mahallesindedir. Yapım târihi kesin belli değildir. Urfa’nın en eski câmisidir. Sekiz köşeli mîmârisi ayrı bir özellik taşır. Avludaki kuyunun suyuna Îsâ aleyhisselâmın mendili batırılarak hastalara su getirildiği rivâyet edilir. Eski aslî ismi “Kızıl Kilise” olan bu yerde daha önceleri ay ve güneş tapınakları vardı. Nemrut Sarayı diye eskiden anılırdı. Taşları kızıl renktedir. Câmi avlusunun doğu köşesinde Selâhaddîn Medresesi yer alır. Câmi avlusunun batısındaki mezarlıkta Haçlılara karşı şehit düşen yedi kumandanın kabirleriyle Mevlânâ Halîd-iBağdâdî hazretlerinin mübârek oğullarına âit tek kubbeli türbe bulunmaktadır. Minârenin genişliğiyle uzunluğu eşittir. Hâlen saat kulesidir. Câminin içinde, 48, dışında 15 sütun vardır.
Rizvâniye Câmii: Balıklı Gölün yanındadır. Rakka Vâlisi, Hamârizâde Ahmed Rizvare Paşa 1736’da yaptırmıştır. 30 hücreli ve 2 dershâneli medresesi vardır. Bağdat’tan kütüphânesine iki katır yükü yazma kitap getirilmiş olduğu söylenir.
Hasan Paşa Câmii (Tokdemir Câmii): Gölbaşı MahallesiyleAharbaşı Çarşısı arasındadır. Tek kubleli kısmını Tokdemir adlı bir Türk beyi, yanındaki ana kısmı ise 1499’da Uzun Hasan adına Şeyh Yâkup yaptırmıştır. Bu câmiye sonradan üç kubbeli Hasan Paşa Câmii eklenmiştir. Dikdörtgen avlunun doğusunda bulunduğu tahmin edilen medrese günümüze ulaşmamıştır. Yavuz Sultan Selim Han devrinde tâmir ettirilmiştir. Daha sonraki tâmirlerle de orijinalliğini kaybetmiştir.
Ak Câmi (Nîmetullah Câmii): Nîmetullah Mahallesinde olup, yapım târihi kesin olarak belli değildir. Plânı Edirne’de bulunan üç şerefeli câmiye benzemektedir. Minâresi Urfa’daki minârelerin en uzunudur. Avluda mesire odaları ve türbeler vardır.
Hazret-i Eyyûb Mağarası: Eyyûb aleyhisselâmın çile çektiği mağaradır. İl merkezinin 2 km güneyinde yer alır. Dar ve karanlık bir mağara olup, 4 basamakla inilir.
Dergah (Nakşın) Mağarası: Urfa Kalesinin eteklerindedir. İbrâhim aleyhisselâmın doğduğu mağara olarak bilinir. En çok ziyâret edilen yerlerdendir. Mağaranın yanındaki kuyudan çıkan suya zemzem denilir. Suyun tadı zemzeme benzemektedir. Bu bölgede yedi mağara vardır. Bir mağarada da İbrâhim aleyhisselâmın annesinin yattığı söylenir.
Hazret-i Şuayb Mağarası: Târihî Şuayb şehrindedir. Bu şehir kalıntısı Şanlıurfa’ya 120 km uzaklıktadır. Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesinde “Devr-i Mesih” denilen yere (kiliseye) seyâhatı esnâsında hazret-i Îsâ’nın geldiğini ifâde eder. Havariler burada İncil’i hazin sesle okudukları için buraya “ruhâvî” denir.
Hayat bin Kays Harrâni Türbesi: Harran ilçesindedir. Büyük veli, âlim Hayat bin Kays el-Harrânî hazretleri medfundur. Ziyâret mahallidir.
Urfa Kalesi: Şehir yakınında Dambak Tepesindedir. M.Ö. 2000 yılında yapıltığı tahmin edilmektedir. Haçlı Seferleri sırasında önemli rol oynamıştır. Osmanlılar zamânında tâmir ettirilen kale, iç ve dış olmak üzere iki bölümden meydana gelmiştir. Dış kale dört kapılıdır. İç kale 25 burçlu ve tek kapılıdır. Kale üstünde bulunan iki taş sütunun İbrâhim aleyhisselâmın ateşe atılmasında Mancınık olarak kullanıldığı söylenir. Kalenin arkasındaki mahalleye Kırk Mağara ismi verilir. Her evin bir mağarası vardır. Şehrin etrâfını çevreleyen surların Harran Kapısı, Bey Kapısına âit Mahmudoğlu Kulesiyle bâzı duvar ve burç kalıntıları günümüze kadar gelebilmiştir.
Birecik Kalesi: Birecik ilçesindedir. Kale 1900’de Haçlı ordusu tarafından işgal edildiyse de, şehir merkezi Türklerin elinde kaldı. Kale 56 m yüksekliğindedir.
Harran Şehir Harâbeleri: Şanlıurfa’nın 44 km güneyindedir. Mezopotamya’daki çeşitli medeniyetlerin izlerini taşır. Hitit, Roma ve Türk devirlerine âit çok değerli târihi eserler ve belgeler bulunmaktadır. Dünyânın ilk üniversitesi kabul edilen Harran İslâm Üniversitesinin kalıntıları buradadır. 75 m yükseklikte olduğu sanılan “Rasat Kulesi”nin hâlâ ayakta kalan 40 m’lik bölümü ilgi çekmektedir. Harran İslâm Üniversitesi Urfa ile Akçakale arasındadır. Harran Ovası milletlerarası ölçülere göre dünyânın üçüncü ve Türkiye’nin birinci ve en verimli arâzisidir. Güney Anadolu Projesiyle bu ova sulu tarıma geçerek Türkiye’de tarım üretiminde büyük bir patlama olacaktır.
Târihçi Batlemyus’a göre, Harran’ı Sümerler M.Ö. 6000 senesinde kurmuşlardır. Harran yol mânâsına gelir. 1185’te Endülüslü Muhammed el Cübeyr Harran’ı gezdiğinde 2 üniversite, 2 hastâne, düzgün, geniş caddeler, güzel evlerden bahseder. Sâbit bin Kurra ile El Battânî Harran Üniversitesinden yetişmiştir. M.Ö. 3000 senesinden M.S. 1260’ta Moğolların şehri yıkmasına kadar medeniyetlerin beşiği olan Harran’ın sırları hâlâ çözülememiştir. İncelemeler devam etmektedir.
Târihte ilk astronomi çalışmalarının başladığı yer olduğu sanılan Harran’da, kazı çalışmalarını 1952’de İngiliz Arkeolog S.Rice başlatmıştır. Bu kazılarda Bâbil Kralı Nabonid’in mezartaşı bulunmuş olup, Şanlıurfa Müzesindedir. Külâh (arı kovanı) biçimli kerpiç yapı dünyâda sâdece bu bölgede bulunmaktadır. Harran elips biçiminde 5 m yükseklikte ve 4 km uzunluğunda bir duvarla çevrilidir. Kale duvarlarının Anadolu, Aslanlı, Bağdat, Musul, Rakka ve Halep kapıları vardır.
Selçukluların kurduğu, Moğolların yıktığı üniversiteyi Yavuz Sultan Selim Han yeniden inşâ ettirmiştir.
Sumatar: Şuayip şehrine giden yol üzerinde bulunan bu eski şehir harâbeleri Asurlulardan kalmadır. Hazret-i Şuayb’in mağarası da buradadır. Fırfırlı Kilisesi; çok eski bir kilisedir. Simetrik bir yapıdır.
Nemrud Tahtı: Urfa’nın güneybatısındaki dağ silsilesi içinde sarp ve yüksek bir tepenin zirvesindeki düz kayalığa bu ad verilmiştir. Düzlüğün gerisinde kayalara oyulmuş odunluklar bulunur.
Mesire Yerleri: Urfa’da tabiî bitki örtüsü zayıf olduğundan fazla mesire yeri yoktur. Başlıca mesire yerleri şunlardır:
Aynızeliha Gölü: İl merkezinde olup, gölün etrafı kavak, söğüt, dut, nar ve incir ağaçlarıyla kaplıdır. Gölde yaşayan balıklar kutsal sayıldığından yenmez. Burası Urfa’nın önemli mesire yerlerindendir.
Halilürrahman Gölü: İl merkezinde olup, gölün etrafı söğüt ve çınar ağaçlarıyla kaplıdır. Göldeki balıklar kutsal sayıldığından yenmez. Turizm açısından önemli olduğundan çevresinde çeşitli tesisler yapılmıştır.
Karaköprü: İl merkezine 5 km mesâfede, Karaköprü Köyünün yamaçlarında güzel bir mesire yeridir. Çevresi söğüt, kavak, nar ve dut ağaçlarıyla kaplıdır. Çok güzel soğuk su kaynağı da vardır.
Direkli: İl merkezinin kuzeybatısındaki Direkli Deresi çevresi ağaçlarla kaplı bir dinlenme yeridir. Bu bölgede ayrıca büyük bir yeraltı suyu vardır. Su çok tatlı olup, şifâlı olduğu söylenir.
Kaynak
Rehber Ansiklopedisi
ŞANLIURFA
Yüzölçümü : 18.584 km2
Nüfûsu : 1.001.455
İlçeleri : Merkez, Akçakale, Birecik, Bozova, Ceylanpınar, Halfeti, Harran, Hilvan, Siverek, Suruç, Viranşehir.
Güneydoğu Anadolu bölgesinin Orta Fırat bölümünde yer alan ilimiz. İl toprakları 36° 40’ ve 38° 02’ kuzey enlemleriyle 37° 50’ ve 40° 12’ doğu boylamları arasında kalır. İl; doğudan Mardin, kuzeydoğudan Diyarbakır, kuzeyden Adıyaman, doğudan Gaziantep illeri, güneyden ise Suriye sınırıyla çevrilidir. Trafik numarası 63’tür. Peygamberler şehri, peygamberler diyârı olarak tanınan ve ilk çağların kültür merkezi olan Urfa, târihî bir şehirdir.
İsminin Menşei
Kuvvetli rivâyetlere göre, Nûh aleyhisselâm tufanından sonra bu şehri Semûd kavminin meşhur hükümdarı Ruhha kurmuş ve şehre bunun adına izafeden Rehha denmiştir.Türkler bu bölgeyi fethedince şehre “Uruha” demişlerdir. Zamanla bu kelime Urfa şekline dönüşmüştür. Eski Târih ve dînî kitaplarda ve bu arada İncil’de geçen Ur şehrinin Urfa olduğu söylenir. Ur, eski Altay Türk dilinde etrafı hendekle çevrili şehir, demektir. 1649 Kasımında Urfa’ya gelen Evliyâ Çelebi Seyâhatname isimli eserinde “Urfa” hazret-i Nûh tufanından sonra yapılan şehirlerden biridir. Semud kavminden Ruhâ isimli bir hükümdarın eseridir.” demektedir.
12.6.1984’te Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edilen bir kânunla Urfa ismi Şanlı Urfa olarak değiştirilmiştir.
Târihi
Peygamberler şehri diye anılan Urfa’nın 8000 yıl öncesine kadar uzanan zengin bir târihi vardır. Hatta hazret-i Âdem ile Havva’nın bir müddet Urfa’da kaldığı rivâyet edilir. Arap târihçilerine göre “Tufan”dan sonra hazret-i Nûh tarafından kurulan 18 şehirden biri de Urfa’dır. Böylece Urfa ilk yerleşim merkezlerinden biridir. Kuruluşundan bu yanaUrfa, yüzlerce efsâne ve hikâyeye konu olmuştur.
Urfa bağrında kurulan dünyânın ilk üniversitesi olarak bilinen Harran Üniversitesi ile ilk çağların kültür merkezi olmuştur. Urfa her köşesinde ve her taşın altında (târihi eser) efsâne yatan Efsâneler şehridir. Urfa Sümerler ve eski Babillilerin nüfûzu altında kalmıştır. Anadolu’da ilk siyâsî birliği kuran Hitit İmparatorluğu bu bölgeyi sınırları içine almıştır. Hititlerden sonra Âsurlular, onlardan sonra da Babilliler tekrar Urfa bölgesini ele geçirdiler. Medler Babilleri yenice bu bölge ve Bâbil topraklarını Medler ele geçirdiler. Medlerin yerine geçen Persler bu bölgedeki hâkimiyetlerini devam ettirdiler. M.Ö. 4. asırda Makedonya Kralı İskender, İran Pers Devletini yenerek ortadan kaldırınca bu bölgeyi Makedonya İmparatorluğu topraklarına katmıştır. Makedonya Kralı İskender ölünce, imparatorluk komutanları arasında paylaşıldı. Bölge, Asya İmparatorluğu Salevkosların payına düştü.
Hurrilerin yaşadıkları Murri-Mitanni Devleti bu bölgede kuruldu. Krallığın başşehri “Vaşşugar” bugün Suriye sınırı üzerinde Habur Nehri doğusunda Resûleyn kasabasıdır. M.S. 1. asırda Romalılar bölgeye erişmişlerse de Urfa şehri Roma ile Patlar ve bunların yerine geçen Sasaniler arasında mücâdele konusu oldu. Pat ve Sasaniler bölgeyi daha çok ellerinde tuttular. M.S. 395’teRoma İmparatorluğu bölününce, Fırat ve Torosların ötesi olan Doğu Anadolu bölümü bütün Anadolu gibi Doğu Roma (Bizans)nın payına düştü ve bu bölge Bizans ile İran arasında jeopolitik mücâdele konusu oldu. Bizans devrinde Urfa’ya Edessa dendi ve bu şehirde Arâmi kültürü ve Sâmiler hâkim oldu. Arâmi kralları Bizans ve İran’a harac vermek sûretiyle varlığını devam ettirdiler.
Asr-ı Saadette, hazret-i Ömer’in halifeliği zamânında Urfa, Müslümanlar tarafından fethedilerek İslâm devletine katıldı. Abbâsîler devrindeyse Urfa ve Harran, iki mühim yerleşim ve kültür merkeziydi.
1086’da Selçuklu Türkleri bölgeyi Emir Bozan Bey emrindeki Türk ordusuyla Bizans’tan alarak fethetti. Birinci Haçlı Seferinde Urfa, Lâtinlerin eline geçti. Burada bir Haçlı Devleti kuruldu. 1098-1146 arasında 48 sene içinde Fransız asıllı 4 kont, Haçlı Devletini idâre etti. Zengilerin başkumandanlığındaki Türk orduları bu kontları yenerek esir aldılar ve nihâyet Nûreddîn Zengi Urfa’yı geri alarak kontluğa (Haçlı Devletine) son verdi. Urfa topraklarında Beyteginler isimli bir Türk hanedanı 1144’ten 1233’e kadar 89 yıl beylik kurdu ve bu devlet Zengilere, Artukoğullarına, Eyyûbilere ve Anadolu Selçuklu Devletine tâbi olarak varlığını devam ettirdi.
On üçüncü asır ikinci çeyreğinden sonra İlhanlılar, Türkleşmiş İran Moğolları ve Mısır-Suriye Türk Memlûk İmparatorluğu bölgeye hâkim oldular. Akkoyunlular ve Karakoyunlular Mısır-Suriye Türk Memlûk Devletine tâbi olarak bu bölgeyi ele geçirdiler.
Yavuz Sultan Selim Han 1516’da Urfa ve civârını Osmanlı Devleti sınırları içine kattı. Urfa, Osmanlı Devrinde 8 sancaklı “Rakka” beylerbeyliğinin (eyâletinin) çok defâ merkezi oldu. Osmanlı Devrinde “Ruhâ” veya “Urfa” ismiyle anıldı. Kânûnî Sultan Süleymân Han Irakeyn Seferine giderken iki gün Urfa’da kaldı. Osmanlılar zamânında Urfa önemli bir şehir olmak sıfatını muhâfaza etti ve mühim şahsiyetler yetiştirdi. Urfalı meşhurların sonuna Ruhâvî, Rehâvî veya Urfalı lakabı eklenmiştir. Şâir Nâbi Urfalıdır.
Tanzimattan sonra Urfa, Halep vilâyetinin (eyâletinin) 5 sancağından (vilâyetinden) birine merkez oldu. Sancağın 5 kazâsı bulunuyordu. Bilâhare Halep’ten ayrılarak müstakil sancak oldu.
Birinci Dünyâ Harbinden sonra 7 Mart 1919’da İngilizler tarafından işgal edildi ve 1 Kasım 1919’da Urfa’yı Fransız işgal kuvvetlerine devrettiler. Fransızlar Urfa’da bulunan Ermeni azınlığını silahlandırarak, Ermenilere aşırı imtiyazlar tanıdılar. Türklere âit malları Ermenilere devretmeye başladılar. 29 Aralık 1919’da Urfa’ya tâyin olan hemşehrileri Jandarma Komutanı Yüzbaşı Ali Saip (Ursavaş) Beyin liderliği altında Fransızları kovmak için teşkilât kurdular. Siverek’ten Said Bey idâresinde Badıllı Aşiretiyle güneyde Aneze Aşireti Reisleri düşmanı kovmak için gönüllülerini bu teşkilâta verdiler. 15 Ocak 1920’de başlaması düşünülen savaş ikmal zorlukları ile 8/9 Şubat 1920’ye tehir edildi. Millî Kuvvetler Fransız işgal birlik komutanına ültimatom vererek yirmi dört saat içinde Urfa’yı terk etmesini istediler. Fransızlar reddedince 9 Şubatta Millî Kuvvetler Urfa’nın yarısını ele geçirdiler. Urfa köylüleriyse Suruç ve Birecik’teki Fransız birliklerini kuşattılar. 12 Şubat’ta şiddetli çarpışmalar oldu. Urfa Müdâfaası 60 gün sürdü. Fransız askerleri atlarını kesip yemeye başladılar ve cephaneleri tükendi. Paris Gazetelerinde asker âilelerinin yazdığı:
“Haçlı Seferlerinde yüzbinlerce Hıristiyana mezar olan Türk Yurdu Anadolu’ya, evlatlarımızı bile bile ölüme göndermeye râzı değiliz. Hükümet istifâ etsin!” şeklinde mektuplar çıktı. Bir Fransız teğmenin:
“Marsilya’dan ayrılıyoruz. Bile bile Türkiye’ye kendi mezbahamıza sürükleniyoruz.” şeklinde başlayan hâtıra defteri Fransız kamuoyunda tesirler meydana getirdi.
Nihâyet Fransız işgal birlikleri müzakereyi kabul etiler. Urfalıların verdiği 60 deve, 20 katır ve Türk askerinin himâyesinde gece karanlığında Urfa’yı terk ederek, Suruç’a gittiler. 11 Nisan 1920 günü duâ, tekbir, gözyaşlarıyla Urfa Kalesine Türk Bayrağı kıyâmete kadar burada kalsın duâlarıyla çekildi. Urfalılar Fransız askerleriyle kahramanca savaşarak Urfayı düşman istilâsından kurtardılar. Cumhûriyet Devrinde bütün sancaklar gibi Urfa da kendi ismini taşıyan ilin merkezi oldu.
Fizikî Yapı
Şanlıurfa ili topraklarının % 22’si dağlardan, % 62’si platolardan ve % 16’sı ovalardan ibârettir. Kuzeyden güneye doğru alçalan il toprakları genel olarak geniş düzlüklerden meydana gelir.
Dağları: Dağlar daha çok ilin kuzey kısmında bulunur. Dağların yükseklikleri azdır. Bu dağlar Güneydoğu Torosların orta kısmının güney eteklerini teşkil eder. İlin en yüksek dağı Şanlıurfa Diyarbakır sınırındaki Karacadağ’dır. Bu dağın Mirinmir Tepesi 1919 m’dir. Susuz Dağ (812 m), tektek Dağı (749 m), Germuş Dağları (800 m), Cudi Dağı (638 m) veArat Dağı (895 m) diğer dağlardır.
Platolar, yüksek ve yer yer akarsularla parçalanmış düzlüklerdir. Urfa Platosu Fırat ile Toros eteklerine kadar uzanır.
Ovaları: Ovalar ilin güneyinde yer alır. EskiMezopotamya bölgesinin kuzeyidir. Ovalar çok verimlidir. Viranşehir Ovası 1200 km2, Suruç Ovası 700 km2 ve Harran Ovası ortalama 750 metre yükseklikte ve yüzölçümü 2750 km2dir. Güney Anadolu Projesi bittiğinde sulu tarıma geçen Harran Ovası ile 12 Çukurova meydana gelecektir.
Akarsular: Şanlıurfa akarsuyu az olan bir ildir. Başlıcaları: Fırat Irmağı, Adıyaman ve Gaziantep ile olan 270 km’lik sınırı çizer. Boğaziçi köprüsünden sonra en uzun köprü olan Birecik Köprüsü (10 m genişlik 700 m uzunluk) bu ırmak üzerindedir. Habur Suyu: Karacadağ’ın eteklerinden iki kol olarak çıkar ve Fırat’ın önemli bir koludur. Ayrıca hepsi Fırat’a karışan Karakoyun Deresi, Belik Suyu, Zengeçur Çayı, Cavsak Suyu ve Culap Suyu yer alır.
Göller: Şanlıurfa ilinde büyük göller yoktur. 4 adet küçük göl vardır. Büyükgöl: Uzunluğu 400 m, genişliği 100 m, derinliği 3 m’dir. Bozova yakınındadır. Küçükgöl: Uzunluğu 250 m, genişliği 50 m, derinliği 1,5 m’dir. Bozova yakınındadır. Halilürrahman Gölü 150 m uzunluğunda 30 m genişliğindedir. Derinliği 2 m’dir. Merkez ilçededir. Gölde balık çok boldur, fakat kutsal sayıldığından yenmez. Aynızeliha Gölü: 50 m uzunluğunda 30 m genişliğindedir. Derinliği 3 m’dir. Gölde balık çoktur. Balıklar kutsal sayıldığından yenmez.
İklim ve Bitki Örtüsü
Şanlıurfa ilinde kara iklimi hüküm sürer. Yazlar uzun ve çok sıcak, kışlar çok soğuk geçer. Yaz ile kış, gece ile gündüz arasında ısı farkı fazladır. Nem oranı az olduğundan Türkiye’nin en sıcak ili olmasına rağmen, havalar boğucu değildir. Senelik yağış ortalaması 331 mm ile 473 mm arasında değişir. Senenin 25 günü sıcaklık 0°C’nin altındadır. En yüksek sıcaklık +46,5°C’dir. Senelik ısı farkı 40 derecedir. 2 Ağustos 1957’de Şanlıurfa’da sıcaklık +46,5°C’ye çıkarak, Türkiye’nin sıcaklık rekoru kırılmıştır.
Bitki örtüsü: Şanlıurfa topraklarının % 60’ı ekili ve dikili alanlardan ve % 38’i çayır ve mer’alardan ibârettir. Ormanlık ve fundalık sahası çok az olup, % 0,6’dır. İl toprakları bozkır görünümündedir. Fakat arâzi lâle, menekşe, papatya, kuzukulağı, semizotu, ebegümeci ve hardal gibi bitkilerle kaplıdır.
Ekonomi
Şanlıurfa ekonomisi geniş ölçüde tarıma dayanır. Sanâyi yeterli ölçüde gelişmemiştir. Faal nüfusun % 70’i tarımla uğraşır. Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) bittiğinde bu ilimiz Türkiye’nin tarım ambarı olacak ve tarıma dayalı sanâyiyle diğer sanâyi kolları gelişerek, sanâyi merkezi hâline gelecektir.
Tarım: Şanlıurfa ilinin hâlen ekonomisinin % 60’ı bitki üretimi ve % 40’ı hayvancılığa dayanır. Yağışı az ve sulama imkânı sınırlı olan ilde verim düşüktür. Fakat Güneydoğu Anadolu Projesi gerçekleştiğinde bu bölgenin çehresi değişecektir. Harran, Ceylânpınar ve Mardin ovalarında sulu tarıma geçilerek verim artacaktır. Ceylanpınar hâlen dünyânın sayılı çiftliklerindendir. GAP tamamlandığında da Harran Ovası bir çiftlik hâline gelecektir.
Başlıca tarım ürünleri mercimek, burçak, pamuk ve kenevirdir. Bu il Türkiye’nin mercimek ambarıdır.
Sebzecilik sulama imkânı az olduğu için gelişmemiştir. Meyvecilik önemlidir. Tektek Dağlarında yabânî fıstık ağaçları aşılanmaktadır. Antep fıstığı üretimi artmaktadır. 80 bin hektarlık bağlardan yaklaşık 100 bin ton üzüm elde edilir. Halfeti ve Birecik ilçelerinde zeytincilik yapılır. Gün geçtikçe zeytinin yerini daha kârlı olan fıstık ağaçları almaktadır.
Hayvancılık: Bitki tarımından sonra en önemli gelir kaynağı hayvancılıktır. 60 köyde hayvancılık birinci derecede gelir kaynağıdır. 375 köyde ise ikinci derecede gelir kaynağıdır. İlde sığır, koyun, kılkeçisi ve hindi beslenir. Arıcılık gelişmektedir. Urfa’nın tereyağı çok meşhurdur. Siverek’te yağcılık bir sanâyi koludur. Türkiye’nin en iyi yarış atları bu ilde yetiştirilir.
Ormancılık: İlde orman yok denecek kadar azdır. Tektek Dağlarında yabânî fıstık ormanları, Karacadağ’da yer yer meşe, iğde, palamut korulukları bulunur.
Mâdenleri: Şanlıurfa mâdencilik bakımından zengin sayılmaz. Başlıca mâdenler asfaltit, fosfor tuzu, kurşun ve mermerdir. Bu yataklar zengin sayılmaz.
Sanâyi: Şanlıurfa’da sanâyi az gelişmiştir. Fakat GAP ile kurulacak hidroelektrik santralının devreye girmesiyle sanâyinin hızla gelişerek bu ilin bir sanâyi merkezi hâline geleceği tahmin edilmektedir. Başlıca sanâyi kuruluşları: Un fabrikaları, tuğla-kiremit fabrikaları, Urfa Pamuk İpliği Sanyii A.Ş., Çimento Fabrikası, Hilvan Yem Fabrikası, Siverek Tereyağ Fabrikası, Tarım Âletleri ve Makinası Fabrikası, Et ve Balık Kurumu Et Kombinası ve Yapağı Yıkama ve Yün İpliği Fabrikası.
Ulaşım: Şanlıurfa, karayolu ağının önemli kavşaklarından biridir. Gaziantep-Şanlıurfa-Nusaybin-Cizre-Habur yoluyla ülkenin güneydoğu ve güneybatısına bağlandığı gibi Gaziantep’ten ayrılan kollarla Batı ve İç Anadolu’ya da bağlanır. Adıyaman ve Diyarbakır yönlerinden gelerek Hilvan’ın kuzeydoğusunda birleşen yol Urfa’dan geçer ve güneye, sınır kapısına inerek Suriye’ye ulaşır. Bu yol transit taşımacılık açısından çok önemlidir.
İl dâhilinde devlet yolları 510 km ve il yolları 400 km’dir. Demiryolu hattıSuriye sınırına paralel geçer. Şanlıurfa’da demiryolu ilin güneyindedir. İl dâhilinde 11 istasyon vardır.
Nüfus ve Sosyal Hayat
1990 sayımına göre toplam nüfus 1.001.455 olup, bunun 551.124’ü ilçe merkezlerinde, 450.331’i köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 18.584 km2dir.
Örf ve âdetleri: Şanlıurfa çok eski bir yerleşim merkezidir. Târih boyunca pekçok millet ve medeniyetler bu bölgeye hâkim olmuşlarsa da; 11. asırdan bu yana bu ilde Türk-İslâm kültürü hâkimdir.
Mahallî kıyâfet: Kadınlarda başlara yaşmak ve peçe giyilir. Genç kızlar al fes üzerine poşu sararlar. “Köfü” denilen gelin başlıkları altınla süslenir. Uzun etekli entâri giyilir. Kadifeden ceket dize kadar uzanır ve sırmayla işlenir. Entârilere zıbın veya fistan denir. Ceket ve yeleğin üzerine üç etek geçirilir. Bunun üstüne peştemal (önlük) bağlanır. Fistan altına şalvar; ayağa da “kaliç” denilen ayakkabı giyilir.
Erkekler, önü kapalı göğsü açık entariyle üste ceket giyerler. Kışın keçe abalar, pamukludan yapılan şalvar, tercih edilir. Yerli deriden yapılan postal giyilir. Şehirlerde mest lastikle potin ve kundura kullanılır.
Mahallî halk oyunları: Şanlıurfa efsâneler, türküler, mâniler, halk oyunları bakımından çok zengindir. Halk musikisi Güneydoğu Anadolu bölgesinin özelliğini taşır. Başlıca halk oyunları: İki ayak, üç ayak, beş ayak, Urfalı, tekir ve derik halayları, dörtlük, kılıçkalkan, isfahan, ağır hava, lorke, keriboz, kol oyunu, mimiteşi, şeyhanlı ve velyişhâne’dir.
Mahallî yemekler: Çiğ köfte, bayram köftesi, peynirli helva ve Urfa baklavası. Bunlardan en meşhuru ise çiğ köftedir.
Çiğ köfteler ne acı
Ayran bunun ilâcı
Tez yoğur gelin bacı
İster canım çiğ köfte
Çiğ köfteyi yoğuran
Bulgurunu savuran
Bol ayran, tâze soğan
İlle canım çiğ köfte
Şanlıurfa’nın yağı, bakır tepsileri, gümüş işleri, halı ve kilim işleri meşhurdur.
Eğitim: Şanlıurfa ilinde okur-yazar oranı düşük olup, % 60 civârındadır. İl dâhilinde 50 ana sınıfı (okul öncesi eğitim), 1292 ilkokul, 13 ilköğretim okulu, 7 yatılı ilköğretim bölge okulu, 20 bağımsız ortaokul, 17 genel lise, 4 Anadolu Lisesi, 6 endüstri meslek lisesi, 1 teknik lise, 4 ticâret lisesi, 5 kız meslek lisesi, 4 imam-hatip lisesi, 2 çıraklık eğitim merkezi vardır. Ayrıca yeni kurulan Harran Üniversitesine bağlı Ziraat Fakültesi, Mîmarlık ve Mühendislik Fakültesi vardır.
İlçeleri
Şanlıurfa ilinde, merkez Akçakale, Birecik, Bozova, Ceylanpınar, Halfeti, Harran, Hilvan, Siverek, Suruç ve Viranşehir olmak üzere 11 ilçe vardır.
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 372.020 olup, 276.528’i ilçe merkezinde, 95.492’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 26 Akziynet bucağına bağlı 33, Çamlıdere bucağına bağlı 32, Karahaydar bucağına bağlı 20, Payamlı bucağına bağlı 29, Yardımcı bucağına bağlı 40 köyü vardır. Yüzölçümü 3791 km2 olup, nüfus yoğunluğu 98’dir.
İlçe toprakları büyük kısmı dağlar, platolar ve engebeli alanlarla kaplıdır. Ovalar ise güney ve doğu kesiminde yer alır. En geniş ovası olan Harran Ovasını, Viranşehir Ovasından TektekDağları ayırır. İlçeye bağlı köylerin büyük kısmı bu ovada ve çevresinde kurulmuştur.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Ovalarda en fazla tahıl ve baklagil yetiştirilir. Sulanabilen kısımlarda bağcılık, meyve ve sebzecilikle zeytincilik gelişmiştir.
İlçe merkezi Nemrut Kalesinin bulunduğu tepenin eteklerinde geniş bir alanda kurulmuştur. Bâzı devletlere başşehirlik yapan şehir merkezi Yavuz Sultan Selim Han tarafından Osmanlı Devletine katılmıştır. Urfa belediyesi 1889’da kurulmuş olup, ilin en eski belediyesidir.
Akçakale: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 48.550 olup, 15.211’i ilçe merkezinde, 33.339’u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 28, Şehitnusretbey bucağına bağlı 29 köyü vardır.
İlçe topraklarının batısı dağlık olup kuzeyinde Harran Ovası, güneyinde Tektek Dağları yer alır. Düz ve geniş bir kayalık durumunda olan bu dağlarda yükseklik 600 m’yi pek geçmez. İlçenin orta kesiminde yer alan düzlük, Culap Suyu ile sulanır.
Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa ve mercimektir. Dağlık kesimlerde hayvancılık yapılır. İlçede özellikle hayvan ürünlerine dayalı el sanatları da gelişmiştir. Suriye sınırında olması sebebiyle ilçe, bölgedeki sınır ticâretinin merkezidir.
İlçe merkezi, Haydarpaşa-Bağdat demiryolu üzerinde, il merkezine 52 km mesâfededir. İlçe belediyesi 1946’da kurulmuştur.
Birecik: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 58.907 olup, 28.440’ı ilçe merkezinde, 30.467’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 27, Böğürtlen bucağına bağlı 13 köyü vardır. Yüzölçümü 852 km2 olup, nüfus yoğunluğu 69’dur.
İlçe toprakları genelde dağlıktır. Doğusunda Arat ve Babahat dağları, güneydoğusunda Beko Dağı, kuzeybatısında Kazan Dağı vardır.
Ekonomisi tarıma ve hayvancılığa dayalıdır. Yüksekliğin 1000 m’nin altında olan dağ yamaç ve eteklerinde zeytin ve fıstık yetiştirilir ve hayvan beslenir. Hayvancılığa bağlı olarak süt, yağ, peynir, yün ve yapağı üretilir. Birecik Ovasında ve diğer küçük düzlüklerde ise kenevir, pamuk, kendir gibi bitkiler yetiştirilir.
İlçe merkezi Fırat Nehri kıyısında kurulmuştur. Türkiye’nin nehir üzerinde kurulan en uzun köprüsü bu ilçededir. Birecik, Fırat üzerindeki ulaşım sebebiyle çok eski bir yerleşim merkezidir. Nehir ulaşımı, aynı zamanda ilçede tekne ve sal yapımının gelişmesine sebep olmuştur. Günümüzde nehir taşımacılığı önemini kaybetmiştir. İl merkezine 84 km uzaklıktadır. İlçede yaşayan kelaynak kuşları yabancı turistlerin büyük ilgisini çeker. Kuşlar koruma altına alınmıştır.
Bozova: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 56.812 olup, 16.745’i ilçe merkezinde, 40.067’si köylerde yaşamaktadır. Merkeze bağlı 23, Kauhavşar bucağına bağlı 12, Yaylak bucağına bağlı 40 köyü vardır. Yüzölçümü 1550 km2 olup, nüfus yoğunluğu 37’dir.
İlçe toprakları genelde engebelidir. Kuzey ve doğusu dağlık olup, güneyinde Bitik ve Macunlu Derelerinin suladığı geniş düzlük ve ovalar yer alır. Köyler daha çok bu düzlük bölgelerde toplanmıştır.
Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanır. Başlıca tarım ürünleri tahıl, kenevir ve meyvedir. Dağlık kesimlerin yamaçlarında fıstık yetiştirilir. Hayvancılık dağlık bölgelerde yapılır. En fazla koyun beslenir. İlçede süt, yağ, peynir ve yün gibi hayvanî ürünlerin üretimi çok gelişmiştir. Dokumacılık ilçenin başlıca el sanatıdır.
İlçe merkezi, Adıyaman-Urfa yolu üzerinde kurulmuştur. İl merkezine 38 km mesâfededir. Osmanlı Devleti zamânında Yaylak diye bilinirdi. Belediyesi 1926’da kurulmuş ve 1930’da ilçe merkezi olmuştur.
Ceylanpınar: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 49.555 olup, 33.238’i ilçe merkezinde, 16.317’si köylerde yaşamaktadır. Merkeze bağlı 1 köyü vardır. Yüzölçümü 2020 km2 olup, nüfus yoğunluğu 25’tir.
İlçe toprakları verimli Viranşehir Ovasında yer alır ve en önemli bölümü, Ceylanpınar Devlet Üretme Çiftliği kaplar. Bu verimli toprakları, Karacadağ eteklerinden doğan Habur Çayı sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Sulanan bölgelerde pirinçle yem bitkileri diğer bölgelerde tahıllar yetiştirilir. Devlet Üretme Çiftliğindeyse şekerpancarı, yerfıstığı, pamuk gibi bitkilerin denenmesi yapılmaktadır. Hayvancılık da ekonomide önemli yer tutar. Sığır ve koyun beslenir. Sınırda yer alması yüzünden sınır ticâreti gelişmiştir. İlçede peynir ve tereyağ fabrikası vardır.
İlçe merkezi Gaziantep-Nusaybin demiryolu üzerinde kurulmuştur. İl merkezine 142 km mesâfededir. İlçenin gelişmesinde Devlet Üretme Çiftliğinin büyük rolü vardır. Viranşehir’e bağlı bir bucakken 1981’de ilçe merkezi oldu. Ceylanpınar belediyesi 1960’ta kurulmuştur.
Halfeti: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 36.058 olup, 4128’i ilçe merkezinde, 31.930’u köylerde yaşamaktadır. Merkeze bağlı 34 köyü vardır. Yüzölçümü 646 km2 olup, nüfus yoğunluğu 56’dır.
İlçe topraklarının batısında Fırat Vâdisi, güneyindeyse Kızıldağ vardır. Yükseklik batıdan doğuya, kuzeyden güneye doğru artar. Nüfûsu daha çok Fırat Vâdisinde toplanmıştır.
Ekonomisi tarıma ve hayvancılığa dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri; tahıl, meyve, sebze, üzüm, fıstık ve zeytindir. Koyun ve kıl keçisi beslenir.
İlçe merkezi Fırat Nehrinin kıyısında kurulmuştur. İlçenin Fırat kıyısında bir feribot iskelesi vardır. İl merkezine 112 km uzaklıktadır. Küçük bir yerleşim merkezidir. İlçe belediyesi 1954’te kurulmuştur.
Harran: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 29.592 olup, 2267’si ilçe merkezinde, 27.325’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 58 köyü vardır. İlçe toprakları tamâmen ovalıktır. Ekonomisi tarıma dayalıdır. Ovada buğday, arpa ve mercimek yetiştirilir. İlçe merkezi Harran Ovasında yer alır.
Harran, târih boyunca kültür ve din merkezi olmuştur. Günümüze ulaşan târihi eserlerin çoğu İslâm eserleridir. Meşhur Harran Üniversitesinin sâdece gözetleme kulesi ayaktadır. Diğer eserler arasında CumâCâmii, Şeyh Hayat el-Harrânî Türbesi sayılabilir. Bunların büyük kısmı yıkılmıştır.
Harran ve çevresinin diğer bir özelliği de ananevî kubbeli köy evleridir. Akçakale’ye bağlı bucak merkeziyken 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu. Eski ismi Altınbaşak’tır.
Hilvan: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 35.566 olup, 14.152’si ilçe merkezinde, 21.414’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 22, Gölcük bucağına bağlı 12, Ovacık bucağına bağlı 19 köyü vardır. Yüzölçümü 1278 km2 olup, nüfus yoğunluğu 28’dir.
İlçe topraklarının batı ve kuzeybatısında Fırat Vâdisi yer alır ve Güneydoğudan batıya doğru alçalan bir plato görünümündedir. Köyler genelde Fırat’ın kolları olan akarsu boyları ile Fırat Vâdisinde toplanmıştır. Karacadağ eteklerinden kaynaklanan dereler Fırat’a karışır. Bu derelerin Fırat’a karıştıkları bölgede Hilvan Ovası yer alır.
Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanır. Başlıca tarım ürünleri arpa, buğday, üzüm, mercimek, susam ve pamuktur. Ayrıca az miktarda antepfıstığı nohut ve erik elde edilir. İlçede mer’a hayvancılığı yapılır. En çok koyun ve kılkeçisi beslenir. İlçede bir yem fabrikası ile halı ve yün ipliği fabrikaları vardır.
İlçe merkezi Diyarbakır-Urfa karayolu üzerinde yer alır. İl merkezine 54 km mesâfededir.
1820 yılında Hacı Mûsâ isimli bir şahsın aşiretiyle Haşin köyündekilerin göç ederek buraya yerleşmesiyle Karacurun adıyla kurulmuş ve diğer aşiretlerin de karışıp kaynaşmasıyla büyüyerek Hilvan ismini almıştır. Hilvan 1926’da ilçe merkezi hâline getirilerek Urfa’ya bağlanmıştır.
Siverek: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 133.832 olup, 63.049’u ilçe merkezinde, 70.783’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 10, Bucak bucağına bağlı 8, Çaylarbaşı bucağına bağlı 6, Dağlarbaşı bucağına bağlı 6, Karacadağ bucağına bağlı 15, Karakeçi bucağına bağlı 8 ve Şekerli bucağına bağlı 6 köyü vardır. Yüzölçümü 4314 km2 olup, nüfus yoğunluğu 31’dir.
Yüzölçümü bakımından Urfa’nın en büyük ilçesi olup, topraklarının kuzeybatısında Fırat Vâdisi, kuzey ve kuzeydoğusunda Ziyaret ve Gavurdağları ile Karacadağ yer alır. İlçe topraklarını Fırat’ın kolları olan Zengeçur Cem ve Hamdur çayları sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, mercimek, arpa, susam, çiğit ve pamuktur. Ayrıca az miktarda antepfıstığı, nohut, üzüm ve erik yetiştirilir. Hayvancılık ilçe ekonomisinde önemli yer tutar. Kıl keçisi ve koyun beslenir. İlçede süt ürünleri işleyen bir fabrika vardır. Kilim dokumacılığı ve keçecilik yaygın el sanatlarıdır.
İlçe merkezi Urfa-Diyarbakır karayolu üzerinde Siverek Kalesinin bulunduğu tepenin eteklerinde kurulmuştur. İlçe, Sümer, Akkat, Eti, Kamuk, Asur, Murri-Mittani, Roma,Sâsânî, Arap, Selçuklu ve Osmanlılar zamânında beylik ve hükümetlere başşehirlik yapmıştır. İl merkezine 92 km mesâfededir.
Suruç: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 80.202 olup, 39.905’i ilçe merkezinde, 40.297’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 54, Murşitpınar bucağına bağlı 18 köyü vardır. Yüzölçümü 799 km2 olup, nüfus yoğunluğu 101’dir.
İlçe topraklarını kuzey ve doğudan Babahat, Geyvecik, Cudi ve Devreş dağları çevreler. Bu dağlar arasında Suruç Ovası yer alır. Yazın kuruyan cılız akarsular varsa da sulamada önemli değildir.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, çiğit, arpa, pamuk, kenevir, kendir, mercimek ve üzümdür. Ayrıca az miktarda antepfıstığı, nohut, susam yetiştirilir. Muşritpınar bucağında bulunan sınır kapısı vâsıtasıyla sınır ticâreti ekonomide önemli yer tutar.
İlçe merkezi, Suruç Ovasının ortasında kurulmuştur. Tarım ürünlerinin pazarlandığı canlı bir ticâret merkezidir. İl merkezine 43 km mesâfededir. Suruç belediyesi 1891’de kurulmuştur.
Viranşehir: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 100.361 olup, 57.461’i ilçe merkezinde, 42.900’ü köylerde yaşamaktadır. Merkeze bağlı 39, Demirci bucağına bağlı 4 köyü vardır. Yüzölçümü 1431 km2 olup, nüfus yoğunluğu 70’tir.
İlçe toprakları dağlar ve ovalardan meydana gelir. Kuzeyinde Karacadağ, batısında Tektek Dağları yer alır. Dağlardan kaynaklanan sular. Habur Suyunun başlangıç kollarıdır. Bunların başlıcaları Büyükdere ve Arsanbaba Deresidir. Bitki örtüsü genelde steptir.
Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa ve mercimektir. Ayrıca az miktarda pamuk, çiğit, susam, üzüm ve erik yetiştirilir. Hayvancılık genelde Karacadağ eteklerinde yapılır ve en çok koyun beslenir.
İlçe merkezi Urfa-Nusaybin karayolu üzerindedir. İlçe çok eski devirlerden beri konaklama ve ticâret merkezi, aynı zamanda İpek Yolu üzerinde yer alıyordu. İl merkezine 80 km uzaklıktadır. Viranşehir belediyesi 1908’de kurulmuştur.
Târihî Eserler ve Turistik Yerleri
Peygamberler diyarı olarak adlandırılan Şanlıurfa târih hazinesiyle dolu bir ilimizdir. Târihî eserler bakımından zengin olan Şanlıurfa’da hazret-i İbrâhim, hazret-i Eyyûb ve hazret-i Şuayb’a (aleyhimüsselâm) âit izler vardır. Hazret-i Âdem ile hazret-i Havva’nın bir müddet bu şehirde yaşadığı rivâyet edilir.
Halilürrahman Câmii: (Mevlid-i Halil): Selahaddîn Eyyûbî’nin yeğeni, Melik Eşref tarafından 1211’de yaptırılmıştır. Câminin yanında medrese odaları, hazire ve türbeler vardır. Bu câmi, Şanlıurfa ve Güneydoğunun en büyük câmisidir. 500 m2 üzerinde 2 minâreli, bir büyük ve 35 küçük kubbe üzerine kurulmuştur. Selçuklu mîmârî tarzında yapılmıştır. Câminin yanında 17. asırda yapılmış bir havuz vardır. Bu havuz bir kanalla Ayn-i Zelihâ (Zelihâ Kaynağı) adı verilen 1500 m2 lik göle bağlanır. Nemrut isimli zâlim bir kral, İbrâhim aleyhisselâmı bir tepe üzerinde kurdurduğu mancınıkla muazzam bir odun yığını hazırlatıp ateşe attırır. Fakat Allahü teâlâ bu ateşi ânında berrak bir göl hâline getirir. Hazret-i İbrâhim ateşe atıldığı ve ateşin onu yakmadığı Kur’ân-ı kerîm ve hadîs-i şerîflerle sâbittir. Bu göl ve havuzda bulunan balıklar kutsal sayılır ve halk tarafından yenmez.
Ulu Câmi: Câmii Kebir Mahallesindedir. Yapım târihi kesin belli değildir. Urfa’nın en eski câmisidir. Sekiz köşeli mîmârisi ayrı bir özellik taşır. Avludaki kuyunun suyuna Îsâ aleyhisselâmın mendili batırılarak hastalara su getirildiği rivâyet edilir. Eski aslî ismi “Kızıl Kilise” olan bu yerde daha önceleri ay ve güneş tapınakları vardı. Nemrut Sarayı diye eskiden anılırdı. Taşları kızıl renktedir. Câmi avlusunun doğu köşesinde Selâhaddîn Medresesi yer alır. Câmi avlusunun batısındaki mezarlıkta Haçlılara karşı şehit düşen yedi kumandanın kabirleriyle Mevlânâ Halîd-iBağdâdî hazretlerinin mübârek oğullarına âit tek kubbeli türbe bulunmaktadır. Minârenin genişliğiyle uzunluğu eşittir. Hâlen saat kulesidir. Câminin içinde, 48, dışında 15 sütun vardır.
Rizvâniye Câmii: Balıklı Gölün yanındadır. Rakka Vâlisi, Hamârizâde Ahmed Rizvare Paşa 1736’da yaptırmıştır. 30 hücreli ve 2 dershâneli medresesi vardır. Bağdat’tan kütüphânesine iki katır yükü yazma kitap getirilmiş olduğu söylenir.
Hasan Paşa Câmii (Tokdemir Câmii): Gölbaşı MahallesiyleAharbaşı Çarşısı arasındadır. Tek kubleli kısmını Tokdemir adlı bir Türk beyi, yanındaki ana kısmı ise 1499’da Uzun Hasan adına Şeyh Yâkup yaptırmıştır. Bu câmiye sonradan üç kubbeli Hasan Paşa Câmii eklenmiştir. Dikdörtgen avlunun doğusunda bulunduğu tahmin edilen medrese günümüze ulaşmamıştır. Yavuz Sultan Selim Han devrinde tâmir ettirilmiştir. Daha sonraki tâmirlerle de orijinalliğini kaybetmiştir.
Ak Câmi (Nîmetullah Câmii): Nîmetullah Mahallesinde olup, yapım târihi kesin olarak belli değildir. Plânı Edirne’de bulunan üç şerefeli câmiye benzemektedir. Minâresi Urfa’daki minârelerin en uzunudur. Avluda mesire odaları ve türbeler vardır.
Hazret-i Eyyûb Mağarası: Eyyûb aleyhisselâmın çile çektiği mağaradır. İl merkezinin 2 km güneyinde yer alır. Dar ve karanlık bir mağara olup, 4 basamakla inilir.
Dergah (Nakşın) Mağarası: Urfa Kalesinin eteklerindedir. İbrâhim aleyhisselâmın doğduğu mağara olarak bilinir. En çok ziyâret edilen yerlerdendir. Mağaranın yanındaki kuyudan çıkan suya zemzem denilir. Suyun tadı zemzeme benzemektedir. Bu bölgede yedi mağara vardır. Bir mağarada da İbrâhim aleyhisselâmın annesinin yattığı söylenir.
Hazret-i Şuayb Mağarası: Târihî Şuayb şehrindedir. Bu şehir kalıntısı Şanlıurfa’ya 120 km uzaklıktadır. Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesinde “Devr-i Mesih” denilen yere (kiliseye) seyâhatı esnâsında hazret-i Îsâ’nın geldiğini ifâde eder. Havariler burada İncil’i hazin sesle okudukları için buraya “ruhâvî” denir.
Hayat bin Kays Harrâni Türbesi: Harran ilçesindedir. Büyük veli, âlim Hayat bin Kays el-Harrânî hazretleri medfundur. Ziyâret mahallidir.
Urfa Kalesi: Şehir yakınında Dambak Tepesindedir. M.Ö. 2000 yılında yapıltığı tahmin edilmektedir. Haçlı Seferleri sırasında önemli rol oynamıştır. Osmanlılar zamânında tâmir ettirilen kale, iç ve dış olmak üzere iki bölümden meydana gelmiştir. Dış kale dört kapılıdır. İç kale 25 burçlu ve tek kapılıdır. Kale üstünde bulunan iki taş sütunun İbrâhim aleyhisselâmın ateşe atılmasında Mancınık olarak kullanıldığı söylenir. Kalenin arkasındaki mahalleye Kırk Mağara ismi verilir. Her evin bir mağarası vardır. Şehrin etrâfını çevreleyen surların Harran Kapısı, Bey Kapısına âit Mahmudoğlu Kulesiyle bâzı duvar ve burç kalıntıları günümüze kadar gelebilmiştir.
Birecik Kalesi: Birecik ilçesindedir. Kale 1900’de Haçlı ordusu tarafından işgal edildiyse de, şehir merkezi Türklerin elinde kaldı. Kale 56 m yüksekliğindedir.
Harran Şehir Harâbeleri: Şanlıurfa’nın 44 km güneyindedir. Mezopotamya’daki çeşitli medeniyetlerin izlerini taşır. Hitit, Roma ve Türk devirlerine âit çok değerli târihi eserler ve belgeler bulunmaktadır. Dünyânın ilk üniversitesi kabul edilen Harran İslâm Üniversitesinin kalıntıları buradadır. 75 m yükseklikte olduğu sanılan “Rasat Kulesi”nin hâlâ ayakta kalan 40 m’lik bölümü ilgi çekmektedir. Harran İslâm Üniversitesi Urfa ile Akçakale arasındadır. Harran Ovası milletlerarası ölçülere göre dünyânın üçüncü ve Türkiye’nin birinci ve en verimli arâzisidir. Güney Anadolu Projesiyle bu ova sulu tarıma geçerek Türkiye’de tarım üretiminde büyük bir patlama olacaktır.
Târihçi Batlemyus’a göre, Harran’ı Sümerler M.Ö. 6000 senesinde kurmuşlardır. Harran yol mânâsına gelir. 1185’te Endülüslü Muhammed el Cübeyr Harran’ı gezdiğinde 2 üniversite, 2 hastâne, düzgün, geniş caddeler, güzel evlerden bahseder. Sâbit bin Kurra ile El Battânî Harran Üniversitesinden yetişmiştir. M.Ö. 3000 senesinden M.S. 1260’ta Moğolların şehri yıkmasına kadar medeniyetlerin beşiği olan Harran’ın sırları hâlâ çözülememiştir. İncelemeler devam etmektedir.
Târihte ilk astronomi çalışmalarının başladığı yer olduğu sanılan Harran’da, kazı çalışmalarını 1952’de İngiliz Arkeolog S.Rice başlatmıştır. Bu kazılarda Bâbil Kralı Nabonid’in mezartaşı bulunmuş olup, Şanlıurfa Müzesindedir. Külâh (arı kovanı) biçimli kerpiç yapı dünyâda sâdece bu bölgede bulunmaktadır. Harran elips biçiminde 5 m yükseklikte ve 4 km uzunluğunda bir duvarla çevrilidir. Kale duvarlarının Anadolu, Aslanlı, Bağdat, Musul, Rakka ve Halep kapıları vardır.
Selçukluların kurduğu, Moğolların yıktığı üniversiteyi Yavuz Sultan Selim Han yeniden inşâ ettirmiştir.
Sumatar: Şuayip şehrine giden yol üzerinde bulunan bu eski şehir harâbeleri Asurlulardan kalmadır. Hazret-i Şuayb’in mağarası da buradadır. Fırfırlı Kilisesi; çok eski bir kilisedir. Simetrik bir yapıdır.
Nemrud Tahtı: Urfa’nın güneybatısındaki dağ silsilesi içinde sarp ve yüksek bir tepenin zirvesindeki düz kayalığa bu ad verilmiştir. Düzlüğün gerisinde kayalara oyulmuş odunluklar bulunur.
Mesire Yerleri: Urfa’da tabiî bitki örtüsü zayıf olduğundan fazla mesire yeri yoktur. Başlıca mesire yerleri şunlardır:
Aynızeliha Gölü: İl merkezinde olup, gölün etrafı kavak, söğüt, dut, nar ve incir ağaçlarıyla kaplıdır. Gölde yaşayan balıklar kutsal sayıldığından yenmez. Burası Urfa’nın önemli mesire yerlerindendir.
Halilürrahman Gölü: İl merkezinde olup, gölün etrafı söğüt ve çınar ağaçlarıyla kaplıdır. Göldeki balıklar kutsal sayıldığından yenmez. Turizm açısından önemli olduğundan çevresinde çeşitli tesisler yapılmıştır.
Karaköprü: İl merkezine 5 km mesâfede, Karaköprü Köyünün yamaçlarında güzel bir mesire yeridir. Çevresi söğüt, kavak, nar ve dut ağaçlarıyla kaplıdır. Çok güzel soğuk su kaynağı da vardır.
Direkli: İl merkezinin kuzeybatısındaki Direkli Deresi çevresi ağaçlarla kaplı bir dinlenme yeridir. Bu bölgede ayrıca büyük bir yeraltı suyu vardır. Su çok tatlı olup, şifâlı olduğu söylenir.
Kaynak
Rehber Ansiklopedisi
Siirt Hakkında Bilgiler
SİİRT
İlin Kimliği
Yüzölçümü : 5406 km2
Nüfûsu : 243.435
İlçeleri : Merkez, Aydınlar, Baykan, Eruh, Kurtalan, Pervari, Şirvan.
Güneydoğu Anadolu bölgesinde yer alan bir ilimiz. İl toprakları; 38°15’ ve 37°45’ kuzey enlemleriyle 42°54’ ve 41°32’ doğu boylamları arasında yer alır. Doğudan Van, kuzeyden Bitlis, batıdan Batman güneyden Şırnak illeriyle çevrilidir. Trafik numarası 56’dır.
İsminin Menşei
Siirt adının Sâmi dilinden geldiği öne sürülmektedir. Bâzı kaynaklarda bu adın Keldâni dilinde şehir anlamına gelen Keert (Kaa’rat) kelimesinden kaynaklandığı yazılıdır. Bu ad, isim kaynaklarında Esart, Sairt, Siirt, Siird gibi çeşitli şekillerde kullanılmıştır. Süryâniler şehre Se’erd (yöreyle ilgili söyleniş biçimiyle Sert) demişlerdir. On dokuzuncu asırda Sert, Seerd, Sart, Sairt olarak kullanılmış, günümüzde de Siirt şekliyle kabul edilmiştir.
Şimdiki Siirt, eski Siirt’in üstündeki sırtlarda kurulmuş olduğundan “Sırt” kelimesi mevkiyle kelime ilgisi bakımından daha uygun görülmektedir.
Târihi
Siirt’in bulunduğu bölge, Anadolu’da ilk siyâsî birliği kuran Hititlerin sınırları dışında kaldı. Bilâhare kısa bir müddet, Hititlerin eline geçti. M.Ö. 2000 senelerinde Sâmiler, Bâbil ve Asur imparatorlukları, bu topraklara hâkim oldular. Kısa bir müddet Hurri Mitanni Krallığının hâkimiyetinde kalan daha sonraUrartu Krallığına geçen bu topraklara, bir süre sonra yeniden Asurlular hâkim oldu. M.Ö. 7. asırda Medlerin, M.Ö. 6. asırda Perslerin hâkimiyeti altında kaldı. M.Ö. 4. asırda Makedonya Kralı İskender Persleri yenerek, Anadolu ve İran’ı Makedonya Devletine kattı. Makedonya Kralı İskender’in ölümüyle imparatorluk, İskender’in komutanları arasında taksim edilince, bu topraklar Selevkoslar Devletinin payına düştü.
Perslerin devamı olan Partlar, bu toprakları Selevkoslardan aldı. Partlara bağlı ve İran asıllı Ermeni isimli derebeyleri zaman zaman hâkimiyetlerini bu bölgeye kadar uzattılar.
M.S. 1 ve 2. asırda, Roma İmparatorluğu ile Partlar arasında, bu bölge için çatışmalar oldu ve Partlar bu bölge üzerindeki hâkimiyetlerini devam ettirdiler. M.S. 3. asırda Sâsâniler bölgeye hâkim oldular. M.S. 395 senesinde Roma İmparatorluğu ikiye bölününce, Anadolu-Doğu Roma (Bizans)nın payına düştü. Bizans, bu bölgeyi almak için Sâsânilerle harp ettiyse de, bölge Sâsânîlerin elinde kaldı. Yedinci asırda, hazret-i Ömer (radıyallahü anh) devrinde İslâm Orduları, İran’ı fethederek, İran (Sâsânî) İmparatorluğunu ortadan kaldırınca bu bölge İslâm Devletinin El-Cezire Eyâletine bağlandı. Daha sonra Siirt, Emevîler ve onların yerine, 750 senesinde geçen Abbâsîlerin hâkimiyetinde yaşadı. Abbâsî Devletinin zayıfladığı zaman Diyarbekir’de kurulan Âmidler bu bölgeye hâkim oldu. Abbâsîlere ismen tâbi olarak saltanat sürdüler.
M.S. 10 ve 11. asırlarda, Bizans orduları bu bölgeyi tekrar ele geçirmek için Müslümanlara taarruz ettiler. Müslümanlar arasındaki iç savaşı Bizanslılar fırsat bildiler. 1071 Malazgirt Zaferinden sonra Siirt’i ellerinde bulunduran Âmid’deki Müslüman beyler, Selçuklulara tâbi oldu ve daha sonra, tamâmen Selçuklu Devletine katıldılar. Bu bölge Anadolu Selçuklularından çok, Büyük Selçuklu Devletinin ve ona bağlı Türk Atabeglerinin hâkîmiyetinde kaldı. Selçuklulara bağlı Artuklu Beyliği zamânında, bölgeye yerleştirilen Türkmen Aşiretleri, bölgenin Türkleşmesinde mühim rol oynadı.
Selçuklu Devletinin zayıflaması ve yıkılması ile bu bölge Moğollar ve onların yerini alan Türkleşmiş Moğollar (İlhanlılar)ın hâkimiyetine geçti.
1344’te İlhanlı Hakanlığı dağılınca, bölge, Türkleşmiş Moğol olan Celâyirlilerin hâkimiyeti altına girdi. Daha sonra birbirini tâkip eden Tîmûr, Karakoyunlular, Akkoyunlular ve Safevîler olmak üzere dört Türk devletinin eline geçti. Yavuz Sultan Selim Han, 1514 Çaldıran Zaferinden sonra, Siirt’i Osmanlı Devletine kattı.
Osmanlı Devletinde Siirt, Diyâr-ı Bekr Beylerbeyliğinin (Eyâletinin) 24 sancağından (vilâyetinden) birine merkez oldu. Tanzimattan sonra, Bitlis vilâyetine bağlandı. Onun 4 sancağından biri oldu.
Cumhûriyet Devrinde, sancaklara (mutasarrıflıklara) vilâyet (il) denince, Siirt il oldu. Cumhûriyet devrinde, demiryolu ve petrol Siirt’in kalkınmasında önemli rol oynadı.
Fizikî Yapı
Siirt il topraklarının % 77’si dağlardan ve % 23’ü platolardan meydana gelir. Ovalar, batı ve güneybatıda yer alır. En yüksek ve sarp yerler ise doğu ve kuzeydedir.
Dağlar, ovalar ve akarsuları: İlin kuzey ve doğu kısmını kaplayan dağlar, Güneydoğu Toroslarıdır. Bunlar Muş Güneyi Dağları ve Siirt Doğusu Dağları olarak ifâde edilir.
Başlıca dağları şunlardır: Yalnızca Dağı (Nar Tepe 2838 m), Şeyh Ömer Dağı (1409 m), Yassı Dağ (2280 m), Meydan Süleyman Tepe (2444 m), Doğruyol Dağı (2741 m), Kapılı Dağı (2631 m), Kuran Dağı (2350 m).
Siirt ilinde, plato ve yaylalar geniş bir yer kaplar. Akarsular boyunca uzanan vâdiler genişleyip, ova hâlini almıştır. BotanÇayı, Van’dan Siirt’e girer. Doğudan batıya akar. Siirt şehrinden geçerken güneye yönelir ve Dicle Nehrine katılır. Garzan ve Kızılsu Çayları ileBehrancı Deresi Dicle’nin küçük kollarıdır. Siirt ilinde önemli göller yoktur.
İklim ve Bitki Örtüsü
İklim: Siirt ilinde kara iklimi hüküm sürer. Yazlar sıcak ve kurak, kışlar soğuk ve yağışlı geçer. İlin kuzey ve doğusu kışın daha soğuk ve yazın daha serin olur. Senelik yağış ortalaması 757 mm’dir.
Bitki Örtüsü: Orman varlığı yönünden Siirt, memleketimizin en fakir illerinden biridir. Dağlık kısımların bâzı bölümlerinde, cılız çalı ve meşe topluluklarına rastlanır. İlin tabiî bitki örtüsü genelde bozkır bitkilerinden meydana gelir.
Ekonomi
Faal nüfûsun % 65’i tarım ve hayvancılıkla uğraşır.
Tarım: Tarla tarımı önemlidir. Başlıca tarım ürünleri, buğday, arpa, pirinç, nohut, mercimek, tütün ve soğandır.
Meyvecilik de oldukça ileridir. Türkiye’de yetişen narın beşte biri Siirt’te yetişir. Yaklaşık 8-10 bin tondur. Ayrıca ceviz, antepfıstığı, üzüm, zerdali ve bâdem bol miktarda yetişir.
Hayvancılık: Önemli bir geçim kaynağıdır. Siirt yaylaları hayvancılığa çok elverişlidir. Sığır, koyun, kıl keçisi, tiftik keçisi beslenir. Ayrıca arıcılık da yaygın olarak yapılır. Pervari balı Türkiye çapında meşhurdur.
Mâdenleri: Siirt tuz bakımından da çok zengindir. Kaynak olarak çıkan tuzlu suyun buharlaştırılması ile elde edilir. Çay, Şirvan, Melefan, Sadak, Serkol, Sulha, Ziriki ve Kozluk tuzlaları başlıca tuz çıkarılan yerlerdir. Senede 5 bin tona yakın tuz elde edilir. Bakır ve krom yatakları henüz işletilememektedir. İl sınırları içinde bulunan bâzı kuyulardan çıkarılan petrol, Batman’daki rafineride işlenir.
Sanâyi: İlde sanâyi gelişmemiştir. Başlıca sanâyi tesisleri arasında Siirt Yem Fabrikası, Un Fabrikası, Meyan Balı Fabrikası, tuğla ve kiremit fabrikaları ve teneke fabrikası yer alır. Ayrıca çok sayıda dokuma tezgâhlarında, tiftik ipliğiyle Siirt battaniyeleri dokunur. Eğlence köyünde, petrol sondajı esnâsında çıkan 80°C’lik sıcak su “jeotermal” imkânı henüz değerlendirilememiştir. Seracılıkta bu imkân kullanılabildiğinde verim çok artacaktır.
Ulaşım: Siirt’e kara ve demiryolu ile ulaşılır. Demiryolu hattı Diyarbakır’dan sonra, Siirt’in Kurtalan ilçesine uğrar. İl dâhilinde demiryolu uzunluğu 83 km’dir. Diyarbakır-Siirt-Bitlis karayolu Siirt’ten geçer. Elazığ-Bingöl-Muş yolu Bitlis’te 6 numaralı devlet yolu ile birleşir.
Siirt il sınırları içinde devlet yollarının uzunluğu 352 km, il yollarının uzunluğu 559 km’dir.
Nüfus ve Sosyal Hayat
Nüfus: 1990 sayımına göre toplam nüfus 243.435 olup, 110.139’u ilçe merkezinde, 133.296’sı köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 5406 km2 olup, nüfus yoğunluğu 45’tir.
Örf ve âdetleri: Siirt bölgesinde, târih boyunca çeşitli milletler ve kültürler gelip geçmiştir. 1071 Malazgirt Zaferinden sonra buraya hâkim olan Artuklular, göçebe Türkleri yerleştirerek bu bölgeyi Türkleştirmişlerdir. Diğer kültür ve milletlerin izleri kaybolmuş ve bölge Türk-İslâm kültürüyle yoğrulmuştur. Türk aşiretlerinin örf, âdet ve gelenekleri birçok yerde hâlen devam etmektedir.
Halk oyunları: Başlıca mahallî oyunlar Temirağa, Kartal Oyunu, Kara Kıştani, Govent, Girani, Botani, Mirani, Roşkani, Cacani ve Soro oyunlarıdır. Ayak tipi oyunlar hâkimdir.
Mahallî kıyâfet: Kadın giyiminde gençlerde peçe, yaşlılarda çarşaf, parlak renkli ipekli entariler, dağ köylerinde beyaz renkli elbiseler giyilir. Entariler yandan yırtmaçlı olup, önü bele tutturulup, önlük veya peştamel gibi kullanılır. Bâzı yerlerde beli ince, eteği bol büzgülü fistan, bunun üzerine pul işlemeli yelek ve bol şalvar giyilir. Ayaklara renkli yün çorap, çarık, iskarpin ve lastik ayakkabı giyilir.
Mahallî erkek giyimi “şal-şepik”tir: Tiftikten dokunan bol pantolon, kol ağızları yırtmaçlı yakasız cekettir.
Siirt’in şalı, battaniyesi, keçesi ve yün çorapları meşhurdur.
Mahallî yemekleri: Siirt köftesi, büryan, varak kek, aside, imcerket perde pilavı, ayranlı yarma, rayoşu meketip ve humbardır.
Eğitim: Okur-yazar nisbeti % 50’nin altında olup, okur-yazar oranı en düşük illler arasındadır. 347 ilkokul, 26 ortaokul ve 13 lise ve meslekî lise vardır. Diyarbakır Dicle Üniversitesine bağlı 2 yıllık Eğitim Enstitüsü açılmıştır.
El sanatlarından dokumacılık gelişmiştir. Dokumanın ham maddesi yün ve tiftiktir. Yün daha çok çorap örmede, keçe yapımında, tiftik ise battaniye, şal ve heybe dokumacılığında kullanılır. Tiftiğin iplik hâline getirilmesi kadınlarca, dokunması da erkeklerce yapılır. Battaniyelerde tabiî renkli tiftik kullanılmaktadır. Kök boyalarla boyanan iplerle yöreye has motiflerle dokunan Jirkan kilimi çok meşhurdur.
İlçeleri
Siirt’in biri merkez olmak üzere yedi ilçesi vardır.
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 82.075 olup, 68.320’si ilçe merkezinde, 13.755’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 32 köyü vardır. İlçe toprakları orta yükseklikte, engebeli arâziden meydana gelmiştir. Kuzeyini Güneydoğu Torosların uzantıları engebelendirir. Başlıca akarsuları Botan Çayı ve Reşan Suyudur.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri üzüm, buğday, fıstık, meyan köküdür. Un, yem, süt fabrikaları başlıca sanâyi kuruluşlarıdır. İlçe merkezi, BotanÇayı ile Reşan Suyu arasındaki yedi tepenin eteklerinde kurulmuştur. Denizden yüksekliği 930 metredir. Bitlis-Şırnak karayolu ilçeden geçer. İlçe belediyesi 1876’da kurulmuştur.
Aydınlar: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 5203 olup, 2789’u ilçe merkezinde, 2414’ü köylerde yaşamaktadır. İlçe toprakları orta yükseklikte engebeli arâziden meydana gelir. Güneydoğu Torosların uzantıları topraklarını engebelendirir. Başlıca akarsuyu Botan Çayıdır. Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. İlçe merkezi tepelik bir alanda kurulmuştur. Eski ismi Tillo’dur. Merkez ilçeye bağlı bucakken, 16 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu. Belediyesi 1958’de kurulmuştur. İl merkezine 9 km uzaklıktadır.
Baykan: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 27.387 olup, 5169’u ilçe merkezinde, 22.218’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 18, Dilektepe bucağına bağlı 9 köyü vardır. Yüzölçümü 594 km2 olup, nüfus yoğunluğu 46’dır. İlçe toprakları yüksek plato görünümündedir. Kuzeyinde Muş Güneyi Dağları, doğusunda ve kuzeydoğusunda Kavuşşahap Dağları yer alır. Plato, Bitlis Çayı ve kolları tarafından derin şekilde parçalanmıştır. Bitlis Çayı ve kollarının kenarlarındaki düzlüklerde tarım yapılır.
Ekonomisi tarıma ve hayvancılığa dayalıdır. Bağcılık gelişmiştir. Hayvancılık yaygın olarak yapılır. Yaylacılık metoduyla küçükbaş hayvan beslenir. İlçedeki Sulha Tuzlası tekel tarafından işletilmektedir. İlçe topraklarında bakır ve krom yatakları vardır. Ormancılık gelişmiştir. İlçe merkezi Bitlis Çayı Vâdisinde kurulmuştur. Bitlis-Diyarbakır karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 47 km mesâfededir. 1938’de ilçe olan Baykan’ın belediyesi aynı sene kurulmuştur.
Eruh: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 28.726 olup, 5929’u ilçe merkezinde, 22.797’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 31, Bağgöze bucağına bağlı 30 köyü vardır. İlçe toprakları dağlık ve engebeli bir arâziden meydana gelir. Kuzeyinde Yalnızca Dağı, güneyinde Küpeli Dağı ve Yassı Dağ yer alır. Başlıca önemli akarsuyu Dicle’dir. Dağlar, Dicle Nehrine karışan küçük akarsular tarafından parçalanmıştır.
Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. En çok koyun ve kıl keçisi beslenir. Hayvancılık, yaylacılık metoduyla yapılır. Hayvanlardan elde edilen yün, kıl ve tiftikten Siirt battaniyesi ve çadır dokunur. İklim şartları tarımı büyük ölçüde kısıtlamıştır. Başlıca tarım ürünleri üzüm, buğday, arpa ve soğan olup, ayrıca az miktarda fasulye ve nohut yetiştirilir. İlçe merkezi, Yassıdağ eteklerinde kurulmuştur. Siirt-Şırnak karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 53 km mesâfededir. Çok eski bir târihe sâhiptir. Belediyesi 1926’da kurulmuştur.
Kurtalan: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 47.035 olup, 17.295’i ilçe merkezinde, 29.740’ı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 16, Başlıca bucağına bağlı 11, Beşpınar bucağına bağlı 15, Yoncasu bucağına bağlı 26 köyü vardır. Yüzölçümü 1085 km2 olup, nüfus yoğunluğu 43’tür. İlçe toprakları orta yükseklikteki dalgalı düzlüklerden meydana gelir. Başlıca akarsuları Garzan Çayı, Bitlis Çayı ve Dicle Nehridir.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, mercimek ve üzüm olup, ayrıca az miktarda tütün, soğan, nohut, bâdem ve nar yetiştirilir. Hayvancılık önemli gelir kaynağıdır. İlçe topraklarındaki petrol yatakları işletilmektedir.
İlçe merkezi Batman-Siirt karayolu üzerinde yer alır. Denizden yüksekliği 675 metredir. Güneydoğu Anadolu’da demiryolunun son durağıdır. Eski ismi Garzan’dır. İl merkezine 32 km mesâfededir. Belediyesi 1945’te kurulmuştur.
Pervari: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 26.871 olup, 5178’i ilçe merkezinde, 21.693’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 27, Doğanca bucağına bağlı 9 köyü vardır. Yüzölçümü 1459 km2 olup, nüfus yoğunluğu 18’dir. İlçe topraklarını, Güneydoğu Toraslar engebelendirir. Dağlar, akarsu vâdileriyle parçalanmıştır. Başlıca akarsuları Çatak Deresi, Bahçesaray Deresi, Hezil Çayıdır.
Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. Yaylacılık metoduyla en çok koyun, kıl keçisi ve Ankara keçisi beslenir. Bölgeye âit Ankara keçilerinin koyu tiftiğinden meşhur Siirt battaniyeleri dokunur. Arıcılık gelişmiş olup, yaygın biçimde yapılır. Balı ve otlu peyniri ülke çapında meşhurdur. Tarıma elverişli arazîde az miktarda soğan, nohut, buğday, üzüm, nar ve bâdem yetiştirilir.
İlçe merkezi, Yalnızca Dağı eteklerinde kurulmuştur. Eski ismi Bervade’dir. İl merkezine 90 km mesâfededir. Belediyesi 1927’den beri faaliyet göstermektedir.
Şirvan: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 26.138 olup, 5459’u ilçe merkezinde, 20.679’u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 25, Cevizlik bucağına bağlı 5, Özpınar bucağına bağlı 17 köyü vardır. İlçe toprakları dağlık ve engebeli arâziden meydana gelmiştir. Kuzey ve kuzeydoğusunda Doğruyol Dağı, orta kesiminde Küran Dağı yer alır. Başlıca akarsuları Hizan Çayı ve Güzeldere Suyudur. Dağların yüksek kesimlerinde çayırlarla kaplı yaylalar yer alır.
Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. Yaylacılık metoduyla koyun, keçi ve bölgeye has Ankara keçisi beslenir. Dokumacılık yaygın olarak yapılır. Tarıma elverişli arazide buğday, nar, arpa ve üzüm yetiştirilir. Ayrıca az miktarda yerfıstığı, soğan ve baklagiller ekimi yapılır. İlçe topraklarında bakır-pirit yatakları bulunur.
İlçe merkezi, Bekneve Dağı eteklerinde kurulmuştur. Siirt-Pervari karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 25 km mesâfededir. Denizden yüksekliği 130 metredir. Eski ismi Küfre’dir. Gelişmemiş küçük bir yerleşim merkezidir. İlçe belediyesi 1868’den beri faaliyetini sürdürmektedir.
Târihi Eserler ve Turistik Yerleri
Siirt’in tabiî güzellikleri, mağaraları, şifalı kaplıcaları ve târihi eserleri boldur. Başlıca târihi eserleri şunlardır:
Ulu Câmi: Türkiye’nin en eski câmilerinden birisidir. Yapılış târihi bilinmemektedir. 1129’da Selçuklu Muğiseddin Mahmûd 1260’ta Atabeg el-Mücahid İshak tarafından tâmir ettirilmiştir. En son 1969’da tâmir gören câmi tek minârelidir. Cevizden yapılmış ve bir sanat şâheseri olan minberi Ankara Etnoğrafya Müzesindedir.
Çarşı (Asakir) Câmii: Artukoğullarından Melik SalihNasireddîn tarafından yaptırılmıştır.
Cumhûriyet Câmii: Yapım târihi kesin olarak bilinmeyen câmi 1928’de tâmir edilmiştir. Eski ismi Hıdır-il-Ahdar’dı. Tâmirden sonraCumhûriyet Câmii ismini aldı. Rivâyete göre Îsâ aleyhisselâmın havârilerinden Yehova’nın kabri bu câminin yanındadır.
Veysel Karânî Makamı: Bu türbe, Tâbiinden Veysel Karânî hazretlerinin 6 yerde bulunan makamlarından biridir. Anadolu’ya hiç gelmemiştir.
İsmâil Fakirullah Türbesi: Aydınlar (Tillo) ilçesindedir. 1764’te yaptırılmıştır. Mârifetnâme isimli eserin sâhibi, büyük âlim Erzurumlu İbrahim Hakkı hazretleri, türbeyi üstâdı adına yaptırmıştır. Kendi türbeleri de hocasının yakınındadır. Her sene 21 Mart ve 23 Eylül günleri güneş ışınları 40x40 cm’lik bir pencereden girip türbe kulesinde bulunan bir prizmadan geçerek sandukanın baş tarafını aydınlatır.
Erzen Şehri Harâbeleri: Kurtalan yakınlarındadır. Eski devirlere âit bir şehrin kalıntıları vardır.
Botan Mağara Şehri: Botan Çayı ve barajının karşı yakasında yüksekçe bir yerde küçük bir mağara şehridir.
Kavvam Hamamı: Selçuklu vezirlerinden Sarmakoğlu Kavvam tarafından 1095 senesinde yaptırılmıştır. Taş oymacılığı çok güzeldir.
Derzin Kalesi: Baykan ilçe merkezinin 8 km doğusunda Derzin küyü yakınında, sarp bir tepenin üzerindedir. Gözetleme kuleleri bugün bile eski durumundan bir şey kaybetmemiştir. Şahkuli Bey Kalesi olarak da bilinir. Osmanlılar devrinde Şahkulu adlı âsînin bu kaleye sığındığından bu isimle tanındığı rivâyet edilmektedir.
Kormaz Kalesi: Şirvan ilçesinin Kerimes köyündedir. Bizans dönemine âit olduğu tahmin edilmektedir. Kale daha ziyâde şato tipindedir.
İrun Kalesi: Şirvan ilçesinin 40 km kuzeyinde kapalı ve sarp dağların zirvesindedir. Bulunduğu dağın eteğinden geçen nehirle ve bir yeraltı tüneliyle irtibatı vardır.
Kiver Kalesi: Eruh ilçesinin güneyinde Kiver Dağı yamacındadır. Günümüze bâzı kalıntıları ulaşabilmiştir.
Mesire yerleri: Siirt ili, tabiî güzellikler açısından Güneydoğu Anadolu’nun en zengin ilidir. Fakat, mesire yeri olmaya elverişli yerlerle, mağaralar, ulaşım güçlüğü ve tesis olmaması yüzünden yeterince değerlendirilememektedir. Mesire yeri olarak, daha çok dere kıyılarındaki ağaçlı yeşil alanlar kullanılır. İl topraklarında çok sayıda mağara vardır. Toprağın kalkerli olması mağaraların teşekkülüne sebep olmuştur. Mağaraların çoğunda binlerce sene önce insan yaşadığı anlaşılmıştır.
İçmeler ve kaplıcaları: Siirt topraklarında çok sayıda kaplıca içme vardır. Bunların bir bölümünde, konaklama tesisi olmadığından ve ulaşım güçlüğü yüzünden yeteri kadar faydalanılamamaktadır. Başlıca kaplıcaları şunlardır:
Sağlarca (Billoris) Kaplıcası: Siirt’e 17 km mesâfede Botan Çayı kenarında Sağlarca köyündedir. Tesisleri mevcut olan kaplıca suyu banyo olarak, romatizma, nefrit, çocuk felci, deri hastalıkları, kronik iltihaplı üst teneffüs yolları hastalıklarına tavsiye edilir.
Lif Kaplıcası: Kışlacık köyü yakınındadır. Suyu Sağlarca Kaplıcasına benzer ve aynı şifâ özelliklerine sâhiptir. Yeterli konaklama tesisi yoktur.
Kaynak
Rehber Ansiklopedisi
SİİRT
İlin Kimliği
Yüzölçümü : 5406 km2
Nüfûsu : 243.435
İlçeleri : Merkez, Aydınlar, Baykan, Eruh, Kurtalan, Pervari, Şirvan.
Güneydoğu Anadolu bölgesinde yer alan bir ilimiz. İl toprakları; 38°15’ ve 37°45’ kuzey enlemleriyle 42°54’ ve 41°32’ doğu boylamları arasında yer alır. Doğudan Van, kuzeyden Bitlis, batıdan Batman güneyden Şırnak illeriyle çevrilidir. Trafik numarası 56’dır.
İsminin Menşei
Siirt adının Sâmi dilinden geldiği öne sürülmektedir. Bâzı kaynaklarda bu adın Keldâni dilinde şehir anlamına gelen Keert (Kaa’rat) kelimesinden kaynaklandığı yazılıdır. Bu ad, isim kaynaklarında Esart, Sairt, Siirt, Siird gibi çeşitli şekillerde kullanılmıştır. Süryâniler şehre Se’erd (yöreyle ilgili söyleniş biçimiyle Sert) demişlerdir. On dokuzuncu asırda Sert, Seerd, Sart, Sairt olarak kullanılmış, günümüzde de Siirt şekliyle kabul edilmiştir.
Şimdiki Siirt, eski Siirt’in üstündeki sırtlarda kurulmuş olduğundan “Sırt” kelimesi mevkiyle kelime ilgisi bakımından daha uygun görülmektedir.
Târihi
Siirt’in bulunduğu bölge, Anadolu’da ilk siyâsî birliği kuran Hititlerin sınırları dışında kaldı. Bilâhare kısa bir müddet, Hititlerin eline geçti. M.Ö. 2000 senelerinde Sâmiler, Bâbil ve Asur imparatorlukları, bu topraklara hâkim oldular. Kısa bir müddet Hurri Mitanni Krallığının hâkimiyetinde kalan daha sonraUrartu Krallığına geçen bu topraklara, bir süre sonra yeniden Asurlular hâkim oldu. M.Ö. 7. asırda Medlerin, M.Ö. 6. asırda Perslerin hâkimiyeti altında kaldı. M.Ö. 4. asırda Makedonya Kralı İskender Persleri yenerek, Anadolu ve İran’ı Makedonya Devletine kattı. Makedonya Kralı İskender’in ölümüyle imparatorluk, İskender’in komutanları arasında taksim edilince, bu topraklar Selevkoslar Devletinin payına düştü.
Perslerin devamı olan Partlar, bu toprakları Selevkoslardan aldı. Partlara bağlı ve İran asıllı Ermeni isimli derebeyleri zaman zaman hâkimiyetlerini bu bölgeye kadar uzattılar.
M.S. 1 ve 2. asırda, Roma İmparatorluğu ile Partlar arasında, bu bölge için çatışmalar oldu ve Partlar bu bölge üzerindeki hâkimiyetlerini devam ettirdiler. M.S. 3. asırda Sâsâniler bölgeye hâkim oldular. M.S. 395 senesinde Roma İmparatorluğu ikiye bölününce, Anadolu-Doğu Roma (Bizans)nın payına düştü. Bizans, bu bölgeyi almak için Sâsânilerle harp ettiyse de, bölge Sâsânîlerin elinde kaldı. Yedinci asırda, hazret-i Ömer (radıyallahü anh) devrinde İslâm Orduları, İran’ı fethederek, İran (Sâsânî) İmparatorluğunu ortadan kaldırınca bu bölge İslâm Devletinin El-Cezire Eyâletine bağlandı. Daha sonra Siirt, Emevîler ve onların yerine, 750 senesinde geçen Abbâsîlerin hâkimiyetinde yaşadı. Abbâsî Devletinin zayıfladığı zaman Diyarbekir’de kurulan Âmidler bu bölgeye hâkim oldu. Abbâsîlere ismen tâbi olarak saltanat sürdüler.
M.S. 10 ve 11. asırlarda, Bizans orduları bu bölgeyi tekrar ele geçirmek için Müslümanlara taarruz ettiler. Müslümanlar arasındaki iç savaşı Bizanslılar fırsat bildiler. 1071 Malazgirt Zaferinden sonra Siirt’i ellerinde bulunduran Âmid’deki Müslüman beyler, Selçuklulara tâbi oldu ve daha sonra, tamâmen Selçuklu Devletine katıldılar. Bu bölge Anadolu Selçuklularından çok, Büyük Selçuklu Devletinin ve ona bağlı Türk Atabeglerinin hâkîmiyetinde kaldı. Selçuklulara bağlı Artuklu Beyliği zamânında, bölgeye yerleştirilen Türkmen Aşiretleri, bölgenin Türkleşmesinde mühim rol oynadı.
Selçuklu Devletinin zayıflaması ve yıkılması ile bu bölge Moğollar ve onların yerini alan Türkleşmiş Moğollar (İlhanlılar)ın hâkimiyetine geçti.
1344’te İlhanlı Hakanlığı dağılınca, bölge, Türkleşmiş Moğol olan Celâyirlilerin hâkimiyeti altına girdi. Daha sonra birbirini tâkip eden Tîmûr, Karakoyunlular, Akkoyunlular ve Safevîler olmak üzere dört Türk devletinin eline geçti. Yavuz Sultan Selim Han, 1514 Çaldıran Zaferinden sonra, Siirt’i Osmanlı Devletine kattı.
Osmanlı Devletinde Siirt, Diyâr-ı Bekr Beylerbeyliğinin (Eyâletinin) 24 sancağından (vilâyetinden) birine merkez oldu. Tanzimattan sonra, Bitlis vilâyetine bağlandı. Onun 4 sancağından biri oldu.
Cumhûriyet Devrinde, sancaklara (mutasarrıflıklara) vilâyet (il) denince, Siirt il oldu. Cumhûriyet devrinde, demiryolu ve petrol Siirt’in kalkınmasında önemli rol oynadı.
Fizikî Yapı
Siirt il topraklarının % 77’si dağlardan ve % 23’ü platolardan meydana gelir. Ovalar, batı ve güneybatıda yer alır. En yüksek ve sarp yerler ise doğu ve kuzeydedir.
Dağlar, ovalar ve akarsuları: İlin kuzey ve doğu kısmını kaplayan dağlar, Güneydoğu Toroslarıdır. Bunlar Muş Güneyi Dağları ve Siirt Doğusu Dağları olarak ifâde edilir.
Başlıca dağları şunlardır: Yalnızca Dağı (Nar Tepe 2838 m), Şeyh Ömer Dağı (1409 m), Yassı Dağ (2280 m), Meydan Süleyman Tepe (2444 m), Doğruyol Dağı (2741 m), Kapılı Dağı (2631 m), Kuran Dağı (2350 m).
Siirt ilinde, plato ve yaylalar geniş bir yer kaplar. Akarsular boyunca uzanan vâdiler genişleyip, ova hâlini almıştır. BotanÇayı, Van’dan Siirt’e girer. Doğudan batıya akar. Siirt şehrinden geçerken güneye yönelir ve Dicle Nehrine katılır. Garzan ve Kızılsu Çayları ileBehrancı Deresi Dicle’nin küçük kollarıdır. Siirt ilinde önemli göller yoktur.
İklim ve Bitki Örtüsü
İklim: Siirt ilinde kara iklimi hüküm sürer. Yazlar sıcak ve kurak, kışlar soğuk ve yağışlı geçer. İlin kuzey ve doğusu kışın daha soğuk ve yazın daha serin olur. Senelik yağış ortalaması 757 mm’dir.
Bitki Örtüsü: Orman varlığı yönünden Siirt, memleketimizin en fakir illerinden biridir. Dağlık kısımların bâzı bölümlerinde, cılız çalı ve meşe topluluklarına rastlanır. İlin tabiî bitki örtüsü genelde bozkır bitkilerinden meydana gelir.
Ekonomi
Faal nüfûsun % 65’i tarım ve hayvancılıkla uğraşır.
Tarım: Tarla tarımı önemlidir. Başlıca tarım ürünleri, buğday, arpa, pirinç, nohut, mercimek, tütün ve soğandır.
Meyvecilik de oldukça ileridir. Türkiye’de yetişen narın beşte biri Siirt’te yetişir. Yaklaşık 8-10 bin tondur. Ayrıca ceviz, antepfıstığı, üzüm, zerdali ve bâdem bol miktarda yetişir.
Hayvancılık: Önemli bir geçim kaynağıdır. Siirt yaylaları hayvancılığa çok elverişlidir. Sığır, koyun, kıl keçisi, tiftik keçisi beslenir. Ayrıca arıcılık da yaygın olarak yapılır. Pervari balı Türkiye çapında meşhurdur.
Mâdenleri: Siirt tuz bakımından da çok zengindir. Kaynak olarak çıkan tuzlu suyun buharlaştırılması ile elde edilir. Çay, Şirvan, Melefan, Sadak, Serkol, Sulha, Ziriki ve Kozluk tuzlaları başlıca tuz çıkarılan yerlerdir. Senede 5 bin tona yakın tuz elde edilir. Bakır ve krom yatakları henüz işletilememektedir. İl sınırları içinde bulunan bâzı kuyulardan çıkarılan petrol, Batman’daki rafineride işlenir.
Sanâyi: İlde sanâyi gelişmemiştir. Başlıca sanâyi tesisleri arasında Siirt Yem Fabrikası, Un Fabrikası, Meyan Balı Fabrikası, tuğla ve kiremit fabrikaları ve teneke fabrikası yer alır. Ayrıca çok sayıda dokuma tezgâhlarında, tiftik ipliğiyle Siirt battaniyeleri dokunur. Eğlence köyünde, petrol sondajı esnâsında çıkan 80°C’lik sıcak su “jeotermal” imkânı henüz değerlendirilememiştir. Seracılıkta bu imkân kullanılabildiğinde verim çok artacaktır.
Ulaşım: Siirt’e kara ve demiryolu ile ulaşılır. Demiryolu hattı Diyarbakır’dan sonra, Siirt’in Kurtalan ilçesine uğrar. İl dâhilinde demiryolu uzunluğu 83 km’dir. Diyarbakır-Siirt-Bitlis karayolu Siirt’ten geçer. Elazığ-Bingöl-Muş yolu Bitlis’te 6 numaralı devlet yolu ile birleşir.
Siirt il sınırları içinde devlet yollarının uzunluğu 352 km, il yollarının uzunluğu 559 km’dir.
Nüfus ve Sosyal Hayat
Nüfus: 1990 sayımına göre toplam nüfus 243.435 olup, 110.139’u ilçe merkezinde, 133.296’sı köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 5406 km2 olup, nüfus yoğunluğu 45’tir.
Örf ve âdetleri: Siirt bölgesinde, târih boyunca çeşitli milletler ve kültürler gelip geçmiştir. 1071 Malazgirt Zaferinden sonra buraya hâkim olan Artuklular, göçebe Türkleri yerleştirerek bu bölgeyi Türkleştirmişlerdir. Diğer kültür ve milletlerin izleri kaybolmuş ve bölge Türk-İslâm kültürüyle yoğrulmuştur. Türk aşiretlerinin örf, âdet ve gelenekleri birçok yerde hâlen devam etmektedir.
Halk oyunları: Başlıca mahallî oyunlar Temirağa, Kartal Oyunu, Kara Kıştani, Govent, Girani, Botani, Mirani, Roşkani, Cacani ve Soro oyunlarıdır. Ayak tipi oyunlar hâkimdir.
Mahallî kıyâfet: Kadın giyiminde gençlerde peçe, yaşlılarda çarşaf, parlak renkli ipekli entariler, dağ köylerinde beyaz renkli elbiseler giyilir. Entariler yandan yırtmaçlı olup, önü bele tutturulup, önlük veya peştamel gibi kullanılır. Bâzı yerlerde beli ince, eteği bol büzgülü fistan, bunun üzerine pul işlemeli yelek ve bol şalvar giyilir. Ayaklara renkli yün çorap, çarık, iskarpin ve lastik ayakkabı giyilir.
Mahallî erkek giyimi “şal-şepik”tir: Tiftikten dokunan bol pantolon, kol ağızları yırtmaçlı yakasız cekettir.
Siirt’in şalı, battaniyesi, keçesi ve yün çorapları meşhurdur.
Mahallî yemekleri: Siirt köftesi, büryan, varak kek, aside, imcerket perde pilavı, ayranlı yarma, rayoşu meketip ve humbardır.
Eğitim: Okur-yazar nisbeti % 50’nin altında olup, okur-yazar oranı en düşük illler arasındadır. 347 ilkokul, 26 ortaokul ve 13 lise ve meslekî lise vardır. Diyarbakır Dicle Üniversitesine bağlı 2 yıllık Eğitim Enstitüsü açılmıştır.
El sanatlarından dokumacılık gelişmiştir. Dokumanın ham maddesi yün ve tiftiktir. Yün daha çok çorap örmede, keçe yapımında, tiftik ise battaniye, şal ve heybe dokumacılığında kullanılır. Tiftiğin iplik hâline getirilmesi kadınlarca, dokunması da erkeklerce yapılır. Battaniyelerde tabiî renkli tiftik kullanılmaktadır. Kök boyalarla boyanan iplerle yöreye has motiflerle dokunan Jirkan kilimi çok meşhurdur.
İlçeleri
Siirt’in biri merkez olmak üzere yedi ilçesi vardır.
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 82.075 olup, 68.320’si ilçe merkezinde, 13.755’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 32 köyü vardır. İlçe toprakları orta yükseklikte, engebeli arâziden meydana gelmiştir. Kuzeyini Güneydoğu Torosların uzantıları engebelendirir. Başlıca akarsuları Botan Çayı ve Reşan Suyudur.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri üzüm, buğday, fıstık, meyan köküdür. Un, yem, süt fabrikaları başlıca sanâyi kuruluşlarıdır. İlçe merkezi, BotanÇayı ile Reşan Suyu arasındaki yedi tepenin eteklerinde kurulmuştur. Denizden yüksekliği 930 metredir. Bitlis-Şırnak karayolu ilçeden geçer. İlçe belediyesi 1876’da kurulmuştur.
Aydınlar: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 5203 olup, 2789’u ilçe merkezinde, 2414’ü köylerde yaşamaktadır. İlçe toprakları orta yükseklikte engebeli arâziden meydana gelir. Güneydoğu Torosların uzantıları topraklarını engebelendirir. Başlıca akarsuyu Botan Çayıdır. Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. İlçe merkezi tepelik bir alanda kurulmuştur. Eski ismi Tillo’dur. Merkez ilçeye bağlı bucakken, 16 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu. Belediyesi 1958’de kurulmuştur. İl merkezine 9 km uzaklıktadır.
Baykan: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 27.387 olup, 5169’u ilçe merkezinde, 22.218’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 18, Dilektepe bucağına bağlı 9 köyü vardır. Yüzölçümü 594 km2 olup, nüfus yoğunluğu 46’dır. İlçe toprakları yüksek plato görünümündedir. Kuzeyinde Muş Güneyi Dağları, doğusunda ve kuzeydoğusunda Kavuşşahap Dağları yer alır. Plato, Bitlis Çayı ve kolları tarafından derin şekilde parçalanmıştır. Bitlis Çayı ve kollarının kenarlarındaki düzlüklerde tarım yapılır.
Ekonomisi tarıma ve hayvancılığa dayalıdır. Bağcılık gelişmiştir. Hayvancılık yaygın olarak yapılır. Yaylacılık metoduyla küçükbaş hayvan beslenir. İlçedeki Sulha Tuzlası tekel tarafından işletilmektedir. İlçe topraklarında bakır ve krom yatakları vardır. Ormancılık gelişmiştir. İlçe merkezi Bitlis Çayı Vâdisinde kurulmuştur. Bitlis-Diyarbakır karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 47 km mesâfededir. 1938’de ilçe olan Baykan’ın belediyesi aynı sene kurulmuştur.
Eruh: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 28.726 olup, 5929’u ilçe merkezinde, 22.797’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 31, Bağgöze bucağına bağlı 30 köyü vardır. İlçe toprakları dağlık ve engebeli bir arâziden meydana gelir. Kuzeyinde Yalnızca Dağı, güneyinde Küpeli Dağı ve Yassı Dağ yer alır. Başlıca önemli akarsuyu Dicle’dir. Dağlar, Dicle Nehrine karışan küçük akarsular tarafından parçalanmıştır.
Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. En çok koyun ve kıl keçisi beslenir. Hayvancılık, yaylacılık metoduyla yapılır. Hayvanlardan elde edilen yün, kıl ve tiftikten Siirt battaniyesi ve çadır dokunur. İklim şartları tarımı büyük ölçüde kısıtlamıştır. Başlıca tarım ürünleri üzüm, buğday, arpa ve soğan olup, ayrıca az miktarda fasulye ve nohut yetiştirilir. İlçe merkezi, Yassıdağ eteklerinde kurulmuştur. Siirt-Şırnak karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 53 km mesâfededir. Çok eski bir târihe sâhiptir. Belediyesi 1926’da kurulmuştur.
Kurtalan: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 47.035 olup, 17.295’i ilçe merkezinde, 29.740’ı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 16, Başlıca bucağına bağlı 11, Beşpınar bucağına bağlı 15, Yoncasu bucağına bağlı 26 köyü vardır. Yüzölçümü 1085 km2 olup, nüfus yoğunluğu 43’tür. İlçe toprakları orta yükseklikteki dalgalı düzlüklerden meydana gelir. Başlıca akarsuları Garzan Çayı, Bitlis Çayı ve Dicle Nehridir.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, mercimek ve üzüm olup, ayrıca az miktarda tütün, soğan, nohut, bâdem ve nar yetiştirilir. Hayvancılık önemli gelir kaynağıdır. İlçe topraklarındaki petrol yatakları işletilmektedir.
İlçe merkezi Batman-Siirt karayolu üzerinde yer alır. Denizden yüksekliği 675 metredir. Güneydoğu Anadolu’da demiryolunun son durağıdır. Eski ismi Garzan’dır. İl merkezine 32 km mesâfededir. Belediyesi 1945’te kurulmuştur.
Pervari: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 26.871 olup, 5178’i ilçe merkezinde, 21.693’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 27, Doğanca bucağına bağlı 9 köyü vardır. Yüzölçümü 1459 km2 olup, nüfus yoğunluğu 18’dir. İlçe topraklarını, Güneydoğu Toraslar engebelendirir. Dağlar, akarsu vâdileriyle parçalanmıştır. Başlıca akarsuları Çatak Deresi, Bahçesaray Deresi, Hezil Çayıdır.
Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. Yaylacılık metoduyla en çok koyun, kıl keçisi ve Ankara keçisi beslenir. Bölgeye âit Ankara keçilerinin koyu tiftiğinden meşhur Siirt battaniyeleri dokunur. Arıcılık gelişmiş olup, yaygın biçimde yapılır. Balı ve otlu peyniri ülke çapında meşhurdur. Tarıma elverişli arazîde az miktarda soğan, nohut, buğday, üzüm, nar ve bâdem yetiştirilir.
İlçe merkezi, Yalnızca Dağı eteklerinde kurulmuştur. Eski ismi Bervade’dir. İl merkezine 90 km mesâfededir. Belediyesi 1927’den beri faaliyet göstermektedir.
Şirvan: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 26.138 olup, 5459’u ilçe merkezinde, 20.679’u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 25, Cevizlik bucağına bağlı 5, Özpınar bucağına bağlı 17 köyü vardır. İlçe toprakları dağlık ve engebeli arâziden meydana gelmiştir. Kuzey ve kuzeydoğusunda Doğruyol Dağı, orta kesiminde Küran Dağı yer alır. Başlıca akarsuları Hizan Çayı ve Güzeldere Suyudur. Dağların yüksek kesimlerinde çayırlarla kaplı yaylalar yer alır.
Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. Yaylacılık metoduyla koyun, keçi ve bölgeye has Ankara keçisi beslenir. Dokumacılık yaygın olarak yapılır. Tarıma elverişli arazide buğday, nar, arpa ve üzüm yetiştirilir. Ayrıca az miktarda yerfıstığı, soğan ve baklagiller ekimi yapılır. İlçe topraklarında bakır-pirit yatakları bulunur.
İlçe merkezi, Bekneve Dağı eteklerinde kurulmuştur. Siirt-Pervari karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 25 km mesâfededir. Denizden yüksekliği 130 metredir. Eski ismi Küfre’dir. Gelişmemiş küçük bir yerleşim merkezidir. İlçe belediyesi 1868’den beri faaliyetini sürdürmektedir.
Târihi Eserler ve Turistik Yerleri
Siirt’in tabiî güzellikleri, mağaraları, şifalı kaplıcaları ve târihi eserleri boldur. Başlıca târihi eserleri şunlardır:
Ulu Câmi: Türkiye’nin en eski câmilerinden birisidir. Yapılış târihi bilinmemektedir. 1129’da Selçuklu Muğiseddin Mahmûd 1260’ta Atabeg el-Mücahid İshak tarafından tâmir ettirilmiştir. En son 1969’da tâmir gören câmi tek minârelidir. Cevizden yapılmış ve bir sanat şâheseri olan minberi Ankara Etnoğrafya Müzesindedir.
Çarşı (Asakir) Câmii: Artukoğullarından Melik SalihNasireddîn tarafından yaptırılmıştır.
Cumhûriyet Câmii: Yapım târihi kesin olarak bilinmeyen câmi 1928’de tâmir edilmiştir. Eski ismi Hıdır-il-Ahdar’dı. Tâmirden sonraCumhûriyet Câmii ismini aldı. Rivâyete göre Îsâ aleyhisselâmın havârilerinden Yehova’nın kabri bu câminin yanındadır.
Veysel Karânî Makamı: Bu türbe, Tâbiinden Veysel Karânî hazretlerinin 6 yerde bulunan makamlarından biridir. Anadolu’ya hiç gelmemiştir.
İsmâil Fakirullah Türbesi: Aydınlar (Tillo) ilçesindedir. 1764’te yaptırılmıştır. Mârifetnâme isimli eserin sâhibi, büyük âlim Erzurumlu İbrahim Hakkı hazretleri, türbeyi üstâdı adına yaptırmıştır. Kendi türbeleri de hocasının yakınındadır. Her sene 21 Mart ve 23 Eylül günleri güneş ışınları 40x40 cm’lik bir pencereden girip türbe kulesinde bulunan bir prizmadan geçerek sandukanın baş tarafını aydınlatır.
Erzen Şehri Harâbeleri: Kurtalan yakınlarındadır. Eski devirlere âit bir şehrin kalıntıları vardır.
Botan Mağara Şehri: Botan Çayı ve barajının karşı yakasında yüksekçe bir yerde küçük bir mağara şehridir.
Kavvam Hamamı: Selçuklu vezirlerinden Sarmakoğlu Kavvam tarafından 1095 senesinde yaptırılmıştır. Taş oymacılığı çok güzeldir.
Derzin Kalesi: Baykan ilçe merkezinin 8 km doğusunda Derzin küyü yakınında, sarp bir tepenin üzerindedir. Gözetleme kuleleri bugün bile eski durumundan bir şey kaybetmemiştir. Şahkuli Bey Kalesi olarak da bilinir. Osmanlılar devrinde Şahkulu adlı âsînin bu kaleye sığındığından bu isimle tanındığı rivâyet edilmektedir.
Kormaz Kalesi: Şirvan ilçesinin Kerimes köyündedir. Bizans dönemine âit olduğu tahmin edilmektedir. Kale daha ziyâde şato tipindedir.
İrun Kalesi: Şirvan ilçesinin 40 km kuzeyinde kapalı ve sarp dağların zirvesindedir. Bulunduğu dağın eteğinden geçen nehirle ve bir yeraltı tüneliyle irtibatı vardır.
Kiver Kalesi: Eruh ilçesinin güneyinde Kiver Dağı yamacındadır. Günümüze bâzı kalıntıları ulaşabilmiştir.
Mesire yerleri: Siirt ili, tabiî güzellikler açısından Güneydoğu Anadolu’nun en zengin ilidir. Fakat, mesire yeri olmaya elverişli yerlerle, mağaralar, ulaşım güçlüğü ve tesis olmaması yüzünden yeterince değerlendirilememektedir. Mesire yeri olarak, daha çok dere kıyılarındaki ağaçlı yeşil alanlar kullanılır. İl topraklarında çok sayıda mağara vardır. Toprağın kalkerli olması mağaraların teşekkülüne sebep olmuştur. Mağaraların çoğunda binlerce sene önce insan yaşadığı anlaşılmıştır.
İçmeler ve kaplıcaları: Siirt topraklarında çok sayıda kaplıca içme vardır. Bunların bir bölümünde, konaklama tesisi olmadığından ve ulaşım güçlüğü yüzünden yeteri kadar faydalanılamamaktadır. Başlıca kaplıcaları şunlardır:
Sağlarca (Billoris) Kaplıcası: Siirt’e 17 km mesâfede Botan Çayı kenarında Sağlarca köyündedir. Tesisleri mevcut olan kaplıca suyu banyo olarak, romatizma, nefrit, çocuk felci, deri hastalıkları, kronik iltihaplı üst teneffüs yolları hastalıklarına tavsiye edilir.
Lif Kaplıcası: Kışlacık köyü yakınındadır. Suyu Sağlarca Kaplıcasına benzer ve aynı şifâ özelliklerine sâhiptir. Yeterli konaklama tesisi yoktur.
Kaynak
Rehber Ansiklopedisi
Sivas Hakkında Bilgiler
SİVAS
İlin Kimliği
Yüzölçümü : 28.488 km2
Nüfûsu : 767.481
İlçeleri : Merkez, Akıncılar, Altınyayla, Divriği, Doğanşar, Gemerek, Gölova, Görün, Hafik, İmranlı, Kangal, Koyulhisar, Suşehri, Şarkışla, Ulaş, Yıldızeli, Zara.
Türk İstiklâl Savaşının temellerinin atıldığı, Selçuklu devrinin dev eserleriyle süslü, yüzölçümü bakımından Konya’dan sonra ikinci sırada yer alan bir ilimiz. Sivas ili topraklarının büyük kısmı İç Anadolu’nun yukarı Kızılırmak bölümünde diğer kısımları ise Karadeniz ve Doğu Anadolu bölgesinde olup, 35° 50’ ve 38° 14’ doğu boylamları ile 38° 32’ ve 40° 16’ kuzey enlemleri arasında yer alır. KuzeydenGiresun, Ordu ve Tokat; doğudan Erzincan; güneyden Malatya, Maraş, Kayseri; batıdan Yozgat illeriyle çevrilidir. Trafik numarası 58’dir.
İsminin Menşei
Rivâyete göre Sivas kurulmadan önce ulu ağaçlar altında kaynayan üç pınar varmış. Bu pınar Allahü teâlâya şükür, ana ve babaya minnet ve küçüklere şefkat duygularını ifâde edermiş. Bu üç pınara “Sipas Suyu” denirmiş. Zamanla mukaddes sayılan bu üç pınarın etrâfında küçük bir yerleşim merkezi kurulmuş ve “Sipas” ismi verilmiştir. Diğer bir rivâyete göre ise Sivas ismi eski kavimlerden“Sibasipler”den gelmektedir. Başka bir rivâyete göre “Ogüst şehri” mânâsına gelen “Sebast” kelimesinden gelmektedir. Sivas ilk çağlarda Talavra, Megalapolis, Karana ve Diyapolis isimleriyle anılmıştır.
Sivas ismi için en kuvvetli rivâyet, Selçuklu Oğuz Türklerinin lehçesinde “üç değirmen” mânâsına gelen “Sebast” kelimesinden gelmiş olmasıdır. Sebast ismi zamanla halk dilinde Sivas olarak yerleşmiştir.
Târihi
Sivas’ın bilinen târihi Hititlere dayanır. Sivas ilinin topraklarının bulunduğu yerler, Anadolu’da ilk siyâsî birliği kuran Hitit İmparatorluğunun sınırları içinde kaldı. Hititler iç savaş ve iktidar kavgalarıyla yıkılınca, bu bölge Bâbil, Asurlular, Sami kavimleri ve kısa bir müddet Sakaların eline geçti. Hititlerden sonra Frigyalılar ve Lidyalılar Sivas’a hâkim oldular. Lidya komutanlarından Giges’in Ege, Mezopotamya ve İran arasındaki ticâret için yaptırdığı “Kral Yolu” Sivas’tan geçiyordu. Medler ve bilâhare Persler bu bölgeyi ele geçirdiler.
Makedonya Kralı İskender, Pers İmparatorluğunu yenerek ortadan kaldırınca, İran ve Anadolu, Makedonya Krallığı topraklarına katıldı. İskender’in ölümünden sonra bu bölge, merkezi Kayseri’de bulunan Kapadokya Krallığının eline geçti. Kuzeyde İran asıllı olup, Yunanlaşmış Pontus Krallığı ile yine İran asıllı olup Hıristiyanlaşmış Ermeni derebeylikleri bu bölgeyi ele geçirmek için zaman zaman saldırılarda bulundular.
M.Ö. 1. asırda Roma İmparatorluğu, Kapadokya ve Pontus Krallığını ve diğer küçük derebeyliklerini alarak Anadolu’yu Roma topraklarına kattı. Romalı kumandanlardan Pompe, Kapadokya’ya yerleşti ve Sivas’ın bulunduğu yere “Diyapolis” ismi verildi. M.S. 395 senesinde Roma İmparatorluğu ikiye bölününce; Anadolu gibi bu bölge de, Doğu Roma’nın (Bizans) payına düştü. Bu bölge zaman zaman Bizanslılarla Partlar ve onların yerine geçen Sâsânîler arasında savaşlara sebep oldu. 1071 Malazgirt Zaferinden sonra Anadolu Fâtihi ve Anadolu’da ilk Türk Devletinin kurucusu Kutalmışoğlu Süleyman Şahın kumandasındaki Türk Ordusu, Sivas’ı aldı. Bu şehri ve bölgeyi Artuk Bey ve Süleyman Şahın kumandanlarından dayısı Danişmend Gâzi fethetti.
Danişmendoğulları, Türkiye Selçukluları Devletine tâbi olarak 1095-1174 yılları arasında bâzan Kayseri bâzan da Sivas’ı başşehir yaparak saltanat sürdüler.
Selçuklu Sultanıİkinci Kılıçarslan, Danişmendoğullarına Batı Anadolu’da “Uç Beyi” olarak toprak verip onların beyliğine son verdi. Bundan sonra Sivas, Selçuklu Devletinin Konya ve Kayseri’den sonra üçüncü şehri ve eyâlet merkezi durumuna geldi. Sivas, Selçukluların bir ilim, sağlık ve sanat merkezi oldu. Selçuklulara tâbi ve merkezi Erzincan’da bulunan Mengücekoğullarının bir kolu, 1142-1252 arasında bugün Sivas’a bağlı olan Divriği’ye hâkim oldular.
On üçüncü asrın ikinci yarısında kurulan İlhanlılar, 1308-1335’e kadar Anadolu’ya hâkim oldular.
İlhanlıların merkezi Sivas’ta olmak üzere bir umûmî vâlisi bulunurdu. İlhanlı Hakanlığının temsilcisi ve Uygur Türklerinden Alâeddîn Eretna Bey, 1335’te Bağımsızlığını îlân etti. Eretna Beyliği, 1335-1380 yılları arasında başşehir olarak bâzan Sivas ve bâzan da Kayseri’yi kullandılar. 1380’de kısa bir müddet sonra Selçuklu Sultanıİkinci Mes’ud’un torunu Melik Rükneddîn Kılıç Arslan tahta geçtiyse de, Sultan ünvanı ile Kâdı Burhâneddîn, Eretna toprakları üzerinde, 1390’a kadar devam eden bir devlet kurdu. 1398’de Kâdı Burhâneddîn öldürülünce, Sivas toprakları Osmanlı Devleti hâkimiyetine girdi.
1400’de Timur, Sivas’ı ele geçirdi. Bilâhare Çelebi Mehmed, şehri 1403’te geri aldı. Divriği Memlûklerde, Koyulhisar Akkoyunlularda kaldı. Sivas’ın tamâmıFâtih Sultan Mehmed Han ve torunu Yavuz Sultan Selim Han tarafından Osmanlı Devletine katıldı. Evliya Çelebi, tahıl ambarı olan Sivas için şehirlerin anası dendiğini kaydeder.
Osmanlı devrinde Sivas eyâlet merkezi oldu. Tanzimat’tan sonra da bu eyâlet merkezliği devam etti. Sivas, 1400’de Timur Hanın buraları almasından sonra istilâ görmemiş bir şehirdir.
İstiklâl Harbinde, Erzurum Kongresinden sonra Türkiye çapında Sivas Kongresi 4-11 Eylül 1919’da bu şehirde Mekteb-i Sultânî’de toplanarak Atatürk’ün önderliğinde Millî Mücâdelenin esasları tespit edildi. Sivas, Türk İstiklâl Savaşının ve Türkiye Cumhûriyetinin temellerinin atıldığı yakın târihimizde de mühim roller oynamış bir târih şehrimizdir. Cumhûriyetin îlânından sonra eyâlet merkezi teşkilâtı kalkınca Sivas il (vilâyet) olmuştur.
Fizikî Yapı
Sivas toprakları çok engebelidir. İlin % 94’ü dağlardan, platolardan ve yaylalardan meydana gelir. Ovaları ancak % 6’dır.
Dağları: Sivas ilinin en önemli dağları kuzeyinde yer alır. İlin kuzey sınırı ile Kızılırmak arasında kalır. Başlıcaları: Yıldız Dağı (2537 m), Köse Dağları (3050 m), Kızıldağ (3015 m), Tekeli Dağ (2621 m), Asmalı Dağ (2406 m), Tecer Dağları (2079 m), Yama Çalgal Dağları (2631 m), Hezanlı Dağı (2283 m), Gövdeli Dağı (2719 m),Gürlevik Dağı (2688 m), Bey Dağı (2802 m), Dumanlı Dağı(2374 m), Çengelli Dağ (2596 m), Oyuklu Dağ (2139 m), Karababa Dağı (2235 m) ve Çamlıbel Dağlarıdır. Sivas’ta platolar en önemli yeryüzü şeklini meydana getirir. Orta Anadolu platolarının en önemlilerinden olan Uzunyayla Platosu ilde çok geniş alan kaplar. Uzunyayla-Gemerek-Şarkışla sınırından başlar, Kangal ilçesinin büyük bir bölümünü içine aldıktan sonra Gürün yöresinde Malatya sınırına kadar uzanır. Uzunyayla Platosu 1500-2100 m yükseklik kuşağında yer alır.
Merakum Platosu, ilin kuzey yarısında yer alır. Büyük kesimi 1500 metrenin üzerinde kalan plato genelde çıplaktır. Zengin otlak alanlarına sâhiptir. Bu platolar dışında büyüklü küçüklü çok sayıda platolar da vardır.
Ovaları: Sivas ilinde ovalar oldukça azdır. Ovalar daha çok vâdilerin genişlemesinden meydana gelmiş olup, büyük kısmı Kızılırmak Vâdisindedir. Gemerek-Şarkışla Ovası: Kızılırmak’la birleşen Acısu ve Kasımbeyli Deresi vâdileridir. Sulama imkânı azdır. Kuru tarım yapılır. Yıldızeli Ovası: Yıldızeli Çayı Vâdisinin genişlemesinden meydana gelir. Tahıl ekilir. Suşehri Ovası: Kelkit Vâdisinin genişlemesinden meydana gelir. Çeşitli ürün yetişir.
Akarsuları: Sivas ilinin en önemli akarsuyu Kızılırmak’tır. Sivas ilinin doğusunda Kızıldağ’dan çıkar ve birçok kol alır. Kızılırmak’a katılan başlıca akarsular; Tecer Irmağı, Tavra Suyu, Göksu, Kalın Deresi, Mısmıl Irmağı, Koçdere ve Haramidere’dir. Akarsu Deveboynu yöresinde il topraklarının dışına çıkar. Kızılırmak’ın 250 km’lik bölümü Sivas toprakları içinde kalır.
Kelkit Çayı: Gümüşhane topraklarından doğan Kelkit Çayı, Suşehri yakınlarında Sivas’a girer. Batı istikâmetinde akarak Koyulhisar-Reşadiye sınırında Tokat il topraklarına geçer. En mühim kolu Tozanlı Çayıdır. Tohma Çayı: Fırat’ın bir koludur. Çaltı Çayı: Sivas topraklarında çıkar. Erzincan’a girip, daha sonra Keban Barajına dökülür. Uzunluğu 180 km olup, 130 km’si Sivas toprakları içinde kalır.
Gölleri: Sivas il dâhilinde büyük göller yoktur. Fakat çok sayıda küçük göl vardır. Hafik Gölleri ve Büyük Hafik Gölü(1 km2), balığı bol ve mesire yeridir. Lota Gölleri: Hafik’in 3 km doğusundadır. Çok sayıda gölden ibârettir. Balığı çoktur. Tödürge Gölü: Sivas ilinin en büyük gölüdür. Yüzölçümü 5 km2 derinliği 20 m olup, gölde iki adacık ve bol miktarda kuş vardır. Gökpınar Gölü: Gürün ilçesine 10 km uzaklıktadır. Suyu çok temiz ve durudur. Tabiî güzelliği ve alabalığıyla meşhurdur. Derinliği 15 m olup, mesire yeridir.
İklim ve Bitki Örtüsü
İklimi: İç Anadolu’nun kara iklimi hüküm sürer. Yazlar sıcak ve kurak, kışlar soğuk ve yağışlı geçer. Senelik yağış ortalaması 411 mm’dir. +30°C’nin üzerinde gün sayısı 30 günden az ve 0°C’nin altında gün sayısı 120’dir. 30 gün kar yağar, 70 gün toprak karla örtülüdür. Sıcaklık -30,4°C ile +38°C arasında seyreder.
Bitki Örtüsü: Sivas’ın yayla ve platoları ilkbahar ve sonbaharda yemyeşil yazın ise bozkır görünümündedir. İl topraklarının % 11’i ormanlık ve fundalık, % 43’ü çayır ve mer’a, % 42’si ekili ve dikili alanlardır.
Ekonomi
Sivas ilinin ekonomisi büyük ölçüde tarıma dayanır. Faal nüfûsun % 70’i tarım sektöründe çalışır. Tarım ise tarla tarımı şeklindedir. Tarımdan sonra hayvancılık ikinci bir gelir kaynağıdır. Son senelerde sanâyi sektörü de hızla gelişmektedir. Mâdenler bakımından da zengin olan Sivas, kara ve demiryolları kavşağıdır.
Tarım: Yüzölçümü bakımından Türkiye’nin ikinci büyük ili olan Sivas topraklarının % 97’si ekilebilir olmasına rağmen tarım yeterince gelişmemiştir. Bitki üretimine ayrılan alanlar bir milyon hektara yakındır. Bunun beşte birine yakınında sulu tarım, 10 bin hektara yakın kısmında ise bağcılık yapılmaktadır.
Tarım ürünlerinde tahıl, baklagiller ve sanâyi ürünleri başta yer alır. Tahıl ise en önde gelir. Tarım ürün miktarı mevsim şartlarına göre her sene değişmektedir. Başlıca tarım ürünleri buğday, çavdar, fasülye, mercimek, fiğ, şekerpancarı ve patatestir. Sebezcilik ve meyvecilik pek gelişmemiştir.
Hayvancılık: İl topraklarının çok geniş bir kısmını kaplayan plato ve yaylalar hayvancılığa çok elverişlidir. Çayır ve mer’alar çoktur. Sivas’a hayvancılık bakımından Türkiye’nin Texas’ı denir. Hayvancılığın tarımsal üretim içerisindeki yerinin büyük olmasına karşılık, istenilen düzeyde gelir getirmemektedir. İlde en çok koyun, sığır, kılkeçisi, kümes hayvanları beslenir. İldeki ırmaklar ve Gökpınar Gölünde kurulan alabalık tesislerinde balık üretimiyle Kangal köpekleri ülke sınırını aşan bir üne sâhiptir. Arıcılık gelişmiş olup Sivas balı meşhurdur.
Ormancılık: Sivas ilinin orman varlığı yüzölçümüne göre çok az sayılır. İl topraklarının % 11’i ormanlarla kaplı olup, 200 bin hektarı orman ve 100 bin hektarı fundalıktır. Orman içinde 220, orman kenarında 147 köy vardır. Senede 50 bin m3 sanâyi odunu ve 30 bin ster yakacak odunu elde edilir. Ormanlarda daha çok karaçam, kızılçam, ardıç gibi iğne yapraklı ağaçlara ve daha aşağılarda meşe ormanlarına rastlanır. Suşehri ve Koyulhisar ilçelerindeki ormanlar ise tamâmen yaprak dökmeyen ağaçlardan ibârettir. Sivas’ta ağaçlandırma hızla yapılmasına rağmen hem yetersiz hem de bakımsızdır.
Mâdencilik: Sivas il toprakları mâden bakımından zengindir. İl dâhilinde demir, kömür, kurşun, krom, bakır, tuz, gümüş, asbest, manganez, nikel, amyant, balit ve mermer çıkarılır. Divriği’de senede 1500 tona yakın demir elde edilir. Ayrıca Celalli civârında petrol, Abdülvehhab Gâzi Türbesi civârında zengin alçıtaşı yataklarına rastlanılmışsa da işletilmemektedir.
Sanâyi: Kara ve demiryollarının kavşak noktası olan ve mâden bakımından zengin olan Sivas, sanâyi bakımından gelişmemiştir. Fakat son senelerde hızlı bir sanâyileşme vardır. Küçük sanâyi yaygın olup, metal eşyâ ve makina îmâli, dokuma ve gıdâ kolları gelişmiştir. Başlıca büyük sanâyi kuruluşları şunlardır: TÜDEMSAŞ (Türkiye Demiryolu Makinaları Sanâyii A.Ş.), Sivas Çimento Sanâyii A.Ş., Beton Travers Fabrikası, Sivas Demir Çelik Fabrikası, Et ve Balık Kombinası Müdürlüğü, Süt Endüstrisi Kurumu, Askerî Dikimevi, SİDAŞ (Sivas Dokuma Sanâyi A.Ş.), kiremit ve tuğla fabrikaları, yem ve un fabrikaları, amyant üreten Asbest Fabrikası, Ceylân Çivi Fabrikası, Döksat Döküm Fabrikası (Su borusu ve yapı malzemesi), Eksantrik Sanâyi ve Ticâret A.Ş. (Otomativ yedek parçaları), Mobilya Fabrikası, Pamuk İpliği Fabrikası ve halı dokuma atelyeleri.
Ulaşım: Ülkenin dört yanını birbirine bağlayan kara ve demiryolları ağı Sivas’tan geçer. Ankara, Sivas, Erzincan, Erzurum devlet yolu ile Doğu ile Batı Anadolu birbirine bağlanır. Bu yol Yıldızeli’nde ikiye ayrılır ve bir hat Tokat, Amasya, Samsun’a ulaşır. Böylece Kuzey Anadolu’ya bağlanır. Ulaş ve Kayadibi’nde ayrılan yol Kayseri, Niğde, Mersin’e giderekGüney Anadolu’ya bağlanır. Sivas’ın Merkez İlçe, Zara, Yıldızeli, Hafik, İmranlı, Gemerek, Gürün, Kangal ve Şarkışla ilçeleri devlet yolları üzerinde bulunur. İl dâhilinde 979 km devlet yolu, 761 km il yolu vardır. Bâzı köylerin henüz yolları yoktur.
Sivas, demiryolu ağının önemli bir kavşak noktasındadır. Demiryolu ile ülkenin dört yanına bağlanır. Edirne, İstanbul, Ankara istikâmetinden; İzmir, Afyon istikâmetinden ve Mersin, Niğde istikâmetinden gelen demiryolu Kayseri’de birleşip tek hat hâlinde Sivas’a ulaşır. Sivas’ta demiryolu hattı tekrar kollara ayrılarak Artova, Turhal, Amasya, Samsun hattını meydana getirir. Çetinkaya istasyonundan da iki hat ayrılır. Bir hat Erzincan, Erzurum, Kars’a; diğer hat ise Malatya, Diyarbakır, Siirt, Malatya, Elazığ ve Muş’a ulaşır. Merkez ilçe, Gemerek, Şarkışla, Yıldızeli ve Divriği ilçeleri demiryolu güzergâhı üzerindedir. Sivas’ta havaalanı da vardır. İstanbul ve Ankara ile karşılıklı uçak seferleri yapılmaktadır.
Nüfus ve Sosyal Hayat
Nüfus: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 767.481 olup, 381.947’si ilçe merkezinde 385.534’ü köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 28.488 km2, nüfus yoğunluğu ise 27’dir.
Örf ve âdetleri: Çok eski bir yerleşim merkezi olan Sivas’ta birçok millet ve medeniyet gelip geçmiştir. On birinci asır başından îtibâren Selçuklularla Türk-İslâm Kültürü hâkim olmuştur. Sivas zengin ve çok renkli folklora, güçlü bir halk şiiri geleneğine sâhiptir. Sivas ilindeki târihi eserlerin çoğunluğu Selçuklulardan kalmadır. Selçuklu Devletinin kültür, sanat ve sağlık merkezi olan Sivas, Selçuklu mîmârîsi ve taş işçiliğini aksettiren eserlerle doludur.
Halk oyunları: Halk oyunları ve müziği Orta Anadolu’nun iç bölgelerinin özelliğini taşır. Halk oyunları bakımından çok zengindir. Halaylar, semahlar, zahmalar, âşıklar müziği, destanlar, türküler ve ağıtlar diyarıdır. Başlıca oyunları Tamzara, Sivas Halayı, Madımak, Abdurrahman Halayı, Kızık, Karkın, Sarı Zeybek, Temirağa, Sarıkız, Karahisar, Üçayak ve Hoşbileziktir.
Halk edebiyâtı: Sivas ili halk edebiyatı bakımından en zengin illerimizden biridir. Pekçok halk ozanı yetişmiştir.
El sanatları: El sanatları çok ileridir. Halı, kilim, dokumacılık, çeşitli motiflerde çorap örücülüğü, çubuk ve sigara ağızlığı, bakır işleme, bıçak ve çakı yapımı meşhurdur.
Mahallî kıyâfetleri: Kadınlarda bindallı, üç etek, şalvar ve önlük yaygındır. Erkeklerde başa poşu veya hindi; üste dıştan kolsuz yelek, şayaktan yapılan zırga denilen pantolon giyilir. Ayakta tokalı çarık, kulaklı yemeni ve sivri burunlu iskarpin bulunur.
Mahallî yemekleri: Madımak yemeği, pancar çorbası, Sivas kebabı, peskütan çorbası, Zara baklavası.
Eğitim: Okur-yazar nispeti ülke ortalamasının gerisinde olup, % 70 civârındadır. İlde 26 anaokulu, 1116 ilkokul, 64 ilköğretim okulu, 4 yatılı ilköğretim bölge okulu, 30 bağımsız ortaokul, 2 özel eğitim okulu, 29 lise, 8 Endüstri Meslek Lisesi, 5 Teknik Kız Meslek Lisesi, 3 Ticâret Meslek Lisesi, 9 İmam Hatip Lisesi, 2 Anadolu Öğretmen Lisesi, 2 Anadolu Lisesi, 2 Anadolu Ticâret Meslek Lisesi, 1 Anadolu Teknik Lise, 1 Fen Lisesi, 3 Pratik Kız Sanat Okulu, 1 Anadolu Basın Yayın Meslek Lisesi vardır. Sivas, Üniversiteye sâhip bir ilimizdir. Cumhûriyet Üniversitesine bağlı Tıp, Fen, Edebiyat ve Mühendislik Fakülteleri, Hemşirelik Yüksek Okulu, Meslek Yüksek Okulu, Sosyal Bilimler, Fen Bilimleri ve Sağlık Bilimleri Enstitüleri vardır. Sivas ilinde 7 çocuk ve 11 halk kütüphânesi bulunur.
İlçeleri
Sivas’ın biri merkez olmak üzere on yedi ilçesi vardır.
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 270.329 olup, 221.512’si ilçe merkezinde, 48.817’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 70, Bedirli bucağına bağlı 13, Karaçayır bucağına bağlı 14, Karayün bucağına bağlı 19, Kayadibi bucağına bağlı 22 köyü vardır. İlçe toprakları genelde dağlıktır. Güneybatısında İncebel Dağları, güneydoğusunda Tecer Dağları, kuzeyinde Meraküm Yaylası yer alır. Başlıca akarsuları Tecer Suyu ve Kızılırmak’tır.
Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Tarım üretimi genelde halkın kendi tüketimini karşılamaktadır. Yaylacılık metoduyla küçükbaş hayvan beslenir. Et kombinası, süt ürünleri, yem, dokuma, çimento, döküm, yedek parça, metal eşyâ, çivi, tuğla-kiremit fabrikaları ve TCDD’ye bağlı Türkiye Demiryolu Makina Sanâyi A.Ş. başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi Kızılırmak Vâdisinin kuzey kesiminde kurulmuştur. Ortasından Tavra Suyu, doğusundan Mismil Çayı geçerek 4 km yakınındaki Kızılırmak’a karışır. Denizden yüksekliği 1285 metredir. Ankara-Erzurum demir ve karayolu ilçeden geçer. İlçe belediyesi 1868’de kurulmuştur.
Akıncılar: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 11.085 olup, 5320’si ilçe merkezinde, 5765’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 33 köyü vardır. Yüzölçümü 415 km2 olup, nüfus yoğunluğu 27’dir. İlçe toprakları orta yükseklikte engebeli arâziden meydana gelmiştir. Denizden yüksekliği 975 metredir. Kelkit Çayı Vâdisinde küçük düzlükler vardır. Vâdi ılıman iklimiyle başlıca tarım alanıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri, şekerpancarı, buğday, patates, arpa ve elmadır. Meyve ve sebzecilik yaygın olarak yapılır. Düz kesimlerde büyükbaş, dağlık bölgelerde ise küçükbaş hayvan besiciliği yapılır. İlçe merkezi Kelkit Irmağının bir kolu kıyısında kurulmuştur. Ordu ve Amasya’yı Erzincan’a bağlayan karayolu ilçe merkezinin yakınından geçer. Suşehri’ne bağlı bir bucakken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu. Eski ismi Yukarıezbider’dir. İl merkezine 172 km uzaklıktadır.
Altınyayla: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 15.739 olup, 3017’si ilçe merkezinde, 12.722’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 20 köyü vardır. Yüzölçümü 814 km2 olup, nüfus yoğunluğu 19’dur.
İlçe Karatonus Dağlarının eteğinde Karatonus Ovasının üzerinde kurulmuştur. En önemli dağı ilçenin güneyindeki Karatonus Dağlarıdır. Karatonus Dağlarının eteklerinden başlayan ova, Kormaç Dağlarının kuzeyi boyunca doğuya doğru uzanır. Ova tamâmen tarıma elverişli bir düzlüktür. Karatonus Dağı eteklerinde İbicek, İncecik ve Mergesen yaylaları vardır. İlçe topraklarında Kızılırmak’ı besleyen küçük dereler yer alır. İlçede kara iklimi hâkimdir.
İlçe ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Kuru tarıma elverişli yerlerinde buğday, arpa ve yulaf ekilmektedir. Sulu tarım yapılabilen yerlerde ise şekerpancarı ekilir. Yaylacılık metoduyla koyun ve Ankara keçisi, alçak kesimlerde ise sığır beslenir.
Şarkışla’ya bağlı bir bucakken 9 Mayıs 1990’da yapılan idârî düzenlemeyle ilçe oldu. İl merkezine Ulaş ilçesinden 80 km, Şarkışla üzerinden ise 112 km uzaklıktadır. Denizden yüksekliği 1050 metredir.
Divriği: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 33.105 olup, 17.664’ü ilçe merkezinde, 15.441’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 44, Danişment bucağına bağlı 13, Gedikpaşa bucağına bağlı 11, Mursal bucağına bağlı 11, Sincan bucağına bağlı 29 köyü vardır. Yüzölçümü 2782 km2 olup, nüfus yoğunluğu 12’dir. İlçe toprakları dağlık olup, çok sayıda akarsuyla parçalanmıştır. Kuzeyinde Çengelli Dağı, güneyinde Yama Dağı yer alır. Başlıca akarsuyu Çaltı Suyudur. İlçenin en önemli düzlüğü Planga Düzlüğüdür. Çaltı Suyunun güneyinde 20 km2ye yaklaşan bir alanı kaplar. İlçe topraklarının denizden yüksekliği 1250 metredir.
İlçe ekonomisi mâdenciliğe dayalıdır. İl merkezinin kuzeyindeki Demirdağında bulunan demir yatakları 1938’den beri Etibank tarafından işletilmektedir. Demir yataklarının büyüklüğü ve zenginliği açısından dünyâdaki demir rezervlerinin en önemlilerindendir. Akarsu boylarındaki düzlüklerde tarım yapılır. Başlıca tarım ürünleri buğday, patates, soğan, elma, erik ve üzümdür. Üretim il halkına yöneliktir. Ayrıca ilçe topraklarındaki linyit yatakları işletilmektedir.
İlçe merkezi, Çaltı Suyunun güney kıyısında kurulmuştur. Sivas-Erzincan demiryolu ilçe merkezinden geçer. İl merkezine 169 km mesâfededir. İlçe belediyesi Cumhûriyetten önce kurulmuştur.
Doğanşar: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 8324 olup, 4421’i ilçe merkezinde, 3903’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 38 köyü vardır. Yüzölçümü 420 km2 olup, nüfus yoğunluğu 20’dir.
İlçe toprakları genelde dağlıktır. Köse Dağı, Kızıldağ ve Dumanlı Dağı eteklerinde hafif eğimli ve tarıma elverişli bir vâdi bulunur. İlçenin en önemli akarsuyu Tozanlı Çayıdır. Bu akarsu dağlardan doğan küçük akarsularla beslenir. İlçede Karadeniz iklimi hâkimdir. Yağışı boldur.
Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Ekilebilen arâzinin sulu tarım yapılan kısmında sebze ve meyve yetiştirilir. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, patates, soğan, fasulye, havuç ve lahanadır. İlçede çayır ve mer’aların çokluğu yüzünden hayvancılık gelişmiştir. Özellikle küçükbaş hayvanlardan koyun ve keçi beslenir. Arıcılık ise ilçenin diğer önemli gelir kaynağıdır.
İlçe merkezi Tekeli Dağı eteklerinde kurulmuştur. İl merkezine 99 km mesâfededir. Hafik ilçesine bağlıyken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu. Eski adı İpsile’dir.
Gemerek: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 48.453 olup, 8646’sı ilçe merkezinde, 39.807’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 38 köyü vardır. Yüzölçümü 115 km2 olup, nüfus yoğunluğu 42’dir. İlçe toprakları dağlar ve yüksek düzlüklerden meydana gelir. Kuzeyinde Akdağlar, kuzeydoğusunda İncebel Dağları, güneydoğusunda Uzunyayla yer alır. Başlıca akarsuyu Kızılırmak’tır. Göksu Çayı üzerinde bulunan Sızır Çağlayanı ilin en büyük çağlayanıdır. Çağlayanın üzerinde bir hidroelektrik santrali vardır. Şarkışla-Gemerek Ovası verimli bir tarım alanıdır. İlçede kara iklimi hüküm sürer.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı, buğday, arpa, çavdardır. Akarsu kenarlarında sebze ve meyve yetiştiriciliği yapılır. Hayvancılık önemli gelir kaynaklarındandır. En çok sığır beslenir. İlçe topraklarında mermer ve linyit yatakları vardır. Köylerde kilim ve heybe dokumacılığı yaygındır. İlçede bir tuğla fabrikası, Cepni köyünde ise bir yem fabrikası vardır.
İlçe merkezi Kızılırmak Vâdisinde Kayseri-Sivas karayolunun 2 km batısında kurulmuştur. İl merkezine 116 km mesâfededir. Kayseri-Sivas demiryolu ilçenin 2 km kuzeyinden geçer. 1953’te ilçe olan Gemerek’in belediyesi 1881’de kurulmuştur.
Gölova: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 6699 olup, 2554’ü ilçe merkezinde, 4145’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 23 köyü vardır. Yüzölçümü 420 km2 olup, nüfus yoğunluğu 16’dır.
İlçe toprakları ova konumunda yüksek bir yapıya sâhiptir. Denizden yüksekliği 1300 metredir. Suşehri ovasının doğu uçları ilçe sınırları içinde kalır. Kösedağ ilçe topraklarını engebelendirir. En önemli akarsuyu Kelkit Çayının bir kolu olan Çobanlı Deresidir. Dere üzerinde sulama amaçlı Gölova Barajı vardır. İlçenin iklimi İç Anadolu ve karadeniz ikliminin geçiş noktasında bulunması sebebiyle bozuk bir Karadeniz iklimine sâhiptir.
İlçe ekonomisi tarıma dayalıdır. Meyve ve sebzecilik gelişmiştir. Başlıca tarım ürünleri soğan, patates, fasulye, lahana, erik, şekerpancarı, ayçiçeği, buğday ve arpadır. Hayvancılık fazla gelişmemiştir. Koyun, keçi ve büyükbaş hayvanlar beslenir.
İlçe merkezi Kızıldağ’ın kuzey tarafındaki eteklerinde kurulmuştur. Sivas-Erzincan karayolu ilçe merkezinden geçer il merkezine 198 km uzaklıktadır. Suşehri ilçesine bağlı bir bucakken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe merkezi oldu. Eski ismi Ağvanis’tir.
Gürün: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 31.038 olup, 9886’sı ilçe merkezinde, 21.152’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 23, Karapınar bucağına bağlı 12, Yazyurdu bucağına bağlı 27 köyü vardır. Yüzölçümü 2797 km2 olup, nüfus yoğunluğu 11’dir. İlçe topraklarının büyük kısmı dağlıktır. Güneyinde Hezenli Dağı, batısında Gövdeli Dağı, kuzeyinde Çal Dağları yer alır. Önemli düzlüğü Uzunyayla Platosunun ilçe sınırları içinde kalan kısmıdır. Başlıca akarsuları Tohma Çayı ve Hurman Çayıdır. Gökpınar ve Aygır gölleri ilçenin en önemli gölleridir.
Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. Yüksek yaylalarda çok miktarda koyun ve kıl keçisi beslenir. Ekime elverişli toprakları azdır. Tahıl, fasulye ve patatesin yanısıra Tohma Suyu Vâdisinde zerdâli, elma, armut gibi meyveler yetiştirilir. Gökpınar Gölü kıyısında alabalık üretme tesisleri kurulmuştur. İlçe topraklarında asbest ve demir yatakları vardır.
İlçe merkezi Tohma Suyu kenarında kurulmuştur. Malatya-Kayseri karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 137 km mesâfededir. Ekonomik bakımdan il merkezinden çok Kayseri’yle ilişkidedir. İlçe belediyesi 1870’te kurulmuştur. Denizden yüksekliği 1200 metredir.
Hafik: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 28.280 olup, 10.002’si ilçe merkezinde, 18.278’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 57, Celallı bucağına bağlı 26 köyü vardır. Yüzölçümü 2547 km2 olup nüfus yoğunluğu 11’dir. İlçe toprakları Kızılırmak Vâdisinde yer alır. İlçenin en önemli akarsuyu Kızılırmak’tır. İlçe sınırları içinde irili ufaklı birçok göl vardır. Hafik Gölleri olarak bilinir. Dağlardan kaynaklanan akarsular kuzeyden güneye toprakları parçalayarak Kızılırmak’a katılır. Denizden yüksekliği 1275 metredir.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. En çok buğday, çavdar, arpa ve az miktarda şekerpancarı, soğan, armut ve elma yetiştirilir. Hayvancılık gelişmiş olup, koyun, kıl keçisi ve sığır beslenir. Süt, et, yapacağı ve deri başlıca hayvânî ürünlerdir.
İlçe merkezi, Kızılırmak’ın kuzeyinde bir tepenin güney eteklerinde kurulmuştur. Sivas-Erzurum karayolu ilçe merkezinden geçer. İl merkezine 36 km mesâfededir. Hafik Belediyesi 1916’da kurulmuştur.
İmranlı: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 21.530 olup, 7414’ü ilçe merkezinde, 14.116’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 72, Karaören bucağına bağlı 27 köyü vardır. Yüzölçümü 1228 km2 olup, nüfus yoğunluğu 18’dir. İlçe toprakları genelde dağlıktır. İlin en yüksek dağları bu ilçe sınırları içindedir. Kösedağ, Kızıldağ, Çengellidağ başlıca dağlarıdır. İlçedeki Kızıldağ’dan doğan Kızılırmak, ilçenin ortasından doğu-batı istikâmetinde akar. İlçede ova olmayıp, dağlar arasında küçük düzlükler vardır. Buralarda az miktarda tarım yapılır. En önemli akarsuyu Kızılırmak ve kollarıdır.
Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. En çok koyun beslenir. Arâzi müsâit olmadığı için tarım gelişmemiştir. Az miktarda buğday, patates, armut, arpa ve elma üretilir. Eski adı İmraniyye olan ilçe, Sivas-Erzincan karayolu üzerindedir. İl merkezine 104 km mesâfededir. İmranlı Belediyesi 1948’de kurulmuştur.
Kangal: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 48.068 olup, 12.276’sı ilçe merkezinde, 35.792’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 28, Alacakarı bucağına bağlı 21, Çetinkaya bucağına bağlı 18, Deliktaş bucağına bağlı 11, Kavak bucağına bağlı 20, Kuşkayası bucağına bağlı 15 köyü vardır. Yüzölçümü 3792 km2 olup, nüfus yoğunluğu 13’tür. Sivas’ın en büyük ilçesi olan Kangal’ın toprakları bir plato şeklindedir.
Bir yüksek yayla görünümüne sâhip olan ilçede yüksek dağlar vardır. İlçenin kuzeybatısında bulunan Kalmış Dağları merkez ilçe ile tabiî sınırını meydana getirir. Kuzeyinde Tecer Dağı, güneyinde Yama Dağları yer alır. Uzunyaylanın bir bölümü ilçenin batısında yer alır. Başlıca akarsuları Kangal Çayı ve Tecer Suyudur. İlçenin en önemli gölü Aygır Gölüdür. İlçenin denizden yüksekliği 1540 metredir.
Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. Çok sayıda koyun ve sığır beslenir. En çok beslenen koyun cinsi Kangal Akkaramanıdır. Ayrıca ilçe Kangal Çoban köpeği ile de meşhurdur. Tarım akarsu vâdilerinin genişlediği düzlüklerde yapılır. En çok buğday, arpa, çavdar, şekerpancarı ve patates yetiştirilir. Sivas ilinin en çok tahıl yetiştirilen ilçesidir. İlçe topraklarında demir ve linyit yatakları vardır. Kömür yatakları Türkiye Kömür İşletmesine bağlı Sivas Kangal Linyitleri Müessesesi tarafından işletilmektedir.
İlçe merkezi Höyüklü Dağı eteklerinde kurulmuştur. Sivas-Malatya karayolunun 20 km doğusunda yer alır. Demiryolu ise 10 km kuzeyindeki Kangal istasyonundan geçer. İl merkezine 81 km mesâfededir. Belediyesi 1902’de kurulmuştur.
Koyulhisar: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 21.894 olup, 6042’si ilçe merkezinde, 15.852’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 36 ve Ortakent bucağına bağlı 10 köyü vardır. Yüzölçümü 946 km2 olup, nüfus yoğunluğu 23’tür. İlçe toprakları genelde dağlıktır. Çoruh-Kelkit Vâdisi ilçenin başlıca düzlüğüdür. Ayrıca dağların yüksek kesimlerinde çayırlarla kaplı düzlükler vardır. Güneyinde Köse Dağı, kuzeyinde Giresun Dağları yer alır. İlçenin en önemli akarsuyu Kelkit Çayıdır. İlçede kara iklimi hâkim olmakla birlikte, Kelkit Vâdisinde Karadeniz iklimi hüküm sürer. Denizden yüksekkliği 850 metredir.
Ekonomisi tarıma ve hayvancılığa dayalıdır. Kelkit Vâdisinde buğday ve arpanın yanında az miktarda soğan, patates, elma, armut, zerdali ve baklagiller yetiştirilir. Meyve ve Sebze yetiştiriciliği yaygındır. Hayvancılık gelişmiştir. Koyun, kıl keçisi ve sığır beslenir. Koyulhisar balı meşhurdur. İlçe topraklarında kurşun ve kireçtaşı yatakları vardır.
İlçe merkezi Amasya-Erzincan karayolunun 2 km kuzeyinde ve Kelkit Vâdisinde kurulmuştur. İl merkezine 143 km mesâfededir. Belediyesi 1894’te kurulmuştur.
Suşehri: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 46.843 olup, 23.202’si ilçe merkezinde, 23.641’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 52, Gökçekent bucağına bağlı 14 köyü vardır. Yüzölçümü 838 km2 kolup, nüfus yoğunluğu 56’dır. İlçe toprakları dağlık alanlardan meydana gelmiştir. Kuzeybatısında Giresun Dağları, güney ve batısında doğu Karadeniz Dağları yer alır. Çoruh-Kelkit Vâdisinin genişlediği yerde Suşehri Ovası yer alır. Burası ılıman iklimiyle başlıca tarım alanıdır. İlçenin dağlık kesimlerinden kaynaklanan sular Kelkit Çayını besler. Denizden yüksekliği 850 metredir.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, patates, arpa ve elmadır. Suşehri Ovasında meyvecilik ve sebzecilik gelişmiştir. İlçede büyükbaş hayvancılığı yaygındır. Sanâyinin gelişmediği ilçede halı dokuma atölyeleri de vardır. Topraklarında magnezit bulunan mâden yatakları vardır.
İlçe merkezi Endires Çayı adıyla bilinen Suşehri Çayının Vâdisinde kurulmuştur. Ordu ve Amasya’yı Erzincan’a bağlayan karayolu ilçenin 1 km kuzeyinden geçer. İl merkezine 144 km mesâfededir. Belediyesi 1874’te kurulmuştur. Eski ismi Endires’tir.
Şarkışla: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 49.116 olup, 16.181’i ilçe merkezinde, 32.935’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 48, Akçakışla bucağına bağlı 23, Ortaköy bucağına bağlı 12 köyü vardır. Yüzölçümü 1815 km2 olup, nüfus yoğunluğu 27’dir. İlçe toprakları akarsu vâdileriyle bölünmüş dağlık alanlardan meydana gelir. Güneyinde Kulmaç Dağları, orta kesiminde İncebel Dağları, kuzeybatısında ise Akdağlar yer alır. Uzun yayla platosunun bir kısmı ilçe topraklarının güneyine doğru girer. Dağlardan kaynaklanan akarsular Kızılırmak’ı besler. Kızılırmak’ın ilçedeki önemli kolları Acısu ile Üskülüç Deresidir. Acısu Vâdisindeki plato özelliğini taşıyan düzlükler Şarkışla Ovası olarak bilinir. Denizden yüksekliği 1180 metredir.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, patates, şekerpancarı, arpa ve çavdardır. İl merkezinin buğday deposu durumundadır. Az miktarda soğan, baklagiller, elma, erik ve armut yetiştirilir. Hayvancılık ilçe halkının önemli geçim kaynaklarındandır. Koyun, sığır ve Ankara keçisi beslenir. İlçede un fabrikası, kilim ve halı dokuma atölyeleri vardır.
İlçe merkezi Acısu Vâdisinde kurulmuştur. İl merkezine 80 km mesâfededir. Sivas-Kayseri kara ve demiryolları ilçe merkezinin kuzey kıyısından geçer. Gelişmemiş bir yerleşim merkezidir. İlçe belediyesi 1864’te kurulmuştur.
Ulaş: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 13.801 olup, 2488’i ilçe merkezinde, 11.313’ü köylerde yaşamaktadır. Merkeze bağlı 32 köyü vardır. Yüzölçümü 843 km2 olup, nüfus yoğunluğu 16’dır.
İlçe toprakları orta yükseklikte engebeli arâziden meydana gelmiştir. Kuzeydoğusunda Tecer Dağı, Kangal sınırında Dikkulak Dağları yer alır. İlçenin en önemli vâdisi Tecer Vâdisidir. Tecer Dağının eteklerinden başlayıp, Taşlıdere’ye kadar devam eder. İlçe topraklarını Tecer Suyu ve kolları sular. İlçede kara iklimi hüküm sürer.
Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, çavdar ve yulaftır. Patates ve şekerpancarı ekimi son zamanlarda artmaktadır.
İlçe merkezi Tecer Dağının kuzeyinde kurulmuştur. Sivas-Malatya yolu ilçe merkezinden, Ankara-Malatya demiryolu ise ilçe kıyısından geçer. Merkez ilçeye bağlı bir bucakken 9 Mayıs 1990’da ilçe oldu.
Yıldızeli: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 74.902 olup, 15.249’u ilçe merkezinde, 59.653’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 44, Çırçır bucağına bağlı 16, Yavu bucağına bağlı 41, Direkli bucağına bağlı 22 köyü vardır. Yüzölçümü 2856 km2 olup, nüfus yoğunluğu 26’dır. İlçe toprakları genelde dağlık olup, küçük bir bölümü Karadeniz bölgesi sınırları içinde kalır. Kuzeybatısında Çamlıbel Dağları, güneybatısında Akdağlarla çevrilidir. En yüksek dağı Yıldız Dağıdır. Dağlardan kaynaklanan akarsular Kızılırmak ve Yeşilırmak’a karışır. Kızılırmak’a karışan Yıldızeli Çayı (Kalınırmak) ile Yıldız Çayı (Cebirırmak), başlıca akarsularıdır. Yıldızeli Çayı Vâdisinde bulunan geniş düzlükler ilçenin başlıca tarım alanıdır. Kuzeyindeki dağlar kayın, güneyindeki dağlar ise sarı çam ormanları ile kaplıdır. Denizden yüksekliği 1350 metredir.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Buğday, şekerpancarı, patates, çavdar ve soğan başlıca tarım ürünleridir. Ayrıca elma, armut ve baklagiller üretilir. Hayvancılık ekonomik açıdan önemlidir. Koyun, sığır ve Ankara keçisi beslenir. Mâdenler bakımından oldukça zengindir. Flüorit, kireçtaşı, mermer ve tuğla-kiremit hammaddesi başlıca yer altı mâdenleridir.
İlçe merkezi Yıldızeli Çayı Vâdisinde kurulmuştur. Eski ismi Yenihan’dır. Önemli kervan yollarının kesiştiği noktadaki bir hanın etrafında gelişmiş eski bir konaklama merkezidir. Belediyesi 1889’da kurulmuştur. Sivas-Samsun demiryolu ile Yozgat-Sivas karayolu ilçe merkezinden geçer. İl merkezine 41 km mesâfededir.
Zara: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 38.275 olup, 16.073’ü ilçe merkezinde, 22.202’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 69, Beypınar bucağına bağlı 14, Bulucan bucağına bağlı 25, Şerefiye bucağına bağlı 21 köyü vardır. Yüzölçümü 2456 km2 olup, nüfus yoğunluğu 16’dır. İlçe toprakları akarsu vâdileriyle parçalanmış dağlık alanlardan meydana gelmiştir. Kuzeyinde Ovuklu Dağı, kuzeydoğusunda Köse Dağı, güneyinde Gürlevik Dağı ile Beydağ yer alır. İlçenin orta ve kuzeyinden doğan akarsular Kızılırmak’a dökülür. Güneyinden doğan sular ise Fırat’a karışır. Bitki örtüsü genelde steplik olup, dağlık bölgelerde sarı çam ormanları vardır.
Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. Yaylacılık yaygın olup, koyun ve sığır beslenir. Arıcılık gelişmiş olup, modern usulde yapılır. Tarıma elverişli arazisi az olan ilçede başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, çavdar ve patatestir. İlçe topraklarında magnezit ve talk gibi yer altı kaynakları vardır.
İlçe merkezi Kızılırmak Vâdisinde kurulmuştur. Eski ismi Koçgiri’dir. Sivas-Erzincan karayolu ilçe merkezinden geçer. İl merkezine uzaklığı 70 km’dir. Zara Belediyesi 1923’te kurulmuştur.
Târihî Eserler ve Turistik Yerleri
Sivas ili târihî eserler, değerli mîmârî anıtlar, kaplıca, içmeler ve tabiî güzellikleri bakımından çok zengindir. Bu ile Abideler şehri de denir. Bilhassa Selçuklu eserleri bakımından Konya’dan sonra gelir.
Ulu Câmi: Kitâbesinden anlaşıldığına göre 1197’de Selçuklu Sultanı Kutbeddîn Melikşâh zamânında yapılmıştır. Eğriliğiyle meşhur çini bezemeli tuğla minâresi 1213’te yapılmıştır. Halk arasında Sultan Alâeddîn Câmii de denir.
Meydan Câmii: Dikilitaş Mahallesinde Kânûnî Sultan Süleyman Hanın vezirlerinden Koca Hasan Paşa tarafından 1564’te yaptırılmıştır. Kesme taştan yapılmış olup, içi ahşaptır. Minâresi tek şerefelidir. Arka tarafında türbeler vardır.
Kale Câmii: Kale Mahallesinde Sultan Üçüncü Murâd Hanın vezirlerinden Mahmûd Paşa tarafından 1580’de yaptırılmıştır. Dikdörtgen şeklinde olup, kubbesi kurşun, minâresi tuğladır.
Aliağa Câmii: Subaşı Mahallesinde Behram Paşanın oğlu Mustafa Bey tarafından 1589’da yaptırılmıştır. Kubbesi kurşun kaplamadır. Avluda bir âileye âit mezarlar vardır.
İmâret Câmii (Dâr-ür-Reha): Cağırağzı semtindedir. 1321 senesinde Kemâleddîn Ahmed bin Reha tarafından yaptırılmıştır. Mescit, imârethâne ve zâviyeden meydana gelen külliyeden günümüze sâdece mescit ulaşmıştır.
Kale Câmii (Divriği): Divriği ilçesindedir. Kitâbesinden Mengücükoğullarından Şehinşah bin Süleymân tarafından 1181’de yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Giriş kapısı bezemelerle süslüdür. Tuğla, taş ve çini bir arada kullanılmıştır. Dış görünüşün zenginliğine karşılık, câminin içi sâdedir.
Tonus Câmii ve halıları: Altınyayla ilçesindedir. Tonuslu Ahmed Ağa tarafından 1895’te yaptırılmıştır. Ahşap tavan işçiliği çok güzeldir. Câmi içinde serili olan ve câmi için özel dokunmuş olan 32 adet halının târihî değeri çok büyüktür. Halılar Türk veya Gördes düğümlü el dokuması olup, çözgü ve atkı ipleri tamâmen yün ve renkleri natüreldir. 1900 yıllarında dokunan halıların vakıf olduğuna dâir ifâdeleler halıların üzerine işlenmiştir.
Merkez Câmii: Şahruh Câmii olarak da bilinir. Alâüddevle’nin oğlu Şahruh Bey tarafından 1749 senesinde yaptırılmıştır. 1822’de tâmir edilmiştir.
Ulu Câmi ve Dârüşşifâsı: Divriği ilçesindedir. Mengücükoğullarından Ahmed Şah ve hanımı Adil Melike Turan tarafından 1228’de yaptırılmıştır. Selçuklu mîmârîsinin orijinal eserlerindendir. Câmi ve dârüşşifânın duvarları yontma taştandır. Câmide 20 kemer ve 25 kubbe vardır. Mihrabın üzerindeki kubbenin yüksekliği 40 m olup, bir sanat şâheseridir. Taş kapısı çiçek ve geometrik şekillerle süslenmiş taş oymacılığının en güzel örneklerindendir.
Çifte Minâreli Medrese (Darü’l-Hadis): İlhanlı veziri Şemseddin Cüveyni tarafından 1271’de yapılmıştır. 20 metre yüksekliğindeki kapısı Türk taş oymacılığının şâheseri sayılmaktadır. Tuğlalar arasına firüze renkli çiniler yerleştirilmiştir.
Gök Medrese: Selçuklu veziri Sâhip Ata tarafından 1271 senesinde yaptırılan bu medrese Türk mîmârî ve süsleme sanatının şâheserlerinden biridir. Çifte minâreli taş kapının zengin süslemeleri fevkalâdedir. Adını çinilerinden alan bu binâ bakımsız ve boş olması sebebiyle tahrip olmaktadır. Selçuklu eserlerinin en gözdelerinden olan bu târihî medresenin onarılması ile bu kıymetli eser kültür varlığımıza yeniden kazandırılacaktır. Medresede bir mescit ve 14 oda bulunmaktadır.
Büruciye Medresesi: 1271 senesinde Üçüncü Gıyâseddîn Keyhüsrev devrinde Muzaffer Bürucirdi tarafından yaptırılmıştır. İki katlı dört eyvanlı olan bu eserin çinileri meşhurdur. Halk arasında Hacı Maksud veya Hacı Mesud Medresesi olarak anılır. Müze olarak kullanılan medresede üç kabir vardır. Muzaffer bin Hibetullah’ın türbesi de bu medresededir. 1965-1966 arasında tâmir edilen Medrese günümüzde müze olarak kullanılmaktadır.
İzzeddîn Keykavus Şifâhânesi (Şifâhiye Medresesi): Şifâhane ve tıp medresesi olarak 1217’de yapılan külliyeden günümüze sâdece şifâhâne ulaşmıştır. Taç kapının sağındaki eyvanda Sultan Birinci İzzeddîn Keykavus’un türbesi vardır. Kırmızı tuğladan yapılmış olan taç kapı firuze, mor ve beyaz çinilerle süslenmiştir. Dünyânın ilk akıl hastânesi kabul edilir. İçerisi mavi siyah çinilerle süslenmiştir.
Türbeler: Sivas, câmiler gibi türbeler bakımından da zengin bir şehirdir.
Şemseddîn Sivâsî Türbesi: Meydan Câmiinin avlusunda merdivenlerden inişte sağ taraftadır. Büyük velî Şemseddîn Sivâsî’nin medfun olduğu türbe 1600 yılında yapılmıştır.
Güdük Minâre (Dabak Tekkesi): 1347’de Eratnaoğullarından Şeyh Hasan Bey için türbe olarak yapılmıştır. Yanına yapılan işhanı bu eseri gizlemiştir. Türbenin içinde siyah mermerden yapılmış sanduka vardır. Cephesi tamâmen mermerdir. Üzeri 10 m yüksekliğinde tuğladan geometrik süslemeli üstüvane şeklinde bir kubbeyle örtülüdür.
Ahi Emin Ahmed Türbesi: 1233’te yapılmıştır. Tokmakkapı Mahallesindedir. Kesme taştan sekizgen olarak yapılmıştır. İki basamaklı bir merdivenle inilir. Selçuklu biçimi süslenmiş bir mihrabı ve iki penceresi vardır.
Sitte Melik Türbesi: 1196’da Emin Seyfeddin Şah bin Süleyman tarafından yaptırılmıştır. Divriği ilçesindedir. Sekizgen plânlıdır. Şehinşah Türbesi olarak da bilinir.
Kâdı Burhâneddîn Türbesi: 1398’de yapılmıştır. TürbeKâdı Burhâneddîn İlkokulu bahçesindedir.
Çobanbaba (Şeyh Çoban) Türbesi: Suşehri’nin Çobanlı Yaylasındadır. Osmanlı Sultanı Yavuz Sultan Selim Han, Çaldıran’a giderken, yaşlı bir çoban koşarak yanına gelir:
“Sulağımıza hoş geldin sultanım. Görüyorum ki yorgunsun, açsın. Bu fakire misâfir olursan gönül alırsın.” der. Yavuz Sultan Selim Han; “Ben tek başıma değilim Çoban baba. Ardımda koca bir ordu var.” der.
Çoban tevekkülle boynunu büker: “Allahü teâlâ kerimdir. Hele sen bir mola ver. Misâfir kısmetiyle gelir.” der.
Yavuz Sultan Selim Han; “Bunda bir hikmet var” diyerek mola verilir. Çadırlar kurulur.
Çoban, sürüden 4 koyun seçer ve keser, yüzer, temizler ve kazana koyar.“Bir şartım var kemikleri sakın atmayın.” der. Bütün ordu doyar. Çoban kemikleri deriye doldurup duâ eder ve koyunlar Allahü teâlânın izniyle dirilir ve sürüye katılır. Yalnız biri topallar. Yavuz Sultan Selim Han; “Bu neden topallar?” diye sorunca, Çoban; “Bunun bir kemiği noksan.” der. Yavuz Sultan Selim Han, koynundan bu koyunun aşık kemiğini çıkararak; “Sizi denemek istedim. Siz kâmil bir velisiniz.” der ve duâsını ister. Bu zât da:
“Allahü teâlânın yardımı senin üzerindedir. Âlemlere rahmet olarak gönderilen sevgili ve şerefli Peygamber efendimiz ve Eshâb-ı kirâmı senin yanındadır. Merak etme zafer senin olacaktır. Muzaffer olarak döneceksin.” der.
Bu kerâmet ehli çobanın türbesi ziyâret edilen yerlerin başında gelmektedir.
Şehid Abdülvehhab Gâzi Türbesi: Evliyâ Çelebi, eserinde bu türbeyi Sultan Dördüncü Murâd Hanın ziyâret ettiğini yazar. Abdülvehhab Gâzi, Emevîler devrinde yaşamış bir komutandır. Emevîler devrinde İslâm ordusu Sivas’ı fethetmiş ve Abdülvehhab Gâzi ve bir kısım asker Sivas’ta bırakılmıştır. Bizanslıların saldırısında bu mübârek zât şehit olmuştur. Türbe içinde 7 kabir bulunmaktadır.
Taşhan: Paşabey Mahallesinde Kurşunlu Hamamı doğusundadır. 1575’te yapılmıştır. Behrampaşa vakfındandır.
Behrampaşa Hanı: Sivas Vâlisi Behrampaşa tarafından 1573’te yaptırılmıştır. Taştan iki katlı ve çok sağlamdır. Orta yerde büyük bir avlu ve bunun etrâfında odalar bulunmaktadır.
Eğriköprü: Sivas-Malatya yolu üzerinde Selçuklular zamânında yapılmıştır. 173,2 metre uzunluğundadır. Biri 12, diğeri 6 gözlü iki bölümden meydana gelmiştir.
Sivas Kalesi: Sivas târihi kadar eski olan kalenin kimin tarafından yapıldığı kesin olarak bilinmemektedir. Bizanslılar döneminde Justinyen devrinde büyük bir tâmir görmüştür. Türklerin eline geçtikten sonra çeşitli dönemlerde tâmir görmüştür. Kale, yukarı ve aşağı kale olmak üzere iki kısımdır. Yukarı kale, toprak kale olarak bilinen bugünkü 4 Eylül Baskınının bulunduğu kısımdır. Aşağı kale olarak bilinen kısım Şifâhiye Medresesinin bulunduğu yerden başlayıp, Kongre Müzesi, Vilâyet Konağı, Behrampaşa Hanı, Pulur Tepesi, DDYyönünde Şifâhiye Medresesine varan çizgi içerisinde kalan bölgedir.
Aşağı Kale ve Yukarı Kale: Koyulhisar ilçesindedir. Yalçınkaya üzerine kurulmuş olan ve Kale-i Zir de denilen Aşağı Kalenin bugün sâdece duvar kalıntıları vardır. Yukarı Kale ise Kale-i Bâlâ diye anılır. Uzun Hasan tarafından yaptırıldığı söylenen kalede çok sayıda ev, su sarnıcı, anbar ve cephânelik vardır.
Divriği Kalesi: Mengücükoğulları tarafından 13. asırda yaptırılmıştır. İç ve dış kale olmak üzere iki bölümdür. Dış kalenin surlarının büyük kısmı yıkık vaziyettedir. İç kalede Seyfeddin Şah tarafından yaptırılan bir câmi vardır.
EskiEserler Müzesi: 1937’de açılmıştır. Selçuklu ve Osmanlı devrine âit silâh, para kesesi, tekke eşyâsı, kemer, takı; daha önceki devirlere âit arkeolojik bölümde porselen, seramik, cam eşyâ; etnoğrafik bölümde el sanatları, eski giyim-kuşam, yatak örtüleri gibi eserler sergilenmektedir.
Mesire yerleri: Sivas, tabiî güzellikler bakımından çok zengindir. Yerleşim yerlerine yakın vâdi boylarıyla göl kıyıları genellikle mesire yeri olarak kullanılmaktadır. Bâzıları şunlardır:
Gökpınar Gölü: Gürün ilçesi yakınındadır. İlin önemli mesire yerlerindendir. Göl, suyunun duruluğu, günün her saatinde değişen rengi ve balığının bolluğu ile ünlüdür. Konaklama tesisleriyle güzel bir dinlenme yeridir.
Hafik Gölleri: Hafik ilçesi yakınında irili ufaklı göllerden meydana gelmiştir. Her biri mesire yeri olup, göldeki balıklar lezzetlidir. Tabiî güzellikleriyle güzel bir dinlenme yeridir.
Eğriçimen: Koyulhisar ilçesine 20 km uzaklıkta ve 1700 metre yükseklikte bir yayladır. Ormanları, serin havası ve soğuk su kaynakları ile güzel bir mesire yeridir.
Sızır Çağlayanı: Gemerek ilçesinin Sızır bucağında Göksu Nehri üzerindedir. Bölgede gazino ve çay bahçesi vardır.
Tödürge Gölü: Zara ilçesine 25 km uzaklıktaki göl, güzel bir dinlenme yeridir. Balığı boldur. Gölde kayıkla dolaşılır.
Koyunkaya Mesiresi: İmranlı’ya 12 km mesâfede, çam ormanları, serin havası ve bol su kaynaklarıyla güzel bir dinlenme yeridir.
Karaçayır: İl merkezine 27 km mesâfede, çam ormanlarıyla kaplı güzel bir mesire yeridir.
İçme ve kaplıcalar: Sivas ilinde çok sayıda sıcak su kaynakları vardır. Halk bunlara “çermik” demektedir. Bâzıları şunlardır:
Balıklı Çermik: Kangal ilçesine 17 km mesâfede Kavaklıdere mevkiindedir. Konaklama tesisleri mevcut olan kaplıcanın suyu; dolaşım sistemi hastalıklarına, ağır olmayan kalp yetmezliklerine, yüksek tansiyona, damar sertliklerine, solunum sistemi hastalıklarına, romatizma hastalıklarıyla kronik iltihaplı kadın hastalıklarına iyi gelmektedir. Havuzlarda bulunan ve insanlardan kaçmayan balıklar, vücudun hastalıklı bölgesine yaptıkları mikro-masaj ve salgıları ile cilt hastalıklarına; küçük yılanların da yılancık hastalığının bulunduğu yere sarılıp sıkmaları sûretiyle tedâvi ettiklerinden tavsiye edilmektedir.
Akçaağıl Kaplıcası: Suşehri’ne 9 km uzaklıkta Akçaağıl köyündedir. Konaklama tesisleri mevcut olan kaplıca suyu içme olarak, karaciğer, safra kesesi ve barsak hastalıklarına; banyo ile romatizma, nefrit, nevralji ve kadın hastalıklarına faydalıdır.
Sıcak Çermik: Yıldızeli ilçesinin Direkli bucağındadır. Konaklama tesisleri mevcut olan kaplıca suyu, her çeşit romatizma, nefrit, nevralji ve kadın hastalıklarına iyi gelmektedir.
Soğuk Çermik: İl merkezine 19 km uzaklıkta aynı isimle anılan bir vâdidedir. Konaklama tesisleri olan kaplıca suyu romatizma, asabî hastalıklarda ve deri hastalıklarında faydalıdır.
Ortabucak Çermiği: Şarkışla’nın Ortabucak yöresindedir. Tesisleri olan kaplıca suyu, romatizma ve deri hastalıklarına faydalıdır.
Kaynak
Rehber Ansiklopedisi
SİVAS
İlin Kimliği
Yüzölçümü : 28.488 km2
Nüfûsu : 767.481
İlçeleri : Merkez, Akıncılar, Altınyayla, Divriği, Doğanşar, Gemerek, Gölova, Görün, Hafik, İmranlı, Kangal, Koyulhisar, Suşehri, Şarkışla, Ulaş, Yıldızeli, Zara.
Türk İstiklâl Savaşının temellerinin atıldığı, Selçuklu devrinin dev eserleriyle süslü, yüzölçümü bakımından Konya’dan sonra ikinci sırada yer alan bir ilimiz. Sivas ili topraklarının büyük kısmı İç Anadolu’nun yukarı Kızılırmak bölümünde diğer kısımları ise Karadeniz ve Doğu Anadolu bölgesinde olup, 35° 50’ ve 38° 14’ doğu boylamları ile 38° 32’ ve 40° 16’ kuzey enlemleri arasında yer alır. KuzeydenGiresun, Ordu ve Tokat; doğudan Erzincan; güneyden Malatya, Maraş, Kayseri; batıdan Yozgat illeriyle çevrilidir. Trafik numarası 58’dir.
İsminin Menşei
Rivâyete göre Sivas kurulmadan önce ulu ağaçlar altında kaynayan üç pınar varmış. Bu pınar Allahü teâlâya şükür, ana ve babaya minnet ve küçüklere şefkat duygularını ifâde edermiş. Bu üç pınara “Sipas Suyu” denirmiş. Zamanla mukaddes sayılan bu üç pınarın etrâfında küçük bir yerleşim merkezi kurulmuş ve “Sipas” ismi verilmiştir. Diğer bir rivâyete göre ise Sivas ismi eski kavimlerden“Sibasipler”den gelmektedir. Başka bir rivâyete göre “Ogüst şehri” mânâsına gelen “Sebast” kelimesinden gelmektedir. Sivas ilk çağlarda Talavra, Megalapolis, Karana ve Diyapolis isimleriyle anılmıştır.
Sivas ismi için en kuvvetli rivâyet, Selçuklu Oğuz Türklerinin lehçesinde “üç değirmen” mânâsına gelen “Sebast” kelimesinden gelmiş olmasıdır. Sebast ismi zamanla halk dilinde Sivas olarak yerleşmiştir.
Târihi
Sivas’ın bilinen târihi Hititlere dayanır. Sivas ilinin topraklarının bulunduğu yerler, Anadolu’da ilk siyâsî birliği kuran Hitit İmparatorluğunun sınırları içinde kaldı. Hititler iç savaş ve iktidar kavgalarıyla yıkılınca, bu bölge Bâbil, Asurlular, Sami kavimleri ve kısa bir müddet Sakaların eline geçti. Hititlerden sonra Frigyalılar ve Lidyalılar Sivas’a hâkim oldular. Lidya komutanlarından Giges’in Ege, Mezopotamya ve İran arasındaki ticâret için yaptırdığı “Kral Yolu” Sivas’tan geçiyordu. Medler ve bilâhare Persler bu bölgeyi ele geçirdiler.
Makedonya Kralı İskender, Pers İmparatorluğunu yenerek ortadan kaldırınca, İran ve Anadolu, Makedonya Krallığı topraklarına katıldı. İskender’in ölümünden sonra bu bölge, merkezi Kayseri’de bulunan Kapadokya Krallığının eline geçti. Kuzeyde İran asıllı olup, Yunanlaşmış Pontus Krallığı ile yine İran asıllı olup Hıristiyanlaşmış Ermeni derebeylikleri bu bölgeyi ele geçirmek için zaman zaman saldırılarda bulundular.
M.Ö. 1. asırda Roma İmparatorluğu, Kapadokya ve Pontus Krallığını ve diğer küçük derebeyliklerini alarak Anadolu’yu Roma topraklarına kattı. Romalı kumandanlardan Pompe, Kapadokya’ya yerleşti ve Sivas’ın bulunduğu yere “Diyapolis” ismi verildi. M.S. 395 senesinde Roma İmparatorluğu ikiye bölününce; Anadolu gibi bu bölge de, Doğu Roma’nın (Bizans) payına düştü. Bu bölge zaman zaman Bizanslılarla Partlar ve onların yerine geçen Sâsânîler arasında savaşlara sebep oldu. 1071 Malazgirt Zaferinden sonra Anadolu Fâtihi ve Anadolu’da ilk Türk Devletinin kurucusu Kutalmışoğlu Süleyman Şahın kumandasındaki Türk Ordusu, Sivas’ı aldı. Bu şehri ve bölgeyi Artuk Bey ve Süleyman Şahın kumandanlarından dayısı Danişmend Gâzi fethetti.
Danişmendoğulları, Türkiye Selçukluları Devletine tâbi olarak 1095-1174 yılları arasında bâzan Kayseri bâzan da Sivas’ı başşehir yaparak saltanat sürdüler.
Selçuklu Sultanıİkinci Kılıçarslan, Danişmendoğullarına Batı Anadolu’da “Uç Beyi” olarak toprak verip onların beyliğine son verdi. Bundan sonra Sivas, Selçuklu Devletinin Konya ve Kayseri’den sonra üçüncü şehri ve eyâlet merkezi durumuna geldi. Sivas, Selçukluların bir ilim, sağlık ve sanat merkezi oldu. Selçuklulara tâbi ve merkezi Erzincan’da bulunan Mengücekoğullarının bir kolu, 1142-1252 arasında bugün Sivas’a bağlı olan Divriği’ye hâkim oldular.
On üçüncü asrın ikinci yarısında kurulan İlhanlılar, 1308-1335’e kadar Anadolu’ya hâkim oldular.
İlhanlıların merkezi Sivas’ta olmak üzere bir umûmî vâlisi bulunurdu. İlhanlı Hakanlığının temsilcisi ve Uygur Türklerinden Alâeddîn Eretna Bey, 1335’te Bağımsızlığını îlân etti. Eretna Beyliği, 1335-1380 yılları arasında başşehir olarak bâzan Sivas ve bâzan da Kayseri’yi kullandılar. 1380’de kısa bir müddet sonra Selçuklu Sultanıİkinci Mes’ud’un torunu Melik Rükneddîn Kılıç Arslan tahta geçtiyse de, Sultan ünvanı ile Kâdı Burhâneddîn, Eretna toprakları üzerinde, 1390’a kadar devam eden bir devlet kurdu. 1398’de Kâdı Burhâneddîn öldürülünce, Sivas toprakları Osmanlı Devleti hâkimiyetine girdi.
1400’de Timur, Sivas’ı ele geçirdi. Bilâhare Çelebi Mehmed, şehri 1403’te geri aldı. Divriği Memlûklerde, Koyulhisar Akkoyunlularda kaldı. Sivas’ın tamâmıFâtih Sultan Mehmed Han ve torunu Yavuz Sultan Selim Han tarafından Osmanlı Devletine katıldı. Evliya Çelebi, tahıl ambarı olan Sivas için şehirlerin anası dendiğini kaydeder.
Osmanlı devrinde Sivas eyâlet merkezi oldu. Tanzimat’tan sonra da bu eyâlet merkezliği devam etti. Sivas, 1400’de Timur Hanın buraları almasından sonra istilâ görmemiş bir şehirdir.
İstiklâl Harbinde, Erzurum Kongresinden sonra Türkiye çapında Sivas Kongresi 4-11 Eylül 1919’da bu şehirde Mekteb-i Sultânî’de toplanarak Atatürk’ün önderliğinde Millî Mücâdelenin esasları tespit edildi. Sivas, Türk İstiklâl Savaşının ve Türkiye Cumhûriyetinin temellerinin atıldığı yakın târihimizde de mühim roller oynamış bir târih şehrimizdir. Cumhûriyetin îlânından sonra eyâlet merkezi teşkilâtı kalkınca Sivas il (vilâyet) olmuştur.
Fizikî Yapı
Sivas toprakları çok engebelidir. İlin % 94’ü dağlardan, platolardan ve yaylalardan meydana gelir. Ovaları ancak % 6’dır.
Dağları: Sivas ilinin en önemli dağları kuzeyinde yer alır. İlin kuzey sınırı ile Kızılırmak arasında kalır. Başlıcaları: Yıldız Dağı (2537 m), Köse Dağları (3050 m), Kızıldağ (3015 m), Tekeli Dağ (2621 m), Asmalı Dağ (2406 m), Tecer Dağları (2079 m), Yama Çalgal Dağları (2631 m), Hezanlı Dağı (2283 m), Gövdeli Dağı (2719 m),Gürlevik Dağı (2688 m), Bey Dağı (2802 m), Dumanlı Dağı(2374 m), Çengelli Dağ (2596 m), Oyuklu Dağ (2139 m), Karababa Dağı (2235 m) ve Çamlıbel Dağlarıdır. Sivas’ta platolar en önemli yeryüzü şeklini meydana getirir. Orta Anadolu platolarının en önemlilerinden olan Uzunyayla Platosu ilde çok geniş alan kaplar. Uzunyayla-Gemerek-Şarkışla sınırından başlar, Kangal ilçesinin büyük bir bölümünü içine aldıktan sonra Gürün yöresinde Malatya sınırına kadar uzanır. Uzunyayla Platosu 1500-2100 m yükseklik kuşağında yer alır.
Merakum Platosu, ilin kuzey yarısında yer alır. Büyük kesimi 1500 metrenin üzerinde kalan plato genelde çıplaktır. Zengin otlak alanlarına sâhiptir. Bu platolar dışında büyüklü küçüklü çok sayıda platolar da vardır.
Ovaları: Sivas ilinde ovalar oldukça azdır. Ovalar daha çok vâdilerin genişlemesinden meydana gelmiş olup, büyük kısmı Kızılırmak Vâdisindedir. Gemerek-Şarkışla Ovası: Kızılırmak’la birleşen Acısu ve Kasımbeyli Deresi vâdileridir. Sulama imkânı azdır. Kuru tarım yapılır. Yıldızeli Ovası: Yıldızeli Çayı Vâdisinin genişlemesinden meydana gelir. Tahıl ekilir. Suşehri Ovası: Kelkit Vâdisinin genişlemesinden meydana gelir. Çeşitli ürün yetişir.
Akarsuları: Sivas ilinin en önemli akarsuyu Kızılırmak’tır. Sivas ilinin doğusunda Kızıldağ’dan çıkar ve birçok kol alır. Kızılırmak’a katılan başlıca akarsular; Tecer Irmağı, Tavra Suyu, Göksu, Kalın Deresi, Mısmıl Irmağı, Koçdere ve Haramidere’dir. Akarsu Deveboynu yöresinde il topraklarının dışına çıkar. Kızılırmak’ın 250 km’lik bölümü Sivas toprakları içinde kalır.
Kelkit Çayı: Gümüşhane topraklarından doğan Kelkit Çayı, Suşehri yakınlarında Sivas’a girer. Batı istikâmetinde akarak Koyulhisar-Reşadiye sınırında Tokat il topraklarına geçer. En mühim kolu Tozanlı Çayıdır. Tohma Çayı: Fırat’ın bir koludur. Çaltı Çayı: Sivas topraklarında çıkar. Erzincan’a girip, daha sonra Keban Barajına dökülür. Uzunluğu 180 km olup, 130 km’si Sivas toprakları içinde kalır.
Gölleri: Sivas il dâhilinde büyük göller yoktur. Fakat çok sayıda küçük göl vardır. Hafik Gölleri ve Büyük Hafik Gölü(1 km2), balığı bol ve mesire yeridir. Lota Gölleri: Hafik’in 3 km doğusundadır. Çok sayıda gölden ibârettir. Balığı çoktur. Tödürge Gölü: Sivas ilinin en büyük gölüdür. Yüzölçümü 5 km2 derinliği 20 m olup, gölde iki adacık ve bol miktarda kuş vardır. Gökpınar Gölü: Gürün ilçesine 10 km uzaklıktadır. Suyu çok temiz ve durudur. Tabiî güzelliği ve alabalığıyla meşhurdur. Derinliği 15 m olup, mesire yeridir.
İklim ve Bitki Örtüsü
İklimi: İç Anadolu’nun kara iklimi hüküm sürer. Yazlar sıcak ve kurak, kışlar soğuk ve yağışlı geçer. Senelik yağış ortalaması 411 mm’dir. +30°C’nin üzerinde gün sayısı 30 günden az ve 0°C’nin altında gün sayısı 120’dir. 30 gün kar yağar, 70 gün toprak karla örtülüdür. Sıcaklık -30,4°C ile +38°C arasında seyreder.
Bitki Örtüsü: Sivas’ın yayla ve platoları ilkbahar ve sonbaharda yemyeşil yazın ise bozkır görünümündedir. İl topraklarının % 11’i ormanlık ve fundalık, % 43’ü çayır ve mer’a, % 42’si ekili ve dikili alanlardır.
Ekonomi
Sivas ilinin ekonomisi büyük ölçüde tarıma dayanır. Faal nüfûsun % 70’i tarım sektöründe çalışır. Tarım ise tarla tarımı şeklindedir. Tarımdan sonra hayvancılık ikinci bir gelir kaynağıdır. Son senelerde sanâyi sektörü de hızla gelişmektedir. Mâdenler bakımından da zengin olan Sivas, kara ve demiryolları kavşağıdır.
Tarım: Yüzölçümü bakımından Türkiye’nin ikinci büyük ili olan Sivas topraklarının % 97’si ekilebilir olmasına rağmen tarım yeterince gelişmemiştir. Bitki üretimine ayrılan alanlar bir milyon hektara yakındır. Bunun beşte birine yakınında sulu tarım, 10 bin hektara yakın kısmında ise bağcılık yapılmaktadır.
Tarım ürünlerinde tahıl, baklagiller ve sanâyi ürünleri başta yer alır. Tahıl ise en önde gelir. Tarım ürün miktarı mevsim şartlarına göre her sene değişmektedir. Başlıca tarım ürünleri buğday, çavdar, fasülye, mercimek, fiğ, şekerpancarı ve patatestir. Sebezcilik ve meyvecilik pek gelişmemiştir.
Hayvancılık: İl topraklarının çok geniş bir kısmını kaplayan plato ve yaylalar hayvancılığa çok elverişlidir. Çayır ve mer’alar çoktur. Sivas’a hayvancılık bakımından Türkiye’nin Texas’ı denir. Hayvancılığın tarımsal üretim içerisindeki yerinin büyük olmasına karşılık, istenilen düzeyde gelir getirmemektedir. İlde en çok koyun, sığır, kılkeçisi, kümes hayvanları beslenir. İldeki ırmaklar ve Gökpınar Gölünde kurulan alabalık tesislerinde balık üretimiyle Kangal köpekleri ülke sınırını aşan bir üne sâhiptir. Arıcılık gelişmiş olup Sivas balı meşhurdur.
Ormancılık: Sivas ilinin orman varlığı yüzölçümüne göre çok az sayılır. İl topraklarının % 11’i ormanlarla kaplı olup, 200 bin hektarı orman ve 100 bin hektarı fundalıktır. Orman içinde 220, orman kenarında 147 köy vardır. Senede 50 bin m3 sanâyi odunu ve 30 bin ster yakacak odunu elde edilir. Ormanlarda daha çok karaçam, kızılçam, ardıç gibi iğne yapraklı ağaçlara ve daha aşağılarda meşe ormanlarına rastlanır. Suşehri ve Koyulhisar ilçelerindeki ormanlar ise tamâmen yaprak dökmeyen ağaçlardan ibârettir. Sivas’ta ağaçlandırma hızla yapılmasına rağmen hem yetersiz hem de bakımsızdır.
Mâdencilik: Sivas il toprakları mâden bakımından zengindir. İl dâhilinde demir, kömür, kurşun, krom, bakır, tuz, gümüş, asbest, manganez, nikel, amyant, balit ve mermer çıkarılır. Divriği’de senede 1500 tona yakın demir elde edilir. Ayrıca Celalli civârında petrol, Abdülvehhab Gâzi Türbesi civârında zengin alçıtaşı yataklarına rastlanılmışsa da işletilmemektedir.
Sanâyi: Kara ve demiryollarının kavşak noktası olan ve mâden bakımından zengin olan Sivas, sanâyi bakımından gelişmemiştir. Fakat son senelerde hızlı bir sanâyileşme vardır. Küçük sanâyi yaygın olup, metal eşyâ ve makina îmâli, dokuma ve gıdâ kolları gelişmiştir. Başlıca büyük sanâyi kuruluşları şunlardır: TÜDEMSAŞ (Türkiye Demiryolu Makinaları Sanâyii A.Ş.), Sivas Çimento Sanâyii A.Ş., Beton Travers Fabrikası, Sivas Demir Çelik Fabrikası, Et ve Balık Kombinası Müdürlüğü, Süt Endüstrisi Kurumu, Askerî Dikimevi, SİDAŞ (Sivas Dokuma Sanâyi A.Ş.), kiremit ve tuğla fabrikaları, yem ve un fabrikaları, amyant üreten Asbest Fabrikası, Ceylân Çivi Fabrikası, Döksat Döküm Fabrikası (Su borusu ve yapı malzemesi), Eksantrik Sanâyi ve Ticâret A.Ş. (Otomativ yedek parçaları), Mobilya Fabrikası, Pamuk İpliği Fabrikası ve halı dokuma atelyeleri.
Ulaşım: Ülkenin dört yanını birbirine bağlayan kara ve demiryolları ağı Sivas’tan geçer. Ankara, Sivas, Erzincan, Erzurum devlet yolu ile Doğu ile Batı Anadolu birbirine bağlanır. Bu yol Yıldızeli’nde ikiye ayrılır ve bir hat Tokat, Amasya, Samsun’a ulaşır. Böylece Kuzey Anadolu’ya bağlanır. Ulaş ve Kayadibi’nde ayrılan yol Kayseri, Niğde, Mersin’e giderekGüney Anadolu’ya bağlanır. Sivas’ın Merkez İlçe, Zara, Yıldızeli, Hafik, İmranlı, Gemerek, Gürün, Kangal ve Şarkışla ilçeleri devlet yolları üzerinde bulunur. İl dâhilinde 979 km devlet yolu, 761 km il yolu vardır. Bâzı köylerin henüz yolları yoktur.
Sivas, demiryolu ağının önemli bir kavşak noktasındadır. Demiryolu ile ülkenin dört yanına bağlanır. Edirne, İstanbul, Ankara istikâmetinden; İzmir, Afyon istikâmetinden ve Mersin, Niğde istikâmetinden gelen demiryolu Kayseri’de birleşip tek hat hâlinde Sivas’a ulaşır. Sivas’ta demiryolu hattı tekrar kollara ayrılarak Artova, Turhal, Amasya, Samsun hattını meydana getirir. Çetinkaya istasyonundan da iki hat ayrılır. Bir hat Erzincan, Erzurum, Kars’a; diğer hat ise Malatya, Diyarbakır, Siirt, Malatya, Elazığ ve Muş’a ulaşır. Merkez ilçe, Gemerek, Şarkışla, Yıldızeli ve Divriği ilçeleri demiryolu güzergâhı üzerindedir. Sivas’ta havaalanı da vardır. İstanbul ve Ankara ile karşılıklı uçak seferleri yapılmaktadır.
Nüfus ve Sosyal Hayat
Nüfus: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 767.481 olup, 381.947’si ilçe merkezinde 385.534’ü köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 28.488 km2, nüfus yoğunluğu ise 27’dir.
Örf ve âdetleri: Çok eski bir yerleşim merkezi olan Sivas’ta birçok millet ve medeniyet gelip geçmiştir. On birinci asır başından îtibâren Selçuklularla Türk-İslâm Kültürü hâkim olmuştur. Sivas zengin ve çok renkli folklora, güçlü bir halk şiiri geleneğine sâhiptir. Sivas ilindeki târihi eserlerin çoğunluğu Selçuklulardan kalmadır. Selçuklu Devletinin kültür, sanat ve sağlık merkezi olan Sivas, Selçuklu mîmârîsi ve taş işçiliğini aksettiren eserlerle doludur.
Halk oyunları: Halk oyunları ve müziği Orta Anadolu’nun iç bölgelerinin özelliğini taşır. Halk oyunları bakımından çok zengindir. Halaylar, semahlar, zahmalar, âşıklar müziği, destanlar, türküler ve ağıtlar diyarıdır. Başlıca oyunları Tamzara, Sivas Halayı, Madımak, Abdurrahman Halayı, Kızık, Karkın, Sarı Zeybek, Temirağa, Sarıkız, Karahisar, Üçayak ve Hoşbileziktir.
Halk edebiyâtı: Sivas ili halk edebiyatı bakımından en zengin illerimizden biridir. Pekçok halk ozanı yetişmiştir.
El sanatları: El sanatları çok ileridir. Halı, kilim, dokumacılık, çeşitli motiflerde çorap örücülüğü, çubuk ve sigara ağızlığı, bakır işleme, bıçak ve çakı yapımı meşhurdur.
Mahallî kıyâfetleri: Kadınlarda bindallı, üç etek, şalvar ve önlük yaygındır. Erkeklerde başa poşu veya hindi; üste dıştan kolsuz yelek, şayaktan yapılan zırga denilen pantolon giyilir. Ayakta tokalı çarık, kulaklı yemeni ve sivri burunlu iskarpin bulunur.
Mahallî yemekleri: Madımak yemeği, pancar çorbası, Sivas kebabı, peskütan çorbası, Zara baklavası.
Eğitim: Okur-yazar nispeti ülke ortalamasının gerisinde olup, % 70 civârındadır. İlde 26 anaokulu, 1116 ilkokul, 64 ilköğretim okulu, 4 yatılı ilköğretim bölge okulu, 30 bağımsız ortaokul, 2 özel eğitim okulu, 29 lise, 8 Endüstri Meslek Lisesi, 5 Teknik Kız Meslek Lisesi, 3 Ticâret Meslek Lisesi, 9 İmam Hatip Lisesi, 2 Anadolu Öğretmen Lisesi, 2 Anadolu Lisesi, 2 Anadolu Ticâret Meslek Lisesi, 1 Anadolu Teknik Lise, 1 Fen Lisesi, 3 Pratik Kız Sanat Okulu, 1 Anadolu Basın Yayın Meslek Lisesi vardır. Sivas, Üniversiteye sâhip bir ilimizdir. Cumhûriyet Üniversitesine bağlı Tıp, Fen, Edebiyat ve Mühendislik Fakülteleri, Hemşirelik Yüksek Okulu, Meslek Yüksek Okulu, Sosyal Bilimler, Fen Bilimleri ve Sağlık Bilimleri Enstitüleri vardır. Sivas ilinde 7 çocuk ve 11 halk kütüphânesi bulunur.
İlçeleri
Sivas’ın biri merkez olmak üzere on yedi ilçesi vardır.
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 270.329 olup, 221.512’si ilçe merkezinde, 48.817’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 70, Bedirli bucağına bağlı 13, Karaçayır bucağına bağlı 14, Karayün bucağına bağlı 19, Kayadibi bucağına bağlı 22 köyü vardır. İlçe toprakları genelde dağlıktır. Güneybatısında İncebel Dağları, güneydoğusunda Tecer Dağları, kuzeyinde Meraküm Yaylası yer alır. Başlıca akarsuları Tecer Suyu ve Kızılırmak’tır.
Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Tarım üretimi genelde halkın kendi tüketimini karşılamaktadır. Yaylacılık metoduyla küçükbaş hayvan beslenir. Et kombinası, süt ürünleri, yem, dokuma, çimento, döküm, yedek parça, metal eşyâ, çivi, tuğla-kiremit fabrikaları ve TCDD’ye bağlı Türkiye Demiryolu Makina Sanâyi A.Ş. başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi Kızılırmak Vâdisinin kuzey kesiminde kurulmuştur. Ortasından Tavra Suyu, doğusundan Mismil Çayı geçerek 4 km yakınındaki Kızılırmak’a karışır. Denizden yüksekliği 1285 metredir. Ankara-Erzurum demir ve karayolu ilçeden geçer. İlçe belediyesi 1868’de kurulmuştur.
Akıncılar: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 11.085 olup, 5320’si ilçe merkezinde, 5765’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 33 köyü vardır. Yüzölçümü 415 km2 olup, nüfus yoğunluğu 27’dir. İlçe toprakları orta yükseklikte engebeli arâziden meydana gelmiştir. Denizden yüksekliği 975 metredir. Kelkit Çayı Vâdisinde küçük düzlükler vardır. Vâdi ılıman iklimiyle başlıca tarım alanıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri, şekerpancarı, buğday, patates, arpa ve elmadır. Meyve ve sebzecilik yaygın olarak yapılır. Düz kesimlerde büyükbaş, dağlık bölgelerde ise küçükbaş hayvan besiciliği yapılır. İlçe merkezi Kelkit Irmağının bir kolu kıyısında kurulmuştur. Ordu ve Amasya’yı Erzincan’a bağlayan karayolu ilçe merkezinin yakınından geçer. Suşehri’ne bağlı bir bucakken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu. Eski ismi Yukarıezbider’dir. İl merkezine 172 km uzaklıktadır.
Altınyayla: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 15.739 olup, 3017’si ilçe merkezinde, 12.722’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 20 köyü vardır. Yüzölçümü 814 km2 olup, nüfus yoğunluğu 19’dur.
İlçe Karatonus Dağlarının eteğinde Karatonus Ovasının üzerinde kurulmuştur. En önemli dağı ilçenin güneyindeki Karatonus Dağlarıdır. Karatonus Dağlarının eteklerinden başlayan ova, Kormaç Dağlarının kuzeyi boyunca doğuya doğru uzanır. Ova tamâmen tarıma elverişli bir düzlüktür. Karatonus Dağı eteklerinde İbicek, İncecik ve Mergesen yaylaları vardır. İlçe topraklarında Kızılırmak’ı besleyen küçük dereler yer alır. İlçede kara iklimi hâkimdir.
İlçe ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Kuru tarıma elverişli yerlerinde buğday, arpa ve yulaf ekilmektedir. Sulu tarım yapılabilen yerlerde ise şekerpancarı ekilir. Yaylacılık metoduyla koyun ve Ankara keçisi, alçak kesimlerde ise sığır beslenir.
Şarkışla’ya bağlı bir bucakken 9 Mayıs 1990’da yapılan idârî düzenlemeyle ilçe oldu. İl merkezine Ulaş ilçesinden 80 km, Şarkışla üzerinden ise 112 km uzaklıktadır. Denizden yüksekliği 1050 metredir.
Divriği: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 33.105 olup, 17.664’ü ilçe merkezinde, 15.441’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 44, Danişment bucağına bağlı 13, Gedikpaşa bucağına bağlı 11, Mursal bucağına bağlı 11, Sincan bucağına bağlı 29 köyü vardır. Yüzölçümü 2782 km2 olup, nüfus yoğunluğu 12’dir. İlçe toprakları dağlık olup, çok sayıda akarsuyla parçalanmıştır. Kuzeyinde Çengelli Dağı, güneyinde Yama Dağı yer alır. Başlıca akarsuyu Çaltı Suyudur. İlçenin en önemli düzlüğü Planga Düzlüğüdür. Çaltı Suyunun güneyinde 20 km2ye yaklaşan bir alanı kaplar. İlçe topraklarının denizden yüksekliği 1250 metredir.
İlçe ekonomisi mâdenciliğe dayalıdır. İl merkezinin kuzeyindeki Demirdağında bulunan demir yatakları 1938’den beri Etibank tarafından işletilmektedir. Demir yataklarının büyüklüğü ve zenginliği açısından dünyâdaki demir rezervlerinin en önemlilerindendir. Akarsu boylarındaki düzlüklerde tarım yapılır. Başlıca tarım ürünleri buğday, patates, soğan, elma, erik ve üzümdür. Üretim il halkına yöneliktir. Ayrıca ilçe topraklarındaki linyit yatakları işletilmektedir.
İlçe merkezi, Çaltı Suyunun güney kıyısında kurulmuştur. Sivas-Erzincan demiryolu ilçe merkezinden geçer. İl merkezine 169 km mesâfededir. İlçe belediyesi Cumhûriyetten önce kurulmuştur.
Doğanşar: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 8324 olup, 4421’i ilçe merkezinde, 3903’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 38 köyü vardır. Yüzölçümü 420 km2 olup, nüfus yoğunluğu 20’dir.
İlçe toprakları genelde dağlıktır. Köse Dağı, Kızıldağ ve Dumanlı Dağı eteklerinde hafif eğimli ve tarıma elverişli bir vâdi bulunur. İlçenin en önemli akarsuyu Tozanlı Çayıdır. Bu akarsu dağlardan doğan küçük akarsularla beslenir. İlçede Karadeniz iklimi hâkimdir. Yağışı boldur.
Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Ekilebilen arâzinin sulu tarım yapılan kısmında sebze ve meyve yetiştirilir. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, patates, soğan, fasulye, havuç ve lahanadır. İlçede çayır ve mer’aların çokluğu yüzünden hayvancılık gelişmiştir. Özellikle küçükbaş hayvanlardan koyun ve keçi beslenir. Arıcılık ise ilçenin diğer önemli gelir kaynağıdır.
İlçe merkezi Tekeli Dağı eteklerinde kurulmuştur. İl merkezine 99 km mesâfededir. Hafik ilçesine bağlıyken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu. Eski adı İpsile’dir.
Gemerek: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 48.453 olup, 8646’sı ilçe merkezinde, 39.807’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 38 köyü vardır. Yüzölçümü 115 km2 olup, nüfus yoğunluğu 42’dir. İlçe toprakları dağlar ve yüksek düzlüklerden meydana gelir. Kuzeyinde Akdağlar, kuzeydoğusunda İncebel Dağları, güneydoğusunda Uzunyayla yer alır. Başlıca akarsuyu Kızılırmak’tır. Göksu Çayı üzerinde bulunan Sızır Çağlayanı ilin en büyük çağlayanıdır. Çağlayanın üzerinde bir hidroelektrik santrali vardır. Şarkışla-Gemerek Ovası verimli bir tarım alanıdır. İlçede kara iklimi hüküm sürer.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı, buğday, arpa, çavdardır. Akarsu kenarlarında sebze ve meyve yetiştiriciliği yapılır. Hayvancılık önemli gelir kaynaklarındandır. En çok sığır beslenir. İlçe topraklarında mermer ve linyit yatakları vardır. Köylerde kilim ve heybe dokumacılığı yaygındır. İlçede bir tuğla fabrikası, Cepni köyünde ise bir yem fabrikası vardır.
İlçe merkezi Kızılırmak Vâdisinde Kayseri-Sivas karayolunun 2 km batısında kurulmuştur. İl merkezine 116 km mesâfededir. Kayseri-Sivas demiryolu ilçenin 2 km kuzeyinden geçer. 1953’te ilçe olan Gemerek’in belediyesi 1881’de kurulmuştur.
Gölova: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 6699 olup, 2554’ü ilçe merkezinde, 4145’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 23 köyü vardır. Yüzölçümü 420 km2 olup, nüfus yoğunluğu 16’dır.
İlçe toprakları ova konumunda yüksek bir yapıya sâhiptir. Denizden yüksekliği 1300 metredir. Suşehri ovasının doğu uçları ilçe sınırları içinde kalır. Kösedağ ilçe topraklarını engebelendirir. En önemli akarsuyu Kelkit Çayının bir kolu olan Çobanlı Deresidir. Dere üzerinde sulama amaçlı Gölova Barajı vardır. İlçenin iklimi İç Anadolu ve karadeniz ikliminin geçiş noktasında bulunması sebebiyle bozuk bir Karadeniz iklimine sâhiptir.
İlçe ekonomisi tarıma dayalıdır. Meyve ve sebzecilik gelişmiştir. Başlıca tarım ürünleri soğan, patates, fasulye, lahana, erik, şekerpancarı, ayçiçeği, buğday ve arpadır. Hayvancılık fazla gelişmemiştir. Koyun, keçi ve büyükbaş hayvanlar beslenir.
İlçe merkezi Kızıldağ’ın kuzey tarafındaki eteklerinde kurulmuştur. Sivas-Erzincan karayolu ilçe merkezinden geçer il merkezine 198 km uzaklıktadır. Suşehri ilçesine bağlı bir bucakken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe merkezi oldu. Eski ismi Ağvanis’tir.
Gürün: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 31.038 olup, 9886’sı ilçe merkezinde, 21.152’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 23, Karapınar bucağına bağlı 12, Yazyurdu bucağına bağlı 27 köyü vardır. Yüzölçümü 2797 km2 olup, nüfus yoğunluğu 11’dir. İlçe topraklarının büyük kısmı dağlıktır. Güneyinde Hezenli Dağı, batısında Gövdeli Dağı, kuzeyinde Çal Dağları yer alır. Önemli düzlüğü Uzunyayla Platosunun ilçe sınırları içinde kalan kısmıdır. Başlıca akarsuları Tohma Çayı ve Hurman Çayıdır. Gökpınar ve Aygır gölleri ilçenin en önemli gölleridir.
Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. Yüksek yaylalarda çok miktarda koyun ve kıl keçisi beslenir. Ekime elverişli toprakları azdır. Tahıl, fasulye ve patatesin yanısıra Tohma Suyu Vâdisinde zerdâli, elma, armut gibi meyveler yetiştirilir. Gökpınar Gölü kıyısında alabalık üretme tesisleri kurulmuştur. İlçe topraklarında asbest ve demir yatakları vardır.
İlçe merkezi Tohma Suyu kenarında kurulmuştur. Malatya-Kayseri karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 137 km mesâfededir. Ekonomik bakımdan il merkezinden çok Kayseri’yle ilişkidedir. İlçe belediyesi 1870’te kurulmuştur. Denizden yüksekliği 1200 metredir.
Hafik: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 28.280 olup, 10.002’si ilçe merkezinde, 18.278’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 57, Celallı bucağına bağlı 26 köyü vardır. Yüzölçümü 2547 km2 olup nüfus yoğunluğu 11’dir. İlçe toprakları Kızılırmak Vâdisinde yer alır. İlçenin en önemli akarsuyu Kızılırmak’tır. İlçe sınırları içinde irili ufaklı birçok göl vardır. Hafik Gölleri olarak bilinir. Dağlardan kaynaklanan akarsular kuzeyden güneye toprakları parçalayarak Kızılırmak’a katılır. Denizden yüksekliği 1275 metredir.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. En çok buğday, çavdar, arpa ve az miktarda şekerpancarı, soğan, armut ve elma yetiştirilir. Hayvancılık gelişmiş olup, koyun, kıl keçisi ve sığır beslenir. Süt, et, yapacağı ve deri başlıca hayvânî ürünlerdir.
İlçe merkezi, Kızılırmak’ın kuzeyinde bir tepenin güney eteklerinde kurulmuştur. Sivas-Erzurum karayolu ilçe merkezinden geçer. İl merkezine 36 km mesâfededir. Hafik Belediyesi 1916’da kurulmuştur.
İmranlı: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 21.530 olup, 7414’ü ilçe merkezinde, 14.116’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 72, Karaören bucağına bağlı 27 köyü vardır. Yüzölçümü 1228 km2 olup, nüfus yoğunluğu 18’dir. İlçe toprakları genelde dağlıktır. İlin en yüksek dağları bu ilçe sınırları içindedir. Kösedağ, Kızıldağ, Çengellidağ başlıca dağlarıdır. İlçedeki Kızıldağ’dan doğan Kızılırmak, ilçenin ortasından doğu-batı istikâmetinde akar. İlçede ova olmayıp, dağlar arasında küçük düzlükler vardır. Buralarda az miktarda tarım yapılır. En önemli akarsuyu Kızılırmak ve kollarıdır.
Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. En çok koyun beslenir. Arâzi müsâit olmadığı için tarım gelişmemiştir. Az miktarda buğday, patates, armut, arpa ve elma üretilir. Eski adı İmraniyye olan ilçe, Sivas-Erzincan karayolu üzerindedir. İl merkezine 104 km mesâfededir. İmranlı Belediyesi 1948’de kurulmuştur.
Kangal: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 48.068 olup, 12.276’sı ilçe merkezinde, 35.792’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 28, Alacakarı bucağına bağlı 21, Çetinkaya bucağına bağlı 18, Deliktaş bucağına bağlı 11, Kavak bucağına bağlı 20, Kuşkayası bucağına bağlı 15 köyü vardır. Yüzölçümü 3792 km2 olup, nüfus yoğunluğu 13’tür. Sivas’ın en büyük ilçesi olan Kangal’ın toprakları bir plato şeklindedir.
Bir yüksek yayla görünümüne sâhip olan ilçede yüksek dağlar vardır. İlçenin kuzeybatısında bulunan Kalmış Dağları merkez ilçe ile tabiî sınırını meydana getirir. Kuzeyinde Tecer Dağı, güneyinde Yama Dağları yer alır. Uzunyaylanın bir bölümü ilçenin batısında yer alır. Başlıca akarsuları Kangal Çayı ve Tecer Suyudur. İlçenin en önemli gölü Aygır Gölüdür. İlçenin denizden yüksekliği 1540 metredir.
Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. Çok sayıda koyun ve sığır beslenir. En çok beslenen koyun cinsi Kangal Akkaramanıdır. Ayrıca ilçe Kangal Çoban köpeği ile de meşhurdur. Tarım akarsu vâdilerinin genişlediği düzlüklerde yapılır. En çok buğday, arpa, çavdar, şekerpancarı ve patates yetiştirilir. Sivas ilinin en çok tahıl yetiştirilen ilçesidir. İlçe topraklarında demir ve linyit yatakları vardır. Kömür yatakları Türkiye Kömür İşletmesine bağlı Sivas Kangal Linyitleri Müessesesi tarafından işletilmektedir.
İlçe merkezi Höyüklü Dağı eteklerinde kurulmuştur. Sivas-Malatya karayolunun 20 km doğusunda yer alır. Demiryolu ise 10 km kuzeyindeki Kangal istasyonundan geçer. İl merkezine 81 km mesâfededir. Belediyesi 1902’de kurulmuştur.
Koyulhisar: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 21.894 olup, 6042’si ilçe merkezinde, 15.852’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 36 ve Ortakent bucağına bağlı 10 köyü vardır. Yüzölçümü 946 km2 olup, nüfus yoğunluğu 23’tür. İlçe toprakları genelde dağlıktır. Çoruh-Kelkit Vâdisi ilçenin başlıca düzlüğüdür. Ayrıca dağların yüksek kesimlerinde çayırlarla kaplı düzlükler vardır. Güneyinde Köse Dağı, kuzeyinde Giresun Dağları yer alır. İlçenin en önemli akarsuyu Kelkit Çayıdır. İlçede kara iklimi hâkim olmakla birlikte, Kelkit Vâdisinde Karadeniz iklimi hüküm sürer. Denizden yüksekkliği 850 metredir.
Ekonomisi tarıma ve hayvancılığa dayalıdır. Kelkit Vâdisinde buğday ve arpanın yanında az miktarda soğan, patates, elma, armut, zerdali ve baklagiller yetiştirilir. Meyve ve Sebze yetiştiriciliği yaygındır. Hayvancılık gelişmiştir. Koyun, kıl keçisi ve sığır beslenir. Koyulhisar balı meşhurdur. İlçe topraklarında kurşun ve kireçtaşı yatakları vardır.
İlçe merkezi Amasya-Erzincan karayolunun 2 km kuzeyinde ve Kelkit Vâdisinde kurulmuştur. İl merkezine 143 km mesâfededir. Belediyesi 1894’te kurulmuştur.
Suşehri: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 46.843 olup, 23.202’si ilçe merkezinde, 23.641’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 52, Gökçekent bucağına bağlı 14 köyü vardır. Yüzölçümü 838 km2 kolup, nüfus yoğunluğu 56’dır. İlçe toprakları dağlık alanlardan meydana gelmiştir. Kuzeybatısında Giresun Dağları, güney ve batısında doğu Karadeniz Dağları yer alır. Çoruh-Kelkit Vâdisinin genişlediği yerde Suşehri Ovası yer alır. Burası ılıman iklimiyle başlıca tarım alanıdır. İlçenin dağlık kesimlerinden kaynaklanan sular Kelkit Çayını besler. Denizden yüksekliği 850 metredir.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, patates, arpa ve elmadır. Suşehri Ovasında meyvecilik ve sebzecilik gelişmiştir. İlçede büyükbaş hayvancılığı yaygındır. Sanâyinin gelişmediği ilçede halı dokuma atölyeleri de vardır. Topraklarında magnezit bulunan mâden yatakları vardır.
İlçe merkezi Endires Çayı adıyla bilinen Suşehri Çayının Vâdisinde kurulmuştur. Ordu ve Amasya’yı Erzincan’a bağlayan karayolu ilçenin 1 km kuzeyinden geçer. İl merkezine 144 km mesâfededir. Belediyesi 1874’te kurulmuştur. Eski ismi Endires’tir.
Şarkışla: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 49.116 olup, 16.181’i ilçe merkezinde, 32.935’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 48, Akçakışla bucağına bağlı 23, Ortaköy bucağına bağlı 12 köyü vardır. Yüzölçümü 1815 km2 olup, nüfus yoğunluğu 27’dir. İlçe toprakları akarsu vâdileriyle bölünmüş dağlık alanlardan meydana gelir. Güneyinde Kulmaç Dağları, orta kesiminde İncebel Dağları, kuzeybatısında ise Akdağlar yer alır. Uzun yayla platosunun bir kısmı ilçe topraklarının güneyine doğru girer. Dağlardan kaynaklanan akarsular Kızılırmak’ı besler. Kızılırmak’ın ilçedeki önemli kolları Acısu ile Üskülüç Deresidir. Acısu Vâdisindeki plato özelliğini taşıyan düzlükler Şarkışla Ovası olarak bilinir. Denizden yüksekliği 1180 metredir.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, patates, şekerpancarı, arpa ve çavdardır. İl merkezinin buğday deposu durumundadır. Az miktarda soğan, baklagiller, elma, erik ve armut yetiştirilir. Hayvancılık ilçe halkının önemli geçim kaynaklarındandır. Koyun, sığır ve Ankara keçisi beslenir. İlçede un fabrikası, kilim ve halı dokuma atölyeleri vardır.
İlçe merkezi Acısu Vâdisinde kurulmuştur. İl merkezine 80 km mesâfededir. Sivas-Kayseri kara ve demiryolları ilçe merkezinin kuzey kıyısından geçer. Gelişmemiş bir yerleşim merkezidir. İlçe belediyesi 1864’te kurulmuştur.
Ulaş: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 13.801 olup, 2488’i ilçe merkezinde, 11.313’ü köylerde yaşamaktadır. Merkeze bağlı 32 köyü vardır. Yüzölçümü 843 km2 olup, nüfus yoğunluğu 16’dır.
İlçe toprakları orta yükseklikte engebeli arâziden meydana gelmiştir. Kuzeydoğusunda Tecer Dağı, Kangal sınırında Dikkulak Dağları yer alır. İlçenin en önemli vâdisi Tecer Vâdisidir. Tecer Dağının eteklerinden başlayıp, Taşlıdere’ye kadar devam eder. İlçe topraklarını Tecer Suyu ve kolları sular. İlçede kara iklimi hüküm sürer.
Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, çavdar ve yulaftır. Patates ve şekerpancarı ekimi son zamanlarda artmaktadır.
İlçe merkezi Tecer Dağının kuzeyinde kurulmuştur. Sivas-Malatya yolu ilçe merkezinden, Ankara-Malatya demiryolu ise ilçe kıyısından geçer. Merkez ilçeye bağlı bir bucakken 9 Mayıs 1990’da ilçe oldu.
Yıldızeli: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 74.902 olup, 15.249’u ilçe merkezinde, 59.653’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 44, Çırçır bucağına bağlı 16, Yavu bucağına bağlı 41, Direkli bucağına bağlı 22 köyü vardır. Yüzölçümü 2856 km2 olup, nüfus yoğunluğu 26’dır. İlçe toprakları genelde dağlık olup, küçük bir bölümü Karadeniz bölgesi sınırları içinde kalır. Kuzeybatısında Çamlıbel Dağları, güneybatısında Akdağlarla çevrilidir. En yüksek dağı Yıldız Dağıdır. Dağlardan kaynaklanan akarsular Kızılırmak ve Yeşilırmak’a karışır. Kızılırmak’a karışan Yıldızeli Çayı (Kalınırmak) ile Yıldız Çayı (Cebirırmak), başlıca akarsularıdır. Yıldızeli Çayı Vâdisinde bulunan geniş düzlükler ilçenin başlıca tarım alanıdır. Kuzeyindeki dağlar kayın, güneyindeki dağlar ise sarı çam ormanları ile kaplıdır. Denizden yüksekliği 1350 metredir.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Buğday, şekerpancarı, patates, çavdar ve soğan başlıca tarım ürünleridir. Ayrıca elma, armut ve baklagiller üretilir. Hayvancılık ekonomik açıdan önemlidir. Koyun, sığır ve Ankara keçisi beslenir. Mâdenler bakımından oldukça zengindir. Flüorit, kireçtaşı, mermer ve tuğla-kiremit hammaddesi başlıca yer altı mâdenleridir.
İlçe merkezi Yıldızeli Çayı Vâdisinde kurulmuştur. Eski ismi Yenihan’dır. Önemli kervan yollarının kesiştiği noktadaki bir hanın etrafında gelişmiş eski bir konaklama merkezidir. Belediyesi 1889’da kurulmuştur. Sivas-Samsun demiryolu ile Yozgat-Sivas karayolu ilçe merkezinden geçer. İl merkezine 41 km mesâfededir.
Zara: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 38.275 olup, 16.073’ü ilçe merkezinde, 22.202’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 69, Beypınar bucağına bağlı 14, Bulucan bucağına bağlı 25, Şerefiye bucağına bağlı 21 köyü vardır. Yüzölçümü 2456 km2 olup, nüfus yoğunluğu 16’dır. İlçe toprakları akarsu vâdileriyle parçalanmış dağlık alanlardan meydana gelmiştir. Kuzeyinde Ovuklu Dağı, kuzeydoğusunda Köse Dağı, güneyinde Gürlevik Dağı ile Beydağ yer alır. İlçenin orta ve kuzeyinden doğan akarsular Kızılırmak’a dökülür. Güneyinden doğan sular ise Fırat’a karışır. Bitki örtüsü genelde steplik olup, dağlık bölgelerde sarı çam ormanları vardır.
Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. Yaylacılık yaygın olup, koyun ve sığır beslenir. Arıcılık gelişmiş olup, modern usulde yapılır. Tarıma elverişli arazisi az olan ilçede başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, çavdar ve patatestir. İlçe topraklarında magnezit ve talk gibi yer altı kaynakları vardır.
İlçe merkezi Kızılırmak Vâdisinde kurulmuştur. Eski ismi Koçgiri’dir. Sivas-Erzincan karayolu ilçe merkezinden geçer. İl merkezine uzaklığı 70 km’dir. Zara Belediyesi 1923’te kurulmuştur.
Târihî Eserler ve Turistik Yerleri
Sivas ili târihî eserler, değerli mîmârî anıtlar, kaplıca, içmeler ve tabiî güzellikleri bakımından çok zengindir. Bu ile Abideler şehri de denir. Bilhassa Selçuklu eserleri bakımından Konya’dan sonra gelir.
Ulu Câmi: Kitâbesinden anlaşıldığına göre 1197’de Selçuklu Sultanı Kutbeddîn Melikşâh zamânında yapılmıştır. Eğriliğiyle meşhur çini bezemeli tuğla minâresi 1213’te yapılmıştır. Halk arasında Sultan Alâeddîn Câmii de denir.
Meydan Câmii: Dikilitaş Mahallesinde Kânûnî Sultan Süleyman Hanın vezirlerinden Koca Hasan Paşa tarafından 1564’te yaptırılmıştır. Kesme taştan yapılmış olup, içi ahşaptır. Minâresi tek şerefelidir. Arka tarafında türbeler vardır.
Kale Câmii: Kale Mahallesinde Sultan Üçüncü Murâd Hanın vezirlerinden Mahmûd Paşa tarafından 1580’de yaptırılmıştır. Dikdörtgen şeklinde olup, kubbesi kurşun, minâresi tuğladır.
Aliağa Câmii: Subaşı Mahallesinde Behram Paşanın oğlu Mustafa Bey tarafından 1589’da yaptırılmıştır. Kubbesi kurşun kaplamadır. Avluda bir âileye âit mezarlar vardır.
İmâret Câmii (Dâr-ür-Reha): Cağırağzı semtindedir. 1321 senesinde Kemâleddîn Ahmed bin Reha tarafından yaptırılmıştır. Mescit, imârethâne ve zâviyeden meydana gelen külliyeden günümüze sâdece mescit ulaşmıştır.
Kale Câmii (Divriği): Divriği ilçesindedir. Kitâbesinden Mengücükoğullarından Şehinşah bin Süleymân tarafından 1181’de yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Giriş kapısı bezemelerle süslüdür. Tuğla, taş ve çini bir arada kullanılmıştır. Dış görünüşün zenginliğine karşılık, câminin içi sâdedir.
Tonus Câmii ve halıları: Altınyayla ilçesindedir. Tonuslu Ahmed Ağa tarafından 1895’te yaptırılmıştır. Ahşap tavan işçiliği çok güzeldir. Câmi içinde serili olan ve câmi için özel dokunmuş olan 32 adet halının târihî değeri çok büyüktür. Halılar Türk veya Gördes düğümlü el dokuması olup, çözgü ve atkı ipleri tamâmen yün ve renkleri natüreldir. 1900 yıllarında dokunan halıların vakıf olduğuna dâir ifâdeleler halıların üzerine işlenmiştir.
Merkez Câmii: Şahruh Câmii olarak da bilinir. Alâüddevle’nin oğlu Şahruh Bey tarafından 1749 senesinde yaptırılmıştır. 1822’de tâmir edilmiştir.
Ulu Câmi ve Dârüşşifâsı: Divriği ilçesindedir. Mengücükoğullarından Ahmed Şah ve hanımı Adil Melike Turan tarafından 1228’de yaptırılmıştır. Selçuklu mîmârîsinin orijinal eserlerindendir. Câmi ve dârüşşifânın duvarları yontma taştandır. Câmide 20 kemer ve 25 kubbe vardır. Mihrabın üzerindeki kubbenin yüksekliği 40 m olup, bir sanat şâheseridir. Taş kapısı çiçek ve geometrik şekillerle süslenmiş taş oymacılığının en güzel örneklerindendir.
Çifte Minâreli Medrese (Darü’l-Hadis): İlhanlı veziri Şemseddin Cüveyni tarafından 1271’de yapılmıştır. 20 metre yüksekliğindeki kapısı Türk taş oymacılığının şâheseri sayılmaktadır. Tuğlalar arasına firüze renkli çiniler yerleştirilmiştir.
Gök Medrese: Selçuklu veziri Sâhip Ata tarafından 1271 senesinde yaptırılan bu medrese Türk mîmârî ve süsleme sanatının şâheserlerinden biridir. Çifte minâreli taş kapının zengin süslemeleri fevkalâdedir. Adını çinilerinden alan bu binâ bakımsız ve boş olması sebebiyle tahrip olmaktadır. Selçuklu eserlerinin en gözdelerinden olan bu târihî medresenin onarılması ile bu kıymetli eser kültür varlığımıza yeniden kazandırılacaktır. Medresede bir mescit ve 14 oda bulunmaktadır.
Büruciye Medresesi: 1271 senesinde Üçüncü Gıyâseddîn Keyhüsrev devrinde Muzaffer Bürucirdi tarafından yaptırılmıştır. İki katlı dört eyvanlı olan bu eserin çinileri meşhurdur. Halk arasında Hacı Maksud veya Hacı Mesud Medresesi olarak anılır. Müze olarak kullanılan medresede üç kabir vardır. Muzaffer bin Hibetullah’ın türbesi de bu medresededir. 1965-1966 arasında tâmir edilen Medrese günümüzde müze olarak kullanılmaktadır.
İzzeddîn Keykavus Şifâhânesi (Şifâhiye Medresesi): Şifâhane ve tıp medresesi olarak 1217’de yapılan külliyeden günümüze sâdece şifâhâne ulaşmıştır. Taç kapının sağındaki eyvanda Sultan Birinci İzzeddîn Keykavus’un türbesi vardır. Kırmızı tuğladan yapılmış olan taç kapı firuze, mor ve beyaz çinilerle süslenmiştir. Dünyânın ilk akıl hastânesi kabul edilir. İçerisi mavi siyah çinilerle süslenmiştir.
Türbeler: Sivas, câmiler gibi türbeler bakımından da zengin bir şehirdir.
Şemseddîn Sivâsî Türbesi: Meydan Câmiinin avlusunda merdivenlerden inişte sağ taraftadır. Büyük velî Şemseddîn Sivâsî’nin medfun olduğu türbe 1600 yılında yapılmıştır.
Güdük Minâre (Dabak Tekkesi): 1347’de Eratnaoğullarından Şeyh Hasan Bey için türbe olarak yapılmıştır. Yanına yapılan işhanı bu eseri gizlemiştir. Türbenin içinde siyah mermerden yapılmış sanduka vardır. Cephesi tamâmen mermerdir. Üzeri 10 m yüksekliğinde tuğladan geometrik süslemeli üstüvane şeklinde bir kubbeyle örtülüdür.
Ahi Emin Ahmed Türbesi: 1233’te yapılmıştır. Tokmakkapı Mahallesindedir. Kesme taştan sekizgen olarak yapılmıştır. İki basamaklı bir merdivenle inilir. Selçuklu biçimi süslenmiş bir mihrabı ve iki penceresi vardır.
Sitte Melik Türbesi: 1196’da Emin Seyfeddin Şah bin Süleyman tarafından yaptırılmıştır. Divriği ilçesindedir. Sekizgen plânlıdır. Şehinşah Türbesi olarak da bilinir.
Kâdı Burhâneddîn Türbesi: 1398’de yapılmıştır. TürbeKâdı Burhâneddîn İlkokulu bahçesindedir.
Çobanbaba (Şeyh Çoban) Türbesi: Suşehri’nin Çobanlı Yaylasındadır. Osmanlı Sultanı Yavuz Sultan Selim Han, Çaldıran’a giderken, yaşlı bir çoban koşarak yanına gelir:
“Sulağımıza hoş geldin sultanım. Görüyorum ki yorgunsun, açsın. Bu fakire misâfir olursan gönül alırsın.” der. Yavuz Sultan Selim Han; “Ben tek başıma değilim Çoban baba. Ardımda koca bir ordu var.” der.
Çoban tevekkülle boynunu büker: “Allahü teâlâ kerimdir. Hele sen bir mola ver. Misâfir kısmetiyle gelir.” der.
Yavuz Sultan Selim Han; “Bunda bir hikmet var” diyerek mola verilir. Çadırlar kurulur.
Çoban, sürüden 4 koyun seçer ve keser, yüzer, temizler ve kazana koyar.“Bir şartım var kemikleri sakın atmayın.” der. Bütün ordu doyar. Çoban kemikleri deriye doldurup duâ eder ve koyunlar Allahü teâlânın izniyle dirilir ve sürüye katılır. Yalnız biri topallar. Yavuz Sultan Selim Han; “Bu neden topallar?” diye sorunca, Çoban; “Bunun bir kemiği noksan.” der. Yavuz Sultan Selim Han, koynundan bu koyunun aşık kemiğini çıkararak; “Sizi denemek istedim. Siz kâmil bir velisiniz.” der ve duâsını ister. Bu zât da:
“Allahü teâlânın yardımı senin üzerindedir. Âlemlere rahmet olarak gönderilen sevgili ve şerefli Peygamber efendimiz ve Eshâb-ı kirâmı senin yanındadır. Merak etme zafer senin olacaktır. Muzaffer olarak döneceksin.” der.
Bu kerâmet ehli çobanın türbesi ziyâret edilen yerlerin başında gelmektedir.
Şehid Abdülvehhab Gâzi Türbesi: Evliyâ Çelebi, eserinde bu türbeyi Sultan Dördüncü Murâd Hanın ziyâret ettiğini yazar. Abdülvehhab Gâzi, Emevîler devrinde yaşamış bir komutandır. Emevîler devrinde İslâm ordusu Sivas’ı fethetmiş ve Abdülvehhab Gâzi ve bir kısım asker Sivas’ta bırakılmıştır. Bizanslıların saldırısında bu mübârek zât şehit olmuştur. Türbe içinde 7 kabir bulunmaktadır.
Taşhan: Paşabey Mahallesinde Kurşunlu Hamamı doğusundadır. 1575’te yapılmıştır. Behrampaşa vakfındandır.
Behrampaşa Hanı: Sivas Vâlisi Behrampaşa tarafından 1573’te yaptırılmıştır. Taştan iki katlı ve çok sağlamdır. Orta yerde büyük bir avlu ve bunun etrâfında odalar bulunmaktadır.
Eğriköprü: Sivas-Malatya yolu üzerinde Selçuklular zamânında yapılmıştır. 173,2 metre uzunluğundadır. Biri 12, diğeri 6 gözlü iki bölümden meydana gelmiştir.
Sivas Kalesi: Sivas târihi kadar eski olan kalenin kimin tarafından yapıldığı kesin olarak bilinmemektedir. Bizanslılar döneminde Justinyen devrinde büyük bir tâmir görmüştür. Türklerin eline geçtikten sonra çeşitli dönemlerde tâmir görmüştür. Kale, yukarı ve aşağı kale olmak üzere iki kısımdır. Yukarı kale, toprak kale olarak bilinen bugünkü 4 Eylül Baskınının bulunduğu kısımdır. Aşağı kale olarak bilinen kısım Şifâhiye Medresesinin bulunduğu yerden başlayıp, Kongre Müzesi, Vilâyet Konağı, Behrampaşa Hanı, Pulur Tepesi, DDYyönünde Şifâhiye Medresesine varan çizgi içerisinde kalan bölgedir.
Aşağı Kale ve Yukarı Kale: Koyulhisar ilçesindedir. Yalçınkaya üzerine kurulmuş olan ve Kale-i Zir de denilen Aşağı Kalenin bugün sâdece duvar kalıntıları vardır. Yukarı Kale ise Kale-i Bâlâ diye anılır. Uzun Hasan tarafından yaptırıldığı söylenen kalede çok sayıda ev, su sarnıcı, anbar ve cephânelik vardır.
Divriği Kalesi: Mengücükoğulları tarafından 13. asırda yaptırılmıştır. İç ve dış kale olmak üzere iki bölümdür. Dış kalenin surlarının büyük kısmı yıkık vaziyettedir. İç kalede Seyfeddin Şah tarafından yaptırılan bir câmi vardır.
EskiEserler Müzesi: 1937’de açılmıştır. Selçuklu ve Osmanlı devrine âit silâh, para kesesi, tekke eşyâsı, kemer, takı; daha önceki devirlere âit arkeolojik bölümde porselen, seramik, cam eşyâ; etnoğrafik bölümde el sanatları, eski giyim-kuşam, yatak örtüleri gibi eserler sergilenmektedir.
Mesire yerleri: Sivas, tabiî güzellikler bakımından çok zengindir. Yerleşim yerlerine yakın vâdi boylarıyla göl kıyıları genellikle mesire yeri olarak kullanılmaktadır. Bâzıları şunlardır:
Gökpınar Gölü: Gürün ilçesi yakınındadır. İlin önemli mesire yerlerindendir. Göl, suyunun duruluğu, günün her saatinde değişen rengi ve balığının bolluğu ile ünlüdür. Konaklama tesisleriyle güzel bir dinlenme yeridir.
Hafik Gölleri: Hafik ilçesi yakınında irili ufaklı göllerden meydana gelmiştir. Her biri mesire yeri olup, göldeki balıklar lezzetlidir. Tabiî güzellikleriyle güzel bir dinlenme yeridir.
Eğriçimen: Koyulhisar ilçesine 20 km uzaklıkta ve 1700 metre yükseklikte bir yayladır. Ormanları, serin havası ve soğuk su kaynakları ile güzel bir mesire yeridir.
Sızır Çağlayanı: Gemerek ilçesinin Sızır bucağında Göksu Nehri üzerindedir. Bölgede gazino ve çay bahçesi vardır.
Tödürge Gölü: Zara ilçesine 25 km uzaklıktaki göl, güzel bir dinlenme yeridir. Balığı boldur. Gölde kayıkla dolaşılır.
Koyunkaya Mesiresi: İmranlı’ya 12 km mesâfede, çam ormanları, serin havası ve bol su kaynaklarıyla güzel bir dinlenme yeridir.
Karaçayır: İl merkezine 27 km mesâfede, çam ormanlarıyla kaplı güzel bir mesire yeridir.
İçme ve kaplıcalar: Sivas ilinde çok sayıda sıcak su kaynakları vardır. Halk bunlara “çermik” demektedir. Bâzıları şunlardır:
Balıklı Çermik: Kangal ilçesine 17 km mesâfede Kavaklıdere mevkiindedir. Konaklama tesisleri mevcut olan kaplıcanın suyu; dolaşım sistemi hastalıklarına, ağır olmayan kalp yetmezliklerine, yüksek tansiyona, damar sertliklerine, solunum sistemi hastalıklarına, romatizma hastalıklarıyla kronik iltihaplı kadın hastalıklarına iyi gelmektedir. Havuzlarda bulunan ve insanlardan kaçmayan balıklar, vücudun hastalıklı bölgesine yaptıkları mikro-masaj ve salgıları ile cilt hastalıklarına; küçük yılanların da yılancık hastalığının bulunduğu yere sarılıp sıkmaları sûretiyle tedâvi ettiklerinden tavsiye edilmektedir.
Akçaağıl Kaplıcası: Suşehri’ne 9 km uzaklıkta Akçaağıl köyündedir. Konaklama tesisleri mevcut olan kaplıca suyu içme olarak, karaciğer, safra kesesi ve barsak hastalıklarına; banyo ile romatizma, nefrit, nevralji ve kadın hastalıklarına faydalıdır.
Sıcak Çermik: Yıldızeli ilçesinin Direkli bucağındadır. Konaklama tesisleri mevcut olan kaplıca suyu, her çeşit romatizma, nefrit, nevralji ve kadın hastalıklarına iyi gelmektedir.
Soğuk Çermik: İl merkezine 19 km uzaklıkta aynı isimle anılan bir vâdidedir. Konaklama tesisleri olan kaplıca suyu romatizma, asabî hastalıklarda ve deri hastalıklarında faydalıdır.
Ortabucak Çermiği: Şarkışla’nın Ortabucak yöresindedir. Tesisleri olan kaplıca suyu, romatizma ve deri hastalıklarına faydalıdır.
Kaynak
Rehber Ansiklopedisi
Sakarya Hakkında Bilgiler
SAKARYA
İlin Kimliği
Yüzölçümü : 4817 km2
Nüfûsu : 683.061
İlçeleri : Merkez, Akyazı, Ferizli, Geyve, Hendek, Karapürçek, Karasu, Kaynarca, Kocaali, Pamukova, Sapanca, Söğütlü, Taraklı.
Marmara bölgesinin Kocaeli-Sapanca bölümünde yer alan bir ilimiz. İl toprakları 29° 57’ ve 30° 53’ doğu boylamları ile 40° 17’ ve 41° 13’ kuzey enlemleri arasında yer alır. Doğudan Bolu, güneyden Bilecik, batıdan Kocaeli, kuzeyden Karadenizle çevrilidir. Trafik numarası 54’tür.
İsminin Menşei
Bu il adını Sakarya Nehrinden alır. M.Ö. 7. yüzyılda bu bölgeye sâhip olan Frigyalılar, nehre kendilerince kutsal tanıdıkları “Sangari” ismini vermişlerdir. Daha sonraki devirlerde “Sengarios” (Sangarius) ve“saldırgan” mânâsına gelen “Zakharion” isimleriyle anılmıştır.
Selçuklu Türkleri, Anadolu’nun tamamını ve bölgeyi fethedince bu nehre ve etrâfındaki bölgeye “Sakarya” demişlerdir. Sakarya ismi, Türkler tarafından verilmiş husûsî bir isimdir. Daha önceki isimlerinden ayrı, şahsına mahsus bir isimdir.
İl merkezi olan Adapazarı ise, Orhan Gâzinin kumandanlarından Konur Alp tarafından “Tığcılar” ismiyle köy olarak kuruldu. Sonradan Sakarya’nın iki kolu arasında bir ada durumunda olduğu için Adaköy (Ada Karyesi), pazar kurulduğundan dolayı da Adapazarı dendi.
Târihi
Sakarya ilinin bilinen târihi Hititlerle başlar. Anadolu’da ilk siyâsî birliği kuran Hititler, bu bölgeyi sınırları içinde bulundurmuşlardır. Hitit Devleti iç karışıklıklar ve bölünmeler neticesi yıkılınca, bu bölge Friglerin eline geçti. Dış güçlerin tahrikiyle iç karışıklıklar ve bölünmelerden sonra yıkılan Friglerin yerine bölgeye Lidyalılar hâkim oldular. Persler, M.Ö. 6. asırda Lidya Devletini yenerek Anadolu’nun mühim kısmını işgal ettiler. M.Ö. 4. asırda Makedonya Kralıİskender, Pers Devletini yenerek İran’ı ele geçirdi. İskender’in ölümü üzerine bu bölge, halefleri arasında ihtilaf konusu oldu. Bitinya Krallığı, Makedonya Krallığına karşı İskender’in ölümünden sonra iç bağımsızlığını ilânetti ve bu bölgeye hâkim oldu. M.Ö. 1. asırda Romaimparatorluğu, Bitinya Krallığı ile birlikte bu bölgeyi alarak kendi topraklarına kattı.
M.S. 365’te Roma İmparatorluğu ikiye bölününce Anadolu’nun diğer kısımları gibi Bitinya bölgesi de, Doğu Roma (Bizans)nın payına düştü.
Altıncı asırda Justinianus, Bitinya bölgesine önem verdi. İslâm orduları, zaman zaman ve bilhassa İstanbul’un fethi için, bölgeden geçerken buraları fethetmişlerse de, uzun müddet kalmadılar. Ayrıca Sâsâniler de zaman zaman bölgeye akınlar yaptılar.
1071 Malazgirt Zaferinden sonra, Anadolu Fâtihi Kutalmışoğlu Süleyman Şah emrindeki Türk ordusu, bütün Anadolu gibi Sakarya bölgesini de fethetti. İznik başşehir yapılarak, Büyük Selçuklu Devletine bağlı Türkiye Selçukluları Devleti kuruldu. Bunun üzerine Bizans’ın teşvikiyle Haçlı Seferleri başladı. Birinci Haçlı Seferinde İznik terk edilerek başşehir Konya’ya taşındı. Bu bölge (Sakarya) ve Kocaeli yeniden Bizans’ın eline geçti. On dördüncü asırda Orhan Gâzi devrinde, Kocaeli ve Sakarya bölgesi, ikinci defâ fetholunarak Osmanlı Devletinin sınırları içine alındı ve o târihten bu yana Türk hâkimiyetinde kaldı.
Kânûnî Sultan Süleymân Han, İzmit Körfezini SakaryaNehri vâsıtasıyla Sapanca Gölüne bağlayıp, dünyânın en büyük iç limanını meydana getirmeyi düşünmüştü. Bu işi Mîmar Sinân yapacaktı. Seferler sebebiyle bu plân gerçekleşemedi. Sultan İkinci Mahmûd Han, bu plânı yeniden ele aldı. 30 bin işçi temin edildi. Fakat dış gâileler sebebiyle bu plân gerçekleşemedi.
1921’de Yunan ordusunun işgâline uğrayan Sakarya, Millî Mücâdelede çok önemli rol oynamış olan bir şehirdir. Adapazarı, Karasu, Kandıra ve Geyve çarpışmaları Sakarya ilinin kahraman evlatları sâyesinde zaferle neticelendi. 25 Mart 1921’de başlayan işgal, 21 Haziran 1921’de sona erdi.
Adapazarı; Tanzimattan sonra kurulan, müstakil sancak hâline getirilen Kocaeli sancağına, Cumhûriyet devrinde de 1954’e kadar Kocaeli’ne bağlı kaldı.
1954’te Kocaeli ilinden ayrılan bir bölüm, Adapazarı il merkezi olmak üzere Sakarya ili kuruldu. Kocaeli’nin doğu yarısında kalan ilçeleri Sakarya iline bağlandı.
Fizikî Yapı
Sakarya il topraklarının % 34’ü dağlardan, % 44’ü platolardan ve % 22’si ovalardan ibârettir. Güneyden kuzeye doğru uzanarak Karadeniz’e açılan il alanı jeolojik üçüncü zaman sonları ile dördüncü zaman başlarında son şeklini almıştır. Bu jeolojik devirlerde meydana gelen büyük kıvrılma ve kırılma hareketleriyle Trakya’nın güneye, Kocaeli Yarımadasının kuzeye doğru farklı yönlerde çarpılmasına sebep olmuştur. Bu çarpılma sonucu biri Karadeniz’e öteki Marmara Denizine açılan iki vâdinin çökmesiyle İstanbul Boğazı meydana gelerek, Akdeniz’le Karadeniz’in birleştiği tahmin edilmektedir. Çarpılmanın etkisi Sakarya ilinde daha güçlü olmuş ve il alanı Karadeniz’e doğru eğim kazanmıştır. Sakarya Nehri, İç Batı Anadolu platolarından taşıdığı toprağı bu bölgeye yığarak Alüvyonlu (alüvyal) ve killi (kolüvyal) ovaları meydana getirmiştir.
Dağları: Sakarya ilinde yüksek dağlar yoktur. Yüksek ve sarp olan tepeler güneydedir. Orta ve kuzeydeki yüksekliklerse Kocaeli Platosunun uzantısı durumundadır. Yer yer rastlanan ve yüksek olmayan tepeler dışında genellikle düz ve alçak bir yapıdadır. En önemli yükseklikler güneyde yer alan Samandağları’dır. Akyazı’dan Sapanca Gölüne kadar uzanan bu sıradağların en yüksek yerleri Keremali Dağı (1543 m), Karadağ (1467 m) ve Dikmentepe (1387 m)dir. Doğudaki ovalık bölgede en yüksek tepe Çamdağ Tepesi (1880 m)dir.
İl topraklarının büyük kısmında platolar hâkimdir. Bu platoların çoğu yayla olup, bâzıları ormanlarla, bâzıları ise otlaklarla kaplıdır. En önemli plato Kocaeli Platosu olup, bunun yüksek yerleri ormanlarla kaplıdır. Bitki örtüsü zengindir. Ayrıca il topraklarında Ziyârettepe, Turnalık, Gındına, Keremali, Katırözü, Acella, Dikmen, Soğucak, Çiğdem ve Çataltepe platoları vardır.
Ovaları: Sakarya ilindeki ovalar çok verimlidir.
Adapazarı (Akova) Ovası; Sakarya Vâdisi Türkiye’nin önemli ve büyük vâdilerinden biridir. İç Batı Anadolu platoları üzerinde yükselen Emir ve Türkmen dağlarında başlayan Sakarya Vâdisi; doğudan batıya geniş bir yay çizer. Porsuk ve Ankara çayı vâdileriyle birleşir. VâdiCambaz Boğazından sonra genişler. Pamukova’yı meydana getirir. Geyve Boğazında uzun ve derin bir oluğa dönüşür. Sonra birden genişleyerek, Adapazarı (Akova)nı meydana getirir. Birçok vâdiyle birleşen Sakarya Vâdisi, Karasu yakınlarında Karadeniz’e açılır. Uzunluğu 27 km, genişliği 23 km olan Adapazarı Ovası, Aşağı Sakarya Vâdisinde, Sapanca Gölü ile Adapazarı’nın doğusunda yer alır. Marmara ovalarının en büyüklerindendir. Alanı 620 kilometre karedir. Sakarya Nehrinin taşıdığı kalın bir alüvyon tabakasıyla kaplı olduğundan çok verimlidir. Yüksekliği deniz seviyesinden 30 m’dir. Bu ova içinde Erenler Tepesi (75 m), Alibey Tepesi (112 m) ve Tersiye Tepesi (85 m) bulunmaktadır.
Pamukova: Sakarya Vâdisinin Akova’dan sonra ikinci büyük ovasıdır. Yüzölçümü 170 km2, uzunluğu 28 km, genişliği 6 km’dir. Adapazarı sınırına nazaran daha yüksek olduğundan Sakarya Nehri daha hızlı ve derinden akar. İklimi Adapazarı Ovasına nazaran daha serttir. Alüvyonların birikmesiyle meydana gelmiş verimli bir ovadır.
Söğütlü Ovası: ortalama yüksekliği 16 m olup ilin en alçak kısmını teşkil eder. 30 km uzunluğunda ve 20 km genişliğinde olup bataklık ve sazlık olan bu ovanın tarım alanı hâline getirilmesi için çalışmalar yapılmaktadır.
Akarsuları: Sakarya ilinin en önemli akarsuyu buraya adını veren Sakarya Nehridir. Sakarya, Eskişehir’in Çifteler ilçesindeki Sakarbaşı denilen yerden doğar. Eskişehir’den gelen Porsuk Çayını alarak büyür. Bilecik ilini geçip Pamukova yakınlarından Sakarya iline girer. Sakarya Irmağının 159,5 km’lik kısmı il dâhilindedir. Geyve Suyunu alıp dar ve derin Geyve Boğazına girer. Boğazdan çıktıktan sonra Alaçam Deresini alır. İl topraklarını ikiye bölerek kuzeye doğru akmaya başlar. Mudurnu Çayı, Sapanca Gölünün ayağını meydana getiren Çark Suyu ile birleşir. İrili ufaklı derelerin hepsi Sakarya’ya akar. Karasu yakınlarında Karadeniz’e dökülür. 58.000 km2lik bir bölgeden su toplar, fakat üçte biri kadar bölgeden su toplayan Seyhan’ın suyu daha boldur. Sakarya’nın sâniyede taşıdığı su miktarı 30 m3 ile 100 m3 arasında değişir. Denize açıldığı yerde balıkçılık yapılır ve hayvan yetiştirilir. Târihî kayıtlara göre, Sakarya’nın denize döküldüğü yerden giren gemiler Adapazarı’na kadar gidip yükledikleri malı İstanbul’a getirirlerdi.
Diğer akarsular: Mudurnu Çayı (65 km), Dinsiz Çayı (34 km), Mudurnu Çayının bir koludur. Fabrika Deresi, Balıklı Deresi,Bıçkı Deresi ve Gürcü Deresi Mudurnu Çayına katılır. Darıçay (33 km), Kocatöngel Deresi bâzı derelerle birleşerek bu ismi alır. Tuzla yakınından Sakarya Irmağına katılır. Mâden Deresi (30 km), Kabalık Deresi, Yayla Deresini alarak Karasu adını alır ve Karadeniz’e dökülür. Melen Deresi(30 km) olup Karadeniz’e dökülür. Karaçay (29 km); Seve Deresi, sonra da Karaçay Deresi ismini alır. Karakaya Deresi ile birleştikten sonra Sakarya’ya katılır. Yırtmaç Deresi, Acarlar Gölüne dökülür. Büyükdere ve Kemer Deresi kollarıdır. Değirmendere Karaboğaz bölgesinden denize dökülür.
Gölleri: Sakarya il topraklarında irili ufaklı çok sayıda göl vardır. Kırılma ve kıvrılmalar sonucu il alanı Karadeniz’e doğru kuzey yönünde sıkıştırılmıştır. Sıkıştırılmadan sonra Marmara Deniziyle su bölüm çizgisi meydana getiren bu setin Karadeniz’e eğimli olan kısmında çöküntü alanlarının dolmasıyla göller meydana gelmiştir.
Sapanca Gölü: 42 km2 lik Sapanca Gölünün 5/6’lık büyük kısmı bu il sınırları içindedir. İzmir körfezinin doğusunda yığılmalar sonucu Marmara Deniziyle bağlantısı kesilerek meydana gelen Sapanca Gölü, İzmit Körfezi ve İznik Gölünün devamıdır. Uzunluğu 16 km genişliği 5,5-6 km’dir. Göl, elips biçimindedir. En derin yeri 61 metre, yüksekliği 30 m’dir. Kuzey ve güneyden bu göle katılan dereler ve dipten kaynayan su ile tatlı sulu bir göldür. Sazan, alabalık ve yayın balığı bulunur. Suyu berrak, etrâfının manzarası çok güzeldir. Derelerin taşıdığı alüvyonlarla civârı verimli meyve ve sebze bahçeleriyle süslüdür. Turizm bakımından bu göl çok güzeldir.
Gökçeören Gölü: İl merkezine 7 km mesâfede basık sırtlarla çevrili, 25 hektarlık tatlı sulu bir göldür. “Aralık” ve “Meşe” isimleriyle de bilinir. Bu gölün devâmı olan Dipsiz Göl sığdır. Yağmur ve kaynak sularıyla beslenir. Suların çekilmesiyle ortaya çıkan alana mısır, kavun, karpuz ve fasulye ekilir. 1950’den önce Gökçeören’in fazla olan suları bu göle boşalırdı. Gökçeören Gölünün önü yarılarak bu önlenmiştir. Her iki gölde bol sazan balığı bulunur.
Poyrazlar (Teke) Gölü: Yüzölçümü 60 hektardır. Sakarya Irmağının eski yatağında meydana gelmiştir. Göl oldukça derindir. Güney kıyılar sığ ve sazlıktır. Gölde tatlı su balıkları bulunur.
Taşkısık Gölü: Yüzölçümü 90 hektardır. Dipten kaynayan sularla beslenir. Gölde sazan ve tatlı su balığı bulunur. Kenarı sazlık ve bataklıktır.“Çaltıcak Gölü” de denir.
Küçük Akgöl: Yüzölçümü 20 hektardır. Göl dipten kaynayan sularla beslenir. Fazla suları Çark Suyuna boşalır. Suyu tatlı, fakat bulanıktır. Tatlı su balığı bulunmaz.
Büyük Akgöl: Yüzölçümü 190 hektardır. Sazlık ve bataklık kısmı çoktur. Gölde bol balık ve civarında yaban kaz ve ördeği bulunur.
Acarlar Gölü: Yüzölçümü 1562 hektardır. 261 hektarı bataklıktır. Fazla suları Sakarya Irmağına boşalır. Civârındaki ormanlar bu gölün bataklık kısmına kadar uzanmıştır.
İklim ve Bitki Örtüsü
İklimi: Sakarya ili Karadeniz ve Marmara bölgesinde hüküm süren iklim şartlarının tesiri altındadır. Karadeniz kıyısı ve doğusunda Karadeniz iklimi, Batı ve güneyde Marmara bölgesi iklimi görülür. Senenin, azamî 40 gününde sıcaklık 0°C’nin altında ve azamî 30 gününde +30°C üstünde seyreder. Yağış ortalaması bâzı yerde 632 mm, bâzı yerde 900 mm’dir.
Bitki örtüsü: Sakarya ilinde, dağlar gür ormanlarla, platolar makilerle kaplıdır. Ova ve vâdiler tarım alanlarıdır. Dağlar gibi Karasu bölgesi de ormanlıktır. Orman ve fundalıklar il topraklarının % 45’ini, ekili-dikili alanlar % 47’sini, çayır ve mer’alar ise % 3,5’ini teşkil eder. 700 metre yüksekliğe kadar kayın, gürgen, ıhlamur, kestâne, kavak, çınar ve meşe ağaçlarına rastlanır. Daha yükseklerde iğne yapraklı ağaçlar bunların yerini alır.
Ekonomi
Sakarya’nın ekonomisi tarım ve sanâyiye dayanır. Faal nüfûsun % 65’i tarım sektöründe % 15’i sanâyi sektöründe, gerisi diğer sektörlerde çalışır. Türkiye’nin hızla gelişen bir ilidir.
Tarım: Sakarya ilindeki ovalar yurdun en verimli tarım alanları arasında yer alır. Modern tarım yapıldığı için verim fazladır. Çok çeşitli tarım ürünleri yetişir. Başlıca tarım ürünleri: Buğday, arpa, mısır, fasulye, şekerpancarı, ayçiçeği, patates, soğan ve tütündür.
Sebze üretimi bol ve çeşitlidir. İstanbul’un sebze ihtiyacının çoğunu bu bölge karşılar. Yazlık, kışlık ve turfanda sebzeleri çoktur. Meyve de bol ve çeşitlidir. Başlıcaları; elma, armut, ayva, erik, kiraz, şeftali, ceviz, fındık, kestâne, çilek, üzümdür. Sapanca’da meyvecilik Geyve’de bağcılık ileridir. Sakarya ili Türkiye tarımında önemli bir yere sâhiptir. Patates ve şekerpancarı iki önemli ürünüdür. Patates denilince akla Adapazarı gelir.
Aşağı Sakarya Havzası bol yağmur alır. Ormanlar bakımından zengin olduğundan bu su depolanır ve akarsular düzenli beslenir. Ortalama su hacmi 4 milyar m3tür. Sakarya havzasında 2 milyon 75 bin hektarlık ovalık alanın, 1 milyon 671 bin 600 hektarı sulanabilir özelliktedir. Şekerpancarında verim yüksektir.
Hayvancılık: Sakarya ili hayvancılık bakımından da oldukça zengindir. Mer’aların azalmasıyla koyun ve keçi miktarı azalmış, fakat sığır sayısı artmıştır. 200 köyde ipekböcekçiliği yapılır. Bu bölgede dut ağacı boldur. Koza yetiştiriciliği Akyazı, Geyve ve Kayalar bölgesinde ikinci bir gelir kaynağıdır. Sakarya ilinin Karadeniz kıyıları balık bakımından çok zengin sayılmaz. Buna rağmen kalkan, palamut, hamsi, mersin ve lüfer balığı avlanır.
Sapanca Gölünde 14 çeşit balık bulunur. Senede 100 tona yakın balık avlanır. Tatlı su levreği, yayın, turna ve sazan balığı başlıcalarıdır. Ayrıca kerevit de avlanır.
Ormancılık: Sakarya ili çok zengin bir orman varlığına sâhiptir. İl topraklarının yarısına yakını (% 45) orman ve fundalıklarla kaplıdır. Ormanlar 200 bin hektar, fundalıklar 20 bin hektardır. Ormanlar gür ve verimlidir. Ormanlarda çam çeşitleri, kayın, gürgen, meşe, dışbudak, kestâne, çınar ağaçları çoğunluktadır. İl ormanlarından senede 300 m3 sanâyi odunu, 240 bin ster yakacak odunu elde edilir.
Mâdenler: Sakarya ilinde çeşitli mâdenler vardır. Ama bunların bir kısmı işletmeye açılmış değildir.
İlin en önemli mâdenlerinden biri olan demir, Karasu ilçesinin Aktaş köyü çevresinde geniş yataklar meydana getirir. Toplam rezervi 110 milyon tona yaklaşan bu yataklar işletmeye açılabilmiş değildir.
İldeki ikinci önemli mâden ise mermerdir. Merkez, Sapanca ve Akyazı ilçelerinde büyük mermer rezervleri vardır. Akyazı-Harmantepe yöresindeki mermer yataklarının rengi, koyu, kırmızıdan menekşeye kadar değişmektedir. Bu yatakların kalınlığı 50-150 m arasındadır. Büyük bloklar hâlinde çıkarılmaya elverişli olan yataklar iç dekorasyon çalışmaları için çok uygundur. Akyazı-Dokurcum yöresindeki siyah mermerler de kalitelidir. Merkez ilçe-Taşkısığı yöresinde işletilen 50 milyon m3 toplam rezervli yataklardan siyah mermer çıkarılır. Sapanca-Erdemli köyü yakınlarındaki mermer yatakları da zaman zaman işletilir. Bu yataklardan gri-siyah renkli iki vasıflı mermer çıkarılmaktadır.
Sakarya’da demir ve mermer dışında, bakır, manganez, asbest, talk ve kil yatakları vardır. Hendek ilçesinin Hüseyinşeyh köyü çevresindeki bakır yataklarının rezerv tespit çalışmaları henüz tamamlanmamıştır. Geyve ilçesindeki manganez yatakları % 40 cevher ihtivâ eder. Bu yataklar için işletme ruhsatı alınmış durumdadır. Sakarya’da geniş alanlar kaplayan kil yatakları ise, tuğla ve kiremit yapımında kullanılmak gâyesiyle işletilmektedir. Merkez, Akyazı, Geyve ve Karasu ilçelerindeki kil yataklarının toplam rezervi 100 milyon ton dolayındadır.
Sanâyi: Adapazarı’nda ekonomik gelişme 19. asır sonlarında Anadolu demiryolunun yapılmasıyle görülür. 1950 başlarında vagon ve şeker fabrikası ile sanâyileşme başlamış; 1960’tan sonra özel sektör yatırımları ile hızını arttırmış; 1970’ten sonra çok faal duruma gelmiştir. Sanâyi daha ziyâde tarım, kereste ve îmâlât sanâyii olarak gelişmiştir. 10 ve daha fazla işçi çalıştıran iş yeri 250’ye ve 2-9 kişi çalıştıran iş yeri sayısı 1500’e yaklaşmıştır. Başlıca sanâyi kuruluşları; Şeker, vagon, nişasta, yağ, lâstik, pipo, vinç ve palanga, tel, dişli, otomobil, yedek parça, metal, gıdâ, hayvan yemi, kimyevî maddeler, kauçuk, orman ürünleri, süt, kiremit, tuğla, mermer, kireç ve ondulin fabrikalarıdır.
Ulaşım: Sakarya, karayolu ağının en önemli transit merkezlerinden biridir. Edirne-İstanbul-İzmit istikâmetinden gelen, Ankara-Adana istikâmetine giden E-5 karayolu buradan geçer. E-5 karayolu ise Türkiye’nin en işlek karayoludur. İstanbul-Şile-Kandıra devlet yolu ile Zonguldak-Akçakoca-Karasu devlet yolu Adapazarı’nda birbirine bağlanır.
Eskişehir-Bilecik hattından gelen devlet yolu Adapazarı’nda E-5 karayolu ile birleşir. Ankara-İstanbul otoyolu Sakarya topraklarından geçer. Şehir merkezi bütün ilçelerine asfalt yolla bağlıdır.
İlin havaalanı ve Karadeniz kıyısında limanı yoktur. İzmit Limanından faydalanır. Haydarpaşa’dan gelen Ankara istikâmetine giden demiryolu hattının üzerindedir. İl sınırlarına Sapanca’dan giren demiryolu Arifiye’den güneye Bilecik-Eskişehir-Ankara’ya doğru ilerler. Arifiye ile Adapazarı 8 km’lik bir hat ile birleştirilmiştir. Haydarpaşa-Adapazarı arasında hergün devamlı karşılıklı seferler vardır.
Nüfus ve Sosyal Hayat
1990 sayımına göre toplam nüfûsu 683.061 olup, 297.759’u ilçe merkezlerinde, 385.302’si köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 4817 km2, nüfus yoğunluğu ise 142’dir.
Örf ve âdetleri: Bölge Hititler, Frigler, Traklar, Lidyalılar, Bitinyalılar, Persler, Makedonyalılar, Romalılar ve Bizanslıların hâkimiyeti altında kalmışsa da, 1071 Malazgirt Zaferinden sonra bölgeyi Türkler fethetmiş ve o târihten bu yana Türk-İslâm kültürü hâkim duruma gelerek diğer kültürler tamâmen unutulmuştur. Bölge halkının çoğunluğunu asılları Balkanlar ve Kafkasya’dan gelen göçmenler teşkil eder.
Mahallî oyunları: Bölgede zeybek, horon ve Kafkas oyunları yaygındır.
Mahallî yemekleri: Çerkez tavuğu, çerkez pastası, balkabağı dolması ve sütlü patates, ıslama köftedir.
Sakarya bölgesi güreşte olimpiyat ve Avrupa şampiyonları ve dünyâ ikincileri yetiştirmiştir: İrfan Atan, Âdil Atan, Midhat Bayrak, Osman Kanbur burada yetişen şampiyon güreşçilerdir.
Eğitim: Sakarya eğitim bakımından oldukça gelişmiş bir ildir. Okur-yazar nispeti % 85’e yaklaşmıştır. Okulsuz köy yoktur. İlde 13 ana okulu, 732 ilkokul, 78 ortaokul, 47 lise ile Sakarya Üniversitesi bünyesinde çeşitli fakülteler vardır (1994).
İlçeleri
Sakarya’nın biri merkez olmak üzere on üç ilçesi vardır.
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 316.307 olup, 171.225’i ilçe merkezinde, 145.082’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 86, Kâzımpaşa bucağına bağlı 12 köyü vardır. İlçe toprakları tamâmıyla düz olup, Sakarya Ovasında yer alır. Sapanca Gölünün bir bölümü ilçe sınırları içinde kalır. Taşkısık ve Küçük Akgöl başlıca gölleri, Sakarya Irmağı ve Çark Suyu da başlıca akarsularıdır.
Ekonomisi tarım ve sanâyiye dayalıdır. Zengin tarım topraklarına sâhip olan ilçede patates, şekerpancarı, tahıl, mısır başlıca yetiştirilen ürünler arasında yer alır. Türkiye Vagon Sanayi, TZDK Zirâat âletleri ve Makina Fabrikası, süt fabrikası, lastik, orman ürünleri, patates işleme, un, nebâtî yağ, tuğla ve kiremit fabrikaları başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi Sakarya Irmağı kıyısında düz bir alanda kurulmuştur. Ankara-İstanbul karayolu, ilçenin güneyinden geçer. İstanbul’a 153, Ankara’ya ise 308 km mesâfededir. Arifiye’den ayrılan bir hatla Haydarpaşa-Ankara demiryoluna bağlanır. İstanbul-Adapazarı arasında düzenli seferler yapılır. İlin, ticâret ve sanâyi bakımından merkezidir. İlçe hızla gelişmektedir. İlçe belediyesi 1869’da kurulmuştur.
Akyazı: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 63.884 olup, 19.331’i ilçe merkezinde, 44.553’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 42, Dokurcun bucağına bağlı 17 köyü vardır. İlçe toprakları doğu ve güneyi dağlık, diğer kısımları düz olan bir arâziden meydana gelir. Doğu ve güneyinde Samanlı Dağı, kuzey ve batısında ise Akyazı Ovası yer alır. Dağlar ormanlarla kaplı olup, yüksek kesimlerinde otu bol olan yaylalar vardır. Mudurnu Çayı başlıca akarsuyudur.
Ekonomisi ormancılık ve tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri; pirinç, mısır, fasulye ve patatestir. Dağ köylerinde ormancılık ve hayvancılık başlıca geçim kaynağıdır. Ormanlardan bol miktarda kereste elde edilir. Süt ürünleri fabrikası başlıca kuruluşudur.
İlçe merkezi Adapazarı-Mudurnu karayolu üzerinde kurulmuştur. İl merkezine 29 km mesâfededir. Târihi, Hititlere dayanan ilçe, Osmanlı komutanlarından Konuralp tarafından fethedilmiştir. 1954’te ilçe olan Akyazı’nın belediyesi 1941’de kurulmuştur.
Ferizli: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 16.086 olup, 5058’i ilçe merkezinde, 11.028’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 15 köyü vardır. İlçe topraklarının hepsi Sakarya Ovasında yer alır. Topraklarını Sakarya Irmağı sular. Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri patates, şekerpancarı, tahıl ve mısırdır. İlçe merkezi Adapazarı-Karasu karayolu üzerinde yer alır. Söğütlü ilçesine bağlı bir köyken, 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu.
Geyve: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 41.331 olup, 13.405’i ilçe merkezinde, 27.926’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 52, Doğançay bucağına bağlı 12 köyü vardır. İlçe toprakları genelde düzdür. Kuzeyinde Samanlı Dağları vardır. Başlıca akarsuları Sakarya Irmağı ve Geyve Suyudur.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Toprağın verimliliği, iklim uygunluğu yüzünden tarım üretimi çok gelişmiştir. Başlıca tarım ürünleri üzüm, soğan, buğday, şekerpancarı, elma, armut ve patatestir. Sakarya Nehri kıyılarında yetiştirilen sebzeler İstanbul’da pazarlanır. Hayvancılık, ormancılık ve ipekböcekçiliği önemli gelir kaynaklarıdır. En çok sığır ve koyun beslenir.
İlçe merkezi Sakarya Irmağının kıyısında kurulmuştur. Ankara-İstanbul demiryolu ve Eskişehir-Adapazarı karayolu ilçenin 3 km kuzeyinden geçer. İl merkezine 31 km mesâfededir. İlçe belediyesi 1908’de kurulmuştur.
Hendek: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 60.268 olup, 23.397’si ilçe merkezinde, 36.871’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 59, Karadere bucağına bağlı 8 köyü vardır. Yüzölçümü 581 km2 olup, nüfus yoğunluğu 104’tür. İlçe topraklarının büyük bölümü Hendek Ovasında yer alır. Güneyini Samanlı Dağları, kuzeyini Çam Dağları engebelendirir. Dağlık kesim çam ormanları ile kaplıdır. Başlıca akarsuları Mâden Deresi, Karasu, Mudurnu Çayı ve Sakarya Irmağıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri, mısır, buğday, şekerpancarı, fındık, patates, elma olup ayrıca az miktarda soğan yetiştirilir. Hayvancılık önemli gelir kaynağıdır. Düzlüklerde sığır, yaylalarda koyun beslenir. Orman yönünden zengin olduğundan ormancılık gelişmiştir. Orman ürünlerini işleyen çok sayıda atölye vardır.
İlçe merkezi Ankara-İstanbul karayolu üzerinde kurulmuştur. İl merkezine 32 km mesâfededir. Ana yol üzerinde olması yüzünden hızla büyüyen ilçe merkezlerinden biridir. Târihi, Hititlere dayanır. Selçuklular zamânında Türkistan’a bağlı Cürcan’da bulunan Hendek isimli halk buraya yerleştirilmiştir. Osmanlı komutanlarından Konuralp tarafından fethedilmiştir. Eski ismi Konuralp idi. Cumhûriyetle birlikte ilçe olan Hendek’in belediyesi 1907’de kurulmuştur.
Karapürçek: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 13.473 olup, 3211’i ilçe merkezinde, 10.262’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 17 köyü vardır. İlçe toprakları dalgalı düzlüklerden meydana gelir. Güneyinde Samanlı Dağları yer alır. Başlıca akarsuyu Mudurnu Çayıdır.
Ekonomisi, tarım ve ormancılığa dayanır. Başlıca tarım ürünleri pirinç, mısır, fasulye ve patatestir. Dağ köylerinde ormancılık ve hayvancılık başlıca gelir kaynağıdır. İlçe merkezi, Samanlı Dağları eteklerinde düz bir alanda kurulmuştur. Akyazı ilçesine bağlı bucakken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu.
Karasu: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 47.973 olup, 14.500’ü ilçe merkezinde, 33.473’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 29, Ortaköy bucağına bağlı 9 köyü vardır. İlçe toprakları dalgalı düzlüklerden meydana gelir. Başlıca akarsuyu Sakarya Irmağıdır. Acarlar Gölünün bir bölümüyle Akgöl, ilçe sınırları içindedir. Acarlar Gölünün çevresi ormanlarla kaplıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Fındık, mısır, ayçiçeği ve patates en fazla yetiştirilen tarım ürünleridir. Ormancılık ve balıkçılık önemli gelir kaynağıdır. İlçe merkezi Karadeniz kıyısında kurulmuştur. İl merkezine 49 km mesâfededir. Gür ormanları ve güzel kumsalları vardır. Havyarı meşhurdur. Sakarya Nehri, hemen Karasu’nun yanından denize dökülür. Sakarya ağzı, balıkçı tekneleri için tabiî bir limandır. Osmanlı kumandanlarından Konuralp ve Akçakoca tarafından fethedildi. 1933’te ilçe merkezi olan Karasu’nun belediyesi aynı sene kurulmuştur. Önceleri Kocaeli’ne bağlıyken, 1954’te Adapazarı’na bağlandı.
Kaynarca: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 24.435 olup, 3257’si ilçe merkezinde, 21.178’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 25 köyü vardır. Yüzölçümü 360 km2 olup, nüfus yoğunluğu 68’dir. İlçe toprakları dalgalı düzlüklerden meydana gelir. Acarlar Gölünün bir bölümü ilçe sınırları içinde kalır. Başlıca akarsuları Değirmendere’dir. Acarlar Gölünün çevresi ormanlarla kaplıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı, buğday ve mısır olup, ayrıca az miktarda ayçiçeği, fındık, patates, elma ve arpa yetiştirilir. Hayvancılık gelişmiştir. Koyun ve sığır beslenir.
İlçe merkezi Kocaeli sınırına yakın, Kandıra-Adapazarı karayolu üzerindedir. Gelişmemiş küçük bir yerleşim merkezidir. Karadeniz kıyısı boyunca tabiî kumsallara sâhiptir. İl merkezine 30 km mesâfededir. Belediyesi 1958’de kurulmuştur. Kocaeli’ne bağlıyken 1966’da Sakarya’ya bağlandı.
Kocaali: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 28.405 olup, 10.131’i ilçe merkezinde, 18.274’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 14 köyü vardır. İlçe toprakları genelde düzdür. Güneyinde Çam Dağı yer alır. Başlıca akarsuyu Karacasu’dur.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Ayçiçeği, fındık ve patates yetiştirilir. Hayvancılık ve balıkçılık gelişmiştir. Koyun ve sığır beslenir. İlçe merkezi Karadeniz kıyısında kurulmuştur. Karasu-Akçakoca karayolu ilçeden geçer. Karasu ilçesine bağlı bir bucakken 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu.
Pamukova: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 21.023 olup, 10.088’i ilçe merkezinde, 10.935’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 30 köyü vardır. İlçe toprakları dağlarla çevrili Sakarya Vâdisinde yer alır. Vâdideki geniş düzlük, Pamukova’yı meydana getirir. Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri, patates, soğan, üzüm, şekerpancarı, elma, armuttur. Sakarya Nehri kıyısında yetiştirilen sebzeler İstanbul’da pazarlanır. Hayvancılık önemli gelir kaynağıdır. En çok sığır ve koyun beslenir.
İlçe merkezi Adapazarı-Bilecik-Eskişehir karayolu üzerinde kurulmuştur. İl merkezine 43 km mesâfededir. Ankara-İstanbul demiryolu ilçeden geçer. Geyve’ye bağlı bir bucakken 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu. Belediyesi 1947’de kurulmuştur.
Sapanca: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 25.167 olup, 14.124’ü ilçe merkezinde, 11.043’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 20 köyü vardır. Yüzölçümü 140 km2 olup, nüfus yoğunluğu 179’dur. İlçe topraklarının büyük bölümü dağlıktır. Güneyinde Sapanca Dağları yer alır. Sapanca Gölü ilçe sınırları içinde kalır. Dağlardan kaynaklanan küçük akarsular Sapanca Gölüne dökülür.
Ekonomisi tarım ve turizme dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri, mısır ve elma olup, ayrıca az miktarda buğday ve fındık yetiştirilir. Hayvancılık önemli gelir kaynağıdır. En çok sığır beslenir. Tabiî güzellikler bakımından zengin olan göl kıyısında birçok turistik tesis ve yazlık ev vardır. Kurtköy kıyısında alabalık üretim tesisleri bulunur. İlçe topraklarında talk yatakları yer alır.
İlçe merkezi, SapancaGölü kıyısında düz bir alanda kurulmuştur. İstanbul-Ankara demiryolu ve İstanbul-Adapazarı paralı otoyol ilçeden geçer. İl merkezine 17 km mesâfededir. 1957’de ilçe olan Sapanca’nın belediyesi 1873’te kurulmuştur.
Söğütlü: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 13.610 olup, 4839’u ilçe merkezinde, 8771’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 15 köyü vardır. İlçe toprakları düz bir alanda yer alır. Başlıca akarsuyu Sakarya Irmağıdır. Ekonomisi tarıma dayalıdır. Şekerpancarı, tahıl, mısır, patates en çok yetiştirilen tarım ürünleridir. Hayvancılık ikinci derecede geçim kaynağıdır. İl merkezi Adapazarı-Karasu karayolu üzerinde yer alır. Merkez ilçeye bağlı bir bucakken, 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu. Belediyesi 1956 yılında kurulmuştur.
Taraklı: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 11.099 olup, 5193’ü ilçe merkezinde, 5906’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 23 köyü vardır. İlçe toprakları dağlıktır. Göynük Suyu Vâdisinde tarıma elverişli düzlükler vardır. Samanlı Dağları, toprakların büyük kısmını engebelendirir.
Ekonomisi tarım ve ormancılığa dayanır. Başlıca tarım ürünleri üzüm, soğan, buğday, elma ve armuttur. Hayvancılık önemli gelir kaynağıdır. En çok koyun beslenir. Dağlar ormanlarla kaplı olduğundan orman ürünlerini işleme yaygındır. İlçe merkezi Göynük Suyu kenarında kurulmuştur. İl merkezine 67 km mesâfededir. Gölpazarı-Göynük ve Geyve-Göynük karayolları ilçeden geçer. Geyve’ye bağlı bir bucakken 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu. İlçe belediyesi 1954’te kurulmuştur.
Târihî Eserler ve Turistik Yerleri
Sakarya ili, tabiî güzellikleriyle zengin bir ilimizdir. İl toprakları zelzele bölgesinde ve târihî istilâ yolları üzerinde olduğu için târihî eserlerinden mühim kısmı zamânımıza ulaşamamıştır. Başlıca târihî eserleri şunlardır:
Rüstempaşa Câmii ve Hamamı: Sapanca ilçesindedir. 1553’te Kânûnî Sultan Süleymân Hanın vezirlerinden Rüstem Paşa adına, Mîmar Sinân tarafından yapılmıştır.
Orhan Gâzi Câmii: Orhan Gâzi zamânında 1317’de yapılmıştır. Merkez ilçededir. Sultan Abdülhamîd Han tarafından yeni baştan yapılmıştır. Dernekkırı Osman Câmii de denir.
İmâret Câmii: Taraklı ilçesindedir. Yavuz Sultan Selim Han, Ridâniye Seferinden önce burada kışlamış ve onun veziri Yunus Paşa yaptırmıştır.
Şeyh Muslihiddin Câmii: Kaynarca ilçesinin, Küçük Kaynarca köyündedir. Fâtih Sultan Mehmed Hanın mîmarlarından Şeyh Muslihiddin adına yapılmıştır.
Elvan Bey İmâreti: Geyve ilçesindedir. On beşinci asırda kesme taş ve tuğladan yapılmıştır. Avlusunda Elvan Beyin türbesi vardır.
Sakarya Köprüsü: Geyve ilçesindedir. On beşinci asırda yapılmıştır. On dört kemerli taş köprünün, yıkılan iki kemeri demirdendir. Günümüzde de kullanılmaktadır.
Eski eserler:
Başköprü (Justinianus Köprüsü): Bizans İmparatoru Justinianus tarafından 6. asırda yapılmıştır. Adapazarı’ndadır. Sekiz gözü olan bu taş köprünün uzunluğu 429 metredir. Bizanslılardan kalma Pontogephyra, Zampi ve Tantaendie köprüleri de vardır.
Harmantepe Kalesi: Harmantepe köyündedir. Adapazarı’na 12 km mesâfededir.
Çobanlar Kalesi: Sakarya Nehri kenarında ve Geyve’ye yakın bir yerdedir.
Paşalar Köyü Kalesi: Pamukova’nın Paşalar köyündedir.
Adliye Kalesi: Adliye köyündedir.
Söğütlü Kalesi: Çark Suyunun Sakarya Nehrine döküldüğü yere yakın bir yerdedir.
Seyitler Kalesi, Kurt Köy Kalesi, Kanlıçay Kalesi, Karapürçek Kalesi eski kalelerden bâzılarıdır.
Ali Fuat Paşa Köprüsü: Geyve Boğazındadır. Târihî bu köprüyü 1497’de İkinci Bâyezîd Han tamir ettirmiştir.
Zafer Takı: Justinianus Köprüsünün bir ucundadır. Yıkıntı hâlindedir.
Akyazı Tümülüsü: Küçücek Köyü yakınlarındadır. Roma devrinden kalma târihî eserler bulunmuştur.
Roma Anıt Mezarı: Pamukova-Bilecik yolu üzerindedir.
Bitinya Mezarları, Ayvalıkdere Çeşmesi ve Kadı Köprüsü eski çağlardan kalma diğer eserlerdir.
Mesire yerleri: Karadeniz iklimiyle Akdeniz iklimi arasında bir geçiş iklimine sâhip olan Sakarya’da çok sayıda mesire yeri vardır. Bunlar genellikle göl kıyılarıyla ormanlık arâzide ve Karadeniz kıyılarında toplanmıştır. Başlıcaları şunlardır:
Hasan Dağı: İstanbul-Ankara karayolu üzerinde Sapanca Gölü kıyısındadır. Sedir ve çam ağaçları arasında güzel manzaralı bir mesire yeridir. Temiz ve tatlı suları meşhurdur.
Çark Mesiresi: Adapazarı’na çok yakın Çark Deresi kıyısında bir mesire yeridir. Sapanca’dan çıkan Çark Suyunun etrafı çok güzeldir. Yeniden düzenlenerek halkın hizmetine sunulmuştur.
Akgöl: İl merkezine 12 km mesafede Karasu karayolu üzerindedir. Gölün kenarında küçük koru piknik alanıdır. Gölde her türlü tatlı su balığı yaşar. Ayrıca göl çevresinde tavşan, keklik ve yaban ördeği avlanır.
Sakarya Ağzı: Sakarya Nehrinin Karadeniz’e döküldüğü yerdedir. Plajı, tatlı suyu ve mağaraları ile ilgi çeker. Soğuk suyu ile meşhur, Ayı İni mağarası buradadır.
Sapanca Gölü: Manzarası çok güzeldir. Gölde tatlı su balıkları bulunur. Av hayvanları bakımından da zengindir. Kıyısında turistik tesisler vardır.
Mâden Deresi: Derenin iki tarafı ormanlık ve fidanlıktır. Yukarı kısımlarındaki çağlayanlar ilgi çeker. Mesire yerinde bir av evi bulunur.
Domdom Kaya: Geyve’nin Hırka köyündedir. 476 m yükseklikte bir kayadır. Geyve civarı ve Pamukova’ya hâkimdir. Kayanın altındaki mağaradan Güreyik Suyu çıkar.
Acarlar Gölü: Kaynarca ilçesindedir. Gölün çevresi dişbudak asmalarıyla çevrilidir. Güzel bir piknik yeridir.
İçme ve kaplıcalar: Sakarya ilinde pekçok kaplıca ve içme vardır. Bazıları şunlardır:
Kuzuluk Kaplıca ve Mâden Suyu: Akyazı ilçesine 8 km uzaklıkta Kuzuluk köyündedir. Tesisleri mevcuttur. Kaplıca suyu banyo ile romatizma, nevralji, nefrit ve kadın hastalıklarına; içme ile mîde rahatsızlıklarına, karaciğer ve safra yolları hastalıkları, şeker hastalığına, ekzama ve sedef gibi cilt hastalıklarına iyi gelir.
Ilıcaköy İçmesi: Geyve ilçesine 15 km uzaklıkta, Ilıcaköy ilçesindedir. Beş musluklu çeşme hâlinde olup, konaklama tesisleri yoktur. Mîde rahatsızlıklarına iyi gelir.
Kıl Hamamı: Pamukova ilçesinin Paşalar köyündedir. Tesisleri yetersizdir. Kaplıca suyu romatizma, nevralji, nefrit, kadın hastalıklarına, nevrasteni ve sinirli hastaları için tavsiye edilir.
Kaynak
Rehber Ansiklopedisi
SAKARYA
İlin Kimliği
Yüzölçümü : 4817 km2
Nüfûsu : 683.061
İlçeleri : Merkez, Akyazı, Ferizli, Geyve, Hendek, Karapürçek, Karasu, Kaynarca, Kocaali, Pamukova, Sapanca, Söğütlü, Taraklı.
Marmara bölgesinin Kocaeli-Sapanca bölümünde yer alan bir ilimiz. İl toprakları 29° 57’ ve 30° 53’ doğu boylamları ile 40° 17’ ve 41° 13’ kuzey enlemleri arasında yer alır. Doğudan Bolu, güneyden Bilecik, batıdan Kocaeli, kuzeyden Karadenizle çevrilidir. Trafik numarası 54’tür.
İsminin Menşei
Bu il adını Sakarya Nehrinden alır. M.Ö. 7. yüzyılda bu bölgeye sâhip olan Frigyalılar, nehre kendilerince kutsal tanıdıkları “Sangari” ismini vermişlerdir. Daha sonraki devirlerde “Sengarios” (Sangarius) ve“saldırgan” mânâsına gelen “Zakharion” isimleriyle anılmıştır.
Selçuklu Türkleri, Anadolu’nun tamamını ve bölgeyi fethedince bu nehre ve etrâfındaki bölgeye “Sakarya” demişlerdir. Sakarya ismi, Türkler tarafından verilmiş husûsî bir isimdir. Daha önceki isimlerinden ayrı, şahsına mahsus bir isimdir.
İl merkezi olan Adapazarı ise, Orhan Gâzinin kumandanlarından Konur Alp tarafından “Tığcılar” ismiyle köy olarak kuruldu. Sonradan Sakarya’nın iki kolu arasında bir ada durumunda olduğu için Adaköy (Ada Karyesi), pazar kurulduğundan dolayı da Adapazarı dendi.
Târihi
Sakarya ilinin bilinen târihi Hititlerle başlar. Anadolu’da ilk siyâsî birliği kuran Hititler, bu bölgeyi sınırları içinde bulundurmuşlardır. Hitit Devleti iç karışıklıklar ve bölünmeler neticesi yıkılınca, bu bölge Friglerin eline geçti. Dış güçlerin tahrikiyle iç karışıklıklar ve bölünmelerden sonra yıkılan Friglerin yerine bölgeye Lidyalılar hâkim oldular. Persler, M.Ö. 6. asırda Lidya Devletini yenerek Anadolu’nun mühim kısmını işgal ettiler. M.Ö. 4. asırda Makedonya Kralıİskender, Pers Devletini yenerek İran’ı ele geçirdi. İskender’in ölümü üzerine bu bölge, halefleri arasında ihtilaf konusu oldu. Bitinya Krallığı, Makedonya Krallığına karşı İskender’in ölümünden sonra iç bağımsızlığını ilânetti ve bu bölgeye hâkim oldu. M.Ö. 1. asırda Romaimparatorluğu, Bitinya Krallığı ile birlikte bu bölgeyi alarak kendi topraklarına kattı.
M.S. 365’te Roma İmparatorluğu ikiye bölününce Anadolu’nun diğer kısımları gibi Bitinya bölgesi de, Doğu Roma (Bizans)nın payına düştü.
Altıncı asırda Justinianus, Bitinya bölgesine önem verdi. İslâm orduları, zaman zaman ve bilhassa İstanbul’un fethi için, bölgeden geçerken buraları fethetmişlerse de, uzun müddet kalmadılar. Ayrıca Sâsâniler de zaman zaman bölgeye akınlar yaptılar.
1071 Malazgirt Zaferinden sonra, Anadolu Fâtihi Kutalmışoğlu Süleyman Şah emrindeki Türk ordusu, bütün Anadolu gibi Sakarya bölgesini de fethetti. İznik başşehir yapılarak, Büyük Selçuklu Devletine bağlı Türkiye Selçukluları Devleti kuruldu. Bunun üzerine Bizans’ın teşvikiyle Haçlı Seferleri başladı. Birinci Haçlı Seferinde İznik terk edilerek başşehir Konya’ya taşındı. Bu bölge (Sakarya) ve Kocaeli yeniden Bizans’ın eline geçti. On dördüncü asırda Orhan Gâzi devrinde, Kocaeli ve Sakarya bölgesi, ikinci defâ fetholunarak Osmanlı Devletinin sınırları içine alındı ve o târihten bu yana Türk hâkimiyetinde kaldı.
Kânûnî Sultan Süleymân Han, İzmit Körfezini SakaryaNehri vâsıtasıyla Sapanca Gölüne bağlayıp, dünyânın en büyük iç limanını meydana getirmeyi düşünmüştü. Bu işi Mîmar Sinân yapacaktı. Seferler sebebiyle bu plân gerçekleşemedi. Sultan İkinci Mahmûd Han, bu plânı yeniden ele aldı. 30 bin işçi temin edildi. Fakat dış gâileler sebebiyle bu plân gerçekleşemedi.
1921’de Yunan ordusunun işgâline uğrayan Sakarya, Millî Mücâdelede çok önemli rol oynamış olan bir şehirdir. Adapazarı, Karasu, Kandıra ve Geyve çarpışmaları Sakarya ilinin kahraman evlatları sâyesinde zaferle neticelendi. 25 Mart 1921’de başlayan işgal, 21 Haziran 1921’de sona erdi.
Adapazarı; Tanzimattan sonra kurulan, müstakil sancak hâline getirilen Kocaeli sancağına, Cumhûriyet devrinde de 1954’e kadar Kocaeli’ne bağlı kaldı.
1954’te Kocaeli ilinden ayrılan bir bölüm, Adapazarı il merkezi olmak üzere Sakarya ili kuruldu. Kocaeli’nin doğu yarısında kalan ilçeleri Sakarya iline bağlandı.
Fizikî Yapı
Sakarya il topraklarının % 34’ü dağlardan, % 44’ü platolardan ve % 22’si ovalardan ibârettir. Güneyden kuzeye doğru uzanarak Karadeniz’e açılan il alanı jeolojik üçüncü zaman sonları ile dördüncü zaman başlarında son şeklini almıştır. Bu jeolojik devirlerde meydana gelen büyük kıvrılma ve kırılma hareketleriyle Trakya’nın güneye, Kocaeli Yarımadasının kuzeye doğru farklı yönlerde çarpılmasına sebep olmuştur. Bu çarpılma sonucu biri Karadeniz’e öteki Marmara Denizine açılan iki vâdinin çökmesiyle İstanbul Boğazı meydana gelerek, Akdeniz’le Karadeniz’in birleştiği tahmin edilmektedir. Çarpılmanın etkisi Sakarya ilinde daha güçlü olmuş ve il alanı Karadeniz’e doğru eğim kazanmıştır. Sakarya Nehri, İç Batı Anadolu platolarından taşıdığı toprağı bu bölgeye yığarak Alüvyonlu (alüvyal) ve killi (kolüvyal) ovaları meydana getirmiştir.
Dağları: Sakarya ilinde yüksek dağlar yoktur. Yüksek ve sarp olan tepeler güneydedir. Orta ve kuzeydeki yüksekliklerse Kocaeli Platosunun uzantısı durumundadır. Yer yer rastlanan ve yüksek olmayan tepeler dışında genellikle düz ve alçak bir yapıdadır. En önemli yükseklikler güneyde yer alan Samandağları’dır. Akyazı’dan Sapanca Gölüne kadar uzanan bu sıradağların en yüksek yerleri Keremali Dağı (1543 m), Karadağ (1467 m) ve Dikmentepe (1387 m)dir. Doğudaki ovalık bölgede en yüksek tepe Çamdağ Tepesi (1880 m)dir.
İl topraklarının büyük kısmında platolar hâkimdir. Bu platoların çoğu yayla olup, bâzıları ormanlarla, bâzıları ise otlaklarla kaplıdır. En önemli plato Kocaeli Platosu olup, bunun yüksek yerleri ormanlarla kaplıdır. Bitki örtüsü zengindir. Ayrıca il topraklarında Ziyârettepe, Turnalık, Gındına, Keremali, Katırözü, Acella, Dikmen, Soğucak, Çiğdem ve Çataltepe platoları vardır.
Ovaları: Sakarya ilindeki ovalar çok verimlidir.
Adapazarı (Akova) Ovası; Sakarya Vâdisi Türkiye’nin önemli ve büyük vâdilerinden biridir. İç Batı Anadolu platoları üzerinde yükselen Emir ve Türkmen dağlarında başlayan Sakarya Vâdisi; doğudan batıya geniş bir yay çizer. Porsuk ve Ankara çayı vâdileriyle birleşir. VâdiCambaz Boğazından sonra genişler. Pamukova’yı meydana getirir. Geyve Boğazında uzun ve derin bir oluğa dönüşür. Sonra birden genişleyerek, Adapazarı (Akova)nı meydana getirir. Birçok vâdiyle birleşen Sakarya Vâdisi, Karasu yakınlarında Karadeniz’e açılır. Uzunluğu 27 km, genişliği 23 km olan Adapazarı Ovası, Aşağı Sakarya Vâdisinde, Sapanca Gölü ile Adapazarı’nın doğusunda yer alır. Marmara ovalarının en büyüklerindendir. Alanı 620 kilometre karedir. Sakarya Nehrinin taşıdığı kalın bir alüvyon tabakasıyla kaplı olduğundan çok verimlidir. Yüksekliği deniz seviyesinden 30 m’dir. Bu ova içinde Erenler Tepesi (75 m), Alibey Tepesi (112 m) ve Tersiye Tepesi (85 m) bulunmaktadır.
Pamukova: Sakarya Vâdisinin Akova’dan sonra ikinci büyük ovasıdır. Yüzölçümü 170 km2, uzunluğu 28 km, genişliği 6 km’dir. Adapazarı sınırına nazaran daha yüksek olduğundan Sakarya Nehri daha hızlı ve derinden akar. İklimi Adapazarı Ovasına nazaran daha serttir. Alüvyonların birikmesiyle meydana gelmiş verimli bir ovadır.
Söğütlü Ovası: ortalama yüksekliği 16 m olup ilin en alçak kısmını teşkil eder. 30 km uzunluğunda ve 20 km genişliğinde olup bataklık ve sazlık olan bu ovanın tarım alanı hâline getirilmesi için çalışmalar yapılmaktadır.
Akarsuları: Sakarya ilinin en önemli akarsuyu buraya adını veren Sakarya Nehridir. Sakarya, Eskişehir’in Çifteler ilçesindeki Sakarbaşı denilen yerden doğar. Eskişehir’den gelen Porsuk Çayını alarak büyür. Bilecik ilini geçip Pamukova yakınlarından Sakarya iline girer. Sakarya Irmağının 159,5 km’lik kısmı il dâhilindedir. Geyve Suyunu alıp dar ve derin Geyve Boğazına girer. Boğazdan çıktıktan sonra Alaçam Deresini alır. İl topraklarını ikiye bölerek kuzeye doğru akmaya başlar. Mudurnu Çayı, Sapanca Gölünün ayağını meydana getiren Çark Suyu ile birleşir. İrili ufaklı derelerin hepsi Sakarya’ya akar. Karasu yakınlarında Karadeniz’e dökülür. 58.000 km2lik bir bölgeden su toplar, fakat üçte biri kadar bölgeden su toplayan Seyhan’ın suyu daha boldur. Sakarya’nın sâniyede taşıdığı su miktarı 30 m3 ile 100 m3 arasında değişir. Denize açıldığı yerde balıkçılık yapılır ve hayvan yetiştirilir. Târihî kayıtlara göre, Sakarya’nın denize döküldüğü yerden giren gemiler Adapazarı’na kadar gidip yükledikleri malı İstanbul’a getirirlerdi.
Diğer akarsular: Mudurnu Çayı (65 km), Dinsiz Çayı (34 km), Mudurnu Çayının bir koludur. Fabrika Deresi, Balıklı Deresi,Bıçkı Deresi ve Gürcü Deresi Mudurnu Çayına katılır. Darıçay (33 km), Kocatöngel Deresi bâzı derelerle birleşerek bu ismi alır. Tuzla yakınından Sakarya Irmağına katılır. Mâden Deresi (30 km), Kabalık Deresi, Yayla Deresini alarak Karasu adını alır ve Karadeniz’e dökülür. Melen Deresi(30 km) olup Karadeniz’e dökülür. Karaçay (29 km); Seve Deresi, sonra da Karaçay Deresi ismini alır. Karakaya Deresi ile birleştikten sonra Sakarya’ya katılır. Yırtmaç Deresi, Acarlar Gölüne dökülür. Büyükdere ve Kemer Deresi kollarıdır. Değirmendere Karaboğaz bölgesinden denize dökülür.
Gölleri: Sakarya il topraklarında irili ufaklı çok sayıda göl vardır. Kırılma ve kıvrılmalar sonucu il alanı Karadeniz’e doğru kuzey yönünde sıkıştırılmıştır. Sıkıştırılmadan sonra Marmara Deniziyle su bölüm çizgisi meydana getiren bu setin Karadeniz’e eğimli olan kısmında çöküntü alanlarının dolmasıyla göller meydana gelmiştir.
Sapanca Gölü: 42 km2 lik Sapanca Gölünün 5/6’lık büyük kısmı bu il sınırları içindedir. İzmir körfezinin doğusunda yığılmalar sonucu Marmara Deniziyle bağlantısı kesilerek meydana gelen Sapanca Gölü, İzmit Körfezi ve İznik Gölünün devamıdır. Uzunluğu 16 km genişliği 5,5-6 km’dir. Göl, elips biçimindedir. En derin yeri 61 metre, yüksekliği 30 m’dir. Kuzey ve güneyden bu göle katılan dereler ve dipten kaynayan su ile tatlı sulu bir göldür. Sazan, alabalık ve yayın balığı bulunur. Suyu berrak, etrâfının manzarası çok güzeldir. Derelerin taşıdığı alüvyonlarla civârı verimli meyve ve sebze bahçeleriyle süslüdür. Turizm bakımından bu göl çok güzeldir.
Gökçeören Gölü: İl merkezine 7 km mesâfede basık sırtlarla çevrili, 25 hektarlık tatlı sulu bir göldür. “Aralık” ve “Meşe” isimleriyle de bilinir. Bu gölün devâmı olan Dipsiz Göl sığdır. Yağmur ve kaynak sularıyla beslenir. Suların çekilmesiyle ortaya çıkan alana mısır, kavun, karpuz ve fasulye ekilir. 1950’den önce Gökçeören’in fazla olan suları bu göle boşalırdı. Gökçeören Gölünün önü yarılarak bu önlenmiştir. Her iki gölde bol sazan balığı bulunur.
Poyrazlar (Teke) Gölü: Yüzölçümü 60 hektardır. Sakarya Irmağının eski yatağında meydana gelmiştir. Göl oldukça derindir. Güney kıyılar sığ ve sazlıktır. Gölde tatlı su balıkları bulunur.
Taşkısık Gölü: Yüzölçümü 90 hektardır. Dipten kaynayan sularla beslenir. Gölde sazan ve tatlı su balığı bulunur. Kenarı sazlık ve bataklıktır.“Çaltıcak Gölü” de denir.
Küçük Akgöl: Yüzölçümü 20 hektardır. Göl dipten kaynayan sularla beslenir. Fazla suları Çark Suyuna boşalır. Suyu tatlı, fakat bulanıktır. Tatlı su balığı bulunmaz.
Büyük Akgöl: Yüzölçümü 190 hektardır. Sazlık ve bataklık kısmı çoktur. Gölde bol balık ve civarında yaban kaz ve ördeği bulunur.
Acarlar Gölü: Yüzölçümü 1562 hektardır. 261 hektarı bataklıktır. Fazla suları Sakarya Irmağına boşalır. Civârındaki ormanlar bu gölün bataklık kısmına kadar uzanmıştır.
İklim ve Bitki Örtüsü
İklimi: Sakarya ili Karadeniz ve Marmara bölgesinde hüküm süren iklim şartlarının tesiri altındadır. Karadeniz kıyısı ve doğusunda Karadeniz iklimi, Batı ve güneyde Marmara bölgesi iklimi görülür. Senenin, azamî 40 gününde sıcaklık 0°C’nin altında ve azamî 30 gününde +30°C üstünde seyreder. Yağış ortalaması bâzı yerde 632 mm, bâzı yerde 900 mm’dir.
Bitki örtüsü: Sakarya ilinde, dağlar gür ormanlarla, platolar makilerle kaplıdır. Ova ve vâdiler tarım alanlarıdır. Dağlar gibi Karasu bölgesi de ormanlıktır. Orman ve fundalıklar il topraklarının % 45’ini, ekili-dikili alanlar % 47’sini, çayır ve mer’alar ise % 3,5’ini teşkil eder. 700 metre yüksekliğe kadar kayın, gürgen, ıhlamur, kestâne, kavak, çınar ve meşe ağaçlarına rastlanır. Daha yükseklerde iğne yapraklı ağaçlar bunların yerini alır.
Ekonomi
Sakarya’nın ekonomisi tarım ve sanâyiye dayanır. Faal nüfûsun % 65’i tarım sektöründe % 15’i sanâyi sektöründe, gerisi diğer sektörlerde çalışır. Türkiye’nin hızla gelişen bir ilidir.
Tarım: Sakarya ilindeki ovalar yurdun en verimli tarım alanları arasında yer alır. Modern tarım yapıldığı için verim fazladır. Çok çeşitli tarım ürünleri yetişir. Başlıca tarım ürünleri: Buğday, arpa, mısır, fasulye, şekerpancarı, ayçiçeği, patates, soğan ve tütündür.
Sebze üretimi bol ve çeşitlidir. İstanbul’un sebze ihtiyacının çoğunu bu bölge karşılar. Yazlık, kışlık ve turfanda sebzeleri çoktur. Meyve de bol ve çeşitlidir. Başlıcaları; elma, armut, ayva, erik, kiraz, şeftali, ceviz, fındık, kestâne, çilek, üzümdür. Sapanca’da meyvecilik Geyve’de bağcılık ileridir. Sakarya ili Türkiye tarımında önemli bir yere sâhiptir. Patates ve şekerpancarı iki önemli ürünüdür. Patates denilince akla Adapazarı gelir.
Aşağı Sakarya Havzası bol yağmur alır. Ormanlar bakımından zengin olduğundan bu su depolanır ve akarsular düzenli beslenir. Ortalama su hacmi 4 milyar m3tür. Sakarya havzasında 2 milyon 75 bin hektarlık ovalık alanın, 1 milyon 671 bin 600 hektarı sulanabilir özelliktedir. Şekerpancarında verim yüksektir.
Hayvancılık: Sakarya ili hayvancılık bakımından da oldukça zengindir. Mer’aların azalmasıyla koyun ve keçi miktarı azalmış, fakat sığır sayısı artmıştır. 200 köyde ipekböcekçiliği yapılır. Bu bölgede dut ağacı boldur. Koza yetiştiriciliği Akyazı, Geyve ve Kayalar bölgesinde ikinci bir gelir kaynağıdır. Sakarya ilinin Karadeniz kıyıları balık bakımından çok zengin sayılmaz. Buna rağmen kalkan, palamut, hamsi, mersin ve lüfer balığı avlanır.
Sapanca Gölünde 14 çeşit balık bulunur. Senede 100 tona yakın balık avlanır. Tatlı su levreği, yayın, turna ve sazan balığı başlıcalarıdır. Ayrıca kerevit de avlanır.
Ormancılık: Sakarya ili çok zengin bir orman varlığına sâhiptir. İl topraklarının yarısına yakını (% 45) orman ve fundalıklarla kaplıdır. Ormanlar 200 bin hektar, fundalıklar 20 bin hektardır. Ormanlar gür ve verimlidir. Ormanlarda çam çeşitleri, kayın, gürgen, meşe, dışbudak, kestâne, çınar ağaçları çoğunluktadır. İl ormanlarından senede 300 m3 sanâyi odunu, 240 bin ster yakacak odunu elde edilir.
Mâdenler: Sakarya ilinde çeşitli mâdenler vardır. Ama bunların bir kısmı işletmeye açılmış değildir.
İlin en önemli mâdenlerinden biri olan demir, Karasu ilçesinin Aktaş köyü çevresinde geniş yataklar meydana getirir. Toplam rezervi 110 milyon tona yaklaşan bu yataklar işletmeye açılabilmiş değildir.
İldeki ikinci önemli mâden ise mermerdir. Merkez, Sapanca ve Akyazı ilçelerinde büyük mermer rezervleri vardır. Akyazı-Harmantepe yöresindeki mermer yataklarının rengi, koyu, kırmızıdan menekşeye kadar değişmektedir. Bu yatakların kalınlığı 50-150 m arasındadır. Büyük bloklar hâlinde çıkarılmaya elverişli olan yataklar iç dekorasyon çalışmaları için çok uygundur. Akyazı-Dokurcum yöresindeki siyah mermerler de kalitelidir. Merkez ilçe-Taşkısığı yöresinde işletilen 50 milyon m3 toplam rezervli yataklardan siyah mermer çıkarılır. Sapanca-Erdemli köyü yakınlarındaki mermer yatakları da zaman zaman işletilir. Bu yataklardan gri-siyah renkli iki vasıflı mermer çıkarılmaktadır.
Sakarya’da demir ve mermer dışında, bakır, manganez, asbest, talk ve kil yatakları vardır. Hendek ilçesinin Hüseyinşeyh köyü çevresindeki bakır yataklarının rezerv tespit çalışmaları henüz tamamlanmamıştır. Geyve ilçesindeki manganez yatakları % 40 cevher ihtivâ eder. Bu yataklar için işletme ruhsatı alınmış durumdadır. Sakarya’da geniş alanlar kaplayan kil yatakları ise, tuğla ve kiremit yapımında kullanılmak gâyesiyle işletilmektedir. Merkez, Akyazı, Geyve ve Karasu ilçelerindeki kil yataklarının toplam rezervi 100 milyon ton dolayındadır.
Sanâyi: Adapazarı’nda ekonomik gelişme 19. asır sonlarında Anadolu demiryolunun yapılmasıyle görülür. 1950 başlarında vagon ve şeker fabrikası ile sanâyileşme başlamış; 1960’tan sonra özel sektör yatırımları ile hızını arttırmış; 1970’ten sonra çok faal duruma gelmiştir. Sanâyi daha ziyâde tarım, kereste ve îmâlât sanâyii olarak gelişmiştir. 10 ve daha fazla işçi çalıştıran iş yeri 250’ye ve 2-9 kişi çalıştıran iş yeri sayısı 1500’e yaklaşmıştır. Başlıca sanâyi kuruluşları; Şeker, vagon, nişasta, yağ, lâstik, pipo, vinç ve palanga, tel, dişli, otomobil, yedek parça, metal, gıdâ, hayvan yemi, kimyevî maddeler, kauçuk, orman ürünleri, süt, kiremit, tuğla, mermer, kireç ve ondulin fabrikalarıdır.
Ulaşım: Sakarya, karayolu ağının en önemli transit merkezlerinden biridir. Edirne-İstanbul-İzmit istikâmetinden gelen, Ankara-Adana istikâmetine giden E-5 karayolu buradan geçer. E-5 karayolu ise Türkiye’nin en işlek karayoludur. İstanbul-Şile-Kandıra devlet yolu ile Zonguldak-Akçakoca-Karasu devlet yolu Adapazarı’nda birbirine bağlanır.
Eskişehir-Bilecik hattından gelen devlet yolu Adapazarı’nda E-5 karayolu ile birleşir. Ankara-İstanbul otoyolu Sakarya topraklarından geçer. Şehir merkezi bütün ilçelerine asfalt yolla bağlıdır.
İlin havaalanı ve Karadeniz kıyısında limanı yoktur. İzmit Limanından faydalanır. Haydarpaşa’dan gelen Ankara istikâmetine giden demiryolu hattının üzerindedir. İl sınırlarına Sapanca’dan giren demiryolu Arifiye’den güneye Bilecik-Eskişehir-Ankara’ya doğru ilerler. Arifiye ile Adapazarı 8 km’lik bir hat ile birleştirilmiştir. Haydarpaşa-Adapazarı arasında hergün devamlı karşılıklı seferler vardır.
Nüfus ve Sosyal Hayat
1990 sayımına göre toplam nüfûsu 683.061 olup, 297.759’u ilçe merkezlerinde, 385.302’si köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 4817 km2, nüfus yoğunluğu ise 142’dir.
Örf ve âdetleri: Bölge Hititler, Frigler, Traklar, Lidyalılar, Bitinyalılar, Persler, Makedonyalılar, Romalılar ve Bizanslıların hâkimiyeti altında kalmışsa da, 1071 Malazgirt Zaferinden sonra bölgeyi Türkler fethetmiş ve o târihten bu yana Türk-İslâm kültürü hâkim duruma gelerek diğer kültürler tamâmen unutulmuştur. Bölge halkının çoğunluğunu asılları Balkanlar ve Kafkasya’dan gelen göçmenler teşkil eder.
Mahallî oyunları: Bölgede zeybek, horon ve Kafkas oyunları yaygındır.
Mahallî yemekleri: Çerkez tavuğu, çerkez pastası, balkabağı dolması ve sütlü patates, ıslama köftedir.
Sakarya bölgesi güreşte olimpiyat ve Avrupa şampiyonları ve dünyâ ikincileri yetiştirmiştir: İrfan Atan, Âdil Atan, Midhat Bayrak, Osman Kanbur burada yetişen şampiyon güreşçilerdir.
Eğitim: Sakarya eğitim bakımından oldukça gelişmiş bir ildir. Okur-yazar nispeti % 85’e yaklaşmıştır. Okulsuz köy yoktur. İlde 13 ana okulu, 732 ilkokul, 78 ortaokul, 47 lise ile Sakarya Üniversitesi bünyesinde çeşitli fakülteler vardır (1994).
İlçeleri
Sakarya’nın biri merkez olmak üzere on üç ilçesi vardır.
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 316.307 olup, 171.225’i ilçe merkezinde, 145.082’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 86, Kâzımpaşa bucağına bağlı 12 köyü vardır. İlçe toprakları tamâmıyla düz olup, Sakarya Ovasında yer alır. Sapanca Gölünün bir bölümü ilçe sınırları içinde kalır. Taşkısık ve Küçük Akgöl başlıca gölleri, Sakarya Irmağı ve Çark Suyu da başlıca akarsularıdır.
Ekonomisi tarım ve sanâyiye dayalıdır. Zengin tarım topraklarına sâhip olan ilçede patates, şekerpancarı, tahıl, mısır başlıca yetiştirilen ürünler arasında yer alır. Türkiye Vagon Sanayi, TZDK Zirâat âletleri ve Makina Fabrikası, süt fabrikası, lastik, orman ürünleri, patates işleme, un, nebâtî yağ, tuğla ve kiremit fabrikaları başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi Sakarya Irmağı kıyısında düz bir alanda kurulmuştur. Ankara-İstanbul karayolu, ilçenin güneyinden geçer. İstanbul’a 153, Ankara’ya ise 308 km mesâfededir. Arifiye’den ayrılan bir hatla Haydarpaşa-Ankara demiryoluna bağlanır. İstanbul-Adapazarı arasında düzenli seferler yapılır. İlin, ticâret ve sanâyi bakımından merkezidir. İlçe hızla gelişmektedir. İlçe belediyesi 1869’da kurulmuştur.
Akyazı: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 63.884 olup, 19.331’i ilçe merkezinde, 44.553’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 42, Dokurcun bucağına bağlı 17 köyü vardır. İlçe toprakları doğu ve güneyi dağlık, diğer kısımları düz olan bir arâziden meydana gelir. Doğu ve güneyinde Samanlı Dağı, kuzey ve batısında ise Akyazı Ovası yer alır. Dağlar ormanlarla kaplı olup, yüksek kesimlerinde otu bol olan yaylalar vardır. Mudurnu Çayı başlıca akarsuyudur.
Ekonomisi ormancılık ve tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri; pirinç, mısır, fasulye ve patatestir. Dağ köylerinde ormancılık ve hayvancılık başlıca geçim kaynağıdır. Ormanlardan bol miktarda kereste elde edilir. Süt ürünleri fabrikası başlıca kuruluşudur.
İlçe merkezi Adapazarı-Mudurnu karayolu üzerinde kurulmuştur. İl merkezine 29 km mesâfededir. Târihi, Hititlere dayanan ilçe, Osmanlı komutanlarından Konuralp tarafından fethedilmiştir. 1954’te ilçe olan Akyazı’nın belediyesi 1941’de kurulmuştur.
Ferizli: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 16.086 olup, 5058’i ilçe merkezinde, 11.028’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 15 köyü vardır. İlçe topraklarının hepsi Sakarya Ovasında yer alır. Topraklarını Sakarya Irmağı sular. Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri patates, şekerpancarı, tahıl ve mısırdır. İlçe merkezi Adapazarı-Karasu karayolu üzerinde yer alır. Söğütlü ilçesine bağlı bir köyken, 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu.
Geyve: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 41.331 olup, 13.405’i ilçe merkezinde, 27.926’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 52, Doğançay bucağına bağlı 12 köyü vardır. İlçe toprakları genelde düzdür. Kuzeyinde Samanlı Dağları vardır. Başlıca akarsuları Sakarya Irmağı ve Geyve Suyudur.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Toprağın verimliliği, iklim uygunluğu yüzünden tarım üretimi çok gelişmiştir. Başlıca tarım ürünleri üzüm, soğan, buğday, şekerpancarı, elma, armut ve patatestir. Sakarya Nehri kıyılarında yetiştirilen sebzeler İstanbul’da pazarlanır. Hayvancılık, ormancılık ve ipekböcekçiliği önemli gelir kaynaklarıdır. En çok sığır ve koyun beslenir.
İlçe merkezi Sakarya Irmağının kıyısında kurulmuştur. Ankara-İstanbul demiryolu ve Eskişehir-Adapazarı karayolu ilçenin 3 km kuzeyinden geçer. İl merkezine 31 km mesâfededir. İlçe belediyesi 1908’de kurulmuştur.
Hendek: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 60.268 olup, 23.397’si ilçe merkezinde, 36.871’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 59, Karadere bucağına bağlı 8 köyü vardır. Yüzölçümü 581 km2 olup, nüfus yoğunluğu 104’tür. İlçe topraklarının büyük bölümü Hendek Ovasında yer alır. Güneyini Samanlı Dağları, kuzeyini Çam Dağları engebelendirir. Dağlık kesim çam ormanları ile kaplıdır. Başlıca akarsuları Mâden Deresi, Karasu, Mudurnu Çayı ve Sakarya Irmağıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri, mısır, buğday, şekerpancarı, fındık, patates, elma olup ayrıca az miktarda soğan yetiştirilir. Hayvancılık önemli gelir kaynağıdır. Düzlüklerde sığır, yaylalarda koyun beslenir. Orman yönünden zengin olduğundan ormancılık gelişmiştir. Orman ürünlerini işleyen çok sayıda atölye vardır.
İlçe merkezi Ankara-İstanbul karayolu üzerinde kurulmuştur. İl merkezine 32 km mesâfededir. Ana yol üzerinde olması yüzünden hızla büyüyen ilçe merkezlerinden biridir. Târihi, Hititlere dayanır. Selçuklular zamânında Türkistan’a bağlı Cürcan’da bulunan Hendek isimli halk buraya yerleştirilmiştir. Osmanlı komutanlarından Konuralp tarafından fethedilmiştir. Eski ismi Konuralp idi. Cumhûriyetle birlikte ilçe olan Hendek’in belediyesi 1907’de kurulmuştur.
Karapürçek: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 13.473 olup, 3211’i ilçe merkezinde, 10.262’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 17 köyü vardır. İlçe toprakları dalgalı düzlüklerden meydana gelir. Güneyinde Samanlı Dağları yer alır. Başlıca akarsuyu Mudurnu Çayıdır.
Ekonomisi, tarım ve ormancılığa dayanır. Başlıca tarım ürünleri pirinç, mısır, fasulye ve patatestir. Dağ köylerinde ormancılık ve hayvancılık başlıca gelir kaynağıdır. İlçe merkezi, Samanlı Dağları eteklerinde düz bir alanda kurulmuştur. Akyazı ilçesine bağlı bucakken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu.
Karasu: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 47.973 olup, 14.500’ü ilçe merkezinde, 33.473’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 29, Ortaköy bucağına bağlı 9 köyü vardır. İlçe toprakları dalgalı düzlüklerden meydana gelir. Başlıca akarsuyu Sakarya Irmağıdır. Acarlar Gölünün bir bölümüyle Akgöl, ilçe sınırları içindedir. Acarlar Gölünün çevresi ormanlarla kaplıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Fındık, mısır, ayçiçeği ve patates en fazla yetiştirilen tarım ürünleridir. Ormancılık ve balıkçılık önemli gelir kaynağıdır. İlçe merkezi Karadeniz kıyısında kurulmuştur. İl merkezine 49 km mesâfededir. Gür ormanları ve güzel kumsalları vardır. Havyarı meşhurdur. Sakarya Nehri, hemen Karasu’nun yanından denize dökülür. Sakarya ağzı, balıkçı tekneleri için tabiî bir limandır. Osmanlı kumandanlarından Konuralp ve Akçakoca tarafından fethedildi. 1933’te ilçe merkezi olan Karasu’nun belediyesi aynı sene kurulmuştur. Önceleri Kocaeli’ne bağlıyken, 1954’te Adapazarı’na bağlandı.
Kaynarca: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 24.435 olup, 3257’si ilçe merkezinde, 21.178’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 25 köyü vardır. Yüzölçümü 360 km2 olup, nüfus yoğunluğu 68’dir. İlçe toprakları dalgalı düzlüklerden meydana gelir. Acarlar Gölünün bir bölümü ilçe sınırları içinde kalır. Başlıca akarsuları Değirmendere’dir. Acarlar Gölünün çevresi ormanlarla kaplıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı, buğday ve mısır olup, ayrıca az miktarda ayçiçeği, fındık, patates, elma ve arpa yetiştirilir. Hayvancılık gelişmiştir. Koyun ve sığır beslenir.
İlçe merkezi Kocaeli sınırına yakın, Kandıra-Adapazarı karayolu üzerindedir. Gelişmemiş küçük bir yerleşim merkezidir. Karadeniz kıyısı boyunca tabiî kumsallara sâhiptir. İl merkezine 30 km mesâfededir. Belediyesi 1958’de kurulmuştur. Kocaeli’ne bağlıyken 1966’da Sakarya’ya bağlandı.
Kocaali: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 28.405 olup, 10.131’i ilçe merkezinde, 18.274’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 14 köyü vardır. İlçe toprakları genelde düzdür. Güneyinde Çam Dağı yer alır. Başlıca akarsuyu Karacasu’dur.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Ayçiçeği, fındık ve patates yetiştirilir. Hayvancılık ve balıkçılık gelişmiştir. Koyun ve sığır beslenir. İlçe merkezi Karadeniz kıyısında kurulmuştur. Karasu-Akçakoca karayolu ilçeden geçer. Karasu ilçesine bağlı bir bucakken 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu.
Pamukova: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 21.023 olup, 10.088’i ilçe merkezinde, 10.935’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 30 köyü vardır. İlçe toprakları dağlarla çevrili Sakarya Vâdisinde yer alır. Vâdideki geniş düzlük, Pamukova’yı meydana getirir. Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri, patates, soğan, üzüm, şekerpancarı, elma, armuttur. Sakarya Nehri kıyısında yetiştirilen sebzeler İstanbul’da pazarlanır. Hayvancılık önemli gelir kaynağıdır. En çok sığır ve koyun beslenir.
İlçe merkezi Adapazarı-Bilecik-Eskişehir karayolu üzerinde kurulmuştur. İl merkezine 43 km mesâfededir. Ankara-İstanbul demiryolu ilçeden geçer. Geyve’ye bağlı bir bucakken 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu. Belediyesi 1947’de kurulmuştur.
Sapanca: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 25.167 olup, 14.124’ü ilçe merkezinde, 11.043’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 20 köyü vardır. Yüzölçümü 140 km2 olup, nüfus yoğunluğu 179’dur. İlçe topraklarının büyük bölümü dağlıktır. Güneyinde Sapanca Dağları yer alır. Sapanca Gölü ilçe sınırları içinde kalır. Dağlardan kaynaklanan küçük akarsular Sapanca Gölüne dökülür.
Ekonomisi tarım ve turizme dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri, mısır ve elma olup, ayrıca az miktarda buğday ve fındık yetiştirilir. Hayvancılık önemli gelir kaynağıdır. En çok sığır beslenir. Tabiî güzellikler bakımından zengin olan göl kıyısında birçok turistik tesis ve yazlık ev vardır. Kurtköy kıyısında alabalık üretim tesisleri bulunur. İlçe topraklarında talk yatakları yer alır.
İlçe merkezi, SapancaGölü kıyısında düz bir alanda kurulmuştur. İstanbul-Ankara demiryolu ve İstanbul-Adapazarı paralı otoyol ilçeden geçer. İl merkezine 17 km mesâfededir. 1957’de ilçe olan Sapanca’nın belediyesi 1873’te kurulmuştur.
Söğütlü: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 13.610 olup, 4839’u ilçe merkezinde, 8771’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 15 köyü vardır. İlçe toprakları düz bir alanda yer alır. Başlıca akarsuyu Sakarya Irmağıdır. Ekonomisi tarıma dayalıdır. Şekerpancarı, tahıl, mısır, patates en çok yetiştirilen tarım ürünleridir. Hayvancılık ikinci derecede geçim kaynağıdır. İl merkezi Adapazarı-Karasu karayolu üzerinde yer alır. Merkez ilçeye bağlı bir bucakken, 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu. Belediyesi 1956 yılında kurulmuştur.
Taraklı: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 11.099 olup, 5193’ü ilçe merkezinde, 5906’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 23 köyü vardır. İlçe toprakları dağlıktır. Göynük Suyu Vâdisinde tarıma elverişli düzlükler vardır. Samanlı Dağları, toprakların büyük kısmını engebelendirir.
Ekonomisi tarım ve ormancılığa dayanır. Başlıca tarım ürünleri üzüm, soğan, buğday, elma ve armuttur. Hayvancılık önemli gelir kaynağıdır. En çok koyun beslenir. Dağlar ormanlarla kaplı olduğundan orman ürünlerini işleme yaygındır. İlçe merkezi Göynük Suyu kenarında kurulmuştur. İl merkezine 67 km mesâfededir. Gölpazarı-Göynük ve Geyve-Göynük karayolları ilçeden geçer. Geyve’ye bağlı bir bucakken 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu. İlçe belediyesi 1954’te kurulmuştur.
Târihî Eserler ve Turistik Yerleri
Sakarya ili, tabiî güzellikleriyle zengin bir ilimizdir. İl toprakları zelzele bölgesinde ve târihî istilâ yolları üzerinde olduğu için târihî eserlerinden mühim kısmı zamânımıza ulaşamamıştır. Başlıca târihî eserleri şunlardır:
Rüstempaşa Câmii ve Hamamı: Sapanca ilçesindedir. 1553’te Kânûnî Sultan Süleymân Hanın vezirlerinden Rüstem Paşa adına, Mîmar Sinân tarafından yapılmıştır.
Orhan Gâzi Câmii: Orhan Gâzi zamânında 1317’de yapılmıştır. Merkez ilçededir. Sultan Abdülhamîd Han tarafından yeni baştan yapılmıştır. Dernekkırı Osman Câmii de denir.
İmâret Câmii: Taraklı ilçesindedir. Yavuz Sultan Selim Han, Ridâniye Seferinden önce burada kışlamış ve onun veziri Yunus Paşa yaptırmıştır.
Şeyh Muslihiddin Câmii: Kaynarca ilçesinin, Küçük Kaynarca köyündedir. Fâtih Sultan Mehmed Hanın mîmarlarından Şeyh Muslihiddin adına yapılmıştır.
Elvan Bey İmâreti: Geyve ilçesindedir. On beşinci asırda kesme taş ve tuğladan yapılmıştır. Avlusunda Elvan Beyin türbesi vardır.
Sakarya Köprüsü: Geyve ilçesindedir. On beşinci asırda yapılmıştır. On dört kemerli taş köprünün, yıkılan iki kemeri demirdendir. Günümüzde de kullanılmaktadır.
Eski eserler:
Başköprü (Justinianus Köprüsü): Bizans İmparatoru Justinianus tarafından 6. asırda yapılmıştır. Adapazarı’ndadır. Sekiz gözü olan bu taş köprünün uzunluğu 429 metredir. Bizanslılardan kalma Pontogephyra, Zampi ve Tantaendie köprüleri de vardır.
Harmantepe Kalesi: Harmantepe köyündedir. Adapazarı’na 12 km mesâfededir.
Çobanlar Kalesi: Sakarya Nehri kenarında ve Geyve’ye yakın bir yerdedir.
Paşalar Köyü Kalesi: Pamukova’nın Paşalar köyündedir.
Adliye Kalesi: Adliye köyündedir.
Söğütlü Kalesi: Çark Suyunun Sakarya Nehrine döküldüğü yere yakın bir yerdedir.
Seyitler Kalesi, Kurt Köy Kalesi, Kanlıçay Kalesi, Karapürçek Kalesi eski kalelerden bâzılarıdır.
Ali Fuat Paşa Köprüsü: Geyve Boğazındadır. Târihî bu köprüyü 1497’de İkinci Bâyezîd Han tamir ettirmiştir.
Zafer Takı: Justinianus Köprüsünün bir ucundadır. Yıkıntı hâlindedir.
Akyazı Tümülüsü: Küçücek Köyü yakınlarındadır. Roma devrinden kalma târihî eserler bulunmuştur.
Roma Anıt Mezarı: Pamukova-Bilecik yolu üzerindedir.
Bitinya Mezarları, Ayvalıkdere Çeşmesi ve Kadı Köprüsü eski çağlardan kalma diğer eserlerdir.
Mesire yerleri: Karadeniz iklimiyle Akdeniz iklimi arasında bir geçiş iklimine sâhip olan Sakarya’da çok sayıda mesire yeri vardır. Bunlar genellikle göl kıyılarıyla ormanlık arâzide ve Karadeniz kıyılarında toplanmıştır. Başlıcaları şunlardır:
Hasan Dağı: İstanbul-Ankara karayolu üzerinde Sapanca Gölü kıyısındadır. Sedir ve çam ağaçları arasında güzel manzaralı bir mesire yeridir. Temiz ve tatlı suları meşhurdur.
Çark Mesiresi: Adapazarı’na çok yakın Çark Deresi kıyısında bir mesire yeridir. Sapanca’dan çıkan Çark Suyunun etrafı çok güzeldir. Yeniden düzenlenerek halkın hizmetine sunulmuştur.
Akgöl: İl merkezine 12 km mesafede Karasu karayolu üzerindedir. Gölün kenarında küçük koru piknik alanıdır. Gölde her türlü tatlı su balığı yaşar. Ayrıca göl çevresinde tavşan, keklik ve yaban ördeği avlanır.
Sakarya Ağzı: Sakarya Nehrinin Karadeniz’e döküldüğü yerdedir. Plajı, tatlı suyu ve mağaraları ile ilgi çeker. Soğuk suyu ile meşhur, Ayı İni mağarası buradadır.
Sapanca Gölü: Manzarası çok güzeldir. Gölde tatlı su balıkları bulunur. Av hayvanları bakımından da zengindir. Kıyısında turistik tesisler vardır.
Mâden Deresi: Derenin iki tarafı ormanlık ve fidanlıktır. Yukarı kısımlarındaki çağlayanlar ilgi çeker. Mesire yerinde bir av evi bulunur.
Domdom Kaya: Geyve’nin Hırka köyündedir. 476 m yükseklikte bir kayadır. Geyve civarı ve Pamukova’ya hâkimdir. Kayanın altındaki mağaradan Güreyik Suyu çıkar.
Acarlar Gölü: Kaynarca ilçesindedir. Gölün çevresi dişbudak asmalarıyla çevrilidir. Güzel bir piknik yeridir.
İçme ve kaplıcalar: Sakarya ilinde pekçok kaplıca ve içme vardır. Bazıları şunlardır:
Kuzuluk Kaplıca ve Mâden Suyu: Akyazı ilçesine 8 km uzaklıkta Kuzuluk köyündedir. Tesisleri mevcuttur. Kaplıca suyu banyo ile romatizma, nevralji, nefrit ve kadın hastalıklarına; içme ile mîde rahatsızlıklarına, karaciğer ve safra yolları hastalıkları, şeker hastalığına, ekzama ve sedef gibi cilt hastalıklarına iyi gelir.
Ilıcaköy İçmesi: Geyve ilçesine 15 km uzaklıkta, Ilıcaköy ilçesindedir. Beş musluklu çeşme hâlinde olup, konaklama tesisleri yoktur. Mîde rahatsızlıklarına iyi gelir.
Kıl Hamamı: Pamukova ilçesinin Paşalar köyündedir. Tesisleri yetersizdir. Kaplıca suyu romatizma, nevralji, nefrit, kadın hastalıklarına, nevrasteni ve sinirli hastaları için tavsiye edilir.
Kaynak
Rehber Ansiklopedisi
Rize Hakkında Bilgiler
RİZE
İlin Kimliği
Yüzölçümü : 3920 km2
Nüfûsu : 348.776
İlçeleri : Merkez, Ardeşen, Çamlıhemşin, Çayeli, Derepazarı, Fındıklı, Güneysu, Hemşin, İkizdere, İyidere, Kalkandere ve Pazar.
Türkiye’nin en çok çay yetiştiren ve en çok yağış alan yeşil bir ili. Rize, Karadeniz bölgesinin Doğu Karadeniz bölümünde 40° 21’ ve 41° 25’ doğu boylamları ile 40° 33’ ve 41° 20’ kuzey enlemleri arasında yer alır. İl toprakları doğudan Artvin, güneyden Erzurum ve Artvin, batıdan Trabzon, güneybatıdan Bayburt illeri, kuzeyden ise Karadenizle çevrili olup, yüzölçümü bakımından Türkiye’nin ikinci en küçük ilidir. Trafik numarası 53’tür.
İsminin Menşei
Rize isminin mânâsı bilinmemektedir. Kafkas dilleri ve İskit Türklerine âit bir kelime olduğu kuvvetli muhtemeldir. Hıristiyan Batı târihçileri, Anadolu’daki her köşeyi bir Yunanca ve Lâtince kelimeye bağlamak sûretiyle Haçlı zihniyetini ve Hıristiyan Batının Anadolu’daki emperyalist niyetlerini târihe dayandırmak peşindedirler. Bunun için Rize isminin Riza “dağ yamacı” ve Rhisos “prinç” kelimelerinden geldiğini iddia ederler.
Târihi
Rize’nin bilinen târihi Hititlerle başlar. Anadolu’da ilk siyâsî birliği kuran Hitit İmparatorluğunun sınır bölgesinde yer almıştırildi.
Fizikî Yapı
Rize il topraklarının % 78’i dağlardan ve % 21’i platolardan ibârettir. Ovaları sâdece % 1’dir. Karadeniz Bölgesinin en yüksek dağları bu ildedir. Dağlar ormanlarla kaplıdır.
Dağlar: Denize paralel olarak uzanan Rize Dağları denizden (kuzeyden) güneye ve batıdan doğuya gittikçe yükselir. Rize-Artvin-Erzurum il sınırlarının birleştiği alanda yer alan Kaçkar Dağlarının, Rize sınırları içinde kalan en yüksek yeri 3737 m’dir. Kaçkar Dağlarının en yüksek doruğu Artvin sınırları içinde 3937 m’dir. Bu dağların 2800 m’den sonraki kısımları yemyeşil sık ormanlarla kaplıdır. Başlıca diğer dağları Barut Dağı 3521 m, Üçdoruk (Verçenik Tepe) Dağı 3711 m, Hunut Dağı 3560 m, Ziglat Dağı 3511 m ve Demir Dağının Tekfur Tepesi 3354 m’dir. Çoğu güneyinde yer alan dağlarla kuzeyindeki ormanlar arasında ortalama 1500 m yükseklikte plato ve yaylalar bulunur. Geniş otlak ve çayırlarla kaplı olan bu plato ve yaylalar, hayvancılığa çok elverişlidir. Kış ayları dışında hayvanlar burada otlatılır.
Ovalar: Rize ilinde ovalar yok denecek kadar azdır. İl topraklarının % 1’i ova olup bunlar da, deniz kenarında akarsuların getirdiği alüvyonlu toprakların denizi doldurmasıyla meydana gelmiştir. Dağlardan inen dereler kıyıları dik olan yamaçları yararak derin vâdiler meydana getirirler.
Akarsular: Rize il sınırları içinde büyük akarsular yoktur.ÊFakat dağlardan inerek denize dökülen ve suları bol, çok sayıda dere vardır. Başlıcaları İyidere, Büyük Dere, Fırtına Deresi, Ortaköy Deresi ve Çağlayan Deresidir.
Göller: Rize il sınırları içinde tabiî göl yoktur. Fakat yüksek dağların üzerinde güzel manzaralı çok sayıda krater gölleri vardır.
İklimi ve Bitki Örtüsü
İklimi: Rize ilinde, yazları ve kışları ılık, her mevsimi bol yağmurlu bir iklim hüküm sürer. Türkiye’nin en çok yağış alan bölgesidir. Kıyıdan uzaklaşıp güneydeki dağlara gittikçe iklim sertleşir. Kafkas Dağları, Rize ilini soğuk kuzey rüzgârlarından korur. Yıllık yağış ortalaması merkez ilçede 2500 mm civârındadır. Yazın nemli kuzey rüzgârları bol yağmur getirir. Senenin 140 günü yağışlıdır. Senenin 10 günü 0°C’nin altında, sadece 3 günü 30°C’nin üstünde olur. Yıllık ısı ortalaması 15°C’dir (Merkez ilçede). Sıcaklık -6,9°C ile 37,9°C arasında seyreder.
Bitki Örtüsü: Rize il topraklarının % 48’e yakını orman ve fundalıklarla kaplıdır. Ormanlar 2800 m yüksekliğe kadar bulunur. % 24’ü çayır ve mer’a, % 21’i ekili ve dikili alanlarla kaplıdır. Genel olarak Rize il toprakları çok çeşitli ve çok gür bir bitki örtüsüyle yemyeşildir.
Rize il topraklarının 40.000 hektarı çay bahçeleridir. Çay, Rize’nin sembolüdür. Çayın dışında geniş fındık, mandalina, armut ve elma bahçeleri de vardır.
Ekonomi
Rize ekonomisi, çay tarımına ve çay işleme sanâyiine dayanır. Su ürünleri (balıkçılık) ve orman ürünlerinin de ekonomiye faydası büyüktür. Faal nüfûsun % 70’e yakını tarım sektöründe çalışır. Rize’nin çayı, hamsi balığı ve ketenden yapılan Rize bezi meşhurdur.
Tarım: Dağlık ve ormanlık bir alan olan Rize’de ovalar yok denecek kadar azdır. İl topraklarının sâdece % 1’i ovadır. Rize’de tarım denilince çay üretimi akla gelir. Türkiye’nin çay üretiminin üçte ikisine yakını Rize’de yetişir. İkliminin ılık oluşu ve bol yağış olması çay üretimine çok müsâittir. Çay tarımı 1940-1950 arasında yerleşmiş ve 1950’den sonra yaygınlaşmıştır. 40.000 hektarlık çay bahçelerinde ortalama 400.000 ton çay yetişir. Böylece çay tarımı Rize’nin esas tarım kolu olmuştur.
Sebzecilik mühim bir yer tutmaz. Daha çok mısır, fasulye ve patates yetiştirilir. Rize toprakları çok engebeli ve sürülmeye elverişli arâziler az olduğu için, kullanılan tarım araçları oldukça azdır.
Meyvecilik çaydan sonra ikinci derecede bir gelir kaynağıdır. Armut, elma, fındık ve mandalina yetişir. Rize’de yetiştirilen dağ pirinci sulamaya ihtiyaç göstermez. Dünyâca ünlü ve çok az bir ekim alanında yetişen puro tütünü, Rize’nin Pazar ilçesinde yetişir.
Hayvancılık: Rize ilinde, çay tarımı yaygınlaştıkça mısır tarımı gerilemiş ve buna bağlı olarak hayvancılık da eski önemini kaybetmiştir. Fakat yayla ve platolar zengin otlak ve mer’alarla kaplıdır ve hayvancılığa çok müsâittir. Arıcılık hızla yayılmaktadır. İkizdere’nin anzer balı çok meşhur ve kıymetlidir.
Balıkçılık oldukça ileridir. Balık üretiminde Ordu, Trabzon ve İstanbul’dan sonra dördüncü sırada yer alır. Rize kıyıları bol ve kaliteli balık potansiyeline sâhiptir. Rize balıkçıları, 30-40 tonluk balıkçı tekneleriyle açık deniz balıkçılığı da yaparlar. Kıyılarında hamsi, kefal, istavrit, palamut, barbunya, kalkan, zargana, izmarit, mezgit, lüfer, kırlangıç, torik, karagöz, tirsi ve levrek gibi kıymetli balıklar bol miktarda bulunur.
Fındıklı ilçesi Çağlayan köyünde alabalık üretme tesisleri vardır. Bâzı akarsularda da alabalık, incikefali, kayabalığı, denizanası bulunmaktadır.
Ormancılık: Rize’de 150.000 hektar orman ve 35.000 hektar fundalık alan vardır. Ormanlarda kayın, kızılçam, kestane, kızılağaç, akarağaç, titrek kavak, aksöğüt, gürgen, meşe, dişbudak ve çeşitli yabânî meyve ağaçları bulunur.
Orman içinde 46 ve orman bitişiğinde 38 köy vardır. Senede 100.000 m3 sanâyi odunu ile 70 ster yakacak odunu elde edilir.
Mâdencilik: Rize’de oldukça zengin bakır, manganez ve kaolin yatakları vardır. Bunlardan yalnız az miktarda manganez çıkarılmaktadır.
Sanâyi: Rize’de sanâyi, çay işleyen fabrika ve atölyelere dayanır. Çay işleyen 20 fabrika ve 15 atölye, bu fabrikaların yedek parçası ve tâmiratını yapan ana tâmir fabrikası, çay paketleme ve ambalaj fabrikası vardır. Çay fabrika ve atölyelerinin dışında un fabrikaları, kereste fabrikaları, döküm fabrikaları, (lokum, reçel, helva ve şekerleme yapan) şekerli yiyecekler fabrikası, alüminyum mutfak eşyâsı üreten fabrika, balık unu ve balık yağı fabrikası ve çivi ve tel fabrikası gibi sanâyi kuruluşları vardır.
Ulaşım: Rize’nin ulaşımı kara ve deniz yolu iledir. İl dâhilinde karayolu ulaşımı yetersizdir. Kıyı şeridinde ulaşım yeterlidir. Fakat ilçelere gidildikçe ulaşım güçleşir. Sinop’tan Hopa’ya kadar uzanan Karadeniz kıyı yolu merkez ilçe (Rize), Çayeli, Pazar, Ardeşen ve Fındıklı ilçeleri bu yol üzerindedir. İyidere’de kıyı yolundan ayrılıp Güneyce bucağına uzanan ikinci bir devlet yolu vardır.
Rize’de yeni yapılan limana, oldukça büyük gemiler yanaşabilmektedir. Çayeli, Pazar ve Fındıklı ilçelerinde balıkçı barınakları vardır. İstanbul’dan Rize’ye gemi seferi muntazam olarak yapılmaktadır. Karayolu olarak İstanbul’a 1200 km, Ankara’ya 839 km ve İzmir’e 1422 km’dir.
Nüfus ve Sosyal Hayat
Nüfûsu: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 348.776 olup, 133.370’i ilçe merkezinde 215.406’sı köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 3920 km2 olup, nüfus yoğunluğu 89’dur.
Örf ve âdetleri: Rize ve çevresinde birçok medeniyet ve devletler gelip geçmiştir. Fakat Rize’nin Türkler tarafından fethinden sonra, diğer medeniyetler târihin seyri içerisinde unutulmuş ve bu bölge tamâmen Türk-İslâm kültürüyle yoğrulmuş ve üstünlük sağlamıştır.
Halk oyunları: Halk oyunları ve müziği Doğu Karadeniz bölgesinin özelliklerini taşır. Folklor, halk müziği ve halk oyunlarında Kafkas ülkelerinin tesiri görülür. Başta gelen oyunları ise “horon” olup, bunların meşhurları“hemşin horonu, Rize titremesi, iki ayak, sıçrayarak ve sallama”dır. Horon kelimesi “horom”dan gelir. Bu ise mısır tarlalarındaki yığınlara verilen isimdir.
Mahallî kıyâfetler: Kadınların başlarında genel olarak sâde ve çiçek desenli örtüler vardır. Uzun entari giyilir. Entari üzerine peştemal bağlanır. Peştemal ise umûmiyetle kahverengi, kırmızı ve siyah renktedir. Bele kalın bir kuşak sarılır. Ayağa renkli yün çorap giyilir. Başlarına keşan adı verilen bir örtü örterler.
Erkeklerin başlarında kara şayaktan yapılmış bir başlık vardır. Bu başlık ortası oyuk bir sargı biçimindedir. Yandan sarkan kolları ile bağlanarak başa sarılır. Gövdeye kolsuz ve yakası aşağı doğru uzanan yelek, bunun altında işlik denilen gömlek giyilir. Pantolonun yerini “zıpka” alır. Bu arkası körüklü, paçaları dar bir pantolon çeşididir. Ayağa “sabuk” denilen bir çizme giyilir.
Rize’nin en sevilen sebzesi kara lahanadır. Ayrıca mısır ekmeği, otuzdan fazla yemeği yapılan hamsi, koz kaldıran, kaymaktan yapılan hoşmeri başlıca mahallî yemekleridir.
Eğitim: Okur-yazar nisbeti % 75 civârındadır. İlde 18 anaokulu, 500 ilkokul, 45 ortaokul, 10 meslekî ve teknik ortaokul, 12 lise ve 17 meslekî lise vardır (1993). Karadeniz Üniversitesine bağlı 1 meslek yüksek okulu bulunur.
İlçeleri
Rize’nin biri merkez olmak üzere on iki ilçesi vardır.
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 109.569 olup, 52.031’i ilçe merkezinde 57.538’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 53, Gündoğdu bucağına bağlı 14 köyü vardır. İlçe toprakları dar kıyı ovasının hemen ardından yükselen dağlardan meydana gelir. Dağlar ormanlarla kaplıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünü çaydır. Tarıma bağlı olarak sanâyi gelişmiştir. Çay fabrikaları ve çay paketleme fabrikası başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi, Karadeniz kıyısından basamak basamak yükselen yeşil sırtlar üzerinde kurulmuştur. Trabzon’dan sonra Doğu Karadeniz’in en kalabalık yerleşim merkezidir. Trabzon-Hopa-Artvin karayolu ilçeden geçer.
Ardeşen: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 39.761 olup, 17.340’ı ilçe merkezinde 22.421’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 24 köyü vardır. Yüzölçümü 615 km2 olup, nüfus yoğunluğu 65’tir. İlçe toprakları dar bir kıyı şeridiyle ardından yükselen sıradağlardan meydana gelir. Dağlar küçük akarsularla parçalanmıştır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Yüksekliğin 600 metreye kadar ulaştığı kısımda çay ve fındık bahçeleri yer alır. Daha yukarı kesimlerde hayvancılık ve ormancılık başlıca gelir kaynağıdır. Kıyı kesimlerinde balıkçılık yapılır. Çay fabrikası başlıca sanâyi kuruluşudur. Dokumacılık gelişmiştir.
İlçe merkezi, deniz kıyısında kurulmuştur. Rize-Hopa sâhil yolu ilçeden geçer. İl merkezine 67 km mesâfededir. 1953’te ilçe olan Ardeşen’in belediyesi aynı sene kurulmuştur. Çok eski bir târihe sâhiptir.
Çamlıhemşin: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 10.566 olup, 2829’u ilçe merkezinde 7737’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 24 köyü vardır. Yüzölçümü 678 km2 olup, nüfus yoğunluğu 16’dır. İlçe toprakları dağlık olup, tamâmını Kaçkar Dağları engebelendirir. Dağlar, küçük akarsularla parçalanmış olup, ormanlarla kaplıdır. Başlıca akarsuyu Fırtına Deresidir.
Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. Yaylacılık yöntemiyle en çok koyun ve sığır beslenir. Halkın bir kısmı çay mevsiminde mevsimlik işçi olarak kıyı kesimdeki çay bahçelerine giderler. Arıcılık yaygın olarak yapılır. Zengin bir orman örtüsüne rağmen ormancılık gelişmemiştir.
İlçe merkezi Fırtına Deresi Vâdisinde kurulmuştur. İl merkezine 67 km mesâfededir. Karadeniz’e kıyısı yoktur. Gelişmemiş, küçük bir yerleşim merkezidir. 1960’ta ilçe olan Çamlıhemşin’in belediyesi 1955’te kurulmuştur.
Çayeli: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 51.751 olup, 14.947’si ile merkezinde 36.804’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 26, Büyükköy bucağına bağlı 11 köyü vardır. Yüzölçümü 473 km2 olup nüfus yoğunluğu 109’dur. İlçe toprakları dar bir kıyı ovası ve hemen ardından yükselen dağlardan meydana gelir. Başlıca akarsuyu Büyükdere Çayıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünü çaydır. Meyvecilik gelişmiştir. En çok armut yetiştirilir. Dağ köylerinde hayvancılık önemli gelir kaynağıdır. İlçe topraklarında bakır yatakları vardır. Çay fabrikaları, mıcır ve kum fabrikası başlıca sanâyi kuruluşlarıdır. İlçe merkezi, deniz kıyısında, Büyükdere’nin denize döküldüğü yerde kurulmuştur. Rize-Artvin karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 22 km mesâfededir. İlçe belediyesi 1944’te kurulmuştur.
Derepazarı: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 10.381 olup, 4240’ı ilçe merkezinde, 6141’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 11 köyü vardır. İlçe toprakları dar kıyı ovası ile hemen ardından yükselen dağlardan meydana gelir.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünü çaydır. Çay işleme atölyeleri başlıca sanâyi kuruluşlarıdır. Kıyı kesimde balıkçılık yapılır. İlçe merkezi, Karadeniz sâhilinde kurulmuştur. Trabzon-Rize karayolu ilçeden geçer. Merkez ilçeye bağlı bir bucakken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu.
Fındıklı: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 16.129 olup, 7022’si ilçe merkezinde, 9107’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 17 köyü vardır. Yüzölçümü 409 km2 olup, nüfus yoğunluğu 39’dur. İlçe toprakları dar bir kıyı şeridi ve hemen ardından yükselen dağlardan meydana gelir. Dağlar akarsu vâdileriyle parçalanmış olup-ormanlarla kaplıdır. Başlıca akarsuları Çağlayan Deresi ve Yeşildere’dir.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri çay ve fındık olup, ayrıca az miktarda mısır yetiştirilir. Balıkçılık gelişmiştir. Dağlık kesimlerde küçük çapta hayvancılık yapılır. İlçe topraklarında kaolin yatakları vardır.
İlçe merkezi, deniz kıyısında kurulmuştur. Rize-Artvin sâhil yolu ilçeden geçer. İl merkezine 63 km mesâfededir. Eski ismi Viçe’dir. 1953’te ilçe olan Fındıklı’nın belediyesi 1948’de kurulmuştur.
Güneysu: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 19.558 olup 3178’i ilçe merkezinde, 16.380’i köylerde yaşamaktadır. Merkeze bağlı 17 köyü vardır. İlçe toprakları dar kıyı düzlükleriyle hemen ardından yükselen dağlardan meydana gelir.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünü çaydır. Yüksek kesimlerde hayvancılık yapılır. İlçe merkezi bir dere vâdisinde kurulmuştur. İl merkezine 15 km mesâfededir. Merkez ilçeye bağlı bir bucakken 19 Haziran 1987’de 3922 sayılı kânunla ilçe oldu.
Hemşin: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 5102 olup, 3018’i ilçe merkezinde, 2084’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 8 köyü vardır. İlçe toprakları dağlıktır. Dağlar, akarsu vâdileriyle parçalanmıştır.
Ekonomisi tarıma dayanır. Başlıca tarım ürünü çay ve mısırdır. Hayvancılık gelişmiştir. İlçe merkezi, Doğu Karadeniz dağlarının yüksek bir yamacında kurulmuştur. İl merkezine 55 km mesâfededir. Eski ismi Ortaköy’dür. Denize kıyısı yoktur. Pazar ilçesine bağlı bir bucakken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kanunla ilçe oldu.
İkizdere: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 15.295 olup, 3643’ü ilçe merkezinde, 11.652’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 25, Güneyce bucağına bağlı 2 köyü vardır. Yüzölçümü 839 km2 olup, nüfus yoğunluğu 18’dir. İlçe toprakları dağlıktır. Dağlar dar vâdilerle parçalanmış olup yüksek kesimlerinde yaylalar bulunur. Başlıca akarsuyu İkizdere’dir. İkizdere üzerinde elektrik üretmek gâyesiyle bir baraj kurulmuştur. Dağlar zengin ormanlarla kaplıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri çay ve patates olup, ayrıca az miktarda mısır, armut ve fındık yetiştirilir. Yaylacılık metoduyla sığır ve koyun beslenir. Arıcılık gelişmiştir. Anzer balı meşhurdur.
İlçe merkezi İkizdere kıyısında kurulmuştur. Rize-Erzurum karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 56 km mesâfededir. Denize kıyısı yoktur. 1954’te ilçe olan İkizdere’nin belediyesi 1952’de kurulmuştur.
İyidere: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 11.445 olup, 5791’i ilçe merkezinde 5654’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 7 köyü vardır. İlçe toprakları dar kıyı ovası ve hemen ardından yükselen dağlardan meydana gelir.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünü çaydır. İlçe merkezi deniz kıyısında kurulmuştur. Trabzon-Rize karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 15 km mesâfededir. Trabzon sınırında yer alır. Merkez ilçeye bağlı bucakken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu.
Kalkandere: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 21.978 olup, 8263’ü ilçe merkezinde, 13.715’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 20 köyü vardır. Yüzölçümü 95 km2 olup, nüfus yoğunluğu 231’dir. İlçe toprakları dağlıktır. Dağlar akarsu vâdileriyle parçalanmıştır. Başlıca akarsuyu İyidere’dir. Dağlar ormanlarla kaplıdır.
Ekonomisi tarıma dayanır. Başlıca tarım ürünü çay olup, ayrıca az miktarda armut, patates, mısır ve fındık yetiştirilir. Dağlık kesimlerde hayvancılık başlıca gelir kaynağıdır. Çay işleyen fabrika ve sunta fabrikası başlıca sanâyi kuruluşlarıdır. İlçe merkezi Doğu Karadeniz Dağlarının yüksek yamaçlarında yer alır. İl merkezine 21 km mesâfededir. Eski ismi Karadere’dir. 1960’ta ilçe olan Kalkandere’nin belediyesi 1953’te kurulmuştur.
Pazar: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 37.241 olup, 11.068’i ilçe merkezinde, 26.173’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 45 köyü vardır. İlçe toprakları dar kıyı ovası ile hemen ardından yükselen dağlardan meydana gelir. Dağlar derin akarsu vâdileriyle parçalanmış olup, ormanlarla kaplıdır. Başlıca akarsuları Pazar, Merdivenli, Kalecik, Bodaçavi ve Ocak dereleridir.
Ekonomisi tarım ve balıkçılığa dayalıdır. Başlıca tarım ürünü çay olup, ayrıca az miktarda armut, patates, fındık, puro tütünü ve mısır yetiştirilir. Kıyı kesimlerde balıkçılık, iç kesimlerde ise sığır besiciliği yaygındır. Çay fabrikaları, balık yağı ve balık unu üreten tesisler başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi, deniz kıyısında, Pazar Deresinin denize döküldüğü yerde kurulmuştur. Rize-Artvin karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 38 km mesâfededir. İlçe belediyesi 1854’te kurulmuştur.
Târihî Eserler ve Turistik Yerleri
Rize, Karadeniz bölgesinin en güzel köşelerinden biridir. Ilık iklimi, gür ormanları, karlı ve bulutlu dağları, denizi, içme ve ılıcaları ve her mevsim yemyeşil tabiî güzelliğiyle çok zengin bir turizm potansiyeline sâhiptir. Maviyle yeşilin kucaklaştığı müstesna bir yer ve Anadolu’nun zümrüt bir köşesidir. Tabiatın her yönüyle dört mevsimin aynı anda yaşandığı bir ildir. Târihî eserler yönünden zengin olan ilimizde, bu eserlerin bakımsızlıktan çoğu kaybolup gitmiştir.
Rize Kalesi: On dördüncü asırda yapıldığı tahmin edilen kale şehir merkezinin güneybatısında 180 m yükseklikte bir tepenin üzerindedir. 480 m2lik bir alanı kaplayan kale Aşağı Kale ve İç Kaleden meydana gelmekteydi. Yoğun yerleşme sebebiyle Aşağı Kale tamâmen yok olmuş, batı tarafında bâzı sur parçaları ve kuleleri günümüze ulaşabilmiştir. İç kale de yakın zamâna kadar çok harap haldeyken Kültür Bakanlığınca tâmir edilmiştir.
Zil Kalesi: Çamlıhemşin ilçesine bağlı Zilkale köyündedir. Yapım târihi kesin olarak bilinmeyen kalenin altıncı asırda yapıldığı tahmin edilmektedir. Büyük bir kaya kütlesinin en yüksek yerinde olup harap vaziyettedir.
Kale-i Bâlâ: Çamlıhemşin ilçesine 40 km uzaklıktadır. 150 m yükseklikte bir tepe üzerine yapılmıştır. 16 burcu ve bir gözetleme kulesi vardır.
Pazar Kalesi: Pazar ilçesinde deniz kenarında ve kayalar üzerindedir. Cenevizlilerden kalmıştır. Kalenin sâdece bir gözetleme kulesi günümüzde sağlamdır. Bölgede Kız Kulesi adıyla bilinmektedir.
İslâmpaşa Câmii: Aynı isimle anılan mahallededir. 1570’te İskender Câfer Paşa tarafından yaptırılmıştır. İskender Câfer Paşa ve Kurşunlu Câmii olarak da bilinir. Kesme taştan yapılmıştır. Kubbe kasnağı 24 pencerelidir.
Gülbahar Câmii: Yavuz Sultan Selim Hanın annesi Gülbahar Hâtun tarafından on altıncı asırda yaptırılmıştır. Kare plânlı, kubbeli câmi 1952’de tâmir ettirilmiştir. Aynı isimle anılan mahallededir.
Câferpaşa Câmii: Çayeli ilçesinde Rize Fâtihi Câfer Paşa tarafından 15. asırda yaptırılmıştır.
Seslikaya Köyü Câmii: Seslikaya köyünün merkezinde yer alır. Eser ahşap süslemelerin en güzel örneğidir. Yapı malzemesi muntazam yomutaş ve ahşaptır. Câmi 1801 senesinde yapılmıştır.
Mesire yerleri: Rize ilinde tabiî güzellikler sayılamayacak kadar çoktur. İlin her tarafı ve bilhassa orman içlerinde çok güzel mesire yerleri vardır. Rize sâhillerinin her tarafı çok güzel manzaralı olup Pazar ve Ardeşen ilçeleri arası denize girmeye çok müsâittir. Tabiî plajlar çoktur. Merkez ilçenin kıyı köylerinde tabiî plaj ve kumsallar bulunur.
İkizdere ilçesinde Çamlık mevkii, merkez ilçede Çiftekavak, Taşlıdere ve Dağbaşı mevkileri, Zirâat Bahçesi, Kale Bahçesi çok güzel mesire yerleridir. Pazar ve Çamlıhemşin yaylalarının manzaraları şahânedir.
Trabzon Taşları: İkizdere ilçesinin Demirkapı köyündedir. Geceleyin Trabzon’un ışıkları seyredilir. İkizdere hidrolik santralı bir vâdi ortasında yeşilliklerle kaplı bir bölgede yer alır. Burada akan çağlayanlarda alabalık avlanır. Çağlayan köyü alabalık çiftliğinde senede 250 bin alabalık üretilir. Aynı zamanda burası mesire yeridir. Moliva Tepesi güzel bir dinlenme alanıdır.
Kaplıca ve içmeler: Rize topraklarında çeşitli şifâlı su kaynakları vardır. Başlıcaları şunlardır:
Andan İçmeleri: İl merkezine 40 km mesâfede Küçükçayır köyü yakınındadır. Konaklama tesisleri mevcut olan kaplıcanın suyu mîde, barsak, karaciğer ve safrakesesi hastalıklarına ve şişmanlığa tavsiye edilmektedir.
Şimşirli İçmesi: İkizdere ilçesi yakınlarındadır. Tesisleri mevcut değildir. Suyu idrar söktürücüdür.
Ayder Kaplıcası: Çamlıhemşin ilçesinin Kaplıca köyündedir. Tesisleri mevcut olup, kaplıca suyu, mîde, barsak, karaciğer ve safra yolu rahatsızlıklarına, rejime riayet etmek şartıyle şişmanlara tavsiye edilir.
Varda İçmesi: İştah açar, mîde ağrılarına böbreklerdeki taşların düşmesine, romatizma ve bel ağrılarına iyi gelir.
Kaynak
Rehber Ansiklopedisi
RİZE
İlin Kimliği
Yüzölçümü : 3920 km2
Nüfûsu : 348.776
İlçeleri : Merkez, Ardeşen, Çamlıhemşin, Çayeli, Derepazarı, Fındıklı, Güneysu, Hemşin, İkizdere, İyidere, Kalkandere ve Pazar.
Türkiye’nin en çok çay yetiştiren ve en çok yağış alan yeşil bir ili. Rize, Karadeniz bölgesinin Doğu Karadeniz bölümünde 40° 21’ ve 41° 25’ doğu boylamları ile 40° 33’ ve 41° 20’ kuzey enlemleri arasında yer alır. İl toprakları doğudan Artvin, güneyden Erzurum ve Artvin, batıdan Trabzon, güneybatıdan Bayburt illeri, kuzeyden ise Karadenizle çevrili olup, yüzölçümü bakımından Türkiye’nin ikinci en küçük ilidir. Trafik numarası 53’tür.
İsminin Menşei
Rize isminin mânâsı bilinmemektedir. Kafkas dilleri ve İskit Türklerine âit bir kelime olduğu kuvvetli muhtemeldir. Hıristiyan Batı târihçileri, Anadolu’daki her köşeyi bir Yunanca ve Lâtince kelimeye bağlamak sûretiyle Haçlı zihniyetini ve Hıristiyan Batının Anadolu’daki emperyalist niyetlerini târihe dayandırmak peşindedirler. Bunun için Rize isminin Riza “dağ yamacı” ve Rhisos “prinç” kelimelerinden geldiğini iddia ederler.
Târihi
Rize’nin bilinen târihi Hititlerle başlar. Anadolu’da ilk siyâsî birliği kuran Hitit İmparatorluğunun sınır bölgesinde yer almıştırildi.
Fizikî Yapı
Rize il topraklarının % 78’i dağlardan ve % 21’i platolardan ibârettir. Ovaları sâdece % 1’dir. Karadeniz Bölgesinin en yüksek dağları bu ildedir. Dağlar ormanlarla kaplıdır.
Dağlar: Denize paralel olarak uzanan Rize Dağları denizden (kuzeyden) güneye ve batıdan doğuya gittikçe yükselir. Rize-Artvin-Erzurum il sınırlarının birleştiği alanda yer alan Kaçkar Dağlarının, Rize sınırları içinde kalan en yüksek yeri 3737 m’dir. Kaçkar Dağlarının en yüksek doruğu Artvin sınırları içinde 3937 m’dir. Bu dağların 2800 m’den sonraki kısımları yemyeşil sık ormanlarla kaplıdır. Başlıca diğer dağları Barut Dağı 3521 m, Üçdoruk (Verçenik Tepe) Dağı 3711 m, Hunut Dağı 3560 m, Ziglat Dağı 3511 m ve Demir Dağının Tekfur Tepesi 3354 m’dir. Çoğu güneyinde yer alan dağlarla kuzeyindeki ormanlar arasında ortalama 1500 m yükseklikte plato ve yaylalar bulunur. Geniş otlak ve çayırlarla kaplı olan bu plato ve yaylalar, hayvancılığa çok elverişlidir. Kış ayları dışında hayvanlar burada otlatılır.
Ovalar: Rize ilinde ovalar yok denecek kadar azdır. İl topraklarının % 1’i ova olup bunlar da, deniz kenarında akarsuların getirdiği alüvyonlu toprakların denizi doldurmasıyla meydana gelmiştir. Dağlardan inen dereler kıyıları dik olan yamaçları yararak derin vâdiler meydana getirirler.
Akarsular: Rize il sınırları içinde büyük akarsular yoktur.ÊFakat dağlardan inerek denize dökülen ve suları bol, çok sayıda dere vardır. Başlıcaları İyidere, Büyük Dere, Fırtına Deresi, Ortaköy Deresi ve Çağlayan Deresidir.
Göller: Rize il sınırları içinde tabiî göl yoktur. Fakat yüksek dağların üzerinde güzel manzaralı çok sayıda krater gölleri vardır.
İklimi ve Bitki Örtüsü
İklimi: Rize ilinde, yazları ve kışları ılık, her mevsimi bol yağmurlu bir iklim hüküm sürer. Türkiye’nin en çok yağış alan bölgesidir. Kıyıdan uzaklaşıp güneydeki dağlara gittikçe iklim sertleşir. Kafkas Dağları, Rize ilini soğuk kuzey rüzgârlarından korur. Yıllık yağış ortalaması merkez ilçede 2500 mm civârındadır. Yazın nemli kuzey rüzgârları bol yağmur getirir. Senenin 140 günü yağışlıdır. Senenin 10 günü 0°C’nin altında, sadece 3 günü 30°C’nin üstünde olur. Yıllık ısı ortalaması 15°C’dir (Merkez ilçede). Sıcaklık -6,9°C ile 37,9°C arasında seyreder.
Bitki Örtüsü: Rize il topraklarının % 48’e yakını orman ve fundalıklarla kaplıdır. Ormanlar 2800 m yüksekliğe kadar bulunur. % 24’ü çayır ve mer’a, % 21’i ekili ve dikili alanlarla kaplıdır. Genel olarak Rize il toprakları çok çeşitli ve çok gür bir bitki örtüsüyle yemyeşildir.
Rize il topraklarının 40.000 hektarı çay bahçeleridir. Çay, Rize’nin sembolüdür. Çayın dışında geniş fındık, mandalina, armut ve elma bahçeleri de vardır.
Ekonomi
Rize ekonomisi, çay tarımına ve çay işleme sanâyiine dayanır. Su ürünleri (balıkçılık) ve orman ürünlerinin de ekonomiye faydası büyüktür. Faal nüfûsun % 70’e yakını tarım sektöründe çalışır. Rize’nin çayı, hamsi balığı ve ketenden yapılan Rize bezi meşhurdur.
Tarım: Dağlık ve ormanlık bir alan olan Rize’de ovalar yok denecek kadar azdır. İl topraklarının sâdece % 1’i ovadır. Rize’de tarım denilince çay üretimi akla gelir. Türkiye’nin çay üretiminin üçte ikisine yakını Rize’de yetişir. İkliminin ılık oluşu ve bol yağış olması çay üretimine çok müsâittir. Çay tarımı 1940-1950 arasında yerleşmiş ve 1950’den sonra yaygınlaşmıştır. 40.000 hektarlık çay bahçelerinde ortalama 400.000 ton çay yetişir. Böylece çay tarımı Rize’nin esas tarım kolu olmuştur.
Sebzecilik mühim bir yer tutmaz. Daha çok mısır, fasulye ve patates yetiştirilir. Rize toprakları çok engebeli ve sürülmeye elverişli arâziler az olduğu için, kullanılan tarım araçları oldukça azdır.
Meyvecilik çaydan sonra ikinci derecede bir gelir kaynağıdır. Armut, elma, fındık ve mandalina yetişir. Rize’de yetiştirilen dağ pirinci sulamaya ihtiyaç göstermez. Dünyâca ünlü ve çok az bir ekim alanında yetişen puro tütünü, Rize’nin Pazar ilçesinde yetişir.
Hayvancılık: Rize ilinde, çay tarımı yaygınlaştıkça mısır tarımı gerilemiş ve buna bağlı olarak hayvancılık da eski önemini kaybetmiştir. Fakat yayla ve platolar zengin otlak ve mer’alarla kaplıdır ve hayvancılığa çok müsâittir. Arıcılık hızla yayılmaktadır. İkizdere’nin anzer balı çok meşhur ve kıymetlidir.
Balıkçılık oldukça ileridir. Balık üretiminde Ordu, Trabzon ve İstanbul’dan sonra dördüncü sırada yer alır. Rize kıyıları bol ve kaliteli balık potansiyeline sâhiptir. Rize balıkçıları, 30-40 tonluk balıkçı tekneleriyle açık deniz balıkçılığı da yaparlar. Kıyılarında hamsi, kefal, istavrit, palamut, barbunya, kalkan, zargana, izmarit, mezgit, lüfer, kırlangıç, torik, karagöz, tirsi ve levrek gibi kıymetli balıklar bol miktarda bulunur.
Fındıklı ilçesi Çağlayan köyünde alabalık üretme tesisleri vardır. Bâzı akarsularda da alabalık, incikefali, kayabalığı, denizanası bulunmaktadır.
Ormancılık: Rize’de 150.000 hektar orman ve 35.000 hektar fundalık alan vardır. Ormanlarda kayın, kızılçam, kestane, kızılağaç, akarağaç, titrek kavak, aksöğüt, gürgen, meşe, dişbudak ve çeşitli yabânî meyve ağaçları bulunur.
Orman içinde 46 ve orman bitişiğinde 38 köy vardır. Senede 100.000 m3 sanâyi odunu ile 70 ster yakacak odunu elde edilir.
Mâdencilik: Rize’de oldukça zengin bakır, manganez ve kaolin yatakları vardır. Bunlardan yalnız az miktarda manganez çıkarılmaktadır.
Sanâyi: Rize’de sanâyi, çay işleyen fabrika ve atölyelere dayanır. Çay işleyen 20 fabrika ve 15 atölye, bu fabrikaların yedek parçası ve tâmiratını yapan ana tâmir fabrikası, çay paketleme ve ambalaj fabrikası vardır. Çay fabrika ve atölyelerinin dışında un fabrikaları, kereste fabrikaları, döküm fabrikaları, (lokum, reçel, helva ve şekerleme yapan) şekerli yiyecekler fabrikası, alüminyum mutfak eşyâsı üreten fabrika, balık unu ve balık yağı fabrikası ve çivi ve tel fabrikası gibi sanâyi kuruluşları vardır.
Ulaşım: Rize’nin ulaşımı kara ve deniz yolu iledir. İl dâhilinde karayolu ulaşımı yetersizdir. Kıyı şeridinde ulaşım yeterlidir. Fakat ilçelere gidildikçe ulaşım güçleşir. Sinop’tan Hopa’ya kadar uzanan Karadeniz kıyı yolu merkez ilçe (Rize), Çayeli, Pazar, Ardeşen ve Fındıklı ilçeleri bu yol üzerindedir. İyidere’de kıyı yolundan ayrılıp Güneyce bucağına uzanan ikinci bir devlet yolu vardır.
Rize’de yeni yapılan limana, oldukça büyük gemiler yanaşabilmektedir. Çayeli, Pazar ve Fındıklı ilçelerinde balıkçı barınakları vardır. İstanbul’dan Rize’ye gemi seferi muntazam olarak yapılmaktadır. Karayolu olarak İstanbul’a 1200 km, Ankara’ya 839 km ve İzmir’e 1422 km’dir.
Nüfus ve Sosyal Hayat
Nüfûsu: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 348.776 olup, 133.370’i ilçe merkezinde 215.406’sı köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 3920 km2 olup, nüfus yoğunluğu 89’dur.
Örf ve âdetleri: Rize ve çevresinde birçok medeniyet ve devletler gelip geçmiştir. Fakat Rize’nin Türkler tarafından fethinden sonra, diğer medeniyetler târihin seyri içerisinde unutulmuş ve bu bölge tamâmen Türk-İslâm kültürüyle yoğrulmuş ve üstünlük sağlamıştır.
Halk oyunları: Halk oyunları ve müziği Doğu Karadeniz bölgesinin özelliklerini taşır. Folklor, halk müziği ve halk oyunlarında Kafkas ülkelerinin tesiri görülür. Başta gelen oyunları ise “horon” olup, bunların meşhurları“hemşin horonu, Rize titremesi, iki ayak, sıçrayarak ve sallama”dır. Horon kelimesi “horom”dan gelir. Bu ise mısır tarlalarındaki yığınlara verilen isimdir.
Mahallî kıyâfetler: Kadınların başlarında genel olarak sâde ve çiçek desenli örtüler vardır. Uzun entari giyilir. Entari üzerine peştemal bağlanır. Peştemal ise umûmiyetle kahverengi, kırmızı ve siyah renktedir. Bele kalın bir kuşak sarılır. Ayağa renkli yün çorap giyilir. Başlarına keşan adı verilen bir örtü örterler.
Erkeklerin başlarında kara şayaktan yapılmış bir başlık vardır. Bu başlık ortası oyuk bir sargı biçimindedir. Yandan sarkan kolları ile bağlanarak başa sarılır. Gövdeye kolsuz ve yakası aşağı doğru uzanan yelek, bunun altında işlik denilen gömlek giyilir. Pantolonun yerini “zıpka” alır. Bu arkası körüklü, paçaları dar bir pantolon çeşididir. Ayağa “sabuk” denilen bir çizme giyilir.
Rize’nin en sevilen sebzesi kara lahanadır. Ayrıca mısır ekmeği, otuzdan fazla yemeği yapılan hamsi, koz kaldıran, kaymaktan yapılan hoşmeri başlıca mahallî yemekleridir.
Eğitim: Okur-yazar nisbeti % 75 civârındadır. İlde 18 anaokulu, 500 ilkokul, 45 ortaokul, 10 meslekî ve teknik ortaokul, 12 lise ve 17 meslekî lise vardır (1993). Karadeniz Üniversitesine bağlı 1 meslek yüksek okulu bulunur.
İlçeleri
Rize’nin biri merkez olmak üzere on iki ilçesi vardır.
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 109.569 olup, 52.031’i ilçe merkezinde 57.538’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 53, Gündoğdu bucağına bağlı 14 köyü vardır. İlçe toprakları dar kıyı ovasının hemen ardından yükselen dağlardan meydana gelir. Dağlar ormanlarla kaplıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünü çaydır. Tarıma bağlı olarak sanâyi gelişmiştir. Çay fabrikaları ve çay paketleme fabrikası başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi, Karadeniz kıyısından basamak basamak yükselen yeşil sırtlar üzerinde kurulmuştur. Trabzon’dan sonra Doğu Karadeniz’in en kalabalık yerleşim merkezidir. Trabzon-Hopa-Artvin karayolu ilçeden geçer.
Ardeşen: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 39.761 olup, 17.340’ı ilçe merkezinde 22.421’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 24 köyü vardır. Yüzölçümü 615 km2 olup, nüfus yoğunluğu 65’tir. İlçe toprakları dar bir kıyı şeridiyle ardından yükselen sıradağlardan meydana gelir. Dağlar küçük akarsularla parçalanmıştır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Yüksekliğin 600 metreye kadar ulaştığı kısımda çay ve fındık bahçeleri yer alır. Daha yukarı kesimlerde hayvancılık ve ormancılık başlıca gelir kaynağıdır. Kıyı kesimlerinde balıkçılık yapılır. Çay fabrikası başlıca sanâyi kuruluşudur. Dokumacılık gelişmiştir.
İlçe merkezi, deniz kıyısında kurulmuştur. Rize-Hopa sâhil yolu ilçeden geçer. İl merkezine 67 km mesâfededir. 1953’te ilçe olan Ardeşen’in belediyesi aynı sene kurulmuştur. Çok eski bir târihe sâhiptir.
Çamlıhemşin: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 10.566 olup, 2829’u ilçe merkezinde 7737’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 24 köyü vardır. Yüzölçümü 678 km2 olup, nüfus yoğunluğu 16’dır. İlçe toprakları dağlık olup, tamâmını Kaçkar Dağları engebelendirir. Dağlar, küçük akarsularla parçalanmış olup, ormanlarla kaplıdır. Başlıca akarsuyu Fırtına Deresidir.
Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. Yaylacılık yöntemiyle en çok koyun ve sığır beslenir. Halkın bir kısmı çay mevsiminde mevsimlik işçi olarak kıyı kesimdeki çay bahçelerine giderler. Arıcılık yaygın olarak yapılır. Zengin bir orman örtüsüne rağmen ormancılık gelişmemiştir.
İlçe merkezi Fırtına Deresi Vâdisinde kurulmuştur. İl merkezine 67 km mesâfededir. Karadeniz’e kıyısı yoktur. Gelişmemiş, küçük bir yerleşim merkezidir. 1960’ta ilçe olan Çamlıhemşin’in belediyesi 1955’te kurulmuştur.
Çayeli: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 51.751 olup, 14.947’si ile merkezinde 36.804’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 26, Büyükköy bucağına bağlı 11 köyü vardır. Yüzölçümü 473 km2 olup nüfus yoğunluğu 109’dur. İlçe toprakları dar bir kıyı ovası ve hemen ardından yükselen dağlardan meydana gelir. Başlıca akarsuyu Büyükdere Çayıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünü çaydır. Meyvecilik gelişmiştir. En çok armut yetiştirilir. Dağ köylerinde hayvancılık önemli gelir kaynağıdır. İlçe topraklarında bakır yatakları vardır. Çay fabrikaları, mıcır ve kum fabrikası başlıca sanâyi kuruluşlarıdır. İlçe merkezi, deniz kıyısında, Büyükdere’nin denize döküldüğü yerde kurulmuştur. Rize-Artvin karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 22 km mesâfededir. İlçe belediyesi 1944’te kurulmuştur.
Derepazarı: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 10.381 olup, 4240’ı ilçe merkezinde, 6141’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 11 köyü vardır. İlçe toprakları dar kıyı ovası ile hemen ardından yükselen dağlardan meydana gelir.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünü çaydır. Çay işleme atölyeleri başlıca sanâyi kuruluşlarıdır. Kıyı kesimde balıkçılık yapılır. İlçe merkezi, Karadeniz sâhilinde kurulmuştur. Trabzon-Rize karayolu ilçeden geçer. Merkez ilçeye bağlı bir bucakken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu.
Fındıklı: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 16.129 olup, 7022’si ilçe merkezinde, 9107’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 17 köyü vardır. Yüzölçümü 409 km2 olup, nüfus yoğunluğu 39’dur. İlçe toprakları dar bir kıyı şeridi ve hemen ardından yükselen dağlardan meydana gelir. Dağlar akarsu vâdileriyle parçalanmış olup-ormanlarla kaplıdır. Başlıca akarsuları Çağlayan Deresi ve Yeşildere’dir.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri çay ve fındık olup, ayrıca az miktarda mısır yetiştirilir. Balıkçılık gelişmiştir. Dağlık kesimlerde küçük çapta hayvancılık yapılır. İlçe topraklarında kaolin yatakları vardır.
İlçe merkezi, deniz kıyısında kurulmuştur. Rize-Artvin sâhil yolu ilçeden geçer. İl merkezine 63 km mesâfededir. Eski ismi Viçe’dir. 1953’te ilçe olan Fındıklı’nın belediyesi 1948’de kurulmuştur.
Güneysu: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 19.558 olup 3178’i ilçe merkezinde, 16.380’i köylerde yaşamaktadır. Merkeze bağlı 17 köyü vardır. İlçe toprakları dar kıyı düzlükleriyle hemen ardından yükselen dağlardan meydana gelir.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünü çaydır. Yüksek kesimlerde hayvancılık yapılır. İlçe merkezi bir dere vâdisinde kurulmuştur. İl merkezine 15 km mesâfededir. Merkez ilçeye bağlı bir bucakken 19 Haziran 1987’de 3922 sayılı kânunla ilçe oldu.
Hemşin: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 5102 olup, 3018’i ilçe merkezinde, 2084’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 8 köyü vardır. İlçe toprakları dağlıktır. Dağlar, akarsu vâdileriyle parçalanmıştır.
Ekonomisi tarıma dayanır. Başlıca tarım ürünü çay ve mısırdır. Hayvancılık gelişmiştir. İlçe merkezi, Doğu Karadeniz dağlarının yüksek bir yamacında kurulmuştur. İl merkezine 55 km mesâfededir. Eski ismi Ortaköy’dür. Denize kıyısı yoktur. Pazar ilçesine bağlı bir bucakken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kanunla ilçe oldu.
İkizdere: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 15.295 olup, 3643’ü ilçe merkezinde, 11.652’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 25, Güneyce bucağına bağlı 2 köyü vardır. Yüzölçümü 839 km2 olup, nüfus yoğunluğu 18’dir. İlçe toprakları dağlıktır. Dağlar dar vâdilerle parçalanmış olup yüksek kesimlerinde yaylalar bulunur. Başlıca akarsuyu İkizdere’dir. İkizdere üzerinde elektrik üretmek gâyesiyle bir baraj kurulmuştur. Dağlar zengin ormanlarla kaplıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri çay ve patates olup, ayrıca az miktarda mısır, armut ve fındık yetiştirilir. Yaylacılık metoduyla sığır ve koyun beslenir. Arıcılık gelişmiştir. Anzer balı meşhurdur.
İlçe merkezi İkizdere kıyısında kurulmuştur. Rize-Erzurum karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 56 km mesâfededir. Denize kıyısı yoktur. 1954’te ilçe olan İkizdere’nin belediyesi 1952’de kurulmuştur.
İyidere: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 11.445 olup, 5791’i ilçe merkezinde 5654’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 7 köyü vardır. İlçe toprakları dar kıyı ovası ve hemen ardından yükselen dağlardan meydana gelir.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünü çaydır. İlçe merkezi deniz kıyısında kurulmuştur. Trabzon-Rize karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 15 km mesâfededir. Trabzon sınırında yer alır. Merkez ilçeye bağlı bucakken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu.
Kalkandere: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 21.978 olup, 8263’ü ilçe merkezinde, 13.715’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 20 köyü vardır. Yüzölçümü 95 km2 olup, nüfus yoğunluğu 231’dir. İlçe toprakları dağlıktır. Dağlar akarsu vâdileriyle parçalanmıştır. Başlıca akarsuyu İyidere’dir. Dağlar ormanlarla kaplıdır.
Ekonomisi tarıma dayanır. Başlıca tarım ürünü çay olup, ayrıca az miktarda armut, patates, mısır ve fındık yetiştirilir. Dağlık kesimlerde hayvancılık başlıca gelir kaynağıdır. Çay işleyen fabrika ve sunta fabrikası başlıca sanâyi kuruluşlarıdır. İlçe merkezi Doğu Karadeniz Dağlarının yüksek yamaçlarında yer alır. İl merkezine 21 km mesâfededir. Eski ismi Karadere’dir. 1960’ta ilçe olan Kalkandere’nin belediyesi 1953’te kurulmuştur.
Pazar: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 37.241 olup, 11.068’i ilçe merkezinde, 26.173’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 45 köyü vardır. İlçe toprakları dar kıyı ovası ile hemen ardından yükselen dağlardan meydana gelir. Dağlar derin akarsu vâdileriyle parçalanmış olup, ormanlarla kaplıdır. Başlıca akarsuları Pazar, Merdivenli, Kalecik, Bodaçavi ve Ocak dereleridir.
Ekonomisi tarım ve balıkçılığa dayalıdır. Başlıca tarım ürünü çay olup, ayrıca az miktarda armut, patates, fındık, puro tütünü ve mısır yetiştirilir. Kıyı kesimlerde balıkçılık, iç kesimlerde ise sığır besiciliği yaygındır. Çay fabrikaları, balık yağı ve balık unu üreten tesisler başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi, deniz kıyısında, Pazar Deresinin denize döküldüğü yerde kurulmuştur. Rize-Artvin karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 38 km mesâfededir. İlçe belediyesi 1854’te kurulmuştur.
Târihî Eserler ve Turistik Yerleri
Rize, Karadeniz bölgesinin en güzel köşelerinden biridir. Ilık iklimi, gür ormanları, karlı ve bulutlu dağları, denizi, içme ve ılıcaları ve her mevsim yemyeşil tabiî güzelliğiyle çok zengin bir turizm potansiyeline sâhiptir. Maviyle yeşilin kucaklaştığı müstesna bir yer ve Anadolu’nun zümrüt bir köşesidir. Tabiatın her yönüyle dört mevsimin aynı anda yaşandığı bir ildir. Târihî eserler yönünden zengin olan ilimizde, bu eserlerin bakımsızlıktan çoğu kaybolup gitmiştir.
Rize Kalesi: On dördüncü asırda yapıldığı tahmin edilen kale şehir merkezinin güneybatısında 180 m yükseklikte bir tepenin üzerindedir. 480 m2lik bir alanı kaplayan kale Aşağı Kale ve İç Kaleden meydana gelmekteydi. Yoğun yerleşme sebebiyle Aşağı Kale tamâmen yok olmuş, batı tarafında bâzı sur parçaları ve kuleleri günümüze ulaşabilmiştir. İç kale de yakın zamâna kadar çok harap haldeyken Kültür Bakanlığınca tâmir edilmiştir.
Zil Kalesi: Çamlıhemşin ilçesine bağlı Zilkale köyündedir. Yapım târihi kesin olarak bilinmeyen kalenin altıncı asırda yapıldığı tahmin edilmektedir. Büyük bir kaya kütlesinin en yüksek yerinde olup harap vaziyettedir.
Kale-i Bâlâ: Çamlıhemşin ilçesine 40 km uzaklıktadır. 150 m yükseklikte bir tepe üzerine yapılmıştır. 16 burcu ve bir gözetleme kulesi vardır.
Pazar Kalesi: Pazar ilçesinde deniz kenarında ve kayalar üzerindedir. Cenevizlilerden kalmıştır. Kalenin sâdece bir gözetleme kulesi günümüzde sağlamdır. Bölgede Kız Kulesi adıyla bilinmektedir.
İslâmpaşa Câmii: Aynı isimle anılan mahallededir. 1570’te İskender Câfer Paşa tarafından yaptırılmıştır. İskender Câfer Paşa ve Kurşunlu Câmii olarak da bilinir. Kesme taştan yapılmıştır. Kubbe kasnağı 24 pencerelidir.
Gülbahar Câmii: Yavuz Sultan Selim Hanın annesi Gülbahar Hâtun tarafından on altıncı asırda yaptırılmıştır. Kare plânlı, kubbeli câmi 1952’de tâmir ettirilmiştir. Aynı isimle anılan mahallededir.
Câferpaşa Câmii: Çayeli ilçesinde Rize Fâtihi Câfer Paşa tarafından 15. asırda yaptırılmıştır.
Seslikaya Köyü Câmii: Seslikaya köyünün merkezinde yer alır. Eser ahşap süslemelerin en güzel örneğidir. Yapı malzemesi muntazam yomutaş ve ahşaptır. Câmi 1801 senesinde yapılmıştır.
Mesire yerleri: Rize ilinde tabiî güzellikler sayılamayacak kadar çoktur. İlin her tarafı ve bilhassa orman içlerinde çok güzel mesire yerleri vardır. Rize sâhillerinin her tarafı çok güzel manzaralı olup Pazar ve Ardeşen ilçeleri arası denize girmeye çok müsâittir. Tabiî plajlar çoktur. Merkez ilçenin kıyı köylerinde tabiî plaj ve kumsallar bulunur.
İkizdere ilçesinde Çamlık mevkii, merkez ilçede Çiftekavak, Taşlıdere ve Dağbaşı mevkileri, Zirâat Bahçesi, Kale Bahçesi çok güzel mesire yerleridir. Pazar ve Çamlıhemşin yaylalarının manzaraları şahânedir.
Trabzon Taşları: İkizdere ilçesinin Demirkapı köyündedir. Geceleyin Trabzon’un ışıkları seyredilir. İkizdere hidrolik santralı bir vâdi ortasında yeşilliklerle kaplı bir bölgede yer alır. Burada akan çağlayanlarda alabalık avlanır. Çağlayan köyü alabalık çiftliğinde senede 250 bin alabalık üretilir. Aynı zamanda burası mesire yeridir. Moliva Tepesi güzel bir dinlenme alanıdır.
Kaplıca ve içmeler: Rize topraklarında çeşitli şifâlı su kaynakları vardır. Başlıcaları şunlardır:
Andan İçmeleri: İl merkezine 40 km mesâfede Küçükçayır köyü yakınındadır. Konaklama tesisleri mevcut olan kaplıcanın suyu mîde, barsak, karaciğer ve safrakesesi hastalıklarına ve şişmanlığa tavsiye edilmektedir.
Şimşirli İçmesi: İkizdere ilçesi yakınlarındadır. Tesisleri mevcut değildir. Suyu idrar söktürücüdür.
Ayder Kaplıcası: Çamlıhemşin ilçesinin Kaplıca köyündedir. Tesisleri mevcut olup, kaplıca suyu, mîde, barsak, karaciğer ve safra yolu rahatsızlıklarına, rejime riayet etmek şartıyle şişmanlara tavsiye edilir.
Varda İçmesi: İştah açar, mîde ağrılarına böbreklerdeki taşların düşmesine, romatizma ve bel ağrılarına iyi gelir.
Kaynak
Rehber Ansiklopedisi
RAŞiT TUNCA
BAŞAĞAÇLI RAŞiT TUNCA

FORUMUMUZDA
Dini Bilgiler...
Kültürel Bilgiler...
PNG&JPG&GiF Resimler...
Biyografiler...
Tasavvufi Vaaz Sohbetler...
Peygamberler Tarihi...
Siyeri Nebi
PSP&PSD Grafik
ALLAH
BAYRAK
Radyo Karoglan
Foruma Misafir Olarak Gir
Forumda Neler Var
GALATASARAY
FENERBAHÇE
BEŞiKTAŞ
TRABZONSPOR
MiLLi TAKIM
ETKiNLiKLERiMiZ
Portal
Forum
Search
Community 
Forum Statistics
Forum Team
Calendar
Members
» Latest member:
» Forum threads: 5,258
» Forum posts: 5,849
Read More / Comment 
