MUHAMMED

Muhammed


BAYRAK

TC.Bayrak



Welcome, Guest
You have to register before you can post on our site.

Username
  

Password
  





Forum Statistics
Members:» Members: 7
Latest member:» Latest member: Muhammed
Forum threads:» Forum threads: 5,258
Forum posts:» Forum posts: 5,849

Full Statistics Full Statistics

DOWNLOADEN


“Downloaden Bölümümüzden BEDAVA Grafik Paketleri,E-Kitaplar ve Bedava Bilgisayar Programlarını Tek TIKLA BEDAVA indirebilirsiniz”
(Raşit Tunca)




AYET

“Yeryüzüne muhakkak benim iyi kullarım varis olacaktır”
ENBİYA Suresi 105


FELSEFEMiZ

“ iSLAM OKUMAK YAZMAK YADA ÇiZMEK DEĞiLDiR, Yahutta O Hadis şöyle, Bu Ayette böyle diyor Diye Papağanlıkda Değildir. islam Kuranı ve sünneti HAYATINA TATBiK edip, Onunla Yaşayabilmekdir”
(Karoglan Raşit Tunca Sözü)


Raşit Tunca Sözü

“Yüzme bilmek Denizden çıkmana fayda vermez, taaki yüzme biliyorsan, denizedee düştüysen, ellerini, kollarını, ayaklarını çırpacaksın, ve birde tutuncak dal bulacak, tutunup çıkacaksın. ilimde böyledir, bir ilmi bilmek fayda etmez, taaki, onu hayatında tatbik edesiye, Dinde böyledir, din bilmek imanını kurtarmaz, taaki, ne zaman, bildiğin öğrendiğin dinini hayatında tatbik edip, yaşadın, o zaman belki kurtulursun.”
(Karoglan Raşit Tunca Sözü)

GÜZEL SÖZ

“ Bazen Hata Yapıvermek, Doğruyu bulmanın ilk Basamağıdır.
(Başağaçlı Raşit Tunca Sözü)



GÖNÜL İNSANI MEVLÂNÂ CELÂLEDDÎN-İ RÛMÎ

Asırlar boyu birçok medeniyete ev sahipliği yapan Anadolu, aynı zamanda ilimlerin buluştuğu bir mekân hâline gelmiş, geçmişin maddi ve manevi mirası üzerine şekillenerek kültür hareketleri bakımından oldukça zengin bir coğrafya olmuştur. Anadolu’da yaşayan pek çok ilim ve irfan ehli, hakikate giden yolda kendilerine mahsus özellikleriyle derin izler bırakmış, bu coğrafyanın düşünce hayatına, kültürüne önemli katkılarda bulunmuş ve fikirleri, eserleri, örnek hayatlarıyla geçmişten günümüze seslerini tesirli bir şekilde duyurmuşlardır. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî de sesini yüzyılları aşarak bugüne ulaştıran o bilge insanlardan biridir.
Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, XIII. yüzyıldaki haçlı ve Moğol istilaları karşısında Anadolu toplumunun içine düştüğü bunalım dönemini bütün sıkıntılarıyla bizzat yaşamış, çevresindeki insanların ıstıraplarına şahit olmuş, yaşanan acıların bütün etkilerini müşahede etmiştir. Dönemin siyasi, sosyal, dinî ve kültürel yapısını iyi bildiğinden, hiçbir ayrım yapmadan bütün mazlumları manevi bakımdan desteklemiş, iç dünyalarını keşfetmelerinin yollarını göstererek onların sıkıntılarını hafifletmek istemiştir. Böylece farklılıklar arasında yeni bir ahenk oluşturmuştur. Düşüncelerindeki birleştiriciliği ile Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Anadolu’nun çeşitli krizler sebebiyle acı çektiği bir devirde yeniden bütünleşmeye önderlik etmiş; Anadolu’ya göç eden âlimler, şairler, mutasavvıflar, sanatkârlarla birlikte Haçlı ve Moğol saldırılarına karşı büyük bir mukavemet oluşturmuştur. Onunla birlikte “Beri gel daha beri” diye seslenen bir davetin ve herkesi “tanış olmaya” çağıran bir muhabbetin sıcaklığına bürünen Anadolu, “sen bensin, ben senim” sözleriyle bütünleşen bir anlayışın, “milletlere bir gözle bakan” asil bir düşüncenin, İslam nuruyla donanan, sevgi, merhamet, hoşgörü ve barış ahlakı üzerine inşa edilen bir yükselişin merkezi olmuştur.
Devrin insanlarına güven ve huzur telkin eden Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, ilahi aşk, sevgi ve hoşgörüyü merkeze alarak İslam inancını gönüllere nakşetmeyi hedefleyen bir anlayışın öncülerindendir. O; Allah, kâinat ve insan arasındaki ilişkiye de aşk penceresinden bakmıştır. Ona göre kulluğun gıdası aşk ve sevgidir. Aşk ve sevgi hakikate ulaşmaya vesile iki kanattır. Onlar olmadan insanın hakikate yol alması, Peygamber ahlakıyla ahlaklanması mümkün değildir. Bu sebeple Mevlânâ, ilahi aşkını ve engin düşüncelerini anlatmak için şiiri bir araç olarak kullanmış; dünya hayatının sıkıntıları içinde bocalayanları dış âlemden kendi iç âlemlerine yönelmeye davet ederken sanatın etkili kollarından ustalıkla faydalanmıştır. Dünya malına iltifat etmeden ruh yumuşaklığını, iç huzuru ve manevi değerleri dikkate alarak örnek bir insan olmanın yollarını anlattığı eserlerinde, insanın, kim olduğunu ve sorumluluklarının neler olduğunu bilmesine yarayacak öğütler sunmuştur.
Mevlânâ’nın insanı merkeze alan ve günümüz insanının gönül dünyasına da hitap eden bütün öğütlerinde sevgi, hoşgörü, dostluk ve farklılıkları zenginlik görme anlayışı vardır. Başta tasavvufi düşüncenin tüm konularını kapsayan ve İslam kültürünün en önemli eserlerinden sayılan Mesnevi olmak üzere onun bütün eserleri, Allah, Kur’an, Peygamber ve insan sevgisiyle yoğrulmuştur. Gazel ve rubailerden meydana gelen ve ilahi aşkını, gönül derdini şiirin imkânlarından faydalanarak anlattığı Dîvân-ı Kebîr, kendi meclisindeki sohbetlerinden oluşan Fîhi mâ Fîh, vaazları ve konuşmalarının derlendiği Mecâlis-i Seb‘a, muhtelif kimselere yazdığı mektuplardan müteşekkil Mektubat adlı eserlerinde de ana fikir hemen hemen aynıdır. Ona göre yaratılan her şey insana varlık sebebini hatırlatan birer remizdir.
Mevlânâ, anlam zenginliği hayli yüksek olan eserlerinde, İslam düşüncesine ait kavramlar üzerinden insanın değerini ortaya koyar ve onu en güzele, merhamete, sevgiye yönlendirmeyi gaye edinir. Ve güzel ahlak ile tezyin edilmiş bir ruhun sahibi olarak insanın kanaatkâr, mütevazı, dürüst, cömert, yardımı seven, sorumluluk sahibi, çalışkan, doğru sözlü olmasını ön plana çıkarır. Mevlânâ’da insan sevgisinin coşkun olması, onun insanı varlığın özü, kâinatın kalbi olarak görmesindendir. O, kendi içinde bir âlem olan insana çeşitli anlamlar yüklerken aşk yönü ağır basan “kâmil insan” kavramını kullanır. Bilgelik, sevgi ve hoşgörü gibi değerleri kendinde toplayan kâmil insan, büyük âlemin bir yansımasıdır ve “Bir katrede gizlenmiş bir deniz, bir zerreye sığmış güneş”tir. Mevlânâ’ya göre âlemin özü ve her türlü hoşluğun madeni olan insan, şayet kendi varlığının ve cevherinin farkında değilse, bundan gafilse ona yazık olmuştur.
Fikirleriyle, eserleriyle bütün insanlığı kucaklayan Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, susuz kalana su, yolunu kaybedene ışık olmuş çok yönlü bir düşünce ve gönül insanıdır. Yaratılana, onu yaratan cihetiyle değer vermesinin kaynağı ise şüphesiz ki Kur’an ve sünnettir. O, kendisinin Kur’an’ın kölesi, Hz. Peygamber’in yolunun tozu, toprağı, Allah dostu bağrı yanık bir âşık olduğunu ifade ederken bunun dışındaki herhangi bir yaklaşımdan rahatsızlık duyacağını belirtmiştir. İçinde bulunduğu toplumun sorunlarına Kur’an-ı Kerim ve hadislerin ışığında çözümler sunan Mevlânâ’nın düşünceleri, sadece yaşadığı dönemle, coğrafyayla sınırlı kalmamış, her dem tazeliğini koruyan eserleriyle epeyce geniş bir zamana ve mekâna yayılmıştır. Onun sözlerinin ve dizelerinin insanların zihin ve gönül dünyalarında açtığı pencereler, maddi olana bağımlılığın alabildiğine arttığı çağımızda da duygu ve düşünce mahzenlerini aydınlatmaya devam etmektedir.

Kaynak
Türk Diyanet Dergisi


Prof. Dr. Ali ERBAŞ
Diyanet İşleri Başkanı
Adıyaman Hakkında Bilgiler

ADIYAMAN
Doğu Anadolu’nun Yukarı Fırat kısmı ile Güneydoğu Anadolu bölgesinin Orta Fırat bölgesi arasında yer alan bir ilimiz. Diyarbakır, Urfa, Gaziantep, Kahramanmaraş ve Malatya illeri ile çevrilidir. 37o25' ve 38o10' kuzey enlemleri ile 37o25' ve 39o15' doğu boylamları arasında yer almaktadır. Adıyaman eski medeniyetlerin yatağı olan bir yerde kurulmuştur. Önceleri Malatya’ya bağlı bir ilçe iken, 1954 senesinde Malatya’nın iki idari bölüme ayrılmasıyla il olmuştur. Trafik kodu 02’dir.
İsminin Menşei
Cumhuriyet devrine kadar Adıyaman’ın ismi “Hısn-ı Mansur” (Mansur Kalesi) idi. Bu kale Emevi komutanlarından Mansur İbn-i Canena tarafından Bizans’a karşı yaptırılmıştır. Adıyaman ismi ise Vadi-i Leman, Vadüleman (Güzel vadi) isminin zamanla çevrilmiş şeklidir. Diğer bir rivayete göre ise “Adıman”dan, bunun da Hititlerce iskan edilen yer manasına “Etiman”dan gelmiştir.
Başka bir rivayete göre çok eski devirlerde Adıyaman’da putperest bir hükümdarın hak dine inanmış yedi oğlu varmış. Bu yedi genç putperest babalarının dinine inanmadıkları için öldürülmüşler. Bundan dolayı Adıyaman isminin “Yedi Yaman”dan geldiği söylenir. Bu yedi kardeşin mezarı Adıyaman’ın güneyindedir.
Tarihi
Adıyaman ilinde birçok tarihi büyük şehirlerin kalıntıları vardır. Şehrin tarihi çok eski devirlere dayanmaktadır. Bu bölge Anadolu’da tarihi devrini açan Hitit İmparatorluğu’nun ve Kargamış Hitit Krallığının bir tapınağı idi. Göç ve istila yolu üzerinde bulunan bu bölge birçok defa el değiştirmiştir. Mitanniler, Samiler, Babilliler, Asurlular, Medler, Persler, Filip oğlu İskender, Selevkaslar, Romalılara tabi Kommagene Krallığı, Bizans, Suaniler, yedinci asırda Müslüman Araplar ve tekrar Bizanslılar arasında el değiştirmiştir.
1071 Malazgirt Zaferinden sonra Anadolu Selçuklu Türk Devletinin kurucusu ve Anadolu Fatihi Selçuklu Kutalmışoğlu Birinci Sultan Süleyman Şah’ın kumandanlarından Buldacı Bey, bu bölgeyi fethetmiştir. Birinci Haçlı seferinde elden çıkan bu toprakları Zengilerden Atabey Nusreddin Haçlılardan geri almıştır. Eyyubiler’e kısa bir müddet geçen bu bölge on üçüncü asır başında yeniden Anadolu Selçukluları’na bağlanmıştır. Bu asrın sonlarında İlhanlılar sonra da Memluklüler bu bölgeye hakim olmuşlardır. 1398’de Sultan Yıldırım Bayezid burasını Memluklülerden almıştır. Bayezid, Timur karşısında yenilince bu bölgeyi Dulkadiroğulları ele geçirmiş ve 1516’da Yavuz Sultan Selim yeniden burayı Osmanlı Devletinin topraklarına katmıştır.
Osmanlı Devletinde Samsad merkez olmak üzere Maraş (Dulkadir) beylerbeyliğine (eyaletine) bağlı bir sancak (vilayet) olmuştur. Tanzimattan sonra Hısn-ı Mansur (Adıyaman), Malatya sancağının 5 kazasından biriydi. 1955’te Malatya’dan ayrılan 4 kaza ile merkezi Adıyaman olmak üzere yeni bir il teşkilatı kuruldu. Anadolu’da en eski bir Türk beldesi olan bu ilimiz tarihte pek çok savaşlara da sahne olmuştur.
Fiziki Yapı
Dağları: Adıyaman, Malatya dağları (Güneydoğu Torosları)nın güney yamaçlarında yer alır. Birbirine dayanıp sıkışmış sıralar halinde geniş bir yer kaplayan bu dağlar güneye indikçe alçalır ve Güneydoğu Anadolu düzlüklerine karışır.
Güneydoğu Torosların çıplak sırtlarının uzandığı kuzey kısmında yüksek tepeler bulunur. Akdağ (2551 m), Dibek Dağı (2549 m), Ulubaba Dağı (2533 m), Gördük Dağı (2206 m) ve Nemrut Dağı (2100 m) güney tarafı verimli ovalar ve yaylalar ile kaplıdır. En alçak yeri Fırat Nehri ile Göksun Çayının birleştiği yerdir. Burası 650 m yüksekliktedir. Toros Dağları, ili ikiye böler. Besni-Adıyaman-Kahta bölgesinin kuzeyi dağlık, engebeli ve çıplaktır. Güneyi ise ovalık ve yeşilliktir. Ortalama yükseklik 1000 m civarındadır. İlin yüzölçümünün % 52’si dağlıktır. Ayrıca Karadağ, Bozdağ ve Tucat Dağı da başlıca yüksek dağlarıdır. Köylerin çoğu dağlık bölgelerde kurulmuştur. Samsat, Besni, Gölbaşı ve Kahta ilçeleri de dağlık bölgelerde bulunan yerleşim merkezleridir.
Akarsuları: Akarsular, kuzeyden güneye doğru birbirine paralel akarlar. En önemlileri Fırat’tır. Güneydoğu Torosları dar boğazlarla yaran Fırat, kuzey - güney sonra da Kuzeydoğu-güneybatı yönünde akar. Kuzeyden Kahta (Cendere) (114 km) ile Göksun (118 km) Fırat’a karışır. Besni ve Çakal deresi ile Keysun, Eğin ve Kalburcu çayları ilin önemli akarsularındandır. Akarsuları derindir.
Gölleri: Çok sayıda irili ufaklı göle sahib olan ilin, Gölbaşı, Abdülharab ve Azaplı gölleri en önemlileridir.
İklim ve Bitki Örtüsü
Kuzeyi dağlık ve güneyi ovalık olan Adayıman’da iki değişik iklim hüküm sürer. Dağlık kuzey kısımda kışlar yağışlı ve soğuk, yazlar sıcak ve kurak geçer (kara iklimi özellikleri). Güneyde ise kışlar ılık ve yağışlı, yazlar kurak ve sıcak geçer. Senelik yağış ortalaması 835 milimetredir.
Yüksek yerlerde kış çok şiddetli geçer. Ovalık bölgede ise sıcaklık kışın -3,9 dereceden aşağı düşmez. Akdeniz ikliminin değişik deniz iklimi ile kara iklimi hüküm süren tek ilimizdir.
Adıyaman, Güneydoğu Anadolu’nun en yeşil ilidir. Ormanlık arazi % 17’dir. Kuzeydeki dağların yamaçlarında meşe bozuğu korusu ve meşe baltalığı, yükseklerde de çam vardır. Güneydoğu Anadolu’nun bitki örtüsü bakımından en zengin ilidir.
Ekonomi
Adıyaman’ın başlıca gelir kaynağı tarım ve hayvancılıktır. Toprak tarıma elverişlidir ve tarım gittikçe modernleşmektedir. Bağ ve bahçe boldur, 25 çeşit üzüm yetişir. Bunlardan en meşhuru Besni’de yetişen “Peygamber Üzümü”dür. Bağcılıkta çok ileri gitmiştir. Tütün ekimi yapılmakta ve yüksek verim alınmaktadır. Şeker pancarı, pamuk, buğday, arpa, mercimek, nohut, pirinç, biber, afyon, sebze ve meyveler (İncir, dut, kayısı, zerdali ve armut) ile antepfıstığı yetiştirilir.
Kuruyemiş, pestil ve pekmezi meşhurdur. Pirinç, biber, kavun ve karpuz da oldukça fazla yetiştirilir. Besni pekmezi Anadolu’da isim yapmıştır. Halkın % 80’i tarımla uğraşır. Antepfıstığı önemli bir gelir kaynağıdır. Dağlarda bulunan 5 milyon yabani fıstık ağacı değerlendirildiğinde, Adıyaman büyük bir gelire sahip olacaktır. Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) ile Adıyaman ikinci bir Çukurova durumuna gelecektir.
Hayvancılık: Kıl keçisi sayısı koyun ve sığırdan fazladır. Tarımdan sonra ikinci gelir kaynağı hayvancılıktır. Hayvancılık genellikle aile işletmesi şeklindedir.
Madenler: Adıyaman’da krom, bakır ve petrol çıkar. Adıyaman’daki petrol kuyularının sayısı 40’ı geçmiştir. Günlük üretim 1988 yılında 6430 varil civarındadır. Yeni kuyular açılmakta ve mevcut kuyuların istihsalini artırma çalışmaları yapılmaktadır. Bu kuyular, Adıyaman il merkezi, Kahta Toybelen ve Sarıdana, Batı Fırat-Çemberlitaş yakınlarındadır.
Sanayi:  Adıyaman sanayi bakımından henüz gelişmemiştir. Sümerbank Adıyaman Pamuklu Dokuma Sanayii A.Ş. Fabrikası (1959), Adıyaman Tütün Bakımevi Peynir ve Tereyağı Fabrikası (kapasitesi düşüktür), Adıyaman Çimento Fabrikası, Et Kombinası ve Yem Fabrikası başlıca sanayi tesisleridir. Ayrıca Besni’de dokuma atölyelerinde “Savan” denilen bir yaygı dokunur. Küçük sanayi bir arada toplayan sanayi sitesi vardır. Madeni Eşya ve Makina Aksamı Fabrikası da ilin dördüncü fabrikasıdır. Halıcılık yeni yeni gelişmektedir. Yağ, un, tuğla, kiremit, çırçır, çeltik fabrikaları, Güney Gaz GPG dolum tesisi ve dokuma atölyeleri ile sanayi gelişme devresindedir. Kıl keçisi yününden dokunan kilimleri çok meşhurdur. Altı yüzü aşkın iş yerinden 210’unu dokuma ve deri işleyen atölye teşkil eder. Ayrıca 120 iş yeri gıda ve tütün, 110 iş yeri makina ve madeni eşyaya aittir.
Ulaşım:  66 kilometrelik bir yol ile Fevzipaşa-Malatya demiryoluna, 108 kilometrelik bir dağ yolu ile Malatya’ya, Fırat nehri üzerinde yapılan köprü ile Diyarbakır’a bağlanmıştır. Kahta bölgesinde Fırat üzerindeki köprü vasıtasıyla transit yol ile civar illere bağlanmıştır. Demiryollarından istifade için Gölbaşı ilçesine gitmek icab eder.
Nüfus ve Sosyal Hayat
Nüfus: Adıyaman’ın 1990 sayımına göre toplam nüfusu 513.131 olup, bunun 219.304'ü şehirlerde, 293.827'si köylerde yaşar. Kilometrekare başına 69 kişi düşmektedir. Adıyaman’ın yüzölçümü 7614 km2dir.
Eğitim: Adıyaman il sınırları içinde 83 anaokul, 693 ilkokul, 39 ortaokul, 8 mesleki ve teknik ortaokul, 11 lise, 11 mesleki ve teknik lise ve 7 ilköğretim okulu vardır.
Örf ve adetler: Halkın % 80’i tarımla uğraştığından yazın bağ ve bahçelerine çıkarak sonbaharda evlerine dönerler. Düğünler eski usule göre yapılır. Köylerde çamaşır günü vardır. Halk oyunları; Ağır Halay, Düz Halay, Berde, Üç Ayak, Hava, Dile, Ağır Hava, Lorke, Pekmezo, Tırpano, Kudaro, Hasandağlı ve Dukuzoğlu’dur. Kadın ve erkeklerin giydikleri başlık, şalvar, gömlek, kemer, önlük, yelek ve hatta ayakkabı, çoraplar ayrı bir özellik gösterir.
İlçeleri
Adıyaman'ın biri merkez olmak üzere 9 ilçesi vardır.
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 175.647 olup, 100.045'i ilçe merkezinde 75.602'si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 44, (:::)ınar bucağına bağlı 11, Bağpınar bucağına bağlı 7, Koçali bucağına bağlı 8, Kuyucak bucağına bağlı 15 köyü vardır. Yüzölçümü 1702 km2 olup, nüfus yoğunluğu 103'tür.
İlçe toprakları engebeli alanlar ve yaylalardan meydana gelmiştir. İlçe merkezi bir vadide kurulmuştur. Şehir, Emeviler tarafından eski Perre kenti yakınlarında kuruldu ve etrafı Bizans saldırılarına mani olmak için surlarla çevrildi. Daha sonra Abbasiler zamanında tamir edilen kale, günümüzde harab vaziyettedir.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, nohut, pamuk, tütün ve antepfıstığıdır. Tarım ürünleri daha çok Gaziantep'te pazarlandığı için, ilçede ticaret gelişmemiştir. Sümerbank Pamuklu Dokuma Sanayi, Peynir ve Tereyağ Fabrikası, Çimento Fabrikası, Madeni Eşya ve Makina Aksamı Fabrikası başlıca sanayi kuruluşlarıdır.
Eski ismi Hısn Mansur olan Adıyaman, Malatya'ya bağlı bir ilçe iken, 1954'te çıkarılan bir kanun ile il merkezi haline getirildi.
Besni: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 88.531 olup, 26.076'sı ilçe merkezinde 62.455'i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 20, Çakırhöyük bucağına bağlı 16, Kızılin bucağına bağlı 7, Suvarlı bucağına bağlı 5, Şambayat bucağına bağlı 5 köyü vardır.
İlçe toprakları engebeli alanlar ve platolardan meydana gelir. Batısında Güneydoğu Toroslar yer alır. Doğu ve güneyi batı kesimine göre alçak olup, genelde plato özelliği gösterir. İlçenin en önemli akarsuyu Göksu Çayıdır. İlçenin doğu ve güneydoğusunda Besni ve Keysun ovaları yer alır.
Ekonomisi tarıma dayanır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, antepfıstığı, tütün, üzümdür. Hayvancılık ilçe ekonomisinde önemli yer tutar. Küçük dokuma atölyelerinde savan adı verilen geleneksel bir yaygı türü dokunur.
İlçe merkezi Güneydoğu Torosların güney eteklerinde ve Göksu'nun bir kolu olan Besni deresinin kenarında kurulmuştur. Kahramanmaraş-Adıyaman karayolu ilçe merkezinden geçer. İl merkezine 44 km mesafededir. Malatya'ya bağlı ilçe iken 1926'da Gaziantep'e, 1933'te tekrar Malatya'ya, 1954'te ise il haline getirilen Adıyaman'a bağlandı.
Çelikhan: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 21.391 olup, 8033'ü ilçe merkezinde, 13.358'i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 16 köyü vardır. Yüzölçümü 584 km2 olup, nüfus yoğunluğu 37'dir.
İlçe toprakları dağlıktır. Güneydoğu Torosların bir kolu olan Malatya Dağları toprakların tamamını kaplar. Batısında Buzdağı, doğusunda ise Karlık dağı yer alır. Bu dağlar arasında akan Karaçay ilçenin en önemli akarsuyudur.
Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. En kıl keçisi beslenir. Hayvancılık ilkel yollarla yapıldığından verim düşüktür. Tarıma elverişli arazi çok azdır. Başlıca tarım ürünleri buğday ve armuttur.
İlçe merkezi Karaçay Vadisinde kurulmuştur. Köy görünümünde, gelişmemiş küçük bir yerleşim merkezidir. İlçe belediyesi 1954'te kurulmuştur. İl merkezine 60 km mesafededir.
Gerger: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 32.587 olup, 3.854'ü ilçe merkezinde, 28.733'ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 36, Taraksu bucağına bağlı 7 köyü vardır. Yüzölçümü 702 km2 olup, nüfus yoğunluğu 46'dır.
Genelde engebeli alanlardan meydana gelen ilçe toprakları plato görünümündedir. Malatya Dağları ilçe topraklarının bir bölümünü kaplar. En önemli akarsuyu Fırat Nehridir. Fırat Nehri ve kolları çevresinde dar düzlükler vardır.
Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. Mer'alarda çok sayıda kılkeçisi ve koyun beslenir. Kıl, deri, süt ve süt ürünleri elde edilen başlıca hayvansal ürünlerdir. Az olan tarıma elverişli arazide buğday ve arpanın yanında, az miktarda üzüm, nohut, mercimek, pamuk, elma, susam ve antepfıstığı yetiştirilir.
İl merkezine en uzak ilçe olup, Diyarbakır'a yakındır. Köy görünümünde olan ilçe, il merkezine 99 km mesafededir. İlçe belediyesi 1957'de kurulmuştur.
Gölbaşı: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 55.358 olup, 29.588'i ilçe merkezinde, 25.770'i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 17, Belören bucağına bağlı 8, Harmanlı bucağına bağlı 5 köyü vardır. Yüzölçümü 784 km2 olup, nüfus yoğunluğu 71'dir.
İlçe topraklarının kuzeyinde Malatya Dağları yer alır. Dağlardan kaynaklanan suları Aksu Çayı ve Göksu Çayı toplar. Tektonik kökenli bir çukurda Gölbaşı, Azaplı ve İnekli isimli üç gölden meydana gelen Gölbaşı gölleri yer alır. Aksu Çayı Azaplı Gölünden doğar. Bu göllerin en büyüğü Gölbaşı Gölüdür.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa ve şekerpancarı olup, ayrıca az miktarda elma, nohut, antepfıstığı, mercimek ve susam yetiştirilir. Bağcılık gelişmiş olup, ilin en fazla üzüm yetiştirilen ilçesidir. Hayvancılık küçük çapta yapılır. İl topraklarında fosfat, linyit yatakları vardır.
İlçe merkezi, Gölbaşı Gölünün güneyinde kurulmuştur. Malatya ve Adıyaman'ı Kahramanmaraş'a bağlayan kavşak üzerindedir. İl merkezine 64 km mesafededir. Kuzeyinden Fevzipaşa-Malatya demiryolu geçer. 1958'de ilçe olan Gölbaşı'nınn belediyesi de aynı sene kurulmuştur.
Kahta: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 94.928 olup, 40.281'i ilçe merkezinde, 54.647'si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 27, Akıncılar bucağına bağlı 12, Damlacık bucağına bağlı 10, Narince bucağına bağlı 18 köyü vardır.
İlçe topraklarının kuzeyi dağlık, güneyi ise ovalıktır. Dağlardan güneye doğru inildikçe önce platolar daha sonra da geniş ovalar yer alır. İlçe topraklarını Kahta Çayı ile Kalburcu Çayı sular. Kahta Çayı üzerinde Kahta Barajı yapımı sürdürülmektedir. Kahta barajı ve Atatürk barajı tamamlandığı zaman ilçe topraklarının bir bölümü sular altında kalacaktır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, nohut, mercimek ve üzüm olup, ayrıca az miktarda pamuk, susam, antepfıstığı ve elma yetiştirilir. Dağlık bölgelerde küçükbaş hayvan besiciliği yapılır.
İlçe merkezi Nemrut Dağı eteklerinde kurulmuştur. İl merkezine 36 km mesafededir. İlçede her sene çok sayıda turistin ziyaret ettiği tarihi kalıntılar vardır. Belediyesi 1920'de kurulmuştur.
Samsat: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 11.451 olup, 2458'i ilçe merkezinde, 8993'ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 17 köyü vardır. Yüzölçümü 339 km2 olup, nüfus yoğunluğu 34'tür.
İlçe toprakları genelde plato görünümündedir. İlçe topraklarını Fırat Nehri sular. Atatürk Barajında su tutulması üzerine ilçe topraklarının bir kısmı sular altında kalmıştır. Bu yüzden ilçe halkının bir bölümü başka yerlere göç etmiştir.
Tarım alanlarının büyük bölümünün sular altında kalması, gelişmemiş olan ilçe ekonomisini büyük ölçüde etkilemiştir. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa ve mercimektir.
İlçe merkezi, eskisinin Atatürk Barajı gölünün suları altında kalması üzerine 1988'de bugünkü yerine taşındı. Eski ilçe merkezi Fırat Nehri kıyısında idi. Belediyesi 1960'da kurulmuştur.
Sincik: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 19.524 olup, 2503'ü ilçe merkezinde, 17.021'i köylerde yaşamaktadır. Merkeze bağlı 12 köyü vardır. Kahta ilçesine bağlı bir bucak iken 9 Mayıs 1990'da 3644 sayılı kanunla ilçe haline getirildi.
İlçe toprakları genelde dağlıktır. Kuzeyinde Malatya dağlarının uzantıları yer alır. Dağlar küçük akarsular tarafından parçalanmıştır. Ekonomisi hayvancılık ve tarıma dayalıdır. En çok küçükbaş hayvan besiciliği yapılır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, nohut, mercimek ve üzümdür.
Tut: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 13.714 olup, 6466'sı ilçe merkezinde, 7.248'i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 11 köyü vardır. Besni ilçesine bağlı bir bucak iken, 9 Mayıs 1990'da 3644 sayılı kanunla ilçe haline getirildi.
İlçe toprakları engebeli alanlar ve platolardan meydana gelir. Kuzeyinde Akdağ yer alır. Topraklarını Göksu Çayı sular. Ekonomisi tarıma dayanır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, antepfıstığı, tütün ve üzümdür. Hayvancılık gelişmiştir. İlçe merkezi Akdağ eteklerinde kurulmuştur.
Tarihi Eserler ve Turistik Yerleri
Çeşitli ve en eski medeniyetlerin kurulduğu bu bölge tarihi ve tabii özellikleri bakımından çok zengindir.
Kaleler:
Adıyaman Kalesi: Sekizinci asırda Emevi kumandanı Mansur bin Cavene tarafından Bizans’a karşı savunma maksadıyla yaptırılmıştır. Şehrin tam ortasında yığma bir tepenin üzerindedir. Harun Reşid tarafından tamir ettirilen kale üç kapılıdır. Kapı kitabeleri meşhurdur. Günümüzde kale yıkıntı durumundadır.
Besni Kalesi: Hititler devrinde inşa edilen kale Besni ilçesindedir. Eti Krallığını kuran İnsend yaptırmıştır. Halen kale yıkıntı halindedir.
Gerger Kalesi: Gerger ilçesinin güneyindeki Oymaklı köyündedir. Berber kalesi adıyla da tanınır. Sarp bir kayalık üzerinde olmasından dolayı günümüze kadar bozulmadan gelmiştir.
Kahta Kalesi: Kahta’nın 20 km kuzeyindedir. Hitit devrinden kalmadır. Kahta Çayı ile çevrili sarp ve kayalık bir tepe üzerindedir. Üzerindeki kabartma heykeller Roma ve Bizanslılara aittir. Sultan Birinci Mahmud Han devrinde tamir edilmiştir. Anadolu’daki yazılı kayaların en büyüğü buradadır.
Keysun Kalesi: Besni ilçesinin Çakırhöyük bucağında geniş bir ovanın ortasında kurulmuştur. Sık sık savaşlara sahne olan kale, çok defa yıkılmış ve tekrar yapılmıştır. Kalenin höyüğü ve su kaynakları meşhurdur. Günümüzde surlarından sadece bir kaç parça kalmıştır.
Camiler:  Çeşitli medeniyetlere merkez olan Adıyaman’da birçok cami ve ibadethane vardır. Meşhur camilerden bazıları şunlardır:
Çarşı Camii: 1557 senesinde Hacı Abdülgazi tarafından inşa edilmiştir. Çeşitli zamanlarda tamir gören camii ilk özelliklerini kaybetmiştir.
Kab Camii: Kab Mahallesinde olan cami 1768’de yaptırılmıştır. Daha sonra yıkılması üzerine 1923’de Hacı Mehmed Ali tarafından tekrar yaptırılmıştır. Kesme taştan olup düz bir ahşap tavanla örtülüdür.
Eski Saray Camii: 1638’de İbrahim Bey tarafından yaptırılmıştır. Bu sebeple İbrahim Bey Camii de denir. Çeşitli tarihlerde onarım gördüğünden bazı bölümleri eski özelliğini kaybetmiştir.
Ulu Cami: Adıyaman’ın en büyük camii olup, Dulkadiroğlu Alaüddevle tarafından yaptırılmıştır. Eski ismi Kebir idi. 1863’te yıkılması üzerine yeniden yaptırılan cami 1902’de baştan sona onarılmıştır.
Türbeler:
Abuzer-i Gıfari Türbesi : Adıyaman’ın 5 km doğusunda Ziyaret köyü girişindedir. Kapısındaki kitabe 1136 tarihlidir. Türbe, Dördüncü Murad’ın emri ile yapılmıştır. Yanında bir mescid vardır.
Mahmud-ı Ensari Türbesi: Adıyaman’ın 5 km doğusunda Ali Dağının yüksek bir tepesindedir. Kitabesi 1126 tarihlidir. Sultan Dördüncü Murad’ın emri ile Bağdad seferi dönüşünde Sahabeden Mahmud-i Ensari adına yaptırılmıştır.
Adıyaman’da bulunan diğer tarihi yerlerden bazıları şunlardır:
Karakuş: Kahta’nın 12 km kuzeyindedir. Dört sütunlu bir dikilitaştır. Sütunların birinin tepesinde başı kopuk büyük bir kartal heykeli, batıdakinin tepesinde Mithrijates kabartması vardır. Öbür ikisinde heykel yoktur. Kommogene Krallığı devrine aittir
Cendere Köprüsü: Kahta’nın 18 km kuzeyindedir. Fırat Nehri üzerindeki tek gözlü taş köprü Romalılar veya Kommagene krallığı devrinden kalma olduğu sanılmaktadır. Köprünün ayakları sert kayalıklara oturtulmuş olup; boyu 30, su seviyesinden yüksekliği 18 metredir.
Göksu Köprüsü: (:::)ınar bucağına bağlı Gümüşkaya köyünün 3 km kuzeyinde Göksu çayı üzerindedir. Romalılar zamanında yapılmıştır. 150 sene kadar önce iki köy arasında çıkan otlak kavgası sırasında dinamitlenerek yıkılmıştır.
Pirin (Perre) Mağaraları: Eski devirlere ait yerleşme yeri (şehri) olan bu mağaralar 200’den fazladır. Mağaralardaki yontma ve oymalar oldukça mükemmeldir. O günün şartlarına göre mağaralar bölme bölmedir. Adıyaman’a 5 km uzaklıkta bulunan ve dünyanın en eski şehirlerinden olduğu tahmin edilen bu mağaralar, elle kazılmış, oyulmuş ve mesken olarak kullanılmıştır. Mağara duvarlarında elle çizilmiş resimler de vardır.
Nemrud Dağı Heykelleri: Kahta'nın 25 km kuzeyinde 2206 m yükseklikte Nemrud Dağı üzerindedir. Dünyanın sekizinci harikası olarak isimlendirilir. Sümer krallarından Göğsa (Gövsa) bu bölgeye yazları, yazlığa çıkardı. Birinci Antiochus buraya taştan bir anıtkabir yaptırmıştır. Antiochus’un mezarı 50 m yüksekliğindedir. Tabanı 150 metredir. Etrafında o devirde tapılan put heykelleri doludur. Bunlar, hepsini içine alan taş bir duvar ile çepeçevre sarılıdır. Bu taş heykeller M.Ö. birinci asırdan kalmadır. Nemrud Dağındaki bu taş heykellerin, Kur’an-ı kerimde bildirilen ve İbrahim aleyhisselamı ateşe atan Nemrud ile ilgisi yoktur. Bu taş heykeller, Kommage Krallığına ve taptıkları putlara aittir. Yığma taş ile yapılan taş heykeller, dünyanın en büyük açık hava müzesidir.
Haydaran kabartmaları: Adıyaman’ın 17 km uzaklığında Haydaran köyündedir. Kaya mezarlarının birinde kayalara ayrılmış bir kadın ve bir erkek kabartmasının arasında ışık sızan bir yıldız vardır.
Mesire yerleri: Adıyaman tabii güzellikler açısından çok zengin değildir. Gölbaşı ilçesindeki göl kıyılarının tabii manzarası bir hayli güzeldir. Değirmenli, Malatya-Gölbaşı yolu üzerinde meyvelik, sular ve küçük çağlayanlarla süslü bir mesire yeridir. Besni yakınlarındaki Çeşme ve Kurupınar, gezme ve dinlenme yeridir.
Kaplıcaları: Adıyaman’da Çörmük, Kurçay ve Korucan olmak üzere üç kaplıca vardır. Ayrıca, Bişor çeşmesinden maden suyu çıkmaktadır.
Çörmük Kaplıcası: Besni’ye 13 km uzaklıktadır. Basur ve romatizma hastalıklarına iyi gelir.
Kuruçay Kaplıcası: Besni ilçesi yakınlarındadır. Romatizma ve basura iyi gelir.
Korucan Kaplıcası: Çelikhan’ın 15 km doğusunda dağlık bir bölgededir. Çeşitli hastalıklara iyi gelir.

Kaynak

Rehber Ansiklopedisi
Adana Hakkında Bilgiler

ADANA
Türkiye’nin güney bölgesinde “Beyaz Altın” (Pamuk) ambarı ve en bereketli toprakları bağrında bulunduran bir vilayeti. Türkiye’nin yüzölçümü bakımından dokuzuncu, nüfus bakımından dördüncü büyük şehridir. Doğu Akdeniz bölgesinde; Kayseri, Kahramanmaraş, Gaziantep, Niğde, İçel (Mersin) ve Hatay illeri ile çevrilidir. 36°32´ ve 38°23´kuzey enlemleri ile 34° 42´ ve 36°42´ doğu boylamları arasında yer alır. Güneyinde Akdeniz vardır. Trafik numarası 01’dir.
İsminin Menşei
Batılı tarihçiler, "Adana" isminin “Adanüs” ten geldiğini ileri sürerler. Halbuki, Hitit zamanına ait yazılı metinlerde Adana’dan “Adania” olarak bahsedilir. Anadolu’nun ilk sakinleri olan Hitit’lerin kurduğu tarihi bir şehirdir. Bazı putperest milletlerin taptıkları Uranüs’ün oğlu olan Adanüs ile ilgisi ise sadece isim benzerliğidir.
Tarihi
Adana ve Çukurova bölgesi çok eski devirlerden beri insanların yaşadığı bir yerleşim merkezi olmuştur. Eski tarihi belgelerde “Klikya” olarak bahsedilen Çukurova’dan Boğazköy’den çıkarılan Hitit yazılı levhalarında, “Uru Adania” (Adana ülkesi) kaydı vardır.
M.Ö. 1333 tarihinde Hititler, Kızzıvatna Krallığının elinde bulunan Çukurova’yı ele geçirmişlerdir. Bölge, Hititlerden sonra Asurluların, Perslerin, Makedonya kralı İskender’in, Romalıların ve Bizanslıların eline geçmiştir.
Abbasiler devrinde bu bölge Türkleşmiş ve o günden bu yana Türkün vatanı olmuştur. Hazret-i Ömer zamanında İslam orduları Adana’ya geldiler. Abbasi devrinde, Horasan ve Türkeli’den göçen Türkmen oymakları ve beyleri bu bölgeye yerleştirildiler. Halife Harun Reşid zamanında yapılan Haruniye şehri, Türk gönüllülerinden teşekkül ettirildi. 758 tarihinde 100 bin kişilik ordu ile gelen Bizans İmparatoru bu bölgedeki Türk mücahidlerine yenilerek geri çekildi.
Bu bölgeye yerleştirilen Türkmenlerin çoğu Üçok koluna bağlı Yüregirler, Kınık, Bayındır, Salur, Çepni ve Eymür boyları ile Bozokların Bayatlar, Dögerler, Avşarlar ve Karkınlar boyları ve obaları idiler.
Yüregirlerin başında Ramazan Bey bulunuyordu. Abbasi Devleti kendi arasında bölünmeye başlayınca, bunu fırsat bilen Bizans İmparatoru 160 bin kişilik bir ordu ile bu bölgeye geldi. Müslümanların çoğunu kılıçtan geçirdi. Müslümanların bir kısmı dağlara çıktılar. Adana’da bulunan 4 bin Türk askeri şehri kuşatan 160 bin Bizans askerini yararak Tepebağ’a vardılar. Burada iki gün iki gece savaşarak hepsi şehid oldular.
Bizans’ın bu bölgeyi ikinci defa ele geçirmesi kısa sürdü. 1071 Malazgirt Zaferinden sonra Alparslan’ın oğlu Melikşah 1084’te Çukurova’nın tamamını yeniden Türk hakimiyeti altına aldı. Maveraünnehr tarafından gelen Türkler, Çukurova’ya yerleştiler. Dağlara çıkan diğer Türk boyları şehirlere indiler. Ramazan Beyin kurduğu beylik burasını Türk yurdu yaptı. Bu bölge, Suriye’deki Selçuklu Devletinden sonra da Konya’daki Anadolu Selçuklu Devletinin toprağı oldu.
Bizanslıların emrindeki Klikya Ermenileri bir ara bu bölgeye sahib oldu. Haçlı seferleri sırasında Fransız Lusignan Hanedanlığı Ermeni Hanedanını uzaklaştırdı. Fransız Lusignan Hanedanını da kısa bir müddet sonra Türk Memlük Devleti ortadan kaldırdı. Ramazanoğulları, Haçlı ordularını ve Bizans’ın emrindeki Klikya Ermenilerini yenerek, tarihten sildiler ve 1374’de Ermenilerin çoğunluk olduğu Kozan’ı (Sis) alarak bölgede tamamen Türk hakimiyetini sağladılar.
Osmanlılar devrinde ilk olarak Yavuz Sultan Selim, 1516’da Mısır seferine giderken 1517’de Ramazanoğulları Beyliğini devletine katınca Osmanlılara geçmiştir. 1608’de Pir Mansur’un kendi isteği ile emirlikten ayrılması üzerine, Adana önce Halep Beylerbeyliğine bağlanmıştır, 1886’da ise Halep Beylerbeyliği’nden ayrılarak şehir müstakil Adana Eyaleti olmuştur.
Osmanlı Devletinin yıkılması ve tarih sahnesinden silinmesi için iç ve dış düşmanlar ve beynelmilel güçler Osmanlı Devletini Birinci Dünya Harbi’nin alevlerine kasten ittiler. Harbin neticesinde, Anadolu dahil, devlet bölünmüş ve işgal edilmişti. 18 Aralık 1918’de Fransızlar Adana’yı işgal ettiler ve kendilerine bağlı Klikya Ermeni krallığı kurmak üzere dışardan 100 bin Ermeni getirdiler. Fransız ve Ermeniler cana, mala, ırza tecavüz yaptıkları için bu insanlık dışı vahşete dayanamayan Adanalılar, silaha sarılarak Toroslarda Fransız ve Ermenilerle savaştılar. Türkleri esir edemeyeceklerini anlayan Fransızlar, 5 Ocak 1922’de Adana’dan çekildiler. Adanalıların vatan ve istiklalleri uğruna 18 Aralık 1918, 5 Ocak 1922 arasında yaptıkları mücadele başlı başına bir kahramanlık destanıdır.
Fiziki Yapı
Adana’nın % 49’u dağlar, % 23’ü eşik alanlar (hafif engebeli bölgeler), % 27,6’sı ovalarla kaplıdır.
Dağları: İlin kuzeybatı, kuzey ve kuzeydoğu bölümleri Orta Toros adıverilen dağ sistemi ile çevrelenmiştir. Orta Toroslar üzerinde üç ayrı dağ sırası vardır. Bunlar batıdan başlayarak Bolkar Dağları, Aladağlar ve Tahtalı Dağlarıdır.
Bolkar dağları batıda Taşeli Platosu, doğuda uzun bir oluk şeklinde uzanan ve Ecemiş koridoru adı verilen derin bir kanyon ile sınırlanır. Kuzeydoğu-güneybatı doğrultusunda uzanan Bolkar Dağlarının uzunluğu yaklaşık 150 km, genişliği ise yer yer 40-50 km'yi bulur. Bolkar Dağlarının üzerindeki en önemli doruklar; Gavur Dağı (3337 m), Yıldız Tepe (3314 m), Meydan Dağı (3132 m) ve Hacıhalil Dağıdır (3107 m).
İlin en yüksek tepelerinin bulunduğu Aladağlar, kuzeydoğu yönünde yaklaşık 100 km uzanır. Genişliği ise 40 km civarındadır. Batıda Çakıt Suyu Vadisi ile Pozant ve Kırkpınar Dağlarından, Ecemiş Koridoru ile Bolkar Dağlarından ayrılır. Dağlar Zamantı Suyu, Eğlence Deresi, Çakıt Suyu ve bunların kolları ile parçalanmıştır. Aladağların üzerindeki en önemli doruklar: Demirkazık Tepesi (3756 m), Torosan Dağı ve Kaldı Dağı (3374 m), Kol Tepesi (3588 m)dir. Bunlardan Demirkazık Tepesi, Torosların da doruğudur.
Seyhan Irmağı ile Zamantı Suyu ve Göksu kolları arasında uzanan dağlar, Tahtalı Dağlarıdır. Kuzeydoğu-Güneybatı doğrultusunda uzanan bu dağların üzerinde Koç Dağı, Soğanlı Dağı, Bakır Dağı gibi doruklar sıralanır. Dağlar güneye doğru vadilerle parçalanmış ve geçilmez bir görünüş almıştır.
Ovaları: İlin kuzey kısmı hariç, ovalıktır. Güneyinde ise geniş Adana Ovası yer alır. Bu toprakların 3 ve 4. jeolojik devirlerde teşekkül ettiği jeoloji bilginlerince bildirilmektedir.
Toros Dağları, ovanın kuzey, kuzey-batı, kuzey-doğu ve doğu kısımlarda duvar gibi yükselir. İç Anadolu’dan gelen soğuk rüzgarları önler. Adana Ovası, ortasında bulunan Misis Tepeleri ile ikiye ayrılır. Kuzeydekine “Yukarıova” güneydekine ise, “Çukurova” denir. Halbuki, Adana Ovası, Çukurova olarak anılır. Çukurova 16 bölgeden ibarettir. Bunlardan 6 tanesi Yüregir, Misis, Osmaniye, Ceyhan, Yumurtalık ve Haruniye, Adana il sınırları içindedir.
Akarsuları: İlin en önemli iki nehri Ceyhan ve Seyhan’dır. Her iki nehrin su akımı düzensizdir. Seyhan üzerinde 1956 senesinde Seyhan Barajı yapılmıştır.
Ceyhan Nehri, Aksu ve Hurman çaylarının birleşmesi ile meydana gelir. Kadirli’de Adana ovasına giren, çakıl suyunu alır. Hürmüz Boğazı’nda İskenderun körfezine dökülür. Üzerinde Aslantaş barajı mevcuttur. Uzunluğu 509 kilometredir. Deliburun’da Akdeniz’e dökülmeden önce Akyayan, Akyatan ve Kakarat göllerini meydana getirir.
Seyhan ise Kayseri’den doğan Göksu ve Samantı çaylarının birleşmesi ile meydana gelir. Mersin Körfezi’ne dökülür. 560 km uzunluktadır.
Göller: Adana’da büyük göl yoktur. Deniz hareketlerinden meydana gelen lagün türü bir kaç göl ile Seyhan Baraj Gölü vardır. Lagün gölleri; Akyatan (39.6 km2), Akyayan (31.2 km2) ve Kakarot (18 km2)’dur.
İklimi ve Bitki Örtüsü
İklimi: Adana ovasının iklimi, Akdeniz iklimi hususiyetlerini taşır; yazları çok sıcak ve kurak, kışlar ise ılık ve yağışlıdır.
Dağlık bölgede ise, Akdeniz iklimi ile kara iklimi karışımı hüküm sürer. Yazın Toroslardaki yaylalara çıkılır. Bunların belli başlıları; Pozantı, Namrun, Gilek, Kızıldağ, Armutlu, Biricik yaylalarıdır.
Yağışlar yağmur şeklindedir. 20-30 senede bir kar yağar. Yağış mikdarı senede 625-700 milimetredir. Senelik yağışlı gün sayısı 49’dur.
Sıcaklık, -8,4 ile +45,6 santigrat derece arasında seyreder. En soğuk ay Ocak, en sıcak ay ise Ağustos’tur. Yağışların yarısı (% 49) kışın olur. Yazın ise senelik yağışın % 5’i yağar.
Bitki Örtüsü: İl topraklarının % 29’u ormanlıktır. Ormanlar dağlık bölgelerde yer alır. Tipik bitki örtüsünü Akdeniz bitkileri teşkil eder, dağ yamaçlarını 700-800 m yüksekliğe kadar “Maki”ler, yüksek yerleri de kara çam ve sedir ağaçları kaplar. Kuzeyde bozkır ve fundalıklara rastlanır. Kuzey ve kuzeybatıdaki dağlarda “Alp bitkileri” görülür. Makiler kuraklığa uymuş bitkilerdir. Yaprakları sert ve cilalıdır. Kızılçam, karaçam, meşe, sedir, köknar, ardıç ve kayın ağaçları azdır.
Adana ilinde bitki yönü ile örtüsüz toprak yok denecek kadar azdır.
Ekonomi
Tarım: Türkiye’nin en gelişmiş tarım bölgesi olduğu gibi, modern tarım ağaçlarının en çok kullanıldığı ildir. Yüzölçümünün % 39’u tarıma elverişli ve çok bereketlidir.
Adana’nın bereketli ovalarından; traktör, diğer modern tarım araçları, sulama, gübreleme, ıslah edilmiş tohum ve ilaçlama ile senede bir kaç defa ürün alınmaktadır. Sulanan araziler her sene artmaktadır.
250 bin tona yaklaşan saf pamuk ile Türkiye’nin pamuk üretiminin dörtte biri buradan sağlanır. Pamuğun Akala ve Cocker türleri yetişir. Adana, pamuk ambarı olduğu gibi; tahıl, susam, kavun, karpuz, turfanda, sebze, arpa, yulaf, baklagiller, şeker kamışı, üzüm, incir, tütün, pirinç, yer fıstığı ve turunçgiller bakımından da önemli bir yer tutar.
Hayvancılık: Hayvancılık tarım kadar önemli değildir. Mer’a ve otlaklar azdır. Hayvancılık daha çok Toros dağları yamaçlarında görülür. Koyun, kıl keçisi, sığır, at ve deve yetiştirilir. Arıcılık da gelişmiştir.
Ormancılık: Ormanların çoğu dağların Akdeniz’e bakan yamaçlarında bulunur. Karaisalı, Saimbeyli ve Kozan’da orman zenginliği fazladır.
Ormanlardan her sene 150 bin metreküpten fazla tomruk ve 370 bin metreküp civarında yakacak odun elde edilmektedir.
Madenleri: 1960 senesinde kuzeyindeki Bulgar dağında petrol bulunmuştur. Karaisalı’da amyant, linyit, çinko ve krom, Kozan ve Osmaniye'de linyit yatakları vardır.
Enerji: Bölgedeki hidroelektrik ve termik santrallerinin senelik elektrik istihsali 7,5 milyon kwh olup santraller şunlardır: Seyhan, Aslantaş, Kadıncık I ve II hidroelektrik santralleri ile Mersin termik santrali.
Sanayi: Adana tarımda olduğu gibi sanayi sektöründe de çok gelişmiştir. Türkiye’nin imalat sanayii bakımından dördüncü gelişmiş ilidir.
Çeşitli dokuma ve giyim eşyası, kort bezi, pamuk ipliği, bitkisel yağ, sabun, un, deri, tütün, kereste, çimento, makarna, konserve, kimyevi maddeler, kauçuk, tarım alet ve makine, inşaat makineleri, taşıma araçları, yedek parça, klima cihazları, polimer ve suni elyafın ana maddesi olan “DMT”, gıda ve mensucat maddeleri fabrikaları ile en önemli sanayi bölgelerimizden biridir.
Ulaşım: İstanbul-Bağdat demiryolu hattı Adana’dan geçer. Ceyhan ile Osmaniye arasındaki Toprakkale istasyonundan ayrılan bir hat İskenderun’a iner.
Karayolu ile İç Anadolu’ya, Gaziantep üzerinden Güneydoğu Anadolu’ya, Malatya üzerinden de Doğu Anadolu’ya bağlanır. Aydın, Isparta, Antalya, E-24 karayolu ile Adana’ya bağlanır.
Karataş İskelesi, Mersin ve İskenderun limanları ile deniz yolundan birçok bölgeye bağlanmış olur.
Adana’da, Adana ve İncirlik (askeri) olmak üzere iki büyük havaalanı vardır.
Nüfus ve Sosyal Hayat
Nüfus: İstanbul, Ankara ve İzmir’den sonra, Türkiye’nin dördüncü büyük ilidir. 1990 sayımına göre nüfusu 1.934.907 olup, bunun 1.350.339’u ilçe merkezlerinde, 584.568'i köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 17.253 km2 olup, nüfus yoğunluğu 113’tür.
Eğitim: Okur-yazar oranı yüksek olan illerimizdendir. İlde, 8 anaokulu 1210 ilkokul, 175 ortaokul, 12 mesleki ve teknik ortaokul, 46 lise ve 46 mesleki ve teknik lise vardır (1990). Çukurova Üniversitesine bağlı, Ziraat, Tıp, Fen-Edebiyat, Mühendislik, Mimarlık, İşletme, Eğitim, İktisat Fakülteleri ve bunlara bağlı yüksek okullar vardır.
Örf ve adetler: Çukurova Türkmen köyleri gelenek ve göreneklerine bağlıdır. Erkek ve kadın şalvar giyer. Kadınları “Güdük” ismi verilen pamuklu hırka giyer ve başlarına yazma bağlarlar.
Dağ köylerinde erkekler yakasız gömlek giyerler. Şehirlerde örf ve adetler zayıflamıştır. Kına türküleri, bozlaklar ve halayları meşhurdur. Köy düğünlerinde davul zurna çalınır. Güreş, cirit ve at yarışları yapılır. Halk oyunları: Adana Üçayağı, Mergi, Kaba Şirvani, Serçe, Adana Ağırlaması, Şenola, Hasandağı ve Halaylardır. Zengin bir folklora sahiptir. Ritm, dağ kısımlarında hızlı, ovalarda yavaştır.
Mahalli yemekleri ise: Adana kebabı, tike kebap, çiğ köfte, mantı, yüksük çorbası, salatası, dulavrat çorbası, tahinli turp salatası, etli kümbe, bayram kümbesi, lahmacun, süllüm, tirşik, şakıldaklı çorba, sini köftesi, sarmısaklı köfte ile kısır vs.dir.
Sosyolojik bakımdan “Pederşahi” aile tipi hakimdir. Kadın ev işlerinden başka tarımda ailenin en çalışkan üyesidir.
Halayı ünlüdür. Üzüntüler ise “ağıt” ile ifade edilir. Karacaoğlan ve Dadaloğlu’dan başka, Üçgözoğlu, Aşık Abdullah, Kul Halil, Kul Seyfi, Kara Osman, Aşık Mustafa başlıca ozanlarıdır.
Mahalli kıyafette 7 ana renk hakimdir. Kadınlar “Gazi” ismi verilen para dizisi ile iki “Mahmudiye”den meydana gelen “Efe”yi başlarına takarlar. Kadifeden “Yılık” giyerler.
Köylerde el sanatları, dokumacılık, heybe, çuval, kilim, çorap ve çadır üretimi yapılır.
Eskiden bu yöredeki tarım işçileri her akşam topluca şu duayı okurlardı: “Akşama hürmet, sabaha niyet, ağamıza devlet, hükumetimize nusret, kesemize bereket, Peygamber efendimize sallallahü aleyhi ve sellem salevat” diyerek Peygamber efendimize salevat-ı şerife getirerek işi bitirirlerdi.
Adana’da yetişen meşhurlar: Milli mücadelelerde pekçok milli kahraman ortaya çıkmıştır. Meşhur olanlar: Cemal Efe, Adil Efe, Kasım Hoca, Şehid Molla Kerim, Kara Fatma (Adile Onbaşı), Şehid Abdurrahman Efe, Ali Osman, Kara İsa, Molla Nasuh, Şehit Hacınlı Saim Bey ile Tufan Beydir.
İlçeleri
Adana ili 17 ilçeden meydana gelir.
Seyhan: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 672.121 olup, 642.321'i ilçe merkezinde, 29.800’ü köylerde yaşamaktadır. İl merkezini meydana getiren ilçelerden biridir. Toroslardan inip güneye akan Seyhan’ın batı kıyısında kurulmuştur. Adana'nın merkez ilçesiyken, 5 Haziran 1986 tarihinde 3306 sayılı kanunla ayrı bir ilçe haline gelmiştir. Yüzölçümü 420 km2 olup nüfus yoğunluğu 1600'dür.
Yüregir: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 369.529 olup, 273.829'u ilçe merkezinde, 95.700'ü köylerde yaşamaktadır. İl merkezini meydana getiren ilçelerden biridir. Seyhan Nehrinin doğu kısmında kurulmuştur. Adana'nın merkez ilçesiyken 5 Haziran 1986 tarihinde 3306 sayılı kanunla ayrı bir ilçe haline gelmiştir. İlçe Yüreğir Ovasında kurulduğu için bu adı almıştır. Yüzölçümü 1532 km2 olup, nüfus yoğunluğu 241'dir.
Aladağ: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 23.207 olup, 4.990'ı ilçe merkezinde, 18.217’si köylerde yaşamaktadır. Merkeze bağlı 23 köyü vardır. Karaisalı ilçesine bağlı bucak iken, 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kanunla ilçe oldu. Eski ismi Karsantı idi.
İlçe toprakları dağlık olup, Aladağlar üzerinde yer alır. İlçe topraklarından kaynaklanan suları Seyhan nehri toplar. Dağlar ormanlarla kaplıdır.
Ekonomisi hayvancılık ve ormancılığa dayalıdır. Yaylacılık yöntemiyle küçükbaş hayvan besiciliği yaygındır. İlçe merkezi Kale Dağı eteklerinde kurulmuştur. Gelişmemiş bir yerleşim merkezidir.
Bahçe: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 27.983 olup, 16.009’u ilçe merkezinde, 11.974’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 14 köyü vardır. Yüzölçümü 241 km2 olup nüfus yoğunluğu 116’dır. İlin kuzey doğusunda yer alır. İlçe toprakları genelde dağlıktır. Amanos Dağının kuzeyini meydana getiren bu dağlar, orman bakımından çok zengindir. Dağlardan kaynaklanan Huma Çayı, ilçenin batısından akan Ceyhan Nehrine karışır.
Ekonomisi hayvancılık ve ormancılığa dayalıdır. En çok kılkeçisi beslenir. Verimli arazisi yok denecek kadar az olduğu için, tarım gelişmemiştir. Az miktarda buğday, pamuk ve üzüm yetiştirilir.
İlçe merkezi, Amanos Dağlarının batı eteklerinde, Huma çayı vadisinde kurulmuştur. İlin en hızlı büyüyen ilçesidir. Adana-İslahiye-Suriye-Bağdat demiryolu ilçe merkezinden geçer. Eski adı Bulanık’tır. İlçe belediyesi 1933’te kurulmuştur.
Ceyhan: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 161.523 olup, 85.308’i ilçe merkezinde, 76.215’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 47, Köseli bucağına bağlı 17, Sağkaya bucağına bağlı 17 köyü vardır. Yüzölçümü 1427 km2 olup nüfus yoğunluğu 113'tür.
İlin orta kesiminde Çukurova’da yer alır. İlçe toprakları düzdür. Güneydoğusunda Misis ve Uyuz dağları vardır. Ceyhan Ovası Çukurova’yı meydana getiren altı ovadan en büyüğüdür. İlçe topraklarını Ceyhan Irmağı ve kolları sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri pamuk, buğday, soya, susam, portakal, mandalina ve Karpuzdur. Tarıma bağlı sanayi gelişmiştir. Çok sayıda çırçır ve pamuklu dokuma atölyesi vardır. İlçe merkezi Ceyhan Ovasında, Ceyhan Nehri kıyısında kurulmuştur.
Düziçi: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 67.155 olup, 31.813'ü ilçe merkezinde, 35.342’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 24 köyü vardır. Yüzölçümü 511 km2 olup, nüfus yoğunluğu 131’dir.
İlin kuzeydoğudusunda yer alır. İlçe toprakları Ceyhan ırmağının suladığı verimli ovadan meydana gelir. Haruniye ovasından doğan Sabun Suyu Ceyhan’a karışır. İlçenin doğusunda Amanos Dağları yer alır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri yerfıstığı ve pamuktur. Ayrıca buğday, arpa, mısır gibi tahıllar da yetiştirilir.
İlçe 1983 senesine kadar Haruniye adıyla, Bahçe’ye bağlı bucaktı. Pamuk üretiminin bölgede önem kazanması üzerine Haruniye hızla gelişmeye başladı. Bir süre sonra yakınındaki Hacılar köyü ile birleşti. 29 Kasım1983’te Bahçe ilçesinden ayrılarak Düziçi adıyla ilçe merkezi oldu. İlçe belediyesi 1956’da kurulmuştur.
Feke: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 21.751 olup, 4.669’u ilçe merkezinde, 17.082’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 26, Mansur bucağına bağlı 8 köyü vardır. Yüzölçümü 1335 km2  olup, nüfus yoğunluğu 16’dır.
İlin kuzeyinde yer alır. İlçe toprakları dağlıktır. Doğusunda Gezid Dağı, güneyinde Güllüce Dağı, batısında Tahtalı Dağları, kuzeyinde ise Feke Dağı yer alır. Dağlar orman ve su kaynağı bakımından zengindir. İlçenin en önemli akarsuyu Seyhan’ın bir kolu olan Göksu Çayıdır. Tarıma elverişli arazi Göksu Vadisinde yer alır.
Ekonomisi hayvancılık ve ormancılığa dayalıdır. Tarım ürünlerinde verim düşük ve çeşit azdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, soya ve üzüm olup, ayrıca az miktarda arpa, fasulye ve mısır yetiştirilir. Toroslardaki yaylalarda küçükbaş hayvan beslenir. Hayvancılığa bağlı olarak süt ürünleri, yapağı üretimi ile dokumacılık gelişmiştir.
İlçe merkezi Göksu’nun batısında Saimbeyli-Kozan karayolu üzerinde yer alır. İl merkezine 122 km mesafededir. Kurtuluş Savaşı öncesi Fransız işgaline uğrayan ilçe 1921’de işgalden kurtarıldı. İlçe belediyesi 1895’te kurulmuş olup, 1943’te yeniden örgütlenmiştir.
İmamoğlu: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 33.565 olup, 21.484'ü ilçe merkezinde 12.081’i köylerde yaşamaktadır. Merkeze bağlı 14 köyü vardır. Yüzölçümü 341 km2 olup, nüfus yoğunluğu 98'dir. Kozan’a bağlı bir bucak iken, Hocalar köyü ile birleşerek 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kanunla ilçe oldu.
İlin ortasında Çukurova’da yer alır. İlçe toprakları genelde düzdür. Topraklarını Ceyhan ve kolları sular. Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, pamuk, arpa, narenciye, üzüm ve yerfıstığıdır. İlçe merkezi Cerpece Deresi kıyısında kurulmuştur.
Kadirli: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 114.091 olup, 55.061'i ilçe merkezinde, 59.030'u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 73 köyü vardır. Yüzölçümü 1497 km2  olup, nüfus yoğunluğu 76’dır.
İlin kuzeydoğusunda yer alır. İlçe toprakları genelde düz olup, Ceyhan Ovasında yer alır. Kuzeyinde Dibek Dağları yer alır. Dağlardan kaynaklanan suları Keskin Suyu ile Sayrun Çayı toplar. Güneydoğusundan Ceyhan nehri geçer. Ceyhan Irmağı üzerinde kurulan Aslantaş Baraj Gölünün bir kısmı ilçe topraklarında kalır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa,  pamuk, ciğit, portakal, mandalina, yerfıstığı olup, ayrıca az miktarda mısır, üzüm ve soya yetiştirilir. Dağlık bölgelerde hayvancılık ekonomide önemli yer tutar. Küçükbaş hayvan besiciliği yaygındır.
İlçe merkezi, Çukurova’nın önemli yerleşim merkezlerindendir. Ceyhan Nehri kıyısında kurulmuştur. 1950’den sonra bölgeye olan göçlerden dolayı hızla gelişmiştir. İl merkezine 97 km mesafededir. Eski ismi Karspazarı iken, 1926’da Kadirli olarak değiştirildi. İlçe belediyesi 1876’da kurulmuştur.
Karaisalı: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 37.584 olup, 7.235’i ilçe merkezinde 30.349'u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 5l, Çatlan bucağına bağlı 22 köyü vardır.
İlin batısında yer alır. İlçe topraklarının kuzeyinde Aladağlar, orta kesiminde hafif engebeli alanlar, güneyinde Çukurova yer alır. İlçenin başlıca akarsuları Seyhan Nehri, Çakıt Suyu, Körkün ve Eğlence çaylarıdır. Seyhan baraj gölünün bir bölümü ilçe toprakları içinde kalır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri  buğday, soya, arpa, pamuk, üzüm, portakal ve zeytindir. Ayrıca az miktarda mandalina ve yerfıstığı yetiştirilir. Dağlık bölgelerde hayvancılık ve ormancılık yapılır. Yaylacılık yöntemiyle küçükbaş hayvan besiciliği yaygındır.
İlçe merkezi Torosların eteklerinde kurulmuştur. Gelişmemiş bir yerleşim merkezidir. İl merkezine 48 km mesafededir. Ulukışla-Adana demiryolu ilçe topraklarından geçer. İlçe belediyesi 1906'da kurulmuştur. Kurtuluş Savaşından önce uğradığı Fransız işgalinden 3l Mart 1921’de kurtuldu.
Karataş: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 26.450 olup, 9.025’i ilçe merkezinde 17.425’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 31, Doğankent bucağına bağlı 23, Tuzla bucağına bağlı 16 köyü vardır. Yüzölçümü 922 km2 olup, nüfus yoğunluğu 28’dir. 16 köyü vardır.
İlin güneyinde yer alır. İlçe toprakları tamamiyle ovalıktır. İlin Akdeniz’e doğru çıkıntı yapan en güney bölümünde yer alır. Batısından Seyhan Irmağı, doğusundan Ceyhan Irmağı akar. Deniz kıyısında kumsetler ile deniz arasında lagün gölleri vardır. Sığ ve tuzlu olan bu göllerin etrafı bataklıktır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, pamuk, ciğittir. Lagünlerde kurulan dalyanlarda balıkçılık yapılır. Deniz kıyıları önemli turizm merkezlerindendir. İlçede turunçgil üretimi fazladır.
İlçe merkezi deniz kıyısında kurulmuş çevresindeki bataklık alanlarının kurutulmasıyla gelişmiştir. İl merkezine 50 km mesafededir. Akdeniz kıyısındaki tabii kumsallar boyunca otel ve moteller doludur. 1957’de ilçe oldu. İlçe belediyesi 1957’de kurulmuştur. İlin Yumurtalıktan sonra ikinci önemli  limanıdır.
Kozan: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 117.704 olup, 54.451'i ilçe merkezinde, 63.253'ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 74, Tepecikören bucağına bağlı 10 köyü vardır. Yüzölçümü 1772 km2 olup, nüfus yoğunluğu 66'dır.
İlin kuzeyinde yer alır. İlçe toprakları genelde dağlıktır. Kuzeyinde Orta Toroslar, güneyinde Çukurova’nın yukarı kesimleri yer alır. Dağlar ormanlarla kaplıdır. İlçe topraklarını sulayan başlıca akarsular; Kırıksu, Delice Suyu, Kilgen Çayı, Göksu ve Zamantı çaylarıdır. Kilgen çayı üzerinde sulama gayesiyle kurulmuş bir baraj vardır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, portakal, pamuk, ciğit, mandalina, arpa, üzüm ve yerfıstığıdır. Dağlık kesimlerde hayvancılık yapılır. İlçe topraklarında kurşun-çinko ve demir yatakları vardır.
İlçe merkezi Çukurova’nın kuzey kesiminde Sarıağaç Tepesi eteklerinde kurulmuştur. İl merkezine 72 km mesafededir. Eski ve zengin bir tarihe sahiptir. Eski ismi Sis’tir.
Osmaniye: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 174.875 olup, 122.307’si ilçe merkezinde, 52.568’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 17, Kaypak bucağına bağlı 9, Tecirli bucağına bağlı 14, Toprakkale bucağına bağlı 6 ve Yarpuz bucağına bağlı 1 köyü vardır. Yüzölçümü 974 km2  olup, nüfus yoğunluğu 179’dur. Merkez ilçeler dışında nüfus bakımından en yoğun olan ilçedir.
İlin kuzeydoğusunda yer alır. İlçe topraklarının batı kesiminde Çukurova, doğu kesiminde Amanos dağları yer alır. Dağlar; kayın, meşe, gürgen, sedir, kızılçam ve karaçam ormanları ile kaplıdır. Dağların yüksek kesimlerinde yaylalar vardır. İlçe topraklarını Ceyhan Irmağı ve Ilısu ile Akçasu çayları sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, ciğit, üzüm, portakal, pamuk, arpa, soya ve yerfıstığı olup, ayrıca az miktarda mandalina, mısır ve nohut yetiştirilir. Küçük çapta un, dokuma, tuğla ve kiremit fabrikaları ile çırçır ve yerfıstığı işleme tesisleri başlıca sanayi kuruluşlarıdır. Dokuma ürünlerinden bir kısmı yurt dışına ihraç edilir.
İlçe merkezi Ilıksu Çayının doğu yakasında kurulmuştur. Adana-Bağdat demiryolu ve Adana-Gaziantep karayolu ilçe merkezinden geçer. Göçmen aşiretlerin mecburi olarak Hacıosmanlı köyü ile çevresine yerleştirilmesi ile ortaya çıkmıştır. Daha sonraları Osmaniye adıyla anılmaya başlandı. İlçe belediyesi 1902’de kurulmuştur. İl merkezine 82 km mesafededir.
Pozantı: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 23.040 olup, 7.892'si ilçe merkezinde 15.148’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 8, Kamışlı bucağına bağlı 7 köyü vardır. Yüzölçümü 772 km2  olup, nüfus yoğunluğu 30’dur.
İlin batısında yeralır. İlçe toprakları dağlık olup, Orta Toroslar üzerinde yer alır. Dağlar derin akarsu vadileriyle yarılmıştır. İlçe topraklarını Körkün Çayı, Pozantı deresi, Çakıt Suyu sular. Dağlar üzerinde Adanalıların yazı geçirdiği serin yaylalar vardır. Dağlar; köknar, sedir, kızılçam ve karaçam ormanları ile kaplıdır.
Ekonomisi hayvancılık ve tarıma dayılıdır. Koyun ve kılkeçisi besiciliği yapılır.Tarıma elverişli alanlar azdır. Başlıca tarım ürünleri üzüm ve buğdaydır. İlçe topraklarında krom yatakları vardır. Yazın Adanalıların yaylalara sayfiyeye çıkması ile ekonomisi canlanır.
İlçe merkezi, İç Anadolu’yu, Akdeniz kıyısına bağlayan tabii ulaşım yollarının geçtiği bir alanda kurulmuştur. Ulukışla-Adana demiryolu ile Ankara-Adana karayolu ilçe merkezinden geçer. İl merkezine 111 km mesafededir. Küçük yerleşim merkezi olan ilçenin belediyesi 1954’te kurulmuştur.
Saimbeyli: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 20.700 olup, 4.699'u ilçe merkezinde 16.001'i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 26 köyü vardır. Yüzölçümü 1132 km2 olup, nüfus yoğunluğu 18’dir.
İlin kuzeyinde yer alır. İlçe toprakları dağlıktır. Doğusunda Dibek dağı, batısında Bakır Dağı yer alır. Dağlar derin akarsu vadileriyle parçalanmıştır. Dağların yüksek kesimleri köknar, kızılçam, karaçam ve sedir ormanları ile kaplıdır. Seyhan Irmağının başlıca iki kolundan biri olan Göksu ilçe topraklarını sular.
Ekonomisi hayvancılık ve tarıma dayalıdır. En çok koyun ve kılkeçisi beslenir. Tarım ürünleri ilçe halkının ihtiyacını karşılayacak seviyede olup, başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, baklagiller ve üzümdür. İlçe topraklarında demir yatakları vardır. Ormancılık gelişmiştir.
İlçe merkezi Göksu Çayının kıyısında kurulmuştur. Eski ismi Hacınlı’dır. Kurtuluş Savaşı sırasında büyük kahramanlık gösteren ve şehid olan Hacinli Saim Beyin hatırasına 1923’de Saimbeyli olarak değiştirildi. Adana’yı Pınarbaşı üzerinden Kayseri’ye bağlayan yol ilçe merkezinden geçer. İl merkezine 157 km uzaklıktadır. İlçe belediyesi 1929’da kurulmuştur.
Tufanbeyli: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 22.672 olup, 5.663’ü ilçe merkezinde 17.009’u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 30 köyü vardır. Yüzölçümü 973 km2 olup, nüfus yoğunluğu 23’tür.
İlin kuzeyinde yer alır. İlçe toprakları dağlıktır. Orta kesimi  çukur olan toprakları birbirine paralel olarak uzanan Tahtalı ve Binboğa dağları çevreler. Dağlar; köknar, kızıl çam, kara çam ve sedir ormanları ile kaplıdır. İlçe topraklarını Göksu çayı sular.
Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. En çok koyun ve kıl keçisi beslenir. Tarıma elverişli alanlar azdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, pancar, üzüm, nohut, fasulye ve arpadır. Ormancılık gelişmiştir. İlçe topraklarında çinko-kurşun yatakları vardır.
İlçe merkezi  gelişmemiş bir yerleşim merkezidir. Eski ismi Höketçe sonraları Mağara idi. Milli mücadele ve Kuvay-ı milliye kahramanlarından Tufan Bey’e izafeten Tufanbeyli olarak değiştirildi. İl merkezine 194 km mesafededir. İlçe belediyesi 1958’de kurulmuştur.
Yumurtalık: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 20.957 olup, 3.583’ü ilçe merkezinde, 17.374'ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 19 köyü vardır. Yüzölçümü 501 km2 olup, nüfus yoğunluğu 42’dir.
Adana’nın güneyinde yer alır. İlçe toprakları, alçak dağlarla çevrilmiş kıyı düzlüklerinden meydana gelir. Kıyı boyunca uzanan dar düzlükler Çukurova’nın güneydoğu kısmıdır. Bir kısmı Ceyhan’ın taşıdığı alüvyonların birikmesi ile meydana gelmiş delta olup, ilçenin başlıca tarım alanıdır. Kıyının bazı kesimlerinde ve tepelik alanlarda yer yer kızılçam ormanları vardır. En önemli akarsuyu Ceyhan nehridir.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, pamuk ve arpa olup, ayrıca az miktarda portakal, mandalina, üzüm ve yerfıstığı yetiştirilir. Yumurtalık körfezinde kurulmuş olan dalyanlarda balıkçılık yapılır. Dalga kıranlarla çevrili Yumurtalık limanı genelde balıkçı barınağı olarak kulanılır. Suni gübre fabrikası ilçenin başlıca sanayi kuruluşudur. Kerkük’ten İskenderun körfezine kadar olan Türkiye-Irak petrol hattının ucu Yumurtalık’ın Gölovası köyü yakınlarındadır. Petrol kıyı açığında kurulu olan terminalle tankerlere yüklenir. Irak’tan gelen petrolün bir bölümü işlenmek üzere başka bir boru hattı ile Kırıkkale’de bulunan Orta Anadolu rafinerisine pompalanır.
İlçenin kıyılarında Adanalıların yazın büyük ilgi gösterdiği tabii kumsallar vardır. Kıyılarda bir çok özel ve kamu kuruluşlarına ait tatil sitesi, konut ve kamp yerleri vardır. İlçede yaz turizmi gelişmiştir.
İlçe merkezi İskenderun körfezi kıyısında kurulmuştur. Yazın nüfusu artan bir sayfiye yeri olup, nüfus bakımından ilin en küçük ilçesidir. Eski ismi Ayas olup, Cumhuriyetin ilanından sonra Yumurtalık olarak değiştirildi. İl merkezine 81 km mesafededir. İlçe belediyesi 1959’da kurulmuştur.
Tarihi Eserler ve Turistik Yerleri
Adana ili tarihi ve tabii güzelliklerle doludur.
Kaleler: Adana’da çok sayıda tarihi kale vardır. Ceyhan’dan, Tarsus’a kadar 40-50 dağ kalesi olup bunlardan meşhur olanları şunlardır:
Adana Kalesi:  Abbasi Sultanı Halife Harun Reşid tarafından, eskiden kalan kale yıkıntıları üzerine 781’de yaptırılmıştır. 1836’da Adana’yı işgal eden Mısır valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa tarafından yıktırıldığı için bugün temellerinin bir bölümü kalmıştır.
Evliya Çelebi seyahatnamesinde; “Dört köşeli çevresi dört yüz adımdır. Yedi kulesi, iki kapısı vardır” der. İlk devirde yapılan kalenin bir duvarı nehire dayanmış olup, diğer üç kenarı hendeklerle çevrilidir ve 7 burcu vardır.
(Kestanbol) Ayas Kalesi:  Ceyhan’ın 30 km  uzağındadır. Yumurtalık ismiyle anılır. Kale ortaçağda yapılmıştır. Kanuni Sultan Süleyman Han 1536’da tamir ettirmiş ve “Sahil Kulesi” ismi verilen bir kule ilave ettirmiştir.
Yılanlı Kale: Ceyhan’a 6 km uzaklıktadır. Halk arasında ismi (Şahmeran)’dır. Misis’e yakındır. Ortaçağda Haçlı seferleri esnasında kurulmuştur. Taş yapı ve 9 kuleli olup, tepe üzerindedir.
Anavarza Kalesi:  Kozan’ın 22 km kuzeydoğusundadır. M.Ö. 9. asırda Asurlular tarafından yapılmıştır. 795 senesinde Abbasilerin eline geçmiştir. Sonra Ramazanoğulları’nın eline geçmiştir. On dördüncü asırda kullanılmaz olmuştur. Roma ve Bizans devrinde tamir edilmiştir. Justiniaus tamir ettirmiştir. Kozan ilçesinin Dilekkaya (Anabarza) köyü yakınındadır.
Toprak Kale: Toprak bir tepe üzerindedir. Osmaniye’nin 8 km batısında bulunan kale, Adana’nın doğusundadır. Çukurova’yı güneyden gelecek saldırılara karşı korumak için yapılmıştır. M.Ö. 3. asırda yapılmış olup Romalılar, Abbasiler, Selçuklular, Ramazanoğulları ve Osmanlılarca tamir edilmiştir. Duvarları ayaktadır.
Kozan Kalesi: Kozandadır. Asurlular tarafından yapılmıştır. 44 kulesi vardır. Çevresi yaklaşık 6 km'dir. Defalarca tamir görmüştür. Kısmen ayaktadır.
Cem Kalesi: Ortaçağdan kalmadır. Cem kale ismi sonradan verilmiştir. Roma çağı kalıntıları vardır. Kadirli yakınındadır.
Kurtlar Kalesi: Adana’nın doğusundadır. Ortaçağda yapılmıştır. Birçok kere tamir edilmiştir. Bahçe ilçesindedir. Bazı duvarları durmaktadır.
Sirkeli: Ceyhan yakınlarında Hitit Höyüğüdür. Kazılarda M.Ö. on ikinci asra ait eserler bulunmuştur.
Sis Kale: Ceyhan civarındadır. Ortaçağa aiddir. Geçen asır tamir gördüğü halde harabe halindedir. 
Milvan Kale: Adana’ya 48 km uzaklıktadır. Karaisalı yakınlarındadır. Ortaçağda yapılmıştır. Halen yıkıntı halindedir.
Annaşa, Haruniye, Hemite, Bucak, Dumlu, Feke, Cardak, Kum, Savranda, Semen kaleleri ile Toprakkale, Adana’daki diğer kalelerdir.
Hasan Ağa (Kethuda) Camii: Eski caminin hemen arkasındadır. Planı, Mimar Sinan tarafından yapılmıştır. 1558’de Ramazanoğlu Piri Paşa zamanında Ramazanoğlu Halil Beyin kölesi Abdullah oğlu Hasan Kethüda ile azadlı köle Atike tarafından yaptırılmıştır (1501-1703). Klasik devir Osmanlı cami mimarisinin Adana’daki tek örneğidir. İnşası 25 sene süren camiin güney duvarında, 1671’de Çukurova’ya gelen Evliya Çelebi’nin imzası vardır.
Akça Mescid: Adana il merkezinin en eski binası ve Adana’da bulunan en eski Türk eseridir. 1409 senesinde Ağaca Bey isimli bir Türkmen ağası tarafından yaptırılmıştır. Tipik bir Selçuk mimari karakterini aksettiren kapısının, taş oyma motiflerinin ve cami içindeki minberinin büyük sanat değeri vardır. Minaresinin süsleri dikkat çekecek güzelliktedir.
Eski (Yağ) Cami ve Medresesi: Adana merkezinde ve çarşı içindedir. “Yağ Camii” ismi ile de anılır. Ramazanoğulları devrinde yaptırılmış olan bu cami Osmanlı devrinde esaslı bir bakım görmüştür. 1558’de Piri Paşa, caminin yanına bir de medrese ilave ettirmiştir. Sarı renkli taştan (küfeki) yapılmış giriş kapısı, on dört-on beşinci asrın bir san’at şaheseridir. İnşaatına 1501’de başlanmıştır. Bu cami yapılmadan önce aynı yerde kilise vardı.
Ulu Cami ve Medresesi: Ramazanoğulları tarafından yapılan en büyük ve meşhur bir camidir. Hala dimdik ayaktadır. Osmanlı devrinde tamirat görmüştür. İnşaatına 1513’de başlanmış ve inşaat 1541’de Piri Mehmed Paşa tarafından bitirilmiştir. Selçuklu, Memluk ve Osmanlı mimarisinin özelliklerini taşır.
Stalaktikli ve arabesk süsleme çift bordürle bezenmiştir. Bütün kemerlerinde, doğu avlu kapısının iç ve dış cephesinin yapımında siyah-beyaz mermerler kullanılmıştır. Mihrabı mermerdendir. Üst bölümlerinde bulunan yarım daire içinde on altı ve on yedinci asır çinileri dikkati çeker. Beyaz zemin üzerinde lacivert, kırmızı firuze renklerle stilize nar ve erik çiçekleri, hançer yaprakları ile süslü motiflerin sanat değeri yüksektir.
Alemdar Mescidi: 1748’de Alemdar Kul Mustafa Hasan Ağa yaptırmıştır.
Mestanzade Camii: 1682’de Mestanzade Hacı Mahmud Ağa yaptırmıştır.
Cuma Fakih Camii: 1541’de Cuma Fakih isimli bir zat yaptırmıştır.
Ali Dede Mescidi: 1704’de Ali Dede isimli bir şahıs adına Rakka valisi Mehmed Paşa yaptırmıştır.
Ceyhan-Ulu Camii:  1868’de Nogay Abdülkadir Ağa tarafından yaptırılmıştır.
Ceyhan Kurt Kulağı Camii: Ceyhan’a 12 km uzaklıkta 1601’de Haydar Ağa tarafından yaptırılmıştır. 1659’da Mimar Mehmed Ağa tarafından tamir ettirilmiştir.
Yeni Cami: Adana’dadır. 1724’de yapılmış, tek minareli ve Osmanlı mimari özelliğini taşır.
Küçük Mescid: Ramazanoğullarından Halil Bey tarafından 1482’de yaptırılmıştır. Bir ara depo olarak kullanılmıştır.
Yeşil Mescid: Gencizade Hacı Mahmud tarafından 1741’de yaptırılmıştır. Kubbesini örten yeşil kiremitleri nedeniyle bu adla anılmaktadır.
Kozan Hoşkadem Camii: Kadirli’dedir. 1448’de Mısırlı Türk-Memluk beylerinden Emir Abdullah Hoşkadem tarafından yaptırılmıştır.
Diğer camiler: Evliya Çelebi, Seyahatnamesi’nde, Adana’da irili ufaklı 70 cami ve mescidin bulunduğunu yazmaktadır. Kemeraltı Camii ve Tahtalı Camii, Kadirli Hamidiye Camii, Bahçe Agimbey Camii bunlardandır.
Türbeler: Adana’da yer alan türbelerden bazıları şunlardır:
Ramazanoğlu Türbesi: Ulu Caminin bitişiğindedir. 1541’de Piri Mehmed Paşa tarafından yaptırılmıştır. Oyma taş işçiliği ile süslüdür. Türbenin içi on altıncı yüzyıl çinileriyle kaplıdır. Türbede, Ramazanoğlu Halil Bey ile torunları Mustafa Bey ve Mehmed Şah yatmaktadır.
Şehid Duran Mezarı: Adana’nın kurtuluşunda Fransızlar’a karşı ilk verilen şehidin bulunduğu mezardır. Sed boyundadır.
Ağcabey Kümbeti: Bahçe ilçesindedir. Ağca Bey’in oğlu Mehmed Ağa’nın türbesidir. Annesi tarafından 1856’da yaptırılmıştır. Kesme taştan, kare biçiminde ve tek kubbeli olarak inşa edilmiştir.
Hanlar ve çarşılar; Gön Hanı:  1530’da Ramazanoğlu Piri Mehmed Paşa tarafından yaptırılmıştır. Üç yüz altmış dükkanlı ve bedestenlidir. Hanın tamamı yıkılmıştır. Geriye sadece giriş kapısı kalmıştır. Eski kapı 1960’ta restore edilmiştir.
Tuz Hanı:  Ulu Cami mahallesindedir. Kitabesinden 1497’de Ramazanoğlu Halil Bey’in yaptırdığı anlaşılmaktadır. Han düzgün taşlarla örülmüştür. Çeşitli zamanlarda tamir gören hanın bir bölümü yıkıktır. Batı köşesinde küçük bir mescid vardır.
Havraniye (Misis) Kervansarayı:  Ceyhan ilçesine bağlı Havraniye köyündedir. Selçuklulardan kalma eski bir kervansarayın yerine Sultan Dördüncü Mehmed’in emri ile sadrazam Köprülü Mehmed Paşa tarafından yaptırılmıştır. Günümüzde sadece giriş kapısı kalmıştır.
Kurt Kulağı Kervansarayı: Ceyhan ilçesinin Kurtkulağı köyü yakınında eski Halep kervanyolu üzerindedir. 1659’da Hüseyin Paşa tarafından Mimar Mehmed Ağaya yaptırılmıştır. Günümüze kadar sağlam olarak gelmiştir.
Soluhan Kervansarayı: Kozan ile Feke ilçeleri arasında eski Kozan-Kayseri kervanyolu üzerindedir. Selçuklu-Osmanlı mimari tarzı özelliklerini taşıyan bir handır.
Hamamlar, Çarşı Hamamı: Adana hamamlarının en eski ve en büyüğüdür. 1529’da Ramazanoğullarından Piri Mehmed Paşa tarafından yaptırılmıştır. Çeşitli zamanlarda tamir gören hamam, 1945’de restore edilmiştir.
Irmak (Yalı) Hamamı: Eski Roma hamamı üzerine Ramazanoğullarından Halil Bey, 1494’te yaptırmıştır. Seyhan Nehri kıyısında olup, suyunu buradan alır.
Mestan Hamamı: 1682’de Ramazanoğullarından Mestanzade Hacı Mahmud Ağa tarafından Mestanzade Camii’nin bir vakfı olarak yaptırılmıştır.
Yeni Hamam: 1720’de Musahalıoğlu Mustafa Bey tarafından yaptırılmıştır. Diğer hamamlara benzemektedir.
Diğer tarihi ve turistik yerlerden bazıları da şunlardır:
Taş Köprü: Seyhan Nehri üzerindeki şehrin iki yakasını birleştiren taş köprü, Romalılardan kalmadır. 3.10 m yüksekliğinde 13 m genişliğinde 21 gözlü ve taştan yapılmıştır. On yedinci asırda esaslı bir tamir görmüştür. Sultan Üçüncü Ahmed (1713) Adana valisine taşköprünün tamiri için ferman göndermiştir. 1847’de ise, Sultan Abdülmecid Han tamir ettirdi. Günümüzde yirmi bir gözden sadece on dördü kalmıştır.
Adana’nın sembolü olan kule, 1882’de Adana valisi Abidin Paşa tarafından yaptırılmıştır. Kare prizma şeklinde olup, 32 m yüksekliğindedir. Şehrin merkezinde olan kule, şehrin Fransız işgalinden kurtulmasında, genç kızların işlediği Türk bayrağının asılması ile bayrağa gönderlik etti.
Adana Bölge Müzesi: Kuruköprü semtindeki Rum kilisesinde, bir düzenleme neticesinde açılmıştır. Müzede 69 sikke, 2950 arkeolojik değeri olan eser, beş bin etnografik değeri olan eser, 3500 mühür, Osmanlı devrine ait 346 mahkeme kararı bulunmaktadır.
Misis Mozaik Müzesi: Adana’ya 20 km uzaklıkta ve Seyhan Irmağı kenarındadır. Hitit, Roma, Bizans, İslam (Arap, Selçuk ve Osmanlı) devirlerine ait pekçok tarihi eser vardır. Ayrıca dördüncü asırdan kalma bir kiliseden çıkarılan mozaikler burada saklanmaktadır.
Gastabala (Hieropolis):  Osmaniye’nin 12 km kuzeyindedir. Hitit ve Asurlulardan kalma tarihi bir şehirdir.
Şar (Comana): Tufanbeyli’nin 20 km kuzeyindedir. Hitit, Roma ve Bizans devrinde önemli bir yerleşme merkezi idi. Hitit anıtı ile meşhurdur.
Kaplıcaları: Adana il sınırları içinde yedi kaplıca vardır. Bu kaplıcalar değişik hastalıklara iyi gelmektedir. Haruniye kükürtlü kaplıcaları cilt ve romatizma hastalıklarına iyi gelir. Kurttepe, Alihocalı, Misis ve Kodes içmeleri mide ve barsak hastalıklarına faydalıdır. Osmaniye yakınlarındaki Gebeli içmesinin suyu idrar söktürücü olarak bilinir. Tahtalıköy Kükürtlü Kaynağı cilt hastalıklarına ve isiliğe iyi gelir.
Mesire yerleri: Adana’nın zengin doğal güzellikleri vardır. Seyhan Barajı ve Sarıçam Koruluğu özellikle şehir merkezinin dinlenme yeridir. Kapız, il merkezinden 35 km uzaklıkta eşsiz güzellikleri ile tanınan bir yerdir. Çakıt Suyu, çam ormanları ve dağ dorukları Kapız’a ayrı bir güzellik verir. Aslantaş piknik yeri ve Karatepe milli parkı, Adana merkezine 122 km’dir. Burada bulunan açık hava Hitit Müzesi, çevrenin tabii güzelliğini tarih ile birleştirmektedir.
Anavarza: Ceyhan civarında eski çağların önemli bir şehridir. M.Ö. 6. asırda kurulmuştur. Asur, Roma, Bizans, Müslüman-Arap ve Türk devirlerine ait eserlerce zengindir. Kale, su kemerleri, anfi tiyatro, mozaikleri ve stadyum kalıntıları meşhurdur.
Arkadius devrinde Kilikya’nın Tarsus'tan sonra ikinci büyük şehri idi. M.S. 526’da çok şiddetli zelzele ile yıkıldı. Justinaus, şehri yeniden yaptırdı. Halife Harun Reşid devrinde şehir Müslümanların eline geçti. Sonra Ramazanoğullarına ve 1516’da Yavuz Sultan Selim Han devrinde Osmanlı Devletine katıldı.
Karatepe: Adana’nın 120 km kuzey doğusundadır. Hitit kralı Asitavandes tarafından M.Ö. 4. asırda kurulmuştur. Kale, kral evleri, heykel ve yazıları günümüze kadar gelmiştir.
Kadirli: Tarihi bir şehirdir. Kiliseden camiye çevrilen Ala Cami, ortaçağ yapısı Cem Kalesi ile Roma çağına ait kaya kabartmaları en meşhurlarıdır.
Sirkeli Kabartması: Adana-Ceyhan karayolunun 45’inci kilometresindedir. Hitit krallarından Muvattalish’in kayalar üzerine işlenen dev bir tasviridir. M.Ö. 1200 senesinde yapılmıştır.
Yaylalar: Adananın yazı sıcak ve bunaltıcı olur. Halkın bir kısmı yaz aylarında yaylalara çıkarlar. Yaylalar yemyeşil ve serindir. Başlıca yaylaları Pozantı, Nemrun, Zorkun, Horzum ve Börücek’tir. Nemrun Yaylası çok güzel manzaralıdır.
Evliya Çelebi, Seyahatname’sinde Adana için şunları yazar: Ramazanoğulları Camii, dört büyük sütun üzerine oturan yüksek kubbeli olarak yapılmıştı. Kubbenin tepesindeki alemin parlaklığından gözler kamaşır. Caminin içi, dışı tamamen çinidir. Mihrap ve minberini tarif etmek güçtür. İçerisinde çok değerli avize ve kandiller vardır. Müezzin mahfeli, ince sütunlar üzerinde oturtulmuş bir köşk gibidir. Avlusu küçük, renkli taşlarla döşenmiştir. Avlunun çevresinde yirmi üç sütuna oturan yirmi kubbeli ve halılarla döşeli bir sofa bulunmaktadır. Caminin sol yönünde, kurşun örtülü bir kubbe içinde Ramazanoğlu gömülüdür.
Evliya Çelebi, Adana’da ayrıca küçüklü-büyüklü 70 cami ve mescidin bulunduğunu söyler. Onun ifadesine göre Adana’da 8700 ev ve konak vardır (Yaklaşık olarak 40-45 bin nüfus). O devir için Adana, Anadolu’nun en büyük şehirleri arasında sayılır. Osmanlı Devletinin eyalet merkezlerinden biridir. Evliya Çelebi şöyle devam etmektedir: “Bilginleri çoktur. Halkı ehl-i sünnettir. Bir dar’ül kurra, üç dar’ül-hadis, kırk çocuk mektebi vardır. İki hamamı olup, biri yalı tarafında Paşa Hamamı, diğeri çarşı içerisinde Eski Hamamdır. On yedi han vardır. Çarşı içerisindeki Ramazanoğlu Hanı, yüz yirmi odalıdır. Etrafındaki üç yüz altmış dükkan dahi Ramazanoğlu yapısıdır. Ayrıca şehir içerisinde yüz otuz dükkan ve kale gibi büyük bir bedesteni vardır. Bunlar da Ramazanoğulları devrine aittir. Şehir, nehirden yüksek olduğundan dolaplar vasıtası ile alınan sular, şehre taksim edilir.)
Efsaneler: Türkiye’nin diğer illeri gibi, Adana da  efsane, masal ve destanlar diyarıdır.
Şahmaran Efsanesi: Efsanede; “Misis yılanla, Ceyhan yelle ve Seyhan selle yok olacaktır” deniliyor. Misis yakınında, “Yılan Kalesi” vardır. Efsaneye göre, bu kalenin içi yılanlarla doludur. Geçmişte Misis Beyi çok hastalanır. Tabib bunun tedavisi için yılanların padişahı Şahmaran’ın gözü lazım der. Bunun Yılanlı Kale’de veya Misis’teki bir hamamda olduğunu söyler. Yılanların padişahı yakalanır, gözü çıkarılarak Misis Beyi tedavi edilir ve iyi olur. Efsaneye göre yılanlar bir gün Misis’e inerek intikam alacaklardır.
Adana’nın Fethi Destanı: Anadolu Selçukluları, Orta Asya’dan oba oba gelen Oğuz Türklerini uç beyi olarak yerleştirirdi. Üç yüz çadırla (hane) Anadolu’ya göç eden Ramazanoğlu aşireti de önce “Kilikya”ya (Çukurova) sonradan Çaldağı eteklerine yerleştiler.
Bir gün Adana’daki Bizans Tekfurunun oğlunun elindeki doğan uçar ve Ramazanoğlu obasının bir çadırı önüne konar. Tekfurun oğlu, doğanın peşinden gelir ve çadırdan çıkan güzel bir Türk kızına aşık olur. Tekfur, kızı ister. Obanın ileri gelenleri toplanır. Zira Müslüman kızın Hıristiyan bir erkek ile evlenmesi dinen mümkün değildir. Kız verilmezse bu bölgede yaşamaları ise zor. Bunun üzerine Tekfur’a bir tuzak hazırlarlar. Çaldağı eteklerinde düğün yaptırırlar. Muhafızlar eğlenip içki içerken Ramazanoğlu obasının genç erkekleri Tekfur’un muhafızları kıyafetinde şehre yaklaşırlar ve şehir halkı gelin alayını karşılasın diye haber gönderirler. Şehir halkı dışarıda toplanır. Ramazanoğlu erlerinin bir kısmı halkı kuşatır, diğerleri de şehri feth ederler. Böylece Adana, Türklerin olur. O günden bu yana Türk toprağı Adana’da daha nice kahramanlık destanları yazılmıştır.

Kaynak

Rehber Ansiklopedisi
Artvin Hakkında Bilgiler

ARTVİN
Doğu Karadeniz bölgesinde yer alan bir serhat şehri. Dik bir yamaç üzerine kurulan, tarihi ve tabii güzellikleri ile göz kamaştıran Artvin; kuzeydoğusunda Gürcistan sınırı, güneydoğusunda Kars, güneyinde Erzurum, batısında Rize ile çevrilidir. Kuzeybatısında Karadeniz’e, ortalama 50 kilometrelik kıyısı vardır. İl toprakları 40°35’ ve 41°32’ kuzey enlemleri ile, 41°07’ ve 42°26’ doğu boylamları arasında yer alır. 7.436 kilometrekarelik yüzölçümü ile en küçük illerden biridir. Trafik numarası (08)’dir.
İsminin Menşei
Artvin’in ismi üç bin senelik tarihi boyunca çeşitli defalar değişmiştir. Artvin ismi, bu şehri kuran Türk İskit Beyinin adından gelmektedir. Osmanlı Devleti zamanında Liva olan şehir, 1923’te Rize’ye bağlı ilçe, 1936’da Çoruh ismiyle il ve 1956’da ilin adı Artvin olmuştur.
Tarihi
Artvin çok eski bir yerleşim yeridir. M.Ö. 3000 yıllarında Orta Asya’dan göç ile gelen Türk kavimlerinden Hurriler, Artvin’e yerleştiler. Anadolu’ya ilk gelen Türk kavimlerine tarihçiler; Guti, Guta, Şatu, Kut, Kas isimlerini verirler. Artvin’deki Hurriler M.Ö. 2000 senesinde güneye Mezopotamya’ya indiler. Alparslan’ın 1071 Malazgirt Zaferine kadar Türklerin Anadolu’ya göçleri devam etti. Son olarak Dokuz Oğuzlar 1071’de, büyük bir kitle halinde gelip Anadolu’ya yerleştiler.
Orta Asya asıllı Oğuz koluna ait Gutiler, Mezopotamya’ya inerek Akkadların yerine devlet kurdular. At kültürünü yayan (atı nakliye için ilk kullanan) bunlardır.
Kastlar da bir Oğuz koludur. Mezopotamya'da Gutilerden sonra ikinci Oğuz devletidir. Bitlis’teki Gusi Yaylası, Antalya’da Kuzköy, Güneydoğu Anadolu’da Gogusos Kalesi ilk Oğuz göçünden kalmadır.
İlk Oğuz göçünden sonra ikinci büyük Oğuz göçü İskit adı altında başlar. M.Ö. 680 senesinde İskit Türkleri Artvin’e ve Çoruh vadisine yerleştiler. Tarihi vesikalar o devirde en medeni topluluğun İskitler olduğunu bildirir. M.Ö. 250 senesinde Horasan’a gelen Arsaklılar Türk kavmi, M.Ö. 149’da Artvin’i ele geçirdi. Sonra Yunan kültürü ile Yunanlılaşmış, aslında Pers asıllı olan Pontus Krallığı şehri eline geçirdi. Bizans ile Sasaniler arasında el değiştirdi. Hazret-i Osman zamanında Emir Habib bin Mesleme emrindeki İslam ordusu, Erzurum Yaylasında Bizans ordusunu yenerek, Çoruh Vadisi ve Artvin’i İslam devletine kattı. Daha sonraları Romalılar, Persler, Emevi ve Abbasiler bu bölgeye hakim oldular. Abbasi halifeliğine bağlı Oğuz Beyliği kuruldu. Artvin 1071 Malazgirt Savaşından sonra Selçuklu Türklerinin eline geçti. Esasında şehir daha önce Türkleşmişti. Selçuklulardan sonra buraya sırasıyla; Moğollar, İlhanlılar, Celayirliler, Karakoyunlular, Timurlular, Akkoyunlular ve Safeviler hakim oldular.
Fatih Sultan Mehmed Han zamanında Osmanlı Devleti sınırları içine alındı. 1878 Osmanlı-Rus Savaşında Rusya tarafından işgal edildi. 43 sene anavatandan ayrı kaldı. Türk İstiklal Savaşında Kazım Karabekir Paşa, Ermeni ordusunu yenince, Artvin 7 Mart 1921’de yeniden anavatana kavuştu.
Fiziki Yapı
Dağlar: Artvin, Türkiye’nin en dağlık bölgesidir. % 80’i dağlıktır. Doğu Karadeniz dağlarının doğusunda yer alır. Başlıca büyük dağları Kaçkar Dağı (3932 m), Kükürt Dağı (3334 m), Gül Dağı (3131 m) ve Karçal Dağı (3428 m)dır. Kars sınırında ise Yalnızçam Dağları (2957 m) bulunur. Arsiyon Dağı (3170 m), Parmak Dağı (2900 m), Çadır Dağı (3054 m), Kurt Dağı (3224 m) diğer yüksek dağlarıdır.
Çoruh Irmağının vadisi Artvin’i ikiye böler. Arazi çok engebelidir.
Ovaları: Artvin’de mühim ve büyük ovalar yoktur. Ova sayılan bir kaç düzlük vardır. Sundura deresinin Karadeniz’e döküldüğü yerde alüvyonlu bir saha ile Zeytinburnu’nda 3-4 kilometrekarelik bir düzlükten ibarettir. Artvin’de pekçok vadi vardır. Fakat dar ve derin olduğu için ekime pek müsait değildir. Vadilerin en büyüğü 100 km uzunluğundaki Çoruh Vadisi ile Berta, Ardanuç, Barhal ve Murgul vadileridir.
Akarsuları: Artvin ilinin en önemli akarsuyu Çoruh Irmağıdır. Artvin içindeki diğer akarsular ise Çoruh Irmağına dökülürler. Erzincan’ın Mescit Dağlarından çıkan Çoruh Irmağı Gümüşhane ve Erzurum’dan da geçer. Erzurum’dan geçerken Tortum ve Oltu çayları Çoruh’a karışır. 442 kilometrelik Çoruh Irmağının 150 kilometresi Artvin’den geçer. Bu ırmak Rus sınırından girip Batum’un güneyinde denize dökülür. Artvin’in diğer akarsuları ise; Murgul Deresi, Ardanuç Suyu, Berta Deresi, Deviskel Deresi ve Klaskur Deresi olup, hepsi de Çoruh Irmağı ile birleşirler.
Göller: Mühim ve büyük göl yoktur. Fakat “Karagöl” ismi verilen buzul göller vardır. Başlıcaları Horasan Dağı dibinde bulunan Karagöl, Ardanuç yakınında iki karagöl ile Şavşat ve Borçka yakınındaki Karagöllerdir. Şavşat yakınında yerden kaynayan göle ise Akgöl denir. Bu göllerin hepsinde bol mikdarda alabalık vardır.
İklim ve Bitki Örtüsü
Artvin’de iki farklı iklim görülür. Karadeniz kıyıları ılık ve yağışlıdır. İç kısımlar ve dağlık bölgelerin iklimi serttir. Kıyılarda yaz ve kış arasında büyük ısı farkı yoktur. Dağlık iç bölgede kışlar kar yağışlı ve yazları serin geçer. Sıcaklık -4 ile +23 derece arasındadır. Yağış farklılıklar gösterir. Hopa’da 2.069 milimetre iken, Yusufeli’nde 296 milimetredir. Kafkas Dağlarının sağladığı imkanla Hopa’da Akdeniz iklimi hüküm sürer.
Artvin ilinin üçte biri ormanlıktır. Ormanlar daha çok deniz kıyısındadır. Ekilen arazi 35.000 hektardır (çay bahçeleri dahil). Arazi kışın beyaz, yazın ise yemyeşildir. Vadiler, meyveliktir. Karadeniz sahilinde turunçgiller, zeytin ve çay yetişir.
Ekonomi
Tarım: Artvin’in ekonomisi tarıma dayanır. Ekime müsait arazinin az olmasına rağmen nüfusun % 80’i tarımla uğraşır. Fakat gelirin ancak % 30’u tarımdan sağlanır. Artvin’de en çok çay, patates, buğday, mısır, arpa, fasülye, soğan, tütün, pirinç; meyve olarak da; fındık, portakal, mandalina, elma, armut, üzüm, ceviz, kestane, kiraz, vişne, şeftali, erik ve kayısı yetişir.
Tarım henüz modern hale gelmemiştir. Zengin su potansiyeline rağmen sulama tesisleri çok azdır. Traktör ve teknik zirai araçların sayısı fazla değildir. 15 bin dönüm üzüm bağı vardır.
Hayvancılık: Mer’a ve otlakların azlığı ve karlı günlerin çokluğu sebebiyle hayvancılık gelişmemiştir. Komşusu Kars’da ise hayvancılık çok ileridir.
Ormancılık: Artvin orman bakımından çok zengindir. Yüzölçümünün % 35’e yakını ormanlıktır. Her sene 300 bin metreküp inşaat kerestesi ile 500 bin ster yakacak odun istihsal edilir. Ormanları ağaç cinsleri bakımından zengin ve verimlidir. Ormanlarında kızılağaç, kayın, gürgen, meşe, kestane, ladin, köknar, ardıç ve sarı çam bulunur.
Madenleri: Türkiye’nin en zengin bakır madeni rezervine sahip ili Artvin’dir. Murgul ve Kuvarskan’da bulunan bakır madenleri, Karadeniz Bakır İşletmeleri tarafından işletilmektedir. Ayrıca betonit, manganez, kurşun ve linyit yatakları vardır. Fakat bunlar henüz işletilmemektedir.
Enerji: Artvin, elektrik enerjisini Hopa termik santralı ile Tortum ve İkizdere hidroelektrik santrallarından temin eder. Ayrıca enterkonnekte sisteme bağlıdır.
Sanayi: Artvin’de sanayi muayyen kollarda sınırlıdır. Etibank’a bağlı Bakır İşletmeleri, kamu ve özel sektöre ait lif levha fabrika ve atölyeleri (senelik toplam istihsal 70 bin ton), çay ve kereste fabrikaları, mobilya, dokuma, gıda ve metal eşya imalathaneleri vardır.
Ulaşım: Ulaşım bakımından yetersiz olan Artvin’de demiryolu ve hava alanı yoktur. Ulaşım, denizyolu ve karayoluna dayanır. Hopa limanı her türlü gemilerin yanaşmasına elverişlidir. Sahildeki karayolu iyi kalitededir. Fakat içlere doğru giden yollar stabilize yollardır. Köyler ile kentler arasındaki yollar yetersizdir. Hopa limanının yükleme ve boşaltma kapasitesi 500 bin tona yakındır. Hopa-Artvin-Göle-Kars-Doğubeyazıt-Gürbulak yolu ile İran’a mal taşınır. Artvin-İstanbul 1361 km, Artvin-Ankara 997 km, Artvin-İzmir 1357 kilometredir.
Nüfus ve Sosyal Hayat
7436 kilometrekare yüzölçüme sahib olan Artvin’in, 1990 nüfus sayımına göre toplam nüfusu 212.833 olup, bunun 66.097'si şehirlerde, 146.736'sı köylerde yaşamaktadır. Nüfus yoğunluğu 29’dur.
Eğitim: Okur-yazar oranının en yüksek olduğu illerimizden birisi de Artvin’dir. Okur-yazar nisbeti % 90’dır. İlde 23 anaokulu, 479 ilkokul, 48 ortaokul, 8 mesleki ve teknik ortaokul, 9 lise, 12 mesleki ve teknik lise vardır. Bütün köylerde ilkokul vardır. Yüksek tahsile devam edenlerin sayısı, nüfusuna göre diğer illerden daha fazladır.
Örf ve adetler, folklor: Artvin’in kendisine mahsus zengin bir kültür ve folklor mirası vardır. Halk edebiyatı, el sanatları, eğlence, yemek ve kıyafet bakımından oldukça zengindir. Artvin’den yüzlerce şair yetişmiştir. Zuhuri, İzni, Keşfi, Didari, Efkari ve Ali Fahri gibi aşık ve şairler başlıcalarıdır. Halk oyunlarında Erzurum, Kars. Karadeniz ve Kafkasya’nın tesiri büyüktür. Başlıca oyunları : Sarıçiçek, Atabarı, Karabağ, Kubak, Uzundere, Delihoron ve Düzhoron’dur.
İlçeleri
Artvin’in biri merkez olmak üzere 7 ilçesi vardır.
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 33.183 olup, 20.306'sı ilçe merkezinde, 12.877’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 14, Ortaköy-bucağına bağlı 5, Zeytinlik bucağına bağlı 13 köyü vardır. Yüzölçümü 1052 km2 olup, nüfus yoğunluğu 32’dir.
İlçe toprakları genelde dağlıktır. Toprakları sulayan Çoruh Nehri bu dağlık araziyi ikiye böler. Çoruh Vadisinde yer yer düzlükler vardır. Dağlar sık bir ormanla kaplıdır. Çok değişik ağaçlarla kaplı bu ormanlar aynı zamanda bir av sahasıdır.
Ekonomisi tarıma bağlıdır. Başlıca tarım ürünleri tahıl, mısır, fasülye, tütün, zeytin ve meyvedir. Hayvancılık ve ormancılık ekonomide önemli yer tutar. En çok sığır ve koyun beslenir. Arıcılık gelişmiş olup, balı meşhurdur. Lif ve levha fabrikası ilçenin tek sanayi kuruluşudur.
İlçe merkezi Çoruh Nehrinin iki yakasında dağların eteklerinde yer alır. İlçe belediyesi 1923’te kurulmuştur.
Ardanuç: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 17.782 olup, 5052’si ilçe merkezinde, 12.730'u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 37, Aşağıırmaklar bucağına bağlı 11 köyü vardır. Yüzölçümü 969 km2 olup, nüfus yoğunluğu 18’dir.
İlçe toprakları dağlıktır. Dağlar derin akarsu vadileriyle parçalanmıştır. Doğu ve güneyinde Yalnızçam Dağları yer alır. Dağlarda birçok yayla vardır. İlçe topraklarından kaynaklanan suları Ardanuç suyu toplar. Karagöl adıyla bilinen üç ayrı göl bulunur.
Ekonomisi  hayvancılığa dayalıdır. En çok sığır ve koyun beslenir. Hayvani ürünler Bülbülan Yaylasında pazarlanır. Tarıma elverişli arazi azdır. Akarsu vadilerinde buğday, arpa, tütün, ve mısır yetiştirilir. Küçük dokuma atölyelerinde şal denilen yünlü kumaşlar dokunur.
İlçe merkezi Ardanuç Suyu kenarında kalenin bulunduğu tepenin eteklerinde kurulmuştur. İ1 merkezine 42 km mesafededir. İlçe belediyesi 1945’te kurulmuştur.
Arhavi: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 18.351 olup, 10.048’i ilçe merkezinde, 8303'ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 21, Ortacalar bucağına bağlı 8 köyü vardır. Yüzölçümü 314 km2 olup, nüfus yoğunluğu 58’dir.
İlçe toprakları genelde dağlıktır. Dar bir kıyı şeridinin hemen ardından dağlar yükselir. Dağlar kayın, gürgen, kızılağaç, ladin, köknar ormanları ile kaplıdır.
Ekonomisi tarım ve ormancılığa dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri çay, fındık, meyve ve mısırdır. Ayrıca az miktarda buğday ve arpa yetiştirilir. Kıyı kesimlerinde balıkcılık yapılır. Dokumacılık yaygındır. Çay fabrikası ilçenin tek sanayi kuruluşudur.
İlçe merkezi, Arhavi Çayının Karadeniz’e döküldüğü düzlükte Karadeniz kıyı yolu üzerinde kurulmuştur. Rize-Hopa karayolu ilçe merkezinden geçer. İl merkezine 79 km mesafededir. İlçe belediyesi 1946’da kurulmuştur. Tabii güzelliği eşsiz olan bir ilçedir.
Borçka: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 30.329 olup, 6102’si ilçe merkezinde 24.227'si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 19, Camili bucağına bağlı 5, Muvalı bucağına bağlı 7 köyü vardır.
İlçe toprakları, Doğu Karadeniz kıyı dağları ile kaplı bir alanda yer alır. Dağlar akarsu vadileriyle derin bir şekilde parçalanmıştır. En önemli akarsuyu Çoruh Nehridir. Aralık köyü yakınındaki Karagöl ilçenin tek gölüdür. Dağlar kayın, ladin, kızılağaç, kestane, meşe, köknar ormanları ile kaplıdır.
Ekonomisi hayvancılık ve tarıma dayalıdır. Ekime elverişli alanların az olması sebebiyle, tarım sınırlı olarak yapılır. Başlıca tarım ürünleri; mısır, tahıl, çay, tütün, fındık, patates ve elmadır. En çok sığır beslenir. İpekböcekciliği gelişmiştir. Borçka Devlet Kereste Fabrikası ilçenin tek sanayi kuruluşudur.
İlçe merkezi, Çoruh Irmağı kıyısında kurulmuştur. Hopa-Artvin karayolu ilçeden geçer. İlçe belediyesi 1927’de kurulmuş olup, 1928’de ilçe yapılmıştır.
Hopa: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 30.862 olup, 11.507'si ilçe merkezinde 19.355’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 17, Kemalpaşa bucağına bağlı 10 köyü vardır. Yüzölçümü 289 km2 olup, nufüs yoğunluğu 107’dir.
İlçe toprakları dar bir kıyı şeridi ile hemen ardından yükselen dağlarla kaplıdır. Güneyinde Balıklı Dağları yer alır. Dağların denize bakan yamaçları gür ormanlarla kaplıdır. Bol yağış aldığından toprakları yemyeşil bir görünüme sahiptir.
Ekonomisi tarım ve tarıma bağlı sanayiye dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri çay, fındık olup, ayrıca az miktarda elma, armut, pirinç ve turunçgiller  yetiştirilir. İlin en çok çay üretimi yapılan ilçesidir. İlçe merkezinde ve Kemalpaşa bucağında birer çay fabrikası vardır. Kıyı kesimlerde balıkçılık yapılır.
İlçe merkezi Karadeniz  kıyı yolunun bittiği yerde, deniz kıyısında kurulmuştur. İlçe tarım ve sanayi ürünlerinin satıldığı bir ticaret merkezidir. Karadeniz Bakır İşletmelerine bağlı Çakmakkaya te'sislerinden borularla Hopa limanına akıtılan derişik bakır, gemilerle Samsun’a gönderilir. İl merkezine 69 km mesafededir. İlçe belediyesi 1923’te kurulmuştur.
Murgul: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 11.951 olup, 4278’i ilçe merkezinde 7673’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez’e bağlı 9 köyü vardır. Borkça ilçesine bağlı bucak iken 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kanunla ilçe merkezi haline getirildi.
İlçe toprakları genelde dağlıktır. Dağlar ormanlarla kaplıdır.Topraklarında bulunan bakır yatakları çok eski zamandan beri işletilmektedir.
İlçe ekonomisi bakır madenciliğine ve buna bağlı imalat sanayiine dayalıdır. Etibank tarafından çıkarılan bakır Hopa limanından gemilerle Samsun’a gönderilir. Çevreye yayılan bakır tozları ve Murgul Deresine akıtılan yıkama suları önemli ölçüde çevre kirliliğine sebeb olmaktadır. Murgul Vadisinde tarım yapılır ise de, bakırın sebeb olduğu çevre kirliliği verimi % 80 oranında düşürmüştür. Hopa ilçesine 20 km mesafededir.
Şavşat: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 33.315 olup, 4850'si ilçe merkezinde 28.465'i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 35, Meydancık bucağına bağlı 14, Veliköy bucağına bağlı 12 köyü vardır. Yüzölçümü 1317 km2 olup, nüfus yoğunluğu 25’tir.
İlçe toprakları dağlıktır. Kuzey ve kuzeybatısında Karaçal Dağı, doğu, güney ve güneybatısında Yalnızçam Dağları yer alır. Topraklarından kaynaklanan sular ilçe sınırı dışında Çoruh Nehrine karışır. Berta Suyu vadisi, dağları derin biçimde parçalamıştır. Dağlar sarıçam ve köknar ormanlarıyla kaplıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Ekime elverişli arazisi az olmasına rağmen elde edilen ürün fazladır. Başlıcatarım ürünleri patates, elma, buğday ve armut olup, ayrıca az miktarda arpa, mısır ve fasülye yetiştirilir. Hayvancılık ilçe ekonomisinde önemli yer tutar. Çok sayıda koyun beslenir. Arıcılık gelişmiştir. İlçe topraklarında çinko, bakır, kurşun, feldispat ve manganez yatakları vardır.
İlçe merkezi Ardahan-Kars karayolu üzerinde kurulmuştur. İl merkezine 67 km mesafededir. Eskiden Satlel adlı küçük bir köy iken Cumhuriyetten sonra Yeniköy adıyla bilinen bugünkü yerine taşındı. İlçe belediyesi 1928’de kurulmuştur.
Yusufeli: 1990 sayımına göre toplam nüfusu  37.060 olup, 3954'ü ilçe merkezinde, 33.106'sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 23, Demirkent bucağına bağlı 6, Kılıçkaya bucağına bağlı 10, Öğdem bucağına bağlı 6, Sarıgül bucağına bağlı 8 köyü vardır. Yüzölçümü 2327 km2 olup, nüfus yoğunluğu 16’dır.
İlçe toprakları dağlıktır. Dağlar derin akarsu vadileriyle parçalanmıştır. Büyük bölümünü Doğu Karadeniz dağları kaplar. Dağlardan kaynaklanan suları Çoruh Nehri toplar. Önemli akarsuları Altıparmak ve Oltu çaylarıdır. Dağlar, ladin, köknar ve sarıçam ormanları ile kaplıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri patates arpa ve buğday olup, az miktarda meyve ve sebze yetiştirilir. Çayırlarla kaplı yaylalarda hayvancılık yapılır. Sığır ve koyun en çok beslenen hayvanlardır. Arıcılık gelişmiştir. Ormancılık ve orman ürünlerinin işlenmesi ekonomide önemli yer tutar. İlçe topraklarında kaolin yatakları vardır.
İlçe merkezi Altıparmak Çayı vadisinin Çoruh Vadisine açıldığı kesimde kurulmuştur. İsmi, Osmanlı Padişahı Abdülaziz Hanın oğlu Şehzade Yusuf İzzeddin'e izafeten verilmiştir. Gelişmemiş bir yerleşme merkezidir. İl merkezine 81 km mesafededir. İlçe belediyesi 1950’de kurulmuştur.
Tarihi Eserler ve Turistik Yerleri
Artvin, tarihi ve tabii güzellikleri bakımından zengin bir ilimizdir. Karadeniz’in Antalya’sıdır. Turizme çok müsaittir. Gerekli yatırımlar sağlanırsa, çok kıymetli bir turizm merkezi olabilir. Borçka’da asırlık ormanlar, Şavşat ilçesi göllerinde, su yüzünde Yunus balıkları gibi gösteri yapan alabalıklar, senenin 12 ayında buzları erimeyen Altıparmak Dağları ve bunlara çarpan bulutların yağmur ve buz haline gelişinin gözle görülüşü, buradan ve diğer dağlardan akan buz gibi suları, Hopa koyu ve sahilin tabii güzelliği, derin vadiler ve koyu bir yeşillik, romatizmaya iyi gelen kaplıcaları ile Artvin çok güzel bir ildir. Yarlık Yaylası, Kafkasör mesire yeri, Gemya Dağı, Hopa-Sarp arası, Hatila Deresi görülecek yerlerdir. Artvin ilinde çok sayıda şifalı su vardır. Fakat bunların hepsinde yeterli tesis kurulmamıştır. Otingo Çermiği, Zeytinlik Çermiği (mide ve barsak hastalıklarına), Ilıca Köy Çermiği (romatizma hastalıklarına) ve Ciskaro Maden Suyu önemlileridir. Yalnız Hasan Maden Suyu, Acısu, Erenköy İçmesi (Borçka), Oruçlu İçmesi, Çirit Düzü ve Meşeli Maden Suları (Şavşat) diğer şifalı sulardır.
Kaleler: Artvin’de çok sayıda kale vardır. Artvin Kalesi, Köprübaşı semtinde Çoruh köprüsünün yanındadır. Şimdiki kale bu eski kalenin harabeleri üzerinde Osmanlı Devleti zamanında yapılmıştır. Ardanuç Kalesi, Adakale köyü yakınında olup, Gagratlılar tarafından yapılmıştır. Ferhatlı Kalesi, Ardanuç’un Ferhatlı köyündedir. Gürcü Kraliçesi Tamara’nın yaptırdığı Parik Kalesi, Şavşat’a 16 kilometre uzaklıkta Balıklı köyündedir.
Ayrıca Boselt, Kuvarshan, Melo, Şatlel, Ustamis, Babilhan, İşhan, Öğdem, Aşbişen, Nihah, Orşnak, Vecenkert, Petrikisman, Kalmaklı, Kalarçet, Yukarı Hud ve bunlara ilaveten on kale vardır.
Camiler, Salih Bey Camii: Korzul Mahallesinde Sancak Beyi Salih Bey tarafından 1793’te yapılan caminin sanat değeri çok yüksektir. İskenderpaşa Camii, Orta Mahalle Camii, Çarşı Camii ve Balcıoğlu Camii, Hopa’da Sugören Köyü Camii, Borçka’da Muratlı Köyü Merkez Camii, Şavşat’ta Cevizli, Yusufeli’de Kılıçkaya ve Demirkont camilerinin sanat değeri yüksektir.
Ortaköy Cuma Camii: Yüksek bir tepede eski bir kilise yıkıntısı üzerine inşa edilmiştir. Hamamlı Köyü Camii, kilise iken camiye çevrilmiştir.
Ayrıca Artvin’de cami haline getirilmiş 8 kilise vardır. Hamamlı (Dolisane) Camii girişinde güneş saati vardır. Tibet Kilisesi 1920 senesine kadar cami olarak kullanılmıştır.
Türbeler: Artvin’de Ardanuç yakınında Camandar Baba Türbesi, Seferpaşa Türbesi, Şavşat yakınında Zor Mustafa Bey Türbeleri yer alır.
Ayrıca Artvin’de Türklerin yaptığı pek çok tarihi köprü ve kemer vardır.

Kaynak

Rehber Ansiklopedisi
Ağrı Hakkında Bilgiler

AĞRI
Doğu Anadolu'da yer alan, tarih, efsane ve folklor diyarı bir ilimiz. Tarihi ve tabii zenginlikleri çok olan ve adı efsanelere, masallara karışan ve Türkiye'nin en yüksek dağı olan Ağrı Dağı bu vilayetimizdedir.
Yüksek Doğu Anadolu yaylalarının bir parçası olan bu bölge, tarih boyunca göç ve istila yollarının üzerinde yer almıştır. Türkiye'nin tepesi veya "dam"ı olan Ağrı, aynı zamanda kışı en şiddetli geçen illerden birisidir.
Van, Bitlis, Muş, Erzurum, Kars illeri ile çevrilidir. 39°05' ve 40°17' kuzey enlemleri ile, 42°20' ve 44°30' doğu boylamları arasında yer alır. Trafik kod numarası (04)'tür.
İsminin Menşei
Ağrı ilinin ismi, Ağrı Dağından gelir. Bu bölgeye yerleşen Selçuklu Türkleri “Ararat Dağı”na “Eğri Dağ” ismini verdiler. Selçuk ve Osmanlı Türkleri, yerleştikleri her bölgeye Türkçe isimler verirlerdi. Sonradan gelen Türk boyları Eğri Dağa “Ağır Dağ” ismini takmışlardır. Zamanla Ağır Dağ, halk arasında “Ağrı Dağı” olarak benimsenmiştir.
Tarihi
Ağrı’nın bilinen tarihi M.Ö. 15. asra dayanır. M.Ö. 15. asırda, Hurri Mitana Krallığı bu bölgede bulunuyordu. Hititler ve Urartulardan sonra, Kafkasya’dan atlı göçebe olarak gelen Kimmenler M.Ö. 8. asırda bu bölgeye yerleştiler. M.Ö. 7. asırda Sakalar, 6. asırda Persler, 4. asırda Makedonya Kralı İskender, M.S. 6. asırda Hazer Türkleri, M.S. 642’de Müslüman Araplar, İlhanlılar, Karakoyunlular, Akkoyunlular, İranlı Türk Safevilerin eline geçmiş, Celaleddin-i Harzemşah ve Moğolların istilasına uğramış, zaman zaman da, Bizans ve Persler arasında el değiştirmiştir. 1515’te Ağrı, Yavuz Sultan Selim Han Çaldıran’da Şah İsmail’i yenince, Osmanlılara geçmiştir. Yavuz Sultan Selim’in tayin ettiği Tuğ Beyinin çocukları halen bu bölgede “Tugan”, “Doğan” ve “Toğanoğlu” soyadı ile anılmaktadır.
Yavuz, Sultan Selim’in İstanbul’a dönüşünden bir müddet sonra İranlı Safeviler burasını geri almışlar, 1578’de Kanuni Sultan Süleyman Han bu bölgeyi tekrar Osmanlı Devletinin sınırlarına katarak merkezi Bayezid olan Van beylerbeyliğine bağladı. Tanzimattan sonra Bayezid sancağı olarak Erzurum vilayetine bağlandı. Cumhuriyetin ilanında il merkezi Doğu Bayezid idi. 1926’da Karaköse il merkezi, Doğu Bayezid ise ilçe oldu. 1938’de Karaköse ismi Ağrı olarak değiştirildi.
93 Harbinde (1877-1878) ve Birinci Dünya Harbinde Türkiye-Rusya ve İran arasında bölünmüş olan Ağrı, 1920 Kars, 1921 Moskova ve 1923 İran-Türk antlaşmaları neticesinde bütünüyle yeniden hukuki sahipleri olan Türklerin eline geçti. Ağrı, bin senelik bir Türk toprağıdır.
Fiziki Yapı
Ağrı ili, Kars, Erzurum, Muş, Bitlis, Van ve İran sınırı arasındadır. Ağrı, Türkiye’nin en engebeli illerinden biridir. 1000 m yükseklikten daha aşağı yerler çok azdır. Ortalama yükseklik 1000-1500 metredir. Erzurum-Kars Yaylasını Murat Havzasından ayıran Karasu-Aras’ın doğu ucunda kartal yuvası gibi dik duran Büyük ve Küçük Ağrı Dağları, Ağrı ilinin sembolü gibidir.
Dağlar: Geniş bir yay çizen dağ silsilesinin ucunda Ağrı Dağı (5137 m); Küçük Ağrı (3896 m), Aşağı Dağ (3274 m), Kara Dağ (3243 m), Tizli Dağı (3200 m) bulunur. Ayrıca Tendürek (3343 m), Aladağ (3250 m) ile Süphan Dağı, Kanlı Dağ ve Ziyaret Dağı başlıca dağlardır. Dağların büyük çoğunluğu üç bin metreyi aşar. Ağrı, Türkiye’nin en engebeli, en yüksek ve volkanik bölgelerindendir. Deniz seviyesinden yüksekliği 1640 metredir.
Ovalar: Bu bölge volkanik bir arazidir. Çöküntü neticesinde; Doğu Bayezid, Diyadin ve Eleşkirt ovaları meydana gelmiştir. Murad Vadisi, Karaköse ve Eleşkird Suyu Vadileri başlıca düzlüklerdir. Ağrı; Karasu ve Aras Nehirleri ile Tendürek ve Süphan Dağları ile çevrilidir.
Akarsular: Fırat Irmağının en uzun ve önemli kolu olan Murad Suyunun (Doğu Fırat) kaynakları Aladağ ile Çakmak dağıdır. Bu iki kol Karaköse’nin güneyinde birleşir ve Muş’a girer. Karasu, Aras, Murad suyu, Eleşkirt Çayı, Sarısu ve Balık Çayı başlıca akarsulardır.
Göller: Balık Gölü 25 kilometrekaredir. Şeyh ve Danilkel gölleri, yazın bataklık, kışın göldür.
İklimi ve Bitki Örtüsü
Arazinin volkanik oluşu, yağışların az, ısının çok düşük olması sebebiyle dağlar ve ovalar çıplaktır. Arazinin % 20’si mer’a ve otlak olup % 80’i ekime elverişli değildir. Su kenarlarında, söğüt ve kavak ağaçlarına rastlanır.
Kara ikliminin özelliklerini gösterir. Kışlar çok sert geçer, Türkiye’de en soğuk gün Ağrı’da 13 Ocak 1940’ta -43,2° olmuştur. Yazları sıcaktır, +39,9° olduğu olmuştur. İlk ve sonbahar kısa sürer. Türkiye’nin en soğuk ve en uzun kışı Ağrı’da geçer. Senenin 115-125 günü karla kaplıdır. Yağmur azdır, daha çok kar yağar. Yıllık ortalama yağış, 328-545 mm’dir.
Ekonomi
Tarım: Halkın başlıca geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktır. Tarım ürünleri buğday, arpa ve şeker pancarıdır. Murad Suyu bataklığında pamuk, kendir, pirinç, mısır ve çavdar yetişir. Bataklıklarda kamış fazladır. Su bakımından zengin olduğu halde ancak 23.522 hektar arazi sulanmaktadır. Doğu Bayezid, Patnos ve Tutak ovalarının sulanması için proje çalışmaları yapılmaktadır.
Hayvancılık: Ağrı ilinin en önemli gelir kaynağı hayvan ve hayvan ürünleridir. Koyun yetiştiriciliği başta gelir. Kırsal bölgelerde göçebeler çoğunluktadır. Geniş mer’a ve otlaklarda, yaylalarda koyun, keçi, sığır, manda beslenmektedir.
İlde, ata rağbet azalmıştır. Ağrı dağlarında yabani keçi, boz ve beyaz ayı, sansar, tilki, kurt ve tavşan; Köse Dağında büyük ve bol sayıda yılan vardır. Ağrı Dağında ise engerek yılanı çoktur. Yazın Tendürk Dağında göç eden av hayvanları kışın Ağrı dağının Kozlu bölgesine gelirler. Kozlu bölgesi devamlı güneş gördüğünden burada kar azdır.
Madenler: Ağrı ilinde asbest, kükürt, ponzataşı, tuz, maden suyu, sıcak su kaplıcaları, çimento taşı, kireç, tuğla ve kiremit hammaddesi ve Eleşkirt’te Linyit yatakları vardır. Ayrıca az mikdarda mermer yataklarına da rastlanmaktadır.
Sanayi: Yeni yeni gelişmektedir. Başlıca sanayii, 1984 yılında faaliyete geçen şeker fabrikası, Doğu Bayezid Yem Fabrikası, Ağrı Tuğla Fabrikası, Et-Balık Kurumu Kombinası, Peynir-Tereyağ Fabrikası, Un Fabrikası, halı-kilim ve hızar atölyeleridir.
Tiftik işi başlık, eldiven ve atkıları ile meşhurdur. Geometrik desenlerle süslü kilim, halı ve heybeler en çok Doğu Bayezid, Karaköse ve Tahiki köyünde yapılır ve çok meşhurdur. Diyadin hidroelektrik santralı ile Patnos ve Şekerovası barajları için ön çalışmalar yapılmaktadır.
Ulaşım: En önemli ulaşım yolu, Trabzon-Erzurum-Tebriz yoludur. Ağrı, İran transit yolu üzerindedir. Asya’ya açılan bir kapıdır. Gürbulak sınır kapısı ile İran’a girilir.
İkinci derece yolları, Doğu Bayezid-Iğdır-Kars yolu ile Ağrı-Patnos-Van ve Muş yollarıdır. Kışın bazı yerlerde ulaşım kızaklarla yapılır.
Nüfus ve Sosyal Hayat
Ağrı ilinin toplam nüfusu 1990 sayımına göre 437.093 olup, bunun 158.758'i şehirlerde, 278.335'i köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 11.376 kilometrekare olup, kilometrekareye 38 kişi düşer. Nüfusun temelini 93 Harbi denen (1877-1878) Osmanlı-Rus Harbinde Kars’tan göç edenlerle, Rusya’dan göç eden “Karapapaklar” ve İran’dan göç eden “Azeri Türkleri” teşkil eder.
Eğitim: İlde, 30 anaokulu, 663 ilkokul, 4 bölge yatılı okulu, 8 lise, 26 ortaokul, 7 Mesleki ve teknik ortaokulu, 4 Endüstri meslek lisesi, 4 İmam hatip lisesi, 1 Spor meslek lisesi, bir kız meslek lisesi, bir ticaret lisesi vardır. Ağrı, Hamur, Patnos ve Eleşkirt’te birer kütüphane bulunmaktadır. Okuma-yazma oranı % 60’tır.
Örf ve adetleri: Erkek ve kızları oldukça genç yaşta evlenirler. Erkek evlenme arzusunu sofrada çanak veya bardak kırarak belirtir. Düğünler çok gösterişli ve şaşaalı olur. Kız isteme, nişan, sini dönmesi, çeyiz açma, kına gecesi, düğün ve nikah muhakkak mahalli örf ve adetlere göre yapılır.
Kendine has zengin bir folklöre sahiptir. Oyunlar, davul ve zurna eşliğinde oynanır. Türküleri dokunaklı, içli ve ağırdır. Davul, zurnadan başka ney, tulum, dilli kaval, dilsiz kaval, el defi ve bağlama kullanılır. Halay ve bar oyunu meşhurdur. Ayrıca üçayak, çimeni çiçek, meyriko, gelin gel barı, hassiko, papbure, köylü kızı, basso, laççi, papuri, atabarı ve Ağrı sallaması belli başlı oyunlarıdır.
Abdigör, bölgenin en meşhur yemeğidir.
İlçeleri
Ağrı'nın biri merkez olmak üzere 8 ilçesi vardır.
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 103.797 olup, 58.038'i ilçe merkezinde, 45.759'u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 50, Cumaçay bucağına bağlı 24, Muratlı bucağına bağlı 24 köyü vardır. Yüzölçümü 1481 km2 olup, nüfus yoğunluğu 70'tir.
İlçe toprakları genelde dağlıktır. Başlıca akarsuları Taşlıçay ve Murat nehridir. Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. En çok küçük baş hayvan beslenir. Tarıma elverişli arazi çok azdır.
İlçe merkezi Erzurum-İran transit yolu ile Kağızman-Cumaçay-Kars yollarının kesiştiği noktada Taşlıçay ile Körçay arasında kurulmuştur. İl merkezi olmasına rağmen gelişmemiştir. Osmanlı Devleti zamanında Doğu Bayezid sancağına bağlı ilçe olup, ismi Karaköse idi. 1926'da Karaköse il merkezi oldu. 1938'de Karaköse ismi Ağrı olarak değiştirildi.
Diyadin: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 38.413 olup, 9.569'u ilçe merkezinde, 28.844'ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 54 köyü vardır. Yüzölçümü 1274 km2 olup, nüfus yoğunluğu 30'dur.
İlçe toprakları genelde dağlıktır. Güneyinde Aladağ, kuzeyinde Arı dağı yer alır. Bu iki dağ arası yüksek platolarla kaplıdır. Başlıca akarsuları Murat ırmağı ve kollarıdır. Bir çöküntü ovası olan Diyadin Ovası çok verimlidir.
Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. En çok yaylacılık yöntemiyle küçükbaş hayvan beslenir. Ovada şekerpancarı ve tahıl yetiştirilir. İlçe topraklarında kükürt yatakları vardır.
İlçe merkezi Murat Irmağı kıyısında kurulmuştur. İl merkezine 67 km mesafededir. Gürbulak sınır kapısına giden Ağrı-Doğubayezid karayolu ilçenin 10 km kuzeyinden geçer. İlçe belediyesi 1904'te kurulmuştur.
Doğu Bayezid: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 89.171 olup, 35.213'ü ilçe merkezinde, 53.958'i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 69, Suluçam bucağına bağlı 16 köyü vardır. Yüzölçümü 2383 km2 olup, nüfus yoğunluğu 37'dir.
İlçe toprakları dağlıktır. Kuzeybatısında Aras Güneyi Dağları, güneybatısında Aladağ yer alır. Türkiye'nin en yüksek göllerinden olan Balık Göl (2241 m) ilçe topraklarında yer alır. Bu gölden doğan Balık Çayı ilçe topraklarını sular. Dağların eteklerinde yaylalar vardır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Sulanabilen arazide tahıl ve şekerpancarı yetiştirilir. Hayvancılık ekonomide önemli yer tutar. En çok koyun ve sığır beslenir. İlçe, İran'a yapılan canlı hayvan ticaretinin merkezidir. Yün, yapağı, deri, yağ ve peynir başlıca hayvan ürünleridir.
İlçe merkezi Küçük Ağrı Dağının 15 km güneybatısında Doğubayezid Ovasında kurulmuştur. Trabzon-İran transit yolu ilçeden geçer. İl merkezine 95 km mesafededir. Belediyesi 1893'de kurulmuştur.
Eleşkirt: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 41.748 olup, 9871'i ilçe merkezinde, 31.877'si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 61, Tahir bucağına bağlı 8 köyü vardır. Yüzölçümü 1559 km2 olup, nüfus yoğunluğu 27'dir.
İlçe toprakları dağlıktır. Batı ve kuzeyi Aras Güneyi Dağlarıyla çevrilidir. İlçenin büyük bölümünü Eleşkirt-Karaköse-Diyadin Çukurunda yer alan Eleşkirt Ovası kaplar. İlçe topraklarını Murat Irmağının kolları olan dereler sular.
Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. Yaylacılık yöntemiyle en çok koyun beslenir. Arıcılık gelişmiştir. Canlı hayvan ticareti ve süt üretimi önemlidir. Tarım Eleşkirt ovasında yapılır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, şekerpancarı, patatestir. Halı ve kilim dokumacılığı gelişmiştir.
İlçe merkezi, Trabzon-Ağrı karayolu üzerindedir. İl merkezine 35 km mesafededir. Belediyesi 1923'te kurulmuştur.
Hamur: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 22.344 olup, 3154'ü ilçe merkezinde, 19.190'ı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 45 köyü vardır. Yüzölçümü 898 km2 olup, nüfus yoğunluğu 25'tir.
İlçe toprakları genelde dağlıktır. Güneyinde Aladağ, doğusunda Kandil Dağı, kuzeyinde Eleşkirt-Karaköse Ovasının devamı olan bir düzlük yer alır. Dağlardan kaynaklanan sular, ovayı suladıktan sonra Murat Irmağına katılır.
Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday ve arpa olup, ayrıca az miktarda patates, soğan ve şekerpancarı yetiştirilir. Dağlık kesimlerde hayvancılık yapılır. En çok koyun ve sığır beslenir.
İlçe merkezi Erzurum-Ağrı-Van karayolu üzerindedir. İl merkezine 12 km mesafededir. İl merkezine yakın olması yüzünden gelişmemiştir. İlçe belediyesi 1958'de kurulmuştur.
Patnos: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 85.698 olup, 33.759'u ilçe merkezinde, 51.939'u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 36, Dedeli bucağına bağlı 16, Doğansu bucağına bağlı 9, Sarısu bucağına bağlı 22 köyü vardır. Yüzölçümü 1421 km2 olup, nüfus yoğunluğu 60'tır.
İlçe toprakları dağlıktır. Kuzeydoğusunda Aladağ, güneyinde Süphan Dağı, batısında Top Dağı yer alır. Bazı bölümlerinde Aladağ ve Süphan Dağından çıkan lavlardan meydana gelen platolar vardır. Dağlardan kaynaklanan dereler, ilçe sınırları dışında Murat Irmağına katılır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, şekerpancarı ve patates olup, ayrıca az miktarda soğan, kayısı ve elma yetiştirilir. Hayvancılık ekonomide önemli yer tutar. Hayvancılığa bağlı olarak peynir üretimi yaygındır.
İlçe merkezi, Muş, Bitlis ve Van'ı Ağrı'ya bağlayan karayolu üzerindedir. Askeri birliğin olması, ilçenin gelişmesini sağlamıştır. İl merkezine 78 km mesafededir. İlçe belediyesi 1936'da kurulmuştur.
Taşlıçay: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 21.976 olup, 4555'i ilçe merkezinde, 17.421'i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 36 köyü vardır. Yüzölçümü 798 km2 olup, nüfus yoğunluğu 28'dir.
İlçe toprakları 2000 metreden yüksek dağlık araziden meydana gelir. Kuzeyinde Perli Dağı, güneyinde Aladağ, güneybatısında Kandil Dağı yer alır. Dağların ortasında dalgalı düzlükler vardır. Dağlardan kaynaklanan suları Murat Irmağı ve başlangıç kolları toplar.
Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı, buğday, patates ve arpa olup, ayrıca az miktarda sebze ve meyve yetiştirilir. Yaylacılık metoduyla çok sayıda küçükbaş hayvan beslenir. Yün, kıl, tereyağ ve peynir elde edilen başlıca hayvansal ürünlerdir.
İlçe merkezi Murat Irmağı vadisinde kurulmuştur. Eski ismi Aşağıtaşlıçay'dır. Gelişmemiş ve küçük bir yerleşim merkezi olan ilçeden Ağrı-Doğubayezit karayolu geçer. İl merkezine 32 km mesafededir. İlçe belediyesi 1954'te kurulmuştur.
Tutak: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 33.946 olup, 4599'u ilçe merkezinde, 29.347'si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 81 köyü vardır. Yüzölçümü 1562 km2 olup, nüfus yoğunluğu 22'dir.
İlçe toprakları 1800-2000 metre yükseklikte dalgalı düzlüklerden meydana gelir. Kuzeyinde Çakmak Dağı yer alır. İlçe topraklarından doğan sular, Murat Irmağına karışır. Bitki örtüsü step görünümünde olup, orman yönünden fakirdir.
Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. İklim şartlarının uygun olmaması yüzünden değişik tarım ürünü alınmaz. Başlıca tarım ürünleri buğday ve arpa olup, ayrıca az miktar nohut, mercimek, kavun ve karpuz yetiştirilir. Hayvancılık gelişmiş olup, en çok koyun ve sığır beslenir. Geleneksel olarak Arab atı yetiştiriciliği yapılır.
İlçe merkezi Murat ırmağı kıyısında kurulmuştur. Doğusundan Ağrı'yı Patnos üzerinden Bitlis ve Van'a bağlayan karayolu geçer. İl merkezine 40 km mesafededir.
Tarihi Eserler ve Turistik Yerleri
Ağrı değişik medeniyetlere merkez olmuş bir ilimizdir. Bu yüzden tarihi ve turistik zenginliklere sahiptir. Bunlardan bazıları şunlardır:
İshak Paşa Sarayı: Ağrı ilinin Ağrı Dağından sonra en çok ilgi çeken yeri İshak Paşa Sarayıdır. Bu saray Doğu Bayezid’in 5 km kadar uzağında eski Doğu Bayezid yanında Sarp kayalar üzerinde kurulmuş ve kartal yuvasını andıran 116 odalı bir saraydır. İçinde cami, hamam, atlar için ahırlar, su ve erzak depoları vardır.
Türk, Osmanlı ve Selçuklu mimarisinin en güzel örneklerinden biridir. Sarayda Selçuklu üslubu hakimdir. Dünyada kalorifer, su ve kanalizasyon teşkilatı olan ilk binadır. Bu sarayın yapılmasını 1685’te Doğu Bayezid Sancak Beyi Çolak Abdi Paşa başlatmış, oğlu Çıldır Valisi İshak Paşa ve onun oğlu Mehmed Paşa tarafından 1784’te bitirilmiştir. 7600 metrekarelik bir sahada yapılan bu sarayın inşaatı 99 sene sürmüştür.
Ruslar, Doğu Bayezid’i işgal ettiklerinde burasını karargah ve kışla olarak kullanmış ve kıymetli eşyalarını çalmışlardır. 13x6.5  metre ebadında som altından yapılan kapısı Moskova müzesindedir. Ayrıca binanın mühim yerlerini kasten tahrip etmişlerdir. Saray son senelerde yapılan tamirat ile tamamen yıkılmaktan kurtulmuştur.
Doğu Bayezid Kalesi: On dördüncü asırda yapılmıştır. Kayalıklar üzerindedir. Timur Han’ın zorlukla ele geçirdiği bir kaledir. Bugün tamamen harabe halindedir. Doğu Bayezid’in 8 km güneydoğusundadır.
Kan Kalesi: Tutak’ın 20 km güneydoğusunda bulunan Kalekulu köyü yakınlarındadır. Ne zaman ve kimin tarafından yapıldığı bilinmemektedir. Bugün sadece temelleri kalmıştır.
Toprakkale: Eleşkirt ilçesine bağlı, Toprakkale köyündedir. Yıkık durumda olan kalenin ne zaman yapıldığı bilinmemektedir. Önünde bulunan cami, 1887’de yaptırılmıştır.
Küpkıran Kalesi: İl merkezine 20 km uzaklıktadır. Hanebegül Kalesi diye de bilinir. Yıkık durumdadır.
Havran Kalesi: Hamur yakınlarında olup, Selçuklu Devleti’nin son devirlerinde inşa edilmiştir. Yıkık durumdadır.
Diyadin Kalesi: Diyadin ilçesindedir. Kaleden günümüze çok az şey kalmıştır.
Ahmed Han Türbesi: İshak Paşanın katibi olan ve “Hani Baba” olarak tanınan bir İslam büyüğünün kabridir. Bu türbenin yanında Evlad-ı Resul’e ait bir çok seyyid ve seyyidenin türbe ve kabirleri vardır. Seyyid Abdurrahim bin Abdullah Arvasi, Seyyid Muhammed Emin, Seyyid Şeyh Baba (Seyyid Abdülaziz), Seyyid İbrahim, Seyyid Muhammed, Seyyid Fehim, Seyyid Resul, Seyyide Hatice ve Seyyide Çiçek en çok ziyaret edilen kabirlerdendir. Aşağı Doğu Bayezid’in ise Seyyid Abdülkadir ve Seyyide Hanım türbeleri ziyaret edilen yerleridir.
Halidi Mabedi: Patnos’ta Anzavur tepede Halidi Mabedi isimli harabeler vardır.
Kaya Mezarları: Taşlıçay civarında kayalar içinde bulunan mezarlardır.
Yeraltı Kilisesi: Tutak’ın 20 km uzağındadır.
Meteor Çukuru: 90 sene önce düşen bir akanyıldızın (meteor) açtığı çukurdur. Derinliği 60, genişliği 25 metredir. Büyüklük bakımından Alaska’dan sonra dünyanın ikinci büyük meteor çukurudur. Doğu Bayezid’in Gürbulak bucağı ile Sarıçavuş köyü arasındadır.
Fışkıran Su: Doğu Bayezid yakınındadır. Yerden 12 m yüksekliğe su fışkırır.
Balık Gölü: Doğu Bayezid’in sinek yaylasında 2241 metre yükseklikte bir göldür. Yüzölçümü 25 kilometrekaredir. Alabalık ve sazan balığı boldur. Taşlıçay’a 40 kilometredir. Sandalla gezilir.
Ekşi Su: Doğu Bayezid’deki bu su hazmı kolaylaştırır. Müshil etkisi yapar. Kızıldere köyündeki Ekşi sudan başka Murad Su İçmeleri de sağlığa faydalıdır.
Diyadin Kaplıcaları: Yılanlı Davud, Köprü ve Tazekent kaplıcaları (çermikleri) binlerce seneden beri kullanılmaktadır. Akkoyunlu Beyi Uzun Hasan’ın oğlu Ziyaeddin Bey bu kaplıcaların civarında ilk tesisleri kurmuştur.
Köprü kaplıcasının tortuları Murat Nehri üzerinde tabii bir köprü meydana getirdiği için bu isim verilmiştir. Demir, kükürt, sülfat, kalsiyum ve bikarbonat bakımından zengin olan bu kaplıcalar, romatizma, cilt hastalıkları ile nefrite iyi gelir. Suyun sıcaklığı 60-70 derecedir.
Diğer eserler: Meya (Günbuldu) Mağaraları, Karlıca, Kız Kulesi, Havran Kalesi, Eski Kümbetler ve Patnos Höyüğünde Urartu Sarayı kalıntıları vardır.
Efsaneler: Bir kültür köprüsü olan Ağrı ile ilgili pek çok efsane vardır. Tarihin derinliklerinden bugünlere uzanan masallara, hikayelere ve şiirlere konu olan “Kerem ile Aslı”nın birbirini görüp aşık olmaları, Doğu Bayezid ile İshak Paşa Sarayı arasındaki “Keşiş Bahçesi”nde cerayan etmiştir. “Aslı”ya kavuşamayan “Kerem” çektiği bir “Ah” ile tutuşup kül olur. Bu külün başında günlerce bekleyen “Aslı” da külü saçı ile süpürürken tutuşup yanar külleri birbirine karışır.
Nuh Tufanı: Hazret-i Nuh’un gemisi Ağrı Dağına değil, Cudi Dağına inmiştir: Nuh Tufanı, başta Kur’an-ı kerim olmak üzere diğer mukaddes kitaplarda ve eski destanlarda yer almıştır. Kur’an-ı kerimin Hud suresi, Kamer suresi ve Mü’minun suresi “Nuh Tufanı” ile ilgili teferruatlı bilgileri haber vermektedir.
Yahudi din adamlarınca değişikliğe uğratılan “Tevrat”da hazret-i Nuh’un gemisinin Ağrı Dağına (Ararat dağına) indiği ifade edilir. Hak kitap ve hiç bir değişikliğe uğramıyacağı Allahü teala tarafından buyrulan Kur’an-ı kerimin Hud suresinin 44. ayetinde hazret-i Nuh’un gemisinin “Cudi Dağı”na indiği açıkça beyan edilmektedir. Bu açık ifadeye rağmen Nuh aleyhisselamın gemisinin başka yere indiğini söylemek bu ayet-i kerimeye uygun olmamaktadır. Cudi Dağının yeri ihtilaflıdır. Musul, El- Cezire, Şam, Nusaybin ve Amid (Diyarbakır) diyenler olmuştur. Ağrı Dağı diyenler olmadığı gibi, delil de yoktur. Ağrı Dağında hazret-i Nuh’un gemisini arama çalışmalarının altında başka gizli gayeler vardır. Hıristiyan emperyalizmi ve dış Ermenilerin kötü niyetleri gizlidir. Nitekim hazret-i İsa Allahü teala tarafından gökler alemine alındığından 6 sene sonra ahlak, fazilet, namus ve iffet timsali annesi hazret-i Meryem Kudüs’te vefat etti. Mübarek kabri Kudüs’te olduğu ve bu husus İslam kaynaklarında (eserlerinde) açıkça belirtildiği halde, Anadolu’yu bir Hıristiyan ülkesi olarak göstermek isteyen Hıristiyan emperyalizmi, bir kadının rüyasına dayanarak, Efes’i dini bir merkez haline getirmiştir. Efes ile hazret-i Meryem arasında bir bağ olmadığı gibi, Ağrı Dağı ile Nuh Tufanı'ndan kurtulan gemi arasında da hiçbir ilgi yoktur. Nuh Tufanından; Sümerlerin “Gılgamış Destanı”ndan, Amerika’daki Hopi Kızılderililerinin destanlarına kadar bütün eski destanlar da bahseder.
Eski Türkler, hazret-i Nuh’un gemisinin Altay Dağlarında, Uludağ’da, Hindular Veda’larda (dini kitaplarında) Himalayalarda, eski Yunanlılar Parnas’ta, Asuriler Nizir Dağında, Hıristiyan ve Yahudiler Ağrı Dağında olduğunu iddia ederler. Araplar, Ağrı Dağına “Haris”; Küçük Ağrı Dağına “Hırvayris” derlerdi.

Kaynak

Rehber Ansiklopedisi
Zonguldak Hakkında Bilgiler

ZONGULDAK
İlin Kimliği
Yüzölçümü    : 6489 km2
Nüfûsu           : 867.726
İlçeleri           : Merkez, Alaplı, Çaycuma, Devrek, Eflani, Ereğli, Gökçebey, Karabük, Safranbolu, Yenice.
Batı Karadeniz bölümünde yer alan bir ilimiz. Güneyden Bolu,Çankırı, doğudan Bartın ve Kastamonu illeri, batıdan ise Karadeniz ile çevrilidir. Türkiye’nin kara elmas (kömür) yatağıdır. Trafik numarası 67’dir.
İsminin Menşei
Zonguldak, toprağının altındaki kömürün henüz varlığının bilinmediği sıralarda bir köydü. Sazlık ve bataklık bir arâzide bulunduğu için (Sazlık) mânâsına gelen “Zongalık” adıyla anılırdı. Yirminci asır başında küçük bir kasabayken Cumhûriyet devrinde hızla gelişmiştir. Bu mütevâzi köy bilâhare modern kasaba ve büyük bir şehir hâline gelmiş ve (Zongalık) kelimesi de halk lisanında “Zonguldak” olarak yerleşmiştir.
Târihi
Zonguldak ve çevresinin târihi Hititlerle başlar. Anadolu’da ilk siyâsî birliği kuran Hitit İmparatorluğu bu bölgeyi sınırları içine dâhil etti. Bu devirde bu bölgeye verilen isim “Palla”dır. Hitit İmparatorluğu iç savaşlar ve iktidar kavgaları ile zayıfladı ve nihâyet yıkıldı.
Hititlerden sonra Anadolu’ya ve dolayısıyla bu bölgeye Firigya Krallığı hâkim oldu. Frigya Krallığının yıkılışı ile Anadolu’ya ve bu bölgeye Lidya Krallığı hâkim oldu. M.Ö. 6. asırda Pers İmparatorluğu Lidya ordusunu yenerek topraklarını kendisine kattı. Bu sıralarda Dorlu Rumları Ereğli’de (Herakleis) ve Amasra’da (Amastris) ticârî koloniler kurdular. M.Ö. 4. asırda Makedonya Kralı İskender, Pers İmparatorluğunu yenerek Anadolu ve İran’ı Makedonya Krallığına kattı.
Makedonya Kralı İskender’in ölümü üzerine bu bölge Pers asıllı, fakat Rumlaşmış, Pontus Krallığı tarafından alındı. Karadeniz’in kuzeyi (Kırım) ve güneyi(Kuzey Anadolu sâhilleri) Pontus Krallığının elinde olup, batısında Bitinya Krallığı ve güneyinde Galata Krallığı bulunuyordu.
M.Ö. 1. asırda Roma İmparatorluğu Anadolu’da bulunan Pontus, Bitinya, Galata, Bergama, Kapadokya ve diğer krallıklara son vererek bütün Anadolu’yu Roma İmparatorluğu sınırları içine kattı. M.S. 395 senesinde Roma İmparatorluğu ikiye bölününce Anadolu gibi bu bölge de Doğu Roma (Bizans)nın payına düştü. Bizanslılar devrinde Bizans topraklarına İslâm orduları ve İranlı Sâsânîler pekçok akınlar yapmışsa da bu bölge akınlardan uzak kalabilen nâdir bölgelerden biridir.
1071 Malazgirt Zaferinden sonra bütün Anadolu gibi bu ölgeyi de Anadolu Fâtihi ve Anadolu Türk Devletinin kurucusu Selçuklu Oğuzlarından Kutalmışoğlu Birinci Süleyman Şah fethetmiştir. Bunun üzerine Hıristiyan dünyâsı, Bizans’ın dâveti ve papalığın teşviki ile Haçlı Seferlerini başlatmışlardır. Yirmi beş sene Haçlı Seferleri sebebiyle Anadolu içlerine çekilen Selçuklulardan Batı, bilhassa sâhil şehirlerinden çoğunu Bizans yeniden işgal etmiştir. Zonguldak bölgesi de Bizans’ın geri aldığı yerlerden biriydi. 1204’te Dördüncü Haçlı Seferinden sonra Cenevizliler Karadeniz ticâretine hâkim oldular. Amasra, Ereğli ve Filyos’ta Ceneviz siteleri kurdular.
On üçüncü asırda bu bölge (Amasra hâriç) tamâmen Türkler tarafından yeniden fethedilmiştir. 1291’de Candaroğulları Beyliği başşehrini Eflani’de kurmuştur. Daha sonra başşehir Kastamonu’ya taşındı. (Eflani Zonguldak’a bağlı bir kaza merkezidir). Candaroğulları sonraki isimleri (İsfendiyaroğulları) 1326’da Safranbolu’yu fethettiler.
Candaroğulları 1309 senesine kadar Selçuklu Devletine (Konya’ya) bağlı oldular. 1309’dan sonra İlhanlılara tâbi oldular. 1392’de Yıldırım Bâyezîd Han, Zonguldak ve Kastamonu bölgesini ele geçirdi. Bu sırada Osmanlı Devletiyle Cenevizliler arasında dostluk devam ettiğinden Ereğli ve Amasra Cenevizlilerin elinde kaldı.
Yıldırım Bâyezîd Han 1402 Ankara Savaşında Tîmûr Hana yenilince, Osmanlı Devleti “Fetret Devri” denilen bir devre içinde sıkıntılı günler geçirdi. Osmanlı Devleti taht kavgaları ile parçalanma durumuna geldi. Osmanlı Devletini yeniden şahsında birleştiren Çelebi Sultan Mehmed Han bu bölgeye hâkim oldu. Fetret Devrinden sonra Osmanlı Devleti yeniden eski gücüne ulaştı ve seferler ve genişleme başladı.
Fâtih Sultan Mehmed Han 1459’da Amasra’yı Cenevizlilerden alarak fethetti. Bu sefer Fatih’in Güney Karadeniz’i (Anadolu’nun kuzey sâhillerini) Osmanlı Devletine katan üç seferinden ilki idi. Zonguldak’ın toprakları içinde Osmanlı devrinde hiçbir sancak (vilâyet) yoktu, hepsi Anadolu Beylerbeyliğine bağlı 14 sancaktan biri olan Bolu’ya bağlı idiler.
Tanzimattan sonra bu kazâlar Kastamonu vilâyeti (eyâletine) bağlandılar.
Osmanlı devrinde her türlü istilâ ve savaştan uzak kalan bu topraklar üstünde insanlar sükûnet içinde yaşamıştır. Târihî hiçbir mühim vak’aya sahne olmamıştır. On dokuzuncu asır başlarında gemilerde buhar gücü kullanıldığı için kömür büyük önem kazandı. Ticâret gemileri gibi savaş gemileride  buharla çalışıyor ve buhar da kömürle temin ediliyordu. Henüz Osmanlı topraklarında kömür bulunamamıştı. Sultan İkinci Mahmûd Han, Osmanlı toprakları içinde mâden kömürü bulacaklara mükâfat vereceğini bir fermanla îlân etti. Orduda da askerlere mâden kömürü tanıtılarak terhislerinde memleketlerinde bu mâdeni aramaları ders olarak anlatıldı.
1829 senesinde Ereğli ilçesinin Kestanelik Köyünde oturan Uzun Mehmed bir gün deniz kenarına inmişti. Bir fırtına sebebiyle “limancık” isimli kuytu bir köşeye sığındı. Isınmak için ateş yaktı. Az sonra ateş etrafındaki siyah taşların yanarak kor hâline geldiğini görünce “Buldum, kömürü buldum” diye bağırdı. Çünkü askerlikte deniz eri iken öğretilenlere çok benziyordu. Bu yerden bir küfe dolusu kömürü sırtına yükleyip “Alaplı” yolundan İstanbul’a geldi. İstanbul’daki ilgililere başvurdu. Yapılan incelemelerde bunun kömür olduğu anlaşılarak Pâdişâhın fermanı ile Uzun Mehmed’e 30 altın mükâfat ve ölünceye kadar 6 altın maaş bağlandı. “Kara elmas” denilen kömür yatağını bulan ve ülkeye önemli bir yeraltı zenginliğinin kazandırılmasında yer alan Uzun Mehmed’in hâtırası için Zonguldak’ta bir anıt dikilidir.
Kömür mâdeni sebebiyle Zonguldak gittikçe gelişti. Cumhûriyet devrinde ise en çok gelişen birkaç şehirden biridir. Ereğli Demir ve Çelik Tesisleri ile Zonguldak daha büyük hızla kalkınmıştır. Cumhûriyet devrinde il olan Zonguldak demiryolu ile Ankara’ya bağlanmış ve liman tesisleri yapılmıştır.
Fizikî Yapı
Zonguldak il topraklarının % 49’u dağlardan % 35’i platolardan ve % 16’ya yakını ovalardan ibârettir. Karadeniz’de uzunca bir kıyısı olup, dağlar denize paraleldir. Dağlar genel olarak 2000 metrenin altındadır.
Dağlar: Zonguldak ilinde dağların tipik bir özelliği vardır. Dağlar denize paralel üç sıra hâlindedir. Denizden içeriye gittikçe bu sıra dağlar Zonguldak Dağları olup, yükseklikleri 1000 metreden alçaktır. Başlıca tepeleri ise Göldağı (771 m), Boğma Tepe (663 m) dir.
İkinci sıradaki dağlar birinci sıraya nazaran daha yüksektir. Fakat batı kısmında yükseklik bin metrenin altındadır. Doğudaki kısım daha yüksektir. Kızılcaören Tepesi (1379 m), Göktepe (1416 m), Sarıçiçek Tepesi (1726 m), başlıca yüksek tepeleridir.
Üçüncü sıra daha yüksek olup, Bolu Dağlarının kısmen uzantısıdırlar. Başlıca dağları ise Keltepe (1999 m), il’in en yüksek dağıdır. Kızıltaç Tepesi (1486 m), Kaklıcak Tepesi (1462 m), Karatepe (1517 m) vePanayır Tepe (1544 m) dir. Dağların etekleri ve araları plato ve yaylalarla kaplıdır. Başlıcaları Karabük ve Safranbolu platoları ve Avdan ve Çetiören yaylalarıdır.
Ovalar: Zonguldak ilinde akarsuların meydana getirdiği pekçok vâdi vardır. Bazıları genişliyerek ovalar meydana gelir.
Akarsular: Zonguldak ili akarsu bakımından oldukça zengindir. Başlıca akarsuları: Filyos Çayı, Köroğlu Tepesinden gelen Gerede Çayı ve Bolu’dan gelen Bolu suyu ile beslenir. Zonguldak içinden geçerken Soğanlı ismini alır. Karabük’te Araç Çayı ile birleşir. Hisarönü doğusunda Karadeniz’e dökülür.
Diğer akarsular Araplı Irmağı, Üzülmez Deresi ve Gülünçırmak gibi küçük akarsulardır.
Göller: Zonguldak ilinde önemli tabiî ve sun’î göl yoktur.
İklim ve Bitki Örtüsü
İklim: Zonguldak ilinde Karadeniz iklimi hüküm sürer. Balkanlar üzerinden gelen soğuk hava akımlarına karşı açık olduğundan Doğu Karadeniz bölgesine nazaran kışlar daha soğuk geçer. Ortalama senelik yağış miktarı 1250 mm’dir. Her mevsim yağışlıdır. Kıyıdan içlere gidildikçe yağış azalır. Karadeniz’in en serin bölgesidir. Sıcaklık -8°C ile +40,5°C arasında seyreder.
Bitki Örtüsü: Zonguldak ili bitki örtüsü bakımından çok zengin sayılır. İl topraklarının % 65’i orman ve fundalıklar, % 32’si ekili-dikili alanlar, % 3’ü çayır ve mer’alarla kaplıdır. Yüksek yerlerdeki ormanlar iğne yapraklı, daha alçaklardaki ormanlar ise yayvan yapraklı ağaçlardır. Kuzeydeki ormanlarda kayın, güneydeki ormanlarda ise köknar, karaçam, kayın ve meşe çoğunluktadır. Ormanaltı bitkileri ise kızılcık, alıç, ahlat, üvez, çayır otları, sarmaşık, çalısüpürgesi, ormangülü, kuş üvezi, eğreltiotları, fındık, ısırgan, karayemiş, çoban püskülü ve böğürtlen olarak çok zengin bir ormanaltı bitki örtüsüne sâhiptir.
Ekonomi
Zonguldak ilinin ekonomisi mâdenciliğe ve sanâyiye dayanır. Ormancılık, hayvancılık ve tarla tarımı ikinci önemli bir kaynaktır. İl sınırları içinde zengin kömür (kara elmas) yatakları bulunur. Bunlara dayalı demir-çelik fabrikaları ve bunlara bağlı yan sanâyii ekonominin belkemiğidir. Zonguldak bir nevi işçi şehridir.
Tarım: Zonguldak il ekonomisi büyük ölçüde mâdenciliğe ve sanâyiye dayanmasına rağmen, faal nüfûsun yarısı tarım sektöründe (tarım, ormancılık, avcılık ve hayvancılıkta) çalışır.
Ormanlar geniş bir bölgeyi kaplamasına rağmen ekili alan azdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, yulaf, mısır, bakla ve fasulyedir. Sebze ve meyvecilik gelişmiş olup, en çok karalahana, hıyar, sakızkabağı, pırasa, ıspanak, armut, fındık, erik, dut, ceviz, kestâne, kızılcık ve kiraz yetiştirilir.
Ekime müsâit alanlar az ve engebeli olduğu için tarım araçlarının kullanılmasına izin vermez fakat tarımda sulama gübreleme ve modern araçlar kullanılır.
Hayvancılık: Zonguldak ilinde çayır ve mer’a çok az olmasına rağmen hayvancılık (besi hayvancılığı) oldukça gelişmiştir. “Jersey” ırkı inekleri ile sığır cinsi ıslah edilmiştir. Sığır sayısı daha fazladır. Ayrıca koyun, kılkeçisi ve tiftik keçisi beslenir. Tavukçuluk ve arıcılık gelişmiştir.
Zonguldak ilinde balıkçılık da önemli yer tutar. Zonguldak ve Bartın kıyılarının açıkları hamsi sürülerinin yuvalandığı yerlerdir. Ereğli ve Amasra’da balıkçı barınakları vardır. Bu ilde hamsinin yanında kalkan, istavrit, palamut, mezgit, lüfer ve torik de avlanır.
Ormancılık: Zonguldak ili orman varlığı bakımından çok zengin sayılır. 540.000 hektara yakın orman ve 30.000 hektara yakın fundalık alanı vardır. Orman içinde 254 ve orman kenarında 269 köy vardır. İl genelinde bol miktarda sanâyi odunu ve yakacak odunu elde edilir.
Mâdenler: Zonguldak ili mâden kömürü bakımından Türkiye’nin en zengin ilidir. Mâden kömürü Türkiye Kömür İşletmeleri Kurumunun Ereğli Kömür İşletmesi tarafından çıkarılır. Faal nüfûsun % 15’i ve 50.000’e yakın kişi mâden çıkarma işlerinde çalışır. Mâden kömürü çıkarılan üretim havzasında 14 milyar ton kömür rezervi vardır. Zonguldak ilinde zengin mâden kömürü yanında demir, manganez, barit, kalker, dolamit, kuvarsit, alüminyum ve kil de bulunmaktadır.
Kömür yatakları Ereğli’nin doğusunda Köseağzı yakınından başlar, Kozlu, Zonguldak, Kilimli arasında büyük damarlar hâlinde bulunur. Çatalağzı bölgesinde yer yer kaybolur. Kömür havzasının boyu 180 km, eni 50 km’dir. 1829’da bulunan kömür 20 sene sonra işletilmeye başlanmıştır. Bu bölgedeki kömürün enerjisi bol, kalitesi üstün ve dünyânın en iyi cins taşkömürleri arasında yer alır. Senelik istihsal 10 milyon tona yakındır. Devrek’te bakır ve Çaycuma’da volfram çıkarılır.
Zonguldak’ta bir kısmı yer üstünde çalışırken, çok sayıda kişi de yerin çok derinliklerinde mâden kömürünü yer üstüne çıkarmak için çalışır.
Enerji: Zonguldak ilinde kömür artıkları ile çalışan Çatalağzı Termik Santrali vardır. Üretilen elektrik enerjisi Marmara bölgesine ve Batı ve İç Anadolu’ya verilir. Termik Santral, Etibank tarafından işletilir.
Sanâyi: Zonguldak ili sanâyi bakımından İstanbul, Kocaeli ve İzmir’den sonra gelir. Zengin mâden kömürü, enerji santrali, liman şehri oluşu, gür orman varlığı, başta demir-çelik tesisleri olmak üzere pekçok sanâyi tesisinin kurulmasına ve ilin ileri bir sanâyi bölgesi hâline gelmesinin başta gelen sebebi olmuştur. Zonguldak limanı 1893’te yapılmıştır. Karabük Demir-Çelik Fabrikasının yapımına 1937’de başlandı. 1948’de Karadeniz Ereğlisi limanı yapıldı. 1949’da Filyos Ateş Tuğla Fabrikası açıldı. Eskiden beri Ereğli ve Bartın’da bulunan büyük tekne tersâneleri geliştirildi. Çok sayıda, mobilya fabrikaları, kireç, kâğıt ve bisküvi fabrikaları; 1970’ten sonra artan özel sektöre âit fabrikalar önemli sanâyi kuruluşlarıdır.
Çaycuma’da Türkiye’nin üçüncü büyük kâğıt fabrikası, yem fabrikası, deri ve kösele atölyeleri, CDK Demir Sanâyi Koll, Şti., Devrektaş, Çaytaş, Dokap Orman Ürünleri işleten fabrikalar bulunmaktadır.
İlin en önemli sanâyi kuruluşları Karabük Demir-Çelik İşletmeleri (KDÇİ) ile Ereğli Demir Çelik İşletmeleri (Erdemir)’dir. Türkiye’de ağır sanâyiinin kalbi Ereğli ve Karabük’te atar. Ereğli’deki tesisler Ortadoğu’nun en büyük tesisleridir. Karabük’teki fabrika genel olarak inşaat demiri, pik boru benzeri yuvarlak maddeler, Ereğli saç levhalar, teneke gibi yassı maddeler îmâl eder.
Ulaşım: Karayolu: Milletlerarası E-5 karayolunun İstanbul-İzmit-Bolu-Ankara bölümü Gerede yakınından ayrılan Devrek-Çaycuma ile Zonguldak’a ulaşır. Karasu’dan îtibâren Karadeniz’e (kıyıya) paralel olarak uzanan yol Adapazarı’ndan ayrılan bir yol ile birleşerek E-5 karayoluna bağlanır. Gerede yakınından ayrılan diğer bir yol Karabük-Safranbolu-Bartın-Kurucaş’a ulaşır. Bu hat üzerindeki yerleşim merkezleri de Gerede vâsıtasıyla E-5 karayoluna bağlanır.
İl sınırları içinde devlet yolları uzunluğu 1003, il yolları 490 km olup, bu yollar oldukça iyi kalitededir. 3000 km yol vardır (1994).
Demiryolu: Ankara-Kayseri hattından ayrılan Çankırı ilinin güneydoğu ve güneybatı doğrultusundan geçerek Eskipazar’ın kuzeyinde Zonguldak il topraklarına giren hat; Karabük-Çaycuma-Bartın ilçelerinden sonra kıyıya paralel giderek Zonguldak’a ulaşır. Ankara-Zonguldak arasında hergün Kara Elmas Ekspresi karşılıklı olarak çalışır. Ayrıca Zonguldak-Karabük, Zonguldak-Çaycuma ve Zonguldak-Gökçebey arasında karşılıklı olarak günde 3 posta treni sefer yapar.
Denizyolu: 1953’te işletmeye açılan Zonguldak limanı 460 m uzunlukta ve 25 m genişlikte kuzey mendireği ile 412 m uzunlukta ve 12 m genişlikte güney mendireği vardır. Aynı anda 7 gemi doldurma ve boşaltma yapabilmektedir. Rıhtımlarda havzada üretilen kömür yüklenir ve ocaklarda kullanılacak direkler boşaltılır. Yolcu gemileri ve feribotlar 300 m uzunluktaki rıhtıma yanaşırlar.
Ereğli’de iki ayrı liman vardır. Ayrıca Deniz Kuvvetlerinin 8640 m’lik kapalı ambarı ile Ereğli Kömür İşletmesinin açık kömür depoları da bulunur. Bartın limanında da 1500 m’lik bir kapalı ambar ile yükleme boşaltma kapasitesi 800 ton olan bir liman bulunmaktadır (1994).
Nüfus ve Sosyal Hayat
Nüfus: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 867.726 olup, bunun 370.106’sı şehirlerde ve 497.620’si köylerde yaşar. Yüzölçümü 6489 km2 olup nüfus yoğunluğu 134’tür.
Örf ve âdetler: Zonguldak bölgesinde Hititler’den bu yana birçok millet ve kültürler gelip geçmiştir. On üçüncü asırda Türkler bu bölgeyi ikinci defâ fethedince buraya Türkmen boyları yerleştirilmiştir. Bu bölge kısa zamanda nüfus ve kültür bakımından Türkleşti ve Türk-İslâm kültürü bu bölgede hâkim oldu. Diğer kültürler, örf ve âdetler unutulmuştur.
Mahallî kıyâfet: Devrek ve Safranbolu’da an’anevî giyimler devam etmektedir. Kadınlar; başlarına fes geçirir ve üzerine “çatkı” veya “atça” denilen örtüler örterler. Gövdeye önü boydan boya açık kol ağızları ve yakası oyalı “ustufa” giyilir. Özel günlerde telli yelekler, ipekliden sırmalı yelekler “kutnu”lar giyilir. İş esnâsında pazenden şalvar üzerine bol büzgülü etek, bunun üzerine aynı kumaştan çarşaf giyilir. Ayakkabılar kısa topukludur. Yemeni veya takunya giyilir. Erkeklerde; “seymen” kıyâfeti hâkimdir. Keçe külah veya fes, bürümcek, gömlek, zıpka ve poturdan ibârettir. Zıpka bol ağlı olup, paçaları dar, dizden yukarısı geniştir. El dokuması bezden veya ketenden yapılır. Sık düğmeli mintan ve üstüne körüklü yelek, ayaklara kabaralı ayakkabı giyilir.
Halk oyunları: Safranbolu, Devrek ve Eflani folklor bakımından zengindir. Kıyılarda Karadeniz, iç kısımlarda Bolu, Kastamonu ve Çankırı ilinin özellikleri görülür. Halk türküleri ve müziği zengindir. Halk oyunlarında davul oyunları, seymen, köçek ve efe oyunları yaygındır. Köroğlu, Sepetçioğlu-Çardak, Açkapı, Beylere, Aman gibi zeybek oyunları, Amani, Kaşık oyunu, Çıtırdağ ve Gençosman gibi çengi oyunları en çok oynanan oyunlardır.
El sanatları: Amasra’nın şimşir torna işleri Türkiye çapında meşhurdur. Bu ilde yetişen ketenden yapılan keten el dokumalar meşhurdur. Ereğli’nin çileği de çok tanınmıştır.
Mahallî yemekleri: Kuyu kebabı, bandırma ve beyaz baklavası meşhurdur.
Eğitim: Zonguldak ilinde okur-yazar nispeti % 95’e yakın olup, eğitim seviyesi oldukça yüksektir. Okulsuz köyü yoktur. Zonguldak Karaelmas Üniversitesi 1992 senesinde kurulmuştur. Buna bağlı olarak Bartın Orman Fakültesi, Çaycuma İktisâdî ve İdârî Bilimler Fakültesi, Devrek Fen-Edebiyat Fakültesi, Mühendislik Fakültesi, Alaplı, Safranbolu, Zonguldak ve Zonguldak Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulları bulunmaktadır.
İlçeleri
Zonguldak biri merkez olmak üzere 13 ilçeden ibârettir.
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 249.610 olup, 116.725’i ilçe merkezinde, 132.885’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 7, Beycuma bucağına bağlı 16, Kilimli bucağına bağlı 7 ve Kozlu bucağına bağlı 14 köyü vardır. Yüzölçümü 637 km2 olup, nüfus yoğunluğu 392’dir.
İlçe topraklarını Bolu Dağlarının kuzey uzantıları engebelendirir. Kıyı şeridinde dar bir düzlük vardır. İlçe ekonomisi sanâyi ve mâdenciliğe dayanır. Türkiye’nin zengin taşkömürü yatakları ilçe topraklarında bulunur.
İlçe merkezi Üzülmez Deresinin denize döküldüğü kesimde kurulmuştur. Kozlu ve Kilimli bucakları ile birleşme durumundadır. Limanı mevcut olup, buradan taşkömürü ihrâç edilir. İlçe Ankara’ya 268 km, İstanbul’a ise 377 km mesâfededir. İlçe belediyesi 1899’da kurulmuştur.
Alaplı: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 41.267 olup, 12.105’i ilçe merkezinde, 29.162’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 37 köyü vardır. İlçe toprakları genelde düzdür. İlçe topraklarını Alaplı Deresi sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri mısır, buğday, arpa ve patatestir. Akarsu boylarında sebze ve meyve yetiştirilir. Elma, armut ve fındık en çok yetişen ürünlerdir. Kıyı kesimlerde balıkçılık yapılır.
İlçe merkezi deniz kıyısında Akçakoca-Ereğli sâhil yolu üzerinde kurulmuştur. Ereğli’ye bağlı bir bucakken 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kanunla ilçe oldu.
Çaycuma: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 105.586 olup, 13.308’i ilçe merkezinde, 92.278’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 30, Hisarönü bucağına bağlı 8, Perşembe bucağına bağlı 28 ve Saltukova bucağına bağlı 20 köyü vardır. Yüzölçümü 490 km2 olup, nüfus yoğunluğu 215’tir.
İlçe toprakları genelde düzdür. Batısında yüksek olmayan Batı Karadeniz Dağları yer alır. En önemli akarsuyu Filyos Çayıdır. Bu çayın vâdisinin genişlediği yerlerde Çaycuma ve Filyos ovaları vardır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünü mısırdır. Akarsu boylarında sebze ve meyve yetiştirilir. Hayvancılık gelişmiş olup, en çok manda beslenir. Deniz kıyısında olan Hisarönü bucağında başlıca gelir kaynağı balıkçılıktır. Avlanan balıkların büyük kısmı İstanbul’a gönderilir. Sümerbank Filyos Ateş Tuğlası Fabrikası ve Seka Kâğıt Fabrikası başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi, Çaycuma Ovasının batı kıyısında kurulmuştur. Deniz kıyısından 25 km içeridedir. Eski ismi Coycami idi. Devrek’e bağlı bucakken, 1944’te ilçe oldu. Zonguldak-Bartın karayolu ve Ankara-Zonguldak demiryolu ilçe merkezinden geçer. İl merkezine 53 km mesâfededir. İlçe belediyesi 1944’te kurulmuştur.
Devrek: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 74.138 olup, 16.442’si ilçe merkezinde, 57.696’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 46, Eğerci bucağına bağlı 13 köyü vardır. İlçe toprakları Batı Karadeniz ile Bolu Dağları arasında hafif engebeli alanda yer alır. Devrek Çayı ilçe topraklarını sular. Filyos Çayının küçük bir bölümü ilçe sınırları içine girer. Devrek Çayı Vâdisinde Devrek Ovası yer alır. Topraklarının büyük bölümü ormanlarla kaplıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, çavdar, mısır ve patates olup, akarsu boylarında sebze ve meyve yetiştirilir. Hayvancılık gelişmiş olup, en çok koyun ve keçi beslenir. Köylü nüfûsunun büyük kısmı Ereğli-Zonguldak kömür havzasında dönüşümlü olarak çalışır. Ormancılık ve orman ürünlerinin işlenmesi yaygındır. İlçede sunta, kereste ve yapı malzemesi fabrikaları vardır.
İlçe merkezi, Devrek Çayı Vâdisinde kurulmuştur. Ankara-Zonguldak karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 61 km mesâfededir. İlçe belediyesi 1887’de kurulmuştur.
Eflani: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 17.266 olup, 2894’ü ilçe merkezinde, 14.372’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 53 köyü vardır. Yüzölçümü 619 km2 olup nüfus yoğunluğu 28’dir. İlçe toprakları dağlık olup, küçük akarsularla parçalanmıştır. Dağlar ormanlarla kaplıdır.
Ekonomisi tarım ve ormancılığa dayalıdır. Topraklarının ancak üçte biri ekilebilir. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, patates, ayrıca az miktarda soğandır. Meyvecilik yaygın olarak yapılır. En çok ceviz, elma ve armut yetiştirilir. Ormancılık ekonomik açıdan önemli gelir kaynağıdır. Toprakları otlak bakımından zengindir. En çok sığır, koyun ve tiftik keçisi beslenir. Arıcılık yaygındır.
İlçe, dağlık bir alanda, ulaşımı zor bir bölgede kurulmuştur. Gelişmemiş bir yerleşim merkezidir. Bartın-Safranbolu-Karabük karayoluna bağlayan 26 kilometrelik yol, zaman zaman ulaşıma kapalı kalır. İl merkezine en uzak ilçedir ve 187 km mesâfededir. İlçe belediyesi 1953’te kurulmuştur.
Ereğli: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 152.710 olup, 63.987’si ilçe merkezinde, 88.723’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 76, Ormanlı bucağına bağlı 17 köyü vardır. İlçe topraklarının büyük kısmı fazla yüksek olmayan dağlarla kaplıdır. Dağlar küçük akarsu vâdileriyle parçalanmıştır.
Ekonomisi ağır sanâyiye dayalıdır. Ereğli Demir-Çelik Fabrikaları başlıca sanâyi kuruluşudur. Mâdencilik ve tarım ilçenin diğer gelir kaynaklarıdır. Başlıca tarım ürünleri mısır, buğday, arpa ve patatestir. Sebze ve meyvecilik yaygındır. Elma, armut ve fındık en çok üretilen meyvelerdir. İç kesimlerde hayvancılık, kıyı kesimlerinde balıkçılık önemli gelir kaynağıdır. Türkiye’nin en zengin kömür yatakları bu ilçededir.
İlçe merkezi deniz kıyısında kurulmuştur. İlçe merkezi, Zonguldak ve Karabük’ten sonra ilin üçüncü büyük yerleşim merkezidir. Ereğli Demir-Çelik İşletmelerinin kurulması ilçenin gelişmesinde büyük rol oynamıştır. İl merkezine 56 km mesâfededir. İlçe belediyesi 1890’da kurulmuştur.
Gökçebey: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 30.428 olup, 5081’i ilçe merkezinde, 25.347’si köylerde yaşamaktadır. Merkeze bağlı 20 köyü vardır. İlçe toprakları orta yükseklikte dağlarla kaplıdır. Filyos Irmağı Vâdisinde düzlükler vardır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, çavdar, mısır ve patates olup, akarsu boylarında sebze ve meyve yetiştirilir. Orman ürünlerini işleyen küçük atölyeler vardır. İlçe merkezi Filyos Çayı vâdisinde kurulmuştur. Devrek ilçesine bağlı bucakken 9 Mayıs 1990’da ilçe merkezi oldu.
Karabük: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 123.361 olup, 105.373’ü ilçe merkezinde, 17.988’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 38 köyü vardır. İlçe topraklarının güneyinde Demiroluk Dağları yer alır. Bu dağlardaki Keltepe (1999 m) ilin en yüksek noktasıdır. Dağlar sarıçam, karaçam, köknar, kayın, ıhlamur, meşe ve gürgen ormanları ile kaplıdır. Dağlardan kaynaklanan suları Filyos Çayı toplar.
Ekonomisi sanâyiye dayalıdır. Karabük Demir-Çelik İşletmeleri, Türkiye’nin üç büyük demir-çelik tesislerinden ilkidir. Ayrıca ilçede orman ürünlerini işleyen çok sayıda atölye vardır. Kırsal kesimde yaşayan halkın bir bölümü tarımla uğraşır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, patates, elma ve armuttur. Dağ köylerinde ormancılık önemli gelir kaynağıdır.
İlçe merkezi Filyos Çayı vâdisinde kurulmuştur. Demir-Çelik İşletmelerinin kurulmasından sonra hızla gelişen ilçe, önemli bir sanâyi ve ticâret merkezi oldu. 1953’te ilçe merkezi yapılan Karabük il merkezine 115 km mesâfededir. Yüz binden fazla nüfûsu ile Karadeniz bölgesinin dördüncü büyük yerleşim merkezidir. İlçe belediyesi 1939’da kurulmuştur.
Safranbolu: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 42.815 olup, 24.351’i ilçe merkezinde, 18.464’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 43, Ovacuma bucağına bağlı 14 köyü vardır. Yüzölçümü 1013 km2 olup, nüfus yoğunluğu 42’dir. İlçe toprakları dağlık olup, akarsu vâdileriyle parçalanmıştır. Dağlar ormanlarla kaplıdır. Güneyde tabiî sınırı çizen Filyos Çayı bölgede Soğanlı Çayı olarak isimlendirilir. Diğer bir akarsuyu da Araç Çayıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, elma ve üzümdür. Eskiden çok miktarda yetiştirilen safran üretimi günümüzde önemini kaybetmiştir. Hayvancılık gelişmiş olup, en çok sığır beslenir. Orman ürünlerini işleyen küçük atölyeler vardır. Halkın büyük kesimi 10 km mesâfedeki Karabük’e çalışmak için gider.
İlçe merkezi Karabük-Bartın ve Karabük-Kastamonu yollarının kesiştiği yerde Bartın Çayına katılan küçük akarsuların meydana getirdiği bir vâdide kurulmuştur. İl merkezine 125 km mesâfededir. Bir sanâyi şehri olan Karabük’e olan göç hareketi 1970’li yıllarda Safranbolu’yu da etkiledi. Karabük’e olan yakınlığı dolayısı ile hızla Karabük’e doğru gelişti. Eski evleri meşhûr olup, Çarşı ismi verilen eski mahalleler “sit alanı” îlân edilerek muhâfaza altına alınmıştır.
Yenice: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 30.545 olup, 9.840’ı ilçe merkezinde, 20.705’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 18 köyü vardır. Toprakları genelde dağlıktır. Filyos Çayı vâdisinde küçük düzlükler vardır. Dağlar ormanlarla kaplıdır. Dağlardan kaynaklanan suları Filyos Çayı toplar.
Ekonomisi tarım ve ormancılığa dayalıdır. Akarsu vâdilerinde tarım yapılır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, patates, elma ve armuttur. Dağ köylerinde ormancılıkla uğraşılır. İlçe merkezinde Orman ÜrünleriSanâyi kurumuna bağlı Kereste Fabrikası vardır.
İlçe merkezi Filyos Çayı kenarında, Zonguldak-Karabük demiryolu üzerinde kurulmuştur. Karabük’e bağlı bucakken, 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu.
Târihî Eserler ve Turistik Yerleri
Zonguldak ili çok sayıda tabiî güzelliklere, av bölgelerine, târihî eserlere, içme ve kaplıcalara sâhiptir. Târihî eserlerin çoğunluğu Osmanlı devrine âittir. Başlıca târihî eserler şunlardır:
Köprülü Câmii: Safranbolu ilçesindedir. Sadrâzam Köprülü Mehmed Paşa tarafından 1622’de yaptırılmıştır. İlçenin en büyük câmisidir.
Gâzi Süleymân Paşa Câmii: Safranbolu ilçesinde Câmi-i kebir mahallesindedir. On altıncı asırda yapıldığı tahmin edilen eser, çok bakımsızdır.
Hidâyetullah Câmii: Safranbolu ilçesi İzzet Mehmed Paşa Mahallesindedir. Hidâyet Ağa tarafından 1718-1719 senesinde yapılmıştır. Birkaç defâ tâmir gören câminin minâresi bezemelerle süslüdür.
İzzet Mehmed Paşa Câmii: Safranbolu’da İzzet Mehmed PaşaMahallesindedir. Sultan Üçüncü Selim Hanın sadrâzamı İzzet Mehmed Paşa tarafından 1779’da yapılmıştır. Çeşitli zamanlarda tâmir görmüştür. Kubbelerinin hepsi kurşunla kaplıdır.
Lütfiye Câmii: Safranbolu’da Akçasu Mahallesindedir. Hacı Hüseyin Hüsnü tarafından 1879’da yaptırıldığı kitâbesinden anlaşılmaktadır. Kaçak Câmii de denir. Ahşap minâresi ilgi çekicidir.
Gâzi Süleymân Medresesi: Safranbolu Câmi-i kebir Mahallesindedir. Candaroğlu Gâzi Süleymân Paşa tarafından yaptırılmıştır. Sultan Abdülmecîd Han 1846’da medreseyi tâmir ettirmiştir. İlk yapıdan günümüze sâdece duvarların bir bölümü kalmıştır. Diğer kısımlar tâmirlerle değişmiştir.
Taş Köprü: Safranbolu ilçesinde Eflâni Çayı üzerindedir. Kitâbesi olmayan köprü, Candaroğulları zamânında yapıldığı tahmin edilmektedir. Uzunluğu 3.4 km olup, iki kemerli bir köprüdür.
Tokatlı Köprüsü: Safranbolu ilçesinin kuzeyinde, Gümüş Deresi üzerinde inşâ edilmiştir. 1179’da su kemeri olarak yaptırılmış olup, 1797’de köprüye çevrilmiştir. 40 m uzunluğundadır.
Safranbolu Evleri: Anadolu Türk sivil mîmârîsinin en güzel örneğidir. On dokuzuncu asırdan beri orijinalliğini muhâfaza eden bu evlerin bulunduğu bölge “sit alanı” îlân edilmiştir. Koruma altına alınan bu evlerin tavanları, oymalı duvarları, pencereleri ve kapı tokmakları ile ilgi çekmektedir. Kaymakam Konağı, Saraçoğlu Konağı, Safranbolu Arasta Çarşısı, Havuzlu Asmalar Konağı restore edilmiştir.
Safranbolu, koruma ve restore çalışmalarının çok ehemmiyet arz ettiği ve turistik değeri gittikçe artan bir ilçedir. Türkiye’nin târihî ve an’anevî husûsiyetlerini burada bulmak mümkündür.
Folklor araştırmacı ve uzmanları dikkati bu şehre çevirince, târihî değeri olan bu evler, korunma altına alındı. Safranbolu neredeyse bütünüyle muhâfaza altına alınmış bir şehir hâline gelmiştir.
Roma Devri Kilisesi: Roma devrinde bir mağarada yapılan bu kilise, dünyânın kilisesi kabul edilmektedir. Ereğli’dedir. Romalılar Hıristiyanlığı serbest bırakınca Ereğli metropolis olmuştur.
Mesîre Yerleri: Zonguldak tabiî güzellikler bakımından oldukça zengindir. Zengin ormanları, kıyı boyunca uzanan tabiî kumsalları ilde birçok mesîre yeri meydana gelmesine yol açmıştır. Başlıca mesîre yerleri şunlardır: Yedigöller: Devrek ilçesindedir. Bölgede yedi küçük göl vardır. Gür ormanlarla kaplıdır. Yedigöller bölgesi millî park îlân edilmiştir. Gölde bol balık ve civârında av hayvanları vardır. Yayla: Zonguldak-Devrek karayolu üzerinde olup, il merkezine 18 km mesâfededir. Orman içi dinlenme yeridir. Çamlık: Karabük’e 1 km mesâfede orman içi dinlenme yeridir. Manzarası güzel, bitki örtüsü zengin ve suyu boldur.
Filyos Kıyıları: Filyos Çayının denize döküldüğü bu yerin tabiî güzelliği emsalsizdir. Ereğli Kıyısı: Çeliği ve çileği meşhur olan Ereğli’nin deniz sâhilleri çok güzeldir.
İçme ve Kaplıcalar: Zonguldak ilinde çok sayıda mâden suyu ve kaplıca vardır. Fakat bunlardan yeterli derecede istifâde edilmez. Başlıca kaplıcaları şunlardır: Aşağıçayır Kaplıcası: Ereğli-Kozlu yolu üzerindedir. İl merkezine 20 km mesâfededir. Konaklama tesisleri yetersiz olan kaplıcanın suyu içme olarak; mîde, karaciğer, safra yolları hastalıklarına faydalıdır. Banyo olarak vücûdu dinlendirici özelliği vardır. Bostanbükü İçmesi: Safranbolu ilçesine bağlı Bostanbükü köyündedir. İlçe merkezine 4 km mesâfededir. Tesisleri mevcut olmayan içmenin suyu barsak, karaciğer ve safra yolları hastalıklarına tavsiye edilir.

Kaynak

Rehber Ansiklopedisi
Yozgat Hakkında Bilgiler

YOZGAT
İlin Kimliği
Yüzölçümü      : 14.123 km2
Nüfûsu            : 579.150
İlçeleri           : Merkez, Akdağmâdeni, Aydıncık, Boğazlıyan, Çandır, Çayıralan, Çekerek, Kadışehri, Saraykent, Sarıkaya, Sorgun, Şefaatli, Yenifakılı, Yerköy.
İç Anadolu bölgesinin Orta Kızılırmak bölümünde yer alan bir ilimiz. İl toprakları 34°02’ ve 36°09’ doğu boylamları ile 38°54’ kuzey enlemleri arasında kalır. Doğudan Sivas, kuzeyden Tokat ve Çorum, batıdan Kırıkkale, güneybatıdan Kırşehir, güneyden Nevşehir ve Kayseri illeri ile çevrilidir. Türkiye’nin beş tahıl ambarından biridir. Trafik numarası 66’dır.
İsminin Menşei
Türkmenler “ot” a “yoz” derler. Çapanoğlu Aşireti Horasan’dan bu bölgeye geldiklerinde yemyeşil uzanıp giden bir otlakla karşılaşınca sürülerini bu otlağa bırakıp çadırlarını kurmuşlardır. Zamanla çadırların yerini taş ve kerpiç binâlar almış ve küçük bir kasaba meydana gelmiştir. Türkmenler bu kasabaya “Yoz Kant” (Otlak Kenti) ismini vermişlerdir. Zamanla bu kelime “Yozgat” olarak halk dilinde yerleşmiştir.
Yozgat ili ile ilgili efsâne şöyledir: Çapanoğlu Aşireti henüz Yozgat bölgesine varmış, sürüler otlağa bırakılmıştı. Çadırların yanında aşiretin en yaşlısı CabbarAğa koyunlarını otlatırken bir yandan da, elinde tesbih kalben zikrederken, nur yüzlü ak sakallı bir derviş Cabbar Ağadan su istedi. “Suyum yok ama buz gibi bir bakraç süt var. Az önce gelinim GülsümHâtun getirdi. Kabul edersen çok sevinirim.” dedi. Nur yüzlü zât oturdu ve üç nefeste bütün sütü içti. CabbarAğa hepsini içtiği için çok memnun oldu.
Nur yüzlü zâtCabbarAğanın sırtını okşadı ve; “Gönlün gani, mülkün de fâni olsun. Yozuna yoz katılsın, köyün oban Yozkent olsun.” dedi ve kayboldu. Bakraç içindeki süt yine ilk hâlini almış olup, ağzına kadar dolu haldeydi. Bu hâdiseyi, aşiret beylerine anlattı ve hepsi bu zâtın Hızır aleyhisselâm olduğuna inandılar ve bulundukları yerde kalarak “Yozkent” kurmaya karar verdiler.
Târihi
Yozgat ili Anadolu’nun en eski yerleşim merkezlerinden biridir. Alişar Höyüğünde 5000 sene önceye âit eserler bulunmuştur. Yozgat il toprakları Anadolu’da ilk siyâsî birliği kuran ve Anadolu’da târih devrinin başlangıcı kabul edilen Hititlerin sınırları içinde ve en kalabalık yerleşme merkezlerinden biriydi. M.Ö. 1500-2000 yılları arasında kurulan Hitit Krallığının merkezi Hattuşaş, Yozgat il sınırları içindedir.
Sâmi Asurlular Kızılırmak’ı geçerek buraya kadar gelmişlerse de, bu bölgeye hâkim olamamışlardır. Frikya ve Lidya krallıkları bu bölgeye devamlı hâkim olamadılar.
M.Ö. 6. asırda Presler Anadolu’nun mühim kısmını ve bu bölgeyi istilâ ettiler. M.Ö. 4. asırda Makedonya Kralı İskender, Pers Devletini yenerek Anadolu ve İran’ı krallığına kattı. İskender’in ölümü üzerine imparatorluk komutanları arasında taksim edilerek Anadolu, Asya İmparatorluğu (Selevkoslar Devleti)nin payına düştü. Az sonra bu bölge Kapadokya Krallığına geçerek Kayseri’den idâre edilmiştir.
M.Ö. 1. asırda Roma İmparatorluğu bütün Anadolu gibi bu bölgeyi de kendi toprakları içine kattı. M.S. 395 senesinde Roma İmparatorluğu ikiye bölününce Anadolu Doğu Roma (Bizans)nın payına düştü.
İslâm orduları ve Sâsânîler zaman zaman Bizans’ın elindeki bu bölgeye akınlar yapmışlarsa da bu bölgeyi devamlı olarak ellerinde tutamadılar.
1071 Malazgirt Zaferinden sonra Anadolu fâtihi ve Anadolu’da ilk Türk devletinin kurucusu Kutalmışoğlu Gâzi Süleymân Şah başkumandanlığındaki Selçuklu Oğuz orduları, bütün Anadolu gibi Yozgat bölgesini de fethederek 1077’de kurulan Selçuklu Türk Devletine kattı. Bir ara Danişmendoğullarının nüfûzuna giren bu bölge, devamlı Konya’ya yâni, Anadolu Selçuklu Türk Devletine bağlı kaldı. 1308’de Selçukoğulları Hânedanı düşünce, Anadolu gibi bu bölge de İlhanlı Devletine bağlandı.
İlhanlıların sonuncu Anadolu Genel Vâlisi Uygur Türklerinden Eratna Bey 1335’te Sivas’ta istiklâlini îlân edince bu bölge Eretna Beyliğine geçti. Bu topraklar 1380’de Selçukoğullarından Melik Rükneddîn’e intikal etti. 1398’de Kâdı Burhâneddîn öldürülünce Sultan Yıldırım Bâyezîd Han bu bölgeyi 1398’de Osmanlı Devletine kattı.
Tîmûr Han 1402-1403 senelerinde Yozgat’ı ele geçirdi. Tîmûr Han Anadolu’yu terk edince Çelebi Sultan Mehmed Han bu bölgeyi Osmanlı Devleti sınırlarına yeniden kattı. Bu târihten îtibâren Osmanlı Devleti yıkılıncaya kadar Yozgat bir İç Anadolu şehri olarak Osmanlı idâresinde yaşadı.
Türkmen beylerinden Çapanoğlu Ahmed Paşa Yozgat’ı yeni baştan îmâr etti. Bu zat 1762-1813 arasında 51 yıl vâlilik yaptı. Bir ara Çorum, Kayseri, Ankara, Amasya, Çankırı, Niğde, Tarsus bu âilenin idâresine verildi. Sultan İkinci Mahmûd Han zamânında idârî değişiklikler olunca, Üçüncü Çapanoğlu Süleymân Beyin büyük oğlu Celâleddîn Paşa vezir (mareşal) olarak devlet hizmetinde çalıştı. Diyarbakır, Halep, Maraş, Erzurum, Adana ve Kayseri vâliliği yaptı ve 1846’da vefât etti. Çapan (Çapar) veya Cebbaroğullarından Ahmed Paşa ve oğulları Hacı Mustafa ile Süleymân Bey; Ömer Ağa ve Müderris Abdülcebbar ve Abdülfettah Efendiler bu âileden olup, devlete büyük hizmetleri oldu.
Osmanlı devrinde “Bozok” denilen ve aşağı yukarı bugünkü Yozgat topraklarını içine alan Sancak (vilâyet), Sivas Beylerbeyliğinin (eyâletinin) 8 sancağından biriydi. Tanzimattan sonra ise Ankara vilâyetinin (eyâletinin) beş sancağından biri oldu. Üç kazâsı vardı.
Cumhûriyet devrinde sancaklara (mutasarrıflıklara) vilâyet (il) denilince Yozgat vilâyet oldu.
Fizikî Yapı
Yozgat ilinin % 38’i dağlardan, % 51’i platolardan ve % 11’i ovalardan ibârettir. Genel olarak “Bozkır” görünümündedir.
Dağları: Yozgat ilinde dağların daha çoğu doğu, batı ve orta kısmındadır. Başlıca dağları Akdağlar, Karababa Dağları ile Çamlıbel Dağları ve bunların uzantılarıdır. Akdağ (Hamza Sultan Tepesi 2281 m), Sivritepe (2076 m), Sırıklıdağ (2090 m), Karababa Dağı (2235 m), Deveci Dağı (1907 m), Geyiklidağ (1933 m), Kokenez Dağı (1524 m), Yazır Dağı (1683 m), Dağnı Dağı (1755 m) ve Keklicek Dağı (1350 m)dir.
Yozgat il topraklarının yarısı plato ve yaylalarla kaplıdır. Bunlardan Bozok Yaylası Orta Anadolu’nun başlıca platosudur. Ortalama yüksekliği 1200-1400 metredir.
Ovaları: Yozgat ili vâdileri büyük ovalar hâlinde geniş değildir. Delice Irmak Vâdisi ile Çekerek Suyu Vâdisi bâzı yerlerde genişliyerek verimli ovalar meydana getirmişlerdir. Delice Irmak Vâdisi boyunca Sorgun, Boğazlıyan, Şefaatli ve Yerköy Ovaları meydana gelir. Çekerek Suyu Vâdisi boyunca da Kümbet, Koyunculu ve Kadışehri düzlükleri meydana gelir.
Akarsuları: Başlıca akarsuları Delice Irmak ve Çekerek Suyudur.
Delice Irmak: Akdağların batı eteklerinden çıkar, Kanat Suyu adıyla batıya akar, Sorgun Deresini alarak Şefaatliye ulaşır. Yerköy yakınında il sınırını meydana getirir. İl sınırını aşarak biraz ileride Kızılırmak’la birleşir.
Çekerek Suyu: Yeşilırmak’ın önemli bir koludur. Sivas’ın Çamlıbel Dağlarından çıkar. Yozgat il sınırlarına girer. Akdağmâdeni çevresindeki derelerin sularını toplayıp Çekerek ilçesi yakınında il sınırlarını terk ederek Amasya il sınırına girer ve Yeşilırmak ile birleşir.
İklim ve Bitki Örtüsü
Yozgat ilinde sert kara iklimi hüküm sürer. Yaz ile kış, gece ile gündüz arasında büyük ısı farkı vardır. Isı -23°C ile + 37,1°C arasında seyreder. Senenin 40 günü kar yağışlı geçer ve 20 günü -10°C’nin altındadır. Senelik yağış ortalaması 540 mm’dir.
Bitki örtüsü: Yozgat il topraklarının % 56’sı ekili-dikili alanlardan, % 28’i ormanlardan, % 15’i çayır ve mer’alardan ibârettir. Akdağlar, Bozok Yaylasının tepeleri ile Merkez ilçede 270 hektarlık bir bölge orman ve fundalıklarla kaplıdır.
Ekonomi
Yozgat ilinin ekonomisi tarıma dayanır. Faal nüfûsun % 80’i tarım sektöründe çalışır.
Tarım: Yozgat ilinde en fazla tahıl ekimi yapılır. Buğday, arpa ve çavdar en çok yetişen ürünlerdir. Türkiye’nin beş tahıl ambarından biridir. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, çavdar, fasulye, mercimek, şekerpancarı, patates, soğan ve ayçiçeğidir. Sebze ve meyve üretimi il ihtiyacını karşılar. Elma, armut, ayva, üzüm, kayısı ve zerdali en çok yetişen meyvelerdir.
Hayvancılık: Yozgat ilinde geniş mer’alar bulunur. İlde besi hayvancılığı yapılmaz, mer’a hayvancılığı yaygındır. En çok koyun, sığır, kıl keçisi ve tiftik keçisi beslenir. Tavukçuluk ve arıcılık gelişmiştir. Hindileri meşhurdur.
Ormancılık: Yozgat ili, İç Anadolu bölgesinde orman varlığı zengin sayılabilecek bir ildir. Yaklaşık 240.000 hektar orman ve 160.000 hektar fundalığa sâhiptir. Orman içinde 86 ve orman kenarında 73 köy vardır. Yüksek yerlerde iğne yapraklı, daha az yükseklerde meşe ağaçları çoğunluktadır. Bu ormanlardan bol miktarda sanâyi odunu ile yakacak odunu elde edilir.
Mâdenleri: Yozgat ili mâdenler bakımından zengin sayılmaz. Akdağmâdeni ilçesinde kurşun ve çinko, Sorgun ilçesinde kömür yatakları işletilmektedir.
Sanâyi: Yozgat ilinde sanâyi 1970’ten sonra gelişmeye başlamıştır. 10 kişiden fazla işçi çalıştıran sanâyi iş yeri 40, 10 kişiden az işçi çalıştıran sanâyi iş yeri sayısı 600 civârındadır. Başlıca fabrika ve sanâyi kuruluşları: Çimento Fabrikası, Orta Anadolu Köyişbir Deri Sanâyii A.Ş., yem fabrikaları, un fabrikaları, Deri Sanâyi ve Ticâret A.Ş., Ayça Yağ Fabrikası, Topel Ticâret ve Sanâyi A.Ş., Gentaş Tuğla Fabrikası, Tuğsan Tuğla Fabrikası, prefabrike konut îmâl eden Teknik İnşaat ve Ticâret A.Ş., Akdağ İnşaat ve İnşaat Malzemeleri Sanâyii ve Ticâret A.Ş. başlıcalarıdır (1994).
Ulaşım: Yozgat, İzmir-Afyon-Ankara-Yozgat-Erzurum-İran’a uzanan E-23 karayolu ile bütün bölgelere ulaşır. İl sınırları içinde devlet yolları 444 km, il yolları 510 kilometredir. Köylerinin % 85’inin yolları vardır. Ankara’dan Doğu Anadolu’ya uzanan demiryolu Yozgat ilinin güney batısından geçer. Yozgat merkez ilçe, demiryolu hattı üzerinde değildir. İlin Yerköy, Şefaatli ve Boğazlıyan ilçeleri demiryolu hattı üzerindedir.
Nüfus ve Sosyal Hayat
Nüfûsu: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 579.150 olup, bunun 208.183’ü şehirlerde ve 370.967’si köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 14.123 km2 olup, nüfus yoğunluğu 41’dir.
Örf ve âdetleri: Yozgat ve çevresi 5000 senelik bir târihe sâhiptir. Fakat 1071 Malazgirt Zaferinden sonra bu bölgeye yerleşen Orta Asya menşeli Türkmenlerle bu bölge tamâmen Türkleşmiş ve Türk-İslâm kültürü bu bölgede hâkim olmuştur. Diğer kültürler tamâmen unutulmuştur. Yozgat ilinde gelenek ve görenekler iç Anadolu’nun diğer şehirleri gibidir. Folkloru Çankırı, Ankara, Niğde, Amasya, Tokat ve Kayseri ile aynı özelliğe sâhiptir.
Mahallî kıyâfet: Kadınlarda üç etek, büzmeli şalvar, çizgili mintan, delme yelek, pullu fes, tepelik üzerine renkli yazma; yaşlılarda kadife ve aba başlık, bele gümüş kemer, ayağa yün çorap, lapçin, kundura veya çarık giyilir.
Erkeklerde yakasız mintan, geniş kollu hırka, salta veya yelek giyilir.
Mahallî halk oyunları ve mûsikî: Mûsikî ve halk oyunları İç Anadolu’nun etkisindedir. Melodi yapısı hareketli fakat hüzünlüdür. Karşılama oyunları yaygındır. Oyunlar davul ve zurna eşliğinde oynanır. Başlıcaları: Halaylar, karşılamalar, çifte telli, tek ayak, kamalı, pobbili, yerli gelin, cema ve bozok semahıdır. Yozgat ili türküler bakımından da oldukça zengindir.
Mahallî yemekler: Madımak, çiğdem pilavı, testi kebabı, arabaşı, teltek ve haside tatlısıdır.
Yozgat ilinin güreş bakımından önemli bir yeri vardır. Güreş bu ilde târih boyunca îtibârlı bir spor olmuştur. Olimpiyat ve Dünyâ ve Avrupa şampiyonluğunu kazanan Celal Atik ve Nasuh Akar Yozgatlıdır.
Yozgat’ın her yanında halı dokunur. Halıların renkleri parlak, desenleri geometriktir. Yozgat, Boğazlıyan, Sorgun ve Çiçekdağ Türkmen halısı meşhurdur.
Eğitim: Okur-yazar nispeti % 80’e varmıştır. Okulsuz köy yoktur. İlde 44 anaokulu, 719 ilkokul, 68 ortaokul, 11 meslekî ve teknik ortaokul, 15 lise, 21 meslekî ve teknik lise vardır (1994). Erciyes Üniversitesine bağlı Yozgat Meslek Yüksek Okulu, ilin tek yüksek öğretim kurumudur.
İlçeleri
Yozgat ili, biri merkez olmak üzere 14 ilçeden ibârettir.
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 93.424 olup, 50.335’i ilçe merkezinde, 43.089’u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 50, Musabeyli bucağına bağlı 31, Osmanpaşa bucağına bağlı 19 köyü vardır. Yüzölçümü 2039 km2 olup, nüfus yoğunluğu 46’dır. İlçe toprakları hafif dalgalı olup, akarsu vâdileriyle parçalanmıştır. Çorum Suyu, Delice, Sorgunözü, Yozgat ve Killi Çayları, ilçe topraklarını sulayan başlıca akarsulardır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, fasulye, patates, soğan, keten, kenevir, haşhaş ve şekerpancarıdır. Vâdi tabanlarında daha çok meyve ve sebze yetiştirilir. Yamaçlarda ise bağcılık yapılır. Hayvancılık ekonomik açıdan önemli gelir kaynağıdır. En çok küçükbaş hayvan beslenir.
İlçe merkezi, Yozgat Çayı Vâdisinin yamaçlarında kurulmuştur. Ankara-Sivas karayolu ilçe merkezinden geçer. Ankara’ya 217 km mesâfededir.
Akdağmâdeni: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 62.776 olup, 12.220’si ilçe merkezinde, 50.556’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 71 köyü vardır. İlçe toprakları genelde dağlıktır. Akdağ doğu ve güneyinde yer alır. Dağlardan kaynaklanan suları Çekerek Suyunun kolları olan Göndelen, Akdağmâdeni ve Saray dereleri toplar. Batısında Orta Anadolu’nun önemli platolarından olan Bozok Platosu yer alır. Kara iklimi hâkim olması yüzünden bitki örtüsü zengin değildir.
Ekonomisi tarım, hayvancılık ve mâdenciliğe dayanır. Meyvecilik yaygındır. Başlıca yetiştirilen meyveler elma, armut, kayısı, vişne, ceviz ve üzümdür. Ayrıca arpa ve çavdar üretilir. En çok koyun, tiftik ve kıl keçisi beslenir. İlçe topraklarındaki çinko ve kurşun yatakları işletilir. İlçede sanâyi kuruluşu olarak bir deri farikası vardır.
İlçe merkezi Akdağ’ın kuzey eteklerinde, çam ormanları içinde kurulmuştur. Yozgat-Sivas karayolunun orta kesimlerinde yer alır. İl merkezine 113 km mesâfededir. 1815’ten sonra bölgedeki gümüş ve kurşun yatakları işletilmeye başlanınca, ilçe merkezinde yerleşmeler başladı ve hızla nüfûsu arttı. 1839’da nâhiye 1860’da kazâ oldu.
Aydıncık: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 22.098 olup, 5734’ü ilçe merkezinde, 16.364’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 28 köyü vardır. İlçe toprakları Çekerek Suyu Vâdisinden ve etrâfındaki orta yükseklikteki dalgalı düzlüklerden meydana gelir.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri patates, soğan, şekerpancarı, buğday, arpa ve ayçiçeğidir. Akarsu boylarında sebzecilik yapılır. İlçe merkezi Çekerek Suyu Vâdisinde kurulmuştur. Çekerek-Alaca karayolu ilçenin kuzeyinden geçer. Çekerek ilçesine bağlı bir bucakken 16 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu.
Boğazlıyan: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 55.576 olup, 16.895’i ilçe merkezinde, 38.681’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 28, Yenipazar bucağına bağlı 5 köyü vardır. İlçe toprakları İç Anadolu Platosu üzerinde olup, doğusunun küçük bir bölümünde Akdağlar yer alır. İlçe topraklarını Delice Irmağının kolu olan Karasu sular. Düz arâzi az olup, Boğazlıyan Ovası, Karasu Vâdisinde yer alır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, patates, şekerpancarı, fasulye ve mercimektir. Hayvancılık gelişmiştir. En çok koyun ve sığır yetiştirilir. Yün ve yapağı üretimi önemli gelir kaynağıdır. Deri fabrikası başlıca sanayi kuruluşudur.
İlçe merkezi Keklicek Dağı ile Yatırdağı arasında kalan vâdide kurulmuştur. Yozgat-Kayseri karayolu ilçe merkezinden geçer. İl merkezine 120 km mesâfededir. Ticârî yönden Kayseriye bağlıdır. İlçe belediyesi 1879’da kurulmuştur.
Çandır: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 11.317 olup, 8432’si ilçe merkezinde, 2885’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 4 köyü vardır. İlçe topraklarının büyük bölümü dağlar ve platolarla kaplıdır. Doğusunda Akdağlar, kuzeyinde Gevencik Dağı yer alır. Başlıca akarsuyu Pınar Deresidir. Akdağlar ormanlarla kaplıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, patates, ayçiçeği, şekerpancarı ve baklagillerdir. Meyvecilik ve hayvancılık gelişmiştir. El tezgahlarında halı dokunur. İlçe merkezi Pınar Deresi kenarında kurulmuştur. Çayıralan ilçesine bağlı bucakken 16 Haziran 1987’de 3992 sayılı kânunla ilçe oldu.
Çayıralan: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 24.381 olup, 7644’ü ilçe merkezinde, 16.737’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 27 köyü vardır. İlçe topraklarının büyük bölümü dağlar ve platolarla kaplıdır. Doğusunda Akdağlar, kuzeydoğusunda Karababa Dağı, kuzeyinde Sırıklıdağı, batısında ise Gevencik Dağı yer alır. Dağlardan kaynaklanan suları Kanak Çayı toplar Ayrıca Kızılırmak ve Delice Irmağını besleyen irili ufaklı birçok akarsu vardır. Akarsu kıyılarında dar düzlükler vardır. Akdağlar ormanlarla kaplıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, patates, ayçiçeği, şekerpancarı ve baklagillerdir. Meyvecilik son senelerde gelişmiş olup, en çok elma yetiştirilir. Hayvancılık eski metodlarla yapılır. En çok koyun ve sığır beslenir. Orman varlığına rağmen, ormancılık gelişmemiştir. Ev tezgahlarında halı dokunur.
İlçe merkezi Akdağların batı eteklerinde kurulmuştur. İl merkezine 119 km mesâfededir. 1948’de ilçe olmuştur. İlçe ortasından Pınar Deresi geçer. İlçe belediyesi 1926’da kurulmuştur.
Çekerek: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 38.420 olup, 10.398’i ilçe merkezinde, 28.022’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 43 köyü vardır. Yeşilırmak Havzasında kalan ilçe topraklarının büyük bölümü Bozok Platosunda yer alır. İlçe topraklarını Çekerek Irmağı sular. Çekerek Vâdisinin genişlediği yerlerde Kümbet ve Koyunculu ovaları yer alır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri patates soğan, şekerpancarı, buğday, arpa, ayçiçeğidir. Sebzecilik gelişmiştir. Tarımda makina kullanımı yaygındır. Hayvancılık fazla yaygın değildir.
İlçe merkezi Çekerek Irmağının batısında kurulmuştur. Gelişmemiş bir yerleşim merkezidir. Zile ilçesine bağlı Hacıköy isimli bir köyken, 1928’de Yozgat’a bağlanarak bucak hâline getirildi. 1944’te ilçe merkezi oldu ve aynı yıl belediyesi kuruldu. İl merkezine 88 km mesâfededir.
Kadışehri: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 24.400 olup, 4195’i ilçe merkezinde, 20.205’i köylerde yaşamaktadır. İlçe toprakları genelde dağlıktır. Kuzeyinde Deveci Dağları, güneyinde Bozok Platosu yer alır. Başlıca akarsuyu Çekerek Çayıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri patates, buğday, arpa, şekerpancarı ve ayçiçeğidir. İlçe merkezi Deveci Dağları eteklerinde kurulmuştur. Çekerek ilçesine bağlı bucakken 16 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu.
Saraykent: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 9842 olup, 6059’u ilçe merkezinde, 3783’ü köylerde yaşamaktadır. İlçe toprakları Bozok Platosunda yer alır. Topraklarını Çekerek Suyunun kolları sular.
Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Meyvecilik gelişmiştir. Başlıca yetiştirilen meyveler elma, armut, kayısı, vişne, ceviz ve üzümdür. En çok koyun, tiftik ve kıl keçisi beslenir. İlçe merkezi, Bozok Platosunda kurulmuştur. Yozgat-Sivas karayolu ilçenin güneyinden geçer. Eski ismi Karamağra’dır. Akdağmâdeni ilçesine bağlı bucakken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu.
Sarıkaya: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 44.857 olup, 11.586’sı ilçe merkezinde, 33.271’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 39, Hasbek bucağına bağlı 18 köyü vardır. Yüzölçümü 976 km2 olup, nüfus yoğunluğu 46’dır. İlçe toprakları, akarsu vâdileriyle parçalanmış olup, Bozok Platosunun güneyinde yer alır. İlçe topraklarını Delice Irmağının kolları sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri; buğday, şekerpancarı, arpa, mercimek, patates, çavdar ve üzüm olup, ayrıca az miktarda soğan, fasulye, elma ve armut yetiştirilir. Hayvancılık ekonomik açıdan önemli gelir kaynağıdır. İlçe topraklarında demir yatakları vardır.
İlçe merkezi, Güllerözü Deresinin kuzey kıyısında geniş bir düzlükte kurulmuştur. Eskiden merkez Aşağısarıkaya idi. Daha sonra Hamam adlı şimdiki yerine taşındı ve daha sonra Sarıkaya ismiyle anılmaya başlandı. 1957’de İlçe merkezi oldu. Yozgat-Kayseri karayolu ilçe merkezinden geçer. İl merkezine 77 km mesâfededir. İlçe belediyesi 1957’de kurulmuştur.
Sorgun: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 96.046 olup, 31.179’u ilçe merkezinde, 64.867’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 89 ve Eymir bucağına bağlı 11 köyü vardır. Yüzölçümü 1769 km2 olup, nüfus yoğunluğu 54’tür. İlçe toprakları Bozok Platosunun orta yükseklikteki dağlık düzlüklerinden meydana gelir. Sorgunözü ve Çekerek Çayına karışan bâzı dereler ilçe topraklarını sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, mercimek, nohut, üzüm, şekerpancarı, patates, çavdar ve fasulyedir. Hayvancılık gelişmiş olup, en çok sığır, koyun ve Ankara keçisi beslenir. Tuğla, kiremit ve un fabrikaları başlıca sanâyi kuruluşlarıdır. İlçe topraklarında linyit yatakları vardır.
İlçe merkezi, Sorgunözü Deresi Vâdisinde kurulmuştur. Osmanlılar zamânında Köhne-i Kebir adıyla anılıyordu. Yozgat-Sivas karayolu ilçe merkezinden geçer. Tarım ürünlerinin pazarlandığı bir ticâret merkezi olan ilçe, il merkezine 34 km mesâfededir. 1926’da ilçe olmuş ve aynı yıl belediyesi kurulmuştur.
Şefaatli: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 36.246 olup, 13.171’i ilçe merkezinde, 23.075’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 44 köyü vardır. Yüzölçümü 833 km2 olup, nüfus yoğunluğu 43’tür. İlçe toprakları orta yükseklikte dalgalı düzlüklerden meydana gelir. Bu düzlükler akarsu vâdileriyle parçalanmış olup, topraklardan kaynaklanan sular Delice Irmağına karışır. İlçe toprakları orman yönünden çok fakir olup, step görünümündedir.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, şekerpancarı, arpa, mercimek ve üzüm olup, ayrıca az miktarda elma, patates, soğan, çavdar ve armut yetiştirilir. Hayvancılık ekonomik açıdan önemli gelir kaynağıdır. En çok koyun, Ankara keçisi ve sığır beslenir. İlçe topraklarında flüorit yatakları vardır.
İlçe merkezi Konak Çayı ile Boğazlıyan Çayının birleştiği yerde kurulmuştur. Gelişmemiş bir yerleşim merkezi olan ilçeden Kayseri-Ankara demiryolu geçer. İl merkezine 42 km mesâfededir. Şefaatli 1934’te ilçe olmuş ve aynı yıl belediyesi kurulmuştur.
Yenifakılı: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 11.305 olup, 4087’si ilçe merkezinde, 7218’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 8 köyü vardır. İlçe toprakları genelde düzdür. Karasu Çayı ilçe topraklarını sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, patates, şekerpancarı, fasulye ve mercimektir. Hayvancılık gelişmiştir. İlçe merkezi Karasu Çayı Vâdisinde kurulmuştur. Ankara-Kayseri demiryolu ilçeden geçer. Boğazlıyan’a bağlı bucakken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu. İlçe belediyesi 1951’de kurulmuştur.
Yerköy: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 48.462 olup, 26.248’i ilçe merkezinde, 22.214’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 32, Salmanlı bucağına bağlı 22 köyü vardır. Yüzölçümü 1245 km2 olup, nüfus yoğunluğu 39’dur. İlçe toprakları dalgalı düzlüklerden meydana gelir. Kuzeybatısında Zincirli Dağı yer alır. İlçe topraklarından kaynaklanan suları Delice Irmağı toplar. Bu akarsu vâdisinin genişlediği bölümde Yerköy Ovası yer alır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, şekerpancarı, patates, soğan ve elmadır. Hayvancılık gelişmiştir. En çok küçükbaş hayvan beslenir. Sarayköy’de bulunan çimento fabrikası başlıca sanâyi kuruluşudur. Diğer sanâyi kuruluşları ise kraft torba, tuğla ve briket fabrikalarıdır.
İlçe merkezi DeliceIrmağı Vâdisinde kurulmuştur. Ankara-Yozgat ve Ankara-Kayseri karayolu üzerindedir. İl merkezine 39 km mesâfededir. Türkiye’nin hiçbir yerinde görülmeyen bir şekilde Kırşehir’in Çiçekdağ kasabası ile birleşmiş durumdadır. İlçe belediyesi 1945’te kurulmuştur.
Târihî Eserler ve Turistik Yerleri
Yozgat tabiî güzellikler ve târihî eserler bakımından zengindir. Târihte önemli ticârî yollar üzerinde olan Yozgat’ın birçok târihî eseri zamânımıza ulaşmamıştır. Başlıca eserleri şunlardır:
Ulu Câmi: Çapanoğlu Mustafa Bey tarafından 1779’da yaptırılmıştır. İlin en eski câmisi olup Çapanoğlu Câmii olarak da bilinir.
Capanoğlu Süleyman Bey Câmii: Çapanoğlu Süleyman Bey tarafından 1794’te yaptırılmıştır. Kesme taş işçiliği, iç ve dış süslemelerinin sanat değeri büyüktür. Ulu Câminin ön kısmında olduğundan bu iki câmi iç ve dış câmi olarak anılır.
Cevahir Ali Efendi Câmii: Ali Efendi tarafından 1788’de yaptırılmıştır. Günümüzde oldukça yıkık vaziyettedir.
Başçavuşoğlu Câmii: 1880 târihinde yapılmıştır. Ahşap bezemelerinin sanat değeri büyüktür. Tavanı Barok motiflerle kaplıdır.
Çapanoğlu Câmii: Ahmed Paşa tarafından 1749’da yaptırılmıştır. Yerköy ilçesindedir. Taş işçiliği ve iç süslemeleri çok güzeldir.
Saat Kulesi: 1870’te Belediye Reisi Tevfikizâde Ahmed Efendi yaptırmıştır.
Eski eserler:
Ankova Harâbeleri: Sorgun ilçesinin Alişar köyünde eski bir Hitit şehri olan Ankova’nın kalıntıları vardır. Hitit târihine ışık tutacak pekçok eser bulunmuştur. Çoğu Ankara Etnoğrafya Müzesindedir. Bu höyükte 5000 senelik eserlere rastlanmıştır. Bunların bakır ve tunç devirlerine âit olduğu ifâde edilmektedir. Çengeltepe Höyüğü: Merkez ilçenin Çengelköyü köyünde târih öncesi ilk tunç devrine âit eserler bulunmuştur. Dört bin sene önce yapılan binâların duvarları hâlen ayaktadır. Kerkenez: Eski bir Hitit şehridir. Hattuşaş: Hitit başşehridir. Yedi kilometrelik bir surla çevrilidir. Şehre 7 kapıdan girilir. Yeraltı geçitleriyle Hitit mîmârîsinin eşsiz örneğidir. Bu harâbelerin yanında dînî inançları sembolize eden yazılı kayalar bulunmaktadır. Türüdüler Köyü Mağaraları: Şefaatlı ilçesindedir. Târihin çok eski çağlarından kalma mağaralardır.
Kaleler: Boğazkale; târihî bir kaledir. Çeşka Kalesi: İl merkezine 5 km mesâfededir. Keçi Kalesi: Yerköy iline 25 km uzaktadır.
Mesîre yerleri: İlin çeşitli yerlerine yayılmış birçok mesîre yeri vardır. Bunların bâzıları şunlardır:
Çamlık: İl merkezine 5 km mesâfededir. 264 hektara yakın olan Çamlık 1956’da millî park hâline getirilmiştir. Temiz havası, bol suyu ve şahâne bitki örtüsü ile bir dinlenme yeridir.
Çayıralan Ormanları: Çayıralan ilçesindedir. Karaçam, ladin, meşe, kayın ve kavak ağaçlarından meydana gelmiş gür bir ormandır. Av yapmaya ve kamp kurmaya müsâittir.
Karanlık Dere: Yerköy ile Şefaatli arasında yer alır. Çekerek Suyu ortasından akar. Yeşillik, av hayvanları ve balığı bol bir mesîre yeridir.
Akdağ Ormanları: Akdağmâdeni çevresi ormanlarla kaplıdır. Soğuk su kaynakları ve yaylaları ile güzel bir piknik yeridir. Av hayvanları boldur.
İçmeler ve kaplıcalar: Yozgat kaplıcalar ve şifâlı sular bakımından zengin bir ilimizdir. Önemli kaplıcaları şunlardır:
Sarıkaya Kaplıcaları: İl merkezine 79 km mesâfede, Sarıkaya ilçesindedir. Konaklama tesisleri mevcut olan kaplıcanın suları, romatizma, nevralji, nefrit, cilt ve kadın hastalıklarına iyi gelmektedir.
Karadikmen Kaplıcası: Akdağmâdeni ilçesine bağlı Karadikmen köyündedir. Tesisleri mevcut olmayan kaplıcanın suları içme olarak günde 4-5 bardak içmek sûretiyle karaciğer, safra yolları, barsak hastalıkları ile idrar yolları hastalıklarına, banyo olarak romatizma ve kadın hastalıklarına iyi gelir.
Yeşilova Ilıcası: Sorgun ilçesine 2 km mesâfededir. Tesisleri mevcut olan kaplıca suları banyo olarak romatizma, nefrit, nevralji ve kadın hastalıklarına, içme olarak mîde, barsak, karaciğer ve safra kesesi rahatsızlıklarına faydalıdır. İl merkezine 38 km mesâfededir.
Yerköy Kaplıcası: Yerköy ilçesine 3 km mesâfededir. Tesisleri yetersiz olan kaplıca suyu romatizma, nefrit, nevralji ve kadın hastalıklarına faydalıdır. İl merkezine 36 km mesâfededir.

Kaynak

Rehber Ansiklopedisi
Van Hakkında Bilgiler

VAN
İlin Kimliği
Yüzölçümü    : 19.069 km2
Nüfûsu           : 637.433
İlçeleri           : Merkez, Bahçesaray, Başkale, Çaldıran, Çatak, Edremit, Erciş, Gevaş, Gürpınar, Murâdiye, Özalp, Saray.
Doğu Anadolu bölgesinin Yukarı Murad-Van bölümünde yer alan bir ilimiz. İl toprakları 42° 30’ doğu boylamlarıyla 37° 43’ ve 39° 26’ kuzey enlemleri arasında kalır. Kuzeyden Ağrı, batıdan Van Gölü ve Bitlis, güneyden Hakkari ve Şırnak, güneybatıdan Siirt illeriyle, doğudan ise İran sınırıyla çevrilidir. “Doğunun incisi” ismiyle anılan Van ilinde Türkiye’nin en büyük gölü bulunmaktadır. Trafik numarası 65’tir.
İsminin Menşei
Van Gölü kenarında bir sayfiye şehri olan (Tuşba) Turuşba’yı Urartulu kumandan Van, îmar etmiştir. Zamanla Turuşba ismi yerine Van ismi kullanılmaya başlanmıştır. Van şehrini ilk kuran Asur kraliçesi Semiramis’tir ve annesinin ismini vermiştir.
Târihi
Van bölgesinin zengin târihi 4000 sene önce Orta Asya’dan göç ederek bu bölgeye yerleşen Hurrilerle başlar. Hurrilerin bir kolu da Mitannilerdir. Hurriler Hititlerle, aynı çağda yaşadılar. Anadolu’da ilk siyâsî birliği kuran Hititler Van bölgesini Hurrilerin elinden alamadılar. Esâsen Hititler de Orta Asya menşeylidir. Asur ve Babiller hâkimiyetlerini Van Gölü güneyine kadar götürmüşlerse de, bu bölgeyi ele geçiremediler.
Orta Asya’dan gelen Urartular bu bölgeyi Hurrilerin elinden alarak Urartu Krallığını M.Ö. 9. asırda kurdular. M.Ö. 859 ile M.Ö. 612’ye kadar 247 yıl devam eden Urartu Kralığında 12 kral gelip geçti. M.Ö. 713 ile M.Ö. 612 arasında Asur İmparatorluğunun hâkimiyetini kabul ederek krallığı devam ettirdiler. Urartu Krallığının başşehri Van (Tuşba) Asur Dilinde ise (Turuşba) idi. Fakat M.Ö. 830’dan önce Urartu’nun başşehri Van Gölü kuzeynideki “Arzaşkun” idi. M.Ö. 585 senesinde Medler Urartu Krallığına son verdiler. Medlerden sonra onların yerine geçen Persler bu bölgeye hâkim oldular. M.Ö. 331 senesine kadar, Bu bölge Medler ve Perslerin kontrolünde kaldı. M.Ö. 4. asırda (331 senesinde) MakedonyaKralı İskender Pers İmparatorluğunu yenerek sona erdirdi. İskender’in ölümünden sonra Selevkoslar (Asya) İmparatorluğuna dâhil olan bu bölge, sonra Roma İmparatorluğu topraklarına katıldı. Roma İmparatorluğu ile Partlar arasında bu bölge için sık sık savaşlar oldu. Bu bölgedeki Ermeni Derebeyleri bâzan Roma’ya bâzan da Partlara tâbi oldu. Fakat târihin hiçbir devrinde bağımsız bir Ermeni Krallığı kurulamadı. M.Ö. 225’te Partların eline geçen Van, M.S. 226’da Sâsânîlere devredildi.
Roma İmparatorluğunun M.S. 395’de ikiye bölünmesi üzerine bu bölge Doğu Roma (Bizans)ın payına düştü. Bizans’la Sâsânîler bu bölge için zaman zaman savaştı ve bölge devamlı el değiştirdi. Bu bölgedeki Ermeni Derebeyleri bâzan Sâsânî bâzan da Bizans’a tâbi oldular.
M.S. 7. asırda hazret-iÖmer, İran’ı fethederek Pers İmparatorluğuna son verdi. M.S. 675’te hazret-i Ömer zamânında Van fethedildi. Bu fetihten sonra İslâm orduları Doğu ve Güneydoğu Anadolu’yu tamâmen, Anadolu’nun bâzı şehirlerini de kısmen fethederek bu toprakları İslâm devleti topraklarına kattılar. Van civârındaki bâzı Ermeni derebeyleri İslâmiyetle şereflendiler. Müslüman olmayanlarsa o târihte İslâm Devletinin başşehri olanBağdat’a ve halifeye bağlı kaldılar. Van civârında gerek Müslüman olan Ermeniler, gerekse bu bölgeye gelerek yerleşen Müslümanlarla Müslüman beylikler kuruldu. 975’te Mervanoğulları bölgeye hâkim oldu. İslâm devletlerinde iç savaş, iktidar kavgaları başlayıp devlet zayıflayınca Bizans fırsattan istifâde ederek bu bölgeyi yeniden işgâl etti. Bizanslılar bu bölgedeki Müslümanlara ve kendi mezheplerine girmeyen Hıristiyan Ermenilere çok zulüm yapıyorlardı. Van bölgesindeki Müslüman ve Ermeniler, Selçuklu Hâkanı Tuğrul Beyle onun yerine geçen yeğeni Sultan Alparslan’dan yardım (imdat) istediler.
Selçuklu hükümdarı Alparsan 1065 senesinde Van bölgesini fethetti. Bizans İmparatoru Romanus Diogenes büyük bir ordu ile bu bölgeye geldi. 26 Ağustos 1071’de Van Gölünün kuzeyinde Malazgirt’te Bizans ordusu yenildi ve Bizans İmparatoru esir düştü. 1071 Malazgirt Zaferinden sonra bu bölge Türklerin eline geçti ve Anadolu’nun kapısı açılarak, bütün Anadolu, Türklerin anayurdu oldu.
Selçuklu Devletiyle Türkleşen Van ve civarı Osmanlı hâkimiyetine kadar çoğunluğu Türk olan çeşitli devlet ve beyliklerin eline geçti. Selçuklu ve bunlara bağlı beyliklerden sonra, Musul Atabegleri (Zengiler) Eyyûbiler 1098’de Artukluların, Ermen Şahların, İlhanlılar (Türkleşmiş İran Moğolları) Celayirliler, 1284’de Karakoyunlular, 1467’de Akkoyunlular, Akkoyunluların yerine geçen İranlı Türk Safevilerin hâkimiyeti altında (1507) yaşadı.
Osmanlı Devletiyle Safevî Türk Devleti arasında bu bölge ihtilaf konusu oldu. Yavuz Sultan Selim Han bu bölgeyi fethettiyse de Çaldıran seferinden sonra Safevîler tekrar bu bölgeyi ele geçirdiler. Kânûnî Sultan Süleyman Hanın “Irakeyn (iki Irak) Seferi diye anılan İran Seferinde bütün Doğu Anadolu ve Irak ile berâber fethedildi ve 1534’te Van ve Doğu Anadolu çevresi kesin bir şekilde Osmanlı Devletinin toprağı oldu.
23 Haziran 1534’te Vezir-i âzam Dâmâd Makbul İbrâhim Paşa, Van’ı fethetti ve Suriye Beylerbeyi Hüsrev Paşayı Van Beylerbeyi yaptı. Van Beylerbeyliği Erzurum ve Diyâr-ı Bekr eyâletleri yanında İran’a karşı yapılan seferlerde büyük önem kazandı ve mühim bir sınır eyâleti oldu. Van’da Osmanlılarla Safevîler arasında birçok çarpışmalar (savaşlar) meydana geldi. Bir ara 1535’te Safevîler Van’ı ele geçirince Kânûnî Sultan Süleyman Han on birinci Seferi Hümâyunu sırasında Tebriz dönüşünde Van’ı 1548’de tekrar fethedince İskender Paşa, Van Beylerbeyi oldu.
Tanzimattan sonra da, eyâlet merkezi olan Van’da birçok değerli ve tanınmış devlet adamı beylerbeyliği (vâlilik) yapmıştır. Birinci Cihan Harbinde 20 Mayıs 1915’te Ruslar Van’ı işgâl ettiler. Rusların yardımıyla Van şehrine hâkim olan Ermeniler Ruslar çekildikten sonra burada yaşayan Müslüman ve Türklere çok zulüm yaptılar. Türkleri şehir dışına  sürdüler. 2 yıl 10 ay 13 gün süren bir işgâlden sonra Türk ordusu 2 Nisan 1918’de Van’ı işgâlden kurtardı. Ruslarla işbirliği yaparak silâhlı baskın yapan Ermeniler bu bölgeden çıkarıldılar. Ruslar ve Ermeniler işgâl esnâsındaVan’ı yakıp yıkmış ve harâbe hâline getirmişlerdir.
Cumhûriyet devrinde Van aynı ismi taşıyan ilin merkezi olmuştur. 1950’den sonra hızla gelişmeye başlamıştır.
Fizikî Yapı
Türkiye’nin en yüksek bölgeleri üzerinde bulunan Van ili volkanik dağlarla kaplıdır. İl topraklarının yaklaşık olarak % 53’ü dağlardan % 33’ü platolardan ve % 14’ü ovalardan ibârettir.
Dağları: Van ili toprakları yüksek bir yayla görünümünde olup, ortalama yükseklik 2200 m’dir. Dağların tepeleri düz, yamaç ve etekleri parçalanmış durumdadır. Başlıca yüksek dağları: Aladağ (3356) Tendürek Dağı (3660) Yumru Dağı (3354), Mengene Dağı (3412 m), Yiğittepe (3628 m), Başet Tepe (3684 m), Hasabeşir Tepe (3503 m), Cat Dağı (3146 m), İsabey Dağı (2837 m), Kuş Dağı (3529 m), Yedi Tepe (3162 m), İspiriz Dağları (3668 m), Kazan Dağı (2890 m), Çadır Dağı (3537 m), Calban Dağı (3250 m),Vaviran Dağları 3550 m), Erek Dağı (3200 m)’dir.
Plato ve Yaylaları: Dağların arasında yer alan yayla ve platolar hayvancılığa çok müsâittir. Başlıca yaylalar Hoşap Suyu ile Memedik Çayı arasında kalan yaylalar, Erçek Gölü kuzeyindeki yaylalar, Manda Dağı eteklerindeki yaylalarla Norduz Yaylasıdır.
Ovaları: Van ili çok verimli ve oldukça geniş ovalara sâhiptir. Başlıcaları: Çaldıran Ovası(Abuğa Düzü), Yüzölçümü 315 km2dir. Deniz seviyesinden yüksekliği 2000 m’dir. Kışın kar altında kalan bu ova ilkbaharda bataklık hâlini alır. Murâdiye Ovası: Bendimahi Suyunun, Van Gölüne döküldüğü yerde meydana gelmiştir. Yüzölçümü 115 km2dir. Karasu Vâdisinin genişlemesiyle meydana gelen ovalar ise Tarhani Düzü 5 km2, Noşar Düzü 80 km2 ve Akbulak Düzüdür. Hoşap Vâdisinin genişlemesiyle meydana gelen ovalar Hoşap Ovası 180 km2 ve Havasor Ovası 190 km2’dir. Memedik Vâdisinde bulunan ovalarsa Saray Düzü, Karahalk Düzü, Erçek Düzü, Van şehrinin kurulduğu Van Ovası ve Erciş’in kurulduğu Erciş Ovasıdır.
Akarsuları: Van il topraklarında çok sayıda küçük akarsu vardır. Bunların çoğu Van Gölüne dökülür. Memedik ÇayıErçek Gölüne dökülür. Başlıcaları Zilan Suyu, Bendimahi Çayı, Hoşap Suyu, Karasu, Arpak Çayı ve Memedik Çayıdır.
Gölleri: Van ilinde irili ufaklı çok göl vardır. Bunların en önemlisi Van Gölü ve Erçek Gölüdür. Van Gölü: Türkiye’nin en büyük gölüdür. Yüzölçümü 3713 km2dir. Üçgen şeklindedir. Deniz seviyesinden yüksekliği 1647 m’dir. Kıyıları çok girintili çıkıntılı olup, manzarası fevkalâde güzeldir. 250 m’den derin yerleri vardır. Gölde Akdamar, Adır, Çarpanak ve Kuş Adaları vardır. Göl tuzlu ve sodalı olduğu için sâdece inci kefalı vardır. Van Gölüne mahsus olan bu balık yörenin en büyük besin kaynaklarındandır. Yılın büyük bölümü gölün derinliklerinde yaşar. İlkbahar aylarında yumurtlamak için göle dökülen dere ağızlarına akın ederler. Dere ağızlarında yakalanan balıklar İl merkezi ve ilçelerde satılır. Halk balığın bir kısmını kış aylarında tüketmek için kurutur. Van Gölünün kirlenmesi ve bilinçsiz avlanma balığın neslinin azalmasına sebep olmuştur.
Erçek Gölü: Van Gölünün doğusundadır. Yüzölçümü 100 km2dir. Deniz seviyesinden yüksekliği 1803, derin yeri 15 m’dir. Erçek Gölünün tuz ve soda oranı Van Gölüne oranla daha fazladır. Burada balık yaşamaz. Ancak son zamanlarda Van Gölündeki İnci kefalinin bu gölde de çoğaltılması için çalışmalar sürmektedir. Göl çok az sayıda tatlı su kaynağıyla beslenir. Diğer göller: Van Gölü ile İran sınırı arasında 11 küçük göl vardır. Bu göllerin deniz seviyesinden yüksekliği 2000 m’den fazladır.
İklim ve Bitki Örtüsü
İklimi: Van ilinde kara iklimi hüküm sürer. Kışlar sert ve uzun geçer. Çok yüksek bölgelerinde, kışın daha az sert geçmesini Van Gölü temin eder. Kışın 150 güne yakını 0°C altında geçer. Yazın ise 20 gün +30°C’nin üstündedir. Toprak 80 gün karla örtülü kalır. Senelik yağış miktarı ilçelere göre 370 mm ile 570 mm arasında değişir. Yazlar az yağışlı ve çok sıcak geçer. Sıcaklık -26,9°C ile +36°C arasında seyreder.
Bitki Örtüsü: Van Gölü civarı ve vâdiler zengin bitki örtüsüyle kaplıysa da, dağlar genel olarak ağaçsızdır. İl toprakları bir bozkır manzarası arz eder. İl topraklarının % 70’i çayır ve mer’alarla, % 23’ü ekili ve dikili alanlarla ve % 2’si orman ve fundalıklarla kaplıdır.
Ekonomi
Van ekonomisi tarıma, küçükbaş hayvancılığa ve hayvan ürünlerini işleyen sanâyiye dayanır. Faal nüfûsun % 77’si tarım sektöründe çalışır.
Tarım: Van il topraklarının engebeli olması, kışın uzun ve sert geçmesi sebebiyle bitki üretimi sınırlıdır. Van Gölü çevresinin iklimi daha az soğuk geçtiği için tahıl ve sebze ekimi burada yapılır. Ekime müsâit alanların ancak % 20’sinde sulama yapılmaktadır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, çavdar, fasulye, şekerpancarı ve patatestir. Van Gölü civârında domates, tâze fasulye, karpuzve kavun yetişir. Van Gölü civârında meyvecilik de yapılır. En çok ceviz yetişir. Elma, armut, kayısı da yetiştirilir.
Sovyet bilgini Shutavsky’ye göre kavunun ana vatanı Van’dır. Van ve Diyarbakır’da yetişen cep kavunu, külahlı kavun, seyhan kavunu 16. asırda Anadolu’dan İtalya’ya gönderilmiş ve Papa Cantaluppı’nin çiftliğinde yetiştirilmiş bu sebeple “Cantalupp” ismini alan yuvarlak, basık dilimli, kabuğu hafif pürtüklü, turuncu renkte ve ananasa benzeyen kokusu olan bu kavun türü dünyâya Van’dan yayılmıştır.
Hayvancılık: Van ili en çok hayvan besleyen illerden biridir. Koyun sayısı Konya’dan sonra ikinci sırada yer alır. Mer’a hayvancılığı yapılır. Geniş mer’a ve çayırlara sâhiptir. Türkiye’deki koyun varlığının % 5,5’i Van’dadır. En çok koyun beslenir. Arıcılık gelişmiştir.
Balıkçılık: Van ilinde büyük göller olmasına rağmen bu göllerin sodalı oluşu sebebiyle balık türleri ve miktarı azdır. Akarsularda sazan, karabalık, kayabalığı ve Van Gölünde inci kefali bulunur.
Ormancılık: Van ili orman bakımından oldukça fakir sayılır. İl topraklarının ancak % 2’si orman ve fundalıklarla kaplıdır. Sanâyi ve yakacak odunu üretilmez.
Mâdencilik: Van ilinde çıkarılan mâdenler demir, soda, tuz, perlit, jips, kömür ve kükürttür. Rus işgâli sırasında Ruslar Muradiye ilçesi yakınlarında Korzot köyünde günde 1 ton petrol çıkarmışlardır.
Van’ın Özalp ve Erçek bölgelerinde hâlen petrol arama çalışmaları devam etmektedir.
Sanâyi: Sanâyi yeni yeni gelişmeye başlamıştır. Mevcut fabrikalar tarım ve hayvan ürünlerini işleyen tesislerdir. 10 veya daha fazla işçi çalıştıran iş yeri sayısı 40’a ve 2-9 arasında işçi çalıştıran işyeri sayısı 400’e yakındır. Başlıca fabrikaları: Van Çimento Fabrikası, yem fabrikası, et kombinası, Van Peynir Tereyağ Fabrikası, çivi fabrikası, plastik boru fabrikası, Özalp Mandıra İşletmesi, tuğla fabrikası, yün ipliği fabrikası, un fabrikaları ve tuz, linyit işletmeleridir.
Hayvancılık ve tarımdan sonra en faal sektör ticârettir. İran, Irak, Kuveyt ve BDT’ye et ve canlı hayan ihraç edilir. İran’la sınır ticâreti son dönemlerde önemli gelişmeler göstermiştir.
Ulaşım: Kara, hava ve demiryolu ulaşımından istifâde eder. Doğu Anadolu Bölgesindeki karayolu ağının kavşak noktasıdır. Türkiye-İran yolu üzerindedir. İran transit ticâretinin önemli bir merkezidir. Karayolu: Van Gölü güneyindeki bir yolla Bitlis-Muş-Bingöl, Elazığ yolu ile İç Anadolu ve Akdenize bağlanır. Van Gölünün doğu kıyısını tâkip eden bir yolla Erzurum-Kars yoluna bağlanır. Böylece Doğu Anadolu, Doğu Karadeniz ve BDT’ye ulaşır. Gürpınar-Başkale üzerinden Hakkari ve İran’a ulaşır.
Demiryolu: Malatya-Elazığ-Muş-Bitlis demiryolu Tatvan’dan sonra feribotla Van İskelesine buradan da İran’a ulaşır. İl içinde 10 istasyon vardır. Van İskelesi-İran sınırı arası 114 km’dir.
Havayolları: Van’a 8 km mesâfedeki havaalanının pisti 2600 m’dir. Büyük uçaklar inebilir. Van-İstanbul arasında Ankara üzerinden her gün sefer yapılır.
Nüfus ve Sosyal Hayat
Nüfus: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 637.433 olup, 258.967’si ilçe merkezlerinde 378.466’sı köylerde yaşamaktadır. Senelik nüfus artışı binde 40.49’dur. Yüzölçümü 19.069 km2 olup, nüfus yoğunluğu 33’tür.
Örf ve âdetleri: Van ve çevresi çok eski bir yerleşim merkezidir. En az 4000 senelik bir târihe sâhiptir. Bölgeden birçok medeniyet ve milletler gelip geçmiş ve bunların sâdece mîmârî eserleri ve eski şehir kalıntıları günümüze ulaşmıştır. Diğer kültürler unutulmuş olup; 11. asrın ortalarından îtibâren Türk egemenliğine geçmiş olan bu bölgede Türk sanat ve kültürü bölgeye yerleşen Orta Asya’dan gelen Türkler sâyesinde bütün kültürlerin üstüne çıkmış; Van ve civârıOrta Asya menşeyli Türkler sâyesinde başta nüfus olmak üzere her bakımdan Türkleşmiş ve 11. asırdan bu yana Van’da Türk-İslâm kültürü hâkim olmuştur. Van ve civârında Oğuz Türklerinin gelenek ve görenekleri hayâtın her safhasında görülür.
Mahallî halk oyunları: Van ve çevresi folklor bakımından en zengin illerden biridir. Doğu Anadolu’nun orta ve güney kısmına âit halk oyunlarıve halk mûsikisi bu bölgede etkilidir. Bar oyunları oynanır. Oyunlar hareketli ve kıvraktır. Âşıklık geleneği ve bağlama kültürü devam etmektedir.
Halk türküleri sayılamayacak kadar çoktur. Bar oyunları yanında zeybek, horon ve kaşık oyunu da oynanır. Başlıca oyunlar: Çayda Kumlar Kaynaşır, Dezvır, Hırhır, Kersi, Sunalar Halayı, Pencerede Şişesin, Baso, Yar Güzeli Papuri, Koçeri, Çokeri, Goşınık, Hıleyli, Kız Oyunu, Van Koçerisi, Lezgi Oyunu, Hoş Bilezik, Tuyenler, Şirvan, Havasor, Govend ve Temir Ağadır.
Mahallî kıyâfet: Kadın kıyâfeti çok teferruatlıdır. Başlarına “kofik” denilen püsküllü yazma, “leçek” denilen oyalı yazma, “Ağvan” denilen fes giyerler. Kofi üzerine “heft” denilen ve yedi renk mânâsına gelen çok renkli örtüler bağlarlar.
Gövdede kadife, canfes veya yün kumaştan yapılmış fistan giyilir. Bunun altına ayak bileklerinde düğmeli “tuman” denilen şalvar bulunur. Bele gümüş kemer takılır. Fistan üzerine boncuklarla işlenmiş renkli yelek giyilir. Ayaklara desenli yün çorap “galoş potin” denilen ayakkabı giyilir. Evden dışarı çıktıklarında üzerlerine çeşitli renkte çarşaflar örterler.
Erkek kıyâfeti oldukça sâdedir. Başa takke giyilir. Takkenin etrâfına “Ahmediye” denilen sarık sarılır. Vücûda ise şalvar, çepken, uzun kollu, düğmeli ve yakasız gömlek, kışın “sako” denilen palto giyilir. Ayaklara yün çorap, çarık veya yemeni giyilir.
Van ilinin simgesi olan “Van kedisi” nesli tükenmek üzeredir. Özel bir ilgiye ihtiyaç vardır. Uzun beyaz tüylü, uslu, temiz, sevimli ve gâyet uzun ömürlü, bir gözü mavi bir gözü sarı ve son derece avcı olan bu kedi türü hızla azalmaktadır. Van kedisinin en büyük özelliği insanlarla berâber yaşamasıdır. İnsan sevgisi ve şefkati olmadan yaşıyamazlar.
Mahallî yemekler: Cılbır, ayranaşı, keledoş, çınğırdak, kabak bastı, kaz lokması, kellebaş, helise, yumurta tatlısı, kavut, murtuğa, sengeser ve Van’a mahsus tandırıdır. Van’ın kokulu balı, kavunu ve otlu peyniri ve ince kabuklu “Aslik elması” meşhurdur.
El san’atları olarak köylerde el tezgahlarında kilim dokunur. Çok meşhur olan Van kuyumculuğu gerilemiştir. Van’ın gümüş işlemeciliği eskiden çok meşhur idi. Yeniden geliştirilmesi için vâlilik tarafından atölyeler kurulmaktadır.
Eğitim: Okur-Yazar nispeti son senelerde hızla artmış ve % 80’e ulaşmıştır. İl dâhilinde 27 okul öncesi eğitim kurumu, 734 ilkokul, 48 ortaokul, 2 meslekiî ve teknik ortaokul, 25 lise vardır. Van, Üniversite bulunan iller arasındadır. 20 Temmuz 1982’de “100. Yıl Üniversitesi” kurulmuş olup, bu üniversiteye Fen-Edebiyat, Veteriner, Eğitim, Tıp, İlâhiyat, Ziraat Fakültesi, Sosyal Bilimler ve Fen İlimleri Enstitüleri bağlıdır. Yeni tesislerle üniversite gelişmektedir. Van Gölü çevresindeki il ve ilçelere meslek yüksek okulları açılmıştır.
İlçeleri
Van ili, Merkez (Van) Bahçesaray, Başkale, Çaldıran, Çatak, Edremit, Erciş, Gevaş, Gürpınar, Muradiye, Özalp ve Saray ilçelerinden meydana gelmiştir.
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 207.870 olup, 153.111’i ilçe merkezinde, 54.759’u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 23, Erçek bucağına bağlı 20, Timar bucağına bağlı 47 köyü vardır.
İlçe toprakları genelde dağlık ve engebelidir. İlçenin başlıca düzlükleri, Erçek düzlüğü ile buna açılan küçük ovalar ve Van Ovasıdır. Van Ovası aynı zamanda ilin en büyük ovasıdır. İlçede yerleşim merkezleri bu ova ve çevresinde toplanmıştır.
Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. Ovalarda ve göle dökülen akarsu ağızları çevresinde tarım yapılır. Buralarda tahıl, sebze ve meyve yetiştirilir. İlçede en çok küçükbaş hayvan beslenir.
İlçe merkezi Van Gölünün 7 km kadar doğusunda kale ve kalenin güney eteklerinde kurulmuştur.
Bahçesaray: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 17.246 olup, 3116’sı ilçe merkezinde, 14.130’u köylerde yaşamaktadır. Merkeze bağlı 16 köyü vardır. İlçe toprakları genelde dağlıktır. İlçenin en önemli düzlüğü Bahçesaray Deresinin meydana getirdiği vâdidir. İlçe nüfûsu daha çok buralarda toplanmıştır. İlçede yer alan dağlar ulaşımı büyük ölçüde etkiler. Bölgeye ilk karın yağmasından yaz başına kadar çevresiyle bağlantısı kesilir.
Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. En çok küçükbaş hayvan beslenir. Bahçesaray Deresi Vâdisinde tarım yapılır. Başlıca tarım ürünleri, buğday, arpa ve cevizdir. Önemli ölçüde bal üretimi yapılmaktadır.
İlçe merkezi Bahçesaray Deresi Vâdisinde kurulmuştur. Eski ismi Müküs’tür. Gevaş’a bağlı bir bucakken 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu.
Başkale: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 55.597 olup, 16.418’i ilçe merkezinde 39.179’u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 40, Albayrak bucağına bağlı 21 köyü vardır. Yüzölçümü 2599 km2 olup, nüfus yoğunluğu 21’dir.
İlçe toprakları ilin en yüksek bölümü olan güneydoğu kesiminde İran sınırında yer alır. İlçe sınırları içinde kalan İspiriz Dağı (3668 m), ilin en yüksek dağıdır. Yiğit Dağı, İran sınırında, Gökdağ ve Mordağ güneyinde, Mengene Dağı ise kuzeybatısında yer alır. İlçe merkezinin kuzeyini Başkale Dağı, güneyiniyse Merkez Dağı çevreler. Bu dağların eteklerinde ve aralarında geniş platolar vardır. İlçenin düzlükleri Çığlı Suyu Vâdisinde toplanmıştır.
Ekonomisi hayvancılığa dayanır. En çok koyun beslenir. İç ve dış pazarlara canlı hayvan satılır. Tarıma elverişli bölgelerde arpa buğday ve patates yetiştirilir.
İlçe merkezi İspiriz Dağı eteğinde Çığlı Suyu Vâdisinde kurulmuştur. Van-Yüksekova yolu ilçe merkezinden geçer. İl merkezine 112 km mesâfededir. İlçe belediyesi 1926’da kurulmuştur.
Çaldıran: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 41.879 olup, 4780’i ilçe merkezinde, 37.099’u köylerde yaşamaktadır. Merkeze bağlı 65 köyü vardır. İlçe toprakları genelde dağlıktır. Bendimahi Çayı Vâdisinde yer alan Çaldıran Ovası ilçenin en büyük düzlüğüdür. Denizden yüksekliği 2000 m civârındadır. Ova, ilçe merkezine doğru hafif bir eğimle alçalır. Ovayı Bendimahi Çayı sular. Kışın kalın bir kar tabakasıyla örtülü olan ova, karların erimesiyle yer yer bataklık görünümü alır.
Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. Çaldıran Ovasının büyük bölümü otlak ve mer’a olarak kullanılır. Ovanın sulanabilen kısımlarında arpa ve buğday yetiştirilir. İlçe merkezi, ovanın kuzey batı kesiminde, Bendimahi Çayının bir kolu kenarında kurulmuştur. Özalp ilçesine bağlı bucakken 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kanunla ilçe oldu.
Çatak: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 21.755 olup, 4270’i ilçe merkezinde, 17.485’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı, 19, Narlı bucağına bağlı 8 köyü vardır. Yüzölçümü 1826 km2 olup, nüfus yoğunluğu 12’dir.
İlçe toprakları dağlıktır. Dağların yükseklikleri genelde 3000 metrenin üzerindedir. Bu dağlar arasında kuzey-güney istikâmetinde akan Çatak Deresi, birçok kollarla beslenir. İlçenin tek düzlüğü Çatak Deresi boyunca doğuya doğru genişleyen küçük bir bölgedir.
Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. En çok koyun beslenir. Hayvancılıkla uğraşanlar yazın gür çayırlarla kaplı yaylalara çıkarlar. Yaylalarda kurulan mandıralarda Van’ın ünlü otlu peyniri sâdece bu ilçede îmâl edilir. Hayvancılığa bağlı olarak deri ve yapağı üretimiyle dokumacılık gelişmiştir. Tarım sâdece Çatak Deresi Vâdisinde yapılır. Başlıca tarım ürünleri tahıldır. Meyvecilik gelişmiş olup, armut ve ceviz üretimi önemlidir.
İlçe merkezi Çatak ve Norduz derelerinin birleştiği dar bir vâdide kurulmuştur. Köy görünümünde küçük bir yerleşim merkezidir. İl merkezine 82 km mesâfededir. İlçe belediyesi 1937’de kurulmuştur.
Edremit: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 13.989 olup, 3853’ü ilçe merkezinde, 10.136’sı köylerde yaşamaktadır. Merkeze bağlı 10 köyü vardır. İlçe toprakları genelde dağlıktır. Gölün kıyısında ise düzlükler olup, doğu kesimlerde Erek Dağı yer alır. Yerleşim merkezleri gölün kıyısındaki düzlükte toplanmıştır.
Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. Ovalık kesimde tarım yapılır. Burada tahıl, sebze ve meyve yetiştirilir. İlçede en çok küçükbaş hayvan beslenir.
İlçe merkezi Van Gölü kıyısında Bitlis-Van karayolu üzerinde kurulmuştur. Merkez ilçeye bağlı bucak merkeziyken 1990’da ilçe oldu. Eski ismi Gümüşdere’dir. Tabiî güzelliği çok meşhurdur.
Erciş: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 99.754 olup, 40.481’i ilçe merkezinde, 59.273’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 35, Deliçay bucağına bağlı 14 ve Kocapınar bucağına bağlı 30 köyü vardır. Yüzölçümü 2115 km2 olup, nüfus yoğunluğu 47’dir.
İlçe topraklarının kuzeyi ve doğusunda yüksekliği 3000 metreyi aşan dağlar yer alır. Güneyindeyse gölle aynı yüksekliğe sâhip geniş bir ova vardır. Dağlardan doğan akarsuların göle döküldüğü kesimde yer alan alüvyonlu ova üç taraftan dağlarla çevrili olduğundan tarıma elverişli bir iklime sâhiptir.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, şekerpancarı ve patatestir. Meyvecilik gelişmiş olup, elma, armut, kayısı ve üzüm yetiştirilir. Sebzecilik gelişmiştir. Dağ köylerinde hayvancılık yapılır. En çok koyun beslenir. Sığır besiciliği ve deri üretimi ekonomide önemli yer tutar. İlçe topraklarında perlit, ponza taşı ve linyit yatakları vardır.
İlçe merkezi Van Gölünden 5 km içeride Sulu Ova denilen düzlükte kurulmuştur. İl merkezinden sonra en büyük yerleşim merkezidir. Ağrı-Van karayolu üzerinde yer alan Erciş, il merkezine 96 km mesâfededir. Denizden yüksekliği 1750 metredir. Van’ın en yeşil ve büyük ilçesidir.
Gevaş: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 32.119 olup, 9994’ü ilçe merkezinde, 22.125’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 34 köyü vardır. İlçe topraklarının büyük bir kesimi dağlıktır. Kuzey bölgesinde Bitlis Dağlarının bir bölümü yer alır. Bu dağlar kışın ulaşıma imkân vermez. İlçenin en önemli akarsuyu Van Gölüne dökülen Hoşap Suyudur. Van Gölü kıyısında düzlükler vardır.
Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. En çok koyun beslenir. İlçede aşiret düzeni hâkim olduğundan yazın bunlar sürülerini yaylalara çıkarırlar. Canlı hayvan ticâ reti yaygın olduğu için hayvânî ürünler azdır. Süt, peynir, yapağı ve deri en önemli hayvânî ürünlerdir. Bölgenin otlu peyniri meşhurdur. Göl kıyısındaki düzlüklerde tarım yapılır. En fazla elde edilen tarım ürünü şekerpancarıdır. Ayrıca az miktarda buğday, arpa, patates, ceviz, elma elde edilir. İlçede arıcılık gelişmiştir.
İlçe merkezi Çadır Dağının kuzey eteklerinde, göl kıyısının 3 km güneyinde kurulmuştur. Muş-Bitlis-Van karayolu ilçenin 2 km yakınından geçer. İl merkezine 39 km mesâfededir. İlçe belediyesi 1923’te kurulmuştur. Bitlis’in Ahlat ilçesinden sonra bölgenin en önemli Selçuklu mezarlığı bu ilçededir.
Gürpınar: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 42.947 olup, 3994’ü ilçe merkezinde, 38.953’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 9, Güzelsu bucağına bağlı 27, Kırkgeçit bucağına bağlı 17, Yalınca bucağına bağlı 11 köyü vardır. Yüzölçümü 4063 km2 olup, Nüfus yoğunluğu 11’dir. Yüzölçümü bakımından ilin en büyük ilçesidir.
İlçe topraklarının doğusunda Koçlular, güneyinde Hakkari batısında, Kavuşşahap Dağlarının uzantısında yüksek yaylalar yer alır. Hoşap Suyu boyunda Hoşap ve Havasar Ovaları vardır. Yarısı ilçe topraklarında kalan Keşiş Gölü, Erek Dağından kaynaklanan küçük bir akarsu vâdisinin sulama için kapatılmasıyla meydana gelmiş sunî bir göldür.
Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. Mer’a hayvancılığı yapılan ilçede en çok koyun ve kıl keçisi beslenir. Süt, peynir, tereyağı, et, yapağı ve deri önemli hayvânî ürünlerdir. İlçenin kuzeyindeki düzlüklerde tarım yapılır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, yem bitkileri, patates, soğan, fasulye, ceviz ve elmadır.
İlçe merkezi Hoşap Suyu kenarında kurulmuştur. Denizden yüksekliği 1740 metredir. Van-Hakkari karayolu ilçenin 3 km kuzeyinden geçer. İl merkezine 21 km mesâfededir. İlçe merkezi 1936’da bugün Kırkgeçit bucağının olduğu yerde kurulmuştu. 1954’te bugünkü yerine nakledilmiştir. İlçe belediyesi 1954’te kurulmuştur.
Murâdiye: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 40.040 olup, 11.167’si ilçe merkezinde, 28.873’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 36 köyü vardır.
İlçe toprakları genelde dağlıktır. Kuzey ve doğu bölgelere gidildikçe yükseklik artar. Dağlardan kaynaklanan suları Bendimahi Çayı toplar. Bu çayın göle döküldüğü bölgede Muradiye Ovası yer alır.
Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Muradiye Ovasında tarım yapılır. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı, buğday ve arpadır. Dağlık bölgelerdeki yaylalarda çok sayıda koyun ve kıl keçisi beslenir. Yaylalarda yazın kurulan mandıralarda tereyağ ve bölgeye âit otlu peynir üretilir.
İlçe merkezi Bendimahi Çayının doğusunda bir vâdinin yamacında kurulmuştur. Doğubeyazıt-Van karayolu ilçe merkezinden geçer. İl merkezine 78 km mesâfededir. Denizden yüksekliği 1735 metredir. Eski ismi Bargiri’dir. İlçe belediyesi 1935’te kurulmuştur.
Özalp: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 46.453 olup, 4920’si ilçede merkezinde, 41.533’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 28, Doruntay bucağına bağlı 24 köyü vardır.
İlçe toprakları genelde dağlıktır. Dağları Karasu’nun kolları olan Memedik Suyu ve Yeniçay Deresinin açtığı vâdilerle parçalanmıştır. Bu vâdilerde küçüklü büyüklü düzlükler meydana gelmiştir. Dağ eteklerinde hayvancılık bakımından önemli çayırlarla kaplı sulak yaylalar vardır.
Ekonomisi hayvancılık ve tarıma dayalıdır. Yaylacılık yöntemiyle çok sayıda koyun yetiştirilir. Küçük düzlüklerde tarım yapılır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa ve patatestir.
İlçe merkezi Memedik Çayı Vâdisinde kurulmuştur. Eski ismi Mahmudi’dir. Van’ı İran’a bağlayan kara ve demiryolu ilçe merkezinden geçer. İl merkezine 61 km mesâfededir. Gelişmemiş ve küçük olan ilçenin belediyesi Cumhûriyetten önce kurulmuştur.
Saray: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 17.784 olup, 2863’ü ilçe merkezinde, 14.921’i köylerde yaşamaktadır. Merkeze bağlı 23 köyü vardır. İlçe toprakları genelde dağlıktır. Memedik Vâdisinde bulunan Saray Ovası ilçenin tek düzlüğüdür. Saray Ovası 45 km2lik alanı kaplar. Denizden 2100 m yüksekliktedir.
Ekonomisi hayvancılık ve tarıma dayalıdır. Yaylacılık sistemiyle çok sayıda koyun beslenir. Saray Ovasında tarım yapılır. Başlıca tarım ürünü tahıldır. Ayrıca az miktarda patates yetiştirilir.
İlçe merkezi Saray Ovasının en doğusunda yamaçlara doğru kurulmuştur. Van-İran karayolu ilçe yakınından geçmektedir. Özalp’a bağlı bucakken 1990’da ilçe oldu.
Târihî Eserler ve Turistik Yerleri
Van ili târihî ve tabiî güzellikleri çok zengin bir ildir. Başlıca târihî eserleri şunlardır:
Ulucâmi: 1389-1400 seneleri arasında Karakoyunlu Kara Yûsuf zamanında yapıldığı mimari tarz ve bezemelerinden anlaşılmaktadır. Yıkık vaziyettedir. 1970-1973 arasında yapılan kazılarla câminin toprak altındaki bölümleri ortaya çıkarılmıştır.
Hüsrev Paşa Câmii: Kânûnî Sultan Süleyman Hanın vezirlerinden Koca Hüsrev Paşa tarafından 1567’de yaptırılmıştır. Mîmar Sinân’ın eseri olup, beş kubbelidir. İki renkli kesme taşlarla değişik görünüşlü ve göz alıcıdır. Yapı günümüzde yıkıktır.
İzdipar Câmii: Van beylerbeyi İzzeddin Şir Beyin yaptırdığı tahmin edilmektedir. Tâmir edilen kesme taştan yapıyı, medrese odalarının sıralandığı avlu çevreler.
Van Kalesi: M.Ö. 9. asırda Birinci Sarduri tarafından yaptırılmıştır. Defâlarca tâmir edilmiştir. Van Gölüne 2 km uzaklıkta Van şehri yakınında yalçın kayaların üzerinde kurulmuştur. Çekici ve muhteşem bir görünüşü vardır. Uzunluğu 1800 m, genişliği 120 m, yüksekliği gölden 80 metredir. Kale içinde cami, depolar, kuyular, dükkanlar ve kışla bulunmaktadır. Kaleden aşağıya bin basamaklı bir merdivenden inilir.
Norgûh Kalesi: Gürpınar ilçesinin 10 km kuzeydoğusunda Erek Dağlarının alçak uzantılarından biri üstündedir. Sitadel veAşağı kent olarak iki bölüme ayrılır.
Hoşap Kalesi: Gürpınar ilçesindeki kitâbesinden 1643’te Sarı Süleyman Mahmudi Bey tarafından yaptırılmış Selçuklu eseri olduğu anlaşılmaktadır. Başkale yolu üzerindedir. Kalenin altından ve kayalar arasından Hoşap Suyu akar. Kalenin içinde 360 hücre, iki câmi, üç hamam, zindan ve kuyular vardır. Üç surla çevrilidir.
Toprak Kale: Van şehrinin kuzeyinde olup, aynı yerde Urartu şehir kalıntıları vardır. M.Ö. 734’ten Urartuların yıkılışına kadar başşehirlik yapmıştır. Kalede mâbet ve taş merdivenle inilen sarnıç vardır.
Çavuştepe Harâbeleri: Hoşap yolu üzerindeki bu tepede Urartulardan kalma bir şehir kalıntısı vardır. 1963’te bulunan bir kitâbede şehrin Kral İkinci Sarduri tarafından kurulduğu yazılıdır. Bu kalıntılar arasında kaleler, saraylar ve çeşitli kalıntılar vardır.
Şamran Kanalı: Urartular zamânında yapılmış olup, Gürpınar ilçesinden Van Gölüne kadar uzanır ve 56 km uzunluktadır.
Akdamar Adasındaki târihî Manastır: M.S. 915-921 yılları arasında Gagik tarafından yaptırılmıştır. İçinde freskler ve dışında kabartmalar vardır. Kilisede Bizans sanatından çok doğu etkisi görülür.
Anzaf (Ansaf) Kalesi: Târihî bir açık hava müzesidir. Urartulardan kalmadır. Van şehrini korumak için yapılmış bir kaledir. Van-Özalp karayolu üzerindedir.
Hoşap Köprüsü: Hoşap Suyu üzerinde 1671’de yapılmıştır. Üç gözlü olup, ortadaki büyük yandakiler küçüktür. Yapıda iki renk taş kullanılmıştır.
Türbeler: Van ilinde bulunan türbelerin başlıcaları şunlardır: Seyyid Fehîm-i Arvâsî hazretlerinin türbesi. Müküs’ün Arvas (Doğanyayla) köyündedir. İslâm âlimlerinin büyüklerindendir. Binlerce mâsumun şehit edildiği Zeve şehitleri Sultan-ı Yekpa Türbesi, Başeti Mehendan Türbesi, Van Kalesi yanında Şeyh Abdurrahmân Baba Türbesi, Güzelsu’da Seyyid Abdurrahman-ı Kutp, Görentaş köyünde Şeyh Muhammed Tayyar Türbesi.
Mesire Yerleri: Van ili tabiî güzellikler bakımından oldukça zengindir. Bölgede bulunan çok sayıdaki göl, ilin tabiî, güzelliğini arttırmaktadır. Mesire yerleri bakımından Van ili Doğu Anadolu bölgesinin en zengin illerindendir. Başlıca mesire yerleri şunlardır:
Van Gölü: Türkiye’nin en büyük gölü olup, çevresinin tabiî güzelliği çok fevkalâdedir. Gür yeşilliklerle mavi sular âdetâ kucaklaşır.
Bendimahi Çağlayanı: Van Gölüne dökülen Bendimahi Suyu üzerindedir. Çağlayanın çevresi eşsiz bir güzelliğe sâhiptir. İl merkezine 100 km mesâfededir. Murâdiye-Çaldıran yolu üzerindedir.
Akdamar Adası: Gevaş ilçesine iki km uzaklıkta, Van Gölünde bulunan bir adadır. Ada, bâdem ağaçları ve fundalıklarla kaplıdır. Adada eski bir târihî kilise vardır. Yaz aylarında düzenli gemi seferleri yapılır.
Çatak: Tabiî güzelliği bakımından dünyânın en güzel yerlerinden biridir. Çatak Deresi kenarı meşe, ceviz, meyve ağaçları ve ormanlarla süslü bol av hayvanı bulunur.Çatak girişindeki Ganisipi Şelâlesi haziran sonuna kadar akar.
Amik: Van-Erciş karayolunun 20. kilometresinde ayrılan yollarla ulaşımı sağlanan Amik Gölü kıyısında bir dinlenme yeridir Süphan Dağına bakan meyve bahçeleri ve tabiî plajlarıyla meşhurdur.
Kaplıca ve İçmeler: Van yeraltı su kaynakları bakımından oldukça zengindir. Hemen hemen ilin her bölgesinde şifâlı su kaynağı vardır. Fakat bunların bir çoğunda tesis yoktur ve ulaşım imkânı olmadığından sâdece bölge halkı tarafından kullanılır. İldeki başlıca mâdensuları ve kaplıcalar şunlardır: Erciş Hasanabdal Zilan Kaplıcası, Başkale Hagi Mâdensuyu, Başkale Kanlıbudak Mâdensuyu, Başkale Kiloğlan Kaplıcası, BaşkaleZereni Kaplıcası, Erciş Akbaş Köyü Mâdensuyu, Gürpınar Yoldüştü Köyü Mâdensuyu, Murâdiye Aşağı Şerefhâne Mâdensuyu, Muradiye Deftriş Kaplıcası, Murâdiye Dergezin Kaplıcası Özalp Bolbölük Mâdensuyu.

Kaynak

Rehber Ansiklopedisi
Uşak Hakkında Bilgiler

UŞAK
Yüzölçümü  : 5341 km2
Nüfûsu      : 290.283
İlçeleri      : Merkez, Banaz, Eşme, Karahallı, Sivaslı, Ulubey.
Ege bölgesinin iç batı Anadolu bölümünde yer alan bir ilimiz. İl toprakları 38° 12’ ve 38° 56’ kuzey enlemleriyle 28° 48’ ve 29° 57’ doğu boylamları arasında kalır. Kuzeyden Kütahya, doğudan Afyonkarahisar, güneyden Denizli, batıdan Manisa illeriyle çevrilidir. Trafik numarası 64’tür. Halısı dünyâca meşhur olup, “Türkiye’nin Halı Tezgahı” olarak tanınır. Halısı yanında derisi, şekeri ve pamuklu dokumalarıyla meşhur, önemli bir sanâyi ve tarım merkezidir. İstiklâl Harbinde önemli bir târihî yeri vardır.
İsminin Menşei
Uşak ismi, “oğul (uşak)”dan gelir. Özbeöz bir Türk şehri olan Uşak’ı Selçuklu Türkleri kurmuştur. Bu şehre nüfus gerekli olduğundan “oğul (uşağı) bol olsun” diye duâ edildi. Diğer bir rivâyetse Uşak’a halıcılık sanatını Oğuz Türkleri getirdi. Halı tezgâhlarının çoğu ise evde ve küçük işyerlerinde kurulurdu. Uşak halkı bu tezgahlarda çalışacak kalabalık âileye önem verirdi. Bunun için eşikte ve beşikte yeni yeni oğul (uşak) isteyenler çoktu. Şehrin kalabalıklaşması ve halı tezgahlarının devamlı vardiye usûlü ev halkınca çalıştırılması için çok oğul (uşak) isteğiyle yapılan duâlar ve doğumlardan sonra yapılan şükürlerle bu şehrin ismi “oğul” mânâsına gelen “Uşak” olarak halk arasında yerleşti ve asırlar boyu bu isimle anıldı.
Târihi
Uşak ve çevresi çok eski çağlarda iskân edilmiştir. M.Ö. 2500’de Hititlerden evvel Luvi istilâsına uğradığı sanılmaktadır. Bu bölge Hititlerin batı komşusu Arzava ve Akiyyava krallıklarının sınırları içinde bulunuyordu.
Anadolu’da ilk siyâsî birliği kuran ve Anadolu’da târih devresini açan Hitit İmparatorluğuna dâhil oldu. Hitit Devleti iktidar kavgaları ve iç savaşlarda yıkılınca bu bölgeye Frikya krallığı hakim oldu. Daha sonra Lidya krallığının bir parçası oldu. Lidyalılar zamânında, Ege’yi Ortadoğu’ya bağlayan dünyânın ana ticâret yollarından “Kral Yolu” bu bölgeden geçti.
M.Ö. 6. asırda Pers İmparatorluğu Lidya Krallığını yenince, Anadolu’nun büyük kısmı ve bu bölge Perslerin istilâsına uğradı. M.Ö. 4. asırda Makedonya Kralı İskender, Pers İmparatorluğunu yenerek İran’ı ve Anadolu’yu Makedonya İmparatorluğuna kattı. İskender’in ölümü üzerine İmparatorluk komutanları arasında paylaşıldı ve bu bölge “Selevkoslar” Agya İmparatorluğunun payına düştü. Daha sonra bu bölgeyi Bergama Krallığı ele geçirdi. M.Ö. 2. asır sonlarında Romaİmparatorluğu bu bölgeyi Bergama Krallığı ile birlikte topraklarına kattı. M.S. 395 senesinde Roma İmparatorluğu ikiye bölününce, bütün Anadolu gibi Uşak çevresi de Doğu Roma (Bizans)nın payına düştü.
Bizans devrinde bu bölge zaman zaman, Sâsânî ve İslâm ordularının akınlarına maruz kaldıysa da Bizanslılar 1071 Malazgirt Zaferine kadar bu bölge üzerinde hâkimiyetlerini devam ettirdiler. 1071 Malazgirt Zaferinden sonra, Selçuklu Hâkanı Alparslan’ın yeğeni Anadolu fâtihi ve Anadolu Selçuklu Türk Devletinin kurucusu Kutalmışoğlu Süleyman Şahın emrindeki Selçuklu Türk Oğuz orduları Uşak ve çevresini fethederek Türk Devletinin sınırları içine kattı.
Birinci Haçlı Seferi, genç Türk Devletini sarstı ve bu darbeden faydalanan Bizans İmparatorları Komnenoslar sâhil Anadolu gibi Uşak ve çevresini de geri aldılar. On ikinci asırda Türkler bu bölgeye devamlı akınlar yaparak Uşak ve çevresini Bizans’tan geri alarak yeniden fethettiler. Uşak; Bizans sınırı(uç) sayılıyordu. Üçüncü Haçlı Seferinin birinci dalgası, Almanya imparatoru Friedrich Barbarossa emrinde buradan geçerek Akdeniz kıyılarına indi.
Sivas ve Kayseri’de saltanatlarından mahrum edilen Danişmendoğulları, Selçuklu Devleti tarafından bu bölgeye yerleştirildiler. Danişmendoğulları her sene Bizans’a karşı savaş açarak sınırları genişletmek ve Süleyman Şah zamânında olduğu gibi Ege Denizine diğer beylikler de Marmara ve Karadeniz’e yeniden ulaşmak için çalışıyorlardı.
On üçüncü asrın ikinci yarısında Anadolu, Moğolların ve onların yerini alan İranlı Moğolların (İlhanlıların) istilâsına uğradı. On üçüncü asır sonlarında İlhanlılar Türkleştiler ve Müslüman oldular. 1308’deSelçuk Hânedanı sona erince, Anadolu Türk Beylikleri, ilhanlıları “Büyük Hâkan” olarak tanıdılar. İlhanlılar yıkılmadan önce Anadolu Beylikleri bağımsız oldu. Danişmendoğullarının bir kolu olan Karasioğulları Marmara ve Çanakkale Boğazlarına ulaşmak için Gediz Vâdisini terk edince, 13. asır sonlarında Germiyanoğulları bu bölgede uçbeyi oldular. Germiyanoğulları eski büyüklüğünü kaybedince, Anadolu’da Türk Beyliğinin kurulması için Osmanlı Devletine Birinci Sultan Murâd Hüdâvendigâr Han zamânında 1380’de tâbi oldular. 1391’de Yıldırım Sultan Bâyezîd Han, Germiyan Beyliğine son vererek, Uşak çevresi Osmanlı Devletine katıldı.
Tîmûr Han ile yapılan 1402 Ankara Savaşından sonra, beylikler tekrar bağımsız oldular. Germiyan Beyliği de Karamanoğullarına bağlı olarak beyliği devam etti. İkinci Yâkup Beyin vasiyeti üzerine 1429’da Germiyan Beyliği ve Uşak, Osmanlı Devletine katıldı.
Osmanlı Devlet Teşkilâtında Uşak, merkezi Kütahya olan Anadolu beylerbeyliğinin (eyâletinin) 14 sancağından (vilâyetinden) biri olarak merkez sancağının bir kazâsı idi.
Tanzimattan sonra merkezi Bursa olan Hüdâvendigâr Eyâletinin (vilâyetinin) 5 sancağından biri olan Kütahya Sancağının kazâ merkeziydi. Birinci Dünyâ Savaşından sonra Yunan işgâline uğrayan Uşak, Yunanlılar tarafından yakılıp yıkıldı. İstiklâl Harbinin büyük çarpışmaları bu topraklarda yapıldı. 30 Ağustos 1922’de Dumlupınar Başkumandanlık Meydan Muhârebesinden sonra Yunan ordusu yine bu topraklarda büyük bozguna uğradı. Banaz ilçesi yakınlarıdaki Göyem köyü tepelerine sığınan Yunan orduları başkumandanı General Trikopis ile General Diyenis ve diğer komutanlar Çakmaklı Tepede Türk birliklerine teslim oldular. 1 Eylül 1922’de Uşak düşman işgâlinden kurtuldu.
Uşak, Cumhûriyet devrinde Kütahya’ya daha sonra Manisa’ya bağlı bir kaza merkeziyken, 15 Temmuz 1953’te il olmuştur.
Fizikî Yapı
Uşak il topraklarının % 57’si platolarla, % 37’si dağlarla ve % 6’ya yakın kısmı ovalarla kaplıdır. Dağlar daha çok doğu ve kuzeydoğuda, ovalar ise güneybatıda yer alır.
Dağlar: İlin en yüksek dağı Uşak-Kütahya sınırında bulunan Murad Dağı (2309 m)dır. Diğer önemli dağları Bulkaz Dağı (1990 m), Elmadağ (1805 m), Ahır Dağı (1915 m), Kocatepe (1898 m), Elinoğlu Tepesi (1967 m), Kemer Dağı (1197 m), Elmas Dağı ve Burgaz Dağlarıdır.
Platolar: Yayla ve platolar geniş bir alanı kaplar. En geniş yayla ve platolar, Murad Dağının eteklerinde yer alır. Dağlar arasında kalan düzlüklerde tarım yapılır. Platoların çoğu ise otlak olarak kullanılır.
Ovalar: İlin başlıca ovaları Banaz ve Uşak Ovasıdır. Banaz Ovası: Banaz Çayı Vâdisinin genişleyerek meydana getirdiği bir ovadır. Banaz Çayı Vâdisi, kuzey-güney istikâmetinde uzanır. Çok yerde dar ve dik yamaçlıdır. Genişlediği yerde Banaz Ovası meydana gelir. 6500 hektarlık bu alanda daha çok şekerpancarı yetişir.
Uşak Ovası: Banaz Çayının genişlemesiyle meydana gelir. Uşak şehrinin kenarından başlar ve 5500 hektardır. Bu ovada tahıl, baklagiller ve sanâyi bitkileri yetiştirilir.
Akarsular: Uşak ilinin en önemli iki akarsuyu, Banaz Çayı ile Gediz Irmağıdır. Banaz Çayı: Uzunluğu 165 km’dir. Murad Dağından çıkar ve kuzey-güney istikâmetinde akar. İl topraklarını aşıp, Büyük Menderes Nehrine katılır. Gediz Irmağı: Murad ve Eğrigöz Dağlarından çıkarak ilin kuzeybatısından geçerek, Manisa il topraklarına girer. Ayrıca, Karabol Çayı ve Yaver Deresi gibi küçük akarsular da vardır.
Göller: Uşak ilinde göl yoktur.
İklim ve Bitki Örtüsü
İklim: Uşak ilinin iklimi Ege ve İç Anadolu bölgeleri arasında bir geçiş özelliği gösterir. Daha çok kara iklimi hüküm sürer. Yazları sıcak, kışları uzun ve sert geçer. Senelik yağış miktarı 430 mm ile 700 mm arasındadır. Sıcaklık -24°C ile +39,8°C arasında seyreder. 0°C altında geçen gün sayısı 70’dir. Yağışların çoğu kışın yağar. Yazın yağış oldukça azdır.
Bitki Örtüsü: İl topraklarının % 38’i orman ve fundalıklarla, % 35’i ekili-dikili alanlarla ve % 24’ü çayır ve mer’alarla kaplıdır.
Ekonomi
Uşak ilinin ekonomisi tarıma ve tarıma dayalı sanâyi ile, deri, iplik, battaniye ve seramik îmâlâtına dayanır.
Tarım: Uşak ilinde bitki tarımı yalnız Banaz ve Uşak Ovasında yapılır. Başlıca tarım ürünleri buğday, şekerpancarı, arpa, nohut, fasulye, burçak, fiğ, tütün ve haşhaştır. Tarım alanına göre meyve ve sebze üretimi önemlidir. Üç bin hektarlık alanda sebze ve 5000 hektarlık alanda bağcılık yapılır. Ormanlardaki ahlat ağaçlarının aşılanmasıyla armut, yabâni fıstıkların aşılanmasıyla antepfıstığı elde edilir.
Hayvancılık: Tarımdan sonra en önemli gelir kaynağı hayvancılıktır. İlde mer’a hayvancılığı yapılır. Koyun, sığır ve kıl keçisi beslenir.
Ormancılık: İlin yüzölçümüne göre ormanları zengin sayılır. İl topraklarının % 38’i orman ve fundalıktır. Murad Dağları ormanlarla kaplıdır. Diğer dağlarda da, orman vardır. Ormanlarda meşe, palamut meşesi, karaçam, kızıl çam, dişbudak, karaağaç, ahlat, çınar ve ardıç ağaçları bulunur. Ormanaltı bitki örtüsü; böğürtlen, eğrelti, karaçalı, kekik türü bitkilerdir.
Korularda ise çam türleri, meşe ve kavak ağaçları çoğunluktadır. 27 köy orman içinde ve 103 köy orman kenarındadır. Ormanlardan senede 30.000 m3 sanâyi odunu ile 150.000 ster yakacak odunu ve 100 ton reçine elde edilir.
Mâdenleri: Mâden bakımından fakir sayılır. Başlıca mâdeni linyittir.
Sanâyi: Uşak ilinde sanâyi son senelerde hızla gelişmektedir. Faal nüfûsun % 14’e yakını imâlat sanâyiinde çalışmaktadır. 10 ve daha fazla işçi çalıştıran sanâyi iş yeri sayısı 180, 2 ilâ 9 kişi arasında işçi çalıştıran iş yeri sayısı 1500’e yaklaşmaktadır.
Başlıca fabrikalar: Uşak Şeker Fabrikası (1926), Uşak Yem Fabrikası, Uşak Mermer Sanâyi ve Madencilik A.Ş., Besiciler Gıdâ Sanâyii ve Ticâret A.Ş., Uşak Elektro Porselen A.Ş., Hitit Seramik Fabrikası, Radyatör îmâl eden Nip-El A.Ş., Emâye Gıdâ Tarım Ürünleri A.Ş., Makina Sanâyi Ticâret A.Ş., alüminyum sülfat üreten Kimyâ Sanâyii Ticâret A.Ş., Dülgeroğlu Pelüş Battaniye Fabrikası başta olmak üzere çok sayıda battaniye fabrikası, un fabrikaları, çimento fabrikası ve 5 tuğla ve kiremit fabrikası, Yeni Tabakhâne’de ve Çanlı Tabakhâne sitelerinde birçok deri fabrikaları.
Ulaşım: Karayolu: İzmir-Uşak-Afyon, Ankara E-23 devlet karayolu en önemli karayolu hattıdır. Bu yol Uşak ilini ikiye böler. Ayrıca Kütahya-Uşak-Denizli karayolu da önemli bir yoldur.
Bütün ilçelere asfalt veya stabilize yollar vardır. Köy yolları yeterlidir. İl dâhilinde 172 km devlet yolu ve 230 km il yolları vardır.
Demiryolu: Uşak, İzmir-Afyonkarahisar demiryolu üzerinde yer alır. Eşme-Ulubey-Uşak-Banaz istasyonlarıyla il, Türkiye’nin muhtelif bölgelerine demiryolu ile bağlanır.
Nüfus ve Sosyal Hayat
Nüfus: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 290.283 olup, 146.809’u ilçe merkezinde, 143.474’ü köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 5341 km2 ve nüfus yoğunluğu 54 civârındadır.
Örf ve âdetleri: Târih boyunca çeşitli medeniyetler ve milletler bu bölgeden gelip geçmiştir. 1071’den beri her bakımdan Türk olan bu bölgede Türk-İslâm kültürü örf ve âdetleri tam olarak yerleşmiştir.
Mahallî kıyâfet: Kadınlar altınlarla süslü başlıklar, uzun etekli gömlekler, “girikli” denilen yırtmaçlı entariler, ayaklara yün çorap ve “lâçin” denilen ayakkabı giyerler. Erkeklerin giyimleriyse başlık, desenli poşular, işlemeli mintan, çepken, kara şalvar veya pantolondur. Ayaklara çizgili yün çorap ve kundura giyilir.
Mahallî halk oyunları: Uşak halk oyunları ve halk mûsikisi bakımından çok zengindir. Melodiler hareketlidir. Müzik ve halk oyunları İzmir bölgesine dâhildir. Başlıca oyunları: İslâmoğlu Zeybeği, Sallama Oyunu, Uşak Sürmelisi, Köroğlu, Gediz, Konyalı, Tek Zeybek, Çift Zeybek, Genç Ali Zeybeği ve Soğukkuyu Zeybeğidir.
Mahallî yemekler: Gediz güveci, pelvaze, erkeç, çepleme, çömlek eti, alacatane ve döndürmedir.
El sanatları: Uşak, halı sanâtının Anadolu’da ilk merkezdi. Halıcılık Anadolu’ya Oğuz Türkleri ile Orta Asya’dan gelmiştir. Uşak halısı, dünyâca meşhurdu. Halı “kalı”dan gelir. Gelin çeyizlerinin içinde en kalıcı eşyâ olduğu için bu isim takılmıştır. Her evde halı dokunurdu. Uşak için halıcılık, ocakta bulgur tenceresi ve tandırda yufka ekmeği gibi tabiî bir işti. Halının çözgüsüne, atkısına eli varmayan Uşaklı yok gibiydi. Uşak halılarının ilk örneklerindeki geometrik süsler (Orta Asya modelleri) ile Kızılderililerin dokumalarındaki geometrik süsler aynıdır. Günümüzde halı dokumacılığı eski önemini kaybetmiş olup, makina halıcılığı gelişmektedir.
Eğitim: Okuma çağındaki çocukların % 95’i okula gitmesine rağmen, okur-yazar nispeti % 75 tir. Okulsuz köy yoktur. İl dâhilinde 15 okul öncesi eğitim, 340 ilkokul, 42 ortaokul, 6 meslekî ve teknik ortaokul, 7 lise, 11 meslekî ve teknik lise vardır. İlde ayrıca Ege Üniversitesine bağlı Uşak Meslek Yüksekokulu da öğretim vermektedir.
İlçeleri
Uşak ili merkez (Uşak), Banaz, Eşme, Karahallı, Sivaslı veUlubey ilçelerinden meydana gelmiştir.
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 145.146 olup, 105.270’i ilçe merkezinde, 39.876’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 59, Güre bucağına bağlı 26 köyü vardır. Yüzölçümü 1333 km2 olup, nüfus yoğunluğu 10’dur.
İlçe toprakları genelde engebeli olup, kuzeybatı kesimi Gediz, güneyi ise Büyük Menderes havzalarına girer. Toprakları yer yer orman ve makilerle kaplı sırtlar ve sırtlar arasında düzlüklerle kaplıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, haşhaş, şekerpancarı, tütün, fasulye ve nohuttur. Bâzı bölgelerinde hayvancılık önemli geçim kaynaklarındandır. İlçenin en önemli sanâyi kuruluşu Uşak Şeker Fabrikasıdır.
İlçe merkezi Ankara-İzmir karayolu üzerindedir. İstiklâl Harbi sırasında Yunan işgal kuvvetleri Uşak’ın dörtte üçünü yakıp yıkmıştır. Cumhûriyetin îlânından sonra yeniden kurularak, günümüzdeki Modern hâline getirildi. İzmir, Afyon demiryolu 1886’da işletmeye açılmıştır. Uşak, 1953’e kadar Kütahya’ya bağlı bir ilçe merkeziyken, bu târihten îtibâren il merkezi oldu. Uşak Belediyesi 1867’de kurulmuştur.
Banaz: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 44.619 olup, 14.287’si ilçe merkezinde, 30.332’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 47 köyü vardır. Yüzölçümü 1063 km2 olup, nüfus yoğunluğu 42’dir.
İlçe toprakları genelde dağlıktır. Bir bölümü ise Banaz Çayının vâdisiyle parçalanmış plato özelliğindedir. İlin en yüksek dağı olan Murad Dağı (2309 m) ilçenin kuzeyinde, Sandıklı Dağları ise güneyinde yer alır. Çam ormanlarıyla kaplı Murad Dağının eteklerinde geniş yaylalar vardır. Murad Dağından doğan Banaz Çayı ilçenin ve Uşak’ın en önemli akarsuyudur. BanazÇayı Vâdisinin genişlediği yerde, çok verimli Banaz Ovası bulunur.
Topraklarının büyük kısmı dağlık olmasına rağmen, ekonomisi tarıma dayalıdır ve ilin tarım üretimi yönünden en zengin ilçesidir. Başlıca tarım ürünleri, buğday, arpa, yulaf baklagiller, şekerpancarı, haşhaş ve elmadır. İlçede hayancılık da gelişmiştir. Sığır ve kıl keçisi beslenir. Kilimcilik ilçenin en önemli el sanatıdır. İlçede mısır unu ve nişastası, glikoz ve yem üreten bir fabrika ile iki adet tuğla ve kiremit fabrikası vardır. Evrendede bölgesinde cıva çıkarılmaktadır. Çıkarılan cıva ihraç edilir. Ovacık köyü çevresinde zengin mermer yatakları vardır.
İlçe merkezi İzmir-Afyon kara ve demiryolu üzerinde kurulmuştur. 1953’te Uşak’ın il yapılması üzerine Banaz ilçe merkezi oldu. Aynı senede belediyesi kuruldu. İl merkezine 32 km mesâfededir.
Eşme: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 39.902 olup, 10.547’si ilçe merkezinde, 29.355’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 61 köyü vardır. Yüzölçümü 1338 km2 olup, nüfus yoğunluğu 29’dur.
İlçe toprakları ortalama yüksekliği 1000-1200 m olan platolardan meydana gelmiştir. İlçenin kuzey kesiminden akan Gediz Nehrinin açtığı vâdi tarıma elverişli topraklarla kaplıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, üzüm, elma, armut, nohut ve susamdır. Hayvancılık ilçe ekonomisinde önemli yer tutar. En çok sığır ve kıl keçisi beslenir. El tezgahlarında dokunan ve tabiî boyalarla boyanan kilimleri meşhurdur. Kilimcilik eski önemini kaybetmiştir. Fakılı köyünde uranyum yatakları vardır.
İlçe merkezi, Manisa-Uşak demiryolu kıyısında kurulmuştur. Manisa’ya bağlı bir ilçeyken 1953’te il olan Uşak’a bağlandı. İl merkezine 62 km uzaklıktadır.
Karahallı: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 18.609 olup, 5839’u ilçe merkezinde, 12.770’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 15 köyü vardır. Yüzölçümü 323 km2 olup, nüfus yoğunluğu 57’dir.
İlçe toprakları İç Batı Anadolu Eşiği adıyla bilinen plato bölgesinin güneyinde yer alır. Bulkaz Dağının uzantıları ilçe topraklarının doğu sınırlarını çizer. Bu dağın eteklerindeki yaylalar hayvan besiciliği yönünden önem taşır. İlçenin en önemli akarsuyu Banaz Çayıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Bağcılık çok yaygındır. Bol miktarda kuru üzüm elde edilir. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa ve nohuttur. Hayvancılık da ilçe ekonomisinde önemli rol oynar. En çok koyun beslenir. İlçede elektrikli makinalarda dokunan pamuklu dokumalar meşhurdur.
İlçe merkezi küçük bir kasaba görünümündedir. İl merkezine 60 km mesâfededir. Karahallı belediyesi 1907’de kurulmuştur.
Sivaslı: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 22.804 olup, 5726’sı ilçe merkezinde, 17.078’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 21 köyü vardır. Yüzölçümü 486 km2 olup, nüfus yoğunluğu 47’dir.
İlçe toprakları orta yükseklikte düzlüklerden meydana gelir. Doğusunda Bulkaz Dağının uzantıları yer alır. Topraklardan doğan suları Banaz Çayı toplar.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri arpa, buğday, şekerpancarı, baklagiller ve susamdır. Ayrıca üzüm armut, elma ve diğer meyve ve sebzeler de bol miktarda yetiştirilir. Hayvancılık ekonomide önemli yer tutar. Daha çok küçükbaş hayvanlar beslenir. Kilimcilik ilçe halkının önemli geçim kaynaklarındandır.
İlçe merkezi Karagün Deresi Vâdisinin yukarı bölümünde kurulmuştur. Uşak-Denizli yolu ilçe merkezinden geçer. İl merkezine 32 km mesâfededir. İlçe fazla gelişmemiştir. Sivaslı belediyesi 1948’de kurulmuştur.
Ulubey: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 19.203 olup 5140’ı ilçe merkezinde, 14.063’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 27 köyü vardır. Yüzölçümü 798 km2 olup, nüfus yoğunluğu 24’tür.
İlçe toprakları genelde düzdür. Önemli bir yüksekliği olmayan topraklardan doğan sular. Banaz Çayı ile Aksaz Çayına katılır. Menderes Irmağı üzerine kurulmuş olan Adıgüzel Baraj Gölünün kuzey bölümü ilçe sınırları içinde kalır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, nohut, yulaf ve üzümdür. Ayrıca az miktarda armut, elma, fasulye ve susam yetiştirilir. Hayvancılık ilçe ekonomisinde önemli yer tutar. Genelde küçükbaş hayvan besiciliği yapılır. İlçe topraklarında zımpara taşı yatakları vardır.
İlçe merkezi Kazancı Deresinin Banaz Çayına karıştığı yerde kurulmuştur. Uşak-Eşme karayolu ilçe merkezinden, İzmir-Afyon demiryolu ise kuzeyinden geçer. İl merkezine 30 km mesâfededir. Gelişmemiş ve küçük bir yerleşim merkezi olan Ulubey belediyesi 1898’de kurulmuştur.
Târihî Eserler ve Turistik Yerleri
Uşak ili tabiî güzellikleri, târihî eserleri, zengin ulaşım imkânları ve yeterli şifâlı su kaynakları ile meşhur bir ilimizdir. Turizm bakımından her imkâna sahiptir. Başlıca tarihî eserleri şunlardır:
Ulu Câmi: Çarşı içinde sağlam yapısı, ilginç özellikleriyle dikkati çeken câminin yapım târihi kesin belli değildir. Taçkapının üzerindeki kitâbe Germiyanoğlu Süleymânşahın oğlu Yâkup Beyin 1419’da yaptırdığı bir çeşmenindir. Câminin de bu târihlerde yapıldığı tahmin edilmektedir. Gördüğü tâmirler yüzünden bâzı bölümleri orijinalliğini kaybetmiştir.
Burmalı Câmii: Yapım târihi kesin belli değildir. Mîmârî tarzından 16. asırda yapıldığı tahmin edilmektedir. Çeşitli zamanlarda tâmir görmüştür. Girişin sağındaki minâre silindirik gövdelidir. Gövdede tuğlalar çeşitli biçimlerde dizilerek desenler meydana getirmiştir.
Çakaloz Câmii: Kurtuluş mahallesindedir. Kitâbesi olmadığından yapım târihi bilinmemektedir. Minâresi ve taç kapısının üzerindeki Sultan İkinci Abdülhamîd Hanın tuğrasından 19. asırda yapıldığı tahmin edilmektedir. Batı tesiriyle değişen Osmanlı mîmârîsinin bütün özellikleri câmide görülür.
Şeyh Hacı Kemer Türbesi: Cumâ Mahallesindedir. Türbede Germiyan Beyi Süleyman Şahın dâmâdı Şeyh Hacı Kemal Efendiyle hanımı medfundur. Kemal Efendi, Nakşibendi tarîkatı şeyhi ve uç beyiydi.
Çatalköprü: Uşak’a 45 km uzaklıktaYenişehir köyü yakınlarında Gediz Irmağı üzerinde kurulan köprü, Selçuklular zamânında yapılmıştır. Uzunluğu 145 m olup, üç kemerlidir.
Çanlı Köprü: Dokuzsele Çayı üzerindedir. Kitâbesinden 1256’da Emir Sipahsalar Şucâeddîn Kızıl’ın yaptırdığı anlaşılmaktadır. Genişliği 3, uzunluğu 8 metredir.
Beylerhan Köprüsü: Gediz Irmağı üzerinde Beylerhan köyü yakınındadır. Kitâbesi olmadığından yapım târihi kesin olarak belli değildir. Osmanlıların ilk devirlerinde yapılmıştır. Köprübaşı, Sarıkız ve Güre Köprüsü adlarıyla da bilinir. 1894’te tâmir gören köprü 50 m uzunluğunda 3,5 m genişliğindedir. Üç büyük, üç küçük olmak üzere altı gözden meydana gelir.
Halıpazarı Köprüsü: Uşak’ın içinde Dokuzsele Deresi üzerindedir. Osmanlılar zamanında yapılmıştır. Uzunluğu 2, genişliği 5, yüksekliği 3,5 metredir.
Zafer Anıtı: İl merkezine 15 km mesâfedeki Göğem köyündedir. Kurtuluş Savaşında Yunan orduları Başkomutanı General Trikopis’in teslim alındığı tepe üzerine dikilmiştir. Trikopis ve karargâhını Süvâri Bölük Komutanı Sivaslı YüzbaşıAhmed Bey, 2 Eylül 1922 gecesi saat 22.30’da teslim almış ve Kafkas Fırkası Komutanı Albay Dadaylı Hâlit Beye teslim etmiştir.
Eski Eserler:
Selçikler Şehri Kalıntıları: Sivaslı ilçesinin Selçikler köyünde yapılan kazılarda eski târihi “Sebaeste” şehrine âit kalıntılar bulunmuştur. Bulunan eserler Hitit ve Roma devrine âittir. Trainopolis (Flaviopolis): Banaz’ın Ahlat köyündedir. Romalılardan kalma bir şehir kalıntısıdır. Bizans İmparatoru Traianugs şehri yeniden yaptırmıştı. Leşker (Leşler) Kayası: Uşak Bozkuş köyündedir. Frikyalılardan kalma kaya mezarlarıdır. Ulubey: Çarpıcı köyü yakınlarındaRomalılardan kalma anfiller ve toprak içinde âile mezarları bulunmuştur. Sülümenli: Romalılardan kalma iki heykel, saray, kale ve tiyatro kalıntılarıdır. Katakekomene Sitesi: Bugünkü Eşme buraya kurulmuştur.
Mesire Yerleri: Uşak, Mesire yerleri ve tabiî güzellikler bakımından çok zengin bir ilimizdir. bâzı mesire yerleri şunlardır:
Çevreköy Akse Çamlığı: İl merkezine 3 km mesafede orman içi dinlenme yeridir. Bölge kızılçam, söğüt, kavak ağaçlarıyla kaplıdır. İçinden bir akarsu geçer. Manzarası çok güzeldir.
Evrendi: Sivaslı ilçesine 1 km mesâfede Bulkaz Dağı eteklerinde orman içi dinlenme yeridir. Suyu ve çam ağaçları boldur.
Evrendede: Banaz ilçesine 4 km mesâfede orman içi dinlenme yeridir. Karaçam ve kızılçam ağaçları ile kaplıdır. İlin en güzel mesire yerlerindendir.
Çokrağan: Murad Dağı güneyinde orman içi dinlenme yeridir. Gediz Nehrinin kaynağı olan Çokrağan Suyu bu çamlıktan doğar.
Göğem Köyü Çamlığı: İl merkezine 15 km mesâfede Göğem köyündedir. Çamlığın içinde dinlenme evleri vardır. Bu evlerin bakımı ve geliri köy halkına âittir.
İçme ve Kaplıcaları: Uşak şifâlı sular bakımından zengindir. Bu kaynaklardan Hamamboğazı şifâlı suyu ile Aksaz Hamamı en önemlileridir.
Hamamboğazı Ilıca ve İçmesi: Banaz ilçesine 7 km mesâfededir. Dört kaynak hâlinde çıkar. Bunlar Ekşi Suyu, Sarıkız Ilıcası, Gazos Suyu ve Karakazan Suyudur. Ekşi Suyu ile Gazos Suyu 18°C sıcaklıkta olup, sâdece içilmektedir. Diğer iki kaynak ise 37°C sıcaklıkta olup, birer havuzlu hamamları vardır. Konaklama tesisleri yetersiz olan ılıcanın suyu içmeyle, karaciğer, safra yolları ve idrar yolu hastalıklarına banyo olarak ise, romatizma, nefrit, nevralji ve kadın hastalıklarına iyi gelmektedir.
Aksaz Kaplıcası: Ulubey ilçesine 25 km mesâfede Aksaz Çayı kenarındadır. Büyük bir granit kayasının dibinde 5 ayrı noktadan kaynamaktadır. Suyu 39°C sıcaklıktadır. Konaklama tesisleri olmayıp, çadırlarda kalınır. Kaplıca suyu içmeyle karaciğer ve safra yolu hastalıklarına, banyo olarak ise, romatizma nevralji, nefrit, kırık ve çıkıklarla kadın hastalıklarına iyi gelmektedir.

Kaynak

Rehber Ansiklopedisi

RAŞiT TUNCA

BAŞAĞAÇLI RAŞiT TUNCA
Raşit Tunca

FORUMUMUZDA
Dini Bilgiler...
Kültürel Bilgiler...
PNG&JPG&GiF Resimler...
Biyografiler...
Tasavvufi Vaaz Sohbetler...
Peygamberler Tarihi...
Siyeri Nebi
PSP&PSD Grafik

BOARD KISAYOLLARI

ALLAH

Allah



BAYRAK

TC.Bayrak



WEB-TUNCA


Radyo Karoglan

Foruma Misafir Olarak Gir


Forumda Neler Var


Karoglan-Raşit Tunca - Dini - islami - Dini Resim - FIKIH - Kuran - Sünnet - Tasavvuf - BAYRAK - Milli - Eğlence - PNG - JPEG - GIF - WebButtons - Vaaz - Sohbet - Siyeri Nebi - Evliyalar - Güzel Sözler - Atatürk - Karoglan Hoca - Dini Bilgi - Radyo index - Sanal Dergi




GALATASARAY

G A L A T A S A R A Y


FENERBAHÇE


F E N E R B A H C E


BEŞiKTAŞ

B E Ş i K T A Ş


TRABZONSPOR

T R A B Z O N S P O R


MiLLi TAKIM

M i L L i T A K I M


ETKiNLiKLERiMiZ


“Peygamberimiz Buyurdular ki Birbirinize Temiz ağız ile Dua edin. Bizde Sayfamızı ziyaret edenlerin ve bu bölümü ziyaret edenlerin kendilerinin Ruhaniyetine, geçmişlerinin Ruhuna Yasin Okuyup hediye ediyoruz Tıkla, ya sende oku yada okunmuş Yasinlerden Nasibini Al”
(Raşit Tunca)



MEVLANA'DAN

“ Kula Bela Gelmez Hak Yazmadıkca, Hak Bela Yazmaz Kul Azmadıkca, Hak intikamını, Kulunun Eliyle Alır da, Bilmiyenler Kul Yaptı Sanır."
(Hz. Mevlana)