MUHAMMED

Muhammed


BAYRAK

TC.Bayrak



Welcome, Guest
You have to register before you can post on our site.

Username
  

Password
  





Forum Statistics
Members:» Members: 7
Latest member:» Latest member: Muhammed
Forum threads:» Forum threads: 5,258
Forum posts:» Forum posts: 5,849

Full Statistics Full Statistics

DOWNLOADEN


“Downloaden Bölümümüzden BEDAVA Grafik Paketleri,E-Kitaplar ve Bedava Bilgisayar Programlarını Tek TIKLA BEDAVA indirebilirsiniz”
(Raşit Tunca)




AYET

“Yeryüzüne muhakkak benim iyi kullarım varis olacaktır”
ENBİYA Suresi 105


FELSEFEMiZ

“ iSLAM OKUMAK YAZMAK YADA ÇiZMEK DEĞiLDiR, Yahutta O Hadis şöyle, Bu Ayette böyle diyor Diye Papağanlıkda Değildir. islam Kuranı ve sünneti HAYATINA TATBiK edip, Onunla Yaşayabilmekdir”
(Karoglan Raşit Tunca Sözü)


Raşit Tunca Sözü

“Yüzme bilmek Denizden çıkmana fayda vermez, taaki yüzme biliyorsan, denizedee düştüysen, ellerini, kollarını, ayaklarını çırpacaksın, ve birde tutuncak dal bulacak, tutunup çıkacaksın. ilimde böyledir, bir ilmi bilmek fayda etmez, taaki, onu hayatında tatbik edesiye, Dinde böyledir, din bilmek imanını kurtarmaz, taaki, ne zaman, bildiğin öğrendiğin dinini hayatında tatbik edip, yaşadın, o zaman belki kurtulursun.”
(Karoglan Raşit Tunca Sözü)

GÜZEL SÖZ

“ Bazen Hata Yapıvermek, Doğruyu bulmanın ilk Basamağıdır.
(Başağaçlı Raşit Tunca Sözü)



ADA
Alm. Insel (f.), Fr. Ile (f.), İng. Island. Her tarafı sularla çevrili kara parçası. Okyanus, deniz, göl ve her çeşit akarsular içinde ada bulunabilir. Bir kara parçasının ada sayılabilmesi için etrafını çevreleyen denizin etkisinin karanın her yerinde görülmesi lazımdır. Avustralya’da denizin tesiri her tarafında görülmediği için ada sayılmamış ve kıta kabul edilmiştir. Sumatra, Borneo, Madagaskar, Grönland, Britanya, Japonya adaları başlıca büyük adalardır. Adaların toplam yüzölçümü 10 milyon kilometrekare ile Avrupa kıtasının yüzölçümüne yakındır.

Adalar tek adalar ve takım adalar olarak bulunurlar. Kıbrıs tek adadır. Endonezya Devleti ise bir çok adadan meydana gelen bir takım adalar topluluğudur. Meydana gelişlerine göre adalar; kıtalardan ayrılan, mercan, volkanik ve alüvyon adaları olmak üzere dörde ayrılır.

Kıtadan ayrılan adalar: Jeolojik devirlerde kıtalardan koparak meydana gelen veya bazı kara parçalarının çökmesi ile yahut denizlerin yükselerek bazı kara parçalarını kaplamasıyla meydana gelmiş adalardır. Madagaskar adası, jeolojik ikinci zamanda Afrika’dan; Britanya, dördüncü zamanda Avrupa’dan ayrılmıştır. Ege adaları, Ege kıtasının parçalanıp çökmesiyle; Korsika ve Sardunya adaları, Tiran kıtasının parçalanmasıyla meydana gelmiştir.

Mercan adaları: Okyanuslarda çok kalabalık sürüler halinde yaşayan poliplerin çıkardıkları kalkerlerin birikmesinden adalar meydana gelmiştir. Büyük Okyanus ve Hint Okyanusunda bu tip adalara sık rastlanır. Marshall ve Carolin adaları mercan adalarıdır.

Volkanik adalar: Deniz veya göl dibindeki volkanların püskürttüğü lavlar neticesi meydana gelmişlerdir. Batı Akdeniz’deki Stromboli Adası ile Büyük Okyanustaki Hawaii Adaları volkanik adalardır.

Alüvyon adaları: Nehirlerin sürükleme kuvvetinin azaldığı ve dolayısıyle beraberindeki taş parçacıklarını taşıyamadığı yerlerde belirirler. Daha çok nehirlerin ağızlarına yakın kısımlarda meydana gelen bu adaların üstten görünüşü, suyun geldiği tarafı ince olan bir elips şeklindedir. Bunlardan bazılarında ziraat alanları ve yerleşme yerleri kurulabilmektedir. Bu adalardan bazılarının yüksekliği 10 metreyi bulabilir. Fakat ekseri alüvyon adaları zamanla sular altında kalırlar.

Dünya Coğrafyasındaki Başlıca Adalar:

Adı
Yüzölçümü (km2)
Bulunduğu Yer

Grönland
                2.175.000   
Kuzey Buz Denizi

Yeni Gine
                    785.000   
Büyük Okyanus

Borneo
                    750.754   
Büyük Okyanus

Madagaskar
                    587.041   
Hint Okyanusu

Baffin
                    476.067   
Kuzey Buz Denizi

Sumatra
                    471.000   
Büyük Okyanus

Filipinler
                    300.000   
Büyük Okyanus

Yeni Zelanda
                    269.000   
Büyük Okyanus

Honşu
                    230.000   
Büyük Okyanus

Büyük Britanya
                    229.720   
Atlas Okyanusu

Ellesmere
                    212.688   
Kuzey Buz Denizi

Victoria
                    212.198   
Kuzey Buz Denizi

Sulavesi
                    189.033   
Büyük Okyanus

Cava
                    126.400   
Büyük Okyanus

Küba
                    114.524   
Atlas Okyanusu

Newfoundland
                    110.681   
Atlas Okyanusu

Luzon
                    104.687   
Büyük Okyanus

İzlanda
                    102.829   
Atlas Okyanusu

Mindanao
                    98.681   
Büyük Okyanus

Moluk Adaları
                    86.285   
Büyük Okyanus

İrlanda
                    84.000   
Atlas Okyanusu

Novaya Zemiya
                    82.600   
Kuzey Buz Denizi

Hokkaido
                    78.508   
Büyük Okyanus

Sahalin
                    73.290   
Büyük Okyanus

Tasmanya
                    68.332   
Büyük Okyanus

Banks
                    67.600   
Kuzey Buz Denizi

Sri Lanka
                    65.610   
Hint Okyanusu

Svalbard
                    62.423   
Kuzey Buz Denizi

Bismarck Takımadaları
                    58.800   
Büyük Okyanus

Devon
                    54.029   
Kuzey Buz Denizi

Melville
                    42.395   
Kuzey Buz Denizi

Souhampton
                    40.663   
Kuzey Buz Denizi

Tayvan
                    35.961   
Büyük Okyanus

Kyuşu
                    35.660   
Büyük Okyanus

Hainan
                    33.670   
Büyük Okyanus

Prince of Wales
                    33.229   
Atlas Okyanusu

Vancouver
                    32.137   
Büyük Okyanus

Sicilya
                    25.210   
Akdeniz

Somerset
                    24.268   
Kuzey Buz Denizi

Sardinya
                    24.084   
Akdeniz

Kuril Adaları
                    20.000   
Büyük Okyanus

Yeni Kaledonya
                    19.103   
Büyük Okyanus

Fiji
                    18.272   
Büyük Okyanus

Hawaii
                    16.500   
Büyük Okyanus

Vanuatu (Yeni Hebridler)
                    14.760   
Atlas Okyanusu

Bahamalar
                    13.935   
Atlas Okyanusu

Falkland Adaları
                    11.960   
Atlas Okyanusu

Jamaika
                    10.991   
Atlas Okyanusu

Cape Breton
                    10.300   
Atlas Okyanusu

Kıbrıs
                      9.251   
Akdeniz

Porto Riko
                      8.897   
Atlas Okyanusu

Korsika
                      8.720   
Akdeniz

Girit
                      8.259   
Akdeniz

Rodos
                      1.398   
Ege Denizi

Kaynak

Rehber Ansiklopedisi
AD KOYMA
Yeni doğan çocuğa veya sonradan Müslüman olan kimseye isim koymak. Varlıkları belirtmek, şahısları diğerlerinden ayırmak için kullanılan kelimelere ad (isim) denmiştir.

Allahü teala, yeryüzünde yarattığı ilk insan ve ilk peygamber olan Adem aleyhisselama her şeyin ismini ve faydasını bildirdiğini Kur’an-ı kerimde haber verdi. Mealen; “Allah, Adem’e bütün isimleri öğretti.” buyurdu (Bekara suresi : 31).

Tarihin her devrinde insanlar inanç ve adetlerine göre isimler kullandılar. Türklerin İslamiyeti kabulünden önceki  isimleri, çocukluk ve gençlik dönemlerinde olmak üzere iki dönemde verilirdi. Doğumun hemen ardından çocuğa ad verilmez, bir yaşından sonra adetlerine göre büyük şölenler yapılır, oradaki en yaşlıları tarafından ad konurdu. Esas isim, gençlik çağında gösterilen bir kahramanlıktan sonra verilirdi.

İslamiyetten önce Araplarda herkes için adından başka bir de ilk erkek çocuğuna bağlı olarak baba olduğunu belirten bir künye verilirdi. Daha sonra kimin çocuğu olduğunu belirten neseb, doğum yerini gösteren nisbet, bir de o şahsın daha iyi tanınmasını sağlayan lakabı olurdu.

İslam dininde çocuğa, doğumu müteakip yedinci gün ad koymak müstehabtır. Doğduktan sonra hemen ölen çocuk; yıkanır, cenaze namazı kılınır ve ismi konur. Ad koymak, çocuğun babası üzerindeki haklarından biri olarak kabul edilmiştir. Çocuğa ad seçme ve ad koyma hakkı babaya aittir. Babası vefat etmiş ise bu hakkı anne kullanır. Peygamber efendimizin “Muhammed” adını dedesi Abdülmuttalib koydu.

Çocuğa ad koyarken yapılacak merasimde çocuğun babası, dedesi veya en yaşlı, ilmi en çok olan çocuğu kucağına alır, abdestli olarak kıbleye döner ve ayakta sağ kulağına ezan, sol kulağına kamet (ikamet) okur. Üç kere kulaklarına seslenerek koydukları adı söylerler ve böylece isim konmuş olur. Ardından şerbetler ikram edilir, tatlılar yenilir ve merasim sona erer.

Ad seçme hususunda İslam alimleri bazı hükümler koymuşlardır. Hem söylenişi, hem de manası güzel isimleri koymak müstehabtır. Çocuğa konulacak isimlerin en kıymetlileri olarak; Abdullah, Abdurrahman, Muhammed, Ahmed ve İbrahim isimleri bildirilmiştir. Bunlar, Allahü tealanın sevdiklerini hatırlatan isimlerdir.

Türkler, bilhassa Osmanlılar, Peygamber efendimize karşı duydukları derin saygı ve hürmet sebebiyle Muhammed ismini koymakla beraber bu ism-i şerifi söylerken hürmetsizlik olabilir endişesiyle Mehmed şeklinde söylemeyi uygun görmüşlerdir.

İslam adabına uymayan isimler kullanmak mekruhtur. Zira Peygamber efendimiz çirkin isimleri değiştirirdi. İsyankar manasına gelen “Asiye” ismini Cemile olarak değiştirmiştir.

İsim koyma ile ilgili hadis-i şeriflerde buyruldu ki:

Siz kıyamet gününde hem kendi adınızla, hem de babalarınızın adı ile çağrılırsınız. Bunun için kendinize güzel adlar koyun.

Kötü isim alan bunu güzel isme çevirsin.

Kaynak

Rehber Ansiklopedisi
AD KAVMİ
Hud aleyhisselamın peygamber olarak gönderildiği ve isyanları yüzünden rüzgarla helak edilen kavim. Bu kavim, Nuh aleyhisselamın oğullarından Sam'ın torunlarından Ad'ın neslidir. Yaşadıkları yer Ahkaf diyarı olup, Yemen'de Aden ile Umman arasındadır. Bu bölgeye Şihr de denilmiştir.

Nuh aleyhisselam zamanındaki tufandan sonra gemide bulunup kurtulanlar değişik bölgelerde yerleşip çoğaldılar. Ad kavmi de kendi arasında yirmi üç kabileden meydana gelen büyük bir Arap kavmi idi. Ad kavminin insanları, iri cüsseli, uzun boylu, kuvvetli, tuttuğunu koparan uzun ömürlü kimselerdi. Yaşadıkları bölgenin toprağı çok verimli, yağmuru boldu. Her taraf yemyeşil, bağlar, bahçeler, pınarlar, akarsular ile kaplı olan yerler "İrem Bağları" diye tanınmıştı.

Bu kavim büyük kayaları yontarak direk ve bu direkler üzerine çok gösterişli binalar yaptılar. Yaşadıkları bölgede her taraf akıl almaz süslere, göz kamaştıran güzelliklere sahipti.

Nuh aleyhisselam zamanındaki tufandan sekiz asır gibi bir zaman aradan geçmesi sebebiyle tufanı görüp, ibret alanlar ve bunları nesillere anlatanlar çoktan vefat etmişlerdi. Ad kavmi insanları sıhhatlerine, kuvvetlerine, zenginliklerine ve servetlerine bakarak her geçen gün kibirleniyor, büyükleniyor, taşkınlıklarını artırıyordu. Onların bu halleri Kur'an-ı kerimde mealen şöyle bildirilmektedir: "Yer yüzünde haksız yere büyüklük tasladılar ve bizden daha kuvvetli kim var (olabilir) ki dediler." (Fussilet suresi: 15)

Gün geçtikçe azan Ad kavmi, nihayet Samed, Samud, Sada ve Heba adlı putlara tapmaya başladılar. Bağ, bahçe, tarla, hayvan, mahsul ve nesillerinde şaşılacak bir bereket vardı. Dünya nimetleri bakımından ulaşılması arzu edilen her şeye kavuşmuş olmaları, tamamen azmalarına sebep oldu. Zulüm ve işkenceye başladılar. Etraflarındaki kabilelere, zayıf ve kimsesizlere ağır zulümler yapıyorlardı. Zavallı kimseleri yüksek binalardan atmaktan zevk alıyorlardı.

Ad kavmi, bu azgın haldeyken, Allahü teala onlara ebedi seadet yolunu göstermek için Hud aleyhisselamı peygamber olarak gönderdi. Elli seneden fazla bir zaman bu kavmi imana çağırdı. Bu azgın kavmi Hud aleyhisselam devamlı Müslüman olmaya davet ettiği halde iman etmeye yanaşmadılar. İman edenler de korkularından imanlarını açıklayamadılar. Bunun üzerine kendilerine ağır azab geleceğini ve helak edileceklerini söyledi. Yine inanmayıp alay ettiler.

Nihayet gelecek olan azabın işaretleri görülmeye başladı. Üç sene yağmur yağmadı. Pınarlar kuruyup ağaçlar sararıp soldu. Meşhur İrem Bağları yok oldu. Hayvanlar susuzluktan telef oldu. İnsanlar da bir yudum suya, bir lokma ekmeğe muhtaç duruma düştüler. Devamlı bunaltıcı ve kuru bir rüzgar esiyordu. Tozdan göz gözü görmüyordu. Hud aleyhisselam ise onları durmadan iman etmeye davet ediyordu. Fakat inatlarından vaz geçmiyorlardı. Kadınları da kısırlaşıp hiç çocuk doğmaz oldu. Şiddetli kuraklık dört sene devam etti. Bundan sonra kendilerini helak eden azab geldi. Bir gün yurtları üzerinde her tarafı kaplayan siyah bir bulut göründü. Yağmur geliyor zannettiler. Hud aleyhisselam durumu bildirip tekrar imana davet etti ise de kabul etmediler. Buluttan şiddetli bir rüzgar esmeye başladı. Korkunç bir uğultusu ve dayanılmaz bir soğuğu vardı. Rüzgar estikçe şiddetlendi. İnsanları tutundukları taş ve ağaçlarla birlikte göklere fırlatıyor, sonra da bırakıveriyordu. Havada adeta saman çöpleri gibi savruluyorlardı. Azgın Ad kavminin insanları param parça oldu. Yerleri yurtları yıkılıp harabe halini aldı. Sonra da fırtına onların ölülerini süpürüp denize attı. Bu rüzgar, Kur'an-ı kerimde rih-i akim, sarsar, azab-ı elim ve atiye olarak bildirilmektedir. Kur'an-ı kerimde mealen; "Hud (aleyhisselam) ve dinde ona tabi olanları rahmetimizle kurtardık. Bizim ayetlerimizi tekzib edip (yalanlayıp) mü'min olmayanların ise silsile ve köklerini kestik." buyruldu (A'raf suresi: 72). Hud aleyhisselam, iman edenlerle birlikte Mekke'ye gitti. Bunlara "Ad-ı uhra" (ikinci Ad) denilmiştir.
AÇI
Alm. Winkel (m), Fr. Angle (m), İng. Angle (Zaviye). Başlangıç noktaları aynı olan iki ışının meydana getirdiği noktalar kümesi.
O noktasına açının tepesi, Ox ve Oy yarıdoğrularına ise açının kolları denir. Açının gösterilişi tepe noktası ortada, kolları iki kenarda olmak suretiyle veya sadece tepe noktası yazılarak gösterilir. Ayrıca üzerine açı olduğunu belirtmek üzere " ^ " işareti konur. Mesela: x‘y, ‘ gibi.
Açılar genel olarak konveks ve konkav açı olmak üzere iki bölüme ayrılırlar.
Konveks açı: Bir düzlem bölge içerisindeki herhangi iki noktayı birleştiren doğru parçası, tamamen bu bölge içerisinde kalıyorsa böyle bölgelere konveks bölge, böyle bölge meydana getiren açılara da konveks açı denir.
Konkav açı: Bir düzlem bölge içerisindeki herhangi iki noktayı birleştiren doğru parçası tamamen bu bölge içerisinde kalmıyorsa, yani doğru parçası bir başka bölgede de bulunuyorsa, böyle bölgelere konkav bölge, böyle bölge meydana getiren açılara da konkav açı denir.
Açı ölçü birimleri: Dört çeşit açı ölçü birimi vardır. Bunlar: Derece (°), Grad (g), Radyan (rad) ve Milyem’dir.
Derece: Bir çemberin 1/360’ına bir derecelik yay, bu yayı gören merkez açıya 1 derecelik açı denir. 1° şeklinde gösterilir. Derecenin 1/60’ına dakika, dakinanın 1/60’ına da saniye denir. Sırayla 1' ve 1" şeklinde gösterilir.
1° = 60' = 3600"
Grad: Bir çemberin 1/400’üne bir gradlık yay ve bu yayı gören merkez açıya bir gradlık açı denir. 1g şeklinde gösterilir. Grad’ın 1/10’una desigrad, desigrad’ın 1/10’una santigrad, santigrad’ın 1/10’una da miligrad denir ve aşağıdaki şekilde yazılır.
  1g= 10dg = 100cg = 1000mg
Radyan: Bir çemberin, yarıçap uzunluğundaki yayına bir radyanlık yay ve bu yayı gören merkez açıya bir radyanlık açı denir. Radyan’ın askatları yoktur.
Milyem: Bir çemberin 1/6400’üne karşılık gelen yaya bir milyemlik yay ve bu yayı gören merkez açıya bir milyemlik açı denir. m/   şeklinde gösterilir. Milyemin askatları yoktur. Bu açı ölçü birimi sadece topçuluk ve radar sistemleri gibi askeri gayeler için kullanılır. Bunun haricindeki mühendislik ve okullardaki matematik (geometri) derslerinde kullanılmaz.
Açı ölçülerinin birbirine çevrilmesi :
360° = 400g = 2p rad = 6400 m/
180° = 200g = p rad = 3200 m/
Açılar durumlarına göre özel isimler alırlar.
Tam açı: Bir ışının  başlangıç noktası etrafında tekrar başlangıç konumuna gelinceye kadar döndürülmesi neticesinde meydana gelen açı. Ölçüsü 360° veya 400g veya 2p rad’dır.
Doğru açı: Aynı doğrultuda ve O noktasına göre farklı yönlerde bulunan iki ışının meydana getirdiği açı. Ölçüsü 180° veya 200g veya p raddır.
Dik açı: Ölçüsü doğru açının yarısına eşit olan açı. Ölçüsü 90° veya 100g veya p/2 rad'dır. Dik olduğunu belirtmek için açının köşesine, içerisinde nokta bulunan kare çizilir.
Dar açı: Dik açıdan daha küçük olan açı.
Geniş açı: Dik açıdan daha büyük olan açı.
Komşu açı: Tepe noktası ve bir kolu ortak olan açılardır.
Tümler açı: Bir dar açıyı dik açıya tamamlayan açı.
Bütünler açı: Bir açıyı doğru açıya tamamlayan açı.
Ters açılar: Tepe noktası ortak ve kolları birbirinin uzantısı olan açılardır. Her iki açı aynı ölçüye sahiptir yani birbirine eşittir.
Yöndeş açılar: Birbirine paralel iki doğruyu kesen rastgele bir doğrunun meydana getirdiği ve paralel doğruların ve paralel doğruları kesen doğrunun da aynı tarafında bulunan açılardır. Birbirlerine eşittirler.
İç ters açılar: Birbirine paralel iki doğruyu kesen rastgele bir doğrunun meydana getirdiği, paralel doğruların iç kısmında ve paralel doğruları kesen doğrunun ters yönlerinde kalan açılardır. Birbirine eşittirler.
Dış ters açılar: Birbirine paralel iki doğruyu kesen rastgele bir doğrunun meydana getirdiği, paralel doğruların dışında ve paralel doğruları kesen doğrunun ters yönlerinde bulunan açılar. Birbirine eşittir.
Karşı durumlu açılar: Birbirine paralel iki doğruyu kesen rastgele bir doğrunun meydana getirdiği, paralel doğruların iç kısmında ve paralel doğruları kesen doğrunun aynı yönünde kalan açılardır. Bu açılar birbirinin bütünleyeni durumundadır.
Yan durumlu açılar: Birbirine paralel iki doğruyu kesen rastgele bir doğrunun meydana getirdiği, paralel doğruların birinin iç, diğerinin dış kısmında ve paralel doğruları kesen doğrunun ters yönünde kalan açılar. Bu açılar birbirinin bütünleyeni durumundadır.
Merkez açı: Tepesi, bir dairenin merkezi ve kolları, dairenin yarıçapları olan açı.
Çevre açı: Tepesi, bir çember üzerinde bulunan ve kolları kiriş olan açı.
Kiriş-teğet açı: Bir çembere ait herhangi bir noktadan geçen teğet ve kirişin meydana getirdiği açı.
Açı ortay: Bir açının, tepesinden geçen ve açıyı iki eşit parçaya ayıran yarıdoğru.

Kaynak

Rehber Ansiklopedisi
AÇELYA (Azalea)
Alm. Azalee, Azalie, Fr. Azalée, İng Azalea. Familyası: Fundagiller (Ericaceae), Türkiye'de yetiştiği yerler: Ülkemizin her bölgesinde, süs bitkisi olarak ev ve bahçelerde yetiştirilir. Değişik renklerdeki bol çiçeklerinden dolayı çok beğenilen orman gülü. "Açalya" olarak da bilinir. Çiçekleri kokusuz olup, bol ve gösterişli olduğu için evlerde ve bahçelerde süs bitkisi olarak yetiştirilir.

Kışın yapraklarını döken bu türlerin çiçekleri boru biçimindedir. Çiçekler yalnızca beş erkek organ taşır. Kültürü yapılan çeşitleri, Asya ve Kuzey Amerika'nın yüksek bölgelerinde yetişen türlerden üretilmiştir. Kuzey Amerika'da yetiştirilen çeşitleri arasında kokusuz beyaz çiçekli 3-6 m boyunda bir çalı olan R. arborencens, 0,5-2 m boyundaki R.colendulaceum ve 1-2 m boyunda pembe ve pembenin beyaza çalan tonlarında çiçekleri olan R. periclymenoides bulunur.

Kullanıldığı yerler: Süs bitkisi olarak ev ve bahçelerde yetiştirilmektedir.

Kaynak

Rehber Ansiklopedisi
AÇELYA (Azalea)
Alm. Azalee, Azalie, Fr. Azalée, İng Azalea. Familyası: Fundagiller (Ericaceae), Türkiye'de yetiştiği yerler: Ülkemizin her bölgesinde, süs bitkisi olarak ev ve bahçelerde yetiştirilir. Değişik renklerdeki bol çiçeklerinden dolayı çok beğenilen orman gülü. "Açalya" olarak da bilinir. Çiçekleri kokusuz olup, bol ve gösterişli olduğu için evlerde ve bahçelerde süs bitkisi olarak yetiştirilir.

Kışın yapraklarını döken bu türlerin çiçekleri boru biçimindedir. Çiçekler yalnızca beş erkek organ taşır. Kültürü yapılan çeşitleri, Asya ve Kuzey Amerika'nın yüksek bölgelerinde yetişen türlerden üretilmiştir. Kuzey Amerika'da yetiştirilen çeşitleri arasında kokusuz beyaz çiçekli 3-6 m boyunda bir çalı olan R. arborencens, 0,5-2 m boyundaki R.colendulaceum ve 1-2 m boyunda pembe ve pembenin beyaza çalan tonlarında çiçekleri olan R. periclymenoides bulunur.

Kullanıldığı yerler: Süs bitkisi olarak ev ve bahçelerde yetiştirilmektedir.

Kaynak

Rehber Ansiklopedisi

ABDAL (EBDAL)

Alm. Abdal, Fr. Abdal, İng. Abdal. Allahü tealaya yakın sevgili (evliya) kullardan biri. Arapçada, ikisi de "karşılık, birinin yerine geçen" manalarına gelen bedel ve bedil kelimelerinin çoğulu olmakla beraber, Türkçede teklik manada kullanılmıştır. Halkın açıkça bilmediği ve dünyanın nizamı (düzeni) ile vazifeli olan bu kimselerden biri vefat edince, yerine başka bir veli bedel kılındığından yani görevlendirildiğinden ve çok olduklarından "ebdal" sözü ile tanınmışlardır.

Ebdal olan mübarek zatlar yeryüzünde devamlı bulunur. Biri vefat edince yerine bir başkası geçirilir. Sayıları yine aynı olur. Allahü tealanın Müslümanlara ihsan ettiği kerametlerden birisi de halk arasında “Ebdal” lerin de bulunmasıdır. Hadis-i şerifte buyruldu ki: “Allahü teala onların hürmetine yağmur yağdırır, ot bitirir, belayı def eder.” Onların hususiyetleri hakkında da bir hadis-i şerifte: “Kendilerine zulmedeni affederler. Kötülük edene iyilik ederler.” Ebu Nuaym’ın merfu olarak bildirdiği hadis-i şerifte de buyruldu ki: “Ümmetim arasında her zaman kırk kişi bulunur. Bunların kalpleri İbrahim aleyhisselamın kalbi gibidir. Allahü teala, onların sebebi ile kullarından belaları giderir. Bunlara Ebdal denir. Bunlar bu dereceye namaz ve oruç ile yetişmediler.” İbn-i Mes’ud radıyallahü anh; “Ya Resulallah! Ne ile bu dereceye vardılar?” diye sorunca; “Cömertlikle ve müslümanlara nasihat etmekle yetiştiler.” buyurdular.

Halk arasında kırklar olarak bilinen kimseler de yukarıda izah edildiği gibi Ebdal’dir.

Kaynak

Rehber Ansiklopedisi
Kastamonu Hakkında Bilgiler

KASTAMONU
İlin Kimliği
Yüzölçümü   : 13.108 km2
Nüfûsu           : 423.611
İlçeleri           : Merkez, Abana Ağlı, Araç, Azdavay, Bozkurt, Cide, Çatalzeytin, Daday, Devrekâni, Doğanyurt, Hanönü, İhsangâzi, İnebolu, Küre, Pınarbaşı, Seydiler, Şenpazar, Taşköprü, Tosya.
Karadeniz Bölgesinin şirin bir ili. Batı Karadeniz bölümünde Karadeniz, Sinop, Çorum, Çankırı ve Zonguldak illeri ile çevrilidir. 35°45’ ve 42°00’ kuzey enlemleri ile 32°43’ ve 34°37’ doğu boylamları arasında yer alır. Trafik numarası 37’dir. Kastamonu akarsu, dağ, orman ve deniz ilidir. Kuzey Anadolu’nun orta kısmındadır. Tosya’nın pirinci, Araç’ın keçisi ve Küre’nin piriti meşhurdur.
İsminin Menşei
Eski çağlarda “Gastumanna” olan bu isme Bizanslılar “Kastamon” ve Müslüman Araplar “Kastamûniye” demiştir. Bu bölgeye sâhib olan Türkler ise “Kastamoni” demişlerdir. Cumhûriyet devrinde ilin adı “Kastamonu”olarak kabul edilmiştir. Sümer lisanında “Tuman” (Tumanna) şehir demektir. “Gas”lar ise Sümerlerin bir koludur. “Gastumanna” Gasların şehri demektir. (Kastra-kommen) Yunanca kelimesinden geldiği iddiası yanlıştır. Hıristiyan batı emperyalizmi, kasıtlı olarak Anadolu’nun her kentini Yunanca bir kelimeye bağlamak istemektedir. Kastamonu “Gasların şehri” mânâsına gelen “Gas-Tumanna”dan gelir.
Târihi
Kastamonu çok eski bir yerleşim merkezidir. Târih öncesi çağlara âit kalıntılar bulunmuştur. M.Ö. 1780-1200 senelerinde Sümerlerin bir kolu olan Kaşkalar (Gaslar) bu bölgeye hâkim olmuşlardır. Anadolu’da ilk siyâsî birliği teşkil eden Hitit İmparatorluğunun sınırları içinde bulunmuştur. Hititlerden sonra Kimmerler bu bölgeye hâkim olmuşlardır. Bilâhare Frikler ve Lidyalılar bölgeyi ele geçirmişlerdir. M.Ö. 6. asırda Perslerin M.Ö. 4. asırda ise Makedonya Kralı İskender tarafından istilâya uğramıştır. Makedonya istilâsı ile bâzı İyon siteleriKastamonu sâhiline yerleşmişler ve bilâhare Pers asıllı Pontus Krallığı bu bölgeyi ele geçirmiştir. M.Ö. 1. asırda Romalılar Pontus Krallığını ortadan kaldırıp kendisine ilhak edince bu bölge Roma İmparatorluğunun hâkimiyetine geçmiştir.
M.S. 395 senesinde Roma İmparatorluğu bölününce Anadolu’nun diğer bölgeleri gibi bu bölge de Doğu Roma (Bizans)nın payına düşmüştür. Bizanslılar bu bölgeye “Paflagonya” ismi vermişlerdir. Bizans imparatorluk hanedânı(âilesi)ndan Kommenoslar bu bölgedendir.
Türkler, 1071 Malazgirt Zaferinden sonra bütün Anadolu’yu olduğu gibi Kastamonu’yu da fethetmişlerdir. Fakat Haçlı Seferleri esnâsında Bizanslılar Haçlı ordusunun yardımıyla sâhildeki kentleri işgal edince Kastamonu yeniden Bizans’ın eline geçti. 1204 senesinde Türk kumandanlarından Hüsameddin Çoban Bey, Kastamonu’yu Bizanslılardan geri aldı. Selçuklu sipâhileri Kastamonu kalesi önlerine gelmişti, kaleyi almak şöyle dursun surlara tırmanmak bile meseleydi. Birçok şehit verdikten sonra dönmek (ricat) askerin moralini bozacaktı. Günlerden Cumâ idi. Kaleye yeniden hücum için hazırlık yapılıyordu. Yunus Mürebbi isimli bıyıkları henüz çıkmış bir genç, Çobanoğlu Hüsameddin Beyin huzûruna çıkıp; “Beyim, Koçu Beyim, Ata Beyim. Bağışlayın beni, cenk zamanı bayraktar ben olmak isterim. Ne olur bunu esirgemeyin benden!” diyerek arzusunu bildirmiş komutan; “Hayır!” deyince, nalbant çırağı olan henüz çocuk yaştaki Yunus Mürebbi; “Ata Beyim, gece rüyamda sevgili ve şerefli Peygamberimizi (sallallahü aleyhi ve sellem) görmekle şereflendim. Yarın bana kavuşacaksın. Fakat elinde bayrakla bana gel!” buyurdu deyince, gözleri yaşaran Çobanoğlu Hüsameddin Bey, sancağı bu yiğit gence öperek teslim etti.
Hücum başladı. Kaleden kazan kazan kaynar yağlar dökülürken, alevli paçavralar arasında Deli Sungur, Derviş Musa ve Kara Duran Beylerin oklarının himâyesinde ilerleyen Yunus Mürebbi, belindeki urganı surlara fırlattı ve sanki kuş olup surların sağ burcuna tırmandı, bayrağı buraya dikti. Elindeki kılıç ile hantal kale kapısının yağlı halatlarını kesti ve kapı açıldı. Açılan bu kapıdan Türk askerleri girerek kale fethedildi. Çobanoğlu Hüsameddin Bey, sağ burca geldiğinde bu genç yiğitin vücûdunda pekçok ok olmasına rağmen sancağı dimdik tuttuğunu gördü. Yunus Mürebbi şehitlik makâmına ve insanlığın kurtarıcısı, âlemlere rahmet olarak gönderilen sevgili ve şerefli Peygamber efendimize kavuşmuştu. Bu kalede bulunan “Bayrak Sultan” türbesi bu genç şehide âittir.
Hüsameddin Çoban Bey, Çobanoğulları Beyliğini kurmuştur. Bu beylik, Selçukluların bir uç beyliği olarak 1309 senesine kadar hâkimiyetini sürdürmüştür. Çobanoğullarından sonra Şemseddin Yaman Çandar, bu bölgeyi ve çevresini ele geçirerek Candaroğlu Beyliğini kurdu (1309). 1460 senesine kadar Candaroğulları bölgeye hâkim oldu. Bu beylik “İsfendiyaroğulları” ismiyle de bilinir. Candaroğulları, Osmanlı Hânedânı ile yakın akrabalık kurdu. Candaroğlu İsfendiyar Beyin kızı Hanife Hûma Hâtun Osmanlı Sultanı İkinci Murâd’ın zevcesi ve Fâtih Sultan Mehmed Hanın annesidir. Candarlı beylerinin bir kaçının annesi, Osmanlı sultanlarının kızlarıdır. Candarlı İsmail Bey, Fâtih Sultan Mehmed Hanın halasının oğluydu. 1460 senesinde beyliğini savaşsız Osmanlı Devletine bırakıp, kendisi Filibe Sancakbeyliğini (Vâliliğini) kabul etmiştir. Vezir Şemsi Paşa ile Malta Seferini idâre eden Vezir Mustafa Paşa bu hânedâna mensuptur. Fâtih’in küçük oğlu Şehzâde Cem, 1468’de altı sene Kastamonu Vâlisi olarak görev yapmıştır.
Candaroğulları veOsmanlı devrinde Kastamonu çok önemli bir şehirdi. Osmanlı Devletinin sonlarında eski önemini kaybetti. Candaroğulları ile Osmanlılar bu şehirde çok sayıda eser bıraktılar. Osmanlı devrinde Kastamonu, merkezi Kütahya olan Anadolu Beylerbeyliğinin (eyâletinin) 14 sancağından biriydi. Tanzimâttan sonra vilâyet (eyâlet) merkezi oldu. Cumhûriyet devrinde ise eyâletin merkez sancağına (vilâyetine) Kastamonu vilâyeti dendi. Bugün birer il olan Bolu, Çankırı ve Sinop, Kastamonu’ya bağlıydı. On dokuzuncu asırda Kastamonu mâmur olup, dokumacılık, dericilik, bakırcılık ve boyacılık sanâyiinde çok ileriydi. Halkın ezici çoğunluğu Türk olup yabancı çok azdı. Yolların bozukluğu, ticâret yollarına uzaklığı ve toprağın az ve verimsiz oluşu ile eski mâmurluğunu kaybetti.
Birinci Dünyâ Harbi sonrası dâhil hiçbir istilâya mâruz kalmayan bir şehir olan Kastamonu, İstiklâl Harbinde büyük hizmetler yapmıştır. İstanbul’dan silâh ve cephâne, İnebolu ve Kastamonu üzerinden Ankara’ya ulaştırılmıştır. Cumhûriyetin îlânından sonra Atatürk, 23 Ağustos 1925’te “Şapka Devrimi”ni bu ilde îlân etmiştir. Cumhûriyet devrinde Kastamonu’dan büyük şehirlere ve bilhassa İstanbul’a çok sayıda kişi göç etmiştir.
Fizikî Yapı
Kastamonu ili dağlık bir bölgedir. İl topraklarının % 75’i dağlarla, % 21’i yayla ve platolarla kaplıdır. Ovalar % 4’e yakındır.
Dağları: Kastamonu’da iki önemli dağ grubu vardır. Kıyıda denize paralel olarak doğu-batı istikâmetinde uzanan İsfendiyar (Küre) Dağları ile ilin güneyinde kuzey doğu-güneybatı istikâmetinde uzanan Ilgaz Dağlarıdır. Başlıca yüksek dağları ise Yaralıgöz Dağı (1958 m), Dikmen Tepesi (1657 m), Acısu Tepesi (1067 m), Bakacak Dağı (1698 m), Dikmen Dağı (1736 m), Büyük Hacet Tepesi (2567 m) ve Küçük Hacet Tepesi (2313 m)dir. İsfendiyar (Küre) Dağları ile Ilgaz Dağları arasında ve bu dağların eteklerinde yayla veya yarılmış platolar bulunur. Bu yayla ve platoların mühim kısmı ormanlarla kaplıdır. Devrekâni ve Daday havzasında plato ve yaylalar 1300-1400 m yüksekliği bulur.
Ovaları: Arâzisi engebeli olan Kastamonu topraklarında ovalar çok azdır. Ovalar, vâdilerin genişlemesinden, akarsuların sürüklediği geniş alüvyon tabakalarından meydana gelmişlerdir. Bu ovalarda sulu tarım ve meyvecilik yapılır. Başlıca ova ve vâdiler şunlardır:
Gökırmak Vâdisi dar olup, Gökırmağa katılan Daday Çayının yatağı geniş bir ova görünümündedir. Devrez Çayı Vâdisi dar bir vâdidir. Tosya’nın güneyinde genişler. Devrekâni Çayı Vâdisinin geniş yerinde Devrekâni Ovası bulunur. İlin en geniş ovası burasıdır.
Akarsuları: Kastamonu’da bulunan akarsular Kızılırmak’ın kollarıdır. Gökırmak, il merkezinin yakınından çıkar. İlin orta kısmından batıya doğru akar. Bu ırmağa Daday, Karasu ve Akkaya çayları katılır. Debisi 31 m3/sn’dir. Devrekâni Çayı: Küre Dağlarının güney eteklerinden Devrekâni ilçesinin kuzeyinden çıkar. Batıya doğru akar. Azdavay ilçesinde kuzeybatıya doğru yönelerek Kumluca doğusunda Karadeniz’e dökülür. Debisi sâniyede 4 m3tür. Araç Çayı: Ilgaz ilinden gelerek Tosya ilçesine ve Çorum iline geçer. Debisi sâniyede 9 m3tür. Araç Çayı, Ilgaz Dağlarının kuzey yamaçlarından çıkar. Başlangıçta Ilgaz ismini alır. Araç  ilçesinden geçerken Araç ismini alır. Batıya akarak Zonguldak iline girer. Debisi sâniyede 18 m3tür.
Gölleri: Kastamonu ilinde göl yoktur. Karaçomak Suyu üzerinde kurulan baraj ile 21 km2lik bir alan sulanır. 12 km2lik bir alan da sel taşkınlarından korunur. Barajın yüzölçümü 1.48 km2dir.
İklim ve Bitki Örtüsü
İklimi: İlde iki çeşit iklim hüküm sürer. Kuzeyinde Karadeniz iklimi güneyinde ise İç Anadolu’nun kara iklimi görülür. Kıyıya paralel olarak uzanan İsfendiyar Dağları, Karadeniz ikliminin iç kısma girmesini önler. Kıyılarda yağış daha fazladır. Senede 20 gün kar yağar, 40 gün toprak karla örtülüdür. Sıcaklık -26,9° ile +38,7°C arasında seyreder. Senelik yağış miktarı bölgelere göre 450 mm ilâ 1215 mm arasında değişir.
Bitki örtüsü: İl bitki örtüsü bakımından çok zengin sayılır. İl topraklarının % 67’si orman ve fundalıklarla, % 29’u ekili-dikili alanlarla, % 6,5’i çayır ve mer’alarla kaplıdır. % 1,5i tarıma elverişsiz topraklardır. Ormanlarda kayın, köknar, çam, karaağaç, gürgen, kestane ve ıhlamur ağaçları bulunur. Azdavay-Devrekâni arasında ise çam ağaçları çoğunluktadır.
Ekonomi
Kastamonu ekonomisi geniş ölçüde tarıma dayanır. Gayri sâfî hâsılanın % 40’ı tarımdan sağlanır. Sanayi son yıllarda gelişmeye başlamıştır. Türkiye’nin orman bakımından zengin bölgelerinden biridir. Ormancılık gelişmiştir.
Tarım: Kastamonu’da ekim alanları ve ovalar çok azdır. Ekime müsâit yerler ancak akarsu vâdileridir. Vâdilerde sulama yapılabilmekte ise de, engebeli arâzide sulama yapmak mümkün olamamaktadır.Gübre ve modern araç kullanılması artmaktadır. Sebzecilik önemli sayılmaz. Meyve üretimi 300 bin tona yakındır. En çok üzüm olmak üzere, elma, erik, zeytin ve fındık yetişir. Sanâyi bitkileri tahıldan daha çok ekilir. Başlıca ürünler: Buğday, arpa, mısır, pirinç, nohut, şekerpancarı, patates, kenevir ve sarmısaktır.
Hayvancılık: Kastamonu hayvancılığa çok müsaittir. Sığır, manda, koyun, tiftik keçisi, kılkeçisi beslenir. Arıcılık gelişmiştir. Tiftik keçisinde Ankara ve Konya’dan sonra gelir.
Ormancılık: Kastamonu orman bakımından zengindir. İsfendiyar ve Ilgaz Dağları ile yaylalarda geniş orman varlığı vardır. Orman ve fundalık sahası 880 bin hektardır. Ilgaz Dağlarında 1090 hektarlık alan millî park îlân edilmiştir. Sarıçam, karaçam ve köknar ağaçlarının meydana getirdiği bu parkta, ağaçaltı bitkileri de çok zengindir. Ayrıca burada geyik, karaca, ayı, kurt, tilki ve çakal gibi yabânî hayvanlar da çoktur. 500 köy orman içinde ve 280 köy orman kenarındadır.
Mâdencilik: Bu il bakır ve bakırlı pirit bakımından çok zengindir. Bu mâdenler, Etibank ile Karadeniz Bakır İşletmeleri tarafından işletilmektedir.
Sanâyi: Sanâyi tarıma dayanır. Orman ürünlerine dayalı sanâyi gelişmiştir. Parke, kağıt ve kontrplak fabrikaları, Taşköprü Kendir Fabrikası, Şeker Fabrikası, Cide Kereste Fabrikası, üç adet Yem Fabrikası, Et Kombinası, Elektrik Motoru Fabrikası, çelik atölyeleri, süt ve tereyağ fabrikaları; bakırcılık, metal eşya, dokuma, çuval, halat, tahta kaşık atölyeleri bulunur.
Son senelerde gelişen sanâyinin başlıca ürünleri pirinç, tiftik ve pirit mâdenidir. Pirinci, üryani eriği, urgan ve sicimi meşhurdur.
Ulaşım: İki önemli karayolu Kastamonu’da kesişir. Karabük-Kastamonu-Samsun devlet yolu ile İnebolu-Kastamonu-Çankırı devlet yolu Kastamonu’yu Karadeniz ve İç Anadolu’ya bağlar. Bâzı köylere yol yoktur. İl dâhilinde karayolu güzergâhı yetersizdir.
Kastamonu’nun Karadeniz’e açılan 135 kilometrelik bir kıyısı vardır. Kıyılarda girinti ve çıkıntı yok denecek kadar azdır. Gemilerin barınmasına müsait en elverişli tabiî koy, İnebolu koyudur. İnebolu limanında bir dalgakıran vardır. Limana 2 bin tona kadar olan küçük gemiler yanaşabilir. İstanbul-Hopa arasında işleyen gemiler İnebolu limanına uğrarlar.
Temmuz 1990 târihinde il merkezinin Uzunyazı mevkiinde bir havaalanı inşâatı tamamlandığı halde (1100 m uzunluğunda, 45 m genişliğinde bir piste ve 400 kişilik yemek salonu ile 150 kişilik dinlenme salonu ve 50 yataklı bir terminale sâhip) bu tesis, Kastamonu’ya uçak seferlerinin yapılmaması yüzünden atıl durumda olup, amacı dışında kullanılmaktadır.
Nüfus ve Sosyal Hayat
Nüfusu: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 423.611 olup, 148.710’u şehirlerde, 274.901’i köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 13.108 km2 olup nüfus yoğunluğu 32’dir.
Örf ve âdetleri: Kastamonu çok eski çağlardan bu yana yerleşim merkezidir. On birinci asır başından îtibâren devamlı Türklerin hâkimiyetinde bulunan Kastamonu’da Türk-İslâm kültürü hâkimdir. On birinci asır öncesi diğer kültürler tamâmen unutulmuştur. Mahallî yemekleri: Kastamonu’nun başta gelen meşhur yemeği “kiren” denilen tarhana çorbasıdır. Osmanlı sarayının senelik tarhana çorbası ile hoşaflık erik ihtiyacı Kastamonu’dan gönderilirdi. Tarhana yapımında nane, dereotu ve fesleğen de kullanılır. Sacda yapılan etli ekmek, pastırmalı ekmek, çekme helvası, gözleme, katmer, büryan kebabı, bardak kebabı, kuskus pilavı, meyveli lokumu başlıca yemek ve tatlılarıdır.
Halk edebiyatı: Zengin bir halk edebiyâtına ve çok sayıda mânilere sâhiptir. Yetişen halk şâirleri sayısı da fazladır. Meftûnî, Nâmî, Aşık Hâkî, Âşık Kemâlî, Âşık Meydânî, Yorgansız Hakkı ve İhsan Ozanoğlu başlıcalarıdır.
Halk oyunları: Halk oyunları zeybek ve kaşık oyunları tipidir uzun havalar ve gemicilikle ilgili zengin türkülere sâhiptir. Davulla gösteriler yapılır. Sepetçioğlu, Çıtırdak, Topal Koşması, Beyler Bahçesi, Kaşık Oyunu, Heyamola veÇiftetelli başlıca mahallî oyunlarıdır.
Mahallî kıyafetleri: Kadınlar Tosya kuşağı, üçetek, sevayi, bindallı, altınlıfes, başlıklar, gümüş kemer, gümüş gerdanlık giyerler. Erkekler ise sırmalı ve işlemeli cepken, mintan, kemer ve şalvar kullanırlar.
Eğitim: Son senelerde okuma-yazma kampanyası ile okur-yazar nisbeti % 70’e ulaşmıştır. Okulsuz 30 civârında köy vardır. İlde 34 anaokulu, 1484 ilkokul, 42 ortaokul, 16 meslekî ve teknik ortaokul, 15 lise, 20 meslekî ve teknik lise vardır (1990). Ankara Üniversitesine bağlı Meslek Yüksek Okulu ile Gâzi Üniversitesine bağlı Kastamonu Eğitim Fakültesi bulunmaktadır.
İlçeleri
Kastamonu’nun biri merkez olmak üzere yirmi ilçesi vardır.
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 94.279 olup, 51.560’ı ilçe merkezinde, 42.719’u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 90, Akkaya bucağına bağlı 31, Kuzyaka bucağına bağlı 60 köyü vardır. İlçe topraklarıGökırmak vâdisinden ve bu vâdiye dikine inen çok sayıda küçük ve dik yamaçlardan meydana gelmiştir. İlçe topraklarının yarısına yakın kısmı ormanlıktır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri kendir, sarmısak, tahıl ve meyvedir. Dağlık bölgelerde hayvancılık ve ormancılık yapılır. Orman ürünlerine dayalı sanâyi gelişmektedir. Sunta Fabrikası, TSEK Süt Fabrikası, Şeker Fabrikası, Et Kombinası başlıca sanâyi kuruluşlarıdır. Ayrıca çok sayıda mobilya, doğrama ve kereste atölyesi vardır.
İlçe merkezi, Ilgaz dağının kuzeyinde, Karaçomak Çayının batı yamaçlarında kurulmuştur. Târihî bir şehir olan ilçe, beyliklerin başkenti ve şehzâdelerin yetiştirildiği bir yerleşim merkezi olmuştur. 1314 senesinden beri istilâ görmemiştir. Çankırı-İnebolu karayolu ilçeden geçer. İlçe belediyesi 1909’da kurulmuştur.
Abana: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 3914 olup 2837’si ilçe merkezinde, 1077’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 10 köyü vardır. Yüzölçümü 33 km2 olup nüfus yoğunluğu 119’dur. İlçe toprakları dar kıyı şeridi ile ardından yükselen Küre Dağlarının kuzey eteklerinden meydana gelir.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Bağcılık ve meyvecilik gelişmiştir. Başlıca tarım ürünleri fındık, zeytin ve antepfıstığıdır. Hayvancılık başlıca gelir kaynağıdır. Elektromekanik Sanâyi ve Ticâret A.Ş. başlıca sanâyi kuruluşudur.
İlçe merkezi, Karadeniz kıyısında dağlarla kıyı ovasında kalan ovada kurulmuştur. Denizi, ormanları, tabiî kumsalları ve İgrova Mağaraları meşhurdur. İnebolu-Çatalzeytin sâhil yolu ilçeden geçer. İl merkezine 99 km mesâfededir. Belediyesi 1958’de kurulmuştur.
Ağlı: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 4805 olup, 2631’i ilçe merkezinde, 2174’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 4 köyü vardır. İlçe toprakları dağlıktır. Akarsu vâdilerinde küçük düzlükler vardır. Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. İlçe merkezi Küre Dağlarının eteklerinde bir dere vâdisinde kurulmuştur. Küre’ye bağlı bucakken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu.
Araç: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 32.672 olup, 5760’ı ilçe merkezinde, 26.912’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 42, Boyalı bucağına bağlı 24 ve İğdir bucağına bağlı 55 köyü vardır. Yüzölçümü 1880 km2 olup nüfus yoğunluğu 17’dir. İlçe toprakları dağlıktır. Kuzeyinde Küre Dağları, güneyinde Ilgaz Dağları yer alır. Başlıca akarsuyu Araç Çayıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, pirinç, şekerpancarıdır. Ormancılık ve hayvancılık önemli geçim kaynaklarındandır. İlçe merkezi, Araç Çayının kuzey yakasında kurulmuştur. Karabük-Kastamonu Çayı ilçeden geçer. İl merkezine 46 km mesâfededir. Köylerinde guatr hastalığı yaygındır. Belediyesi 1866’da kurulmuştur.
Azdavay: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 14.029 olup, 3893’ü ilçe merkezinde, 10.136’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 57 köyü vardır. İlçe toprakları genelde dağlıktır. Dağlar çay ve dere vâdileriyle parçalanmıştır. Başlıca akarsuyu Devrekâni Çayıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, şekerpancarı ve meyvedir. Hayvancılık ve ormancılık ikinci derecede geçim kaynağıdır. İlçe merkezi, Devrekâni Çayı kenarında kurulmuştur. Kastamonu-Cide karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 74 km mesâfededir. Belediyesi 1946’da kurulmuştur.
Bozkurt: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 12.221 olup, 4240’ı ilçe merkezinde, 7981’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 32 köyü vardır. Yüzölçümü 296 km2 olup, nüfus yoğunluğu 41’dir. İlçe toprakları dar kıyı şeridi ile hemen ardından yükselen dağlık bölgeden meydana gelir. Dağlar akarsu vâdileriyle parçalanmış olup, ormanlarla kaplıdır. Başlıca akarsuyu Abana Deresidir.
Ekonomisi ormancılığa dayalıdır. Orman ürünlerini işleyen birçok atölye vardır. Çelik büro eşyâları fabrikası Akkuş başlıca sanâyi kuruluşudur. Başlıca tarım ürünleri patates ve tahıldır. Meyvacılık gelişmektedir. Hayvancılık ikinci derecede geçim kaynağıdır.
İlçe merkezi Abana Deresi kıyısında kurulmuştur. Etrafı ormanlarla çevrili güzel bir ilçedir. İl merkezine 97 km mesâfededir. Abana-Devrekâni yolu ilçeden geçer. Belediyesi 1952’de kurulmuştur.
Cide: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 29.355 olup, 5128’i ilçe merkezinde 24.227’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 86 köyü vardır. İlçe toprakları dağlıktır. Dağlar akarsu vâdileri ile parçalanmıştır. Güney ve güneydoğusunda Küre Dağları, kuzeyinde Kestane Dağı, doğusunda Isırganlı Dağı yer alır. Dağlar gür ormanlarla kaplıdır. Başlıca akarsuyu Devrekâni Çayıdır.
Ekonomisi tarım, ormancılık ve hayvancılığa dayalıdır. Tarım alanları az olduğundan bahçecilik sınırlıdır. Sebze ve meyvecilik gelişmiştir. En çok fındık ve elma yetiştirilir. Orman köylerinde çok sayıda kalkınma kooperatifi kurulmuştur. Mera hayvancılığı yaygındır. Orman ürünleri sanâyisi, özellikle kereste ve parke imalatı gelişmiştir. El sanatlarından tahta kaşık ve pirinç kahve değirmeni îmâlâtı yaygındır.
İlçe merkezi deniz kıyısında kurulmuştur. Bartın-İnebolu karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 148 km mesafededir. Cide, Kastamonu ilçelerinden Karadeniz’de en uzun kıyısı olan ilçedir. Belediyesi 1874’te kurulmuştur.
Çatalzeytin: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 11.080 olup, 3165’i ilçe merkezinde, 7915’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 41 köyü vardır. Yüzölçümü 318 km2 olup, nüfus yoğunluğu 35’tir. İlçe toprakları dar kıyı şeridi ve hemen ardından yükselen kıyı dağlık arâziden meydana gelir. Dağlar akarsu vâdileriyle parçalanmıştır. Başlıca akarsuyu Çatalzeytin Deresidir.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri mısır, fındık ve zeytindir. Sulanabilen arazide kış sebzeleri ve elma yetiştirilir. Dağlık bölgelerde ormancılık ve hayvancılık başlıca geçim kaynağıdır.
İlçe merkezi deniz kıyısında Çatalzeytin Deresinin ağzında kurulmuştur. İnebolu-Sinop karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 100 km mesafededir. 1954’te ilçe olan Çatalzeytin’in belediyesi aynı sene kurulmuştur.
Daday: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 15.131 olup, 3502’si ilçe merkezinde, 11.629’u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 67 köyü vardır. Yüzölçümü 923 km2 olup, nüfus yoğunluğu 16’dır. İlçe toprakları genelde platolarla kaplıdır. Başlıca akarsuyu Daday Çayıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri Şekerpancarı, buğday, patates olup, az miktarda meyve yetiştirilir. Hayvancılık ikinci derecede geçim kaynağıdır. En çok koyun, tiftik keçisi ve sığır beslenir. İlçe merkezi Daday Çayının kıyısında küçük bir ovada kurulmuştur. İl merkezine 35 km mesâfededir. Gelişmemiş, küçük bir yerleşim merkezidir. Belediyesi 1873’te kurulmuştur.
Devrekâni: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 16.045 olup, 5137’si ilçe merkezinde, 10.908’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 10 köyü vardır. Yüzölçümü 742 km2 olup, nüfus yoğunluğu 22’dir. İlçe topraklarının güney ve güneydoğusu platolarla kaplı olup, kuzeyini Küre Dağları engebelendirir. Dağlar akarsu vâdileriyle parçalanmıştır. Başlıca akarsuyu Devrekâni Çayıdır. Bu çayın vâdisinde yer alan Ova Kastamonu’nun en büyük düzlüklerinden biridir.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı, buğday, arpa, patates, elma, erik ve armuttur. Hayvancılık önemli gelir kaynağıdır. Ençok koyun, tiftik keçisi ve sığır beslenir.
İlçe merkezi, Devrekâni Çayı vâdisinde kurulmuştur. Kastamonu-Çatalzeytin karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 32 km mesafededir. Gelişmemiş ve küçük bir yerleşim merkezidir. 1944’te ilçe olan Devrekâni’nin belediyesi aynı yıl kurulmuştur.
Doğanyurt: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 13.244 olup, 802’si ilçe merkezinde, 12.442’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 25 köyü vardır. İlçe toprakları dar kıyı ovası ve hemen ardından yükselen dağlardan meydana gelir. Ekonomisi ormancılığa dayalıdır. Kıyıdaki düzlüklerde tarım yapılır. İlçe merkezi deniz kıyısında Cide-İnebolu yolu üzerindedir. İnebolu’ya bağlı bucakken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu.
Hanönü: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 7360 olup, 2582’si ilçe merkezinde, 4778’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 25 köyü vardır. İlçe toprakları genelde dağlıktır. Kuzeyinde Küre Dağları güneyinde ise Gökırmak Vâdisi yer alır. Ekonomisi tarıma dayalıdır. Eski ismi Gökçeağaç’tır. Sinop sınırı yakınlarında, Küre Dağlarının güney eteklerinde kurulmuştur. Kastamonu-Sinop karayolu ilçe topraklarından geçer. Taşköprü’ye bağlı bucakken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu.
İhsangâzi: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 8978 olup, 3423’ü ilçe merkezinde, 5555’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 14 köyü vardır. İlçe toprakları dalgalı düzlüklerden meydana gelir. Kuzeyinde Küre Dağları, güneyinde Ilgaz Dağları yer alır. Araç Çayı başlıca akarsuyudur. Ekonomisi tarıma dayalıdır. Yüksek kesimlerde ormanlık ve hayvancılık yapılır. İlçe merkeziAraç Çayı kıyısında kurulmuştur. Merkez ilçeye bağlı bucakken 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu. İl merkezine 40 km mesâfededir.
İnebolu: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 27.944 olup 8350’si ilçe merkezinde, 19.594’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 74 köyü vardır. İlçe toprakları dar kıyı ovasının ardından yükselen dağlardan meydana gelir. Dağlar gür ormanlarla kaplıdır. Girintili olmayan kıyılarında birçok tabiî kumsal vardır.
Ekonomisi ormancılığa dayalıdır. Kıyıdaki düzlüklerde tarım yapılır. Başlıca tarım ürünleri patates, buğday, elma ve armut olup, ayrıca az miktarda arpa, soğan, erik, fındık ve zeytin yetiştirilir. Hayvancılık ve balıkçılık küçük çapta yapılır. ilçede orman ürünlerini işleyen küçük sanâyi sitesi vardır.
İlçe merkezi, ormanlarla kaplı dik yamaçların kıyıya yakın kesiminde kurulmuştur. Kastamonu’nun tek limanı olan ilçesidir. İl merkezine 93 km mesâfededir. Belediyesi, 1886’da kurulmuştur.
Küre: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 14.026 olup, 3749’u ilçe merkezinde, 10.277’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 46 köyü vardır. İlçe topraklarını Küre Dağları engebelendirir. Dağlar, Devrekâni Çayı ve kolları tarafından derin vâdilerle parçalanmıştır. Dağlar gür ormanlarla kaplıdır.
Ekonomisi, tarım, ormancılık ve mâdenciliğe dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa ve patates olup, ayrıca az miktarda şekerpancarı, armut, elma, erik ve baklagiller yetiştirilir. Hayvancılık önemli gelir kaynağıdır. Daha çok küçük baş hayvan beslenir. Etibank tarafından bakırlı-pirit yatakları işletilir.
İlçe merkezi, Mâden Deresi vâdisinin dik eğimli batı yamaçlarında kurulmuştur. Denizden yüksekliği 950 metredir. İl merkezine 59 km mesafededir. Kastamonu-İnebolu karayolu ilçenin 3 km doğusundan geçer. 1926’da ilçe olan Küre’nin belediyesi aynı sene kurulmuştur.
Pınarbaşı: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 7596 olup, 1555’i ilçe merkezinde, 6041’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 24 köyü vardır. İlçe toprakları dalgalı düzlüklerden meydana gelir. Doğu ve kuzeyinde İsfendiyar Dağları yer alır. Ekonomisi tarıma dayalıdır. Yüksek kesimlerde hayvancılık yapılır. İlçe merkezi Devrekâni Çayını besleyen bir dere kenarında kurulmuştur. Azdavay ilçesine bağlı bucakken 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu. İl merkezine 96 km mesâfededir.
Seydiler: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 6306 olup, 3245’i ilçe merkezinde, 3061’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 10 köyü vardır. İlçe toprakları genelde dağlıktır. Devrekâni Çayı vâdisinde küçük düzlükler vardır. Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. İlçe merkezi, Devrekâni Çayı kıyısında kurulmuştur. Kastamonu-İnebolu karayolu ilçeden geçer. Devrekâni’ye bağlı bucakken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu.
Şenpazar: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 8950 olup, 2887’si ilçe merkezinde, 6063’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 22 köyü vardır. İlçe toprakları orta yükseklikte engebeli araziden meydana gelir. Ekonomisi tarım, ormancılık ve hayvancılığa dayalıdır. İlçe merkezi, bir dere vadisinde yer alır. İl merkezine 134 km mesafededir. Belediyesi 1974’te kurulmuştur.
Taşköprü: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 47.621 olup, 11.454’ü ilçe merkezinde, 36.167’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 122 köyü vardır. İlçe topraklarının kuzey doğu ve güneyi dağlık alanlardan, iç kesimi ise orta yükseklikteki dalgalı düzlüklerden meydana gelir. Başlıca akarsuları Akkaya Çayı, Karadere ve Uludere’dir. Dağlık alanlar meşe, kayın, köknar, karaçam ve sarıçam ormanları ile kaplıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı, buğday, elma, kendir, patates, arpa, soğan ve sarmısak olup, ayrıca az miktarda armut, erik, baklagiller yetiştirilir. Hayvancılık önemli gelir kaynağıdır. Düz kesimlerde sığır ve manda, yüksek kesimlerde koyun besiciliği yapılır. Sümerbank Kendir Sanâyi Müessesesi ve Seka Kastamonu Kâğıt Fabrikası başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi Gökırmak’ın kıyısında kurulmuştur. Çobanoğulları tarafından yaptırıldığı zannedilen ve günümüzde de kullanılan köprüden ismini alır. Kastamonu-Boyabat yolu ilçeden geçer. İl merkezine 42 km mesâfededir. BelediyesiCumhûriyetten sonra kurulmuştur.
Tosya: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 48.055 olup, 22.810’u ilçe merkezinde, 25.245’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 52 köyü vardır. Yüzölçümü 1197 km2 olup, nüfus yoğunluğu 41’dir. İlçe toprakları dağlarla çevrilidir. Kuzey ve kuzeybatısında Ilgaz Dağı, güneyinde Köroğlu Dağları yer alır. Başlıca akarsuyu Devrez Çayıdır. Bu akarsuyun vâdisinin genişlediği düzlük, Tosya Ovası olarak adlandırılır. Dağlar gürgen, kara ve sarı çam ormanları ile kaplıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, şekerpancarı, pirinç, elma, armut ve patatestir. Pirinci meşhurdur. Koyun ve Ankara keçisi beslenen ilçede arıcılık gelişmiştir. Meyve suyu, yem, orman ürünleri, tuğla, metal eşyâ ve plâstik ayakkabı fabrikaları ve çeltik atölyeleri başlıca sanayi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi, Kuruçay Vâdisinde kurulmuştur. Samsun-Gerede karayolu ilçenin güneyinden geçer. İl merkezine 66 km mesâfededir. Çok eski bir târihe sâhiptir. Belediyesi 1864’te kurulmuştur.
Târihî Eserler ve Turistik Yerler
Kastamonu tabiî güzellikleri, târihî eserleri ve orman varlığı yönünden zengindir. Târihî eserlerin çoğu Osmanlı ve Selçuklu devrine âittir.
Kastamonu Kalesi: Eski bir kaledir. 112 m yükseklikteki bir tepe üzerinde Bizanslılar döneminde yapılmıştır. Sağlam olan iç kalenin temelleri Bizans yapısı, üst bölümü Candaroğulları döneminde yapılmıştır. Selçuklu veOsmanlı dönemlerinde tâmir görmüştür. 23 Kasım 1943 zelzelesinde çok zarara uğramıştır. Kale içinde türbeler, sarnıç, kaya mezarları ve tünel vardır.
Atabey Câmii: Aynı isimle anılan mahallededir. 1273’te Çobanoğulları döneminde yapılmıştır. Kastamonu’nun en eski câmiidir. Kapıdan mihrâba doğru uzanan ahşap sütunlar sebebiyle halk arasında “40 Direkli” diye bilinir. Kesme taştan kısa minâresi Selçuklu mîmârîsi özelliğini taşır.
İbn-i Neccar Câmii: 1353’te İbn-i Neccar adıyla bilinen Muradoğlu Hacı Nusret tarafından yaptırıldığı, kitâbesinde yazmaktadır. 1943 zelzelesinde büyük hasar görmüştür. Ahşap kapısı ağaç oymacılığının nâdide eserlerindendir.
Halil Bey Câmii: Emir İsmâiloğlu Halil Bey tarafından 1363’te yaptırılmıştır. Merkez ilçeye bağlı Kemah köyündedir. Ahşap tavanını süsleyen motifler çok güzeldir.
İsmâil Bey Külliyesi: Candaroğulları beylerinden İsmâil Bey tarafından 1451’de yaptırılmıştır. Külliye câmi, medrese ve türbeden meydana gelmiştir.
Yakub Ağa Külliyesi: Alamescit Mahallesindedir. 1547’de Kânûnî Sultan Süleyman Hanın kilercibaşısı Yakub Ağa tarafından yaptırılmıştır. Külliye medrese, câmi ve imâretten meydana gelmiştir.
Nasrullah Câmii: 1506’da Osmanlılar döneminde Yakupoğlu Nasrullah Kâdı tarafından yaptırılmıştır. Kastamonu’da Osmanlılar devrinde yapılan ilk câmi olup, ilin en büyük câmiidir. Çeşitli dönemlerde gördüğü tamirâtlar yüzünden o günkü özelliğini kaybetmiştir.
Sinan Bey Câmii: 1571’de Sinan Bey tarafından yaptırılmıştır. Çelebi Mahallesindedir. Ahşab kapısının kabartma ve aynaları çok güzeldir.
Şeyh Şaban-ı Velî Câmii: 1580’de Sultan Üçüncü Murâd Hanın hocası Şücâüddîn Efendi tarafından yaptırılmıştır. Günümüze kadar gördüğü tâmirler yüzünden ilk günkü özelliğini kaybetmiştir.
Abdurrahmân Paşa Câmii: Tosya ilçesindedir. 1584’te Maraşlı Abdurrahmân Paşa tarafından yaptırılmıştır. Klasik Osmanlı mîmârî özelliğinin izlerini taşır.
Kâsım Bey Câmii: Taşköprü ilçesine bağlı Çaycevher köyündedir. Yapı malzemesi Anadolu beylikleri özelliğini taşırsa da, plan yönünden Selçuklu mîmârîsi tarzında yapılmıştır.
Hoca Şemseddîn Câmii: Küre ilçesinde Câmi-i Kebîr mahallesindedir. 1473’te Hoca Şemseddîn tarafından yaptırılmıştır. İlk yapılış şeklini günümüze kadar korumuştur.
Küre-i Hadid Câmii: Araç ilçesine bağlı Küre-i Hadid köyündedir. Kitâbesinde 1451’de Candaroğlu İsmâil Bey tarafından yaptırıldığı yazmaktadır.
Münire Medresesi: Nasrullah Câmiinin güneyindedir. 1746’da Reis-ül-Küttâb Hacı Mustafa Efendi tarafından yaptırılmıştır. 21 odadan meydana gelmiştir.
Urgan Hanı: Nasrullah Câmii yanındadır. 1748’de Reîs-ül-Küttâb Hacı Mustafa Efendi yaptırmıştır.
İsmâil Bey Hanı: Attarlar çarşısındadır. Kuzey ve güneyde iki kapısı vardır. 1972’de Vakıflar Genel Müdürlüğünce tâmir ettirilmiştir.
Yılanlı Şifâhane: Küpceğiz Mahallesindedir. İlin en eski yapısıdır. Kitâbesinde 1272’de Muiniddin Süleymân Pervâne’nin oğlu Ali Bey tarafından yaptırıldığı yazmaktadır. Taştan oyulmuş cümle kapısı nefis bir sanat eseridir.
Nasrullah Köprüsü: Karaomak Deresi üzerindedir. Nasrullah Câmiini karşı yakaya bağlar. 1506’da Nasrullah kâdı yaptırmıştır. Günümüzde sâdece iki gözü kalmıştır.
Pompeipolis kalıntıları: Roma İmparatorluğu’nun meşhur kumandanlarından Pompeipolis’in kurduğu ve kendi ismini verdiği kent, Taşköprü ilçesinin Zımbıllı Tepesinde ortaya çıkarılmıştır.
Mesire yerleri: Kastamonu tabiî güzellikler bakımından oldukça zengin bir ilimizdir.
Ilgaz Dağı ve Millî Parkı: İl merkezine 45 km uzaklıkta, Ilgaz Dağı üzerindedir. Çankırı-Kastamonu karayolu parkın içinden geçmektedir. Zengin bitki örtüsü, bol ve soğuk suları ve yabanî av hayvanları bakımından çok zengindir.
Acı (Acık) Maslak: İl merkezine 3 km uzaklıkta âdetâ şehir ile bitişik bir mesîre yeridir. Çam ormanları ile kaplıdır. Püryan kebabı meşhurdur.
Kâdı Dağı: Kastamonu-Çankırı karayolu üzerinde, il merkezine 12 km uzaklıkta güzel bir mesire yeridir. Soğuk pınarları meşhurdur.
Kanlıgöl: Kastamonu-Araç karayolu üzerinde il merkezine 24 km uzaklıkta çam ormanlarıyla kaplı bir mesîre yeridir.
Soğuksu: Kastamonu-Çankırı karayolu üzerinde il merkezine 40 km uzaklıkta bir mesîre yeridir.
Yaralıgöz: Kastamonu-Devrekâni-Çatalzeytin karayolu üzerinde il merkezine 35 km uzaklıkta bir mesîre yeridir.
Üçoluklar: Tosya ilçesine 3 km uzaklıkta olup, çam ağaçları ve soğuk suları ile orman içinde güzel bir mesîre yeridir.
Karşıyaka: Azdavay ilçesine 10 km uzaklıkta bir dinlenme yeridir.
Yeşilyuva: Bozkurt ilçesi yakınlarında orman içi mesîre yeridir. Kestane, çam ve gürgen ağaçları ile meydana gelen bitki örtüsü görülmeye değerdir.
Dipsizgöl: Tosya’ya 18 km uzaklıkta orman içi bir dinlenme yeridir. 500 m2lik krater gölü mevcuttur.

Kaynak

Rehber Ansiklopedisi
[attachment=133182]

Hibiskus Hatmi Çiçeği? Hibiskus Nedir? Hibiskus Çiçeği Çayı? Hibiskus Çayı Faydaları Nelerdir?

Hibiskus Nedir?

Yüksek miktarda antioksidan içeren Hibiskus ekşi bir lezzete sahip olup susuzluğu giderir. Ebegümecigiller (Malvaceae) ailesinden olan bu bitki bol miktarda C vitamini içerir ve sağlık için çeşitli avantajlar sunar. Yaklaşık 300 türü olan ve hatmi çiçeği olarak da tanınan hibiskus bitkisi hoş kokusuyla da bilinir.
Hibiskus Ne İşe Yarar?

Çevreye ve iklime bağlı olarak çeşitlilik gösteren yüzlerce hibiskus türü mevcuttur. Her türün farklı kullanımları vardır ve farklı avantajlar sunar. Ancak en genel kullanım şekli çay halidir ve kafein içermemesi de tercih sebebidir.

Hibiskus Faydaları Nelerdir?

Genelde hatmi olarak tanınan hibiskus bitkisi Batı Afrika, Orta ve Güney Amerika ve Karayipler'de yetişen çok yıllık bir bitkidir ve genellikle sıcak iklim bölgelerinde yetiştirilir. A, B2 ve C vitaminleri ile zenginleştirilmiş antioksidan dolu çiçeksi yapraklar hibiskus bitkisinin bir parçasını oluşturur ve çay veya kapsül formunda tüketilir. Hibiskus çayı faydaları aşağıdaki gibidir:

    Hibiskus beta karoten, C vitamini ve antosiyanin gibi antioksidanlar bakımından zengindir. Antioksidanlar vücuttaki zararlı moleküller olarak adlandırılan serbest radikalleri yok etmeye yardımcı olur. Serbest radikaller ise kanser kalp hastalıkları ve diyabet gibi hastalıkların gelişiminde rol oynar.
    Enflamasyon veya iltihaplanma her bireyde ortaya çıkabilen ve bağışıklık sisteminin organları enfeksiyonlardan ve yaralanmalardan koruma amacıyla oluşturduğu bir biyokimyasal tepkidir. Yapılan araştırmalar hibiskus bitkisinin enflamasyonun azaltılmasında pozitif etki yaratabildiğini göstermiştir.
    Hibiskus çayı kanseri önlemeye yardımcı olan polifenoller adı verilen antioksidanlar içerir.
    Hibiskus çayı antibakteriyel bir fayda sunabilir.
    Hibiskusun getirdiği yararlardan bir tanesi hipertansiyon durumunda kan basıncınızı azaltma yeteneğidir. Yüksek tansiyon olarak da bilinen hipertansiyon kalbe zarar vererek zayıflamasına yol açabilir. Hibiskus kullanımı bu tansiyon düşürme sürecinde etkili olabilir.
    Kalp hastalığı, kalp krizi ve inme gibi sağlık sorunlarının riskini arttıran yüksek kolesterol seviyelerine hibiskus bitkisi dengeleyici ve kan dolaşımını iyileştirici etkiler sunabilir.
    Yapılan çeşitli araştırmalar hibiskusun obeziteye karşı koruma sağladığı ve kilo kaybına olumlu katkıda bulunduğunu göstermiştir.
    Hibiskus karaciğer sağlığını iyileştirmeye destek olabilir. Bu bitkinin güçlü antioksidan özelliği sayesinde karaciğer çeşitli toksinlerden korunabilir.

Hibiskus çayı içmek, yüksek antioksidan içeriği sayesinde bağışıklık sistemini destekleyebilir, kan basıncını düşürebilir ve vücutta iltihaplanmayı azaltabilir. Ayrıca, hibiskus çayının hoş tadı ve ferahlatıcı etkisi de yaygın olarak tercih edilmektedir.

Bunlar şu şekilde sıralanabilir: 

    Hibiskusun mukozal hücreleri tedavi edici özelliği vardır.Özellikle midede gastritten dolayı oluşan hafif yanmaların azaltılmasında hibiskus önerilebilir.
    Zengin antioksidan içeriği ile hibiskus, vücudun serbest radikallerden korunmasına destek olur. Bu özelliği ile kanser riskinin azaltılmasında etkilidir.
    Hibiskusun kan basıncını düşürdüğüne dair çalışmalar vardır. Yüksek tansiyonu olan kişiler için tansiyonun düşürülmesinde etkili olabilir. 
    Hibiskus, iştahın azaltılmasını ve metabolizmanın hızlanmasını destekleyebilir. Bu sayede düzenli hibiskus tüketimi kilo kaybını destekleyebilir.
    Hibiskusun faydalarından bir diğeri de solunum yollarındaki tahrişe karşı iyileştiricidir. Grip ve nezle durumlarındaki kuru öksürük için geleneksel tıpta hibiskus sıklıkla önerilenler arasındadır. 
    Yapılan çalışmalarda hibiskusun antienflamatuar etkisi sayesinde iltihaplara karşı etkili olduğuna dair veriler elde edilmiştir.
    Hibiskusun kan şekerini düşürücü etkileri vardır. Bu etkilerinden dolayı özellikle kan şekerinin yüksek seyrettiği insülin direnci, diyabet gibi hastalıkları olan kişilere önerilebilir.
    Cilt yanıkları ve böcek ısırıklarına karşı da hibiskusun faydalı etkileri vardır. Hibiskusun ezilerek elde edilen ekstresinin cilt üzerine sürülmesi ile semptomlar azaltılabilir.

Bu faydalarından yararlanabilmek için genellikle hibiskusun düzenli kullanımı önerilir. Ancak hibiskus kullanılmadan önce bir doktora veya beslenme uzmanına danışılmalıdır.

Hibiskus Çayı Nasıl Demlenir?

Peki hibiskus çayı nasıl demlenir? Hibiskus çayı sıcak bir bitki çayı olarak ya da tatlı ve ferahlatıcı bir soğuk demlemeyi tercih edenler için buzlu bir içecek olarak hazırlanabilir. İşte hibiskus çayının sıcak ve soğuk pişirme yöntemleri:

    Kaynatmış suyu sürahiye veya çaydanlığa dökün. Kurutulmuş hibiskus yapraklarından bir tatlı kaşığı ekleyin ve en az 4-5 dakika demlemeye bırakın. Süzdükten sonra belki bal gibi tatlandırıcılar ile zenginleştirebilirsiniz.
    Soğuk demleme yöntemi ile yapılan hibiskus çayında acılık azalırken çiçeklerin tadını daha çok hissedersiniz. Başlangıçta kurutulmuş hibiskus yapraklarını soğuk veya oda sıcaklığındaki su dolu bir sürahiye ekleyin ve karıştırın. En kısa 4 saat olacak şekilde 2 güne kadar demlemeye bırakabilirsiniz. Süzerek yaprakları ayıkladıktan sonra çayınız servis için hazırdır.

Hibiskus Çayı Faydaları Nelerdir?

Besin değeri yüksek olan hibiskus çayının sağlık açısından birçok faydası bulunur. Kalp hastalıkları risklerini azaltmadan bağışıklık sistemini güçlendirmeye kadar birçok hastalıklarda etkili olabilmektedir. Hibiskus çayının faydaları şu şekilde sıralanabilir:

    Hibiskus çayı bağışıklı güçlendirmeyi sağlayan C vitamini ve antioksidanlar içerir
    Kan basının düşürülmesi ve dengelenmesinde etkilidir
    Grip ve soğuk algınlığı semptomlarını hafifletir, boğaz enfeksiyonlarından korur
    Bağırsak sağlığını dengeleyerek sindirim sistemini düzenler
    Hibiskus çayı cildi yenilemeye yardımcıdır
    Adet sancılarına iyi gelir ve adet söktürücü özellik gösterir
    Kaygıları hafifletir, iyi bir uykuyu destekler

Hibiskus Nasıl Tüketilmelidir?

Yaz aylarında soğuk kompostoların içerisine aroma vermesi amacıyla katılabilir. Tercihe göre diğer buzlu bitki çayları ile birlikte de tüketilebilir. Tüm bitki çaylarında olduğu gibi hibiskus çayının da aşırı tüketimi tavsiye edilmez. Günde bir fincandan fazla tüketilmemesi önerilir. Ayrıca kronik hastalıklara sahip olan kişiler, doktor tavsiyesi olmadan kullanmamalıdır.

Hibiskus Kullanırken Nelere Dikkat Edilmelidir?

Hibiskus faydaları için doğru kullanımı önemlidir. Hibiskusun birçok yararı olmasına rağmen büyük miktarlarda kullanımı karaciğer hasarına yol açabilir. Ayrıca bazı kişiler bitkiye alerji gösterebilir. Hibiskus bazı ilaçlarla etkileşime girebilir. Eğer yüksek tansiyon veya diyabet ilaçları kullanıyorsanız hibiskus içeren ürünleri kullanmadan önce doktorunuza danışmanız önemlidir. Bunun yanında hibiskus bitkisi doğum kontrol ilaçlarının etkinliğini düşürebilecek ve meme ile rahim kanseri gibi hastalıklara yol açabilecek fitoöstrojenler barındırır. Bu sebeplerle hibiskus tüketiminin dikkatli olması ve aşırıya kaçmaması sağlık için vital öneme sahiptir. Bitkisel desteklerden önce doktorunuza ve eczacınıza başvurmanız sağlığınız açısından hayati önem taşır.

Hibiskus Seçerken Nelere Dikkat Edilmelidir?

Hibiskus çayının faydalarının diğer tüketim yöntemlerine nazaran daha fazla olduğu araştırmalar ile belirlenmiştir bu yüzden genellikle çay formunda tüketilmesi tavsiye edilir. Kurutulmuş hibiskus tomurcuklarından kendi çayınızı hazırlayabileceğiniz gibi poşet halinde aktarlardan da temin edebilirsiniz. Hibiskusu ince şekilde öğütülmüş ve kurutulmuş parçalar halinde toz olarak da satın alabilirsiniz. İçecek yapmak için sadece hibiskus tozu ile suyu karıştırmanız yeterlidir.

Hibiskus Ne Kadar Kullanılmalı?

Aşırı dozda hibiskus kullanımının bazı komplikasyonlara yol açabileceği için önerilen dozun üzerine çıkmanız tavsiye edilmez. Hibiskus çayının standart dozu günde 1 ile 2 bardak arasındadır. Eğer hibiskus ekstraktını tercih ederseniz günde 500-1000 mg yeterli olacaktır.

Hamileler Hibiskus Çayı İçebilir mi?

Peki hamileler hibiskus çayı içebilir mi? Hamilelik döneminde hibiskus tüketimine özen göstermelisiniz. Bitkinin içerdiği fitoöstrojenler erken doğum gibi bazı komplikasyonlara sebep olabilir. Hamilelik ve emzirme dönemlerinde doktorunuza danışmadan hibiskus ya da başka herhangi bir bitkisel takviye kullanmanız tavsiye edilmez.

Antioksidan Özellikler

Hibiskus beta karoten, C vitamini ve antosiyanin gibi antioksidanlar açısından zengin bir bitkidir. Antioksidanlar vücuttaki serbest radikaller olarak bilinen zararlı moleküllerin yok edilmesine yardımcı olur. Serbest radikaller kanser, kalp hastalıkları ve diyabet gibi hastalıkların oluşmasında rol oynar. Vücudunuz serbest radikallerle savaşmak için kendi antioksidanlarını kullanırken, hibiskus gibi antioksidan bakımından zengin besinleri tüketmeniz hastalıklarla baş etmenize yardımcı olabilir.
Antienflamatuar Özellikler

Enflamasyon, herkeste meydana gelebilen bağışıklık sisteminin organları enfeksiyondan ve yaralanmalardan korumak amacıyla oluşturduğu biyokimyasal bir tepkidir. Enflamasyona tıbbi müdahale yapılmazsa bazı sağlık sorunlarına neden olabilir. Uzun süreli enflamasyon, kanser, astım, alzheimer, kalp hastalıkları ve romatoid artrit gibi bazı hastalıkların ortaya çıkmasında rol oynar. Yapılan bazı araştırmalar sonucu hibiskus bitkisinin enflamasyonun giderilmesinde olumlu etki gösterebildiği gözlemlenmiştir. Hibiskusun enflamasyon üzerindeki etkilerinin tam olarak anlaşılması için daha fazla araştırmaya ihtiyaç vardır.
Antikanser Özellikler

Hibiskus çayı, kanser önlemeye yardımcı olan polifenol denilen antioksidanlar içerir. Yapılan bazı araştırmalar, hibiskus özütünün hücre büyümesini sınırladığı ve ağız kanserinin istilasını azalttığını gösterdi. Ayrıca başka çalışmalar, hibiskus çayının prostat kanseri ve mide kanseri hücrelerinin yayılmasını önlemeye yardımcı olabileceğini göstermektedir ancak diğer tüm bitkisel içeriklerde olduğu gibi hibiskus çayı içmeniz kansere yakalanmanızı önlemez. Sadece kansere yakalanma riskinizi azaltmaya yardımcı olabilir.
Antibakteriyel Özellikler

Hibiskus çayı antibakteriyel fayda sağlayabilir. Yapılan bazı çalışmalar, hibiskus özütünün E.coli’yi bakterisini inhibe ettiğini göstermiştir. Diğer bakteri türleriyle de savaşmada da ekili olabileceğine dair çalışmalar olmakla birlikte hibiskusun antibakteriyel özelliklerini tam olarak anlamak için daha fazla çalışma yapılmasına ihtiyaç vardır.
Kan Basıncı Üzerindeki Etkisi

Hibiskusun en önemli faydalarından biri de hipertansiyon durumunda kan basıncınızı düşürmeye yardımcı olmasıdır. Hipertansiyon olarak adlandırılan yüksek tansiyon, kalbe zayıflamasına neden olabilecek baskı uygular. Hibiskus kullanımı tansiyonu azaltmaya yardımcı olabilir. Bu bitki yüksek tansiyon teşhisi konan hastalar için kesinlikle tansiyon ilaçlarının yerini alamazlar.
Kolesterol Üzerindeki Etkisi

Yüksek kolesterol seviyeleri kalp hastalığı, kalp krizi ve inme gibi sağlık sorunlarının riskinin artması ile bağlantılıdır. Hibiskus bitkisi vücudun kolesterol seviyelerini dengeleme ve kan akışını iyileştirmede faydalı etkiler gösterebilir. Yapılan klinik çalışmalar neticesinde hibiskusun kan şekeri ve toplam kolesterol seviyesini azalttığı gözlemlenmiştir. Sağlıklı kolesterol seviyelerini korumaya yardımcı olduğu düşünülse de emin olmak için daha fazla araştırma yapılmasına ihtiyaç vardır.
Kilo Verme

Yapılan bazı araştırmalar sonucu hibiskusun obeziteyi önleme ve kilo verme üzerinde olumlu etki gösterdiği gözlemlenmiştir Araştırmalar hibiskus özütü kullanılarak hibiskusun 12 hafta sonra vücut yağının ve vücut kitle indeksinin azalmasına yardımcı olabileceğini göstermiştir.
Karaciğer Sağlığı

Hibiskus karaciğeri sağlığının iyileştirilmesine destek olabilir. Hibiskus güçlü antioksidan özelliği sayesinde karaciğeri çeşitli toksinlerden korumaya yardımcı olabilir. Yapılan araştırmalar sonucu hibiskus kullanımı ile İnsan vücudunda metabolizma, sindirim, detoksifikasyon ve vitamin gibi çeşitli işlevlerden sorumlu olan karaciğer hücrelerinin bazı antikanser aktivitesi gösterdiği gözlemlenmiştir.


Hibiskus Almanın En İyi Yolları Nelerdir?

Hibiskus bitkisini tüketmenin çeşitli yolları vardır. Hibiskusun sağlık için en sık kullanılan yolları şunlardır:

    Çay: Hibiskus çayı faydaları diğer tüketim şekillerine göre daha fazla olduğu için yapılan araştırmalar sonucunda da çay şeklinde tüketimi daha çok önerilir. Kurutulmuş hibiskus tomurcuklarını kaynar suda demleyerek kendiniz çay yapabileceğiniz gibi hazır poşet çay şeklinde de aktarlarda bulabilirsiniz.
    Toz: İnce öğütülmüş ve kurutulmuş bitki parçalarından yapılan hibiskusu toz olarak da satın alabilirsiniz. İçecek yapmak için hibiskus tozunu suyla karıştırmanız yeterlidir.
    Ekstrakt: Hibiskus ekstraktı, bitki kurutulduktan sonra ekstrasyon işlemlerinden geçirilerek elde edilen özüdür. Ekstraktlar belirli koşullarda üretildiklerinden, en güvenilir formlarına eczaneler aracılığı ile ulaşabilirsiniz.

Hibiskus Kullanımında Dikkat Edilmesi Gerekenler Nelerdir?

Hibiskusun pek çok faydası olduğu gibi yüksek dozlarda kullanımı karaciğer hasarına neden olması gibi bazı yan etkilere neden olabilir. Ayrıca bitkiye karşı alerjik reaksiyon gösterme ihtimali de vardır. Hibiskus bazı ilaçlarla beraber tüketildiğinde etkileşime girebilir. Yüksek tansiyon ya da diyabet ilaçları kullanıyorsanız, hibiskus içeren ürünleri kullanmadan önce hekiminize danışınız. Bu bitki ayrıca doğum kontrol ilaçlarının etkinliğini azaltabilecek, meme ve rahim kanseri gibi hastalıklarda da tehlikeli olabilecek fitoöstrojenler içerir, bu nedenlerden ötürü hibiskus kullanımına dikkat etmeniz ve aşırı dozda tüketmemeniz sağlığınız açısından önemlidir. Herhangi bitkisel destek kullanımından önce mutlaka hekiminize ve eczacınıza danışmanız sağlığınız için oldukça önemlidir.

Hamilelikte Hibiskus Kullanımı

Hamilelik sürecinde hibiskus tüketimine dikkat etmeniz gerekir. Bitkinin içerisindeki fitoöstrojenler erken doğum gibi bazı komplikasyonların oluşmasına neden olabilir. Hamilelik sürecinde ve emzirme döneminde doktorunuza danışmadan hibiskus veya herhangi bitkisel takviye tüketmeniz önerilmez.

Hibiskusun Geleneksel Kullanımı Nasıldır?

Hibiskus bitkisi geçmişten günümüze kadar tıbbi, dekoratif ve mutfak amaçları gibi çeşitli şekillerde kullanılmıştır. Mısır ve Sudan’da kalikslerden yapılan çay, vücut ısısını düşürme, kalp ve sinir hastalıklarını tedavi etme ve diürezi yani artan idrar üretimini uyarma gibi çeşitli amaçlarla kullanılmıştır. Kuzey Afrika’da ise, öksürük, boğaz ağrısı, diş yaraları, apse ve genital sorunların tedavisinde kullanılmıştır. Avrupa’da kafeinsiz bir içecek çayı olarak kullanılan hibiskus, özellikle sinirsel huzursuzluk ve uykuya dalma zorluğu gibi sorunlar için kullanılmıştır. İran’da hibiskus çayı, hipertansiyon için geleneksel bir tedavi yöntemi olarak kullanılmıştır.

Hibiskus Kullanım Dozu Ne Kadar Olmalı?

Hibiskusun aşırı doz kullanımı bazı komplikasyonlara neden olabileceği için tavsiye edlen dozun üstünde kullanmamanız gerekir. Hibiskus çayı için önerilen standart doz günde 1 ila 2 bardaktır. Hibiskus ekstraktı kullanmak isterseniz günde 500-1000 mg arası yeterli olacaktır.

Hibiskus Çayı Nasıl Yapılır?

Hibiskus ister ılık ve yatıştırıcı bir bitki çayı, ister tatlı,keskin ve ferahlatıcı soğuk demleme ya da buzlu çay olarak farklı şekillerde yapılabilir. Hibiskus çayının sıcak ve soğuk yapılış tarifi şöyledir:

    Sıcak hibiskus çayı: Bir su bardağı suyu kaynattıktan sonra çaydanlık ya da sürahiye aktarın. Kurutulmuş bir tatlı kaşığı hibiskus yapraklarını kaynatılmış suya ekledikten sonra en az 4-5 dakika demlenmeye bırakın. Demlediğiniz çayı süzdükten sonra isteğinize göre bal vb şeylerle tadlandırabilirsiniz.
    Soğuk hibiskus çayı: Soğuk demleme usulüyle hazırlanan hibiskus çayında acı tat azalırken çiçeklerden daha fazla lezzet alırsınız. Öncelikle kurutulmuş hibiskus yapraklarını soğuk ya da oda sıcaklığındaki suyla dolu bir sürahiye ekleyin ve karıştırın. En az 4 saat olacak şekilde 2 güne kadar demlenmesini bekleyebilirsiniz. Demlenen çayın yapraklarını çıkartmak için süzdükten sonra çayınız tüketilmeye hazırdır.

Hibiskus bitkisi için yapılan araştırmaların çoğu hayvan ve laboratuvar çalışmaları ile sınırlıdır. Hibiskus bitkisinin birçok faydası olduğu düşünülmekle birlikte yarar ve risklerini tam olarak anlamak için daha fazla araştırma yapılmasına ihtiyaç vardır. Özellikle hamilelik süreci ve emzirme döneminde hibiskus kullanmadan önce doktorunuza danışınız. Hibiskus kullanımından sonra alerjik bir reaksiyon ya da başka yan etkiler oluşursa bir sağlık kuruluşuna başvurmayı ihmal etmeyin.

Kaynak

Buyukanadoluhastanesi
livhospital
medicalpark
nazligulsahdogan

RAŞiT TUNCA

BAŞAĞAÇLI RAŞiT TUNCA
Raşit Tunca

FORUMUMUZDA
Dini Bilgiler...
Kültürel Bilgiler...
PNG&JPG&GiF Resimler...
Biyografiler...
Tasavvufi Vaaz Sohbetler...
Peygamberler Tarihi...
Siyeri Nebi
PSP&PSD Grafik

BOARD KISAYOLLARI

ALLAH

Allah



BAYRAK

TC.Bayrak



WEB-TUNCA


Radyo Karoglan

Foruma Misafir Olarak Gir


Forumda Neler Var


Karoglan-Raşit Tunca - Dini - islami - Dini Resim - FIKIH - Kuran - Sünnet - Tasavvuf - BAYRAK - Milli - Eğlence - PNG - JPEG - GIF - WebButtons - Vaaz - Sohbet - Siyeri Nebi - Evliyalar - Güzel Sözler - Atatürk - Karoglan Hoca - Dini Bilgi - Radyo index - Sanal Dergi




GALATASARAY

G A L A T A S A R A Y


FENERBAHÇE


F E N E R B A H C E


BEŞiKTAŞ

B E Ş i K T A Ş


TRABZONSPOR

T R A B Z O N S P O R


MiLLi TAKIM

M i L L i T A K I M


ETKiNLiKLERiMiZ


“Peygamberimiz Buyurdular ki Birbirinize Temiz ağız ile Dua edin. Bizde Sayfamızı ziyaret edenlerin ve bu bölümü ziyaret edenlerin kendilerinin Ruhaniyetine, geçmişlerinin Ruhuna Yasin Okuyup hediye ediyoruz Tıkla, ya sende oku yada okunmuş Yasinlerden Nasibini Al”
(Raşit Tunca)



MEVLANA'DAN

“ Kula Bela Gelmez Hak Yazmadıkca, Hak Bela Yazmaz Kul Azmadıkca, Hak intikamını, Kulunun Eliyle Alır da, Bilmiyenler Kul Yaptı Sanır."
(Hz. Mevlana)