MUHAMMED

Muhammed


BAYRAK

TC.Bayrak



Welcome, Guest
You have to register before you can post on our site.

Username
  

Password
  





Forum Statistics
Members:» Members: 7
Latest member:» Latest member: Muhammed
Forum threads:» Forum threads: 5,258
Forum posts:» Forum posts: 5,849

Full Statistics Full Statistics

DOWNLOADEN


“Downloaden Bölümümüzden BEDAVA Grafik Paketleri,E-Kitaplar ve Bedava Bilgisayar Programlarını Tek TIKLA BEDAVA indirebilirsiniz”
(Raşit Tunca)




AYET

“Yeryüzüne muhakkak benim iyi kullarım varis olacaktır”
ENBİYA Suresi 105


FELSEFEMiZ

“ iSLAM OKUMAK YAZMAK YADA ÇiZMEK DEĞiLDiR, Yahutta O Hadis şöyle, Bu Ayette böyle diyor Diye Papağanlıkda Değildir. islam Kuranı ve sünneti HAYATINA TATBiK edip, Onunla Yaşayabilmekdir”
(Karoglan Raşit Tunca Sözü)


Raşit Tunca Sözü

“Yüzme bilmek Denizden çıkmana fayda vermez, taaki yüzme biliyorsan, denizedee düştüysen, ellerini, kollarını, ayaklarını çırpacaksın, ve birde tutuncak dal bulacak, tutunup çıkacaksın. ilimde böyledir, bir ilmi bilmek fayda etmez, taaki, onu hayatında tatbik edesiye, Dinde böyledir, din bilmek imanını kurtarmaz, taaki, ne zaman, bildiğin öğrendiğin dinini hayatında tatbik edip, yaşadın, o zaman belki kurtulursun.”
(Karoglan Raşit Tunca Sözü)

GÜZEL SÖZ

“ Bazen Hata Yapıvermek, Doğruyu bulmanın ilk Basamağıdır.
(Başağaçlı Raşit Tunca Sözü)



ALIÇ (Crataegus)

Alm. Eingriffliger Weissdorn (m), Fr. Aubépine, İng. Quick, Hawborn, Black thorn. Familyası: Gülgiller (Roseceae), Türkiye’de yetiştiği yerler: Marmara, Karadeniz, Orta ve Doğu Anadolu Bölgeleri.

Halk arasında yemişen olarak da bilinen bir meyve. Bitkisi 3-4 m yükseklikte, nisan, mayıs aylarında çiçek açan ağacımsı bir bitkidir. Yaygın olanı Comonogyna türüdür. Yaprakları ters yumurta şeklinde olup, dibe kadar 3-5 parçalıdır. Yaprak kenarları düzgün olmayıp, testere dişi gibidir. Çiçekleri pembemsi beyaz ve kuvvetli kokuludur. Meyveleri yumurta biçiminde, dışı kırmızı, içi sarı ve tek çekirdeklidir. Unsu bir tada sahib olan bu meyveler çanak yapraklarıyla çevrilmiştir. Bitkinin bütünü açık bir biçimde acı bademi andıran bir kokuya sahiptir. Çalılık, çit, koruluk ve orman kenarlarında rastlanır. Sık sık bahçelerde koruma çiti olarak da yetiştirilir.

Kullanıldığı yerler: Meyveleri genellikle çocuklar tarafından yenir ve pazarda ipe dizilmiş olarak satılır. Eskiden beri çiçekleri tansiyon düşürücü olarak kullanılmaktadır. Yine çiçek, yaprak ve meyvelerinden yapılan çayın, sinir sistemini yatıştırıcı, kan basıncını düzenleyici, idrar söktürücü etkileri vardır. Zehirli bileşikler taşımadığı için rahatça kullanılabilir. Özellikle çiçekleri çay olarak kaynatılarak içilir.

ALGORİTMA

Alm. Algorithmus (m), Fr. Algoritme (m), İng. Algorithm. Matematikte sayılarla yapılan her türlü hesaplamanın sistematik metoduna verilen genel isim.

Algoritmanın kurucusu dokuzuncu yüzyıl başlarında yaşayan Müslüman-Türk matematik alimi Ebu Abdullah Muhammed bin Musa el-Harezmi’dir. Matematikçiler için temel olan Kitab-ül Muhtasar fi Hesab-il Cebri ve’l-Mukabele adlı eseri meşhurdur. Kitabın aslı, Oxford’daki Bodliana kütüphanesindedir. Matematikteki şöhreti on altıncı yüzyılda Avrupa’yı etkisi altına almıştır. Harezmi’nin ismi Avrupa’da türlü şekillerle söylenmiştir. Latince’de “Alkhorismi” şeklinde söylenerek bulduğu metod Algoritma (algorizme) olarak literatüre geçmiştir.

Halen kullanılmakta olan; toplama, çıkarma, çarpma, bölme sayılarını en büyük ortak bölenlerini ve en küçük ortak katlarını bulmak gibi bilinen bütün aritmetik işlem metodları birer algoritmadır. Hesap makinalarına yerleştirilen, çeşitli işlemlere ait programlar da birer algoritmadır.

AKÜMÜLATÖR
Alm. Akkumulator (m), Fr. Accumolateur, İng. Accumulator. Elektrik enerjisini kimyevi enerjiye çevirerek depolayan ve depolanan kimyevi enerjiyi istendiğinde elektrik enerjisi olarak dışarı verebilen araç. Akümülatöre “akü” de denir. Pratikte kullanılan aküler başlıca iki kısma ayrılır: Asitli (kurşunlu) ve bazlı (demir-nikelli) akü.

Asitli aküler : İlk olarak 1859’da yapılmıştır. Bugün hala kullanılmaktadır. Dolmuş (şarjlı) durumdayken, pozitif elektrot (PbO2), negatif elektrot ise saf kurşundan ibarettir. Her iki elektrodun içine daldırıldığı elektrolit denen sıvı seyreltilmiş sülfirik asit (H2SO4) eriyiğidir. Akünün dış kabı ise kurşunla kaplanmış tahtadan, camdan veya bakalittendir. Pozitif elektrot koyu kahverengi; negatif elektrot ise gri renktedir. Pozitif elektrod, yüzeyi arttırmak için birbirine bağlı düşey ve yatay kaburgalardan meydana gelen levhalar halindedir. Bu levhalar formasyon denen işlemle PbO2 tabakası ile kaplanır. Negatif elektrod ise hücrelerine hamur halinde PbO doldurulmuş ızgara şeklindedir. İlk doldurma esnasında PbO, hidrojen iyonları sebebiyle gözenekli Pb haline gelir. Levha sayısı çok olduğu zaman (+) ve (-) levhalar kendi aralarında paralel olarak bağlanır. Dış tarafta negatif elektrod bulunması için negatif levha sayısı bir fazla alınır. Levhalar arasına seperatör denen kağıt veya plastik levhalar konularak levhaların aralığı muhafaza edilir ve birbirleriyle teması önlenir. Akülerin doldurulması ve boşaltılması hallerinde meydana gelen reaksiyonlar genel olarak şöyle gösterilir:

Pb+PbO2+2H2SO4 <==> 2PbSO4+2H2O

Boşalma (deşarj) esnasında reaksiyon sağa doğru, dolma (şarj) esnasında ise sola doğru meydana gelir.

Boşalma durumunda elektrodların ikisi de sülfat haline geçerler. Sülfirikasit eriyiğinin konsantrasyonu azalır. Dolma esnasında ise eriyiğin konsantrasyonu artar; yani su azalır. Dolayısıyle yoğunluk artar Dolma ve boşalma esnasındaki konsantrasyon dolayısıyla özgül ağırlıktaki değişme, akünün yük durumunu tespit etmekte kullanılır. Bu maksatla özgül ağırlık areometre ile kontrol edilir. Asit ne kadar hafifse, areometre o kadar derine batar. Dolmuş aküde yoğunluk, takriben 1,2 gr/cm3 civarında olmalıdır. Boşalan aküde ise 1,16 gr/cm3den daha düşük olmamalıdır.

Bir kurşunlu akünün elektrodları arasındaki potansiyel farkı; eriyiğin yoğunluğuna, dolma-boşalma durumuna ve çekilen akıma bağlıdır. Dolmuş durumda akünün potansiyel farkı 2 volt civarındadır. Bu değer boşalırken düşer. Pratikte takriben 1,8 voltun altında boşaltma yapmamak uygundur. Bu değerin altına düşünce sülfatlaşma denen PbSO4 kristalleri teşekkül eder ve levhalar sertleşir. Ayrıca bir aküyü uzun süre boş bırakmak da sülfatlaşmaya sebeb olur. Dolma işlemi sonuna doğru potansiyel farkı 2,8 volta kadar yükseldiğinde, negatif elektroda gelen hidrojen iyonları birleşecek PbSO4 molekülü bulamayınca asit teşekkülü azalır ve hidrojen kaçmaya başlar. Buna akünün boşalması (kaynaması) denir.

Boşalma sırasında bir akünün verebileceği elektrik miktarına akünün kapasitesi denir. Seri bağlı bataryada kapasitesine, paralel bağlılarda ise hepsinin toplamına eşittir. Kapasite amper-saat (Ah) birimi ile ölçülür. Boşalırken çekilen elektrik miktarının, doldurulma esnasındaki elektrik miktarına oranına Ah (amper-saat) verimi denir. Bunun yanında aküden alınan enerjinin, doldurulurken verilen enerjiye oranına (watt-saat) verimi denir. Kurşunlu akülerde Ah verimi % 90, Wh verimi % 70-80 civarındadır.

Bazlı (demir-nikelli) aküler: Pozitif elektrod Ni (OH)2, negatif elektrod ise demirdir. Elektrolit KOH, kabı ise demir saçtan yapılmıştır. Levhaları asitli aküler gibi ızgara şeklindedir. Bu akülerde reaksiyonlar şu şekilde cereyan eder:

Fe+KOH+2Ni(OH)3 ¾® Fe(OH)2+KOH+2 Ni (OH)2

Boşalmada sağa doğru, dolmada sola doğru olan reaksiyon vereyan eder. Bazlı akülerde konsantrasyon değişmez. Bazlı akü gerilimi 1,5 volt civarındadır. Boşalırken 1,1 volta kadar düşer. Dolmada ise 1,8 volta kadar yükselir. Bazlı akülerin her iki verimi de diğer tip akülerden daha düşüktür ve maliyeti daha fazladır. Buna rağmen hafif ve dayanıklıdır.

Demir-nikelli akülerin yanında, demir yerine kadmiyum kullanılan aküler de vardır. Son zamanlarda gümüş-çinko üzerinde de çalışmalar vardır.

Akülerin kullanılma alanları: Kurşunlu akülerin kullanılma alanları kendinden hareketli, hareketli ve durgun olmak üzere sınıflandırılır. Bu sınıflandırmaya göre farklı şekillerde yapılırlar. Kendinden hareketli olanlar motora ilk hareketi vermek için otomobil ve kamyonlarda kullanılır. Hareketli olanlar, tramvayların ve maden ocaklarındaki lokomotiflerin çalıştırılmasında ve trenlerdeki havalandırma ve ışıklandırma sistemlerinde gerekli gücü sağlamakta kullanılır. Bunlarda pozitif levhalar daha kalındır. Çünkü çok sık yüklenip boşaldıklarından etkin madde kaybı büyük olur.

Üçüncü sınıf olan durgun aküler ise hastahane, telefon santralleri, demiryolu işaret merkezlerinde ve yedek bir güce ihtiyaç duyulan pek çok yerde elektrik gücü sağlamakta kullanılır. Bu türlerde uzun ömürlülük önemlidir. Hacim ve ağırlık ikinci plandadır.

Kaynak

Rehber Ansiklopedisi
AKUSTİK
Alm. Akustik (f), Fr. Acustique, İng. Acoustics. Ses bilimi ve teknolojisi. Cami, tiyatro, konferans salonu gibi yerlerde sesin en az yankı ve en çok netlikle dinleyici kitlelere ulaştırılması büyük önem taşır.

Bir odanın akustiği, düzensiz yankılardan dolayı güzel bir sesi, bir konuşmayı bozarak sinir bozucu yapabilir. Ses yükselticiler, hoparlörler veya sesle ilgili herhangi bir sistemden çok şeyler beklenirken sonuç hayal kırıklığı olabilmektedir. İşte burada asıl problemin oda akustiği olduğu ortaya çıkmaktadır.

Akustik konusunda çalışmalara daha önceki devirlerdeki İslam mimarisinde olduğu gibi, Selçuklu ve Osmanlı mimarisinde de çok rastlanır. Binlerce insanın ibadet ettiği camilerde yankı özellikleri en ince noktalarına kadar incelenmiştir. İmamın sesinin dört bir köşeden duyulabilmesi için bütün tedbirler alınmıştır. Ecdat yadigarı bu ulu ibadethanelerde bugün de hiç bir yayın cihazına lüzum görülmeden ses her taraftan rahatça işitilebilmektedir.

Büyük Türk Mimarı Sinan’ın, Süleymaniye Camiini yaptığı sıralarda, bu meşhur sanat adamını çekemeyenler, kendisini Kanuni Sultan Süleyman’a; “Cami yapılırken kubbenin altına yan gelip nargile fokurdatır, bu ne iştir?” diye şikayet etmişlerdi. Padişah ani olarak cami inşaasını teftişe gitti. Hakikaten Mimar Sinan’ı, nargilesi yanında kubbenin altında bir mindere oturmuş gördü. Çatık bir yüzle Sinan’a;

"Bre bu ne hal Koca Sinan?" diye sordu. Mimar Sinan sükunetle; "Padişahım, dedi. Kerem edip şu nargileyi bir gözden geçirseniz."

Kanuni, gözünü nargileden tarafa çevirince hayret etti. Çünkü, nargilenin üstünde tömbeki yoktu, fokurdayan, sadece su idi. Sinan, padişaha dönerek şu sözleri söyledi:

"Şevketlüm, bu nargileyi burada sırf fokurtusundan faydalanmak için bulunduruyorum. Bu ses bana, bu camide okunacak Kur’an-ı kerim seslerinin, caminin her tarafına yayılması ve her tarafta aynı şekilde işitilmesi için icab eden tedbirleri almama yardım eder." Büyük sanatkar, böylece akustik tertibatı alıyordu.

Avrupalılarda ise akustik konusunda ilk ciddi çalışma, Harward Ünversitesi konferans salonunun akustiğinin çok bozuk olduğunu fark eden W.C.W. Sabine tarafından yapılmıştır (1900).

Ses yansıması: Kısa uzaklıklarda yansıyan ses, ana sesin bir devamı gibi duyulur. Bu, tam olmayan yankıdır. Sesin çıkış noktasıyla yansıdığı nokta arasında uzun bir mesafe varsa “tam yankı” teşekkül eder. Boş bir odada konuşulduğu yahut yüründüğü zaman ayak sesleri veya konuşma sesi dağılmadan geri döner. Yankıya yol açan böyle bir oda, mesela bir müze salonu “canlı oda” olarak; eşyanın ve yapım malzemesinin yankıyı en aza indirecek şekilde düzenlendiği bir oda ise “ölü oda” olarak isimlendirilir. “Yankısız salon”lar, özel maddelerle yapılmış ve döşenmiş ölü odalardır. Tamamen ses emici maddelerden yapılmış bu salonlarda her türlü sesli cihazın, mesela hoparlör, mikrofon gibi aletlerin kalite denemeleri yapılır.

Akustik yardımıyla sesin yansıma özelliklerinin bilinmesinden faydalanılarak deniz derinliklerini ölçmek de mümkün olmuştur.

Yankı zamanı: Bir sesin işitilmesi ile bu sesin bir veya daha fazla yansımasından doğan yankının duyulması arasında geçen zaman yankı zamanıdır. Bu terim akustik mühendislerince, verilen kapalı bir salonun akustik özelliklerini hesaplamada kullanılır. Bu zaman, bir ses dalgasının değerinin bir milyonda birine düşmesi için gereken zamandır. “Canlı” bir odanın yankı zamanı saniyelerce sürebilirken, ses emici eşyalarla kaplanmış bir ölü odanın yankı zamanı bir saniyenin küçük bir parçasıdır. Yankı zamanının uzun olduğu bazı kapalı yerlerde ses etkili ve renkli bir duruma gelir. Bu da yapılışa bağlı olan bir akustik özelliğidir. Bu olayın en iyi örneğine camilerimizde rastlanır.

Yankı zamanı, odanın hacmiyle doğru orantılı olup, etraftaki eşya ve duvarların ses absorbsiyon gücü ile de kısmen ters orantılıdır. Absorbsiyonu bulmak için, yüzeyin alanı aynı yüzeyin ses absorbsiyon katsayısı ile çarpılır. Bütün yüzeylerin bu şekilde hesaplanmış olan değerlerinin toplamı ise, odanın toplam ses emme gücünü ortaya koyar.

Ses emiciler: Absorbsiyon katsayılarına bakıldığında, bazı maddelerin diğerlerinden daha iyi ses emdiği görülür. Bu, maddeye yöneltilen ses enerjisinin, emilen enerjiye oranına bakılarak bulunur. Pürüzsüz yüzeylerin absorbsiyon katsayısı düşüktür.

Bazı yüzeylerin absorbsiyon katsayıları:

Sıvalı yüzeyler: 0,03

Tahta kaplamaları: 0,10

Halılar: 0,25

Celotex denilen özel izolasyon maddesi: 0,60

Pürüzü hiç olmayan bazı yerlerde absorbsiyon katsayısı 0 civarındayken, bazı özel ses izolasyon maddelerinde 1,00’a ulaşır.

Bir ses kayıt stüdyosunda kaydedilen ses için yankı zamanı hayati önem taşır. Sesin ön planda olduğu tiyatro, konferans salonu gibi yerlerde yankı zamanının düşük tutulması istenir. Buralarda yankı zamanı bir saniyenin altında olmalıdır. Ses kayıt stüdyolarında yankı zamanı bir saniyenin çok altındadır.

Kaynak

Rehber Ansiklopedisi
AKUPUNKTUR
Alm. Akupunktur, Fr. Acupuncture, İng. Acupuncture. Mikroplardan arındırılmış madeni iğnelerin deriye batırılması ile gerçekleştirilen eski bir tedavi metodu. Akupunktur: "acus" iğne ve "punctura" batırma kelimelerinden meydana gelmiş olup, "iğne batırma ile yapılan tedavi" demektir. Uzakdoğu menşeli bir tedavi sanatıdır. Son yıllarda yapılan bilimsel araştırmalar, akupunktur tedavisinin ilmi temelleri olduğunu ve hormon hastalıklarından, immün sistem hastalıklarına kadar hemen her hastalığın tedavisinde başarılı olduğunu göstermiştir.

Tarihi: 2500 yıl öncesine kadar uzanan akupunktur tedavisinin merkezinin Çin olduğu söylenmektedir. Eski Çin felsefesine göre, “alem” birbirine iki zıt “şey”den yapılmıştır. Alemin dengesi; bu iki zıddın, karşılıklı ve sürekli hareket içinde bulunmasıyla sağlanır. Bu iki zıt “şeye” Yin ve Yang denir. Mesela bu zıtlar; az-bol, çürük-sağlam, soğuk-sıcak, boş-dolu, aç-tok, pozitif-negatif, vb. Kararlı bir sistemde Yin-Yang dengededir.

İnsan vücudunda da Yin ve Yang dengesi mevcuttur. Bu denge halinde insan sağlıklı ve sıhhatli olmaktadır. Yin ve Yang dengesinin bozulması ile hastalıklar ve ağrılar ortaya çıkmaktadır. Akupunktur tedavisinin temel prensibinde, bu dengeyi korumak yatmaktadır.

İnsan vücudunda, akupunktur noktaları bulunmaktadır. Bu noktalar el ve ayak uçlarından başa kadar bütün vücudu saran ve “meridyen” adını alan on iki çift çizgi ile birleştirilmiştir. Bu meridyenler üzerinde yaklaşık 365 civarında akupunktur noktası bulunmaktadır.

Akupunkturun ilmi temelleri: Akupunkturun ilmi olduğu şu teorilerle açıklanmaya çalışılmaktadır.

1) Yin-Yang teorisi: Çinlilerin ortaya attıkları bu teori, vücudun bütün fonksiyonlarında görülür. Açlık-tokluk, asit-baz dengesi, sempatikotoni-parasempatikotoni vb.

2) Yansıyan ağrı: İç organlardaki boşlukların ağrılarının deriye yansıması (mesela, kalp ağrısının sırta ve kola vurması gibi) bilimsel bir hakikat olup, derideki özel noktalarda (akupunktur noktaları) ağrı yaparak (yani iğne batırarak) iç organların görevlerini etkilemek mümkün olabilir.

3) Akupunktur noktalarının varlığının histolojik olarak gösterilmesi ve Kirliun Fotoğrafi Tekniği ile resimlerinin çekilmesi.

4) Akupunkturun bir çeşit hipnoz olmadığı; çünkü hem küçük çocuklarda, hem de hayvanlarda uygulanmakta ve iyi sonuç alınmaktadır. Cerahi işlemler için uyuşturma, hipnozla insanların % 10’unda sağlanırken, akupunkturla % 70-95 başarılı olunmaktadır.

Elektronik akupunktur: İğneli akupunktur tedavisinin temel prensiblerinden hareketle elektronik akupunktur yapılmıştır. Elektroniğin tıpta uygulanması sonucu ortaya çıkan bu alet iğnesiz, doktor nezaretine gerek duymadan her yerde ve her zaman uygulanabilmektedir. Hastaya zarar vermemekte ve iğne akupunkturu kadar da başarılı olmaktadır. Elektronik akupunktur ile astım, bronşit, öksürük, adet bozukluğu ve kadın hastalıkları, baş ağrısı, migren, sinüzit, nezle, boyun tutulması, kireçlenme, sinir ağrıları, bacak felci, bayılma, barsak ve böbrek hastalıkları, basur, diş ağrısı, dirsek mafsal ağrıları ve kireçlenmesi, diz mafsal ağrısı ve kireçlenmesi, el ve kol felci ve adale ağrısı, göz yorgunluğu, gastrit-ülser, işitme zorluğu, kulak çınlaması, ishal, idrar kaçırma, kabızlık, kaburgalardaki sinir ağrıları, kusma ve bulantı, karaciğer hastalığı, kramp, kulunç, bel ağrısı, mide sarkması, mesane iltihabı, omuz ağrısı, romatizma, siyatik, şeker hastalığı, tansiyon yüksekliği, umumi halsizlik, uykusuzluk, terlemeyi önleme, yüz felci, depresyon, çarpıntı, bacak şişliği gibi çeşitli hastalıklar tedavi edilmektedir.

Akupunkturun vücuda yaptığı etkiler: İnsan vücudunda kendi kendini tedavi etme hassası mevcuttur; fakat vücut çeşitli tesirler sebebi ile kendini tedavide aciz kalır. Bu durumda, muhtelif tedavi usulleri ile vücuda yardımcı olunur.

Akupunktur da bir tedavi usulü olup, vücuda yardımcı olduğu hususlar şunlardır:

1. Çevresel ve merkezi sinir sistemini ve buna bağlı olan kas sistemini elektronik şoklarla uyararak sinirlere ve kaslara aktivite ve canlılık kazandırır.

2. Beyin ile kas ve organlar arasındaki irtibatı sağlayan sinir sistemindeki uyuşukluğu ve rahatsızlığı tedavi ederek organların normal çalışmasını sağlar.

3. Organların hücrelerindeki enerji dengesini düzenliyerek organın normal çalışmasını sağlar.

4. Vibrasyon tesiri ile kasılmış kasları gevşeterek, sıkışmış olan sinir ve damarları rahatlatır.

5. Motor sinir sistemine tatbik edildiğinde kaslarda meydana gelen kasılmalarla genişlemiş olan damarların hareketini hızlandırır.

6. Sinir sistemi yardımı ile adalenin kasılıp gevşemesi, damarlar üzerine pompa tesiri yapar ve kan dolaşımı düzenlenmiş olur.

7. Akupunktur noktaları, aynı zamanda vücudun tamir ve bakım servisi durumunda olan ve endorfin, enkafalin, histamin gibi maddeleri üreten merkezlerin bulunduğu bölgeler olduğu için, bu noktaların elektronik şoklarla uyarılması ilgili merkezlerin üretimini hızlandırır ve vücudun kendi kendini tedavisi kolaylaşır.

8. Vücut, ağrı kesici maddeleri kendisi üreterek kendi kendisinin ağrısını kesme imkanına sahip olduğu için, elektronik şoklar, ağrıyan bölgede bu üretimi artırarak ağrının kısa zamanda kesilmesini sağlar.

9. Ağrı kesici ilaçlar gibi vücudun her yerini uyuşturmaz. Sadece ağrıyan bölgenin ağrısını keser.

Kaynak

Rehber Ansiklopedisi
AĞAÇKAKAN (Picus)

Alm. Spechtvögel, Fr. Pice, İng. Woodpecker. Familyası: Agaçkakangiller (Picidae). Yaşadığı yerler: Kutuplar, Avustralya, Madagaskar ve Okyanusta’ki bir kaç ada hariç, dünyanın her yerinde yaşar. Özellikleri: Boyu cinsine göre 9 ila 50 cm arasında değişir. Çeşitleri: Yeşil, Küçük alaca, Orta alaca, Büyük alaca, Kara, Cüce, Döner boyun meşhurları olup, 200’den fazla türü vardır.

Ağaçkakangiller ailesinden, ağaçların kabuklarını gagalı(Zeker) altlarında gizlenmiş tırtıl ve böceklerle beslenen, sivri gagalı hoş renkli kuşların genel adı. Ayakları dörder parmaklıdır. İkisi öne ikisi arkaya yönelmiştir. Keskin ve çengelli tırnaklarıyla ağaç gövdelerine sımsıkı tutunur. Dik ve sivri tüylerden meydana gelen, kıvrılmayan güçlü kuyruğunu da destek olarak kullanır. Kısa sıçramalarla ve hızla ağaç gövdelerine tırmanırlar.

Renkleri çeşitli olup, boyları cinslerine göre 9 ile 50 cm arasında değişir. Çok ürkek olduklarından tenha orman, park ve bahçeleri tercih ederler. Çoğunlukla ağaçlarda gagaları ile oydukları yuvalarda barınırlar.

Ağaçkakanların boyun kasları çok gelişmiştir. Beyinleri, güçlü kafatası kemikleriyle örtüldüğünden, gagalarıyla yaptıkları darbe sarsıntılarından korunurlar. Uzun, sert ve kuvvetli gagalarını bir keski (iskarpela) gibi kullanarak, ağaç kabuklarını didiklerler. Kabukların altında yaşayan tırtıl ve böcekleri bulup yerler. Ağaçkakanların dili uzun ve solucana benzer olup, hızla, gaga ucundan daha uzağa uzanabilir. Dilin dibi, ileri gidip gelebilen kıkırdaklı bir kısma bağlıdır. Bunun sayesinde dil rahatça ileri uzanıp çekilebilir. Ucu yapışkan ve kancalı olan dili ile, tırtıl ve böcekleri zıpkınlayarak kabuk altındaki galerilerinden çekip alırlar. Bazı çeşitlerinin dil ucunda ince, sert, dikencikler de vardır.

Ağaçkakan, gagasıyla ağaç gövdesine belli aralıklarla vurur. Yansıyan sesleri değerlendirerek kabuğun hangi noktasında tırtıl bulunduğunu keşfeder. Böylece boşuna delme zahmetinde bulunmaz. Ağaçkakanların kabuk altlarındaki böcekleri görmeden yerlerini kesin olarak tespit edebilmeleri merak konusudur.

Eşleşme devrelerinde kuru ağaç dallarını gagalayarak çıkardıkları tik-taklarla karşı cinslerini çağırırlar. Dişileri, 2-3 adet beyaz yumurta yumurtlarlar. Eşler, 16-18 gün kadar sırayla kuluçkaya yatar. Yavruların bakımıyla daha çok erkek ağaçkakan ilgilenir.

Ağaçlara zarar veren tırtıl, böcek ve kurtçukları yedikleri için çok faydalı olan bu hayvanlar, ilkbaharda yeşeren ağaçların kabuklarını odun kısımlarına kadar çember şeklinde didiklerler. Bu da ağaçların kurumasına sebep olduğundan, bahçıvanlar tarafından kovalanırlar. Bu kuşların bir de ceviz, badem gibi sert kabuklu ve iri taneli meyveleri ağaçların, kabuk çatlaklarına sıkıştırıp sonra da içlerini yemek gibi adetleri de vardır.

Ağaçkakanların en meşhur ve en güzel türü olan “yeşil ağaçkakan”, Anadolu ve İran’da yaşamaktadır. Yeşil rengin hakim olduğu tüyleri, parlak ve çok güzeldir. Boyları 30 cm kadar olup, başlıca besinleri karıncadır. Yaban arılarının balını yemeyi de çok severler. 6-7 yumurta yumurtlarlar. Erkek ve dişi sırayla 16-18 gün kadar kuluçkaya yatar.

Kaynak

Rehber Ansiklopedisi
ADLİ TIP

Alm. Gerichtliche Medizin, Rechtsmedizin, Fr. Médecine légale, İng. Forensic medicine. Adli soruşturmalarda insan hayatı ile ilgili ortaya çıkacak meselelerin çözümüyle uğraşan ve hukuka yardımcı olan bilim dalı. Türkiye'de bu vazife Adli Tıp Kurumu tarafından yürütülmektedir.

Adli tıp; mal ve hakkın kullanılması kudretinin tayini, evliliğin hükümsüzlüğü veya boşanma sebeplerinin araştırılması, iddet kesen hallerin bulunup bulunmadığının incelenmesi, ölüm halinin ve anının tesbiti, hastalık ve yaralanmalarda çalışma kabiliyetinin azalma derecesi ile işten kalma müddetinin belirtilmesi, Hukuki ehliyet ve ceza sorumluluğu hususlarının tayini, ırza geçme, yaralama, öldürme, çocuk düşürme olaylarında mahkemelerin sorularının cevaplandırılması, ölüm ve öldürme halinde ölünün muayene ve otopsisini yapmak vazifelerini yürütür.

Çok eski çağlardan beri hukuk ve ceza davalarında hekimlere başvuruldu. İlahi dinlerde ve çeşitli kanunlarda adli tıpla ilgili hükümler yer aldı. Hammurabi Kanunlarında adli tıpla ilgili hükümler vardır. Roma İmparatoru Hadrianus hamileliğin tayininde hekimlere başvurmayı şart koştu. Roma kanunlarında hekimler adli tıpla ilgili hususlarda sadece bilirkişi vazifesini değil aynı zamanda hüküm verme vazifesini de yürüteceği hükmüne yer verildi.

Ancak ortaçağ Avrupa'sında her hususta olduğu gibi adli tıpta da ilmi hakikatler kabul edilmeyip, adli tıbbın yerini büyü, efsun ve falcılık aldı.

İnsanların dünyada ve ahirette saadete kavuşmalarını gaye edinen İslam dininin doğuş, gelişme ve yayılması esnasında, her hususta ilmi hakikatlere yer verildiği gibi, adli tıp hususuna da önem verildi. İslam hukukunda adli tıpla ilgili hükümler yer aldı. Bazı hukuk ve ceza davalarında "Tabib-i Müslim-i Hazık" yani Müslüman, ihtisas yapmış doktorun reyine (görüşüne) baş vurulması şart koşuldu.

Adli tıp, sistemli bir bilim dalı olarak Avrupa'da ilk defa Fransa'da uygulanmaya başladı. Resmi olarak da 17. yüzyılda kabul edildi. Ders olarak 1650'de Leipzig Üniversitesinde Bohn tarafından okutulmaya başlandı. İngiltere'de ise ilk adli tıp kitabı 1788 senesinde Samue Farr tarafından yayımlandı.

Osmanlı Devletinde ise ilk adli tıp dersi Sultan İkinci Mahmud Han tarafından Tıbhane-i Amire adı altında kurulan ve daha sonra Mekteb-i Fünun-i Tıbbiyye-i Şahane adını alan öğretim kurumunda Dr. Serviçen tarafından verildi.

Daha sonraları Darülfünun (İstanbul Üniversitesi) Tıp Fakültesinde de Adli Tıp dersi okutuldu. Adli tıp hizmetleri de hükümet ve belediye tabipleri tarafından görüldü. 1933 Üniversite reformundan sonra İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesinde bir Adli Tıp Enstitüsü kurularak, müdürlüğüne Prof. Dr. Saim Ali Dilemre getirildi. Bugün Türkiye'de Tıp ve Hukuk FFakültelerinde adli tıp dersleri verilmektedir.

Adli tıp hizmetlerinin teşkilatlanmasında dünyada üç sistem uygulanmaktadır. Birincisi; adalet veya sağlık bakanlığına bağlı bir adli tıp kurumu ve şubeleri kurularak; ikincisi, Tabipler Odasınca adli tıp konusunda bilirkişilik yapabilecek hekimlerin bir listesinin düzenlenerek olayın nevi ve önemine göre mahkemece bunlar arasından bilirkişi tayin edilerek; Üçüncüsü; her iki sistemin birleştirilmesiyle elde edilen bir karma sistem teşkil edilmektedir.

Türkiye'de 1908'den sonra Sıhhiye Müdüriyet-i Umumiyesine bağlı olarak Tababet-i Adliye Şubesi adı altında kurulan ve faaliyet gösteren Adli Tıp Kurumu 1 Mayıs 1982 tarihli kanunla Adalet Bakanlığına bağlı Adli Tıp Kurumu adıyla teşkil edildi. Kanuna göre, kurumun gayesi adaletin ortaya çıkması için adli tıpla ilgili ilmi ve teknik konularda mahkemelere ve savcılara yardımcı olmaktır. Adli Tıp Kurumu merkez kuruluşu ve şube müdürlüklerinden meydana gelir. Merkez kuruluşunda bir başkan bir başkan yardımcısı ve başkanlar kuruluyla, genel kurul, ihtisas kurulları, gözlem, kimyasal tahliller, biyoloji, fizik incelemeler ve trafik kısmı gibi uzmanlık daireleri vardır.

Ayrıca, Adalet Bakanlığınca uygun yerlerde birden fazla Adli Tıp Uzmanlık Dairesi açıldığı takdirde bu yerlerde Adli Tıp Grup Başkanlığı da kurulabilir. Adli Tıp Şube Müdürlükleri Ağır Ceza Mahkemelerinin bağlı oldukları yargı merkezlerinde kurulur. Şube Müdürlüklerinde vazifeli uzmanlar, adli tıpla ilgili olmak üzere otopsi muayene ve incelemeleri mecburi görülen hallerde yerine de gidip yaparak bu konularda rapor vermek, mahkemelere ve savcılıklara sözlü görüşlerini de bildirmekle sorumludurlar.

Adli Tıbbın kısımları şunlardır.

1) Ölüm, 2) Otopsi, 3) Ani ölüm, 4) Havasızlıktan ölüm, 5) Yara ve çürükler, 6) Gebelik, 7) Doğum, 8) Çocuk düşürme, 9) Çocuk öldürme, 10) Ahlaka karşı yapılan tecavüzler, 11) Zehirlenmeler, 12) Adli psikiyatri.

Yaralama, ölüm, gebelik teşhisi, zehirlenme, intihar gibi vak'alarda, hukuki aydınlatma bakımından ilk başvurulacak kişi hekimdir. Yurdumuzda büyük merkezlerde bu işler adli tıp uzmanları, bunların bulunmadığı merkezlerde de hükumet tabipleri tarafından yapılır. Hekimin branşı dışında kalan konularda adli tıp uzmanları, adli kovuşturmalarda kendi fikir ve tesbitlerini mütalaa ederler.

Ağzı alkol kokan yeni ölmüş birisinin alkol komasından mı, yoksa sarhoşken kafasını vurarak mı öldüğünü adli tıp ilmi aydınlatır. İntihar olayı gibi gözüken bir ölüm vak'asının ihtihar gibi verilmeye çalışılmış bir cinayet olabileceği daima düşünülmelidir. Katil zanlılarının hangisinin gerçek katil olduğunun ilmi metodlarla tesbitinde adli tıp uzmanları önemli görev yapar. Uzmanlar, bunun için, saç, diş, kan gibi insanın kendisine has hususiyet gösteren parçalarını ilmi metodlarla incelerler. Bu şekilde toplum içinde yaşayanların rahatı, hürriyetlerinin zedelenmemesi ve haklarının korunması için çalışan hukuk ilmine önemli bir yardım yapılmış olur.

Kaynak

Rehber Ansiklopedisi
ADLİ SİCİL

Alm. Strafregister (n), Fr. Cassier Judiciaire, İng. Register of previous convictions. Bir kimsenin mahkumiyeti olup olmadığının anlaşılması için konulmuş bir kayıt usulü. Bu usule göre, her adliye mahkemesinde aleyhinde ceza davası açılanlar hakkında zabıt katibi bir fiş tutar; bu fişe tahkikatın (soruşturmanın) veya mahkemenin neticesi yazılır. Şahıs mahkum olursa, bu fişin bir sureti o şahsın doğduğu yerin mahkemesine gönderilir. Bir kimsenin mahkumiyeti olup olmadığı Adalet Bakanlığı Adli Sicil Müdürlüğünden öğrenilebilir. Adli sicil, ceza ve haciz, iflas gibi hukuk muamelelerinde de tutulur.

Bir suçtan dolayı hüküm giymiş bir kimsenin adli sicil fişi, belli bir müddetin geçmesiyle adli sicilden çıkarılabilir. Bu durumda mahkumun hiçbir mahkumiyeti yok kabul edilir.
ADLİYE (Adli Teşkilat-Adalet Teşkilatı)
Alm. Justiz (f), Fr. Justice, İng. Justice Administration. Adaleti sağlamakla görevli makamların tamamı. Günümüz devlet teşkilatında, adli teşkilat içerisinde yer alan makamların kuruluşu ve diğerleri ile olan münasebetleri, vazife ve selahiyetleri çeşitli kanunlarla düzenlenmiştir.

Adli teşkilatımızın tarihi seyri: Türklerin, İslamiyeti kabulden önceki zamanlarda kurmuş olduğu devletlerde, bağımsız bir adli teşkilat yoktu. Yargı, kanun koyma ve devlet işlerini yürütme, devlet başkanının şahsında birleşmişti.

İslamiyeti kabulden sonra kurulan Karahan, Gazne ve Selçuklu devletlerinde, adli teşkilatın, İslam hukukunun tesiriyle bağımsızlığa kavuştuğu görülür. İslam hukukunun esas alındığı eski adli teşkilat Osmanlı Devleti zamanında gelişmesini tamamladı.

Osmanlı Devleti adliye teşkilatının başında şeyhülislam bulunurdu. Şeyhülislamdan sonra gelen ikinci büyük makam, Kadıaskerliktir. Ordunun adaletle ilgili işlerine bakan bu makam diğer adli işlerde de üst yargı makamı ve şeyhülislamın yardımcısı idi. Birinci Murad zamanında kurulan bu makama ilk defa Bursa kadısı Çandarlı Kara Halil Paşa getirildi. 1480’den sonra kadıskerler, Anadolu ve Rumeli kadıaskerleri olmak üzere ikiye çıkarıldı. On yedinci yüzyıla kadar kadıaskerler veziriazamın teklifi üzerine tayin edilirdi. Daha sonra tayin yetkisi veziriazamın onayı olmak şartıyle şeyhülislama verildi.

Adalet teşkilatının üçüncü basamağında kadı bulunurdu. Kadılık, İslam hukukunun uygulanmasıyla görevli makamdı. Kadıya, dini hükümlere göre hükmetmesinden dolayı, "hakimü’ş-şer", denirdi. Başlangıçta İznik ve Bursa’da olmak üzere iki kadılık vardı. Daha sonra, ele geçirilen yerlerde yeni kadılıklar kuruldu. Kadı, şer'i mahkemelerin başı idi. Kadılar arasında yukarıdan aşağıya doğru inen dereceleme vardı. Bunlar başlıca iki sınıfa ayrılırdı. Birincisine kaza kadıları, ikincisine sancak ve eyalet kadıları denirdi.

Şer’i mahkemelerde kaza kadısı adına değişik görevlerde bulunan kimselere “naib” denirdi.

Osmanlı adalet teşkilatı tamamen bağımsız olup, adalet işleri, ilmiye sınıfının elinde idi. Kadı aynı zamanda belediye reisi idi. Mahkemeler, şeyhülislamın kontrol ve yetkisinde idi. Rumeli ve Anadolu kadıaskerleri şeyhülislamın yardımcıları idi. İkisi de Divan-ı hümayun üyesi, yani bakandı. Kadıaskerler ayrıca haftada 5 defa makamlarında yüksek davalara bakarlardı.

Rumeli civarındaki kadılar Rumeli, Anadolu (Asya) tarafındakiler Anadolu kadıaskerine tabi idiler. Kadı, dava esnasında müftiye danışabilirdi. Ancak bunun fetvası ile bağlı değildi. Müftinin fetvası adli sicile işlenir ve kadının teftişi de dikkate alınırdı. Bir kadının verdiği kararı ancak İstanbul’daki kadıaskerler, yahut Divan-ı hümayun temyiz edebilirdi. On sekizinci asrın başına kadar Osmanlı Devletinde siyasi, dini, mali, askeri, örfi ve şer’i bakımdan birinci derecedeki merci, Divan-ı hümayundur. Divan-ı hümayun öyle bir yerdir ki burada, dil, din, mezhep, milliyet bakımından insanlar arasında hiç fark gözetilmezdi. Devletin her yerindeki kişiler haklarını aramak için Divan-ı hümayuna baş vurabilirdi. Bu durumda divan, bir yargıtay veya yüksek mahkeme manasına gelmektedir. Divan-ı hümayun üyeleri aynı zamanda yüksek adaleti bilen kimselerdi. Budin’deki vatandaşın İstanbul’da temyiz davası açması zordur. Herhangi bir haksızlığı halkın toplu olarak o bölgenin en büyük mülki amirine, yani sancak beyi veya bizzat beylerbeyine şikayet etme hakkı vardır. Mülki amire mutlaka müfettiş tahkikatı yaptırılır; bilerek veya rüşvetle haksız hükmettiği anlaşılan kadının istikbali mahvolurdu.

Tahsilsiz sadrazam olunabilirdi; ancak, medreselerin en yüksek kısmından mezun olmadıkça kadı olunamazdı. Memleket dahilinde 2500 kadar kaza (ilçe) vardı. Kadı; hakim, kaymakam ve belediye başkanı vazifelerini görürdü. Kazalar, nahiyelere bölünürdü. Nahiyedeki kadı yardımcısı olan naib, hakim, belediye başkanı ve nahiye müdürü vazifelerini görürdü. Sancak merkezlerinde (il) “molla” denilen büyük kadılar bulunurdu. Bunlar buraların hakimi ve belediye başkanı idiler. Eyalet merkezi olan büyük şehirlerde “büyük molla” denilen kadılar vazife görürdü.

Osmanlı Devletinde tevzi edilmeyen (yerine getirilmeyen) adalet, adaletsizlik sayılırdı. Osmanlı Devleti’nin hızlı yargıdaki şöhreti bütün dünyada biliniyordu. D’ohsson; “iki veya üç celse nadirdir. Ekseri davalar, bir celsede hükme bağlanır” demektedir. Ricault; “En mühim davalar bir saat içinde hükme bağlanır. Hüküm derhal infaz edilir. Avrupa’da olduğu gibi hükmü geciktirecek oyunlardan hiçbiri tatbik edilmez” demektedir.

Uyuşmazlık, mahkemeye gitmeden aile meclisi, eşraftan zatlar, esnaf kethüdaları (sendika başkanları) tarafından çözülürdü. Halkın yapısı ihtilaf çıkarmaya müsait değildi.

Kazasker mahkemesinde kararı bozulan kadı, çok kötü sicil almış olurdu. Terfi imkanı kapanırdı. Eğer bozulma sebebi kadının rüşvet alması ise, kadı ulema mesleğinden çıkarılırdı.

On altıncı yüzyıla ait bir teftiş evrakında, kadıların halka eziyet, rüşvet alma, kadılık bölgesini terketme, yazmış olduğu huccetlerde (delillerde) karışıklık olması, savaş zamanlarında ihmalkar davranma gibi sebeplerle görevlerden alındığı yazılmaktadır.

Şer’i mahkemelerin yanında müslüman olmayan tebeanın davalarına bakan mahkemeler de vardı. Tanzimatla birlikte ticaret mahkemeleri kurulmuştur. Yine Tanzimatla gelen yeniliklerden olarak, batı usulünde kurulan adliye teşkilatının bağlı olduğu en yüksek makam Adliye Nezareti olmuştur. Bu nezaret 1868’de kurulmuştur.

Cumhuriyet devrinde ise adliye teşkilatının başına 3 Mayıs 1920’de Adliye ve Mezahib Vekaleti getirildi. Daha sonra bu, Adalet Bakanlığına dönüştü (Bkz. Adalet Bakanlığı).

Son şekline göre adliye teşkilatımız:

1) Adalet Bakanlığı

2) Yüksek Hakimler ve Savcılar Kurulu

3) Anayasa Mahkemesi

4) Yargıtay

5) Ceza ve Hukuk Mahkemeleri

6) İş, Basın ve Gezici Arazi Kadastro Mahkemeleri şeklindedir.

ADLİYE KOMİSYONU
Alm. Justizkommission, Fr. Commission des tribuneaux, İng. Commission of justice. Adli işlerle ilgili meclis. Mahkemeler teşkilatında, üyeleri Adalet Bakanlığı tarafından seçilen, bir başkan ile en fazla dört üyesi bulunan ve ağır ceza mahkemesi merkezinde, en yüksek dereceli hakimin başkanlığında kurulan, hakimlerden müteşekkil heyet, Encümen. Cumhuriyet Savcısı bu encümenin tabii üyesidir. Adalet Bakanlığına bağlıdır. Bu komisyon, adli teşkilatta hakim ve savcılar icra müdürü ve yardımcıları dışında kalan me’murların atama, nakil, disiplin cezası verme gibi özlük işlerini ve kanunlarda belirtilen diğer görevleri yerine getirir.

Adalet komisyonu: TBMM’de adaletle ilgili kanun teklif ve tasarılarını inceleyerek genel kurula sunan komisyon. Adalet komisyonu, kanunların hazırlanmasında hizmet gördüğü gibi adli yönden incelenmesi gereken bir çok konularda da görüş ve teklif beyan etmektedir. 6 Kasım 1982 tarihli yeni Anayasa ile Senato kaldırıldığı için Adalet komisyonu sadece Millet Meclisinde görev yapar.

Adli amir: Askeri suçlarda tahkikat işlerini yapan, ilk ve son tahkikatın açılmasına karar veren, cezaları (ölüm, tard ve ihraç cezaları hariç) infaz eden ve refakatlerinde askeri mahkemeler kurulması kanunen mümkün olan komutan, muadili makamlar ve üstleri.

Barışta Genel Kurmay Başkanı, harpte başkomutan en yüksek adli amir olup, diğer komutanlara adli amirlik yetkisi verebilirler.

Kaynak

Rehber Ansiklopedisi

RAŞiT TUNCA

BAŞAĞAÇLI RAŞiT TUNCA
Raşit Tunca

FORUMUMUZDA
Dini Bilgiler...
Kültürel Bilgiler...
PNG&JPG&GiF Resimler...
Biyografiler...
Tasavvufi Vaaz Sohbetler...
Peygamberler Tarihi...
Siyeri Nebi
PSP&PSD Grafik

BOARD KISAYOLLARI

ALLAH

Allah



BAYRAK

TC.Bayrak



WEB-TUNCA


Radyo Karoglan

Foruma Misafir Olarak Gir


Forumda Neler Var


Karoglan-Raşit Tunca - Dini - islami - Dini Resim - FIKIH - Kuran - Sünnet - Tasavvuf - BAYRAK - Milli - Eğlence - PNG - JPEG - GIF - WebButtons - Vaaz - Sohbet - Siyeri Nebi - Evliyalar - Güzel Sözler - Atatürk - Karoglan Hoca - Dini Bilgi - Radyo index - Sanal Dergi




GALATASARAY

G A L A T A S A R A Y


FENERBAHÇE


F E N E R B A H C E


BEŞiKTAŞ

B E Ş i K T A Ş


TRABZONSPOR

T R A B Z O N S P O R


MiLLi TAKIM

M i L L i T A K I M


ETKiNLiKLERiMiZ


“Peygamberimiz Buyurdular ki Birbirinize Temiz ağız ile Dua edin. Bizde Sayfamızı ziyaret edenlerin ve bu bölümü ziyaret edenlerin kendilerinin Ruhaniyetine, geçmişlerinin Ruhuna Yasin Okuyup hediye ediyoruz Tıkla, ya sende oku yada okunmuş Yasinlerden Nasibini Al”
(Raşit Tunca)



MEVLANA'DAN

“ Kula Bela Gelmez Hak Yazmadıkca, Hak Bela Yazmaz Kul Azmadıkca, Hak intikamını, Kulunun Eliyle Alır da, Bilmiyenler Kul Yaptı Sanır."
(Hz. Mevlana)