MUHAMMED
BAYRAK
| Welcome, Guest |
|
You have to register before you can post on our site. |
| Forum Statistics |
» Members: 7 » Latest member: Muhammed » Forum threads: 5,258 » Forum posts: 5,849 Full Statistics |
DOWNLOADEN
AYET
FELSEFEMiZ
Raşit Tunca Sözü
GÜZEL SÖZ
ETNOĞRAFYA
Alm. Ethnographie, Fr. éthnographie, İng. Ethnography. Milletlerin yaşayış şekillerinin tasvir edilmesi ve onları tanıma ilmi.
Kavim, kabîle, aşîret gibi insan topluluklarını tasvir eder.Terim olarak 19. asır başında ortaya çıktı. Önce insan topluluklarının dillerinin bilgisi yerine kullanıldı. 1910’dan sonra maddî kültürün bütün sâhalarına yayıldı. Türkçede etnoğrafyanın karşılığı olarak ilm-i akvâm, kavmiyet, akvâmiyyet, tasvir-i akvâm tâbirleri kullanıldı.
Etnoğrafya, insan topluluklarının meydana getirdiği maddî kültürlerini tasvir eder. Giyim, süs eşyâsı, ev âletleri, avcılık, yapı maddeleri, tarım âletleri, halk san’atlarına âid âletler, bir yayık veya beşiğin yapılışı etnoğrafyanın husûsu içine girer.
Türklerde etnoğrafik araştırmalar Meşrûtiyet devrinden sonra başlamıştır. Sâtı Bey, Mekteb-i Mülkiyede müstakil ders olarak okutmuş, ders notlarını da Etnoğrafya İlm-i Akvâm ismiyle kitap hâlinde yayımlamıştır (1912). Daha sonra gelişerek araştırmalar artıp, kitap ve dergilerde bu konular işlenmeye başlamıştır. H. Zübeyr Koşay, A. Rıza Yalman’ın araştırma ve yayımları ile gerçek etnoğrafya çalışmaları yapılmıştır.
Türk Ocağı tarafından yayımlanan Türk Yurdu Dergisi’nde Türklerin Orta Asya ve Anadolu’daki etnoğrafya malzemeleri hakkında çeşitli makâleler yayımlanmıştır. Bâzı il dergilerinde de bu sâha ile ilgili çalışmalar yayımlanmıştır. Isparta’da Ün, Bursa’da Türküm, Balıkesir’de Kaynak, bunlardan bâzılarıdır.
Daha sonraki yılarda devlet kuruluşları ve özel kuruluşlarca çeşitli eserler yayımlanmıştır. 1930 senesinde Ankara’da açılan ilk etnoğrafya müzesinde birçok eser toplanarak sergilenmiştir. Bundan sonra Adana, Afyon, Bergama, Bursa, Diyarbakır, Edirne, Erzurum, Gaziantep, İzmir, Konya, Kütahya, Manisa, Kastamonu, Kayseri, Maraş, Niğde, Sivas, Sinop, Tire, Tokat ve Van’da, İstanbul’da Türk ve İslâm eserleri, Topkapı, resim ve heykel müzeleri etnoğrafik eserleri ihtivâ etmektedir.
Geniş bir kültür ve sanata sâhib olan Türk milletinin, gerçek mânâda etnoğrafisi tesbit edilmiş denemez.
Alm. Ethnographie, Fr. éthnographie, İng. Ethnography. Milletlerin yaşayış şekillerinin tasvir edilmesi ve onları tanıma ilmi.
Kavim, kabîle, aşîret gibi insan topluluklarını tasvir eder.Terim olarak 19. asır başında ortaya çıktı. Önce insan topluluklarının dillerinin bilgisi yerine kullanıldı. 1910’dan sonra maddî kültürün bütün sâhalarına yayıldı. Türkçede etnoğrafyanın karşılığı olarak ilm-i akvâm, kavmiyet, akvâmiyyet, tasvir-i akvâm tâbirleri kullanıldı.
Etnoğrafya, insan topluluklarının meydana getirdiği maddî kültürlerini tasvir eder. Giyim, süs eşyâsı, ev âletleri, avcılık, yapı maddeleri, tarım âletleri, halk san’atlarına âid âletler, bir yayık veya beşiğin yapılışı etnoğrafyanın husûsu içine girer.
Türklerde etnoğrafik araştırmalar Meşrûtiyet devrinden sonra başlamıştır. Sâtı Bey, Mekteb-i Mülkiyede müstakil ders olarak okutmuş, ders notlarını da Etnoğrafya İlm-i Akvâm ismiyle kitap hâlinde yayımlamıştır (1912). Daha sonra gelişerek araştırmalar artıp, kitap ve dergilerde bu konular işlenmeye başlamıştır. H. Zübeyr Koşay, A. Rıza Yalman’ın araştırma ve yayımları ile gerçek etnoğrafya çalışmaları yapılmıştır.
Türk Ocağı tarafından yayımlanan Türk Yurdu Dergisi’nde Türklerin Orta Asya ve Anadolu’daki etnoğrafya malzemeleri hakkında çeşitli makâleler yayımlanmıştır. Bâzı il dergilerinde de bu sâha ile ilgili çalışmalar yayımlanmıştır. Isparta’da Ün, Bursa’da Türküm, Balıkesir’de Kaynak, bunlardan bâzılarıdır.
Daha sonraki yılarda devlet kuruluşları ve özel kuruluşlarca çeşitli eserler yayımlanmıştır. 1930 senesinde Ankara’da açılan ilk etnoğrafya müzesinde birçok eser toplanarak sergilenmiştir. Bundan sonra Adana, Afyon, Bergama, Bursa, Diyarbakır, Edirne, Erzurum, Gaziantep, İzmir, Konya, Kütahya, Manisa, Kastamonu, Kayseri, Maraş, Niğde, Sivas, Sinop, Tire, Tokat ve Van’da, İstanbul’da Türk ve İslâm eserleri, Topkapı, resim ve heykel müzeleri etnoğrafik eserleri ihtivâ etmektedir.
Geniş bir kültür ve sanata sâhib olan Türk milletinin, gerçek mânâda etnoğrafisi tesbit edilmiş denemez.
ETNA
Sicilya Adasında Avrupa’nın en yüksek, dünyânın ise büyük volkanlarından biri. Faal bir volkandır. Catania’nın 29 km kuzeyindedir. Eski Yunanca ismi Aitne, Roma dilinde Aetna idi. Sicilyalılar bugün Mongibello demektedirler. Deniz seviyesinden 3308 m yüksektedir. Volkanın bir iç, bir de dış konisi vardır. İç konisinin içinde ana krater bulunur. Dış koninin ise uç kısmı patlamalardan mütevellit kısalmıştır. İç koninin yüksekliği 3260 m olup, boyu gittikçe azalmaktadır. 1190 kilometrekarelik bir alanı kaplar. Dış koninin bu kadar büyük olmasının sebebi, yamaçlarında yüzlerce parazit kül konisi bulunmasıdır. Ayrıca üst üste gelen lav akıntılarının da bunda rolü büyüktür. Zirve kraterinden itibaren 32 kilometrelik yarıçaplı bir dâire içinde 200’den fazla parazit konisi vardır. Parazit konilere yatay patlamalar sebeb olmaktadır. Bu konilerden Rossi Dağı gibi bâzıları Etna’nın tabanından 135 m yüksektedir. Dağın etrâfını bir demir yolu çevirmektedir. Uzak ve az meyilli bölgelerdeki topraklar çok verimlidir. Böyle yerler değerlendirilmektedir. Nisbeten biraz daha meyilli olan bölgeler ormanlıktır. Ormanlık bölgeden biraz daha yükseğe çıkınca küllerle dolu bir bölgeye gelinir.
Etna’nın uzun bir faaliyet tarihçesi vardır. Vezüv’den farklı özelliklere sâhiptir. M.Ö. 475 senesinden beri 200’den fazla patlama kaydedilmiştir. M.Ö. 800’de Homer, Etna Dağından bahsetmiştir. Virgil (M.Ö. 70-M.S. 19), eseri Aeneid’de Etna’nın bir patlamasını tasvir etmiştir. Diodorus Siculus’a göre M.Ö. 396’da Etna Dağından akan 3 km genişliğinde 38 km uzunluğundaki bir lav akıntısı Kartaca ordusunun ilerlemesini engellemiştir. Felâketlere sebeb olan patlamalardan tesbit edilen başlıcaları, 1169, 1329, 1536, 1669 târihlerinde vukû bulmuştur. Bunlardan 1169 püskürmesi en şiddetlisidir. Bu sırada zirve konisi tamamen alçalmış, 16 km uzunluğudaki muazzam lav akıntısı, Cataina şehrini harab ederek, denize ulaşmıştır. 1971’de ise krater yakınındaki 99 senelik rasathane patlama sebebi ile tahrip olmuştur. G.İmbo tarafından, Etna Dağının volkanik faaliyetlerinin târihçesi üzerinde 1669’dan 1928’e kadar olan dönemi ihtivâ eden bir çalışma yapılmıştır. Bu dönemde 33 patlama oldu. Patlama aralıkları ortalama 8 seneden azdır. 1755’ten 1923’e kadar vukû bulan patlamalar aşağı-yukarı 6,5 senelik periyotlara rastgelir. G.İmbo bunu 3 dönem kabul eder:
1755-1898 - 54 sene.
1809-1865 - 56 sene.
1865-1908 - 43 sene.
1908-1971 arası sükun devresidir. Etna’nın patlamaları “çevresel patlamalar”dır. “Lavlar koninin yamaçlarındaki yarıklardan çıkar. Genellikle fissürlerin üst kısımlarında patlamalı erüpsiyonlar ile kül konileri meydana gelirken, alt kısımlarından lavlar çıkar. Bâzı çok kuvvetli püskürmelerde lavlar kırıkların üst kısımlarından da çıkar ve yarığı tamâmen kaplayıncaya kadar devâm eder. G.İmbo’nun tesbit ettiği volkanik faaliyet periyoduna göre Etna’da 1963 yılında yeni bir püskürmenin olması gerekirdi. Zîrâ, kabul ettiği 55 yıllık dönem bu târihe rastlamaktaydı. Zayıf püskürmeler, 1963 yılına kadar ortalama 7 yıllık aralıklarla daha önce mevcut kırıklar üzerinde meydana geldi. Son iki lav akıntısı 1951’de ve 1958 yıllarında görüldü. Ayrıca, tahmin edilen 1963 erüpsiyonu 8 yıllık bir gecikmeyle 1971 yılında vukû buldu.
Sicilya’nın doğusunda sıralanmış 262 püskürme merkezi müşâhede edildi. Jeologlar kırık üzerinde meydana gelecek erüpsiyonların zamânını tahmin edebilmektedir.
Sicilya Adasında Avrupa’nın en yüksek, dünyânın ise büyük volkanlarından biri. Faal bir volkandır. Catania’nın 29 km kuzeyindedir. Eski Yunanca ismi Aitne, Roma dilinde Aetna idi. Sicilyalılar bugün Mongibello demektedirler. Deniz seviyesinden 3308 m yüksektedir. Volkanın bir iç, bir de dış konisi vardır. İç konisinin içinde ana krater bulunur. Dış koninin ise uç kısmı patlamalardan mütevellit kısalmıştır. İç koninin yüksekliği 3260 m olup, boyu gittikçe azalmaktadır. 1190 kilometrekarelik bir alanı kaplar. Dış koninin bu kadar büyük olmasının sebebi, yamaçlarında yüzlerce parazit kül konisi bulunmasıdır. Ayrıca üst üste gelen lav akıntılarının da bunda rolü büyüktür. Zirve kraterinden itibaren 32 kilometrelik yarıçaplı bir dâire içinde 200’den fazla parazit konisi vardır. Parazit konilere yatay patlamalar sebeb olmaktadır. Bu konilerden Rossi Dağı gibi bâzıları Etna’nın tabanından 135 m yüksektedir. Dağın etrâfını bir demir yolu çevirmektedir. Uzak ve az meyilli bölgelerdeki topraklar çok verimlidir. Böyle yerler değerlendirilmektedir. Nisbeten biraz daha meyilli olan bölgeler ormanlıktır. Ormanlık bölgeden biraz daha yükseğe çıkınca küllerle dolu bir bölgeye gelinir.
Etna’nın uzun bir faaliyet tarihçesi vardır. Vezüv’den farklı özelliklere sâhiptir. M.Ö. 475 senesinden beri 200’den fazla patlama kaydedilmiştir. M.Ö. 800’de Homer, Etna Dağından bahsetmiştir. Virgil (M.Ö. 70-M.S. 19), eseri Aeneid’de Etna’nın bir patlamasını tasvir etmiştir. Diodorus Siculus’a göre M.Ö. 396’da Etna Dağından akan 3 km genişliğinde 38 km uzunluğundaki bir lav akıntısı Kartaca ordusunun ilerlemesini engellemiştir. Felâketlere sebeb olan patlamalardan tesbit edilen başlıcaları, 1169, 1329, 1536, 1669 târihlerinde vukû bulmuştur. Bunlardan 1169 püskürmesi en şiddetlisidir. Bu sırada zirve konisi tamamen alçalmış, 16 km uzunluğudaki muazzam lav akıntısı, Cataina şehrini harab ederek, denize ulaşmıştır. 1971’de ise krater yakınındaki 99 senelik rasathane patlama sebebi ile tahrip olmuştur. G.İmbo tarafından, Etna Dağının volkanik faaliyetlerinin târihçesi üzerinde 1669’dan 1928’e kadar olan dönemi ihtivâ eden bir çalışma yapılmıştır. Bu dönemde 33 patlama oldu. Patlama aralıkları ortalama 8 seneden azdır. 1755’ten 1923’e kadar vukû bulan patlamalar aşağı-yukarı 6,5 senelik periyotlara rastgelir. G.İmbo bunu 3 dönem kabul eder:
1755-1898 - 54 sene.
1809-1865 - 56 sene.
1865-1908 - 43 sene.
1908-1971 arası sükun devresidir. Etna’nın patlamaları “çevresel patlamalar”dır. “Lavlar koninin yamaçlarındaki yarıklardan çıkar. Genellikle fissürlerin üst kısımlarında patlamalı erüpsiyonlar ile kül konileri meydana gelirken, alt kısımlarından lavlar çıkar. Bâzı çok kuvvetli püskürmelerde lavlar kırıkların üst kısımlarından da çıkar ve yarığı tamâmen kaplayıncaya kadar devâm eder. G.İmbo’nun tesbit ettiği volkanik faaliyet periyoduna göre Etna’da 1963 yılında yeni bir püskürmenin olması gerekirdi. Zîrâ, kabul ettiği 55 yıllık dönem bu târihe rastlamaktaydı. Zayıf püskürmeler, 1963 yılına kadar ortalama 7 yıllık aralıklarla daha önce mevcut kırıklar üzerinde meydana geldi. Son iki lav akıntısı 1951’de ve 1958 yıllarında görüldü. Ayrıca, tahmin edilen 1963 erüpsiyonu 8 yıllık bir gecikmeyle 1971 yılında vukû buldu.
Sicilya’nın doğusunda sıralanmış 262 püskürme merkezi müşâhede edildi. Jeologlar kırık üzerinde meydana gelecek erüpsiyonların zamânını tahmin edebilmektedir.
ETİYOPYA
DEVLETİN ADI
Etiyopya Demokratik Halk Cumhûriyeti
BAŞŞEHRİ
Addis Ababa
NÜFÛSU
45.600.000
YÜZÖLÇÜMÜ
1.106.100 km2
RESMÎ DİLİ
Amharca
DÎNİ
Hıristiyanlık ve İslâmiyet
PARA BİRİMİ
Etiyopya Birri
Doğu Afrika’da bulunan bir devlet. Kuzeyinde Sudan ve Eritre, doğusunda Cibuti ve Somali, güneyinde Kenya, batısında yine Sudan yer alır. Afrika’nın en eski bağımsız devletidir. Batı-doğu yönünde 33° ile 48° doğu boylamları, kuzey güney yönünde ise 3°30’ ile 18° kuzey paralelleri arasında bulunur.
Târihi
Etiyopya, bilhassa mîlâdın ilk yıllarından beri köklü bir geleneği olan Afrika’nın en eski bağımsız devletidir. Yalnız gayri sâfi millî hâsıla ile kişi başına düşen doktor, araba sayısı gibi değerler yönünden diğer Afrika ülkelerinden geridir. Târihî çağlar içinde ilk yerleşenler Hami ve Sudanlı soyundan kabîlelerdir. Mîlâdî birinci yüzyılda kurulan Aksum Krallığı 7. yüzyılda yıkılmıştır. Ülkenin Arap hâkimiyetine geçmesinden önce Yemen’de bulunan Habeşli kumandan Ebrehe, ordusuyla Mekke’ye yürüdüyse de Ebâbil kuşlarının hücûmuyla bütün ordu perişan olmuştur. Bu durum Kur’ân-ı kerîmde Fil sûresinde şöyle anlatılmaktadır:
(Ey Resûlüm!) Rabbinin, fil sâhiplerine neler ettiğini görmedin mi? O, bunların kötü plânlarını boşa çıkarmadı mı? O, bunların üzerine bölük bölük kuşlar gönderdi ki bunlar onlara (fil sâhiplerine) pişkin tuğladan (yapılmış) taşlar atıyordu. Derken Allah onları yenik ekin ve yaprağı gibi yapıverdi.
Bu sırada Kızıldeniz’in iki yakasının Bizans müttefiklerinde olmasını istemeyen İranlılar 572 yılında Aksum Devletine son verdiler. Peygamberimiz aleyhisselâm zamânında, Mekke’nin ticârî hayâtının gelişmesiyle Habeşistan önem kazandı. Bu zamanda bâzı Müslümanlar buraya göç ettiler. Kızıldeniz kıyılarında İslâmiyet yayılınca, Aksum Krallığı güneye doğru kaydı. Bu sırada Zague ve Salamon Hânedânları 1285 yılına kadar başta kaldılar. Bu târihte İfat SultanıAli ibni Valaşma ile (Akîl ibni Ebî Tâlib soyundan) Müslüman Habeşistan Devleti kuruldu. On altıncı yüzyılda Arapların bu ülkeye yaptığı seferler karşısında ülkenin tamâmen Müslüman olmasını önlemek için Portekizlilerden yardım istendi. Portekizliler bunu fırsat bilerek ülkeye hâkim oldular. Bir ara derebeyleriyle din adamları arasındaki anlaşmazlıklarla ülke sarsıntı geçirmişse de Portekiz veİtalyan kiliselerinin çalışmaları ile 1855’te Kassa, İkinci Tevodros adıyla tahta çıkarılarak, Müslüman hâkimiyetine son verildi.
1889 yılında İkinci Menelik’in Habeşistan imparatoru olarak taç giymesiyle idâre tekrar Salamon Hânedânına geçti. İtalya, İngiltere ve Fransa gibi Avrupa devletlerinin uğraşması ile nihâyet 2 Kasım 1930’da Necâşi Haile Selâsiye taç giydi. Necaşi ünvanı “nagaş” kelimesinden ve bu da “vergi” mânâsındaki “ngş” kökünden gelmektedir. 1935 yılında Mussolini zamânında İtalyanlar ülkeyi işgâl etmişse de İkinci Dünyâ Savaşı sonunda çekilmek zorunda kalmışlardır.
Haile Selâsiye 1975 yılına kadar başta kaldı ve uzun süren iktidârı sırasında Habeşistan’da bulunan Müslümanlara dînî, siyâsî, kültürel çeşitli baskı ve zulümler yaptı. 1975’te askerî bir darbe ile iktidârdan uzaklaştırıldı. Ülkede yeni idareyi kuran hükûmet, sol temâyüllü olduğundan, Rusya ile her sâhada yakın ilişkiler içine girdi. Müslümanlara yapılan baskı ve zulümler bu hükûmet zamânında da artarak devâm ettiğinden Eritreli Müslümanlar ile hükûmet kuvvetleri arasında çarpışmalar zaman zaman şiddetlenerek devâm etti. 1987’de yeni Anayasa kabûl edildi ve yapılan seçimler sonunda askerî yönetime son verilerek komünist parti iktidar oldu. Etiyopya Cumhûriyeti, Afrika Birliğine ve Birleşmiş Milletler Teşkilâtına üyedir.
1974’ten bu yana Etiyopya’yı idâre eden askeri cunta lideri bilâhare devlet başkanı Albay Haile Mariam Mengitsu’nun ülke dışına Haziran 1990’da kaçışından sonra; Etiyopya Halk Kurtuluş Cephesi liderliğindeki (Eritre Halk Kurtuluş Cephesi, Tigre Halk Kurtuluş Cephesi ve Oromo Özgürlük Cephesi) büyük direniş grubu Etiyopya iktidârını ele geçirdi. Yüzde 70’i Müslüman olan Eritre Halk Kurtuluş Cephesi 30 yıldır işgal altında olan Eritre’yi kurtardı, başkent Asmara ile Kızıldeniz’deki Assab ve Massawa liman şehirlerini de kontrolları altına aldı. 1993’te yapılan halk oylaması neticesinde Eritre bağımsızlığını kazandı.
Fizikî Yapı
Etiyopya genelde dağlık ve platolarla kaplı bir ülkedir. Fakat kuzeyde Eritre bölgesinde deniz seviyesinden 120 m kadar daha aşağıda bulunan 150 km2 genişliğindeki Afar Çukurluğu da bu ülkededir. Afar Çukurluğu faylarla ve volkanik faâliyetlerle Kızıldeniz’den ayrılmış olup, kuruyan tabanı 900 m kalınlığında tuz tortullarıyla kaplıdır. Bu yerde yer yer faylar boyunca lavlar sızmakta ve bâzı kraterlerinden de bol sodalı ve kükürtlü sıcak su kaynakları çıkmaktadır.
Ülkeyi yaklaşık kuzey-güney yönünde “Rift Vâdisi” denilen büyük bir kırık hattı kesmektedir. Bu kırık hattı boyunca meydana gelmiş olan çöküntü hendeği aynı zamanda doğmakta olan bir okyanusun ortasında yer almaktadır. Yapılan incelemelere göre doğudaki Etyopien ve Arabistan blokları ile batıdaki Afrika blokları devamlı birbirinden uzaklaşmaktadır. Meselâ yılda en az 1 mm olan bu uzaklaşma Kızıldeniz çevresinde yılda 2 cm’yi bulmaktadır.
Rift Walley denilen bu çöküntü hendeğinin batısında merkez platosu yer alır. Bu plato üzerinde yer yer yüksek dağlar ve Ambas denilen yassı tepeler bulunmaktadır. Genelde 2000 m’nin üzerinde olan bu plato alanında 4543 m ile en önemli yükselti Daşan Dağıdır. Akarsularla da parçalanmış olan bu plato alanı aynı zamanda nüfûsun yoğun olduğu bir bölgedir.
Çöküntü hendeğinin doğusunda kalan plato alanı Somali Platosudur. Burası da akarsularla parçalanmıştır ve Urgoma Dağlarında yükselti 5340 m’yi bulur.
Önemli akarsuları Şebeli, Tana Gölünden doğan Mâvi Nil, Omo’dur. Nil Nehrinin çöllerde kuruyup, kaybolup gitmesini engelleyen Sobat, Mâvi Nil (Bahr-ül Azrak) ve Atbara kolları bu ülkeden beslenmektedir. Mâvi Nil ülkenin en önemli gölü olan 1830 m yüksekliğindeki Tana Gölünden doğmaktadır. Ortadaki çöküntü hendeği boyunca yer yer çok sayıda akarsu ve göl bulunmaktadır. Zivay, Şala, Tana, Avasa gölleri gibi. Ayrıca doğusunda Hint Okyanusuna ulaşan Juba ile Vebbi Cebeli akarsuları da bu ülkeden kaynaklarını almaktadır. Fakat ulaşım yapılabilen tek akarsu kısa olan Baro Nehridir.
İklimi
Enlem îtibâriyle subekvatoral ve tropikal iklim kuşağı üzerinde bulunan ülkenin esas iklim özelliğini dikey yöndeki yükselti fazlalığı meydana getirmektedir. 1800 m yükseltinin altındaki yerlerde gerçek mânâda subekvatoral iklim görülür. Buralarda en fazla sıcaklık 40°C’yi bulur. En sıcak ayın ortalaması 33°C, en soğuk ayın ortalaması ise 21°C’ dir.
2400 m ile 3200 m yükseklikte bulunan yerlerde tam bir ılıman iklim görülür. Buralarda ortalama sıcaklık 16°C’dir.
Yağış ortalaması bölgelere göre değişiklik göstermektedir. Güneybatıda 2500 mm olan yağış miktarı, kuzeydoğuda 50 milimetreye kadar düşer.
Tabiî Kaynakları
Günümüzde yakıt olarak ormanların kesilmesiyle sâdece güneybatıdaki geçit vermeyen ormanlar kalmıştır. Alçak yerlerde step ve savanlar hâkimdir. Yüksek yerleri ise baobab, çınar, incir ve hurma ağaçları kaplar. Avustralya’dan getirilerek yetiştirilen okaliptus ağaçları ile ülkenin odun ihtiyâcı karşılanmaktadır. Etiyopya yabânî hayvan bakımından zengin bir ülkedir. Zürâfâ, zebra, fil, aslan, antilop, suaygırı ve deve kuşu gibi hayvanlara çok rastlanmaktadır. Bunun yanında kartal, papağan ve maymun da çok bulunmaktadır.
Etiyopya, mâden kaynakları bakımından fakir bir ülkedir. En çok üretilen mâden, tuzdur. Az miktarda plâtin, demir, manganez ve altın bulunmaktadır.
Nüfus ve Sosyal Hayat
Arabistan’dan gelerek buraya yerleşen Hâmîler ve Sâmî Amharalar Etiyopya’nın en büyük etnik gruplarını meydana getirirler. Nüfûsun % 35’ini meydana getiren Amharalar ülkede söz sâhibidirler. Halkın % 90’ı köylerde yaşamaktadır. Önemli şehirleri Asmara, Addis Ababa, Dire Dava, Gonder, Desse, Harar ve Mitsiva’dır.
Halkın % 55’i Hıristiyan, % 37’si Müslüman, % 8’i ise diğer dinlere mensuptur. Eğitim ve öğretim çok geri olup halkın ancak % 3,7’si okuma yazma bilmektedir. İlk üniversitesi ancak 1951 yılında açıldı.
Siyâsî Hayat
1974 yılına kadar bir krallık olan Etiyopya’da kral devrilerek 1975’te rejimin cuntacılar tarafından değiştirildiği îlân edildi. Cunta sosyalist bir rejimi benimsedi. 1987’de kabul edilen anayasa ile seçimler yapılarak demokrasiye geçildi.
Ekonomi
Tarım: Ekonomisi tarıma dayalı olan Etiyopya, topraklarının % 50’sinde zirâat yapılmaktadır. Fakat tarım araç ve gereçleri çok ilkel olduğundan yüksek seviyede ürün alınmaz. Buğday, arpa, yulaf, mısır, darı başta olmak üzere çeşitli meyve ve sebze yetiştirilmektedir. Bunun yanında pamuk, şekerkamışı, muz gibi Akdeniz ürünleri de yetiştirilmektedir. Yetiştirilen ürünler ülke ihtiyâcını karşılar. Kahve ise en önemli gelir getiren ihraç ürünüdür.
Hayvancılık: İklim ve tabiat şartlarının müsâit olması sebebiyle çok yapılmaktadır. Sığır, at, katır, deve ve koyun çok miktarda beslenmektedir.
Endüstri: Etiyopya’da bulunan fabrikalar dokuma, deri, mobilya, çimento, kimyevî maddeler ve sigara üzerinedir. Sanâyinin gelişmesi için gerekli olan enerjiden yoksundur.
Ticâret: Etiyopya, kahve, deri, post, yağlı tohumlar ve baklagiller ihraç eder. Makina, ulaşım techizatları, inşaat malzemeleri ve petrol ürünlerini ithal etmektedir.
Ulaşım: Ülkenin engebeli oluşu ulaşımı engellemektedir. 35.000 kilometreyi bulan karayolu ile 800 km kadar demiryolu şebekesi vardır. Elverişsiz şartlara rağmen dış hatlarda da çalışan önemli hava yolları ağı kurulmuştur. Önemli limanları Massava ve Assab’dır.
DEVLETİN ADI
Etiyopya Demokratik Halk Cumhûriyeti
BAŞŞEHRİ
Addis Ababa
NÜFÛSU
45.600.000
YÜZÖLÇÜMÜ
1.106.100 km2
RESMÎ DİLİ
Amharca
DÎNİ
Hıristiyanlık ve İslâmiyet
PARA BİRİMİ
Etiyopya Birri
Doğu Afrika’da bulunan bir devlet. Kuzeyinde Sudan ve Eritre, doğusunda Cibuti ve Somali, güneyinde Kenya, batısında yine Sudan yer alır. Afrika’nın en eski bağımsız devletidir. Batı-doğu yönünde 33° ile 48° doğu boylamları, kuzey güney yönünde ise 3°30’ ile 18° kuzey paralelleri arasında bulunur.
Târihi
Etiyopya, bilhassa mîlâdın ilk yıllarından beri köklü bir geleneği olan Afrika’nın en eski bağımsız devletidir. Yalnız gayri sâfi millî hâsıla ile kişi başına düşen doktor, araba sayısı gibi değerler yönünden diğer Afrika ülkelerinden geridir. Târihî çağlar içinde ilk yerleşenler Hami ve Sudanlı soyundan kabîlelerdir. Mîlâdî birinci yüzyılda kurulan Aksum Krallığı 7. yüzyılda yıkılmıştır. Ülkenin Arap hâkimiyetine geçmesinden önce Yemen’de bulunan Habeşli kumandan Ebrehe, ordusuyla Mekke’ye yürüdüyse de Ebâbil kuşlarının hücûmuyla bütün ordu perişan olmuştur. Bu durum Kur’ân-ı kerîmde Fil sûresinde şöyle anlatılmaktadır:
(Ey Resûlüm!) Rabbinin, fil sâhiplerine neler ettiğini görmedin mi? O, bunların kötü plânlarını boşa çıkarmadı mı? O, bunların üzerine bölük bölük kuşlar gönderdi ki bunlar onlara (fil sâhiplerine) pişkin tuğladan (yapılmış) taşlar atıyordu. Derken Allah onları yenik ekin ve yaprağı gibi yapıverdi.
Bu sırada Kızıldeniz’in iki yakasının Bizans müttefiklerinde olmasını istemeyen İranlılar 572 yılında Aksum Devletine son verdiler. Peygamberimiz aleyhisselâm zamânında, Mekke’nin ticârî hayâtının gelişmesiyle Habeşistan önem kazandı. Bu zamanda bâzı Müslümanlar buraya göç ettiler. Kızıldeniz kıyılarında İslâmiyet yayılınca, Aksum Krallığı güneye doğru kaydı. Bu sırada Zague ve Salamon Hânedânları 1285 yılına kadar başta kaldılar. Bu târihte İfat SultanıAli ibni Valaşma ile (Akîl ibni Ebî Tâlib soyundan) Müslüman Habeşistan Devleti kuruldu. On altıncı yüzyılda Arapların bu ülkeye yaptığı seferler karşısında ülkenin tamâmen Müslüman olmasını önlemek için Portekizlilerden yardım istendi. Portekizliler bunu fırsat bilerek ülkeye hâkim oldular. Bir ara derebeyleriyle din adamları arasındaki anlaşmazlıklarla ülke sarsıntı geçirmişse de Portekiz veİtalyan kiliselerinin çalışmaları ile 1855’te Kassa, İkinci Tevodros adıyla tahta çıkarılarak, Müslüman hâkimiyetine son verildi.
1889 yılında İkinci Menelik’in Habeşistan imparatoru olarak taç giymesiyle idâre tekrar Salamon Hânedânına geçti. İtalya, İngiltere ve Fransa gibi Avrupa devletlerinin uğraşması ile nihâyet 2 Kasım 1930’da Necâşi Haile Selâsiye taç giydi. Necaşi ünvanı “nagaş” kelimesinden ve bu da “vergi” mânâsındaki “ngş” kökünden gelmektedir. 1935 yılında Mussolini zamânında İtalyanlar ülkeyi işgâl etmişse de İkinci Dünyâ Savaşı sonunda çekilmek zorunda kalmışlardır.
Haile Selâsiye 1975 yılına kadar başta kaldı ve uzun süren iktidârı sırasında Habeşistan’da bulunan Müslümanlara dînî, siyâsî, kültürel çeşitli baskı ve zulümler yaptı. 1975’te askerî bir darbe ile iktidârdan uzaklaştırıldı. Ülkede yeni idareyi kuran hükûmet, sol temâyüllü olduğundan, Rusya ile her sâhada yakın ilişkiler içine girdi. Müslümanlara yapılan baskı ve zulümler bu hükûmet zamânında da artarak devâm ettiğinden Eritreli Müslümanlar ile hükûmet kuvvetleri arasında çarpışmalar zaman zaman şiddetlenerek devâm etti. 1987’de yeni Anayasa kabûl edildi ve yapılan seçimler sonunda askerî yönetime son verilerek komünist parti iktidar oldu. Etiyopya Cumhûriyeti, Afrika Birliğine ve Birleşmiş Milletler Teşkilâtına üyedir.
1974’ten bu yana Etiyopya’yı idâre eden askeri cunta lideri bilâhare devlet başkanı Albay Haile Mariam Mengitsu’nun ülke dışına Haziran 1990’da kaçışından sonra; Etiyopya Halk Kurtuluş Cephesi liderliğindeki (Eritre Halk Kurtuluş Cephesi, Tigre Halk Kurtuluş Cephesi ve Oromo Özgürlük Cephesi) büyük direniş grubu Etiyopya iktidârını ele geçirdi. Yüzde 70’i Müslüman olan Eritre Halk Kurtuluş Cephesi 30 yıldır işgal altında olan Eritre’yi kurtardı, başkent Asmara ile Kızıldeniz’deki Assab ve Massawa liman şehirlerini de kontrolları altına aldı. 1993’te yapılan halk oylaması neticesinde Eritre bağımsızlığını kazandı.
Fizikî Yapı
Etiyopya genelde dağlık ve platolarla kaplı bir ülkedir. Fakat kuzeyde Eritre bölgesinde deniz seviyesinden 120 m kadar daha aşağıda bulunan 150 km2 genişliğindeki Afar Çukurluğu da bu ülkededir. Afar Çukurluğu faylarla ve volkanik faâliyetlerle Kızıldeniz’den ayrılmış olup, kuruyan tabanı 900 m kalınlığında tuz tortullarıyla kaplıdır. Bu yerde yer yer faylar boyunca lavlar sızmakta ve bâzı kraterlerinden de bol sodalı ve kükürtlü sıcak su kaynakları çıkmaktadır.
Ülkeyi yaklaşık kuzey-güney yönünde “Rift Vâdisi” denilen büyük bir kırık hattı kesmektedir. Bu kırık hattı boyunca meydana gelmiş olan çöküntü hendeği aynı zamanda doğmakta olan bir okyanusun ortasında yer almaktadır. Yapılan incelemelere göre doğudaki Etyopien ve Arabistan blokları ile batıdaki Afrika blokları devamlı birbirinden uzaklaşmaktadır. Meselâ yılda en az 1 mm olan bu uzaklaşma Kızıldeniz çevresinde yılda 2 cm’yi bulmaktadır.
Rift Walley denilen bu çöküntü hendeğinin batısında merkez platosu yer alır. Bu plato üzerinde yer yer yüksek dağlar ve Ambas denilen yassı tepeler bulunmaktadır. Genelde 2000 m’nin üzerinde olan bu plato alanında 4543 m ile en önemli yükselti Daşan Dağıdır. Akarsularla da parçalanmış olan bu plato alanı aynı zamanda nüfûsun yoğun olduğu bir bölgedir.
Çöküntü hendeğinin doğusunda kalan plato alanı Somali Platosudur. Burası da akarsularla parçalanmıştır ve Urgoma Dağlarında yükselti 5340 m’yi bulur.
Önemli akarsuları Şebeli, Tana Gölünden doğan Mâvi Nil, Omo’dur. Nil Nehrinin çöllerde kuruyup, kaybolup gitmesini engelleyen Sobat, Mâvi Nil (Bahr-ül Azrak) ve Atbara kolları bu ülkeden beslenmektedir. Mâvi Nil ülkenin en önemli gölü olan 1830 m yüksekliğindeki Tana Gölünden doğmaktadır. Ortadaki çöküntü hendeği boyunca yer yer çok sayıda akarsu ve göl bulunmaktadır. Zivay, Şala, Tana, Avasa gölleri gibi. Ayrıca doğusunda Hint Okyanusuna ulaşan Juba ile Vebbi Cebeli akarsuları da bu ülkeden kaynaklarını almaktadır. Fakat ulaşım yapılabilen tek akarsu kısa olan Baro Nehridir.
İklimi
Enlem îtibâriyle subekvatoral ve tropikal iklim kuşağı üzerinde bulunan ülkenin esas iklim özelliğini dikey yöndeki yükselti fazlalığı meydana getirmektedir. 1800 m yükseltinin altındaki yerlerde gerçek mânâda subekvatoral iklim görülür. Buralarda en fazla sıcaklık 40°C’yi bulur. En sıcak ayın ortalaması 33°C, en soğuk ayın ortalaması ise 21°C’ dir.
2400 m ile 3200 m yükseklikte bulunan yerlerde tam bir ılıman iklim görülür. Buralarda ortalama sıcaklık 16°C’dir.
Yağış ortalaması bölgelere göre değişiklik göstermektedir. Güneybatıda 2500 mm olan yağış miktarı, kuzeydoğuda 50 milimetreye kadar düşer.
Tabiî Kaynakları
Günümüzde yakıt olarak ormanların kesilmesiyle sâdece güneybatıdaki geçit vermeyen ormanlar kalmıştır. Alçak yerlerde step ve savanlar hâkimdir. Yüksek yerleri ise baobab, çınar, incir ve hurma ağaçları kaplar. Avustralya’dan getirilerek yetiştirilen okaliptus ağaçları ile ülkenin odun ihtiyâcı karşılanmaktadır. Etiyopya yabânî hayvan bakımından zengin bir ülkedir. Zürâfâ, zebra, fil, aslan, antilop, suaygırı ve deve kuşu gibi hayvanlara çok rastlanmaktadır. Bunun yanında kartal, papağan ve maymun da çok bulunmaktadır.
Etiyopya, mâden kaynakları bakımından fakir bir ülkedir. En çok üretilen mâden, tuzdur. Az miktarda plâtin, demir, manganez ve altın bulunmaktadır.
Nüfus ve Sosyal Hayat
Arabistan’dan gelerek buraya yerleşen Hâmîler ve Sâmî Amharalar Etiyopya’nın en büyük etnik gruplarını meydana getirirler. Nüfûsun % 35’ini meydana getiren Amharalar ülkede söz sâhibidirler. Halkın % 90’ı köylerde yaşamaktadır. Önemli şehirleri Asmara, Addis Ababa, Dire Dava, Gonder, Desse, Harar ve Mitsiva’dır.
Halkın % 55’i Hıristiyan, % 37’si Müslüman, % 8’i ise diğer dinlere mensuptur. Eğitim ve öğretim çok geri olup halkın ancak % 3,7’si okuma yazma bilmektedir. İlk üniversitesi ancak 1951 yılında açıldı.
Siyâsî Hayat
1974 yılına kadar bir krallık olan Etiyopya’da kral devrilerek 1975’te rejimin cuntacılar tarafından değiştirildiği îlân edildi. Cunta sosyalist bir rejimi benimsedi. 1987’de kabul edilen anayasa ile seçimler yapılarak demokrasiye geçildi.
Ekonomi
Tarım: Ekonomisi tarıma dayalı olan Etiyopya, topraklarının % 50’sinde zirâat yapılmaktadır. Fakat tarım araç ve gereçleri çok ilkel olduğundan yüksek seviyede ürün alınmaz. Buğday, arpa, yulaf, mısır, darı başta olmak üzere çeşitli meyve ve sebze yetiştirilmektedir. Bunun yanında pamuk, şekerkamışı, muz gibi Akdeniz ürünleri de yetiştirilmektedir. Yetiştirilen ürünler ülke ihtiyâcını karşılar. Kahve ise en önemli gelir getiren ihraç ürünüdür.
Hayvancılık: İklim ve tabiat şartlarının müsâit olması sebebiyle çok yapılmaktadır. Sığır, at, katır, deve ve koyun çok miktarda beslenmektedir.
Endüstri: Etiyopya’da bulunan fabrikalar dokuma, deri, mobilya, çimento, kimyevî maddeler ve sigara üzerinedir. Sanâyinin gelişmesi için gerekli olan enerjiden yoksundur.
Ticâret: Etiyopya, kahve, deri, post, yağlı tohumlar ve baklagiller ihraç eder. Makina, ulaşım techizatları, inşaat malzemeleri ve petrol ürünlerini ithal etmektedir.
Ulaşım: Ülkenin engebeli oluşu ulaşımı engellemektedir. 35.000 kilometreyi bulan karayolu ile 800 km kadar demiryolu şebekesi vardır. Elverişsiz şartlara rağmen dış hatlarda da çalışan önemli hava yolları ağı kurulmuştur. Önemli limanları Massava ve Assab’dır.
ETİLEN
Alm. Athylen n, Fr. Ethylene m, İng. Ethylene. Alken sınıfından renksiz bir gaz. Doymamış hidrokarbon olup, karbonlar arasında, çift bağ vardır. Formülü C2H4, kaynama noktası -69,4°C, erime noktası -103,3°C ve yoğunluğu 0,978 g/dm3 olan yanıcı bir gazdır. Etilen, suda orta derecede çözünür. Fakat alkol, eter, aseton ve benzende çok çözünür. Etilenin reaksiyon verme kâbiliyeti oldukça yüksektir. Halojenlerle, sülfürik asit ve diğer çift bağ ile reaksiyon verebilen maddelerle hemen reaksiyon verdiği gibi polimerize polietileni meydana getirir. % 3 ile % 34 oranında etilen ihtivâ eden hava karışımı patlayıcıdır. Zehir etkisi azdır. Fakat çok yüksek dozu şuursuzluk meydana getirir.
Etilen üretiminin takriben % 30,4’ü etil alkol, % 25’i etilen oksit, % 10’u stiren, % 10’u etilklorür ve % 15’i polietilen elde edilmesinde kullanılır. Etilenin başka maksatlar için kullanılan kısmı çok azdır. Etilen üretiminin büyük bir kısmı petrol ürünü gazların kraking fırınlarındaki pirolizi ile elde edilir.
Alm. Athylen n, Fr. Ethylene m, İng. Ethylene. Alken sınıfından renksiz bir gaz. Doymamış hidrokarbon olup, karbonlar arasında, çift bağ vardır. Formülü C2H4, kaynama noktası -69,4°C, erime noktası -103,3°C ve yoğunluğu 0,978 g/dm3 olan yanıcı bir gazdır. Etilen, suda orta derecede çözünür. Fakat alkol, eter, aseton ve benzende çok çözünür. Etilenin reaksiyon verme kâbiliyeti oldukça yüksektir. Halojenlerle, sülfürik asit ve diğer çift bağ ile reaksiyon verebilen maddelerle hemen reaksiyon verdiği gibi polimerize polietileni meydana getirir. % 3 ile % 34 oranında etilen ihtivâ eden hava karışımı patlayıcıdır. Zehir etkisi azdır. Fakat çok yüksek dozu şuursuzluk meydana getirir.
Etilen üretiminin takriben % 30,4’ü etil alkol, % 25’i etilen oksit, % 10’u stiren, % 10’u etilklorür ve % 15’i polietilen elde edilmesinde kullanılır. Etilenin başka maksatlar için kullanılan kısmı çok azdır. Etilen üretiminin büyük bir kısmı petrol ürünü gazların kraking fırınlarındaki pirolizi ile elde edilir.
ETİL ALKOL (Etanol)
Alm. Athylalkohol (m), Fr. Alcool (m), ethylique, İng. Ethyl alcohol. Alkoller diye anılan organik bileşikler sınıfının en önemli üyesi. Moleküler formülü (C2H5OH) göz önüne alındığında, doymuş bir hidrokarbon olan etanın (C2H6) altı hidrojeninden birinin yerine bir hidroksil grubunun (OH) geçmiş şekli olarak addedilir.
Özellikleri: Saf etil alkol berrak, renksiz, karakteristik kokulu bir sıvıdır. 78,4°C’de kaynar -114,5°C’de donar. Sıcaklıkla hacim büyümesi nisbeten muntazam olduğundan, hava sıcaklığını ölçen termometrelerde (evlerde kullanılan) bir termometre sıvısı olarak kullanılır. Sıvı seviyesinin rahat görülmesi için bir boyar madde konur. Özgül ağırlığı 20°C’de 0,789 g/cm3tür. Etanol, aynı miktarda su ile karışık olduğunda bile soluk, mâvimsi, issiz bir alevle yanar. Etanolun yanma enerjisi 1 gram başına 7,09 kcal verecek şekildedir. Su, eter ve asetonda her nisbette karışır. Suyla karışınca bir hacim küçülmesi olur. Meselâ, 52 hacim alkol ve 48 hacim su karıştırıldığında 100 hacimlik değil de, 96,3 hacimlik bir çözelti meydana gelir.
Üretim: Etanolun üç önemli üretim kaynağı vardır:
1. Fermantasyon ile üretme: Alkolik fermantasyonda şekerler başlıca olarak monosakkaritler (glikoz ve früktoz) kompleks enzim zymas ihtivâ eden maya mevcudiyetinde, etanol ve karbondioksit verecek şekilde bozunurlar:
(Zymas)
C6H12O6 ¾¾¾¾¾¾> 2C2H5OH+2CO2
Tamâmen parçalanmada 100 g früktozdan 51,1 g etil alkol ve 48,9 gr karbondioksit meydana gelmelidir. Bu randımana gerçekte erişilemez. Çünkü maya hücreleri diğer metabolizma olayları için aynı şekilde monosakkaritleri harcamaktadırlar. Optimum mayalanma şartları maya hücrelerinin yaşama şartları ile belirlenir. Böyle gıdâ eriyiğindeki belirli protein ve mineral madde miktarı maya gelişmesini teşvik eder. Optimum mayalanma sıcaklığı maya çeşidine göre, 20°C ile 30°C arasında bulunur. Alkol fermantasyonu etil alkol miktarı % 10-18 arasında olduğu zaman durmaktadır. Çünkü etil alkol metabolizmanın artık ürünü olarak büyük konsantrasyonlarda mikroorganizmaların hayâtî faâliyetlerini önlemektedir. Endüstride alkolik fermantasyonda başlama maddesi olarak saf glikoz kullanılmaz. Bunun yerine melâs (şeker rafinasyonu artığı) veya nişastalı ürünler (patates, çavdar, buğday, arpa) kullanılır.
2. Asetaldehidin (CH3CHO) indirgenmesiyle üretim: Asetilen kullanılarak elde edilen asetaldehit, 100-130°C’de nikel katalizörlüğünde hidrojenlenerek etanole indirgenir:
H
/ +2H
CH3 — C = O ¾¾¾¾> CH3 — CH2 — OH
(Ni)
3. Etilenin hidrasyonu ile üretim: Endüstriyel üretimde önemli bir metoddur. Bir petrol ürünü olan etilenin hidrasyonu (bir su molekülü katılması) değişik şartlarda yapılabilir. Etilen, 100°C’de derişik sülfürük asitle tutulduğunda etil hidrojen sülfat ve etil sülfat ara ürünleri meydana gelir:
HOSO3H
H2C = CH2+ ¾¾¾¾¾¾> C2H5O æ SO3H + (C2H5O)2SO2
Reaksiyon karışımı eşdeğer miktarda sıcak su ile hidroliz edilir. Etanol ve sülfürik asit meydana gelir:
(C2H5O)2SO2+2H2O Æ 2C2H5OH+H2SO4
Yine etilenden başlamak üzere katı katalizörler kullanarak 300°C ve yüksek basınç altında su buharı etkisiyle etanol sentezi yapılmaktadır.
Kullanılışı: Etanol bütün alkollü içkilerde bulunmaktadır. Çoğu da bu yollarla tüketilmektedir. İyi bir çözücü olduğu için, esansların yapımında, parfümeride kullanılır. Kimyâ endüstrisinde bir çok organik bileşiğin (asetaldehit, asetik asit, etilasetat, etilklorür ve butadien gibi) üretiminde başlama materyalidir. Petrolün çok pahalı olduğu bâzı ülkelerde bir motor yakıtı bileşeni olarak kullanılmaktadır.
Mutlak (saf) etanol elde edilmesi: Endüstriyel etanolun çoğu denaturedir. Yâni içilmemesi için, içine piridin ve metanol gibi zehir etkisi yapan maddeler konmuştur. Bunların uzaklaştırılması pek kolay değildir. Endüstride üretilen alkol denatüre olmasa bile saf değildir. Çünkü reaksiyon sonunda meydana gelen ürün damıtılırken etanol sudan tamâmen kurtulmaz. Basit damıtma ile, en fazla % 96’lık bir saflıkta elde edilir. Bu kompozisyondaki sulu alkol saf bir maddeymiş gibi (ikili bir azeotrop teşekkülü) kaynar. Bu azeotropu bozmak için, genellikle benzen (veya triklor etilen) katılır. Su-alkol-benzen üçlüsü damıtıldığında su bitinceye kadar su-benzen ve alkol karışmı geçer. Daha sonra da benzen bitinceye kadar alkol-benzen karışımı geçer. Geriye saf alkol kalır. Laboratuvar ölçeğindeki saflaştırmalarda suyu uzaklaştırmak maksadıyla kalsiyum oksit, kalsiyum ve mağnezyum kullanılır.
Alm. Athylalkohol (m), Fr. Alcool (m), ethylique, İng. Ethyl alcohol. Alkoller diye anılan organik bileşikler sınıfının en önemli üyesi. Moleküler formülü (C2H5OH) göz önüne alındığında, doymuş bir hidrokarbon olan etanın (C2H6) altı hidrojeninden birinin yerine bir hidroksil grubunun (OH) geçmiş şekli olarak addedilir.
Özellikleri: Saf etil alkol berrak, renksiz, karakteristik kokulu bir sıvıdır. 78,4°C’de kaynar -114,5°C’de donar. Sıcaklıkla hacim büyümesi nisbeten muntazam olduğundan, hava sıcaklığını ölçen termometrelerde (evlerde kullanılan) bir termometre sıvısı olarak kullanılır. Sıvı seviyesinin rahat görülmesi için bir boyar madde konur. Özgül ağırlığı 20°C’de 0,789 g/cm3tür. Etanol, aynı miktarda su ile karışık olduğunda bile soluk, mâvimsi, issiz bir alevle yanar. Etanolun yanma enerjisi 1 gram başına 7,09 kcal verecek şekildedir. Su, eter ve asetonda her nisbette karışır. Suyla karışınca bir hacim küçülmesi olur. Meselâ, 52 hacim alkol ve 48 hacim su karıştırıldığında 100 hacimlik değil de, 96,3 hacimlik bir çözelti meydana gelir.
Üretim: Etanolun üç önemli üretim kaynağı vardır:
1. Fermantasyon ile üretme: Alkolik fermantasyonda şekerler başlıca olarak monosakkaritler (glikoz ve früktoz) kompleks enzim zymas ihtivâ eden maya mevcudiyetinde, etanol ve karbondioksit verecek şekilde bozunurlar:
(Zymas)
C6H12O6 ¾¾¾¾¾¾> 2C2H5OH+2CO2
Tamâmen parçalanmada 100 g früktozdan 51,1 g etil alkol ve 48,9 gr karbondioksit meydana gelmelidir. Bu randımana gerçekte erişilemez. Çünkü maya hücreleri diğer metabolizma olayları için aynı şekilde monosakkaritleri harcamaktadırlar. Optimum mayalanma şartları maya hücrelerinin yaşama şartları ile belirlenir. Böyle gıdâ eriyiğindeki belirli protein ve mineral madde miktarı maya gelişmesini teşvik eder. Optimum mayalanma sıcaklığı maya çeşidine göre, 20°C ile 30°C arasında bulunur. Alkol fermantasyonu etil alkol miktarı % 10-18 arasında olduğu zaman durmaktadır. Çünkü etil alkol metabolizmanın artık ürünü olarak büyük konsantrasyonlarda mikroorganizmaların hayâtî faâliyetlerini önlemektedir. Endüstride alkolik fermantasyonda başlama maddesi olarak saf glikoz kullanılmaz. Bunun yerine melâs (şeker rafinasyonu artığı) veya nişastalı ürünler (patates, çavdar, buğday, arpa) kullanılır.
2. Asetaldehidin (CH3CHO) indirgenmesiyle üretim: Asetilen kullanılarak elde edilen asetaldehit, 100-130°C’de nikel katalizörlüğünde hidrojenlenerek etanole indirgenir:
H
/ +2H
CH3 — C = O ¾¾¾¾> CH3 — CH2 — OH
(Ni)
3. Etilenin hidrasyonu ile üretim: Endüstriyel üretimde önemli bir metoddur. Bir petrol ürünü olan etilenin hidrasyonu (bir su molekülü katılması) değişik şartlarda yapılabilir. Etilen, 100°C’de derişik sülfürük asitle tutulduğunda etil hidrojen sülfat ve etil sülfat ara ürünleri meydana gelir:
HOSO3H
H2C = CH2+ ¾¾¾¾¾¾> C2H5O æ SO3H + (C2H5O)2SO2
Reaksiyon karışımı eşdeğer miktarda sıcak su ile hidroliz edilir. Etanol ve sülfürik asit meydana gelir:
(C2H5O)2SO2+2H2O Æ 2C2H5OH+H2SO4
Yine etilenden başlamak üzere katı katalizörler kullanarak 300°C ve yüksek basınç altında su buharı etkisiyle etanol sentezi yapılmaktadır.
Kullanılışı: Etanol bütün alkollü içkilerde bulunmaktadır. Çoğu da bu yollarla tüketilmektedir. İyi bir çözücü olduğu için, esansların yapımında, parfümeride kullanılır. Kimyâ endüstrisinde bir çok organik bileşiğin (asetaldehit, asetik asit, etilasetat, etilklorür ve butadien gibi) üretiminde başlama materyalidir. Petrolün çok pahalı olduğu bâzı ülkelerde bir motor yakıtı bileşeni olarak kullanılmaktadır.
Mutlak (saf) etanol elde edilmesi: Endüstriyel etanolun çoğu denaturedir. Yâni içilmemesi için, içine piridin ve metanol gibi zehir etkisi yapan maddeler konmuştur. Bunların uzaklaştırılması pek kolay değildir. Endüstride üretilen alkol denatüre olmasa bile saf değildir. Çünkü reaksiyon sonunda meydana gelen ürün damıtılırken etanol sudan tamâmen kurtulmaz. Basit damıtma ile, en fazla % 96’lık bir saflıkta elde edilir. Bu kompozisyondaki sulu alkol saf bir maddeymiş gibi (ikili bir azeotrop teşekkülü) kaynar. Bu azeotropu bozmak için, genellikle benzen (veya triklor etilen) katılır. Su-alkol-benzen üçlüsü damıtıldığında su bitinceye kadar su-benzen ve alkol karışmı geçer. Daha sonra da benzen bitinceye kadar alkol-benzen karışımı geçer. Geriye saf alkol kalır. Laboratuvar ölçeğindeki saflaştırmalarda suyu uzaklaştırmak maksadıyla kalsiyum oksit, kalsiyum ve mağnezyum kullanılır.
ETERİK YAĞLAR (Uçucu Yağlar)
Bir takım bitkilerden elde edilen değişik keskin kokulu yağlar. Eterik yağlar, çiçekler, meyveler, yapraklar ve bâzı bitki familyalarının diğer kısımlarında bulunur. Bitki familyaları sedef otu (üzerlik otu) familyası, nânegiller, şemsiye çiçekgiller ve soğanlı bitkilerdir.
Baharatlar asıl olarak eterik yağları dolayısıyla tipik koku ve tad ihtivâ ederler. Bâzı baharatlardaki eterik yağ oranları şöyledir: Yüzde olarak; Biber 1-3, Yenibahar 3-5, Hindistan cevizi 6-12, Kakule 4-7, Tarçın 2-6, Karanfil 16-20, Zakkum 1-3, Kurkuma 3-6, Rezene 3-6, Kimyon 3-7, Şerbetçi otu 0,5-1, Vanilya 0,5-1.
Elde edilmesi: Eterik yağların elde edilmesi, organik çözücü maddeler yardımıyla ilgili bitki kısımlarının preslenmesi, su buharı destilasyonu veya ekstraksiyonu sonucu olmaktadır. Bâzı eterik yağlar, meselâ vanilya ve tarçın gibi sentetik olarak elde edilirler.
Kimyâsal yapısı: Hiçbir yeknesak kimyâsal yapı göstermezler. Eterik yağlar ismi altında çok sayıda farklı kimyâsal sütrüktürde (yapıda) kuvvetli aromatik kokan bitki maddeleri özetlenir.
Oda sıcaklığında uçucudurlar, su buhariyle destile edilebilirler. Yağların aksine eterik yağlar, kâğıt üzerinde hiçbir şekilde yağ lekesi bırakmazlar.Terpenler ve onların türevleri asıl bileşenlerini teşkil eder. Terpenler, genel formülleri (C5H8)n (n = 2,3,4, ...) olan ekseriyâ siklik hidrokarbonlardır. 2- metilen bütadienden dimerizasyon veya polimerizasyon ile meydana gelirler.
Eterik yağlar ekseriya tam kokulu, hafiften koyu sıvıya kadar olan maddelerdir. Yalnız çok azı meselâ vanilin, kristal olarak bulunur. Eterde, etil alkolde eterik yağlar iyi çözünür. Buna karşılık sudaki çözünürlükleri çok düşüktür. Oda sıcaklığında eterik yağlar buharlaşır. Işığa ve havaya karşı hassastırlar. Bunlar oksidasyona meyyaldirler.
İsli alevle yanarlar. Eterik yağların fizyolojik önemi, her şeyden önce tad ve koku ile alâkalı iştah açıcı etkisinde bulunmaktadır. Soğan, sarımsak ve turpun sağlığa faydalı etkisi bilhassa azot ihtivâ eden eterik yağların miktarına dayanmaktadır.
Önemli eterik yağlar, anason yağı, okaliptus yağı, hindistancevizi yağı, vanilya, tarçın yağı, acı bâdem yağı, zencefil yağı, karanfil yağı, ardıç tohumu yağı, rezene yağı, limon yağı, kimyon yağı, nâne yağı, şerbetçiotu yağı ve pelin otu yağıdır.
Bir takım bitkilerden elde edilen değişik keskin kokulu yağlar. Eterik yağlar, çiçekler, meyveler, yapraklar ve bâzı bitki familyalarının diğer kısımlarında bulunur. Bitki familyaları sedef otu (üzerlik otu) familyası, nânegiller, şemsiye çiçekgiller ve soğanlı bitkilerdir.
Baharatlar asıl olarak eterik yağları dolayısıyla tipik koku ve tad ihtivâ ederler. Bâzı baharatlardaki eterik yağ oranları şöyledir: Yüzde olarak; Biber 1-3, Yenibahar 3-5, Hindistan cevizi 6-12, Kakule 4-7, Tarçın 2-6, Karanfil 16-20, Zakkum 1-3, Kurkuma 3-6, Rezene 3-6, Kimyon 3-7, Şerbetçi otu 0,5-1, Vanilya 0,5-1.
Elde edilmesi: Eterik yağların elde edilmesi, organik çözücü maddeler yardımıyla ilgili bitki kısımlarının preslenmesi, su buharı destilasyonu veya ekstraksiyonu sonucu olmaktadır. Bâzı eterik yağlar, meselâ vanilya ve tarçın gibi sentetik olarak elde edilirler.
Kimyâsal yapısı: Hiçbir yeknesak kimyâsal yapı göstermezler. Eterik yağlar ismi altında çok sayıda farklı kimyâsal sütrüktürde (yapıda) kuvvetli aromatik kokan bitki maddeleri özetlenir.
Oda sıcaklığında uçucudurlar, su buhariyle destile edilebilirler. Yağların aksine eterik yağlar, kâğıt üzerinde hiçbir şekilde yağ lekesi bırakmazlar.Terpenler ve onların türevleri asıl bileşenlerini teşkil eder. Terpenler, genel formülleri (C5H8)n (n = 2,3,4, ...) olan ekseriyâ siklik hidrokarbonlardır. 2- metilen bütadienden dimerizasyon veya polimerizasyon ile meydana gelirler.
Eterik yağlar ekseriya tam kokulu, hafiften koyu sıvıya kadar olan maddelerdir. Yalnız çok azı meselâ vanilin, kristal olarak bulunur. Eterde, etil alkolde eterik yağlar iyi çözünür. Buna karşılık sudaki çözünürlükleri çok düşüktür. Oda sıcaklığında eterik yağlar buharlaşır. Işığa ve havaya karşı hassastırlar. Bunlar oksidasyona meyyaldirler.
İsli alevle yanarlar. Eterik yağların fizyolojik önemi, her şeyden önce tad ve koku ile alâkalı iştah açıcı etkisinde bulunmaktadır. Soğan, sarımsak ve turpun sağlığa faydalı etkisi bilhassa azot ihtivâ eden eterik yağların miktarına dayanmaktadır.
Önemli eterik yağlar, anason yağı, okaliptus yağı, hindistancevizi yağı, vanilya, tarçın yağı, acı bâdem yağı, zencefil yağı, karanfil yağı, ardıç tohumu yağı, rezene yağı, limon yağı, kimyon yağı, nâne yağı, şerbetçiotu yağı ve pelin otu yağıdır.
Polifenol Nedir, Ne İşe Yarar? Polifenol İçeren Besinler Nelerdir?
Polifenoller her molekülde birden fazla fenol grubunun bulunduğu bileşiklerdir. Polifenoller genelde bitkilerde bulunur ve bitkilerin renklenmelerinden, örneğin sonbahardaki yaprak renklerinden sorumludurlar. Antioksidan özelliklerinden dolayı insan sağlığına muhtemel faydaları vardır. Antioksidan polifenollerin oksidatif stresi (reaktif oksijen ile meydana gelen stres) azaltmalarindan dolayı kardiyovasküler hastalık ve kanser risklerini de azalttığına dair bulgular vardır.[1] Bu bileşiklerin Alzheimer hastalığının başlangıcını da geciktirdiği gösterilmiştir.[2]
Bulunduğu yerler
Önemli oranda polifenol içeren bıtkiler arasında kuş üzümü, böğürtlen, ahududu, çilek, baklagiller, yerba mate (paraguay çayı), yer fıstığı, yeşil çay, asitsiz zeytin yağı, kakao, erik, armut, kiraz, nar, üzüm, elma, portakal gibi meyveler ile brokoli, lahana, maydanoz, soğan gibi sebzeler sayılabilir. Arı sütü, bal ve polen ile her türlü hububat da alternatif polifenol kaynağıdır.[3]
Bitkilerin dışında en yoğun ve bol miktarda polifenol, hümik asitlerde bulunmaktadır.
Biyokimyasal etkileri
Polifenol insan sağlığına olan faydalı etkileri ile bilinir ve adından sıkça söz edilir. Pek çok bitki çeşidinde bulunur ve sağlığına dikkat eden kişilerin araştırmalarına konu olur. Peki, polifenol nedir, Polifenol ne işe yarar, sağlığa faydaları ve zararları nelerdir gibi merak edilen detayları siz de araştırabilirsiniz.
Polifenol Nedir?
Polifenol, doğada kendiliğinden yetişen bitki bileşik gruplarından biridir. 8 binden fazla türü olan bu mikro besin kaynağı meyve, sebze, çay ve baharat gibi besinlerde bulunur.
Güçlü bir antioksidan olmasının yanı sıra aynı zamanda anti-inflamatuar etkilerde gösterir. Gıda takviyeleri ve doğrudan yoğun polifenol içeren besinler tüketerek de vücuda alıp yararlarından faydalanılabilir.
Zeytinyağında Polifenol Nedir?
Polifenol içeren tek bitkisel yağ zeytinyağıdır. Zeytinyağı polifenol değeri, yağın faydasını belirleyen temel kriterdir. Erken hasat edilen zeytinlerden soğuk sıkım yöntemi kullanılarak elde edilmiş zeytinyağında bu değer yüksektir.
Polifenol oranı; yağın üretim yöntemine, üretildiği zeytinin cinsine ve olgunluğuna göre değişkenlik gösterir. Bu oran ne kadar yüksekse zeytinyağı o denli kalitelidir de denebilir.
Polifenol Ne İşe Yarar?
Polifenol vücuda olan olumlu etkileri ile hastalıklara karşı kalkan görevi görerek sağlık sistemine destek olur. Ayrıca zamanın ve dış etkenlerin neden olduğu hasarları önleyerek ortaya çıkmasını engeller.
Zeytinyağındaki Polifenol Ne İşe Yarar?
Polifenol zeytinyağının kalitesini belirleyen bir unsurdur. Zeytinyağında polifenol bulunmasının sağlık açısından da birçok yararı vardır.
İçeriğindeki bu bileşik, genel olarak vücudun düzgün çalışmasını destekler. Yaşlanma karşıtı etkiler göstererek günlerinizin daha zinde ve enerjik geçmesine yardım eder.
Polifenol Çeşitleri Nelerdir?
Polifenol birçok bitkisel besinde bulunur ve bilinen binlerce çeşidi vardır. Bulundukları bitkisel ürünler ise;
Çay ve kahve
Çeşitli meyveler
Tam tahıllar ve sebzeler
Kuruyemiş ve çeşitli baharatlardır.
Polifenolün Faydaları Nelerdir?
Polifenol faydalarını kanıtlamak için birçok araştırma yapılmıştır. Bu araştırmalar ışığında, zararlı olabilecek serbest radikallerden vücudu temizleyerek, hastalıklara karşı vücudu korumakta önemli rol aldığı söylenebilir. Diğer faydaları ise şu şekilde sıralanabilir;
Kan basıncını dengede tutulmasını yardımcı olur ve kan damarlarının esnek ve sağlıklı olmasını destekler.
Kan şekeri seviyesinin azalmasına ve dengelenmesine yardım ederek diyabet ve obeziteye yakalanma riskini azaltır.
Güçlü antioksidan etkisiyle bağışıklık sistemini harekete geçirerek hastalıklara karşı vücut direncinin artmasına yardım eder.
Sindirimi destekler ve bağırsaklardaki iyi bakterileri destekler zararları olanları sınırlayarak bağırsak florasını korumaya yardımcı olur.
Beyin fonksiyonlarının güçlenmesini sağlayarak hafıza ve odaklanmayı arttırabilir.
Polifenol Nasıl Tüketilir?
Polifenol birçok bitkisel kaynakta bulunan bir mikro besindir ve bu besinler tüketilerek vücuda alınabilir. Ayrıca toz ve kapsül şeklinde olan gıda takviyeleri de bulunur.
Doğal gıdaları tüketerek polifenol takviyesi ile aldığınız zamankinden daha fazla ve zahmetsizce yararlarından faydalanmak mümkündür. Bu tarz çeşitli yöntem ve sağlık uygulamaları için evde sağlık uygulamalarına göz atabilirsiniz.
Polifenol Nelerde Bulunur?
Polifenol kolayca ulaşabileceğiniz birçok doğal gıdada bulunur. Hangi gıdalarda ne oranlarda olduğunu öğrenmek yeteri miktarda almak için önemlidir. Polifenol bulunan besinleri öğrenerek günlük beslenme rutininize ekleyebilir sayısız faydasından yararlanabilirsiniz.
Ayrıca toz ve tablet formunda olan besin takviyeleri de vardır. Bu formda olanlardan size uygun olanı doktorunuza danışarak kullanabilir ve ek takviye şeklinde alabilirsiniz.
Yüksek Polifenol İçeren Besinler Nelerdir?
Polifenol içeren gıdalar arasında bazılarının yoğunluğu daha fazladır ve bu da sağlığa olumlu şekilde geri dönüş sağlamakta etkili bir unsurdur.
2010’da bu konu üzerinde yapılan bir araştırma sonucunda bu bakımından zengin 100 besin araştırılmış ve birinci sırada karanfil geldiği tespit edilmiştir. Sekiz ana kategoriden baharat ve otlar kısmında yer alan nane ve yıldız anason da bu sırayı takip eder. Diğer besin kategorileri ise şu şekilde sıralanabilir.
Önemli oranda polifenol içeren besinler şöyledir:
Kuş üzümü
Ahududu
Çilek
Böğürtlen
Yer fıstığı
Yeşil çay
Baklagiller
Asitsiz zeytinyağı
Erik
Armut
Kiraz
Kakao
Nar
Üzüm
Portakal
Elma
Brokoli
Maydanoz
Soğan
Lahana
Meyveler
Kakao
Kuruyemişler
Keten tohumu
Sebzeler
Zeytin
Kahve ve Çay
Polifenoller antioksidan olarak insan vücudundaki çeşitli nedenlerle oluşmuş serbest radikalleri temizleme kabiliyetine sahiptirler. Ayrıca, ağır ve radyoaktif metalleri şelatlama konusunda polifenoller oldukça etkilidirler. Diğer deyişle polifenoller çeşitli reaktif oksijen türlerini hücrelerden uzaklaştırarak metabolizmayı zinde tutarlar. Reaktif oksijen türleri olarak serbest oksijen, peroksinitrit ve hidrojen peroksit sayılabilir. Reaktif oksijen türlerini bertaraf etmek insan için birçok fayda saylayabilmektedir. Zira bu türler iyon taşıma sistemini seferber ederek oksidatif sinyallemede rol oynamaktadırlar.
Hemostaz (kan kaybının önlenmesi ve kanamanın durdurulması) üzerine polifenollerin etkileri çalışılmıştır. Polifenollerin 100–300 mg/kg ca (canlı ağırlık) doz seviyesinde kanama zamanı, pıhtılaşma zamanı, trombin zamanı, protrombin zamanı, kaolin ve sefalin pıhtılaşma zamanı, öglobulin pıhtı lizis zamanı (fibrinolitik sistemin hareketinin ölçülmesi), fibrinojen konsantrasyonu, trombosit sayısı veya ADP indüklemeli trombosit kümeleşmesi üzerine etkileri tespit edilmiştir. Polifenoller reaktif oksijen türlerini kontrol alarak, enflamasyon önleyici konumları boyunca endotel sağlığı geliştirmeye yardımcı olmaktadırlar.
İnsanlara faydaları
Koroner arter hastalığı gibi enflamasyonlu hastalıklarda azalmaya neden olmaktadır.
Çay polifenolleri (gallik asitler), iltihaplanma problemlerine neden olan reaktif oksijen türlerini azaltmada önemli rol oynamaktadır.
Bitkiler tarafından üretilen bir antibiyotik olan resveratrol gibi bazı polifenol antioksidanları, tümör oluşumu ve gelişimini önlemektedir.
Polifenollerin yaşlanmayı yavaşlatıcı özelliği yanı sıra derideki kırışıklıkları da giderdiği tespit edilmiştir.
Polifenoller birçok deri üstü ve deri altı hastalıkları (kıl dönmesi gibi) tedavisinde kullanılmaktadır.
Kaynak ve Dipnotlar
Wikipedia
evdesaglik.memorial
milliyet
lezzet
İnovasyon - Innovation Nedir?
İnovasyon (günlük dilde yenilik), yeni yaratıcı fikirlerin veya buluşların ticaret, endüstri ve hizmet gibi ekonomik alanlara uygun hale getirilip uygulanmasıdır.[1] Uluslararası ölçü standartları kurumu ISO, inovasyonu "değeri gerçekleştiren veya yeniden dağıtan yeni veya değiştirilmiş bir varlık" olarak tanımlamaktadır.[2] Diğerlerinin farklı tanımları vardır; tanımlardaki ortak unsur yeniliğe, iyileştirmeye ve fikirlerin veya teknolojilerin yayılmasına odaklanmaktır.
Bir diğer tanımıyla, gözle görülür açık ihtiyaçların çözümüne yönelik sunulmuş yaratıcı çözümler süreci. İnovasyonun tanımı konusunda, uluslararası düzeyde kabul gören kaynakların başında OECD ile Avrupa İstatistik Kurumu'nun birlikte yayınladığı Oslo Kılavuzu gelir. Kılavuzun halen yürürlükte olan 2005 sürümünde inovasyon aşağıdaki şekilde tanımlanır:
"İnovasyon, yeni veya önemli ölçüde değiştirilmiş ürün (ürün veya hizmet) veya sürecin; yeni bir pazarlama yönteminin veya iş uygulamalarında, iş yeri organizasyonunda veya dış ilişkilerde yeni bir organizasyonel yöntemin uygulanmasıdır."[3]
Döngüsü
İnovasyon, yeni fikirleri (ürün, metot veya hizmet gibi) değer yaratan çıktılara dönüştürme sürecidir. Bu süreç iki temel basamaktan oluşur. İnovasyon sürecini başlatması bakımından önem arz eden ilk basamak, yeni ve yaratıcı fikirlerin ortaya çıkmasıdır. Emek ve yatırım gerektiren ikinci basamak ise ortaya çıkartılan yeni ve yaratıcı fikirlerin ticarileştirilmesi, başka bir deyişle katma değer yaratan ürün, metot veya hizmetlere dönüştürülmesidir.
Sistemi
İnovasyon, bir ülke için sürdürülebilir büyüme, toplumsal gönenç ve artan iş olanakları anlamına geldiğinden, inovasyon için gereken ortamın oluşturulması devletler için birinci öncelik olarak kabul edilir. Bu da başarıyla çalışan bir sistemin kurulmasını ve etkin politikaların tasarlanıp uygulanmasını gerektirir. İnovasyonda sistem yaklaşımı, hem bilginin üretilmesi hem de yayılarak uygulanması süreçlerini kapsadığından politikanın odağı, kurumlar arasındaki etkileşime dayanır. ‘Ulusal inovasyon sistemi’ bu kurumlar bütününü ve aralarındaki bilgi, finansman ve regülasyon akışını tanımlayan dinamik bir sistemi ifade eder.
Yönetimi
Firmaların inovasyon yeteneklerini ve başarımlarını belirleyen politikaların etkinliği, bu politikaların yönetişimiyle doğrudan ilişkilidir. Yönetişim, diğer tüm politika alanlarında olduğu gibi, inovasyon politikasında da, tasarlama ve uygulamada şeffaflık ve açıklığı; ilgili tüm aktörlerin katılımlarını ve sorumluluk üstlenmelerini ifade eder.
Kaynak ve Dipnotlar
Wikipedia
Sevimli Saldırganlık (Cute Aggression) Nedir?
Görseldeki köpekleri gördüğünüzde ne tepki verdiniz? Muhtemelen bu tatlılıkla karşısında inanılmaz heyecanlandınız ve buna mutluluk gibi olumlu duygular da eşlik etti.
Siz de sevimli bir kedi, köpek yavrusu veya bir insan bebeği gördüğünüzde ‘’Bu tatlılığa dayanamıyorum!’’ diyerek ısırma veya sıkıştırma isteği duyuyor musunuz? Duyuyorsanız endişelenmenize gerek yok, çünkü bu aslında beynimizin bizi koruma biçimi. Peki beynimiz deneyimlediğimiz olumlu duygunun zıttını ortaya çıkararak bizi tam olarak neden koruyor?
Bazı insanlar herhangi bir zarar verme arzusu bulunmasa bile sevimli şeylere karşı bir ısırma, sıkma ve/veya ezme dürtüsüne sahiptir. Bu dürtünün bir tanımı vardır: Sevimli saldırganlık (cute aggression). Bu kavram ilk kez Aragon ve arkadaşları tarafından kullanılmıştır.
Dimorf İfade Örneği Olarak Sevimli Saldırganlık
Sevimli saldırganlık, duyguların dimorf (iki biçimli) ifadesinin bir örneği olarak görülmektedir. Mutluluk, üzüntü gibi güçlü bir duyguyu deneyimleyen ancak davranışlarında bu duygunun tam karşıtı bir duyguyu ifade eden birini anlatmak için dimorf ifade terimi kullanılır. Dimorf ifadeler tipik olarak, olumlu ya da olumsuz olan güçlü duygusal deneyimler sırasında meydana gelir.
Örneğin, bazı insanlar, mutlu olduklarında ağlarlar ve üzgün olduklarında gülerler. Ancak genelde mutluyken gülümsemek veya üzgünken ağlamak gibi duygu ve davranışın birbiriyle uyumlu olarak gerçekleşmesi beklenir. Söz konusu olan sevimli uyaranlar olduğunda ise deneyimlediğimiz duygular, kendilerini karmaşık ve çakışan duygular olarak gösterir. Sevimli yavrular gördüğümüzde de güçlü olumlu duygular hissederiz fakat bu duygulara zıt bir şekilde saldırganlık gösteririz.
Beynimiz bizi tam olarak nasıl koruyor?
Daha önce vurguladığımız gibi sevimli saldırganlıkta güçlü pozitif duygular ortaya çıkar. Ancak, negatif duyguların da iyi olma hali için gerekli olduğunu bildiren çalışmalar vardır. Sevimli saldırganlık, güçlü olumlu duygular ve bunlara eşlik eden zıt duygular içerir. Araştırmalar, çakışan duyguların, insanların minik ve sevimli şeylerle karşılaştıklarında tükettikleri aşırı enerji yüzünden aciz kalmasını önlemek için ortaya çıktığını ve bir mekanizma olarak hizmet verdiklerini öne sürmektedir. Yani, beynimiz sevimli şeyler karşısında yükselen duyguyu düzenlemek için negatif duyguya da ihtiyaç duyar.
Beynin kendini dengeleme çabası sonucunda duyguların dimorf ifadeleri ortaya çıkar. Güçlü duygulara karşıt duygularla karşılık vermek, duygusal düzenleme için gereklidir ve bu da fazla enerji tüketmememiz için uyumlu bir tepkidir.
Sevimli Saldırganlığın Uyaranı Olan Sevimliliğe Evrimsel Bakış
Bir hayvanın veya bebeğin sevimliliğini dayanılmaz bulmak evrimsel bir açıklamaya da sahiptir. Bebeklerin hayatta kalma olasılıklarını artırmak için yetişkinleri onlara yanıt vermeye ve onlarla ilgilenmeye teşvik ettikleri bir araç vardır. Bu araç, Kindchenschema (bebek şeması) olarak bilinir. Bebek şeması, yetişkinlerin bir insan veya hayvan yavrusunun sevimliliğine verdiği tepkinin sebebidir ve bakım verme sürecini tetikler.
Pek çok araştırma, yuvarlak yüzlü ve yüksek alınlı -ki bunlar bebek şeması özellikleri- bebeklerin görüntülerini izlemenin sevimli olarak algılandığını ve bu bebeklere, dar yüzlü ve düşük alınlı bebeklere kıyasla daha fazla bakım verme tepkisi verildiğini göstermiştir. Sevimli olarak algılanan bir görünüm, çaresizliği ve savunmasızlığı anımsattığı için yetişkinlerin -ebeveyn olmadan da- bakım verme isteği duymalarını sağlar.
Bununla birlikte birçok araştırmada da sevimli saldırganlığı tetikleyen bebek şeması kavramının hayvanlara kadar uzandığı bulunmuştur. Hem çocuklar hem de yetişkinler; bebeklerin, köpek ve kedi yavrularının bebeksi görüntülerini, daha az bebeksi olan versiyonlarından daha sevimli bulmuştur.
Sonuç olarak, artık sevimli bir şeyle karşı karşıya geldiğinizde ”O kadar tatlı ki ısırmak istiyorum!” derseniz, yani zarar vermeyen bir saldırganlık dürtüsü deneyimlerseniz; ortaya çıkan bu zıt duyguları, çılgına dönen olumlu duygularınızı kontrol etmek ve dolayısıyla sizi korumak için uğraşan beyninizin dengeleme çabası olarak açıklayabilirsiniz.
Kaynak
Brandt, K. S. (2019, September 10). Cute aggression: Why you want to squeeze adorable creatures. BrainFacts.org.
Gürkaş, B. (2015, 14 Aralık). Sevimli Şeylere Karşı Saldırganlık Eğilimi. Barisgurkas.com.
Kringelbach, M. L., Lehtonen, A., Squire, S., Harvey, A. G., Craske, M. G., Holliday, I. E., … Stein, A. (2008). A Specific and Rapid Neural Signature for Parental Instinct. PLoS ONE, 3(2), e1664. doi:10.1371/journal.pone.0001664
Stavropoulos, K. K. M., & Alba, L. A. (2018). “It’s so Cute I Could Crush It!”: Understanding Neural Mechanisms of Cute Aggression. Frontiers in Behavioral Neuroscience, 12. doi:10.3389/fnbeh.2018.00300
Yazan: Psk. Bahar Kaya
RAŞiT TUNCA
BAŞAĞAÇLI RAŞiT TUNCA

FORUMUMUZDA
Dini Bilgiler...
Kültürel Bilgiler...
PNG&JPG&GiF Resimler...
Biyografiler...
Tasavvufi Vaaz Sohbetler...
Peygamberler Tarihi...
Siyeri Nebi
PSP&PSD Grafik
ALLAH
BAYRAK
Radyo Karoglan
Foruma Misafir Olarak Gir
Forumda Neler Var
GALATASARAY
FENERBAHÇE
BEŞiKTAŞ
TRABZONSPOR
MiLLi TAKIM
ETKiNLiKLERiMiZ
Portal
Forum
Search
Community 
Forum Statistics
Forum Team
Calendar
Members
» Latest member:
» Forum threads: 5,258
» Forum posts: 5,849
Read More / Comment 
