MUHAMMED

Muhammed


BAYRAK

TC.Bayrak



Welcome, Guest
You have to register before you can post on our site.

Username
  

Password
  





Forum Statistics
Members:» Members: 7
Latest member:» Latest member: Muhammed
Forum threads:» Forum threads: 5,258
Forum posts:» Forum posts: 5,849

Full Statistics Full Statistics

DOWNLOADEN


“Downloaden Bölümümüzden BEDAVA Grafik Paketleri,E-Kitaplar ve Bedava Bilgisayar Programlarını Tek TIKLA BEDAVA indirebilirsiniz”
(Raşit Tunca)




AYET

“Yeryüzüne muhakkak benim iyi kullarım varis olacaktır”
ENBİYA Suresi 105


FELSEFEMiZ

“ iSLAM OKUMAK YAZMAK YADA ÇiZMEK DEĞiLDiR, Yahutta O Hadis şöyle, Bu Ayette böyle diyor Diye Papağanlıkda Değildir. islam Kuranı ve sünneti HAYATINA TATBiK edip, Onunla Yaşayabilmekdir”
(Karoglan Raşit Tunca Sözü)


Raşit Tunca Sözü

“Yüzme bilmek Denizden çıkmana fayda vermez, taaki yüzme biliyorsan, denizedee düştüysen, ellerini, kollarını, ayaklarını çırpacaksın, ve birde tutuncak dal bulacak, tutunup çıkacaksın. ilimde böyledir, bir ilmi bilmek fayda etmez, taaki, onu hayatında tatbik edesiye, Dinde böyledir, din bilmek imanını kurtarmaz, taaki, ne zaman, bildiğin öğrendiğin dinini hayatında tatbik edip, yaşadın, o zaman belki kurtulursun.”
(Karoglan Raşit Tunca Sözü)

GÜZEL SÖZ

“ Bazen Hata Yapıvermek, Doğruyu bulmanın ilk Basamağıdır.
(Başağaçlı Raşit Tunca Sözü)



İmam Gazali Hazretleri’nin Bir Sohbeti

KALBİN ZEVKİ, ANCAK ALLAH’LA MÜLÂKATTADIR

Zevkler, zâhirî ve bâtınî olmak üzere ikiye ayrılır. Zâhirî zevkler, beş duyu organları ile elde edilen zevklerdir. Bâtınî zevkler; başkanlık, üstünlük, kerâmet, ilim ve benzeri zevklerdir. Zîra bu zevkler ne gözün, ne kulağın, ne burnun, ne tat almanın, ne de dokunmanın zevkleridir. Bâtınî mânalar, kemâl sâhipleri için dış zevklerden daha üstündür.

Bir adam, semiz bir tavuk ve badem ezmesi ile başkanlık etme ve düşmânâ galebe ile istilâ arasında muhayyer bırakılsa; eğer bu adam âdî, hasîs, ölü ruhlu bir kimse ise et ile badem tatlısını tercih eder. Şâyet âlî himmete sâhip, aklı başında bir insan ise, uzun müddet aç kalmaya râzı olmakla beraber başkanlığı tercih eder. Onun başkanlığı tercih etmesi, zevkli yemeklerden daha çok ondan zevk aldığına delildir. Evet, henüz mânevî duyguları gelişmemiş çocuklar veya bu duyguları kaybetmiş bunaklar yemeği, riyâset üzerine tercih ederler.

İçgüdüleri gelişen ve bunamayan insanlar için en büyük zevkin, riyâset ve kerâmet olacağı meydanda olduğu gibi, mânevî yönden olgunlaşanlar için de Allâh’ı bilmek, O’nun cemâlini mütalâa etmek ve ilâhî umûrun esrârına erişmek, zevklerin en büyüğüdür. Bunun en son ifade şekli; artık nefis, onlar için gizlenen göz aydınlığını bilemez. Onlar için gözün görmediği, kulağın duymadığı ve hattâ hâtıra gelmeyen zevkleri vardır.

Bunu ancak, bu anda her iki zevke birden varabilen bilir. Bu zevk, halktan ayrılıp yalnız kalmakta, fikir ve zikirde insan üzerine tesir eder, mârifet deryâsına dalar. Artık o, başkanlık sevgisinden geçer, başkanlıklarının sona ereceğini bildiği için başkanları dahi aşağı görür. Başkanlıklarının karışık olup sıkıntılardan kurtulamayacaklarını bilir. Ölümün kesin olarak geleceğini ve o zaman hiç bir şeye muktedir olamayacaklarını bildikleri için buna kıymet vermez ve bunları düşündükçe Allâh’ı mârifet, sıfatlarını düşünmek, Âlâ-yı İlliyyîn’den yani en yüksek makamlardan, esfel-i sâfilîne yani en aşağı dereceye kadar her şeyi çekip çeviren, yaratıp idâre eden Yüce Yaratıcı’nın bunlarda hiç bir zorluk çekmediğini ve yarattıklarında bir eksiklik bulunmadığını; yer ve göklerle bunlardaki kudretine delâlet eden ef’âlini düşünmenin zevkini, bütün zevklerin üstünde görür. Hele daha ileri vardığı vakit artık onun eninin bile hududu yoktur.

Ârif bu düşünceye vardığı vakit yalnız onu ister; yer ve gökler kadar cennet bahçelerine dalar, meyvelerini toplar. Havuzlarından içer. Bunların sona ereceğinden korkusu olmaz. Zîra bu cennetin meyveleri sonsuz ve serbesttir, ebedîdir. Ölüm ile sona ermezler. Çünkü ölüm, Allâh’ı bilen şeyi (ruhu) yok edemez. Çünkü bu mârifetin mahalli ruhtur. O ruh ki emr-i Rabbânîdir. Ölüm, sadece onun hâlini değiştirir, meşgale ve gailelerini sona erdirir ve onu beden kafesinde mahpus kalmaktan kurtarır. Yoksa ruhun ölümle yok olması gibi bir şey yoktur.

Nitekim Allah-u Teâlâ: “Allah yolunda öldürülenleri ölü saymayın. Bilâkis onlar Rableri katında diridirler. Allâh’ın, bol nîmetlerinden onlara verdiği şeylerle sevinç içinde rızıklanırlar. Arkalarından kendilerine ulaşamayan kimselere, kendilerine korku olmadığını ve kendilerinin üzülmeyeceklerini müjde etmek isterler.” (Âl-i İmrân sûresi, 3/169-170) buyurmuştur. Bu mevkiin, yalnız savaş alanlarında ölenlere mahsus olduğunu sanma. Zîra ârifin her nefesinde bin şehid derecesi vardır. Nitekim haberde: “Şehîd olarak ölenler, şehâdetin yüksek mevkiini gördükleri için, tekrar dünyaya gelip ikinci defa şehid olarak ölmeyi temennî ederler. Ayrıca şehidler, âlimlerin yüksek mevkilerini gördükleri vakit, kendilerinin de âlim olmaklığını temennî ederler.” (Buhârî ile Müslim, Enes’den (r.a.) rivâyet etmişlerdir) diye vârid olmuştur.

Demek ki yer ve göklerin her köşesi, âriflerin at oynattıkları bir sâhadır. Şahsı ve cismi ile yükselmeye ve ayrılmaya lüzum görmeden yerinde dururken istediği yerde mekân tutabilir. O, eni yer ve gökler kadar geniş olan cennet âleminde melekût âlemini müşâhede eder durur. Birbirini sıkıştırmamak üzere her ârifin böyle geniş sahası vardır. Şu kadar var ki bunların da sayılamayacak kadar ayrı ayrı mevki ve dereceleri vardır.

Bu ifâdelerimizden şu anlaşılmış oldu ki, bâtınî olan riyâset zevki, zâhirî olan beş duyunun zevkinden, kemâl sâhiplerine göre daha üstündür. Bu zevk, hayvanlarda, çocuk ve bunaklarda yoktur. Fakat kemâl sâhiplerinde bütün bu maddî zevkler olduğu hâlde riyâseti onlar üzerine tercih ederler.

Allah-u Teâlâ’yı, sıfat ve ef’âlini, göklerin melekûtunu, mülkünün sırlarını bilmenin riyâsetten de daha zevkli olmasının mânâsı ise, ancak mârifet mertebesine yükselip o zevke varanlar içindir. Bunu kalp ve basîret sâhibi olmayanlara anlatmak mümkün değildir. Zîra bu kuvvetin merkezi kalptir. Çocuklara, cinsî münasebetin, oyundan daha zevkli olduğunu anlatmak mümkün olmadığı gibi, bu kalbe sâhip olmayanlara da bunu anlatmak mümkün değildir. Çünkü tatmayan bilmez. Bu, zevk işidir, zevkine varmak gerekir, lâf ile olmaz. Ancak her türlü âfetlerden sâlim olup bu mertebeye yükselebilenler iki zevk arasındaki farkı anlarlar. Tadan bilir, tatmayan bilmez.

Ömrüme yemin ederim ki ilim talebinde bulunanlar, her ne kadar ilâhî umûrun mârifetini aramakla meşgul olmasalar da çözümlenmesinde harîs oldukları müşküllerini hallettikleri vakit, bu zevkin kokusunu alırlar. Çünkü her ne kadar malûmatları, ilâhî olan malûmatlar kadar şerefli değilse de, yine ilim ve mârifet olduklarından, şereflidirler. Fakat Allah-u Teâlâ’yı mârifet için uzun tefekkür ve düşüncelerde bulunan ve az da olsa ilâhî sırlardan kendisine bir şey keşfolunan, bu keşfin husûlü ânında büyük bir zevke ulaşır. Hatta bu neşeye dayanabilmesi bakımından kendi kendine şaşar. İşte bu, ancak zevk ile bilinir. Bu hususta hikâyeler fazla bir fayda sağlamazlar.

Bu kadar açıklama, Allâh’ı mârifetin en büyük zevk olup, bunun üstünde bir zevkin bulunmadığını sana anlatsa gerektir. Bunun için Ebû Süleyman Dârânî: “Allâh’ın öyle kulları var ki cehennem korkusu veya cennet aşkı, onları Allah’tan meşgul etmez; nerede kaldı dünya!” demiştir.

Mâruf-ı Kerhî’nin kardeşliklerinden birisi kendisine:

“Seni ibâdete sevk eden sebep nedir?” diye sorar. Kerhî cevap vermeyince, adam:

“Ölümü hatırladığın için mi?” diye sordu. Mâruf-ı Kerhî:

“Ölüm nedir?” diye sordu. Adam:

“Mezar ve berzah âlemi.” dedi. Mâruf-ı Kerhî:

“Bunlar nedir?” diye sordu. Adam:

“Cehennem korkusu ve cennet ümidi.” diye cevap verince Mâruf-ı Kerhî:

“Bunlar da nedir? Ortada bir hükümdar var. Bunların hepsi O’nun elindedir. O’nu seversen bunların hepsini sana unutturur. Aranızda tanışma olursa, O, sana yeter ve seni bunlardan korur.” demiştir.

İsâ aleyhisselâmdan gelen haberlerde: “Bir genç Allah-u Teâlâ’yı aramaya harîs olursa, bu hırs onu başkalarından alıkoyar.” denilmiştir.

Şeyhin birisi Bişr b. el-Hafî’yi rüyasında gördü ve Ebû Nasr et-Timâr ile Abdülvehhab el-Varrak’ın ne olduklarını ondan sordu. O da:

“Şu anda onları Allâh’ın huzurunda bıraktım, yiyip içmekle meşguldürler.” dedi. Kendisine:

- “Ya sen ne oldun?” diye sordu. O:

“Benim yemek içmekte fazla hevesim olmadığını Allah-u Teâlâ bildiği için bana da cemâlini vermiştir.” dedi.

Bir Hak dostu anlatıyor: “Rüyamda cennete girdiğimi gördüm. Adamın birini sofra başında oturmuş, sağında ve solunda duran iki meleğin kendisini çeşitli yemeklerden yedirmekte, olduklarını gördüm. Cennetin kapısında bir adamın durup insanların yüzlerine bakarak onları inceledikten sonra kimisini içeri aldığını ve kimisini de geri çevirdiğini gördüm. Sonra Hazîre-i Kuds’e doğru ilerledim. Baktım ki Arş’ın pencerelerinden bir adam, gözünü kırpmadan Allah-u Teâlâ’ya bakıp duruyor. Cennetin reisi bulunan Rıdvan’a:

“Bu kimdir?” diye sordum. O da:

“Mâruf-ı Kerhî.” dedi. Çünkü onun Allâh’a olan ibâdeti, cehennem korkusu veya cennet ümidi için değil, yalnız O’nu sevdiği için idi. Bu sebeple Allah-u Teâlâ da kıyâmete kadar kendisine cemâlini müşahede imkânlarını bahşetmiştir:” dedi. Öbür gördüğü iki kişinin de Bişr b. el-Haris ile Ahmed b. Hanbel olduklarını söyledi. Bunun için Süleyman Dârânî: “Burada nefsini terbiye etmekle meşgul olan, kıyâmette Rabbi ile meşguldür.” demiştir.

İmâm-ı Sevrî de Râbia’ya: “Îmânının hakîkati nedir?” diye sorunca, Râbia: “Kötü bir işçi gibi, cehennem korkusu veya cennet ümidi ile Allâh’a ibâdet etmiş değilim.  Allâh’a ibâdetim,  O’nu sevmem ve O’na müştak olmamdandır.” dedi ve muhabbet anlamında manzum olarak:

“Seni iki sevgi ile seviyorum; biri sana olan aşkım, diğeri de senin bu sevgiye lâyık olmandır. Hevâmın ve gönlümün sana meylederek seni sevmem; başkasını bırakıp senin zikrinle meşgul olmamdır.

Senin ehli olduğun sevgi ise, perdeyi kaldırıp cemâlini göstermendir. Her iki sevgimde de övülmeye ve teşekküre lâyık ben değilim. Her ikisinde de hamd, sana mahsustur.” dedi.

Belki “hevâ” sevgisinden, Allah Teâlâ’nın kendisine ihsan ve in’âmını, peşin zevk ile Allâh’ı sevmesini ve ehli olduğu için O’nu sevmesinden de kendisine keşfedilen celâl ve cemâli için olan sevgisini kastetmiştir. Bu ikincisi en kuvvetli ve en üstün bir sevgidir. Rubûbiyetin cemâlini mütâlaa ve müşâhede zevki ise, işte bu zevkten Rasûl-i Ekrem sallâllâhu aleyhi ve sellem Allah Teâlâ’dan hikâye olarak şöyle haber vermiştir:

“Sâlih kullarım için, gözlerin görmediği, kulakların duymadığı ve beşerin hatırına gelmeyeni hazırladım.”

Kalbinin cilası son haddine varan bazı kimseler için, bu zevk dünyada da peşin olarak verilmiştir. Bunun için zâtın biri: “Ben, ey Rabbim ve ey Allâh’ım derken, bunu kalbimde dağlardan daha ağır bulurum. Zîra benim bu çağrım, perde arkasındandır. Hiç beraber oturanlar birbirine böyle seslenirler mi?” dedi ve devamla: “Kul, bu ilimde gâyeye ulaştığı vakit, herkes onu taşlamaya başlar. Çünkü onun dediğini anlayamadıkları için onu deli veya kâfir sanırlar.”

Bütün âriflerin maksadı, yalnız O’na ulaşmaktır. Kimsenin bilemediği haz ve zevk-i mânevî buradadır. Bu maksada ulaştıkları vakit, sıkıntı ve istekler mahvolur da kalp bu nimetin zevki ile meşgul olur. Hatta ateşe bile atılsa, o sevgi deryasında olduğu için bundan haberi olmaz. Cennet nimetleri kendine arz edilse dönüp bakmaz. Çünkü o, üzerinde başka nimet ve başka zevk bulunmayan zevk ve nimetlerin zirvesine ulaşmıştır. Yalnız duyu organları ile anladığı zevkten başka bir zevke inanmayanların, sûret ve şekli olmayan, Allah-u Teâlâ’nın cemâline bakmaktan alınan zevke inandığını nasıl bilebilirim? Hissedilenlerden başka bir zevk vasıtası olduğunu kabul etmeyene göre, Allah-u Teâlâ’nın en büyük nîmet ve en üstün zevk olan cemâlini arz etmekten ne anladıklarını bir bileydim.

Gerçek şu ki Allah-u Teâlâ’yı bilenler, muhtelif şehvetlere ayrılan bu zevklerin hepsinin bu ilâhî zevkin altında dürülü kaldığını bilirler. Nitekim birisi: “Daha önce dağınık sevgilerim vardı. Seni bulup gördüğüm vakit hepsi bir araya toplandı. Kalbim bütün mevcûdiyetiyle sana yöneldi ve başkalarını bana unutturdun. Bu defa benim heves ettiğim, bana haset etmeye başladı. Sen Mevlâm olunca ve seni yalnız Mevlâ kabul edince, ben başkalarının mevlâsı oldum. Din ve dünyalarını insanlara bıraktım. Yalnız senin zikrinle meşgul oldum. Ey hem dînim, hem de dünyam olan Allâhım!” demiştir. Bunun için başka bir şair de: “O’nun ayrılığı cehennemden büyük, vuslatı ise cennetten güzeldir.” demiştir.

Bunların böyle konuşmaları, Allâh’ı bilmekteki kalbin zevkini, bütün maddî zevkler üzerine tercih etmiş olmalarındandır. Zîra cennet, duyuların faydalandığı yerdir. Kalbin zevki ise, ancak Allâh’a mülâkattadır.

Zevklerinde insanların hâli, yukarıda anlattığımızdır. Meselâ, çocuk ilk neşv u nemâ çağında, eğlenmek ve oynamaktan zevk alır. Bunlardan aldığı zevk ona göre bütün zevklerin üstündedir. Sonra yavaş yavaş oyuncaklarından uzaklaşıp süslenmeye, vasıtalara binmeye heves eder. Sonra erginlik çağında münasebet zevkine dalar, kadınlara yönelir ve ondan önceki zevklerini atar. Sonra bolluk, üstünlük ve riyâset sevdasına düşer. Dünya zevklerinin en sonu, en üstünü ve en kuvvetlisi bunlardır. Nitekim Allah-u Teâlâ: “Bilin ki dünya hayatı oyun, oyalanma, süslenme, aranızda övünme ve daha çok mal ve çocuk sâhibi olma dâvasından ibarettir.” (Hadîd, 20) buyurmuştur.

Bundan daha ilerisi ile Allah-u Teâlâ ve O’nun ef’âli bilinir de o zaman bundan önceki bütün zevkleri hakir görür. Her sonra gelen bir evvelinden kuvvetlidir; bu ise en sonu ve zevklerin en üstünüdür. Zîra daha ilk anlayış çağında oyun ve eğlence zevki, erginlikte süs ve kadın zevki, yirmi yaştan sonra riyâset sevgisi, kırk yaşına yakın ise ilim ve mârifet sevgisi başlar ki bunun üstünde başka bir şey yoktur. Çocuk, oyuncakları bırakıp da kadınlar peşinde dolaşanlara güldüğü gibi, riyâset sevgisinde olanlar da riyâseti bırakıp mârifetullah ile uğraşanlara güler ve onlarla alay ederler. Gerçek âlim ve ârifler ise, “Siz bugün bizimle eğleniyorsunuz. Bir gün gelecek biz de sizinle eğleneceğiz. Yakında bunu göreceksiniz.” derler.

Kaynak:

Mehmet Lütfi Arslan, Marifet Meclisleri, Erkam Yayınları
İnfâkın Rûhâniyeti

İnfâkın ruhaniyeti nedir? İnfâkın asgarî hududu nedir? Kur’ân-ı Kerim’de zekât kaç yerde geçmektedir.

İnfâkın asgarî hududu, yani farz şekli zekâttır.

Farz namazda olduğu gibi, zekâtın da mutlaka edâ edilmesi gereklidir.

Zekât zaten müslüman zenginin, fakir kardeşine olan borcudur. Zekât; kardeşinden sorumlu olan zenginin zimmetindeki; «mâlûm, sâbit bir hak ve pay»dır. Bu payı sahibine teslim etmemek, bir hak gasbıdır. Zulümdür. Rahmetli pederim Musa Efendi -rahmetullâhi aleyh- de bu husûsa çok dikkat çekerek şöyle derdi:

“En kötü hırsızlık; zenginlerin, zekât vermemek sûretiyle fakirlerin malını çalmasıdır.”

Kur’ân-ı Kerim’de zekât; 32 yerde geçmektedir. Daha geniş ve engin olan infak ise 72 yerde geçmektedir. Sadaka ile beraber toplam 125 yerde infâk emredilmektedir.

Demek ki;

Cenâb-ı Hak; zekâtın asgarî hududunda kalmamızı, zekâtı vermekle iktifâ etmemizi arzu etmiyor. Âyet-i kerîmede buyurulur:

“…Sana iyilik yolunda ne harcayacaklarını sorarlar.

قُلِ الْعَفْوَ

«İhtiyaç fazlasını (infâk edin.)» de…” (el-Bakara, 219)

Cenâb-ı Hak, kullarına yüce isimleri arasında en çok Rahmân ve Rahîm isimlerini telkin buyurmuştur. Bunun mânâsı, kullarının birer «Rahmet İnsanı» olmasını istemesidir. Cenâb-ı Hak; kullarının, duygusuz, acımasız, bencil ve cimri olmalarını istemiyor. Cennetine davet ettiği kullarının bu sıfatlardan tezkiye olmasını emrediyor.

Buna ilâveten;

Allah Teâlâ, kulun kalbinde dünya sevgisinin galip olmasını da arzu etmez. Bunun imtihanı da; kulun bunlardan vazgeçebilmesi, bunları Allah yolunda fedâ edebilmesiyle tecellî eder. Hayrın kemâline nâil olmanın, sâlihlerin, ebrârın derecesine ulaşmanın en mühim şartı; sevdiklerinden infâk etmektir. Âyet-i kerîmede buyurulur:

“Sevdiğiniz şeylerden (Allah yolunda) infâk etmedikçe «birr»e, hayrın kemâline eremezsiniz. Her ne infâk ederseniz, Allah onu hakkıyla bilir.” (Âl-i İmrân, 92)

Kaynak:

Osman Nuri Topbaş, Yüzakı Dergisi, Yıl: 2024 Ay: Şubat, Sayı: 228
Peygamber Efendimiz’in Fiziksel Özellikleri Nelerdir?

Peygamberimizin (s.a.s.) şemaili nasıldı? Peygamber (s.a.s.) Efendimiz’in fiziksel özellikleri.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in fizikî özellikleri husûsunda muhtelif rivâyetlerde hulâsaten şöyle buyrulmaktadır:

    Resûl-i Ekrem uzuna yakın, orta boylu idi.
    Yaratılışı fevkalâde dengeli olup mütenâsip bir vücûda sahipti.
    Göğsü geniş, iki omuzlarının arası açıktı. İki kürek kemiği arasında nübüvvet mührü vardı.
    Kemikleri ve eklemleri irice idi.
    Teni gül gibi pembemsi beyaz, nûrânî ve parlak, ipekten yumuşaktı.
    Mübârek vücûdu dâimâ temiz idi ve râyihası ferahlık verirdi. Koku sürünsün veya sürünmesin, teni ve teri, en güzel kokulardan daha ayrı bir letâfette idi. Bir kimse O’nunla musâfaha etse, bütün gün O’nun latîf kokusunun hazzını duyardı. Sanki gül, kokusunu O’ndan almıştı. Mübârek elleriyle bir çocuğun başını okşasalar, o çocuk, güzel kokusuyla diğer çocuklardan ayırt edilirdi.
    Varlık Nûru, terlediği zaman mübârek teni, gül yaprakları üzerindeki şebnemleri andırırdı.
    Sakalı gür idi. Uzattığı zaman, bir tutamdan fazla uzatmazdı. Vefât ettiklerinde, saçlarında ve sakallarında yirmi kadar beyaz vardı.
    Kaşları hilâl gibi olup iki kaşı arası birbirinden uzakça ve açık idi.
    İki kaşı arasında bir damar bulunuyordu ki, Hak için öfkelendiği zaman kabarırdı.
    Dişleri inci gibi olup dâimâ misvak kullanır ve sık sık kullanılmasını tavsiye ederlerdi.
    Kirpikleri uzun ve siyah idi. Gözleri büyükçe, siyahı tam siyah, beyazı tam beyaz idi. Sanki gözlerinde kudret eliyle ezelde çekilmiş bir sürme vardı.
    Müstesnâ rûhî yapısının kemâli gibi, vücut yapısının cemâli de eşsizdi.
    Sîmâsı, geceleyin ayın on dördü gibi parlardı.

İki kürek kemiği arasında nübüvvetine dâir ilâhî bir nişan vardı. Birçok sahâbî, onu öpebilmenin hasretiyle yaşardı. Vefâtı sırasında bu mührün gayb âlemine gitmesi, irtihâlinin tasdîki oldu. (Tirmizî, Şemâil, s. 15; İbn-i Sa’d, II, 272; İbn-i Kesîr, el-Bidâye, V, 231)

    Mübârek ve nûrânî vücûdu vefâtından sonra hiçbir değişikliğe uğramamıştı.
    Allah Resûlü’nün mübârek yüzü, yüzlerin en güzel ve temizi idi.
    Allah Resûlü, bir şeyi arzu etmediği zaman, derhâl sîmâlarından fark edilir, bir şeyi beğenince de memnûniyeti hissedilirdi.

Kaynak:

Osman Nuri Topbaş, Rahmet Peygamberi, Erkam Yayınları
Peygamberimizin Kişisel Özellikleri Nelerdir?

Peygamber (s.a.s.) Efendimiz’in kişisel özellikleri nelerdir? Madde madde Peygamberimizin (s.a.s.) kişisel ve ahlaki özellikleri.

Peygamberimizin sallallahu aleyhi ve sellem fizikî özellikleri husûsunda muhtelif rivâyetlerde hulâsaten şöyle buyrulmaktadır:

PEYGAMBERİMİZİN HAL VE HAREKETLERİ

    İlk yaratılan nûr, O’nun nûrudur. Cism-i nazîfânelerinde zindelik, kuvvetli hayâ ve müthiş bir azim, bir arada idi. Örtüsüne bürünmüş bâkire bir genç kızdan daha edepli idi.
    Yüzünde nûr-i melâhat, sözlerinde selâset, hareketlerinde letâfet, lisânında talâkat, kelimelerinde fesâhat, beyânında fevkalâde belâğat vardı.
    Fuzûlî söz söylemeyip her kelâmı hikmet ve nasîhat idi. Lügatinde aslâ dedikodu ve mâlâyâni yoktu. Herkesin akıl ve idrâkine göre söz söylerdi.
    Mülâyim ve mütevâzı idi. Gülmesinde kahkaha gibi aşırılık olmazdı. Dâimâ mütebessimdi.
    O’nu ansızın gören kimseyi haşyet sarardı. O’nunla ülfet ve sohbet eden kimse, O’na cân u gönülden âşık ve muhib olurdu.
    Derecelerine göre fazîlet erbâbına ihtirâm eylerdi. Akrabâsına da ziyâdesiyle ikrâm ederdi. Ehl-i beytine ve ashâbına hüsn-i muâmele ettiği gibi, diğer insanlara da rıfk ve lutf ile muâmele ederdi.
    Hizmetkârlarını pek hoş tutardı. Kendisi ne yer ve ne giyerse, onlara da onu yedirir ve onu giydirirdi. Cömert, ikram sahibi, şefkatli ve merhametli, gerektiğinde cesur ve gerektiğinde de halîm idi.
    Ahid ve vaadinde sâbit, kavlinde sâdık idi. Ahlâk güzelliği, akıl ve zekâ seviyesi bakımından bütün insanlardan üstün ve her türlü medh u senâya lâyık idi.
    Elhâsıl sûreti güzel, sîreti mükemmel, misli yaratılmamış bir vücûd-i mübârek idi.
    Resûlullah’ın hüznü dâimî, tefekkürü aralıksız idi. Zarûret olmaksızın konuşmazdı. Sükûnet hâli uzun sürerdi. Bir söze başlayınca, yarım bırakmadan tamamlayarak bitirirdi. Birçok mânâları birkaç kelimede toplar, öyle söylerdi. Sözleri tane tane idi. Ne lüzûmundan fazla ne de az idi. Yaratılış olarak yumuşak olmasına rağmen gâyet salâbetli ve heybetli idi.
    Öfkelendiği zaman yerinden kalkmazdı. Hakk’a îtiraz edilmesinin, hakkın çiğnenmesinin hâricinde öfkelenmezdi. Kimsenin farkına varmadığı bir hak çiğnendiği zaman öfkelenir, hak yerini buluncaya kadar öfkesi devâm ederdi. Ancak hakkı tevzî ettikten sonra sükûnete bürünürdü. Aslâ kendisi için öfkelenmezdi. Şahsî meselelerde kendisini müdâfaa etmez, kimseyle münâkaşaya girmezdi.
    O, kimsenin hânesine izin almadıkça adım atmazdı. Evine geldiği zaman da evde kalacağı müddeti üçe bölerdi. Birini Allâh’a ibâdete, birini âilesine, diğerini de şahsına ayırırdı. Kendisine ayırdığı zamanını avâm-havâs insanların hepsine tahsis eder, onlardan kimseyi mahrum bırakmazdı. Hepsinin gönlünü fethederdi.
    Resûlullah’ın her hâl ve hareketi, zikir ile idi. Belli bir yerinde oturmanın âdet edinilmesini önlemek için mescidlerin her yerinde oturduğu olurdu. Yerlere ve makamlara kudsiyet izâfe edilmesini ve meclislerde kibirlenmeye sebep olacak bir tavır takınılmasını istemezdi.
    Bir meclise girince, neresi boş kalmışsa, oraya oturur, herkesin de öyle yapmasını arzu ederdi.
    Kim O’ndan herhangi bir ihtiyâcını gidermek için bir şey isterse, ister ehemmiyetli, ister ehemmiyetsiz olsun, onu yerine getirmeden huzur bulamaz, ihtiyâcı halletmesi mümkün olmadığı takdirde hiç olmazsa güzel bir söz ile muhâtabının gönlünü almaktan geri kalmazdı. O, herkesin dert ortağı idi.
    Hangi makam ve mevkîde olurlarsa olsunlar, zengin-fakir, âlim-câhil bütün insanlar O’nun yanında insan olmak haysiyetiyle eşit bir muâmeleye nâil olurlardı. Bütün meclisleri ilim, hilim, hayâ, sabır, tevekkül ve emânet gibi fazîletlerin hâkim olduğu bir mahaldi.
    Ayıp ve kusurlarından dolayı kimseyi kınamaz, îkâz ihtiyâcı belirdiğinde bunu, karşısındakini rencide etmeyecek bir şekilde, zarif bir îmâ ile yaparlardı.
    Sevâbını umduğu meseleler hâricinde konuşmazdı. Sohbet meclisleri vecd içinde idi.

PEYGAMBERİMİZİN YÜKSEK CESARET VE ŞECAATİ

Korku ve dehşet O’nda ömrünü tüketmişti. Olağanüstü hâller karşısında sabır ve sebat gösterir, korku ve telâşa düşüp uygunsuz hareket etmezdi.

Kaynak:

Osman Nuri Topbaş, Rahmet Peygamberi, Erkam Yayınları
Güzel ahlak nedir? Nefsin üç günü nelerdir? Güzel ahlakın önemi ve fazileti nedir?


Güzel ahlâk; nefsin güçlerinin ve özelliklerinin ölçülü olması, iki aşırı uca meyletmeden orta yolu tutmasıdır.
NEFSİN ÜÇ GÜCÜ

Nefsin üç gücü vardır:

Birincisi, konuşma gücüdür. Bunun aşırısı cerbeze (kurnazlık, hîlekârlık), gereğinden azı gabâvet (bönlük), orta derecesi hikmettir.

İkincisi, şehvet gücüdür. Bunun aşırısı fücûr (ahlâk kurallarına aykırı yaşama), gereğinden azı cümûd (donuk olma), orta derecesi iffettir.

Üçüncüsü, ise gazap gücüdür. Bunun aşırısı tehevvür (öfkelenme), gereğinden azı cübn (korkaklık), orta derecesi şecâat (yiğitlik)tir.

Bütün bu güzel huyların tamamı, en mükemmel ve son derece ölçülü bir şekilde Peygamber Efendimiz’de bulunmaktaydı. İşte bundan dolayı Allah Teâlâ Resûl-i Ekrem Efendimiz’i överek “Şüphesiz ki sen pek büyük bir ahlâka sahipsin” (Kalem 68/4.) buyurdu.

Hz. Âişe radıyallahu anhâ şöyle demiştir: “Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellemin ahlâkı Kur’an’dı. Cenâb-ı Hakk’ın hoşnut olduğu şeyden hoşnut olur, hoşnut olmadığı şeyden de hoşnut olmazdı.”

Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Ben güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim.” (Mâlik, el-Muvatta’, Hüsnü’l-huluk 8; Ahmed ibni Hanbel, Müsned, II, 38)

Enes ibni Mâlik radıyallahu anh: “Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem insanların en güzel ahlâklısı idi.” demiştir.(Buhârî, Edeb 112) Bu hadisin bir benzeri de Hz. Ali radıyallahu anhdan rivâyet edilmiştir.

Ele aldığı konuları derinlemesine araştırıp inceleyen âlimlerin belirttiğine göre güzel ahlâk Resûlullah’ın tabiatında ve yaratılışında vardı. O güzel ahlâkı özel bir gayretle, çalışıp çabalamakla elde etmemiş, bunu ona Cenâb-ı Hak bağışlayıp ikrâm etmişti.

Kaynak:

Şifa-i Şerif
Berat Gecesi: Günahlardan Arınma Vesilesi

Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu haftaki cuma hutbesi “Berat Gecesi: Günahlardan Arınma Vesilesi” başlığıyla yayınlandı.

“Berat Gecesi: Günahlardan Arınma Vesilesi” başlığıyla yayınlanan bu haftaki cuma hutbesinde, yarın idrak edilecek Berat gecesinin anlam ve önemi anlatıldı.

Hutbede, Berat’ın nasıl alınabileceği hakkında bilgi verilerek bu gecenin aziz milletimiz, ümmet-i Muhammed ve tüm insanlık için hayırlara vesile olması temennisinde bulunuldu.

23.02.2024 tarihli cuma hutbesi...

BERAT GECESİ: GÜNAHLARDAN ARINMA VESİLESİ

Muhterem Müslümanlar!

Yarın akşam Ramazan’ın habercisi olan mübarek Berat Gecesini idrak edeceğiz inşallah. Bizleri bu mübarek geceye ulaştıran Yüce Rabbimize sonsuz hamdü senalar olsun. Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa’ya salat ve selam olsun. Berat Gecemiz şimdiden mübarek olsun.

Aziz Müminler!

Berat Gecesi, akıp giden ömrümüzün muhasebesini yapmayı; yaratılış gayemize uygun olmayan her türlü söz ve davranıştan uzak kalmayı bizlere hatırlatır. Kardeşliğimize, birlik ve beraberliğimize zarar veren her türlü öfke, kin, haset ve nefretten uzak durmamızı öğretir. İnsanların hata ve kusurlarını örtenlerin Rabbimizin sonsuz ikramlarına nail olacaklarını haber verir. Nitekim ayet-i kerimede, فَمَنْ عَفَا وَاَصْلَحَ فَاَجْرُهُ عَلَى اللّٰهِۜ “Kim affeder ve insanlarla arayı düzeltirse, onun mükâfatı Allah’a aittir.”[1] buyrulur.

Değerli Müslümanlar!

Berat Gecesi, tövbe ve istiğfar gecesidir. Tövbe, günahta ısrar etmemektir. Hata ve kusurlarımıza nedâmet duyup, “Tevvâb” olan Rabbimizin sonsuz mağfiretine sığınmaktır. Yüce Rabbimiz, “Ey iman edenler! İçtenlikle ve kararlılık içinde Allah’a tövbe edin. Umulur ki Rabbiniz kötülüklerinizi örter ve sizi altından ırmaklar akan cennetlerine koyar…”[2] buyurmaktadır. Öyleyse bu mübarek geceyi hayatımızda tertemiz sayfalar açmak için fırsat bilelim. Rabbimizle aramızdaki en büyük engel olan haramlardan, kul ve kamu hakkından uzak duralım. Günahımızın ölçüsü ne olursa olsun, Allah’ın rahmetinden asla ümidimizi kesmeyelim. Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in, “Rabbimiz, kulunun tövbe etmesine, önemli bir eşyasını kaybedip sonradan o eşyayı bulan birisinin sevindiğinden daha fazla sevinir.”[3] hadisini aklımızdan çıkarmayalım.

Kıymetli Müminler!

Berat Gecesi, aynı zamanda dua gecesidir. Dua, kulluğun ve ibadetin özüdür. Dua, hayatın zorlukları karşısında bizlere direnme gücü veren eşsiz bir nimettir. Dua, kulun halini Rabbine arz etmesi, acziyetini kabul etmesi, O’nun lütuf ve inayetine sığınmasıdır. Kur’an-ı Kerim’de اُدْعُون۪ٓي اَسْتَجِبْ لَكُمْۜ “Bana dua edin, ben de duanızı kabul edeyim.”[4] diye buyrulmaktadır. Peygamber Efendimiz (s.a.s) ise Berat Gecesinde Cenâb-ı Hakk’ın kullarına şöyle nida ettiğini haber vermektedir: “Benden bağışlanma dileyen yok mu, onu bağışlayayım! Benden rızık isteyen yok mu, onu rızıklandırayım! Belaya düçar olan yok mu, ona afiyet vereyim!”[5] Öyleyse bu kutlu gecede karşılığını yalnızca Allah’tan bekleyerek, Rabbimize içtenlikle dua edelim. Anne ve babamızın, eş ve çocuklarımızın; akraba, komşu ve dostlarımızın sıhhat ve selameti için Rabbimize niyazda bulunalım. Devletimizin bekası, milletimizin huzuru, ümmet-i Muhammed’in birlik ve beraberliği için Allah’a yalvaralım. Başta Gazze ve Doğu Türkistan olmak üzere dünya üzerinde zalimlerin zulmü altında inleyen kardeşlerimizden kavli ve fiili dualarımızı eksik etmeyelim.

Aziz Müslümanlar!

Beratımızı alanlardan olabilmek için Kur’an ve sünnetin tarif ettiği bir mümin olmaya gayret edelim. Rabbimizin emirlerine hakkıyla tabi olalım, yasaklarından var gücümüzle sakınalım. Her türlü kötülükten, haksızlıktan ve adaletsizlikten uzak duralım. Kırılan kalpleri onaralım, küskünlük ve dargınlıkları sonlandıralım. Üzerimizde hakkı bulunanlarla helalleşelim. Mazlum ve kimsesizlere el uzatmaya, haklı davalarında onların yanlarında olmaya, zalimlere ve destekçilerine karşı boykotu sürdürmeye devam edelim.

Bu vesileyle, Cenâb-ı Hak’tan Berat Gecemizin; aziz milletimiz, ümmet-i Muhammed ve tüm insanlık için hayırlı olmasını diliyorum. Başta Gazze ve Doğu Türkistan olmak üzere bütün mazlumların felaha ulaşmasını Yüce Rabbimden niyaz ediyorum.

Dipnotlar:

[1] Şûrâ, 42/40. [2] Tahrîm, 66/8. [3] Müslim, Tevbe, 2. [4] Mü’min, 40/60. [5] İbn Mâce, İkâmet, 191.

Hazırlayan: Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü


Salavat Nedir, Nasıl Getirilir?


Salavat nedir, ne anlama gelir? Salavat nasıl çekilir? Salavat getirmenin fazileti ve önemi.

Salavât, salât kelimesinin çoğuludur. Peygamber Efendimizin -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ismi zikredildiğinde yapılan duâ demektir.


Salavat birçok şekilde getirilebilir.

En kısa şekli ile salavat: “Âllâhümme salli alâ Muhammed.”

Anlamı: “Allâh’ım, Efendimiz, büyüğümüz Muhammed'e, salatu selam eyle.” demektir.

SALAVAT İLE İLGİLİ AYET

Âyet-i kerimede buyrulur:

“Şüphesiz ki Allah ve melekleri, Peygamber’e -sallâllâhu aleyhi ve sellem- çokça salât ederler. Ey mü’minler, siz de O’na salevât getirin ve tam bir teslîmiyetle selâm verin!”

(el-Ahzâb, 56)

Cenâb-ı Hak ve sayılarını O’ndan başka kimsenin bilemediği melekleri, Peygamber Efendimize -sallâllâhu aleyhi ve sellem- devamlı salât etmektedirler. O hâlde biz de hayatımızın her ânında Resûlullah’ı -sallâllâhu aleyhi ve sellem- hatırlamalı, O’na tam mânâsıyla teslîm olmalı ve çokça salât ü selâm göndermeliyiz. Zira “İsim, müsemmâyı celbeder.” hakîkati mûcibince her salevât-ı şerîfe, bize Peygamber Efendimizin -sallâllâhu aleyhi ve sellem- yüksek ahlâkını, müstesnâ fazîletlerini hatırlatarak Oʼnunla kalbî irtibâtımızı daha canlı tutmamızı temin eder.

SALAVAT İLE İLGİLİ HADİS

Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuşlardır:

“Yanında anıldığım kişi bana tam bir salât ü selâm getirmezse o benden değildir, ben de ondan değilim. Allâh’ım! Benimle alâkasını devam ettirenle Sen de alâkanı devam ettir. Benimle alâkasını kesenle Sen de alâkanı kes.” (Deylemî, el-Firdevs, III, 634)

“Cimri, yanında adım anıldığı hâlde bana salât ü selâm getirmeyen kimsedir.”

(Tirmizî, Deavât, 100)

“Kim bana salât ü selâm getirmeyi unutursa cennetin yolunu şaşırır.”

(İbni Mâce, İkâmet, 25)

“Cenâb-ı Hakk’a yarın rızâya ermiş olarak mülâki olmak arzusunda bulunanlar bana çokça salât göndersinler.”

(Ali el-Müttakî, I, 504/2229)

“Tahkîkan sizden bana en yakın olan kimse beni çokça salât ve selâmla yâd edenlerdir.” (Tirmizî, Vitr, 21/484)

“İhtiyâcı bulunan bir şeyi te’minde zorluğa düşen bir kimse bana çokça salât ve selâm göndersin. Tahkîkan salât ve selâm gam ve kederleri izâle eyler, rızıkları bollaştırır ve müşkilleri halletmek için yegâne bir vesiledir.”

(Kenzü’l-İrfân, 5)

PEYGAMBER EFENDİMİZ’İN ÖĞRETTİĞİ SALAVAT

Ebû Muhammed Ka’b bin Ucre -radıyallâhu anh- şöyle anlatır: Bir gün Resûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- yanımıza gelmişti. Kendisine: “–Yâ Resûlallâh! Sana nasıl selâm vereceğimizi öğrendik, ancak sana nasıl salavât getireceğiz?” diye sorduk. O da şöyle buyurdu:

اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى سيدنا  مُحَمَّدٍ
وَعَلَى آلِ  سيدنا مُحَمَّدٍ
كَمَا صَلَّيْتَ عَلَى سيدنا إِبْرَاهِيمَ
وَعَلَى آلِ سيدنا  إِبْرَاهِيم
إِنَّكَ حَمِيدٌ مَجِيدٌ
اللَّهُمَّ بَارِكَ عَلَى سيدنا  مُحَمَّدٍ
وَعَلَى آلِ سيدنا  مُحَمَّدٍ
كَمَا بَارَكْتَ عَلَى سيدنا إِبْرَاهِيمَ
وَعَلَى آلِ سيدنا  إِبْرَاهِيم
إِنَّكَ حَمِيدٌ مَجِيدٌ

Allâhumme salli alâ seyyidina Muhammedin ve alâ âli seyyidina Muhammed. Kemâ salleyte alâ seyyidina ibrâhîme ve alâ âli seyidina ibrâhîme inneke hamîdun mecîd.
Allâhumme bârik alâ seyyidina Muhammedin ve alâ âli seyyidina Muhammed. Kemâ bârakte alâ seyyidina ibrahîme ve alâ âli seyyyidina ibrâhîme inneke hamîdun mecîd.

“–«Allâh’ım! (İbrâhîm’e ve) âline salât (rahmet) ettiğin gibi Muhammed’e ve âline de salât et. Şüphesiz Sen övülmeye lâyık ve yücesin. Allâh’ım! (İbrâhîm’e ve) âline hayır ve bereket lutfettiğin gibi Muhammed’e ve âline de hayır ve bereket ihsân et. Şüphesiz Sen övülmeye lâyık ve yücesin!» deyiniz.” (Buhârî, Deavât 32; Tirmizî, Vitir, 20; İbn-i Mâce, İkâme, 25)

PEYGAMBERİMİZE SELAM NASIL VERİLİR?

Okunuşları:

    Essalâtü vesselâmü aleyke yâ Rasulallah
    Essalâtü vesselâmü aleyke yâ Habiballah
    Essalâtü vesselâmü aleyke yâ Halilallah
    Essalâtü vesselâmü aleyke yâ Nebiyyallah
    Essalâtü vesselâmü aleyke yâ Safiyyallah
    Essalâtü vesselâmü aleyke yâ Hayra halqıllah
    Essalâtü vesselâmü aleyke yâ Nura arşillah
    Essalâtü vesselâmü aleyke yâ Emîne vahyillah
    Essalâtü vesselâmü aleyke yâ Men zeyyenehullah
    Essalâtü vesselâmü aleyke yâ Men şerrefehullah
    Essalâtü vesselâmü aleyke yâ Men kerremehullah
    Essalâtü vesselâmü aleyke yâ Men azzemehullah
    Essalâtü vesselâmü aleyke yâ Men allemehullah
    Essalâtü vesselâmü aleyke yâ Seyyidel mürselîn
    Essalâtü vesselâmü aleyke yâ İmâmel mütteqîn
    Essalâtü vesselâmü aleyke yâ Hâtemennebiyyîn
    Essalâtü vesselâmü aleyke yâ Rahmeten lilâlemîn
    Essalâtü vesselâmü aleyke yâ Şefîal müznibîn

Anlamları:

    Salât ve selâm Sen’in üzerine olsun, Ey Allah’ın Rasûlü!
    Salât ve selâm Sen’in üzerine olsun, Ey Allah’ın Habîbi (sevgilisi)!
    Salât ve selâm Sen’in üzerine olsun, Ey Allah’ın Halîli (dostu)!
    Salât ve selâm Sen’in üzerine olsun, Ey Allah’ın Nebîsi!
    Salât ve selâm Sen’in üzerine olsun, Ey Allah’ın seçkin kulu!
    Salât ve selâm Sen’in üzerine olsun, Ey Allah’ın mahlûkâtının en hayırlısı!
    Salât ve selâm Sen’in üzerine olsun, Ey Allah’ın Arş’ının nûru!
    Salât ve selâm Sen’in üzerine olsun, Ey Allah’ın vahyinin emîni!
    Salât ve selâm Sen’in üzerine olsun, Ey Allah’ın kendisini zînetlendirdiği/süslediği zât!
    Salât ve selâm Sen’in üzerine olsun, Ey Allah’ın şereflendirdiği zât!
    Salât ve selâm Sen’in üzerine olsun, Ey Allah’ın keremli kıldığı zât!
    Salât ve selâm Sen’in üzerine olsun, Ey Allah’ın yücelttiği zât!
    Salât ve selâm Sen’in üzerine olsun, Ey Allah’ın öğrettiği zât!
    Salât ve selâm Sen’in üzerine olsun, Ey peygamberlerin efendisi!
    Salât ve selâm Sen’in üzerine olsun, Ey müttakîlerin imâmı!
    Salât ve selâm Sen’in üzerine olsun, Ey nebîlerin mührü ve sonuncusu!
    Salât ve selâm Sen’in üzerine olsun, Ey âlemlere rahmet olarak gönderilen!
    Salât ve selâm Sen’in üzerine olsun, Ey günahkârların şefaatçisi!


Delailin Nur Arapçası, Fazileti, Anlamı

Delail-in Nur, Resul-u Ekrem Efendimiz’e ümmetin büyüklerinin okuduğu salatu selamları derleyen bir eserdir. Tertipleyen, Üstad Bediüzzaman Said Nursi’dir.

Delailin Nur Fazileti

Delailin nur: Salavatların geçtiği bölümdür. Buradaki salavatlar tek şahsa ait olmayıp muhtelif zatlardan derlenmiştir. Bediüzzaman Hazretleri bunları Ahmed Gümüşhanevi hazretlerinin “Mecmuatul Ahzab” isimli 3 ciltlik eserinden seçmiştir. çinde Bediüzzaman Hazretlerine ait olan kısımlar da vardır.

Delâil-i Hayrât adıyla büyük evliyâullah tarafından zenginleştirilerek tertip edilen ve okuna gelen çok kuvvetli bir salâvat-ı şerîfenin Üstad Bedîüzzaman tarafından yeniden düzenlenmiş ve zenginleştirilmiş şeklidir. İçinde hemen her salâvattan sonra büyük dertlerimizin devası, Allah’tan yüksek dereceler ve makamlar istenir, dünyevî ve uhrevî cümle âfetlerden ve musibetlerden Allah’a sığınılır, bütün ihtiyaçlarımızın karşılanması, bütün günahlardan arınmamız ve bütün hayırlara ulaşmamız duânın ilerleyen satırlarında istenir. Üstad Bedîüzzaman Hazretleri bu büyük salâvat metninin adını Delâli’n-Nur koyarak kendisine ve talebelerine hususî bir vird yapmıştır.

Peygamberimiz aleyhissalatü vesselam efendimize salât ve selam etmenin faziletine dair bazı ayet ve hadisler

“Muhakkak ki Allah ve melekleri peygambere salât ederler. Ey iman edenler!(siz de)ona salât edin ve (ona)teslimiyetle selam verin.(Ahzab–56)

*Kim bana bir salât ederse, Allah ona on salat eder ve kendisinden on hata silinir. (Müsned-i Ahmed bin Hanbel cild:2 sh:102)

*Kim bana sabah on ve akşam on salat ederse kıyamet günü şefaatim ona ulaşır.(Kenzül Ummal cild:1 sh:49)

*İnsanların kıyamet günü bana en yakını, onların bana en çok salat edenidir.(Tirmizi cild:2 sh:354)

*Bana salat eden hiç bir Müslüman yoktur ki, bana salat ettiği müddetçe melekler de ona salat etmesin.(İbn-i Mace cild:1 sh:294)

*Bana salat edin, çünkü nerede olursanız olun sizin salatınız bana ulaşır.(Ebu Davud cild:2 sh:354)

*Bana selam veren hiç bir kimse yoktur ki ben onun selamına cevap verinceye Allah bana ruhumu iade etmesin.(Ahmed bin Hanbel cilt:2 sh:527)

*Yeryüzünde Allah’ın seyyah melekleri vardır, ümmetimin selamını bana tebliğ ederler.(Nesai cild:2 sh:354)

Delailin Nur Fazileti Delail-in nur’da zikredilen salâvatların faziletleri

“Nebiy-i Zişan’ın (sas)makam-ı Mahmud’u ilahi bir maide ve rabbani bir sofra hükmündedir. Evet, tevzii edilen lütuflar, feyizler, nimetler o sofrada akıyor. Resul-u zişan’a (sas) okunan salavat-ı şerifeler o sofraya edilen davete icabettir. (Mesnevi-yi Nuriye)


Delaili'n-Nur'un salavattan başka diğer bölümleri şunlardır:

    a. Sekine: Sekine tamamı Kur’an’da geçen Allah’ın güzel isimlerinden ve ayetlerden oluşmaktadır. Bilindiği gibi Hz. Ali (ra), Hz. Peygamberimiz (asm)'in ifadesiyle “ilim şehrinin kapısıdır”. Çocukluğundan beri Peygamberimiz (asm)'in özel terbiyesi ile yetişmiş müstesna bir kabiliyettir. Peygamberimiz (asm)'den Kur’an’ın bazı özel sırlarını ders almıştır. Bu sekine de Peygamberimiz (asm)'in Hz. Ali (ra)’ye özel ders verdiği ism-i a’zam manası taşıyan altı esma ile her biri 19 harfli, 19 Kur’an ayetinin, 19’ar defa okunduğu bir metindir.

Sekine hakkında esas olan özetle şudur:

1) Tamamı Kur’an kaynaklıdır. Dolayısıyla vahiy kaynaklı olduğunda zerrece şüphe yoktur.

2) Metnin tertibini ve okunuş şeklini de Peygamberimiz (asm)'in has talebesi ve velilerin şahı ünvanına sahip Hz. Ali (ra)’in ya bizzat Peygamberimiz (asm)'den ders aldığı veya kendisinin tertip ettiği mühim bir Kur’an’î virddir.

    b. Münâcat-ı Veyse’l-Karânî: Veysel Karânî Hazretlerinin çok kuvvetli bir duâsıdır. Bu münâcat, Risâle-i Nur’un önemle işlediği “acz, fakr, şefkat ve tefekkür” mesleğine uygun duâ cümlelerinden meydana geliyor. Üstad Bedîüzzaman daimî bir virt olarak kabul etmiş, kendisi daima okumuş ve talebelerine de tavsiye etmiştir.

    c. Dua-i Tercüman-ı İsm-i Azam: Bu duânın aslı vahiyle Peygamber Efendimiz (asm)'e hediye edilmiştir. Allah’ın isimleri şefaatçi kılınarak cehennem azabından Allah’a sığınmamızı sağlayan bir duâdır. Bu duayı Üstad Bedîüzzaman Hazretleri sabah ve ikindi namazlarından sonra okunacak şekilde Namaz Tesbihatı'na almıştır.

    d. Dua-i İsm-i Azam: Allah’ın isimlerinden bir demet olup, aslı vahiy ile Peygamber Efendimiz’e (asm) bildirilmiştir. Üstad Hazretleri bu duayı öğle, akşam ve yatsı namazlarının Namaz Tesbihat'ına dâhil etmiştir.

Delailü'l-Hayrat hakkında

Şeyh Muhammed b. Süleyman el-Cezûlî (ö. 870/1465) tarafından derlenen salavat mecmuası.

Türkler arasında daha çok Delû'il-i Şerif, Delâ'il-i Hayrat ve Dela'il diye bilinen risalenin tam adı "Delâ'ilü'l-hay­rat ve şevâriku'l-envâr fî zikri's-salât 'ale 'n - nebiyyil-muhtar"dır. Şâzeliyye tarikatının Cezûliyye kolunun kurucusu olan Şeyh Cezûlî'nin bu risalesi müridleri arasında bir tarikat evradı olarak çok okunmuş ve dolayısıyla çok sayıda istin­sah edilmiştir. Eserin nüshaları arasın­da bazı farklar görüldüğünden Cezûlî'­nin müridi ve halifesi Ebû Abdullah es-Sehlî farklılık gösteren nüshaları düzen­leyerek vefatından sekiz yıl önce şeyhi­ne sunmuş, şeyh de bu fazlalıkların bir bölümünü Delâ'il metnine dahil etmiş­tir. Delâil'in bu tür nüshalarına "Nüsha-i Dâhiliyye-i Sehliyye", satırların dışı­na kaydettiği fark ve fazlalıkları ihtiva eden nüshalarına ise "Nüsha-i Hâriciyye-i Sehliyye" adı verilmiştir.

Delâ'il'in Sehlî tertibi olmayan nüshaları da mu­temet olan ve olmayan diye ikiye ayrılır. Mutemet olanların satır içine yazılanına "mu'temede-i dâhiliyye", satır dışına ya­zılanına "mu'temede-i hâriciyye" denir. Mutemet olmayanlar ise daima satır dışına yazılır. Bu farklar "sin", "gayın" ve "mim" harfleriyle gösterilir. Bu durum eserin metnine verilen değeri açık bir şekilde göstermektedir.

Delâ'il'i sadece Cezûliyye veya Şâze­liyye mensupları değil diğer tarikat men­supları, hatta bir tarikata bağlı olmayan Müslümanlar dahi, faziletine inanarak düzenli bir biçimde okumuşlardır. Ön­ sözünde, salavatı belli zamanlarda düzenli bir şekilde okuyanların çok sevap kazanacakları, Hz. Peygamber (asm)'in şefaatına nail olacakları, günahlarının affedileceği, kötü huyları terkedip iyi huylar edinecekleri, maddî ihtiyaçlarının karşı­lanacağı ve dünya işlerinin düzeleceği belirtilmiştir. Bu salavatı düzenlemiş ol­ması sebebiyle Cezûli'nin kabrinin misk gibi koktuğuna inanılır.

Dela'il'in yazılış sebebini anlatan bir menkıbeye göre keramet sahibi bir kız çocuğu, Cezûliye bu mertebeye Hz. Peygambere (asm) salavat okuyarak ulaştığını söy­lemiş, ancak onun ısrarına rağmen bu salavatın metnini kendisine söylemeyip belli salavatlann içinde bulunduğunu ifa­de etmiş, bunun üzerine Cezûlî bütün meşhur salavatları derleyip kıza göster­miş, kız da söz konusu salavatın bu der­lemede birkaç defa geçtiğini bildirmiş­tir. Diğer bir menkıbeye göre ise Cezûli'nin bu eseri yazmasına keramet sahi­bi olan hanımı sebep olmuştur.

Delâ'il her gün, gün aşırı, dört gün­de veya haftada bir defa olmak üzere beş tertip üzere okunur. Okumaya pazar­tesi günü başlanır; hangi gün nerelerin okunacağı sayfa kenarına not edilmiştir. Delâil'i okumaya başlamadan önce ni­yet ve istiğfar etmek, esmâ-i hüsnâ oku­mak, başlama ve bitirme duası yapmak âdâbdandır. Delâil okumak için izin almak gerektiğine, izinsiz okuyanların çıl­dırdıklarına dair söylentilerin aslı yok­tur. Fakat ehlinden usulüne göre Delâ'il okumanın öğrenilmesi tavsiye edilir.

Kuzey Afrika'da ve özellikle Anadolu'­da büyük bir rağbet gören Delâ'il, Mısır ve İstanbul'da 1260-1320 (1844-1902) yılları arasında on dört defa basılmıştır.(bk. Karatay, Arapça Basmalar, s. 441). Ri­salenin ayrıca Petersburg'da yapılmış bir baskısı bulunmaktadır (1258/1842).

Birçok şerhi yapılan eserin Türkçe şerhleri de vardır. Bunların en meşhuru Kara Dâvudzâde Mehmed Efendi'nin (ö 1170/ 1756) yaptığı şerh olup, "Tevfîku muvaffikı'l-hayrat fî îzâhi meânî Delâili'l-hayrat" adını taşıyan bu eser birçok defa basıl­mıştır. Kara Dâvudzâde diğer kay­naklardan aktardığı tasavvufi menkıbe ve bilgilerle eserin hacmini oldukça ge­nişletmiştir.

Şeyh Hasan el-Adevî'nin "Bulûğu'l-müsirrât alâ Delâ'ilil-hayrat", Muhammed Mehdî el-Fâsi'nin "Metâli'u'l-müsirrât bi-cilâ'i Delâ'ilil-hayrat" adlı Arapça şerhleri basılmıştır.(DiA, Delailü'l-Hayrat Md.)


Delailin Nur Türkçe Okunuşu

Bismillâhirrahmânirrahîm
“İnnallâhe ve melâiketehû yüsallûne alen-nebiyyi; yâ eyyühelleźîne
âmenû, sallû aleyhi ve sellimû teslîmen. (teslîmê)” lebbeyk
1-Allâhumme salli alâ Seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli Seyyidinâ
Muhammedin salâten tüncînâ bihâ min-cemîil-ehvâli vel-âfât. Ve taķđî
lenâ bihâ cemîal-hâcât, ve tuțahhirunâ bihâ min-cemîis-seyyiât, ve
terfeunâ bihâ ındeke a’lâd-deracât, ve tubelliğunâ bihâ aķsal-ğâyât, min
cemiîl-ħayrâti fîl-hayâti ve ba’del-memât, âmîn yâ mucîbed-deavât,vel-
hamdulillâhi Rabbil-âlemîn.
2-Allâhümme salli alâ Seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî küllemaħtelefel-
melevân, ve teâķabel-asrân,ve kerraral-cedîdân, vesteķbelel-ferķadân, ve
belliğ rûhahû ve ervâha Ehl-i Beytihî minnat-tahiyyete ves-selâm, verham
ve bârik ve sellim aleyhi ve aleyhim keśîran keśîrâ ilâ yevmil-haşrı
vel-ķarâr. (3) veğfirlenâ ver-hamnâ vel-tufbinâ yâ İlâhenâ bi külli
salâtin minhâ
3- Allâhümme salli alâ Seyyidinâ Muhammedin bahri envârik, ve ma’dini
esrârik, ve áyni ınâyetik, ve şemsi hidâyetik, ve arûsi memleketik, ve
imâmi hađratik, ve ħayri ħalķıke, ve ehabbil ħalķı ileyk, abdike ve
habîbike ve rasûliken nebiyyil ümmiy-yilleźî ħatemte bihil-enbiyâe vel
mürselîn, ve alâ sâiril enbiyâi vel-mürselîn, ve âlihî ve sahbihî
ecmaîn,, ve alâ melâiketil-müķarrabîn, ve alâ ibâdikes-sâlihîn, min
ehlis-semâvâti ve ehlil erađîn, rıđvânüllâhi Teâlâ aleynâ ve aleyhim
ecmeîn, âmin, vel-hamdü lillâhi Rabbil âlemin.
4- Allâhümmec’al efđale salavâtike ebedâ, ve enmâ berakâtike sermede, ve
ezkâ tehiyyâtike feđlen ve adedê, alâ eşrafil-ħalâiķıl-insâniyyeh, ve
mecmail haķâiķıl îmâniyyeh, ve ţûrit-tecelliyâtil-ihsâniyyeh,ve
mahbiţil-esrârir-Rahmâniyyeh, ve arûsil-memleketir-Rabbâniyyeh,vâsıţati
iķdin-nebiyyîne, ve muķaddimi ceyşil Murselîn, ve ķâidi rakbil-
enbiyâilmükerremîn, ve efđalil ħalķı ecmaîn, hâmili livâil izzil-e’lâ,
ve mêliki ezimmetil- mecdil- esnâ, şâhidi esrâril-ezel ve müşâhidi
envâris-sevâbiķıl-uvel, ve tercümâni lisânil ķıdem, ve menbail ilmi vel-
hilmi vel-hikem, mazharın-nûril-cüz’iyyi vel-külliyyi, ve insâni aynil
vücûdil- ulviyyi ves-sufliyyi, rûhi cesedil-kevniyyi ve ayni hayâtit-
dâreyn,el-mütehaķķıķı bi a’lâ rutebil ubûdiyyeh, vel-müteħalliķıbil-
aħlâķıl-maķâmâtil-ıŝtifâiyyeh, El-Ħalîlil-A’żami vel-Habîbil-Ekrem,
Seyyidinâ Muhammedibni Abdillâhibni Abdilmuţţalib, ve alâ sâiril Enbiyâi
vel- Murselîn, ve alâ âlihî ve ŝahbihî ecmaîn, ve alel-melâiketil-
Muķarrebîn, ve alâ ibâdillâhis-sâlihîne min ehlis-semâvâti ve ehlil-
arađîn. Rıđvânullđhi Teâlâ aleyhim ve aleynâ ecmaîn ve sellim teslîmen
keśîrâ. Küllemâ źekerekeź-źâkirûne ve küllemâ ğafele an źikrikel-
ğâfilûn, fî külli țarfeti aynin elfu elfi salâtin ve elfu elfi selâm,
vağfirlenâ verhamnâ velțuf binâ yâ İlâhenâ bi külli salâtin minhâ.
5- Allâhümme salli ve sellim ve bârik alâ Seyyidinâ ve Mevlanâ
Muhammedin şeceratil aslin nûrâniyyeti, ve lem’atil ķabđatir-
Rahmâniyyeti, ve efđalil ħalîķatil insâniyyeti ve eşrafis suveril
cismâniyyeti ve ma’dinil-esrârir-Rabbâniyyeti,ve ħazâinil ulûmil
ıstıfâiyyeti, sâhibil ķabđatil asliyyeti, vel behcetis seniyyeti, ver-
rutbetil aliyyeti, meninderacen-nebiyyûne tahte livâihî fehüm minhü ve
ileyhi ve salli ve sellim ve bârik aleyhi ve alâ âlihî ve sahbihî adede
mâ ħalaķte ve rezaķte ve emette ve ahyeyte ilâ yevmin teb’aśü men
efneyte ve sellim teslîmen keśirâ, vel-hamdulillâhi Rabbil-Âlemîn.
6-Allâhümme salli aleźźâtil-Muhammediyyetil-laţîfeti Ahadiyyetiş-şemsi
semâil esrâri ve mazharil envâr, ve merkezi medâril Celâl, ve ķutbi
felekil-Cemâl. Allâhümme bi sırrıhî ledeyke ve bi seyrihî ileyk, âmin
ħavfî, ve eķıl aśretî ve eźhib hüznî ve hırsî, ve kun lî ve ħüźnî ileyke
minnî, verzuķnil-fenâeannî, velâ tec’alnî meftûnen bi nefsî mahcûben bi
hıssî, vekşiflî an külli sirrın mektûmin, yâ Hayyu yâ Ķayyûmu, yâ Hayyu
yâ Ķayyûmu yâ Hayyu yâ Ķayyûm,
7- Allâhümme salli ve sellim efđale ve ecmele ve enbele ve ezhara ve
eţhara ve ahsene ve eberra ve ekrame ve eazze ve a’żame ve eşrafe ve
a’lâ ve ezkâ ve ebrake ve elţafe salavâtike ve evfâ ve ekśera ve ezyede
ve erķâ ve erfea ve edveme selâmike; salâten ve selâmen ve rahmeten ve
rıđvânen ve avfen ve ğufrânen temteddü ve tezîdü bivâbili sehâibi
mevâhibi cûdike ve keramike ve tenmû ve tezkû binefâisi şarâifi leţâifi
cûdike ve minenike ezeliyyeten bi ezeliyyetike lâ tezûlu ebediyyen bi
ebediyyetike lâ tehûlu alâ abdike ve habîbike ve rasûlike Muhammedin
ħayrı ħalķıken-nûril bâhiril-lâmıı, vel-burhânız-zâhiril ķâţıı, vel-
bahriz-zâħiri, ven-nûril ğâmiri, vel-cemâliz-zâhiri, vel-celâlil-ķâhiri,
vel-kemâlil-fâħıri, salâtekelletî salleyte bi ażameti źâtike aleyhi ve
alâ âlihî ve sahbihî keźâlike salâten tağfiru bihâ źünûbenâ ve teşrahu
bihâ sudûrenâ ve tuţahhiru bihâ ķulûbenâ ve turavvihu bihâ ervâhenâ ve
tuķaddisu bihâ esrârenâ ve tünezzihu bihâ ħavâţırenâ ve efkâranâ ve
tusaffî bihâ kudûrâti mâ fî esrârinâ ve teşfî bihâ emrâđenâ ve teftehu
bihâ eķfâle ķulûbinâ bi nûril-fethil-mubîni (Ayet) Rabbenâ lâ tuziğ
ķulûbenâ ba’de iź hedeytenâ ve heblenâ min ledunke Rahmeten, İnneke
Entel-Vehhêbu. Birahmetike yâ Erhamer-Râhimîne ve yâ Ekramel-Ekramîne
nes’elüke bi haķķı envâri salavâtike alâ Habîbike rıđvâneke ve ğufrâneke
ve cenneteke vel-istiķâmete ales-sırâţıl-müsteķîmi birahmetike yâ
Erhamer-Râhimîne vel-hamdulillâhi Rabbil-âlemîn.
8- Allâhümme salli alâ men minhun-şaķķatil-esrâru, venfelaķatil-envâru,
ve fîhir-teķatil-haķâiķu, ve tenezzelet ulûmu Âdeme fea’cezel-ħalâiķa,
ve lehû teđâeletil-fuhûmu felem yudrikhu minnâ sâbiķun ve lâ lâhıķun,
Feriyâđul-melekûti biezhâri cemâlihî mûniķatün, ve hıyâđul-Ceberûti bi
feyđi envârihî mütedeffiķatün,ve lâ şey’e illâ ve Huve bihî menûtun. İź
levlal-vâsıţatüle źehebe kemâ ķîlel-mevsûţu, salâten telîķu bike minke
ileyhi kemâ Huve ehluhû * Allâhümme innehû sırrukel-câmiud-dêllu aleyke,
ve hicâbukel-a’żamul-ķâimu leke beyne yedeyke* Allâhümme elhıķnî bi
nesebihî, ve haķķıķnî bi hasebihî, ve arrifnî iyyâhu ma’rifeten eslemu
bihâ min mevâridil-cehli, ve ekrau bihâ min mevâridil-fađli, vahmilnî
alâ sebîlihî ilâ hađretike hamlen mahfûfen bi nuŝretike, vaķźif bî alal-
bâţıli feetmağahû, ve zücce bî fî bihâril-Ahadiyyeti, ve ağriķnî fî ayni
bahril-vahdeti,hattâ lâ erâ ve lâ esmaa ve lâ ecide ve lâ uhisse illâ
bihâ, vec’alil-hicâbel-a’żame hayâte rûhî, ve rûhahû sırra haķıķatî, ve
haķıķatehû câmia avâlimî, bi tahķıķıl haķķıl-evveli, yâ Evvelu yâ Aħiru
yâ Żâhiru yâ Bâţinu isma’ nidâî bimâ semi’te bihî nidâe abdike Zekariyyâ
Aleyhisselâmu, vensurnî bike leke, ve eyyidnî bike leke, vecma’ beynî ve
beyneke, ve hul beynî ve beyne ğayrike, yâ Allâh, yâ Allâh yâ Allâh
Ayet: İnnelleźî ferađa aleykel-Ķur’ânele râdduke ilâ meâdin(meâd)-
Rebbenâ âtinâ min ledunke rahmeten ve heyyi’ lenâ min emrinâ
reşaden(reşadâ). İc’al lî min emrî feracen ve maħrecen. “İnnallâhe ve
melâiketehû yüsallûne alen-nebiyyi; yâ eyyühelleźîne âmenû, sallû aleyhi
ve sellimû teslîmen. Subhâne Rabbike Rabbil-İzzeti ammâ yasifûne x Ve
selâmun alel-mürselîne x Vel-hamdu-lillâhi Rabbil-âlemîne.
9- Allâhümmec’al efđale salavâtike ve ekmele tahiyyâtike ve ecmele
teslîmâtike alal-fâtihi linübüvveti ve ħâtemihâ şemsi semâir-risâletin-
nûril-envâri ves-sırrıl- aţharı sâhibil-havđi vel-kevśeri veş-şefâati fî
yevmil-haşri seyyidi sêdêtil-meleki vel-beşeri huccetil-haķķı alel-ħalķı
sulţânil-enbiyâi ve burhânıl-asfiyâi habîbi Rabbil-âlemîne Seyyidinâ ve
Mevlenâ hađreti Muhammedin sallallâhu Teâlâ aleyhi ve alâ âlihî ve
sahbihî ecmaîn.
10- Allâhümme salli alâ Seyyidinâ Muhammedin ţıbbıl-ķulûbi ve devâihâ ve
âfiyetil abdâni ve şifâihâ ve nûril-ebsâri ve điyâihâ ve alâ âlihî ve
sahbihî ve sellim.
11-Allâhümme salli salâten kâmileten ve sellim selâmen tâmmen alâ
seyyidinâ Muhammedinilleźî tenhallü bihil-uķadü ve tenfericü bihil-
kürabü ve tuķđâ bihil-havâicü ve tünâlü bihir-reğâibü ve hüsnül-
ħavâtimi ve yüstesķal-ğamâmü bi-vechihil-kerîmi ve alâ âlihî ve sahbihî
fî külli lemhatin ve nefesin bi-adedi külli ma’lûmin leke.
12- Allâhümme salli alâ Seyyidinâ Muhammedin adede mâ fî ilmillâhi
salâten dâimeten bi devâmi mülkillâhi ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim.
13-Allâhümme salli alâ Seyyidinâ Muhammedin minel-ezeli ilel-ebedi adede
mâ fî ilmillâhi ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim.
14- Allâhümme salli alâ Seyyidinâ Muhammedinin-nebiyyil-ümmiyyil-
habîbil-âlil-ķadril-ażîmil-câhi ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim.
15- Allâhümme salli alâ Seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli Seyyidinâ
Muhammedin salâten tekûnü leke rıđâen ve lihaķķıhî edâen ve alâ âlihî ve
sahbihî ve sellim.
16- Allâhümme salli ve sellim ve bârik alâ Seyyidinâ Muhammedin nûriź-
źâti ves-sırrıs sârî fî cemî’ıl-éśâril-esmâi ves-sıfâti ve alâ âlihî ve
sahbihî ve adede mâ fî ilmike müđâafen bi devâmik.
17- Allâhümme salli ve sellim ve bârik alâ Seyyidinâ Muhammedin ve alâ
âlihî ve sahbihî bi adedi cemîil-hurufâtil- müteşekkileti fî cemîil
kelimâtil mütemeśśileti bi iźnir-Rahmânı fî merayâ temevvucâtil-havâi
inde ķırâeti külli kelimâti minel Ķur’ân’ı min külli ķâriin min evvelin-
nuzûli ilâ âħiriz-zamâni verhamnâ ve li vâlideynâ ver-hamil mü’minîne
vel-mu’minâti bi adedihâ birahmetike yâ Erhamerrâhîmin.Âmin vel-
hamdulillâhi Rabbil-âlemîn.
18- Allâhümme salli ve sellim ve bârik ve kerrim alâ Seyyidinâ ve
Mevlânâ Muhammedin abdike ve nebiyyike ve rasûluken-nebiyyil-ümmiyyi ve
alâ âlihî ve ezvâcihî ve źürriyyâtihî ve alen-nebiyyîne vel-mürselîne
vel-melâiketil-muķarrebîne vel-evliyâi ves-sâlihîne efđale salâtin ve
ezkâ selâmin ve enmâ berakâtin biadedi suveril-Ķur’ânive âyâtihî ve
hurûfihî ve kelimâtihî ve meânihî ve işâretihî ve rumûzihî ve delêlâtihî
ve biadedi eczâit-türâbi ve meâdinihâ ve nebâtihâ ve hayvânâtihâ ve bi
adedi burûcis-semâi ve nücûmihâ ve harekâtihâ ve melâiketihâ veğfirlenâ
verhamnâ veltufbinâ yâ İlâhenâ yâ Rabbenâ yâ Ĥâliķanâ kemâ yelîķu bi
afvike ve keramike birahmetike yâ Rahmânu yâ Rahîmu yâ Erhamer-râhimîne
bi haķķı Furķânikel-Kerîmi ve bihurmeti Habîbikel- Ekrami ve bi haķķı
Esmâikel-Hüsnâ ve bi hürmeti İsmikel-A’żami ihfaznî vahfaz iħvetî min
şerrin-nefsi veş-şeyţâni ve min şerri ehliđ-đalâleti ve ehliţ-ţuğyâni,
vahfaznâ mineş-şübühâti veđ-đalâlati vel-bid’iyyâti ve min cemîiş-şerri
yâ Hafîzü yâ Hâfizu yâ Ĥayral-Hâfizîneâmin vel-hamdulillâhi Rabbil-
Alemîne yâ Laţîfen bi ħalķıhî yâ Alîmen bi ħalķıhî yâ Ĥabîren bi ħalķıhî
ulţufbinâ yâ Laţîfu yâ Alîmu yâ Ĥabîru yâ Vedûdu yâ Vedûdu yâ Vedûdu yâ
Źel-Arşil-Mecîdi yâ Mubdiu yâ Muîdu yâ Fa’âlen limâ yurîdu es’eluke bi
nûri vechikelleźî melee erkâni Arşike ve es’eluke bi ķudretikelletî
ķaderte bihâ alâ cemîi ħalķıke ve bi rahmetikelletî vesiat külle şey’in
Lâilâhe illâ Ente yâ Ğiyâśel-müsteğîśîne eğiśnâ yâ Muğîśü eğiśnâ bi
rahmetike nesteğîśü ve min aźebike nestecîru ecirnâ minen-nâri ve
edħilnel-cennete maal-Ebrâri bi şefâati nebiyyikel-Muħtâri ve âlihil-
aţhâri ve ashâbihil-aħyâri âmin birahmetike yâ Erhamerrâhimîn vel-hamdu
lillâhi Rabbil-âlemîn, âmîn.
19- Yâ nûral-envâri yâ kâşifel-esrârı yâ Laţîfu yâ Settâru nes’elüke en
tusalliye alâ Seyyidinâ Muhammmedin nebrâsil-enbiyâi ve neyyiril-evliyâi
ve zibriķânil-asfiyâi ve yûhiś-śeķaleynive đıyâil ħâfiķayni ve enterfea
vücûdenâ ilâ felekil-irfâni ve en tüśebbite şuhûdenâ fî meķâmil-ihsâni
âmîne vel-hamdu lillâhi Rabbil-âlemîn.
20- Allâhümme salli alâ Seyyidinâ Muhammedin es-sâbiķı ilel-enâmi nûruhû
ve Rahmetenlil-Âlemîne żuhûruhû, adede men međâ minel-beriyyetive men
baķiye, ve men saide minhum ve men şaķiye, salâten testağriķul-adde ve
tuhîţu bil-haddi, salâten lâ ğâyete lehâ velentihâe, velâ emede lehâ ve
len-ķıđâe, salâtekelletî salleyte bihâ aleyhi, salâten dâimeten bi
devâmike, bâķıyeten bi beķâike, lâ nefâde lehâ dûne ilmike, ve alâ âlihî
ve sahbihî ve idretihî miśle źâlike birahmetike yâ Erhamer-râhimîne.
Subhâne Rabbike Rabbil-İzzeti ammâ yasifûne x Ve selâmun alel-mürselîne
x Vel-hamdu-lillâhi Rabbil-âlemîne.
21- Allâhümme salli ve sellim men ünzile aleyhil Furķânul-Hakîm,minel
Arşil-Ażîm, minel-Rahmânırrahîm, sahibil mi’râci ve mâ zağal basar,
Seyyidenâ Muhammeden elfü elfi salâtin ve elfu elfi selâmin aleyke yâ
Rasûlallah,ve alâ men beşşera bi risâletit-Tevrâtu vel-İncîlu vez-Zebûru
ve beşşara bi nübüvvetihil-irhâsâtu ve hevâtiful-cinnive evliyâul-insi
ve kevâhinul-beşer, ve sekenet lehül-şemsü ven- şaķķa bi işâretil-
ķamer,Seyyidenâ ve Mevlanâ Muhammedin elfü elfi salâtin ve elfu elfi
selâmin aleyke yâ Habîballâh, ve alâ men câet li da’vetihiş-şecer, ve
nezele sür’aten bi duâihil maţar, ve eżallethul-ğamâmetu minel-harri ve
şebeha min sâin min ţaâmihî mietün minel-beşer, ve nebeal-mâu min beyni
esâbiihî śelâse merrâtin kel-kevśer, ve sebbeha fî keffeyhil-hasâtu vel-
medar, ve enţaķallâhu lehûđ-đabbe veż-żabye veź-źi’be vel ciź’a veź-
źirâa vel-cemele vel-cebele vel-hacere veş-şecara Sâhibil Mi’râci ve mâ
zeğal-baŝar, Seyyidinâ ve Mevlanâ ve şefîinâ Muhammedin elfü elfi
salâtin ve elfu elfi selâmin aleyke yâ Emîne vahyillâh.
22- Ezdemi subhı ezel tâ baķıyâmı arasât
Ber serûpâyi dilârâyı Muhammed salavât
Elfü elfi salâtin ve elfü elfi selâmin aleyke yâ Rasûlallâh
Şikened tîği zebânem hemedem şâħı nebât
Bedber ķâmeti ra’nâyı Muhammed salavât
Elfü elfi salâtin ve elfü elfi selâmin aleyke yâ Habîballâh
Milyonlarca salât, milyonlarca selâm üzerine olsun, ey Allah’ın Habibi.
Farđu ayneset mî bekûyem tâ vaķtı memât
Dembedem berküli ruħsârı Muhammed salavât
Elfü elfi salâtin ve elfü elfi selâmin aleyke yâ Emîne Vahyillâh
23- Allâhümme salli ve sellim ve bârik alâ Seyyidinâ Muhammedin ve âla
âlihî ve sahbihî bi adedi evrâķıl-eşcâr, ve emvâcil bihâr, ve ķațarâtil-
emtâr, veğfirlanâ verhamnâ velțufbinâ yâ İlâhenâ bi külli salâtin minhâ
şehâdeten eşhedü enlâilâhe illallah, ve eşhedü enne Muhammeden
resûlullâhi sallallâhu aleyhi ve sellem.
24- Mevlâya salli ve sellim dâimen ebeden x alâ Habibike ħayri ħalķi
küllihim Hüvel-Habîbullleźî türcâ şefâatehû x likülli havlin minel-
ahvâli muķtehim.
25- Ve salli İlâhî külle yevmin ve sâątin, ąlel-Mustafâl-muħtâri mâ
nesmetün semet. Ve salli ąlel-muħtârı vel-âli küllihim, keąddi nebâtil-
arđı ver-rûhi mâ seret. Ve salli salâten temleul-arđa ves-semâe, kevabli
ğamâmin maą ruûdin tecelcelet. Fe yekfîke ennellâhe sallâ bi nefsihî, ve
emlekehû sallet aleyhi ve sellemet.


Delailin Nur Türkçe Anlamı

Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla

1. Allah ve melekleri, Peygambere çok salâvat getirirler (yani, Allah ona rahmet eder, melekler de duâ edip onun şânını yüceltirler). Ey îman edenler, siz de ona salavât getirin (yani dua edin) ve tam bir teslimiyetle selâm verin. (Ahzâb Sûresi, 33:56)

Ey Allah’ım, Emrini yerine getiriyoruz! Efendimiz Muhammed’e ve nesline öyle bir salât ve rahmet eyle ki; onunla bizi nereden geleceği belli olmayan korkulardan ve bütün âfetlerden kurtar. Onunla bütün ihtiyaçlarımızı gider. Bizi her türlü kötülüklerden ve günahlardan temizle. Onunla bizi katındaki en yüce derecelere yükselt ve bizi bu dünyada ve öldükten sonra bütün hayırların en son gayelerine ulaştır, ey dualara cevap veren Allah’ım! Âmin. Ezelden ebede her türlü hamd ve övgü, şükür ve minnet, âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.

2. Allah’ım! Geceyle gündüzün yer değiştirmesinde, her akşamın ardından sabahın gelmesinde, gece ve gündüzün her tekrarında ve iki Kutup Yıldızı birbirini her karşıladığında Efendimiz Muhammed’e ve onun nesline salât eyle! Bizden onun ruhuna ve Ehl-i Beytinin ruhlarına hediyeler ve selâm ulaştır. Ona ve Ehl-i Beytine haşir günü gelinceye ve Cennete girinceye kadar pek çok rahmet ve bereket ihsan eyle! (3) Bu salavâttan her biri hürmetine, ey İlâhımız, bizi bağışla, bize merhamet et, bize lûtfunla ihsanda bulun.

3. Allah’ım, nurlarının deryası, sırlarının kaynağı, ihsan ve inayetinin pınarı, hidayetinin güneşi, memleketinin seması, yüce zâtının huzurunda insanların ve diğer varlıkların imamı, yaratılmışların en hayırlısı ve Sana en sevimlisi, kulun, habibin, resûlün ve kendisiyle nebîleri ve resulleri sona erdirdiğin ümmî peygamberin olan Efendimiz Muhammed’e, diğer nebî ve resullere, bütün nesline ve ashâbına, mukarreb meleklere, göklerde ve yerlerde olan sâlih kullarına salât eyle! Allah Tealânın rızası onların ve bizim üzerimize olsun. Âmin. Ezelden ebede her türlü hamd ve övgü, şükür ve minnet, âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur

4. İnsanlık âleminin en şereflisi, îman hakikatlerinin merkezi, ihsanî tecellilerin Tûr’u, Rahmânî sırların iniş yeri, memleket-i Rabbâniyenin semâsı, peygamberler gerdanlığının ortasındaki en büyük mücevheri, peygamberler ordusunun komutanı, peygamberler kervanının öncüsü, bütün varlıkların en üstünü, izzet sanca-ğının sancaktârı, şeref ve vakar dizginlerinin sahibi, ezel sırlarının şâhidi, zaman ve mekân üstü ezelî lisanın tercümanı; ilmin, hil-min ve hikmetlerin kaynağı, cüz’î-küllî her bir cömertlik sırrının kaynağı, yer ve gök âlemlerinin gözbebeği,

iki cihanın ruhu, dünya ve âhiret hayatının gözü, kulluk rütbelerinin en yükseğine ulaştıranı; arınmış, en seçkin makamlara lâyık olanı, en büyük dost ve pek şerefli sevgili, Abdulmuttalib’in torunu Abdullah oğlu Efendimiz Muhammed’e, diğer nebî ve resullere, âline ve bütün ashâbına, mukarreb meleklere, göklerde ve yerlerde bulunan Senin sâlih kullarına rahmetlerinin en üstününü ebedî kıl. Bereketi-nin artarak devam etmesini nasip eyle ve selâmlarının en pâk olanının sayıca artır!—Allah onlardan ve hepimizden razı olsun—Onlar üzerine çok selâm et.

Zikredenler Seni andığı, gâfiller de zikrinden geri kaldığı müddetçe, her göz açıp kapamada milyon kere salât ve selâm et. Bu salâvatların her birisi hürmetine, ey İlâhımız, bizi bağışla,
bize merhamet et ve bize lütfunla muamele et!

5. Allah’ım, aslın ve asaletin nurlu ağacı; Rahmânî mülk ve ihsanların parıltısı; yaratılış bakımından insanların en üstünü; cismânî sûretlerin en mükemmeli; Rabbânî sırların ve gaybî ilim hazinelerinin kaynağı; asıl mülk ve gerçek nimetin, göz kamaştırıcı güzelliğin ve yüce rütbenin sahibi; bütün peygamberlerin kendi sancağı altında toplandığı (ki, onların dinlerinin bütün esaslarını kendi dininde topladığından, hepsi de onun sancağının altına geliyor),

Efendimiz Muhammed’e salât et. Ona ve onun âl ve ashâbına pek çok selâm eyle! Öldürdüklerini dirilteceğin güne kadar yarattığın, rızıklandırdığın, öldürdüğün ve dirilttiğin bütün varlıklar sayısınca onlara salât ve selâm eyle. Ezelden ebede her türlü hamd ve övgü, şükür ve minnet, âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.

6. Allah’ım, sırlar semasının güneşi, nurların mazharı, celâl dairesinin merkezi, cemal âleminin kutbu olan Muhammed’in, İlâhî isimlere ehâdiyet tecellisiyle a’zâm derecesinde mazhar olmuş lâtif zâtına salât eyle! Allah’ım, katındaki o zatın sırrı; ve iman ve kulluk yoluyla manevî makamları aşarak Sana yakınlaşması hürmetine korkumu emniyete çevir.

Maddî ve manevî düşüşlerden beni koru. Üzüntümü ve hırsımı gider, yardımını üzerimden eksik etme. Beni rızan dışındaki her şeyden alarak kulluğun kemâline ulaştır. Bencilliğimi ve enaniyetimi yok etmek suretiyle beni rızıklandır. Beni nefsime meftun ve hislerimle perdelenmiş basîretsiz etme; her gizli sırrı bana aç! Ey varlıklara hayat verip canlandıran, Kendi hayatı ise zâtî, ezelî ve ebedî olan; varlığıyla bütün varlıkları düzenli bir şekilde ayakta tutan; fakat Kendi varlığı ise hiçbir varlığa bağlı olmayan Hayyu Kayyûm, Ey Hayyu Kayyûm, Ey Hayyu Kayyûm! (3 defa)

7. Allah’ım! Cömertlik ve ikramınla yüklü bulutların çoşkun yağmurları gibi devam edip artan; cömertlik ve in’amlarının değerli, enfes ve lâtif tecellileriyle gelişip çoğalan; ezeliyetine münasip tarzda kesilmeyen ve ebediyetine lâyık şekilde sona ermeyen en üstün, en güzel, en yüce, en zâhir, en temiz, en hoş, en iyi, en değerli, en aziz, en büyük, en şerefli, en yüksek, en pâk, en mübârek ve en lâtif salâvatın;

Ve en mükemmel, en çok, en ziyâde, en yüksek, en yüce ve en devamlı selâmın; bir salât ü selâm, bir rahmet ve rıza ve bir af ve mağfiret manasında; göz kamaştıran parlak nur, pek kesin delil, uçsuz bucaksız bir deryâ, aydınlığı pek şiddetli nur, pek parlak güzellik, pek üstün heybet, fevkalâde mükemmel ve yarattıklarının en hayırlısı, kulun, habîbin ve
resulün olan Muhammed’in üzerine olsun. Senin yüce zâtına yakışır şekilde ona ve aynı şekilde onun âl ve ashâbına salât et.

Allah’ım, bu salâvat sebebiyle günahlarımızı bağışla, gönlü-müze ferahlık ver, kalplerimizi temizle, ruhlarımızı rahatlat, sırlarımızı pak eyle, kalbimizden geçenleri ve düşüncelerimizi arındır, sırlarımızdaki bulanıklığı berraklaştır, hastalıklarımıza şifa ver, feth-i mübînin nuruyla kalplerimizin kilitlerini aç, merha-metinle ey merhametlilerin en merhametlisi ve ikram edenlerin en kerîmi…

Senden, Habibine ettiğin salâvâtının nurları hakkı için rızanı, affını, Cennetini ve bizleri sırât-ı müstakîm üzere doğru yolda tutmanı diliyoruz, rahmetinle nasip eyle ey merhamet edenlerin en merhametlisi. Ezelden ebede her türlü hamd ve övgü, şükür
ve minnet, âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.

8. Allah’ım, ona salât et. Ki, onunla sırlar açılıp nurlar par-ladı; elinde hakikatler yüceldi; Âdem’in ilimleri en geniş şekliyle kendisine indi ve bunlarla bütün mahlûkatı âciz bıraktı; akıllar da onlara ulaşmada çaresiz kaldı; bizden ne geçmiş, ne gelecek hiç kimse onun yüksek ilimlerini kavrayamadı.
O öyle bir kimsedir ki, melekût bahçeleri onun güzellik çiçekleriyle güzel; saltanatının havuzları onun nurlarının feyziyle dopdolu; hiç bir şey yoktur ki, ona bağlı olmasın, her şeyin varlık sebebi o—”Vasıta olmayınca, ona bağlı olan sonuçda ortadan kalkar” sözünde ifade edilen hakikat gibi. Ona, yüce katına yakışır şekilde salât et; çünkü o buna lâyıktır.

Allah’ım! O zât, Seni tanıtan bütün hakikatleri kendinde toplamış sırrın ve huzurunda duran en büyük teşrifatçındır. Allah’ım, beni onun soyundan gelenlerin arasına kat ve o asâ-lete lâyık bir ferd olmayı nasip eyle. Onu bana hakkıyla tanıt ki, onunla cehâlet barınaklarından zarar görmeyeyim, fazîletin pınarlarından susuzluğumu gidereyim.

Beni yardımınla koru onun gittiği yoldan huzuruna götür. Beni bâtılın tepesine öyle bir indir ki, onun beynini dağıtayım. Beni, her bir varlıkta isim ve sıfatlarının ayrı ayrı tecellilerini görme zenginliğine ulaş-tır ve kâinatı kaplayan vahdet deryasının kaynağına daldır ki, sadece o birlik şuuruyla göreyim, işiteyim, bulayım ve hissedeyim.
Allah’ım, Seni tanıtan en büyük üstat ve teşrifatçını ruhumun hayatı; onun ruhunu ise benim hakikatimin sırrı ve onun hakikatini de, ilk hakikatin tahkikiyle âlemlerimi kaplayan bir hakikat eyle!

Ey her şeyin aslını ve başlangıcını ezelî ilmiyle tespit eden ve Kendisinden önce hiçbir şey olmayan Evvel; ey her şeyin sonunu ezelî ilmiyle belirleyen ve bunu gelen varlıkların neslini tohum ve çekirdek gibi hülâsalarla tanzim eden ve her şeyden sonra yalnız Kendisi bâkî kalan Âhir; ey her şeyin dış yüzlerini çeşitli cihazlarla ve ince nakışlarla süsleyerek fevkalâde mükemmel ve güzel yaratan ve bütün varlıklarda ilim, irade, kudret, rahmet gibi sıfatlarının ve varlık ve birliğinin işaretleri açıkça görünen Zâhir;

Bütün varlıkların iç yüzlerini ve bilhassa canlıların içlerini mükemmel bir fabrikanın harika makineleri gibi yaratıp işleten ve varlıkların iç yüzüne hükmeden Bâtın!
Kulun Zekeriyâ Aleyhisselâmın seslenişine cevap verdiğin gibi Benim seslenişime de cevap ver.
Rızana giden yolda bana yardım et ve rızana kavuşmak için bizzat beni destekle. Beni Kendine bağla ve diğer varlıklarla arama perde koy.

Allah, Allah, Allah, “Kur’ân’ı okumayı,tebliğ etmeyi ve ona uymayı sana farz kılan Allah, muhakkak ki, seni söz verdiği yere geri döndürecektir.” (Kasas, 28:85.)

“Ey Rabbimiz, bize yüce katından bir rahmet ver ve işimiz-de Senin rızâna erişmek için başarı nasip et.” (Kehf, 10.ayet)

İşimde bir genişlik ve çıkış yolu ihsan eyle. “Allah ve melek-leri, Peygambere çok salâvat getirirler (yani, Allah ona rahmet eder, melekler de duâ edip onun şânını yüceltirler). Ey îman edenler, siz de ona salâvat getirin (yani ona dua edin) ve tam bir teslimiyetle selâm verin.” (Ahzâb, 33:56).
Allah’ım salâvâtın, selâmın, tahiyyen, rahmetin ve bereketin; Senin kulun, nebin, sevgilin, resûlün ve ümmî Peygamberin Efendimiz Muhammed’e, onun âl ve ashâbına olsun. Ona tekler ve çiftler sayısınca ve Senin noksansız ve mübarek kelimelerin adedince selâm eyle.

9. Allah’ım, en üstün salâvâtını, en mükemmel tahiyyâtını ve en güzel selâmlarını; peygamberliğin başlangıcı ve sonu, risâlet semasının güneşi, en parlak nur, en temiz sır, Mahşer gününde Kevser Havuzunun ve şefaatin sahibi, melek ve insanların en seçkin efendisi, Hak Tealânın diğer varlıklara karşı delili, peygamberlerin sultanı, tetkik ehli olan asfiyânın delili, Rabbü’l-âlemînin sevgilisi olan Efendimiz ve mevlâmız Hazreti Muhammed’e nasip eyle. Allah Tealâ ona ve bütün âl ve ashâbına rahmet etsin.

10. Allah’ım! Kalplerin tabibi ve ilâcı, bedenlerin âfiyet ve şifâsı, gözlerin nuru ve ışığı olan Efendimiz Muhammed’e, onun âl ve Ashâbına salât eyle.

11. Allah’ım, sayesinde çözümsüz işlerin çözüldüğü, sıkıntıların dağıldığı, ihtiyaçların karşılandığı, isteklerin elde edilerek güzel bir sonla dünyadan göçme bahtiyarlığına erişildiği ve mübârek yüzü suyu hürmetine buluttan yağmur inmesi için Sana dua edildiği Efendimiz Muhammed’e, onun âl ve ashâbına, her göz açıp kapamada ve her nefeste sonsuz ilminle bildiğin şeyler sayısınca mükemmel bir salât ve eksiksiz bir selâm eyle.

12. Allah’ım, Efendimiz Muhammed’e, onun âl ve ashâbına, Senin bildiğin şeyler sayısınca ve Senin mülkün devam ettiği sürece daimî salât ve selâm eyle.

13. Allah’ım, Efendimiz Muhammed’e, onun âl ve ashâbına, ezelden ebede kadar, Senin ilminde var olan şeyler sayısınca salât ve selâm eyle.

14. Allah’ım, ümmî, sevgili, kadri yüce ve şerefi büyük olan peygamberin, Efendimiz Muhammed’e, onun âl ve Ashâbına, salât ve selâm eyle.

15. Allah’ım, Efendimiz Muhammed’e, onun âl ve Ashâbına, bizi rızana kavuşturacak ve onun üzerimizdeki hakkını ödemeye vesile olacak kadar salât ve selâm et.

16. Allah’ım, Zâtının nuru ve İlâhî isim ve sıfatların bütün eserlere sirayet etmiş bir sırrı olan Efendimiz Muhammed’e, onun âl ve ashâbına, İlâhî ilminde var olan şeylerin kat kat çar-pımları sayısınca ve varlığın devam ettiği sürece salât ve selâm eyle.

17. Allah’ım, Efendimiz Muhammed’e, onun âl ve ashâbına; ilk indiği günden kıyametin kopmasına kadar, her bir okuyucunun Kur’ân’ın kelimelerini okuduğunda, Rahmân’ın izniyle hava dal-galarının aynalarına yansıyan Kur’ân harfleri sayısınca salât, se-lâm ve bereket ihsan eyle. Ey İlâhımız! Bu salâvatlardan her biri-si hürmetine bizi bağışla, bize merhamet et ve bize lütufta bulun.

18. Allah’ım! Ümmî Peygamberin olan Efendimiz ve Mev-lâmız Muhammed’e, onun âline ve ashâbına, hanımlarına ve zürriyetine, nebîlere ve resullere, Mukarreb meleklere, evliyâya ve sâlih kimselere; Kur’an’ın sûreleri, âyetleri, harfleri, kelimeleri, mânâları, işâretleri, remizleri ve delâletleri sayısınca; toprağın parçaları, madenleri, bitkileri ve canlıları sayısınca; göklerin burçları, yıldızları, hareketleri ve melekleri sayısınca en üstün salât, en temiz selâm ve en fazla artan bereketler ihsan eyle.

19. Ey İlâhımız! Ey Rabbimiz! Ey Yaratıcımız! Affına, keremine ve rahmetine yakışır şekilde bizi affeyle, bize merhamet et ve bize lütufta bulun. Ey bu dünyada iyi kötü, dost düşman ayırt etmeden her varlığa şefkatle rızıklarını veren Rahmân! Ey Rahmeti her şeyi kuşatmakla birlikte imanlı kullarına hususî ihsan ve şefkatte bulunan Rahîm!

Ey merhamet edenlerin en merhametlisi! Kur’ân-ı Kerîmin hakkı için, Habib-i Ekremin hakkı için, en güzel isimlerinin hakkı için ve İsm-i A’zamın hakkı için, beni ve kardeşlerimi nefis ve şeytanın şerrinden, ehl-i dalâlet ve ehl-i tuğyanın şerrinden muhafaza eyle. Bizi şüphelerden, sapıklıklardan, bid’alardan ve bütün şerlerden koru, ey kullarını koruyan Hâfız! Ey bütün varlıkların, hallerinden hareketlerine kadar her şeyini ve bilhassa insanların ve cinlerin bütün amellerini dikkatle kaydedip koruyan ve bütün varlıkları her türlü kötülük ve tehlikelere karşı muhafaza eden Hafîz! Ey koruyanların en hayırlısı! Âmin. Ezelden ebede her türlü hamd ve övgü, şükür ve minnet, âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.

20. Ey yarattığı varlıklara sonsuz lütufta bulunan! Ey yarattığı varlıkları çok iyi bilen! Ey yarattığı varlıklardan hakkıyla haberdâr olan! Bize lütufta bulun. Ey varlıkları nazik ve lâtif güzelliklerle yaratıp onlara lütufta bulunan ve ilmi her şeyin bütün inceliklerine nüfuz eden Lâtif! Ey gizli açık, küçük büyük her şeyi hakkıyla bilen ve ilmi, ezelden ebede her şeyi kuşatan Alîm!

Ey bütün varlıkların küçük büyük, gizli açık her hâlinden her an haberdâr olan Habîr! Ey yarattığı varlıkları çok seven ve onlara da Kendisini her vesileyle sevdiren Vedûd, Ey Vedûd, Ey Vedûd! Ey yüce Arşın Sahibi! Ey kâinatı hiçten ve benzersiz bir şekilde yaratıp bin bir isminin tecellileriyle emsalsiz bir şekilde süsleyen Mübdi’! Ey varlıkları ölümünden sonra yeniden inşa edip dirilten Muîd! Ey dilediği her şeyi yapan! Arşının rükünlerini dolduran Zâtının nûru hürmetine; yarattığın bütün varlıklara hükmeden kudretin hürmetine ve her şeyi kaplayan rahmetin hürmetine istiyorum. Senden başka hiçbir ilâh yoktur.

Ey kendisinden yardım isteyene yardım eden! Bize yardım et.
Ey güç durumda olanlara yardım eden ve ummadıkları yerlerden ihtiyaçlarını ellerine veren Muğîs! Bize yardım et! Rahmetinden yardım diliyoruz. Azâbından Sana sığınıyoruz. Bizi Cehennemin nursuz ateşinden koru. Bizi, seçilmiş Peygamberinin şefaatiyle iyi kullarınla birlikte Cennete koy. Âmin. Rahmetinle, ey merhamet edenlerin en merhametlisi! Ezelden ebede her türlü hamd ve övgü, şükür ve minnet, âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.

21. Ey nurların nuru! Ey varlıkları nazik ve lâtif güzelliklerle yaratıp onlara lütufta bulunan ve ilmi her şeyin bütün inceliklerine nüfuz eden Lâtif! Ey ayıp ve kusurları örten ve çirkinlikleri perdeler altında saklayan Settâr!

Yüce katından, peygamberlerin kandili, evliyânın yıldızı, tetkik ehli olan asfiyânın ay ve güneşi, cin ve insanların şemsi ve doğu ve batının ışığı olan Efendimiz Muhammed’e salât eylemeni, vücudumuzu da irfan semasına yükseltmeni ve amellerimizi ise, ihsan makamında sâbit tutmanı diliyoruz. Âmin. Ezelden ebede her türlü hamd ve övgü, şükür ve minnet, âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.

22. Allah’ım, nuru varlıklardan önce var olan ve dünyaya teşrifleri âlemlere rahmet olan Efendimiz Muhammed’e, geçmiş ve gelecek varlıklar adedince ve bu varlıklardan Cenneti kazanmış ve Cehennemi hak etmiş olanları sayısınca salât eyle! Öyle bir salât ki, bütün sayıları içine alan ve bütün sınırları kuşatan, sınırsız, sonsuz, uçsuz bucaksız ve kesintisiz bir salât…
Senin salâtınla beraber bu salâtın aynısı, Yüce varlığın devam ettiği sürece, yine onun ve onun âlinin, ashâbının ve âile efradının üzerine olsun, ey merhamet edenlerin en merha-metlisi.

23. Rahmânü’r-Rahîmden, Arş-ı Âzamdan gelen Furkân-ı Hakîm’in kendisine indiği, Miracın sahibi olan ve gözü asla şaşmayan Efendimiz Muhammed’e… Milyonlar salât ve milyonlar selâm üzerine olsun ey Allah’ın Resulü.

24. Risaleti; Tevrat, İncil, Zebur ve peygamberlere gön-derilen sayfalarda müjdelenen; peygamberliği, irhâsat denilen peygamberlik görevinden önce meydana gelen harikulâde olaylarla, cinlerin sesleriyle, insanların evliyalarıyla, beşerin kâhinleriyle müjdelenen ve güneşin kendisi için durduğu, bir işaretiyle ayın ikiye bölündüğü Efendimiz ve Mevlâmız Muham-med’e… Milyonlar salât ve milyonlar selâm üzerine olsun ey Allah’ın Habibi.

25. Davetine ağaçların koşup geldiği, duâsıyla yağmurun hemen iniverdiği, sıcaktan korunmak için bulutların ona gölge yaptığı, bir ölçek yemeğiyle yüzlerce insanın doyduğu, parmak-larının arasından üç defa kevser gibi suların çağladığı, onun hürmetine Allah’ın, kertenkeleyi, ceylânı, ağaç kütüğünü, zehirli keçinin kolunu, deveyi, dağı, taşı ve toprağı konuşturduğu Efen-dimiz, Mevlâmız ve Şefaatçimiz Muhammed’e… Milyonlar salât ve milyonlar selâm üzerine olsun ey Allah’ın vahyinin emini.

Delailin Nur Arapçası Text

Delâil-in Nur

ﺩَﻟﺎَﺋِﻞُ ﺍﻟﻨُّﻮﺭِ‌

ﺑِﺴْﻢِ ﺍﻟﻠَّﻪِ ﺍﻟﺮَّﺣْﻤﻦِ ﺍﻟﺮَّﺣِﻴﻢِ

ﺍِﻥَّ ﺍﻟﻠَّﻪَ ﻭَ ﻣَﻠَٓﺌِﻜَﺘَﻪُ ﻳُﺼَﻠُّﻮﻥَ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟﻨَّﺒِﻰِّ ﻳَٓﺎ ﺍَﻳُّﻬَﺎ ﺍﻟَّﺬِﻳﻦَ ﺍَﻣَﻨُﻮﺍ ﺻَﻠُّﻮﺍ ﻋَﻠَﻴْﻪِ ﻭَ ﺳَﻠِّﻤُﻮﺍ ﺗَﺴْﻠِﻴﻤًﺎ ﻟَﺒَّﻴْﻚَ

ﺍَﻟﻠَّﻬُﻢَّ ﺻَﻞِّ ﻋَﻠَﻰ ﺳَﻴِّﺪِﻧَﺎ ﻣُﺤَﻤَّﺪٍ ﻭَ ﻋَﻠَٓﻰ ﺍَﻝِ ﺳَﻴِّﺪِﻧَﺎ ﻣُﺤَﻤَّﺪٍ ﺻَﻠﺎَﺓً ﺗُﻨْﺠِﻴﻨَﺎ ﺑِﻬَﺎ ﻣِﻦْ ﺟَﻤِﻴﻊِ ﺍﻟْﺎَﻫْﻮَﺍﻝِ ﻭَ ﺍﻟْﺎَﻓَﺎﺕِ ﻭَ ﺗَﻘْﻀِﻰ ﻟَﻨَﺎ ﺑِﻬَﺎ ﺟَﻤِﻴﻊَ ﺍﻟْﺤَﺎﺟَﺎﺕِ ﻭَ ﺗُﻄَﻬِّﺮُﻧَﺎ ﺑِﻬَﺎ ﻣِﻦْ ﺟَﻤِﻴﻊِ ﺍﻟﺴَّﻴِّﺌَﺎﺕِ ﻭَ ﺗَﺮْﻓَﻌُﻨَﺎ ﺑِﻬَﺎ ﻋِﻨْﺪَﻙَ ﺍَﻋْﻠَﻰ ﺍﻟﺪَّﺭَﺟَﺎﺕِ ﻭَ ﺗُﺒَﻠِّﻐُﻨَﺎ ﺑِﻬَٓﺎ ﺍَﻗْﺼَﻰ ﺍﻟْﻐَﺎﻳَﺎﺕِ ﻣِﻦْ ﺟَﻤِﻴﻊِ ﺍﻟْﺨَﻴْﺮَﺍﺕِ ﻓِﻰ ﺍﻟْﺤَﻴَﺎﺓِ ﻭَ ﺑَﻌْﺪَ ﺍﻟْﻤَﻤَﺎﺕِ ﺍَﻣِﻴﻦَ ﻳَﺎ ﻣُﺠِﻴﺐَ ﺍﻟﺪَّﻋَﻮَﺍﺕِ ﻭَ ﺍﻟْﺤَﻤْﺪُ ﻟِﻠَّﻪِ ﺭَﺏِّ ﺍﻟْﻌَﺎﻟَﻤِﻴﻦَ

ﺍَﻟﻠَّﻬُﻢَّ ﺻَﻞِّ ﻋَﻠَﻰ ﺳَﻴِّﺪِﻧَﺎ ﻣُﺤَﻤَّﺪٍ ﻭَ ﻋَﻠَٓﻰ ﺍَﻟِﻪِ ﻛُﻞَّ ﻣَﺎ ﺍﺧْﺘَﻠَﻒَ ﺍﻟْﻤَﻠَﻮَﺍﻥِ ﻭَ ﺗَﻌَﺎﻗَﺐَ ﺍﻟْﻌَﺼْﺮَﺍﻥِ ﻭَ ﻛَﺮَّﺭَ ﺍﻟْﺠَﺪِﻳﺪَﺍﻥِ ﻭَ ﺍﺳْﺘَﻘْﺒَﻞَ ﺍﻟْﻔَﺮْﻗَﺪَﺍﻥِ ﻭَ ﺑَﻠِّﻎْ ﺭُﻭﺣَﻪُ ﻭَ ﺍَﺭْﻭَﺍﺡَ ﺍَﻫْﻞِ ﺑَﻴْﺘِﻪِ ﻣِﻨَّﺎ ﺍﻟﺘَّﺤِﻴَّﺔَ ﻭَ ﺍﻟﺴَّﻠﺎَﻡَ ﻭَ ﺍﺭْﺣَﻢْ ﻭَ ﺑَﺎﺭِﻙْ ﻭَ ﺳَﻠِّﻢْ ﻋَﻠَﻴْﻪِ ﻭَ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻢْ ﻛَﺜِﻴﺮًﺍ ﻛَﺜِﻴﺮًﺍ ﺍِﻟَﻰ ﻳَﻮْﻡِ ﺍﻟْﺤَﺸْﺮِ ﻭَ ﺍﻟْﻘَﺮَﺍﺭِ ﴿٣﴾ ﻭَ ﺍﻏْﻔِﺮْﻟَﻨَﺎ ﻭَ ﺍﺭْﺣَﻤْﻨَﺎ ﻭَ ﺍﻟْﻄُﻒْ ﺑِﻨَﺎ ﻳَٓﺎ ﺍِﻟَﻬَﻨَﺎ ﺑِﻜُﻞِّ ﺻَﻠﺎَﺓٍ ﻣِﻨْﻬَﺎ

ﺍَﻟﻠَّﻬُﻢَّ ﺻَﻞِّ ﻋَﻠَﻰ ﺳَﻴِّﺪِﻧَﺎ ﻣُﺤَﻤَّﺪٍ ﺑَﺤْﺮِ ﺍَﻧْﻮَﺍﺭِﻙَ ﻭَ ﻣَﻌْﺪَﻥِ ﺍَﺳْﺮَﺍﺭِﻙَ ﻭَ ﻋَﻴْﻦِ ﻋِﻨَﺎﻳَﺘِﻚَ ﻭَ ﺷَﻤْﺲِ ﻫِﺪَﺍﻳَﺘِﻚَ ﻭَ ﻋَﺮُﻭﺱِ ﻣَﻤْﻠَﻜَﺘِﻚَ ﻭَ ﺍِﻣَﺎﻡِ ﺣَﻀْﺮَﺗِﻚَ ﻭَ ﺧَﻴْﺮِ ﺧَﻠْﻘِﻚَ ﻭَ ﺍَﺣَﺐِّ ﺍﻟْﺨَﻠْﻖِ ﺍِﻟَﻴْﻚَ ﻋَﺒْﺪِﻙَ ﻭَ ﺣَﺒِﻴﺒِﻚَ ﻭَ ﺭَﺳُﻮﻟِﻚَ ﺍﻟﻨَّﺒِﻰِّ ﺍﻟْﺎُﻣِّﻰِّ ﺍﻟَّﺬِﻯ ﺧَﺘَﻤْﺖَ ﺑِﻪِ ﺍﻟْﺎَﻧْﺒِﻴَٓﺎﺀَ ﻭَ ﺍﻟْﻤُﺮْﺳَﻠِﻴﻦَ ﻭَ ﻋَﻠَﻰ ﺳَٓﺎﺋِﺮِ ﺍﻟْﺎَﻧْﺒِﻴَٓﺎﺀِ ﻭَ ﺍﻟْﻤُﺮْﺳَﻠِﻴﻦَ ﻭَ ﻋَﻠَٓﻰ ﺍَﻟِﻪِ ﻭَ ﺻَﺤْﺒِﻪِٓ ﺍَﺟْﻤَﻌِﻴﻦَ ﻭَ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟْﻤَﻠَٓﺌِﻜَﺔِ ﺍﻟْﻤُﻘَﺮَّﺑِﻴﻦَ ﻭَ ﻋَﻠَﻰ ﻋِﺒَﺎﺩِﻙَ ﺍﻟﺼَّﺎﻟِﺤِﻴﻦَ ﻣِﻦْ ﺍَﻫْﻞِ ﺍﻟﺴَّﻤَﻮَﺍﺕِ ﻭَ ﺍَﻫْﻞِ ﺍﻟْﺎَﺭَﺿِﻴﻦَ ﺭِﺿْﻮَﺍﻥُ ﺍﻟﻠَّﻪِ ﺗَﻌَﺎﻟَﻰ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻢْ ﻭَ ﻋَﻠَﻴْﻨَٓﺎ ﺍَﺟْﻤَﻌِﻴﻦَ ﺍَﻣِﻴﻦَ ﻭَ ﺍﻟْﺤَﻤْﺪُ ﻟِﻠَّﻪِ ﺭَﺏِّ ﺍﻟْﻌَﺎﻟَﻤِﻴﻦَ

ﺍَﻟﻠَّﻬُﻢَّ ﺍﺟْﻌَﻞْ ﺍَﻓْﻀَﻞَ ﺻَﻠَﻮَﺍﺗِﻚَ ﺍَﺑَﺪًﺍ ﻭَ ﺍَﻧْﻤَﻰ ﺑَﺮَﻛَﺎﺗِﻚَ ﺳَﺮْﻣَﺪًﺍ ﻭَ ﺍَﺯْﻛَﻰ ﺗَﺤِﻴَّﺎﺗِﻚَ ﻓَﻀْﻠﺎً ﻭَ ﻋَﺪَﺩًﺍ ﻋَﻠَٓﻰ ﺍَﺷْﺮَﻑِ ﺍﻟْﺨَﻠﺎَٓﺋِﻖِ ﺍﻟْﺎِﻧْﺴَﺎﻧِﻴَّﺔِ ﻭَ ﻣَﺠْﻤَﻊِ ﺍﻟْﺤَﻘَٓﺎﺋِﻖِ ﺍﻟْﺎِﻳﻤَﺎﻧِﻴَّﺔِ ﻭَ ﻃُﻮﺭِ ﺍﻟﺘَّﺠَﻠِّﻴَﺎﺕِ ﺍﻟْﺎِﺣْﺴَﺎﻧِﻴَّﺔِ ﻭَ ﻣَﻬْﺒَﻂِ ﺍﻟْﺎَﺳْﺮَﺍﺭِ ﺍﻟﺮَّﺣْﻤَﺎﻧِﻴَّﺔِ ﻭَ ﻋَﺮُﻭﺱِ ﺍﻟْﻤَﻤْﻠَﻜَﺔِ ﺍﻟﺮَّﺑَّﺎﻧِﻴَّﺔِ ﻭَﺍﺳِﻄَﺔِ ﻋِﻘْﺪِ ﺍﻟﻨَّﺒِﻴِّﻦَ ﻭَ ﻣُﻘَﺪَّﻡِ ﺟَﻴْﺶِ ﺍﻟْﻤُﺮْﺳَﻠِﻴﻦَ ﻭَ ﻗَٓﺎﺋِﺪِ ﺭَﻛْﺐِ ﺍﻟْﺎَﻧْﺒِﻴَٓﺎﺀِ ﺍﻟْﻤُﻜَﺮَّﻣِﻴﻦَ ﻭَ ﺍَﻓْﻀَﻞِ ﺍﻟْﺨَﻠْﻖِ ﺍَﺟْﻤَﻌِﻴﻦَ ﺣَﺎﻣِﻞِ ﻟِﻮَٓﺍﺀِ ﺍﻟْﻌِﺰِّ ﺍﻟْﺎَﻋْﻠَﻰ ﻭَ ﻣَﺎﻟِﻚِ ﺍَﺯِﻣَّﺔِ ﺍﻟْﻤَﺠْﺪِ ﺍﻟْﺎَﺳْﻨَﻰ ﺷَﺎﻫِﺪِ ﺍَﺳْﺮَﺍﺭِ ﺍﻟْﺎَﺯَﻝِ ﻭَ ﻣُﺸَﺎﻫِﺪِ ﺍَﻧْﻮَﺍﺭِ ﺍﻟﺴَّﻮَﺍﺑِﻖِ ﺍﻟْﺎُﻭَﻝِ ﻭَ ﺗَﺮْﺟَﻤَﺎﻥِ ﻟِﺴَﺎﻥِ ﺍﻟْﻘِﺪَﻡِ ﻭَ ﻣَﻨْﺒَﻊِ ﺍﻟْﻌِﻠْﻢِ ﻭَ ﺍﻟْﺤِﻠْﻢِ ﻭَ ﺍﻟْﺤِﻜَﻢِ ﻭَ ﻣَﻈْﻬَﺮِ ﺳِﺮِّ ﺍﻟْﺠُﻮﺩِ ﺍﻟْﺠُﺰْﺋِﻰِّ ﻭَ ﺍﻟْﻜُﻠِّﻰِّ ﻭَ ﺍِﻧْﺴَﺎﻥِ ﻋَﻴْﻦِ ﺍﻟْﻮُﺟُﻮﺩِ ﺍﻟْﻌُﻠْﻮِﻯِّ ﻭَ ﺍﻟﺴُّﻔْﻠِﻰِّ ﺭُﻭﺡِ ﺟَﺴَﺪِ ﺍﻟْﻜَﻮْﻧَﻴْﻦِ ﻭَ ﻋَﻴْﻦِ ﺣَﻴَﺎﺓِ ﺍﻟﺪَّﺍﺭَﻳْﻦِ ﺍﻟْﻤُﺘَﺤَﻘِّﻖِ ﺑِﺎَﻋْﻠَﻰ ﺭُﺗَﺐِ ﺍﻟْﻌُﺒُﻮﺩِﻳَّﺔِ ﻭَ ﺍﻟْﻤُﺘَﺨَﻠِّﻖِ ﺑِﺎَﺧْﻠﺎَﻕِ ﺍﻟْﻤَﻘَﺎﻣَﺎﺕِ ﺍﻟْﺎِﺻْﻄِﻔَٓﺎﺋِﻴَّﺔِ ﺍﻟْﺨَﻠِﻴﻞِ ﺍﻟْﺎَﻋْﻈَﻢِ ﻭَ ﺍﻟْﺤَﺒِﻴﺐِ ﺍﻟْﺎَﻛْﺮَﻡِ ﺳَﻴِّﺪِﻧَﺎ ﻣُﺤَﻤَّﺪٍ ﺑْﻦِ ﻋَﺒْﺪِ ﺍﻟﻠَّﻪِ ﺑْﻦِ ﻋَﺒْﺪِ ﺍﻟْﻤُﻄَّﻠِﺐِ ﻭَ ﻋَﻠَﻰ ﺳَٓﺎﺋِﺮِ ﺍﻟْﺎَﻧْﺒِﻴَٓﺎﺀِ ﻭَ ﺍﻟْﻤُﺮْﺳَﻠِﻴﻦَ ﻭَ ﻋَﻠَٓﻰ ﺍَﻟِﻪِ ﻭَ ﺻَﺤْﺒِﻪِٓ ﺍَﺟْﻤَﻌِﻴﻦَ ﻭَ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟْﻤَﻠَٓﺌِﻜَﺔِ ﺍﻟْﻤُﻘَﺮَّﺑِﻴﻦَ ﻭَ ﻋَﻠَﻰ ﻋِﺒَﺎﺩِﻙَ ﺍﻟﺼَّﺎﻟِﺤِﻴﻦَ ﻣِﻦْ ﺍَﻫْﻞِ ﺍﻟﺴَّﻤَﻮَﺍﺕِ ﻭَ ﺍَﻫْﻞِ ﺍﻟْﺎَﺭَﺿِﻴﻦَ ﺭِﺿْﻮَﺍﻥُ ﺍﻟﻠَّﻪِ ﺗَﻌَﺎﻟَﻰ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻢْ ﻭَ ﻋَﻠَﻴْﻨَٓﺎ ﺍَﺟْﻤَﻌِﻴﻦَ ﻭَ ﺳَﻠِّﻢْ ﺗَﺴْﻠِﻴﻤًﺎ ﻛَﺜِﻴﺮًﺍ ﻛُﻠَّﻤَﺎ ﺫَﻛَﺮَﻙَ ﺍﻟﺬَّﺍﻛِﺮُﻭﻥَ ﻭَ ﻏَﻔَﻞَ ﻋَﻦْ ﺫِﻛْﺮِﻙَ ﺍﻟْﻐَﺎﻓِﻠُﻮﻥَ ﻓِﻰ ﻛُﻞِّ ﻃَﺮْﻓَﺔِ ﻋَﻴْﻦٍ ﺍَﻟْﻒُ ﺍَﻟْﻒِ ﺻَﻠﺎَﺓٍ ﻭَ ﺳَﻠﺎَﻡٍ ﻭَ ﺍﻏْﻔِﺮْﻟَﻨَﺎ ﻭَ ﺍﺭْﺣَﻤْﻨَﺎ ﻭَ ﺍﻟْﻄُﻒْ ﺑِﻨَﺎ ﻳَٓﺎ ﺍِﻟَﻬَﻨَﺎ ﺑِﻜُﻞِّ ﺻَﻠﺎَﺓٍ ﻣِﻨْﻬَﺎ

ﺍَﻟﻠَّﻬُﻢَّ ﺻَﻞِّ ﻋَﻠَﻰ ﺳَﻴِّﺪِﻧَﺎ ﻣُﺤَﻤَّﺪٍ ﺷَﺠَﺮَﺓِ ﺍﻟْﺎَﺻْﻞِ ﺍﻟﻨُّﻮﺭَﺍﻧِﻴَّﺔِ ﻭَ ﻟَﻤْﻌَﺔِ ﺍﻟْﻘَﺒْﻀَﺔِ ﺍﻟﺮَّﺣْﻤَﺎﻧِﻴَّﺔِ ﻭَ ﺍَﻓْﻀَﻞِ ﺍﻟْﺨَﻠِﻴﻘَﺔِ ﺍﻟْﺎِﻧْﺴَﺎﻧِﻴَّﺔِ ﻭَ ﺍَﺷْﺮَﻑِ ﺍﻟﺼُّﻮَﺭِ ﺍﻟْﺠِﺴْﻤَﺎﻧِﻴَّﺔِ ﻭَ ﻣَﻨْﺒَﻊِ ﺍﻟْﺎَﺳْﺮَﺍﺭِ ﺍﻟﺮَّﺑَّﺎﻧِﻴَّﺔِ ﻭَ ﺧَﺰَٓﺍﺋِﻦِ ﺍﻟْﻌُﻠُﻮﻡِ ﺍﻟْﺎِﺻْﻄِﻔَٓﺎﺋِﻴَّﺔِ ﺻَﺎﺣِﺐِ ﺍﻟْﻘَﺒْﻀَﺔِ ﺍﻟْﺎَﺻْﻠِﻴَّﺔِ ﻭَ ﺍﻟْﺒَﻬْﺠَﺔِ ﺍﻟﺴَّﻨِﻴَّﺔِ ﻭَ ﺍﻟﺮُّﺗْﺒَﺔِ ﺍﻟْﻌَﻠِﻴَّﺔِ ﻣَﻦْ ﺍِﻧْﺪَﺭَﺟَﺖِ ﺍﻟﻨَّﺒِﻴُّﻮﻥَ ﺗَﺤْﺖَ ﻟِﻮَٓﺍﺋِﻪِ ﻓَﻬُﻢْ ﻣِﻨْﻪُ ﻭَ ﺍِﻟَﻴْﻪِ ﻭَ ﺻَﻞِّ ﻭَ ﺳَﻠِّﻢْ ﻋَﻠَﻴْﻪِ ﻭَ ﻋَﻠَٓﻰ ﺍَﻟِﻪِ ﻭَ ﺻَﺤْﺒِﻪِ ﻋَﺪَﺩَ ﻣَﺎ ﺧَﻠَﻘْﺖَ ﻭَ ﺭَﺯَﻗْﺖَ ﻭَ ﺍَﻣَﺖَّ ﻭَ ﺍَﺣْﻴَﻴْﺖَ ﺍِﻟَﻰ ﻳَﻮْﻡٍ ﺗَﺒْﻌَﺚُ ﻣَﻦْ ﺍَﻓْﻨَﻴْﺖَ ﻭَ ﺳَﻠِّﻢْ ﺗَﺴْﻠِﻴﻤًﺎ ﻛَﺜِﻴﺮًﺍ ﻭَ ﺍﻟْﺤَﻤْﺪُ ﻟِﻠَّﻪِ ﺭَﺏِّ ﺍﻟْﻌَﺎﻟَﻤِﻴﻦَ

ﺍَﻟﻠَّﻬُﻢَّ ﺻَﻞِّ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟﺬَّﺍﺕِ ﺍﻟْﻤُﺤَﻤَّﺪِﻳَّﺔِ ﺍﻟﻠَّﻄِﻴﻔَﺔِ ﺍﻟْﺎَﺣَﺪِﻳَّﺔِ ﺷَﻤْﺲِ ﺳَﻤَٓﺎﺀِ ﺍﻟْﺎَﺳْﺮَﺍﺭِ ﻭَ ﻣَﻈْﻬَﺮِ ﺍﻟْﺎَﻧْﻮَﺍﺭِ ﻭَ ﻣَﺮْﻛَﺰِ ﻣَﺪَﺍﺭِ ﺍﻟْﺠَﻠﺎَﻝِ ﻭَ ﻗُﻄْﺐِ ﻓَﻠَﻚِ ﺍﻟْﺠَﻤَﺎﻝِ ﺍَﻟﻠَّﻬُﻢَّ ﺑِﺴِﺮِّﻩِ ﻟَﺪَﻳْﻚَ ﻭَ ﺑِﺴَﻴْﺮِﻩِٓ ﺍِﻟَﻴْﻚَ ﺍَﻣِﻦْ ﺧَﻮْﻓِﻰ ﻭَ ﺍَﻗِﻞْ ﻋُﺜْﺮَﺗِﻰ ﻭَ ﺍَﺫْﻫِﺐْ ﺣُﺰْﻧِﻰ ﻭَ ﺣِﺮْﺻِﻰ ﻭَ ﻛُﻦْ ﻟِﻰ ﻭَ ﺧُﺬْﻧِٓﻰ ﺍِﻟَﻴْﻚَ ﻣِﻨِّﻰ ﻭَ ﺍﺭْﺯُﻗْﻨِﻰ ﺍﻟْﻔَﻨَٓﺎﺀَ ﻋَﻨِّﻰ ﻭَ ﻟﺎَ ﺗَﺠْﻌَﻠْﻨِﻰ ﻣَﻔْﺘُﻮﻧًﺎ ﺑِﻨَﻔْﺴِﻰ ﻣَﺤْﺠُﻮﺑًﺎ ﺑِﺤِﺴِّﻰ ﻭَ ﺍﻛْﺸِﻒْ ﻟِﻰ ﻋَﻦْ ﻛُﻞِّ ﺳِﺮٍّ ﻣَﻜْﺘُﻮﻡٍ ﻳَﺎ ﺣَﻰُّ ﻳَﺎ ﻗَﻴُّﻮﻡُ ﻳَﺎ ﺣَﻰُّ ﻳَﺎ ﻗَﻴُّﻮﻡُ ﻳَﺎ ﺣَﻰُّ ﻳَﺎ ﻗَﻴُّﻮﻡُ ﴿٣﴾


ﺍَﻟﻠَّﻬُﻢَّ ﺻَﻞِّ ﻭَ ﺳَﻠِّﻢْ ﺍَﻓْﻀَﻞَ ﻭَ ﺍَﺟْﻤَﻞَ ﻭَ ﺍَﻧْﺒَﻞَ ﻭَ ﺍَﻇْﻬَﺮَ ﻭَ ﺍَﻃْﻬَﺮَ ﻭَ ﺍَﺣْﺴَﻦَ ﻭَ ﺍَﺑَﺮَّ ﻭَ ﺍَﻛْﺮَﻡَ ﻭَ ﺍَﻋَﺰَّ ﻭَ ﺍَﻋْﻈَﻢَ ﻭَ ﺍَﺷْﺮَﻑَ ﻭَ ﺍَﻋْﻠَﻰ ﻭَ ﺍَﺯْﻛَﻰ ﻭَ ﺍَﺑْﺮَﻙَ ﻭَ ﺍَﻟْﻄَﻒَ ﺻَﻠَﻮَﺍﺗِﻚَ ﻭَ ﺍَﻭْﻓَﻰ ﻭَ ﺍَﻛْﺜَﺮَ ﻭَ ﺍَﺯْﻳَﺪَ ﻭَ ﺍَﺭْﻗَﻰ ﻭَ ﺍَﺭْﻓَﻊَ ﻭَ ﺍَﺩْﻭَﻡَ ﺳَﻠﺎَﻣِﻚَ ﺻَﻠﺎَﺓً ﻭَ ﺳَﻠﺎَﻣًﺎ ﻭَ ﺭَﺣْﻤَﺔً ﻭَ ﺭِﺿْﻮَﺍﻧًﺎ ﻭَ ﻋَﻔْﻮًﺍ ﻭَ ﻏُﻔْﺮَﺍﻧًﺎ ﺗَﻤْﺘَﺪُّ ﻭَ ﺗَﺰِﻳﺪُ ﺑِﻮَﺍﺑِﻞِ ﺳَﺤَٓﺎﺋِﺐِ ﻣَﻮَﺍﻫِﺐِ ﺟُﻮﺩِﻙَ ﻭَ ﻛَﺮَﻣِﻚَ ﻭَ ﺗَﻨْﻤُﻮﺍ ﻭَ ﺗَﺰْﻛُﻮﺍ ﺑِﻨَﻔَٓﺎﺋِﺲِ ﺷَﺮَٓﺍﺋِﻒِ ﻟَﻄَٓﺎﺋِﻒِ ﺟُﻮﺩِﻙَ ﻭَ ﻣِﻨَﻨِﻚَ ﺍَﺯَﻟِﻴَّﺔً ﺑِﺎَﺯَﻟِﻴَّﺘِﻚَ ﻟﺎَ ﺗَﺰُﻭﻝُ ﺍَﺑَﺪِﻳَّﺔً ﺑِﺎَﺑَﺪِﻳَّﺘِﻚَ ﻟﺎَ ﺗَﺤُﻮﻝُ ﻋَﻠَﻰ ﻋَﺒْﺪِﻙَ ﻭَ ﺣَﺒِﻴﺒِﻚَ ﻭَ ﺭَﺳُﻮﻟِﻚَ ﻣُﺤَﻤَّﺪٍ ﺧَﻴْﺮِ ﺧَﻠْﻘِﻚَ ﺍﻟﻨُّﻮﺭِ ﺍﻟْﺒَﺎﻫِﺮِ ﺍﻟﻠﺎَّﻣِﻊِ ﻭَ ﺍﻟْﺒُﺮْﻫَﺎﻥِ ﺍﻟﻈَّﺎﻫِﺮِ ﺍﻟْﻘَﺎﻃِﻊِ ﻭَ ﺍﻟْﺒَﺤْﺮِ ﺍﻟﺬَّﺍﺧِﺮِ ﻭَ ﺍﻟﻨُّﻮﺭِ ﺍﻟْﻐَﺎﻣِﺮِ ﻭَ ﺍﻟْﺠَﻤَﺎﻝِ ﺍﻟﺰَّﺍﻫِﺮِ ﻭَ ﺍﻟْﺠَﻠﺎَﻝِ ﺍﻟْﻘَﺎﻫِﺮِ ﻭَ ﺍﻟْﻜَﻤَﺎﻝِ ﺍﻟْﻔَﺎﺧِﺮِ ﺻَﻠﺎَﺗَﻚَ ﺍﻟَّﺘِﻰ ﺻَﻠَّﻴْﺖَ ﺑِﻌَﻈَﻤَﺔِ ﺫَﺍﺗِﻚَ ﻋَﻠَﻴْﻪِ ﻭَ ﻋَﻠَٓﻰ ﺍَﻟِﻪِ ﻭَ ﺻَﺤْﺒِﻪِ ﻛَﺬَﻟِﻚَ ﺻَﻠﺎَﺓً ﺗَﻐْﻔِﺮُ ﺑِﻬَﺎ ﺫُﻧُﻮﺑَﻨَﺎ ﻭَ ﺗَﺸْﺮَﺡُ ﺑِﻬَﺎ ﺻُﺪُﻭﺭَﻧَﺎ ﻭَ ﺗُﻄَﻬِّﺮُ ﺑِﻬَﺎ ﻗُﻠُﻮﺑَﻨَﺎ ﻭَ ﺗُﺮَﻭِّﺡُ ﺑِﻬَٓﺎ ﺍَﺭْﻭَﺍﺣَﻨَﺎ ﻭَ ﺗُﻘَﺪِّﺱُ ﺑِﻬَٓﺎ ﺍَﺳْﺮَﺍﺭَﻧَﺎ ﻭَ ﺗُﻨَﺰِّﻩُ ﺑِﻬَﺎ ﺧَﻮَﺍﻃِﺮَﻧَﺎ ﻭَ ﺍَﻓْﻜَﺎﺭَﻧَﺎ ﻭَ ﺗُﺼَﻔِّﻰ ﺑِﻬَﺎ ﻛُﺪُﻭﺭَﺍﺕِ ﻣَﺎ ﻓِٓﻰ ﺍَﺳْﺮَﺍﺭِﻧَﺎ ﻭَ ﺗَﺸْﻔِﻰ ﺑِﻬَٓﺎ ﺍَﻣْﺮَﺍﺿَﻨَﺎ ﻭَ ﺗَﻔْﺘَﺢُ ﺑِﻬَٓﺎ ﺍَﻗْﻔَﺎﻝَ ﻗُﻠُﻮﺑِﻨَﺎ ﺑِﻨُﻮﺭِ ﺍﻟْﻔَﺘْﺢِ ﺍﻟْﻤُﺒِﻴﻦِ ﺑِﺮَﺣْﻤَﺘِﻚَ ﻳَٓﺎ ﺍَﺭْﺣَﻢَ ﺍﻟﺮَّﺍﺣِﻤِﻴﻦَ ﻭَ ﻳَٓﺎ ﺍَﻛْﺮَﻡَ ﺍﻟْﺎَﻛْﺮَﻣِﻴﻦَ ﻧَﺴْﺌَﻠُﻚَ ﺑِﺤَﻖِّ ﺍَﻧْﻮَﺍﺭِ ﺻَﻠَﻮَﺍﺗِﻚَ ﻋَﻠَﻰ ﺣَﺒِﻴﺒِﻚَ ﺭِﺿْﻮَﺍﻧَﻚَ ﻭَ ﻏُﻔْﺮَﺍﻧَﻚَ ﻭَ ﺟَﻨَّﺘَﻚَ ﻭَ ﺍﻟْﺎِﺳْﺘِﻘَﺎﻣَﺔَ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟﺼِّﺮَﺍﻁِ ﺍﻟْﻤُﺴْﺘَﻘِﻴﻢِ ﺑِﺮَﺣْﻤَﺘِﻚَ ﻳَٓﺎ ﺍَﺭْﺣَﻢَ ﺍﻟﺮَّﺍﺣِﻤِﻴﻦَ ﻭَ ﺍﻟْﺤَﻤْﺪُ ﻟِﻠَّﻪِ ﺭَﺏِّ ﺍﻟْﻌَﺎﻟَﻤِﻴﻦَ

ﺍَﻟﻠَّﻬُﻢَّ ﺻَﻞِّ ﻋَﻠَﻰ ﻣَﻦْ ﻣِﻨْﻪُ ﺍﻧْﺸَﻘَّﺖِ ﺍﻟْﺎَﺳْﺮَﺍﺭُ ﻭَ ﺍﻧْﻔَﻠَﻘَﺖِ ﺍﻟْﺎَﻧْﻮَﺍﺭُ ﻭَ ﻓِﻴﻪِ ﺍﺭْﺗَﻘَﺖِ ﺍﻟْﺤَﻘَٓﺎﺋِﻖُ ﻭَ ﺗَﻨَﺰَّﻟَﺖْ ﻋُﻠُﻮﻡُ ﺍَﺩَﻡَ ﻓَﺎَﻋْﺠَﺰَ ﺍﻟْﺨَﻠﺎَٓﺋِﻖَ ﻭَ ﻟَﻪُ ﺗَﻀَٓﺎﺋَﻠَﺖِ ﺍﻟْﻔُﻬُﻮﻡُ ﻓَﻠَﻢْ ﻳُﺪْﺭِﻛْﻪُ ﻣِﻨَّﺎ ﺳَﺎﺑِﻖٌ ﻭَ ﻟﺎَ ﻟﺎَﺣِﻖٌ ﻓَﺮِﻳَﺎﺽُ ﺍﻟْﻤَﻠَﻜُﻮﺕِ ﺑِﺎَﺯْﻫَﺎﺭِ ﺟَﻤَﺎﻟِﻪِ ﻣُﻮﻧِﻘَﺔٌ ﻭَ ﺣِﻴَﺎﺽُ ﺍﻟْﺠَﺒَﺮُﻭﺕِ ﺑِﻔَﻴْﺾِ ﺍَﻧْﻮَﺍﺭِﻩِ ﻣُﺘَﺪَﻓِّﻘَﺔٌ ﻭَ ﻟﺎَ ﺷَﻰْﺀَ ﺍِﻟﺎَّ ﻭَ ﻫُﻮَ ﺑِﻪِ ﻣَﻨُﻮﻁٌ ﺍِﺫْ ﻟَﻮْﻟﺎَ ﺍﻟْﻮَﺍﺳِﻄَﺔُ ﻟَﺬَﻫَﺐَ ﻛَﻤَﺎ ﻗِﻴﻞَ ﺍﻟْﻤَﻮْﺳُﻮﻁُ ﺻَﻠﺎَﺓً ﺗَﻠِﻴﻖُ ﺑِﻚَ ﻣِﻨْﻚَ ﺍِﻟَﻴْﻪِ ﻛَﻤَﺎ ﻫُﻮَ ﺍَﻫْﻠُﻪُ ﺍَﻟﻠَّﻬُﻢَّ ﺍِﻧَّﻪُ ﺳِﺮُّﻙَ ﺍﻟْﺠَﺎﻣِﻊُ ﺍﻟﺪَّٓﺍﻝُّ ﻋَﻠَﻴْﻚَ ﻭَ ﺣِﺠَﺎﺑُﻚَ ﺍﻟْﺎَﻋْﻈَﻢُ ﺍﻟْﻘَٓﺎﺋِﻢُ ﻟَﻚَ ﺑَﻴْﻦَ ﻳَﺪَﻳْﻚَ ﺍَﻟﻠَّﻬُﻢَّ ﺍَﻟْﺤِﻘْﻨِﻰ ﺑِﻨَﺴَﺒِﻪِ ﻭَ ﺣَﻘِّﻘْﻨِﻰ ﺑِﺤَﺴَﺒِﻪِ ﻭَ ﻋَﺮِّﻓْﻨِٓﻰ ﺍِﻳَّﺎﻩُ ﻣَﻌْﺮِﻓَﺔً ﺍَﺳْﻠَﻢُ ﺑِﻬَﺎ ﻣِﻦْ ﻣَﻮَﺍﺭِﺩِ ﺍﻟْﺠَﻬْﻞِ ﻭَ ﺍَﻛْﺮَﻉُ ﺑِﻬَﺎ ﻣِﻦْ ﻣَﻮَﺍﺭِﺩِ ﺍﻟْﻔَﻀْﻞِ ﻭَﺍﺣْﻤِﻠْﻨِﻰ ﻋَﻠَﻰ ﺳَﺒِﻴﻠِﻪِٓ ﺍِﻟَﻰ ﺣَﻀْﺮَﺗِﻚَ ﺣَﻤْﻠﺎً ﻣَﺤْﻔُﻮﻓًﺎ ﺑِﻨُﺼْﺮَﺗِﻚَ ﻭَ ﺍﻗْﺬِﻑْ ﺑِﻰ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟْﺒَﺎﻃِﻞِ ﻓَﺎَﺩْﻣَﻐَﻪُ ﻭَ ﺯُﺝَّ ﺑِﻰ ﻓِﻰ ﺑِﺤَﺎﺭِ ﺍﻟْﺎَﺣَﺪِﻳَّﺔِ ﻭَ ﺍَﻏْﺮِﻗْﻨِﻰ ﻓِﻰ ﻋَﻴْﻦِ ﺑَﺤْﺮِ ﺍﻟْﻮَﺣْﺪَﺓِ ﺣَﺘَّﻰ ﻟﺎَٓ ﺍَﺭَﻯ ﻭَ ﻟﺎَٓ ﺍَﺳْﻤَﻊَ ﻭَ ﻟﺎَٓ ﺍَﺟِﺪَ ﻭَ ﻟﺎَٓ ﺍُﺣِﺲَّ ﺍِﻟﺎَّ ﺑِﻬَﺎ ﻭَ ﺍﺟْﻌَﻞِ ﺍﻟﻠَّﻬُﻢَّ ﺍﻟْﺤِﺠَﺎﺏَ ﺍﻟْﺎَﻋْﻈَﻢَ ﺣَﻴَﺎﺓَ ﺭُﻭﺣِﻰ ﻭَ ﺭُﻭﺣَﻪُ ﺳِﺮَّ ﺣَﻘِﻴﻘَﺘِﻰ ﻭَ ﺣَﻘِﻴﻘَﺘَﻪُ ﺟَﺎﻣِﻊَ ﻋَﻮَﺍﻟِﻤِﻰ ﺑِﺘَﺤْﻘِﻴﻖِ ﺍﻟْﺤَﻖِّ ﺍﻟْﺎَﻭَّﻝِ ﻳَٓﺎ ﺍَﻭَّﻝُ ﻳَٓﺎ ﺍَﺧِﺮُ ﻳَﺎ ﻇَﺎﻫِﺮُ ﻳَﺎ ﺑَﺎﻃِﻦُ ﺍِﺳْﻤَﻊْ ﻧِﺪَٓﺍﺋِﻰ ﺑِﻤَﺎ ﺳَﻤِﻌْﺖَ ﺑِﻪِ ﻧِﺪَٓﺍﺀَ ﻋَﺒْﺪِﻙَ ﺯَﻛَﺮِﻳَّﺎ ﻋَﻠَﻴْﻪِ ﺍﻟﺴَّﻠﺎَﻡُ ﻭَ ﺍﻧْﺼُﺮْﻧِﻰ ﺑِﻚَ ﻟَﻚَ ﻭَ ﺍَﻳِّﺪْﻧِﻰ ﺑِﻚَ ﻟَﻚَ ﻭَ ﺍﺟْﻤَﻊْ ﺑَﻴْﻨِﻰ ﻭَ ﺑَﻴْﻨَﻚَ ﻭَ ﺣُﻞْ ﺑَﻴْﻨِﻰ ﻭَ ﺑَﻴْﻦَ ﻏَﻴْﺮِﻙَ ﺍَﻟﻠَّﻪُ ﺍَﻟﻠَّﻪُ ﺍَﻟﻠَّﻪُ ﺍِﻥَّ ﺍﻟَّﺬِﻯ ﻓَﺮَﺽَ ﻋَﻠَﻴْﻚَ ﺍﻟْﻘُﺮْﺍَﻥَ ﻟَﺮَٓﺍﺩُّﻙَ ﺍِﻟَﻰ ﻣَﻌَﺎﺩٍ ﺭَﺑَّﻨَٓﺎ ﺍَﺗِﻨَﺎ ﻣِﻦْ ﻟَﺪُﻧْﻚَ ﺭَﺣْﻤَﺔً ﻭَ ﻫَﻴِّﺊْ ﻟَﻨَﺎ ﻣِﻦْ ﺍَﻣْﺮِﻧَﺎ ﺭَﺷَﺪًﺍ ﺍِﺟْﻌَﻞْ ﻟِﻰ ﻣِﻦْ ﺍَﻣْﺮِﻯ ﻓَﺮَﺟًﺎ ﻭَ ﻣَﺨْﺮَﺟًﺎ ﺍِﻥَّ ﺍﻟﻠَّﻪَ ﻭَ ﻣَﻠَٓﺌِﻜَﺘَﻪُ ﻳُﺼَﻠُّﻮﻥَ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟﻨَّﺒِﻰِّ ﻳَٓﺎ ﺍَﻳُّﻬَﺎ ﺍﻟَّﺬِﻳﻦَ ﺍَﻣَﻨُﻮﺍ ﺻَﻠُّﻮﺍ ﻋَﻠَﻴْﻪِ ﻭَ ﺳَﻠِّﻤُﻮﺍ ﺗَﺴْﻠِﻴﻤًﺎ ﺻَﻠَﻮَﺍﺕُ ﺍﻟﻠَّﻪِ ﻭَ ﺳَﻠﺎَﻣُﻪُ ﻭَ ﺗَﺤِﻴَّﺘُﻪُ ﻭَ ﺭَﺣْﻤَﺘُﻪُ ﻭَ ﺑَﺮَﻛَﺎﺗُﻪُ ﻋَﻠَﻰ ﺳَﻴِّﺪِﻧَﺎ ﻣُﺤَﻤَّﺪٍ ﻋَﺒْﺪِﻙَ ﻭَ ﻧَﺒِﻴِّﻚَ ﻭَ ﺣَﺒِﻴﺒِﻚَ ﻭَ ﺭَﺳُﻮﻟِﻚَ ﺍﻟﻨَّﺒِﻰِّ ﺍﻟْﺎُﻣِّﻰِّ ﻭَ ﻋَﻠَٓﻰ ﺍَﻟِﻪِ ﻭَ ﺻَﺤْﺒِﻪِ ﻭَ ﺳَﻠِّﻢْ ﻋَﺪَﺩَ ﺍﻟﺸَّﻔْﻊِ ﻭَ ﺍﻟْﻮَﺗْﺮِ ﻭَ ﻋَﺪَﺩَ ﻛَﻠِﻤَﺎﺕِ ﺍﻟﻠَّﻪِ ﺍﻟﺘَّٓﺎﻣَّﺎﺕِ ﺍﻟْﻤُﺒَﺎﺭَﻛَﺎﺕِ

ﺍَﻟﻠَّﻬُﻢَّ ﺍﺟْﻌَﻞْ ﺍَﻓْﻀَﻞَ ﺻَﻠَﻮَﺍﺗِﻚَ ﻭَ ﺍَﻛْﻤَﻞَ ﺗَﺤِﻴَّﺎﺗِﻚَ ﻭَ ﺍَﺟْﻤَﻞَ ﺗَﺴْﻠِﻴﻤَﺎﺗِﻚَ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟْﻔَﺎﺗِﺢِ ﻟﻠِﻨُّﺒُﻮَّﺓِ ﻭَ ﺧَﺎﺗَﻤِﻬَﺎ ﺷَﻤْﺲِ ﺳَﻤَٓﺎﺀِ ﺍﻟﺮِّﺳَﺎﻟَﺔِ ﺍﻟﻨُّﻮﺭِ ﺍﻟْﺎَﻧْﻮَﺭِ ﻭَ ﺍﻟﺴِّﺮِّ ﺍﻟْﺎَﻃْﻬَﺮِ ﺻَﺎﺣِﺐِ ﺍﻟْﺤَﻮْﺽِ ﻭَ ﺍﻟْﻜَﻮْﺛَﺮِ ﻭَ ﺍﻟﺸَّﻔَﺎﻋَﺔِ ﻓِﻰ ﻳَﻮْﻡِ ﺍﻟْﺤَﺸْﺮِ ﺳَﻴِّﺪِ ﺳَﺎﺩَﺍﺕِ ﺍﻟْﻤَﻠَﻚِ ﻭَ ﺍﻟْﺒَﺸَﺮِ ﺣُﺠَّﺔِ ﺍﻟْﺤَﻖِّ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟْﺨَﻠْﻖِ ﺳُﻠْﻄَﺎﻥِ ﺍﻟْﺎَﻧْﺒِﻴَٓﺎﺀِ ﻭَ ﺑُﺮْﻫَﺎﻥِ ﺍﻟْﺎَﺻْﻔِﻴَٓﺎﺀِ ﺣَﺒِﻴﺐِ ﺭَﺏِّ ﺍﻟْﻌَﺎﻟَﻤِﻴﻦَ ﺳَﻴِّﺪِﻧَﺎ ﻭَ ﻣَﻮْﻟَﻴﻨَﺎ ﺣَﻀْﺮَﺕِ ﻣُﺤَﻤَّﺪٍ ﺻَﻠَّﻰ ﺍﻟﻠَّﻪُ ﺗَﻌَﺎﻟَﻰ ﻋَﻠَﻴْﻪِ ﻭَ ﻋَﻠَٓﻰ ﺍَﻟِﻪِ ﻭَﺻَﺤْﺒِﻪِٓ ﺍَﺟْﻤَﻌِﻴﻦَ


ﺍَﻟﻠَّﻬُﻢَّ ﺻَﻞِّ ﻋَﻠَﻰ ﺳَﻴِّﺪِﻧَﺎ ﻣُﺤَﻤَّﺪٍ ﻃِﺐِّ ﺍﻟْﻘُﻠُﻮﺏِ ﻭَ ﺩَﻭَٓﺍﺋِﻬَﺎ ﻭَ ﻋَﺎﻓِﻴَﺔِ ﺍﻟْﺎَﺑْﺪَﺍﻥِ ﻭَ ﺷِﻔَٓﺎﺋِﻬَﺎ ﻭَ ﻧُﻮﺭِ ﺍﻟْﺎَﺑْﺼَﺎﺭِ ﻭَ ﺿِﻴَٓﺎﺋِﻬَﺎ ﻭَ ﻋَﻠَٓﻰ ﺍَﻟِﻪِ ﻭَ ﺻَﺤْﺒِﻪِ ﻭَ ﺳَﻠِّﻢْ

ﺍَﻟﻠَّﻬُﻢَّ ﺻَﻞِّ ﺻَﻠﺎَﺓً ﻛَﺎﻣِﻠَﺔً ﻭَ ﺳَﻠِّﻢْ ﺳَﻠﺎَﻣًﺎ ﺗَٓﺎﻣًّﺎ ﻋَﻠَﻰ ﺳَﻴِّﺪِﻧَﺎ ﻣُﺤَﻤَّﺪٍ ﺍﻟَّﺬِﻯ ﺗَﻨْﺤَﻞُّ ﺑِﻪِ ﺍﻟْﻌُﻘَﺪُ ﻭَ ﺗَﻨْﻔَﺮِﺝُ ﺑِﻪِ ﺍﻟْﻜُﺮَﺏُ ﻭَ ﺗُﻘْﻀَﻰ ﺑِﻪِ ﺍﻟْﺤَﻮَٓﺍﺋِﺞُ ﻭَ ﺗُﻨَﺎﻝُ ﺑِﻪِ ﺍﻟﺮَّﻏَٓﺎﺋِﺐُ ﻭَ ﺣُﺴْﻦُ ﺍﻟْﺨَﻮَﺍﺗِﻢِ ﻭَ ﻳُﺴْﺘَﺴْﻘَﻰ ﺍﻟْﻐَﻤَﺎﻡُ ﺑِﻮَﺟْﻬِﻪِ ﺍﻟْﻜَﺮِﻳﻢِ ﻭَ ﻋَﻠَٓﻰ ﺍَﻟِﻪِ ﻭَ ﺻَﺤْﺒِﻪِ ﻓِﻰ ﻛُﻞِّ ﻟَﻤْﺤَﺔٍ ﻭَ ﻧَﻔَﺲٍ ﺑِﻌَﺪَﺩِ ﻛُﻞِّ ﻣَﻌْﻠُﻮﻡٍ ﻟَﻚَ


ﺍَﻟﻠَّﻬُﻢَّ ﺻَﻞِّ ﻋَﻠَﻰ ﺳَﻴِّﺪِﻧَﺎ ﻣُﺤَﻤَّﺪٍ ﻋَﺪَﺩَ ﻣَﺎ ﻓِﻰ ﻋِﻠْﻢِ ﺍﻟﻠَّﻪِ ﺻَﻠﺎَﺓً ﺩَٓﺍﺋِﻤَﺔً ﺑِﺪَﻭَﺍﻡِ ﻣُﻠْﻚِ ﺍﻟﻠَّﻪِ ﻭَ ﻋَﻠَٓﻰ ﺍَﻟِﻪِ ﻭَ ﺻَﺤْﺒِﻪِ ﻭَ ﺳَﻠِّﻢْ

ﺍَﻟﻠَّﻬُﻢَّ ﺻَﻞِّ ﻋَﻠَﻰ ﺳَﻴِّﺪِﻧَﺎ ﻣُﺤَﻤَّﺪٍ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﺎَﺯَﻝِ ﺍِﻟَﻰ ﺍﻟْﺎَﺑَﺪِ ﻋَﺪَﺩَ ﻣَﺎ ﻓِﻰ ﻋِﻠْﻢِ ﺍﻟﻠَّﻪِ ﻭَ ﻋَﻠَٓﻰ ﺍَﻟِﻪِ ﻭَ ﺻَﺤْﺒِﻪِ ﻭَ ﺳَﻠِّﻢْ

ﺍَﻟﻠَّﻬُﻢَّ ﺻَﻞِّ ﻋَﻠَﻰ ﺳَﻴِّﺪِﻧَﺎ ﻣُﺤَﻤَّﺪٍ ﺍﻟﻨَّﺒِﻰِّ ﺍﻟْﺎُﻣِّﻰِّ ﺍﻟْﺤَﺒِﻴﺐِ ﺍﻟْﻌَﺎﻟِﻰ ﺍﻟْﻘَﺪْﺭِ ﺍﻟْﻌَﻈِﻴﻢِ ﺍﻟْﺠَﺎﻩِ ﻭَ ﻋَﻠَٓﻰ ﺍَﻟِﻪِ ﻭَ ﺻَﺤْﺒِﻪِ ﻭَ ﺳَﻠِّﻢْ

ﺍَﻟﻠَّﻬُﻢَّ ﺻَﻞِّ ﻋَﻠَﻰ ﺳَﻴِّﺪِﻧَﺎ ﻣُﺤَﻤَّﺪٍ ﺻَﻠﺎَﺓً ﺗَﻜُﻮﻥُ ﻟَﻚَ ﺭِﺿَٓﺎﺀً ﻭَ ﻟِﺤَﻘِّﻪِ ﺍَﺩَٓﺍﺀً ﻭَ ﻋَﻠَٓﻰ ﺍَﻟِﻪِ ﻭَ ﺻَﺤْﺒِﻪِ ﻭَ ﺳَﻠِّﻢْ

ﺍَﻟﻠَّﻬُﻢَ ﺻَﻞِّ ﻋَﻠَﻰ ﺳَﻴِّﺪِﻧَﺎ ﻣُﺤَﻤَّﺪٍ ﻧُﻮﺭِ ﺍﻟﺬَّﺍﺕِ ﻭَ ﺍﻟﺴِّﺮِّ ﺍﻟﺴَّﺎﺭِﻯ ﻓِﻰ ﺟَﻤِﻴﻊِ ﺍَﺛَﺎﺭِ ﺍﻟْﺎَﺳْﻤَٓﺎﺀِ ﻭَ ﺍﻟﺼِّﻔَﺎﺕِ ﻭَ ﻋَﻠَٓﻰ ﺍَﻟِﻪِ ﻭَ ﺻَﺤْﺒِﻪِ ﻭَ ﺳَﻠِّﻢْ ﻋَﺪَﺩَ ﻣَﺎ ﻓِﻰ ﻋِﻠْﻤِﻚَ ﻣُﻀَﺎﻋَﻔًﺎ ﺑِﺪَﻭَﺍﻣِﻚَ

ﺍَﻟﻠَّﻬُﻢَّ ﺻَﻞِّ ﻭَ ﺳَﻠِّﻢْ ﻭَ ﺑَﺎﺭِﻙْ ﻋَﻠَﻰ ﺳَﻴِّﺪِﻧَﺎ ﻣُﺤَﻤَّﺪٍ ﻭَ ﻋَﻠَٓﻰ ﺍَﻟِﻪِ ﻭَ ﺻَﺤْﺒِﻪِ ﺑِﻌَﺪَﺩِ ﺣُﺮُﻭﻓَﺎﺕِ ﺍﻟْﻘُﺮْﺍَﻥِ ﺍﻟْﻤُﺘَﻤَﺜِّﻠَﺔِ ﺑِﺎِﺫْﻥِ ﺍﻟﺮَّﺣْﻤَﻦِ ﻓِﻰ ﻣَﺮَﺍﻳَﺎ ﺗَﻤَﻮُّﺟَﺎﺕِ ﺍﻟْﻬَﻮَٓﺍﺀِ ﻋِﻨْﺪَ ﻗِﺮَٓﺍﺋَﺔِ ﻛَﻠِﻤَﺎﺕِ ﺍﻟْﻘُﺮْﺍَﻥِ ﻣِﻦْ ﻛُﻞِّ ﻗَﺎﺭِﺀٍ ﻣِﻦْ ﺍَﻭَّﻝِ ﺍﻟﻨُّﺰُﻭﻝِ ﺍِﻟَٓﻰ ﺍَﺧِﺮِ ﺍﻟﺰَّﻣَﺎﻥِ ﻭَ ﺍﻏْﻔِﺮْﻟَﻨَﺎ ﻭَ ﺍﺭْﺣَﻤْﻨَﺎ ﻭَ ﺍﻟْﻄُﻒْ ﺑِﻨَﺎ ﻳَٓﺎ ﺍِﻟَﻬَﻨَﺎ ﺑِﻜُﻞِّ ﺻَﻠﺎَﺓٍ ﻣِﻨْﻬَﺎ

ﺍَﻟﻠَّﻬُﻢَّ ﺻَﻞِّ ﻭَ ﺳَﻠِّﻢْ ﻭَ ﺑَﺎﺭِﻙْ ﻭَ ﻛَﺮِّﻡْ ﻋَﻠَﻰ ﺳَﻴِّﺪِﻧَﺎ ﻭَ ﻣَﻮْﻟَﻴﻨَﺎ ﻣُﺤَﻤَّﺪٍ ﺍﻟﻨَّﺒِﻰِّ ﺍﻟْﺎُﻣِّﻰِّ ﻭَ ﻋَﻠَٓﻰ ﺍَﻟِﻪِ ﻭَ ﺍَﺻْﺤَﺎﺑِﻪِ ﻭَ ﺍَﺯْﻭَﺍﺟِﻪِ ﻭَ ﺫُﺭِّﻳَّﺎﺗِﻪِ ﻭَ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟﻨَّﺒِﻴِّﻦَ ﻭَ ﺍﻟْﻤُﺮْﺳَﻠِﻴﻦَ ﻭَ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟْﻤَﻠَٓﺌِﻜَﺔِ ﺍﻟْﻤُﻘَﺮَّﺑِﻴﻦَ ﻭَ ﺍﻟْﺎَﻭْﻟِﻴَٓﺎﺀِ ﻭَ ﺍﻟﺼَّﺎﻟِﺤِﻴﻦَ ﺍَﻓْﻀَﻞَ ﺻَﻠَﻮَﺍﺕٍ ﻭَ ﺍَﺯْﻛَﻰ ﺳَﻠﺎَﻡٍ ﻭَ ﺍَﻧْﻤَﻰ ﺑَﺮَﻛَﺎﺕٍ ﺑِﻌَﺪَﺩِ ﺳُﻮَﺭِ ﺍﻟْﻘُﺮْﺍَﻥِ ﻭَ ﺍَﻳَﺎﺗِﻪِ ﻭَ ﺣُﺮُﻭﻓِﻪِ ﻭَ ﻛَﻠِﻤَﺎﺗِﻪِ ﻭَ ﻣَﻌَﺎﻧِﻴﻪِ ﻭَ ﺍِﺷَﺎﺭَﺍﺗِﻪِ ﻭَ ﺭُﻣُﻮﺯِﻩِ ﻭَ ﺩَﻟﺎَﻟﺎَﺗِﻪِ ﻭَ ﺑِﻌَﺪَﺩِ ﺍَﺟْﺰَٓﺍﺀِ ﺍﻟﺘُّﺮَﺍﺏِ ﻭَ ﻣَﻌَﺎﺩِﻧِﻬَﺎ ﻭَ ﻧَﺒَﺎﺗَﺎﺗِﻬَﺎ ﻭَ ﺣَﻴْﻮَﺍﻧَﺎﺗِﻬَﺎ ﻭَ ﺑِﻌَﺪَﺩِ ﺑُﺮُﻭﺝِ ﺍﻟﺴَّﻤَٓﺎﺀِ ﻭَ ﻧُﺠُﻮﻣِﻬَﺎ ﻭَ ﺣَﺮَﻛَﺎﺗِﻬَﺎ ﻭَ ﻣَﻠَٓﺌِﻜَﺘِﻬَﺎ ﻭَ ﺍﻏْﻔِﺮْﻟَﻨَﺎ ﻭَ ﺍﺭْﺣَﻤْﻨَﺎ ﻭَ ﺍﻟْﻄُﻒْ ﺑِﻨَﺎ ﻳَٓﺎ ﺍِﻟَﻬَﻨَﺎ ﻳَﺎ ﺭَﺑَّﻨَﺎ ﻳَﺎ ﺧَﺎﻟِﻘَﻨَﺎ ﻛَﻤَﺎ ﻳَﻠِﻴﻖُ ﺑِﻌَﻔْﻮِﻙَ ﺑِﻜَﺮَﻣِﻚَ ﺑِﺮَﺣْﻤَﺘِﻚَ ﻳَﺎ ﺭَﺣْﻤَﻦُ ﻳَﺎ ﺭَﺣِﻴﻢُ ﻳَٓﺎ ﺍَﺭْﺣَﻢَ ﺍﻟﺮَّﺍﺣِﻤِﻴﻦَ ﺑِﺤَﻖِّ ﻓُﺮْﻗَﺎﻧِﻚَ ﺍﻟْﻜَﺮِﻳﻢِ ﻭَ ﺑِﺤُﺮْﻣَﺔِ ﺣَﺒِﻴﺒِﻚَ ﺍﻟْﺎَﻛْﺮَﻡِ ﻭَ ﺑِﺤَﻖِّ ﺍَﺳْﻤَٓﺎﺋِﻚَ ﺍﻟْﺤُﺴْﻨَﻰ ﻭَ ﺑِﺤُﺮْﻣَﺔِ ﺍِﺳْﻤِﻚَ ﺍﻟْﺎَﻋْﻈَﻢِ ﺍِﺣْﻔَﻈْﻨِﻰ ﻭَ ﺍﺣْﻔَﻆْ ﺍِﺧْﻮَﺗِﻰ ﻣِﻦْ ﺷَﺮِّ ﺍﻟﻨَّﻔْﺲِ ﻭَ ﺍﻟﺸَّﻴْﻄَﺎﻥِ ﻭَ ﻣِﻦْ ﺷَﺮِّ ﺍَﻫْﻞِ ﺍﻟﻀَّﻠﺎَﻟَﺔِ ﻭَ ﺍَﻫْﻞِ ﺍﻟﻄُّﻐْﻴَﺎﻥِ ﻭَ ﺍﺣْﻔَﻈْﻨَﺎ ﻣِﻦَ ﺍﻟﺸُّﺒُﻬَﺎﺕِ ﻭَ ﺍﻟﻀَّﻠﺎَﻟﺎَﺕِ ﻭَ ﺍﻟْﺒِﺪْﻋِﻴَّﺎﺕِ ﻭَ ﻣِﻦْ ﺟَﻤِﻴﻊِ ﺍﻟﺸَّﺮِّ ﻳَﺎ ﺣَﺎﻓِﻆُ ﻳَﺎ ﺣَﻔِﻴﻆُ ﻳَﺎ ﺧَﻴْﺮَ ﺍﻟْﺤَﺎﻓِﻈِﻴﻦَ ﺍَﻣِﻴﻦَ ﻭَ ﺍﻟْﺤَﻤْﺪُ ﻟِﻠَّﻪِ ﺭَﺏِّ ﺍﻟْﻌَﺎﻟَﻤِﻴﻦَ

ﻳَﺎ ﻟَﻄِﻴﻔًﺎ ﺑِﺨَﻠْﻘِﻪِ ﻳَﺎ ﻋَﻠِﻴﻤًﺎ ﺑِﺨَﻠْﻘِﻪِ ﻳَﺎ ﺧَﺒِﻴﺮًﺍ ﺑِﺨَﻠْﻘِﻪِ ﺍُﻟْﻄُﻒْ ﺑِﻨَﺎ ﻳَﺎ ﻟَﻄِﻴﻒُ ﻳَﺎ ﻋَﻠِﻴﻢُ ﻳَﺎ ﺧَﺒِﻴﺮُ ﻳَﺎ ﻭَﺩُﻭﺩُ ﻳَﺎ ﻭَﺩُﻭﺩُ ﻳَﺎ ﻭَﺩُﻭﺩُ ﻳَﺎ ﺫَﺍ ﺍﻟْﻌَﺮْﺵِ ﺍﻟْﻤَﺠِﻴﺪِ ﻳَﺎ ﻣُﺒْﺪِﻯُٔ ﻳَﺎ ﻣُﻌِﻴﺪُ ﻳَﺎ ﻓَﻌَّﺎﻟﺎً ﻟِﻤَﺎ ﻳُﺮِﻳﺪُ ﺍَﺳْﺌَﻠُﻚَ ﺑِﻨُﻮﺭِ ﻭَﺟْﻬِﻚَ ﺍﻟَّﺬِﻯ ﻣَـﻠَﺎَ ﺍَﺭْﻛَﺎﻥَ ﻋَﺮْﺷِﻚَ ﻭَ ﺍَﺳْﺌَﻠُﻚَ ﺑِﻘُﺪْﺭَﺗِﻚَ ﺍﻟَّﺘِﻰ ﻗَﺪَﺭْﺕَ ﺑِﻬَﺎ ﻋَﻠَﻰ ﺟَﻤِﻴﻊِ ﺧَﻠْﻘِﻚَ ﻭَ ﺑِﺮَﺣْﻤَﺘِﻚَ ﺍﻟَّﺘِﻰ ﻭَﺳِﻌَﺖْ ﻛُﻞَّ ﺷَﻰْﺀٍ ﻟﺎَٓ ﺍِﻟَﻪَ ﺍِﻟﺎَّ ﺍَﻧْﺖَ ﻳَﺎ ﻏِﻴَﺎﺙَ ﺍﻟْﻤُﺴْﺘَﻐِﻴﺜِﻴﻦَ ﺍَﻏِﺜْﻨَﺎ ﻳَﺎ ﻣُﻐِﻴﺚُ ﺍَﻏِﺜْﻨَﺎ ﺑِﺮَﺣْﻤَﺘِﻚَ ﻧَﺴْﺘَﻐِﻴﺚُ ﻭَ ﻣِﻦْ ﻋَﺬَﺍﺑِﻚَ ﻧَﺴْﺘَﺠِﻴﺮُ ﺍَﺟِﺮْﻧَﺎ ﻣِﻦَ ﺍﻟﻨَّﺎﺭِ ﻭَ ﺍَﺩْﺧِﻠْﻨَﺎ ﺍﻟْﺠَﻨَّﺔَ ﻣَﻊَ ﺍﻟْﺎَﺑْﺮَﺍﺭِ ﺑِﺸَﻔَﺎﻋَﺔِ ﻧَﺒِﻴِّﻚَ ﺍﻟْﻤُﺨْﺘَﺎﺭِ ﺍَﻣِﻴﻦَ ﺑِﺮَﺣْﻤَﺘِﻚَ ﻳَٓﺎ ﺍَﺭْﺣَﻢَ ﺍﻟﺮَّﺍﺣِﻤِﻴﻦَ ﻭَ ﺍﻟْﺤَﻤْﺪُ ﻟِﻠَّﻪِ ﺭَﺏِّ ﺍﻟْﻌَﺎﻟَﻤِﻴﻦَ

ﻳَﺎ ﻧُﻮﺭَ ﺍﻟْﺎَﻧْﻮَﺍﺭِ ﻳَﺎ ﻟَﻄِﻴﻒُ ﻳَﺎ ﺳَﺘَّﺎﺭُ ﻧَﺴْﺌَﻠُﻚَ ﺍَﻥْ ﺗُﺼَﻠِّﻰَ ﻋَﻠَﻰ ﺳَﻴِّﺪِﻧَﺎ ﻣُﺤَﻤَّﺪٍ ﻧَﺒْﺮَﺍﺱِ ﺍﻟْﺎَﻧْﺒِﻴَٓﺎﺀِ ﻭَ ﻧَﻴِّﺮِ ﺍﻟْﺎَﻭْﻟِﻴَٓﺎﺀِ ﻭَ ﺯِﺑَﺮْﻗَﺎﻥِ ﺍﻟْﺎَﺻْﻔِﻴَٓﺎﺀِ ﻭَ ﻳُﻮﺡِ ﺍﻟﺜَّﻘَﻠَﻴْﻦِ ﻭَ ﺿِﻴَٓﺎﺀِ ﺍﻟْﺨَﺎﻓِﻘَﻴْﻦِ ﻭَ ﺍَﻥْ ﺗَﺮْﻓَﻊَ ﻭُﺟُﻮﺩَﻧَٓﺎ ﺍِﻟَﻰ ﻓَﻠَﻚِ ﺍﻟْﻌِﺮْﻓَﺎﻥِ ﻭَ ﺍَﻥْ ﺗُﺜَﺒِّﺖَ ﺷُﻬُﻮﺩَﻧَﺎ ﻓِﻰ ﻣَﻘَﺎﻡِ ﺍﻟْﺎِﺣْﺴَﺎﻥِ ﺍَﻣِﻴﻦَ ﻭَ ﺍﻟْﺤَﻤْﺪُ ﻟِﻠَّﻪِ ﺭَﺏِّ ﺍﻟْﻌَﺎﻟَﻤِﻴﻦَ

ﺍَﻟﻠَّﻬُﻢَّ ﺻَﻞِّ ﻋَﻠَﻰ ﺳَﻴِّﺪِﻧَﺎ ﻣُﺤَﻤَّﺪٍ ﺍﻟﺴَّﺎﺑِﻖِ ﺍِﻟَﻰ ﺍﻟْﺎَﻧَﺎﻡِ ﻧُﻮﺭُﻩُ ﻭَ ﺭَﺣْﻤَﺔٌ ﻟِﻠْﻌَﺎﻟَﻤِﻴﻦَ ﻇُﻬُﻮﺭُﻩُ ﻋَﺪَﺩَ ﻣَﻦْ ﻣَﻀَﻰ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﺒَﺮِﻳَّﺔِ ﻭَ ﻣَﻦْ ﺑَﻘِﻰَ ﻭَ ﻣَﻦْ ﺳَﻌِﺪَ ﻣِﻨْﻬُﻢْ ﻭَ ﻣَﻦْ ﺷَﻘِﻰَ ﺻَﻠﺎَﺓً ﺗَﺴْﺘَﻐْﺮِﻕُ ﺍﻟْﻌَﺪَّ ﻭَ ﺗُﺤِﻴﻂُ ﺑِﺎﻟْﺤَﺪِّ ﺻَﻠﺎَﺓً ﻟﺎَ ﻏَﺎﻳَﺔَ ﻟَﻬَﺎ ﻭَ ﻟﺎَ ﺍﻧْﺘِﻬَٓﺎﺀَ ﻭَ ﻟﺎَٓ ﺍَﻣَﺪَ ﻟَﻬَﺎ ﻭَ ﻟﺎَ ﺍﻧْﻘِﻀَٓﺎﺀَ ﺻَﻠﺎَﺗَﻚَ ﺍﻟَّﺘِﻰ ﺻَﻠَّﻴْﺖَ ﻋَﻠَﻴْﻪِ ﺻَﻠﺎَﺓً ﺩَٓﺍﺋِﻤَﺔً ﺑِﺪَﻭَﺍﻣِﻚَ ﻭَ ﻋَﻠَٓﻰ ﺍَﻟِﻪِ ﻭَ ﺻَﺤْﺒِﻪِ ﻣِﺜْﻞَ ﺫَﻟِﻚَ ﺑِﺮَﺣْﻤَﺘِﻚَ ﻳَٓﺎ ﺍَﺭْﺣَﻢَ ﺍﻟﺮَّﺍﺣِﻤِﻴﻦَ

ﻋَﻠَﻰ ﻣَﻦْ ﺍُﻧْﺰِﻝَ ﻋَﻠَﻴْﻪِ ﺍﻟْﻔُﺮْﻗَﺎﻥُ ﺍﻟْﺤَﻜِﻴﻢُ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻌَﺮْﺵِ ﺍﻟْﻌَﻈِﻴﻢِ ﻣِﻦَ ﺍﻟﺮَّﺣْﻤَﻦِ ﺍﻟﺮَّﺣِﻴﻢِ ﺻَﺎﺣِﺐِ ﺍﻟْﻤِﻌْﺮَﺍﺝِ ﻭَ ﻣَﺎ ﺯَﺍﻍَ ﺍﻟْﺒَﺼَﺮُ ﺳَﻴِّﺪِﻧَﺎ ﻣُﺤَﻤَّﺪٍ ﺍَﻟْﻒُ ﺍَﻟْﻒِ ﺻَﻠﺎَﺓٍ ﻭَ ﺍَﻟْﻒُ ﺍَﻟْﻒِ ﺳَﻠﺎَﻡٍ ﻋَﻠَﻴْﻚَ ﻳَﺎ ﺭَﺳُﻮﻝَ ﺍﻟﻠَّﻪِ

ﻋَﻠَﻰ ﻣَﻦْ ﺑَﺸَّﺮَ ﺑِﺮِﺳَﺎﻟَﺘِﻪِ ﺍﻟﺘَّﻮْﺭَﻳﺔُ ﻭَ ﺍﻟْﺎِﻧْﺠِﻴﻞُ ﻭَ ﺍﻟﺰَّﺑُﻮﺭُ ﻭَ ﺍﻟﺰُّﺑُﺮُ ﻭَ ﺑَﺸَّﺮَ ﺑِﻨُﺒُﻮَّﺗِﻪِ ﺍﻟْﺎِﺭْﻫَﺎﺻَﺎﺕُ ﻭَ ﻫَﻮَﺍﺗِﻒُ ﺍﻟْﺠِﻦِّ ﻭَ ﺍَﻭْﻟِﻴَٓﺎﺀُ ﺍﻟْﺎِﻧْﺲِ ﻭَ ﻛَﻮَﺍﻫِﻦُ ﺍﻟْﺒَﺸَﺮِ ﻭَ ﺳَﻜَﻨَﺖْ ﻟَﻪُ ﺍﻟﺸَّﻤْﺲُ ﻭَ ﺍﻧْﺸَﻖَّ ﺑِﺎِﺷَﺎﺭَﺗِﻪِ ﺍﻟْﻘَﻤَﺮُ ﺳَﻴِّﺪِﻧَﺎ ﻭَ ﻣَﻮْﻟَﻴﻨَﺎ ﻣُﺤَﻤَّﺪٍ ﺍَﻟْﻒُ ﺍَﻟْﻒِ ﺻَﻠﺎَﺓٍ ﻭَ ﺍَﻟْﻒُ ﺍَﻟْﻒِ ﺳَﻠﺎَﻡٍ ﻋَﻠَﻴْﻚَ ﻳَﺎ ﺣَﺒِﻴﺐَ ﺍﻟﻠَّﻪِ

ﻋَﻠَﻰ ﻣَﻦْ ﺟَٓﺎﺋَﺖْ ﻟِﺪَﻋْﻮَﺗِﻪِ ﺍﻟﺸَّﺠَﺮُ ﻭَ ﻧَﺰَﻝَ ﺳُﺮْﻋَﺔً ﺑِﺪُﻋَٓﺎﺋِﻪِ ﺍﻟْﻤَﻄَﺮُ ﻭَ ﺍَﻇَﻠَّﺘْﻪُ ﺍﻟْﻐَﻤَﺎﻣَﺔُ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﺤَﺮِّ ﻭَ ﺷَﺒَﻊَ ﻣِﻦْ ﺻَﺎﻉٍ ﻣِﻦْ ﻃَﻌَﺎﻣِﻪِ ﻣِﺎَٓﺕٌ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﺒَﺸَﺮِ ﻭَ ﻧَﺒَﻊَ ﺍﻟْﻤَٓﺎﺀُ ﻣِﻦْ ﺑَﻴْﻦِ ﺍَﺻَﺎﺑِﻌِﻪِ ﺛَﻠﺎَﺙَ ﻣَﺮَّﺍﺕٍ ﻛَﺎﻟْﻜَﻮْﺛَﺮِ ﻭَ ﺳَﺒَّﺢَ ﻓِﻰ ﻛَﻔَّﻴْﻪِ ﺍﻟْﺤَﺼَﺎﺓُ ﻭَ ﺍﻟْﻤَﺪَﺭُ ﻭَ ﺍَﻧْﻄَﻖَ ﺍﻟﻠَّﻪُ ﻟَﻪُ ﺍﻟﻀَّﺐَّ ﻭَ ﺍﻟﻈَّﺒْﻰَ ﻭَ ﺍﻟﺬِّﺋْﺐَ ﻭَ ﺍﻟْﺠِﺬْﻉَ ﻭَ ﺍﻟﺬِّﺭَﺍﻉَ ﻭَ ﺍﻟْﺠَﻤَﻞَ ﻭَ ﺍﻟْﺠَﺒَﻞَ ﻭَ ﺍﻟْﺤَﺠَﺮَ ﻭَ ﺍﻟﺸَّﺠَﺮَ ﺳَﻴِّﺪِﻧَﺎ ﻭَ ﻣَﻮْﻟَﻴﻨَﺎ ﻭَ ﺷَﻔِﻴﻌِﻨَﺎ ﻣُﺤَﻤَّﺪٍ ﺍَﻟْﻒُ ﺍَﻟْﻒِ ﺻَﻠﺎَﺓٍ ﻭَ ﺍَﻟْﻒُ ﺍَﻟْﻒِ ﺳَﻠﺎَﻡٍ ﻋَﻠَﻴْﻚَ ﻳَٓﺎ ﺍَﻣِﻴﻦَ ﻭَﺣْﻰِ ﺍﻟﻠَّﻪِ

ﺍَﺯْ ﺩَﻡِ ﺻُﺒْﺢِ ﺍَﺯَﻝْ ﺗَﺎ ﺑَﻘِﻴَﺎﻡِ ﻋَﺮَﺻَﺎﺕْ ﺑَﺮْ ﺳَﺮُﻭ ﭘَﺎﻯِ ﺩِﻟﺎَﺭَﺍﻯِ ﻣُﺤَﻤَّﺪْ ﺻَﻠَﻮَﺍﺕِ

ﺍَﻟْﻒُ ﺍَﻟْﻒِ ﺻَﻠﺎَﺓٍ ﻭَ ﺍَﻟْﻒُ ﺍَﻟْﻒِ ﺳَﻠﺎَﻡٍ ﻋَﻠَﻴْﻚَ ﻳَﺎ ﺭَﺳُﻮﻝَ ﺍﻟﻠَّﻪِ

ﺷِﻜَﻨَﺪْ ﺗِﻴﻎِ ﺯَﺑَﺎﻧَﻢْ ﻫَﻤَﺪَﻡْ ﺷَﺎﺥِ ﻧَﺒَﺎﺕْ ﺑَﺎﺩِ ﺑَﺮْ ﻗَﺎﻣَﺖِ ﺭَﻋْﻨَﺎﻯِ ﻣُﺤَﻤَّﺪْ ﺻَﻠَﻮَﺍﺕْ

ﺍَﻟْﻒُ ﺍَﻟْﻒِ ﺻَﻠﺎَﺓٍ ﻭَ ﺍَﻟْﻒُ ﺍَﻟْﻒِ ﺳَﻠﺎَﻡٍ ﻋَﻠَﻴْﻚَ ﻳَﺎ ﺣَﺒِﻴﺐَ ﺍﻟﻠَّﻪِ

ﻓَﺮْﺽُ ﻋَﻴْﻨَﺴْﺖْ ﻣِﻰ ﺑَﮕُﻮﻳَﻢْ ﺗَﺎ ﻭَﻗْﺖِ ﻣَﻤَﺎﺕْ ﺩَﻣْﺒَﺪَﻡْ ﺑَﺮْ ﮔُﻞِ ﺭُﺧْﺴَﺎﺭِ ﻣُﺤَﻤَّﺪْ ﺻَﻠَﻮَﺍﺕْ

ﺍَﻟْﻒُ ﺍَﻟْﻒِ ﺻَﻠﺎَﺓٍ ﻭَ ﺍَﻟْﻒُ ﺍَﻟْﻒِ ﺳَﻠﺎَﻡٍ ﻋَﻠَﻴْﻚَ ﻳَٓﺎ ﺍَﻣِﻴﻦَ ﻭَﺣْﻰِ ﺍﻟﻠَّﻪِ

ﺍَﻟﻠَّﻬُﻢَّ ﺻَﻞِّ ﻭَ ﺳَﻠِّﻢْ ﻭَ ﺑَﺎﺭِﻙْ ﻋَﻠَﻰ ﺳَﻴِّﺪِﻧَﺎ ﻣُﺤَﻤَّﺪٍ ﻭَ ﻋَﻠَٓﻰ ﺍَﻟِﻪِ ﻭَ ﺍَﺻْﺤَﺎﺑِﻪِ ﺑِﻌَﺪَﺩِ ﺍَﻭْﺭَﺍﻕِ ﺍﻟْﺎَﺷْﺠَﺎﺭِ ﻭَ ﺍَﻣْﻮَﺍﺝِ ﺍﻟْﺒِﺤَﺎﺭِ ﻭَ ﻗَﻄَﺮَﺍﺕِ ﺍﻟْﺎَﻣْﻄَﺎﺭِ ﺍَﺷْﻬَﺪُ ﺍَﻥْ ﻟﺎَٓ ﺍِﻟَﻪَ ﺍِﻟﺎَّ ﺍﻟﻠَّﻪُ ﻭَ ﺍَﺷْﻬَﺪُ ﺍَﻥَّ ﻣُﺤَﻤَّﺪًﺍ ﺭَﺳُﻮﻝُ ﺍﻟﻠَّﻪِ ﺻَﻠَّﻰ ﺍﻟﻠَّﻪُ ﺗَﻌَﺎﻟَﻰ ﻋَﻠَﻴْﻪِ ﻭَ ﺳَﻠَّﻢْ

ﻣَﻮْﻟﺎَﻯَ ﺻَﻞِّ ﻭَ ﺳَﻠِّﻢْ ﺩَٓﺍﺋِﻤًﺎ ﺍَﺑَﺪًﺍ ٭ ﻋَﻠَﻰ ﺣَﺒِﻴﺒِﻚَ ﺧَﻴْﺮِ ﺍﻟْﺨَﻠْﻖِ ﻛُﻠِّﻬِﻢِ

ﻫُﻮَ ﺍﻟْﺤَﺒِﻴﺐُ ﺍﻟَّﺬِﻯ ﺗُﺮْﺟَﻰ ﺷَﻔَﺎﻋَﺘُﻪُ ٭ ﻟِﻜُﻞِّ ﻫَﻮْﻝٍ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﺎَﻫْﻮَﺍﻝِ ﻣُﻘْﺘَﺤَﻢِ

ﻭَ ﺻَﻞِّ ﺍِﻟَﻬِﻰ ﻛُﻞَّ ﻳَﻮْﻡٍ ﻭَ ﺳَﺎﻋَﺔٍ ٭ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟْﻤُﺼْﻄَﻔَﻰ ﺍﻟْﻤُﺨْﺘَﺎﺭِ ﻣَﺎ ﻧَﺴْﻤَﺔٌ ﺳَﻤَﺖْ

ﻭَ ﺻَﻞِّ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟْﻤُﺨْﺘَﺎﺭِ ﻭَ ﺍﻟْﺎَﻝِ ﻛُﻠِّﻬِﻢْ ٭ ﻛَﻌَﺪِّ ﻧَﺒَﺎﺕِ ﺍﻟْﺎَﺭْﺽِ ﻭَ ﺍﻟﺮِّﻳﺢِ ﻣَﺎ ﺳَﺮَﺕْ

ﻭَ ﺻَﻞِّ ﺻَﻠﺎَﺓً ﺗَﻤْـﻠَﺎُ ﺍﻟْﺎَﺭْﺽَ ﻭَ ﺍﻟﺴَّﻤَٓﺎﺀَ ٭ ﻛَﻮَﺑْﻞِ ﻏَﻤَﺎﻡٍ ﻣَﻊَ ﺭُﻋُﻮﺩٍ ﺗَﺠَﻠْﺠَﻠَﺖْ

ﻓَﻴَﻜْﻔِﻴﻚَ ﺍَﻥَّ ﺍﻟﻠَّﻪَ ﺻَﻠَّﻰ ﺑِﻨَﻔْﺴِﻪِ ٭ ﻭَ ﺍَﻣْﻠﺎَﻛَﻪُ ﺻَﻠَّﺖْ ﻋَﻠَﻴْﻪِ ﻭَ ﺳَﻠَّﻤَﺖْ

Delailin Nur Arapçası


[attachment=132396]

[attachment=132397]

[attachment=132398]

[attachment=132399]

[attachment=132400]

[attachment=132401]

[attachment=132402]

[attachment=132403]

[attachment=132404]

[attachment=132405]

[attachment=132406]

[attachment=132407]

[attachment=132408]

[attachment=132409]

[attachment=132410]

[attachment=132411]

[attachment=132412]

[attachment=132413]

[attachment=132414]


Ay - Kamer - Moon - Mond

Ay, Dünya'nın tek doğal uydusu ve Güneş Sistemi içindeki beşinci büyük doğal uydudur. Dünya ile Ay arasında ortalama merkezden merkeze uzaklık 384.403 km, yani Dünya'nın çapının yaklaşık otuz katı kadardır. Ay'ın çapı 3.474 km'dir,[14] bu da Dünya çapının dörtte birinden biraz fazladır. Dolayısıyla Ay'ın hacmi Dünya'nın hacminin %2'sidir. Kütlesi Dünya kütlesinden 81,3 kat daha azdır. Yüzeyinde kütleçekim etkisi yer çekiminin yaklaşık %17'sidir. Ay, Dünya'nın yörüngesinde bir turunu 27 gün 7 saatte tamamlar. Dünya, Ay ve Güneş geometrisinde görülen periyodik değişimler sonucunda her 29,5 günde tekrar eden Ay'ın evreleri oluşur.

Ay, insanların üzerine iniş yaparak yürüdükleri gökcismidir. Yer çekiminden kurtulup uzaya çıkan ve Ay'ın yakınından geçen ilk yapay nesne Sovyetler Birliği'nin Luna 1 uydusudur. Ay yüzeyine çarpan ilk insan yapısı nesne Luna 2 uydusudur. Normalde görünmeyen Ay'ın öteki yüzünün ilk fotoğraflarını ise Luna 3 uydusu çekmiştir. Bu üç uydu da 1959 yılında uzaya fırlatılmıştır. Ay yüzeyine ilk yumuşak iniş yapabilen uzay aracı Luna 9 ve Ay yörüngesine giren ilk insansız uzay aracı da Luna 10'dur. Bu iki uydu da 1966'da uzaya fırlatılmıştır.[14] ABD'nin Apollo programı 1969 ve 1972 yılları arasında altı başarılı inişle, günümüze kadar insanlı görevleri başaran tek uzay programıdır. Ay'ın doğrudan insanlar tarafından incelenmesine Apollo programının bitişiyle son verilmiştir.

En yaygın olarak kabul edilen köken açıklaması, Ay'ın 4,51 milyar yıl önce, (Dünya'dan kısa bir süre sonra) Dünya ile Theia adlı Mars büyüklüğündeki varsayımsal bir cisim arasındaki dev çarpışma enkazından oluştuğunu ileri sürer. Sonrasında Dünya ile gelgit etkileşimi nedeniyle daha uzak bir yörüngeye çekildi. Ay'ın yakın tarafı parlak ve eski kabuksal yüksek dağlar ile, göze çarpan darbe kraterileri arasındaki boşlukları dolduran koyu volkanik maria ("karanlık denizler") ile dikkat çekicidir. Büyük çarpışma havzaları ve karanlık yüzeylerinin (mare) çoğu yaklaşık üç milyar yıl önce Imbrian döneminin sonuna kadar yerindeydi. Ay yüzeyi nispeten yansıtıcı değildir, yansıma derecesi aşınmış asfaltdan biraz daha parlaktır. Ancak, açısal çapı büyük olduğu için dolunayda gece gökteki en parlak gök cismi olur. Ay'ın görünen boyutu Güneş'inkiyle hemen hemen aynıdır, bu ise tam güneş tutulması esnasında Güneş'i neredeyse tamamen kaplamasına neden olur.

Etimoloji

Türk Dil Kurumu kelimenin Türkçe olduğunu söyler. Büyük harfle yazıldığını belirtir.[15]

Ay, Dünya'nın yörüngesinde eş zamanlı olarak hareket eder, yani her zaman aynı yüzü Dünya'ya dönüktür. Ay'ın oluşumunun başlarında dönüşü yavaşladı ve Dünya'nın kütlesi nedeniyle oluşan gelgit deformasyonlarına bağlı sürtünme etkilerinin sonucu olarak günümüzdeki konumunda kilitlendi.[16]

Çok uzun zaman önceleri Ay daha hızlı dönerken, gelgit tümseği Dünya-Ay hattının önünde dönüyordu. Çünkü gelgit tümsekleri yeteri kadar hızlı olarak Dünya ile aynı hatta gelemiyordu.[17] Bu hattın dışına çıkan tümsek nedeniyle oluşan tork Ay'ın dönüşünü yavaşlattı. Ay'ın dönüşü yörünge hızına denk gelecek kadar yavaşladığında gelgit tümseği Dünya'nın tam karşısına geldi ve bu nedenle tork ortadan kayboldu. İşte bu nedenden ötürü Ay, Dünya yörüngesinde döndüğü hızla kendi çevresinde de döner ve Dünya'dan her zaman Ay'ın aynı yüzü görünür.

Ay'ın Dünya'ya karşı olan yüzünden Ay'ın görünen yüzü, diğer tarafına da Ay'ın öteki yüzü denir. Öteki yüz Ay'ın karanlık yüzü ile karıştırılmamalıdır. Ay'ın karanlık yüzü herhangi bir anda Güneş tarafından aydınlatılmayan yarıküresidir. Ayda bir kere bu yüz yeniay safhasına Ay'ın görünen yüzü olur. Ay'ın öteki yüzü ilk olarak 1959'da Sovyet uzay sondası Luna 3 tarafından fotoğraflandı. Ay'ın öteki yüzünün ayırt edici özelliklerinden biri Ay denizi (Latince: (mare, çoğulu maria) adı verilen düzlüklerin hemen hemen hiç olmamasıdır.

Ay denizleri

Çıplak gözle rahatlıkla görünebilen Ay yüzeyinde bulunan karanlık Ay düzlüklerine Ay denizi denir. Çünkü antik dönem gök bilimcileri bunların suyla dolu olduklarını zannediyordu. Günümüzde bunların katılaşmış bazalt olduğu bilinmektedir. Bazaltı oluşturan lav, Ay yüzüne göktaşları ve kuyruklu yıldızların çarpması sonucu oluşan krater düzlüklerini doldurmuş ve katılaşarak bu bazaltı oluşturmuştur (Oceanus Procellarum krater düzlüğü değildir ve bu kurala önemli bir istisna oluşturur.) Ay denizleri hemen hemen yalnızca Ay'ın görünen yüzünde bulunur. Ay'ın öteki yüzünün yalnızca %2'sinde birkaç dağılmış küçük düzlük bulunur.[18] Ayın görünen yüzündeyse bu oran %31'dir.[14] Bu farklılığın en akla yatkın açıklaması, Lunar Prospector uzay sondasının gamma ışını spektrometresi ile elde edilen jeokimyasal haritalarda gösterildiği üzere Ay'ın görünen yüzünde ısı üreten elementlerin daha yüksek konsantrasyonda bulunmasıdır.[19][20] Kalkan tipi yanardağlar ve kubbemsidağlar görünen yüz üzerindeki Ay denizlerinde rastlanan özelliklerdir.[21]

Ay dağları

Ay yüzeyinde görünen açık renkli bölgelere Ay dağları (Latince: terrae (çoğul), terra (tekil)) denir; çünkü Ay denizlerinden daha yüksektirler. Ay'ın görünen yüzünde, içleri bazalt ile dolu olan kraterlerin çevresinde birçok dağ sırasına rastlanır. Bunların kraterlerin çevrelerinde oluşan yükseltilerin kalıntıları olduğu düşünülmektedir.[22] Dünya'da karşılaşılan oluşumun aksine, başlıca Ay dağlarının hiçbirinin tektonik etkinlikler sonucu oluşmadığına inanılmaktadır.[23]

1994 yılında gerçekleştirilen Clementine görevinden alınan görsellerde Ay'ın kuzey kutbunda bulunan 73 km genişliğindeki Peary kraterinin çevresindeki dört dağlık bölgenin tüm Ay günü boyunca günışığı aldığı görülmüştür. Günışığının sürekli aydınlatığı bu bölgeler, Ay'ın tutulum düzlemine olan oldukça küçük eksenel eğikliği nedeniyle mümkündür. Güney kutbunda benzer bölgelere rastlanmamıştır; ancak Shackleton krateri Ay gününün %80'i boyunca gün ışığı altındadır. Ay'ın küçük eksenel eğikliğinin bir başka sonucu da kutup bölgesinde kraterlerin dibinde sürekli gölgede kalan bölgeler olmasıdır.[24]

Kraterler

Ay'ın yüzeyinde gökcisimlerinin çarpması sonucu oluşan birçok krater bulunur.[25] Çapı 1 km'den büyük yaklaşık yarım milyon krater Ay yüzeyine göktaşlarının ve kuyruklu yıldızların çarpması sonucu oluşmuştur. Kraterler hemen hemen sabit bir oranla oluştuğu için birim alanda bulunan krater sayısı yüzeyin yaşını tahmin etmek için kullanılabilir. Atmosferin, hava olaylarının ve yakın geçmişte jeolojik etkinliklerin olmaması sayesinde bu kraterler, Dünya'dakilerin aksine oldukça iyi korunmuştur.

Ay yüzeyinin ve Güneş Sistemi'nin bilinen en büyük krateri Güney Kutbu - Aitken düzlüğüdür. Bu çarpma havzası Ay'ın öteki yüzünde Güney Kutbu ile ekvator arasında yer alır; 2240 km çapında ve 13 km derinliğindedir.[26] Ay'ın görünen yüzünde başlıca kraterler Mare Imbrium, Mare Serenitatis, Mare Crisium ve Mare Nectaris'tir.

Regolit

Aykabuğunun üzerinde regolit adı verilen taş ve tozdan oluşan bir tabaka bulunur. Yüzeye çarpan gökcisimleri nedeniyle oluşan regolit eski yüzeylerde yeni yüzeylere nazaran daha kalındır. Özel olarak regolitin kalınlığının denizlerde 3-5 metre, daha eski yayla bölgelerinde ise 10-20 metre arasında değiştiği tahmin edilmektedir.[27] Çok ince toz hâlinde bulunan regolit tabakasının altında onlarca kilometre kalınlığında oldukça parçalanmış kayalardan oluşan megaregolit tabakası bulunur.[28]

Su varlığı


Ay yüzeyine sürekli çarpan göktaşları ve kuyrukluyıldızlar nedeniyle küçük miktarlarda su büyük olasılıkla yüzeye eklenmiştir. Bu durumda günışığı suyu elementlerine yani hidrojen ve oksijen ayıracak, bunlar da Ay'ın zayıf kütleçekimi nedeniyle zamanla yüzeyden kaçacaktır. Ancak Ay'ın dönme ekseninin tutulum düzlemine yalnızca 1,5° gibi çok küçük bir eğiklik yapması nedeniyle kutuplar yakınında bulunan bazı derin kraterler hiçbir zaman doğrudan günışığı almadığından ve sürekli gölgede kaldığından buraya düşen su molekülleri uzun zaman süreleri boyunca kararlılığını koruyacak.

Clementine görevi güney kutbunda gölgede kalmış böyle kraterleri haritalandırdı,[29] ve bilgisayar simülasyonları yaklaşık 14.000 km² kadar bir bölgenin sürekli gölgede kaldığını göstermektedir.[24] Clementine görevinin bistatik radar deneyi küçük donmuş su ceplerine işaret eder ve Lunar Prospector görevinden gelen bilgiler kutup bölgeleri yakınlarında regolitin üst bölümlerinde aşırı derecede yüksek hidrojen konsantrasyonlarını gösterir.[30] Toplam su buzu miktarının bir kilometre küp olduğu tahmin edilmektedir.

Su buzu kazılarak toplanabilir ve nükleer jeneratörler ya da güneş panelleriyle donatılmış elektrik santralleri tarafından hidrojen ve oksijene ayrılabilir. Ay üzerinde kullanılabilecek miktarda su bulunması, Ay'ı yaşanılabilir kılmak için önemlidir çünkü Dünya'dan su taşımak mümkün olamayacak kadar pahalı olacaktır. Ancak son zamanlarda Arecibo gezegen radarı ile yapılan gözlemler, Clementine radarının su buzu bulunduğuna dair işaret ettiği bilgilerin aslında görece yeni kraterlerin oluşumunda fırlayan kayaların sonucu olabileceğini göstermiştir.[31] Ay üzerinde ne kadar su bulunduğu sorusunun cevabı henüz bilinmemektedir.

Fiziksel özellikler

Ay’ın şekli, gelgit gerilmesi nedeniyle hafif elipsoittir. Çarpma havzalarından kaynaklı kütleçekim anomalileriden dolayı, bu elipsoit şeklin uzun ekseni Dünya'ya göre 30° kaymıştır. Şekli, mevcut çekim kuvvetleri hesaba katıldığında daha uzundur. Bu 'fosil şişkinlik', Ay'ın Dünya'ya olan mevcut mesafesinin yarısındaki bir yörüngede dönerken katılaştığını ve artık şeklinin yörüngesine uyum sağlayamayacak kadar soğumuş olduğunu gösterir.[32]

Boyut ve kütle

Ay, büyüklük ve kütle bakımından Güneş Sistemi'nin beşinci en büyük doğal uydusudur ve gezegen kütleli uydulardan biri olarak kategorize edilebilir. Bu durum Ay’ı, jeofiziksel tanımlara göre bir uydu gezegen yapar.[33] Merkür'den daha küçük ve Güneş Sistemi'nin en büyük cüce gezegeni olan Plüton'dan daha büyüktür. Plüton-Charon sistemi’nin küçük-gezegen uydusu olan Charon, Plüton'a göre daha büyük olsa da,[34] Ay, ana gezegenlerine görece olarak Güneş Sistemi'nin en büyük doğal uydusudur.

Ay'ın çapı yaklaşık 3.500 km olup, Dünya'nın dörtte birinden fazladır ve Ay'ın yüzü Avustralya'nın büyüklüğü ile kıyaslanabilir.[35] Ay'ın tüm yüzey alanı yaklaşık 38 milyon kilometre karedir ve Amerika kıtasının (Kuzey ve Güney Amerika) alanından biraz daha azdır.

Ay'ın kütlesi Dünya'nın 1/81'idir.[14] Gezegen uyduları arasında ikinci en yoğun olanıdır ve 0,1654 g ile Io'dan sonra ikinci en yüksek yüzey kütle çekimine ve 2,38 km/s'lik (8600 km/sa; 5300 mph) bir kurtulma hızına sahiptir.

İç yapı

Ay, kabuk, manto ve çekirdek gibi jeokimyasal olarak ayrımlanabilen katmanlardan oluşur. Bu yapının yaklaşık 4,5 milyar yıl önce, Ay'ın oluşumundan hemen sonra magma okyanusunun kademeli olarak kristalleşmesiyle meydana geldiğine inanılmaktadır. Ay'ın dış yüzeyini eritmek için gerekli olan enerjinin Dünya ve Ay sistemini oluşturduğu öne sürülen dev çarpma ile elde edildiği düşünülmektedir. Bu magma okyanusunun kristalleşmesi sonucu mafik manto ve plajiyoklâz zengini kabuk ortaya çıkmış olabilir.

Yörüngeden yapılan jeokimyasal haritalama aykabuğunun magma okyanusu varsayımı ile uyumlu bir şekilde oldukça anortositik bir yapıda olduğunu gösterir.[13] Aykabuğu başlıca oksijen, silikon, magnezyum, demir, kalsiyum ve aluminyum elementlerinden oluşmuştur. Jeofiziksel tekniklere dayanılarak aykabuğunun kalınlığının ortalama 50 km civarında olduğu tahmin edilmektedir.[1]

Ay'ın mantosunda oluşan kısmi erime Ay denizlerinde bulunan bazaltların yüzeye püskürmesine neden oldu. Bu bazaltların analizi mantonun olivin, ortopiroksen ve klinopiroksen minerallerinden oluştuğunu ve Ay mantosunun Dünya mantosundan demir açısından daha zengin olduğunu gösterir. Bâzı Ay bazaltlarında ilmenit minerali içinde karşılaşılan yüksek oranda titanyum içeriği mantonun bileşiminin oldukça yüksek oranda heterojen olduğunu gösterir. Ay yüzeyinden yaklaşık 1.000 km derinde, mantoda Ay sarsıntıları olduğu bulunmuştur. Aylık periyotlarla oluşan bu sarsıntılar Ay'ın Dünya çevresinde dış merkezli yörüngede dönmesi nedeniyle oluşan gelgit streslerine bağlanmıştır.[1]

Ay 3.346,4 kg/m³'lik ortalama yoğunluğuyla, Güneş Sistemi'nin İo'dan sonra ikinci yoğun doğal uydusudur. Ancak bazı kanıtlar Ay çekirdeğinin yaklaşık 350 km'lik yarıçapıyla oldukça küçük olduğuna işaret eder.[1] Bu büyüklük Ay'ın yalnızca %20'sine denk gelir, halbuki birçok gökcisminde çekirdeğin oranı %50 civarındadır. Ay çekirdeğinin bileşimi tam olarak saptanamamıştır, ama az bir miktarda kükürt ve nikel alaşımlı metalik demirden oluştuğu sanılmaktadır. Ay'ın zamanla değişkenlik gösteren dönüşünün analizi çekirdeğin en azından kısmen erimiş olduğunu gösterir.[37]

Topoğrafya

Ay'ın topoğrafyası özellikle yakın zamanda yapılan Clementine görevinin sağladığı, lazer altimetri ve stereo görüntü analizi yöntemleriyle elde edilen data sayesinde ölçülmüştür. En çok görünen topoğrafik özellik öteki yüzde bulunan ve Ay'ın en alçak noktalarını barındıran Güney Kutbu - Aitken düzlüğüdür. En yüksek noktalar bu düzlüğün hemen kuzeydoğusunda bulunur. Buranın Güney Kutbu - Aitken düzlüğünün oluşumuna neden olan gökcismi çarpması sonucunda yer değiştirmiş kalın katmanlar nedeniyle oluştuğu önerilmiştir. Diğer büyük kraterler Mare Imbrium, Mare Serenitatis, Mare Crisium, Mare Smythii ve Mare Orientale 'de de oldukça alçak noktalar ve çevrelerinde yüksek noktalar bulunur. Ay şeklinin dikkat çekici bir noktası da ortalama yüksekliklerin öteki yüzde, görünen yüze göre 1,9 km daha yüksek olmasıdır.[1]

Kütleçekim alanı

Ay'ın kütleçekim alanı, yörüngedeki uzay araçlarının yaydığı radyo dalgalarının izlenmesi sonucu belirlenmiştir. Kullanılan prensip Doppler Etkisi'ne bağlıdır. Uzay aracının bakış açısı yönündeki ivmesi radyo dalgalarının yönünü azar azar değiştirerek ve uzay aracından Dünya üzerindeki sabit bir noktaya olan uzaklığı kullanarak belirlenir. Ancak Ay'ın eş zamanlı dönmesi nedeniyle, uzay aracı öte taraftayken izlenemediğinden ötürü, öteki tarafın kütleçekimi alanı çok iyi belirlenememiştir.[38]

Ay'ın kütleçekim alanının en önemli özelliklerinden birisi dev krater düzlükleri ile bağlantılı olan geniş pozitif kütleçekimsel anomalilerin varlığıdır.[39] Bu anomaliler uzay araçlarının yörüngesini önemli ölçüde etkiler bu nedenle insanlı ya da insansız uçuşların planlanmasında Ay'ın doğru kütleçekimsel modeli gereklidir. Kütleçekimsel yoğunluğun olduğu bölgelerin nedeni kısmen, krater düzlüklerini dolduran yoğun bazaltı oluşturan lava akışının varlığına bağlıdır. Ancak bu lava akışları tek başına kütleçekimsel izin tamamını açıklayamaz, aykabuğu ile manto arasındaki etkileşime de gerek vardır. Lunar Prospector 'un kütleçekimsel modellemeleri bazaltik volkanların etkisi nedeniyle oluşmadığı sanılan bazı kütleçekimsel yoğunlukların varlığını gösterir.[40] Oceanus Procellarumda devasa volkan kaynaklı bazaltlar bulunmasına rağmen kütleçekimsel anomali gözlemlenmemektedir.

Manyetik alanı

Ay'ın dış manyetik alanı bir ile yüz nanotesla arasındadır yani 30-60 mikrotesla büyüklüğündeki Dünya'nın manyetik alanından yüz kat daha küçüktür. Diğer önemli farklılıklar çekirdeğindeki jeodinamo tarafından üretilmiş bir dipolar manyetik alanı yoktur ve var olan manyetik alanların kaynağı tamamen aykabuğudur.[41] Bir varsayıma göre aykabuğundaki manyetikleşmelerin Ay daha gençken ve çekirdeğinde bir jeodinamo bulunurken oluştuğudur. Ancak Ay çekirdeğinin küçüklüğü bu varsayımın doğruluğu karşısında bir engel oluşturmaktadır. Alternatif varsayımlar arasında, Ay gibi havası olmayan gökcisimlerinde süreksiz manyetik alanlar büyük gök cisimlerinin çarpması bulunur. Bu varsayımı destekleyecek şekilde en geniş aykabuğu manyetikleşmelerinin dev kraterlerin tam karşısında Ay yüzeyinde gerçekleştiğinin farkına varılmasıdır. Böyle bir fenomenin çarpışma sonucu oluşan plazma bulutunun ortamda bir manyetik alan bulunurken serbest olarak yayılmasından kaynaklanabileceği önerilmiştir.[42]

Ay'ın atmosferi

Ay'ın toplam kütlesi 10 tondan az olan, neredeyse vakum sayılabilecek kadar ince bir atmosferi vardır.[43] Bu küçük kütleli atmosferin yüzeydeki basıncı 3 × 10−15 atm (0,3 nPa) civarındadır ve Ay günü içerisinde değişiklik gösterir. Atmosferinin kaynaklarından biri aykabuğunda ve mantoda oluşan radyoaktivite sonucu ortaya çıkan radon gibi gazların salınımıdır. Diğer önemli bir kaynak ise mikrogöktaşları, güneş rüzgârı iyonları, elektronlar ve günışığının bombardımanı sonucu oluşan püskürtüm süreciyle gerçekleşir.[13][44] Püskürtüm yoluyla salınan gazlar ya tekrar regolit içinde hapsolur ya da güneş radyasyon basıncı veya iyonize olmuşlarsa güneş rüzgârının manyetik alanı nedeniyle uzaya kaçar. Dünya üzerinden yapılan spektroskopik yöntemlerle sodyum (Na) ve potasyum (K) gibi elementlerin varlığı tespit edilmiştir. Radon-222 (222Rn) ve polonyum-210 (210Po) gibi elementler ise Lunar Prospector'un alfa parçacık spektrometresi ile tespit edilmiştir.[45] Argon–40 (40Ar), helyum-4 (4He), oksijen (O2) ve/veya metan (CH4), nitrojen (N2) ve/veya karbon monoksit (CO) ve karbon dioksit (CO2) Apollo astronotları tarafından yerleştirilen detektörler tarafından tespit edilmiştir.[46]

Toz

Ay'ın etrafında kuyruklu yıldızlardan gelen küçük parçacıklardan oluşan kalıcı bir asimetrik Ay tozu bulutu vardır. Tahminlere göre her 24 saatte 5 ton kuyruklu yıldız parçacığı Ay yüzeyine düşmektedir. Ay'ın yüzeyine çarpan parçacıklar, Ay yüzeyindeki Ay tozunu yukarı yönde püskürtmektedir. Püsküren toz, Ay'ın atmosferinde yaklaşık 5 dakika yükselip 5 dakika düşerek toplam 10 dakika kadar kalmaktadır. Ortalama olarak, Ayın üzerinde yüzeyin 100 kilometre yukarısına dek çıkan irtifalarda 120 kilo kadar toz bulunur. Toz ölçümleri, altı aylık bir sürede LADEE'nin Lunar Dust Experiment (LDEX) tarafından yüzeye 20 ila 100 kilometre yukarıda yapılmıştır. LDEX, her dakikada ortalama bir adet 0,3 mikrometre boyutunda Ay tozu partikülü tespit etmiştir. Deneylerde ölçülen toz parçacıkları, Dünya ve Ay'ın kuyruklu yıldız enkazlarından geçtiği İkizler, Quadrantid, Kuzey Taurid ve Omicron Centaurid meteor yağmurları esnasında en yüksek seviyeye çıkmıştır. Toz bulutu asimetrik dağılımdadır, Ay'ın gün ışığı alan ve almayan kısımları arasındaki aydınlanma çemberinin yakınında daha yoğundur.[47][48]

Geçmişteki kalın atmosfer

Ekim 2017'de, Houston'daki Marshall Uzay Uçuş Merkezi ve Ay ve Gezegen Enstitüsü'ndeki (İngilizce: Lunar and Planetary Institute) NASA biliminsanları, Apollo Projesi tarafından toplanan Ay magma örneklerinin çalışmalarına dayanarak, Ay'ın 3 ile 4 milyar yıl önce 70 milyon yıllık bir dönem boyunca nispeten kalın bir atmosfere sahip olduğunu tespit eden bulgular açıkladılar. Ay'daki volkanik püskürmelerinden çıkan gazlardan kaynaklanan bu atmosfer, bugünkü Mars atmosferinden iki kat daha kalındı. Eski Ay atmosferi daha sonra güneş rüzgarları ile uzaya dağıldı.[49]
Yüzey sıcaklığı

Ay günü boyunca yüzey sıcaklığı ortalama 107 °C, Ay gecesi boyunca da ortalama -153 °C civarındadır.[50]
Kökeni ve jeolojik evrimi

Oluşumu

Ay'ın oluşumunu açıklayan çeşitli varsayımlar önerilmiştir. Ay'ın Güneş Sistemi'nin oluşumundan 30-50 milyon yıl sonra, günümüzden 4,527 ± 0,010 milyar yıl önce oluştuğuna inanılmaktadır.[51]

    Bölünme kuramı - Ay'ın oluşumu hakkında ilk düşünceler Ay'ın merkezkaç kuvvetler nedeniyle yerkabuğundan koparak ayrıldığı ve gerisinde Büyük Okyanus çukurunu bıraktığını önermiştir.[52] Bu bölünme kavramı Dünya'nın başlangıç dönüşünün çok büyük olmasını gerektirir. Ayrıca bu bölünme sonucu oluşan yörünge Dünya'nın ekvator düzlemini izlemek durumunda olacaktı ama böyle değildir.
    Yakalama kuramı - Diğerleri Ay'ın başka bir yerde oluştuğunu ve Dünya'nın yörüngesine yakalanarak girdiğini düşünmüşlerdir.[53] Ancak bu yakalamanın gerçekleşebilmesi için gerekli olan koşulların, örneğin enerjiyi sönümleyebilmek için Dünya'nın geniş bir atmosferinin olması gibi, oluşması mümkün değildi.
    Birlikte oluşum kuramı - Birlikte oluşum varsayımı Dünya ile Ay'ın gezegen öncesi buluttan aynı zamanda ve yerde birlikte oluştuklarını önerir. Bu varsayımı göre Ay, Dünya'nın oluştuğu maddelerin çevresindeki maddelerden oluştuğu düşünülür. Bazıları bu varsayımın Ay üzerinde metalik demirin azlığını açıklayamadığı için doğru olmadığını belirtmiştir.

Bu varsayımların önemli bir açığı Dünya ve Ay sisteminin yüksek açısal momentumunu kolayca açıklayamamalarıdır.[54]

    Dev çarpma kuramı - Günümüzde, Dünya ve Ay sisteminin oluşumunu dev çarpma kuramının açıkladığı bilim çevrelerince geniş kabul görmüştür. Bu varsayıma göre Dünya'nın oluşumundan önce, Mars büyüklüğünde bir gökcisminin çarparak Dünya yörüngesine Ay'ı oluşturacak kadar yeterli miktarda madde saçmış olmasıdır.[14] Gezegenlerin, küçük ya da büyük parçaların birikmesi sonucu oluştuğuna inanıldığı için bunun gibi dev çarpma olaylarının birçok gezegeni etkilediğine inanılmaktadır. Bu çarpmayı simüle eden bilgisayar modelleri hem Dünya ve Ay sisteminin yüksek açısal momentumu ve Ay çekirdeğinin küçüklüğünü açıklayabilmektedir.[55] Bu kuram ile ilgili cevabı bulunmamış sorular arasında Dünya öncesi kütle ile buna çarpan gökcisminin göreceli boyutları ile bunlardan çıkan maddenin ne kadarının Ay'ı oluşturduğudur.

Ay magma okyanusu

Hem dev çarpma olayı sırasında hem de bunu izleyen Dünya'nın yörüngesinde maddenin birikmesinde çok büyük miktarlarda enerji salındığı için Ay'ın önemli bir kısmının başlangıçta erimiş olduğu düşüncesi yaygındır. Ay'ın o sırada erimiş dış yüzeyine Ay magma okyanusu adı verilir ve derinliğinin 500 km ile Ay'ın yarıçapı arasında değiştiği tahmin edilmektedir.[19]

Magma okyanusu soğudukça kısmen kristalleşti ve katmanlara ayrılarak jeokimyasal olarak ayrı olan aykabuğu ve manto oluştu. Manto olivin, klinopiroksen ve ortopiroksen minerallerinin çökelmesi sonucu meydana geldiği düşünülmektedir. Magma okyanusunun dörtte üçünün kristalleşmesi tamamlandıktan sonra düşük yoğunluğu nedeniyle anortit minerali çökelmiş ve yüzeye çıkıp aykabuğunu oluşturmuştur.[19]

Magma okyanusunun kristalleşen son sıvı bölümü Ay kabuğu ile manto arasında sıkışmıştır ve ısı üreten, birbiriyle uyumsuz elementleri kapsar. Bu jeokimyasal bileşiğe potasyum (K), soy toprak elementleri (İngilizce: rare earth elements - REE) ve fosfor (P) simgelerinden oluşan kısaltma KREEP adı verilir ve görünen yüzde Oceanus Procellarum ile Mare Imbrium'un çoğunu kapsayan küçük jeolojik bölgede toplanmış gözükmektedir.

Jeolojik evrimi

Ay'ın magma okyanusu sonrası jeolojik evrimi gökcisimlerinin çarpması ile oluşmuştur. Ay'ın jeolojik dönemleri Nectaris, Imbrium, Orientale gibi büyük kraterlerin oluşumuna neden olan çarpma olaylarına göre ayrılmıştır. Çarpma sonucu oluşan bu yapılar yukarı fırlayan maddenin oluşturduğu çoklu halkaları ile gözlemlenir. Bu halkaların çapı genellikle yüzlerce kilometreden binlerce kilometreye kadar uzanır. Her çoklu halka düzlüğünde bölgesel stratigrafik ufuğu oluşturan püskürtü katmanları ile bağlantılıdır. Yalnızca birkaç çoklu halka düzlüğü kesin olarak tarihlendirildiyse de stratigrafik katmanlar sayesinde göreceli yaşların tespitinde faydalıdır. Sürekli olarak gökcisimlerinin çarpması sonucunda regolit oluşur.

Ay yüzeyinin oluşumunu etkileyen diğer önemli bir jeolojik süreçi ay denizlerinin oluşumunun temelindeki volkanik etkinliktir. Procellarum KREEP katmanında ısı üreten elementlerin toplanması sonucunda altında kalan mantonun ısınıp sonunda kısmen eridiği düşünülmektedir. Eriyen magmanın bir kısmı yüzeye çıkarak püskürtüldü ve Ay'ın görünen yüzünde bulunan ay denizi bazaltlarını oluşturdu.[19] Ay'ın bu jeolojik bölgesinde bulunan bazaltların çoğu 3,0 - 3,5 milyar yıl önce Imbrian döneminde püskürtüldü. Yine de en eski tarihlenmiş örnekler 4,2 milyar yıla uzanırken[56] en yeni püskürtüler yalnızca 1,2 milyar yıl önce oluşmuştur.[57]

Ay yüzeyinin zamanla değişiklik gösterip göstermediği konusunda bazı anlaşmazlıklar bulunmaktadır. Bazı gözlemciler kraterlerin ortaya çıktığını ya da ortadan kaybolduğunu ya da diğer geçici fenomenlerin oluştuğunu iddia etti. Günümüzde bu iddiaların çoğunun yanılsama olduğu ve farklı ışık koşulları, zayıf astronomik gözlem ya da yetersiz eski çizimler nedeniyle oluştuğu düşünülmektedir. Yine de gaz çıkması gibi fenomenlerin ara sıra oluştuğu ve bunların iddia edilen geçici Ay fenomenlerine sebebiyet vermiş olabileceği bilinmektedir. Geçenlerde, yaklaşık bir milyon yıl önce gazın serbest kalması nedeniyle kabaca 3 km çaplı bir bölgenin yüzey şeklinin değişmiş olabileceği önerilmiştir.[58][59]

Ay taşları

Ay taşları iki ana kategoride incelenir; Ay denizlerinde ve Ay dağlarında bulunan Ay taşları. Ay dağlarında bulunan Ay taşları üç takımdan oluşur: demir anortosit takım, magnezyum takımı ve alkali takımı. Demir anortosit takımı taşlar hemen hemen tamamen anortit mineralden oluşmuştur ve Ay magma okyanusu üzerinde yüzerek toplanan plajiyoklâzdan geldiğine inanılmaktadır. Radyometrik yöntemlerle demir anortositlerin yaklaşık 4,4 milyar yıl önce oluştuğu bulunmuştur.[56][57]

Magnezyum ve alkali takımı Ay taşları asıl olarak mafik plütonik kayaçlardır. Tipi olarak rastlanan kayaçlar dunit, troktolit, gabbro, alkali anortosit ve nadiren de granittir. Demir anortosit takımı Ay taşlarıyla karşılaştırıldıklarında bu takımın mafik minerallerinde görece daha yüksek Mg/Fe oranları bulunur. Genel olarak bu kayaçlar önceden olmuş dağlık alan aykabuğuna sonradan girmiştir ve yaklaşık 4,4-3,9 milyar yıl önce oluşmuşlardır. Bu Ay taşlarında yüksek oranda KREEP bileşeni bulunur.

Ay denizlerinde hemen hemen yalnızca bazalt bulunur. Dünya bazaltlarına benzese de çok daha fazla demir barındırırlar ve su bazlı değişim ürünleri barındırmazlar. Ayrıca çok miktarda titanyum da içerirler.[60][61]

Astronotlar yüzeydeki tozun kar gibi hissedildiğini ve yanık barut koktuğunu bildirmiştir.[62] Toz asıl olarak Ay yüzeyine çarpan göktaşları nedeniyle oluşmuş olan silikon dioksit camından (SiO2) ibarettir. Aynı zamanda kalsiyum ve magnezyum da içerir.

Yörüngesi ve Dünya ile olan ilişkisi

Yörünge

Ay, sabit yıldızlara göre Dünya yörüngesinde her 27,3 günde bir tam tur atar. Ancak Dünya'da kendi yörüngesinde Güneş'in çevresinde döndüğü için Ay'ın evrelerinin dönüşümü için biraz daha uzun bir zaman, 29,5 gün gerekir.[14] Diğer gezegenlerin uydularının aksine Ay Dünya'nın ekvator düzlemi üzerinde değil, tutulum düzlemi yakınlarında yörüngededir. Gezegeninin boyutlarına göre Güneş Sistemi içinde en büyük doğal uydudur. (Charon ile cüce gezegen Plüton'dan daha büyüktür.)

Dünya üzerinde görülen gelgit etkilerinin çoğu Ay'ın kütleçekim alanı nedeniyle oluşmaktadır, Güneş'in etkisi çok azdır. Gelgit etkileri nedeniyle Dünya ile Ay arasındaki ortalama uzaklık her yüzyılda 3,8 m artmaktadır.[63] Açısal momentumun korunumu nedeniyle Ay'ın yarı büyük ekseninin artmasıyla birlikte Dünya'nın dönüşü yüzyılda 0,002 saniye kadar yavaşlamaktadır.[64]

Dünya ve Ay sistemi bazen gezegen-uydu sistemi olarak değil de çifte gezegen sistemi olarak değerlendirilir. Bunun nedeni Ay'ın çevresinde döndüğü gezegene göre oldukça büyük olan boyutlarıdır. Ay'ın çapı Dünya'nın dörtte biri, kütlesi de 1/81'idir. Ancak sistemin orta kütle merkezi yeryüzünün 1.700 km; yani Dünya yarıçapının dörtte biri kadar altında olması nedeniyle bu görüş bazıları tarafından eleştirilmektedir. Ay yüzeyi Dünya'nın onda birinden azdır ve Dünya'nın kara alanının yaklaşık dörtte biri kadardır.

1997'de asteroit 3753 Cruithne'nin Dünya ile bağlantılı olağandışı bir atnalı yörünge üzerinde olduğu bulundu. Ancak gök bilimciler bu asteroiti Dünya'nın ikinci doğal uydusu olarak kabul etmemektedir; çünkü yörüngesi uzun dönemde kararlı değildir.[65] Daha sonra Cruithne ile benzer yörüngede bulunan Dünya'ya yakın üç asteroit daha bulunmuştur: (54509) 2000 PH5, (85770) 1998 UP1 ve 2002 AA29.[66]

Gelgit

Dünya üzerinde okyanuslarda görülen gelgit Ay kütleçekiminin etkisiyle oluşur. Kütleçekimsel gelgit kuvvetlerinin oluşmasının sebebi Dünya'nın Ay karşısında bulunan yüzünün merkezine ve arka yüzüne göre Ay'ın kütleçekiminden daha fazla etkilenmesidir. Kütleçekimsel gelgit, okyanusları Dünya'nın merkezinde olduğu bir elips şekline esnetir. Bunun etkisi birisi Ay'a doğru bakan yüzde, diğeri de bunun zıt yüzünde oluşan tümsek yani deniz seviyesinin yükselmesi olarak görülür. Dünya kendi ekseni etrafında dönerken bu iki tümsek de Dünya çevresinde bir günde döndüğü için okyanus suları sürekli olarak hareket eden bu iki tümseğe doğru akar. Bu iki tümseğin ve onlara doğru giden büyük okyanus akıntılarının etkisi; Dünya'nın dönüşü nedeniyle okyanus tabanlarında oluşan suyun sürtünme etkisi, su hareketinin eylemsizliği, karaya yaklaştıkça sığlaşan okyanus tabanları ve değişik okyanus tabanları arasındaki salınımlar gibi nedenlerle daha da büyür.

Ay ile okyanuslar arasındaki kütleçekimsel bağ Ay'ın yörüngesini etkiler. Ay'dan bakıldığında gelgit tümsekleri Dünya'nın dönüşüyle ileriye doğru taşındığından doğrudan Ay'ın karşısında değildir. Kütleçekimsel eşleşme Dünya'nın dönüşünden kinetik enerji ve açısal momentumu emer. Buna karşın Ay'ın yörüngesine açısal momentum eklenir. Bu da Ay'ı daha uzun periyotlu daha yüksek bir yörüngeye iter. Bunun sonucunda da her yıl iki gökcismi arasındaki ortalama uzaklık 3,8 cm. artar.[63] Dünya ile Ay arasındaki gelgit etkilerin önemsiz hâle gelene kadar Ay yavaş yavaş uzaklaşmaya devam edecektir ve bu durumda yörüngesi kararlı olacaktır.
Gözlemsel etkiler ve bulgular

Ay ve Güneş tutulmaları

Güneş, Dünya ve Ay aynı çizgi üzerinde sıralanınca, bu durum Dünya'da Ay ve Güneş tutulması olarak gözlenir. Güneş tutulması yeni ay evresinde, Ay Güneş ile Dünya'nın arasında iken oluşur. Buna karşın Ay tutulması dolunay evresinde Dünya Güneş ile Ay'ın arasında olduğunda oluşur.

Ay'ın yörüngesinin Dünya'nın Güneş çevresindeki yörüngesine nazaran yaklaşık 5° eğik olması nedeniyle her yeni ay ve dolunayda tutulmalar olmaz. Bir tutulmanın olması için Ay'ın her iki yörünge düzleminin kesişimine yakın bir yerde olması gerekir.[67]

Ay ve Güneş tutulmalarının zamanlamaları yaklaşık 6.585,3 günlük (18 yıl 11 gün 8 saat) bir periyota sahip olan ve Babiler zamanında bulunan Saros çevrimi ile belirlenebilir.[68]

Ay'ın ve Güneş'in Dünya'dan görülen açısal çapları değişimlerle üst üste gelebildiği için hem tam hem de yarım güneş tutulması oluşabilmektedir.[69] Tam güneş tutulmasında Ay Güneş diskini tamamen kapatır ve Güneş koronası çıplak gözle görünür hâle gelir. Ay ile Dünya arasındaki uzaklık zamanla az da olsa arttığı için Ay'ın açısal çapı azalmaktadır. Bu yüzlerce milyon yıl önce Ay'ın tutulmalarda Güneş'in açısal çapı da değişmezse Ay artık Güneş diskini tamamen örtemeyecek ve yalnızca yarım tutulma oluşacaktır.[67]

Tutulma ile ilgili bir başka fenomen "örtülme"dir. Ay sürekli olarak gökyüzünde 1/2 derece genişliğinde dairesel bir alanı kaplar. Parlak bir yıldız ya da gezegen Ay'ın arkasından geçerse örtülür yani gözden kaybolur. Güneş tutulması Güneş'in örtülmesidir. Ay Dünya'ya yakın olduğu için tek tek yıldızların örtülmesi aynı zamanda ve her yerden görülemez. Ay yörüngesinin yalpalaması sonucu her yıl farklı yıldızlar örtülür.[70]

En son ay tutulması 20 Şubat 2008'de olan tam tutulmadır. Güney Amerika ve Kuzey Amerika'nın çoğu yerinden 20 Şubat'ta gözlemlenen tutulma Batı Avrupa, Afrika ve Batı Asya'dan 21 Şubat'ta gözlemlenmiştir. Güney Amerika ile Antarktika'nın bazı bölümlerinden gözlemlenen 1 Ağustos 2008'den sonraki güneş tutulması 15 Ocak 2010'dadır.[71]

Gözlemsel bulgular

En parlak olduğu dolunay evresinde Ay'ın görünür kadir derecesi yaklaşık −12,6'dır. Kıyaslanacak olursa Güneş'in görünen kadir derecesi −26,8'dir. Ay'ın dördün evrelerinde parlaklığı dolunay evresindeki parlaklığının yarısı değil ancak onda biridir. Bunun nedeni Ay yüzeyinin mükemmel bir Lambert yansıtıcısı olmamasıdır. Dolunay iken gözlemcinin arkasından gelen ışık nedeniyle olduğundan parlak görünen Ay diğer evrelerde yüzeye düşen gölgeler nedeniyle yansıtılan ışığın miktarı azalır.

Ay ufka yakınken daha büyük olarak görünür. Fakat bu tamamen Ay illüzyonu olarak bilinen psikolojik bir etkidir.

Ay düşük albedosuna rağmen gökyüzünde oldukça parlak bir gökcismi olarak görünür. Ay, Güneş Sistemi'nde bulunan en kötü yansıtıcıdır ve üzerine düşen ışığın ancak %7'sini yansıtır. Bu oran bir parça kömürün yansıtma oranı ile hemen hemen aynıdır.[72]

Görsel sistemlerde renk istikrarı bir nesnenin rengiyle etrafındakilerin rengi arasındaki ilişkiyi ayarlar, dolayısıyla da görece karanlık olan gökyüzünde Güneş'in aydınlattığı Ay parlak bir nesne olarak algılanır.

Ay'ın gün içinde ulaştığı en yüksek nokta değişiklik gösterir ve Güneş ile aynı sınırlarda dolaşır. Ayrıca Dünya üzerindeki mevsime ve Ay'ın evrelerine göre değişir. Kış mevsiminde dolunayda en yüksek noktaya ulaşır. Ayrıca 18,6 yıllık düğüm çevriminin de etkisi vardır. Ay yörüngesinin yükselen düğüm noktası ilkbahar noktasındaysa Ay yükselimi 28° kadar yükselebilir. Bunun sonucunda 28 derece enlemlere kadar Ay tepe noktasına çıkar. Yaklaşık dokuz yıl kadar sonra yükselim yalnızca 18° kuzey ve güney enlemlere ulaşacaktır. Ayçanın yönü de gözlem noktasının enlemine bağlıdır. Ekvator'a yakın yerlerde bir gözlemci Ay'ı sandal gibi görebilir.[73]

Güneş gibi Ay'da bazı atmosferik etkilere neden olabilir. Bunların arasında 22°'lik hâle halkası ve ince bulutlar arasından görünen daha küçük korona halkaları sayılabilir.

Gözlem ve keşiflerin tarihi
İlk dönem gözlemler

MÖ 5. yüzyılda Babilli gözlemcilerin Ay'ın döngülerini incelediğini, Hindistan'da benzer bulguların varlığını, Çinli Shi Shen'in MÖ 4. yüzyılda Ay ve Güneş tutulmalarının tarihlerini hesaplama yöntemi geliştirdiğini biliyoruz.

MÖ 4. yüzyılda Aristo; yanlış da olsa uzun bir süre çok etkili olan evren açıklamasında, Ay'ın dört temel eleman (toprak, su, hava ve ateş) arasındaki sınır bölgede yer aldığını öne sürdü. Öte yandan, Seleucus ve Aristarchus (MÖ 2. yüzyıl) ile Ptolemy (MS 90–168) Aristocu anlayışı çürüten gözlem ve hesaplamalar sundular.

Orta Çağ Avrupası için "gökbilim"den söz etmek zordur ve dönemin bilgisi gözlemden çok dinî inanışların etkisi altındaydı. Ay'ın tam bir yuvarlak ve yüzeyinin pürüzsüz olduğu da bu inanışlar arasındaydı.

Teleskobun keşfi ve bilimlerde yaşanan yaklaşık eşzamanlı paradigma değişimi, Ay gözleminde bir dönüm noktası olmuştur. Galileo Galilei 1609'da yayımladığı kitabı Sidereus Nuncius; Ay yüzündeki dağları ve kraterleri gösteren ilk teleskobik çizimlerden bazılarını içeriyordu. Ardından Ay'ın teleskobik haritalanması başladı: 17. yüzyılın devamında Giovanni Battista Riccioli ve Francesco Maria Grimaldi; Ay'ın yüzey unsurlarını bugün adlandırırken kullanılan sistemin temellerini attılar. Wilhelm Beer ve Johann Heinrich Mädler'in kitapları Mappa Selenographica (1834-6) ve Der Mond (1837); binden fazla dağ dahil olmak üzere Ay'daki yüzey unsurlarını, yeryüzündeki coğrafya için mümkün olan hassasiyetle tanımladı.

Uzay araçları
20. yüzyıl

Soğuk Savaş ile kaynaklanan Sovyetler Birliği ile ABD arasındaki uzay yarışı; Ay üzerindeki ilginin giderek artmasına neden oldu. Fırlatıcı yetenekleri izin verir vermez hem alçak uçuş hem de çarpma/iniş görevleri için insansız sondalar, uzaya gönderildi. Sovyetler Birliği'nin Luna programı Ay yüzüne insansız uzay araçları ile ulaşmayı başaran ilk program olmuştur. Yerçekimini yenip Ay'ın yanından geçmeyi başarabilen ilk insan yapımı nesne Luna 1 uzay sondası olmuştur. 1959 yılında Ay yüzüne çarpan ilk insan yapımı nesne Luna 2 ve Ay'ın öteki yüzünün fotoğraflarını çeken ilk uydu da Luna 3 olmuştur. 1966 yılında Ay yüzeyine başarılı bir yumuşak iniş yapan ilk uzay aracı Luna 9 ve Ay yörüngesine giren ilk uzay aracı da Luna 10 olmuştur.[14] Ay yüzeyinden örnekler üç Luna uçuşu (Luna 16, Luna 20 ve Luna 24) ile Apollo 11'den Apollo 17'ye kadar (Apollo 13 hariç) Apollo görevleri ile Dünya'ya getirilmiştir.

Ay yüzeyine 1969 yılında ilk insanların inmesi, uzay yarışının doruk noktasını oluşturmuştur.[74] Neil Armstrong, ABD uçuşu Apollo 11'in komutanı olarak Ay'da yürüyen ilk insan oldu. Ay'da ilk adımını 21 Temmuz 1969 tarihinde saat 02:56'da (UTC) attı. 1960'ların başında özellikle yüzel erime kimyası ve atmosfere yeniden giriş konularında olduğu gibi önemli teknolojik gelişmeler; Ay yüzeyine iniş ve geri dönüşü mümkün kılmıştır.

Apollo uçuşlarının tamamında bilimsel ölçüm aletleri, Ay yüzeyine yerleştirildi. Uzun süreli ALSEP (İngilizce: Apollo lunar surface experiment package - Apollo Ay yüzeyi deney paketi) istasyonları Apollo 12, 14, 15, 16 ve 17 iniş sahalarına yerleştirildi. Apollo 11 uçuşuyla EASEP (İngilizce: Early Apollo Scientific Experiments Package - Erken Apollo bilimsel deney paketi) adı verilen geçici istasyon yerleştirilmiştir. ALSEP istasyonlarında ısı akış sondaları, sismometreler, manyetometreler ve küp köşeli retroreflektörler bulunmaktaydı. Bütçe sorunları sebebiyle 30 Eylül 1977'de Dünya'ya bilgi iletimi kesilmiştir.[75][76] Ay laser mesafe ölçüm araçları pasif ekipmanlar olduğu için hâlâ kullanılmaktadır. Dünya üzerindeki istasyonlardan yönetilen ölçümler sonucu birkaç santimetrelik hassasiyetle ay çekirdeğinin boyutları belirlenebilmektedir.[77]

14 Aralık 1972'de Apollo 17 uçuşunun bir parçası olarak Ay üzerinde yürüyen Eugene Cernan'dan beri başka bir insan Ay üzerinde yürümemiştir.

1960'ların ortasından 1970'lerin ortasına kadar Ay yüzüne ulaşan yaklaşık 65 farklı uçuş görevi yapılmıştır. Bunların sonuncusu, 1976 yılındaki Luna 24'tür. Bunları yalnızca 18'i kontrollü olarak Ay yüzeyine inmiş, dokuzu geriye dönerek ay taşı örnekleri getirmiştir. Daha sonra ise Sovyetler Birliği, Venüs ve uzay istasyonlarına ilgisini çevirirken ABD, Mars ve ötesi ile ilgilenmeye başladı.

Bir kısım uzmanlar Ay'a iniş yapılmasıyla ilgili görüntülerin sahte olduğunu iddia etmişlerdir.[78] 2000'li yılların sonlarından bu yana LROC uzay aracı tarafından çekilen çok sayıda yüksek çözünürlüklü fotoğrafta Ay'a iniş yapmış uzay araçları ve izler görülebilmektedir.[79][80] 2012 yılında Apollo bayraklarının Ay yüzeyindeki fotoğrafları yayınlanmıştır.[81]

Özellikle 1990'lardan itibaren Ay'a yönelik ilgi tekrar canlandı ve projeler arttı.

1990 yılında Japonya Hiten uzay aracını Ay yörüngesine oturtarak bunu başaran üçüncü ülke oldu. Uzay aracı Hagormo adlı küçük bir sondayı yörüngede bıraktı ama vericinin arıza yapması nedeniyle uçuş görevinden bilimsel olarak daha fazla yararlanılamadı.

1994 yılında Clementine uçuş görevini gönderen ABD tekrar Ay ile ilgilenmeye başladı. Bu görev ile birlikte Ay'ın ilk küresel topoğrafik haritası ve ay yüzeyinin ilk multispektral görselleri elde edildi. Bunu 1998 yılındaki Lunar Prospector uçuş görevi izledi. Lunar Prospector 'da bulunan nötron spektrometresi ay kutuplarında hidrojen oranının görece yüksekliğini gösterdi. Bunun nedeni olarak sürekli olarak gölge altında kalan kraterlerdeki regolitin üst birkaç metresinde su buzu var olabileceği düşünüldü.

21. yüzyıl

14 Ocak 2004'te ABD Başkanı George W. Bush 2020 yılından itibaren Ay'a insanlı uçuşların yapılmasını öngören bir plan yapılmasını istedi.[82]

NASA'nın Ay Arayışları (Lunar Quest) çatısı altında topladığı, Ay yörüngesinde (örneğin Haziran 2009'da fırlatılan LRC, Lunar Reconnaissance Orbiter) ve yüzeyinde (örneğin Ay'ın sürekli karanlık güney kutbunda su buzu varlığını aramayı amaçlayan LCROSS) çeşitli programları vardır.[83] NASA, ay kutuplarından birinde kalıcı bir üssün kuruluşunu da planlamaktadır.[84]

Avrupa uzay aracı Smart 1 27 Eylül 2003'te fırlatıldı ve 15 Kasım 2004'ten 3 Eylül 2006'ya kadar Ay yörüngesinde kaldı.

Japan Aerospace Exploration Agency (Japon Uzay Araştırma Ajansı) 14 Eylül 2007'de yüksek çözünürlüklü kamera ve iki küçük uydu ile donatılmış olan SELENE adlı uzay aracını fırlattı. Uçuşun bir yıl sürmesi beklenmektedir.[85]

Çin Ay araştırmaları için istekli olduklarını Chang'e programını başlatarak gösterdi. İlk uzay aracı Chang'e-1 24 Ekim 2007'de fırlatıldı.[86]

Hindistan, ekim 2008'de Chandrayaan I görevini başlatmış ve başarıyla tamamlamıştır.[87] Daha sonra, 22 temmuz 2019'da Chandrayaan II'yi başlatmış ama araç yüzeye inememiştir.[88]

Rusya da dondurulmuş olan Luna-Glob projesine tekrar başlamayı ve 2012'de Ay yüzeyine iniş yapmayı düşünmektedir.[89]

23 Ağustos 2023 tarihinde Hindistan, Ay'ın güney kutbu bölgesine uzay aracını başarıyla indirebilen ilk ülke olmuştur. ISRO ise Ay'a inmeyi başaran dördüncü uzay ajansı olmuştur.[90]

19 Ocak 2024 tarihinde Japonya Uzay Ajansı uzay aracı SLIM'in Ay'ın yüzeyine indiğini açıkladı. Bununla birlikte Japonya Ay'a iniş yapan 5. ülke oldu.[91]

Özel ve ticari girişimler

13 Eylül 2007'de duyurulan Google Lunar X Prize (Google Ay X Ödülü) özel sektör tarafından finanse edilen Ay araştırmalarını artırmayı amaçlamaktadır. X Ödülü Vakfı, Ay üzerine robotik bir ay aracı gönderebilecek olan ve diğer bazı kriterlere uyacak olan herhangi bir kişiye 20 milyon dolar önermektedir.

İnsanların etkisi


Ay'daki insan aktivitesinin izlerine ek olarak, Ay Müzesi sanat eseri, Apollo 11 iyi niyet mesajı, Ay Plakası, Ölen Astronot anıtı ve diğer insan yapımı nesneler Ay yüzeyinde yer almaktadır.
Ay'ı ziyaret eden araçlar
[92] Uzay Aracının Adı Fırlatılış Tarihi Bilgi
Luna 2 12 Eylül 1959 Ay yüzeyine iniş yapan ilk araç. (Çarparak inebilmiştir)
Ranger 7 28 Temmuz 1964 Ay'dan görüntü alan ilk araç.
Ranger 8 17 Şubat 1965 Ay'dan görüntü aldı.
Ranger 9 21 Mart 1965 Ay yüzeyinin dağlık bölgeleri görüntülendi.
Luna 9 31 Ocak 1966 Ay'a yumuşak iniş yapan ilk araç, görüntüler aldı.
Surveyor 1 30 Mayıs 1966 Ay'a yumuşak iniş yapan ilk ABD aracı, görüntüler aldı.
Luna 13 21 Aralık 1966 Ay toprağının sertliğinin incelenmesi.
Surveyor 3 17 Nisan 1967 Ay yüzeyinde ilk kez çukur kazıldı.
Surveyor 5 8 Eylül 1967 Ay denizlerinin toprağı ilk kez incelendi.
Surveyor 6 7 Kasım 1967 Ay denizlerinin toprağı ilk kez incelendi.
Surveyor 7 7 Ocak 1968 Ay'daki dağlık bölgelere yumuşak iniş yapan ilk araç
Apollo 11 16 Temmuz1969 Ay'a insanlı ilk iniş (Sessizlik Denizi'ne inildi)
Apollo 12 14 Kasım 1969 İnsansız bir uzay aracının (Surveyor 3) yakınına insanlı ilk iniş
Luna 16 12 Eylül 1970 Ay'dan toprak örnekleri getiren ilk araç
Luna 17 10 Kasım 1970 Ay'a bir taşıt (Lunahod 1) indiren insansız ilk araç
Apollo 14 31 Ocak 1971 Ay'da dağlık bölgeye (Fra Mauro) insanlı ilk iniş
Apollo 15 26 Temmuz 1971 Ay yüzeyinde taşıtın ilk kez kullanılması
Luna 20 14 Şubat 1972 Ay'ın dağlık bölgelerinden toprak örnekleri alındı
Apollo 16 16 Nisan 1972 Ay'ın dağlık bölgelerinde ilk kez taşıtın kullanılması
Apollo 17 7 Aralık 1972 Ay'a yapılan son insanlı uçuş
Luna 21 8 Ocak 1973 Luna 20 ile aynı görev
Luna 24 9 Ağustos 1976 Luna 20 ile aynı görev

İnsan kavrayışı

Ay birçok sanat ve edebiyat eserine konu olmuş ve sayısız başkalarına da ilhâm kaynağı olmuştur. Görsel sanatlar, sahne sanatları, şiir, yazın ve müzik için bir motif oluşturur. İrlanda'da Knowth'da bulunan 5.000 yıllık kaya üzerinde kazılı bulunan ve Ay'ı tasvir ettiği düşünülen eser keşfedilen en eski eserdir.[93] Birçok tarihöncesi ve antik kültürde Ay'ın tanrı olduğuna ve diğer doğaüstü fenomenlerin kaynağı olduğuna inanılırdı. Ay üzerindeki astrolojik görüşler günümüzde de yaygındır.

Batı uygarlığında Ay hakkında bilimsel açıklama getiren ilk kişi Yunan filozof Anaxagoras olmuştur. Anaxagoras Güneş ve Ay'ın dev küresel kayalar olduğunu ve Ay'ın Güneş'in ışığını yansıttığını öne sürmüştür. Gökyüzü hakkında tanrıtanımaz görüşleri tutuklanmasına ve sürgüne gönderilmesine neden olmuştur.[94]

Aristo'nun evren tanımında Ay değişken elementler (toprak, su, hava ve ateş) alanı ile Eter'in ölümsüz yıldızları arasındaki sınırı oluşturur. Bu ayrım yüzyıllar boyunca fiziğin bir parçasını oluşturmuştur.[95]


Orta Çağ'a gelindiğinde, teleskobun keşfinden önce birçok kişi Ay'ın bir küre olduğunu kabul etti ancak "tamamen pürüzsüz" olduğuna inanılıyordu.[96] 1609'da, Galileo Galilei, Siderus Nuncius adlı kitabında Ay'ın ilk teleskobik çizimlerini yayımladı ve ay yüzeyinin pürüzsüz olmadığını, dağlar ve kraterlerden oluştuğunu yazdı. Daha sonra 17. yüzyılda Giovanni Battista Riccioli ve Francesco Maria Grimaldi Ay'ın bir haritasını çizerek birçok kratere günümüzde bilinen adlarını verdi.

Haritalarda Ay yüzeyinin karanlık bölümleri maria ya da denizler ve açık bölümleri terrae ya da kıtalar olarak belirtilmiştir.

Ay üzerinde bitki örtüsünün varlığı ve yaşam olabileceği düşüncesi 19. yüzyılın başlarına kadar önemli gök bilimciler tarafından bile dikkate alınmıştır. Parlak yüksek bölgeler ile koyu denizler arasındaki kontrast değişik kültürler tarafında Ay'daki adam, tavşan, buffalo ve bunun gibi çeşitli modellemelere yol açmıştır.

1835'te Büyük Ay Aldatmacası birçok insanı Ay üzerinde egzotik hayvanların yaşadığına inandırmıştır.[97] Hemen hemen aynı zamanlarda (1834–1836 arasında) Wilhelm Beer ve Johann Heinrich Mädler dört ciltlik Mappa Selenographica 'yı ve 1837'de Der Mond adlı kitabı yayımlamaktaydı. Bu eserler Ay üzerinde su ve atmosfer olmadığını belirtiyordu.

Ay'ın öteki yüzü 1959'da Luna 3 uzay sondası fırlatılana kadar bilinmiyordu. 1960'larda Lunar Orbiter programı tarafından haritası çıkarılmıştır.

Yasal durumu

Her ne kadar 1959 yılında Luna 2 ve bunu izleyen diğer inişlerde birçok Sovyetler Birliği bayrağı ile ABD bayrağı Ay yüzüne sembolik olarak dikilmişse de günümüzde Ay yüzeyi üzerinde hiçbir ulus hak iddia etmemektedir. Rusya ve ABD Ay'ı uluslararası sular ile aynı statüye koyan (res communis) Dış Uzay Anlaşması'nın taraflarıdır. Bu anlaşma aynı zamanda Ay'ın yalnızca barışçıl amaçlar için kulllanılmasını emreder ve askerî üsler ile kitle imha silahlarını ve her türden silahları yasaklar.[98]

Ay kaynaklarının herhangi bir ülke tarafından tek başına kullanılmasını kısıtlayan ikinci bir anlaşma olarak Ay Anlaşması önerilmiştir ama uzay yolculuğuna çıkabilen ülkelerden hiçbiri bu anlaşmayı imzalamamıştır. Çeşitli kişiler Ay üzerinde tamamen ya da kısmen hak iddia etse de bunlar dikkate alınmamıştır.[99]

Kaynak ve Dipnotlar

Wikipedia


RAŞiT TUNCA

BAŞAĞAÇLI RAŞiT TUNCA
Raşit Tunca

FORUMUMUZDA
Dini Bilgiler...
Kültürel Bilgiler...
PNG&JPG&GiF Resimler...
Biyografiler...
Tasavvufi Vaaz Sohbetler...
Peygamberler Tarihi...
Siyeri Nebi
PSP&PSD Grafik

BOARD KISAYOLLARI

ALLAH

Allah



BAYRAK

TC.Bayrak



WEB-TUNCA


Radyo Karoglan

Foruma Misafir Olarak Gir


Forumda Neler Var


Karoglan-Raşit Tunca - Dini - islami - Dini Resim - FIKIH - Kuran - Sünnet - Tasavvuf - BAYRAK - Milli - Eğlence - PNG - JPEG - GIF - WebButtons - Vaaz - Sohbet - Siyeri Nebi - Evliyalar - Güzel Sözler - Atatürk - Karoglan Hoca - Dini Bilgi - Radyo index - Sanal Dergi




GALATASARAY

G A L A T A S A R A Y


FENERBAHÇE


F E N E R B A H C E


BEŞiKTAŞ

B E Ş i K T A Ş


TRABZONSPOR

T R A B Z O N S P O R


MiLLi TAKIM

M i L L i T A K I M


ETKiNLiKLERiMiZ


“Peygamberimiz Buyurdular ki Birbirinize Temiz ağız ile Dua edin. Bizde Sayfamızı ziyaret edenlerin ve bu bölümü ziyaret edenlerin kendilerinin Ruhaniyetine, geçmişlerinin Ruhuna Yasin Okuyup hediye ediyoruz Tıkla, ya sende oku yada okunmuş Yasinlerden Nasibini Al”
(Raşit Tunca)



MEVLANA'DAN

“ Kula Bela Gelmez Hak Yazmadıkca, Hak Bela Yazmaz Kul Azmadıkca, Hak intikamını, Kulunun Eliyle Alır da, Bilmiyenler Kul Yaptı Sanır."
(Hz. Mevlana)