MUHAMMED

Muhammed


BAYRAK

TC.Bayrak



Welcome, Guest
You have to register before you can post on our site.

Username
  

Password
  





Forum Statistics
Members:» Members: 7
Latest member:» Latest member: Muhammed
Forum threads:» Forum threads: 5,258
Forum posts:» Forum posts: 5,849

Full Statistics Full Statistics

DOWNLOADEN


“Downloaden Bölümümüzden BEDAVA Grafik Paketleri,E-Kitaplar ve Bedava Bilgisayar Programlarını Tek TIKLA BEDAVA indirebilirsiniz”
(Raşit Tunca)




AYET

“Yeryüzüne muhakkak benim iyi kullarım varis olacaktır”
ENBİYA Suresi 105


FELSEFEMiZ

“ iSLAM OKUMAK YAZMAK YADA ÇiZMEK DEĞiLDiR, Yahutta O Hadis şöyle, Bu Ayette böyle diyor Diye Papağanlıkda Değildir. islam Kuranı ve sünneti HAYATINA TATBiK edip, Onunla Yaşayabilmekdir”
(Karoglan Raşit Tunca Sözü)


Raşit Tunca Sözü

“Yüzme bilmek Denizden çıkmana fayda vermez, taaki yüzme biliyorsan, denizedee düştüysen, ellerini, kollarını, ayaklarını çırpacaksın, ve birde tutuncak dal bulacak, tutunup çıkacaksın. ilimde böyledir, bir ilmi bilmek fayda etmez, taaki, onu hayatında tatbik edesiye, Dinde böyledir, din bilmek imanını kurtarmaz, taaki, ne zaman, bildiğin öğrendiğin dinini hayatında tatbik edip, yaşadın, o zaman belki kurtulursun.”
(Karoglan Raşit Tunca Sözü)

GÜZEL SÖZ

“ Bazen Hata Yapıvermek, Doğruyu bulmanın ilk Basamağıdır.
(Başağaçlı Raşit Tunca Sözü)



Fantazi ne demek

Fantazi kelimesi, çok sık duyduğumuz kelimeler arasında yer alıyor. Bu kelimenin anlamı ise pek çok kişi tarafından araştırılıyor.

 Fantazi Ne Demek?

 Fantazi kelimesi, Latince kökenli bir kelimedir. Fantazi kelimesi, Fantastik kelimesi ile aynı kökenden geliyor. Fantazi, müzik alanında “arabesk - fantezi'' şeklinde kullanılan kelime klasik müziğin bazı kurallarına uymadan bestelenen şarkı anlamına gelir.

 Fantazi Ne Anlama Gelir?

 Fantazi kelimesi, düşsel ve hayali anlamına gelir. Bu kelimenin ilk anlamı ise, hayal mahsülü, zihin, gerçek olmayan ve bilinçaltı tarafından üretilen görüntüler demektir.

 Fantazi Kelimesinin TDK’ya Göre Anlamı Nedir?

 Fantazi kelimesinin TDK’ya göre anlamı, frapan, aşırı süslü ve gösterişli olan kimse ya da nesne demektir. Bu kelimenin diğer anlamı ise, tamamen hayal gücüne dayalı olan görsel ya da fikir anlamına gelir.

Usul ve Füruğ Nedir?

Usul Nedir? : Ana baba dede vs ecdad anlamına gelir.

Füruğ Nedir? : Çocuk ve torunlar, onların çocukları vs anlamına gelir.

DEUTSCH


Was ist das Usul and Füruğ?

Wie ist das  Usul? : Bedeutet Eltern, Großeltern vs. Vorfahren.

Was ist das Füruğ? : Bedeutet Kinder und Enkelkinder, deren Kinder usw.

ENGLISH

What is the Usul and Füruğ?

What is the Usul? : Means parents, grandparents vs ancestors.

What is the Füruğ? : Means children and grandchildren, their children etc.


Lili Elbe Kimdir? Biyografisi

First Transsexuel

Lili Ilse Elvenes (28 Aralık 1882 - 13 Eylül 1931), bilinen adıyla Lili Elbe, Danimarkalı transseksüel kadın ve cinsiyet değiştirme ameliyatı olduğu bilinen ilk kişilerden biri.[1][2] Einar Magnus Andreas Wegener[3] adıyla doğan Elbe, tanınan bir ressamdı. 1930'da dönüşüm sürecini tamamladı, yasal adını Lili Ilse Elvenes[4] olarak değiştirdi ve resim yapmayı bıraktı. Lili Elbe adı, kendisine Kopenhaglı gazeteci Louise Lassen tarafından verildi.[5] Elbe, rahim nakli sonrası oluşan komplikasyonlar nedeniyle 1931'de hayatını kaybetti.[6] Fra mand til kvinde adlı otobiyografisi, ölümünden sonra 1933'te yayımlandı.[7]
Erken dönemleri

Genel olarak Elbe'nin Vejle, Danimarka'da 1882'de doğduğu düşünülmektedir. Elbe hakkında yazılan ve bahsi geçen kişileri korumak adına bazı detayları değiştirilmiş bir kitapta 1886 olarak da geçmektedir. Ancak hayatına ve karısına dair bilinen detaylar 1882'yi desteklemektedir.

Tartışmalı olmasına rağmen Elbe'nin interseks olduğu tahmin ediliyor. Bazı raporlar, karnında zaten ilkel yumurtalıkları olduğunu ve Klinefelter sendromu olabileceğini gösteriyor.

Evlilik hayatı ve modellik

Elbe, Gerda Gottlieb ile Kopenhag'daki Danimarka Kraliyet Güzel Sanatlar Akademisi'nde öğrenciyken tanıştı ve 1904'te Gottlieb 19 ve Elbe 22 yaşındayken evlendiler. İllüstratör olarak çalıştılar, Elbe manzara resimlerinde uzmanlaştı, Gottlieb ise kitaplar ve moda dergileri çizdi.

1912'de Paris'e yerleşmeden önce İtalya ve Fransa'yı gezdiler, Elbe burada Gottlieb'in yengesi olarak poz vererek daha açık bir kadın olarak yaşayabildi. Elbe, 1907'de Neuhausens ödülünü aldı ve Kunstnernes Efterårsudstilling'de (Sanatçıların Sonbahar Sergisi) sergilendi.

Elbe, bir keresinde Gottlieb'in resmine modellik için geç kalan aktris Anna Larssen'ın yerine giydiği çorap ve topuklu ayakkabılardan hoşlandığını gördükten sonra kadın kıyafetleri giymeye başladı. Larssen, onun için Lili adını önerdi ve 1920'lerde Elbe, bu isimle düzenli olarak bir kadın olarak takdim edildi, çeşitli festivallere katıldı ve evinde misafir ağırladı.

Gottlieb, şık kıyafetler giymiş, badem şeklindeki gözleri unutulmaz güzel kadın resimleri ile ünlendi. Petites femmes fatales'in bu tasvirlerinin modeli Elbe idi.

Ameliyatlar ve evliliğin sona ermesi

1930'da Elbe, o zamanlar oldukça deneysel olan cinsiyet değiştirme ameliyatı için Almanya'ya gitti. İki yıllık bir süre içinde dört operasyon gerçekleştirildi. İlk ameliyat olan testislerin çıkarılması, Berlin'de seksolog Magnus Hirschfeld'in gözetiminde Dr. Erwin Gohrbandt tarafından gerçekleştirildi. Ameliyatlarının geri kalanı Dresden Kadın Kliniğinde doktor olan Kurt Warnekros tarafından gerçekleştirildi. İkinci ameliyat, karın kas sistemine bir yumurtalık yerleştirmek, üçüncüsü ise penisi ve skrotumu çıkarmaktı.

Bu süreçte durumu Danimarka ve Alman gazetelerinde sansasyon yarattı. Bir Danimarka mahkemesi, çiftin evliliğini Ekim 1930'da iptal etti ve Elbe, Lili Ilse Elvenes adıyla pasaport almak da dahil olmak üzere cinsiyetini ve adını yasal olarak değiştirebildi. Dresden'e döndü ve şehrin içinden akan Elbe Nehri'ne ithafen Elbe soyadını aldı. Evlenmek ve çocuk sahibi olmak istediği Fransız sanat tüccarı Claude Lejeune ile ilişki yaşamaya başladı.

1931'de rahim nakli ve vajinal kanal oluşturulması için dördüncü ameliyatını oldu. Böylece, Dr. Erwin Gorbandt'ın Dora Richter üzerinde deneysel prosedürü gerçekleştirmesinden birkaç hafta sonra, vajinoplasti ameliyatı geçiren ikinci trans kadın oldu.

Ölümü

Elbe'nin bağışıklık sistemi nakledilen uterusu reddetti. Ameliyat ve devamındaki cerrahi revizyon enfeksiyona neden oldu, bu da ameliyattan üç ay sonra 13 Eylül 1931'de kalp durması ile ölümüne yol açtı.

Elbe, Dresden'deki Trinitatisfriedhof'a (Trinity Mezarlığı) gömüldü. Mezar 1960'larda düzeltildi. Nisan 2016'da, The Danish Girl'ün prodüksiyon şirketi Focus Features tarafından finanse edilen yeni bir mezar taşı açıldı. Mezar taşında Elbe'nin doğum tarihi geçmiyor, sadece adı, doğum ve ölüm yerlerine yer verilmiş.

Popüler kültürde

LGBT film festivali MIX Copenhagen'da, dört farklı "Lili" ödülü verilmektedir.[8]

2000'de David Ebershoff, Elbe hakkında Danimarkalı Kız adlı bir kitap yazdı.[9] Kitap, 2015'te aynı adla sinemaya uyarlandı ve Elbe'yi Eddie Redmayne canlandırdı.


Transseksüellik Ne Demektir

Transseksüellik, kişinin, kendisini atanmış cinsiyetine ait hissetmeyerek farklı bir cinsiyet kimliğini benimsemesi durumudur. Transseksüellik, kişinin cinsiyet kimliğini belirtir, bu sebeple cinsel yönelim ile karıştırılmamalıdır. Transseksüel bir kişi heteroseksüel, homoseksüel, aseksüel ya da biseksüel gibi cinsel yönelimlere sahip olabilir.[1]

Transseksüel kişiler istekleri hâlinde kendilerini tanımladıkları cinsiyete kalıcı geçiş yaparken tıbbi yardım alabilirler. Bu geçiş sürecinde hormon terapisi ve cinsiyet değiştirme ameliyatı gibi uygulamalarla bedenlerinin tanımlandıkları cinsiyete uyum sağlaması amaçlanır.

Transseksüellik, kişinin davranışlarından çok iç dünyasında kendisini farklı cinsten biri gibi görmesi ve hissetmesidir. Bu yüzden transseksüelleri dış görünüşlerinden belirlemek söz konusu değildir. Çünkü kendilerini farklı cinsten hissettiklerini dış görünüşlerine her zaman yansıtmazlar. Travestilikten farklı olarak giyim, fiziksel görünüm ile davranışlardan öte transseksüellerin bir kısmı cinsiyet geçiş ameliyatı geçirerek sosyal ve hukuki olarak farklı cinsiyete geçerler.[2]

Transseksüel bireyler aslında bedensel açıdan ya erkek ya kadındırlar fakat kendilerini, bulundukları cinsiyetten başka cinsiyete ait hissederler ve olabildiğince hissettikleri cinsiyetin özelliklerine bürünürler. Yani bedenleri farklı olsa da kendilerini hissettikleri cinsiyettedirler. Transseksüelliğin ne ölçüde hastalık olarak değerlendirilmesi gerektiği, kesinlikle çok tartışılan bir konudur. Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) uluslararası hastalık sınıflama ölçütü ICD-10’a göre bir ruhsal rahatsızlık türü olarak tanımlanmaktaydı.[3] Dünya Sağlık Örgütü (WHO) Haziran 2018'de trans kimlikleri ruhsal bozukluk kategorisinden çıkarttı.[4]
Tanımı

Fiziksel açıdan kadınsı özelliklere sahip fakat eril cinsiyet kimliğinde olan bireyler, kadından erkeğe transseksüel, yani trans erkek olarak nitelendirilmektedir. Fiziksel açıdan erkeksi özelliklere sahip fakat dişil cinsiyet kimliğinde olan bireyler ise trans kadın olarak tanımlanmaktadırlar. Transseksüel bireylerden bazıları, erkekten kadına transseksüellik (MTF) ve kadından erkeğe transseksüellik (FTM) kavramlarını reddetmektedir[kaynak belirtilmeli] çünkü onlara göre bu yeni kavram, onların asıl yani yaratılıştaki cinsiyet kimliğine, cinsiyet belirleyici olarak uymamaktadır.[kaynak belirtilmeli] Aynı zamanda bu iki kavram, bedensel özelliklerin değişimini ve davranış değişikliklerini de ele aldığından cinsiyet değişimine olanak sağlamaktadır.

Transseksüellere göre, onların asıl cinsiyetleri (bedensel ve davranış değişiklikleri de dâhil) değiştirilemez olduğundan eleştirmenlere göre de onları bu kavramlarla nitelendirmek doğru değildir. Eski tıp kaynakçalarında yer alan, hissedilen cinsiyetin yerine, bedensel cinsiyetin ön planda tutulduğu transseksüel kadın (trans kadın yerine geçen) ve transseksüel erkek (trans erkek yerine geçen) kavramları, çoğu transseksüel tarafından reddedilmiş ve günümüzde de kullanımdan kalkmıştır. Tıbben veya hukuken cinsiyeti uygun hâle getirilmiş transseksüel bireyler ise artık transseksüel olarak adlandırılmamaktadırlar. Bu bireyler için kullanılan kavramlar “transseksüel geçmişi olan erkek” ve “transseksüel geçmişi olan kadın”dır veya en basiti “kadın” veya “erkek” kavramlarıdır.
Transseksüel kavramının tarihi

Cinsiyet rolünü değiştiren insan olgusu, antik çağlardan beri bilinmektedir. 20. yy.ın başından itibaren, cinsiyet değişimine ilişkin tıbbi olanaklar doğduğundan, bu yy.dan önce transseksüellik ve transvestizm arasında ayrım yapılmamaktaydı. Daha doğrusu cinsiyet kimliği kesin biçimi ayırt edilmemekteydi. Bunun yanı sıra, bilinen cinsiyet kimliği vakalarına ilişkin veya günümüzdeki cinsiyet rolü değişimleri için başka sebepler olup olmadığı soruları da, belge eksikliğinden dolayı açıklanamamaktaydı.

Alman doktor ve seks araştırmacısı Magnus Hirschfeld, 1910 yılında ara sıra veya düzenli olarak "karşı cinsiyetin kılığına giren insanlar" için, travestilik kavramını kullanmıştır. Sadece kılık kıyafette değil, ayrıca bedensel anlamda da kendini diğer cinsiyete uydurmaya çalışan bireyler için ise Hirschfeld, 1923 yılında –Seks aşamaları bülteninin son basımında- “ruhsal transseksüellik” kavramını kullanmıştır. Bunun yanı sıra transseksüelliği, transvestizmden farklı bir olarak yönelme değil, aksine ona gösterilen yoğun bir eğilim olarak nitelendirmektedir. Hirschfeld’in yayınları ve seks araştırma enstitüsü hakkında yoğun fikir sahibi olan Harry Benjamin, 1953 yılında Transvestizm ve Transseksüelizm adlı makalelerinde, “ruhsal transseksüellik” kavramını kullanmış ve 1966 yılında da Transseksüel Fenomeni adlı kitabıyla bu kavramı, seksüel tıbba kazandırmıştır.

1949 yılında yayınlanan makalesinde, transseksüel psikopatisi kavramını kullanan David O. Cauldwell yine bu yıllarda, bu kavramın öncüsü olarak görülmüştür. Cauldwell ve Benjamin’in çalışmalarında transseksüellik kavramı günümüzdeki anlamıyla kullanılmıştır. 90’lı yıllarda da transseksüellik kavramı, fiziksel rahatsızlıkların teşhisli ve statik el kitabı olan DSM-IV’den çıkarılmış, yerine cinsiyet kimliği rahatsızlığı kavramı kullanılmaya başlanmıştır. Buna karşın ICD-10’da (Dünya Sağlık Örgütü’nün uluslararası hastalık sınıflama ölçütü) bu iki kavram hâlâ eş anlamlı olarak kullanılmaktadır. Transseksüellik F sınıfı altında (fiziksel ve davranış rahatsızlıkları) ve f64.O. noktasında yer alan bir rahatsızlıktır.
Transseksüelliğin tarihi

1950’li yıllarda, Amerika’daki transseksüeller, hormon tedavisi görebilmekteydi. Bu yıllarda, bu yeni araştırma alanının öncüsü olan Harry Benjamin, birçok transseksüel bireyle ilgilenmekteydi. Benjamin çoğu iş arkadaşının aksine, transseksüelliği fiziksel bir rahatsızlık olarak görmemekteydi. O, bireylerin bedensel cinsiyetlerinin, cinsiyet kimliklerinden uzaklaştığının farkındaydı.

1952 yılında, basın ilk kez cerrahi yolla cinsiyetini değiştiren (erkekten-kadına) Amerikalı transseksüel Christine Jongensen ilgili bir haber yapmıştı. Dinî kesim, bu tür operasyonları iyi karşılamayıp hastanelere baskı yaptığından, transseksüel bireyler cerrahi operasyonlar için yurt dışına gitmek zorundaydı (öncelikli olarak Casablanka’daki Georges Burou ve Meksika’ya). Ayrıca Amerika’da transseksüeller psikopati olarak görülüyor ve zorla hastaneye yatırılıp elektroşok veya antipati tedavisi uygulanıyordu. 1966 yılında ise Johns Hopkins Baltimore’daki tıp merkezinde cinsiyet kimliği kliniği kurmuştu. Bu klinikte, cinsiyet değişimine dair gerekli önlemler de alınmaktaydı. 1969 yılından sonra da, Stonly Diber gibi birçok ünlü araştırmacının çalıştığı daha başka uzmanlık klinikleri de açılmıştır.
Nedenleri

Transseksüelliğin etiyolojisi, başka bir deyişle transseksüelliğin nedenleri, birçok transseksüelin, doktorların, psikologların, diğer ruh sağlığı profesörlerinin ve transseksüellerin aile üyeleri ve arkadaşlarının ilgi konusudur. Transseksüellik, cinsiyet kimliğinin doğumda belirlenen cinsiyetten ve bu cinsiyetin tipik davranışlarından farklı ifade edilmesiyle ilgidir. Bu huzursuzluk, cinsiyet hoşnutsuzluğu olarak adlandırılır.[5]
Beyin fonksiyonuyla ilgili araştırmalar

1995’te Zhou ve meslektaşları tarafından yapılan bir araştırmada beyinde bed nucleus stria terminalis (BSTc) adı verilen bir bölgenin (seks ve endişe tepkileriyle ilgili bir bölge) büyüklüğü erkekten kadına transseksüellerde kadınlardaki büyüklükte, kadından erkeğe transseksüellerde ise erkeklerdeki büyüklükte olduğu bulunmuştur. Ama cinsel yönelimle ilgili bir bağlantı bulunamamıştır. Araştırmadaki transseksüeller daha önce hormon terapisi almıştır. Ama kontrol grubundaki hormon seviyeleri normal olmayan biyolojik kadın ve erkeklerde BSTc’nin büyüklüğü kendi cinsiyet kimlikleriyle uyumlu olduğu bulunduğundan, BSTc ile hormon seviyesi arasında bir ilişki olmadığı sonucuna varılmıştır. Araştırma, transseksüelliğin nörobiyolojik bir temeli olduğunu desteklemektedir.[6]

2000’de Kruijver ve meslektaşları tarafından yapılan bir araştırmada transseksüel ve transseksüel olmayan kişilerin BSTc’lerindeki nöron sayıları incelenmiştir. Kadından erkeğe transseksüellereki nöron sayıları erkeklerin aralığında, erkekten kadına transseksüellerinkinin ise kadınların aralığında olduğu bulunmuştur. Ama cinsel yönelimle ilgili bir bağlantı bulunamamıştır. Transseksüellerin biri hariç hepsi daha önce hormon terapisi almıştır. Ama 1995’teki araştırmada olduğu gibi transaeksüel olmayan kadın ve erkeklerin bazıları da, çeşitli nedenlerden dolayı hormon seviyeleri normalin dışında olan kişilerden oluşuyordu. Hormon seviyeleri normal olmayan biyolojik kadın ve erkeklerin BSTc’deki nöron sayılarının cinsiyet kimlikleriyle uyumlu çıkması ve daha önce hiç hormon terapisi almamış ama kendini kadın gibi hisseden bir erkeğin BSTc’deki nöron sayısının kadınların aralığında çıkması, BSTc’deki nöron sayısıyla hormon seviyesi arasında bir ilişki olmadığını göstermektedir. Bu araştırma da transseksüelliğin nörobiyolojik bir temeli olduğunu desteklemektedir.[7]

2002’de Chung ve meslektaşları BSTc’deki seksüel dimorfizmin (cinsiyete göre değişiklik göstermesi) yetişkinliğe kadar oluşmadığını bulmuştur. Chung, bu bulgu sonucunda BSTc’deki farklılığın transseksüelliğe yol açmadığı, kişilerin cinsiyet kimlikleriyle biyolojik cinsiyetlerinin uyuşmaması sonucu bu farklılığın transseksüel kişilerde yetişkinlikte oluştuğunu öne sürmüştür. Yani transseksüeller BSTc’leri farklı olduğu için transseksüel değildirler. Transseksüel oldukları için BSTc’leri farklıdır.[8]

2008’de Garcia-Falgueras ve Swaab tarafından yapılan bir araştırmada transseksüel ve transseksüel olmayan kişilerin ön hipotalamuslarındaki INAH3 adı verilen bölgenin hacmi ve nöron sayıları incelenmiştir. Kontrol grubundaki erkeklerin INAH3’lerinin hacmi, kontrol grubundaki kadınlarınkinden ortalama 1,9 kat daha büyük, nöron sayılarının ise 2,3 kat daha fazla olduğu bulunmuştur. Erkekten kadına transseksüellerin sonuçları kadınların aralığında çıkarken, kadından erkeğe olan transseksüelin (sadece bir kadından erkeğe transseksüel denek vardır) sonucu erkeklerin aralığında çıkmıştır. Tüm transseksüeller daha önce hormon terapisi almıştır. Ama menopoz öncesi ve menopoz sonrası dönemde olan kadınların INAH3’lerinin hacim ve nöron sayısı bakımından aynı aralıkta olması, erkekten kadına olan transseksüllerinin sonuçlarının kadınların aralığında çıkmasının nedeninin östrojen hormonu almaları olmadığını göstermektedir. Transseksüellerin INAH3’lerindeki farklılık, kısmen de olsa beyinlerindeki erken seksüel farklılışmanın bir işareti olduğunu göstermektedir.[9]

Yine 2008’de Ivanka Savic ve meslektaşları tarafından yapılan bir araştırmada biyolojik erkek ve kadınların ve gynephilic erkekten kadına transseksüellerin (kendini kadın hisseden ama cinsel yönelim olarak yine kadınlara ilgi duyan erkek, başka bir deyişle translezbiyen) erkeklik ve kadınlık kimyasalları olan AND ve EST’i kokladıkları zaman beyinlerinin hangi kısımlarının aktivite olduğu incelenmiştir. Kadınlar ve GEKT’ler erkeklik kimyasalı AND’ı kokladıklarında hipotalamusları aktivite olurken kadınlık kimyasali EST’İ kokladıklarında amigdala ve piriform korteks’leri aktivite olmuştur. Erkekler ise EST’i kokladıklarında hipotalamus bölgeleri aktivite olmuştur. Ama GEKT’lerin EST’i kokladıklarında da sınırlı bir hipotalamus aktivitesi gösterdikleri, AND’ı kokladıklarında kadınlarla, EST’İ kokladıklarında ise erkeklerle bir hipotalamik küme paylaştıkları bulunmuştur. GEKT’lerin EST’e karşı gösterdikleri hipotalamus aktivitesi sınırlı olduğu için GEKT’ler önemli ölçüde sadece erkeklerden farklılık göstermiştir. Araştırmacılar, GEKT’lerin gösterdikleri aktivitelerin kendi biyolojik cinsiyetlerinden uzak, erkeklerin ve kadınlarınkinin ortasında olduğu ama ağırlıklı olarak kadınsal özellikleri gösterdiği sonucuna ulaşmıştır. Araştırma, transseksüelliğin belli hipotalamik bağlantılardaki değişken nöronal farklılaşmanın sonucu olan, cinsiyete göre atipik fizyolojik aktivitelerle bağlantılı olabileceğini göstermektedir.[10]

2009’da Gizewski önderliğindeki Alman radyolog takımı biyolijik erkek ve kadınlara ve androfilik erkekten kadına transseksüellere (kendini kadın gibi hisseden ve cinsel yönelim olarak erkeklere ilgi duyan erkekler) erotik sahneler seyrettirilip manyetik rezonans görüntüleme kullanılarak beyinlerinin hangi bölgelerinin aktivite olduğunu incelemiştir. Erkeklerin beyinlerinin birkaç bölgesinde, kadınlar ve AEKT’lerin göstermediği bir aktivite olduğu gözlenmiştir. AEKT’lerin gösterdiği aktivitelerinse kadınsal yönde olduğu bulunmuştur.[11]

Yine 2009’daki bir araştırmada California Üniversitesi’ndeki araştırmacılar MRG’ler kullanarak biyolojik erkek ve kadınların ve hormon terapisi görmemiş erkekten kadına transseksüellerin (çoğunluğu gynephilic, azınlığı androfilik) beyinlerindeki gri madde değişimini incelemiştir. Erkekten kadına transseksüellerin beyinlerindeki gri madde değişimi, bir bölge hariç erkeklere kadınlarınkinden daha çok benzediği bulunmuştur. Erkekten kadına transseksüellerin beyinlerindeki gri madde değişiminin kadınlarınkine benzediği tek bölgenin sağ putamen olduğu tespit edilmiştir. Bu araştırma beyin anotimisinin cinsiyet kimliğinde rol oynadığını desteklemektedir.[12]

2010’da Rametti ve meslektaşları difüzyon tensör görüntülemeyi kullanarak erkek ve kadınların ve hormon terapisi görmemiş androfilik erkekten kadına transseksüellerin beyinlerindeki beyaz maddeyi incelemiştir. AEKT’ler, beyinlerinin birçok bölgesinde hem erkeklerden hem kadınlardan farklılık göstermiştir. Araştırmanın bulgularına göre AEKT’ler, beyaz madde bakımından kadınlar ve erkeklerin ortasında bir sonuç göstermektedir. Araştırma, AEKT’lerin beyin gelişmeleri sırasında bazı fasiküllerinin maskülenleşmeyi tamamlamamış olabileceğini göstermektedir.[13]

Rametti ve meslektaşları aynı araştırmayı biyolojik erkek ve kadınlar ve hormon terapisi görmemiş gynephilic kadından erkeğe transseksüeller (kendini erkek gibi hisseden ve cinsel yönelim olarak kadınlara ilgi duyan kadınlar) üstünde yapmış GKET’lerin beyinlerindeki beyaz maddenin erkeksel yönde olduğunu bulmuştur. Araştırma, kadından erkeğe transseksüellerin beyin yapısının doğuştan gelen bir farklılık içerdiğini kanıt göstermektedir.[14]

2010’da yapılan başka bir araştırma da Nawata ve meslektaşları, heteroseksüel kadınların ve cinsel yönelim olarak kadınlara ilgi duyan ve aynı zamanda kadın kimliğini reddedip kendini erkek hisseden kadınların (gynephilic kadından erkeğe transseksüeller) pozitron emisyon tomografisini kullanarak beyin bölgesel kan akımlarını birbiriyle kıyaslamıştır. Kendini erkek gibi hisseden kadınların hiçbiri daha önce hormon terapisi almamıştır. Araştırma erkekleri içermemesine rağmen, GKET’lerin beyin bölgesel kan akımının erkeksel yönde olduğu sonucu çıkarılabilmiştir. GKET’lerin sol ön singulat kortekslerindeki kan akımı, heteroseksüel kadınlara göre daha az, sağ insulalarında ise daha çoktur. Bu iki bölge bilinç ve cinsel davranışlarla bağlantılı olmasıyla bilinmektedir. Araştırma transseksüelliğin biyolojik bir temeli olduğunu desteklemektedir.[15]
Genetik araştırmalar

NR3C4 olarak bilinen androjen reseptörü, testosteron ya da dihidrotestosteronun bağlayıcılığı tarafından aktivite edilir. Bu reseptör, birincil ve ikincil erkek cinsiyet karakteristiklerin oluşumunda kritik bir rol oynamaktadır. 2009’da yapılan bir araştırmada Hare ve meslektaşları erkekten kadına transseksüellerde (hem androfilik hem gynephilic), transseksüel olmayan erkeklere göre reseptör geninin kopyalarını daha uzun bulmuştur. Bu uzun kopyalar, testosteronun bağlayıcılığının etkisini azaltmaktadır. Bu bulgu sonucunda araştırmacılar beyin gelişiminde androjen ve androjen sinyalinin azalmasının erkeklerde kadın cinsiyet kimliğinin oluşmasına neden olabileceğini öne sürmüştür.[16]

CYP17 adı verilen bir genin varyasyonu, cinsiyet hormonlarının metobalizmasında rol oynamaktadır ve erken beyin gelişimini etkilemektedir. Bu varyasyon erkeklerde kadınlara göre daha yaygındır. 2008’de Avusturya’da yapılan bir araştırmada, Clemens Tempfer ve meslektaşları kadından erkeğe transseksüellerin %44’ünün, transseksüel olmayan kadınların ise %31’inin bu varyasyona sahip olduğunu bulmuştur. Ayrıca kadından erkeğe transseksüellerdeki alel dağılımı da erkeklerle eşit çıkmıştır. Bu bulgu sonucunda araştırmacılar bu gen varyasyonunun kadınların kendini erkek gibi hissetme olasılığını arttırdığını öne sürmüştür.[17]
Doğum Öncesi Androjen/El Yanlılık

2005’te Scheneider ve meslektaşları erkeklerin, kadınların, erkekten kadına transseksüellerin ve kadından erkeğe transseksüellerin 2D:4D parmak oranlarını kıyaslamıştır. 2D:4D işaret parmağının yüzük parmağa oranıdır. Ve doğum öncesi androjene ne kadar maruz kalındığının işareti olduğu düşünülmektedir. Erkekler anne karnında kadınlara göre androjene daha fazla maruz kaldığından 2D:4D oranları genel olarak kadınlara göre daha düşüktür. Araştırma da erkekten kadından transseksüellerin 2D:4D oranları erkeklere göre daha yüksek, kadınlara ise daha yakın olduğu bulunmuştur. Ama kadınlarla, kadından erkeğe transseksüeller arasında bir fark bulunamamıştır. Ayrıca hem erkekten kadına hem kadından erkeğe transseksüellerin, kadınlara ve erkeklere göre daha az sağ yanlı olduğu bulunmuştur. Başka bir deyişle sol yanlı olma veya her iki elini kullanabilme kabiliyetinin transseksüellerde daha yüksek olduğu bulunmuştur. Araştırmadaki erkeklerin %95’inin, kadınların %91’inin, kadından erkeğe transseksüellerin %79’unun, erkekten kadına transseksüellerin ise %74’ünün sağ yanlı olduğu gözlenmiştir.[18]
Doğum sırası efekti

Doğum sırası efekti, cinsel yönelimin bilinen en güçlü biyodemografik habercisidir.[19] Birçok araştırmaya göre her büyük erkek kardeş bir erkeğin eşcinsel yönelime sahip olma ihtimalini bir öncekinin %28-48’i kadar arttırmaktadır.[20][21][22][23][24] Doğum sırası efekti aynı zamanda erkekten kadına transseksüellerde de gözlenmiştir. Androfilik erkekten kadına transseksüellerin, gynephilic erkekten kadına transseksüellere göre daha fazla büyük erkek kardeşe sahip olduğu bulunmuştur. Bu bulgular Kanada,[25] Birleşik Krallık,[26] Hollanda[27] ve Polinezya'daki[28] örneklerden elde edilmiştir.
Gelişimi

Çoğu transseksüel bireyde, “başka biri olma” duygusu, okul öncesi çağlarda gelişmektedir; fakat bu duygu henüz somut olarak bağlayıcı olmayabilir. Bazıları da okul öncesi çağda bedensel cinsiyetlerinin aksine, kız veya erkek olmak istediklerine dair bir bilinç geliştirdiklerini belirtmektedir. Bu bilinç, ilk defa ergenlik ya da yetişkinlik döneminde de ortaya çıkabilmektedir. Böyle bir durumda, çocukluk dönemindeki anıların bastırılıp bastırılmayacağı sorusu akıllara gelmektedir. Transseksüel bireylerin karşılaştığı psikolojik baskılar zamanla artmaktadır; özellikle ergenlik ve yetişkinlik dönemlerinde. Psikosomatik hastalıklar ve diğer çeşitli psikolojik problemlerin yanı sıra bu baskıların sonucu olarak depresyon ve uyuşturucu kullanımı gibi sorunlarla karşılaşılmaktadır. Çoğu transseksüel, er ya da geç çevresini transseksüelliğiyle ilgili bilgilendirmeye, cinsiyet rolünü de kalıcı (resmî) olarak değiştirmeye mecbur kalacaktır. Özellikle kriz evresinde alınan bu tür bir kararın sonucu da bireyin hayatını tehdit edebilmektedir.

Transseksüellik sonucunda ortaya çıkan psikolojik problemlerin zamanı, bireyden bireye değişiklik göstermektedir. Bu, bireyin içinde bulunduğu sosyal çevreye ve edindiği bilgilere de bağlı olmaktadır. Yalnız değişmeyen şudur ki yıllardan beri tıbbi tedavi görmek isteyen bireylerde ortalama yaş oranı giderek düşüş göstermektedir.

Transseksüelliğe eğilim gösteren çocuklar, çoğunlukla çevrelerinin beklentilerine uymaya ve bedensel cinsiyetlerine uygun rolde yaşamaya çalışmaktalar. Bu tür baskılar da bedensel açıdan erkek olan transseksüellerde genellikle daha fazla olduğundan, trans erkek ve trans kadınlarda yaşanan tipik gelişimler farklı olmaktadır:

    Trans kadınlar, ilk olarak klasik erkek profiline olabildiğince uyum sağlamak için çaba harcarlar. Evlenip aile kurmaları sık rastlanan bir olaydır; çünkü daha sonra partnerlerini zaten kadın olarak tercih ederler. Ayrıca meslek seçiminde, erkek gücü gerektiren alanları seçmeleri de yaygın bir durumdur. Eril rolde yaşadığı sıkıntılar, kendisini genellikle transvestizm ve aşırı yüklenme (Overcompensing) evresi arasındaki değişim esnasında gösterir. Örneğin, bu evrede kadın kıyafetlerini atıp, özellikle erkeksi bir görünüm sergilemeye çalışırlar.
    Trans erkeklerin evlenip, çocuk sahibi olmaları sık rastlanan bir şey değildir. Meslek seçiminde ise ya cinsiyetin ön planda olmadığı ya da tipik erkek gücü gerektiren mesleklere yönelirler. Dişil rolde yaşadıkları sıkıntılarını da günlük hayattaki erkeksi davranış biçimlerine entegre ederek gösterirler. Bu davranış biçimi, kadınlarda erkeklerdeki kadınsı davranış biçimlerine göre daha kolay kabul edilmektedir. Bu nedenlerden dolayı, hâlâ kadın gibi yaşayan trans erkekler, “avare” veya özgür görünürler. Partner olarak erkekleri tercih ettiklerinden, genellikle lezbiyenlere benzetilirler.

Cinsiyet rolünün değişimi, önemli sosyal problemlere yol açabilmektedir. Örneğin, her zaman olmasa da, genellikle bireylerin yaşadığı ikili ilişkiler sona ermektedir. Çocuklar, çoğu zaman anne veya babasının rol değişiminin, beklenilenden daha iyi üstesinden gelmektedir. Tabii ki istisnalar da söz konusudur. Bu istisnalar, ergenlik dönemindeki veya dış baskılardan fazlasıyla etkilenmiş çocuklarda görülmektedir. Bireyin, istifasını vererek, işini kaybetmesi de artık sık rastlanan bir olay değildir; çünkü Avrupa Adalet Divanı, cinsiyet değişiminden dolayı bir kişinin işten çıkarılmasının, cinsiyet ayrımcılığı olduğunu açıklamıştır. Buna rağmen, bugüne kadar cinsiyet rolünün değişimi sebebiyle psikolojik veya psikoterapik destek almayan transseksüeller, bu tür desteği almaya başlamışlardır; çünkü bir birey için, psikolojik yardım aldığını kanıtlamadan, tıbbi ve hukuki olanaklardan yararlanıp rapor alması hemen hemen imkânsızdır.

Son yıllarda transseksüel çocuğa sahip aile sayısı giderek artmaktadır. Aynı zamanda transseksüelliği reddetmek yerine, kabul eden aile sayısında da artış görülmektedir. Böyle durumlarda, ergenliğe girişi yavaşlatacak tıbbi önlemler alınmaktadır. Bu yolla, cinsiyet özelliğinin gelişimi engellenmektedir. Bu özellik, ilerleyen yıllarda büyük bir masraf ve şüphe götüren bir başarıyla, eski hâline yeniden getirilmek zorunda olan veya artık geri dönüşü olmayan bir yapıdadır. Bu nedenle, ergenlik döneminde veya bu dönemden kısa bir süre sonra, cinsiyet rolünün değişmesine karar veren transseksüel bireylerin sayısı giderek artmaktadır.
Kavram tartışmaları

Çoğu birey, transseksüellik kavramını reddetmektedir. Çünkü, bu kavram, “seksüellik” kelimesini çağrıştırmaktadır. Transseksüellik, bir cinsiyet problemi değil, aksine seksüel tercihtir. Yalnız, transseksüellik cinsiyet kimliğinin bir sorunudur ve böylece de özünde seksüelliğin bir türü değildir. Transseksüeller, alışılmışın dışında seksüel eğilimleri olan bireyler değillerdir; aksine sadece yanlış cinsel organla dünyaya geldiklerine inanan bireylerdir. “Erkekten kadına” veya “kadından erkeğe transseksüel” yerine, eleştirenler daha basit deyimiyle trans kadın veya trans erkek olarak tanımlamayı tercih etmekteler. Almanya’da 1980ler’de öne atılan alternatif kavram da “trans kimlik” kavramıdır. Bu kavram, 1990 yılından itibaren, kesinlikle daha kapsamlı bir kavram olan “trans cinsel”in doğmasına zemin hazırlamıştır. Trans cinsel, bir anlamda doğuştan sahip olduğu cinsiyetine ayak uyduramayan insanlar için üst kavram olarak kullanılırken, diğer anlamıyla bu kavram kendisini iki cinsiyetin arasında hisseden, yani kendini %100 kadın veya erkek olarak nitelendiremeyen bireyler için kullanılmaktaydı.
Hukuki boyut

Aralarında Almanya, Avusturya, Belçika, Hollanda, Lüksemburg, İsveç , Türkiye ve İsviçre’nin bulunduğu çoğu Avrupa ülkesi ve bunlara ek Avrupa dışındaki bazı devletler, transseksüel bireylere isimlerini veya nüfus kaydında yer alan cinsiyet bilgilerini, hissettikleri cinsiyete uygun olarak değiştirmesine izin vermiştir.
Almanya

Almanya’daki transseksüel yasasında (TSG), bu bireylerin isimlerini veya medeni durumlarını değiştirebilmesi için, bir dizi ön koşul belirlenmiştir. Bu koşulları yerine getirme olanağı da, ilgili yerel mahkemelerce sağlanmaktadır. Alman İçişleri Bakanı, transseksüel bireyler için bir dizi önkoşul getirmiştir. Bunlar arasında, doğum kaydı esnasında yazılan cinsiyetin ve isim değişikliğinin yapılması yer almaktadır.

Bu yasayla da, bir trans kadının cinsiyetini uygun hâle getirmek ve artık nüfus kaydındaki cinsiyetini düzelttirmek için fırsat doğmuştu. Yalnız bu izin, yasalara aykırı görülmüştü, çünkü evli olmayan kişiler de nüfus kaydındaki cinsiyetini değiştirme hakkına sahip olmuştu. Bu nedenle evli transseksüeller, nüfus kaydındaki cinsiyetlerini değiştirmeden önce, evliliklerinin hukuken bitmesi için cinsiyet değiştirme ameliyatına zorlanmışlardır.

Kaldırılan izinden bağımsız olarak, isim değiştirme yasasında yer alan yönetmeliklerce, bireyin isim değişikliği yapması mümkündür.
Avusturya

1983 yılındaki transseksüel yasasının yerine geçen 1986 yılındaki yasa, 2006 yılının Temmuz'unda Avusturya Adalet Divanı tarafından yasalara aykırı olarak görülmüş ve yürürlükten kaldırılmıştır.
İsviçre

İsviçre’de de özel bir transseksüel yasası yoktur. Yargı, cinsiyet değiştirildikten sonra mahkemeye verilen dilekçe ile kişinin ismini ve nüfus kaydında yer alan cinsiyet bilgisini düzeltme hakkına sahip olduğuna hükmetmektedir.
Birleşik Krallık

Birleşik Krallık’ta 2004 yılında, transseksüel bireylere cerrahi operasyon veya herhangi bir bedensel uygulama şart koşulmaksızın, doğum kaydını düzelttirme imkânı sağlayan, Gender Recognition Act (cinsiyet onaylama yasası) yürürlüğe girmiştir.
Fransa

Fransa’da 17 Mayıs 2009 yılı itibarıyla, transseksüelliği fiziksel ve cinsel rahatsızlık sınıflamasından çıkarmıştır. 2010 yılında da psikolojik rahatsızlık listesinden çıkarmıştır.[29]
Diğer

Belçika ve Lüksemburg’da transseksüellere ilişkin durum, Almanya’da olduğu gibidir. Yargı, genel yönetmeliklerle düzeltme veya değişikliğe izin vermektedir.
Ceza Hukukunda transseksüellik

Transseksüel bireylerin karşılaştığı problemlerden biri de, toplum tarafından farklı muamele görmeleridir. Bu durumda, polis, ceza mahkemeleri ve infaz devreye girmektedir. Özellikle, her bir tutuklama olayında, cinsiyet kimliğine uygun davranış biçimi sorunu ve bireyin bakım sorunları ortaya çıkmaktadır. Yetkili makamlar için, çözülmesi çok zor olan problemlerden biri de, erkek ve kadınların hapishaneye nasıl yerleştirileceğine dair kanun problemidir.
Transseksüelliğin hastalık olarak sınıflandırılması
Tarihi

Transseksüellik kavramı, çok eskilere dayanan bir olgusal duruma işaret eder. Türkiye'de ilk defa Bülent Ersoy'un geçirdiği cinsiyet değiştirme ameliyatı ile toplumun gündemine gelmiştir. Dünya çapında ise, ilk kez 1952 yılında Norveç 'te yapılmıştır. Bu ameliyatla, Amerikalı George Jorgensen kadın olmuş ve ismini değiştirmiştir.

Cerrahi uygulamaların başlangıcı birincil lenfoid organların ve ikincil cinsiyet özelliklerinin değişimine yönelikti. Bu değişim, cinsel ilişkide bulunma eğilimini hadımlaştırma gibi yöntemlerle tamamen ortadan kaldırma açısından, eski Mısır’dan, Hindistan gibi eski kavimlere kadar uzanırdı. Örneğin doğurganlık ayini Sümerliler ve Anadolu’da, insanların ana Tanrıça Kibele’ye olan bağlılıklarını göstermek için yapılmaktaydı. Bu ayinlerde kendinden geçen insanlarla hadımlaştırma törenleri gerçekleştiriliyordu. Hadımlaştırma ayini, Roma İmparatorluğu dönemine kadar, tanrıça Diana’nın şerefine de yapılmaktaydı. Bu uygulamalar öncelikle, Ortaçağ’da hadım veya harem ağası adı altındaki köleler üzerinde uygulanmaktaydı. Bireyleri bayıltmadan ve sıhhî olmayan ortamlarda yapılan bu operasyonlar çoğu zaman ölümle sonuçlanırdı veya bireyin Skrotum (penisin alt bölümündeki kesenin içinde bulunan organlar); bazen de penisi alınırdı.

Tıbbın ilerlemesiyle birlikte, bu tür operasyonlarda ölüm riski de azalmıştır. Başlangıçta yapılan operasyonlar toplumsal ve dini düşüncelerden etkilenerek yapılmış ve onur kırıcı bir cezalandırma yöntemi olmuştur. Rönesans döneminde, toplumda zamanla yeni bir cinsiyet tablosu gelişmişti. Bu oluşan tabloyu takiben, kadınların güçleri giderek artmış, erkeğe özgü cinsiyet özelliklerinin nasıl bir şey olduğunu hissetmişlerdir. Bu esnada da eril cinsiyetlerde de kadına özgü özellikler belirmiştir. Başka cinsiyete ait olma isteğinin, tarihsel bağlamda ne zaman ortaya çıktığına dair kesin bir tarih bulunmamaktadır. Barok ve Rokoko akımları, çoğu değişimin ve karşı cinsin görünüşüne bürünmenin moda olduğunu göstermiş ve bundan yola çıkarak bazı doktorlar 17. ve 18. yüzyıllarda cinsiyet değiştirme ameliyatı yapma cesaretini göstermişlerdir. Bu ameliyatlar, muhtemelen hastanın kendisini iyi hissetmesine yönelik değildi. Doktorlar kendi çıkarları doğrultusunda, bilimsel deneylerine katkı da sağlamak için bu operasyonları yürütmekteydiler. En bilindik örneği, androjeni kişiliğindeki (kadın ve erkek rolünün gerekliliklerini yerine getiren birey) bireyler, daha çok “canavar” adı altında pazarlarda veya sirklerde sunulmaktaydı. Buradan, bu operasyonlarda çoğu zaman ilkel aletler kullanıldığı sonucu da çıkarılabilir (bıyıklı kadın, sesi değiştirilmiş erkek opera aryalarının kalın seste opera söylemeleri gibi).

20. yüzyıl başları/Magnus Hirschfeld

Transseksüel ve İnterseksüelliğin, fiziksel ve psikolojik sorunlarıyla ilgili ilk önemli bilgiler, doktor ve seksolog Magnus Hirschfeld tarafından, 20. yy.ın başlarında ortaya atılmıştır. Hirschfeld homoseksüel, transvestizm ve transseksüel kavramlarını da bulmuştur. İnsanların isteğine göre cinsiyetini değiştirmeleri fikrine bilimsel açıdan yaklaşıp, işe koyulan Hirschfeld sayesinde, 20 yıl içinde, Berlin’deki Seks Araştırma Enstitüsünün çalışanlarının yardımı ve girişimiyle, kimlik ve isim değişikliği; ayrıca sözde “travesti görünüşü” insanlara açıklanmıştır. Aynı zamanda ilk cinsiyet değişimi ameliyatı yapılmıştır.

Patolojik tanımlama sonraki evrelerde gevşemiştir. 1923 yılında, Hirschfeld transvestizmle ilişkilendirilerek kullanılan “transseksüel” sözcüğünü, ilk defa bu kavramdan ayrı tanımlamıştır. Yaklaşık 2000 sayfalık, cinsiyet bilgisine genel bakışında, cinsiyet değiştirme isteğinin, aşırı transvestizmin bir türü olduğunu gözlemlemiştir. Hirschfeld bunu şu şekilde dile getirmektedir:

“Travestiliğin en baskın türünü, sadece yapay anlamda kendini değiştiren bireyde değil, aksine doğal kıyafetini; yani vücudu diğer cinsiyete bürümek isteyen bireylerde görürüz. Vücudunu değiştirmek isteyen bireylerin en ileri derecesinde, kişiler üreme organlarını tamamen değiştirmek isterler. Bu bireyler, her şeyden önce cinsiyetlerini hislerine göre şekillendirmek isterler. Kadınlardaki transvestizmde reglinin durdurulması için yumurtalıklar alınırken, erkeklerde ise hadımlaştırma yöntemi uygulanır. Bu durum günümüzde çok yaygındır.”
Tıbbi gözlemler

Transseksüelliğin hastalık olarak değerlendirilip değerlendirilmeyeceği veya ne ölçüde hastalık olarak değerlendirilmesi gerektiği tartışmalı bir konudur. ICD-10 sınıflama ölçütü, transseksüelliği F 64,0 derecesinde bir hastalık olarak tanımlamaktadır; fakat transseksüel bireyler kendilerini “hastalıklı” hissetmezler. Onların bakış açısına “başkalık” kavramı daha uygun düşmektedir. Bu iki cinsiyet arasında olma hissi, aslında zihinsel interseksüellik gibidir. Tartışmalar, bir başka tartışmaları da beraberinde getirip, engelliliğin hastalık olarak görülüp görülmeyeceği veya ne ölçüde hastalık olarak değerlendirileceği problemini ortaya çıkarmaktadır. Transseksüelliğin hastalık sınıfında yer almasını destekleyenler, toplumda bireylerin, hasta bir insana, sapık veya deli birinden daha ılımlı yaklaştığını ve transseksüellerin hasta olarak nitelendirildiği takdirde toplum tarafından daha kolay kabul edileceğini tartışmaktadırlar. Bu sınıflandırmaya karşı olanlar ise, bu konuyu tartışmakla kalmaz, ayrıca transseksüelliğin kabulüyle, günümüzde artık hastalık olarak değerlendirilecek başka şeyleri de beraberinde getireceği görüşüne karşı çıkmaktalar. Bu görüşle şuna dikkat çekmekteler: günümüzde şizofreni ve alkolizmin, hastalık sınıfında yer almasına rağmen, şizofren ve alkoliklerin sayısı giderek artmakta ve dahası toplum tarafından aşağılanıp yalnızlığa mahkûm edilmekteler.

Son olarak transseksüelliğe bağlı hastalıkların farklı olduğu dikkate alınmalıdır. Bunlar çoğunlukla psikosomatik hastalıklara yol açan rahatsızlıklardır (Depresyon, intihar fikri, mide- bağırsak rahatsızlıkları). Bunun yanı sıra transseksüeller, büyük ölçüde depresif ve intihara meyillidirler. Bunun nedeni de kişilikleriyle ilgili yaşadıkları ruhsal dengesizliklerdir.
Cinsiyet değiştirme ameliyatı

Cinsiyet değiştirme ameliyatı deyince akla, cerrahi önlemler gelmektedir. Bu tür önlemler, birincil veya ikincil cinsiyet özelliklerinin dış görünüşe ve değişen cinsiyetin fonksiyonuna göre uyarlanmasıdır. Bu tür müdahaleler interseksüellere ya da trans cinsel bireylere uygulanmaktadır. Yalnız, çoğu transseksüel birey de bu tür cerrahi müdahaleleri uygulatmak için çaba harcamaktalar. Herhangi bir kazadan veya hastalıktan dolayı kaybolan cinsiyet özelliklerini geri getirmek için de bu tür operasyon tekniklerine gerek duyulabilir.

Bu operasyonlar, interseksüel bireylere ailesinin onayı da alındıktan sonra yapılırken, aynı şey interseksüel çocuklar için söz konusu değildir. Bu çocukların ameliyatı, erken yaşta yapıldığından, onlara danışılmaz veya onayları beklenmez. Ayrıca günümüzde, yasalarda birbirine bağlı, çoğunlukla da zıt hormon tedavisiyle yapılan metabolizmaya müdahaleye dair yeterince bilgi yer almamaktadır.

Cinsiyet değiştirme müdahalesi, öncelikli cinsiyet özelliklerine yapılan operasyonlardır. Diğer müdahaleler ise ikincil cinsiyet özellikleri ile ilgilidir.

Aşağıda, trans cinsel bireylere yapılan cerrahi müdahaleler yer almaktadır. Bunun yanı sıra, erkeksi görünen cinsiyet özelliklerindeki dişil kısımları değiştirmek zorunda olan (aynı operasyon tam tersi durumlar için de geçerlidir) insanlara da bu tür müdahaleler uygulanmaktadır. İnterseksüel bireylere uygulanan müdahale veya organların yeniden oluşturulmasına yönelik müdahaleler, her bireyde son derece farklı uygulanması gereken operasyonlardır.

Trans cinsellerdeki tıbbi müdahalelerde, seks hormon tedavisi ön plandadır. Günümüz standartlarına göre, operasyonlardan sonra ömür boyu süren hormon tedavisi gerekmektedir, çünkü vücudun embriyo keseleri alındığı için, hormon eksiklikleri görülebilir. Bu tedaviyle, diğer cinsiyetin ikincil cinsiyet özellikleri geliştirilmektedir. Yalnız, bireyin anatomik cinsiyetinin ikincil cinsiyet özellikleri çoğunlukla korunmaktadır ve aynı şekilde öncelikli cinsiyet özelliklerine olan etkisi genellikle çok azdır. Bu özelliklerin uygun müdahalelerle dengelenmesi tavsiye edilmektedir.

Böyle bir tedavi, ilk olarak karakter, ikinci olarak da ergenlik için zemin hazırlamaktadır. Böylelikle, ikincil cinsiyet özelliklerinin gelişimi başlatılır. Trans kadınlarda, hormon tedavisi çoğu zaman anti-androjenlerle tamamlanmaktadır. Trans kadınlarda, deri daha ince ve kuru yapıdadır. Vücut yağları, yüze, göğüse, kalça ve makata nakledilir. Tüylenme yavaşlar. Testosteronlara bağlı saç dökülmesi azalır. Yalnız sakal uzamasında, hemen hemen hiç değişiklik görülmez. Hayalar buruşur ve artık sperm üretimi durur. Libido (cinsel istek) azalır. Uzun vadede vücuttaki kas oranı ve vücut dayanıklılığı azalır.

Trans erkeklerde ise deri gözenekleri büyür, vücut yağı, kalçadan bele nakledilir. Beden gücü ve bu güce bağlı olarak kaslarda artış görülür. Sakal uzar ve tüylenme artabilir. Klitoris genişler. Testosteron, düzenli âdet kanamalarını durdurur. Ses kalınlaşır ve cinsel istekte artış görülür.

Ergenliğin ilk etkilerini, kusursuz bir biçimde geri döndürmek, ne trans kadın ne de trans erkek için mümkündür. Birincil lenfoid organların değiştirilmesi ya da onların gelişimi olanaksız bir şeydir. Hormon eksikliğinden doğan zararları önlemek için, ömür boyu hormon takviyesi gereklidir.

Hormon tedavisi yerine veya hormon tedavisi desteğiyle, cinsiyet değiştirme ameliyatı operasyonu da mümkündür. Bu tedavilerin isteği, en azından “transseksüelliğin” teşhisi için de gerekli bir şarttır.

    Trans kadınlarda bu işlem, sakal ve bıyığın epilasyonu ve cinsiyeti uygun hâle getirme operasyonudur. Bu operasyonla, haya torbası ve hayalar, penisten ayrılmakta ve cinsel birleşmeye de imkân sağlayan bir vajina oluşturulmaktadır. Göğüs gelişimi de hormon tedavisinden etkilenip çok fazla gelişemediğinden, çoğu trans kadın göğüs büyütme ameliyatı olmaktadır. Riskli olmasına rağmen, ses tonunu uygun hâle getirmek için, boğaz bölgesine yapılan operasyonlar da oldukça yaygındır.
    Trans erkeklerde operasyon, yumurtalık, rahmin alınması ve cinsel birleşmeye uygun yapay penisin oluşturulması işlemlerinden oluşmaktadır. Son aşamada yumurtalık ve rahmin alınması, eril hormonların vücuda verilmesiyle bu organlardaki kanser riskini arttıracağından, yerinde bir işlem değildir. Hayaların yapılması ve üremenin sağlanması, trans erkek için mümkün değildir. Bunun yanı sıra uygun bir penisin, görünüş, fonksiyon ve büyüklük açısından yapılması da sınırlıdır. Bu nedenle çoğu trans erkek, bu operasyondan vazgeçmektedir.

Cinsiyet değiştirme ameliyatı masraf üstlenimi

Çeşitli ülkelerde (örn; Almanya) sigorta konusunda hukuksal boyutta sorunlar yaşamaktadır. Cinsiyet değiştirme ameliyatlarının masrafının tümünün veya büyük bir bölümünün yasalarla (özel sigorta gibi) karşılanması sorunu, hâlâ sorun teşkil etmektedir.

Bu sorun çoğunlukla şu iki tartışmayı beraberinde getirmektedir:

    Her birey, mümkün olduğunca sağlıklı ve mutlu bir yaşam sürme hakkına sahiptir. Cinsiyet rolünde uygunsuzluğun hissedildiği bir yaşam, bu hakkı olanaksız kılmaktadır. Cinsiyet rolünü değiştirmek için, çoğu zaman tıbbi yöntemlere de gerek duyulmaktadır. Bu yöntemlerin ne ölçüde gerekli olduğunu, bireyin kendisi belirlemektedir.
    Tıbbi tedavi görülmediğinde, çoğu zaman ağır fiziksel ve psikosomatik hastalıklar ortaya çıkmaktadır ki bu hastalıklar da sonradan yine tedavi olunmasını gerektiren hastalıklardır. Temelde yatan problem çözümlenmezse, kesinlikle hiçbir tedaviden uzun süreli bir sonuç elde edilmesi beklenilemez. Transseksüellik tedavisi de ucuz bir tedavi değildir, çünkü bir ay psikiyatri kliniğinde yatmanın, ortalama masrafı erkekten kadına yapılan cinsiyet değiştirme ameliyatından daha fazladır.

Tıbbi önlemler

Tıbbi önlemler, vücudu bireyin hissettiği cinsiyete olabildiğince uygun hâle getirmeye çalışmaktadır. Günümüzdeki deyişiyle, “cinsiyet değişimi” yanlış bir tabirdir; çünkü çoğu cinsiyet özelliği diğer cinsiyete dönüştürülemez. Bu önlemler, hormon tedavisi, cinsiyeti uygun hâle getirme operasyonları ve gerektiğinde, sakalları epilasyonla uzun süreli uzaklaştırma işlemlerinden oluşmaktadır.

Hormon tedavisinde, hedeflenen cinsiyetin seks hormonları vücuda verilmekte ve vücudun kendi hormonlarının gelişimi engellenmektedir.Kaynak 10 Ekim 2012 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi.
Bireysel Müdahaleler

Transerkek (kadından erkeğe)

Mastektomi (ameliyatla göğüsün alınması)

Mastektomi, dişil göğüs bezelerinin alınıp, erkek göğsünün oluşabilmesi için, göğüs uçları ve derinin en azından bir bölümünün korunarak yapıldığı bir operasyondur. Göğüs büyüklüğüne bağlı olarak, başarılı sonuçların alınması için farklı teknikler uygulanmaktadır. Öngörülen, ilerleyen zamanlarda anlaşılmayacak bir mastektomi uygulamasıdır.

Bu operasyon bir yıl içinde, 6 ay aralıkla 2 defa yapılır ve özellikle büyük göğüslere uygulanmaktadır. İyileşme süreci 3 ile 10 gün arasındadır ve çoğu zaman küçük müdahalelere gerek duyulmaktadır. Bu müdahale neredeyse tüm trans erkeklere uygulanmaktadır.
Histerektomi ve Adenektomi (Rahmin ve Salgı veya Lenf bezinin alınması)

Bu operasyonla, vücut içerisinde yer alan dişil organlar; yani rahim ağzı, yumurtalık ve yumurta kanalı alınmaktadır. Bu tür müdahalede, kanser riski çok fazla olduğundan, hormon tedavisi öngörülmektedir. Bunun yanı sıra, transseksüel yasasınca öngörülen, aile durumunun değişikliği de bu tür operasyonlar için ön koşuldur. Histerektomi, ya karın kesilerek ya da vajina yoluyla endoskopik şekilde yapılmaktadır. Bu, günümüzde standart bir uygulamadır. İyileşme süreci 3 ile 10 gün arasındadır. Bu müdahale, çoğu trans erkeklere uygulanmaktadır.
Üreme Organlarına Yapılan Operasyonlar

Cinsiyet değiştirme ameliyatlarında, kadından erkeğe yapılan değişime daha az rastlanmaktadır. Bu ameliyat çok zor bir süreçtir, çünkü yumurtalıkların alınması, meme ameliyatı ve hormon tedavisi gibi süreçleri kapsamaktadır. Gelinen en son aşama ise cinsel organ yapımıdır. Olmayan bir organın yapılması ve bu organı duyarlı hâle getirmek çok zor ve kapsamlıdır. Çoğu trans erkek bu sebeplerden dolayı bu müdahaleden vazgeçmektedir. Bu operasyonda şu uygulamalara başvurulmaktadır: Vajina dudaklarından, haya torbası oluşturulur ve haya implantları silikonla doldurulur.
Metoido Estetiği

Hormon tedavisiyle büyütülmüş klitoris, kısmen kendi derisinden kesilir ve idrar yolu küçük vajina dudaklarından oluşturulur. Hassasiyet mümkün olduğunca korunmaktadır. Büyüklüğü, 2- 3,5 cm arasındadır ve doğru teknikler uygulandığında, bireyin cinsel birleşme yaşaması da mümkündür.

Bu operasyon, çok da karmaşık bir operasyon değildir ve bu uygulamada vücudun diğer bölgelerinden doku nakli yapılmaz. İyileşme süreci, hastane koşullarında 1 ile 2 hafta arasındadır.
Ön kol Estetiği

Baskın olmayan ön koldan (çoğunlukla sol taraftan), nadiren de üst kol veya kalça altından bir deri parçası alt dokusuyla birlikte damarlara ve sinir uzantılarına aktarılır. Böylelikle penis protezi meydana getirilir. Bazen bu teknik, Metoido estetiği ile birlikte yapılır ve operasyon iki aşamada gerçekleştirilir. Penis protezi, kan dolaşımına ve duyarlılık yetisine sahip olsun diye, damarlar ve sinir uzantıları birleştirilir. Bu yöntemle, idrar yolları penis protezinin uçlarına taşınmaktadır.

Operasyonun başarısındaki en büyük pay, cerrahların becerisine düşmektedir ve çoğu zaman alınan sonuç, memnun edici olmayabilir. Vücutta çoğu zaman büyük ve göze çarpan yara izleri meydana gelmektedir. Operasyonun yöntemine bağlı olarak, hassasiyet mümkün olduğunca korunmaya çalışılmaktadır. Penis protezinin büyüklüğü, genellikle 10–12 cm arasındadır. Zaman zaman daha büyük de olabilir. Kol kalınlığına bağlı olarak, protezin genişliği azalabilir. İkinci operasyona kadar silikon haya ve eklem implantları (bunlar erkeklerde ereksiyon problemiyle ilerlemekte ve penis genişliğine pek katkısı bulunmamaktadır) yerleştirilerek cinsel birleşmeye olanak sağlanmaktadır. Komplikasyonlar, cerrahların becerisine ve ameliyat sonrası tedavilere bağlıdır. Çoğunlukla küçük müdahalelere ihtiyaç duyulmaktadır. İyileşme süreci 2 ile 6 hafta arasındadır.
Abdominal Estetik (Karın Bölgesi)

Vücudun iki yanında uzanan karın kaslarından biri kaburga kemikleriyle ayrılır, yuvarlanır, aşağıya doğru katlanır ve kasık kıvrımı bölgesinden faydalanılarak penise benzer şekil verilir. Bununla birlikte idrar yolları, penis protezinin ucuna getirilir ve onun çıkış noktasında de sona erer. Bu oldukça zor bir yöntemdir, çünkü çoğu zaman penis plastiği kısmen veya tamamen yok olmaktadır. Sonuç, gözle görülebilir, fakat çoğu zaman işlevsel değildir veya işlevsellik için birçok düzeltici müdahalelere gerek duyulmaktadır. Hassasiyet, birkaç yıl sonra kısmen sağlanabilmektedir. Büyüklüğü genellikle 12 cm'dir. Zaman zaman daha büyük de olabilir. Eklem implantlarıyla cinsel birleşmeye olanak sağlanır. İlk müdahale için iyileşme süreci 6 ile 10 hafta arasındadır.

Sırt kası operasyonu: Göğüs kası operasyonları, komplikasyon sıklığı nedeniyle doğru bulunmamakta ve ön kol estetiği de büyüklük bakımından olanaklar yetersiz olduğundan, hastalar için pek de memnun edici sonuçlar ortaya koymamaktadır. Bu gerçekten yola çıkarak, son yıllarda uzmanlık alanı kongrelerinde farklı teknikler sunulmaktadır. Bu tekniklerden biri de hedefe yönelik olan ve bu özelliğinden dolayı dünya çapında giderek daha çok merkezde yürütülen sırt kası operasyonudur (bu operasyon en geniş sırt kasından yapılmaktadır). Bu operasyonla, riskin ve işlev kaybının az olduğu bir penis yapılabilir. Ayrıca tedavi bittiğinde, orijinal büyüklüğüyle neredeyse aynı ölçüde bir penis ortaya çıkmaktadır. Berlin’de yapılan üroloji kongresindeki uluslararası forum tartışmasında, ön kol estetiği artık uygulamadan kalkan; dahası eski bir yöntem ve önerilmeyen bir operasyon olarak nitelendirilmiştir.
Trans kadınlar (Erkekten – Kadına)

Cinsel organa yapılan operasyonlar

Cinsel organa yapılan operasyonun öncüleri, 1920’li yıllarda ortaya çıkmıştır. Bu operasyonlar, Berlin ve Dresden’deki kliniklerde yapılmıştır. Nasyonal sosyalistlerin hâkimiyetinden sonra, bu merkezler kapatılmış ve tıbbi belgelerin büyük bir bölümü ortadan kaldırılmıştır. Çoğu Yahudi doktor, bu dönemde sürgüne gönderilmiş, çalışma ve araştırmalarına farklı ülkelerde devam etmişlerdir. Danimarkalı ressam Einar Wegenerin, Dresden’li jinekolog Kurt Warnekros aracılığıyla yürüttüğü operasyonların belgeleri de muhtemelen Dresden’e yapılan hava saldırılarıyla yok edilmiştir.

Operasyonlar çoğunlukla penisten, damar ve sinirle birlikte alınan uç kısmın bir parçasının dışa doğru genişletilerek ve uygun durumdayken tekrar dikilmesiyle yapılmaktadır. İlerleyen zamanlarda cinsel isteği mümkün kılan, kalan sinirler yoluyla yeni bir klitoris meydana getirilir. Aynı şekilde idrar yolları da genişletilerek, uygun ölçüde kısaltılır. Hayalar, tıpkı penis üzerindeki sertleşebilir dokularda olduğu gibi tamamen alınır. Tabii ki, vajinanın sertleşebilir dokusunda uygulandığı gibi teknikler de mevcuttur. Penis derisi içi boş bir beden kaplaması ile kaplanır ve vajina oluşturulur. Son olarak hayâ torbalarında, vajina dudakları şekillendirilir.

Normal şartlarda, yaklaşık 14 gün boyunca hastanede kalmak herhangi bir komplikasyon oluşmaması için gerekli bir önlemdir. Çoğu durumda, birkaç ay sonra, bazı küçük düzeltmelerin yapılabilmesi için, bireye ikinci bir operasyon önerilmektedir.

Operasyon teknikleri günümüzde artık o kadar ilerlemiştir ki, en azından bazı merkezlerde belirttiğimiz rutin müdahalelerden bahsedilmektedir. Bayan doktorlar artık operasyon sonuçlarının, doğal vajinadan neredeyse hiçbir farkı olmadığını belirtmekteler.
Ses tonu için yapılan ameliyatlar

Kadınsı sese ulaşmak için yapılan operasyonlarda farklı teknikler uygulanmaktadır. Bunlar, yönteme ve operatörlere bağlı olan riskli müdahalelerdir. Çoğu zaman seste kısılmalar olabilir ki bu kısılma oldukça dikkat çekicidir. En kötü ihtimalle, ses tamamıyla da kaybedilebilir. Ses teline yapılan operasyonlar bu ihtimallerden dolayı çok yaygın değildir, fakat operasyon tekniklerinin giderek profesyonelleşmesiyle, bu uygulama da sıklaşmıştır.

Aslında germe ve kısaltma yöntemleri de mevcuttur. Kısaltma yöntemi son yıllarda çok sık tartışılsa da, yöntemin kalitesi giderek artmaktadır. Berlin, Stuttgart ve Würzburg’ta da bu yöntemle çok iyi sonuçlara ulaşılmıştır.

Konuşma bozuklukları tedavisi bu müdahaleyi tamamlayıcı bir görev üstlenmektedir ve çoğu erkekten kadına transseksüeller için de ilk seçenektir.
Âdem elmasının (gırtlak çıkıntısı) küçültülmesi

Gırtlağın; yani âdem elmasının göze batan bir büyüklüğü varsa, bu operasyona gerek duyulmaktadır. Bu sorunsuz bir operasyondur.
Diğer müdahaleler

Açıklanan bu uygulamanın yanı sıra, bazı durumlarda (her şeyden önce plastik cerrahi de) başka operasyonlara gerek duyulmaktadır. Bu müdahaleler de, özellikle hastalık sigortasıyla masrafların karşılanması için ön koşul olan tıbbi gerekirlilik tartışılmaktadır. Örneğin bu tür operasyonlar, burnun, çenenin veya elmacık kemiklerinin küçültülmesi ya da uygun müdahalelerle doldurularak yumuşaklığının sağlanmasıdır.
İlk tedavi ve operasyon denemeleri

1900’lü yıllarda seks hormonunun etkisi keşfedilmişti. Kimyasal tecritle seksüel tıpta yeni bir sayfa açılmıştır: Vücudu diğer cinsiyete uyarlamadaki hormonal değişimin ilk denemelerinde, üreme organlarının nakline başlanmış, 1918’li yıllarda haya ve yumurtalıkların alındığına dair bilgiler verilmiştir.

20'li yılların başında ilk cerrahi cinsiyet değişimi yapılmıştır.

Cerrahlar, 1. Dünya Savaşı sırasında üreme organlarına yapılan ameliyatı, yaralıları tedavi amaçlı uygulamışlardır. Bunun yanı sıra tıpçılar, başarısızlığa uğrayan deneyler sayesinde “Normalleştirme” ve Homoseksüellikten Heteroseksüelliğe yönlendirici yoğunlaştırmaya ilişkin birçok yeni bilgi edinmişlerdir. Seks Araştırma Enstitüsü hem bireyin psikolojik hazırlanma sürecinde, hem de operasyonların yürütülmesinde önemli rol oynamıştır. Çoğu hasta, kendisine rahatsızlık veren hayalarının veya yumurtalıklarının alınmasını talep etmiştir.

Tam anlamıyla uygulanan ilk cinsiyet değiştirme ameliyatını, Seks Araştırma Enstitü müdürü Felix Abraham, 1931 yılında “iki eril travestinin cinsiyet değişimi” adı altında rapor etmiştir. Abraham, bu travestilerin konsültasyonundan sorumluydu. 30’lu yıllarda, ilk estetik operasyonlar adım adım uygulanmaya başlamıştır ve Abraham, Dr. Levi Lenz’in yardımıyla hadımlaştırma ve yumurtalıkların alınması operasyonlarını tanımlamıştır. Dr. Levi Lenz bu yıllarda vajinaya şekil verme operasyonlarıyla ilgilenmekteydi.
Günümüzdeki durum

20. yüzyılda cinsiyet değiştirme ameliyatlarında uygulanan yöntemler oldukça ilerlemiştir. Cerrahi operasyonlarda yaşanan bu gelişmeler, konservatif tedaviler için de söz konusu olmuştur. 1950’li yıllarda uygulanan tıbbi yöntemler, özellikle Amerikalı doktorlar arasında yaygındı. Cerrahi operasyonların, çoğu zaman bir ile beş yaş arasında; cinsiyet yöneliminin henüz tam olarak belirlenemediği çocukluk dönemlerinde bireylere uygulanması rutin bir uygulamaya dönmüştü. Zamanın doktorları için bu, çok faydalı bir uygulamaydı, çünkü ilk operasyonlar akabinde ikincil operasyonları getirmiştir ve dahası bireyleri, ömür boyu sürecek olan hormon tedavisi uygulamasına yönlendirmiştir. Ayrıca birçok yeni yöntem geliştirilmiştir. Örneğin; son derece acılı bir yöntem olan genişletme operasyonu. Bu operasyonla yapay vajinaya penis benzeri bir alet yerleştirilir ve birleşme yetisine sahip olması için yapay vajina genişletilir.

Günümüzdeki konservatif modern tedavilerin, 1950 ve 1960'lı yılların aksine çok daha az yan etkisi bulunmaktadır. 1960 ve 70'li yıllarda bile çoğu zaman, hormon tedavisine bağlı saç dökülmesi, diş çürükleri ve mantar hastalıkları gözlenmekteydi. Tıbbi uygulamalar, lazer tekniği ve yeni metotlar sayesinde estetik cerrahi uygulamasını kolaylaştırmıştır. Bu da vücuda uygulanan daha birçok radikal müdahaleler olabileceği anlamına gelmektedir.
Türkiye'de Durum

Bir birey, kendi hayatını hangi bedende sürdürmek istediğine kendisi karar verebilir, ancak böyle bir sistemin, hukuksal boyutu da mevcuttur, çünkü cinsiyet değiştirme ameliyatlarının devlet tarafından kabulü de gerekmektedir.

Türkiye'de hukuksal bağlamda, transseksüellerle ilgili düzenleme, ilk kez 1988 yılında yasaya eklenen bir fıkra ile olmuştur. Bu yapılan düzenlemeyle, cinsiyetlerini değiştiren transseksüellerin, sağlık raporlarıyla birlikte, mahkemeye gittikleri takdirde, değiştirdiği cinsiyete uygun kimlik alabilme hakkına sahip olurlar. Evlilik gibi faktörler de, kişinin mahkemeye başvurmasına engel değildir. Yalnız, cinsiyet değişimi ile birlikte, evliliğin kendiliğinden biteceğinin kabul edilmesi gereklidir. Çocuğun vekâleti ise, mahkeme kararıyla taraflardan birine verilir.

2002 yılında ise, bu konuyla ilgili bir düzenleme daha yapılmıştır ve 18 yaşını doldurmuş, evli olmayan, transseksüel yapıda olduğunu kabul eden, bunun ruhsal zorunluluğunu kaldırabilen ve ömür boyu üreme yeteneğinden mahrum kalacağını bilen bir kişi, tüm bunları bir sağlık raporu ile belgelerse, şahsen mahkemeye başvurup, cinsiyet değişikliği talebinde bulunabilir. Verilen izinle birlikte, uygun bir cinsiyet değiştirme ameliyatı gerçekleştirildiğinin de belgelendiği hâlde, nüfus sicilinde gerekli düzenleme yapılmasına karar verilir.

Eski düzenlemeye oranla, yeni düzenlemede çok önemli farklılıklar var olduğu söylenebilir. Bu düzenlemeyle birlikte, evli kişilerin ameliyat olamaması, rapor ve mahkeme kararı almaksızın yurt dışında ameliyat olup, Türkiye’de nüfusuna ilişkin düzenlemeler talep etmesi gibi konular, tartışmaları gündeme getirecektir.
Uygulamada karşılaşılan sorunlar

Türkiye’de cinsiyet değiştirme ile ilgili kanunlar olmasına rağmen, uygulamada önemli sorunlar yaşanmaktadır. Bunlardan biri, ameliyat olmuş bireyin iş hayatında yaşadığı sıkıntılardır. İş başvurusu yapan bireyden talep edilen nüfus kaydı sonrasında, kayıtlarda yer alan ameliyat öncesi kimliğinin görülmesi, kişinin özel hayatına zarar verir.

Diğer bir sorun da yasalarda yer alan özürlülük ölçütü, sınıflandırılması uyarınca vücut fonksiyon kaybı cetvelinde bulunan transseksüellere ilişkin düzenlemedir. Bu cetvele göre, transseksüellik, özürlülük durumu olarak değerlendirilmektedir.

Türkiye'de iç hukukta da büyük sorunlar yaşanmaktadır.

Kaynak ve Dipnotlar

Wikipedia
Türkcçeye Mahsus Özel Harfler

Kopyeleyip kullanabilirsiniz

Code:
Ş ş ı Ğ ğ Ç ç İ

Ş

ş

ı

Ğ

ğ

Ç

ç

İ

İHSAN: ALLAH’I GÖRÜYORMUŞÇASINA YAŞAMAK

"“Allah (c.c.) her şeyde ihsanı farz kılmıştır…”
(Müslim, Sayd, 56.)


Hz. Peygamber (s.a.s.) bir gün ashabıyla oturmuş sohbet ederken üzerinde hiç yolculuk emaresi olmayan, bembeyaz giyimli, simsiyah saçlı, hiç kimsenin tanımadığı birisi çıkageldi. Peygamberimizin yanına oturdu, dizlerini dizlerine değdirdi, İslam nedir ve iman nedir diye sorular sormaya başladı. Hz. Peygamber (s.a.s.), her bir sorusuna cevap verdikçe bu yabancı adamın “Doğru söyledin.” demesi sahabenin iyice garibine gitti. Hz. Peygamber (s.a.s.) “O Cebrail’di; size dininizi öğretmeye geldi.” diyerek kimliğini deşifre ettiği bu yabancı adamın sorduğu sorulardan birisi de “İhsan nedir?” idi. Hz. Peygamber’in (s.a.s.) bu soruya verdiği cevap, bu zamana kadar ihsan kavramının en şümullü tanımı olup Müslümanların hayat felsefesini özetleyen bir mahiyet arz etmekteydi. Allah Resulü’nün bu soruya verdiği cevap şu şekildeydi: “İhsan, Allah’ı görüyormuşçasına O’na kulluk etmendir. Her ne kadar sen O’nu göremesen de O seni görmektedir.” (Buhari, İman, 36.)

Buradan öğreniyoruz ki ihsan, dinin mütemmimi olan hasletlerden bir tanesidir. Zira dini öğretmek için gelen Cebrail’in Hz. Peygamber’e sorduğu üç temel unsurdan biridir ihsan. İhsan, iman ve İslam’ın ideal seviyede yaşanmasının yegâne yolu olup bu kavramın hem Allah hem de kullar için bir anlam dünyası bulunmaktadır. Allah için kullanıldığında ihsan, O’nun bütün mahlûkata ikramda bulunması, rızık vermesi, dünya hayatında kâfir yahut mümin, insan yahut hayvan ayrımı yapmadan rahmetiyle muamele etmesi gibi anlamlara gelmektedir. Kullara bakan yönüyle ise ihsanın dört mertebesinden bahsedebiliriz:

Kişinin kendisine karşı ihsan
Hem yaratılış hem donanım hem de yetenek bakımından kişinin kendisini bilmeden ve tanımadan Yüce Allah’ı bilmesi ve mutlak doğruya ulaşması mümkün değildir. Nitekim bu hakikati ifade etmek üzere “Nefsini bilen rabbini de bilir.” sözü bir kelâm-ı kibar olarak söylenegelmiştir. Kendini bilip tanımanın en önemli yolu da kişinin kendisine karşı ihsan üzere olmasıdır. İnsanın yaratılış gayesini bilmesi ve yaptıklarının hesabını vereceğinin bilincinde olması, kendisine karşı en büyük ihsanıdır. Zira bu bilinç, kişinin dünyada huzuruna, ebedî âlemde de kurtuluşuna vesile olacaktır.

Yüce Allah’a karşı ihsan
Yukarıda zikredilen Cibril hadisinde de görüldüğü üzere ihsanın en temel anlamlarından biri, Allah’ı görüyormuşçasına yaşamaktır. Aynı şekilde ihsan, “Nerede olursanız olun O sizinle beraberdir. Allah yaptıklarınızı görmektedir.” (Hadid, 57/4.) ayetini düstur edinip ona göre davranmaktır. Bu yönüyle ihsan, kulluk bilincinin zirvesidir. Zira alıp verdiği her bir nefeste Allah’ı görüyormuş gibi davranan, attığı her bir adımda Rabbin huzurunda olduğunun bilincinde olan bir Müslüman’dan hem kendisine hem de başkalarına zarar verecek bir iş sadır olmayacaktır.

Diğer insanlara karşı ihsan
İhsan, karşılıksız iyilik yapmak, güzel davranışlar ortaya koymak gibi anlamlara da gelmektedir. Kişinin kendisi için sevip istediği şeyi Müslüman kardeşi için istemesi de ihsandır. Bu doğrultuda; insanlara iyilik ve ikramda bulunmak, dertlere derman, gönüllere şifa, yolunu kaybedenlere kılavuz olmak; kısaca insanlığın hayrına olacak her türlü güzel davranış ihsandır. İlim ve fende çığır açmış nice Müslüman ilim adamının yaptığı gibi yeni buluşlar ortaya koymak, bilişim ve teknoloji başta olmak üzere hayatın her alanında Müslümanların ve bütün insanların işlerini kolaylaştıracak icatlar yapmak, ihsanı hayatının merkezine yerleştiren müminlerle mümkün olacaktır. Hiç şüphe yok ki başkasına faydası olmadan çokça nafile ibadetle geçen bir ömürdense başkalarına faydalı olup sadece farz ibadetlerle meşgul olmak çok daha hayırlıdır. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.) bu hakikati şu sözüyle dile getirmiştir; “İnsanların en hayırlısı insanlara faydalı olanıdır.” (Taberânî, el-Mu‘cemu’l-Evsat, VI/58; Beyhakî, Şuabu’l-Îmân, X/115.) 

Canlı cansız bütün varlığa karşı ihsan
Canlı cansız bütün varlığa karşı güzel muamelede bulunmak da ihsandır. Nitekim dergimizin bu ayki sayısı için belirlediğimiz hadiste Hz. Peygamber (s.a.s.), Yüce Allah’ın her işte ihsanı farz kıldığını bildirmektedir. Hadisin devamında Allah Resulü savaş hâlindeyken düşmana bile işkence edilmemesini, kurban edilirken hayvana eziyet edilmemesini ve onun rahatlatılmasını isteyerek ihsanın hangi alanlarda olabileceğinin örneklemesini yapmıştır. (Müslim, Sayd, 56.) 
Bunların yanı sıra ihsan, bir işi en güzel şekilde yapmak diye de tarif edilebilir. Bu manadan hareketle, mümin bir bireyin ibadetten ticarete, tarım ve hayvancılıktan sanayiye, kısaca hayatın her alanında ihsan üzere olması ve buna göre davranması gerekmektedir. Bilim insanının araştırmalarında insanlığa/canlılara faydayı hedeflemesi; gıda üreticisinin ürettiği gıdada helal ve zararsız içerik bulundurması; mühendisin yaptığı binayı sağlam ve estetiğe uygun inşa etmesi; müteahhidin dere kenarlarına bina yapmaması, zemini sağlam olmayan yerlerde yüksek binalar inşa etmemesi gibi hususların hepsi ihsan kavramının bir gereğidir. Ayrıca İslam’ın üzerinde titizlikle durduğu adaletle muamele, emaneti ehline verme, liyakati önceleme vb. ilkeler de ancak ihsan kavramıyla ayakta kalacaktır.

Özetle ihsan; Allah’ın gördüğünü bilerek her işi en iyi ve en güzel şekilde yerine getirmek ve her şeyin hakkını vererek yapmaktır. İhsan bilinci kaybolduğunda insandaki şuur, ibadetteki huşu da kaybolur gider. Bu yüzden mümine düşen ister toplum içindeyken ister yalnız başınayken olsun ibadetinde veya dünyalık bir meşgalesinde ihsan üzere yaşamaya ve bu hâl üzere ruhunu teslim etmeye gayret etmektir.
Hadisten öğrendiklerimiz
1. İhsan, Allah’ı görüyormuş gibi yaşamak, yapılan her bir işi/ameli en iyi, en güzel ve en sağlam şekilde yapmak demektir.
2. İhsan bilincinin yitirilmesi, adaletin yerini zulmün, huzurun yerini kaosun almasına zemin hazırlayacaktır.
"

Halil Kılıç

Kaynak :

Türk Diyanet
KÖTÜLÜKLERDEN ALIKOYAN NAMAZ HANGİ NAMAZDIR?

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

ٱتْلُ مَآ أُوحِىَ إِلَيْكَ مِنَ ٱلْكِتَٰبِ وَأَقِمِ ٱلصَّلَوٰةَ ۖ إِنَّ ٱلصَّلَوٰةَ تَنْهَىٰ عَنِ ٱلْفَحْشَآءِ وَٱلْمُنكَرِ ۗ وَلَذِكْرُ ٱللَّهِ أَكْبَرُ ۗ وَٱللَّهُ يَعْلَمُ مَا تَصْنَعُونَ

Utlu mâ ûhıye ileyke minel kitâbi ve ekımıs salât(salâte), innes salâte tenhâ anil fahşâi vel munker(munkeri), ve le zikrullâhi ekber(ekberu), vallâhu ya’lemu mâ tasneûn(tasneûne).

“Sana vahyedilen kitabı oku ve namazı kıl. Muhakkak ki namaz, hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah’ı anmak elbette (ibadetlerin) en büyüğüdür. Allah yaptıklarınızı bilir.”

(Ankebut, 29/45.)


Yüce Allah kendisinden başka varlıklara tapan müşriklerin durumunu örümceğin yaptığı eve benzetmiştir. Örümceğin başını soktuğu ev, onu hiçbir tehlikeye karşı koruyacak durumda değildir. Müşriklerin sığındıkları ilahlar da onlardan herhangi bir eziyeti savamaz. Müminler ise verilen misallerden ders alır, hidayete ermek için Allah’ın mahlûkata koyduğu işaretleri tefekkür ederler. Cenab-ı Hak, imana erişen kullarının gözlerini kevni ayetlere çevirdikten sonra aşağıdaki ayetle akıllarını Kur’an ayetlerine yönlendirmiş, kendilerini rableri ile buluşturacak namaza davet etmiştir. Bahis konusu ayet şöyledir: “Sana vahyedilen kitabı oku ve namazı kıl. Muhakkak ki namaz, hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah’ı anmak elbette (ibadetlerin) en büyüğüdür. Allah yaptıklarınızı bilir.” (Ankebut, 29/45.)

Rabbimizin ayette emrettiği iki emirden birincisi olan Kur’an’ı okumak, onu okumakta devamlı olmayı ifade etmektedir. İlk okuduğunda inkişaf etmeyen mana tekrar okuduğunda inkişaf edebilir. O hâlde mümin, Kur’an ile bağını kesintisiz sürdürür. Onun ayetlerini tedebbür, manalarını tefekkür eder. Bu sayede manalarına ulaşır, ondaki hükümlerle amel eder, güzel ahlakla ahlaklanır.

Cenab-ı Hakk’ın ayette emrettiği iki emirden ikincisi olan namaza gelince bu emir, namazı sürekli ve düzenli kılmayı, kılarken onun sınırlarına riayet etmeyi içermektedir. Ayet-i kerimede namaz kılma emrinin gerekçesi “Namaz, hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar.” diye açıklanmıştır. Namazın hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyması; kulun bunları işleme iradesini elinden alması, yanlış davranışlarda bulunmasına imkân vermemesi anlamına gelmez. Dolayısıyla “alıkoymak” (nehiy) kelimesi mecazi anlamda kullanılmıştır. Maksat, namazın hayâsızlığı ve kötülüğü terk etmeyi kolaylaştırmasıdır. (İbn Aşur, et-Tahrir ve’t-Tenvir, XX, 258.) O hâlde kötülüklerden (fahşa ve münker) alıkoyan namaz hangi namazdır?

Kötülüklerden alıkoyan namaz, tam bir huşu ile okunanları tedebbür ederek; farzları, vacipleri, sünnetleri ile en güzel şekilde kılınan namazdır. Bu takdirde namaz mümine Allah’ı, O’nun azamet ve celalini, huzurunda durduğunu, gözetimi ve denetimi altında olduğunu hatırlatır. Bu bilinç onun âleminde haşyet duygusunu uyandırır, sözlerine ve davranışlarına yansır, hâlini ıslah eder. Nitekim namazın kötülüklerden alıkoymasının gerekçesi şöyle ifade edilmiştir: “Allah’ı zikretmek elbette (ibadetlerin) en büyüğüdür.” (İbn Aşur, a.g.e. XX, 260.) Tercih edilen yoruma göre zikirden murat namazdır. Zira namaz, Kur’an’da zikir olarak da isimlendirilmiştir. (Cuma, 62/9.) Buna göre namaz ibadetlerin en büyüğüdür. Çünkü onda Allah’ı zikir vardır. İçerisinde zikir olduğu için namaz diğer ibadetlerden üstün tutulmuştur. Onun zikir ile isimlendirilmesi, iyilikleri tercih etme, kötülüklerden uzaklaşma noktasında zikrin temel bir esas olmasından dolayıdır. (Beydavi, Envaru’t-Tenzil, IV, 196.) Nitekim Yüce Allah, “Beni zikretmek için namaz kıl!” buyurmuştur. (Taha, 20/14.)

Kötülüklerden alıkoyan namaz; müminin tekbir, kıraat, rükû ve nihayet tazimin son sınırı olan secde ile Allah’a yöneldiği, kulluk makamına eriştiği namazdır. Bir kişi dünyada makam sahibi olduğunda bu makam onu belli bir şekilde davranmaya yönlendirir. O, toplum içinde temsil ettiği makamın kendisine yüklediği sorumluluklara uygun hareket eder. Davranışları herhangi bir insan gibi olmaz. Allah karşısında kulun durumu da böyledir: Kul namaz ve secde ile rabbine yaklaşır. Onun katında bir makam kazanır. (Alak, 96/19.) Artık sahip olduğu bu makam, onun yasaklanan şeyleri yapmasına mani olur. Namazın tekerrürü ile sahip olduğu makama olan bağlılığı da kötülükten uzaklaşma duygusu da artar. (Razi, Mefatihu’l-Ğayb, XV, 61.)

Kötülüklerden alıkoyan namaz, mümine nasihatte bulunur; onun vicdanına hitap eder: “Yüce Allah’ın azamet ve kibriyasına delalet eden söz ve fiilleri içeren bu ibadeti yaptıktan sonra kötülükleri işler, rabbine isyan edersen çelişkiye düşmüş olursun!” der. Zira namaz kıldığı hâlde kötülükleri işleyen kişinin durumu, giydiği temiz ve güzel bir elbise ile çöplüklerde dolaşıp çöpleri karıştıran kimseye benzer. Zira böyle bir elbiseyi giymiş olmak, onun anılan mekânlarda bulunmasına müsaade etmez. Namaz kılan mümin de Allah’ın huzurunda durmaktadır; o artık “takva elbisesini” giymiştir. Böyle bir elbiseyi giydiği hâlde kötülükleri işlemesi çöplükleri karıştırmak gibi olur.

Kötülüklerden alıkoyan namaz, düzenli ve devamlı olarak kılınan namazdır. Yüce Allah’ın namazı farklı vakitlerde kılmayı emretmiş olmasının hikmetleri vardır. Farklı vakitlerde namaz kılınca, namazın yaptığı hatırlatmalar, verdiği öğütler yenilenir. Hatırlatma ve öğütler tekrar edince nefiste takva düşüncesi yerleşir, nihayet takva bir meleke hâline gelir.

Mümini kötülüklerden alıkoymayan namaza gelince; onda ne Allah’ı hatırlama ne de haşyet duygusu vardır. Çünkü namaz kılan; aklıyla, kalbiyle ve ruhuyla değil bedeniyle namaz kılmaktadır. Bu namaz kalbe huzur vermez, kulu Allah’a yaklaştırmaz. Böyle bir namazın kötülüklerden alıkoyma özelliği zayıf olur, hatta bu namaz kötülükleri önlemez hâle gelir. Kişiyi kötülükleriyle baş başa bırakır.

Namaz müminin önünde büyük bir imkândır. Hayata yön veren öncü bir ibadettir. Namaz kötülüklerden alıkoyduğunda tesiri insandan başlayarak topluma doğru yayılır. İşlediği kötülükler insanın zihin ve ruh dünyasına tesir etmektedir. Aldırmadan işlemeye devam ederse bu kötülükler yerleşip karakterinin parçası hâline gelmektedir. Namaz ise kötülüklerden alıkoyarak müminin zihin ve ruh dünyasını arındırmaktadır. Kalbini dinlendirmekte, manevi yorgunluklardan kurtarmaktadır. Stresten, ruhi problemlerden muztarip modern insanın manevi yaralarını sağaltan bir ibadettir namaz. Peygamber Efendimiz (s.a.s.) Hz. Bilal’e “Kalk, namaza (çağır da) bizi namazla rahatlat!” (Ebu Davud, Edeb, 78.) demişti. Namaza duyduğu büyük sevgiyi, hiçbir şeyin namaz kadar kendisine sevinç ve mutluluk vermediğini “Namaz gözümün nuru kılındı.” (Nesai, Işratü’n-nisa, 1.) diyerek ifade etmişti Allah’ın Resulü.


Dr. Abdülkadir Erkut

Kaynak :

Türk Diyanet


Tülin Şahin Kimdir? Biyografisi

Tülin Şahin (d. 13 Aralık 1979, Odense,Danimarka), Türk asıllı süpermodel, moda tasarımcısı, televizyoncu ve yazar.
Boyu 1,75 m (5 ft 9 in)[2]
Saç rengi Kahverengi saç
Göz rengi Koyu kahverengi[2]

Hayatı

Tülin Şahin, Danimarka'nın Odense şehrinde doğdu ve çocukluğunu orada geçirdi. 1995 yılında 'Supermodels Of Denmark' adlı yarışmada keşfedildi ve yarı zamanlı modellik yapmaya başladı. 1998 yılında tasarım üzerine eğitim aldığı okulu bitince tasarım kariyeri için 1998 yılında Paris'e gitti. Paris'te modacıların tekrar modelliğe ikna etmesi ile tam zamanlı modellik kariyeri başlamış oldu. Ailesinin memleketi olan Türkiye'ye Zeki Triko ile imzaladığı mankenlik işi için gitti. Ailesi aslen Sivaslıdır ve Danimarka'da yaşamaktadırlar. ABDli Ünlü manken Cindy Crawford'a aşırı benzerliğinden dolayı kendisi hem Türk hem de dünya basınında Sivaslı Cindy olarak anıldı. Ancak o idealisttir ve çalışkanlığı ile bu kalıbın içinde kalmadı, kendi ismini yapmayı başardı.[3] 2009 dan itibaren birçok defa Türkiye Kültür Bakanlığı tarafından tanıtım elçisi atandı. Türkiye Unicef iyi niyet elçisi ve Küresel Vatandaşlık Forumu elçisidir. 2008 yılında kadınlara yönelik Tuliss 22 Haziran 2011 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi. adlı bir site kurdu.[4] Bunların yanı sıra konsept ve marka danışmanlığı ile birlikte freelance moda editörlüğü de yapmaktadır. Zayıflamak isteyen bayanlara yönelik beslenme ve diyet üzerine Sırlar, Siz Hâlâ Diyet mi Yapıyorsunuz? ve Kral Prens ve Fakir kitaplarını yazmıştır. 1998'de Olacak O Kadar'da ve Tatlı Kaçıklar dizisinde ve 1999'da Gece Şahinleri filminde rol almıştır.[5] 2004 yılında Acun Firarda programında konuk sunucu oldu. 2010 yılından itibaren kesintisiz olarak kendi adı ile anılan ''Tülin Şahin İle Moda'' programını yapmaktadır. Karl Lagerfeld tarafından Turkish Beauty/Türk Güzeli olarak adlandırılan Tülin Şahin, İngilizce, Danca, İsveççe, Norveççe, Türkçe, Almanca ve Fransızca olmak üzere yedi dili çok iyi bilmektedir.[kaynak belirtilmeli] Uluslararası kariyeri ve saygın itibarı vardır. O Türkiye'de köklü spor kulübü Fenerbahçe taraftarıdır ve kulübe ait 1907 derneği üyesidir. 2016 yılında 2,50 milyon euroluk sigara reklam teklifini geri çevirdiği ortaya çıktı. O sigara ve alkole karşıdır. Türkiye Sağlık Bakanlığı ve Yeşilay ile birlikte çalıştı. Berkay Güvenle evlendi

Özel yaşamı

2005 yılında evlendiği yemek şefi ve televizyoncu Mehmet Özer ile 2017 yılında boşandı.

2019 yılında Portekiz asıllı Londra'lı yatırımcı ve ekonomist Pedro de Noronha (d. 1977)  ile Lisbon'da sade bir tören ile evlendi. Kasım 2019'da, kızları Siena dünyaya geldi.[6]

Kariyeri

Paris Moda Haftası, Londra Moda Haftası, Milano Moda Haftası ve New York Moda Haftası gibi dört büyük moda haftasında görevler aldı. Ralp Lauren, Silk and Cashmere, Hublot, Victoria Secret, Audi gibi daha birçok dünya markası ile çalıştı. Ayrıca Victoria Secret modelidir.

Türkiye Kültür Bakanlığı tarafından Türkiye reklam elçisi seçildi. Global Citizen ForumTürkiye elçisi ve Unicef Türkiye elçisi seçildi.

Kaynak ve Dipnotlar

Wikipedia


At - Atlar Hakkında Bilgiler

At (Equus caballus), Atgiller (Equidae) familyasına ait otobur bir toynaklı memeli. Evcilleri olduğu gibi, Amerikan bozkırlarında “Mustang” ve Altay dağlarının her iki yanındaki açık arazilerde “Prezewalski” denen yabani atlar sürüler halinde yaşar. En meşhur at türleri Arap, İngiliz, Ahal Teke, Rahvan (Türk) ve Midillidir.

Özellikler
Tek toynaklılar (Perissodactyla) takımının, Atgiller (Equidae) familyasının tek mevcut cinsi olan Equus cinsine ait bir memelidir. Erkeğine aygır, dişisine kısrak, yavrusuna tay, yumurtaları çıkarılmış, iğdiş edilmiş olana da beygir denir. Küçük başlı ve kısa kulaklıdır. Yelesi ve kuyruk ucu uzun kıllıdır. Ömrü 20 ila 30 sene civarındadır. Arapçada binek ve yük hayvanı olan ata; dabbe, matiyye, Farsçada semend, tusen denir. Firdevsî'nin Şehnâme efsanelerinde adı geçen çil ata da rahş (رخش) denir. Hepsi otla beslenir. Geviş getirmezler. Memeleri kasık bölgesinde arka ayaklarına yakındır. Üçüncü parmakları geniş bir tırnakla çevrilmiş olup “toynak” adını alır. Bunun üzerine basarak yürürler. Ayrıca atların insanlardan 18 tane fazla kemiği vardır.

İnsanlara hizmet eden hayvanların en kabiliyetlilerindendir. İnsanların, harp meydanlarında, izinsiz gösteri kontrolünde, yük taşımada, yarış, cirit, çit atlama ve av sporlarında yardımcısıdır. Silah gürültüsüne ve bando sesine rahatlıkla alışır. Atlar aynı zamanda dizlerini kilitleyebilir.

At, cesur ve atılgan olduğu gibi sahibine son derece itaatkârdır. Sahibi dilerse dolu dizgin, dörtnala koşar, isterse aheste yürür, isterse durur. Her durumda sahibini memnun etmeye dikkat eder. Yorgunluğa bakmaksızın kendini çatlatmak pahasına da olsa olanca gayret ve kuvvetini itaat uğruna sarf eder.

Atlar, bacak kemiklerinin kilitlenme özelliği sayesinde ayakta uyurlar ve kendilerini güvende hissederlerse yatarak da uyuyabilirler. Bu şekilde, ayakta uyurken yırtıcı hayvanlara karşı tetikte olurlar. Yatarak uyumak atlar için daha sağlıklıdır. Bir at yatarak uyuduğunda sürüdeki diğer atlardan biri yanında ayakta durur veya derin olmayan biçimde ayakta uyur. Tamamen yalnız olan bir at içgüdülerinin tehlike uyarısı nedeniyle hiç derin uyuyamaz ve bu nedenle uyku kalitesi düşer.[2]
Yürüyüş biçimleri
Atların değişik yürüyüş biçimleri vardır. Bunlar atın dört ayağının yere temas durumu, dördünün birden havada oldukları zaman diliminin kalanlarına göre uzunluğu, kaç zamanlı olduğu, her seferinde kaç nal sesi duyulduğu gibi özelliklere göre isimlendirilir: örn. adeta, tırıs, rahvan, rahim, ramize, eşkin, dörtnal gibi. Attan ata ve aynı at için duruma göre yürüyüş şekli değişiklik gösterir. Atın adımlarının yere temas sırası, nal sesleri ve zıplama durumları benzese de, kas kullanımı, bacak uzunluk ve açıları, zıplama yüksekliği gibi faktörlere bağlı olarak başka ortalama sürat, ve başka binicilik tekniği gerektiren durumlar ortaya çıkar.



Adeta saatte 5–8 km



Tırıs saatte 8–13 km



Rahvan saatte 8–13 km



Eşkin saatte 16–27 km



Dörtnal saatte 25–30 km, rekor: 70.76 km



Taksonomi ve Evrim

Irklar

Evcil atlar: Bazı bilim adamlarına göre atı ilk evcilleştiren topluluğun İskitler olduğu söylenmektedir. Bazı DNA testlerinde ise atın tek bir bölgede değil, birbirinden bağımsız 6 coğrafyada evcilleştirildiği sonuçlarına ulaşılmıştır. Nitekim Chauvet, Lascaux, Niaux, Cougnac, Cosquer ve Pech Merle Mağaralarındaki tasvirler buna örnek olarak gösterilebilir.[5] Atların evcilleştirilmesine ilk olarak 10.000 yıl önce başlandığı sanılmaktadır.[6]

Bugünkü modern atların Asya yaban atından türediği şüphelidir. Bazı zoologlar Avrupa yaban atından türediğini ileri sürmektedirler. evcilleştirilmiş atların birçok soyları vardır. Bugün küçük Midilli atları ile Safkan Arap atlarının soy kütüğü kesin olarak bilinmemektedir.

Atlar 20-30 sene yaşar, bazı kısraklar 15 yaşına kadar doğurur. On bir ay gebe kalır ve bir yavru doğururlar. Yavrunun gözleri açık olarak doğar ve birkaç dakika sonra ayağa kalkarak annesini takibe başlar. Yük çekme ve taşıma atları, kalın bacaklı, iri cüsselidir. Binek ve yarış atları ince uzun bacaklıdır. Atlar arasında haset yok ise de, birbirlerine gıpta etmek huyları vardır. Bu da yarışta, hendek ve çit atlamada kendini gösterir. Birbirlerine imrenerek daha hızlı koşup öne geçmek isterler. Saatte 60–70 km hızla koşanları vardır.

Erkek eşek ile kısrak (dişi at) çiftleştirilirse katır elde edilir. Aygır (erkek at) ile dişi eşeğin (kancık) çiftleşmesinden de bardo ya da ester denen katır çeşidi elde edilir. Her iki melez de üremezler. Katır, bardodan daha dayanıklıdır. Kemikleri kırılırsa operasyon maliyetinin fazlalığı ve postoperatif dönemdeki bakım güçlükleri nedeniyle genellikle ötanazi yapılır.

Arap atı: Çok dayanıklı mükemmel bir binek ve yarış atıdır. İngiliz atlarından daha dayanıklı olup, 24-28 saat hiç su içmeden yol alabilir.

İngiliz atı: İyi bir binek ve yarış atıdır. Özellikle yarış için yetiştirilir. Arap aygırı ile İngiliz yerli kısraklarının çiftleştirilmesinden türetilmiş bir soydur. Arap atından daha uzun bacaklıdır.

Midilli atı: Küçük, sakin ve dayanıklı bir at çeşididir. Keçi veya koç büyüklüğünde. Çocuklar için iyi bir binek hayvanıdır. Hafif gezinti arabalarına koşulduğu gibi maden ocaklarında da istifade edilir. Shetland, İzlanda ve Norveç midillileri meşhurdur.

Belçika atı Felemenklere özgü bir attı. Büyük gövdeli olmasına karşın bacakları kısadır.[7]

Bugün Amerikan bozkırlarında yaşayan Mustang adı ile anılan vahşi atlar, İspanyolların Amerika’ya götürdükleri ehli atlardan kaçanlardan yabanileşenlerdir. Az yiyecekle yetinip, her türlü iklim şartlarına dayanırlar.

Tarpan adıyla anılan Avrupa yaban atının (E. caballus gmelini) 1876’dan beri nesli tükendi. Bugün eski dünyada hala neslini devam ettiren yalnız bir yaban atı türü vardır. Bu at Orta Asya Moğolistan’ının soğuk ve ıssız ovalarında yaşar. Asya yaban atı veya Prezewalski dendiği gibi Moğol yaban atı da denir. Altay dağlarının her iki yanında yaşar. Siyah kısa ve dik yeleleri ile, ağır ve iri başları, küçük kulakları, uzun kıllı kuyrukları ile evcil atlardan farklılık gösterirler. Renkleri kırmızımtrak kahverengi olup çekici bir görünüşleri vardır. Burun kısımları beyazdır. Kışın kılları uzar ve böylece soğuktan korunurlar.
Atın rengi (don)

Atın rengine don adı verilir. Başlıca at donları yağız (kara), al (kızıl-kahve, kırmızıya çalan at kestanesi rengi), beyaz, doru (gövde kahverengi, yele, kuyruk ve ayakların uçları kara), kula (gövde koyu sarı, yele, kuyruk ve ayakların uçları kara), kır (koyu kıllarla karışık ak), boz (al don üzerine ak kıllar) ve ahreçtir (kıllar beyaz ve kırmızı, yele ile kuyruk siyah). Bu renkler de kendi aralarında çeşitli gruplara ayrılır (kuzguni yağız, donuk yağız, kirli yağız vb.).[8]
Atın tarihçesi
Avrupa, Asya, Avustralya ve Amerika’daki geniş bozkırlarda hâlâ vahşi at sürüleri (mustang) yaşamaktadır. Evcil atlar haralarda yetiştirilir. İstanbul'un ilk Arap Atı harası 1865’te Malatya Sultansuyu yanındaki Aziziye’de kuruldu. Türkiye'de ilk modern harası ise 1923’te açılan Karacabey harasıdır.

Mustang (okunuşu: Masteng)

genelde Amerika Birleşik Devletlerinin batı eyaletlerinde sahipsiz, başıboş gezen yabanileşmiş atlardır.

Çoğunlukla yaban atı (İngilizce wild horse) olarak nitelendirilse de, gerçekte evcil attan (Equus ferus caballus) türeyen yabanileşmiş at (İng. feral horse) demektir[1].

1900'lerde iki milyon nüfusa sahip oldukları tahmin ediliyor[2]. 2008 yılı rakamlarına göre 33.000 kadar mustang vardır. Günümüzde ABD'de Bureau of Land Management tarafından korunup kollanmaktadır.
Adlandırma

Türkçeye İngilizce mustang kelimesinden geçen ödünç kelimedir. Ödünç kelimeler, alıntı kelimelerden farklı olarak, orijinal [3] yazımıyla yazılırlar. İngilizceye de Meksika İspanyolcasında kullanılan mesteño (eril) / mesteña (dişil) ('sahipsiz, başıboş dolaşan hayvan; yılkı') kelimesinden geçmiştir[4].
Özelliği

Tabiatta tamamen doğal bir seçilim ile doğmakta ve hayatta kalmaktadırlar. Bu sebepten ötürü çok güçlü bir genetiğe sahiptirler. Diğer (evcil) türlere göre daha sağlam kemik ve tendonlara sahip atlardır.[5]
Tarih

Amerika'nın keşfinden sonra 1493 yılında[6][7] İspanyollar tarafından Yeni Dünya'ya (Florida ve Meksika) sokulan atlar genelde Fas kökenli Berberi atı, Portekiz kökenli Sorraia ve İspanya kökenli Endülüs atı gibi at ırklarının karışımları olan İber at ırklarıdır[2]. İspanyollarca Amerika'ya sokulan atlarla tanışan ve onu kullanmasını öğrenen ilk yerliler Pueblo Kızılderilileri olmuştur. Kızılderililer atlarla tanışmadan önce köpekleri çekim hayvanı olarak kullanırlardı[8].

Komançilerin masteng atlarını (Komançice cobe) benimseyip onu güçlerinin odağına oturtmaları onları Teksas'taki en güçlü Kızılderili grubu hâline getirmiş ve Teksas-Kızılderili savaşlarında Beyazlara rakip olan en büyük güç durumuna gelmişlerdir[9].


    Spanish Mustang
    Gila Bend Mustang
    Kiger Mustang
    Pryor Mountain Mustang
    Spanish Mustang
    Sulphur Mustang

Arap atı

Efsane

Efsaneye göre Arap cinsinin dişisini Muhammed bin Abdullah seçmiştir. Çölde uzun bir seyahatten sonra susayan kervandaki hayvanların sadakatini ve dayanıklılığını ölçmek için bir su kaynağının yakınına kadar sürdüğü hayvanları geri çağırmış, bu çağrıya yalnızca beş tane dişi at karşılık vermiş. Suyu bırakarak sahiplerine geri dönecek kadar sadık olmaları sebebiyle bu beş at, Küheyle, Seklaviye, Übeyye, Hamdaniye, Manekiye el-Hamse, yani beş olarak adlandırılmış. Bu atların, beş Arap atı türünün ataları olduğu söylenir. Bir diğer efsane de Süleyman'a Arap atı Dehman ismi dayanmaktadır.
Diğer cinslere etkisi

Günümüzde hemen hemen bütün yarış atlarında Arap atı kanı bulunur. Arap atı, genetik potansiyeli nedeniyle Endülüs atı, Kırma, American Quarter, Morgan, Amerikan bineği, Appoloosa, Oldenburg ve Trakehner gibi birçok sıcakkanlı at cinsine de genlerini vermiştir. Binek atlar dışında Parcheron ve Midilli'de de Arap atı geni görülür. Biçimli başları ve yüksek kuyrukları sayesinde diğer türlerden kolayca ayırt edilirler.

Günümüzde yetiştiriciler birçok at çeşidi için "Arap kırması" yerine yeni isimler türetmişlerdir. Quarab (Arap-Quarter), Welara (Arap-Welsh Midillisi) veya Morab (Arap-Morgan) bu yeni türlerden bazılarıdır.
Özellikleri
Biçim


Arap atının, profilden bakıldığında WV şeklinde bir kafası, geniş alnı, küçük burnu, geniş burun delikleri vardır. Arap atının gözlerinin arasında bedevilerin jibbah dediği, sıcak havada nefes almayı kolaylaştıran bir çıkıntı vardır. Boynu da oldukça geniştir. Altı yerine beş bel omuru bulunduğu için sırtı diğer cinslere göre daha küçüktür. Buna rağmen ağır binicileri kolaylıkla taşıyabilir. Bir diğer önemli özelliği de doğal olarak kalkık duran kuyruğudur.
Boyut

Arap atları birçok at ırkına kıyasla daha küçüktür, 1,40 ile 1,52 metre arasında bir cidago yüksekliğine sahiptir. İnce ve orta kemikli olanları 360 ile 450 kg ağırlığındadır. Bazı Polonya kökenli Arap atları ise 1,60 metre yüksekliğindedir. Bu atlar farklı fiziksel özelliklere sahip olsalar dahi hepsi çok zariftir.[1]
Karakter

Arap atları yüzyıllardır çöllerde insanlarla yakın ilişki içinde olmuşlardır. Savaşlarda başarılı olan atlar bazen evlerde misafir edilmiştir. Çocuklarla olan iyi ilişkileri nedeniyle 18 yaş altındaki çocukların binmesine izin verilen tek çeşittir.

Arap atlarının çoğu zeki, çevresiyle iyi ilişkili ve hassastır. Kolay öğrenirler, sahiplerinden sevgi gördükleri zaman buna çok iyi karşılık verirler. Bu özellikleri onları hem evcil hem vahşi yapar. Çünkü düzensiz veya gereğinden fazla tekrarlanan eğitim Arap atlarını çok hırçınlaştırabilir.

Arap atı, hızlarıyla bilinen cinslerin bulunduğu sıcakkanlı atlar sınıfına girer. Eğitiminin zor olduğunu düşünenlerin, bunun kendi davranışlarından kaynaklandığını bilmesi gerekir, çünkü Arap atı, sahibinin davranışına çok hızlı cevap veren hassas bir cinstir. Yanlış yetiştirilen Arap atları kamuoyunda olumsuz bir imaj bırakmıştır.
Cavalo Arabe REFON.jpg
Renkler

Safkan Arap atları gri, fındık rengi veya kırmızıdır.

Birçok Arap atının beyaz gibi görünmesine rağmen, bu aslında gri tüy renginin doğal bir özelliğidir. Birçok Arap atı doğduğunda fındık rengi veya kırmızıdır. Mevsim, yaş gibi koşullara bağlı olarak tüy renkleri değişse de derileri hep siyahtır. Beyaz Arap atları aslında gridir.

Siyah Arap atı çok nadir bulunur. Bu renk genini taşıyanlar yanlış üretim sonucu sadece bazı kahverengi atlarda siyah beneklere dönüşmüştür. Bazı gelişmiş çiftlikler sipariş üzerine farklı renklerde çiftleştirme veya DNA üzerinde değişiklik yapmaktadır.

Safkan Arap atlarında beyaz veya krem rengi tüye rastlanmaz. Yaşamış hiçbir safkan Arap atında Appaloosa (gövdenin yalnız bir bölgesinde benekler olması, gerisinin düz renk olması) benzeri bir renk görülmemiştir. Bu da DNA üzerinde çalışılarak elde edilebilir.

At sahiplerinin, iyi atın aynı zamanda güzel renkte olmasını da istemeleri, Arap atının renklerine yüklenen anlamların sadece küçük bir parçasını oluşturur. Bedevi kültüründe her rengin, her tonun bir anlamı, sosyal statü üzerine etkisi vardır. Örneğin siyah Arap atları zor bulunduklarından, sahipleri zengin veya şanslı insanlar olarak bilinir. Üzerindeki en küçük bir beyaz benek Arap atının değerini düşürür, safkan olmadığı anlamına gelir.

Gövdesinde fındık renginin farklı tonlarını bulunduran kayıtlı çok az Arap atı vardır ve hâlâ tartışma konusudurlar. Bu atlardan birçoğunun renk değiştirerek aslında gerçek Arap atı renklerinden biri olduğu görülmüştür. Bu durum en çok gri tüy renginde görülür.
Diğer özellikleri

Arap atlarının tüy renkleri değişse de derileri hep siyahtır. Siyah deri güneş ışınlarına karşı koruma sağlar. Göğüs ve ayakları çok kaslıdır.

Çok dayanıklı olan Arap atı, yüksek süzülebilme kabiliyeti ile iyi yol tutuşu sağlar. Dengesi iyidir ve hızlı kalkış yeteneği vardır. Savaş atlarında olması gereken özelliklerin tümüne sahiptir.
Tarihi

Arap atı dünyanın en eski ırkı veya en eski ırklarından biridir. Günümüzdeki oryantal kökenli Arap atları, Arabistan Yarımadası'nda bulunan MÖ 2500'lü yıllardan kalma mağara resimlerindeki at figürleriyle aynıdır. Benzer yapıdaki at figürlerine bütün Anadolu, Kafkaslar ve Mezopotamya'daki mağara resimlerinde de rastlanır.
Çöl kökeni

Arap atının atalarının nerede yaşadığı halâ tartışma konusudur. Çoğu uzman Güneybatı Arabistan veya Kuzey Mezopotamya üzerinde yoğunlaşır. Mezopotamya'da görülen at figürlerinin bölge dışında da görülmesi bu at cinsinin Orta Doğu'ya göç etmiş Ön Türkler tarafından getirilen at ırklarından biri olması ihtimalini de gündeme getirmektedir.

Arap atının ilk evcilleştirilmesi devenin kullanılmaya başlanmasıyla aynı dönemlere rastlar. Çölde yaşamaya uygun yapıdaki bu atlar kısa sürede çok tutulmuş, sağlıklı damızlıklar kullanılarak geleceğe yatırım yapılmıştır.

Arap atı ırkı geliştikçe Bedeviler atlarının ırk kayıtlarını dilden dile aktararak kaydetmeye başladılar. Her aile ve kabilenin atlarının geçmişi, geldikleri dişi at gibi özellikleri hep kayıt altındaydı.

"Arap atı" isminin geçtiği en eski yazılı kaynak MS 1330 yılına aittir. Irkının en kaliteli atları Asil olarak bilinirdi ve asil olmayan atların asillerle çiftleştirilmesi yasaktı. Bu atların dişileri daha değerliydi.

Bedeviler zamanla farklı özelliklerde alt ırklar ürettiler. İlk yedi çeşit Arap atı Küheylan, Seklavi, Übeyyan, Hamdani, Maneki, Dehman ve Hedban idi.
Eski dünyada Arap atı

Başlarında zırhlarıyla savaşan güçlü Arap atları Eski Mısır, Mezopotamya, Roma İmparatorluğu ve Eski Yunan sanat eserlerinde sıkça görülür. En ünlü Arap atlarından biri Büyük İskender'in Bucephalus isimli atıdır.
İslam dünyasında Arap atları

622 yılındaki Hicretle beraber İslam dünyası Arap atlarıyla tanışmıştır. 630'lu yıllarda Müslüman toplumlar Kuzey Afrika ve Orta Doğu'ya doğru genişleme çabasına girdi. Bu genişleme 711 yılında İspanya'ya kadar vararak 720'de bütün İspanya Yarımadasını kapladı. Arap ve Orta Doğu kökenli akıncıların atları en güçlü Avrupa kökenli atları ezip geçtiler. Endülüs atı bu sırada ortaya çıkmıştır. Amerika`yı keşfedenler de beraberlerinde Osmanlı İmparatorluğu sayesinde tanıştıkları Arap atlarını götürmüşlerdir. Osmanlı İmparatorluğu 1299 yılında yükselerek Orta Doğu'nun çoğunu kontrol altına aldı. Arap atlarını savaştan ticarete birçok alanda kullandılar ve Avrupa'ya da tanıttılar. İstanbul'un ilk Arap atı harası 1864’te Aziziye’de kuruldu.
Avrupa'da Arap atları

Müslümanların yaptığı fetihler ve Osmanlı, Arap atının Avrupa'ya gelişinin tek sebebi değildir. 1095'te başlayan Haçlı Seferleriyle Filistin'i işgal eden Avrupalılar geriye ganimet olarak Arap atlarıyla döndüler.

15. yüzyılın başlarında ateşli silahların keşfiyle şövalyeler ve onları taşıyan zırhlı Arap atları birleşimi ortaya çıktı.

Arap atlarının Avrupa'ya girişinin en kalabalık örneklerinden biri de Osmanlı İmparatorluğunun 1522 yılında Macaristan'a 300.000 atlı asker göndermesidir. 1529'da Viyana'ya ulaşan Türkler Polonyalı ve Macar güçler tarafından önlendiğinde ele geçirilen atlar Avrupa'daki en kaliteli Arap atlarının temelini oluşturmuştur. Daha sonra İngiliz, Rus, Polonya gibi ülkelerin kralları sömürge döneminde çölden Arap atları getirterek özellikle kendi ahırlarına katmışlardır.

Kaynak ve Dipnotlar :

Wikipedia



Nur Viral Kimdir? Biyografisi

Nur Viral, 13 Mayıs 1975 tarihinde İstanbul’da doğmuştur. Tüm eğitim kademelerini İstanbul’da tamamlamış. Üniversiteden mezun olduktan sonra çeşitli özel dersler almış ve ardından sunuculuk yapmaya başlamıştır. Almış olduğu derslerin başında diksiyon ve spikerlik eğitimleri vardır.

İlk olarak radyolarda spikerlik yapmaya başlamış olan Nur Viral, bir süre sonra radyo programları sunmuştur. Radyoya 1993 tarihinde başlayan sunucu, senelerce Türk Sanat Müziği ile ilgili programlar sunup sonrasında ise televizyon kanallarında çalışmaya başlamıştır.

Radyo ve Tv programı sunucusu. 13 Mayıs 1974, İstanbul doğumlu. Boy 1.73 m, kilo 59 kg. Eğitim hayatını da İstanbul'da tamamladı, üniversite mezunudur. Özel radyoların açılmasıyla birlikte yayın hayatına başlayan Nur Viral, 1993 yılından itibaren farklı radyo kanallarında sunuculuk ve yayın ve yayın yönetmenliği yaptı. 

Türkiye'nin ilk sağlık programı sunucusu olarak, sağlık programı sunmaya ilk olarak Tatlıses TV'de başladı. Uzun yıllar "Hayat Ağacı" adlı sağlık programının sunuculuğunu yaptı. Sağlık programları serüvenine uzun yıllar muhtelif kanallarda devam ederek, 5 yıl boyunca, Hayat Ağacı isimli kadın kuşağı programını Tatlıses TV ve ortak yayın yapan 40 yerel televizyon aracılığı ile izleyiciye ulaştırdı.

Ünlü sunucu, sırasıyla Kanal 7, TNT, Samanyolu TV, Show TV, Türkmax Gurme ve Beyaz Tv olmak üzere pek çok farklı kanalda yemek ve sağlık programları yaptı.

Yemek yapmayı ve dünya mutfakları hakkında bilgi edinmeyi çok seven Viral, aynı zamanda bir Türk Sanat Müziği aşığıdır. Güzel sunucu halen hafta içi her gün 11:00’da Beyaz Tv ekranında yayınlanan Hayatta Her Şey Var isimli kadın kuşağı programının sunuculuğunu yapmaktadır.

Bugüne dek 2 kere dünya evine giren Nur Viral, 2. evliliğini 2016 'da Cemil Ertem ile yapmış ve maalesef 2019 'da da boşanmıştır. Ekranların sempatik sunucusu Viral şu anda ise bekardır.
Nur Viral, sürpriz bir aşka yelken açmış, gönlünü Cumhurbaşkanı Recep (:::) Erdoğan'ın ekonomi Başdanışmanı Cemil Ertem'e kaptırmıştı. Yakın bir zamanda ortak dostları aracılığıyla tanışan ikilinin ilişkisini evlilik kararıyla noktaladıklarını Superhaber duyurmuştu. 26 Kasım 2016 tarihinde Cumhurbaşkanı Başdanışmanlarından Emil Ertem ile Roma Büyükelçiliği'nde evlendi. Çiftin evliliği 9 Temmuz 2019’da boşanmayla son buldu.

Nur Viral kimdir sorusunun yanıtı gündemin merak edilen konuları arasında yer alıyor. Beyaz TV ekranlarında hafta içi her gün Hayatta Her Şey Var programını sunan ve " Nur Viral'le Hayatta Her Şey Var" YouTube kanalında içerikler üreten Nur Viral, sosyal medyada merak ediliyor.

Nur Viral halen hafta içi her gün 11:00'da BEYAZ TV ekranında yayınlanan Hayatta Her Şey Var isimli kadın kuşağı programının sunuculuğunu yapmaktadır.

Bellona ile anlaşması sona eren Şevval Sam yerine, Nur Viral markanın reklam yüzü olmuştur.

Nur Viral Boyu Kaç?

Nur Viral 1.73 boyundadır.

Nur Viral Kaç Kilo?

Nur Viral 59 kilodur.

Nur Viral Hangi Burç?

Nur Viral Boğa burcudur.


RAŞiT TUNCA

BAŞAĞAÇLI RAŞiT TUNCA
Raşit Tunca

FORUMUMUZDA
Dini Bilgiler...
Kültürel Bilgiler...
PNG&JPG&GiF Resimler...
Biyografiler...
Tasavvufi Vaaz Sohbetler...
Peygamberler Tarihi...
Siyeri Nebi
PSP&PSD Grafik

BOARD KISAYOLLARI

ALLAH

Allah



BAYRAK

TC.Bayrak



WEB-TUNCA


Radyo Karoglan

Foruma Misafir Olarak Gir


Forumda Neler Var


Karoglan-Raşit Tunca - Dini - islami - Dini Resim - FIKIH - Kuran - Sünnet - Tasavvuf - BAYRAK - Milli - Eğlence - PNG - JPEG - GIF - WebButtons - Vaaz - Sohbet - Siyeri Nebi - Evliyalar - Güzel Sözler - Atatürk - Karoglan Hoca - Dini Bilgi - Radyo index - Sanal Dergi




GALATASARAY

G A L A T A S A R A Y


FENERBAHÇE


F E N E R B A H C E


BEŞiKTAŞ

B E Ş i K T A Ş


TRABZONSPOR

T R A B Z O N S P O R


MiLLi TAKIM

M i L L i T A K I M


ETKiNLiKLERiMiZ


“Peygamberimiz Buyurdular ki Birbirinize Temiz ağız ile Dua edin. Bizde Sayfamızı ziyaret edenlerin ve bu bölümü ziyaret edenlerin kendilerinin Ruhaniyetine, geçmişlerinin Ruhuna Yasin Okuyup hediye ediyoruz Tıkla, ya sende oku yada okunmuş Yasinlerden Nasibini Al”
(Raşit Tunca)



MEVLANA'DAN

“ Kula Bela Gelmez Hak Yazmadıkca, Hak Bela Yazmaz Kul Azmadıkca, Hak intikamını, Kulunun Eliyle Alır da, Bilmiyenler Kul Yaptı Sanır."
(Hz. Mevlana)