MUHAMMED
BAYRAK
| Welcome, Guest |
|
You have to register before you can post on our site. |
| Forum Statistics |
» Members: 7 » Latest member: Muhammed » Forum threads: 5,258 » Forum posts: 5,849 Full Statistics |
DOWNLOADEN
AYET
FELSEFEMiZ
Raşit Tunca Sözü
GÜZEL SÖZ
Bana görünme de, kime görünürsen görün!
Hoca evlendiği ilk gece karısının yüzünü ilk kez görünce, felaket derecede çirkin olduğunu fark eder. Fakat olan olmuştur. Ertesi sabah, kadın nazlanarak Hoca'ya sorar:
– Kocacığım, kime görüneyim, kime görünmeyeyim? Bu konuda bana bir şey söylemedin.
Bu soru, Hoca'nın bütün sabrını bitirir. Hoca cevap verir:
– Bana görünme de, kime görünürsen görün!
Hoca evlendiği ilk gece karısının yüzünü ilk kez görünce, felaket derecede çirkin olduğunu fark eder. Fakat olan olmuştur. Ertesi sabah, kadın nazlanarak Hoca'ya sorar:
– Kocacığım, kime görüneyim, kime görünmeyeyim? Bu konuda bana bir şey söylemedin.
Bu soru, Hoca'nın bütün sabrını bitirir. Hoca cevap verir:
– Bana görünme de, kime görünürsen görün!
Müjde Ar Kimdir? Biyografisi
Müjde Ar, asıl adıyla Kâmile Suat Ebrem, (21 Haziran 1954, İstanbul), Türk oyuncu.[1]
1980'li yıllarda rol aldığı filmlerle sinemada kadın kimliğini değiştiren, kadın cinselliğine farklı bir bakış açısı getiren kadın filmlerinin unutulmaz oyuncusu olmuş; Türk sinemasındaki kadın temsilinin değişmesini sağlamıştır.[2]
Hayatı ve kariyeri
Söz yazarı ve tiyatro oyuncusu Aysel Gürel ile gazeteci Vedat Ebrem'in (Akın) ilk çocuğu olarak dünyaya geldi, oyuncu Mehtap Ar'ın ablasıdır.[3] Sekiz yaşında Oraloğlu Tiyatrosu'nda sahneye çıktı. 1970'lerin başlarında tiyatro ve fotoroman oyunculuğu, fotomodellik ve mankenlik yaptı. Halit Refiğ'in yönetmenliğini yaptığı, Halid Ziya Uşaklıgil'in ünlü romanının ilk televizyon uyarlaması olan 1975 tarihli Aşk-ı Memnu dizisindeki "Bihter" rolüyle bir anda şöhret oldu ve sinemaya geçti. 1977-1981 yılları arasında çok sayıda filmde oynadı. Bu arada şarkıcı olarak da sahneye çıktı.
1980'de Atıf Yılmaz'ın yönettiği Deli Kan ve 1981'de Ömer Kavur'un yönettiği Ah Güzel İstanbul filminde rol almaya başladı. Birçok sinema oyuncusunun cesaret edemediği zor rolleri üstlenerek, gitgide, cinselliğinden çekinmeyen, sorunlarına sahip çıkmak isteyen bir kadın tipi yarattı. Bu dönemdeki filmleri arasında Göl (1982), Şalvar Davası (1983), Dağınık Yatak (1984), Fahriye Abla (1984), Dul Bir Kadın (1985), Adı Vasfiye (1985), Kupa Kızı (1986), Aaahh Belinda (1986), Teyzem (1986), Asılacak Kadın (1986), Afife Jale (1987) ve Arabesk (1988) sayılabilir.
Yönetmenliğini Mustafa Altıoklar'ın yaptığı Ağır Roman'da (1997) "Tina" karakterini, Sinan Çetin'in yönettiği, 2000 yapımı Komser Şekspir'de emektar bir hayat kadınını, Atıf Yılmaz'ın son filmi olan 2004 yapımı Eğreti Gelin'de ise yaşına göre olgun davranmayan oğlu Ali'yi evlendirmeye çalışan "İffet" karakterini canlandırdı.
Müjde Ar, 40 yılı aşkın sanat hayatında Atıf Yılmaz, Zeki Ökten, Halit Refiğ, Osman F. Seden, Nejat Saydam, Kartal Tibet, Ertem Eğilmez, Şerif Gören, Sinan Çetin, Ömer Kavur, Başar Sabuncu, Mustafa Altıoklar, Serdar Akar gibi yönetmenlerin filmlerinde rol aldı.
Adı Vasfiye ve Aaahh Belinda filmindeki performansıyla 1986 yılında, Yolcu filmindeki performansıyla 1993 yılında Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde En İyi Kadın Oyuncu ödülünü kazandı. 1997 yılında düzenlenen 34. Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde Yaşam Boyu Onur Ödülü, 2008 yılında düzenlenen 35. Altın Kelebek Ödülleri'nde Altın Kelebek 35. Yıl Özel Ödülü'nü kazanmıştır.
2007 ile 2009 arasında NTV'de Pınar Kür, Çiğdem Anad ve Aysun Kayacı'yla birlikte Haydi Gel Bizimle Ol adlı programı yaptı. 2008 yılında bu programda yaptığı "Adıyamanlılar hâlâ mağarada yaşıyor" ifadesi nedeniyle Adıyaman ve İlçeleri Dayanışma Derneği Başkanı Şükrü Orak ve avukatı Hacı Orhan tarafından Kayacı ve Ar hakkında suç duyurusunda bulunuldu[4] ve "Basın Yoluyla Hakaret" suçundan Türk Ceza Kanunu 301. maddesinden dava açılması istendi.[5]
Müjde Ar 2020 yılında Bodrum'da yaşadığı gürültü kirliliğinin ardından Gürültüsüz Yaşam Platformu'nu kurdu. Ar'a ilk destek dünyaca ünlü piyanist Fazıl Say'dan geldi.[6][7]
Özel hayatı
İlk evliliğini 21 yaşında yönetmen Samim Değer ile yaptı. Ar, kısa süre sonra boşandı.[8][9] Uzun yıllar müzisyen Attila Özdemiroğlu ile beraberlik yaşamış olan Ar, 2005'ten beri siyasetçi Ercan Karakaş ile evlidir.
Rol aldığı oyunlar
Aç Koynunu Ben Geldim
Varyemez (Cimri)
Filmografi
Sinema
1974: Sayılı Kabadayılar
1975: Köçek
1975: Babacan
1975: Batsın Bu Dünya
1975: Pisi Pisi
1975: Baldız
1976: Deli Gibi Sevdim
1976: Selam Dostum
1976: Taşra Kızı
1976: Adalı Kız
1976: Tosun Paşa
1976: Öyle Olsun
1976: Mağlup Edilemeyenler
1976: Gel Barışalım
1977: Sarmaş Dolaş
1977: Vahşi Sevgili
1977: Tokat/Günahın Bedeli
1977: Kızını Dövmeyen Dizini Döver
1977: Lanet/İlenç
1977: Tatlı Kaçık
1977: Gülen Gözler
1977: Nehir
1978: Şahit
1978: Güneşten de Sıcak
1978: Kaybolan Yıllar
1978: Alevli Yıllar
1978: Kibar Feyzo
1978: Töre
1979: Aşkı Ben mi Yarattım
1980: Kır Gönlünün Zincirini
1981: Deli Kan
1981: Feryada Gücüm Yok
1981: Ah Güzel İstanbul
1981: Çirkinler de Sever
1982: Göl
1982: İffet
1983: Şalvar Davası
1983: Aile Kadını
1983: Aşk Adası
1983: Güneşin Tutulduğu Gün
1984: Gizli Duygular
1984: Dağınık Yatak
1984: Fahriye Abla
1985: Dul Bir Kadın
1985: Adı Vasfiye
1985: Çıplak Vatandaş
1986: Aaahh Belinda
1986: Asiye Nasıl Kurtulur?
1986: Asılacak Kadın
1986: Kupa Kızı
1986: Teyzem
1987: Afife Jale
1987: Kaçamak
1988: Arabesk
1990: Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni
1994: Yolcu
1997: Ağır Roman
2000: Komser Şekspir
2000: Dar Alanda Kısa Paslaşmalar
2004: Eğreti Gelin
2007: Kilit
2009: Bozkırda Deniz Kabuğu
Televizyon
1975: Aşk-ı Memnu
2000: Karakolda Ayna Var
2003: Serseri Aşıklar
2003: Alacakaranlık
2006: Ayın Yıldızı
2006: Kuşdili
2009: Benim Annem Bir Melek
2013: Aşk Ekmek Hayaller
Dijital
2018: Şahsiyet[10]
Ödüller
1986: 23. Altın Portakal Film Festivali - En İyi Kadın Oyuncu - Aaahh Belinda
1986: 23. Altın Portakal Film Festivali - En İyi Kadın Oyuncu - Adı Vasfiye
1990: 30. Altın Portakal Film Festivali - En İyi Kadın Oyuncu - Yolcu
1997: 34. Altın Portakal Film Festivali - Yaşam Boyu Onur Ödülü
2008: 13. Sadri Alışık Tiyatro ve Sinema Oyuncu Ödülleri - Sinema Onur Ödülü
2010: 17. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali - Yaşam Boyu Onur Ödülü
Kaynak ve Dipnotlar
Wikipedia
Aysel Gürel Kimdir? Biyografisi
Gönül Aysel Gürel (7 Şubat 1929, Sarayköy - 17 Şubat 2008, İstanbul), Türk söz yazarı, şair, oyuncu ve edebiyat öğretmenidir. Sinema oyuncusu Müjde Ar ile sinema ve tiyatro oyuncusu Mehtap Ar'ın annesidir. Yakın çevresinde "Deli Aysel" olarak bilinirdi.[2]
Hayatı
Babası hâkim Ali Rıza Bey, annesi ebe Kâmile Kezban Hanım'dır. Babasının tayini nedeniyle ilkokulu ve ortaokulu Trabzon'da, liseyi ise Erenköy Kız Lisesi'nde okudu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümünden mezun oldu. Bir tiyatro oyununda tanıştığı gazeteci Ahmet Vedat Akın ile evlendi. Verdiği bir röportajda Trabzon'dan Sivastopol'e yüzmeye kalktığını ve 8 kere boğulma tehlikesi atlattığını söyledi.[3] Ertem Eğilmez'e bazı senaryo çalışmalarında yardımda bulunmuştur. 2007 Aralık ayında akciğer kanseri'ne yakalandı. 17 Şubat 2008'de hayatını kaybetti. Gürel vefat etmeden 3 ay önce Aysun Kayacı ile beraber Pepsi reklamında oynamıştı.
Şarkıları
Aysel Gürel şarkıları
Aysel Gürel "Firuze", "Değer mi", "Sarışınım" gibi birçok şarkıya söz yazarlığı yapmıştır. Söz yazdığı şarkılar Sezen Aksu, Nükhet Duru, Zerrin Özer, Nilüfer ve Burcu Güneş başta olmak üzere birçok sanatçı tarafından yorumlanmıştır. Türk pop müziğinde hit olmuş şarkıların bestecisi olarak bilinen Aysel Gürel'in ölümünden sonra evinde yirmi binin üzerinde şarkı sözü bıraktığı bilinmektedir. Bu sözlerden biri ise ölümünün ardından Aysel Gürel'in evini kiralayan kiracı sayesinde Tarkan'a iletilip albümde çıkış şarkısı olan Sevdanın Son Vuruşu isimli şiirdir. Günümüzde hâlâ şarkı sözleri çeşitli sanatçılar tarafından bestelenen Aysel Gürel'in yazdığı şarkılar Türk popunu uzun süre besleyecek kadar büyük bir kaynak olarak kabul edilmektedir. Ölümünden sonra Burcu Güneş, Yonca Lodi, Tarkan gibi sanatçılar Aysel Gürel'in yazdığı sözleri bestelemişlerdir. Yine Türk popuna bıraktığı en önemli eserleri 2013 yılında, ölümünden sonra Aysel'in isimli saygı albümünde daha önce şarkılarını seslendiren sanatçılar tarafından söylenmiştir.
Söz yazarlığını yaptığı şarkıları bulunduran albümler
Ajda Pekkan - Sevdim Seni (1981)
Ajda Pekkan - Ajda 90 (1990)
Ajda Pekkan - Ajda 93 (1993)
Asya - Asya (1994)
Asya - Asya (1996)
Nilüfer - Bir Selam Yeter (1985)
Nilüfer - Esmer Günler (1988)
Nilüfer - Yine Yeni Yeniden (1992)
Nilüfer - Ne Masal Ne Rüya (1994)
Nilüfer - Nilüfer'le (1997)
Pınar Aylin - Çöl Fırtınası
Burcu Güneş - Tılsım (2001)
Sezen Aksu - Firuze (1982)
Sezen Aksu - Sen Ağlama (1984)
Sezen Aksu - Git (1986)
Sezen Aksu - Sezen Aksu'88 (1988)
Sezen Aksu - Sezen Aksu Söylüyor (1989)
Sezen Aksu - Deliveren (2000) ve Şarkı Söylemek Lazım (2002)
Sezen Aksu - Gülümse (1991)
Zerrin Özer - Kırmızı (1986)
Zerrin Özer - Dayanamıyorum
Zerrin Özer - Dünya Tatlısı (1989)
Zerrin Özer - İşte Ben (1990)
Zerrin Özer - Bir Zerrin Özer Arşivi (2000)
Gökben - Severken Yoruldum (1989)
Hakan Peker - İlla Ki (2000)
Hakan Peker - Camdan Cama (1989)
Hakan Peker - Amma Velakin (1994)
Yonca Evcimik - Abone/Dansçı (1990)
Tayfun - Hadi Yine İyisin (1992)
Sertab Erener - Yolun Başı
Sertab Erener - Sakin Ol (1992)
Sertab Erener - Sertab (1999)
Sertab Erener - Turuncu (2002)
Aşkın Nur Yengi - Hesap Ver (1992)
Muazzez Ersoy - Nostalji 7-8-9 (1999)
Coşkun Sabah - Ağlamak İstiyorum / Anılar (1989)
Coşkun Sabah - Benimsin (1987)
Coşkun Sabah - Hatıram Olsun
Sinan Özen - Kar Tanesi (1991)
İzel-Çelik-Ercan - Özledim (1992)
Nalan - Of Aman (1994)
Selda Bağcan - Ziller Ve İpler - Akdeniz Şarkıları (1992)
Bülent Ersoy - Suskun Dünyam (1985)
Harun Kolçak - Beni Affet (1991)
Sibel Can - Bir Güneş Batışında (1991)
Nükhet Duru - Sevda (1986)
Tarkan - Sevdanın Son Vuruşu (2010)
Tarkan - 10 (2017)
Sezen Aksu - Sarışın
Jale - Son Geceler (1993)
Jale - Beni Hatırlarsın (1996)
Jale - Yüreğimin Şarkıları (1999)
Mazhar Fuat Özkan AGU (2006)
Yonca Lodi Yolumu Bulurum (2007)
Tarkan Adımı Kalbine Yaz (2010)
Funda Arar Aşkın Masum Çocukları (2011)
Kubat İyi Olacaksın (2013)
Kitapları
Şiir ... Şimdi (Kaplan Kozanoğlu ile birlikte)
Filmografi
1952: Yurda Dönüş
1954: Tek Kollu Canavar
1954: Meyhane Köşeleri
1971: Üvey Ana - Aysel
1971: Mıstık
1972: Gümüş Gerdanlık
1974: Silemezler Gönlümden
1974: Hop Dedik Kazım
1976: Öyle Olsun - Ayşen’in Annesi
1976: Tantana Kardeşler
1976: Kaybolan Saadet
1976: Arzu
1977: Yansın Bu Dünya - Hacer
1977: Vur Gözünün Üstüne
1977: Enayiler Kralı
1977: Bir Tanem
1977: Aşk Dönemeci
1977: Kan
1977: Beyaz Kuş
1986: Kupa Kızı
1997: Ağır Roman - Puma Zehra
2000: Fosforlu Cevriye
2001: Şarkıcı
2005: Bendeniz Aysel
Kaynak ve Dipnotlar
Wikipedia
Sezen Aksu Kimdir? Biyografisi
Sezen Aksu (d. Fatma Sezen Yıldırım; 13 Temmuz 1954; Sarayköy, Denizli), Türk şarkıcı-şarkı yazarı ve yapımcı. Çıkış yaptığı 1970'lerin ortalarından itibaren şarkılarıyla etkili bir figür hâline gelerek Türk pop müziğine yön verdi. Şarkıcılığının yanı sıra yazıp bestelediği şarkıları başkalarına vermesi sayesinde söz yazarı ve besteci kimliğiyle de sık sık ön plana çıktı. Kendisine geri vokallik yapan birçok kişiyi destekleyerek bu kişilerin albümlerinin yapımcılığını üstlendi. Bu sayede 1990'lar boyunca ve 2000'lerin başında çeşitli isimlerin tanınmasına yardımcı oldu ve bu isimleri etkiledi.
Medyada Minik Serçe[1] unvanıyla sıkça anılan Aksu, Selânik'ten mübadele ile Türkiye'ye gelmiş bir ailenin kızı olan anne ile Pazar, Rizeli bir babanın kızı olarak Sarayköy, Denizli'de doğdu. Üç yaşındayken ailesinin İzmir'e taşınması sonucunda burada eğitim gördü, İzmir Kız Lisesini tamamladıktan sonra Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesine devam etti ancak ikinci sınıfta okulu bıraktı. 1974'te plak yapmak için İstanbul'a taşındı ve bir yıl sonra ilk 45'liği "Haydi Şansım"ı Sezen Seley adıyla çıkardı. 1977'de ise ilk stüdyo albümü Allahaısmarladık'ı yayımladı. Ardından Serçe (1978), Firuze (1982), Sen Ağlama (1984), Git (1986), Sezen Aksu Söylüyor (1989), Gülümse (1991), Deli Kızın Türküsü (1993), Düş Bahçeleri (1996) dâhil olmak üzere onlarca albüm piyasaya sürdü. Bunlardan Gülümse, Türkiye'de tüm zamanların en çok satan albümlerinden biri oldu. Aksu, bugüne kadar dünya genelinde 40 milyondan fazla albüm sattı.
Hayatı ve kariyeri
1954-1974: İlk yılları ve kariyer başlangıcı
Sezen Aksu, Denizli ilinin Sarayköy ilçesinde doğdu. Fen bilgisi öğretmeni olan annesi Şehriban Hanım, Selânik'ten mübadele ile gelen bir ailenin kızıdır. Pazar, Rizeli olan Laz kökenli babası Sami Yıldırım ise bir matematik öğretmenidir.[2] Aksu, üç yaşına kadar Denizli'de oturduktan sonra, ailesiyle İzmir'e taşındı. Nihat adındaki kardeşi ile beraber büyüyen Aksu, gençlik yıllarında birçok sanat dalına merak saldı. Bir süre Cengiz Bozkurt'tan resim dersleri aldı. Tiyatro ve dans derslerini de bu süreye sığdırdı. Bu sürede asi kişiliğiyle dikkat çeken Aksu, dansöz olma hayali kurmaya başladı.
Sanatçı, daha sonrasında, bu süreç için "Allah babama acıdı da şarkıcı oldum" demiştir. Aksu, 1970 yılında Hafta Sonu dergisinin açtığı, jüri başkanlığını Ajda Pekkan'ın yaptığı 'Altın Ses' yarışmasında altıncı olurken bir diğer pop sanatçısı Nilüfer birinci olmuştu. Böylece Nilüfer, Sezen Aksu'dan önce ilk albümünü yayınladı. 1973 yılında Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesine giren Aksu, 1974'te üç şarkısını bir plak şirketine gönderdi. Aynı yılın Kasım ayında Ali Engin Aksu ile evlenen sanatçı, okulundan da ayrıldı.
1974'ün son aylarında plak yapımı için İstanbul'a yerleşti.
1975-1982: Kırkbeşlikler dönemi
Müzik kariyeri 1970 yılında, Hafta Sonu dergisinin açtığı Altın Ses yarışmasında altıncı olmasıyla başladı.[3] 1975 yılında, Sezen Seley adıyla, ilk 45'liği Haydi Şansım'ı çıkardı.[4] Çok az satan bu 45'liği Sezen Aksu adıyla piyasaya çıkardığı ikinci 45'liği Yaşanmamış Yıllar/Kusura Bakma izledi.[4] Kendisini uzun süre kırkbeşlik plaklar listesinde bir numara yapacak üçüncü 45'liği Olmaz Olsun/Vurdumduymaz'ı 1976 yılında çıkardı.[5]
Sanatçı sonrasında, 1976 yılında ilk sahne çalışmasına başladı. Bebek Belediye Gazinosu'nda sahne almaya başlayan Aksu, 1977 yılında Allahaısmarladık/Kaç Yıl Geçti Aradan, Kaybolan Yıllar/Neye Yarar 45'likleri ve ilk 33'lüğü olan "Allahaısmarladık" albümlerini yayımladı.
« Yıllar yılı seviştik de neden mutlu olmadık.
Aşkımıza aşk değil yıllarca yalan kattık.
Sana son bir sözüm var, O da 'Allahaısmarladık' »
( Allahaısmarladık kapağında da bulunan bir dörtlük. )
1978 yılında Hurşid Yenigün'ün iki bestesi için söz yazan Aksu, Gölge Etme/Aşk kırkbeşliğini yaptı. Yine aynı yıl, piyasadaki en eski Sezen Aksu albümü olma özelliğini taşıyan Serçe, çift LP olarak piyasaya çıktı. 1979 yılında İlk Gün Gibi/Yalancı ve Allahaşkına/Sensiz İçime Sinmiyor kırkbeşlikleri piyasaya çıktı. Aynı yıl sanatçı, sinema sektöründe de göründü. Sanatçının ilk filmi, başrolünü Bulut Aras'la paylaştığı; "A Star is Born" (Tr: Bir Yıldız Doğuyor; Y: Frank Pierson; O: Barbra Streisand, Kris Kristofferson) filminden uyarlanan ve bir Atıf Yılmaz filmi olan Minik Serçe oldu.[1] Sanatçı bu tarihten sonra Minik Serçe adıyla anılmaya başladı. Bir ünlü doğarken, başka bir ünlünün sönüşünü anlatan film, o dönemde fazla beğeni toplamadı. Aksu, bu filmi 1999 yılında Okan Bayülgen'in Zaga programında tekrar seyretmiş ve bu rolüne gülmüştür.[6]
1980 yılında Sevgilerimle albümünü çıkaran sanatçı, 1981'de Sezen Aksu Aile Gazinosu adlı müzikal için çalışmalar yaptı. Sanatçı, 10 Temmuz 1981'de Beşiktaş Evlendirme Dairesi'nde Sinan Özer ile evlendi.[7] Ancak o sıralarda Aksu'nun Özer'den 4,5 aylık gebe olduğu konuşuluyordu. 8 Kasım 1981'de Aksu, oğlu Mithat Can Özer'i dünyaya getirdi.[7][8] Sanatçı, aynı yıl Aralık ayında Sezen Aksu Aile Gazinosu için tekrar çalışmaya başladı.
1982 yılında Şan Müzikholü'nde Sezen Aksu Aile Gazinosu gösterime girdi. Adile Naşit, Şener Şen, Ayşen Gruda ve Altan Erbulak ile aynı oyunu paylaşan Aksu, sahnede yedi farklı karakteri canlandırdı. Sonrasında Firuze albümünü yayımlayan sanatçı aynı yıl, dönemin popüler dergisi Hey tarafından "Yılın Kadın Şarkıcısı" seçildi. 1983 yılında Aksu, Hey'in Geleneksel Oskar Konseri'ne de Yılın Kadın Şarkıcısı olarak katıldı.
1983-1989
Sezen Aksu kariyeri boyunca konserlerini ağırlıklı olarak İstanbul'da Harbiye Açıkhava Tiyatrosu, Bostancı Gösteri Merkezi gibi mekânlarda vermekte olup konserleri yoğun ilgi[9] görmektedir.[10]
1983 yılında Sezen Aksu, Eurovision'a katılma kararı aldı. Söz ve müziği Ali Kocatepe'ye ait "Heyamola" parçası, Ali Kocatepe ve Coşkun Demir ile birlikte seslendirildi. Türkiye finaline kalan bu parça Eurovision finallerinde Türkiye'yi temsil edemedi. 1983 yılında "Heyamola" parçasının 45'liği "Hey Dergisi" tarafından yılın plağı seçildi. Aynı yıl Aksu, Sinan Özer'den boşandı.
1984 yılında sanatçı tekrar Eurovision adayı oldu. Halay, 1945 ve Merhaba Ümit adlı parçalarla Türkiye finaline kaldı. İlk olarak "Merhaba Ümit"i eleyen Aksu Türkiye finalinde "Halay" ve 1945'i seslendirmeye karar verdi. Türkiye finali gerçekleşmeden iki hafta önce Türkiye'ye gelen yabancı bir arkadaşı Aksu'ya sadece 1945'i seslendirmesini önerdi. 1945'in sözlerinin tüm dünyayla ilgili olduğunu düşünen Aksu, bu parçanın yurtdışında da Türkiye'yi daha iyi temsil edeceğini düşünerek Halay'dan vazgeçti. Türkiye finalinde şarkıyı seslendiren Sezen Aksu, beklenenin aksine bu kez de seçilemedi.
Sanatçı, 6 Eylül 1984'te Sen Ağlama albümünü piyasaya çıkardı. TRT'nin denetiminden geçemediği için önceleri televizyonda şarkıları yayımlanmayan Aksu, 1985'in başından itibaren bu fırsatı elde etti. Şarkılar TRT'de yayımlanmaya başlar başlamaz albüm büyük bir ilgi gördü ve satış listelerinin haftalarca zirvesinde yer aldı. Aksu, albümün 56. haftasında "Hey Dergisi"ne yaptığı açıklamada "Bekliyordum ama bu kadarını değil... Ne yalan söyleyeyim, 1 yılı aşkın sürece listelerde kalacağımı sanmıyordum. Tüm müzikseverlere candan, gönülden teşekkürlerimi sunuyorum." şeklinde beyanatta bulundu.
1985 yılında Aksu, Eurovision Türkiye finaline bir kez daha katıldı. Bu seferki şarkının adı Küçük Bir Aşk Masalı'ydı. Sözleri Aksu'ya ait olan bu şarkıyı Sezen Aksu ve Özdemir Erdoğan birlikte seslendirdi ama sonuç değişmedi. Eurovision'da Türkiye'yi temsil etme hakkını bir türlü kazanamayan Aksu, 1985'ten sonra bir daha yarışmaya katılmadı.
1985'te, sanatçı "Bin Yıl Önce, Bin Yıl Sonra" isimli müzikal için hazırlandı. Müzikal, 1986 yılının ilk haftasından itibaren gösterime girdi. Şan Müzikholü'nde kapalı gişe oynayan bu müzikal, dönemin dünyasını ve Türkiye'sini tiye alıyordu. Sahnede büyük beğeni toplayan Aksu, sahneyi Şener Şen, İlyas Salman, Ayşen Gruda gibi isimlerle paylaştı.
1986'da "Git" ile büyük beğeni toplayan sanatçı, "Onyedi" dergisinin Ocak 1986 sayısında okuyucu anketinde "1985'in en büyük kadın şarkıcısı" seçildi. Aksu, 1988 yılında "Sezen Aksu'88"i çıkardı. Aynı şekilde 1989 yılında "Sezen Aksu Söylüyor" albümüyle beliren Aksu, bu albümle çok büyük bir beğeni topladı. Aksu bu albümde, 2 Şubat 1980'de Piyade Er Zekeriya Önge'yi öldürme suçundan idam cezasına çarptırılan ve 12 Eylül Darbesi'nden sonra idam edilen Erdal Eren için Son Bakış adlı bir parça seslendirdi.
1989 yılında Sezen Aksu beyaz perdede göründü. Yönetmenliğini Yavuz Özkan'ın yaptığı "Büyük Yalnızlık"ta Sezen Aksu, başrolü Ferhan Şensoy ile paylaştı. Film, 1990 yılındaki Altın Portakal Film Festivali'nde En İyi Görüntü dalında ödül aldı. Filmin müzikleri Aksu'nun yapımcısı Onno Tunç'a aitti. Filmin müziklerinden "Aşk Irmakları", dört yıl sonra Uçurtma Bayramları adıyla Levent Yüksel'in ilk albümünde yer alacaktı.
1990-1999
1990'larda Sezen Aksu, yapımcı olarak dinleyicilerin karşısına çıktı. Böylelikle 1990'ların müziğinde çok önemli bir yer ettiği gibi Sertab Erener, Harun Kolçak, Aşkın Nur Yengi, Levent Yüksel, Işın Karaca, Hande Yener, Yıldız Tilbe gibi birçok ismi müzik piyasasına kazandırdı ve birçok önemli sanatçıya destek oldu.[11]
1990'lı yıllarda Kanal 6'da Sezen Aksu Show programını yapmaya başladı.[12]
1990'da ilk olarak Sezen Aksu'nun o sıralardaki vokalisti Aşkın Nur Yengi, "Sevgiliye" albümüyle müzikseverlerin karşısına çıktı. Bir Sezen Aksu yapımı olan albüm bir milyon kadar sattı.
1991'de Aşkın Nur Yengi'nin ikinci albümü "Hesap Ver"in yapımını da üstlendi. Albüm Yengi'nin ilk albümü gibi yüksek bir satış elde etti. Aynı yıl müzik yönetmenliğini Onno Tunç'un yaptığı Gülümse çıktı. Albüm, 2 milyonu aşan bir satış rakamı elde etmişti. Albümün bu kadar çok satmasının sebeplerinden biri Aksu'nun hitap kesimiydi. Aksu, bu albümle halkın tüm kesimlerine hitap etmekteydi. 1992'de, Avrupa'da albümün hit şarkılarından "Hadi Bakalım"ın teklisi yayımlandı.
1992'de Aksu, vokalistlerine albüm yapmaya devam etti. Sertab Erener ile çalışan Aksu, Erener'in ilk albümü Sakin Ol'u yayımladı. Albüm beklenenin üzerinde satış rakamları elde etti. Bu albümden birkaç ay sonra, 1993'te Levent Yüksel ile çalışan Aksu bu kez Yüksel'in ilk albümü "Med-Cezir"i satışa sundu. Bu albüm de yüksek bir satış rakamına ulaşarak Levent Yüksel'i 90'larda tanınır biri hâline getirdi.
Sanatçı, aynı yıl kendi albümü olan "Deli Kızın Türküsü"nü piyasaya sürdü. Albümde Uzay Heparı ile çalışan Aksu, farklı tarzlar denedi. Bu farklı albümden "Küçüğüm" ve "Masum Değiliz" gibi tanınan Aksu şarkıları çıktı. Albümün etkisi sürerken 20 Mayıs 1994 tarihinde, albümde beraber çalıştığı Heparı, motosikletiyle oyuncu Demet Akbağ'ın duran hâldeki arabasına çarparak bitkisel hayata girdi. O dönemde altı aylık evli olan ve kazadan önceki gün baba olacağını öğrenen Heparı, 31 Mayıs tarihinde öldü. Aksu bu olayın ardından, Uzay Heparı'yı anmak üzere "Yas" adlı bir şarkı besteledi. Ancak kendisi bu şarkıyı okumak yerine, Levent Yüksel'in sonraki albümüne koydu. Tüm bu çalkantılardan sonra Aksu, Sertab Erener'in ikinci albümü Lâ'l'in yapımını üstlendi. Bu albüm de yüksek bir satış elde ederken Sezen Aksu, 90'ların müziğinde önemli bir yer elde etti.
Bir sene sonra 1995 yılında Aksu, Işık Doğudan Yükselir albümünü yayımladı. Albümde pop müzikten çok Anadolu müzikleri yer almaktaydı. Yunus Emre'nin, Mevlana'nın ve Âşık Daimi'nin eserleri bulunmaktaydı. Fahir Atakoğlu'nun da iki eseri vardı. Bunlardan birincisi, sonradan yayımlanan Alâturka adlı şarkıyken, diğeri de Yaktılar Halim'imi idi. Gülümse'nin müziğini yapan Arto Tunç'un da bu albümde iki bestesi vardı. Albümde yer alan bir başka şarkıda Bedri Rahmi Eyüboğlu'nun aşağıdaki dizeleri yer almaktaydı:
“ Bu Anadolu var ya bu Anadolu. Bu misli menendi görülmemiş cömert ana. Bu her yanı meme, bu her yanı dudak, bu her yanı gül. Bu zırnık almadan veren, habire veren yedi gül. ”
1996'da Nazan Öncel'in Sokak Kızı albümünde bulunan "Erkekler de Yanar" ve "Bırak Seveyim Rahat Edeyim" şarkılarına vokalist olarak eşlik etti. Aynı yıl Zerrin Özer'in ünlü "Paşa Gönlüm" klibinde yer aldı.
Aralık 1997'de satışa çıkan "Düğün ve Cenaze" yine eleştirilen bir Aksu albümüydü. Albüm yoğun eleştiriler sonucunda yüksek bir satış rakamı elde edemedi. Albüme adını veren şarkıyla beraber dokuz tane Goran Bregoviç, bir tane Kurtis Jasavev bestesinden oluşan albümün sözlerini Aksu, Pakize Barışta ve Meral Okay ile birlikte yazdı. 1998 yılında albümün en ses getiren şarkısı "Erkekler"in teklisi yayımlandı. 1998'in Nisan ayında ise Levent Yüksel'in üçüncü albümü "Adı Menekşe" piyasaya çıktı.
1998'in Aralık ayında Aksu, Adı Bende Saklı adlı albümünü piyasaya çıkardı. '80'lerin melankolik, yer yer arabesk Sezen Aksu albümlerini anımsatan "Adı Bende Saklı" farklı çevreler tarafından beğenildi. Sözü ve müziği Selami Şahin'e ait olan "Ben Sevdalı Sen Belalı", "Tutuklu" ve "Adı Bende Saklı" şarkıları o dönemin en bilinen şarkıları hâline geldi. 1999'da bunu Sarı Odalar teklisi izledi. Parçanın klibi, İstanbul'a yapılması amaçlanan 3. köprüye karşı çıkmak amacıyla Arnavutköy'de çekildi.
2000-2009
Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu'nda gerçekleşen konserde Sezen Aksu ve Nilüfer aynı sahnede, 2012
2 Haziran 2000 tarihinde Aksu, yeni albümü Deliveren'i çıkardı. Bu albümde Oh Oh, Sarı Odalar, (:::) Kader ve Keskin Bıçak gibi dönemin en bilinen şarkıları bulunmaktaydı. Albüm bir milyona yakın sattı. Aksu bir açıklamasında Deliveren adının "içindeki şeytanla meleği yönlendiren" anlamına geldiğini belirtti.
2001 yılında sağlık sorunlarıyla uğraşan Aksu'nun o yaz verdiği altı konser büyük ilgi gördü. Aksu'nun altı yıldır vokalistliğini yapan Işın Karaca, 2001 Eurovision Şarkı Yarışması'nın seçmelerine katıldı ancak seçilemedi. Bu yılın sonunda Karaca'nın ilk albümü "Anadilim Aşk" yayımlandı. Albüm, baştan sona Sezen Aksu imzası taşıyordu.
20 Mayıs 2002 tarihinde Sezen Aksu, Şarkı Söylemek Lazım albümünü satışa sundu. Bu albüm sanatçının DMC firmasından çıkarttığı ilk albümdü. 12 Haziran 2002'de albümü takiben konser turuna çıkan sanatçı, Türkiye'nin bütün dillerini ve medeniyetlerini bir araya getiren "Türkiye Şarkıları" isimli konser serisini sundu. Konserlerde sanatçıya Rum, Ortodoks, Ermeni ve Musevi korolarıyla birlikte Diyarbakır Belediyesi Çocuk Korosu da eşlik etti. Sahnede Türkçe, Kürtçe, Ermenice ve Rumca şarkılar, türküler söylendi. Sanatçı, konserinin sonunda "Şarkı Söylemek Lazım"ı ve Mevlana'nın sözlerinden oluşan "Yeniliğe Doğru" şarkısını söyledi.
Bu konser dizisi sadece Türkiye'de değil birçok ülkede de haber oldu. AP ajansının çektiği bir fotoğraf birçok ülkede yayımlandı. 2003 yılının başında Beşiktaş'ta BKM'de Unplugged konserler veren Sezen yoğun ilgi üzerine konserlerine önce Maltepe Yayla Sanat Merkezi'nde daha sonra Türkiye'nin değişik şehirlerinde devam etti. 2003 yazı bitmeden sanatçının yeni albümü "Yaz Bitmeden" çıktı. Biri enstrümantal olmak üzere dört yeni şarkı içeren albümde ayrıca daha önce başka yorumcuların seslendirdiği Sezen Aksu şarkıları vardı. Yeni şarkılardan biri olan "Farkındayım"a Van'ın Gevaş ilçesinde klip çekildi.
Sezen Aksu'nun 2005 yılında piyasaya sürülen yeni albümü Bahane, beklenenin de üzerinde ilgi gördü. Aksu'nun kariyerinin 30'uncu yılını dolduruşunun anısına yayınlanan "Bahane" albümü, piyasaya çıktığı ilk iki haftada 320 bin sattı. Albümdeki yapıtlar arasından "Perişanım Şimdi", "Eskidendi, Çok Eskiden" ve "Yanmışım Sönmüşüm Ben" şarkılarına klip çekilirken "Bahane", sene sonunda Türkiye'nin 2005 yılında en çok satan albümü oldu. Aksu, 1975-2006 yılları arasında yazdığı şarkı sözlerini ise 2006 yılında çıkardığı Eksik Şiir kitabında topladı. Şiir kitabı büyük bir ilgi görerek ilk 4 günde 17.000 adet satıldı.[13][14]
2008 yılının Haziran ayında Deniz Yıldızı adlı albümünü yayımladı. Albümde Aksu'nun uzun yıllar beraber çalıştığı Onno Tunç'un çaldığı piyano örnekleri yer almaktaydı. Albüm, yine önceki Aksu albümlerinden farklı olarak caz tınıları taşıyan ve baladlar içeren bir albümdü. Aksu, aynı albümünde Tanrı'nın Gözyaşları şarkısını Türkiye'de bir barış ortamının oluşması için yazdığını, bunun oluşabilmesi içinse sınır ötesi operasyonların bitirilmesi gerektiğini açıkladı.[15]
2009 yılında Yürüyorum Düş Bahçeleri'nde... adlı 2 CD'den oluşan albümünü çıkarmıştır. Albümde söz ve müziği Sezen Aksu'ya ait olup; Aksu tarafından önceleri başka sanatçılara verilen şarkılar, sanatçı tarafından tekrar yorumlanmıştır.
2010-günümüz
2010 yılında Amerikan NPR radyosu tarafından belirlenen "50 Büyük Ses" listesinde yer alan[16] Sezen Aksu'nun, Nisan 2010'da İsveç'in başkenti Stockholm'de, Fahir Atakoğlu ile birlikte verdiği konser çok sayıda Türk ve İsveçli müziksever tarafından izlendi. Aksu, 10 yıllık aranın ardından "TurkofAmerica" ile "GNL Entertainment"ın ortaklaşa organize ettiği, kurumsal sponsorluğunu ise Washington merkezli Türk Kültür Vakfı'nın yaptığı,[17] ABD'de 4-7 Nisan tarihleri arasında gerçekleştirilen ve Maryland, Strathmore Konser Salonu'nda, New York, Carnegie Hall ve New Jersey’nin Newark şehrindeki Prudential Hall’da1ıď[18] üç konser vermiştir. ABD konserlerinde sanatçıya Atakoğlu eşlik etmiştir. Aksu, New Jersey konserinde kendisine ayrılan süreyi aşması üzerine seyircilere, Biz bu sınırları aştık, Amerikalılar da sabır rekoru kırdılar, New Jersey'de de bu gece böyle olacak, sizleri mutlu etmeden bu sahneden inmeyeceğim demiştir.[19] Son olarak Ahmet Kaya ...bir eksiğiz albümünde Ağladıkça şarkısını seslendirmiştir.
2011 yılına gelindiğinde Aksu tekrar stüdyoya girmiş ve Öptüm albümünü yayımlamıştır.[20] İçerisinde genel olarak kendi söz ve bestelerinden oluşan "Unuttun mu Beni", "Vay", "Aşka Şükrederim", "Ah Felek Yordun Beni" gibi şarkıları barındıran albüm, söz ve müziği Nazan Öncel'e ait olan "Ballı" şarkısı da albümde yer almaktadır. Cemal Süreyya'nın "Sayım" isimli şiiri de Aksu'nun bestesiyle albümde yer almıştır.[21] Albümden "Unuttun mu Beni" ve "Vay" şarkılarına klip çekilmiştir.
Aksu 2013 yılında "Kayıp Şehir", 2014 yılında "Yeniler ve Yeni Kalanlar" single'larını çıkarmış ve son olarak 2015'te "Eksik Olma" şarkısı ile sürdürülebilir çay tarımına destek vermiştir.
Ocak 2016'da İstanbul'da Volkswagen Arena'da sahne alan Sezen Aksu, sahnelere veda ettiğini açıkladı. Aksu, "Her bitiş yeni bir başlangıçtır. Üretmeye devam edeceğim fakat daha önceden söz verdiğim birkaç konseri de yaptıktan sonra sahneye veda ediyorum. İstanbul'da son konserim. Bugün 40 yılın anısına burada benimle olduğunuz için şükranla doluyum." dedi.[22] Aynı yıl Eylül'de tekrar müzik yapacağını açıkladı.[23]
Ocak 2017'de yirmi üçüncü stüdyo albümü Biraz Pop Biraz Sezen'i DMC aracılığıyla piyasaya sürdü. 2018 yılında yayınlanan ve söz-müzikleri Sezen Aksu'ya ait Demo adlı albümünde daha önce Sibel Can tarafından 2007 yılında yayınlanan Akşam Sefası adlı albümde Benim Yerime de Sev adıyla seslendirilen "Begonvil" ile "Aykırı Çiçek", aynı yıl yayınlanan Ezo Gelin film albümünde Arif Sağ tarafından seslendirilen "Ah Beni Beni", 2008 yılında Ferhat Göçer tarafından Çok Sevdim İkimizi adlı albümde seslendirilen "Yol Bitti Çoktan", Mustafa Ceceli'nin 2009 yılında yayınlanan Mustafa Ceceli aynı isimli albümünde "Bekle", 1996 yılında Rengin tarafından aynı isimli albümde seslendirilen "Aldatıldık", Cihan Okan tarafından 2010 yılında seslendirilen "Ahbap Çavuşlar" isimli şarkı, Ebru Yaşar'ın 2013 yılından yayınlanan Delidir adlı şarkıda aynı isimli albüme adını veren şarkı, 2017 yılında Tarkan tarafından 10 albümünde seslendirilen "Her Şey Fani" ve Rümeysa tarafından seslendirilen "Anlasana" ile "Yansın İstanbul" isimli şarkıları bu albümünde kendi yorumuyla yeniden seslendirmiştir.Sezen Aksu'nun bugüne kadar 400'den fazla şiir ve bestesi vardır. Bu şiirlerden 197 tanesi Eksik Şiir kitabında yayınlanmıştır. Bu kitabın ikincisi Eksik Şiir İkinci Kitap adıyla Metis Yayınları tarafından 2016 yılının Kasım ayında piyasaya sürülmüştür.[24]
Sanatı
Sezen Aksu'nun bugüne kadar 400'den fazla şiir ve bestesi vardır. Bu şiirlerden 197 tanesi Eksik Şiir kitabında yayınlanmıştır. Bu kitabın ikincisi Eksik Şiir İkinci Kitap adıyla Metis Yayınları tarafından 2016 yılının Kasım ayında piyasaya sürülmüştür.[24]
Aktivizm ve imajı
Sezen Aksu toplumsal sorunlara ve olaylara karşı duyarlığı ile de bilinir. 2009 yılında Türkiye Başbakanı Recep (:::) Erdoğan'ı arayarak demokratik açılıma destek vermekten ötürü, köşe yazarı Hikmet Çetinkaya tarafından, Aksu'nun babasının Fethullahçı olduğu iddia edildi.[25][26] Bazı sanatçılar Aksu'nun arkasında dururken, bazıları Aksu'nun davranışını yersiz bulduğunu ifade etti. Yine Sezen Aksu 2012 yılında Türkiye-PKK çatışmalarında ölen Türk askerleri için "Tanrının Gözyaşları" isimli şarkısını yazmıştır.[27]
2013 yılında Taksim Gezi Parkı protestolarının ilk günlerinde protestolara katılan gençler için "Dünyadaki ilk gençlik devrimi bu. Olağanüstü bir söz söylediler ve olağanüstü bir dille söylediler oradaki insanlar ve sokağa çıkan insanlar." diyerek gösterilere olan desteğini vurgulamıştır.[28] Sanatçı, Gezi Parkı protestolarında polis tarafından atılan göz yaşartıcı gaz kapsülünün başına isabet etmesi sonucu 15 yaşında hayatını kaybeden Berkin Elvan için kişisel internet sitesinde "Berkin'e" isimli yazı yayınlamıştır.[29] 2014 yılında yayınlanan "Yeni ve Yeni Kalanlar" single çalışmasını Gezi Parkı protestolarında öldürülen gençlere ithaf etti.[30]
Türkiye'deki LGBT topluluğu tarafından sevilen[31] ve LGBT'lere açık destek veren[31][32] sanatçı Sezen Aksu, 2008 yılında 'genel ahlaka aykırı olduğu' gerekçesine dayanan mahkeme kararı ile kapatılan LGBT derneği Lambdaistanbul'a kapatılmaması için destek vermiştir.[33] Aynı zamanda 2013 yılındaki konserlerinde sahnede LGBT hareketi simgeleyen dev bir gökkuşağı bayrağını dalgalandırmış ve SPoD’un (Sosyal Politikalar Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Çalışmaları Derneği) birinci kuruluş yılı için yayınladığı mesajla, LGBT toplumuna ve hareketine açık destek vermiştir.[34] Türkiye'de LGBT topluluğu tarafından popüler kültürde gey ikonlarından biri olarak kabul edilen Sezen Aksu, 2002 yılında yayınlanan Eşcinsel Erkekler kitabında Türk LGBT'lerin Ajda Pekkan ve Seyyal Taner ile birlikte diğer bir gey ikonu olduğu bilgisine yer verilmiştir.[35] Kaos GL takipçileri tarafından yapılan ankette[36][37] gey ikonlarından biri olarak seçilmiştir. Sezen Aksu'nun kadın düşmanlığı, okuma yazma, ayrımcılık gibi toplumsal konularda söylemleri mevcuttur. Trans bireylere ve eşcinsellere karşı zorbalığa ve homofobiye karşı söylemleri mevcuttur.
Bir konserinde transseksüel oyuncu Ayta Sözeri ile birlikte şarkı söylemiş,[38] bu sırada sahnede ilk kez[39] bir Türk şarkıcının konserinde LGBTİ bireylerin simgesi dev bir gökkuşağı bayrağı açılmıştır. Yine aynı konserde Sezen Aksu ile Ayta Sözeri arasında İstanbul Onur Yürüyüşü'nde Türk LGBTİ'lerin kullandığı "Nerdesin aşkım? Burdayım aşkım!" diyaloğu yaşanmıştır.[40] 2008 yılında 'genel ahlaka aykırı olduğu' gerekçesine dayanan mahkeme kararı ile kapatılan LGBTİ derneği Lambdaistanbul'a kapatılmaması için destek vermiştir.[41]
2013 yılında bir örneğini resmî sitesinden de yayınlandığı bir mektubunda[42] Sosyal Politikalar Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Çalışmaları Derneği'nin kuruluşunun 1. yılı vesilesiyle LGBTİ'lere yönelik düşüncelerini açıklamıştır.[43] Mektubuna 2010 yılında Bursa'da nefret cinayeti kurbanı "İrem" takma adlı Mesut Şaban Okan'ın annesi Melek Okan'ın çocuğunun katiline olan "Koskoca dünyaya benim çocuğumu sığdıramadılar!" sitemine[44] imayla LGBT'lere yönelik şiddet ve ayrımcılığa karşı her zaman mücadele edeceğini söylemiştir.
"'Koca dünyada benim çocuğuma yer bulamadılar...'
"Bu kadar öz, bu kadar derin, bu kadar acı bir cümle olabilir mi? Bu cümle ancak bir ananın, bir babanın ciğerinden sökülüp dökülebilir. Nefesim yettiği sürece, bu ayrımcılığın, bu türcülüğün, bu kendine benzemeyeni yok sayma ve yok etme zalimliğinin karşısında; yaşam hakkı engellenenlerin yanında yer alacağım. Bütün kalbimle ve ümidimle..."
–Sezen Aksu (SPoD internet sitesinde, 11 Ekim 2012)[45]
2017'de Yaşar Gaga adına yapılmış Alakasız Şarkılar, Vol. 1 saygı albümünde seslendirdiği "Ne Şahane Bir Şey Yaşamak" şarkısındaki bir sözde Âdem ve Havva'ya cahil demesi tartışmalara neden olmuştur.[46]
Özel hayatı
Sezen Aksu'nun ikamet ettiği Beykoz'un Kanlıca semtindeki yalı
Sezen Aksu genç yaşta Hasan Yüksektepe ile kısa süren bir evlilik yapmıştır. Müzik kariyerinde albüm yayınlamadan önce Ali Engin Aksu ile evlenmiş, "Aksu" soyadını bu evliliğinden almış ancak evliliği kısa sürmüştür. 3 aylık hamileyken 10 Temmuz 1981 tarihinde Sinan Özer ile evlenen Sezen Aksu 1983 yılında evliliğini sonlandırmıştır. 1993'te gazeteci Ahmet Utlu ile evlenen sanatçının bu evliliği de kısa sürmüştür.[47]
Evliliklerinin yanı sıra Uzay Heparı ile yaşadığı kısa aşkı ile de bilinen[48][49] Sezen Aksu, toplam 4 evlilik yapmıştır.
Ek bilgiler
2009'da keşfedilen bir gök taşı olan 266854 Sezenaksu, adını sanatçıdan almaktadır.[50]
Başarılar
Ödülleri
Yıl Ödül veren organizasyon Kategori
1993 21. Altın Kelebek Ödülleri En İyi Pop Müziği Kadın Solist
1995 1.Kral Tv Video Müzik Ödülleri En İyi Şarkı Sözü (Sevdam Ağlıyor)
En İyi Beste (Aacayipsin)
Yılın Şarkısı (Aacayipsin)
Yekta Okur Özel Ödülü
1996 2.Kral Tv Video Müzik Ödülleri En İyi Pop Müzik Kadın Sanatçı
2000 28.Altın Kelebek Ödülleri Türk Pop Müziği Onur Ödülü
2001 7.Kral Tv Video Müzik Ödülleri En İyi Beste (Keskin Bıçak)
2002 30.Altın Kelebek Ödülleri En İyi Türk Pop Müziği Kadın Solist
2003 1.MÜ-YAP Ödülleri Diamond Albüm (Şarkı Söylemek Lazım)
2004 2.MÜ-YAP Ödülleri Diamond Albüm (Yaz Bitmeden)
2005 32.Altın Kelebek Ödülleri En İyi Türk Pop Müziği Kadın Solist
11.Kral Tv Video Müzik Ödülleri En İyi Şarkı Sözü (Yetinmeyi Bilir Misin)
2006 4.MÜ-YAP Ödülleri Diamond Albüm (Bahane)
Diamond Albüm (Kardelen)
33.Altın Kelebek Ödülleri En İyi Türk Pop Müziği Kadın Solist
1.POPSAV Ödülleri Yılın Kadın Yorumcusu
2008 1.Aslan Max Ödülleri En Sevilen Kadın Şarkıcı
İzmir Ticaret Odası (İZTO) Ödülleri İzmir'e Katkı Ödülü
35.Altın Kelebek Ödülleri Altın Kelebek 35.Yıl Özel Ödülü
2009 7.MÜ-YAP Ödülleri Altın Ödül (Deniz Yıldızı)
2015 3.Türkiye Müzik Ödülleri Onur Ödülü
2017 42.Pantene Altın Kelebek Ödülleri En İyi Türk Pop Müziği Kadın Solist
Diskografi
1975: Haydi Şansım
1977: Allahaısmarladık
1978: Serçe
1980: Sevgilerimle
1981: Ağlamak Güzeldir
1982: Firuze
1984: Sen Ağlama
1986: Git
1988: Sezen Aksu'88
1989: Sezen Aksu Söylüyor
1991: Gülümse
1993: Deli Kızın Türküsü
1995: Işık Doğudan Yükselir
1996: Düş Bahçeleri
1997: Düğün ve Cenaze
1998: Adı Bende Saklı
2000: Deliveren
2002: Şarkı Söylemek Lazım
2003: Yaz Bitmeden
2005: Bahane
2008: Deniz Yıldızı
2009: Yürüyorum Düş Bahçeleri'nde...
2011: Öptüm
2017: Biraz Pop Biraz Sezen
2018: Demo
Filmografi
1978: Minik Serçe
1990: Büyük Yalnızlık
2005: Crossing The Bridge: The Sound of Istanbul
2008: Osmanlı Cumhuriyeti
Kitap
Eksik Şiir (İlk Basım: 9 Eylül 2006 - İkinci Basım: 11 Mayıs 2007)
Eksik Şiir İkinci Kitap (Kasım 2016)
Kaynak ve Dipnotlar
Wikipedia
Bankadan&ATM den Para Nasıl Çekilir? ve Banka Hesabı Nasıl Kapatılır?
Bankadan para çekmek için birkaç yöntem olduğu bilinmelidir. Bankadan nasıl para çekilir konusunda özellikle ileri yaş grubu insanların merak ettiği konulardan birisidir. Çünkü bankadaki para çekme sürecinin nasıl ilerlediği konusunda pek bir bilgi sahibi değildirler. Birçok genç kişi bankaya giderek veznede sıra beklemek yerine ATM aracılığı ile parasını çekebilmektedir. Ancak ATM üzerinden günlük çekilebilir limitin 5.000 TL olması durumunda kişi teknolojiyle iç içe olsa da banka personeli ile veznede para çekme konusunda destek alması gerekecektir.
Öncelikle hangi bankadan para çekilecekse eğer o banka şubesine gidilerek banka içerisinden vezne işlemleri menüsünden sıra numarası alınmalıdır. Para çekme işlemi için mutlaka nüfus cüzdanınızın yanınızda olması gerekmektedir. Vezne personeline çekmek istediğiniz tutarı söyledikten sonra kimliğinizi isteyecektir. Gerekli kontroller sağlandıktan sonra paranızı size verecektir. Dipnot olarak belirtmek isteriz ki; çekeceğiniz nakit para miktarı çok olacaksa eğer mutlaka boyundan asmalı çanta götürmeniz en iyi sonuç olacaktır. Elinizde veya poşet içerisinde ya da cebinizde taşıyamayacağınız miktardaki paranızı kontrol etmekte güçlük çekebilirsiniz. Peki, ATM den nasıl para çekilir konusunda hiçbir bilginiz yoksa yazımızı okumaya devam edebilirsiniz.
Bilinmesi gereken bir konu ATM’den en fazla 5.000 TL günlük çekilebilir limit sınırlaması olduğudur. Paranız hangi banka hesabınızdaysa eğer o bankanın ATM cihazına giderek kartınızı ilgili alana yerleştirdikten sonra kart şifrenizi girmeniz gerekmektedir. Şifrenizi girdikten sonra adım adım; para çekme, çekmek istediğiniz tutar, makbuz istiyor musunuz sorusuna evet ya da hayır dedikten sonra tamam veya ‘’ onay ‘’ tuşlamanız durumunda birkaç saniye içerisinde çekmek istediğiniz paranız ATM’nin para çıkış ünitesinden size teslim edilecektir. Paranız verilmeden önce kartınızı size teslim edecek olan ATM daha sonrasında paranızı verecektir. Peki, artık bankayla işiniz kalmadı ve banka hesabı nasıl kapatılır sorusuna cevap arıyorsanız yazımızı okumaya devam ediniz.
Müşteri hizmetlerini arayacak artık banka kartı kullanmak istemiyorum veya hesabımı kapatmak istiyorum diyerek hesabınızı kapattırabilirsiniz. ATM’den hesap kapatma işlemi yapılmamaktadır. Ayrıca banka şubesine giderek banka kartımı veya banka hesabımı kapatmak istiyorum diyebilirsiniz.
ATM’den Kartsız Para Nasıl Çekilir?
Banka ve ATM’lerden para nasıl çekilir sorusun cevabını en çok ileri yaş gurubundaki insanlar merak etmektedir. İleri teknolojiye dayalı olarak bankacılık sistemi de birçok kişinin zorlandığı konulardan birisidir. Bankadan para çekmek için birçok yöntem olduğu bilinmelidir. Şimdi dilerseniz banka şubelerinden veya ATM kanallarını kullanarak nasıl para çekildiği konusunu açalım.
Banka Şubesinden Para Çekme
ATM’lerden Para Çekme
Kartsız ATM’den Para Çekme ( Mobil Bankacılık )
Bankadan Para Nasıl Çekilir?
Bankadan para çekebilmek için öncelikle bir bankadan hesabınız olması gerekmektedir. Banka hesabınızın olduğu banka şubesine giderek kolaylıkla paranızı çekebilirsiniz. Aşağıdaki adımları izleyerek bankadan nasıl para çekilir öğrenin.
Size en yakın olan banka şubesine gidiniz. (Para hangi bankadaysa o bankanın şubesine)
Banka hesap cüzdanı yanınızda olmalıdır. Yoksa kimliğiniz mutlaka yanınızda olmalıdır.
Banka şubesine girdikten sonra kapının hemen yan tarafında banka sıra numarası alabileceğiniz bir cihaz bulunur. Bu cihazdan TC kimlik numaranızı tuşlayarak sıra numarası almalısınız.
Sıra size geldiğinde veznede bulunan personele kimliğinizi ve hesap cüzdanını uzatarak para çekmek istediğinizi belirtiniz.
Personel gerekli olan işlemleri yaptıktan sonra bankadan kaç para çekmek istiyorsunuz sorusunu size soracaktır.
Çekmek istediğiniz para miktarını vezne personeline söyleyerek para çekme işlemini yapabilirsiniz.
ATM’den Para Nasıl Çekilir?
Para çekme işlemi için birçok yöntem olsa da en çok kullanılan para çekme kanalı ATM’lerdir. Hem daha hızlı, daha güvenilir ve çok sıra beklemeden çekim işlemini yapabilirsiniz. Tek yapmanız gereken size en yakın ATM cihazına gitmek olacaktır. (Sizde bulunan banka hesap kartı veya kredi kartı hangi bankaysa o bankanın ATM’sini tercih etmeniz sizden para kesilmeyeceği anlamına gelir. Eğer farklı banka ATM’sinden para çekmek isterseniz sizden bir miktar para komisyon olarak alınabilir.)
En yakın ATM’ye gidiniz.
Kredi kartı veya banka kartından para çekecekseniz her iki kartı da yanınızda bulundurun.
ATM’nin ön kısmında bulunan kartı yerleştirme alanına kartı çip kısmı ön üst kısımda olacak şekilde yerleştirin.
Kartınıza önceden belirlemiş olduğunuz kart şifrenizi giriniz.
Size para çekme, para yatırma gibi birçok seçenek sunulacaktır.
Siz para çekeceğiniz için ‘’para çekme’’ alanını tuşlayın.
Bu adımda bankada bulunan paranızın toplam miktarı gözükür.
Çekmek istediğiniz tutarı yazarak veya tuşlayarak devam ediniz.
Paranız ATM’den sayılarak para çıkışı alanından size teslim edilir.
Paranızı aldıktan sonra ‘’çıkış’’ diyerek kartı almayı unutmayınız.
ATM’den Kart Olmadan Para Nasıl Çekilir?
Para çekmek için ATM yöntemini kullanmak istiyorsanız ve kartınız yoksa yine para çekebilirsiniz. Dikkat etmeniz ve yapmanız gereken bazı adımları okuyabilirsin. Tek yapmanız gereken size en yakın banka ATM’sine giderek telefonunuza para çekmek istediğiniz bankanın mobil bankacılık uygulamasını indirmeniz ve giriş yapmanız gerekmektedir.
Mobil bankacılık sistemine telefonunuzdan giriş yaptıktan sonra aşağıdaki adımları izleyin.
ATM ekranından kartsız işlem menüsüne giriş yapın.
Kartsız işlemler menüsünden para çekme alanını seçiniz.
Telefondan uygulamadan aynı para çekme adımına giriş yapın.
ATM ekranında karşınıza karekod çıkacaktır.
Telefondan karşınıza çıkan karekod uygulamasını okutunuz.
Kaç para çekmek istediğinizi seçiniz.
Paranız hazırlanacak size teslim edilecek ve makbuzunuzu alabileceksiniz.
Son olarak ekrandan çıkış yapmayı unutmayınız.
Banka Hesabı Nasıl Kapatılır?
Günlük yaşamımızın birçok noktasında bankacılık işlemleri her durumda mevcuttur. Bizde yazımızda banka hesabı nasıl kapatılır?
Banka hesabı nasıl kapatılır? Yaygınlaşan bankacılık uygulamaları ödemelerde ve birçok noktada hayatın içindedir. Birden fazla sayıda bankada hesap açtırma imkanı olması bankacılar açısından oldukça caziptir. Ancak banka kullanıcıları zamanla aktif olmadıkları banka hesaplarını kapatma girişimlerinde bulunabilirler. Bizde bundan hareketle banka hesabı nasıl kapatılır? Bunu ele alacağız. Fakat bundan önce banka hesabı kapatma konusunu ele alalım.
Banka Hesabı Kapatma
Banka hesapları ödeme ve yatırım gibi durumlarda oldukça faydalıdır. Bu yüzden birçok kişinin en az bir tane banka hesabı bulunmaktadır. Fakat bazı durumlarda çok sayıda hesabın olması istenmeyeceği için bunları kapatma yoluna gitmek mümkündür.
Banka hesabı kapatma işlemlerini birkaç farklı yolla yapmak mümkündür. İlk olarak internet bankacılığı, müşteri hizmetleri ya da dilekçe yazarak bankaya gitmeden hesap kapatma işlemini gerçekleştirmek mümkündür. Bunun dışında ilgili banka şubesine direk giderek hesap kapatma işlemi gerçekleştirilebilir.
Banka kapatma işlemlerinden biri olan dilekçe yazarak hesap kapatma işlemi çok fazla bilinmeyen bir yöntem olduğu için yazımızın devamında buna yer verelim.
Banka Hesap Kapama Şubeden Nasıl Yapılır? Dilekçe Örneği
Banka hesap kapama yollarından biri olan dilekçe yazmak için birtakım gerekleri yerine getirmek gerekir. Öncelikle ilgili bankanın hesabı kapama dilekçesini mail, faks, e-posta yollarından hangisini tercih ettiği dikkate alınmalıdır. Bundan sonrasında ise aşağıda vereceğimiz banka hesap kapama dilekçe örneği ile bankaya müracaat edilmelidir.
…………………………..Bankası Genel Müdürlüğü’ne
Bankanızın, ……………….. şubesinde bulunan ………… Numaralı banka hesabımın kapatılması konusunda gereğinin yapılmasını arz ederim.
Ad – Soyad
İmza
TC Kimlik No:
Tarih:
Adres: ……………………………………………………………………………………
Cep Telefonu: ……………………………………
Yukarıda sunmuş olduğumuz banka hesap dilekçesi ilgili bankanın genel müdürlüğüne hitaben yazılmıştır. Eğer ilgili bankanın bağlı bulunduğu şubeye dilekçe yazılıyorsa mutlaka yazılan şubenin bulunduğu il ve ilçe belirtilmelidir.
Tüm bunlara bakıldığında banka hesabı kapatma işlemleri birkaç alternatiften oluşur. Dilekçe ile banka hesabı kapamada bunlardan biridir.
İnternet Üzerinden Pratik Şekilde Banka Hesabı Nasıl Kapatılır?
Banka hesabını kapatmak için ikinci yöntem ise internet üzerinden ve mobil bankacılığı kullanarak pratik ve kolay bir şekilde işlem yapmak olacaktır. Bunun için ben Akbank kullanıcısı olduğum için akbank internet şubesine girerek sizi tam yolu göstermek istedim. Sizde kendi kullandığınız bankanın internet şubesine veya mobil bankacılığına girerek;
→ Hesaplarım → Tüm Hesaplar
sekmelerini izleyerek kapatmak istediğiniz hesabın üzerine tıklayarak açılacak seçeneklerden hesap kapatma seçeneğini işaretleyebilirsiniz.
Gördüğünüz gibi altını mavi olarak çizdiğim ve ok ile gösterdiğim kısımda hesabı kapat yazıyor. Bu butona bastığınızda kısa bir sürede pratik bir şekilde hesabınız kapatılmış olacaktır.
İlgili Banka Müşteri Hizmetlerini Arayarak Hesap Kapatmak
Bu işlem size biraz daha zahmetli gelebilir çünkü bir müşteri temsilcisine ulaşmak için gerçekten iyi bir zaman harcamanız ve sinirlerinizin sağlam olması gerekiyor. Çünkü müşteri hizmetlerini aradığınızda karşınıza çıkan yapay zekalı telesekreterlere derdinizi anlatana kadar yorulabilirsiniz.
Ama yine de mevcut bir banka hesabını kapatmak için bu yöntem geçerlidir. Kimlik bilgilerinizi doğrulayarak size sorulan güvenlik sorularına doğru cevap verdikten sonra da telefonla banka hesabı kapatma işleminiz gerçekleştirilebilir.
Banka Hesabı Kapatma Ücretli mi?
Kişilerin kullanmadıkları banka hesaplarını kapatmaları için ödemeleri gereken bir ücret bulunmamaktadır. Banka hesabı kapatma ücretli mi? Ancak hesap içerisinde geçmiş dönemden kalan bir borç bulunuyorsa bununla alakalı olarak borç kapatma işlemi yapmadan hesabı komple kapatmaları mümkün değildir. Bu sebeple denebilir ki; içinde borç bulunmayan banka hesapları ücretsiz şekilde kapatılabilmektedir. Bu işlemi yapabilmek için yapmanız gereken tek şey yukarda örneği bulunan işlem dilekçesini ilgili kuruma iletmektir.
Bu dilekçe sizin banka hesabınızı kapatmak istediğinizin sözlü beyanıdır. Dilekçenin ardından talebiniz işleme alınır ve banka hesabınız eğer içinde borç yoksa kapatılır.
Hatta bazı bankalar, sadece sıra aldıktan sonra talebinizi yerine getirerek de hesabınızı kapatabiliyor. Bazı bankalar ise önce talep alıyor, hemen ardından hesabınızı neden kapattığınız konusunda sizi arıyor. Daha doğrusu hesabınızı kapatmamanız için bir ikna çalışması yürütebiliyor.
Banka Hesabı Kapatmak için Dikkat Edilmesi Gerekenler Nelerdir?
Banka hesabınızı kapatmak için dilekçe vermeniz yeterlidir. Kalan işlemler için sizden hiçbir şekilde ücret talep edilmez. Hatta bunun aksine banka işleyişlerinde yapılan değişikliklerin ardından kişiler hesaplar için aylık ya da yıllık olarak hesap aidatı ödemek durumunda kalırlar. Bu sebeple kullanmadığınız hesaplar için borç ödemek istemiyorsanız mutlaka hesabınızı kontrol etmeniz gerekir. Hangi bankada hesabınızın olduğunu bilmiyorsanız bunu e-Devlet elektronik sistemi üzerinden sorgulayabilirsiniz.
Hesabınıza giriş yaptığınızda karşınıza çıkacak ekrandan banka hesabı sorgulama araması ile ilgili sayfaya yönlendirilirsiniz. Böylece kullanmadığınız bir hesap için ekstra ücret ödemenize gerek kalmadan kullanmadığınız tüm hesapları olayca kapattırabilirsiniz. Bu işlemler tamamen ücretsiz ve size maddi anlamda fayda sağlayacak işlemlerdir.
Banka hesapları kapatılırken, içinde bakiye olmaması gerekiyor. Banka hesaplarında bulunan 1 kuruşluk bakiye bile, hesabın kapanmasına engel oluyor. Bu sebeple gitmeden önce hesabın boş olduğundan emin olmalı ve hemen ardından kapatma başvurusu yapmalısınız. Dilekçenizi bankaya sunduktan sonra kapatma işlemi çok kısa sürede gerçekleşecek ve hesabınız tamamen kullanıma kapanacaktır.
Kullanılmayan Boş Banka Hesapları Ne Zaman Kapanır?
Kullanılmayan banka hesapları kendi kapanır mı, şöyle açıklamalıyım,180 gün süresince hesabınızda herhangi bir hareket yok ise bu hesap hareketsiz hesap olarak tanımlanır ve zaman aşımına kadar kendiliğinden kapanmaz. Böyle bir hesaba sahipseniz yukarıda anlattığım adımları izleyerek hesap kapatma yoluna gidebilirsiniz.
Hareketsiz Hesaplardan Hesap İşletim Ücreti Alınır Mı?
Bir diğer merak edilen ise hareketsiz yani kullanılmayan banka hesabından hesap işletim ücreti alınır mı oluyor onuda şu şekilde anlatalım, “Türkiye Bankalar Birliği” (TBB), yayımlamış olduğu bildiriye göre yine 180 gün süresince hareketsiz olan hesaplardan, hiç bir suretle hesap işletim ücreti tahsil edilemeyecek ve bu alacak altında icra takibi başlatılamayacaktır. Bu yasal değildir.
Eğer 180 günden fazla hareketsiz olan hesabınız var ise ve hesap işletim ücreti yansıtılmış ise bankalar ters işlem kaydı yaparak hesapları bu hesabı iptal etmeleri gerekmektedir. Bu hakkınız olduğunu unutmayın.
Vergi Nedir? Neden Vergi Verilir? Vergi Vermenin Önemi Nedir?
Vergiler; devlet kurumlarının hizmetlerinin ya da yaptıkları işin yetki ve iznine göre söz konusu işi ya da hizmeti üstlenen bireylerden alınan paralar olarak ifade edilmektedir. Kamu gelir türlerinden bir tanesi olan resim vergi ve harçlar ile benzerlik göstermektedir.
Vergi neden verilir
Vergi neden verilir sorusu pek çok vatandaşın sorduğu ve cevap aradığı önemli konulardan bir tanesidir. Devletler için son derece kritik bir öneme sahip olan vergi, vatandaşların bütünlüğünü ve refahını oluşturmak için verilen ücretlerdir. Vergiler alınan üründen, hizmetten kesilirken bireylerin maaşlarından da kesilebilmektedir.
Bireysel Gelir Vergisi
Gelir, gerçek kişilerin bir yılda elde ettikleri net kar ve kazanç tutarı şeklinde ifade edilir. Gelir kalemlerinin 7 farklı sınıfta ele alınması söz konusudur. Bu sınıflar şu şekildedir;
- Ticaret kaynaklı faaliyetler ile edinilen gelirler
- Tarımsal üretim sonrasında edinilen gelirler,
- Profesyonellerden elde edilen gelirler,
- Maaş ve ücretler,
- Sermaye yatırımlarından edinilen gelirler,
- Gayrimenkul ve gayrimenkullerin haklarından edinilen gelirler
- Diğer.
- Ticaret kaynaklı faaliyetler ile edinilen gelirler
- Tarımsal üretim sonrasında edinilen gelirler,
- Profesyonellerden elde edilen gelirler,
- Maaş ve ücretler,
- Sermaye yatırımlarından edinilen gelirler,
- Gayrimenkul ve gayrimenkullerin haklarından edinilen gelirler
- Diğer
Türk vergi sistemi, ürün ve hizmetlerin tedarik süreci ile ithalatından KDV almaktadır. Katma Değer Vergisi 1985 yılında tanıtılmıştır. Türkiye’de mali açıdan gerçekleştirilen eylemler KDV esasına göre gerçekleşir. Vergiye konu olan işlemler, mal ve hizmetlerin tedarikini, ürün ve hizmetlerin ithalatı ile diğer bazı faaliyetleri kapsar.
Türkiye’de gerçekleşen ve aşağıda sıralanan işlemlerin Katma Değer Vergisi’ne tabi olacağı ifade edilmelidir. Bunlar; ticari, sınai, tarımsal ve diğer mesleki faaliyetlerdir. Katma Değer Vergisi’nin mükellefleri; yasal statüleri, mahiyetleri ve diğer vergilerle ilgili ilişkileri dikkate alınmadan vergilendirilebilir işlemlerle uğraşan kişilerdir.
Bankacılık Ve Sigorta İşlem Vergisi
Banka, sigorta şirketleri ile bankacılar tarafından gerçekleşen bütün işlemler vergilendirilir. Adlarına üretilen hizmetlerden dolayı çeşitli isimlerle topladıkları paranın üzerine vergi olacaktır. BSMV’de vergilendirme dönemi takvim yılında bulunan her ay olarak kabul edilir. Mükellef vasfına sahip kimseler vergiye tabi olan işlemlerini takip eden ayın onbeşinci günü akşamına kadar bildirirler.
Özel İletişim Vergisi
Özel iletişim vergisi olarak bilinen bu vergi cep telefonları, radyo ve TV yayını ile telekomünikasyon işlemleri ile ilgilidir. Vergiye tabi konu bu hizmetlerin yürütülmesidir. Vergi mükellefi kabul edilen kişiler söz konusu hizmeti sağlayanlardır.
Damga Vergisi
DVK ekli I Listedeki farklı evrak vergiye tabidir. Söz konusu evrak; eylemler, sonuçlar, ticari işlemlere ilişkin evrak ve makbuzlar ile alakalıdır. Bu belgeler hazırlandığında vergi doğar.
Gümrük Vergisi
Ülke sınırları dışından gelen ürünlerin vergiye tabi olduğu ifade edilmelidir. Vergini ortaya çıkmasına neden olan işlemlerin malın serbest dolaşması, gümrük beyanı ve bunun tescili ile tam olmayan muafiyet söz konusunda olan geçici ithalat işlemleridir.
Üç Yerde Kimse Kimseyi Hatırlamaz Hadisi
Hz. Fatıma, henüz süt emmekte olan Hz. Hüseyin hastalandığı için sabaha kadar uyuyamamıştı. Hz. Hüseyin sabaha doğru bir ara uyur gibi olduğunda, Hz. Fatıma bulduğu ilk fırsatta kâinatın sahibine yönelerek sabah namazını kılmıştı.
Sonra der ki Fatma
Ben cehennemi hatırlayıp ağladım.
Sonra, camide sabah namazını kıldıran Babam (Peygamber Efendimiz) , âdeti üzere onun evine gelmişti. Hz. Fatıma’yı ağlar vaziyette görünce,
Niye ağlıyorsun? diye sordu.
Ben Cehennemi hatırladım da onun için ağladım! Siz, kıyâmet günü, âilenizi hatırlayacak mısınız? dedim.
(Hz Fatma baba bana da ahirette yardımcı olursun herhalde der)
Peygamberimiz de Buyurdu ki:
"Fatma kızım ben üç yerde kimseyi hatırlamam, o yüzden ölmeden rabbinden nefsini satın al. Eğer Allah'tan nefsini satın alamazsan, vallahi ben bile, senin namına hiçbir şey yapamam" der.
(Hadisin Orjinali bu Halde Olmalıydı)
Ama intenrnette onları (Bu hadisleri) dağınık ve karışık halde bulabildim
işte bu haldelerdi
üç yerde kimse kimseyi hatırlamaz:
1) Mîzan yanında; tartısı ağır mı geldi, hafif mi öğreninceye kadar.
2) Sahifelerin uçuştuğu zaman; kendi defteri nereye düşecek, öğreninceye kadar… Sağına mı, soluna mı; yoksa arkasına mı?
3) Sıratın yanında; cehennemin iki yakası ortasına kurulunca, bunu geçinceye kadar.
(Ebû Dâvud, Kitâbüs-Sünne, 4755)
“Ey kızım Fatıma! Babam Peygamber diye güvenme Rabbine karşı kulluk vazifeni yap, ölmeden rabbinden nefsini satın al, Eğer Allah'tan nefsini satın alamazsan vallahi ben bile senin namına hiçbir şey yapamam..."
(Müslim, iman,89)
internet aramamda bu konuda buldugum üç makale
Hz. Fatıma, henüz süt emmekte olan Hz. Hüseyin hastalandığı için sabaha kadar uyuyamamıştı. Hz. Hüseyin sabaha doğru bir ara uyur gibi olduğunda, Hz. Fatıma bulduğu ilk fırsatta kâinatın sahibine yönelerek sabah namazını kılmıştı. Sonra, camide sabah namazını kıldıran Peygamber Efendimiz, âdeti üzere onun evine gelmişti. Hz. Fatıma’yı uyur vaziyette görünce, onun sabah namazını kılmadığını sandı ve
“Ey kızım Fatıma! Babam Peygamber diye güvenme Rabbine karşı kulluk vazifeni yap, Eğer Allah'tan nefsini satın alamazsan vallahi ben bile senin namına hiçbir şey yapamam..." [1] Buyurdular.
Bu hadisi şerif haktır, hakikattır. Şefaatte haktır, hakikattır. İlk önce şefaat var mıdır? Yok mudur? Sorusunun cevabını vermeye çalışalım.
Şefaat kelime manası olarak; birisinin işi için aracı olmak, hatır ve yetkisini kullanarak darda kalan kimseyi sıkıntıdan kurtarmaktır.
Ayeti Kerimelerde Cenab-ı Zülcelal Hz.leri;
“Muttakileri o çok esirgeyici (Allah’ın) huzuruna süvari elçiler gibi toplayacağımız, günahkârları ise susuz olarak Cehenneme süreceğimiz gün, çok esirgeyici (Allah’ın) nezdinde ahit edilmiş olanlardan başkaları şefaat hakkına malik olmayacaklardır.” [2]
“O gün, Rahman’ın şefaat izni verip sözünden razı olduğu kimselerden başkasının şefaati fayda vermez.” [3]
“Onlar/melekler, sadece O’nun/Allah’ın razı olduğu kimse hakkında şefaat edecekler.” [4]
“Göklerde nice melekler var ki, Allah’ın dilediği ve razı olduğu kimseler hakkında geçerli olması için izin çıkmadıkça, onların şefaatleri asla fayda vermez.” [5]
“Allah’ı bırakıp da, taptığı putlar şefaat edemez. Ancak hak dine inanıp ona şahitlik eden kimseler şefaat eder” [6]
Ayetime kerimelerden de anlaşılacağı üzere Allah-ü Teâlâ Hazretleri'nin izni ve müsaadesi ile Rasulullah (sav) Efendimiz, evliya, âlim, şehit ve kısacası hayırlı kimseler, iman ehli olanlara azaptan kurtulmaları için vesile olup, Allah-ü Teâlâ’ya onların af olunması için dua edecek; Allah-ü Teâlâ’da dilediğini bağışlayacaktır.
Ayet-el Kürsi’de yer alan “Onun izni olmadan katında kim şefaat edebilir?” mealindeki ifadesi, bu konuda açıktır; Şefaat vardır, fakat Allah’ın izni olmadan kimse kendi başına şefaat edemez.
Efendimiz (sav) Hz.leri;
“Benim ümmetimden çok büyük bir topluluğa şefaat eden olacaktır. Yine Benim ümmetimden bir kabileye şefaat eden olacaktır. Yine Benim ümmetimden birkaç kişiye şefaat eden olacaktır. Ta ki (hepsi) cennete gireceklerdir.” [7]
“Benim şefaatim (bütün ümmete) mubahtır. Ancak ashabıma söven kimseler müstesnadır.” [8]
Ayet ve hadislerle den anlaşılacağı üzere şefaat haktır, o zaman sorunuzun sebebi olan hadisle bir çeliş ki mi var?
Bu hadisi şeriflerle ayetler arasında elbette bir çelişki olamaz. Şefaat hadisleri, İslam ümmetini ümitsizlikten kurtaran ve hakikaten tahakkuk edecek bir gerçeğin ifadesidir. Ehli Sünnet bu konuda ittifak halindedir.
Peygamber Efendimiz bir gün, halası Safiye ve kızı Fatma'ya hitaben:
“Kalkın, Rabbinizin emrini yerine getirin. Peygamberin kızı ve halası olmanıza güvenmeyin. Yoksa yarın, kıyamet gününde, Rabbimden izin olmadıkça benden size bir menfaat gelemez” buyurdular.
Peygamber (sav) Efendimizin kendi akrabasına, halasına, kızı Fatıma’ya, eşi Aişe’ye hitaben söylediği buna benzer ifadelerin hikmeti nedir öyle ise?
Kişilerin Allah’a kulluk vazifelerini bir kenara bırakıp da, başkalarına güvenerek ibadetlerinde gevşeklik yapmamaları içindir. Son sözün her zaman Allah’a (cc) ait olduğunu bizlere hatırlatmak içindir. Bazı sahtekâr din tüccarlarının kendini şefaat makamında görüp de bunu sağa sola dağıtmasını engellemek içindir. Yani ümmet-i Muhammedi uyarı amacı iledir.
Biz Allah’a kulluk vazifemizi yerine getirmek için ne gerekiyorsa yapacağız, nefsimizi terbiye etmek için çabalayacağız bu minvalde ilerlerken geri kalan kusurlarımızın af mağfireti için Allah’a (cc) dua edip o’nun şefaatçi kılacağı aziz kullarının şefaat halkasına dâhil olabilmek için elimizden geleni yapacağız.
Cennet Mekân Abdullah Baba (ks) Hz.leri Çorumlu Hacı Mustafa Efendi Hz.lerine ilk biat ederken;
“Siz beni Allah’a vuslat edebilecek misiniz? Beni son nefeste imanlı bir şekilde ahirete göç etmeme vesile olabilecek misiniz?” Diye sorar,
Çorumlu Hacı Mustafa Efendi Hz.leri de;
“Allah’a kulluk vazifeni eksiksiz yaparsan sana söylediklerim hepsini yaparsan ben seni Allah’a (cc) vuslat ederim. Allah’ın izniyle isteklerinin hepsini gerçekleştiririm. Ama benim dediklerimi yapmazsan mahşer gününde yüzün kara olsun mu?” Der.
Allahu Teâlâ böyle bir yetkiyi ancak kendilerine biat etmiş kişilere verip hakiki manada amel etmiş kimseler bu kapsam içerisine girer. Ya değilse kendisini derviş zannedip boş şeylerle uğraşan, heva ve hevesi için koşan insanların mahşerde nasibi yoktur.
Cennet Mekân Abdullah Baba (ks) Hz.leri sohbetlerinde şu mısraları pek söylerdi;
Gurrab gibi ötme ile
Tembel tembel yatma ile
Helal haram yutma ile
Cennet cemal bulunur mu ?
Burada önemli olan husus; bir Müslüma'nın Allah’ın kendilerine şefaat hakkı verdiği kimselerin manevi himayeleri altına girebilmesi için Allah’a kulluğa riayet etmiş olması gerektiğini aklından çıkarmamalıdır.
Şefaati inkâr edenlerin, dünyada da ukbada da kazanacakları hiçbir şey yoktur. Çünkü Allah (cc) ahirette kullarına, kulları O’nu nasıl bilip tanımışlarsa, öyle muamele edecektir.
Allah (cc) Hadisi kutsisinde:
“Ben kulumun zannı üzereyim” buyurmaktadır.
Hüküm ve karar sahibi O’dur. Cennet ve Cehennem O'nun emrindedir. Ancak O (cc), bazı kullarının şeref, itibar ve derecesini arttırmak, katındaki yakınlık ve dostluğunu göstermek için kendilerine bazı yetkiler verir; görevler yükler, şeref bahşeder, işte şefaat da böyledir.
Şefaat, Allah-ü Teâlâ'nın işine karışmak değildir. Şefaat izni ve yetkisi verilen bir kimseden şefaat istemek, Allah'a şirk koşmak değildir. Şefaat, Allah-ü Teâlâ'nın sevdiklerine bahşettiği bir şeref ve yetkidir. Şefaat, sevenlerin sevdikleri için aracı olup, naz makamında niyaz etmeleri, dostları adına gözyaşı dökmeleridir. Şefaat sevginin meyvesi, rahmetin esintisidir. Şefaat, Allah-ü Teâlâ'nın kullarına bir hediyesidir.
Hz. Mevlana, çok riyazet yapar, bazen günlerce bir şey yemez, pek az uyurdu. Allah'ı zikir ve ona ibadet en büyük zevki ve meşguliyetiydi. Etrafında toplanan bütün ihvan ve müritlerini de zühd ve takvaya ve şeriatla amele teşvik eder, onlara nasihatlerde bulunurdu.
Ancak oğlu Emir Alim Çelebi namaza karşı biraz ihmalkarmış. Hz. Mevlana kendisini her gördüğünde namazlarına devam etmesini söyler, ikazda bulunurmuş.
Emir Alim Çelebi bir gün babasının huzuruna gelerek tazim ve hürmetle oturmuş. Cenab-ı Mevlana ona hitaben;
“Emir Alim İhlas suresini biliyorsun değil mi?” deyince, Emir Alim;
“Evet biliyorum” diye cevap vermiş. Hz. Mevlana;
“Öyle ise oku da dinleyelim” buyurmuş.
Emir Alim İhlas Suresini okuyup bitirince Hz. Mevlana;
“ Allah Teâlâ, benim anam, babam, oğlum, kızım, şerikim ve nazirim yoktur, buyuruyor. Şimdi tam çalışma zamanıdır. İbadete çalış, bana güvenme. Allah'ın has kulları onun sıfatlarından feyz alırlar ve ahlakıyla ahlaklanırlar” buyurup ardından şu ayet-i kerimeyi okumuş;
“Kıyamet gününde aralarında neseb farkı gözetilmez ve onlara kimin nesillerinden olduklarını da sormayacaklar”
Ayrıca Mesnevide bir beyitte:
“Bil ki; bu yolda soyun sopun kıymeti yoktur. Fazilet ve mazhariyetin mihrabı zühd ve takva'dır.” buyruluyor.
Eflakî'nin naklettiği bu olaya Nefisüddin ilaveten diyor ki:
Emir Alim gittikten sonra, bizler hep ağladık ve sonumuzun kaygısına düştük. Bunu gören Üstadımız Hz. Mevlana:
“Bu derece telaşlanıp ye'se düşmek de icap etmez. İstiyoruz ki; Emir Alim 'imiz Hak yolunda pek tembel olmasın, fena nefse uyup yolda kalmasın. Allah Teâla ibadet etmeyenleri, kullukta tembellik edenleri sevmez” deyip, bizi irşat ettiler.
Bu olay ehl-i gafleti içinde bulundukları dalgın uykudan uyandırmalı. “Falanca mürşidin neslindenim” ya da “ben falancanın dervişiyim” deyip de; namazı, orucu, zikri, fikri ve hatta şeriatı bir tarafa bırakıp kulluk vazifesini külliyen ihmal edenlere ibret olmalıdır.
Evet, ameli olmayana, nesebi ne faide sağlayacaktır?
Hakikat bu yolda iken ömrünü fani emeller, Hakk'ın razı olmadığı amellerle ifna edenler, gençliğini sefahat mahallerinde geçirip emanetullah olan vücudunu heva ve hevesleri peşinde çürütenler, sıhhatli günlerinde hastalık anlarına ve hayatlarında ölüm günlerine hazırlanmayanlar, ne bedbaht insanlardır. Dede ve babalarının cenazesini kabre elleriyle koydukları halde bir an olsun;
“Biz nereden geldik, niçin geldik ve akibet nereye gideceğiz” diye düşünmeyen, üstelik kendisine bir de münevverlik ve üstünlük hakkı tanı(Zeker), ehl-i İslamı hor ve bakir görenler ne büyük bir hüsran üzeredirler.
Rabbim kendine layık kul ve Habibine has ümmet eylesin…
[1] Müslim, Iman,89
[2] Meryem Suresi 85-87
[3] Ta ha Suresi 109
[4] Enbiya Suresi 28
[5] Necm Suresi 26
[6] Zuhruf Suresi 86
[7] Tâc
[8] Feyz-ül Kadir
---oOo---
Hz. Âişe radıyallâhü anhâ vâlidemiz anlatıyor:
(Bir gün) cehennemi hatırlayıp ağladım. Resûlüllah (s.a.v.):
*** Niye ağlıyorsun? diye sordu.
*** Cehennemi hatırladım da onun için ağladım! Siz, kıyâmet günü, âilenizi hatırlayacak mısınız? dedim.
Buyurdu ki:
*** üç yerde kimse kimseyi hatırlamaz:
1) Mîzan yanında; tartısı ağır mı geldi, hafif mi öğreninceye kadar.
2) Sahifelerin uçuştuğu zaman; kendi defteri nereye düşecek, öğreninceye kadar… Sağına mı, soluna mı; yoksa arkasına mı?
3) Sıratın yanında; cehennemin iki yakası ortasına kurulunca, bunu geçinceye kadar.
(Ebû Dâvud, Kitâbüs-Sünne, 4755)
Bilindiği gibi Mîzan, âhirete îmânın bir cüzüdür.
Ehl-i Sünnet vel-Cemat âlimleri, icmâ ile Mîzan haktır demişlerdir.
Hadis-i şeriflerle olduğu gibi, Kurânla da sabittir.
Âyet-i kerimede, "Biz kıyâmet gününe mahsus adâlet terazileri koyacağız.Artık hiçbir kimse hiçbir şeyle haksızlığa uğratılmayacaktır.(O şey) bir hardal tanesi kadar bile olsa, onu getiririz (mizâna koyarız). Hesapçılar olarak da biz yeteriz." (Enbiyâ, 47) buyuruluyor.
Mîzan, kıyâmet günü kurulur. Kulların amellerinin yazılmış olduğu defterler Mîzanda tartılır.
Bu Mîzanın iki kefesi vardır; biri hasenâtın (iyiliklerin) tartılması için, diğeri de seyyiâtın (kötülüklerin)…
---oOo---
"Ey kızım Fatıma!, Babam Peygamber diye güvenme Rabbine karşı kulluk vazifeni yap, Eğer Allah'tan nefsini satın alamazsan vallahi ben bile senin namına hiçbir şey yapamam..." Hz. Muhammed S.A.V. (Müslim, İman,89, Hadis no:351)
26/ŞUARÂ-214: Ve enzir aşîretekel akrebîn(akrebîne). Ve en yakının olan aşiretini uyar.
Hak, en büyük vazife olan tebliğ hususunda " Ve en yakının olan aşiretini uyar. “ buyurarak, Allah Resul’ünün, işe akrabalarından başlamasını emretmiştir. Bu ayet indirildiğinde Peygamber Efendimiz ailesinin bütün fertlerini, akraba ve yakın komşularını Ebû Kubeys tepesinde bir yemekte toplamış ve onlara hitaben; Ben şimdi şu dağın öbür yamacında düşman süvarilerinin bulunduğunu ve size saldırmak üzere olduklarını söylesem bana inanır mısınız?" diye sormuştu. Onlar, "evet inanırız" deyince Efendimiz sözlerine şöyle devam etmişti: "Ben şiddetli bir azaptan önce size gönderilmiş bir uyarıcıyım." Bunun üzerine, Ebû Leheb öfkeden yerinde duramaz hâle gelmiş, hâşâ "Ağzın kurusun. Sırf bunun için mi bizi buraya çağırdın?" diyerek hakaret etmişti. Bundan sonra herkes dağılmış ve Peygamberimiz çok üzülmüşlerdi. Bunun üzerine Allahütealâ Peygamberimizi teselli etmek için Tebbet suresini inzal etti.
111/TEBBET (MESED)-1: Tebbet yedâ ebî lehebin ve tebb(tebbe). Ebu Leheb'in iki eli kurudu ve helâk oldu.
111/TEBBET (MESED)-2: Mâ agnâ anhu mâluhu ve mâ keseb(kesebe). Ona malı ve kazandıkları bir fayda vermedi.
111/TEBBET (MESED)-3: Se yaslâ nâren zâte leheb(lehebin). Alevli ateşe atılacak.
111/TEBBET (MESED)-4: Vemreetuh(vemreetuhu), hammâletel hatab(hatabi). Ve onun, odun taşıyan kadını da.
111/TEBBET (MESED)-5: Fî cîdihâ hablun min mesed(mesedin). Onun boynunda mesedden (bükülmüş liften) bir ip vardır.
"Ebû Leheb'in iki eli kurusun. Kurudu da." mealindeki ayet-i kerimeyi ihtiva eden "Tebbet" Suresi’nin indirilmesiyle teselli olan Efendimiz, Ebû Leheb gibi kimselerin mani olmaya çalışmalarına rağmen Allah'ın emrini yerine getirmiş, her fırsatta aile ve akrabasına da tebliğ ve irşatta bulunmuştu. Bir defasında, kavim ve kabilesine seslenerek şöyle buyurmuştu:
"Ey Kâ'b b. Mürre oğulları! Nefsinizi Allah'tan satın almaya bakın; zira ben, ahirette sizin adınıza bir şey yapamam! Ey Abdimenâf oğulları! Nefsinizi Allah'tan satın almaya bakın; zira ahirette sizin adınıza bir şey yapmak elimden gelmez! Ey Abdülmuttalip oğulları! Nefsinizi Allah'tan satın almaya bakın; zira ahirette sizin adınıza da bir şey yapamam!"
Efendimiz kendisine en uzak kabile ve oymaktan başlayıp en yakınlarına gelmiş ve "Ey Allah Resulünün halası Safiyye, sen de nefsini Allah'tan satın almaya bak, zira ahirette senin adına da bir şey yapamam!" buyurmuştu. O Safiyye (radıyallahu anhâ) ki, Hazreti Hamza'nın kız kardeşiydi. O Safiyye ki, Allah Resulünün "Havarim" dediği Zübeyr'in anasıydı. O Safiyye ki, Allah Resulünün öz halasıydı. Buna rağmen İki Cihan Serveri, ona da "Sen de nefsini Allah'tan satın almaya bak, zira ahirette senin adına da bir şey yapamam!" demişti. Efendimiz, sözlerini o kadarla da bitirmemişti, son olarak kendi kızı Zügrem dediği ciğerparesi Hazreti Fatıma'ya (radıyallahu anhâ), "Ey Muhammedin kızı Fatıma! Sen de nefsini Allah'tan satın almaya bak; zira ahirette senin adına da bir şey yapamam." demişti. Efendimiz, emri çok iyi anlıyor ve yerine getiriyor; yakınlarından başlayarak hem inzar ediyor, hem de müjdeliyordu. İnzar ederken, ev halkına ve can parçası kızına da söyleyeceğini söylüyordu.
Evet, Allah Resulünün saadet hanesinde sürekli bir haşyet tüter dururdu. Allah Resulünün bakışlarda her zaman cennetlerin güzelliğini veya cehennemlerin korkutuculuğunu görüp hissederlerdi. Namaz kılarken huşu içerisinde O'nun titreyip ürpermeleri, kâh ileriye kâh geriye gidip gelmeleri; O'na bakan herkese Allah'ı hatırlatırdı. İmam Nesaî naklediyor: "Allah Resulü namaz kılarken içinde bir güveç kaynıyor gibi ses duyulurdu." Daima ağlamaklı bir hal ve cezbe ile Allah'a yönelerek namazını öyle kılardı. Peygamber hanesinin sakinleri O'nu hep Rabbinin huzurunda, başı yerde, titreyerek ve irkilerek secde eder vaziyette görürlerdi. Tabii ki, O'nun bu hali bile tek başına bir uyarıydı. Allah'tan çok korkan ve onu sonsuz seven Nebiler Sultanı'nın, hanım ve evlatlarında da aynı huşu vardı. Çünkü Allah Resulü, hep yaşadığını söylüyor ve söylediklerini de davranış biçimleriyle gösteriyordu. "Kişi sevdiğiyle beraberdir." diyen Hazreti Muhammed'i seviyorsanız, yolunda olacaksınız; çünkü ancak yolunda olanlar ötede onun sancağı altında ve şahitliğinde olacaklardır.
Derleme Makalelerim
Raşit Tunca
Schrems,31.12.2022
Hz. Fatıma, henüz süt emmekte olan Hz. Hüseyin hastalandığı için sabaha kadar uyuyamamıştı. Hz. Hüseyin sabaha doğru bir ara uyur gibi olduğunda, Hz. Fatıma bulduğu ilk fırsatta kâinatın sahibine yönelerek sabah namazını kılmıştı.
Sonra der ki Fatma
Ben cehennemi hatırlayıp ağladım.
Sonra, camide sabah namazını kıldıran Babam (Peygamber Efendimiz) , âdeti üzere onun evine gelmişti. Hz. Fatıma’yı ağlar vaziyette görünce,
Niye ağlıyorsun? diye sordu.
Ben Cehennemi hatırladım da onun için ağladım! Siz, kıyâmet günü, âilenizi hatırlayacak mısınız? dedim.
(Hz Fatma baba bana da ahirette yardımcı olursun herhalde der)
Peygamberimiz de Buyurdu ki:
"Fatma kızım ben üç yerde kimseyi hatırlamam, o yüzden ölmeden rabbinden nefsini satın al. Eğer Allah'tan nefsini satın alamazsan, vallahi ben bile, senin namına hiçbir şey yapamam" der.
(Hadisin Orjinali bu Halde Olmalıydı)
Ama intenrnette onları (Bu hadisleri) dağınık ve karışık halde bulabildim
işte bu haldelerdi
üç yerde kimse kimseyi hatırlamaz:
1) Mîzan yanında; tartısı ağır mı geldi, hafif mi öğreninceye kadar.
2) Sahifelerin uçuştuğu zaman; kendi defteri nereye düşecek, öğreninceye kadar… Sağına mı, soluna mı; yoksa arkasına mı?
3) Sıratın yanında; cehennemin iki yakası ortasına kurulunca, bunu geçinceye kadar.
(Ebû Dâvud, Kitâbüs-Sünne, 4755)
“Ey kızım Fatıma! Babam Peygamber diye güvenme Rabbine karşı kulluk vazifeni yap, ölmeden rabbinden nefsini satın al, Eğer Allah'tan nefsini satın alamazsan vallahi ben bile senin namına hiçbir şey yapamam..."
(Müslim, iman,89)
internet aramamda bu konuda buldugum üç makale
Hz. Fatıma, henüz süt emmekte olan Hz. Hüseyin hastalandığı için sabaha kadar uyuyamamıştı. Hz. Hüseyin sabaha doğru bir ara uyur gibi olduğunda, Hz. Fatıma bulduğu ilk fırsatta kâinatın sahibine yönelerek sabah namazını kılmıştı. Sonra, camide sabah namazını kıldıran Peygamber Efendimiz, âdeti üzere onun evine gelmişti. Hz. Fatıma’yı uyur vaziyette görünce, onun sabah namazını kılmadığını sandı ve
“Ey kızım Fatıma! Babam Peygamber diye güvenme Rabbine karşı kulluk vazifeni yap, Eğer Allah'tan nefsini satın alamazsan vallahi ben bile senin namına hiçbir şey yapamam..." [1] Buyurdular.
Bu hadisi şerif haktır, hakikattır. Şefaatte haktır, hakikattır. İlk önce şefaat var mıdır? Yok mudur? Sorusunun cevabını vermeye çalışalım.
Şefaat kelime manası olarak; birisinin işi için aracı olmak, hatır ve yetkisini kullanarak darda kalan kimseyi sıkıntıdan kurtarmaktır.
Ayeti Kerimelerde Cenab-ı Zülcelal Hz.leri;
“Muttakileri o çok esirgeyici (Allah’ın) huzuruna süvari elçiler gibi toplayacağımız, günahkârları ise susuz olarak Cehenneme süreceğimiz gün, çok esirgeyici (Allah’ın) nezdinde ahit edilmiş olanlardan başkaları şefaat hakkına malik olmayacaklardır.” [2]
“O gün, Rahman’ın şefaat izni verip sözünden razı olduğu kimselerden başkasının şefaati fayda vermez.” [3]
“Onlar/melekler, sadece O’nun/Allah’ın razı olduğu kimse hakkında şefaat edecekler.” [4]
“Göklerde nice melekler var ki, Allah’ın dilediği ve razı olduğu kimseler hakkında geçerli olması için izin çıkmadıkça, onların şefaatleri asla fayda vermez.” [5]
“Allah’ı bırakıp da, taptığı putlar şefaat edemez. Ancak hak dine inanıp ona şahitlik eden kimseler şefaat eder” [6]
Ayetime kerimelerden de anlaşılacağı üzere Allah-ü Teâlâ Hazretleri'nin izni ve müsaadesi ile Rasulullah (sav) Efendimiz, evliya, âlim, şehit ve kısacası hayırlı kimseler, iman ehli olanlara azaptan kurtulmaları için vesile olup, Allah-ü Teâlâ’ya onların af olunması için dua edecek; Allah-ü Teâlâ’da dilediğini bağışlayacaktır.
Ayet-el Kürsi’de yer alan “Onun izni olmadan katında kim şefaat edebilir?” mealindeki ifadesi, bu konuda açıktır; Şefaat vardır, fakat Allah’ın izni olmadan kimse kendi başına şefaat edemez.
Efendimiz (sav) Hz.leri;
“Benim ümmetimden çok büyük bir topluluğa şefaat eden olacaktır. Yine Benim ümmetimden bir kabileye şefaat eden olacaktır. Yine Benim ümmetimden birkaç kişiye şefaat eden olacaktır. Ta ki (hepsi) cennete gireceklerdir.” [7]
“Benim şefaatim (bütün ümmete) mubahtır. Ancak ashabıma söven kimseler müstesnadır.” [8]
Ayet ve hadislerle den anlaşılacağı üzere şefaat haktır, o zaman sorunuzun sebebi olan hadisle bir çeliş ki mi var?
Bu hadisi şeriflerle ayetler arasında elbette bir çelişki olamaz. Şefaat hadisleri, İslam ümmetini ümitsizlikten kurtaran ve hakikaten tahakkuk edecek bir gerçeğin ifadesidir. Ehli Sünnet bu konuda ittifak halindedir.
Peygamber Efendimiz bir gün, halası Safiye ve kızı Fatma'ya hitaben:
“Kalkın, Rabbinizin emrini yerine getirin. Peygamberin kızı ve halası olmanıza güvenmeyin. Yoksa yarın, kıyamet gününde, Rabbimden izin olmadıkça benden size bir menfaat gelemez” buyurdular.
Peygamber (sav) Efendimizin kendi akrabasına, halasına, kızı Fatıma’ya, eşi Aişe’ye hitaben söylediği buna benzer ifadelerin hikmeti nedir öyle ise?
Kişilerin Allah’a kulluk vazifelerini bir kenara bırakıp da, başkalarına güvenerek ibadetlerinde gevşeklik yapmamaları içindir. Son sözün her zaman Allah’a (cc) ait olduğunu bizlere hatırlatmak içindir. Bazı sahtekâr din tüccarlarının kendini şefaat makamında görüp de bunu sağa sola dağıtmasını engellemek içindir. Yani ümmet-i Muhammedi uyarı amacı iledir.
Biz Allah’a kulluk vazifemizi yerine getirmek için ne gerekiyorsa yapacağız, nefsimizi terbiye etmek için çabalayacağız bu minvalde ilerlerken geri kalan kusurlarımızın af mağfireti için Allah’a (cc) dua edip o’nun şefaatçi kılacağı aziz kullarının şefaat halkasına dâhil olabilmek için elimizden geleni yapacağız.
Cennet Mekân Abdullah Baba (ks) Hz.leri Çorumlu Hacı Mustafa Efendi Hz.lerine ilk biat ederken;
“Siz beni Allah’a vuslat edebilecek misiniz? Beni son nefeste imanlı bir şekilde ahirete göç etmeme vesile olabilecek misiniz?” Diye sorar,
Çorumlu Hacı Mustafa Efendi Hz.leri de;
“Allah’a kulluk vazifeni eksiksiz yaparsan sana söylediklerim hepsini yaparsan ben seni Allah’a (cc) vuslat ederim. Allah’ın izniyle isteklerinin hepsini gerçekleştiririm. Ama benim dediklerimi yapmazsan mahşer gününde yüzün kara olsun mu?” Der.
Allahu Teâlâ böyle bir yetkiyi ancak kendilerine biat etmiş kişilere verip hakiki manada amel etmiş kimseler bu kapsam içerisine girer. Ya değilse kendisini derviş zannedip boş şeylerle uğraşan, heva ve hevesi için koşan insanların mahşerde nasibi yoktur.
Cennet Mekân Abdullah Baba (ks) Hz.leri sohbetlerinde şu mısraları pek söylerdi;
Gurrab gibi ötme ile
Tembel tembel yatma ile
Helal haram yutma ile
Cennet cemal bulunur mu ?
Burada önemli olan husus; bir Müslüma'nın Allah’ın kendilerine şefaat hakkı verdiği kimselerin manevi himayeleri altına girebilmesi için Allah’a kulluğa riayet etmiş olması gerektiğini aklından çıkarmamalıdır.
Şefaati inkâr edenlerin, dünyada da ukbada da kazanacakları hiçbir şey yoktur. Çünkü Allah (cc) ahirette kullarına, kulları O’nu nasıl bilip tanımışlarsa, öyle muamele edecektir.
Allah (cc) Hadisi kutsisinde:
“Ben kulumun zannı üzereyim” buyurmaktadır.
Hüküm ve karar sahibi O’dur. Cennet ve Cehennem O'nun emrindedir. Ancak O (cc), bazı kullarının şeref, itibar ve derecesini arttırmak, katındaki yakınlık ve dostluğunu göstermek için kendilerine bazı yetkiler verir; görevler yükler, şeref bahşeder, işte şefaat da böyledir.
Şefaat, Allah-ü Teâlâ'nın işine karışmak değildir. Şefaat izni ve yetkisi verilen bir kimseden şefaat istemek, Allah'a şirk koşmak değildir. Şefaat, Allah-ü Teâlâ'nın sevdiklerine bahşettiği bir şeref ve yetkidir. Şefaat, sevenlerin sevdikleri için aracı olup, naz makamında niyaz etmeleri, dostları adına gözyaşı dökmeleridir. Şefaat sevginin meyvesi, rahmetin esintisidir. Şefaat, Allah-ü Teâlâ'nın kullarına bir hediyesidir.
Hz. Mevlana, çok riyazet yapar, bazen günlerce bir şey yemez, pek az uyurdu. Allah'ı zikir ve ona ibadet en büyük zevki ve meşguliyetiydi. Etrafında toplanan bütün ihvan ve müritlerini de zühd ve takvaya ve şeriatla amele teşvik eder, onlara nasihatlerde bulunurdu.
Ancak oğlu Emir Alim Çelebi namaza karşı biraz ihmalkarmış. Hz. Mevlana kendisini her gördüğünde namazlarına devam etmesini söyler, ikazda bulunurmuş.
Emir Alim Çelebi bir gün babasının huzuruna gelerek tazim ve hürmetle oturmuş. Cenab-ı Mevlana ona hitaben;
“Emir Alim İhlas suresini biliyorsun değil mi?” deyince, Emir Alim;
“Evet biliyorum” diye cevap vermiş. Hz. Mevlana;
“Öyle ise oku da dinleyelim” buyurmuş.
Emir Alim İhlas Suresini okuyup bitirince Hz. Mevlana;
“ Allah Teâlâ, benim anam, babam, oğlum, kızım, şerikim ve nazirim yoktur, buyuruyor. Şimdi tam çalışma zamanıdır. İbadete çalış, bana güvenme. Allah'ın has kulları onun sıfatlarından feyz alırlar ve ahlakıyla ahlaklanırlar” buyurup ardından şu ayet-i kerimeyi okumuş;
“Kıyamet gününde aralarında neseb farkı gözetilmez ve onlara kimin nesillerinden olduklarını da sormayacaklar”
Ayrıca Mesnevide bir beyitte:
“Bil ki; bu yolda soyun sopun kıymeti yoktur. Fazilet ve mazhariyetin mihrabı zühd ve takva'dır.” buyruluyor.
Eflakî'nin naklettiği bu olaya Nefisüddin ilaveten diyor ki:
Emir Alim gittikten sonra, bizler hep ağladık ve sonumuzun kaygısına düştük. Bunu gören Üstadımız Hz. Mevlana:
“Bu derece telaşlanıp ye'se düşmek de icap etmez. İstiyoruz ki; Emir Alim 'imiz Hak yolunda pek tembel olmasın, fena nefse uyup yolda kalmasın. Allah Teâla ibadet etmeyenleri, kullukta tembellik edenleri sevmez” deyip, bizi irşat ettiler.
Bu olay ehl-i gafleti içinde bulundukları dalgın uykudan uyandırmalı. “Falanca mürşidin neslindenim” ya da “ben falancanın dervişiyim” deyip de; namazı, orucu, zikri, fikri ve hatta şeriatı bir tarafa bırakıp kulluk vazifesini külliyen ihmal edenlere ibret olmalıdır.
Evet, ameli olmayana, nesebi ne faide sağlayacaktır?
Hakikat bu yolda iken ömrünü fani emeller, Hakk'ın razı olmadığı amellerle ifna edenler, gençliğini sefahat mahallerinde geçirip emanetullah olan vücudunu heva ve hevesleri peşinde çürütenler, sıhhatli günlerinde hastalık anlarına ve hayatlarında ölüm günlerine hazırlanmayanlar, ne bedbaht insanlardır. Dede ve babalarının cenazesini kabre elleriyle koydukları halde bir an olsun;
“Biz nereden geldik, niçin geldik ve akibet nereye gideceğiz” diye düşünmeyen, üstelik kendisine bir de münevverlik ve üstünlük hakkı tanı(Zeker), ehl-i İslamı hor ve bakir görenler ne büyük bir hüsran üzeredirler.
Rabbim kendine layık kul ve Habibine has ümmet eylesin…
[1] Müslim, Iman,89
[2] Meryem Suresi 85-87
[3] Ta ha Suresi 109
[4] Enbiya Suresi 28
[5] Necm Suresi 26
[6] Zuhruf Suresi 86
[7] Tâc
[8] Feyz-ül Kadir
---oOo---
Hz. Âişe radıyallâhü anhâ vâlidemiz anlatıyor:
(Bir gün) cehennemi hatırlayıp ağladım. Resûlüllah (s.a.v.):
*** Niye ağlıyorsun? diye sordu.
*** Cehennemi hatırladım da onun için ağladım! Siz, kıyâmet günü, âilenizi hatırlayacak mısınız? dedim.
Buyurdu ki:
*** üç yerde kimse kimseyi hatırlamaz:
1) Mîzan yanında; tartısı ağır mı geldi, hafif mi öğreninceye kadar.
2) Sahifelerin uçuştuğu zaman; kendi defteri nereye düşecek, öğreninceye kadar… Sağına mı, soluna mı; yoksa arkasına mı?
3) Sıratın yanında; cehennemin iki yakası ortasına kurulunca, bunu geçinceye kadar.
(Ebû Dâvud, Kitâbüs-Sünne, 4755)
Bilindiği gibi Mîzan, âhirete îmânın bir cüzüdür.
Ehl-i Sünnet vel-Cemat âlimleri, icmâ ile Mîzan haktır demişlerdir.
Hadis-i şeriflerle olduğu gibi, Kurânla da sabittir.
Âyet-i kerimede, "Biz kıyâmet gününe mahsus adâlet terazileri koyacağız.Artık hiçbir kimse hiçbir şeyle haksızlığa uğratılmayacaktır.(O şey) bir hardal tanesi kadar bile olsa, onu getiririz (mizâna koyarız). Hesapçılar olarak da biz yeteriz." (Enbiyâ, 47) buyuruluyor.
Mîzan, kıyâmet günü kurulur. Kulların amellerinin yazılmış olduğu defterler Mîzanda tartılır.
Bu Mîzanın iki kefesi vardır; biri hasenâtın (iyiliklerin) tartılması için, diğeri de seyyiâtın (kötülüklerin)…
---oOo---
"Ey kızım Fatıma!, Babam Peygamber diye güvenme Rabbine karşı kulluk vazifeni yap, Eğer Allah'tan nefsini satın alamazsan vallahi ben bile senin namına hiçbir şey yapamam..." Hz. Muhammed S.A.V. (Müslim, İman,89, Hadis no:351)
26/ŞUARÂ-214: Ve enzir aşîretekel akrebîn(akrebîne). Ve en yakının olan aşiretini uyar.
Hak, en büyük vazife olan tebliğ hususunda " Ve en yakının olan aşiretini uyar. “ buyurarak, Allah Resul’ünün, işe akrabalarından başlamasını emretmiştir. Bu ayet indirildiğinde Peygamber Efendimiz ailesinin bütün fertlerini, akraba ve yakın komşularını Ebû Kubeys tepesinde bir yemekte toplamış ve onlara hitaben; Ben şimdi şu dağın öbür yamacında düşman süvarilerinin bulunduğunu ve size saldırmak üzere olduklarını söylesem bana inanır mısınız?" diye sormuştu. Onlar, "evet inanırız" deyince Efendimiz sözlerine şöyle devam etmişti: "Ben şiddetli bir azaptan önce size gönderilmiş bir uyarıcıyım." Bunun üzerine, Ebû Leheb öfkeden yerinde duramaz hâle gelmiş, hâşâ "Ağzın kurusun. Sırf bunun için mi bizi buraya çağırdın?" diyerek hakaret etmişti. Bundan sonra herkes dağılmış ve Peygamberimiz çok üzülmüşlerdi. Bunun üzerine Allahütealâ Peygamberimizi teselli etmek için Tebbet suresini inzal etti.
111/TEBBET (MESED)-1: Tebbet yedâ ebî lehebin ve tebb(tebbe). Ebu Leheb'in iki eli kurudu ve helâk oldu.
111/TEBBET (MESED)-2: Mâ agnâ anhu mâluhu ve mâ keseb(kesebe). Ona malı ve kazandıkları bir fayda vermedi.
111/TEBBET (MESED)-3: Se yaslâ nâren zâte leheb(lehebin). Alevli ateşe atılacak.
111/TEBBET (MESED)-4: Vemreetuh(vemreetuhu), hammâletel hatab(hatabi). Ve onun, odun taşıyan kadını da.
111/TEBBET (MESED)-5: Fî cîdihâ hablun min mesed(mesedin). Onun boynunda mesedden (bükülmüş liften) bir ip vardır.
"Ebû Leheb'in iki eli kurusun. Kurudu da." mealindeki ayet-i kerimeyi ihtiva eden "Tebbet" Suresi’nin indirilmesiyle teselli olan Efendimiz, Ebû Leheb gibi kimselerin mani olmaya çalışmalarına rağmen Allah'ın emrini yerine getirmiş, her fırsatta aile ve akrabasına da tebliğ ve irşatta bulunmuştu. Bir defasında, kavim ve kabilesine seslenerek şöyle buyurmuştu:
"Ey Kâ'b b. Mürre oğulları! Nefsinizi Allah'tan satın almaya bakın; zira ben, ahirette sizin adınıza bir şey yapamam! Ey Abdimenâf oğulları! Nefsinizi Allah'tan satın almaya bakın; zira ahirette sizin adınıza bir şey yapmak elimden gelmez! Ey Abdülmuttalip oğulları! Nefsinizi Allah'tan satın almaya bakın; zira ahirette sizin adınıza da bir şey yapamam!"
Efendimiz kendisine en uzak kabile ve oymaktan başlayıp en yakınlarına gelmiş ve "Ey Allah Resulünün halası Safiyye, sen de nefsini Allah'tan satın almaya bak, zira ahirette senin adına da bir şey yapamam!" buyurmuştu. O Safiyye (radıyallahu anhâ) ki, Hazreti Hamza'nın kız kardeşiydi. O Safiyye ki, Allah Resulünün "Havarim" dediği Zübeyr'in anasıydı. O Safiyye ki, Allah Resulünün öz halasıydı. Buna rağmen İki Cihan Serveri, ona da "Sen de nefsini Allah'tan satın almaya bak, zira ahirette senin adına da bir şey yapamam!" demişti. Efendimiz, sözlerini o kadarla da bitirmemişti, son olarak kendi kızı Zügrem dediği ciğerparesi Hazreti Fatıma'ya (radıyallahu anhâ), "Ey Muhammedin kızı Fatıma! Sen de nefsini Allah'tan satın almaya bak; zira ahirette senin adına da bir şey yapamam." demişti. Efendimiz, emri çok iyi anlıyor ve yerine getiriyor; yakınlarından başlayarak hem inzar ediyor, hem de müjdeliyordu. İnzar ederken, ev halkına ve can parçası kızına da söyleyeceğini söylüyordu.
Evet, Allah Resulünün saadet hanesinde sürekli bir haşyet tüter dururdu. Allah Resulünün bakışlarda her zaman cennetlerin güzelliğini veya cehennemlerin korkutuculuğunu görüp hissederlerdi. Namaz kılarken huşu içerisinde O'nun titreyip ürpermeleri, kâh ileriye kâh geriye gidip gelmeleri; O'na bakan herkese Allah'ı hatırlatırdı. İmam Nesaî naklediyor: "Allah Resulü namaz kılarken içinde bir güveç kaynıyor gibi ses duyulurdu." Daima ağlamaklı bir hal ve cezbe ile Allah'a yönelerek namazını öyle kılardı. Peygamber hanesinin sakinleri O'nu hep Rabbinin huzurunda, başı yerde, titreyerek ve irkilerek secde eder vaziyette görürlerdi. Tabii ki, O'nun bu hali bile tek başına bir uyarıydı. Allah'tan çok korkan ve onu sonsuz seven Nebiler Sultanı'nın, hanım ve evlatlarında da aynı huşu vardı. Çünkü Allah Resulü, hep yaşadığını söylüyor ve söylediklerini de davranış biçimleriyle gösteriyordu. "Kişi sevdiğiyle beraberdir." diyen Hazreti Muhammed'i seviyorsanız, yolunda olacaksınız; çünkü ancak yolunda olanlar ötede onun sancağı altında ve şahitliğinde olacaklardır.
Derleme Makalelerim
Raşit Tunca
Schrems,31.12.2022
Hz Mehdinin açacağı siyah livaül hamd sancağı nerede kimde topkapıda mı gerçekten?
Neden Viyana seferi yapılır? Kara mustafa paşa? neden kara mustafa? neden avusturya viyana seferi? sebeb ne? bunlar ne biliyor du gizli sır avusturya, Avusturya ÖVP partisi neden siyah lar ve siyah bayraklıdır? yani siyah sancak, en son kime verildi? emenet nerede? kim de? karoglan nerede? neden karoglan? neden black ve blackler partisi? ÖVP ve t a yy ip neden siyahdan turkuaza döndü neyi saklıyorlar?Avusturya da neden yeşiller kırmızılar ve siylar vardır? neden karoglanın bulunduğu yer mavi ve sarıdır? yani yeşili oluşturan iki renk ve viyana seferi ve yani ik kutsal kanın karıştığı yeri mi temsil ediyor? ha ha haaaaaaaa? hz isa kanıyla sarı kanın birleştiği yer ve seyyid e kutsal kana döndüğü yer livaül hamda döndüğü yer ve SPÖ neen Kırmızılar ve türk ve bayrakda birlik kırmızı beyaz avusturya bazrak ve trk bazrak sorular sorular sorular kaooooos? çift başlı kartal ve çift başlı kurdun hikayesi
3 pelerin yada sancak
3 betlehem ve yeşil siyah ve kırmızı Hz Mehdinin kanı soyunu temsil eden
Bunlar ve daha fazlası konuyu açıklayan vazımızda ve videomuzda saklı
vdeoya buradan bak
Internete buldugum bu konuda makale
Siyah Sancak ya da Sancak-ı Şerîf, Hz. Muhammed’e âit olduğu söylenen ve bugün İstanbul’da Topkapı Sarayı’nda kutsal emanetler (أمانات مقدسة ) arasında saklanan sancak/bayrak olup, "Alem-i Nebevî", "Alem-i Şerif", "Livâ-i Saadet" ve "Livâ-i Şerif" adlarıyla da anılmaktadır. Hz. Muhammed döneminde, savaşlarda kullanıldığı sıralarda, bu sancak Kureyş’in büyük bayrağına telmîhen ve Kureyşlilerce çok hızlı uçan "tavşancıl" kuşu demek olan "Ukâb" ya da "Uküb" ismi ile anılıyordu. Siyah Sancağın sonradan aldığı yeşil renkten ya da kılıfının da yeşil olmasından dolayı, 18. yüzyıldan itibaren, "yeşil sancak" anlamına gelen "Livâ-î Hadrâ" diye anıldığı da görülmektedir.
D’Ohsson’un kaynaklara atfen bildirdiğine göre, Hz. Muhammed’e ait birçok beyaz ve siyah renkte sancaklar vardı ve bunlardan siyah renkte olanı, Hz. Ayşe’nin kapı perdesi vazifesini görüyordu ki, "Uküb" ya da "Sancak-ı Şerîf" diye tanınan sancak, işte buydu.
Hz. Muhammed döneminde her komutan, savaşlarda askerî bayrak taşıyor ve her biri mızrağı elinde olarak. kendi kıtası başında savaşıyordu. Bizzat Peygamberin iştirak ettiği Bedir Gazası’nda ise, ilk defa Hamza "sancak-ı şerif"i taşıdı; daha sonra Mekke’nin fethi günü bu şerefe Hz. Ali nail oldu. Hz. Muhammed’in ölümünden sonra, halîfe Ebû Bekir de İslâmiyet’in en önemli sembollerinden biri olan bu sancağa karşı büyük saygı göstermişti.
Hicretin 1. yılında kullanılmaya başlanan Hz. Muhammed’in bayrağı, uzun bir mızrağa bağlanmış beyaz biz: kumaştan ibaretti. Hayber Savaşı’na kadar beyaz bayrak kullanılmıştı. Bu olaydan sonra "Rayet" adı verilen siyah sancak yapılmış ve Sancak-ı Şerîf olarak kabul edilmiştir.
Kaynaklardan, Hz. Muhammed’in ünlü bu ünlü sancağının sefer sırasında diğer Arap sancakları gibi bir mızrağın ucuna bağlanarak taşındığı öğrenilmektedir.
İlk dört halîfe zamanında, kumandanlardan ya da yüksek rütbeli emirlerden biri, her tarafta tazim gösterilen bu sancak, dâima ordunun önünde taşırdı. Şam’daki Emevî halîfelerine ve daha sonra da Bağdat ve Mısır’daki Abbâsî halîfelerine geçti.
Siyah Sancağın Yavuz Sultan Selim aracılığıyla halifelikle birlikte Osmanlı devletine geçişi ile ilgili 3 ayrı faraziye vardır. Bunlardan ilki, Memlük büyüklerinden Hayır Bey tarafından Rodos Kuşatması sırasında İstanbul’a gönderildiği, ikincisi I. Selim’in Mısır’ı fethinden sonra beraberinde getirdiği , sonuncusu da Şam’dan getirildiğidir.
Evliya Çelebi tarafından emanetler arasında sayılan sancak-ı şerifin yine Mısır’dan, fakat Kanûnî Sultan Süleyman döneminde getirildiği de söylenmektedir.
-
-
1594’ten sonra İstanbul’a gelen Siyah Sancak, 1595’te artık tamamen Topkapı Sarayı’nda kutsal emanetlerle birlikte korunmuştur. Bu tarihi takiben pâdişâhlar, Sadrazam ve Serdâr-ı Ekrem’lerle birlikte Siyah Sancak, seferlere iştirak ettirilmiştir. Siyah Sancağın seferlerde Vezîr-i Azâm ya da Serdâr-ı Ekrem’e teslimi için büyük törenler düzenlenirdi.Bunun için öncelikle Hırka-i Saâdet’te “Fetih sûresi” okunur, bizzat hükümdar tarafından alınan sancak arz odasına getirilir, orada “Yasin sûresi” okunarak yaşlı gözler, dua ve niyazlarla ordu başkumandanına teslim edilir, savaştan sonra da aynı merasimle yerine konurdu. Sadrazam Sancak-ı Şerif ile sefere çıkınca zülüflü baltacılardan 30’u, bu sancağın altında Kurân-ı Kerîm okurdu.
Zamanla Sancak-ı Şerif eskiyince, devlet-i Âliye’de aslına göre 3 sancak işletilmiş ve Sancak-ı Şerif parçaları, bunların üzerine konmuştur. Bunlardan biri Hırka-i şerîfle beraber sefere götürülür, ikincisi Hazine-i Amire’de, üçüncüsü yine hazinede saklanırdı.
Sancak-ı Şerif Sandığı pek müzeyyendi. Sancak, sandığa konurken Kurân okunur, dua edilir, buhurdanlıklarda amber ve sarı sedir ağacı yakılırdı. Her seferde Sancak-ı Şerif ile birlikte "Sancak-ı Şerif Şeyhi" denilen bir görevli ile "evlâd-ı peygamberi"den Peygamber soyundan) bir kısmı sefere gider Sancak-ı Şerif serdarı ve sadrazâmın önünde Fetih suresi okurlardı. Sefer dönüşü Pâdişâh, Sancağı Davutpaşa sahrasında karşılardı.
1593’te Avusturya seferi münâsebetiyle Şam yeniçerileriyle birlikte ilk defa teberrüken (zafer kazanılmasına vesile olur düşüncesiyle) savaş alanına gönderilmek üzere, getirtilip, Gelibolu yoluyla orduya, Sadrâzam ve Serdâr-ı Ekrem Koca Sinan Paşa’ya gönderilmişti ki, İstanbul’a uğratılmadan gönderilmiş olması, ordu mensuplarını gücendirmiş, kendilerine itibâr edilmediğini, aynı zamanda Siyah Sancağa da hürmet gösterilmemiş olduğunu iddia etmelerine sebep olmuştu. Siyah Sancak, bu yüzden ertesi yıl İstanbul’a getirtilip oradan Macaristan’daki savaş alanına gönderilmiştir. Böylece 2 yıl boyunca Şam’dan İstanbul yoluyla cepheye ve kış münâsebetiyle de tekrar aynı yoldan Şam’a gittikten ve gidiş-gelişinde hazînede saklandıktan sonra, 1595 senesinde seferden dönüşte "Enderûn-ı Hümâyûn"da alıkonulmuş ve bir daha Şam ‘a gönderilmeyerek, saraydaki emânetler arasında muhâfaza edilmiştir. Bu tarihten sonra pâdişâhlarla ve onlar sefere gitmedikleri zaman sadrâzam ve serdâr-ı ekremler ile beraber, sancak-ı şerifin sefere gönderilmesi âdet olmuştur.
Ayrıca Sancak-ı Şerif Osmanlı Devleti’ne karşı çıkan isyanları bastırmak için de kullanılırdı 2. Mahmut, 1826 yılında yeniçeri ocaklarını kapattığı "Vaka-i Hayriye" sırasında Sancak-ı Şerif’in açılmasını emretmiş, sancağın simgesel önemi İstanbul halkının pâdişâhı yeniçerilere karşı desteklemesinde büyük bir rol oynamıştı. İsyancılar yeni talimi istemiyordu. İstekleri kabul edilmedi ve katledilmelerine fetva verilerek, Siyah Sancak çıkarıldı. Halk da Siyah Sancağın altına çağrıldı. Bu olaylar sonucunda yeniçeriler tam manasıyla darmadağın edildi.
Benzer şekilde, 1687’de, 4. Mehmet’i hâl eden kapıkulu ocaklarının İstanbul’da yaptıkları taşkınlıklar tahammül edilmez bir hâle gelince, hükümet, Siyah Sancağı çıkarmak ve bir işaret bekleyen halkın yardımını sağlamak suretiyle, olayı bertaraf etmiş ve bu olayın sorumlularını da cezâlandırabilmişti.
Bu gibi isyanlarda yeniçerilerin: “Yeniçeri olanlar Etmeydanı’nda kazan başına gelsin!” diye bağırmalarına karşılık, pâdişâh ve hükümet taraftarları da: “Ümmet-i Muhammed’den olanlar, Sancak-ı Şerif’in (Siyah Sancağın) altında toplansın!” diye bağırırlardı.
-
-
Hâkim olan inanca göre, 7 yaşından 70 yaşına kadar her Müslüman’ın Siyah Sancağın altında toplanarak cihâda katılmaları farzdı ve bu cihâd, devletin emniyet ve bekasını tehlikeye sokan iç düşmanlara karşı da gerçekleştirilebilirdi. "Sancak-ı Şerif çıkarmak" demek, herkesi savaşa davet etmek demekti. Yani Siyah Sancak, bütün Müslümanları, bütün milleti bir araya toplayan bir simgeydi. Pâdişâh sefere gittiğinde halifelik alameti olarak Siyah Sancağı da yanında götürürdü. Hz. Muhammed’in sancağının kendileriyle birlikte olduğunu gören askerler, büyük bir heyecanla savaşırlardı.
2. Mahmut tarafından Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye’ye mahsus olarak üzerinde kelime-i şehâdet veya fetih âyetleri bulunan siyah bayraklar yaptırıldı. Siyah rengin tercihi, Hz. Muhammed’in "Ukab" isimli Siyah Sancağının rengini taklitten ileri geliyordu.
Topkapı Sarayı’nın, arz odası karşısındaki kapısı önüne dikilen sancağın dikildiği yere kimsenin ayak basmaması ve bu suretle hürmetsizlik gösterilmemesi, 2 Meşrûtiyet’e, kadar sağlanmış ve bunu temin için bu yerde nöbetçiler bekletilmişti. Şimdi burada, bu yerin hâtırasını muhafaza eden bir taş bulunmaktadır.
Medine-i Münevvere’de Sancak-ı Şerif’in çıkarılması ve Cihad fetvasının okunması münasebetiyle yapılan miting.
Medine-i Münevvere’de Sancak-ı Şerif’in çıkarılması ve Cihad fetvasının okunması münasebetiyle yapılan miting.
Osmanlı imparatorluğunun Siyah Sancak’tan en son istifâde etmek istediği savaş, 1. Dünya Savaşı olmuş ve bu savaşta Siyah Sancak çıkarılmak suretiyle “Cihâd-ı Ekber” (Büyük Cihad) ilân edilmişti.
Hayber Savaşı’ndan sonra siyah renkte kabul edilen Siyah Sancağın zamanla yıpranması sonucunda, parçaları üç ayrı sancak üzerine dikilerek korunmasına devam edilmiştir. Zamanla yıprandığından yeşil ipekli bir kumaş üzerine yerleştirilmiş şekilde bir sandukada muhafaza edilmektedir. Yeşil renkli kanfes torba içerisindedir. Siyaha yakın renkte yünlü kumaştan olup çürümüş parçalar bulunmaktadır. Bu parçalardan bazılarının üzerine sonradan dikilmiş yaldızlı yazı eserleri görülmektedir.
Sancağın yeşil torbasından dolayı halk arasında kendisinin de yeşil olduğu inancı yaygındır. Halbuki Hz. Muhammed’e ait sancaklar içinde yeşil yoktur. Yeşil olan sancak sonradan yapılmış, üzerine teberrüken asıl sancaktan bazı parçalar dikilmiştir.
Yeni sancak, 0.38 x 1.13 metre ebadında yeşil kumaştan olup yarısına yakın kısmı iki katlıdır. Üzerine sırma ile "Nasrun minallâhi ve fethun karîb" ile "Allah", "Muhammed" ve Aşere-i Mübeşşere’nin adları işlenmiştir. Sancak-ı Şerif, 1730 yılına kadar Eyüp Sultan Türbesi’nde muhafaza edilirken bu tarihte ortaya çıkan Patrona isyanında asilerin ele geçirme isteği üzerine derhal Topkapı Sarayı’na kaldırılmıştır
Derleme Makale
Rasit Tunca
Schrems, 30.12.2022
Neden Viyana seferi yapılır? Kara mustafa paşa? neden kara mustafa? neden avusturya viyana seferi? sebeb ne? bunlar ne biliyor du gizli sır avusturya, Avusturya ÖVP partisi neden siyah lar ve siyah bayraklıdır? yani siyah sancak, en son kime verildi? emenet nerede? kim de? karoglan nerede? neden karoglan? neden black ve blackler partisi? ÖVP ve t a yy ip neden siyahdan turkuaza döndü neyi saklıyorlar?Avusturya da neden yeşiller kırmızılar ve siylar vardır? neden karoglanın bulunduğu yer mavi ve sarıdır? yani yeşili oluşturan iki renk ve viyana seferi ve yani ik kutsal kanın karıştığı yeri mi temsil ediyor? ha ha haaaaaaaa? hz isa kanıyla sarı kanın birleştiği yer ve seyyid e kutsal kana döndüğü yer livaül hamda döndüğü yer ve SPÖ neen Kırmızılar ve türk ve bayrakda birlik kırmızı beyaz avusturya bazrak ve trk bazrak sorular sorular sorular kaooooos? çift başlı kartal ve çift başlı kurdun hikayesi
3 pelerin yada sancak
3 betlehem ve yeşil siyah ve kırmızı Hz Mehdinin kanı soyunu temsil eden
Bunlar ve daha fazlası konuyu açıklayan vazımızda ve videomuzda saklı
vdeoya buradan bak
Internete buldugum bu konuda makale
Siyah Sancak ya da Sancak-ı Şerîf, Hz. Muhammed’e âit olduğu söylenen ve bugün İstanbul’da Topkapı Sarayı’nda kutsal emanetler (أمانات مقدسة ) arasında saklanan sancak/bayrak olup, "Alem-i Nebevî", "Alem-i Şerif", "Livâ-i Saadet" ve "Livâ-i Şerif" adlarıyla da anılmaktadır. Hz. Muhammed döneminde, savaşlarda kullanıldığı sıralarda, bu sancak Kureyş’in büyük bayrağına telmîhen ve Kureyşlilerce çok hızlı uçan "tavşancıl" kuşu demek olan "Ukâb" ya da "Uküb" ismi ile anılıyordu. Siyah Sancağın sonradan aldığı yeşil renkten ya da kılıfının da yeşil olmasından dolayı, 18. yüzyıldan itibaren, "yeşil sancak" anlamına gelen "Livâ-î Hadrâ" diye anıldığı da görülmektedir.
D’Ohsson’un kaynaklara atfen bildirdiğine göre, Hz. Muhammed’e ait birçok beyaz ve siyah renkte sancaklar vardı ve bunlardan siyah renkte olanı, Hz. Ayşe’nin kapı perdesi vazifesini görüyordu ki, "Uküb" ya da "Sancak-ı Şerîf" diye tanınan sancak, işte buydu.
Hz. Muhammed döneminde her komutan, savaşlarda askerî bayrak taşıyor ve her biri mızrağı elinde olarak. kendi kıtası başında savaşıyordu. Bizzat Peygamberin iştirak ettiği Bedir Gazası’nda ise, ilk defa Hamza "sancak-ı şerif"i taşıdı; daha sonra Mekke’nin fethi günü bu şerefe Hz. Ali nail oldu. Hz. Muhammed’in ölümünden sonra, halîfe Ebû Bekir de İslâmiyet’in en önemli sembollerinden biri olan bu sancağa karşı büyük saygı göstermişti.
Hicretin 1. yılında kullanılmaya başlanan Hz. Muhammed’in bayrağı, uzun bir mızrağa bağlanmış beyaz biz: kumaştan ibaretti. Hayber Savaşı’na kadar beyaz bayrak kullanılmıştı. Bu olaydan sonra "Rayet" adı verilen siyah sancak yapılmış ve Sancak-ı Şerîf olarak kabul edilmiştir.
Kaynaklardan, Hz. Muhammed’in ünlü bu ünlü sancağının sefer sırasında diğer Arap sancakları gibi bir mızrağın ucuna bağlanarak taşındığı öğrenilmektedir.
İlk dört halîfe zamanında, kumandanlardan ya da yüksek rütbeli emirlerden biri, her tarafta tazim gösterilen bu sancak, dâima ordunun önünde taşırdı. Şam’daki Emevî halîfelerine ve daha sonra da Bağdat ve Mısır’daki Abbâsî halîfelerine geçti.
Siyah Sancağın Yavuz Sultan Selim aracılığıyla halifelikle birlikte Osmanlı devletine geçişi ile ilgili 3 ayrı faraziye vardır. Bunlardan ilki, Memlük büyüklerinden Hayır Bey tarafından Rodos Kuşatması sırasında İstanbul’a gönderildiği, ikincisi I. Selim’in Mısır’ı fethinden sonra beraberinde getirdiği , sonuncusu da Şam’dan getirildiğidir.
Evliya Çelebi tarafından emanetler arasında sayılan sancak-ı şerifin yine Mısır’dan, fakat Kanûnî Sultan Süleyman döneminde getirildiği de söylenmektedir.
-
-
1594’ten sonra İstanbul’a gelen Siyah Sancak, 1595’te artık tamamen Topkapı Sarayı’nda kutsal emanetlerle birlikte korunmuştur. Bu tarihi takiben pâdişâhlar, Sadrazam ve Serdâr-ı Ekrem’lerle birlikte Siyah Sancak, seferlere iştirak ettirilmiştir. Siyah Sancağın seferlerde Vezîr-i Azâm ya da Serdâr-ı Ekrem’e teslimi için büyük törenler düzenlenirdi.Bunun için öncelikle Hırka-i Saâdet’te “Fetih sûresi” okunur, bizzat hükümdar tarafından alınan sancak arz odasına getirilir, orada “Yasin sûresi” okunarak yaşlı gözler, dua ve niyazlarla ordu başkumandanına teslim edilir, savaştan sonra da aynı merasimle yerine konurdu. Sadrazam Sancak-ı Şerif ile sefere çıkınca zülüflü baltacılardan 30’u, bu sancağın altında Kurân-ı Kerîm okurdu.
Zamanla Sancak-ı Şerif eskiyince, devlet-i Âliye’de aslına göre 3 sancak işletilmiş ve Sancak-ı Şerif parçaları, bunların üzerine konmuştur. Bunlardan biri Hırka-i şerîfle beraber sefere götürülür, ikincisi Hazine-i Amire’de, üçüncüsü yine hazinede saklanırdı.
Sancak-ı Şerif Sandığı pek müzeyyendi. Sancak, sandığa konurken Kurân okunur, dua edilir, buhurdanlıklarda amber ve sarı sedir ağacı yakılırdı. Her seferde Sancak-ı Şerif ile birlikte "Sancak-ı Şerif Şeyhi" denilen bir görevli ile "evlâd-ı peygamberi"den Peygamber soyundan) bir kısmı sefere gider Sancak-ı Şerif serdarı ve sadrazâmın önünde Fetih suresi okurlardı. Sefer dönüşü Pâdişâh, Sancağı Davutpaşa sahrasında karşılardı.
1593’te Avusturya seferi münâsebetiyle Şam yeniçerileriyle birlikte ilk defa teberrüken (zafer kazanılmasına vesile olur düşüncesiyle) savaş alanına gönderilmek üzere, getirtilip, Gelibolu yoluyla orduya, Sadrâzam ve Serdâr-ı Ekrem Koca Sinan Paşa’ya gönderilmişti ki, İstanbul’a uğratılmadan gönderilmiş olması, ordu mensuplarını gücendirmiş, kendilerine itibâr edilmediğini, aynı zamanda Siyah Sancağa da hürmet gösterilmemiş olduğunu iddia etmelerine sebep olmuştu. Siyah Sancak, bu yüzden ertesi yıl İstanbul’a getirtilip oradan Macaristan’daki savaş alanına gönderilmiştir. Böylece 2 yıl boyunca Şam’dan İstanbul yoluyla cepheye ve kış münâsebetiyle de tekrar aynı yoldan Şam’a gittikten ve gidiş-gelişinde hazînede saklandıktan sonra, 1595 senesinde seferden dönüşte "Enderûn-ı Hümâyûn"da alıkonulmuş ve bir daha Şam ‘a gönderilmeyerek, saraydaki emânetler arasında muhâfaza edilmiştir. Bu tarihten sonra pâdişâhlarla ve onlar sefere gitmedikleri zaman sadrâzam ve serdâr-ı ekremler ile beraber, sancak-ı şerifin sefere gönderilmesi âdet olmuştur.
Ayrıca Sancak-ı Şerif Osmanlı Devleti’ne karşı çıkan isyanları bastırmak için de kullanılırdı 2. Mahmut, 1826 yılında yeniçeri ocaklarını kapattığı "Vaka-i Hayriye" sırasında Sancak-ı Şerif’in açılmasını emretmiş, sancağın simgesel önemi İstanbul halkının pâdişâhı yeniçerilere karşı desteklemesinde büyük bir rol oynamıştı. İsyancılar yeni talimi istemiyordu. İstekleri kabul edilmedi ve katledilmelerine fetva verilerek, Siyah Sancak çıkarıldı. Halk da Siyah Sancağın altına çağrıldı. Bu olaylar sonucunda yeniçeriler tam manasıyla darmadağın edildi.
Benzer şekilde, 1687’de, 4. Mehmet’i hâl eden kapıkulu ocaklarının İstanbul’da yaptıkları taşkınlıklar tahammül edilmez bir hâle gelince, hükümet, Siyah Sancağı çıkarmak ve bir işaret bekleyen halkın yardımını sağlamak suretiyle, olayı bertaraf etmiş ve bu olayın sorumlularını da cezâlandırabilmişti.
Bu gibi isyanlarda yeniçerilerin: “Yeniçeri olanlar Etmeydanı’nda kazan başına gelsin!” diye bağırmalarına karşılık, pâdişâh ve hükümet taraftarları da: “Ümmet-i Muhammed’den olanlar, Sancak-ı Şerif’in (Siyah Sancağın) altında toplansın!” diye bağırırlardı.
-
-
Hâkim olan inanca göre, 7 yaşından 70 yaşına kadar her Müslüman’ın Siyah Sancağın altında toplanarak cihâda katılmaları farzdı ve bu cihâd, devletin emniyet ve bekasını tehlikeye sokan iç düşmanlara karşı da gerçekleştirilebilirdi. "Sancak-ı Şerif çıkarmak" demek, herkesi savaşa davet etmek demekti. Yani Siyah Sancak, bütün Müslümanları, bütün milleti bir araya toplayan bir simgeydi. Pâdişâh sefere gittiğinde halifelik alameti olarak Siyah Sancağı da yanında götürürdü. Hz. Muhammed’in sancağının kendileriyle birlikte olduğunu gören askerler, büyük bir heyecanla savaşırlardı.
2. Mahmut tarafından Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye’ye mahsus olarak üzerinde kelime-i şehâdet veya fetih âyetleri bulunan siyah bayraklar yaptırıldı. Siyah rengin tercihi, Hz. Muhammed’in "Ukab" isimli Siyah Sancağının rengini taklitten ileri geliyordu.
Topkapı Sarayı’nın, arz odası karşısındaki kapısı önüne dikilen sancağın dikildiği yere kimsenin ayak basmaması ve bu suretle hürmetsizlik gösterilmemesi, 2 Meşrûtiyet’e, kadar sağlanmış ve bunu temin için bu yerde nöbetçiler bekletilmişti. Şimdi burada, bu yerin hâtırasını muhafaza eden bir taş bulunmaktadır.
Medine-i Münevvere’de Sancak-ı Şerif’in çıkarılması ve Cihad fetvasının okunması münasebetiyle yapılan miting.
Medine-i Münevvere’de Sancak-ı Şerif’in çıkarılması ve Cihad fetvasının okunması münasebetiyle yapılan miting.
Osmanlı imparatorluğunun Siyah Sancak’tan en son istifâde etmek istediği savaş, 1. Dünya Savaşı olmuş ve bu savaşta Siyah Sancak çıkarılmak suretiyle “Cihâd-ı Ekber” (Büyük Cihad) ilân edilmişti.
Hayber Savaşı’ndan sonra siyah renkte kabul edilen Siyah Sancağın zamanla yıpranması sonucunda, parçaları üç ayrı sancak üzerine dikilerek korunmasına devam edilmiştir. Zamanla yıprandığından yeşil ipekli bir kumaş üzerine yerleştirilmiş şekilde bir sandukada muhafaza edilmektedir. Yeşil renkli kanfes torba içerisindedir. Siyaha yakın renkte yünlü kumaştan olup çürümüş parçalar bulunmaktadır. Bu parçalardan bazılarının üzerine sonradan dikilmiş yaldızlı yazı eserleri görülmektedir.
Sancağın yeşil torbasından dolayı halk arasında kendisinin de yeşil olduğu inancı yaygındır. Halbuki Hz. Muhammed’e ait sancaklar içinde yeşil yoktur. Yeşil olan sancak sonradan yapılmış, üzerine teberrüken asıl sancaktan bazı parçalar dikilmiştir.
Yeni sancak, 0.38 x 1.13 metre ebadında yeşil kumaştan olup yarısına yakın kısmı iki katlıdır. Üzerine sırma ile "Nasrun minallâhi ve fethun karîb" ile "Allah", "Muhammed" ve Aşere-i Mübeşşere’nin adları işlenmiştir. Sancak-ı Şerif, 1730 yılına kadar Eyüp Sultan Türbesi’nde muhafaza edilirken bu tarihte ortaya çıkan Patrona isyanında asilerin ele geçirme isteği üzerine derhal Topkapı Sarayı’na kaldırılmıştır
Derleme Makale
Rasit Tunca
Schrems, 30.12.2022
Meltem Cumbul Kimdir? Biyografisi
Meltem Cumbul (d. 5 Kasım 1969,[1] İzmir), Türk sinema ve dizi oyuncusu.
Hayatı
1969 yılında İzmir'de doğan Meltem Cumbul'un babası Akşehirli, annesi İzmirlidir. Çerkes kökenlidir.[2] 1983 yılında İzmir Türk Kolejinde başladığı liseden 1987 yılında Ata Kolejinden mezun oldu. 1991'de Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Drama Ana Sanat Dalından mezun oldu.
Meltem Cumbul'un kariyeri; Berlin Altın Ayı ödülünü almış Duvara Karşı'nın da (Head On) aralarında olduğu on altı sinema filmi, 'Türkiye televizyon tarihinin en çok izlenen dizisi' olma başarısını kazanmış Yılan Hikayesi'nin de aralarında olduğu altı dizi; Smokey Joe's Cafe, Taming of the Shrew gibi müzikal ve tiyatro oyunları ile Palm Springs, Queens, Ankara ve Antalya Altın Portakal Film festivalleri dâhil olmak üzere ulusal ve uluslararası birçok ödüle sahiptir.
2004 yılında Eurovision Şarkı Yarışması'nı Korhan Abay ile birlikte sunmuştur.
2005 yılından itibaren üç yıl süreyle, Los Angeles'ta Eric Morris'in kendisiyle yaptığı çalışmalar sonucunda öğrendiği metodu, mezun olduğu Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümünde hâlen öğretmektedir.
Özel Hayat
Meltem Cumbul ilk evliliğini 2003 yılında Çağlayan Tuğal ile yaptı. Bu evlilik bir yıl gibi kısa süre içerisinde sona erdi.
Meltem Cumbul ikinci evliliğini ise 2012 yılında ise Alican Özbaş ile yaptı. Cumbul'un bu evliliği de bir yıl sürdü.
Meltem Cumbul'un çocuğu yok. Cumbul çocuk sahibi olmak konusunda, "Hayatına çocuk sahibi olmaya değecek kadar bağlandığı kimsenin girmediği"ni düşünüyor.
Filmografisi
Sinema
1994 Bir Sonbahar Hikayesi Meltem Cumbul
1995 Bay E
Böcek
1997 Usta Beni Öldürsene Katja
1998 Karışık Pizza Emel
1999 Propaganda Filiz
Doğum Yeri Absürdistan Emine Dönmez
Duruşma Nazan 2000 Ankara Uluslararası Film Festivali En İyi Kadın Oyuncu Ödülü
2001 Maruf Cankız
2003 Abdülhamit Düşerken Şahabettin Paşa'nın kızı Nimet 2003 Altın Portakal En İyi Kadın Oyuncu Ödülü
2004 Duvara Karşı Selma
2005 Gönül Yarası Dünya 2006 Fipresci Ödülü En İyi Kadın Oyuncu Ödülü
2008 The Alphabet Killer Elisa Castillo
A Beautiful Life Antanas
Mevlana Aşkı Dansı Seslendirme
2009 Her Şeyin Bittiği Yerden
2011 Tell Me Oh Khudaa Zainab Zardari Bir Hint Filmi
2011 Labirent Reyhan
2014 Kadın İşi: Banka Soygunu Gülay
2015 Yaktın Beni Leyla
Televizyon
Yıl Yapım Rol Notlar
1995 Sahte Dünyalar Nilgün Kılıç
Çiçek Taksi Meltem Cumbul
1996 Tatlı Kaçıklar Meltem Cumbul
1999-2001 Yılan Hikâyesi Zeynep
2002 Beşik Kertmesi Tekgül/Elmas Mağden
Biz Size Aşık Olduk Reyhan
2003 Gurbet Kadını Elif
2005 Avrupa Yakası Konuk oyuncu
2006 Arka Sokaklar Konuk oyuncu
2007 Parmaklıklar Ardında Konuk oyuncu
Doktorlar Konuk oyuncu
2008-2009 Aşk Yakar Nazlı
2011 Nuri Leyla
2013-2014 Muhteşem Yüzyıl Fatma Sultan
2021 Kırmızı Oda Pembe Konuk oyuncu
Talkshow
1993: Rifle King Kong Show, Kanal 6
1994: Nereden Başlasak Nasıl Anlatsak, Kanal D
1995: Kolaysa Sen de Gel, atv
1997: Meltem Cumbul Show, Kanal 6
Müzik
1999: Seninleyim (Single) (NR1 Müzik)
Ödülleri
2000: Duruşma filmindeki Nazan rolüyle Ankara Uluslararası Film Festivali En İyi Kadın Oyuncu Ödülü
2004: 11. ÇASOD/ En İyi Oyuncu
2003: Abdülhamit Düşerken filmindeki Nimet rolüyle Altın Portakal En İyi Kadın Oyuncu Ödülü
2006: Gönül Yarası filmindeki Dünya rolüyle Fipresci En İyi Kadın Oyuncu Ödülü
2006: Palm Springs International Film Festivali/En İyi Kadın Oyuncu
Kaynak ve Dipnotlar
Wikipedia
RAŞiT TUNCA
BAŞAĞAÇLI RAŞiT TUNCA

FORUMUMUZDA
Dini Bilgiler...
Kültürel Bilgiler...
PNG&JPG&GiF Resimler...
Biyografiler...
Tasavvufi Vaaz Sohbetler...
Peygamberler Tarihi...
Siyeri Nebi
PSP&PSD Grafik
ALLAH
BAYRAK
Radyo Karoglan
Foruma Misafir Olarak Gir
Forumda Neler Var
GALATASARAY
FENERBAHÇE
BEŞiKTAŞ
TRABZONSPOR
MiLLi TAKIM
ETKiNLiKLERiMiZ
Portal
Forum
Search
Community 
Forum Statistics
Forum Team
Calendar
Members
» Latest member:
» Forum threads: 5,258
» Forum posts: 5,849
Read More / Comment 
