MUHAMMED

Muhammed


BAYRAK

TC.Bayrak



Welcome, Guest
You have to register before you can post on our site.

Username
  

Password
  





Forum Statistics
Members:» Members: 7
Latest member:» Latest member: Muhammed
Forum threads:» Forum threads: 5,258
Forum posts:» Forum posts: 5,849

Full Statistics Full Statistics

DOWNLOADEN


“Downloaden Bölümümüzden BEDAVA Grafik Paketleri,E-Kitaplar ve Bedava Bilgisayar Programlarını Tek TIKLA BEDAVA indirebilirsiniz”
(Raşit Tunca)




AYET

“Yeryüzüne muhakkak benim iyi kullarım varis olacaktır”
ENBİYA Suresi 105


FELSEFEMiZ

“ iSLAM OKUMAK YAZMAK YADA ÇiZMEK DEĞiLDiR, Yahutta O Hadis şöyle, Bu Ayette böyle diyor Diye Papağanlıkda Değildir. islam Kuranı ve sünneti HAYATINA TATBiK edip, Onunla Yaşayabilmekdir”
(Karoglan Raşit Tunca Sözü)


Raşit Tunca Sözü

“Yüzme bilmek Denizden çıkmana fayda vermez, taaki yüzme biliyorsan, denizedee düştüysen, ellerini, kollarını, ayaklarını çırpacaksın, ve birde tutuncak dal bulacak, tutunup çıkacaksın. ilimde böyledir, bir ilmi bilmek fayda etmez, taaki, onu hayatında tatbik edesiye, Dinde böyledir, din bilmek imanını kurtarmaz, taaki, ne zaman, bildiğin öğrendiğin dinini hayatında tatbik edip, yaşadın, o zaman belki kurtulursun.”
(Karoglan Raşit Tunca Sözü)

GÜZEL SÖZ

“ Bazen Hata Yapıvermek, Doğruyu bulmanın ilk Basamağıdır.
(Başağaçlı Raşit Tunca Sözü)





Magdalena Abakanowicz Kimdir? Biyografisi

Marta Magdalena Abakanowicz - Kosmowska [ magdaˈlɛna abakaˈnɔvʲiʧ ] ( 20 Haziran 1930'da Falenty , Polonya'da ; † 20 Nisan 2017'de Varşova'da doğdu ) [ 1] Polonyalı bir heykeltıraş ve tekstil sanatçısıydı.

Hayat

Magdalena Abakanowicz Polonyalı soylu bir aileden geliyordu , babası Lipka Tatar'dı . 1949'dan 1954'e kadar Danzig ve Varşova'daki sanat akademilerinde okudu . Heykeltraşlığa karşı bir eğilim hissetse de asıl ilgi alanı resimdi. Bu gelişmede şüphesiz, annesinin arazisinde çocukken yarattığı şekiller ve formlar etkili olmuştur. Daha sonra, Polonya'daki zorlu ekonomik koşullarla karşı karşıya kalındığında, doğal ve buluntu malzemeleri büyük anıtsallık ve ifade gücüne sahip heykelsi eserlere dönüştürme yeteneği, çalışmalarının alamet-i farikası haline geldi.

1956'da Magdalena Abakanowicz bağımsız bir sanatçı olarak çalışmaya başladı ve ilk kez 1960'larda büyük dokuma duvar tekstilleri yaptığında uluslararası ilgi gördü. 1965 São Paulo Bienali'nde Grand Prix aldığı Abakan dizisi öne çıkıyor . 1970'lerin ortalarında sisal, çuval bezi, tutkal ve reçineden kafaları, figürleri, hayvanları ve kuşları model formları üzerinde yaratmaya başladığında, o andan itibaren yapıtını karakterize edecek olan çalışmaları dramatik bir dönüş yaptı.

Magdalena Abakanowicz, 1965'ten 1990'a kadar Poznań'daki Sanat Akademisi'nde profesör olarak ders verdi . Ayrıca 1984'te Amerika Birleşik Devletleri'ndeki California Üniversitesi, Los Angeles'ta (UCLA) misafir profesördü .

Magdalena Abakanowicz, New York Heykel Merkezi Heykel Ödülü (1993), Polonia Restituta Düzeninin Komutan Haçı ( 1998), Paris , Fransa'da Sanat ve Bilim Düzeni Görevlisi olarak atanması dahil olmak üzere çok sayıda ödül ve onur aldı. (1999) ve İtalya Cumhuriyeti Liyakat Nişanı Şövalyesi (2000) atanması. Londra Kraliyet Sanat Akademisi (1974), Rhode Island Tasarım Okulu , Providence , Rhode Island (1992), Łódź Güzel Sanatlar Akademisi (1998),Pratt Institute New York City (2000), Massachusetts Sanat Koleji , Boston (2001), School of The Art Institute of Chicago (2002) ve Poznań Güzel Sanatlar Akademisi (2002). Magdalena Abakanowicz, Berlin'deki Sanat Akademisi'nin (1994), Dresden'deki Sakson Sanat Akademisi'nin (1998) ve Berlin'deki Bilim ve Sanat için Order Pour le Mérite'nin ( 2000 ) bir üyesidir . Ayrıca Amerikan Sanat ve Edebiyat Akademisi'nin (1996) onursal misafir üyesiydi .

Ek olarak, figürler ve kafes şeklindeki ahşap konstrüksiyonların kombinasyonunda ortamlar (örn. »Käfig«, 1982, Chicago , Museum of Contemporary Art ) yaratıldı. A. , Pistoia yakınlarındaki Celle'deki heykel parkı için bronzdan dökülmüş 16 adet gerçek hayattan büyük içi boş nesneye sahipti (»Katharsis«, 1985). Temaları, insanın savunmasızlığı, uzay ve zamanda hapsolmaları, kusurlu olmaları ve genel olarak varlığın geçiciliğidir. [2]

15 Mart 2010'da, "Polonya ve Almanya arasındaki kültürel diyaloğa olağanüstü ve kalıcı katkılarından dolayı" Varşova'daki Alman Büyükelçiliği'nde Büyükelçi Michael H. Gerdts tarafından bir yıldızla Almanya Federal Cumhuriyeti Büyük Liyakat Madalyası ile ödüllendirildi . " .

Fabrikalar

Abakanowicz'in en önemli eserleri 1960'larda yaratıldı. Ailesinin adından türetilen Abakanlar adını verdiği devasa, üç boyutlu tekstil heykeller yaratmaya başladı . Bunlar, ona uluslararası sanat sahnesinde bir yer sağladı ve sonraki tüm çalışmalarını etkiledi. Her bir Abakan , Abakanowicz'in tamamen yeni bir dokuma tekniği geliştirdiği dokuma malzemeden yapılmıştır. Sık sık limanlarda topladığı sisal halatları bükerek iplik haline getirir ve renklendirirdi. Abakanlar dört metreye kadar büyüyebilir ve genellikle yerden sadece birkaç santimetre yükseklikte tavandan sarkar. [3]

Abakanowicz başlangıçta en çok tekstil ürünleriyle yaptığı çalışmalarla tanınsa da, yan tarafta resimler ve çizimler de sergiledi. Genellikle sert yüzeylerden yapılan sonraki çalışmaları -bazıları lifler, ipler veya dokumalar içerse de- insan vücudu, hayvanlar veya ağaçlar üzerinde modellenen (genellikle başsız) figür grupları ile karakterize edilir . Formlar, görünüş ve duruş olarak kendilerini tekrar ediyor gibi görünse de, her figürün kendine has özellikleri vardır. Heads (1975), Backs (1976-82) ve Embryologie (1978-81) gibi eserler , çoklu formlardan ve ağırlıklı olarak jüt gibi organik malzemelerden bir araya getirildi., ip ve kanvas yapılmıştır. [3]

Abakanowicz'in daha sonraki çalışmalarının çoğu, bronz , taş, demir veya beton gibi hava koşullarına dayanıklı malzemelerden yapılmıştır : Katharsis (1985; 33 dökme bronz heykel); Calmed Creatures (1993; 40 döküm bronz figür); Taş Odası (2003; 22 granit blok); ve Agora (2006; 106 başsız ve kolsuz dökme demir figür). Pek çok yapıt, dünyanın dört bir yanındaki Kudüs , Seul , Minneapolis , Kansas City, Dallas , Washington DC , Lizbon , Paris'te görülebilen büyük kalıcı dış mekan enstalasyonları haline geldi., Şikago ve New York City . Ayrıca eserleri 100'den fazla karma ve kişisel sergide yer aldı. [3]
sergi katılımıDüzenlemek

    2011: Blickachsen 8, Johann-Wolfgang-Goethe-University Frankfurt am Main , her biri 300 × 160 × 96 cm olan dökme demirden yapılmış "On Oturan Figür" ile.
    2012: "boşluk hakkında - boşluk veya şeylerin kaybolması", Kunsthalle Darmstadt, 25 Kasım 2012 - 3 Mart 2013.
    2012: LWL-Industriemuseum Textilmuseum Bocholt'ta Laura Ford ile birlikte "Atelier.Industriekultur" ve Claudius Reimann'ın bir performansı . [4]


Galerie


Neun Figuren Raum (1990) – Kant-Park, Duisburg
Nierozpoznani – Poznań

Nierozpoznani – Poznań
Mutant – Kunstweg MenschenSpuren

Mutant – Kunstweg MenschenSpuren
Mutanten in einer Performance mit Claudius Reimann

Mutanten in einer Performance mit Claudius Reimann
Mutant (2012) im Industriemuseum Textilwerk Bocholt

Mutant (2012) im Industriemuseum Textilwerk Bocholt
Raum des unbekannten Wachstums (2006) – Europos Parkas, Litauen

Raum des unbekannten Wachstums (2006) – Europos Parkas, Litauen

Sergi Resimleri için

https://de.wikipedia.org/wiki/Magdalena_Abakanowicz

Kaynak ve Dipnotlar

Wikipedia
Gusül Abdesti Hakkında Güzel Bilgiler

Gusül Abdesti (Boy Abdesti) nedir?
Gasl, yıkamak demektir. Gusül ve iğtisal da, yıkanma anlamını taşır. Din deyiminde gusül: Bütün bedenin yıkanmasıdır, Gusül (boy) abdesti alınmasıdır. Buna taharet-i kübra (büyük temizlik) denir. Böyle bir temizliği gerektiren hal cünüplüktür. Ayrıca kadınların hayız ve nifas kanlarının sona ermesidir. Cünüplük hali ise, aşağıda açıklanacağı üzere, şehvetle meninin atılmasından ve cinsel ilişkiden meydana gelir. Buna "cenabet olmak" ta denir. Aşağıda gusül abdestinin maddeler halinde nasıl alındığını bulabilirsiniz.

Gusül abdesti nasıl alınır?

1. Gusletmek, yani boy abdesti almak isteyen bir kişi önce besmele çeker ve sol ayağı ile gusül yerine girer.
2. "Niyet ettim Allah rızası için gusül abdesti almaya" diye niyet eder.
3. Elleri bileklere kadar yıkadıktan sonra edep yerlerini sol eliyle temizler.
4. Bundan sonra sağ avucuyla ağzına üç kere su alır ve her defasında ağzını boğazına kadar gargara şeklinde çalkalar. Oruçlu ise boğazına su kaçmamasına dikkat eder.
5. Sağ avucuyla burnuna, genzine kadar üç defa su çeker, her defasında sol eliyle burnunu temizler. Bundan sonra tıpkı namaz abdesti gibi abdest alır.
6. Abdest aldıktan sonra önce başına, sonra sağ, daha sonra da sol omuza üçer defa su döker ve vücudunu yıkar. Suyu her döküşte elleriyle vücudunu iyice ovuşturur. İğne ucu kadar kuru yer kalmaksızın vücudun her tarafını güzelce yıkar. Gusülde bıyık, saç ve sakal diplerine suyun iyice işlemesi için ovuşturulur. Göbek boşluğu, küpe delikleri dikkat edilerek yıkanır. Böylece gusül abdesti almış olunur.
6 Adımda Gusül Abdesti nasıl alınır?
Suyu gereğinden fazla veya az kullanmak, guslederken konuşmak, bir özrü olmadığı hâlde başkasından yardım istemek gusülde mekruh olan davranışlardandır.

Gusül Abdesti ile Namaz Kılınır mı?

Gusül abdesti alan bir kimse aynı zamanda namaz abdesti de almış olacağı için bu abdesti ile namaz kılabilir, ayrıca abdest alması gerekmez.
Hz. Peygamber (s.a.s.)’in gusül abdestine başlarken namaz abdesti gibi abdest aldığını ve gusülden sonra ayrıca abdest almadığını ifade eden hadisler vardır (Buhari, Gusül 1; Müslim, Hayız 35, 36, 37; Muvatta I, 44, Tahare 67).
Gusülsüz (Cünüp, Hayız ve Nifas Durumunda) Olanların Yapamayacağı Şeyler
Gusül abdesti olmayanlar, Namaz kılmak, Tilavet secdesi yapmak, Camiye girmek, İtikâf yapmak, Kâbe’yi tavaf etmek, Kur'an'a dokunmak, Kur’an okumak gibi şeyleri yapamazlar.
* Kadınlar ve erkekler aynı şekilde gusül abdesti alır. Kadın, kız için ayrı erkek için ayrı bir boy abdesti alınış şekli yoktur.
Meni, Vedi ve Mezi Nedir? Hangisinde Gusül Abdesti Alınması Gerekmektedir?
Gusül abdesti olmayanlar, Namaz kılmak, Tilavet secdesi yapmak, Camiye girmek, İtikâf yapmak, Kâbe’yi tavaf etmek, Kur'an'a dokunmak, Kur’an okumak gibi şeyleri yapamazlar.
* Kadınlar ve erkekler aynı şekilde gusül abdesti alır. Kadın, kız için ayrı erkek için ayrı bir boy abdesti alınış şekli yoktur.
Guslederken ve abdest alırken vesvese sebebiyle organları tekrar tekrar yıkamanın hükmü nedir?
Vesvese, çeşitli sebeplerle insanın yaşadığı kararsızlık, şüphe ve kuruntu halidir. Bu, çoğu kere abdest ve guslün alınıp alınmadığı, tamam olup olmadığı ya da bozulup bozulmadığı şüphesi şeklinde ortaya çıkmaktadır. Gusül ve abdest alan kişinin vesvese sebebi ile gusül ve abdestini tekrarlaması gerekmez. Hatta kişi bu tür vesveselere itibar etmemeli (İbn Mace, Taharet, 48), içine doğan şüphe ve tereddüt hallerinin asılsız olduğunu kendine telkin etmeli, ihtiyaç duyulması halinde psikolojik tedaviye yönelmeli; ayrıca manevi destek olarak Felak ve Nas Surelerini anlamlarını da düşünerek okuyup bu halden kurtulmak için Allah’a dua etmelidir.
Cünüp olarak uyumak, yemek ve içmekte bir sakınca var mıdır?
Cünüp olan bir kimse, namaz kılmak ve Kur’an okumak gibi ibadetleri yerine getiremez. Dolayısıyla, ibadetlerini yapmaya engel olan bu durumdan ilk fırsatta guslederek kurtulmaya çalışmalıdır. Öte yandan bu durumdaki bir kimse ihtiyaç halinde, herhangi bir namazın geçmesine sebebiyet vermemek kaydıyla, cinsel bölgesinin maddi temizliğini yaptıktan sonra abdest alarak ya da sadece el ve ağzını yıkayarak uyuyabilir, yiyip içebilir ve başka işlerle meşgul olabilir (Buhari, Gusül, 27; Müslim, Hayz, 6 (21, 22, 24). Çünkü cünüplük, gusül ve abdest gibi özel bir temizliği gerektirmeyen işlerin yapılmasına engel değildir.
Hz. Peygamber, cünüp olmakla müminin necis/maddeten pis olmayacağını ifade etmiştir (Buhari, Gusül, 23). Fakat cünüp birinin namazını kaçıracak şekilde yıkanmayı geciktirmesi haram, elini ağzını yıkamadan yiyip içmesi ise mekruh görülmüştür. Bu itibarla zorunlu bir durum olmadıkça insan hemen boy abdesti almalı ve bir an önce yıkanıp temizlenmelidir.

İdrardan sonra gelen akıntı guslü gerektirir mi?

İdrardan sonra gelen beyaz ve bulanık sıvıya ‘vedi’ denir. Vedi, bazen ağır yük taşımaktan dolayı da gelebilir. Vedi, abdesti bozmakla birlikte, guslü gerektirmez (Merğinani, el-Hidaye 1, 17).
Hanefi mezhebine göre Vedi, necaset-i galiza, yani kaba pislik olarak değerlendirildiğinden, dağıldığında el ayasını kaplayacak miktarda çamaşıra bulaşması halinde namaza engel kabul edilmiştir. Bu durumda belirtilen alan temizlenmedikçe, vedi bulaşmış elbise ile namaz kılınması caiz değildir (Merginani, el-Hidaye 1. 35).

Boy abdesti ile namaz kılınabilir mi? Namaz kılınabilmesi için ayrıca abdest almak gerekir mi?

Gusül abdesti alan bir kimse aynı zamanda namaz abdesti de almış olacağı için bu abdesti ile namaz kılabilir, ayrıca abdest alması gerekmez.

Hz. Peygamber (s.a.s.)’in gusül abdestine başlarken namaz abdesti gibi abdest aldığını ve gusülden sonra ayrıca abdest almadığını ifade eden hadisler vardır (Buhari, Gusül 1; Müslim, Hayız 35, 36, 37; Muvatta I, 44, Tahare 67).

Rüyasında avret yeri (cinsel organ) gören kimseye gusül gerekir mi?

Bir kişinin rüyasında ilişkide bulunmaksızın sadece cinsel organ (avret yeri) görmesi gusül abdesti almasını gerektirmez. Bunu görenin erkek veya kadın olması fark etmez. Ancak kişinin rüyasında cinsel organ görmesinden dolayı orgazm olup, meni gelmesi halinde ise gusül gerekir. Gusül uykuda veya uyanık halde iken avret yeri/cinsel organ görmekten değil, şehvetle meni gelmesinden dolayı gerekli olur (Merğinani, el-Hidaye, I, 16, İbn Abidin, Reddü’l-muhtar, I, 164).

Erkeğin televizyonda yabancı kadınların avret yerlerine bakması gusül abdestini gerektirir mi?

Gerektirmez. Nitekim canlısına da baksa idi gusül gerekmezdi. Gusül duhûl (girme), ya da inzal (şehvetle boşalma) olmadıkça, sırf bakmakla, tutmakla, ya da dokunmakla gerekmez. Haram olan yere (avrete) bakmanın günah olması ayrı şey, bunun yıkanmayı gerektirmesi ise ayrı şeydir. Ama bakarken şehvetlenir ve boşalırsa, yıkanması gerekir.
Kullandığı kokunun erkek tarafından duyulması halinde kadının gusül abdesti alması gerekeceği doğru mudur?
Bilindiği gibi güzel koku Rasûlüllah Efendimiz tarafından övülmüş ve hem kadının hem de erkeğin kullanmaları tavsiye edilmiştir. Ancak kadının kullanacağı kokunun yabancı erkekler üzerinde doğuracağı tepki hesaba katılarak, kadınların koku sürerek çıkmaları yasaklanmıştır. İşin buraya kadar olan yönü ayrı bir konudur. Zaten sağlam duygu ve karaktere sahip bir erkek, kendi karısının yayacağı tahrik edici kokudan, başka erkeklerin uyarılmasını aslâ arzu etmeyeceği gibi, edepli ve sağlam karakterli bir kadın da, yabancı erkekler için tahrikkâr ve uyarıcı olmak istemeyecektir. Şimdi bu konudaki bazı hadîs-i şeriflerin mealleri söyledir:
1 - "Bir kadın güzel kokular sürünür ve kokusunu duysunlar diye erkeklerin yanından geçerse, şöyle şöyle dir" (Tirmizîdeki ilâveye göre, yani zaniyedir) (Ebû Dâvûd, teraccul 7; Tirmizi, edep No: 2787
2 - "Kokulanarak mescide çıkan bir kadının namazı, evine dönüp gusül için yıkandığı gibi yıkanmadıkça kabul olmaz."( Ebû Dâvûd, teraccul 7)
3 - "Kadın mescide gitmek istediğinde, kokusundan cünüplükten yıkandığı gibi yıkansın."( E1 Hindi VI/415) Ikinci ve üçüncü hadiselerin zahir (kelimelerinin) manalarına bakıldığında, koku sürünerek camiye giden ya da gitmek isteyen kadının tam bir gusül abdesti alması gerekeceği anlaşılır.( Azımâbâdi, Avnü`1-Mâbûd XI/231) Hâlbuki yine hadis-i şeriflerden öğrenilen gusül sebepleri, (guslü farz kılan haller) bellidir ve kokulanmak onlardan birisi değildir. Öyleyse bunu ya Alî el-Kârî`nin dediği gibi anlamak ve: Koku bedeninin her tarafına sürülmüşse her yerini yıkamalı, değilse, sürülen yerleri yıkar, demek lâzım, ya da -Allahu a`lem- bunda bir mübalağa vardır. Yani üstünü başını o kadar iyi yıkamalı ki, âdeta gusül yapmış gibi olmalı, diye anlamak lâzımdır. Ama kokunun sonu itibariyle gusle sebep olacak durumlara götüreceğine, koku ile onların hemen hemen aynı şeyler olduğuna da işaret olmalıdır. O zaman da bu açıdan mübalağalı bir anlatım olmuş olur.
Âdetli iken ameliyat olan bir kadın, ameliyattan bir iki gün sonra âdeti biterse namaz kılabilmek için gusül yapmalı mıdır? Halbuki doktor buna müsaade etmiyor. Teyemmüm yapsa yeterli olur mu?
Bu tür konularda karar verecek olan doktorun hem hâzik (branşında yetkili) hem de Müslümân (farzlara ve haramlara riayet eden) olması gerekir. Böyle bir doktorun ameliyatta ya da herhangi bir hastalıkta, yakınması zararlıdır, dediği organ veya bölge yıkanmaz. Diğer yerler yıkanır; o bölge sargı üzerinden mesh edilir, zarar veriyorsa mesh de bırakılır. Ameliyatlı namaz ve ibadetlerini böylece eda eder. Doktor, yıkamak vücudunun her yerine zararlıdır, derse hiçbir yerini yıkamaz, teyemmümle ibadet yapar. Bu durumda teyemmüm hem gusül hem de abdest yerine geçtiğinden, namaz için ayrıca abdest almaya da gerek yoktur. Eğer abdest azalarım yıkaması zarar vermiyorsa ovalarım ve suyun zarar vermediği diğer yerlerini zaten yıkamalıdır. Dediğimiz geri kalan yerlerini de mesh etmelidir.

Guslü (Boy abdesti) Gerektiren Haller

a. Cünüplük: Cinsî münasebet, ihtilam ve ne şekilde olursa olsun meninin vücut dışına çıkması boy abdestini gerektirir.
b. Hayız (âdet hali, âdet görme, adet kanaması, aybaşı hali, regl) ve Nifas (Lohusalık): Hayız ve nifas hali sona erince gusül farz olur.
Şehvetle yerinden ayrılan ve şehvetle dışarıya atılan bir meniden dolayı gusletmek gerekir. Şehvetle yerinden ayrılıp, şehvet kesildikten sonra dışarıya atılan meniden dolayı da, İmamı Azam ile İmam Muhammed'e göre, gusletmek gerekir. Fakat İmam Ebu Yusuf'a göre gusül gerekmez.
Rüyada şehvetle ayrılan bir meninin, şehvet kesildikten sonra dışarıya akıtılmasını sağlamak için tenasül organını tutmak ve sonra dışarıya akıtmakta, misafir ve soğukta bulunanlar için İmam Ebu Yusuf görüşünü seçmekte kolaylık vardır. Bu yönden bu görüşün tercih edilmesini uygun görenler vardır. Bakmak ve dokunmak suretiyle şehvetle gelen meniden dolayı da gusletmek gerekir.
Cinsel ilişki halinde sünnet yerinin veya o kadar bir kısmın duhulü ile buluğ çağına ermiş erkek ve kadının gusletmeleri gerekir. Meninin gelip gelmemesine bakılmaz. Namaza devam için taharette tedbirli olmak lazımdır. Bu ve buna benzer hangi haller olursa olsun ihtiyat olan yol gusletmek suretiyle şüpheli hallerden sakınmaktır.
Uykudan uyanan kimse, yatağında, çamaşırında veya bedeninde bir yaşlık görünce bakılır: Eğer rüyada cinsel ilişkide bulunduğunu hatırlıyorsa, gusletmesi gerekir. Yaşlığın meni olup olmamasında şüpheye düşmesi bir önem taşımaz. Ancak ihtilam olduğunu hatırlamadığı takdirde, yaşlığın mahiyetinin ne olduğu üzerinde durulmaz ve gusül gerekmez. Çünkü akıntının şehvetle geldiği bilinmemektedir. Bu mesele İmam Ebû Yusuf'a göredir, İmamı Azam ile İmam Muhammed'e göre, gelen akıntının mezi olduğunu anlıyorsa, gusl etmesi gerekmez. Fakat meni olduğunu biliyor veya şüpheye kapılıyorsa, gusletmesi gerekir. İhtiyata uygun olan da budur. Onun için fetva buna göredir.
Yatağından uyanıp kalkan kimse, ihtilam olduğunu hatırladığı halde, tenasül organında bir yaşlık görse gusletmesi gerekir. Ayakta veya oturduğu yerde uyuyan kimse, uyanıp da bu organında bir yaşlık görse, bakılır: Eğer bu yaşlığın meni olduğuna kanaati varsa veya uyumadan önce bu organı hareketsiz bir halde idi ise, gusletmesi gerekir. Fakat böyle bir kanaati yoksa ve tenasül organı da önceden uyanık durumda idi ise, gusletmesi gerekmez. Bulunan yaşlığın mezi olduğuna hükmedilir. Çünkü organın uyanık olması, mezinin çıkmasına sebep olur.
Sarhoş veya bayılmış olan bir kimse uykusundan uyanıp da, kendisinde meni bulacak olsa, gusletmesi gerekir. Mezi bulacak olsa yıkanması gerekmez.
İdrarını yaparken, tenasül organı uyanık olduğu halde meni gelse, yıkanması gerekir. Organ uyanık olmayınca; gusletmek gerekmez, çünkü uyanıklık şehvetin bulunmasına delildir.
Bir erkek veya bir kadın rüyada ihtilam olsa da, meni dışarıya çıkmış olmasa, yıkanmak gerekmez. İmam Muhammed'e göre, böyle bir kadının ihtiyat olarak yıkanması gerekir. Çünkü kadından çıkacak bir sıvının yine ona dönmesi ihtimali vardır.
İhtilam olan veya cinsel ilişkide bulunan bir kimse, idrarını yapmadan veya çokça yürümeden veya yatıp uyumadan yıkansa da, sonra kendisinden meninin arta kalan kısmı çıkacak olsa, ikinci kez yıkanması gerekir. Fakat idrarını yaptıktan veya epeyce yürüdükten veya uyuduktan sonra şehvetsiz olarak gelecek meni guslü gerektirmez. Çünkü bu durumda o meni, yerinden, şehvet olmaksızın ayrılmış bulunur. Yine bir kadından, yıkandıktan sonra, kocasının menisi çıkacak olsa, tekrar gusletmesi gerekmez.
Bir yatakta yatıp uyuyan iki kimse, uyandıkları zaman ihtilam olduklarını hatırlamayarak yatakta meni gibi bir yaşlık görseler veya kurumuş meni görüp de o yatakta kendilerinden önce başka bir kimse yatmış olsa bu durumda meninin kime ait olduğu bilinmese her ikisinin de ihtiyaten yıkanması gerekir.
Şehvet olmayıp da dövülmeden, ağır bir yük kaldırmadan ve yüksek bir yerden düşmeden dolayı meni gelmesiyle gusül gerekmez. (İmam Şafî'ye göre bu hallerde de gusül abdesti gerekir.)
Yerinden şehvetle ayrılan bir meni, bedenin dışına veya dış hükmünde olan yere çıkmadıkça gusül gerekmez.
Bakire bir kızın bekâretini yok etmemek sureti ile evliliğin ilk gecesinde yapılan bir ilişkide meni gelmeyince gusül gerekmez; çünkü bekâret, sünnet yerine kadar duhule engel olmuş demektir.
Cünüplük, hayız veya nefselik (loğusalık) halinde iken, gayrimüslim bir kadın veya gayrimüslim bir erkek ihtida etse, gusletmesi farz olur. Hayız veya nefseliği son bulmuş olsa da, yıkanmamış bulunsa, yine gusül gerekir. Fakat yıkanmış bulunan veya henüz cünüplük, hayız ve nefselik haline düşmemiş olan erkek veya kadın gayrimüslim ihtida etse, yıkanması mendub olur.
Cuma ve bayram namazları öncesinde, hacc veya umre niyetiyle ihrama girerken ve Arafat’ta vakfe için gusletmek sünnettir.
Cenaze yıkama, kan aldırma, Mekke ve Medine’ye girme, Berat ve Kadir gecelerini ihya etmeyi isteme, bir toplantıya katılma, bir günahtan tövbe etme gibi çeşitli sebeplerle gusletmek ise müstehaptır.

Gusül Abdestinin Farzları nelerdir?

1. Ağza su alıp boğaza kadar çalkalamak.
2. Buruna su çekip yıkamak.
3. Bütün vücudu ıslanmayan yer kalmayacak şekilde yıkamak.

Gusül Abdestinin Sünnetleri nelerdir?

1. Gusül abdestine niyet etmek.
2. Besmele ile başlamak.
3. Bedenin bir tarafında pislik varsa onu önceden güzelce temizlemek.
4. Avret yerini yıkamak
5. Gusülden evvel abdest almak.
6. Bedenine üç defa su dökmek ve suyu bedenin her tarafına ulaştırmak.
7. Su dökünmeye baştan başlamak, sonra sağ omzuna, sonra sol omzuna dökmek ilk defa döktüğü zaman bedeni ovmak ve suyu bedenin her tarafına ulaştırmak.
8. Ayağının olduğu yere su birikirse, abdest aldığı zaman ayak yıkamasını sonraya bırakmak.

Kaynak: Büyük İslam İlmihâli, Türkiye Cumhuriyetinin beşinci Diyanet İşleri Başkanı, Ömer Nasuhi Bilmen

Kaynak: İslam Fıkıh Ansiklopedisi


Hülya Koçyiğit Kimdir? Biyografisi

Hülya Koçyiğit (12 Aralık 1947, İstanbul), Türk sinema, televizyon ve dizi oyuncusudur.[3] 1991 yılında Devlet Sanatçısı seçilmiştir. 1991-1992'de kurucusu olduğu SO-DER'e başkan seçilmiştir. Bu kurumdaki görevini 4 yıl sürdürmüştür ve hâlen yönetim kurulunda görev yapmaktadır. Türkan Şoray, Fatma Girik ve Filiz Akın ile birlikte Yeşilçam'ın dört yapraklı yoncası olarak tasvir edilir.

Hayatı

İlk yılları; 1947-1962

12 Aralık 1947 tarihinde Yenikapı'da annesi 16, babası ise 22 yaşında iken dünyaya gelmiştir. Daha sonra diğer iki kardeşi Feryal ve Nilüfer doğmuştur. 1948 yılında Koçyiğit bir yaşına girdiğinde, ailesiyle birlikte Bağlarbaşı'ndaki bir eve taşındı. Beş yaşına geldiğinde ise, ailesine okula gitmeyi çok istediğini söyledi. Ancak o dönemde çocuklar, okula altı yaşında alınıyordu. Okula kayıt için gittiklerinde okul müdürü, aileye, çocuğun yaşını büyütmek için mahkemeye gidebileceklerini söyledi. Bunun üzerine Koçyiğit'in ailesi, Kadıköy adliyesine gidip yaş büyültmeden okula başvurabilmek için hakimin onayını aldı. Böylece Koçyiğit, okula dönerek kayıt oldu ve beş yaşında ilkokula başladı. Öğrenci olduğu sınıfta dans edip şarkı söyleyerek ilkokul öğretmeninin dikkatini çekti. Böylece müzik öğretmeni, annesine konuyu bildirdi. Koçyiğit'in başarısı üzerine, müzik öğretmeninin ve etraftakilerin beklentisi her geçen gün daha da artmaya başlamıştı. O yıllarda Medrano sirki, İstanbul'un Beşiktaş ilçesine gelmişti. Birinci sınıftayken Hülya Koçyiğit, tüm sınıf arkadaşları ile birlikte sirke gittiğinde bir anda kendini sahnede bulmuş ve müzik eşliğinde dans etmeye başlamıştı. Bu anlar, çevresindekiler tarafından büyük ilgi görmüştü.

Annesinin bir arkadaşı ile gazetede Ankara Devlet Konservatuvarı'nın bale bölümüne öğrenci alınacağını ve bunun için imtihan haberleri açıldığını görür. Annesi haberi okuduğunda Koçyiğit'i imtihanın yapıldığı Galatasaray Lisesi'ne götürür. İki İngiliz karı-koca ve öğretmenlerin jüri olarak bulunduğu sınava yaklaşık 310 kişi katılır. Piyano eşliğinde dans eden öğrencilerin kimi beş kimi on dakika sahne de kalır. Dokuz öğrencinin seçildiği sınavda Hülya Koçyiğit de başarılı olur. Okul Ankara'da olduğu için Koçyiğit'in yatılı olarak okuması gerekir. Fakat bu duruma babası izin vermez. Yine de annesi tarafından büyük bir baskı olunca, Ankara'ya kazandığı bale bölümüne annesi ile birlikte gider. Okulun genellikle küçük öğrencileri 11-12 yaşlarında, büyükler ise 18-19 yaşlarındaydı. Bale bölümünün en küçük öğrencisi olan Koçyiğit ise henüz 7 yaşındaydı. Annesi Ankara'da bir hafta otelde kalmış ve daha sonra İstanbul'a dönmüştür. Hülya Koçyiğit, o dönem konservatuvara giderken bir yandan da ilkokula derslerlerine devam eder. Yaz tatili bitip, üçüncü ders yılı başladığında ise babası Ankara'ya gitmesine izin vermez ve kızı için İstanbul'da bir okul araştırır. Bunun üzerine Koçyiğit, İstanbul'da Atatürk Kız Lisesi'ne yazılmıştır. Daha sonra İstanbul Şehir Tiyatroları'na diğer iki kız kardeşi ile birlikte girer. Bir yandan okula giderken, diğer yandan tiyatroya ve baleye devam eder. Ayrıca Bebek'te bir öğretmenden piyano dersi alır. Buna ek olarak da bir müzik öğretmeniyle müzik çalışır ve hiç boş günü kalmaz. Yeni başladığı okulda, her gün gösteriler düzenlenirken Koçyiğit de gösterilerde genellikle hep rolü alır. Konuştuğu İngilizce aksan, etrafındakiler tarafından çok beğenilir.

Muhsin Ertuğrul, Hülya Koçyiğit'in namını duyar ve şehir tiyatrolarının genel yönetmenine Koçyiğit'ten bahseder. Annesiyle birlikte Koçyiğit, apar topar Muhsin Ertuğrul'un yanına gider. Muhsin Ertuğrul'un arkadaşı Koçyiğit'in annesinin yakını çıkınca Ertuğrul, Koçyiğit'e daha fazla sempati duymaya başlar. Ertuğrul daha iyi eğitim alması gerektiğini bu yüzden Ankara Devlet Konservatuvarı'na gönderilmesinin daha iyi olacağını söyler. Böylece Koçyiğit, tekrar Ankara'ya gider. Bu kez daha büyük ve daha deneyimli olduğu için tiyatro sahnesinde seyircinin karşısına daha iyi bir şekilde çıkar.
Oyunculuk kariyeri; 1963-günümüz

Hülya Koçyiğit ve Erol Taş (1964)

Ankara Devlet Konservatuvarı'nda okurken, iki kız kardeşi de İstanbul Şehir Tiyatrolarında rol alır. Kız kardeşi Nilüfer'i beğenen bir film yönetmeni, filmde oynaması için kardeşine teklif götürür. Koçyiğit'in annesi teklifi kabul eder ve Nilüfer, Hülya Koçyiğit'ten daha önce film projesinde yer alır. Nilüfer'in oynadığı ilk filmin adı Bir Yetim'in Hasreti'dir. Filmin başrollerini Kenan Pars ve Gülistan Güzey paylaşır. Hülya Koçyiğit de kardeşinin rol adlığı ilk filmin setine ziyarete gider ve Gülistan Güzey'le tanışır. Daha sonra Metin Erksan, yeni çekeceği bir film için Nilüfer'e ikinci teklifi götürür. Çocuk Hırsızları adındaki bu filmin çekimleri, yaz tatiline denk gelir. Bu sayede ablası Hülya Koçyiğit de kardeşinin rol aldığı ikinci filmin setini birkaç kere ziyaret eder. Bu dönemde, Şehir tiyatrolarında yönetmen ve seslendirme sanatçısı olan Abdurrahman Palay'ın Muhterem Nur ile birlikte çektiği bir filmin setine konuk olur ve ilk olarak tanıştığı oyuncu Muhterem Nur'dur. Metin Erksan da diğer yaz tatilinde Susuz Yaz adlı filmi çekmeye karar vermiştir. İddialı bir film olacağı söylenen filme yeni bir kadın oyuncu ararken annesi; "Hülya'yı düşünür müsünüz?" der. Yönetmen, Koçyiğit'i yönetmen yanına çağırır ve stüdyoya yollar. Eşarp taktırıp kaşlarını kalınlaştırarak çeşitli pozlarda resimlerini çeker.

Daha önce bir başka yönetmen karşısına çıkmış olmasına rağmen, Memduh Ün'e Koçyiğit'ten bahsedenler olur. Göksel Arsoy'un başrolünde oynayacağı filme de bir de kadın oyuncu aranıyordur. Birkaç tane aday vardır, adayların içinde Filiz Akın da bulunur. Memduh Ün, okula Hülya Koçyiğit'i görmeye gelir ve o anda herkes Koçyiğit'e yardımcı olmuştur. Herkes ona elbiseler giydirir, süslenmesine destek verir ve makyaj yapar. Bir otelin resepsiyonunda Koçyiğit, Memduh Ün ile buluşacaktır. Otele Koçyiğit ile birlikte on kişi gelir fakat onlar kapıda bekler. Koçyiğit ise görüşme için otelin kapısından girer. Memduh Ün, Koçyiğit'i görür görmez hayal kırıklığına uğrar ve uzun uzun baktıktan sonra "çok küçükmüşsün." der. Ancak yine de filme kabul edilir. Aynı yaz Metin Erksan'da onu çağırır ama o da Koçyiğit'i çok küçük bulur. O dönem en popüler sinema-müzik dergisi olan Ses dergisinin düzenlediği bir yarışmaya Metin Erksan tarafından adı yazdırılır. Yarışmaya katılan ve birinci olan kişiyle altı filmde oynaması için sözleşme imzalanacaktır ve kazanan, altı filmde başrol oynayacaktır. Koçyiğit babası ile birlikte, fotoğraflarla Bâb-ı Âli'deki Ses dergisinin binasına gider. İlk elemeleri kazanır. İkinci eleme yetenek sınavı şeklinde olacak ve Şile'de yapılacaktır. Bu sefer Koçyiğit, annesi ile birlikte yarışmaya gider. Yarışmada elemeler başlar ve mayoların giyilmesi istenir. Fakat Koçyiğit, yetenek sınavı diye yanına mayo getirmemiştir ve annesi ile birlikte kiralık mayo verilen bir yer var mı diye ortalıkta dolaşır. "Nereden bulacağız?" diye konuşurken adayların arasından Ajda Pekkan, "Benim yanımda mayo var, ben zaten bikini giyeceğim, mayomu sen giyebilirsin" der. Böylece, Pekkan'ın mayosunu giyerek elemelere katılır. Ajda Pekkan o yıllarda halk arasında son derece tanınmış bir kızdır. Koçyiğit ile arasında sadece bir yaş vardır. Elemeleri Ajda Pekkan kazanır ve birinci olur. Koçyiğit ise yarışmada ikinci olmuştur. Ama yönetmenle anlaşma imzaladığı için hala bir filmde oynama şansına sahiptir. Erkekler arasında ise Yeşilçam'ın büyük oyuncularından Ediz Hun birinci olur.

Koçyiğit, yarışmadan sonra film çekimleri için Bademler Köyü'ne gider. Sanat yönetmeni tarafından filme hazırlanan ve rolüne çalıştırılan Koçyiğit'e, eşarp takılır ve köy kıyafetleri giydirilir. Metin Erksan film için her gün mekana bakarken Koçyiğit, köy ortamına alışmaya çalışır. Çekimler başladığında, Koçyiğit tiyatrodan aldığı eğitimle rolünü en iyi şekilde yapmak ister ve köylü kadın aksanıyla konuşur. Fakat, Metin Erksan bu durumla hiç ilgilenmez çünkü daha sonra stüdyoda filme dublaj yapılacaktır. Filmin çekimleri iki ay sürer ve son sahneler İstanbul'da çekilecektir. Koçyiğit eve dönünce okul hazırlıklarına başlar ama diğer şirketlerle anlaşma imzalar. Bu sebeple de oyunculuk ve okul arasında kalır. Derse gitmeyi de erteler. Sınıf arkadaşlarından olan Salih Güney eve gelip, Koçyiğit'in okulu bırakmaması konusunda babasını ikna etmeye çalışır. Okuldan eve, derslere başlandığı ve Koçyiğit'in bir an önce okula dönmesi için haber yollanır. Koçyiğit okula gitmek ister. Fakat, çok yoğun olduğu için bir seçim yapması istenir ve Koçyiğit, Yeşilçam'ı seçti. Susuz Yaz filminin ardından, basının büyük ilgisiyle karşılaşır. Film dönemin büyük filmlerinden olur ve yurt dışındaki festivallere gönderilir. "Yeni bir yıldız doğuyor" başlığı altında kendisine birçok film teklifi gelie ve Koçyiğit'in profesyonel oyunculuk kariyeri başlamış olur. Oynadığı ilk film olan Susuz Yaz, 1964 yılında Berlin Film Festivali ve Meksika Film Festivali'nde "en iyi film" ödülünü alarak dünya çapında büyük bir başarı gösterir. Koçyiğit, daha önce beyaz perde de izlediği oyuncular ile birlikte kamera karşısına geçmeye başlar. Ayhan Işık'ın çalışma saatleri ve günlerine göre akşam yediden sonra asla çalışmaz. Ancak, gece sahne çekilecekse gündüz istirahat ederek, gece çalışır. Öğle vakti mutlaka mola verir ve öğle yemeği yer. Koçyiğit, Ayhan Işık ile çalışırken mecburen bu kuralları uygular. Ayrıca Koçyiğit, Sadri Alışık ve Fikret Hakan'dan çok şey öğrenir.

Hülya Koçyiğit oynadığı filmlerde genel olarak kendi sesiyle konuşmak, ilk oynadığı filmden itibaren sinemada kendi sesini duymak ister. Fakat o dönem, yalnızca şehir tiyatrolarında sinema ile ilişkisi olan oyuncular kendilerini bir filmde seslendirir. Sadri Alışık, Çolpan İlhan gibi çok az kişi, kendi sesi ile sinemada konuşur. Hülya Koçyiğit de filmlerini kendi seslendirmek için diksiyon dersi alır. Sesi güzel olsa da yönetmenler buna izin vermez. Mısır'dan Türkiye'ye gelen bir işletmeci, Koçyiğit ile birlikte ortak çalışmalar yapmak için Koçyiğit'in birçok filmini izlemiştir. Yatırımcı, Türkan Şoray, Fatma Girik, Filiz Akın ve Hülya Koçyiğit'in filmlerin hepsini izledikten sonra, "Bir şey dikkatimi çekti, bütün oyuncuların hepsi bir sesten konuşuyor, aynı şekilde vurguluyor ve aynı şekilde ağlıyorlar!" demiştir. Hülya Koçyiğit, bu sözü duyduktan sonra "Hürrem Bey, bakın yabancılar bile halimize gülüyor, siz hala direniyor musunuz?" diye tepki gösterir. O dönemde genelde filmlerin dublajı yapılırken, oyuncular başka bir filmin setinde olduğu için dublaj yapmaya zamanları kalmıyordu. Yapımcılar, bu duruma çözüm üretemiyor ve oyuncular da bu duruma kendi kendilerine formüller üretiyorlardı. Oyuncular, "Türkan'ı, Filiz'i ve diğerlerini bari ayrı kişiler seslendirsinler." diye çözüm üretmeye çalışıyor, fakat bu sorun karşısında bir türlü çözüm bulamıyorlardı.

Hülya Koçyiğit, yerli romanların sinemaya uyarlanması için çok çaba sarf etmiş ve Kerime Nadir, Muazzez Tahsin Berkand, Esat Mahmut Karakurt, Halide Edib Adıvar ve Peride Celal gibi sanatçıların eserlerinin sinemaya uyarlanmasına katkıda bulunmuştur. Romanlardan sinemaya uyarlanan filmler çok iyi neticeler elde etmiştir. Bir dönem roman kahramanlarını canlandırdıktan sonra, Kezban (1968), Kezban Roma'da (1970) ve Kezban Paris'te (1971) serisinde Kezban karakterini canlandırır ve canlandırdığı roller arasında en büyük popülariteyi Kezban karakteri ile yakalar. Kezban, Anadolu'dan gelen ve taşralı olduğu için ezilen, horlanmış, kendi kendini eğiterek zengin olmuş bir karakterdir. Daha sonra Koçyiğit, farklı filmlerde oynamıştır. Kırmızı Fener Sokağı adlı filmde sokak kızı İmra'yı canlandırdığında, seyirci hemen filme tepki göstermiş ve film hiç tutmamıştır. Sonra Ediz Hun'un annesi rolünü oynamayı kabul etmiştir. Daha sonra, farklı yönetmenlerle farklı roller arayışına girmiştir. O dönem, genellikle Orhan Aksoy ile çalışıyordu. Roman uyarlamalarını ve aşk filmlerini onunla birlikte çekiyordu. Farklı filmlerde farklı roller almak isteyen Koçyiğit, sinemada on yıldan sonra senaryo yazma ve yönetmenlik yapma yetkisine sahip olacaktı. Erman Film'in lokomotif oyuncusuydu. Başka firmalarla da çalışıyordu fakat, yılda sadece altı film çekiyordu. Lütfi Ömer Akad ile çalışmayı çok istemesi sonucunda yönetmen ile Düğün (1973), Gelin (1973) ve Diyet (1975) üçlemesini çekmiştir. Bir de Gökçe Çiçek (1972) filmini çekmiştir. Daha sonra, ağırlıklı olarak Şerif Gören ile çalışmıştır. Şerif Gören ile birlikte, Evlidir Ne Yapsa Yeridir (1978), Almanya Acı Vatan (1979), Firar (1984), Kurbağalar (1985) gibi önemli filmlerde çalışmıştır. 1970'li yıllarda Kadir İnanır, Tarık Akan ve benzeri dönemin yeni oyuncularıyla perde karşısına geçmiştir. 1980'li ve 1990'lı yıllarda ise 1960 ve 1970'lere aksine daha az filmde rol almıştır. Kızı Gülşah Soydan (Alkoçlar), 1970'li yıllarda çocuk oyuncu olarak sinema filmlerinde yer almıştır.

Televizyon kariyeri

Televizyonla ilk kez 1980'li yıllarda TRT 1'de Nezihe Araz ve Selim İleri'nin metinlerini hazırladığı Hanımlar Sizler İçin adlı bir kuşak programına katılmakla başlamıştır. Programda iki saat süreyle kadınlara yönelik eğitici bölümleri olan çeşitli skeçleri canlandırmıştır. Çeşitli kadın karakterleri canlandırdığı program yaklaşık bir yıl sürmüştür. Programda Konya'da içkili bir restoran işleten kadın gibi ilginç karakterleri canlandırmıştır. Canlandırdığı kadınlar içinde Macide Öğretmen karakteri öne çıkmıştır. Özel kanallar açıldıktan sonra Show TV'de bir haber programı teklifi almıştır. Hayata dair şeyler, özel haberler olacak, konuları siz seçeceksiniz denilince Koçyiğit anlaşmayı kabul etmiştir. Eğitimde çocuk, çalışan çocuk, ailesinden şiddet gören çocuk, hasta çocuk gibi konular araştırılmıştır. Son Çare adlı programın ekibi, daha önce Fatma Girik ile birlikte bir program yapmıştır. Zamanla program çocuklarla kalmayıp genişleyince, çaresiz olan tüm insanların sorunlarına değinmiştir. Bir süre sonra Hülya Koçyiğit, sağlığını kaybetmiş ve boyun fıtığı olmuştur. Doktorların önerisi ile programı bırakmıştır. Fakat bu iki yıl sürmüştür, programın sonlarına doğru boyunlukla dolaşmaya başlamıştır. Programdan sonra Cihan Ünal ile birlikte TRT 1'de yayınlanan Nisan Yağmuru adlı dizide başrol oynamıştır. Dizi bitince Erdal Özyağcılar ile birlikte Mihriban adlı dizide başrol oynamıştır. Bir sonraki dizisinde ise Türkan Şoray, Filiz Akın, Fatma Girik ve Nevra Serezli ile birlikte 1980'li yılların ortasında TRT 1'de yayınlanmış yabancı Altın Kızlar adlı dizinin yerli versiyonu olan aynı isimli Altın Kızlar (2009) adlı dizide oynamıştır. Aynı zamanda Koçyiğit Murat Evgin'in Şehit klibinde Anne rolünü canlandırmıştır.

Siyasi kariyeri

Kariyerinde hiç siyaseti düşünmese de, Anavatan Partisi'nden Turgut Özal'ın başdanışmanı olan Adnan Kahveci kendisini aramıştır ve şunları söylemiştir; "Beni paçalarımdan çekiyorlar, ben kendimi uçurumdan aşağıya denize doğru uçarken buluyorum. Madem gidiyorum, o zaman yanımda güvenebildiğim insanlar olsun istiyorum. Denizde boğulmadan yüzmeliyim.Sizin de aday olmanızı istiyorum. Hemen gelebilir misiniz?"[kaynak belirtilmeli] Bu konuşmanın olduğu zaman Hülya Koçyiğit, Kuşadası'nda tatildeydi. Konuşma bittiğinde eşi Selim "sen yaparsın." dedi. Aday olmaya istekliydi fakat o dönemde ANAP ile ilgili çok iyi izlenimler olmadığı için geri adım atıyordu. Turgut Özal ile birlikte bir-iki saatlik bir konuşmanın ardından Özal, Dünya'dan Melina Merkuri'nin örneğini vererek "Milletvekili olmak sizin göreviniz." demiştir. Koçyiğit, ailesinden destek almıştır. Böylece kararını vererek İzmir 3. bölgeden İzmir'den aday olmuştur. Fakat 141 oyla seçilememiş,[kaynak belirtilmeli] üçüncü olmuştur.

Hülya Koçyiğit günümüzde AK Parti'ye yakınlığıyla bilinmektedir.[4]

Hülya Koçyiğit, 2018 yılında Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından 24 Haziran seçimlerinin ardından oluşturulan Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Politikaları Kurulu'na üye olarak atanmıştır. Kurulda ayrıca Orhan Gencebay, Murat Bardakçı, Alev Alatlı, Prof. Dr. Mehmet Çelik, Prof. Dr. İskender Pala, Prof. Dr. Ümit Meriç gibi isimler yer almaktadır.[5],[6],[7]

HAKKINDA

Doğum 12 Aralık 1947 (75 yaşında)
Kuzguncuk, Üsküdar, İstanbul, Türkiye
Meslek Oyuncu
Etkin yıllar 1963–günümüz
Evlilik Selim Soydan (e. 1968)
[1][2]
Çocuk(lar) Gülşah Alkoçlar
Etkilendikleri Sadri Alışık, Fikret Hakan, Çolpan İlhan

Özel hayatı

Hülya Koçyiğit, o dönem Fenerbahçe'de futbol oynayan Selim Soydan ile 5 Temmuz 1968 tarihinde evlendi.[1][2] Bu evliliğinden 24 Nisan 1969 tarihinde Gülşah adında bir kızı doğdu.[8][9] Hülya Koçyiğit'in Neslişah ve Aslışah adlarında iki torunu vardır. Kızı Gülşah küçük yaşlarda birkaç sinema filminde rol almıştır. Koçyiğit bir süre şarkıcılık da yapmıştır. Oyuncu Engin Altan Düzyatan, Hülya Koçyiğit'in torunu Neslişah Alkoçlar ile evlenmiştir.[10]

Filmografisi

Filmleri

    1963: Susuz Yaz[2]
    1963: Genç Kızlar[3]
    1963: Şaşkın Baba[4]
    1964: Adalardan Bir Yar Gelir Bizlere[5]
    1964: Affetmeyen Kadın[6]
    1964: Ahtapotun Kolları[7]
    1964: Aslan Marka Nihat[8]
    1964: Ayşecik Çıtı Pıtı Kız[9]
    1964: Bir İçim Su[10]
    1964: Döner Ayna[11]
    1964: Hepimiz Kardeşiz[12]
    1964: Katilin Kızı[13]
    1964: Kavga Var[14]
    1964: Keşanlı Ali[15]
    1964: Plajda Sevişelim
    1964: Son Tren[16]
    1964: Taşralı Kız[17]
    1964: Vurun Kahpeye[18]
    1965: Aşk ve İntikam
    1965: Dudaktan Kalbe
    1965: Hıçkırık
    1965: Hülya
    1965: İki Yavrucak
    1965: Kadın İsterse
    1965: Lafını Balla Kestim
    1965: Nazar Değmez İnşallah
    1965: Posta Güvercini
    1965: Serseri Aşık
    1965: Sevgili Öğretmenim
    1965: Sevgim ve Gururum
    1965: Tehlikeli Adımlar
    1965: Uzakta Kal Sevgilim
    1965: Yalancı
    1965: Yıldızların Altında
    1966: Aşk Mücadelesi
    1966: Damgalı Kadın
    1966: Denizciler Geliyor
    1966: Dertli Gönüller
    1966: Dişi Düşman
    1966: İntikam Ateşi
    1966: Karanlıklar Meleği
    1966: Kaderde Birleşenler
    1966: Kıskanç Kadın
    1966: Kumarbazın İntikamı
    1966: O Kadın
    1966: Ölmek mi yaşamak mı
    1966: Seni Seviyorum
    1966: Siyahlı Kadın
    1966: Vahşi Sevda
    1966: Yiğit Yaralı Olur
    1967: Çıldırtan Dudaklar
    1967: Deli Fişek
    1967: Hırçın Kadın
    1967: Dokuzuncu Hariciye Koğuşu
    1967: Gül Ağacı
    1967: Kardeş Kavgası
    1967: Ringo Gestapoya Karşı
    1967: Parmaklıkların Arkasından
    1967: Samanyolu
    1967: Seni Affedemem
    1967: Söyleyin Genç Kızlara
    1967: Utanç Kapıları
    1967: Yağmur Çiselerken
    1967: Üvey Ana
    1967: Yanık Kalpler
    1967: Yaralı Kuş
    1968: Cemile
    1968: Kadın Asla Unutmaz
    1968: Hicran Gecesi
    1968: Funda
    1968: Dağları Bekleyen Kız
    1968: Kırmızı Fener Sokağı
    1968: Kara Sevda
    1968: Sevemez Kimse Seni
    1968: Kezban
    1968: Sarmaşık Gülleri
    1968: Sus Kimseler Duymasın
    1968: Vahşi bir erkek sevdim (film)
    1968: Yalan Yıllar
    1968: Yasemin'in Tatlı Aşkı
    1969: Boş Çerçeve
    1969: Ölmüş Bir Kadının Mektupları
    1969: Kınalı Yapıncak
    1969: Kızıl Vazo
    1969: Kızım ve Ben
    1969: Sen Bir Meleksin
    1969: Uykusuz Geceler
    1969: Yarın Başka Bir Gündür
    1970: Güller ve Dikenler
    1970: Kezban Roma'da
    1970: Kalbimin Efendisi
    1970: Saadet Güneşi
    1970: Seven Ne Yapmaz
    1970: Söz Müdafaanın
    1970: Sürtük
    1970: Yaralı Ceylan
    1970: Zeyno
    1971: Adını Anmayacağım
    1971: Bebek Gibi Maşallah
    1971: Beklenen Şarkı
    1971: Beyoğlu Güzeli
    1971: Bütün Anneler Melektir
    1971: Kezban Paris'te
    1971: Hayatım Senindir
    1971: Senede Bir Gün
    1971: Severek Ayrılalım
    1971: Sezercik Yavrum Benim
    1971: Son Hıçkırık
    1971: Üç Arkadaş
    1971: Yağmur
    1971: Yarın Ağlayacağım
    1971: Vefasız
    1972: Azat Kuşu
    1972: Gökçe Çiçek
    1972: Kaderimin Oyunu
    1972: Sev Kardeşim
    1972: Sezercik Aslan Parçası
    1972: Tanrı Misafiri
    1972: Zehra
    1973: Aşkın Zaferi
    1973: Düğün
    1973: Hayat Bayram Olsa
    1973: Gelin
    1973: İki Bin Yılın Sevgisi
    1973: Rabia
    1973: Siyah Gelinlik
    1973: Yeryüzünde Bir Melek
    1974: Çirkin Dünya
    1974: Diriliş
    1974: Diyet
    1974: El Kapısı
    1974: Sokaklardan Bir kız
    1975: Bir Araya Gelemeyiz
    1975: Gülşah
    1975: Çirkef
    1975: İşte Hayat
    1976: Gülşah Küçük Anne
    1976: Şoför
    1977: Sensiz Yaşayamam
    1977: İstasyon
    1978: Evlidir Ne Yapsa Yeridir
    1979: Almanya Acı Vatan
    1981: Herhangi Bir Kadın
    1982: Gazap Rüzgarı
    1983: Derman
    1984: Firar
    1984: Yavrularım
    1985: Kurbağalar
    1986: Dikenli Yol
    1987: Bez Bebek
    1988: Gece Dansı Tutsakları
    1988: Pononte Fener
    1989: Hiçbir Gece
    1989: Karılar Koğuşu
    1991: Bir Kadın
    2001: Şellale
    2003: Hababam Sınıfı Merhaba
    2007: Hicran Sokağı

Televizyon dizileri

    1984: Hanımlar Sizin İçin
    1996: Son Çare
    2000: Nisan Yağmuru
    2002: Mihriban
    2009: Altın Kızlar

Ödüller

Yurt içinde aldığı ödüller

    Çasot Yaşam Boyu Başarı Ödülü
    İstanbul Film Festivali Onur Ödülü
    Ankara Film Festivali Onur Ödülü
    Uçan Süpürge Film Festivali Onur Ödülü
    Siyad Onur Ödülü
    1964: Yılın Kadın Oyuncusu (Turizm Bakanlığı)
    1964: Yılın Kadını (Türk Kadınlar Birliği)
    1969: 6. Altın Portakal Film Festivali - En İyi Kadın Oyuncu Ödülü - Cemile
    1972: 4. Altın Koza Film Festivali - En İyi Kadın Oyuncu Ödülü - "Zehra"
    1973: 10. Altın Portakal Film Festivali - En İyi Kadın Oyuncu Ödülü - Tanrı Misafiri
    1975: 12. Altın Portakal Film Festivali - En İyi Kadın Oyuncu Ödülü - Diyet
    1983: 20. Altın Portakal Film Festivali - En İyi Kadın Oyuncu Ödülü - Derman
    1990: 27. Altın Portakal Film Festivali - En İyi Kadın Oyuncu Ödülü - Karılar Koğuşu
    1991: Türkiye Cumhuriyeti Devlet Sanatçısı unvanı
    1996: Altın Portakal Film Festivali – Yaşam Boyu Onur Ödülü
    2005: 12. Altın Koza Film Festivali - Yaşam Boyu Onur Ödülü
    2010: Sadri Alışık Tiyatro ve Sinema – Sinema Onur Ödülü
    2012: Engelsiz Yaşam Vakfı, Yaşam Boyu Meslek ve Onur Ödülü
    2014: Ankara Uluslararası Film Festivali - "Aziz Nesin Emek Ödülü"
    2014: Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü

Uluslararası festivallerden aldığı ödüller

    1987: Nantes Film Festivali (Fransa) - En Başarılı Kadın Oyuncu - "Kurbağalar"
    1988: Amiens Film Festivali (Fransa) - En İyi Kadın Oyuncu - "Bez Bebek"

Filmlerinin katıldığı festivaller

    Susuz Yaz: Berlin Film Festivali, Meksika Film Festivali
    Gelin: Tahran Film Festivali
    Derman: Çekoslovakya Karlovy Film Festivali, Venedik Film Festivali, Londra Film Festivali, Nantes Film Festivali, Şam Film Festivali (En Büyük Ödülü Aldı), Taşkent Film Festivali
    Kurbağalar: Fransa Nantes Film Festivali (En İyi Kadın Oyuncu Ödülü)


Kaynak ve Dipnotlar

Wikipedia



Kamala Harris Kimdir? Biyografisi

Kamala Devi Harris (/ˈkɑːmələ/ KAH-mı-la;[1][2] d. 20 Ekim 1964),[3] Amerikalı politikacı, hukukçu ve mevcut Amerika Birleşik Devletleri başkan yardımcısı. Harris, Amerikan tarihinde Başkan Yardımcılığı yapmış ilk Afroamerikalı kökenli ve ilk kadındır. 2017-2021 yılları arasında Kaliforniya'dan Birleşik Devletler Senatörü olarak görev yapmıştır.

Kamala Harris, 2003 yılında San Francisco'nun ilk kadın eyalet savcısı olmuştur. 2010 yılında ise altı rakibini alt ederek 32. Kaliforniya Eyalet Başsavcısı seçilir. ABD'de "Attorney General" olarak adlandırılan bu pozisyon, başsavcı ile adalet bakanı görevlerini birleştiren bir görevdir.[4] 2014 seçimlerinde de aynı görevi tekrar elde etmiştir. Kamala Harris'in siyasi kariyeri ise, 2016 yılında Demokrat Parti'den Kaliforniya senatörü olarak seçilmesiyle başlamıştır. Seçilmesiyle birlikte Kaliforniya'nın ilk siyah kadın senatörü, ABD'nin ikinci siyah kadın senatörü ve ABD'nin ilk Hint asıllı senatörü olmuştur.[5] Harris, 2020 Amerika Birleşik Devletleri başkanlık seçimlerinde Demokrat Parti'den başkan olmak için parti içi ön seçimlere katılmış, ancak yeterli başarıyı gösterememesinden ötürü çekilmiştir. Adaylığını suikast sonucu öldürülen Afrika- Amerikalı hak savunucusu Martin Luther King'e adadığını söylemiştir.[6] Ağustos'ta ise Demokrat Parti'nin başkan adayı Joe Biden'ın yanında başkan yardımcısı adayı olarak yer alacağı açıklanmıştır. Kamala Harris, 2016 yılında başladığı Kaliforniya senatörlük görevinden 20 Ocak 2021'de istifa ederek ayrılmıştır.[7]

Harris, anne tarafından Hindistan, baba tarafından ise Jamaika asıllıdır.[8] Amerika başkan yardımcılığına aday olan ilk Afrikalı Amerikan, Asyalı Amerikalı ve (Demokrat Geraldine Ferraro ile Cumhuriyetçi Sarah Palin'in ardından) üçüncü kadın adaydır. TIME Dergisi, 2020 için Yılın Kişisi olarak ABD'de seçimi kazanan Joe Biden ve Kamala Harris ikilisini seçmiştir.[9]

İlk yılları

Kamala Harris, kanser araştırmaları konusunda uzman olan Hint asıllı bir bilim insanı olan annenin (Shyamala Gopalan) ve Stanford Üniversitesinde ekonomi profesörü olan Jamaika asıllı bir babanın (Donald J. Harris) kızı olarak 20 Ekim 1964 tarihinde Oakland, Kaliforniya'da doğdu.[10]

HAKKINDA

49. Amerika Birleşik Devletleri Başkan Yardımcısı
Görevde
Makama geliş
20 Ocak 2021
Başkan Joe Biden
Yerine geldiği Mike Pence
Kaliforniya Senatörü
Görev süresi
3 Ocak 2017 - 20 Ocak 2021
Yerine geldiği Barbara Boxer
Yerine gelen Alex Padilla
32. Kaliforniya Başsavcısı
Görev süresi
3 Ocak 2011 - 3 Ocak 2017
Yerine geldiği Jerry Brown
Yerine gelen Xavier Becerra
27. San Francisco Bölge Savcısı
Görev süresi
8 Ocak 2004 - 3 Ocak 2011
Yerine geldiği Terence Hallinan
Yerine gelen George Gascón
Kişisel bilgiler
Doğum Kamala Devi Harris
20 Ekim 1964 (58 yaşında)
Oakland, Kaliforniya, Birleşik Devletler
Milliyeti Amerikalı
Partisi Demokrat
Evlilik(ler) Douglas Emhoff (e. 2014)
Ebeveyn(ler) Donald J. Harris (baba)
Shyamala Gopalan (anne)
Yaşadığı yer Washington, DC
Bitirdiği okul Howard Üniversitesi (BA)
Kaliforniya Üniversitesi (JD)
Mesleği  Politikacıavukat

Kariyer

Harris, 1989 yılında Kaliforniya Üniversitesi Hastings Hukuk Fakültesi'nde eğitim gördükten sonra avukat oldu. 1990'da Alameda Bölge Savcısı ofisinde çalıştı. Harris 1998 yılında San Francisco'daki Bölge Savcılığı ofisinde çalışmak üzere ayrıldı. Harris 2003 yılında San Francisco Bölge Savcısı oldu. Kaliforniya senatörü olduğu 2017 yılına kadar Kaliforniya Başsavcısı olarak çalıştı.[11]
2016 Senato adaylığı

2016 yılının başında Harris, Barbara Boxer'ın bir sonraki dönem senatör olarak çalışmayacağını söylemesinin ardından senatör olmak için girişimde bulunacağını söyledi. Harris 2016 yılında bu görevi kazandı ve 3 Ocak 2017 tarihinde senatör oldu.[12]
2020 başkanlık kampanyası
Ana madde: 2020 Amerika Birleşik Devletleri başkanlık seçimleri

21 Ocak 2019 tarihinde, 2020 Amerika Birleşik Devletleri başkanlık seçimlerinde başkan adayı olacağını açıkladı ve kampanya başlattı.[13] Anketlerde oylarının düşük çıkmasının ve toplanan düşük kampanya parasının ardından, 3 Aralık 2019'da kampanyasını sonlandırdı.[14]

11 Ağustos 2020'de Biden, Harris'i aday eşi olarak seçti. 7 Kasım'da Biden-Harris ikilisi Trump-Pence ikilisini yenerek Harris'i seçilmiş başkan yardımcısı yaptı.[15][16][17]

Kaynak ve Dipnotlar

Wikipedia



Kamala Sohonie Kimdir? Biyografisi

Kamala Sohonie ( 18 Haziran 1912'de Indore , Madhya Pradesh'de doğdu ; 28 Haziran 1998'de Yeni Delhi'de öldü ) [1], 1939'da bilimsel bir disiplinde doktora alan ilk Hintli kadın olan seçkin bir Hintli biyokimyacıydı . Bangalore'deki Hint Bilim Enstitüsü'ndeki (IISc) çalışmaları, kurum tarihinde ilk kez kadınların kuruma kabul edilebileceğinin kabulünün yolunu açtı. [2]

Kamala Sohonie'nin araştırması, Hindistan'ın en fakir nüfuslarından bazıları tarafından düzenli olarak tüketilen baklagiller , pirinç ve diğer gıdaların vitaminleri ve besin değerleri üzerindeki etkilerine odaklandı. "Neera" adı verilen hurma özünün besinsel faydaları üzerine yaptığı çalışma, o zamanki Başkan Rajendra Prasad'ın bir önerisinden esinlenmiştir . Kamala Sohonie, bu çalışmasıyla Rashtrapati Ödülü'nü aldı . [3]

Aile ve Eğitim

Kamala Sohonie, kızlık soyadı Bhagvat, 1912'de Hindistan, Madhya Pradesh'teki Indore'da doğdu . Babası Narayanarao Bhagvat ve ayrıca amcası Madhavrao Bhagvat , daha sonra Bangalore'daki Hindistan Bilim Enstitüsü olacak olan Tata Bilimler Enstitüsü'nün kimyagerleri ve mezunlarıydı . Aile geleneğini izleyen Sohonie, 1933'te Bombay Üniversitesi'nden kimya anadal ve fizik yandal derecesi alarak Bachelor of Science derecesini aldı . [2]

Sohonie daha sonra Hindistan Bilim Enstitüsü'ne araştırma bursu için başvurdu , ancak başvurusu o zamanki yönetmen ve Nobel ödüllü CV Raman tarafından kadınların araştırma yapacak kadar yetkin olmadığı gerekçesiyle reddedildi. [4] Sohonie reddiye ofisinin önünde bir satyagraha ile yanıt verdi ve onu kabul etmesi için ikna etti. Üç şart koydu:

    Normal bir aday olarak kabul edilmeyecek ve ilk yıl için gözetim altında olacak. Bu, işini başarıyla tamamlayana kadar kampüs genelinde de bilinecektir.
    Araştırma direktörünün emirlerine göre gece geç saatlere kadar çalışması gerekiyor.
    Laboratuvar atmosferini "bozmamalı" (erkek araştırmacılar için "dikkat dağıtıcı" olmamalıdır).

Sohonie bu kurallar karşısında kuşkusuz alçakgönüllü olmasına rağmen şartları kabul etti ve 1933'te enstitüye kabul edilen ilk kadın oldu. [5] Daha sonra şöyle dedi: “Raman büyük bir bilim adamı olmasına rağmen çok dar görüşlüydü. Sırf kadın olduğum için bana nasıl davrandığını asla unutamam. O zaman bile Raman beni normal bir öğrenci olarak kabul etmemişti. Bu benim için büyük bir hakaretti. O zamanlar kadınlara karşı önyargı çok kötüydü. Bir Nobel ödüllü bile böyle davrandığında insan ne bekleyebilir ki?” [6]

Bilimsel Kariyer

Sohonie'nin IISc'deki akıl hocası Sri Srinivasayya idi . Enstitüde geçirdiği süre boyunca, Hindistan bağlamında özel bir öneme sahip olan bir konu olan süt, bakliyat ve baklagillerdeki proteinler üzerinde çalıştı. Araştırmaya olan bağlılığı ve coşkusu, Profesör Raman'ın 1936'da yüksek lisans derecesini onur derecesiyle tamamladıktan bir yıl sonra enstitüye kadınları kabul etme kararını etkiledi.

Mezun olduktan sonra, Frederick G. Hopkins Laboratuvarı'nda Derek Richter altında çalışmak üzere İngiltere'deki Cambridge Üniversitesi'ne davet edildi . Newnham College'da öğrenci oldu ve 1938'de bilim okumak için kaydoldu . Richter görevden ayrıldığında, Robin Hill'de bitki dokuları üzerinde çalışıyordu . Patates üzerinde çalışırken, elektron taşıma zincirinde ve dolayısıyla organizmalar için enerji üretme sürecinde önemli bir rol oynayan sitokrom c enzimini keşfetti . Sitokrom c tüm bitki ve hayvan hücrelerinde bulunurbulmak. [6] Bu konudaki çalışması 14 ayda tamamlandı ve 40 sayfadan oluştu, bu da genellikle çok daha uzun olan doktora teslimlerinden ayrılma anlamına geliyordu.

Sohonie, doktorasını tamamladıktan sonra 1939'da Hindistan'a döndü. Mahatma Gandhi'nin bir destekçisi olarak ülkesine dönmek ve bağımsızlık mücadelesine katkıda bulunmak istiyordu . [2] Yeni Delhi'deki Lady Hardinge Tıp Koleji'nde Profesör ve Biyokimya Bölüm Başkanı olarak işe alındı . Daha sonra Coonoor'daki Beslenme Araştırma Laboratuvarı'nda vitaminlerin etkilerine odaklanan Müdür Yardımcısı olarak çalıştı . [6]

1947'de bir aktüer olan MV Sohonie ile evlendi ve Mumbai'ye taşındı . Kraliyet Bilim Enstitüsü Biyokimya Bölümü'nde profesör olarak baklagillerin besleyici yönleri üzerinde çalıştı. Enstitü müdürü olarak atanmasının, bilim camiasındaki mevcut cinsiyet önyargısı nedeniyle dört yıl ertelendiğine inanılıyor. [6] Bu süre zarfında Sohonie ve öğrencileri, Hindistan'da çoğunlukla mali açıdan dezavantajlı nüfus tarafından tüketilen gıdalar hakkında önemli araştırmalar yaptılar. Sohonie ayrıca Neera üzerinde çalışmaya başladı.Hindistan Devlet Başkanı Rajendra Prasad'ın önerisi üzerine çeşitli palmiye ağaçlarının çiçek salkımlarından elde edildi . İçecekte önemli miktarda A vitamini , C vitamini ve demir buldu ve bu bileşenlerin Neera'nın jaggery , rafine edilmemiş hurma şekeri ve pekmeze eklenmesinden de kurtulabileceğini söyledi . Daha sonraki araştırmalar, Neera'nın yetersiz beslenen ergenlerin ve kabile topluluklarından hamile kadınların diyetlerine ucuz bir besin takviyesi olarak dahil edilmesinin önemli sağlık iyileştirmeleri ile sonuçlandığını gösterdi . [7]Bu konudaki çalışmalarından dolayı Rashtrapati Ödülü'nü aldı . [3]

Sohonie, Hindistan Tüketici Rehberliği Derneği'nin (CGSI) aktif bir üyesiydi . 1982-83 yılları arasında CGSI Başkanı seçildi ve aynı zamanda kuruluşun dergisi Keemat için tüketici güvenliği üzerine makaleler yazdı. 1998 yılında, Hindistan Tıbbi Araştırma Konseyi (ICMR) tarafından Yeni Delhi'de düzenlenen bir ödül töreni sırasında bayıldıktan kısa bir süre sonra öldü . [7]


Kaynak ve Dipnotlar

Wikipedia
Buhari Hadisleri KUR`ÂN-I KERÎMİN FAZÎLETLERİ BAHSİ

Fasil : KUR`ÂN-I KERÎMİN FAZÎLETLERİ BAHSİ
Konu : Kıyâmette Peygamberimiz`in ümmetinin çok oluşu;Kur`ân-ı Kerîm mu`cizesi
Ravi : Ebû Hüreyre
Baslik : CENÂB-I PEYGAMBER`İN KUR`ÂN MU`CİZESİNE DÂİR EBÛ HÜREYRE HADÎSİ
Hadis : Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem`in şöyle buyurduğu rivâyet olunmuştur: Hiç bir peygamber yoktur, ancak ona (bir mu`cize) verilmiştir ki, onun benzerine beşer câmiası (vaktiyle) îmân etmiş (de modası geçmiş) değildir. (O, devre göre yepyenidir). Hiç şüphesiz ki, bana ihsân buyurulan (en büyük) hârika, Allah`ın bana vahyettiği Kur`ân (mu`cizesi) dir. Umarım ki, ben kıyâmet günü bütün peygamberlerin çok ümmetlisi bulunayım.
HadisNo : 1764


Fasil : KUR`ÂN-I KERÎMİN FAZÎLETLERİ BAHSİ
Konu : En fazla vahiy gelen gün;Kur`ân-ı Kerîm`in inişi;Vahyin kesiksiz gelişi
Ravi : Enes b. Mâlik
Baslik : KUR`ÂN MU`CİZESİ İLE ÖBÜR MU`CİZELERİ MUKÂYESE KUR`ÂN`IN ÜSLÛBUNDAKİ BELÂGATİ VE MEDENÎ, ADLÎ BİR ÇOK AHKÂMI İHTİVÂ ETMESİ VE ENES İBN-İ MÂLİK İBN-İ ABBÂS RADİYA`LLÂHU ANHÜMÂ HADÎSİNİN TEFSÎRİ
Hadis : Şöyle rivâyet olunmuştur: Allahu Teâlâ Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem`e vefâtından evvele kadar Kur`ân indirdi. Hattâ vefâtı, vahiy en çok geldiği bir sırada vuku` bulup bundan sonra Resûlullah vefât etmişti.
HadisNo : 1765


Fasil : KUR`ÂN-I KERÎMİN FAZÎLETLERİ BAHSİ
Konu : Hurûf-u seb`a;Kırâet-i seb`a
Ravi : Ömer b. el-Hattâb
Baslik : YEDİ LEHCE VE ÖMER İBN-İ HATTÂB RADİYA`LLÂHU ANHÜMÂ HADİSİ
Hadis : Şöyle dediği rivâyet olunmuştur: Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem`in sağlığında (namazda) Hişâm İbn-i Hakîm`in Furkan Sûresi`ni okuduğunu işittim. Duydum ki, Hişâm bu sûreyi Resûlullah`ın bana okumadığı birtakım lehcelerle okuyor. Az kaldı üzerine atılacaktım. Fakat selâm verinceye kadar güçlükle sabrettim. Selâm verir vermez (kaçırmamak için) hemen ridâsını göğsünün üzerinde toparlayıp: - Bu sûreyi sana -duyduğum gibi- kim okuttu? diye sordum. Hişâm: - Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem okuttu, dedi. - Yalan söylüyorsun. Çünkü Resûlullah bu sûreyi bana, senin okuduğundan başka bir lehce ile okuttu dedim. Ve onu yakasından tutarak Resûlullah`a götürdüm: - Yâ Resûla`llah, şunun Furkan Sûresi`ni bana okuttuğun lehceden başka bir lûgatla okuduğunu işittim, dedim. Resûlullah bana: Hişâm`ın yakasını bırak, buyurdu. Ona da: - Yâ Hişâm, oku diye, emretti. O da işittiğim veçhile Resûlullah`a da okudu. Bunun üzerine Resûlullah: - Bu sûre böyle inzâl olundu, buyurdu. Bundan sonra bana da: - Yâ Ömer oku, diye emretti. Ben de Resûlullah`ın bana vaktiyle okuttuğu gibi okudum. Bana da: - Bu sûre böyle indirildi. Yâ Ömer! Bu Kur`ân yedi lûgat ve yedi lehce üzerine gönderildi. Bunlardan hangisi kolayınıza gelirse onu okuyunuz, buyurdu.
HadisNo : 1766


Fasil : KUR`ÂN-I KERÎMİN FAZÎLETLERİ BAHSİ
Konu : Cebrâil (A.S)`ın Hz. Peyganber`e Kun`ân-ı Kerîm öğretmesi
Ravi : Fâtıma
Baslik : ARZA-İ AHÎRE VE HAZRET-İ FÂTIMA`NIN BİR HADÎSİ
Hadis : Rivâyete göre der ki: Bana; (Babam) Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem gizlice şöyle söyledi: Her sene Cibrîl Kur`ân`ı benimle bir kere mukabele ederdi. Bu sene iki def`a mukabele eyledi. Öyle sanıyorum ki (kızım) ecelim yaklaşmıştır.
HadisNo : 1767


Fasil : KUR`ÂN-I KERÎMİN FAZÎLETLERİ BAHSİ
Konu :
Ravi : Abdullâh b. Mes`ûd
Baslik : İBN-İ MES`ÛD`UN RESÛLULLÂH DİLİNDEN YETMİŞ KADAR SÛRE HIFZI
Hadis : Vallahi ben, Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem`in (doğrudan doğruya) ağzından yetmiş bu kadar sûre öğrendim, dediği rivâyet olunmuştur.
HadisNo : 1768


Fasil : KUR`ÂN-I KERÎMİN FAZÎLETLERİ BAHSİ
Konu : İçki içene hâd tatbiki
Ravi : Abdullâh b. Mes`ûd
Baslik : İBN-İ MES`ÛD`UN RESÛLULLÂH DİLİNDEN YETMİŞ KADAR SÛRE HIFZI
Hadis : (Alkame İbn-i Kays`ın) rivâyetine göre Abdullah İbn-i Mes`ûd ben Hıms`da bulunduğum sıra Sûre-i Yûsuf okumuştum. Bunun üzerine bir kimse i`tirâz ederek: - Hayır, bu sûre böyle nâzil olmadı, dedi. İbn-i Mes`ûd da: - Ben Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem`e okudum da bana: Güzel okudun, diye tahsîn buyurdu, dedi. (Ve böyle görüşürken bir de) İbn-i Mes`ûd herifde şarab kokusu duydu. Bunun üzerine İbn-i Mes`ûd: - Be adam sen Allah Kitâbı`nı yalanlamakla şarab içmeği cem` eder misin? dedi. Ve herife hadd-i (şirb) vurdu.
HadisNo : 1769


Fasil : KUR`ÂN-I KERÎMİN FAZÎLETLERİ BAHSİ
Konu : İhlâs Sûresinin fazîleti
Ravi : Ebû Saîd-i Hudrî
Baslik : İHLÂS SÛRESİ`NİN FAZÎLETİ İHLÂS SÛRESİ KUR`ÂN-I KERÎM`İN ÜÇTE BİRİNE MUÂDİLDİR
Hadis : Rivâyet olunduğuna göre bir kişi, öbür kişinin bütün gece tekrarlı(Zeker) "Kul hüva`llahu ahad" sûresini okuduğunu işitir. Sabah olunca Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem`e gider. Ve bütün gece İhlâs okunmasını azınsı(Zeker) Resûl-i Ekrem`e arz eder. Resûlullah da cevâben: Hayâtım yed-i kudretinde olan Allah`a yemîn ederim ki, bu sûreyi okumak, bütün Kur`ân`ın üçde birisine muâdildir, buyurur.
HadisNo : 1770


Fasil : KUR`ÂN-I KERÎMİN FAZÎLETLERİ BAHSİ
Konu : İhlâs Sûresinin fazîleti
Ravi : Ebû Saîd-i Hudrî
Baslik : İHLÂS SÛRESİ`NİN FAZÎLETİ İHLÂS SÛRESİ KUR`ÂN-I KERÎM`İN ÜÇTE BİRİNE MUÂDİLDİR
Hadis : Rivâyete göre Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem Ashâbına: - Ashâbım! Kur`ân`ın üçde birisini bir gecede okumak size güçlük verir mi? diye sormuştu. Bu teklîf Ashâb`a güç gelerek: - Yâ Resûla`llah! Bizim hangimizin buna gücü yetişir? demişlerdi. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz: - Allahü`l-vâhidü`s-samed Sûresi Kur`ân`ın üçde birisidir, buyurdu.
HadisNo : 1771


Fasil : KUR`ÂN-I KERÎMİN FAZÎLETLERİ BAHSİ
Konu : İhlâs Sûresinin fazîleti
Ravi : Ümmü`l-mü`minîn Âişe
Baslik : PEYGAMBER EFENDİMİZ`İN İHLÂS OKUMAĞA DEVÂM BUYURMASI VE HZ. ÂİŞE HADİSİ
Hadis : Rivâyete göre şöyle demiştir: Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem her gece yatağına geldiği zaman iki elini birleştirerek bunlara nefes etmeğe başlayıp: Kul Hüva`llahü Ehad ve Kul Eûzü Bi-Rabbi`l-Felâk ve Kul Eûzü Bi-Rabbi`n-Nâs (sûrelerini) okurdu. (Ellerine üflerdi.) Sonra iki eliyle vücûdunun ön kısmını meshetmeğe başlardı. (Sonra vücûdunun arka tarafını meshederdi) Ve böyle okuyup üfliyerek vücûdunu meshetmeyi üç def`a tekrarlardı.
HadisNo : 1772


Fasil : KUR`ÂN-I KERÎMİN FAZÎLETLERİ BAHSİ
Konu : Bakara Sûresi okumak;Kur`ân-ı Kerîm okunurken meleklerin indiği;Mu`avvizeteyn
Ravi : Üseyd İbn-i Hudayr
Baslik : KUR`ÂN`IN FAZÎLETİ HAKKINDA ÜSEYD İBN-İ HUDAYR HADÎSİ
Hadis : Şöyle dediği rivâyet olunmuştur: Bir kere Üseyd gece vakti Bakare Sûresi okuyordu. Atı da yanında bağlanmıştı. Kur`ân okunurken birden at deprenmeye başladı. Üseyd sustu. O susunca at da sâkinleşti. Üseyd tekrar okumağa başladı. At yine şahlandı. Üseyd sustu; at da sâkinleşti. Bundan sonra Üseyd bir daha okumağa başladı. At yine hırçınlaştı. Üseyd de artık vaz geçti. Üseyd`in oğlu Yahyâ ise ata yakın bir yerde (yatmakta) idi. Atın çocuğa bir zararı dokunmasından endişe ederek çocuğu geriye çekti. Bu sırada başını kaldırıp göğe baktığında beyaz bulut gölgesine benzer bir sis içinde kandiller gibi birtakım ecrâmın parlamakda olduklarını gördü. Sabah olduğunda Üseyd Resûlullah`a bu vakıayı arzetti. Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem ona: - Oku ey Hudayr oğlu, oku ey Hudayr oğlu, di(yerek okumağa devâm edilmesi lâzım olduğunu bildir) di. Üseyd: - Yâ Resûla`llah atın Yahyâ`yı çiğnemesinden endişlendim. Çünkü çocuk ata yakın bir yerde idi. (Onun için okumayı kesdim.) O sırada başımı göğe doğru kaldırdığımda gökyüzünde bulut gölgesi gibi bir beyazlık içinde kandiller gibi ecrâmın parlamakda olduklarını gördüm. Artık bu beyaz gölge tabakası, içindeki ziyâ manzûmesi ile göğe doğru çekilip çıktı. Nihâyet onu görmez oldum, dedi. Resûl-i Ekrem: - Bilir misin onlar nedir? buyurdu. Üseyd der ki: Ben de: Hayır, diye cevab verdim. Resûl-i Ekrem: - Ey Üseyd onlar meleklerdi, senin sesine yaklaşmışlardı. Eğer okumağa devâm etseydin sabaha kadar seni dinlerlerdi. Nâs da onlara bakardı. Halkın gözünden gizlenmedi, buyurdu.
HadisNo : 1773

Fasil : KUR`ÂN-I KERÎMİN FAZÎLETLERİ BAHSİ
Konu : Casus;Kur`ân-ı Kerîm okumanın fazîleti
Ravi : Ebû Hüreyre
Baslik : HASED OLUNAN İKİ HUY HAKKINDA EBÛ HÜREYRE RADİYA`LLÂHU ANHÜMÂ HADÎSİ
Hadis : Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem`in şöyle buyurduğu rivâyet olunmuştur: Hased (hiç bir şeyde) câiz değildir, ancak iki (huy) hakkında câizdir: 1) O kimseye hased (gıbta) olunur ki, Allah ona Kur`ân öğretmiş, o da gecenin (kutlu) saatleriyle, gündüzün (muayyen) zamanlarında Kur`ân okur ve komşusu işidir de: "Keşke (komşum) filâna verilen Kur`ân ni`meti gibi bana da ihsân olunsaydı. Ve onun mûcibiyle amel ettiği gibi ben de amel etseydim" der. 2) Öbür kimseye de gıbta olunur ki, ona da Allah mal vermiştir, o da malını hak yolunda sarfetmektedir. Şimdi birisi: "Keşke şu hayır seven kişiye verilen mal gibi bana da verilse idi de onun hayır işlediği gibi ben de işlemiş olsaydım!" diye imrenir.
HadisNo : 1774


Fasil : KUR`ÂN-I KERÎMİN FAZÎLETLERİ BAHSİ
Konu : Kur`ân-ı Kerîm okumanın fazîleti
Ravi : Osmân b. Affân
Baslik : KUR`ÂN`IN FAZÎLETİ HAKKINDA OSMÂN, İBN-İ ÖMER, İBN-İ MES`ÛD HADÎSLERİ
Hadis : Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem`in: Sizin hayırlınız Kur`ân öğrenen ve öğretendir, buyurduğu rivâyet olunmuştur.
HadisNo : 1775


Fasil : KUR`ÂN-I KERÎMİN FAZÎLETLERİ BAHSİ
Konu : Kur`ân-ı Kerîm okumanın fazîleti
Ravi : Osmân b. Affân
Baslik : KUR`ÂN`IN FAZÎLETİ HAKKINDA OSMÂN, İBN-İ ÖMER, İBN-İ MES`ÛD HADÎSLERİ
Hadis : Bir rivâyette de Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem: Sizîn en fazîletliniz Kur`ân öğrenen ve öğretendir, buyurdu, denilmiştir.
HadisNo : 1776


Fasil : KUR`ÂN-I KERÎMİN FAZÎLETLERİ BAHSİ
Konu : Hâfızların fazîleti
Ravi : Abdullâh b. Ömer
Baslik : KUR`ÂN`IN FAZÎLETİ HAKKINDA OSMÂN, İBN-İ ÖMER, İBN-İ MES`ÛD HADÎSLERİ
Hadis : Rivâyete göre Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: Kur`ân sâhibi (hâfızın) benzeri, bağlı devenin sâhibinin misâli gibidir. Deve sâhibi devesini gözetirse tutabilir. Mukayyed olmayıb bırakırsa kaçar gider.
HadisNo : 1777


Fasil : KUR`ÂN-I KERÎMİN FAZÎLETLERİ BAHSİ
Konu : Kur`ân-ı Kerîm`i unutmamak
Ravi : Abdullâh b. Mes`ûd
Baslik : KUR`ÂN`IN FAZÎLETİ HAKKINDA OSMÂN, İBN-İ ÖMER, İBN-İ MES`ÛD HADÎSLERİ
Hadis : Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem`in şöyle buyurduğu rivâyet olunmuştur: Kur`ân sâhiblerinin birisi için: Şu şu âyetleir unuttum, demek ne fenâ şeydir. Belki unutuldu, denilmek gerektir. Ey Kur`ân sâhibleri hâfızlar, Kur`ân`ı dâmiâ okuyup müzâkere ediniz! Çünkü Kur`ân`ın, hâfız kişilerin gönüllerinden ayrılıp kaçması, deve (nin boşanıp kaçmasın) dan daha zorludur.
HadisNo : 1778


Fasil : KUR`ÂN-I KERÎMİN FAZÎLETLERİ BAHSİ
Konu : Kur`ân-ı Kerîm`i unutmamak
Ravi : Ebû Mûsâ el-Eş`arî
Baslik : KUR`ÂN`IN FAZÎLETİ HAKKINDA OSMÂN, İBN-İ ÖMER, İBN-İ MES`ÛD HADÎSLERİ
Hadis : Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem`in şöyle buyurduğu rivâyet olunmuştur: Kur`ân`ı muhâfazaya ithimâm ediniz! Hayâtım yed-i kudretinde olan Allah`a yemîn ederim ki: Kur`ân`ın hâfızadan çıkıp kaçması, bağlı devenin (ihtimâmsızlık eseri) boşanıp kaçmasından daha zorludur.
HadisNo : 1779


Fasil : KUR`ÂN-I KERÎMİN FAZÎLETLERİ BAHSİ
Konu : Besmele okunuşu;Hz. Peygamber`in Kur`an okuma tarzı
Ravi : Enes b. Mâlik
Baslik : PEYGAMBER`İN BESMELE-İ ŞERÎFE`Yİ MED EDİP ÇEKMESİ HAKKINDA ENES İBN-İ MÂLİK RADİYA`LLÂHU ANHÜMÂ HADİSİ
Hadis : Rivâyete göre: Enes İbn-i Mâlik`den Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem`in Kur`ân okuyuşu nasıldı? diye sorulmuştu o da: "Resûlullah Kur`ân okurken (meddi îcâb eden harfleri) meddederdi" diye cevab verdi. Sonra Enes, (Misâl olarak) "Bismi`llâhi`r-Rahmâni`r-Rahîm`i okuyarak: Resûlullah "Bismi`llâh"i meddederdi, "Er-Rahmân"i de meddederdi, "Er-Rahîm"i dahi meddederdi, demiştir.
HadisNo : 1780


Fasil : KUR`ÂN-I KERÎMİN FAZÎLETLERİ BAHSİ
Konu : Dâvud (A.S)`ın mezmuru
Ravi : Ebû Mûsâ el-Eş`arî
Baslik : EBÛ MÛSÂ EL-EŞ`ARÎ`Yİ RESÛL-İ EKREM`İN SENÂ BUYURMASI
Hadis : Rivâyete göre Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem ona: - Ey Ebû Mûsâ, muhakkak sana Dâvud (Peygamber) in nağmelerinden bir nağme (Bir sadâ âhengi) verilmiştir, buyurdu.
HadisNo : 1781


Fasil : KUR`ÂN-I KERÎMİN FAZÎLETLERİ BAHSİ
Konu : Belirli günlerde oruç tutmak
Ravi : Abdullâh b. Amr b. Âs
Baslik : ABDULLÂH İBN-İ AMR`IN İBÂDET HAYÂTI VE DÂVUD ORUCU
Hadis : Şöyle dediği rivâyet olunmuştur: Babam beni asâletli bir âile kadıniyle evlendirdi ve her zaman geçimimiz hakkında göz kulak olup gelininden kocası (Abdullah) hakkında sorguda bulunurdu. Karım da: Abdullah erkek nev`i arasından (seçme) güzel bir kocadır; Ben ona geleliberi âile döşeğimize ayak basmadı (yatmadı), örtülü eteğimizi araştırıp yoklamadı (açmadı) demiştir. Babam Amr`in bu yoldaki incelemeleri uzayınca nihâyet Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem`e oğlunun bu hâlini arzetti. Resûl-i Ekrem de: Abdullah`ı bana getir, buyurdu. Abdullah der ki: Resûlullah`a mülâkî olduğumda bana; nasıl oruç tutarsın? diye sordu. Ben de: her gün, dedim. Nasıl hatim edersin? dedi. Her gece, dedim. Bunun üzerine Resûlullah, "Her ayın üç gününde oruç tut, her ayda da bir, Kur`ân`ı okuyup hatmeyle" buyurdu. Ben: bundan çoğuna da gücüm yetişir, dedim. Resûl-i Ekrem: Öyle ise her haftada üç gün oruç tut, buyurdu. Ben: Bundan çoğuna da gücüm yetişir dedim. Resûl-i Ekrem: iki gün iftâr et, bir gün tut, dedi. Ben de: bundan çoğuna da gücüm yetişir, dedim. Resûl-i Ekrem: oruçların efdali olan Dâvud peygamber orucu tut ki, bir gün oruç, bir gün iftârdır. Bir de yedi gecede bir kere Kur`ân okuyup hatim eyle, buyurdu. (Abdullah İbn-i Amr İbn-i Âs rivâyetine devâm ederek:) Keşki ben Resûlullah`ın bana verdiği ruhsat ve müsâadeyi kabûl etseydim. İşte şimdi yaşlandım, ihtiyar oldum, zaîf düştüm, diye hayıflanıyordu. Bu cihetle ihtiyarlık çağında Abdullah İbn-i Amr Kur`ân`ın yedide birisini gündüzden âilesinden bâzılarının yanında okurdu, ve (gece) okuyacağı Kur`ân`ı gündüz okuyup hazırlardı ki, gece okuması hafiflesin. Oruç husûsunda kuvvetli bulunmak isteyince de bir kaç günler arka arkaya iftâr ederdi ve bu iftâr ettiği günleri sayardı. Ve -Resûlullah`tan ayrıldığı sıradaki ibâdet hayâtından bir şey bırakmağı çirkin gördüğünden- iftâr günleri sayısınca arka arkaya oruç tutardı.
HadisNo : 1782


Fasil : KUR`ÂN-I KERÎMİN FAZÎLETLERİ BAHSİ
Konu : Kur`ân-ı Kerîm okumanın fazîleti;Tecrübesiz gençler
Ravi : Ebû Saîd-i Hudrî
Baslik : EBÛ SAÎD HUDRÎ`NİN, ALÎ`NİN HÂRİCÎLER HAKKINDA RİVÂYETLERİ
Hadis : Şöyle rivâyet olunmuştur: Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem`den şöyle buyurduğunu işittim: Sizin içinizde öyle zümreler türeyecektir ki, siz, onların namazlarının yanında kendi namazlarınızı, onların oruçlarının yanında kendi oruçlarınızı, onların iyi işleri yanında kendi sâlih amellerinizi küçük göreceksiniz. Onlar Kur`ân da okuyacaklar. Fakat Kur`ân (ın feyzi) onların hançerelerine geçmiyecek. Onlar, okun avdan (delip) çıktığı gibi dinden çıkacaklar: Okun sâhibi (avı delip geçen) okunun demirine bakar (kan nâmına) bir şey göremez. Ağaç kısmına bakar, orada da bir şey göremez. Yelesine bakar onda da (kan) bulaşığı göremez. Sonra avcı (Acabâ ava dokunmadı mı?) şüphesiyle fok (denilen veter medhâlin)e bakar (orada da kan izi görülmez).
HadisNo : 1783

Fasil : KUR`ÂN-I KERÎMİN FAZÎLETLERİ BAHSİ
Konu : Kur`ân-ı Kerîm okumanın fazîleti;Kur`ân-ı Kerîm okumayıp gereği ile amel edenler;Kur`ân-ı Kerîm okuyup gereği ile amel edenler;Kur`ân-ı Kerîm okuyup gereği ile amel etmeyenler
Ravi : Ebû Mûsâ el-Eş`arî
Baslik : KUR`ÂN-I KERÎM`İN FAZÎLETİ HAKKINDA EBÛ MÛSÂ EL-EŞ`ARÎ HADİSİ
Hadis : Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem`in şöyle buyurduğu rivâyet olunmuştur: Şu bir hâlis mü`min ki: Kur`ân okur ve onun muktezâsiyle amel eder, o, tadı güzel, kokusu güzel turunç (meyvesi) gibidir. Şu bir mü`min de Kur`ân okumaz, fakat mû`cebiyle amel eder. Bu da tadı güzel, fakat kokusu olmıyan hurma gibidir. Kur`ân okuyan (fakat mû`cebiyle amel etmeyen) munâfıkın benzeri de kokusu güzel fakat acı reyhâne (otu) gibidir. Kur`ân okumayan munâfıkın benzeri de tadı acı ve kötü, kokusu acı Ebû Cehil karpuzu gibidir.
HadisNo : 1784


Fasil : KUR`ÂN-I KERÎMİN FAZÎLETLERİ BAHSİ
Konu :
Ravi : Cündüb b. Abdullâh
Baslik : CÜNDEB BAHSİ
Hadis : Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem`in şöyle buyurduğu rivâyet olunmuştur: Kur`ân üzerinde gönülleriniz birleştikce Kur`ân okuyunuz. Kur`ân hakkında ihtilâf edince de artık kalkıp oradan dağılınız!.
HadisNo : 1785

Buhari Hadisleri EN`ÂM SÛRESİ ÂYETLERİ

Fasil : EN`ÂM SÛRESİ ÂYETLERİ
Konu : En`âm Sûresi âyetlerinin tefsîri
Ravi : Câbir b. Abdullâh
Baslik : EN`ÂM SURESİ 65 NOLU ÂYETİNİN TEFSÎRİ VE İHTİRÂSLARDAN MEN` VE TAHZÎRİ
Hadis : Şöyle rivâyet olunmuştur: "Yâ Muhammed de ki: Allah size üstünüzden bir azâb göndermeğe kadirdir" âyeti nâzil olunca Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem: "Rabbım, Sen`in zâtına sığınırım!" dedi, "Yâhud ayaklarınızın altından bir azâb göndermeğe kadirdir" cümlesini müteâkıb: "Rabbim, Senîn zâtına sığınırım!" dedi. "Yâhud fırkalarınızı birbirine katıp bâzınızın hıncını bâzınıza tattırmağa kadirdir." cümlesini müteâkıb de Resûl-i Ekrem: "Bu hafiftir, yâhud bu kolaydır!" buyurdu.
HadisNo : 1701


Fasil : EN`ÂM SÛRESİ ÂYETLERİ
Konu : En`âm Sûresi âyetlerinin tefsîri;Secde âyetleri
Ravi : Abdullâh b. Abbâs
Baslik : EN`ÂM SURESİ 90 ÂYETİNİN TEFSÎRİ VE İKTİDÂ OLUNAN PEYGAMBERLER
Hadis : Rivâyete göre, (bir kere Tâbiî âlimi Mücâhid tarafından) Abdullah İbn-i Abbâs`a: Sâd Sûresi`nde (tilâvet) secde (si) var mıdır? diye sorulmuştu. O da: Evet vardır, dedi. Sonra İbn-i Abbâs: ... âyetini ... kavl-i şerîfine kadar okudu. Bundan sonra İbn-i Abbâs: "Ey Mücâhid`le arkadaşları! Peygamberimiz salla`llahu aleyhi ve sellem de, Peygamberlere uyması emrolunan kimselerdendir" dedi.
HadisNo : 1702


Fasil : EN`ÂM SÛRESİ ÂYETLERİ
Konu : En`âm Sûresi âyetlerinin tefsîri;Fuhuş
Ravi : Abdullâh b. Mes`ûd
Baslik : GAYRET-İ İLÂHİYENİN BÜYÜKLÜĞÜ
Hadis : Şöyle dediği rivâyet olunmuştur: Mü`minleri Allah`tan ziyâde fenâlıklardan koruyan bir kimse yoktur. Mü`minlerin en büyük hâmîsi olduğu için Allahu Teâlâ açık, kapalı bütün fuhşiyâtı harâm kılmıştır. Bir de Allahu Teâlâ`dan ziyâde medh-ü senâyı seven kimse de yoktur. Bunun için Cenâb-ı Hak kendisini (Kur`ân`da bir çok evsâf-ı cemîle ile) medhetmiştir.
HadisNo : 1703


Fasil : EN`ÂM SÛRESİ ÂYETLERİ
Konu : A`raf Sûesi âyetlerinin tefsîri;Kusur bağışlamak
Ravi : Abdullah İbn-i Zübeyr
Baslik : A`RÂF SÛRESİ`NİN BİR ÂYETİ BU ÂYET HAKKINDA İBN-İ ABBÂS`IN BİR RİVÂYETİ
Hadis : Şöyle dediği rivâyet olunmuştur: Allahu Teâlâ, Peygamberi salla`llahu aleyhi ve sellem`e nâsın ahlâkından afvı iltizâm etmesini emretti.
HadisNo : 1704


Fasil : EN`ÂM SÛRESİ ÂYETLERİ
Konu : Enfâl Sûresi âyetlerinin tefsîri;Fitne
Ravi : Abdullâh b. Ömer
Baslik : BİR HÂRİCÎ İLE İBN-İ ÖMER`İN MUHÂVERESİ
Hadis : Rivâyete göre bir kere İbn-i Ömer`e (bir Hâricî tarafından müslümanlar arasındaki) fitne harbi hakkında re`yin nedir, (bu kıtâle niçin iştirâk etmiyorsun?) diye soruldu. O da sorana: "Fitne nedir bilir misin? Muhammed salla`llahu aleyhi ve sellem müşriklerle harb ederdi. Müşrikler üzerine harbe gitmek bir fitne (ve şirki izâle) içindi. Yoksa sizin kitâliniz gibi mülk ve saltanat üzerine açılmış harb değildir." diye cevâb verdi.
HadisNo : 1705


Fasil : EN`ÂM SÛRESİ ÂYETLERİ
Konu : Cennet-i Adn;Tevbe Sûresi âyetlerinin tefsîri
Ravi : Semüre b. Cündeb
Baslik : ARABLARDAN MÜNÂFIKLARIN AHVÂLİNİ TASVÎR EDEN ÂYET VE HADÎS
Hadis : Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem bize şöyle hikâye buyurdu, dediği rivâyet olunmuştur: Bir gece bana iki melek gelip beni uykudan uyandırdı. Bunlar beni bir şehre götürdüler ki, o şehrin binâları altun ve gümüş tuğlalarla yapılmıştı. Bizi orada birtakım kimseler karşıladılar ki, onların vücûdlarının yarısı, senin gördüğün şeylerin en güzeli hilkatinde idi. Öbür yarısı da gördüğün en çirkin insana benziyordu. İki melek onlara: - (Niçin bu halde duruyorsunuz?) Haydi şu nehre gidip giriniz, dediler. Onlar de nehre girdiler. Sonra bize dönüp geldiler. Bir de gördük ki, onlardan o çirkinlik gitmiş ve en güzel bir insan sûretine değişmişti. Bu iki melek bana: - Burası Cennet-i Adin`dir, Şu (muhteşem) binâ da senin menzilindir, dediler. Melekler (sözlerine devâm edip): Hani o yarı vücûdları güzel ve yarı yerleri çirkin insanlar yok mu? Onlar da güzel ve hayır işleri, öbür kötü ve şer işlerle karıştıran kişilerdi. Allahu Teâlâ onların (günâhlarını i`tirâf ederek işledikleri hayır ve hasenât hürmetine) kötülüklerini afvetti, dediler.
HadisNo : 1706


Fasil : EN`ÂM SÛRESİ ÂYETLERİ
Konu : Allâ`ın zâlime mühlet vermesi;Hûd Sûresi âyetlerinin tefsîri;Zulüm
Ravi : Ebû Mûsâ el-Eş`arî
Baslik : HÛD SURESİ 102 NOLU ÂYETİNİN TEFSÎRİ
Hadis : Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem`in şöyle buyurduğu rivâyet olunmuştur: Allah zâlime bir zaman mühlet verir, (hemen azâb etmez). En sonu bir kere yakaladı mı, artık bir daha onu salıvermez. Ebû Mûse`l-Eş`arî der ki: Bundan sonra Resûlullah: ... âyetini okudu.
HadisNo : 1708


Fasil : EN`ÂM SÛRESİ ÂYETLERİ
Konu : Hicr Sûresi âyatlerinin tefsîri
Ravi : Ebû Hüreyre
Baslik : ŞİHÂB-I SÂKIB
Hadis : Şöyle rivâyet olunmuştur ki, bu rivâyetiyle Ebû Hüreyre Nebû salla`llahu aleyhi ve sellem`e erişir: Cenâb-ı Hak gök yüzündeki meleklere bir emrin infâz olunmasını hükmettiği zaman Allahu Teâlâ`nın -düz bir taş üstünde (hareket ettirilen) zincir (sesi) gibi (mehâbetli) olan- bu ilâhî hükme melekler tamâmiyle inkıyâd ederek (korku ile) kanadlarını birbirine vururlar. Gönüllerinden bu korku gidince de melekler, Cebrâil ve Mikâil gibi mukarrebîn meleklerine: - Rabb`ınız ne söyledi? diye sorarlar. Mukarrebîn melekleri: - Allah`ın söylediği hak sözdür, diye Allah`ın hüküm ve takdîrini bildiririrler ve: Allah yücedir, Allah büyüktür, derler. Bu sûretle kulak hırsızı şeytânlar Allah`ın o emir ve tekdîrini işitirler. O sırada kulak hırsızı şeytanlar (yerden göğe kadar) birbirlerinin üstünde (zincirleme) dizilmiş (ve kulak hırsızlığına hazırlanmış) bulunurlar. Şeytanlar bu vaziyette iken bâzı def`â meleklerin muhâveresini işiten en üstteki şeytana bir ateş parçası yetişip altındaki şeytana o haberi işittirmeden onu yakar. Bâzı def`â da ateş erişmeyip altındaki şeytana haberi verir. O da altındakine vererek bu sûretle tâ yere kadar haber ulaşır ve sâhirin ağzına verilir. Şimdi sâhir o haberle berâber yüz yalan uydurup (halka söyler) ve emr-i İlâhî yer yüzünde tahakkuk edince sâhir doğru çıkmış olur. Ve ondan bu haberi işitenler halka: - Nasıl size vaktiyle şöyle şöyle olacak diye bunları birer birer haber vermedim mi idi? Gördünüz ya sâhirin gök yüzünden işittim dediğini sözüne hak ve doğru buluyoruz, derler.
HadisNo : 1709


Fasil : EN`ÂM SÛRESİ ÂYETLERİ
Konu : Cimrilik;Deccâl;Erzel-i ömür;Hayat fitnesi;Hz. Peygamber`in duâları;Nahl Sûresi âyetlerinin tefsîri;Tembellik
Ravi : Enes b. Mâlik
Baslik : BUHL, KESEL, ERZEL-İ ÖMÜR
Hadis : Rivâyete göre Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem her zaman: Rabbim -cimrilikten, ağır canlılıktan, erzel-i ömürden kabir azâbından, deccâlın (ve yalancı insanların) iğfâlinden dirim ve ölüm fitnesinden- sana sığınırım, diye duâ ederdi.
HadisNo : 1710


Fasil : EN`ÂM SÛRESİ ÂYETLERİ
Konu : İsrâ sûresi âyetlerinin tefsîri;Kıtlık
Ravi : Ebû Hüreyre
Baslik : ŞEFÂAT-İ KÜBRÂ HADÎSİ EBÛ HÜREYRE RADİYA`LLÂHU ANH`İN ŞEFÂAT-İ KÜBRÂ HADÎSİ
Hadis : Şöyle rivâyet olunmuştur: Bir kere Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem`in sofrasına et yemeği getirildi. Ve kol tarafından bir parça ayrılıp önüne konuldu. Çünkü Resûlullah etin bu kısmını severdi. Ondan ön dişleriyle bir lokma kopardı. Sonra şöyle hikâye etti: Ben kıyâmet gününde bütün insanların ulusuyum. Bu neden, bilir misiniz? diyerek şöyle îzâh eyledi: Dünyâda önce ve sonra gelmiş, geçmiş ne kadar insanlar varsa bunların hepsi Allahu Teâlâ kıyâmet gününde düz ve geniş bir sâhada toplıyacaktır. Öyle düz ve geniş meydan ki orada bir çağırıcı selenince sesini herkese duyurabilecek ve bakan bir kişinin gözü mahşer halkını bir bakışda görebilecek. (Dağ tepe gibi görmeğe, işitmeğe bir mânî` bulunmayacak.) Bir de güneş (bütün harâretiyle) yaklaşak. Artık insanların gamı, meşakkati dayanılmaz ve tahammül olunmaz bir dereceye varacak. Bu sırada nâs biribirine: "Size irişen şu fâciayı görüyor musunuz? Rabb`inize delâlet edecek bir şefâatci bulmak çâresine niye bakmıyorsunuz?" diyecekler. Bunun üzerine mahşer halkının bâzısını bâzısına: Haydi Âdem`e gidiniz, deyip mahşer halkı Âdem aleyhi`s-selâm`a gelerek: - Ey insan nev`inin babası! Allahu Teâlâ seni yed-i kudretiyle yarattı ve sana kendi rûhundan hayat verdi. Sonra meleklere emredip onlar da sana secde ettiler. Rabb`ine hakkımızda şefâat dile. Ey atamız, içinde bulunduğumuz şu müşkül vaziyeti görmüyor musun? Başımıza gelen şu musîbeti bilmiyor musun? diyecekler. Âdem de: - Rabb`im bugün celâllıdır. O derecede ki, ne bundan önce böyle bir gazab etmiştir, ne de bundan sonra bu türlü gazâb eder. Hem Cenâb-ı Hak beni Cennet meyvasından birini yemekten nehyetmiş iken ben âsî olup yemiştim. (Artık size şefâat edemem, şimdi ben kendimi düşünüyorum): Vay nefsim, nefsim nefsim!. Siz benden başka bir şefâatci bulunuz: Nûh`a gidiniz, diyecek. Onlar da Nûh`a varacaklar. Ve: - Ey Nûh sen yer yüzünde Allah`dan başka şeye tapan insanlara risâlet vazîfesiyle gönderilen peygamberlerin hiç şüphesiz birincisisin. Allah sana (Kur`ân`da): "Çok şükreden kul" adını verdi. Lütfen hakkımızda Rabb`ine şefâat eyle. Ne acıklı vaziyette oluduğumuzu görmüyor musun, diyecekler. Nûh Peygamber de: - Azîz ve Celîl olan Rabb`im bugün celâllıdır. Bir derecede ki, Allahu Teâlâ ne şimdiye kadar böyle gazablanmıştır, ne de bundan sonra gazablanır. Benim de bir duâ endişem var: Vaktiyle kavmîmin helâki için duâ etmiştim. (Bu cihetle kendimi düşünüyorum): Vay nefsim, nefsim, nefsim! Şimdi siz başka bir şefâatci arayınız, İbrâhîm`e gidiniz, diyecek. Onlar da İbrâhîm` aleyhi`s-selâm`a varıp: - Ey İbrâhîm, sen yer yüzündeki insanlardan Allah`ın peygamberi ve Allah`ın dostu bir zatsın. Rabb`in Teâlâ`ya hakkımızda şefâat etsen. Şu acıklı hâlimizi görüyorsun, diyecekler. İbrâhîm Peygamber de onlara: - Bugün Rabb`imin celâl sıfatı tecellî etmiştir. Hem bir derecede ki, ne bundan evvel böyle gazab etmiştir; ne de bundan sonra. Ben (li-maslahatin) üç kere yalan söylemiştim. (şimdi kendimi düşünüyorum): Vay nefsim, nefsim, nefsim! Artık siz başka bir şefâatci arayınız, Mûsâ`ya gidiniz, diyecektir. Onlar da Mûsâ Aleyhi`s-selâm`a varıp: - Ey Mûsâ, sen Allah`ın peygamberisin. Allah, risâleti ile ve kelâmı ile seni insanlar üzerine fazîletli kıldı. Rabb`in Teâlâ`ya hakkımızda şefâat et.
HadisNo : 1711

Fasil : EN`ÂM SÛRESİ ÂYETLERİ
Konu : Hz. Peygamber`in şefâati;İsrâ sûresi âyetlerinin tefsîri;Kıtlık
Ravi : Abdullâh b. Ömer
Baslik : MAKÂM-I MAHMÛD HAKKINDA ABDULLÂH İBN-İ ÖMER HADİSİ
Hadis : Rivâyete göre şöyle demiştir: Kıyâmet günü insanlar küme küme, her ümmet peygamberinin peşinde (ileri, geri) dönüştürürler (ve büyük peygamberlere): Ey falan, şefâat et, ey falan, şefâat et, derler. En sonu şefâat dileği Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem`e erişip nihâyet bulur. Bu şefâat vâkıası Allahu Teâlâ`nın peygamberi Muhammed Mustafâ`yı Makam-ı Mahmûd`a gönderdiği gün vuku` bulur. (Ve herkes o gün Muhammed Mustafa`yı tebcîl eder.)
HadisNo : 1712


Fasil : EN`ÂM SÛRESİ ÂYETLERİ
Konu : Kehf Sûresi âyetlerinin tefsîri
Ravi : Ebû Hüreyre
Baslik : KEHF SÛRESİ ÂYETİ
Hadis : Rivâyete göre Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem`in: [Kıyâmet gününde iri cüsseli, semiz bir kişi (hâsâb yerine) getirilir, (hayır ve sevâbı tartılır. Fakat) Allahu Teâlâ yanında bir sivrisineğin kanadı ağırlığında (bir sevâb) tartmaz] buyurduğu rivâyet olunmuştur. Sonra Ebû Hüreyre: Ey müminler! İsterseniz (bu rivâyetimi te`yîd için Hak Teâlâ`nın:) "Kıyâmet günü biz onların hayır işlerien hiç bir tartı tutturmayız!" kavl-i şerîfini okuyunuz, demiştir.
HadisNo : 1714


Fasil : EN`ÂM SÛRESİ ÂYETLERİ
Konu : Çok soru sormak;Li`ân;Mülâ`ane;Nûr Sûresi âyetlerinin tefsîri;Zinâ şâhitleri
Ravi : Sehl b. Sa`d
Baslik : MÜLÂANE ÂYETİ VE HADÎSİ
Hadis : Rivâyete göre (Aclâm oğullarından) Uveymir, Benî Aclâ`nın ulusu olan Âsım İbn-i Adiyy`e gelerek şöyle sorar: - Siz ne dersiniz? Bir kimse karısiyle berâber bir kişiyi (zinâ üzerinde) bulsa, kadının kocası zânîyi öldürmeli, siz de onu (kısâsen) öldürmeli misiniz? Yoksa bu kimse ne yapmalı? (Bu halde zevc, dört şâhid getirmeğe gitse zânî işini görüp savuşacaktır. Sükût etse nâmusa taallûk eden bir şeye sükût etmiş olacaktır.) Lûtfen bu müşkül mes`eleyi bir kere Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem`e benim için sorsanız, der. Bunun üzerine Âsım, Resûlullah`a gelip: Yâ Resûla`llah! Diye (söz başlayıp) sordu. Fakat Resûl-i Ekrem bu sorguları hoşlanmayıp ayıbladı. Sonra Uveymir, Âsım İbn-i Adiyy`e: (Resûlullah ne söyledi? diye) sordu. O da Resûl-i Ekrem`e böyle mes`eleleri çirkin gördü ve ayıbladı, diye cevâb verdi. Bunun üzerine Uveymir: Vallahi ben çekinmem, bunu kendim Resûlullah`a sorarım, dedi, ve gidip: - Yâ Resûla`llah! Bir kimes karısıyle berâber bir kişiyi (zinâ üzerinde) bulsa, kadının zevci zânîyi öldürmeli, sonra siz de (kısâsan) onu öldürmeli misiniz? Yoksa bu adam ne yapmalı? diye sordu. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem: - Ey Uveymir! senin ve karın hakkında Allahu Teâlâ Kur`an (âyeti) gönderdi, dedi. Ve bu karı, kocaya Allahu Teâlâ`nın Kur`ân`da ta`lîm ettiği veçhile mülâane etmelerini emreyledi. Ve ilk önce erkek karısına karşı lânetle yemîn etti. (Sonra da kadın kocasına karşı aşağıdaki hadîsde bildirildiği veçhile yemîn eyledi). Sonra Uveymir: - Yâ Resûla`llah (bu kadınla geçinme savdı). Bu kadını nikâhımda tutarsam ona zulmetmiş olurum, deyip kadını boşadı. Ve Uveymir ile karısının bu vak`asından sonra lâ`netleşen çiftlerin -kocanın talâkıyle- ayrılmaları âdet oldu. Sonra Resûlullah meclisde hazır bulunanlara: - Bakınız, eğer bu kadın -vücûdu siyah, gözlerinin siyahı koyu, kıçının iki yanı bükük, baldırları kaba- kıyâfette bir çocuk getirirse, muhakkak ben Uveymir`in bu kadına zinâ isnâdında doğru olduğunu sanırım. Eğer kadın Keler fasilesinden kızılca kurt gibi kızıl bir çocuk doğurursa, bu def`a da ben şüphesiz kadına büthân ve iftirâ ettiğini sanırım, buyurdu. Sonra çocuk Resûlullah`ın Uveymir`i tasdik yollu tasvîr ettiği şekilde doğdu. Ve bu cihetle çocuk anası (Havle kadı)na nisbet ed(ilerek: "ibn-i Havle" diye çağır)ıldı.
HadisNo : 1716


Fasil : EN`ÂM SÛRESİ ÂYETLERİ
Konu : Li`ân;Mülâ`ane;Nûr Sûresi âyetlerinin tefsîri;Zinâ haddi;Zinâ şâhitleri
Ravi : Abdullâh b. Abbâs
Baslik : İSLÂM HUKÛKUNDA MÜLÂANE
Hadis : Rivâyete göre Hilâl İbn-i Ümeyye Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem`in huzûrunda karısına Şerîk İbn-i Sehmâ` ile zinâ etti, diye söz attı. Resûlullah da Hilâl`e: - Dört şâhidini hazırla, yâhud arkana hâd (vurulur) buyurdu. Bunun üzerine Hilâl: - Yâ Resûla`llah! Bizim birimiz karısının üstünde bir erkek görürse, şâhid aramağa mı gidecek? (Şâhid getirinceye kadar işini görüp savuşmaz mı?) diye i`tirâz etti. Resûl-i Ekrem: - Sen şâhidlerini hazırla. Aksi takdirde arkana hadd-i kazf (seksen değnek) vurulur, demeğe devâm etti. Bunun üzerine Hilâl İbn-i Ümeyye: - Yâ Resûla`llah! Seni hak peygamber gönderen Allahu Teâlâ`ya yemîn ederim ki, muhakkak ben kesin olarak doğru söylüyorum. Ve emînim ki, Allah benim arkamı hadden kurtaracak bir vahiy, bir âyet gönderecektir, dedi. Bu sırada hemen Cibrîl indi ve Resûl-i Ekrem`e: ... âyetini tâ ... kavl-i şerîfine varıncaya kadar getirdi. Bunun üzerine Resûlullah, kadına haber gönderdi. Kocası Hilâl de hazır bulundu. İlk önce Hilâl (bundan evvelki hadîsde ve hâşiyesinde görüldüğü veçhile) şehâdet ve yemîn eyledi. Resûl-i Ekrem: Allah muhakkak bilir ki, sizin biriniz elbette yalancıdır. Şu halde ikinizden tövbekâr olan ve bu liân yemîninden rücû` eden var mıdır? buyurdu. Sonra Hilâl`in zevcesi Havle ayağa kalkarak ve (dört def`a) liân şehâdetiyle Allah`ı işhâd ederek yemîn ettikde beşinci yemîne sıra geldiğinde mecliste hazır bulunanlar kadını durdurarak: - Bak kadın, bu beşinci yemîn azâbı mûcibtir, ihtârında bulundular. Râvî İbn-i Abbâs der ki: Bu ihtâr üzerine kadın bir az ağırlaşıp durakladı. Hattâ biz kadını yemîn etmekten vaz geçecek ve geriye dönecek sandık. Sonra kadın kendini toparlayıp: - (Şimdiye kadar şerefle yaşamış) kavim ve kabîlemi, ben bundan sonraki günlerde rezil ve rüsvây etmem, diyerek liân yemînini yerine getirdi. Sonra Resûl-i Ekrem: - Bu kadına bakınız. Eğer gözleri sürmeli, iki kıçı iri, baldırları kalın bir tipde çocuk getirirse, çocuk Şerîk İbn-i Sehmâ`ya âittir, buyurdu. Kadın da hakîkaten böyle bir çocuk doğurdu. Bunun üzerine Resûlullah: - Eğer Allah kitâbının (liân) hükmü infâz edilmemiş olsaydı benimle bu kadın için bir mâcerâ vardı. (Yâni ben o kadına hadd-i zinâ icrâ ederdim) buyurdu.
HadisNo : 1717


Fasil : EN`ÂM SÛRESİ ÂYETLERİ
Konu : Furkân Sûresi âyetlerinin tefsîri;Kâfirin yüzükoyun haşredilmesi
Ravi : Enes b. Mâlik
Baslik : FURKAN SÛRESİ ENES İBN-İ MÂLİK HADİSİ
Hadis : Rivâyete göre bir kişi: Ey Allah`ın Peygamberi! Kâfir, kıyâmet gününde yüz üstü (ve baş aşağı veya sürüklenerek) nasıl haşrolunur? diye sordu. Resûl-i Ekrem: Dünyâda onu iki ayağı üzerinde yürüten Allahu Teâlâ, kıyâmet gününde yüz üstü yürütmeye kudretli değil midir? diye cevâb verdi.
HadisNo : 1718


Fasil : EN`ÂM SÛRESİ ÂYETLERİ
Konu : Bedir Gazâsı;Bilmediğine bilmiyorum demek;Kıyâmet dehşeti;Rûm Sûresi âyetlerinin tefsîri
Ravi : Abdullâh b. Mes`ûd
Baslik : RÛM SÛRESİ VE İBN-İ MES`ÛD HADÎSİ;KUR`ÂN`DA ZİKROLUNAN DUHÂN
Hadis : Rivâyete göre bir kere İbn-i Mes`ûd tarafından Kinde`de birisinin (Kur`an`da zikrolunan duhân hakkında:) - Kıyâmet günü bir duman gelecek. Kâfirlerin, münâfıkların kulaklarını sağır, gözlerini kör edecek. Mü`minler (in sıhhati üzerinde) yalnız nezle hastalığı gibi müessir olacak, dediği haber alınır. Bu haberi duyduğu sıra İbn-i Mes`ûd, bir şeye dayanarak istirahat ediyordu. Bu sözü duyunca (çok ehemmiyet verip) sinirlendi. Hemen toparlanıp oturarak şöyle demiştir: - Kişi bildiğini söylesin, bilmediği mes`ele hakkında da: "Allah bilir" desin. Çünkü insanın bilmediği bir şey hakkında: "Bilmiyorum" demesi de ilimden sayılır. Nasıl ki Cenâb-ı Hak Peygamberine: Yâ Muhammed, sen (kavmine): "Kur`ân`ı teblîğim mukabilinde sizden bir ücret, bir takdîr istemiyorum. Bilmediğim bir şeyi size satmağa çalışanlardan da değilim, de." kavl-i şerîfi ile hasımlarına karşı teblîgatında samîmi olduğunu yâdetmesini emretmiştir. (Duhân = duman mes`elesine gelince) bu (dünyâda cereyân etmiştir.) Kureyş`e âid (bir vâkıa) dır. (Kinde`linin sandığı gibi kıyâmete âid değildir.) Şöyle ki: Kureyş müşrikleri İslâm dînini kabulden çekinmeleri (ve muhâlefette çok ileri gitmeleri) üzerine Resûl-i Ekrem: - Allah`ım Yûsuf Peygamber`in kavmi aleyhine verdiğin yedi (yıl kıtlık) gibi Kureyş`e de yedi (yıl yokluk azâbı) vererek bana yardım et, diye duâ etti. Bunun üzerine Kureyş`i şiddetli bir kıtlık yakalamıştı. Bir çokları açlıktan kırıldı. Ölü etleri ve kemikleri yediler. Yerle gök arasındaki hava tabakasını herkes (göz za`fından, kuraklığın dehşetli sisinden) duman şekli gibi görüyordu. Bu çok ciddî ve şiddetli hal ve vaziyet üzerine (Kureyş reislerinden) Ebû Süfyân Resûl-i Ekrem`e gelerek: Yâ Muhammed, sen bize sıla-i rahm emrediyorsun. Kavmim ise (açlıktan) kırılmıştır. Artık onlar için duâ etsen, dedi. (Resûl-i Ekrem`in duâsı üzerine kaht ü gala kalktı). İbn-i Mes`ûd bu mutâlâaların ardı sıra: ... âyetini ... kavline kadar okudu. (Bu âyetlerde duhân azâbının açılacağı ve açıldığı bildiriliyor. Bu duman Kindelinin dediği gibi âhiret azâbı olsaydı) bu âhiret azâbı bir kere geldikten sonra Kureyş müşriklerinden kaldırılır mıydı? Kureyş müşrikleri (kaht ü galadan kurtulduktan) sonra yine küfürlerine, şirklerine döndüler. Bu dönekliğin cezâsını bildiren Allahu Teâlâ`nın: ... kavl-i şerîfindeki intikam günü Bedir günüdür. (Kindelinin sandığı gibi kıyâmet günü değildir. Alınan intikam da Kureyş`in Bedir`de katlolunmalarıdır.) Lizâm ile marâd da yine Bedir günüdür (ve müşriklerin Bedir`de esâretleridir).
HadisNo : 1719


Fasil : EN`ÂM SÛRESİ ÂYETLERİ
Konu : Allâh`ın nimetleri;Başlık;Mehir;Secde Sûresi âyetlerinin tefsîri
Ravi : Ebû Hüreyre
Baslik : SECDE SÛRESİ VE EBÛ HÜREYRE HADÎSİ
Hadis : Rivâyete göre Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem`den, Azîz ve Celîl olan Allahu Teâlâ`nın şöyle buyurduğu rivâyet olunmuştur: Ben, iyi kullarım için -göz görmedik, kulak duymadık ve insan hayâline gelmedik (yakın meleklerin ve gönderilen peygamberlerine bile vâkıf olmadıkları)- birtakım ni`metleri hazırladım. Ey mü`min kulum, sen bildiğin ni`metleri şöyle bırak. (Onlar Allah`ın hazînesinde gizli ni`metleri yanında çok hafiftir). Râvî Ebû Hüreyre bundan sonra: ... âyetini okudu.
HadisNo : 1720


Fasil : EN`ÂM SÛRESİ ÂYETLERİ
Konu : Ahzab Sûresi âyetlerinin tefsîri
Ravi : Ümmü`l-mü`minîn Âişe
Baslik : HAZRET-İ RESÛL`ÜN ÂİLE HAYÂTI VE AHZÂB SÛRESİ ÂYETİ
Hadis : Şöyle dediğ rivâyet olunmuştur: Ben, nefislerini Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem`e hibe eden (ve mihirsiz nikâh olunan) Peygamber`in kadınlarını ayıplardım. Ve "Hiç kadın, kadınlığını (mihirsiz) hibe eder mi?" derdim. Vaktâki Azîz ve Celîl olan Allahu Teâlâ: ... âyetini inzâl buyurdu. O zaman (anladım ki, Allah Peygamber`ine mü`minlerin fevkınde bir hak ve yüksek bir irâde vermiştir) Ben Resûlullah`a: "Rabb`in Teâlâ (kadınlarının değil) ancak senin arzunun tahakkukuna müsâraat ediyor" dedim.
HadisNo : 1721


Fasil : EN`ÂM SÛRESİ ÂYETLERİ
Konu : Ahzab Sûresi âyetlerinin tefsîri;Bir yere girmek için izin istemek (istizan);İstizan
Ravi : Ümmü`l-mü`minîn Âişe
Baslik : HAZRET-İ RESÛL`ÜN ÂİLE HAYÂTI VE AHZÂB SÛRESİ ÂYETİ
Hadis : Şöyle dediği rivâyet olunmuştur: ... âyet-i kerîmesi nâzil olduktan sonra Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem biz kadınlarından nevbetinde bulunduğunu kadının gününde (öbür kadına gitmeğe teveccüh etmek isteyince) her zaman istîzân ederdi. Benden izin isteyince ben de ona: Yâ Resûla`llah, eğer izin vermek bana âid (bir hak) ise, ben senin üzerine hiç bir kimseyi ihtiyâr etmek istemem, diye cevâb verirdim.
HadisNo : 1722


Fasil : EN`ÂM SÛRESİ ÂYETLERİ
Konu : Ahzab Sûresi âyetlerinin tefsîri;Kadınların evden çıkması;Örtünmek;Şûrâ Sûresi âyetlerinin tefsîri
Ravi : Ümmü`l-mü`minîn Âişe
Baslik : TAHYÎR ÂYETİ HÂNE-İ SAÂDET`E GİRME ÂDÂBI;HİCÂB ÂYETİ KADINLARIN SÛRET-İ TESETTÜRLERİ
Hadis : Şöyle dediği rivâyet olunmuştur: Peygamberin kadınlarından Sevde -Hicâb âyeti nâzil olduktan sonra- bir lüzûm ve ihtiyâç üzerine evden çıkmıştı. Sevde iri yapılı bir kadındı. Bu cihetle onu (vaktiyle) bilenler (çarşaf içinde de endâmiyle) anlarlardı. Bu cihetle Ömer İbn-i Hattâb onu görünce (onun evi dışına) çıkmasına i`tirâz ederek: - Yâ Sevde, iyi bil ki, Vallahi sen bizce tanınmamış değilsin. Düşünsene sen, ne cesâretle evinin dışına çıkıyorsun? dedi. Hazret-i Âişe (rivâyetine devâm ederek) der ki: Bunun üzerine Sevde evine dönüp geldi. O sırada Resûlullah benim odamda akşam yemeğinde idi. Elinde de etli bir kemik vardı. Bu halde iken Sevde girdi ve: - Yâ Resûla`llah! Bâzı hâcetim için evimden çıkmıştım. Ömer bana şöyle şöyle söyliyerek i`tirâz etti, diye şikâyet eyledi. Hazret-i Âişe der ki: Bunun üzerine Allahu Teâlâ Resûl-i Ekrem`e vahiy gönderdi. Vahiy âsârı, Resûl-i Ekrem`den kaldırıldıktan sonra -ve elinde tutmakta olduğu et parçasını yere koymaksızın- Sevde`ye şöyle cevâb verdi: - Siz kadınların lüzûm ve ihtiyâç üzerine (mestûre olarak) evlerinden çıkmalarına izin verildi, buyurdu.
HadisNo : 1723

Fasil : EN`ÂM SÛRESİ ÂYETLERİ
Konu : Ahzab Sûresi âyetlerinin tefsîri;Bir yere girmek için izin istemek (istizan);İstizan
Ravi : Ümmü`l-mü`minîn Âişe
Baslik : SÜT-AMUCA KADINININ MAHREMİ KADININ ÖRTÜNMİYECEĞİ AKRABÂSI
Hadis : Şöyle dediği rivâyet olunmuştur: Hicâb (âyeti) nâzil olduktan sonra (süt babam) Ebû Kuays`in kardeşi Eflah bana (ziyârete) gelip izin istemişti. Ben: - Bu hususta Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem`den istîzân edinceye kadar izin veremem. Çünkü beni Eflah`ın kardeşi Ebû Kuays`in karısı emzirdi, dedim. Bunun üzerine Resûlullah geldi. Ona: - Yâ Resâla`llah! Ebû Kuays`in kardeşi Eflah gelmiş benden izin istedi. Ben de senden istîzân etmeden izin vermekten çekindim, dedim. Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem: - (Süt) amucana izin vermeğe ne mâni` var? buyurdu. Ben de: - Yâ Resûla`llah! Beni erkek emzirmedi. Ebû Kuays`in karısı emzirdi, dedim. Resûlullah bana: - Vay sağ eli tozasıca! Haydi izin ver, o senin (süt) amucandır, buyurdu.
HadisNo : 1724


Fasil : EN`ÂM SÛRESİ ÂYETLERİ
Konu : Ahzab Sûresi âyetlerinin tefsîri;Hz. Peygamber`e salavât
Ravi : Ebû Saîd-i Hudrî
Baslik : ALLÂH`IN VE MELEKLERİN PEYGAMBERİMİZE SALÂTI
Hadis : Rivâyete göre demiştir ki: Biz bir kere Resûlullah`a: Yâ Resûla`llah sana selâm vermeyi biliyoruz. Fakat nasıl salât edeceğiz? diye sorduk. Resûlullah bize şu meâldeki salât-ı şerîfeyi tâ`lîm buyurdu: - Allah`ım! Kulun ve peygamberin Muhammed`e rahmetini dileriz. İbrâhîme vaktiyle rahmet ettiğin gibi. Allahım! Muhammed ile Muhammed`in ümmeti üzerine bereket ihsân eyle. Vaktiyle İbrâhîm ile ümmetine bereket ihsân ettiğin gibi.
HadisNo : 1726


Fasil : EN`ÂM SÛRESİ ÂYETLERİ
Konu : Ahzab Sûresi âyetlerinin tefsîri;Hz.Mûsâ;Mûsâ (A.S.)
Ravi : Ebû Hüreyre
Baslik : HAZRET-İ MÛSÂ`NIN HAYÂSI
Hadis : Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem`in: "Mûsâ çok hayâlı kişi idi" dediği rivâyet olunmuştur.
HadisNo : 1727


Fasil : EN`ÂM SÛRESİ ÂYETLERİ
Konu : Hz. Peygamber`in İslâm`a ilk âlenî dâveti;Sebe` Sûresi âyetlerinin tefsîri
Ravi : Abdullâh b. Abbâs
Baslik : PEYGAMBERİMİZİN YAKIN AKRABÂSINI İLK DEF`A İSLÂM`A DÂ`VETİ
Hadis : Şöyle dediği rivâyet olunmuştur: (Habîbim, en yakın kavim ve kabîleni Allah`ın azâbiyle korkut. meâlindeki âyet-i kerîme nâzil olduğunda) Bir gün Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem Safâ (tepesine ve birbiri üzerine yığılmış büyük taş kümelerinin yanına vardı. En büyük bir kaya) ya çıktı. Sonra: Ey Kureyş buraya geliniz! Büyük bir iş karşısında bulunuyorsunuz! Diye seslendi. (Ve Ey Fihr oğulları, ey Adiy oğulları, ey Abd-i Menâf oğulları, ey Abdülmuttalib oğulları! Diye Kureyş`i oymak oymak çağırmağa başladı. Bütün) Kureyş Peygamber`in yanına toplandılar. Ve: Sana ne oldu? diye (niye çağırdığını) sordular. Sonra Resûl-i Ekrem (hitâbete başlayıp): - Ey Kureyş, bana söyleyiniz. Şimdi ben size: (Şu dağın eteğinde) düşman (süvârîsi var) sizi ya sabah baskınına, yâhud akşam baskınına uğratacaktır, diye haber versem beni tasdîk eder misiniz? diye sordu. Kureyş (bir ağızdan): - Evet tasdîk ederiz (çünkü bütün tecrübelerimizde seni doğru bulduk) dediler. Resûl-i Ekrem: - Öyle ise ben sizi şiddetli bir azâbın karşısında intibâha dâ`vete me`mûrum, buyurdu. (Resûl-i Ekrem`in bu dâ`veti hiç bir muhâlefetle karşılanmadı, yalnız) Ebû Leheb: - Ey Muhammed (yazık sana) helâke, hüsrâna uğrayasın. Bunun için mi bizi buraya topladın? demişti. (Ve yerden bir taş alıp atmak istemişti.) Bunun üzerine Allahu Teâlâ: (Ebû Leheb`in iki eli kurusun) âyetiyle başlıyan sûreyi inzâl buyurdu.
HadisNo : 1728


Fasil : EN`ÂM SÛRESİ ÂYETLERİ
Konu : Ahkâf Sûresi âyetlerinin tefsîri;Hz. Peygamber`in tebessümü
Ravi : Ümmü`l-mü`minîn Âişe
Baslik : AHKAF SÛRESİ HAZRET-İ ÂİŞE HADÎSİ
Hadis : Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem`in eşi Âişe radiya`llahu anhâ`dan şöyle dediği rivâyet olunmuştur: Ben Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem`in -küçük dilini görünciye kadar (ağzını açarak)- güldüğünü görmedim. O, yalnız gülümserdi. Hazret-i Âişe hadîsin gerisini de zikretmiştir ki, hadîsin bu parçası " ... " bahsinde geçmiştir.
HadisNo : 1736


Fasil : EN`ÂM SÛRESİ ÂYETLERİ
Konu : Muhammed Sûresi âyetlerinin tefsîri;Sıla-i Rahm
Ravi : Ebû Hüreyre
Baslik : SILA-İ RAHM
Hadis : Rivâyete göre, Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: Allahu Teâlâ halkı yaratıp halktan fâriğ olduktan sonra Rahm (hısımlık, akrabâlık) ayağa kalkarak Allahu Teâlâ`nın (azamet) ridâsının, eteğine sarıldı. Bunun üzerine Allahu Teâlâ: Ne istersin? diye sordu. Rahm: Yâ Rab bu kıyâm ve ilticâm, kat`-ı rahmden Sana sığınmak makamıdır, (sana sığınıyorum) dedi. Cenâb-ı Hak: Ey Rahm, sen râzı olur musun? Senin Hakkına hürmet edenin ben de mükâfâtını vereyim, senin hakkını tanımayanı da cezâlandırayım, buyurdu. Rahm de: Evet râzıyım, dedi. Allahu Teâlâ da: İşte Sıla-i rahm edenlere etmiyenlerin hâli böyle olacaktır, buyurdu. Ebû Hüreyre isterseniz ... âyetini okuyunuz, demiştir. Ebû Hüreyre`den bir rivâyete göre de Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem: isterseniz: ... kavl-i şerîfini okuyunuz, buyurmuştur.
HadisNo : 1737


Fasil : EN`ÂM SÛRESİ ÂYETLERİ
Konu : Tûr Sûresinin âyetlerinin tefsîri
Ravi : Cübeyr b. Mut`im
Baslik : TÛR SÛRESİ TÛR SÛRESİ`NİN TEFSÎRİ TÛR-İ SÎNÂ, TÛR-İ TÎNÂ
Hadis : Rivâyete göre müşârün-ileyh demiştir ki: Bir akşam namazında Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem`in Tûr Sûresi okuduğunu işittim. Okurken şu: "Yoksa onlar bir menşe`siz (Kadir ve Kayyûm olan bir Allah`sız) mı yaratıldılar? Yoksa kendilerini yaratan onlar mıdırlar? Yoksa gökleri ve yeri onlar mı yarattılar? -Hayır, onlar şuursuzdurlar.- Yoksa Rabb`inin hazîneleri onların yanında mı? Yoksa onlar mı sulta ve velâyet sâhibleridir?" meâlindeki âyetler gelince (İbn-i Mut`im der ki: hayranlığımdan) gönlüm artık uçmağa yaklaştı.
HadisNo : 1740


Fasil : EN`ÂM SÛRESİ ÂYETLERİ
Konu : Necm Sûresi âyetlerinin tefsîri;Yemin
Ravi : Ebû Hüreyre
Baslik : NECM SÛRESİ PUTLAR ADINA YEMÎN VE BU YEMÎNİN KEFFÂRETİ VE EBÛ HÜREYRE HADÎSİ
Hadis : Rivâyete göre, Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: Kim ki, yemin etse ve yemîninde Lât ve Uzzâ hakkı için dese (bunu keffâreti için) hemen: "Lâ ilâhe illa`llah" desin ve şu bir kimse de arkadaşına: "Gel seninle kumar oynıyalım" dese (oynıyacağı kumar parasını) fukarâya sadaka versin!
HadisNo : 1741


Fasil : EN`ÂM SÛRESİ ÂYETLERİ
Konu : Kamer Sûresi âyetlerinin tefsîri
Ravi : Ümmü`l-mü`minîn Âişe
Baslik : KAMER SÛRESİ VE HZ. ÂİŞE HADİSİ
Hadis : ... âyeti Mekke`de nâzil oldu. O sırada ben oyun oynıyan bir kızdım, dediği rivâyet olunmuştur.
HadisNo : 1742


Fasil : EN`ÂM SÛRESİ ÂYETLERİ
Konu : Müntahine Sûresi âyetlerinin tefsîri
Ravi : Alî b. Ebî Tâlib
Baslik : MÜMTEHİNE SÛRESİ &ABDULLÂH İBN-İ EBÎ BELTEA VAK`ASI
Hadis : Rivâyete göre müşârün-ileyh: "Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem beni, Zübeyr`i Mikdâd`ı gönderdi" di (ye rivâyete başla)yıp Hâtıb hakkında: "Ey mü`minler düşmanımı ve düşmanınızı dostlar yerine tutmayınız!" âyeti nâzil olduğunu haber verdi.
HadisNo : 1745

Fasil : EN`ÂM SÛRESİ ÂYETLERİ
Konu : Müntahine Sûresi âyetlerinin tefsîri;Ölüye yas tutmak
Ravi : Ümmü Atıyye
Baslik : KADINLARIN RESÛL-İ EKREM`E BÎATLERİ ÜMM-İ ATIYYE`NİN HAL TERCEMESİ
Hadis : Şöyle dediği rivâyet olunmuştur: Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem`e (İslâm üzere) bîat ettik. Bunun üzerine Resûlullah bize: (Allah`a hiç bir şeyi şerîk kılmamamız,) hakkındaki âyeti okudu. Ve bizi meyyit üzerine çığlıkla mâtem tutmaktan nehyetti. Bunun üzerine kadınlardan birisi (ki, Ümm-i Atıyye kendisidir) bîat etmekten elini çekti. Ve: "Yâ Resûla`llah filân kadın benimle berâber (câhiliyyet mâtemi yaptı. Üzerimde hakkı vardır.) Ondan izin almak isterim" dedi. Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem Ümm-i Atıyye`ye bir şey söylemedi, (sükût etti). Bunun üzerine kadın gitti. Sonra (müsâadesini alarak) gelip Resûlullah`a bîat etti.
HadisNo : 1746


Fasil : EN`ÂM SÛRESİ ÂYETLERİ
Konu : Münâfıklar;Münâfıkûn Sûresi âyetlerinin tefsîri
Ravi : Zeyd b. Erkam
Baslik : MÜNÂFİKÛN SÛRESİ MÜNÂFIKLARIN YALANDAN RESÛLULLÂH`I TASDÎKLERİ VE ZEYD İBN-İ ERKAM HADİSİ
Hadis : Rivâyete göre müşârün-ileyh şöyle demiştir: Ben bir gazâda bulundum. Orada (münâfıkların reisi) Abdullah İbn-i Übey İbn-i Selûl`ün münâfıklara şöyle dediğini işittim: "Ey cemâat! Resûlullah`ın yanındakilere nafaka vermeyiniz, tâ ki etrâfından dağılsınlar!" Ve "onun (Peygamber`in) yanından Medîne`ye bir dönersek her halde izzet ve kuvveti ziyâde olan (yâni İbn-i Übey kendisi de münâfıklar) en zelîl ve zayıf olanı (Peygamberi ve Ashâbını) Medîne`den muhakkak çıkaracaktır" (Râvî Zeyd der ki) İbn-i Übeyy`in bu sözlerini ben amucam (Sa`d İbn-i Ubâde`ye), yâhut Ömer`e anlattım. O da Resûlullah`a arzetti. Bunun üzerine Resûlullah beni dâ`vet etti. Ben de İbn-i Übeyy`in sözlerini arz ettim. Bu def`a da Resûlullah İbn-i Übeyy ile Ashâbına haber gönderdi. Bunlar da gelerek: Biz böyle bir şey söylemedik, diye yemîn etmeleri üzerine Peygamber beni tekzîb, onları tasdîk buyurdu. Bunun üzerine ben o kadar mahzûn oldum ki, ömrüm içinde o derece hiç kederlenmedim. Artık eve kapandım, (beni yalancılıkla ithâm ederler korkusiyle evde oturuyordum). Bir taraftan da amucam: - Ey oğul tek durmadın, en sonu Resûlullah`ın tekzîbini ve gazabını istedin, diledin, diye beni kederlendiriverdi. (Son derece bunaldığım) bu sırada Azîz ve Celîl olan Allahu Teâlâ: ... Sûresi`ni indirdi. Bu sûrenin gelmesi üzerine Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem bana haber gönderdi. (Huzûra varınca) bana bu sûreyi okudu. Ve: - Yâ Zeyd, Allahu Teâlâ seni tasdîk etti, buyurdu.
HadisNo : 1748


Fasil : EN`ÂM SÛRESİ ÂYETLERİ
Konu : Münâfıklar;Münâfıkûn Sûresi âyetlerinin tefsîri
Ravi : Zeyd b. Erkam
Baslik : ZEYD İBN-İ ERKAM`IN HAL TERCEMESİ
Hadis : Rivâyete göre, Zeyd: Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem münâfıkları kendileri için istiğfâr etmeğe dâ`vet etti de onlar başlarını büktüler, demiştir.
HadisNo : 1749


Fasil : EN`ÂM SÛRESİ ÂYETLERİ
Konu : Hz. Peygamber`in Ensâr`a duâsı;Münâfıkûn Sûresi âyetlerinin tefsîri
Ravi : Zeyd b. Erkam
Baslik : RESÛLULLÂH`IN ENSÂR`A VE OĞULLARINA DUÂSI VE ZEYD İBN-İ ERKAM RADİYA`LLÂHU ANHÜMÂ HADİSİ
Hadis : Şöyle dediği rivâyet olunmuştur: Ben, Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem`in: Allahım, Sen Ensâr`ı, Ensâr`ın oğulları mağfiret eyle, dediğini işittim. Râvî Ensâr`ın oğullarının oğulları (yâni Ensâr`ın torunları) hakkında (duâ buyurulup buyurulmadığında) şüphe etmiştir.
HadisNo : 1750


Fasil : EN`ÂM SÛRESİ ÂYETLERİ
Konu : Hz. Peygamber`in öteki âilelerine karşı Hz. Âişe ile Hz. Hafsa`nın birleşmesi;Kadın kıskançlığı;Tahrîm Sûresi âyetlerinin tefsîri
Ravi : Ümmü`l-mü`minîn Âişe
Baslik : TAHRÎM SÛRESİ PEYGAMBER`İN KADINLARININ GAYRETİ VE HZ. ÂİŞE HADİSİ
Hadis : Şöyle dediği rivâyet olunmuştur: Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem Zeyneb Bint-i Cahş`ın nöbetinde bal şerbeti içerdi ve bu sûretle onun yanında çok kalırdı. Bunun üzerine Hafsa ile ben ittifâk ederek ikimizden hangimizin yanına Resûlullah gelirse ona: Yâ Resûla`llah, megafîr mi yediniz? Sizde megafîr kokusu duyuyorum, desin, diye söz birliği yaptık. (Resûl-i Ekrem geldiğinde Hafsa tarafından böyle söylendi.) Resûl-i Ekrem: Hayır ben magafîr yemedim. Yalnız Zeyneb Bint-i Cahş`ın yanında bal şerbeti içmiştim. Artık bir daha onu içmem, diye and içti. Ve "İşte yemîn ettim, sakın bunu (ne Âişe`ye ne de) başka bir kimseye duyurma!" diye tenbîh buyurdu.
HadisNo : 1751


Fasil : EN`ÂM SÛRESİ ÂYETLERİ
Konu : Abese Sûresi âyetlerinin tefsîri;Hâfızların fazîleti;Kur`ân-ı Kerîm okumanın fazîleti
Ravi : Ümmü`l-mü`minîn Âişe
Baslik : ABESE SÛRESİ VE HZ. ÂİŞE HADİSİ
Hadis : Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem`in şöyle buyurduğu rivâyet olunmuştur: Kur`ân`ı ezberliyerek (talâkatle) okuyan hâfızın benzeri, vahiy getiren meleklerdir. (Fazîlette ikis berâberdir). Kur`ân`ı hâfız olmı(Zeker) okuyan ve bu sûretle okumak kendisine zorluk veren kimse için de iki ecir vardır: (Kur`ân okumak ecri, zorluk ecri).
HadisNo : 1755


Fasil : EN`ÂM SÛRESİ ÂYETLERİ
Konu : Âdâb-ı muâşeret (görgü);Âile muâşereti;Görgü;Hataları örtmek;Kadın fitnesi;Kadınlara iyi davranmak;Kusurları örtmek;Mu`âşeret;Sâlih (A.S.) ve Semûd Kavmi;Şems Sûresi âyetlerinin tefsîri
Ravi : Abdullah İbn-i Zem`a
Baslik : ŞEMS SÛRESİ SÂLİH PEYGAMBER VE SEMÛD KAVMİ VE ABDULLÂH İBN-İ ZEM`A RADİYA`LLÂHU ANHÜMÂ HADİSİ
Hadis : Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem`in bir hutbesinde (Sâlih Peygamber`in) dişi devesini ve onu yıkıp öldüreni zikrederek şöyle buyurduğunu işittim dediği rivâyet olunmuştur: Resûlullah bu hutbesinde ... kavl-i şerîfini okuyup âyette bildirilen şakî, Semûd`un ulusu ve en güçlü ve kuvvetlisi idi. Kavim ve kabîlesi içinde (Mekke`de) Ebû Zem`a gibi arkalı olan bu şakî, deveyi öldürmeğe kıyâm etmişti (buyurdu ve hutbesine devâm ederek) kadınlardan (ve âile muâşeretinden) de bahsedip: "Sizden biriniz karısın köle döver gibi dayakla dövmek ister. Câiz ki, o günün sonunda (akşamında) o, karısının yatak eşidir" buyurdu (ki, kadınlarınıza saygılı olmanızı vasıyet ederim, demek oluyor). Bu hutbesinde Resûl-i Ekrem (âdâb-ı ictimâiyeden de bahsedip ezcümle) bir hatâ eseri yellenen kişiye gülerek onu teşhîr etmenin fenâlığından bahs ile: Kişinin işlediği böyle bir işe niçin güler (ve sâhibini utandırır) sınız? buyurdu. Bu hadîsin bir rivâyet tarîkında: "Zübeyr İbn-i Avvâm`ın amucası Ebû Zem`a benzeri" vârid olmuştur.
HadisNo : 1759


Fasil : EN`ÂM SÛRESİ ÂYETLERİ
Konu : Alâk Sûresi âyetlerinin tefsîri
Ravi : Abdullâh b. Abbâs
Baslik : İKRA` SÛRESİ VE İBN-İ ABBÂS RADİYA`LLÂHU ANHÜMÂ HADİSİ
Hadis : Şöyle dediği rivâyet olunmuştur: Ebû Cehil azgın bir tavır ile: - Eğer Muhammed`i Kâ`be derûnunda namaz kılar görürsem muhakkak onun boynunu çiğnerim, demişti. Bu haber Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem`e erişince Resûl-i Ekrem: - Ebû Cehil bu cinâyeti işlerse, muhakkak onu (azâb) melekleri yakalar, buyurdu.
HadisNo : 1760


Fasil : EN`ÂM SÛRESİ ÂYETLERİ
Konu : İsrâ ve Mi`rac;Kevser Sûresi âyetlerinin tefsîri;Mi`râc
Ravi : Enes b. Mâlik
Baslik : KEVSER SÛRESİ VE ÂYETLERİNİN TEFSÎRLERİ VE ENES İBN-İ MÂLİK İBN-İ ABBÂS RADİYA`LLÂHU ANHÜMÂ HADİSİ VE HZ. ÂİŞE RADİYA`LLÂHU ANHÂ HADİSİ
Hadis : Şöyle dediği rivâyet olunmuştur: Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem semâya (ve âlî makamlara) yüceltildiği zaman (bu mi`râca âit gördüklerini anlatırken): Bir ırmağa götürüldüm ki, onun iki taraf sâhil (saraylar) ı içleri boş hâlis inci kubbelerdi, buyurdu. Cibrîl`e bu nedir? diye sordum. O da: İşte bu kevserdir, diye cevap verdi.
HadisNo : 1761


Fasil : EN`ÂM SÛRESİ ÂYETLERİ
Konu : Kevser Sûresi âyetlerinin tefsîri
Ravi : Ümmü`l-mü`minîn Âişe
Baslik : KEVSER SÛRESİ VE ÂYETLERİNİN TEFSÎRLERİ VE ENES İBN-İ MÂLİK İBN-İ ABBÂS RADİYA`LLÂHU ANHÜMÂ HADİSİ VE HZ. ÂİŞE RADİYA`LLÂHU ANHÂ HADİSİ
Hadis : Rivâyete göre (Ebû Ubeyde tarafından Hazret-i) Âişe`ye: (Yâ Muhammed, emîn ol sana biz Kevser verdik!) âyetinin tefsîri soruldu. O da: "Kevser muazzam bir ırmaktır ki, Peygamberiniz salla`llahu aleyhi ve sellem`e bahşolunmuştur. Onun iki taraf sâhili, içi boş hâlis inci üzerine binâ kılınmıştır. Bu (mübârek) nehrin bardakları yıldız sayısıncadır", diye cevab verdi.
HadisNo : 1762

Fasil : EN`ÂM SÛRESİ ÂYETLERİ
Konu : Mu`avvizeteyn
Ravi : Übey İbn-i Kâ`b
Baslik : MUAVVİZATEYN SÛRELERİ (KUL E`ÛZÜ Bİ-RABBİ`L-FELÂK VE KUL EÛZÜ Bİ-RABBİ`N-NÂS) SÛRELERİ VE ÜBEY İBN-İ KÂ`B RADİYA`LLÂHU ANHÂ HADİSİ
Hadis : Şöyle dediği rivâyet olunmuştur: Ben, Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem`e Muavvizeteyn`i (Kur`ân`dan mı diye) sordum. Resûlullah tarafından bana (bu iki sûreyi oku!) denildi. Ben de okudum, demiştir. Übey (Hazretleri) der ki: Resûlullah`ın okuduğu gibi biz de (Kur`ân olarak) okuruz.
HadisNo : 1763

Buhari Hadisleri FAZÂİL-İ MEDÎNE

Fasil : FAZÂİL-İ MEDÎNE
Konu : Medîne`nin fazîleti
Ravi : Enes b. Mâlik
Baslik : MEDÎNE`NİN FAZÎLETİ HAKKINDA ENES İBN-İ MÂLİK HADÎSİ
Hadis : Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem `in şöyle buyurduğu rivâyet edilmiştir: Medîne (sâhası) nın şuradan şuraya kadar (olan mahalli) haremdir, muhteremdir. Bu hudûdun ağacı kesilmez; bu sâhada bid`at ihdâs edilmez. Kim ki, Harem-i Medîne`de (Kitab ve Sünnet`e muhâlif) bir bid`at ihdâs ederse, Allah`ın azâbı, Meleklerin ilenci, bütün insanların nefreti o kimse üzerine olsun.
HadisNo : 880


Fasil : FAZÂİL-İ MEDÎNE
Konu : Medîne`nin fazîleti
Ravi : Ebû Hüreyre
Baslik : HAREM-İ MEDÎNE`YE İHTİRÂM HAKKINDA EBÛ HÜREYRE HADÎSİ
Hadis : Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem `in şöyle buyurduğu rivâyet edilmiştir: Medîne`nin (şarkî ve garbî şu) iki kara taşlığı arasındaki sâhaya hurmet etmek benim lisânımla (taraf-ı İlâhî`den) vâcib kılınmıştır. (Yine) Ebû Hüreyre demiştir ki: Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem `e Benî Hâris`e gelmişti. Resûl-i Ekrem bunlara: ey Benî Hârise, zannedersem siz de Harem sâhasından hârice çıktınız! demişti. Sonra (bunların Harem dâhilinde bulunduklarını hatırlayarak) hayır siz Harem dâhilinde mukîmsizin, diyerek iltifat buyurdu.
HadisNo : 881


Fasil : FAZÂİL-İ MEDÎNE
Konu : Ahdi bozmak (ahde vefâsızlık);Medîne`nin fazîleti;Verdiği sözü tutmamak
Ravi : Alî b. Ebî Tâlib
Baslik : HAREM-İ MEDÎNE`YE İHTİRÂM HAKKINDA HAZRET-İ ALÎ RİVÂYETİ
Hadis : Şöyle dediği rivâyet edilmiştir: Benim indimde (ahkâm-ı şerîatten mektûb olan) şey, yalnız Allahu Teâlâ`nın Kitâbıdır. Bir de Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem `den (işitip yazdığım) şu sahîfedir. (Meâli şöyledir:) Medîne`nin şuraya (, Sevr dağına) kadar "Âir" (dağı) arası haremdir, vâcibü`l-ihtirâmdır. Kim ki, Medîne`nin bu harîmi dâhilinde Kitâb ve Sünnet`e muhâlif bir iş işlerse, yâhud ehl-i bid`ate yardım eylerse, Allah`ın azâbı, Melekler`in ilenci, bütün halkın nefreti bu mübtedi`ler üzerine olsun. Bunların ne tevbesi, ne de fidyesi kabûl olunur. Müslümanların emânı birdir; (bir müslimîn kâfire emânı, bütün mìslümanlarca sahîhtir, mu`teberdir). Alî (Hazretleri devamla) demiştir ki: Kim ki, bir müslümanın verdiği ahdi nakzederse, Allah`ın azâbı, Melekler`in ilenci, bütün halkın nefreti onun üzerine olsun. Onun ne farz, ne de nâfile ibâdeti kabûl olunmaz. Her kim de kendi mevâlîsinden ve efendilerinden başka bir kavmi velî ve efendi ittihâz ederse, bu kimse de Allah`ın azâbına, Melekler`in ilencine, bütün insanların nefretine uğrasın! Bu şuursuz kimsenin ne tevbesi, ne de adâleti kabûl olunmaz.
HadisNo : 882


Fasil : FAZÂİL-İ MEDÎNE
Konu : Medîne`nin fazîleti
Ravi : Ebû Hüreyre
Baslik : HAREM-İ MEDÎNE`YE İHTİRÂM HAKKINDA EBÛ HÜREYRE HADÎSİ
Hadis : Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem `in şöyle buyurdu, dediği rivâyet edilmiştir: (Rabb`ım tarafından) ben, bir karyeye (hicretle) emr olundum ki, o karye, kurâ-i âleme galebe eder, (onun şerâfet-i nûru âfâk-ı cihâna intişâr eder). (Münâfıklar) o karyeye "Yesrib" derler. (Hayır), o Medîne (-i kâmile) dir. Medîne (-i tâhire), eşhâs-ı habîseyi giderir, (dışına atar) demirci körüğünün demirin kirini giderdiği gibi.
HadisNo : 883


Fasil : FAZÂİL-İ MEDÎNE
Konu : Medîne`nin fazîleti
Ravi : Ebû Humeyd Ensârî-i Sâidî
Baslik : HAREM-İ MEDÎNE`YE İHTİRÂM HAKKINDA EBÛ HÜREYRE HADÎSİ
Hadis : Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem ile berâber Tebük (gazâsın) dan dönüp karşımızda Medîne görülünce Resûlullah`ın: "İşte Tâbe!" buyurdu, dediği rivâyet edilmiştir.
HadisNo : 884


Fasil : FAZÂİL-İ MEDÎNE
Konu : Medîne`nin fazîleti
Ravi : Ebû Hüreyre
Baslik : BİR ZAMANLAR MEDÎNE`NİN METRÛK KALACAĞINA DÂİR RİVÂYETLER
Hadis : Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem `in şöyle buyurduğunu işittim, dediği rivâyet edilmiştir: (Bir zaman gelecektir ki, nesl-i âtî) Medîne`yi şu bulunduğu hayr-ü letâfetiyle bırakacaklar da Medîne`de nihâyet rızkını arayan hayvanlardan, kuşlardan başka sâkin hiç bir insan bulunmayacaktır. Medîne`ye en son gelen ve koyunlarına sayha ederek giren Müzeyne kabîlesinden iki çoban olacaktır. Bunlar da Medîne`yi bomboş, vahşet-engîz bir halde bulacaklar ve "Seniyyetü`l-vedâ" a vardıklarıda bunlar da yüzleri üstüne düşeceklerdir.
HadisNo : 885


Fasil : FAZÂİL-İ MEDÎNE
Konu : Medîne`nin fazîleti
Ravi : Süfyân İbn-i Ebî Züheyr
Baslik : BİR ZAMANLAR MEDÎNE`NİN METRÛK KALACAĞINA DÂİR RİVÂYETLER
Hadis : Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem `in şöyle buyurduğunu işittim, dediği rivâyet edilmiştir: Yemen (kıt`ası) feth edilecektir. Yemen fâtihleri hayvanlarını (Medîne`ye) sevk edip âilelerini ve etbâını yükleyecekler, (ve Yemen`e göç edecekler) dir. Halbuki bunlar bilseler, Medîne kendileri için hayırlı (bir vatan) dır. Şam (hıttası) da feth edilecektir. Şam fâtihleri de hayvanlariyle dönüp (Medîne`ye) gelecekler ve ehl ü etbâını yükleye (rek Şam`a göç ede) ceklerdir. Bunlar da bilseler ki, Medîne kendileri için hayırlı (bir me`vâ) dır. Irak (havâlîsi) de feth edilecektir. Irak fâtihleri de (kerban hâlinde) hayvanlarını sürüp gelecekler, âile ve etbâını yükleye (rek Irak`a hicret ede) ceklerdir. Bunlar da bilseler ki, Medîne (-i Tâhire) kendileri için hayırlı (bir vatan)dır; (Medîne`den ayrılmazlardı).
HadisNo : 886


Fasil : FAZÂİL-İ MEDÎNE
Konu : Medîne`nin fazîleti;Oruçlunun kötülükten uzak durması
Ravi : Ebû Hüreyre
Baslik : BİR ZAMANLAR MEDÎNE`NİN METRÛK KALACAĞINA DÂİR RİVÂYETLER
Hadis : Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem `in: "Yılan yuvasından toplandığı gibi (ehl-i) îmân da Medîne`ye toplanır" buyurduğu rivâyet edilmiştir.
HadisNo : 887


Fasil : FAZÂİL-İ MEDÎNE
Konu : Medîne`nin fazîleti
Ravi : Sa`d b. Ebî Vakkâs
Baslik : BİR ZAMANLAR MEDÎNE`NİN METRÛK KALACAĞINA DÂİR RİVÂYETLER
Hadis : Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem `in: "Medîne ahâlîsine bir kimse mekr ü cinâyet etmek istemez mi, muhakka o şahs-ı mekkâr, tuzun suda eridiği gibi erir (, mahvolur)." buyurduğunu işittim, dediği rivâyet edilmiştir.
HadisNo : 888


Fasil : FAZÂİL-İ MEDÎNE
Konu :
Ravi : Üsâme b. Zeyd b. Hârise
Baslik : BİR ZAMANLAR MEDÎNE`NİN METRÛK KALACAĞINA DÂİR RİVÂYETLER
Hadis : Şöyle dediği rivâyet edilmiştir: (Bir def`a) Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem yüksek bir mahalden Medîne evleri arasından yükselen köşklere bakarak: "Benim gördüğüm mehâliki siz görebiliyor musunuz?. Ben, evlerinizin aralarına dökülen fitne ve felâket mahallerini şiddetli yağmur sellerinin açtığı yarlar gibi (gözümle) görüyorum" buyurdu.
HadisNo : 889


Fasil : FAZÂİL-İ MEDÎNE
Konu : Deccâl;Medîne`nin fazîleti
Ravi : Ebû Bekre Nufey` b. Hâris
Baslik : BİR ZAMANLAR MEDÎNE`NİN METRÛK KALACAĞINA DÂİR RİVÂYETLER
Hadis : Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem `in: "Medîne`ye Mesîh Deccâl`ın (değil kendisi) korkusu (bile) giremeyecektir. O fitne günlerinde Medîne`nin yedi kapısı olacak, her kapıda (muhâfız) iki Melek bulunacaktır" buyurduğu rivâyet edilmiştir.
HadisNo : 890


Fasil : FAZÂİL-İ MEDÎNE
Konu : Deccâl;Medîne`nin fazîleti
Ravi : Ebû Hüreyre
Baslik : BİR ZAMANLAR MEDÎNE`NİN METRÛK KALACAĞINA DÂİR RİVÂYETLER
Hadis : Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem `in: "Medîne`nin kapılarında ve medhallerinde (muhâfız) birtakım Melekler vardır. Medîne`ye ne Tâûn, ne de Deccâl giremez" buyurdu, dediği rivâyet edilmiştir.
HadisNo : 891


Fasil : FAZÂİL-İ MEDÎNE
Konu : Deccâl;Medîne`nin fazîleti
Ravi : Enes b. Mâlik
Baslik : BİR ZAMANLAR MEDÎNE`NİN METRÛK KALACAĞINA DÂİR RİVÂYETLER
Hadis : Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem `in şöyle buyurduğu rivâyet edilmiştir: İslâm beldelerinden hiç birisi kalmaz ki, onu Deccâl (orduları) çiğnememiş olsun; yalnız Mekke ile Medîne bu istîlâdan masûn bulunur. Medîne`nin kapı ve medhallerinden hiç birisi bulunmaz ki, orayı saf saf Melekler muhâfaza etmemiş bulunsun. Sonra Meleklerin bu sûretle damân ve muhâfazasında bulunan Medîne şehri ahâlîsi ile berâber üç def`a sarsılır; Medîne`de ne kadar kâfir ve münâfık varsa bunları Cenâb-ı Hak Medîne hâricine atar; (Medîne`de hâlis mü`minler kalır).
HadisNo : 892


Fasil : FAZÂİL-İ MEDÎNE
Konu : Hızır;Medîne`nin fazîleti
Ravi : Ebû Saîd-i Hudrî
Baslik : DECCÂL`A DÂİR EBÛ SAÎD-İ HUDRÎ HADÎSİ
Hadis : Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem`in Deccâl (ın ahvâl ve ef`âlin) den uzun boylu bahsettiği sırada şöyle buyurdu dediği rivâyet edilmiştir: Deccâl, (Medîne`ye de) gelecektir. Fakat Medîne kapısından içeri girmek ona haram kılınmıştır. Yalnız Medîne etrâfındaki bazı çoraklı, çakıllı arâzîye inecektir. O gün Medîne halkının en hayırlı bir sîmâsı, yâhud nâsın hayırlı sîmâlarından birisi (Hızır Aleyhi`s-selâm) Deccâl`a karşı çıkar, ve: - Şehâdet ederim ki, muhakkak sen, Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem `in bize haber verdiği Deccâl`sın! der. Bunun üzerine Deccâl, başındaki erbâb-ı şakavete: - Şimdi ben bu adamı öldürür, sonra diriltirsem benim (ulûhiyet) iddiamda şübhe eder misiniz? diye sorar. Eşkiyâ gürûhu: - Hayır, şübhe etmeyiniz, derler. Deccâl, (Hazret-i Hızr`ı) hemen öldürür, sonra da diriltir. Ve dirildir diriltmez Hızır: - Va`llâhi benim, senin Deccâl olduğun hakkındaki şimdiki kanâatim, bundan evvelki îmânımdan daha kuvvetlidir, der. Bu def`a Deccâl maiyetine: - Bu adamı öldürünüz! der. Fakat bundan sonra Deccâl (ne) Hızr`ı, (ne de başkalarını) katle muktedir olamaz.
HadisNo : 893


Fasil : FAZÂİL-İ MEDÎNE
Konu : Deccâl;Medîne`nin fazîleti
Ravi : Câbir b. Abdullâh
Baslik : DECCÂL`A DÂİR EBÛ SAÎD-İ HUDRÎ HADÎSİ
Hadis : Şöyle rivâyet edilmiştir: (Bir kerre) bir A`râbî Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem `e gelip İslâm üzere arz-ı bîat etmişti. Ferdâsı günü bu adam mahmûn olarak (huzûr-ı Risâlet`e) geldi. Ve: - Yâ Resûla`llah beni ikale buyurursunuz. (Hâl-i bedeviyete avdetime müsâade ediniz!) dedi. Resûlullah bu teklîfi üç def`a kabulden imtinâ` etti. Ve sonra: - Medîne şehri demirci körüğü gibidir; temizi alıkor; kiri, pası dışarı atar, buyurdu.
HadisNo : 894


Fasil : FAZÂİL-İ MEDÎNE
Konu : Medîne`nin fazîleti
Ravi : Enes b. Mâlik
Baslik : MEDÎNE HAKKINDA RESÛL-İ EKREM`İN DUÂSI VE HAYR-Ü BEREKET TEMENNÎSİ
Hadis : Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem `in (Medîne-i Münevvere hakkında) şöyle duâ buyurduğu rivâyet edilmiştir: Yâ Rab! (Dünyâ) berekâtından Mekke`ye bahşettiğin lûtf u kereminin iki mislini Medîne şehrine müyesser kıl!.
HadisNo : 895


Fasil : FAZÂİL-İ MEDÎNE
Konu : Medîne`nin fazîleti
Ravi : Ümmü`l-mü`minîn Âişe
Baslik : MEDÎNE HAKKINDA RESÛL-İ EKREM`İN DUÂSI VE HAYR-Ü BEREKET TEMENNÎSİ
Hadis : (Hicret`in ilk günlerinde Medîne`nin Muhâcirler üzerindeki sû-i te`sîri ve Resûl-i Ekrem`in ed`iye-i seniyyeleri hakkında) Hazret-i Âişe radiya`llahu anhâ`dan şöyle dediği rivâyet edilmiştir: Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem Medîne`ye hicret ettiğinde (babam) Ebû Bekr ile Bilâl sıtmaya tutulmuştu. Ebû Bekr`i sıtma hummâsı yakalayınca şu meâldeki beyti inşâd ederdi: "Yesrib diyârında her kişi âilesi içinde mes`ûd sabahlamışken bir de ölüm ansızın yakalar, akşama diri bırakmaz". Bilâl-i Habeşî de kendisinden hummâ nöbeti sıyrılınca şu meâldeki rübâîyi söyliyerek sesini yükseltirdi: "Şunu bilmek isterim ki: Mekke vâdîsinde etrâfımı izhir ve celîl otları sararak bir gece olsun geceler miyim?. Bir gün gelip de Ukâz`daki Mecenne sularının başına varır mıyım? Mekke`nin Şâme, ve Tufeyl dağları acaba bir kere daha bana görünürler mi?". Yine Bilâl-i Habeşî: "Yâ Rab! Şeybe İbn-i Rebîa`ya, Utbe İbn-i Rebîa`ya, Ümeyye İbn-i Halef`e gadab eyle! Nasıl ki bunlar (zulmedip) bizi ana yurdumuzdan çıkardılar, vebâ diyârına gelmeğe mecbûr ettiler" diye bed-duâ ederdi. Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem bunları işittikten sonra: Yâ Rab! Mekke`yi bize sevdirdiğin gibi Medîne`yi de sevdir! Yâhud onu daha ziyâde sevdir! Yâ Rab! Sâ` ile Müd ile ölçülen erzak ve ekvâtımıza feyz ü bereket ihsân eyle! Yâ Rab! Medîne`nin havasını bizim için tashîh ve ilel ü emrazdan sâlim kıl! Hummâsını ve sıtmasını da Mekke`nin Cuhfe`sine nakl eyle! diye duâ buyurmuştur. (Duâ-i Nebevî`nin karîn-i icâbet olduğuna işâret ederek) Hazret-i Âişe demiştir ki: Medîne`ye hicret edip geldiğimizde, Medîne, Allah`ın en vebâlı, hastalıklı bir diyârı idi. Medîne`nin Buthân sahrâsındaki vâdîden acı, pis bir su da akardı, demiştir.
HadisNo : 896

Buhari Hadisleri HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI

Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu : Cennet hûrileri
Ravi : Enes b. Mâlik
Baslik : Bİ`R-İ MAÛNE FÂCİASI HAKKINDA ENES İBN-İ MÂLİK HADÎSİ
Hadis : Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem`in şöyle buyurduğu rivâyet olunmuştur: Cennet hûrilerinden bir kadın yer halkına baksa hiç şüphesiz o, Cennet`le yer arasındaki fezâyı aydınlatır. Ve orayı bir güzel koku doldurur. Yine muhakkaktır ki, o kadının baş örtüsü, dünyâdan ve dünyâdaki her şeyden değerlidir.
HadisNo : 1182


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu : Me`ûne Kuyusu şehitleri;Şehitler
Ravi : Enes b. Mâlik
Baslik : Bİ`R-İ MAÛNE FÂCİASI HAKKINDA ENES İBN-İ MÂLİK HADÎSİ
Hadis : Rivâyete göre, şöyle demiştir: Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem (bir da`vet üzerine Kur`ân bilenlerden) yetmiş kişiyi Âmir oğullarına ve Süleym oğullarından bâzı soylara (irşad ve din öğretmek için) göndermişti. Bunlar Meûne kuyusuna) vardıklarında dayım (Harâm İbn-i Milhân) arkadaşlarına: - Sizden önce ben (Süleym oğullarına) varayım da eğer onlar bana Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem`den (aldığımız emri) kendilerine teblîğ edinceye kadar aman verirlerse (ne âlâ), vermezler (de ihânet ederler) se (zâten) siz de (benden uzakta değil) bana yakın bulunuyorsunuz, dedi, ve ilerledi. Süleym oğulları (ibtidâ) dayıma aman verdiler. O da Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem`den (aldığı emirleri) teblîğ ettiği sırada onlar ansızın aralarından (Âmir İbn-i Tufeyl denilen) bir kimseye işâret ettiler. O da dayımı (arkasından şiddetle) mızraklandı. Bir halde ki, mızrağı göğsünden çıkardı. Bu ölüm darbesi üzerine Harâm (göğsünden fışkıran kanlara ellerini bulayıp yüzüne ve başına sürerek): - Allah büyüktür, Kâ`be`nin sâhibine yemîn ederim ki, ben (şahâdet rütbesi) kazandım, diye haykırdı. Sonra (bu gaddar) Süleym oğulları dayımın geri kalan arkadaşlarına döndüler. Dağa kaçan (Kâ`b İbn-i Zeyd denilen) aksak bir kişiden başka onları da öldürdüler. Şimdi Cibrîl aleyhi`s-selâm (bu fâciayı) Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem`e: - Seriyyedeki bütün Ashâbın Rablarına kavuştular. Allah onlardan râzı oldu, onları da mumnûn etti. diye bildirdi. O zamanlar biz, (Cibrîl`in Peygamberimize vâkı` olan) bu (vahyi) ni (Kur`ân olarak): - Biz (şehitler) i (Peygamberimize ve) kavmimize haber veriniz: biz, Rabbimize kavuştuk, O bizden râzı oldu, bizi de hoşnûd etti, diye okurduk. Bir zaman sonra (tilâveti) nesh olundu. Bu (fâcia) nın üzerine Resûlullah, Allah`a ve O`nun Resûlüne isyân eden şu Ri`l, Zekvân, Lihyân oğulları ve Usayye oğulları üzerine kırk sabah (la`netle karışık) dûa etti.
HadisNo : 1183


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu :
Ravi : Cündeb İbn-i Süfyân
Baslik : UHUD HARBİNDE RESÛLULLÂH`IN, PARMAĞININ YARALANMASI HAKKINDA CÜNDEB HADÎSİ
Hadis : Rivâyet olunduğuna göre, Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem bâzı gazâlarda bulunmuştu da parmağı (yaralanıp) kanamıştı. Bunun üzerine Resûlullah: (Parmağım!) Sen yalnız kanayan bir parmak değil misin?!. (Yoksa ne kırıldın, ne düştün). Bu kazâya da (boş değil,) Allah yolunda uğradın! buyurmuştur.
HadisNo : 1184


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu : Şehitler
Ravi : Ebû Hüreyre
Baslik : ALLAH YOLUNDA HARP MEYDANINDA YARALANAN VE ŞEHİD DÜŞEN MÜCÂHİDLERİN KIYÂMET GÜNÜNDE ARASAT MEYDANINA YARASINDAN KANI KAN RENGİNDE AKARAK, FAKAT MİSK GİBİ KOKARAK GELECEĞİ HAKKINDA EBÛ HÜREYRE HADÎSİ
Hadis : Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem`in şöyle buyurduğu rivâyet edilmiştir: Hayâtım elinde (kudretinde) olan Allah`a yemîn ederim ki: Allah yolunda hiç bir kimse yaralanmaz -Allah kendi rızâsı uğrunda yaralanan kişiyi çok iyi bilir ya- ancak o şehid mücâhid, kıyâmet gününde (yaralı hey`etiyle) kanı, kan renginde (cerîhasından akarak), kokusu da misk kokusu (saçarak Arasat meydanına) gelir.
HadisNo : 1185


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu : Kahramanlık oyunları (spor)
Ravi : Enes b. Mâlik
Baslik : ENES İBN-İ NADR`IN UHUD HARBİNDE SEKSEN BU KADAR YARA ALARAK ŞEHÂDETİ VE KILIÇ, SÜNGÜ, OK DARBELERİYLE BİLİNEMEZ BİR HÂLE GELDİĞİ VE İBN-İ NADR İLE EMSÂLİ ŞEHİDLER HAKKINDA ÂYET NÂZİL OLDUĞU
Hadis : Gelen rivâyete göre, müşârün-ileyh demiştir ki: amucam Enes İbn-i Nadr radiya`llahu anh Bedir harbinden uzakta bulunmuştu da: yâ Resûla`llah! Müşriklerle muhâbere ettiğin ilk gazâdan uzakta bulundum. Eğer Allah beni müşriklerle harb (meydanı) nda hazır bulundurursa, oynayacağım (kahramanlık) oyunlarını Allah muhakkak (herkese) gösterecektir, demişti. Uhud günü hulûl edip de müslümanlar münhezim olunca İbn-i Nadr: - Yâ Rab! Şunların yâni müslümanların irtikâb ettikleri bozgunculuktan dolayı Sana i`tizâr ederim. Şunların da yâni müşriklerin de (Resûlullah`a karşı) irtikâb ettikleri cinâyetten Sana ilticâ eylerim, dedi. Sonra (müşriklere doğru) ilerledi. Bu sırada İbn-i Nadr`a Sa`d İbn-i Muâz rast geldi. Ona da: - Ey Sa`d İbn-i Muâz; Cennet istiyorum!. Ve Nadr`ın Rabbına yemîn ederim ki: ben Cennet`in kokusunu Uhud`da buluyorum, dedi. Sa`d İbn-i Muâz (İbn-i Nadr`ın şehâdet menkabelerini hulâsa ederek Resûl-i Ekrem`e): - Yâ Resûla`llah! (İbn-i Nadr düşmanlara karşı öyle cihad etti ki) ben onun gösterdiği hârikalar (ı tasvîr) e muktedir değilim, dedi. Enes İbn-i Mâlik (Sa`d İbn-i Muâz`ı te`yîd ederek) demiştir ki: biz İbn-i Nadr`ı şehîd olarak bulduğumuzda onun bedeninde kılıç darbesi, mızrak vurması ve okla musâb olarak seksen bu kadar yara bulduk. Müşrikler bu mücâhide (burnunu, kulaklarını ve sâir a`zâsını birer birer kesmek sûretiyle) o kadar işkence etmişlerdi ki, bu (azîz) şehîdi hiç bir kimse tanıyamadı da yalnız kız kardeşi (halam) parmaklarının uciyle tanıyabildi. (Yine) Enes İbn-i Mâlik demiştir ki, zannedersem şu: âyeti sonuna kadar Enes İbn-i Nadr ile benzerleri hakkında nâzil olmuştur. Yine Enes İbn-i Mâlik demiştir ki: İbn-i Nadr`ın kız kardeşi -ki o, Rübeyyi` adiyle anılır. (Bir kere)- bir kadının ön dişlerini kırmıştı da (onlar diyetini istemişlerdi, İbn-i Nadr da afivleini dilemişti). Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem de kısas ile emretmişti. Bunun üzerine Enes İbn-i Nadr dedi ki: - Yâ Resûla`llah! Seni hak ile (müeyyed) peygamber gönderen Allah`a yemîn ederim, (ve Allah`ın inâyetinden umarak derim ki:) Rübeyyi`in dişi kırılmaz!. Hakîkaten da`vâcılar en sonu diyete râzı olup kısası bıraktılar. Bunun üzerine Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem: - Allah`ın kullarından öyle bir kişi vardır ki, o, Allah`a yemîn etse, muhakkak Allah onun yemînini yerine getiririr, buyurdu.
HadisNo : 1186


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu : Kur`ân-ı Kerîm`in yazılışı
Ravi : Zeyd b. Sâbit
Baslik : ZEYD İBN-İ SÂBİT KUR`AN SAHİFELERİNİ MUSHAF`TA TOPLARKEN BU ÂYETİ ENSAR`DAN HUZEYME`NİN YANINDA BULDUĞUNU BİLDİRMİŞTİR
Hadis : Gelen rivâyete göre, şöyle demiştir: (Kur`ân`ı istinsâh ederken) ben, (Hafsa`nın yanındaki Kur`ân yazılı) sahifeleri (n sûretlerini) Mushaflara naklettim de Ahzâb (Sûresi`n) den bir ayeti -ki, Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem`den onu okuduğunu her zaman işittiğim halde- kaybetmiştim. Ve o âyeti (yazılı olarak) bulamamıştım; yalnız; Peygamberimiz`in; tek başına şahâdetini iki kimsenin şehâdetine denk tuttuğu Ensâr`dan Huzeyme`nin yanında buldum. (En sonu onu da hey`etin kârariyle Mushaf`taki sûresine koyduk). O âyet de Allah`ın: [Mü`minlerden öyle erler vardır ki, onlar Allah`a verdikleri ahde bağlı kaldılar] meâlindeki kavlidir.
HadisNo : 1187


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu : Şehitler
Ravi : Berâ` b. Âzib
Baslik : İPTİDÂ ALLÂH`A ÎMÂN, SONRA ALLAH UĞRUNDA CİHÂD EDİLMESİ HAKKINDA BERÂ` İBN-İ ÂZİB HADÎSİ
Hadis : Şöyle demiş olduğu rivâyet olunmuştur: (Uhud harbinde) Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem`e demir (zırh) ile yüzü örtülü bir kişi geldi de: - Yâ Resûla`llah! (Hemen) harb edeyim de (sonra) müslüman mı olayım? diye sordu. Resûlullah: - Müslüman ol, sonra harb et! buyurdu. O da hemen müslüman oldu. Sonra vuruştu. Nihâyet şehîd edildi. Bunun üzerine Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem: - Az işledi, fakat çok kazandı, buyurdu.
HadisNo : 1188


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu : Şehitler
Ravi : Enes b. Mâlik
Baslik : ŞEHİDLERİN MAKÂMI FİRDEVS-İ A`LÂ OLDUĞUNA DÂİR ENES İBN-İ MÂLİK HADÎSİ
Hadis : Şöyle rivâyet olunmuştur: Berâ` kızı Rübeyyi`in anası -ki bu kadın Hârise İbn-i Sürâka`nın da anasıdır- Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem`e gelerek: - Yâ Nebiyya`llah! Hârise (nin hâlin) den bana haber vermez misiniz?. Ona Bedir günü serseri bir ok dokunarak öldürmüştü. Eğer oğlum Cennet`te ise (bu acıya) sabr ederim. Cennet`te değilse ona gücüm yettiği kadar ağlamağa çalışırım, demişti. Resûlullah cevâben: - Ey Hârise`nin anası, sana şanlı bir haber vereyim: Cennet`te bir çok yüksek dereceler vardır; oğlun muhakkak bunlardna Firdevs-i A`lâ (denilen en yüksek derece) ye erişti, buyurmuştur. (Bu cevab üzerine kadıncağız: - Eyi eyi, yâ Hârise! Ne mutlu sana, diye dönüp gitmiştir).
HadisNo : 1189


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu :
Ravi : Ebû Mûsâ el-Eş`arî
Baslik : ALLAH YOLUNDA CİHAD, ALLAH ADINI YÜCELTMEK İÇİN EDİLEN CİHAD OLUP GANÎMET İÇİN, ÖVÜLMEK İÇİN, BAHÂDIR GÖRÜNMEK İÇİN CİHAD DEĞİLDİR
Hadis : Şöyle demiş olduğu rivâyet olunmuştur: (Bir kere) Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem`e bir kişi geldi de o: - (Yâ Resûla`llah!) Bir kısım kimseler ganîmet malı için muhârebe eder, bir kısım kimseler de (halk arasında) övülmek için muhârebe eder. Bir kısım insanlar da (şecâatte) mevkii görülsün diye cihâd eder. Şu halde Allah uğrunda cihâd eden ya kimdir? diye soruldu. Resûlullah: - Kim ki yalnız Allah adı, (varlığı ve birliği prensibi) yüce olsun diye cihâd ederse o mücâhidin cihâdı Allah yolundadır, buyurdu.
HadisNo : 1190


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu : Benî Kureyza Gazâsı
Ravi : Ümmü`l-mü`minîn Âişe
Baslik : BENÎ KURAYZA SEFERİ HAKKINDA HAZRET-İ ÂİŞE HADÎSİ
Hadis : Rivâyet olunduğuna göre, Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem Hendek günü, (gazâ sona ererek hânesine) döndüğü ve silâhını (çıkarıp yerine) koyduğu, baştan aşağı da yıkandığı sırada kendisine Cibrîl geldi. Cibrîl`in başını bir toz (tabakası tac gibi) kaplamıştı. Bu halde Cibrîl: - (Yâ Resûla`llah) silâhınızı bıraktınız mı?. Vallahi ben silâhımı bırakmadım, dedi. Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem: Öyle ise nereye (sefer?) diye sordu. O da: - Hâ şuraya, dedi de Benû Kurayza`ya (doğru) işâret etti. Âişe demiştir ki: bu (muhâvere) nin üzerine Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem Kurayza oğulları (yurdu) na doğru (yola) çıktı.
HadisNo : 1191

Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu : Şehitler
Ravi : Ebû Hüreyre
Baslik : BİRİ DİĞERİNİ ÖLDÜRÜP CENNET`E GİREN İKİ KİMSE İLE İLGİLİ RİVAYETLER
Hadis : Şöyle dediğ rivâyet olunmuştur: (Bir kere) Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem: - Allah iki kişiyi rızâsıyla karşılar. Ki onlar, biri öbürünü öldürüp Cennet`e giren iki kimsedir, dedi. (Ashab taaccüd ederek: - Yâ Resûla`llah! Hem öldüren, hem ölen ikisi birden nasıl Cennet`e girer? diye sordular da Resûlullah): - Şu (müslüman) Allah yolunda çarpışarak şehid düşer (de Cennet`e girer). Sonra Allah öldürene hidâyet eder (: o da müslüman olur. Allah yolunda cihâd eder.) O da şehîd düşer, diye cevap verdi.
HadisNo : 1192


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu :
Ravi : Ebû Hüreyre
Baslik : BİRİ DİĞERİNİ ÖLDÜRÜP CENNET`E GİREN İKİ KİMSE İLE İLGİLİ RİVAYETLER
Hadis : Rivâyet olunduğuna göre, şöyle demiştir: Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem Hayber`i feth ettikten sonra henüz Hayber`de iken ben (Yemen`den) gelmiştim. (O sırada Resûlullah ganîmet malı taksîm ediyordu). Ben: - (Yâ Resûla`llah!) Bana da bir pay ayır! dedim. Saîd İbn-i Âs oğullarından bâzısı (ki, Ebân İbn-i Saîd`dir): - Ona verme yâ Resûla`llah! dedi. Bunun üzerine Ebû Hüreyre: - Şu (da kim oluyor?:) İbn-i Kavkal`in katili, dedi. (Ebân) İbn-i Saîd de şöyle di (yerek karşıla) dı: - Vay (şu) dağ kediciğine de şaşılır?. O, (Yemen`in Devs illerindeki) Da`n (dağı) nin başından üzerimize yuvarlanıp geldi; müslüman bir kişinin katlini bana yükleyerek (Cehennemlik olduğumu iddia ile) beni lekelemek istedi. (Fakat o bilmelidir ki:) Allah Kavkal`e benim ellerim üzerinde şehid olmak (saâdetini) ikrâm etti de beni onun iki elinde (kâfir bir halde öldürerek) hakir kılmadı.
HadisNo : 1193


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu : Hz. Ömer`in fazîleti;Oruç tutmak haram olan günler
Ravi : Enes b. Mâlik
Baslik : PEYGAMBER EFENDİMİZ`İN ASHÂB`A: (DÜŞMANA KARŞI KUVVETLİ OLMAK İÇİN ORUCUNUZU YEYİNİZ!) SÛRETİNDEKİ EMRETTİĞİNDEN ASHÂB`IN BENÂM VE BAHÂDIRI OLAN EBÛ TALHA, PEYGAMBERİMİZİN VEFÂTINA KADAR SAVAŞTA NÂFİL
Hadis : Rivâyet olunduğuna göre, müşârün-ileyh şöyle demiştir: Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem`in zamânında Ebû Talha düşmanla cenk etmek için oruç tutmazdı. Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem`in irtihâli üzerine ben Ebû Talha`yı hiç oruçsuz görmedim; yalnız Ramazan bayramı günü, yâhud (eyyâm-ı teşrık da dâhil olduğu halde) Kurban günü oruç tutmazdı.
HadisNo : 1194


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu : Veba
Ravi : Enes b. Mâlik
Baslik : ALLAH YOLUNDA CİHADDA ÖLEN HAKÎKÎ ŞEHİDDEN BAŞKA VEBÂDAN, KARIN HASTALIĞINDAN, SUDA BOĞULARAK, BİNÂ ALTINDA KALARAK ZÂTÜ`R-RİEYE TUTULARAK, YANARAK, LOHUSA OLARAK, ZULÜM VE GADRE UĞRAYARAK ÖLENLERİN D
Hadis : Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem`in: Vebâ (ile ölüm) her müslüman için şehâdettir, (Allah yolunda ölüm derecesindedir), buyurduğu rivâyet olunmuştur.
HadisNo : 1195


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu :
Ravi : Zeyd b. Sâbit
Baslik : CİHÂDA MALİYLE CANİYLE İŞTİRÂK EDENLERİN, CİHADDAN YAN ÇİZEN ASKER KAÇAKLARİYLE MÜSÂVÎ OLMADIKLARI, ŞÜPHESİZ BU MÜCÂHİDLERİN YÜKSEK BİR ŞEREFİ BULUNDUĞUNA DÂİR EN-NİSÂ` SÛRESİNİN 95, 96 INCI ÂYETLERİ
Hadis : Rivâyet olunduğuna göre, şöyle demiştir: Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem bana: "Mü`minlerden (evlerinde) oturanlara Allah yolunda cihad edenler berâber olamaz," âyetini yazdırmak istedi de tam bana yazdırdığı sırada İbn-i Ümm-i Mektûm çıka geldi. Ve: Yâ Resûla`llah! Cihâda gücüm yetseydi ben de muhakkak gider düşmanlarla harb ederdim, dedi. İbn-i Ümm-i Mektûm a`mâ bir kişi idi. Bunun üzerine Allah Tebâreke ve Teâlâ Peygamber`i salla`llahu aleyhi ve sellem`e (vahy) gönderdi. Bu sırada onun uyluğ benim uyluğum üzerinde bulunuyordu. Vahyin (Peygamber üzerindeki) sıkleti bana o kadar ağır bastı ki, sonunda dizimin ufalıp dağılmasından korktum. Sonra Resûlullah`dan vahy âsârı sıyrıldı da Allah Azze ve Cell: (zarar görenler başka) diye (bir istisnâ) gönderdi.
HadisNo : 1196


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu : Hendek Gazâsı
Ravi : Enes b. Mâlik
Baslik : AHZAB HARBİNDE HENDEK KAZARKEN PEYGAMBERİMİZİN VE ASHÂBININ İNŞÂD ETTİKLERİ NEŞÎDELERİ
Hadis : Şöyle dediği rivâyet edilmiştir: (Ahzâb sırasında) Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem Hendek (kazılan yer) e varmıştı. Muhâcirlerin, Ensâr`ın soğuk bir kuşluk vaktinde hendek kazdıklarını gördü. Onların yanlarında kendileri hesâbına bu işi görecek köleleri açlığı görünce: - Yâ Rab! Dirlik ve yaşamak âhiret dirliğidir, Sen Ensâr`ı ve Muhâcirleri mağfiret et! buyurmuş. Orada bulunan Ashâb da Resûlullah`a cevap vererek: - Biz yaşadıkça dâima cihad etmek üzere Muhammed`e söz vermiş kişileriz, demişlerdir.
HadisNo : 1197


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu : Hendek Gazâsı
Ravi : Enes b. Mâlik
Baslik : CİHÂDA TEŞVÎKİ EMREDEN ENFÂL SÜRESİ`NİN 65 İNCİ ÂYETİNİN TERCEME VE TEFSÎRİ
Hadis : Rivâyete göre, Peygamber`in Ashâb`ı (hendek kazdıkları müddetçe) dâimâ: - Biz o mü`minleriz ki, İslâm`da ebedî sebât etmek üzere Muhammed`e söz vermişizdir, derlerdi de Resûlullah da onlara: - Yâ Rab! Hayır ve saâdet ancak âhiret saâdetidir. Ensâr ve Muhâcirler hakkında mübârek kıl!. diye cevab verirdi.
HadisNo : 1198


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu : Hendek Gazâsı
Ravi : Berâ` b. Âzib
Baslik : HENDEK HARBİNDE HENDEK KAZILIRKEN RESÛLULLÂH`IN BEYAZ VÜCÛDÜNÜ BİR TOPRAK TABAKASI ÖRTÜNCEYE KADAR NEŞÎDELER SÖYLİYEREK TOPRAK TAŞIDIĞINA DÂİR BERÂ` HADÎSİ
Hadis : Şöyle dediği rivâyet olunmuştur: Ahzâb günü (Hendek kazılırken) Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem`i gördüm ki o, toprak taşıyordu. Bir halde ki, toprak karnının beyazlığını örtmüştü. Ve o, şöyle diyordu: Yâ Rab! Sen bize hidâyet etmemiş olsaydın, bize doğruluğu göstermemiş, bize rahmet etmemiş olsaydın (biz şaşırırdık). Bize tecâvüz eden kâfirler, bizim çekindiğimiz fitne ve fesâdı bize îka etmek istediklerinde biz (im gönlümüz) e sabr-ü sebât ihsân et ve onlarla yüz yüze geldiğimizde ayaklarımızı yerinde tut (da bizi dağıtma yâ Rabbî!).
HadisNo : 1199


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu : Tebük Gazâsı
Ravi : Enes b. Mâlik
Baslik : BİR ÖZÜRLE GAZÂYA GİDEMEYENLERİN DE GİDENLER GİBİ ME`CÛR OLACAKLARI HAKKINDA ENES İBN-İ MÂLİK HADÎSİ
Hadis : Rivâyet olunduğuna göre, Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem (Tebûk) gazâsı sırasında idi ki: (o, Medîne`deki Ashâb`ı yâd ederek): - Arkamızda Medîne`de bir takım erler cemâati var ki, biz, bir dağ yolunda, dere içinde her yürüyüşümüzde muhakkak Medîne`dekiler de yürüyüş (sevâbın) da bizimle berâberdir (buyurmuştu. Ashâb: - Yâ Resûla`llah! Medîne`dekiler nasıl bizimle berâber olurlar? diye sorduklarında Resûlullah:) - Onları burada bulunmaktan (hastalık, kudretsizlik gibi meşrû`) özür men` etti, buyurdu.
HadisNo : 1200


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu : Orucun fazîleti
Ravi : Ebû Saîd-i Hudrî
Baslik : MÜCÂHİDİN ORUCUNA DÂİR EBÛ SAÎD HADÎSİ
Hadis : Rivâyete göre, müşârün-ileyh: Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem: [Bir mücâhid (vazîfe sırasında) bir gün Allah rızâsı için oruç tutarsa, Allah onun vücûdünü yetmiş yıl Cehennem ateşinden uzaklaştırır, (esirger)] buyurduğunu haber vermiştir.
HadisNo : 1201

Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu :
Ravi : Zeyd b. Hâlid-i Cühenî
Baslik : HARP CEPHESİNE GİDEN GÂZÎYİ TECHÎZ ETMEK VE CEPHE GERİSİNDEKİ ÂİLESİNE HAYIRHÂH OLUP BAKMAK, HARBE İŞTİRÂK ETMİŞ GİBİ MÜSÂB OLACAĞI HUSÛSUNDA ZEYD İBN-İ HÂLİD HADÎSİ
Hadis : Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem`in şöyle buyurduğu rivâyet olunmuştur: her kim Allah uğrunda gazâ edecek bir askeri -sefere gereken eşyâsını tedârik ederek- hazırlarsa, o da gazâ etmiş (cesine sevâba nâil) olur. Yine her kim Allah yolunda gazâ eden bir askerin nâmusluca yerini tutar, (o, askerde kaldıkça gerideki işlerine ve âilesine bakar) sa, o da gazâ etmiş (demek) olur.
HadisNo : 1202


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu : Me`ûne Kuyusu şehitleri
Ravi : Enes b. Mâlik
Baslik : ASKER ÂİLELERİNE DEVLETÇE BAKILMASINI İFÂDE EDEN ENES HADÎSİ
Hadis : Şöyle dediği rivâyet olunmuştur: Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem zevceleri müstesnâ olmak üzere, Medîne`de devam üzere Ümm-i Süleym`in evinden başka hiç bir eve girmez idi. (Bir kere) Resûlullah`a bunun sebebi soruldu da o: Ben Ümm-i Süleym`e en acıyanım; çünkü onun kardeşi (Bi`r-i Meûne`de) benim (askerlerim) le berâber şehîd oldu, buyurdu.
HadisNo : 1203


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu : Harbe girmek
Ravi : Enes b. Mâlik
Baslik : YEMÂME HARBİNDE SÂBİT İBN-İ KAYS`IN GÖSTERDİĞİ HAMÂSETİ, ŞAHÂDETİ VE BİR GARÎBE OLARAK ÖLDÜKTEN SONRA VASIYYETİ HAKKINDA ENES İBN-İ MÂLİK HADÎSİ
Hadis : (Oğlu Mûsâ vâsıtasiyle) rivâyet olunduğuna göre, Yemâme (vak`ası) günü Enes (Ensâr`ın hatîbi ve Hazrecîlerin alemdârı olan Sâbit İbn-i kays`in yanına gelmiş (ve harb saflarında panik başladığını anlatmak istemişti). Halbuki Sâbit o sırada iki uyluğunu açmış, "Hanût" denilen (ve ölüye sürülen) bir nevi` koku sürünüyor (ve şehîd olmağa hazırlanıyor) du. Enes: Ey amuca! Seni ne tutuyor ki, (harb saffına) gelmeyorsun? diye seslendi. O da: - Ey kardeş oğlu, şimdi (geliyorum), dedi. (Bir taraftan da) hanût sürünüyordu. (Kokudan sonra Sâbit iki kat beyaz elbîse giyerek kefelendi). Sonra (harb saffına) gelip yer aldı. -Enes, hadîsin burasında askerden bir kısmının inhizâmını anlatmıştır- sonra: - Karşımızdan şöyle açılın! (Düşmanı görelim de) nihâyet çarpışalım. Biz, Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem`le birlikte (harb ederken) öyle (panik yaparak) harb etmezdik, (harb saffı yerinden oynamazdı). Akrânınız size kaçmayı ne fenâ âdet edindirmiş! di (yerek bozguncuları payla) dı.
HadisNo : 1204


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu : Zübeyr b. Avvam`ın fazîleti
Ravi : Câbir b. Abdullâh
Baslik : PEYGAMBERİMİZİN EMRİ İLE ZÜBEYR`İN BENÎ KURAYZA`YI TECESSÜSÜ VE HARP CÂSUSU KULLANMANIN CEVÂZINI İFÂDE EDEN CÂBİR HADÎSİ
Hadis : Gelen rivâyete göre, Ahzâb günü (Kureyş ile birlikte bütün Arab kabîlelerinin İslâm aleyhinde harekete geçmesi, Benî Kurayza`nın da nakz-ı ahd etmesi üzerine vaziyet ciddîleşince) Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem: - Bana Benû Kurayza`nın (vaziyetine dâir) kim haber getirir? diye sordu. Zübeyr: - Ben (yâ Resûla`llah!) dedi. Sonra (harb şiddetlenince) Resûlullah (bir kere daha): - Benû Kurayza`ya dâir bana kim haber getirir? diye sordu. (Yine) Zübeyr: - Ben, diye cevap verdi. (Bunun üzerine) Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem: - Her peygamberin ashâbı içinde bir güzîdesi vardır. Benim güzîdem de Zübeyr`dir, buyurmuştur.
HadisNo : 1205


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu : Savaş atları
Ravi : Bârıkî Urve
Baslik : GAZÂ ATININ ALTINA DÖKÜLEN PERÇEMLERİNDE HAYIR VE BEREKET BAĞLIDIR, MEÂLİNDEKİ URVE VE ENES HADÎSİLERİ
Hadis : Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem`in: (gazâya giden) atın alnına dökülen saçlarında kıyâmet gününe kadar hayır düğümlüdür. Hayır, (âhirette) sevâb, (dünyâda) ganîmettir, buyurduğu rivâyet olunmuştur.
HadisNo : 1206


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu : Savaş atları
Ravi : Enes b. Mâlik
Baslik : GAZÂ ATININ ALTINA DÖKÜLEN PERÇEMLERİNDE HAYIR VE BEREKET BAĞLIDIR, MEÂLİNDEKİ URVE VE ENES HADÎSİLERİ
Hadis : Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem`in: hayır ve saâdet (gazâya hazırlanan) atın alnındaki perçemlerinde (bağlı) dır, buyurduğ rivâyet olunmuştur.
HadisNo : 1207


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu : Savaş atları
Ravi : Sehl b. Sa`d
Baslik : PEYGAMBERİMİZİN GAZÂDA BİNDİĞİ ATLAR
Hadis : "Hurma bahçemizde Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem`e âit bir at bulunuyordu. Ona Lüheyf, yâhud Lehîf denirdi." dediği rivâyet olunmuştur.
HadisNo : 1208


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu :
Ravi : Muâz
Baslik : PEYGAMBERİMİZİN GAZÂDA BİNDİĞİ ATLAR
Hadis : Şöyle dediği rivâyet olunmuştur: Ben bir seferde Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem`in bindiği Ufeyr denilen bir eşek üstünde terkisinde idim, (Muâz) Resûlullah bana: - Ey Muâz! Allah`ın, kulları üzerinde ne hakkı vardır, bilir misin? diye sordu, demiş. Ve hadîsin yukarıda geçen kısmını ayırmı(Zeker) sevk etmiştir.
HadisNo : 1209


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu : Savaş atları
Ravi : Enes b. Mâlik
Baslik : PEYGAMBERİMİZİN GAZÂDA BİNDİĞİ ATLAR
Hadis : Şöyle dediği rivâyet edilmiştir: bir kere Medîne içinde bir düşman baskını korkusu yayılmıştı. Bunun üzerine Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem, bize (Ebû Talha âilesine) âid olup Mendûb denilen bir atı eğreti aldı. (Ve ona binerek Medîne`den ayrıldı. Geri dönüp geldiğinde): - Korkulacak bir şey görmedik. Muhakkak sûrette bulduğumuz bir şey varsa o da Mendûb`un su gibi akmasıdır, buyurdu.
HadisNo : 1210


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu : Uğursuzluk telâkkisi
Ravi : Abdullâh b. Ömer
Baslik : ATTA, KADINDA, EVDE UĞURSUZLUK İDDİASI VE BU TELÂKKÎNİN MENŞEİ. BÖYLE BİR TEŞE`ÜMDEN MEN`A DÂİR OLAN HABERLER
Hadis : Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem`in: Uğursuzluk (telâkkîsi âdet olarak) ancak üç şeyde: atta, kadında, evde hâsıl olur, buyurduğunu işittim, dediği rivâyet edilmiştir.
HadisNo : 1211

Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu :
Ravi : Abdullâh b. Ömer
Baslik : GANÎMET MALINDAN SÜVÂRÎLERİN VE PİYÂDELERİN HİSSELERİ
Hadis : Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem`in (ganîmet malından) at içinde iki sehm, sâhibi için de bir sehm ta`yîn ettiği (ve bu sûretle süvârîye üç nasîb verdiği) rivâyet olunmuştur.
HadisNo : 1212


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu : Huneyn savaşı
Ravi : Berâ` b. Âzib
Baslik : HUNEYN SEFERİNDE BOZGUNLUK VE BU HERC-Ü MERC ESNÂSINDA PEYGAMBERİMİZ`İN SARSILMAZ İRÂDESİ VE ORDUSUNUN NİZÂMINI İÂDE BUYURMASI
Hadis : Rivâyet olunduğuna göre, ona (Kays kabîlesinden) bir kişi: - Huneyn günü Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem`in yanından kaçtınız mı? diye sormuştu. O da: - (Evet, biz kaçtık) lâkin Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem kaçmadı. (Düşmanımız) Hevâzin (halkı) iyi ok atan bir kabîleden idiler. Biz (harb meydanında) bunlarla yüz yüze gelince bunların üzerine atıldık. Bunlar hemen perîşân oldular. Bunun üzerine müslümanlar ganîmete yöneldiler. Hevâzin ise (bundan istifâde ederek) bizi oklarla karşıladılar. (Biz kaçtık) fakat Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem kaçmadı. Onu pek iyi gördüm ki, o, beyaz katırının üstünde fütursuz duruyordu. Ebû Süfyân da katırın gemini tutuyordu. Bu sırada Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem: ben peygamberim yalan yok, ben Abdü`l-Muttalib oğluyum! diyordu.
HadisNo : 1213


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu :
Ravi : Enes b. Mâlik
Baslik : CİHAD DEVELERİ ARASINDA KOŞU TERTÎBİ
Hadis : Şöyle dediği rivâyet olunmuştur: Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem`in Adbâ` denilen bir devesi vardı ki (koşuda, seferde) önüne geçilmezdi. Bir ara yük devesi üstünde bir bedevî geldi. (Yapılan kuşuda) bu yük devesi Adbâ`yı geçti. Ve bu geçiş müslümanlara ağır geldi. Ve Resûlullah bunu (Ashâb`ın hâlinden) anladı da: - (Ashâbım! Allah`ın bir âdeti, bir nizâmı vardır ki, ona göre) Allah dünyâda her yükselen şeyi muhakkak aşağı almağı iltizâm eder, buyurdu.
HadisNo : 1214


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu : Savaşta kadınların hizmetleri
Ravi : Ömer b. el-Hattâb
Baslik : İSLÂM KADINLARININ MÜCÂHİDLERE SU TAŞIDIKLARI
Hadis : Rivâyet olunduğuna göre, bir kere müşârün-ileyh, Medîne kadınlarından birtakım kadınlara bir çok futa dağılmıştı da iyi bir futa arta kalmıştı. Yanında bulunan bâzı kimseler ona: - Yâ Emîre`l-mü`minîn! Şunu da sizin yanınızdaki Resûlullah`ın kızına versene!, demişler, ve onunla Alî`nin kızı Ümm-i Gülsüm`ü (ki, Ömer`in zevcesidir) kasd etmişlerdi. Ömer de: - Bu futaya Ümm-i Salît daha lâyıktır, diye cevâb vermiştir. Ümm-i Salît (Hicret`i müteâkip) Resûlullah`a bîat eden Ensâr kadınlarındandır. (Ömer, bu liyâkatin sebebini de bildirerek): - Çünkü Ümm-i Salît Uhud günü kırbaları yüklenir, bize su taşırdı, (elbîsemizi dikerdi) demiştir.
HadisNo : 1215


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu :
Ravi : Muavviz kızı Rübeyyi`
Baslik : İSLÂM KADINLARININ MÜCÂHİDLERDEN YARALILARI SAFF-I HARP GERİLERİNE ALARAK TEDÂVÎ VE MEDÎNE`YE NAKLETTİKLERİ; İKİŞER, ÜÇER HAYVANLARA YÜKLETİNE ŞEHİTLERİ DE KABİRLERİNE GÖTÜRDÜKLERİ HAKKINDA RÜBEYYİ` H
Hadis : Şöyle dediği rivâyet edilmiştir: Biz kadınlar Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem ile berâber gazâda bulunurduk. Mücâhidlere su verir ve onlara hizmet ederdik. Yaralıları (tedâvî ile onları) ve şehîdleri Medîne`ye nakleylerdik.
HadisNo : 1216


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu : Düşmanın âni saldırısına karşı hazır olmak
Ravi : Ümmü`l-mü`minîn Âişe
Baslik : İSLÂM HUKÛKUNDA DEVLET REÂSİNİN HAYÂTINI KORUMAK MÜSLÜMANLARA FARZ OLDUĞU. VE PEYGAMBERİMİZİN MUHÂFIZLARI
Hadis : Şöyle dediği rivâyet edilmiştir: Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem Medîne`ye hicret ettiği zaman (düşman taarruzundan endişe ederek) bir gece uyuyamamıştı. Ve keşke Ashâbımdan elverişli bir kişi bu gece beni muhâfaza etseydi, demişti. Tam bu sırada ansızın bir silâh sesi işittik. Bunun üzerine Resûlullah: - O kimdir? diye seslendi. - Ben Sa`d İbn-i Ebî Vakkas`ım (yâ Resûla`llah!) dedi. (Resûlullah: - Sana ne oldu ki? diye sordu.) Sa`d: - (Gönlümde hayâtınız hakkında bir endîşe uyandı da) seni muhâfaza için geldim, diye cevâp verdi. (Hazret-i Âişe demiştir ki:) Bunun üzerin Resûlullah (Sa`d İbn-i Ebî Vakkas`a duâ etti. Sonra) uyudu. (Hattâ biz, horladığını duyduk).
HadisNo : 1217


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu : Menfaat düşkünleri;Vazifeye bağlılık
Ravi : Ebû Hüreyre
Baslik : NÖBET BEKLEMENİN FAZÎLETİ HAKKINDA EBÛ HÜREYRE HADÎSİ
Hadis : Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem`in şöyle buyurduğu rivâyet edilmiştir: Altun, gümüş, libas kulu olan kimseler sürünsün, kahrolsun! Böyle (menfaat düşkünü) kişiye (işlediği hayrın bedeli Allah tarafından) verilirse memnûn olur, verilmezse (Allah`ın takdîrine) de kızar; böyle (menfaat düşkünü) sürünsün, husrâna yuvarlansın!. Vücûduna diken batsın da cımbızla çıkaran bulunmasın! Bunun için Cennet, her hayır ve saâdet, şol kula lâyıktır ki, o, Allah yolunda cihâd için atının dizginine sarılmıştır. O mücâhidin başı (nın saçı) perîşandır, iki ayağı toz içindedir. Eğer bu gazî (pişdâr olarak) ileri karakolda düşman beklemekte ise, o, dâimâ orada tam mânâsiyle düşman bekler. Askerin gerisinde (dümdâr olarak) vazîfede ise, orada en metin nöbetçilik eder. (Bu vazîfelerini Allah için samimiyetle gören) o kahraman, bir meclise girmek için izin isterse (küçük görülüp) izin verilmez. Bir hususta şefâat edecek olursa, şefâati kabûl edilmez. (Fakat onun mevkii Allah yanında büyüktür, onun her dileğini Allah kabûl eder).
HadisNo : 1218


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu :
Ravi : Enes b. Mâlik
Baslik : HAYBER DÖNÜŞÜNDE PEYGAMBERİMİZİN ENSÂR`I SENÂSI
Hadis : Şöyle dediği rivâyet olunmuştur: Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem`in hizmetinde bulunduğumuz halde onunla birlikte Hayber gazâsına çıkmıştım. Resûlullah oradan dönerek (Medîne`ye geldiği ve kendisine Uhud (dağı) göründüğü zaman: "Şu Uhud`dur. O (nun sâkinleri Ensâr) bizi sever, biz de o (nun sâkinleri) ni severiz" buyurdu.
HadisNo : 1219


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu : Savaşta oruç
Ravi : Enes b. Mâlik
Baslik : HAYBER DÖNÜŞÜNDE PEYGAMBERİMİZİN ENSÂR`I SENÂSI
Hadis : Gelen bir rivâyete göre şöyle demiştir: Biz Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem ile berâber bir (seferde) bulunduk. (Bizden kimi oruç tutmuş, kimi de yemişti. Sıcak bir günde bir konak yerinde indik). Gölge için çoğumuz elbîsesiyle gölgelenmiş (rıdâsiyle çerke kurmuştu). Fakat şu oruç tutanlar (tâkatsizliklerinden) hiç bir iş yapamadılar. Oruçsuzlar ise, binit develerini (suya) götür (üp sula) dılar, (oruçlulara) hizmet ettiler, yemek pişirip (oruçlularla birlik) yediler. Bütün bu faâliyet üzerine Resûlullah: - Bu gün oruçsuzlar tam ücret alıp gittiler, buyurdu.
HadisNo : 1220


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu : Sınır boylarında nöbet tutmak
Ravi : Sehl b. Sa`d
Baslik : NÖBET BEKLEMENİN, SABAH VE AKŞAM TA`LİMLERİNİN FAZÎLETİ HAKKINDA SEHL İBN-İ SA`D HADÎSİ
Hadis : Rivâyet olunduğuna göre, Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem şöyle demiştir: - Bir gün Allah yolunda serhad muhâfazasına bağlı bulunmak (sevâbı), dünyâdan ve dünyâ üstündeki her şeyden hayırlıdır. Sizden birinizin kamçısının Cennet`ten işgal ettiği az bir yer de dünyâdan ve dünyâ üstündeki her şeyden hayırlıdır. Şüphesiz birinizin akşamleyin her hangi bir zamanda yürüyüşü -ki, kul bu yolu Allah yolunda yürür,- yâhud sabahleyin (bu niyetle) yürüyüşü de dünyâdan ve dünyâ üstündeki her şeyden hayırlıdır.
HadisNo : 1221

Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu :
Ravi : Sa`d b. Ebî Vakkâs
Baslik : GÂYET ŞECÂATLİ VE SERVET SÂHİBİ OLAN SA`D İBN-İ EBÎ VAKKÂS, ASHÂB VE ASKER ARASINDA KENDİSİNDE BİR İMTİYAZ TASAVVUR ETTİĞİ İÇİN PEYGAMBERİMİZ BİR KERE: EY SA`D! SİZ ANCAK ZAİFLERİNİZİN DUÂSI HÜRMETİNE
Hadis : Rivâyet olunduğuna göre (Mus`ab demiştir ki: Babam Sa`d diğer Ashâb`a kıyâsen kendisinde bir imtiyâz tasavvur ederdi. Çünkü Sa`d şecâatli idi, zengin idi. Bunun üzerine) Resûllulah salla`llahu aleyhi ve sellem: - Siz ancak zayıflarınızın duâsı sâyesinde mansûr ve merzûk olursunuz! buyurdu.
HadisNo : 1222


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu : Sahâbenin fazîleti;Tâbiînin fazîleti
Ravi : Ebû Saîd-i Hudrî
Baslik : HARP SIRASINDA İSLÂM ÜMMETİNİN DUÂSINDAN İSTİÂNE EDİLMESİ
Hadis : Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem`in şöyle buyurduğu rivâyet edilmiştir: insanlar (ın târihi) üzerine (te`sîr eden) bir zaman gelir ki, o zamanda insanlardan bir cemâat gazâ eder. Onlara: - İçinizde Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem`i gören kişi var mıdır? diye sorulur da: - Evet var! diye cevap verilir. Nihâyet ordu içindeki Sahâbi`ye (hürmeten zafer kapısı) açılır. Sonra bir zaman daha gelir. (İnsanlardan bir gurup daha gazâ eder) onlara da: - İçinizde Resûlullah`ın Ashâbını gören kişi var mıdır? diye sorulur. Onlara da: - Evet var! diye cevâp verilir. Ve zafer müyesser olur. Sonra (üçüncü) bir zaman da gelir. (Yine harb edilir). Onlara da: - İçinizde Resûlullah`ın Ashâbını görmüş Tâbiî`ye erişen kişi var mıdır? diye sorulur. Bu def`a da: - Evet var! denilir. Yine fetih müyesser olur.
HadisNo : 1223


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu : Düşmana ok atmak
Ravi : Ebû Üseyd
Baslik : OK ATMAĞA VE HER DEVRİN HARP ÂLETLERİNİN TA`LÎM EDİLMESİNE DÂİR EBÛ ÜSEYD MÂLİK VE SELEME İBN-İ EKVA` HADÎSLERİ
Hadis : "Bedir günü biz Kureyş`e karşı saf bağlayıp Kureyş de bize karşı saff-ı harp nizâmına girdikleri zaman Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem: - Düşman ok menziline girdiğinde ok atmağa devâm ediniz! buyurdu." dediği rivâyet olunmuştur.
HadisNo : 1224


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu : Savaşa hazır olmak
Ravi : Ömer b. el-Hattâb
Baslik : OK ATMAĞA VE HER DEVRİN HARP ÂLETLERİNİN TA`LÎM EDİLMESİNE DÂİR EBÛ ÜSEYD MÂLİK VE SELEME İBN-İ EKVA` HADÎSLERİ
Hadis : Şöyle dediği rivâyet olunmuştur: Benû Nadîr mallar Allah`ın Resûli`ne Fey` olarak tahsîs buyurduğu şeylerdendir. Müslümanların at sürerek, deveye binerek (harb ile) iktisâb ettiği ganîmetlerden değildir. Bu cihetle, Benû Nadîr malları Resûlullah, salla`llahu aleyhi ve sellem`e mahsûs idi. Resûlullah, âilesinin bir senelik geçimini bundan te`mîn ederdi. Sonra bundan geri kalanı da Allah yolunda gazâ hazırlığı olarak silâha ve ata sarf edilirdi.
HadisNo : 1225


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu : Düşmana ok atmak
Ravi : Alî b. Ebî Tâlib
Baslik : UHUD HARBİNDE RESÛLULLÂH SA`D İBN-İ EBÎ VAKKÂS`A: BABAM, ANAM SANA FEDÂ OLSUN, DÜŞMANA OK AT! DEMİŞ VE BU SÖZÜ KİMSEYE KARŞI KULLANMAMIŞTIR
Hadis : Şöyle dediği rivâyet olunmuştur: Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem`in babasını, anasını, Sa`d İbn-i Ebî Vakkas`tan başka bir kişiye fedâ ettiğini söyliyerek hitâb ettiğini işitmedim. (Fakat Uhud günü Sa`d`e): - Ey Sa`d babam, anam sana fedâ olsun! Düşmana ok at! dediğini işittim.
HadisNo : 1226


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu :
Ravi : Ebû Ümâme
Baslik : UHUD HARBİNDE RESÛLULLÂH SA`D İBN-İ EBÎ VAKKÂS`A: BABAM, ANAM SANA FEDÂ OLSUN, DÜŞMANA OK AT! DEMİŞ VE BU SÖZÜ KİMSEYE KARŞI KULLANMAMIŞTIR
Hadis : Şöyle rivâyet olunmuştur: Muhakkak bir çok fütûhâta mazhar olan bir cemâat vardır (ki, Peygamber`in Ashâbıdır). Onların kılıçlarının süsü altun, gümüş değildi. Belki o (kahraman) ların kılıçlarının ziyneti kınların, kabzalarına bağlanan sırımla kalay ve demir (den ibâret) di, demiştir.
HadisNo : 1227


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu : Bedir Gazâsı
Ravi : Abdullâh b. Abbâs
Baslik : MÜSLÜMANLARIN İLK GAZÂSI OLAN BEDİR GÜNÜ RESÛLULLÂH`IN; RABBIM! PEYGAMBER`E AHDİNİN VE BANA ZAFER VA`DİNİN YERİNE GETİRİLMESİ ZAMÂNI HULÛL ETTİ. BUNU SEN`DEN DİLERİM! NİYÂZI ÜZERİNE: (HER HALDE MÜŞRİK
Hadis : Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem`in (bir rivâyete göre Bedir günü) küçük ve toparlak bir çadır içinde: - Yâ Rab! (Peygamberlerine yardım edeceğin hakkındaki) ahdini ve (zafer) va`dini (yerine getirmeği) Sen`den isterim. Allah`ım! Eğer (mü`minlerin helâkini) dileyorsan bu günden sonra Sana ibâdet eden bulunmayacaktır. (Resûlullah ellerini yukarı kaldırarak bu duâsına arkasından rıdâsı düşünceye kadar devâm etmiştir. Ebû Bekr rıdâsını alıp omuzlarına koymuş ve arkasında beklemiştir. Nihâyet) Ebû Bekr Resûlullah`ın elini tutarak: - Bu kadar dilek yetişir yâ Resûla`llah!. Rabb`ına karşı duâda ısrâr buyurdun. (Allah, sana va`dettiği zaferi yakında verecektir) dedi. Bu sırada Resûlullah bir zırh içinde idi. Bu duâdan sonra Resûlullah şu (meâldeki) âyetleri okuyarak çadırdan çıktı: - Her halde (Bedir`deki) bu topluluk yakında hezîmete uğratılacak ve onlar, (Kureyş) arkalarına dönüp gideceler. Belki (bu gidişin müntehâsı) azablarının vaad olunduğu saattir ki, o saat (in azâbı), daha büyük bir belâdır. Ve daha acıdır.
HadisNo : 1228


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu : İpekli elbise giymek;Uyuzlunun ipekli giyebileceği
Ravi : Enes b. Mâlik
Baslik : SIHHÎ BİR LÜZÜM ÜZERİNE İPEKLİ GİYİN`ME HAKKINDAKİ RİVAYETLER
Hadis : "Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem`in Abdurrahmân İbn-i Avf ile Zübeyr radiya`llahu anhümâ`ya (bir muhârebede) uyuz oldukları sıra ipekli gömlek giymelerine müsâade buyurdu" dediği rivâyet olunmuştur.
HadisNo : 1229


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu : İpekli elbise giymek;Uyuzlunun ipekli giyebileceği
Ravi : Enes b. Mâlik
Baslik : SIHHÎ BİR LÜZÜM ÜZERİNE İPEKLİ GİYİN`ME HAKKINDAKİ RİVAYETLER
Hadis : Rivâyete göre, Abdurrahmân İbn-i Avf ile Zübeyr radiya`llahu anhümâ (bir muhârebede) bitlenerek Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem`e şikâyet ettiklerinde Resûlullah bunların ipekli giymelerine müsâade etmiştir.
HadisNo : 1230


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu : Deniz savaşçıları;İstanbul için savaşacak gâziler
Ravi : Ümm-i Harâm b. Milhân
Baslik : İLK DENİZ SEFERİ
Hadis : Rivâyete göre Ümm-i Harâm, Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem`in: - Ümmetimden denizde gazâ eden ilk muhâripler (Cennet`e girmeği) hak etmişlerdir, dediği işitmiştir. Ümm-i Harâm demiştir ki: ben de: - Yâ Resûla`llah! Ben bunların içinde miyim? diye sordum. Resûlullah: - Sen onların arasında (Cennet`e gidece bir şehîd) sin! diye cevâb verdi. (Râvî kadın devamla) bundan sonra Resûlullah: - Ümmetimden Kayser`in, (Şarkî Rum İmparatorluğunun merkezi olan İstanbul) şehrine gazâ eden ilk muhâripler için de yarlıganmak vardır! buyurdu. - Ben bunların içinde miyim yâ Resûla`llah!? diye sordum. Resûlullah: - Hayır! diye cevap verdi.
HadisNo : 1231

Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu : Yahûdilerle savaş
Ravi : Abdullâh b. Ömer
Baslik : ABDULLÂH İBN-İ ÖMER`İN YEHÛD İLE HARP OLMADIKÇA KIYÂMET KOPMAYACAKTIR, RİVÂYETİ
Hadis : Rivâyet olunduğuna göre, Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: (İleride) Müslümanlar Yehûd ile harb edecek (ve onları tamâmiyle kırıp mahvedecek). Hattâ onlardan bir Yehûdî taş arkasına saklansa (da sağ kaldığı farz edilse) taş parçası da (dile gelerek) ey Allah`ın kulu, şu arkamdaki Yehûdî`dir, onu da öldür! diyecektir. (Ebû Hüreyre`den gelen) bir rivâyette de: Müslümanlarla Yehûd arasında kanlı bir harb olmadıkça kıyâmet kopmaz, buyurulmuş ve hadîsin geri kalan kısmı zikr edilmiştir (ki, bu harbde müslümanların yehûdîleri tamâmiyle tenkîl etmesinden ve bir tânesinin taş arkasında saklı kaldığı farzedilse bile taş da izhâr-ı husûmet ederek: ey müslüman, arkamda saklanan yehûdîyi de öldür! demesinden ibârettir).
HadisNo : 1232


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu : Hendek Gazâsı
Ravi : Abdullâh İbn-i Ebî Evfâ
Baslik : AHZAB GÜNÜ PEYGAMBERİMİZİN MEDÎNE`Yİ MUHÂSARA EDENE MÜŞRİKLER HAKKINDA: EY KUR`AN GÖNDEREN, HİSÂBINI TEZ GÖREN ALLÂH`IM! MEDÎNE`Yİ SARAN ŞU ARAB KABÎLELERİNİ DAĞIT; ONLARIN TOPLULUKLARINI KIR, İRÂDELE
Hadis : Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem`in Ahzâb günü (Hendek harbinde) müşrikler aleyhine düâ ederek şöyle buyurduğu rivâyet olunmuştur: Ey Allah!, Ey Kur`an gönderen (Allah`ım). Ey düşmanlarla hesâbı tez (Rabbım!): Sen (Medîne önünde toplanan) şu Arab kabîlelerini dağıt Allah`ım!, onların topluluklarını kır, irâdelerini sars (da yerlerinde tutunamasınlar) Rabb`ım!
HadisNo : 1233


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu : Yahûdilerin Hz. Peygamber`e küstahlığı
Ravi : Ümmü`l-mü`minîn Âişe
Baslik : YEHÛD`UN PEYGAMBERİMİZE "ESSÂMÜ ALEYKÜM" İLGİLİ HZ. ÂİŞE HADİSİ
Hadis : Şöyle dediği rivâyet olunmuştur: Bir kere Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem`in huzûruna Yahûdîler girmişti de Resûlullah`a (selâm yerine): "Essâmü aleyk = ölüm üzerine olsun" demişdiler. Ben de onlara lâ`net etmiştim. Bunun üzerine Resûlullah bana: - Sana ne oldu ki? buyurdu. Ben de: - Bu Yahûdîlerin ne hezeyân ettiklerini işitmedin mi? dedim. Resûlullah: - Ya sen benim: "ve aleyküm = ölüm sizin üzerinize olsun!" dediğimi işitmedin mi? diye cevâp verdi.
HadisNo : 1234


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu :
Ravi : Ebû Hüreyre
Baslik : PEYGAMBERİMİZİN DEVS KABÎLESİNE HİDÂYETLE DUÂ BUYURMASINA DÂİR EBÛ HÜREYRE HADÎSİ
Hadis : Şöyle dediği rivâyet olunmuştur: (Mekke`de müslümân olup kabîlesini da`vete me`mûr olan) Devsî Tufeyl İbn-i Amr (Hayber`in fethi sırasında) bâzı arkadaşlariyle Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem`i ziyârete gelmişlerdi. Bunlar (kendi kavminden şikâyet ederek): - Yâ Resûla`llah! Devs kabîlesi halkı Allah`a âsî oldular da Tufeyl`in İslâm`a da`vetini kabulden imtina` ettiler. Binâenaleyh bunların aleyhine duâ buyur! dediler. Şimdi artık Devsîlerin helâkine duâ olunacak denilirken bir de Resûlullah (ın re`fet ve şefkatli tecellî ederek): Yâ Rab, Devs halkına hidâyet eyle de onları İslâm câmiamıza getir! diye duâ buyurdu.
HadisNo : 1235


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu : Hayber Gazâsı;Savaşta bayrak
Ravi : Sehl b. Sa`d
Baslik : HAYBER GÜNÜ SANCAĞIN HAZRET-İ ALÎ`YE VERİLMESİ VE FETH-Ü ZAFER MÜYESSER OLMASI
Hadis : Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem`in Hayber günü (Hayber`in fethi uzayınca) şöyle buyurduğunu işittiği rivâyet olunmuştur: - Müslümanların bayrağını artık (yarın) bir kişiye vereceğim ki, Allah feth ve zaferi onun iki elleriyle müyesser kılacaktır. (O, Allah`ı ve Peygamberini sever, Allah ve Peygamber`i de onu sever). Bunun üzerine orada bulunan Ashâb bayrağın onlardan hangisine verileceğini tahayyüle başladılar. Onların hepsi bayrağın kendisine verilmesini umarak ertesi güne erdiler. Fakat Resûlullah ferdâsi gün: -Alî nerededir? diye sordu. Ashâb tarafından: - Gözleri ağrıyor, denildi. Ve Resûlullah`ın emriyle Alî huzûra çağırıldı. Resûlullah Alî`nin gözlerine tükürdü. Hemen orada gözleri, hiç ağrımamış gibi iyi oldu. Bunun üzerine Alî: - Yâ Resûla`llah, Hayber yahûdîleriyle onlar da bizim gibi (müslümân) oluncaya kadar vuruşuruz! dedi. Resûlullah da: - Yâ Alî, ağır ol! Tâ ki sükûnetle Hayberlilerin sâhasında alarga bir mahalle iner, (ordugâhını kurar) sın! Sonra onları İslâm`a da`vet edersin ve üzerlerine vâcib olan İslâm esaslarını haber verirsin!. Yâ Alî, tek bir kişinin senin irşâdınla müslümân olması, iyi bil ki, sana kızıl develer bahşedilmesinden (senin de onları yoksullara tasadduk etmende) hayırlıdır, buyurdu.
HadisNo : 1236


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu : Sefere Perşembe günü çıkmak
Ravi : Kâ`b İbn-i Mâlik
Baslik : PEYGAMBERİMİZİN GAZÂ GİBİ BİR SEFERE ÇIKMAK İSTEDİĞİNE PERŞEMBE GÜNÜ ÇIKTIĞI
Hadis : Rivâyete göre, Kâ`b: Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem: sefere çıkmak istediğinde perşembe gününden başka günlerde muhakkak ki pek az yola çıkardı, demiştir.
HadisNo : 1237


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu :
Ravi : Ebû Hüreyre
Baslik : PEYGAMBERİMİZİN GAZÂ GİBİ BİR SEFERE ÇIKMAK İSTEDİĞİNE PERŞEMBE GÜNÜ ÇIKTIĞI
Hadis : Şöyle dediği rivâyet olunmuştur: Bir kere Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem bizi bir seriyye içinde gazâya göndermişti. (Bize verdiği emirler arasında) Kureyş`ten adlarını söylediği iki kimse için de: - Fülân ve fülân kişilere rast geldiğinizde (bunları yakalayıp) ateşte yakınız! buyurdu. Ebû Hüreyre (devamla) diyor ki: sonra yola çıkmak istediğimiz sıra vedâ etmek üzere Resûlullah`a gelmiştik. Bu def`a da Resûlullah: - Ben (önce) size fülân ve fülânı ele geçirdiğinizde ateşle yakmanızı emretmiştim. Halbuki ateşle yalnız Allah ta`zîb eder. Bu sebeble siz bu şerîrleri bulduğunzda (yakmayınız da) öldürünüz! buyurdu.
HadisNo : 1238


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu : Ma`siyet emreden ulû`l-emre itâat yoktur;Ulû`l-Emre itâat
Ravi : Abdullâh b. Ömer
Baslik : DEVLET ÂMİRLERİNİN GÜNÂH OLMAYAN VE ADÂLETE MAKRÛN OLAN EMİRLERİNİ DİNLEMEK VE İTÂAT ETMEK VÂCİP OLDUĞUNA DÂİR İBN-İ ÖMER HADÎSİ
Hadis : Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem`in şöyle buyurduğu rivâyet olunmuştur: (Devlet âmirlerinin emirlerini) dinlemek ve ma`sıyetle emr olunmadıkça itâat ve icâbet etmek vâciptir. Ma`sıyetle emr olunduğu zaman da onları dinlemek ve boyun eğmek yoktur.
HadisNo : 1239


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu : Ma`siyet emreden ulû`l-emre itâat yoktur;Ulû`l-Emre itâat
Ravi : Ebû Hüreyre
Baslik : RESÛLULLÂH`IN: EMÎR`E İTÂÂT, BANA İTÂATTIR. EMÎR`E İSYÂN BANA İSYÂNDIR, BUYURMASI
Hadis : Şöyle rivâyet olunmuştur: Biz (müslümân) lar (ehl-i kitâba nazaran dünyâ târihinde) sonra gelmiş bulunuyoruz. (Fakat) kıyâmet gününde (fazîletçe) en ileride bulunacağız. Yine Resûlullah şöyle der idi: Her kim bana itâat ederse; o, Allah`a itâat etmiştir. Her kim de bana isyân ederse, Allah`a isyân etmiştir. Her kim emîre itâat ederse, o, bana itâat etmiştir; her kim emîre isyân ederse, bana isyân etmiştir. İyi bilinmelidir ki, Devlet Reîsi (millet için) bir siperdir. Onun önünde, onun kumandasında harb olunur. Onunla (düşmandan) korunulur. Eğer o, (millete) takvâ ile emrederse, adâletle hareket ederse, bu emriyle, adâletiyle me`cûr olur. Eğer takvâ ve adâletten başkasiyle emr ve hükm ederse, bundan hâsıl olan günah ona râci`dir.
HadisNo : 1240


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu : Harpte sebat etmek
Ravi : Abdullâh b. Ömer
Baslik : BÎAT-İ RIDVÂN`IN, ÖLÜNCEYE KADAR HARPTE SEBÂT ETMEK ÜZERE VÂKI` OLDUĞUNA DÂİR İBN-İ ÖMER VE SELEME İBN-İ EKVA` HADÎSLERİ
Hadis : (Vaktiyle Hudeybiye`de Bîat-i rıdvân şerefine nâil olan) bizler Hudeybiye`den döndüğümüz yıldanberi altında bîat ettiğimiz o (târihî ve mübârek) ağacı (unuttuk da onu) ta`yîn için bizden iki kişi (nin re`yi) bir arada toplanamadı. (Bu bilmemek de) Allah tarafından gelen büyük bir rahmet oldu, dediği rivâyet olunmuşutr. (İbn-i Ömer`in kölesi ve bu hadîsin birinci derecede râvîsi Nâfi`a, ikinci râvî Cüveyriye tarafından): - Hangi yart üzerine Resûlullah Ashâb ile muâhede eyledi, ölmek üzere mi? diye soruldu. Nâfi`: - Hayır, ölmek üzere değil. Harbde sebât etmek, (bozgunculuktan sakınmak) üzere Ashâb ile bîatleşti, demiştir.
HadisNo : 1241

Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu : Bî`at
Ravi : Abdullah İbn-i Zeyd
Baslik : HARRE VAK`ASI VE ÖLMEK ÜZERE BÎAT HAKKINDA RİVÂYETLER
Hadis : Rivâyete göre şöyle demiştir: Harre (vak`ası) günleri hulûl ettiği sıra Abdullah İbn-i Zeyd`e birisi geldi de ona: - Abdullah İbn-i Hanzale halk ile ölmek üzere bîatleşiyor (siz ne dersiniz?) dedi. Abdullah İbn-i Zeyd de: - Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem`den sonra ben kimseye ölmek için bîat etmem! diye cevap verdi.
HadisNo : 1242


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu : Bî`at
Ravi : Ebû Müslim Seleme İbn-i Ekva`
Baslik : BÎAT-İ RIDVÂN`IN, ÖLÜNCEYE KADAR HARPTE SEBÂT ETMEK ÜZERE VÂKI` OLDUĞUNA DÂİR İBN-İ ÖMER VE SELEME İBN-İ EKVA` HADÎSLERİ
Hadis : Şöyle dediği rivâyet olunmuştur: (Bîat-i Rıdvân`da) ben, Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem`e bîat etmiş, sonra ağacın gölge tarafına dönüp gelmiştim. Nâs (ın bîat izdihâmı) hafifleyince Resûlullah bana: - Ey İbn-i Ekvâ`! Sen bîat etmez misin? diye sordu. Ben: - Bîat ettim, yâ Resûla`llah diye cevâb verdim. Resûlullah: - Bir daha bîat et! buyurdu. Ben de ikinci def`a bîat ettim. (İbn-i Ekvâ`ın râvîsi Yezîdi İbn-i Ubeyd tarafından): - (Ey Ebâ Müslim!) O günü siz hangi madde üzerine bîat etmiştiniz? diye sorulmuş da İbn-i Ekva`: - Ölmek (ve kat`iyyen dönmemek) üzere, demiştir.
HadisNo : 1243


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu : Medîne`ye hicret
Ravi : Abdullâh b. Mes`ûd
Baslik : İSLÂM VE CİHAD ÜZERE BÎAT
Hadis : Şöyle dediği rivâyet olunmuştur: (Mekke`nin fethinden sonra) ben, kardeşim (Mücâlid İbn-i Mes`ûd) ile Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem`in yanına geldim de: - Yâ Resûla`llah! (Medîne`ye) hicret etmek üzere bize muâhede ve müsâade eyle! dedim. Resûlullah: - Artık hicretin hükmü, (fetihden önce) hicret edenlere âid olarak geçmiştir, buyurdu. Ben: - Ya ne üzerine bize mübâyea buyurursunuz? dedim. Resûlullah: - (Evvelâ) İslâm, (sonra) cihâd üzerine, buyurdu.
HadisNo : 1244


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu :
Ravi : Abdullâh b. Mes`ûd
Baslik : MÜCÂHİDLERDEN HER FERDİN MÂ-FEVK KUMANDANLARINA MUTLAK SÛRETLE İTÂATİ KUMANDANIN MÂ-DÛNUNA KUVVETİ HÂRİCİNDE VAZÎFE TEKLÎF ETMEMESİ HAKKINDA ABDULLÂH İBN-İ MES`ÛD HADÎSİ
Hadis : Şöyle dediği rivâyet olunmuştur: Günün birisinde bana bir kişi geldi. Ve bana, kendine ne cevap vereceğimi bilemediğim bir süâl sordu da dedi ki: - Şol bir kişi hakkında re`yin nedir? ki: o, zinde, silâhı üzerinde olarak sevinç içinde kumandanlarımızla berâber gazâlara çıkar. Fakat kumandanımız (ona ve) hepimize karşı sayamayacağımız derecede çok ve ağır vazîfeler hakkında kat`î ve şiddetli emirlerde bulunur. (Şimdi şu tahammül-fersâ durumda gazînin vaziyeti nedir?: Şu halde de gazînin kumandanının bu ağır emirlerine itâat etmesi vâcib midir?) diye sordu. Ben de ona şöyle cevâb verdim: - Vallahi ben sana ne cevâb vereyim? bilmiyorum. Şu kadar ki, biz (Peygamber`in Ashâbı) Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem ile berâber (bu kadar gazâlarda) bulunduk. O, bir iş hakkında emir verince verilen vazîfeyi biz görünceye kadar bize karşı azim ve şiddet göstermemeğe yakın (bir vaziyette) bulunurdu. Bunun bir müstesnâsı da vardır. Sizden her hangi biriniz Allah`ın azâbından korundukça o kişi, dâimâ hayır ile berâberdir. Şâyed onun gönlünde (bir hususta câiz midir, değil midir? diye) bir şüphe uyandığında o kimse (mâ-fevk) bir (hayır-hâh) kişiye sorup o (nun öğüt) ünden gönlündeki çürüklüğü şifâlandırabilir. -Hoş! Sizin (bu dünyâda) öyle (hak sözlü) bir kişiyi bulamayacağınız (günler) yaklaşmıştır ya?- Kendisinden başka ibâdete değer bir ma`bûd olmıyan Allah`a yemîn ederim ki: ben dünyâdan geri kalan ve geçen günleri, derede birikmiş su gibi tahayyül ediyorum: onun sâfîsi içilmiş de geriye bulanık tortusu kalmıştır.
HadisNo : 1245


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu : Harpte sebat etmek;Savaşta askere hitap
Ravi : Abdullâh İbn-i Ebî Efvâ
Baslik : HARPTE SABIR VE SEBÂT HAKKIND ABDULLÂH İBN-İ EBÎ EVFÂ HADÎSİ
Hadis : Rivâyet olunduğuna göre, Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem düşmanla karşılaştığı bâzı gazâlarda (hemen harbe girişmeyip) güneş tâ (zevalden) devrilinceye kadar intizâr etmiş (düşmanı gözlemiş) di. Sonra asker içinde (hitâbete) kıyâm ederek: - Ey nâs, düşmanla karşılaşmak, (harb etmek) istemeyiniz, belki Allah`dan (harb felâketinden) korumasını isteyiniz!. Fakat bir kere de siz düşmanla karşılaşınca (harbin bütün şiddetlerine karşı) sabrediniz! Ve biliniz ki Cennet, muhakkak sûrette (mücâhid) kılıçlarının gölgeleri altındadır, buyurdu. Sonra Resûlullah (devamla): - Ey Kur`ân`ı gönderen Allah! (duâsın) ı sonuna kadar okudu ki, bu duânın gerisi (yakında) geçti.
HadisNo : 1246


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu :
Ravi : Ya`lâ İbn-i Ümeyye
Baslik : HARPTE SABIR VE SEBÂT HAKKIND ABDULLÂH İBN-İ EBÎ EVFÂ HADÎSİ
Hadis : Şöyle dediği rivâyet olunmuştur: (Tebük gazâsında ben Resûlullah ile berâber gazâ ettim. Genç bir deveme sefer levâzımını yükledim. Yaşım kemâle erdiğinden ve hizmet edecek kimsem bulunmadığından) bir hizmetçe kiralamıştım. (Yol üzeri) hizmetçi birisiyle (İbn-i Ümeyye`nin kendisidir) döğüştü. İki kavgacıdan birisi (ki, İbn-i Ümeyye`dir) öbirisinin (ki, hizmetçidir) elini ısırdı. Hizmetçi elini, ısıran bu sûretle dişi sökülen kişi) de Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem`e gelip şikâyet etti. Resûlullah (da`vâyı red,) dişin, diyetini iskat ederek (İbn-i Ümmeyye`ye): - Yâ zavallı adam elini sana bırakırmı ki, sen boğur devenin yan dişleriyle sert yem yediği gibi, zavallının elini çatır çatır yiyesin! buyurdu.
HadisNo : 1247


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu : Savaşta bayrak
Ravi : Abbâs b. Abdülmuttalib
Baslik : MEKKE`NİN FETHİ GÜNÜ SANCAĞIN HACUN MEVKİİNE DİKİLDİĞİ
Hadis : Gelen bir rivâyete göre, müşârün-ileyh, Zübeyr (İbn-i Avvâm)a: - Mekke`nin fethi günü) Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem sana bayrağı işte şuraya dikmeni emretmişti, demiş (ve Hacun dağına işâret etmiş) tir.
HadisNo : 1248


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu : Cevâmiu`l-Kelîm;Hz. Peygamber`in diğer peygamberlere verilmeyen üstünlükleri
Ravi : Ebû Hüreyre
Baslik : PEYGAMBERİMİZİN: BEN CEVÂMİÜ`L-KELİM İLE BA`S OLUNDUM. DÜŞMAN GÖNÜLLERİNE KORKU SALDIM. RÜ`YÂMDA ARZIN HAZÎNELERİNİN ANAHTARLARI GETİRİLDİ VE BENİM İKİ AVUCUMUN İÇİNE KONULDU, HADÎSİNİN ÎZÂHI
Hadis : Gelen rivâyete göre, Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem: - Ben Cevâmiü`l-kelim ile gönderildim. Ben (bir aylık mesâfedeki düşman gönüllerine) korku salmak sûretiyle yardım olundum. Bir de ben uyuduğum sırada bana yerdeki hazînelerin anahtarları getirildi de benim iki avucumun içine konuldu, demiştir. (Sonra) Ebû Hüreyre: - Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem (bu hazînelerden hiç birisine nâil olmadan bu dünyâdan) gitti. Şimdi bu hazîneleri yerlerinden siz çıkarırsınız! demiştir.
HadisNo : 1249


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu : Azık
Ravi : Ebû Bekr`in kızı Esmâ`
Baslik : EBÛ BEKR`İN KIZI ESMÂ`YA ZÂTÜ`N-NİTÂKAYN DENİLMESİ
Hadis : Şöyle dediği rivâyet olunmuştur: Medîne`ye hicrte edilmek istenildiği zaman Ebû Bekr`in evinde ben, Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem`in yol azığını düzmüş, hazırlamıştım. Esmâ` (devamla:) fakat ne yemek çıkınını, ne de su tulumunu bağlayacak bir şey bulamamıştık. Bunun üzerine ben Ebû Bekr`e: - (Baba) vallahi ben belimdeki nıtak = kuşağımdan başka bağlayacak bir şey bulamıyorum! dedim. O da: - (Kızım) onu ikiye böl, birisiyle su tulumunu, öbirisiyle de yemek sofrasını bağla! dedi. Ben de öyle yaptım. Bu cihetle ben: "Zâtü`n-nitâkayn = iki kuşaklı veya kemerli" diye anıldım, (demiştir).
HadisNo : 1250


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu :
Ravi : Üsâme b. Zeyd b. Hârise
Baslik : MEKKE`NİN FETHİ GÜNÜ RESÛLULLÂH DEVESİ ÜSTÜNDE, TERKİSİNDE ÜSÂME İBN-İ ZEYD, MAİYETİNDE BİLÂL HABEŞÎ OLDUĞU HALDE MEKKE`NİN ÜSTÜNDEKİ KEDÂ SEMTİNDEN MEKKE`YE GİRMESİ, KÂ`BE`DE NAMAZ KILMASI
Hadis : Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem`in (bir seferde) merkebe bindiği, merkebin arkasına üstü kadife kaplı bir palan vurulmuş olduğu, Üsâme İbn-i Zeyd`i de arkasında terkisine aldığı rivâyet olunmuştur.
HadisNo : 1251

Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu :
Ravi : Abdullâh b. Ömer
Baslik : MEKKE`NİN FETHİ GÜNÜ RESÛLULLÂH DEVESİ ÜSTÜNDE, TERKİSİNDE ÜSÂME İBN-İ ZEYD, MAİYETİNDE BİLÂL HABEŞÎ OLDUĞU HALDE MEKKE`NİN ÜSTÜNDEKİ KEDÂ SEMTİNDEN MEKKE`YE GİRMESİ, KÂ`BE`DE NAMAZ KILMASI
Hadis : Rivâyet olunduğuna göre, Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem (Mekke) fetholunduğu gün Mekke`nin üstü (ndeki Kedâ semti) nden devesi üstünde olarak (şehre) yöneldi. Terkisine de Üsâme İbn-i Zeyd`i almıştı. Bilâl de maiyyetinde idi. Kâ`be`nin hâdimlerinden (ve Miftâhdâr âilesinden) Osmân İbn-i Talha ve Bilâl ile berâberdi. (Resûlullah yürüdü). Tâ Mescid-i Harâm`a vardı. Devesini orada çöktürdü. Ve Osmân İbn-i Talha`ya Beyt (-i Şerîf) in anahtarını getirmesini emretti. (İbn-i Talha gitti, anası Selâfe`den anahtarı alıp getirdi). Kâ`be`yi açtı. Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem içeri girdi. Hadîsin bundan kalan kısmı yukarıda geçmiştir.
HadisNo : 1252


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu : Kur`ân-ı Kerîm`le sefere çıkmak
Ravi : Abdullâh b. Ömer
Baslik : DÜŞMAN MÜŞRİKLERİNİN DİYÂRINA KUR`AN İLE SEYAHATTEN NEHY BUYURULMASI, BU NEHYİN SEBEB VE HİKMETİ, ULEMÂNIN İHTİLÂFI, BU HADÎSE MEBNÎ KÂFİRE MUSHAF VE DÎNÎ ESERLER SATMANIN MEMNÛİYETİ
Hadis : Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem`in Mushaf`la düşman toprağına sefer edilmesini nehyettiği rivâyet olunmuştur.
HadisNo : 1253


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu : Duâda sesi yükseltmemek
Ravi : Ebû Mûsâ el-Eş`arî
Baslik : YÜKSEK SESLE DUÂNIN KERÂHETİ VE MÜLK, RA`D SÛRELERİ ÂYETLERİNİN DELÂLET ETTİĞİ MEFHUMLAR
Hadis : Şöyle dediği rivâyet edilmiştir: Biz, Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem ile berâber (seferde) bulunurduk da her vâdî üzerine yükseldikçe sesimiz mu`tâdından ziyâde yükselerek tehlîl ve tekbîr ederdik. Bunun üzerine Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem: - Ey nâs canınıza acıyın, sesinizi yükseltmeyin! Şüphesiz siz, ne sağırı çağırıyor, ne de gaibe bağırıyorsunuz! Duâ ettiğiniz O (Allah), muhakkak ki, sizinle berâberdir. Hem O, sesinizi çok iyi işitir; O, size (uzak değil), çok yakındır, buyurdu.
HadisNo : 1254


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu :
Ravi : Câbir b. Abdullâh
Baslik : HARP SIRASINDA TEKBÎR GETİRİLMESİNİN MEŞRÛİYETİ; ASKERÎ HAREKETİ DÜŞMANDAN GİZLEMEK MATLÛB OLURSA TEKBÎR`İN GİZLİ ALINMASI; SEFER VE HAREKET ESNÂSINDA BİR VÂDÎYE İNİLDİĞİNDE TESBÎH EDİLMESİ, YÜKSEKLER
Hadis : Demiştir ki: biz (Peygamber`in Ashâb`ı) seferde yüksek bir yere çıkınca Tekbîr ederdik. Yüksekten (bir vâdîye) inince de Tesbîh eder (, Sübhâna`llah der) dik, demiştir.
HadisNo : 1255


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu :
Ravi : Ebû Mûsâ el-Eş`arî
Baslik : GÂZÎNİN MUKÎM İKEN DEVÂM EDİP DE CİHAD YOLCULUĞUNDA YAPMADIĞI NÂFİLE İBÂDETİN YAPMIŞ GİBİ SEVÂBININ YAZILMASI
Hadis : Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem`in şöyle buyurduğu rivâyet olunmuştur: (Âbid) bir kul hastalanır, yâhud (cihâd veya hayır için) sefer eder (de sefer ve maraz hâli mu`tâd ibâdetine mâni` olur) sa mukîm iken, sıhhatte iken işlemekte olduğu ibâdetin benzeri, o gazîye ve o hastaya (ecr-ü sevâb) yazılır.
HadisNo : 1256


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu : Yalnız gece yolculuğu yapmamak
Ravi : Abdullâh b. Ömer
Baslik : GAZÂ YOLUNDA REFİKSİZ GECE SEFERİNİN KERÂHETİ; DÜŞMANIN VAZİYETİNİ TECESSÜS MAKSADİYLE OLURSA, MÜSTEHAB OLDUĞU
Hadis : Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem`den: "Nâs, yalnız başına yolculuktaki benim bildiğim mahzûru bilseydi hiçbir süvârî yalnız başına gece yolculuğu etmezdi" dediğini rivâyet etmiştir.
HadisNo : 1257


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu : Ana babanın rızâsını almak
Ravi : Abdullâh b. Amr b. Âs
Baslik : FARZ CİHÂDIN ANA BABA RIZÂSINA TEKADDÜMÜ
Hadis : Şöyle dediği rivâyet olunmuştur: bir kere Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem`e bir kişi geldi de ondan cihâd (a gitmesi) husûsunda izin istedi. Resûlullah da: - Anan, baban sağ mıdır? diye sordu. O: - Evet! diye tasdîk etti. Resûlullah: - Şu halde sen (ibtidâ) onların rızâsına çalış! buyurdu.
HadisNo : 1258


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu :
Ravi : Ensâr`dan Ebû Beşîr
Baslik : HARP MINTAKASINDA HAYVAN BOYNUNA KILÂDE VE ÇAN TAKMANIN MEMNÛNİYETİNE DÂİR EBÛ BEŞÎR HADÎSİ
Hadis : Rivâyet olunduğuna göre, Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem`in bâzı seferlerinde halk (askerler) yerlerinde gecelediği sırada Ebû Beşîr Resûlullah ile berâber bulunmuş ve bu halde Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem Zeyd İbn-i Hârise`yi göndererek (halk arasında): - Sakın ha, hiç bir devenin boynunda ok yayı kirişinden (takılmış) kılâde (boğmuk) kalmasın, yâhud mutlak sûrette hiç bir kılâde kalmasın, muhakkak kesilsin, koparılsın! (diye i`lân ettirmiş ve hiç bir deve boynunda çan bırakılmayıp hepsi koparılmıştır).
HadisNo : 1259


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu : Erkeğin mahremi olmayan bir kadınla bir yerde yalnız kalması;Sefer eden kadının yanında mahremi olması
Ravi : Abdullâh b. Abbâs
Baslik : KADININ MAHREMSİZ SEFERDEN NEHYİ HAKKINDA İBN-İ ABBÂS HADÎSİ
Hadis : Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem`in şöyle buyurduğunu işittiği rivâyet olunmuştur: - Hiç bir erkek (mahremi olmıyan) bir kadınla sakın tenhâ bulunmasın!. Hiç bir kadın da kendisiyle berâber bir mahremi (nikâh geçmez hısımı) bulunmaksızın sakın sefer etmesin!. Resûlullah`ın bu nehyi üzerine (Ashâb`dan) bir kişi ayağa kalkarak: - Yâ Resûla`llah! Ben şöyle şöyle bir gazâya yazılmıştım; halbuki zevcem haccetmek üzere yola çıkmıştır (ne buyurulur?) diye sordu. Resûlullah: - Haydi sen de git, karınla berâber haccet! buyurdu.
HadisNo : 1260


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu : Esâret (esirlik)
Ravi : Ebû Hüreyre
Baslik : SEFER MÜDDETİ HAKKINDAKİ RİVÂYETLER
Hadis : Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem`in: (Dünyâda müslüman oluncaya kadar esâretle) zincirlere bağlanan, (bilâhare müslüman olup esâret bağından kurtulup âhirette) Cennet`e giren bir cemâat (in mükâfat görmesin) den Allah râzı olmuştur, buyurduğu rivâyet olunmuştur.
HadisNo : 1261

Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu :
Ravi : Sa`b İbn-i Cessâme
Baslik : İSLÂM HARP HUKÛKUNA GÖRE, MUHÂRİPLERİN KADINLARI, ERLİK ÇAĞINA ERİŞMEMİŞ ÇOCUKLARI, İHTİYARLARI, PAPASLARI HAKKINDA HÜKÜMLER
Hadis : Şöyle dediği rivâyet olunmuştur: Ebvâ, yâhut Veddân (harbin) de Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem bana uğradı ve o sıra: - (Yâ Resûla`llah) müşrik (muhârip) lerden âile sâhibi bulunanlara gece baskını yapılıyor da (ayırd edilemiyerek) bunların kadınları, küçük çocukları da musâb oluyor? diye soruldu. Resûlullah: - Onlar da müşrikler (câmiasın) dandır, diye cevap verdi. (Ve cevâba devâm ederek): - (Harb hâlinde) kimsenin kimseyi korumak kudreti yoktur, korumak yalnız Allah`a ve Resûl`ine âiddir, buyurduğunu Resûlullah`tan işittim, demiştir.
HadisNo : 1262


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu : Harpte kadın ve çocukları öldürmemek
Ravi : Abdullâh b. Ömer
Baslik : PEYGAMBERİMİZİN MUHÂRİPLERİN KADINLARININ, ÇOCUKLARININ KATLİNİ FENÂ GÖRDÜĞÜ VE TASVİB ETMEDİĞİ HAKKINDA ABDULLÂH İBN-İ ÖMER HADÎSİ
Hadis : Rivâyet olunduğuna göre, Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem`in bâzı gazâlarında (Mekke`nin fethinde) bir kadın öldürülmüş olarak bulundu da Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem kadınların, çocukların öldürülmesini çirkin görüp tasvîb etmedi.
HadisNo : 1263


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu : Mürtedlerin öldürülmesi
Ravi : Abdullâh b. Abbâs
Baslik : ATEŞLE TA`ZİBTEN NEHİY HAKKINDA İBN-İ ABBÂS HADÎSİ
Hadis : Rivâyet olunduğuna göre, Alî radiya`llahu anh`in bir kavmi, (kendisinin ülûhiyetini iddiâ eden Abdullah İbn-i Sebe`nin cemâatini) ateşle yaktığı (haberi) İbn-i Abbâs`a eriştiği zaman: Eğer ben (Alî`nin yerinde) olsaydım bunları yakmazdım. Çünkü Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem: "İnsanları (yakarak) Allah`ın azâbiyle ukubetlendirmeyin!" buyurdu. Yine ben (Alî`nin yerinde olsaydım) onları muhakkak öldürürdüm. Nasıl ki, Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem: "Her kim dînini (ki, Müslümanlıktır) değiştirirse, onu hemen öldürünüz!" demiştir.
HadisNo : 1264


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu :
Ravi : Ebû Hüreyre
Baslik : ATEŞLE TA`ZİBTEN NEHİY HAKKINDA İBN-İ ABBÂS HADÎSİ
Hadis : Rivâyete göre, o, Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem`in şöyle buyurduğunu işittim, demiştir: Nebîler`den birini karınca ısırmış. O Peygamber, karıncaların köyü (nün yakılması) nı emr etmiş de yakılmış. Bunun üzerine Allahu Teâlâ o Peygamber`e: - Seni bir karınca soktu değil mi? Ya sen, Allah`ı tesbîh eden ümmetlerden bir ümmeti yakmadın mı? diye itâb etmiştir.
HadisNo : 1265


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu :
Ravi : Ahmes`li Cerîr İbn-i Abdillah
Baslik : YEMEN`DE KÂ`BE`YE KARŞI YAPILMIŞ ZÜLHALASA KİLİSESİ VE ONUN TAHRÎBİ
Hadis : Şöyle dediği rivâyet olunmuştur: Bir kere Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem bana: - (Ey Cerîr! Şu) Zülhalâsa (nın elin) den bana rahat vermez misin? O, Has`am (kabîlesi) dâhilinde (Beytü`l-Harâm`a karşı yapılmış içi put dolu) bir binâ idi. Yemenlilerin Kâ`be`si diye anılırdı. (Bu cihetle Resûlullah`ın gönlüne yük veriyordu). Cerîr der ki: Ahmes kabîlesinden yüz elli süvârînin başında Zülhalasa`ya gittim. Ahmesliler iyi ata binerlerdi. Fakat ben bir türlü at üstünde duramazdım. (Kalbimi sıkardı). Bu sebeble Resûlullah göğsüme (şiddetli) bir darbe indirdi. Hattâ parmaklarının izini göğsümde görmüştüm. Ve: Yâ Rab! Sen Cerîr`i (at üstünde) sâbit kıl! Onu hâdî kıl, mehdî kıl! diye duâ buyurdu. Müteâkıben Cerîr Zülhalasa`ya gitti. O (şirk ma`bedi) ni yıktı, yaktı. Sonra Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem`e (Husayn İbn-i Rebîa ile) vaziyeti bildirdi. Cerîr`in gönderdiği bu zât Resûlullah`a: - Yâ Resûla`llah! Seni Hak Peygamber gönderen Allah`a yemîn ederim ki; huzûruna ben (boş) gelmedim. Tâ ki ben o (şirk ma`bedi) ni uyuz deve gibi (bakımsız, harâb) bir halde bıraktım geldim, dedi. (Râvî der ki: bunun üzerine) Resûlullah: - Ahmes kabîlesinin atları ve süvârîleri mübârek ola! diye beş kere düâ buyurdu.
HadisNo : 1266


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu : Hz. Peygamber`in fetih müjdesi;Kayser`in helâki;Kisrâ`nın helâki
Ravi : Ebû Hüreyre
Baslik : KİSRA SALTANATININ KUVVET VE İSTİKLÂLİNİN ZEVÂLİ HAKKINDA EBÛ HÜREYRE HADÎSİ
Hadis : Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem`in şöyle buyurduğu rivâyet olunmuştur: Kisrâ ölmüş (demek) tir. Kisrâ öldükten sonra o saltanat (eski ihtişâmiyle bir daha) kurulmayacaktır. Kayser de muhakkak ölecektir. Öldükten sonra (Şam`da ve Rum bilâdında) Kayser (hâkimiyeti) bulunmıyacaktır. Kisrâ ile Kayser`in hazîneleri de Allah yolunda (cihâda ve cihâd edenlere) taksîm olunacaktır; bu muhakkaktır.
HadisNo : 1267


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu : Harp hud`adır;Harp manevraları (spor);Spor
Ravi : Ebû Hüreyre
Baslik : HARP HUD`ADIR, HADÎSİ
Hadis : Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem harbe Had`adır, diye ad verdi, dediği rivâyet olunmuştur.
HadisNo : 1268


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu : Uhud Gazâsı
Ravi : Berâ` b. Âzib
Baslik : UHUD HARBİNDE RESÛLULLÂH`IN SEVKU`L-CEYŞ PİLÂNI
Hadis : Şöyle dediği rivâyet olunmuştur: Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem Uhud (harbi) günü piyâde (okçu asker) ler üzerine -ki, bunlar elli kişi idiler- Abdullah İbn-i Cübeyr`i kumandan ta`yîn etmişti de onlara hitâben: - (Ashâb`ım! Size gösterilen) şu yerinizden sakın ayrılmayınız! (Bizim harp saffından ayrıldığımızı, inhizâma uğradığımızı, yâhut) biz (im öldürüldüğümüzü, atlarımız) ı kuşların kaptığını görseniz de size ben haber gönderinceye kadar (yerinizi bırakmayınız!). Yine siz, bizim düşmanları hezîmete uğratıp onları çiğnediğimizi görseniz de size ben haber gönderinceye kadar yerinizden ayrılmayınız! diye kat`î emretti. Bunu müteâkıp (harp başladı ve ilk hamlede) müslümanlar müşrikleri hezîmete uğrattılar. Râvî Berâ` İbn-i Âzib demiştir ki: Va`llahi ben (o sırada düşman ordusundaki müşrik) kadınları gördüm ki, onlar elbîselerini toplamışlar; bacaklarındaki halhalları, baldırları görünerek (ya bozgun askeri teşcî` için, yâhut, kaçarak Uhud dağına çıkmak için) sür`atle koşuyorlardı. Müslümanların bu galebesi üzerine Abdullah İbn-i Zübeyr`in kumandasındaki piyâde okçular biribirlerine: - Arkadaşlar, ganîmet, ganîmet! Cephedeki arkadaşlarınız düşmana galabe etti. Daha burada ne bekliyorsunuz? (Gidelim, biz de ganîmete konalım) dediler. Abdullah İbn-i Cübeyr bunlara karşı: - Arkadaşlar, Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem`in size verdiği emri unuttunuz mu? dediyse de maiyeti: - Va`llahi arkadaşların yanına muhakkak gideceğiz, ganîmetten bize isâbet edeni elbette alacağız! diye ısrâr ettiler. Ve (me`mûr oldukları yeri bırakarak ordunun içine karıştılar.) Onlar varır varmaz yüzleri geldikleri tarafa çevrildi. Ve ordu (nun küllî kuvvetleri) münhezim olarak (Medîne`ye) yönel (erek ric`ate başla) dı. Bu meş`ûm vaziyet ânında idi ki, Resûlullah askerin geri kalanlarını: - (Ey Allah`ın kulları bana geliniz, ey Allah`ın kulları bana geliniz; ben Allah`ın Resûlüyüm! Her kim geri döner de düşmana hücûm ederse, ona Cennet vardır, diye) çağırıyordu. O sırada Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem`in yanında on iki kişiden başka kimse kalmamıştı. Uhud harbinde müşrikler bizden yetmiş kişi şehîd ettiler. Halbuki Bedir harbinde Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem ile Ashâb`ı, müşriklerden yüz kırk kişiyi elde ederek bunun yetmişini katl, yetmişini esîr etmişlerdi. (Harp kesildiği sırada müşriklerin reîsi) Ebû Süfyân (müslümânlara karşı) üç def`a: - İçinizde Muhammed var mı? (Sağ mıdır?) diye seslendi. Fakat Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem, Ashâbını Ebû Süfyân`a cevap vermekten men` etti. Sonra Ebû Süfyân üç kere: - İçinizde İbn-i Ebî Kuhâfe (ki, Ebû Bekr-i Sıddîk`tır) var mıdır? dedi. Sonra da yine üç def`a: - İçinizde İbnü`l-Hattâb var mıdır? diye sordu. Bütün bunlardan sonra da Mekke müşriklerine dönerek: - Anladınız a, bunların hepsi öldürülmüş, dedi. Bunun üzerine Ömer kendini tutamı(Zeker): - Ey Allah`ın düşmanı, yalan söyledin! İyi bil ki, senin o saydığın zatların hepsi hayattadırlar; yarın (Mekke fethedilirken) sana zarar verecek kuvvetimiz bâkîdir, diye haykırdı. Ebû Süfyân Ömer`e karşı: - Bu gün Bedir gününün karşılığıdır. Harp (tâlii) kuyunun iki kovası gibi biri iner biri çıkar. (Kâh siz galip gelirsiniz, kâh biz). Şimdi siz maktullerinizin içinde işkence ile öldürülmüş kimseler bulacaksınız. Bunu ben emretmedim.
HadisNo : 1269


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu :
Ravi : Seleme İbn-i Ekva`
Baslik : BİR GECE BASKINI VE RESULÛLLÂH`IN SAĞMAL ZEKÂT DEVELERİNİN, SÜRÜLÜP GÖTÜRÜLMESİ VE İBNÜ`L-EKVA` FIRKASI TARAFINDAN KURTARILMASI
Hadis : Şöyle dediği rivâyet olunmuştur: bir kere Gabe (ormanlığı) tarafına gitmek üzere Medîne`den çıkmıştım. Gabe (dağı) nın tâ yokuşuna vardığımızda Abdurrahmân İbn-i Avf`in kölesi (telâşla) bana karşı geldi. Köleye: - Allah sana iyilik versin! Sana ne oldu? diye sordum. Köle: Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem`in (ormanda yayılan) sağım develeri sürülüp götürüldü, dedi: - Kim götürdü? diye sordum. Köle: - Gatafân ve Fezâre (kabîlelerinin adamları) diye cevap verdi. Hemen üç def`a: - Ey sabahçılar, erken kalkanlar! Yetişin baskın var, diye haykırdım; Medîne`nin iki kara taşlığı arasın (daki halk) a duyurdum. Sonra kendim (de yaya olarak heriflerin arkasından) sür`atle koştum. Nihâyet bunlara yetiştim. Hakîkaten develeri bunlar almışlardı. Hemen bunalara ok atmağa ve: "Bene İbn-i Ekva`ım, bu gün de alçakların öleceği gündür" diye haykırmağa başladım. Netîcede develeri -heriflere su içmeğe bile aman vermeden- ellerinden kurtardım ve (mevcûdu yirmiye bâliğ olan) develeri sürerek (Medîne`ye) yöneldim. Yolda Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem bana karşı geldi. (Sayham üzerine beş yüz veya yedi yüz kişilik zırhlı bir süvârî kuvvetiyle yardıma çıkmıştı). Ben: - Yâ Resûla`llah! Bu eşkıyâ susuzdur. Ben acele edip su içmelerine meydan vermeden develeri kurtardım (şimdi onlar su tedârikıyle meşgul olacaklardır). Bunların peşi sıra bir müfreze gönderseniz! dedim. Fakat Resûlullah: - Ey İbn-i Ekvâ`! Sen alacağını aldın. Onlara galebe ettin. Artık onları afveyle!. (Hem onlar) şüphesiz Gatafan ve Fezâre (yurduna varmışlardır) şimdi onları konukluyordur, buyurdu.
HadisNo : 1270


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu : Açları doyurmak;Esir mü`minleri kurtarmak;Hasta ziyâreti
Ravi : Ebû Mûsâ el-Eş`arî
Baslik : MÜSLÜMAN ESÎRİ KURTARINIZ; AÇI DOYURUNUZ; HASTAYI İYÂDE VE ZİYÂRET EDİNİZ! HADÎSİ
Hadis : Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem`in: [Ânîyi yâni (düşman elinde) esir olan müslümanı (esâretten) kurtarınız; aç olan (zî-rûh) u doyurunuz; hastayı ziyâret edip hâlini, hatırını sorunuz!] buyurduğu rivâyet olunmuştur.
HadisNo : 1271

Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu : Diyet (kan bedeli);Esir mü`minleri kurtarmak;Kâfire bedel müslüman katledilmez;Kan bedeli
Ravi : Ebû Cuhayfe
Baslik : ESİRLERİN KURTARILMASI HAKKINDA HAZRET-İ ALÎ`NİN KUVVETLİ BİR RİVÂYETİ;ALLÂH`IN İNSANLARA KUR`ANDAKİ HAKÎKATLERİ ANLAMAK ZEKÂ VE KÂBİLİYETİ VERMESİ
Hadis : Rivâyete göre, müşârün-ileyh demiştir ki: ben bir kere Alî radiya`llahu anh`e: - (Ey Ehl-i Beyt`in ulusu!) Allah Kitâbında bulunandan başka yanınızda (yazılı olarak) vahiy (esrârın) dan (başkasının bilmediği ve yalnız senin bildiğin) bir şey var mıdır? diye sordum. Alî: - Hayır yoktur. Tâneyi (toprak içinde) yaran, ve insanı yaratan Allah`a yemîn ederim ki, benim (husûsî ve yazılı olarak) bildiğim bir şey yoktur; ancak bildiğim bir şey varsa o da Allah`ın, kişiye Kur`an`daki hükümleri anlamak kabiliyetini vermesidir; bir de (kılıcının kınından çıkardığı bir sahifeye işâret ederek): şu sahifede (yazılı) olan hükümlerdir, dedi. Ben: - Bu sahifedeki hükümler nedir? diye sordum. Alî: - Bu sahifede maktûlün diyeti ve kanı pahası, esîrin halâsı, kâfire bedel bir müslümanın katli câiz olmadığı (hakkında hükümler var) dır, dedi.
HadisNo : 1272


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu : Esir mü`minleri kurtarmak
Ravi : Enes b. Mâlik
Baslik : ESİRLERDEN NECAT FİDYESİ (BEDELİ) ALINMASI. VE BEDİR GAZÂSINDA ESİR DÜŞEN PEYGAMBER`İN AMUCASINDAN ALINMAMASI TEKLÎFİNE KARŞI RESÛLULLÂH`IN: HAYIR, BEDEL-İ NECATTAN BİR DİRHEMİ BİLE BIRAKILMAZ! BUYURM
Hadis : Rivâyet olunduğuna göre, Ensâr`dan bâzı kimseler Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem`den izin dilediler de: - Yâ Resûla`llah! (Bize) müsâade buyur da hemşîrezâdemiz Abbâs (İbn-i Abdü`l-Muttalib) in esâretten halâs bedeli olan parayı kendisine bırakalım! dediler. Resûlullah: - (Hayır) o paradan bir dirhemini (bile) bırakamazsınız!, buyurdu.
HadisNo : 1273


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu :
Ravi : Seleme İbn-i Ekva`
Baslik : HARBÎNİN CÂSUSLUKLA İSLÂM DİYÂRINA GİRMESİNE DÂİR HÜKÜMLER. VE BU BABTA SELEME İBN-İ EKVA` HADÎSİ
Hadis : Şöyle dediği rivâyet olunmuştur: Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem (Huneyn) seferinde iken Resûlullah (ın ordusu için) e (kırmızı bir deve üstünde) müşrikler tarafından bir câsus geldi. (Devesini çökertip kargılığından çıkardığı bir iple bağladı. Sonra gelip) Ashâb`ın yanına oturdu. Ashab ile konuştu. (Yedi, içti. Ve mütemâdiyen Ashâb`ın ahvâlini gözden geçirdi.) Sonra (devesine binerek) dönüp gitti. (Müteâkıben Ashab`dan bir kişi kalkıp bunu câsus olduğunu Resûlullah`a arz etti). Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem de: onu arayıp bulun ve öldürün, (onu kim öldürürse soykası ve eşyâsı onundur!) buyurdu. Câsusu İbn-i Ekva` (tâkip edip) öldürdü; (devesini yederek üstünde silâhiyle, eşyâsiyle geldi). Resûlullah da câsusun eşyâsını İbn-i Ekva`a âit ganîmet kılıp verdi.
HadisNo : 1274


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu : Elçiye hürmet;Hz. Peygamber`in vasiyetnâme yazdırmak istemesi
Ravi : Abdullâh b. Abbâs
Baslik : PEYGAMBERİMİZİN ÖLÜM HASTALIĞINDA VASIYYETNÂME YAZILIP YAZILMAMASI YOLUNDA İHTİLÂF EDİLMESİ HAKKINDA İBN-İ ABBÂS HADÎSİ;İBN-İ ABBÂS BU RİVÂYETİNDE PEYGAMBERİMİZİN ÜÇ VASIYYET ETTİĞİNİ, BİRİSİ ARAB CEZ
Hadis : Rivâyet olunduğuna göre, müşârün-ileyh bir kere: hani o perşembe günü (o ne fenâ gündü?), o perşembe günü, ne acı gündü? demişti de sonra (inci tânesi gibi dökülen) göz yaşı tâ (yerleri) ıslatarak (ve o günü cereyân eden vâkıayı anlatarak) şöyle demişti: bir perşembe günü Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem`in (son hastalığında) ağrısı artmıştı da: - Haydi bana (kalem kâğıt gibi) yazılacak bir şey getiriniz! Size bir kitap (vasıyyet-nâme) yaz (dır) ayım ki, ondan sonra yolunuzu şaşırıp hiç helâke düşmeyesiniz! buyurdu. (Şimdi Ömer orada bulunanlara: - Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem`in muhakkak ki, hastalığı ağırlaşmıştır. Yanımızda ise Allah`ın kitâbı vardır, o bize yetişir!, dedi). Bunun üzerine orada bulunanlar (yazılsın, yazılmasın diye) ihtilâf ettiler. (Sözleri biribirine karıştı. Resûlullah da): - Hiç bir Peygamber`in yanında nizâ ve ihtilâf etmek doğru değildir, (haydi yanımdan kalkıp savulunuz!) buyurdu. Oradaki Ashab (dan bâzıları): - Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem (hastalığın şiddetinden) sayıkladı (da böyle söylendi) demişlerdi. Resûlullah: - Haydi beni (kendi hâlime) bırakınız! Benim şu içinde bulunduğum (mürâkabe ve Allah`a rücû için hazırlık) hâli, sizin beni da`vet ettiğiniz (kitâbet gibi) şeylerden hayırlıdır, buyurdu. Ve Resûlullah vefâtı zamânında yalnız üç şey vasıyyet etti: bütün müşrikleri Arab cezîresinden çıkarınızı, ve (dünyânın her tarafından gelekcek olan müslim, gayr-i müslim) elçilere, ferd ve hey`etlere nasıl ben izin verip hediyeler ikrâm ettimse, siz de benim gibi atıyyeler vermek sûretiyle hürmet gösteriniz! buyurdu. (İbn-i Abbâs): fakat ben (vasıyyetin) üçüncüsünü unuttum, (demiştir) .
HadisNo : 1275


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu : Deccâl
Ravi : Abdullâh b. Ömer
Baslik : ABDULLÂH İBN-İ ÖMER`İN DECCÂL HADÎSİ VE DÜNYÂ TÂRÎHİNİN SON ZAMANLARINDA BİRÇOK DECCALLER TÜREYECEĞİNE DÂİR RİVÂYET
Hadis : Şöyle dediği rivâyet olunmuştur: Bir kere Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem halka hutbe îrâdına başlayıp Allah`ı, ulûhiyet şânına lâyık sıfatlarla övdü. Sonra Deccâl`i zikrederek şöyle buyurdu: Ben sizi kat`î sûrette o (nun şerri) nden korkuturum. Peygamberlerden hiç bir Nebî yoktur ki, muhakkak o, kavmini (dalâlete sevk eden her yalancı) deccaldan tahzîr etmiştir. Nûh Peygamber de kavmini tahzîr etmiştir. Şimdi ben size bu (mel`ûn ve yabancı zümre) nin hiç bir Peygamberin bilsinler diye kavmine söylemediği (toplu ve fârik) bir vasfını söylemek isterim (ki, şudur): deccal a`verdir, kötü kılavuzdur, (insanları iğri yola da`vet eder), Allah ise a`ver değildir, (hâdîdir, insanları doğru yola irşad buyurur).
HadisNo : 1276


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu : Çokluğa güvenmemek
Ravi : Huzeyfe b. el-Yemânî
Baslik : ORDU MEVCÛDUNUN VE UMÛMÎ NÜFÛSUN MİKDÂRINI ANLAMAK İÇİN DEVLETÇE NÜFUS SAYIMININ MEŞRÛİYETİ
Hadis : Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem`in (bir seferde): "Haydi bana halktan müslüman (ım) diyenleri sayınız!" buyurduğu rivâyet olunmuştur. (Râvî Huzeyfe der ki:) biz, ordu mevcûdunu bin beş yüz kişi saydık. Ve (istiğrâb ederek): biz, bin beş yüz kişi (lik bir kuvvet) olduğumuz halde (düşmandan) korkar mıyız? dedik. (Bir zaman sonra) bir de kendimizi (öyle bir fitne ile) müptelâ olmuş gördüm ki, hani o korku bilmeyen er kişi, şimdi (bu fitneden) korkarak (cemâate gidemeyip evinde) münferiden namaz kılar oldu.
HadisNo : 1277


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu :
Ravi : Ebû Talha
Baslik : PEYGAMBERİMİZ BİR DÜŞMANA GALEBE ETTİĞİ ZAMAN, ONLARIN BİNÂDAN ÂRÎ GENİŞ BİR SÂHASINDA ÜÇ GÜN ORDUSİYLE İKÂMET EDERDİ
Hadis : Rivâyet olunduğuna göre, Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem bir kavme harben galebe ettiği zaman o kavmin binâdan ârî geniş bir sâhasında üç gün ikamet etmek i`tiyadında idi.
HadisNo : 1278


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu :
Ravi : Abdullâh b. Ömer
Baslik : BİR MÜSLÜMANIN MALI MÜŞRİKLER TARAFINDAN İĞTİNÂM EDİLİP DE BİLÂHARE MÜSLÜMANLARIN GALEBE ETMESİYLE SÂHİBİNİN ELİNE GEÇEN BU MAL, SÂHİBİNE Mİ VERİLİR; YOKSA GANÎMET MALI MI ADDOLUNUR?
Hadis : Şöyle dediği rivâyet olunmuştur: bir kere atım düşman tarafına kaçmıştı da onu (muhârip) düşman yakalamıştı. Sonra müslümanların düşmana galebesi üzerine Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem zamânında atım bana iâde olundu. Bir kere de kölem kaçmış ve Rumlara iltihak etmişti. Sonra müslümanlar Rumlara galip geldi de Hâlid İbn-i Velîd kölemi bana iâde etti ki, bu da Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem zamânından sonra idi.
HadisNo : 1279


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu : Dâvete katılmak (icâbet)
Ravi : Câbir b. Abdullâh
Baslik : GÂZÎLERE ZİYÂFETİN MEŞRÛİYYETİ
Hadis : Rivâyet olunduğuna göre müşârün-ileyh demiştir ki, Ahzab günü ben: - Yâ Resûla`llah, biz bir körpe kuzu kestik, arpadan da bir sâ` (1040 dirhem) un öğüttüm; şimdi cenâbınız, maiyetinizdeki bâzı kimselerle berâber (bize) geliniz! diye da`vet ettim bunun üzerine Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem: - Ey hendek kazanlar! (kardeşiniz) Câbir (sizin için) yemek hazırlamış haydi geliniz! diye bütün hendek ehlini çağırdı.
HadisNo : 1280


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu :
Ravi : Eme
Baslik : PEYGAMBERİMİZİN FARSÇA VE HABEŞ DİLİ TEKELLÜMÜ
Hadis : Hâlid İbn-i Saîd`in kızı ve Hâlid (İbn-i Zübeyr) in anası (Eme) radiya`llahu anhâ`dan şöyle dediği rivâyet olunmuştur: (çocukluğumda) babamla berâber üzerimde sarı (renkli) bir gömlek geyimli olarak Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem`in huzûruna gelmiştim. Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem (beni tatyîb için): - Sene sene = güzel, güzel, buyurdu. Habeş dilinde hasene (güzel şey) demektir. Bu sırada ben (Resûlullah`ın iki küreği arasındaki yumurta cesâmetinde bulunan) nübüvvet hâtemi (et beni) ile oynamağa başladım; babam beni men` etti de Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem babama: - Çocuğu kendi hâline bırak! buyurdu. Sonra (bana da) üç def`a: - (Çocuğum çok yaşa da) gömleğini (güle güle gey,) eskit, yırt (yenisin gey!) buyurdu. (Hadîsin râvîlerinden Abdullah İbn-i Mübârek demiştir ki: Ümm-i Hâlid çok zaman yaşadı. Bu gömlek de hayâtının sonuna kadar dillerde anıldı.
HadisNo : 1281

Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu : Devlet malına hıyânet
Ravi : Ebû Hüreyre
Baslik : GANÎMET VE DEVLET MALINA HIYÂNET EDENLERİN CEZÂLARI. BU HUSÛSA DÂİR EBÛ HÜREYRE HADÎSİ
Hadis : Şöyle dediği rivâyet olunmuştur. Bir kere Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem, aramızda (hitâbete) kıyâm etti de ganîmet (ve devlet) malına hiyânet hakkında söz söyledi. Ve hıyânet (in fenâlığını) büyüttü, hükmünü îzâh etti de buyurdu ki: - Sakın sizden biriniz kıyâmet gününde omuzunda (ganîmet) koyun (avaz avaz) meleyerek, öbürünün omuzunda (ganîmet) at (yem ister gibi) homurdayarak (Arasat meydanında) benimle yüzleşmesin! (Bu yüz karası) âhırette bana: - Yâ Resûla`llah, bana yardım et! diye yalvaracaktır. Ben de ona: - Hakkında hiç bir sûretle şefâat etmeğe muktedir değilim: ben sana (dünyâda Allah`ın hükmünü) teblîğ ettim! diye cevap vereceğim. Birinin omuzunda da sığır böğürerek bana mülâkî olup: - Yâ Resûla`llah, meded eyle! demesin! Ben ona da: - Senin için hiç bir vechile şefâat etmeğe muktedir değilim; çünkü ben sana (dünyâda) Allah`ın hükmünü teblîğ ettim! derim. - Bir başkası da omuzunda altun, gümüş yüklü gelmesin! Bu da: - Yâ Resûla`llah, bana yardım et! diyecek, ben de ona: - Sana hiç bir türlü yardım edemem. Çünkü ben, (dünyâda) sana Allah`ın hükmünü teblîğ ettim, derim. Bir diğeri de üzerinde (ganîmet) libâsını yeldirerek gelmesin! O da: - Yâ Resûla`llah, bana yardım et! diyecektir. Ben ona da: - Sana hiç bir türlü yardım edemem. Çünkü ben (dünyâda) sana Allah`ın hükmünü teblîğ ettim derim, buyurmuştur.
HadisNo : 1282


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu : Devlet malına hıyânet
Ravi : Abdullâh b. Amr b. Âs
Baslik : GANÎMET VE DEVLET MALINA HIYÂNET EDENLERİN CEZÂLARI. BU HUSÛSA DÂİR EBÛ HÜREYRE HADÎSİ
Hadis : Şöyle dediği rivâyet olunmuştur: Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem`in (yol) ağırlığı (eşyâsı) üzerinde bekçi (siyâhî) bir kişi vardı. Ona Kerkere denilir. (Bu siyâhî kişi harb edilirken de Peygamber`in binidini tutardı). Kerkere (günün birinde) öldü. Ölünce de Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem: Bu adam cehennemdedir! buyurdu. Ashab, (acabâ neden ki? diye) bakmağa gittiler. Onun (terikesinde) ganîmet malından çalınmış bir aba buldular.
HadisNo : 1283


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu :
Ravi : Abdullah İbn-i Zübeyr
Baslik : GANÎMET VE DEVLET MALINA HIYÂNET EDENLERİN CEZÂLARI. BU HUSÛSA DÂİR EBÛ HÜREYRE HADÎSİ
Hadis : Rivâyete göre, müşârün-ileyh (bir kere mâzîyi yâd ederek) Abdullah İbn-i Ca`fer`e: - Hatırlar mısın? (Hani Mekke`nin fethi günü) ben, sen, Abdullah İbn-i Abbâs, Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem`i karşıladığımız vakit? demişti. Abdullah İbn-i Ca`fer: - Evet hatırlatırım! Resûlullah benimle İbn-i Abbâs`ı terkisine almıştı da seni bırakmıştı, demiştir.
HadisNo : 1284


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu :
Ravi : Sâib b. Yezîd
Baslik : GAZÂDAN DÖNEN GÂZÎLERİ BÜYÜK, KÜÇÜK BÜTÜN HALKIN İSTİKBÂLİ
Hadis : Şöyle dediğ rivâyet olunmuştur. (Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem Tebük seferinden döndüğünde halk "Seniyyetü`l-vedâ = Ayrılık Tepesi" mevkiinde karşıladılar). Biz (de) çocuklarla berâber Seniyyetü`l-vedâ (a gittik) de Resûlullah`ı karşıladık.
HadisNo : 1285


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu : Kahramanlık oyunları (spor)
Ravi : Enes b. Mâlik
Baslik : GAZÂDAN DÖNEN GÂZÎLERİ BÜYÜK, KÜÇÜK BÜTÜN HALKIN İSTİKBÂLİ
Hadis : Şöyle dediği rivâyet olunmuştur: biz Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem ile berâber (Lihyân oğullarına karşı açılan) Usfân (harbin) den döndüğümüz zaman Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem de deve üzerinde idi. (Peygamber`in kadınlarından) Safiyye Bint-i Huyeyy`i de arkasına bindirmişti. (Kafilemiz yürürken) Resûlullah`ın devesi (nin ayağı) sürçtü. Resûlullah ile Safiyye ikisi birden düştüler. Hemen Ebû Talha atıldı da: - Yâ Resûla`llah Cenâb-ı Hak hayâtımı sana bedel kılsın! diye seslendi. Resûlullah: - Haydi sen kadına ihtimâm et! buyurdu. Ebû Talha da (Safiyye`yi görmemek için yüzüne) bir bez örterek Safiyye`nin yanına vardı ve yüzüne örttüğü hamîsayı Safiyye`nin üzerine örttü ve binmeleri için deveyi düzeltti. Resûlullah ile Safiyye deveye bindiler. Biz de (sıyânet için) Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem`in etrâfına çevrildik. (Mevkibimiz bu sûretle giderken) Medîne`yi gördüğümüz zaman Resûlullah: - Biz Allahu Teâlâ`ya dönüyoruz, günahlarımızdan peşîmân oluyoruz, Rabbimize ibâdet ediyoruz. Allah`a hamd ediyoruz, buyurdu ve Medîne`ye girinceye kadar bunu böyle söyledi.
HadisNo : 1286


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu :
Ravi : Kâ`b İbn-i Mâlik
Baslik : PEYGAMBERİMİZ CİHAD VEYA HAC SEFERİNDEN, MEDÎNE`YE DÖNDÜĞÜNDE DOĞRU MESCİDE GİDER VE OTURMADAN İKİ REK`AT NAMAZ KILARDI
Hadis : Rivâyet olunduğuna göre, Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem duhâ vakti seferden döndüğü zaman (doğru) mescide girmek ve oturmazdan önce iki rek`at namaz kılmak i`tiyâdında idi.
HadisNo : 1287


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu : Peygamberler mîras bırakmaz
Ravi : Ömer b. el-Hattâb
Baslik : PEYGAMBERİMİZİN GANÎMET MALINDAN KENDİSİNE İSÂBET EDEN HURMALIKLAR HAKKINDA VERÂSET CÂRÎ OLMADIĞI VE NASIL TASARRUF EDİLECEĞİ HAKKINDA HAZRET-İ ÖMER HADÎSİ
Hadis : Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem`in: [Biz (Peygamberler cemiyetinin terikesi) vâris olunmaz; biz ne (mal) bırakırsak sadakadır. (Mülkiyeti Beytülmâl`e âittir) buyurduğu] rivâyet olunmuştur. (Ömer İbn-i Hattâb devamla:) Resûlullah Cenâb-ı Hakk`ın fey` olarak kendisine verdiği maldan âilesinin bir senelik nafakasını ayırıp verirdi. Geri kalanını alır, Allah`ın malı (vakıf) kılar, (müslümanların masâlihine tahsîs eder) di, demiştir. Sonra Ömer İbn-i Hattâb, Sahâbe`den mecliste hazır bulunanlara hitâb ederek: - Gök, yer emriyle duran Allah hakkı için size sorarım! Siz bunu böyle bilir misiniz? dedi. Orada hazır bulunanlar da: - Evet, böyle biliriz! diye tasdîk ettiler. Mecliste de Alî, Abbâs, Osman, Abdurrahmân İbn-i Avf, Zübeyr, Sa`da İbn-i Ebî Vakkas hazır bulunuyorlardı. (Müellif Zebîdî der ki:) Buhârî Sahîh`inde Alî ile Abbâs`ın sözlerini ve münâzaralarını zikretmiş ise de bunları burada nakletmek bizim (Sahîh-i Buhârî`yi ihtisâr için iltizâm ettiğimiz) şartımız cümlesinden değildir.
HadisNo : 1288


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu : Hz. Peygamber`in pabuçları
Ravi : Enes b. Mâlik
Baslik : PEYGAMBERİMİZİN PAPUÇLARI
Hadis : Rivâyet olunduğuna göre, Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem`in vefâtından sonra Enes, tüyü dökülmüş meşinden tasmalı bir çift ayakkabı çıkarıp Ashâb`a gösterdi de: bundan Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem`in papuçlarıdır, diye haber verdi.
HadisNo : 1289


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu :
Ravi : Ümmü`l-mü`minîn Âişe
Baslik : İÇİNDE VEFÂT ETTİĞİ LİBÂS VE SU BARDAĞI HAKKINDAKİ RİVÂYETLER
Hadis : Rivâyet olunduğuna göre, Hazret-i Âişe (Resûlullah`ın irtihâlinden sonra) keçelenmiş (sof) bir kaftan çıkararak (Ashâb`a): Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem`in rûhu bu kaftanın içinde nez` olundu, demiştir. (Ebû Bürde`den gelen) bir rivâyette de Âişe vâlidemiz Yemen`de dokunan tok kumaştan ma`mûl bir izâr (bedene bürünülen câr) ile yine bu kumaştan ma`mûl olup mülebbede denilen bir kisve çıkar (ıp Ashâb`a göster) miştir.
HadisNo : 1290


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu : Hz. Peygamber`in su bardağı
Ravi : Enes b. Mâlik
Baslik : İÇİNDE VEFÂT ETTİĞİ LİBÂS VE SU BARDAĞI HAKKINDAKİ RİVÂYETLER
Hadis : Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem`in su bardağı kırıldığı ve kırık yerine gümüşten bir bağ, (bir kenet) yapıldığı rivâyet olunmuştur. (Âsım Ahvel de: ben bu kadehi gördüm ve teberrüken içine su koyup içtim, dediğini de Buhârî rivâyet ediyor).
HadisNo : 1291

Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu : Hz. Peygamber`in isimlerini almak
Ravi : Câbir b. Abdullâh
Baslik : PEYGAMBERİMİZİN HEM ADINI, HEM KÜNYESİNİ BİRDEN KULLANMAK CÂİZ DEĞİLDİR
Hadis : Şöyle dediği rivâyet olunmuştur: bizim Ensâr`dan birisini bir oğlu doğmuştu da çocuğa Kasim diye ad koymuştu. Şimdi (o kişinin Ebû Kasim, diye anılmasını hoşlanmıyan) Ensâr ona: - Artık biz seni Ebü`l- Kasim lâkabiyle anmayız ve sana bu doğum sebebiyle. "göz aydın!" diye ikrâm da etmeyiz, dediler. Bu Ensârî de Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem`e geldi. Ve: - Yâ Resûla`llah, bir oğlum doğmuştu da onu Kasim diye ad vermiştim. Bunun üzerine Ensâr bana: Biz seni Ebü`l-Kasim lâkabiyle çağırmayız, ve sana göz aydın! Temennîsinde bulunmayız! dediler, (ne buyurulur? diye sordu.) Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem de: Ensâr güzel söylemiştir, buyurdu. (Ve devâm ederek): Ashâbım, benim (Muhammed, Ahmed gibi) bir adımla ad verebilirsiniz. Fakat benim künyemle künyeleyemezsiniz. Çünkü Kasim yalnız benim, (mîrâs, ganîmet gibi malları Allah tarafından niyâbeten aranızda ancak ben taksîm ederim!) buyurdu.
HadisNo : 1292


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu : Adâlet
Ravi : Ebû Hüreyre
Baslik : BEYTÜLMAL`DE HAKSIZ TASARRUF EDENLERE KIYÂMET GÜNÜNDE AZAP MUKARRERDİR
Hadis : Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem`in: ben size ne bir şey verebilirim, ne de (verileni) karşılayabilirim. (Veren, vermeyen Allah`tır.) Ben nasıl emr olunduysam (aza az, çoğa çok) öyle taksîm ederim! buyurduğu rivâyet olunmuştur.
HadisNo : 1293


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu : Devlet malını özel işte kullanmak
Ravi : Ensâr kadınlarından Havle
Baslik : BEYTÜLMAL`DE HAKSIZ TASARRUF EDENLERE KIYÂMET GÜNÜNDE AZAP MUKARRERDİR
Hadis : Rivâyete göre, Havle: ben Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem`in: [Birtakım kimseler Allah`ın (müslümanların maslahatlarına tahsîs buyurduğu) malında, haksız olarak tasarruf ederler. Onlar için kıyâmet günüde Cehennem muhakkaktır.] buyurduğunu işittim, demiştir.
HadisNo : 1294


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu :
Ravi : Abdullâh b. Ömer
Baslik : GANÎMET MALININ TAKSÎMİNE İ`TİRÂZ EDEN ZÜLHUVAYSIRA VE BU KÜSTAH ADAMIN HÜVİYETİ
Hadis : Rivâyet olunduğuna göre, Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem Necid tarafına bir fırka asker (teçhîz edip) göndermişti. Abdullah İbn-i Ömer de bu fırka içinde bulundu. Bu askerler birçok deve iğtinâm ettiler. Her birinin hissesine ganîmet olarak on iki, yâhut on bir deve düşmüştü. Bu hisselerine zamîme olarak kendilerine birer deve de (Resûlullah`a âit humüs hisseden) ihsan buyurulmuştur.
HadisNo : 1295


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu : Adâlet
Ravi : Câbir b. Abdullâh
Baslik : GANÎMET MALININ TAKSÎMİNE İ`TİRÂZ EDEN ZÜLHUVAYSIRA VE BU KÜSTAH ADAMIN HÜVİYETİ
Hadis : Rivâyet olunduğuna göre, (Mekke`nin fethinden sonra) Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem Ci`râne (mevkiin) de (Huneyn ve Hevâzin harbinin) ganîmet (lerini) taksîm etmek üzere iken (Zülhuveysıra denilen) bir kişi Resûlullah`a karşı (küstahâne bir edâ ile) ansızın: - Yâ Resûla`llah, adâlet et! (Şu taksîm, Allah rızâsı kasd olunarak yapılmış bir taksîm değildir!) demişti. Resûlullah da onu: - Eğer ben adâlet etmezsem bedbaht olurum! (Bir rivâyete göre: sen bedbaht olursun!) cevâbiyle karşıladı.
HadisNo : 1296


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu :
Ravi : Abdullâh b. Ömer
Baslik : YENİ MÜSLÜMAN OLAN MEKKE EŞRÂFINA KALBLERİNİ MÜSLÜMANLIĞA ISINDIRMAK İÇİN YÜZER DEVE VERMİŞTİ. HUNEYN HARBİNDE ESİR EDİLEN CÂRİYELERİN UMÛMU ÂZÂD EDİLMESİ VE MEKKE SOKAKLARI BAYRAM YERİNE DÖNMESİ
Hadis : Rivâyet olunduğuna göre, Ömer`e Huneyn harbi esirlerinden iki câriye düşmüş ve bunları Mekke`deki evlerden birisine koymuştu. (Bu hadîsin ikinci râvîsi Nâfi`) demiştir ki: Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem Huneyn esirlerini âzadladı. Onlar da sokaklarda dolaşmağa, koşmağa başladılar. Bunun üzerine Ömer, oğlu Abdullah`a: - Yâ Abda`llah! Bu ne haldir? Bak, gör, dedi. (O da sokaklarda ileri, geri koşan binlerce câriye kalabalığının sebebini soruşturarak öğrenip geldi de: - Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem bütün câriyeleri âzadlamıştı, diye cevap getirdi, Ömer de oğluna: - Haydi sen de git, o iki câriyeyi salıver! dedi.
HadisNo : 1297


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu :
Ravi : Abdurrahmân İbn-i Avf
Baslik : EBÛ CEHL`İN BEDİR HARBİNDE KATLİ VE KATLEDEN İKİ GENCİN NASIL ÖLDÜRDÜKLERİ HAKKINDA ABDURRAHMÂN İBN-İ AVF HADÎSİ
Hadis : Şöyle dediği rivâyet olunmuştur. Bedir (harbi) günü ben (harb) saffında durup sağıma, soluma baktığım zaman Ensâr`dan genç yaşlı iki delikanlı gözüme ilişti. Bunlardan harba, darba en elverişlisiyle bulunmak istedim. Bu iki gençten biri beni gözü ile süzdü de bana dönerek: - Ey ammi! Ebû Cehl`i tanır mısın? diye sordu. Ben de: - Evet tanırım, dedim, ve: Ey kardeşim oğlu! Ebû Cehl`i ne yapacaksın? diye sordum. O da: - Bana haber verildiğine göre, Ebû Cehl Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem`e sebbedermiş. Hayâtım irâde ve kudretinde olan Allah`a yemîn ederim ki, onu bir görürsem artık benimle ondan eceli yakın olan ölünceye kadar şahsım, onun şahsından asla ayrılmayacaktır, dedi. (Bir gencin heyecan hâlinde söylediği) kat`î şusöze (doğrusu) hayret ettim. Bu iki gençten öbürüsü de beni gözden geçirerek diğerinin söylediği gibi söyledi. (Bu sırada) gözlerim hiç bir tarafa takılmadan ben Ebû Cehl`i görmüştüm. O, Kureyş askeri içinde (hiç durmadan ileri geri) dönüp duruyordu. Ben: - Gençler! Öteye beriye telâşla giden şu şahıs, bana o sorup savuşmak istediğiniz Ebû Cehil`dir, dedim. Onlar da hemen inerek kılıçlarına sarıldılar. Ve Ebû Cehl`i öldürünceye kadar kılıç darbesine tuttular. Sonra dönüp Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem`in huzûruna geldiler. Ve hâdiseyi arz ettiler. Resûlullah: - Ebû Cehl`i hanginiz öldürdü? diye sordu. Bunlardan her biri: - Ben öldürdüm, dedi. Resûlullah kılıçlarınızı sildiniz mi? diye sordu. Onlar: - Hayır, silmedik diye cevap verdiler. Bunun üzerine Resûlullah: (kılıçlarına ne kadar kan bulaştığını ve ne derece derinlikte battığını anlamak için,): genç gazîlerin kılıçlarını tetkîk edip gözden geçirdi. (Tatyîb için): - İkiniz öldürmüşsünüz! buyurdu. Fakat Ebû Cehl`in ele geçen eşyâsını (bunlardan) Muâz İbn-i Amr İbn-i Cemûh`a verdi. (Çünkü maktûlün metrûkâtına istihkakı îcâb eden şer`î katil, ihsandır. Ebû Cehl`i ihsân eden yâni çok yaralayan ve karnını deşen İbn-i Cemûh idi). Bu iki Mücâhid Muâz İbn-i Afrâ ile Muâz İbn-i Amr İbn-i Cemûh idi.
HadisNo : 1298


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu : Müellefe-i Kulûb
Ravi : Enes b. Mâlik
Baslik : MEKKE EŞRÂFINA VERİLEN YÜZER DEVEYİ, RESÛLULLÂH`IN FEY` OLARAK KENDİSİNE İSÂBET EDEN GANÎMETTEN VERDİĞİ, VE ENSAR GENÇLERİNİN GÖNÜLLERİNDE: ARTIK RESÛLULLÂH BİZİ BIRAKTI DA HEMŞEHRİLERİNE İHSAN KAPISI
Hadis : Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem`in: Ben Kureyş`e (Müslümanlığa) ısınmaları arzusiyle (ganîmet malından çok hisse) verdim. Çünkü onlar câhiliyet devrine yakındırlar, buyurduğu rivâyet olunmuştur.
HadisNo : 1299


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu :
Ravi : Enes b. Mâlik
Baslik : MEKKE EŞRÂFINA VERİLEN YÜZER DEVEYİ, RESÛLULLÂH`IN FEY` OLARAK KENDİSİNE İSÂBET EDEN GANÎMETTEN VERDİĞİ, VE ENSAR GENÇLERİNİN GÖNÜLLERİNDE: ARTIK RESÛLULLÂH BİZİ BIRAKTI DA HEMŞEHRİLERİNE İHSAN KAPISI
Hadis : Şöyle dediği rivâyet olunmuştur: Allahu Teâlâ`nın Hevâzin (harbindeki ganîmet) mallarından Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem`e fey` olarak ne verse verdiği zaman, Resûlullah`ın da Kureyş`ten birtakım kimselere (kalblerini tatyîb için) yüzer deve ayırdığı zaman Ensâr`dan bâzı kimseler: - Allah, Resûlullah`ı yarlıgasın! O, Kureyş`e veriyor da bizi bırakıyor. Halbuki kılıçlarımızdan hâlâ Kureyşîlerin kanları damlayor, demişlerdi. Enes (sözüne devâm edip) demiştir ki: Ensâr`ın bu sözü Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem`e duyuruldu da Resûlullah Ensâr`a haber gönderip onları deriden bir çadır içinde toplattı. Ensar`dan başka kimseyi onların yanına bırakmadı. Ensar toplayınca Resûlullah yanlarına geldi. Ve: - Ey Ensâr! Sizin tarafınızdan söylenmiş olan bir söz bana erişti, buyurdu. Ensâr`ın söz anlayanları: - Yâ Resûla`llah! Bizim re`y sâhiblerimiz hiç bir söz söylemezler, (ve söylememişlerdir) dediler. (Müellif Zebîdî der ki:) Hevâzin ganîmetinin taksîmine ve esirlerinin ıtlakına dâir olan hadîs uzunca (bir metin ile) yukarıda geçmiştir.
HadisNo : 1300


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu : Adâlet
Ravi : Cübeyr b. Mut`im
Baslik : HUNEYN VE HEVÂZİN GANÎMETLERİNİN -ESİRLERİN ÂZATLANMASI YÜZÜNDEN- TE`HÎRİNE DE AÇGÖZLÜ BEDEVÎ ARABLARIN İ`TİRAZLARI, RESÛLULLÂH`IN BUNLARA YÜKSEK BİR İRÂDE VE DOĞRULUK ARZEDEN CEVÂBI
Hadis : (Oğlu Muhammed İbn-i Cübeyr`in) rivâyetine göre Cübeyr, Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem ile berâber bulunduğu ve Resûlullah ile birtakım kimseler Huneyn (seferin) den döndüğü sırada birtakım bedevî araplar ganîmet isteyerek Resûlullah`ın etrâfına takılmışlardı. Hattâ Resûlullah`ı (son derece ta`cîz ederek) Semüre (denilen dikenli bir) ağaç altına ilticâya mecbûr etmişlerdi de o ağaç (ın iri dikenleri) Resûlullah`ın ridâsını (takılıp) kapmıştı. Bu cihetle Resûlullah` salla`llahu aleyhi ve sellem bir müddet orada tevakkuf buyurup: - Bana ridâmı veriniz! demiş ve müteâkıben (îrâd ettiği bir nutkun sonunda): - Şu iri dikenli ağacın dikenleri sayısınca ganîmet devesi ve sığırı farz olunsa, muhakkak ben onları aranızda taksîm ederim. Sonra siz beni ne cimri, ne yalancı, ne de korkak diye ithâm edebilirsiniz! buyurmuştur.
HadisNo : 1301

Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu :
Ravi : Enes b. Mâlik
Baslik : YİNE BU HUNEYN SEFERİNDE CÂHİL BİR BEDEVÎ DE RESÛLULLÂH`IN RİDÂSININ YAKASINDAN TUTARAK: YANINDAKİ ALLAH MALINDAN BANA DA BİRAZ VER! DİYE ŞİDDETLE ÇEKMİŞ, RESÛLULLÂH DA YÜZÜNE GÜLEREK BAKMIŞ VE VERİLM
Hadis : Şöyle dediği rivâyet olunmuştur: Ben bir kere Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem ile berâber gidiyordum. Resûlullah`ın üzerinde Necran mensûcâtından kalın kenarlı bir ridâ, (kaftan) bulunuyordu. Bâdiyeli bir Arab bize yetişti de Resûlullah`ın ridâsını şiddetle çekti. O sırada ben Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem`in boynu ile iki omuzu arasına bakmıştım (bir de ne göreyim?) Bedevînin ridâyı şiddetle çekmesinden ridânın (kalın) kenarı Resûllulah`ın boyun safhasında iz bırakmıştır. Bundan sonra bedevî Resûlullah`a: - Yanında bulunan Allah malından bana bir şey verilmesini emret! dedi. Bunun üzerine Resûlullah bedevîye doğru (şefkatle) baktı da güldü, sonra bu bedevîye biraz dünyâlık verilmesini emretti.
HadisNo : 1302


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu : Müellefe-i Kulûb
Ravi : Abdullâh b. Mes`ûd
Baslik : YİNE BİR BEDEVÎ: ŞU TAKSİM, ALLAH RIZÂSI GÖZETİLEN ÂDİLÂNE BİR TAKSİM DEĞİLDİR, DİYE SÖYLENMESİ ÜZERİNE RESÛLULLÂH`IN: ALLAH VE RESÛLULLÂH ADÂLET ETMEZSE YA KİM EDER! BUYURMALARI
Hadis : Şöyle dediği rivâyet olunmuştur: Huneyn günü (harb) olup bitince Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem (ganîmet taksîmi sırasında) bâzı kimselere ziyâde vermek sûretiyle husûsiyet bahş etti. (Meselâ Müellefe-i Kulûb`dan) Akra` İbn-i Hâbis`e yüz deve vermişti. Uyeyne`ye de bunun kadar vermişti. Arab eşrâfından bâzı insanlara da bu sûretle yüz deve ihsan buyurup bu Arab eşrâfını o gün ganîmet bölümünde başkalarına tercîh etmişti. (Peygamber`in bundaki gayesini anlamayanlardan) bir kişi (i`tirâz ederek): - Vallahi şu taksîm, kendisinde adâlet gözetilmeyen, yâhut kendisiyle Allah rızâsı kasd edilmeyen bir taksimdir ve bu muhakkaktır, dedi. Ben de: - Vallahi bu (küstahca) sözü ben Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem`e muhakkak haber veririm, dedim. Ve Peygamber`e varıp haber verdim. Resûlullah: - Allah ve Resûlü adâlet etmezse kim eder?. Allah Mûsâ`ya rahmet etsin, o, bundan daha çok sözlerle ezâlandırıldı da sabretti (ve böyle küstahları cezâlandırmadı) buyurdu.
HadisNo : 1303


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu :
Ravi : Abdullâh b. Ömer
Baslik : YİNE BİR BEDEVÎ: ŞU TAKSİM, ALLAH RIZÂSI GÖZETİLEN ÂDİLÂNE BİR TAKSİM DEĞİLDİR, DİYE SÖYLENMESİ ÜZERİNE RESÛLULLÂH`IN: ALLAH VE RESÛLULLÂH ADÂLET ETMEZSE YA KİM EDER! BUYURMALARI
Hadis : Rivâyet olunduğuna göre, müşârün-ileyh: [Biz, gazâlarımızda bal, (yağ), üzüm, (meyve gibi) yiyecek şeylere rast gelirdik. Bunları (yerinde) yerdik de (iddihâr için) nakletmezdik] demiştir.
HadisNo : 1304


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu : Cizye
Ravi : Ömer b. el-Hattâb
Baslik : BU HUSÛSA DÂİR HAZRET-İ ÖMER HADÎSİ
Hadis : Rivâyet olunduğuna göre, Hazret-i Ömer kendileri vefatlarından bir sene önce Basra Vâlisi (Cez` İbn-i Muâviye) ye gönderdiği bir emirnâmesinde: Mecuslardan (kendi âdetleri ve kendi nikâhlariyle aralarında zevciyet bulunan) her zî-rahm-i mahrem (karı, koca) arasını ayırınız!. (Her sâhiri de yakalayıp öldürünüz!) diye yazmıştır. (Vâli Cez`den: üç sâhir bulduk, öldürdük. Mecuslardan da mahrem karı kocaların aralarını ayırdık, dediği de diğer bir tarikle rivâyet olunmuştur.) Râvî: iptidâ Ömer mecusdan cizye almazdı. Nihâyet Abdurrahmân İbn-i Avf, Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem`in (Bahreyn`in) Hecer (şehri) mecûsundan cizye aldığına şahâdet etti. (Bunun üzerine Ömer de almağa başladı, demiştir.)
HadisNo : 1305


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu : Cizye;Dünya nîmetlerine kapılmamak
Ravi : Amr İbn-i Avf
Baslik : BAHREYN MUÂHEDESİNE DÂİR AMR İBN-İ AVF HADÎSİ
Hadis : Ensar`dan Amr İbn-i Avf`den -ki, müşârün-ileyh Âmir İbn-i Lüey oğullarının dostu idi ve Bedir`de hazır bulunmuştu- rivâyet olunduğuna göre, Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem harp etmeksizin Bahreyn ahâlîsiyle bir sulh akd etmiş ve Bahreynliler (muayyen miktarda cizye vermeyi deruhde etmişlerdi. Resûlullah bunlar) üzerine Alâ` İbn-i Hadremî`yi Emir nasbetmiştir. Tahsîl olunan Cizye mallarını getirmek üzere de bilâhare Resûlullah Ebû Ubeyde İbn-i Cerrâh`ı Bahreyn`e gönderdi. Ebû Ubeyde İbn-i Cerrâh`ı Bahreyn`e gönderdi. Ebû Ubeyde cizye mallarını alarak Bahreyn`den Medîne`ye geldiğinde Ensâr onun geldiğini işitince -ki, bu haberin şuyûu Ashâb`ın Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem ile sabah namazı kıldığı bir zamâna tesâdüf etmişti- Ensar sabah namazını kılar kılmaz hemen dönüp Ebû Ubeyde`ye karşı çıktılar. Resûlullah Ashâb`ı bu halde görünce gülümsiyerek onlara: - Öyle sanıyorum ki siz, Ebû Ubeyde`nin hayli dünyâlıkla geldiğini duydunuz (da onu sevinçle karşılıyorsunuz!) buyurdu. Onlar da: - Evet yâ Resûla`llah! diye tasdîk ettiler. Bunun üzerine Resûlullah: - Şâd olunuz ve sizi sevindirecek ni`metleri (bundan böyle her zaman) umunuz!. Vallahi (bundan sonra) size fakr-ü ihtiyaç geleceğinden hiç korkmam. Fakat sizin için korktuğum bir şey varsa o da sizden önce gelip geçen ümmetlerin önüne dünyâ (ni`metleri) nin yayıldığı gibi sizin önünüze de yayılarak onların biribirlerine haset ettikleri ve nefsâniyet güttükleri gibi sizin de biribirinize düşmeniz ve onların helâk oldukları gibi sizin de mahvolup gitmenizdir, diye ümmeti intibâha da`vet etmiştir.
HadisNo : 1306


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu :
Ravi : Cübeyr b. Mut`im
Baslik : İRAN HARBİ VE ŞÂRİH AYNÎ`NİN BU MUHÂREBE HAKKINDA ÎZÂHI
Hadis : Ömer İbn-i Hattâb (hilâfetinin ikinci yılında bir ordu techîz ederek) Îran`ın mahal ta`yîn etmiyerek büyük şehirleri üzerine müşriklerle harbetmek üzere göndermişti. Bunun üzerine Hürmüzân müslüman oldu. (Hazret-i Ömer de onu mukarrebîni arasına alarak): - Ey Hürmüzân! Şimdi seninle (Îran fütûhâtını tamamlamak için) şu Fars, Isfahan, Azarbaycan hakkında istişâre ediyorum. Bunlardan, önce hangisinin fethine başlanmalıdır? diye sordu. Hürmüzân cevap vererek: - Evet Emîre`l-mü`minîn! Bu toprakların ve buralarda bulunan müslüman düşmanı halkın benzeri, iki kanadı, iki ayağı ve bir başı bulunan bir kuştur ki, bu kuşun bir kanadı kırıldığı farz edilse (o ölmez), bir kanadı ve bir başı ile iki ayağı ile (yaşar) durur. Amma kuşun başı ezilirse ayakları da, kanatları da, başı da (kırılır, ezilir) gider. İmdi bu işte baş, Kisrâ`dır. Kanadın biri Kayser`dir, öbürüsü de Fars`tır. Yâ Emîre`l-mü`minîn! Şimdi siz müslümanlara emrediniz de toptan Kisrâ üzerine hareket etsinler! dedi. (Îran harp târihinin son derece hulâsa edilmiş bu birinci safhasıdır). Râvî Cübeyr İbn-i Habbe (Îran vakayiinin ikinci bir safhasını rivâyet ederek) demiştir ki: (Kadisiyye fethinden geldikten sonra bir gün) bizi Ömer gazâ için çağırdı. Üzerimize de Nu`mân İbn-i Mukarrin`i kumandan dikti. (O da Kadisiyye fethinden yeni gelmişti. Bu yeni ordu içinde İbn-i Ömer ve Ashab`tan pek çok kimseler vardı. Biz Medîne`den hareket ederken Hazret-i Ömer Ebû Mûse`l-Eş`arî`ye Basra kuvvetleriyle, Huzeyfe`ye de Kûfe kuvvetleriyle hareket etmelerini ve Nehâvend`de birleşmelerini yazdı. Biz de Medîneden hareket ederek) düşman diyârında Nehâvend`e varıp birleştik. Kisrâ`nın kumandanı bizi (Fars, Kirman ve sâire ahâlîsinden) kırk bir kişilik bir kuvvetle karşıladı. Ve kumandan tarafından gelen bir tercüman bize: - Bâzı şeyler soracağım: İçinizden bir kişi bana cevap versin! dedi. (Ashâb`ın hakîm ve hatiplerinden) Muğîre İbn-i Şu`be: - Ne istersen sor! demesi üzerine tercüman (istihfafkârâne ve taşa, ağaca seslenir gibi): - Siz ne (mülevves) şeylersiniz? dedi. Muğîre şöyle cevap verdi: - Biz Arap ırkından birtakım kimseleriz. Biz vaktiyle azgın bir şakavet, zorlu bir belâ ve mihnet içinde yaşarken, açlıktan hurma çekirdeği, deri parçası sorarken, deve yününden ve kıldan elbîse giyerken, ağaca ve taşa taparken; hulâsa biz, böyle koyu bir vahşet ve cehâlet içinde iken göklerin ve yerlerin Rabbı, şânı âlî ve azameti mütecellî olan Allahu Teâlâ bize kendi aramızdan bir Peygamber gönderdi. Biz onun babasını anasını (aramızdaki şerefini, haseb-ü nesebini, doğru sözlülüğünü) biliriz. Şimdi Rabbımızın gönderdiği bu azîz Peygamberimiz salla`llahu aleyhi ve sellem bize -siz yalnız bir Allah`a ibadet edinceye, yâhut cizye verinceye kadar- sizinle harp etmemizi emir buyurdu. Ve Peygamberimiz salla`llahu aleyhi ve sellem Rabbımız nâmına bize haber verdi ki: bizden cihad uğrunda hayâtını fedâ edenler doğru Cennet`e gider. Ve Cennet`te, asla misli görülmedik ni`mete nâil olur. Şehid olmayıp da geride hayatta kalanlar da sizi esîr edip rakabenize mâlik olurlar: (Muğire İbn-i Şu`be bu âteşîn hitâbesini zeval vakti bitirmişti. Ve harpten başka bir çıkar yol olmadığını anlamıştı. Kumandanımız Nu`mân İbn-i Mukarrin`e harbe başlanmasını teklîf etti. Bunun üzerine) Nu`mân: - (Azîz kardeşim Muğîre!) Allahu Teâlâ seni, Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem ile berâber bu vak`a gibi bir çok muhârebelerde bulundur (makla mübâhi kıl) dı. (Hatırlarsınız ki, Resûlullah gündüzün ilk saatinde harbe başlamazsa zevalden sonraya te`hîr ederdi). Şimdi sabır ve teennî size nedâmet vermez. Ve sizi düşman nazarında küçük düşürmez. Benim Resûlullah ile bulunduğum bütün muhârebelere Resûlullah, gündüzün ilk saatinde harp etmezse, (zevalden sonra) tâ rüzgâr esip (öğle sisi geçinceye) namazlar kılınıncaya kadar intizâr etmek i`tiyâdında idi, dedi. (Ve müsâit zamanda taarruz emrini verdi).
HadisNo : 1307


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu : Cizye
Ravi : Ebû Humeyd Ensârî-i Sâidî
Baslik : EYLE EMANNÂMESİ
Hadis : Rivâyet olunduğuna göre, şöyle demiştir: Biz Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem ile berâber Tebük`e gazâ etmiştik. (Sefer esnâsında) Eyle Melîk`i (Buhne İbn-i Ru`be Resûlullah`ın huzûruna geldi; sulh oldu; cizye vermeği deruhte etti). Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem`e (Düldül adlı) beyaz bir katır hediye etti. Ve Bürd (-i Yemânî) bir libas giydirdi. Resûlullah da ona sâhil boyundaki köyler halkı hakkında bir amânnâme yaz (dırıp ver) di.
HadisNo : 1308


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu : Haksız yere bir zimmî öldürmek
Ravi : Abdullâh b. Amr b. Âs
Baslik : BİR MÜSLÜMANIN MUÂHİDİ ÖLDÜRMESİNİN CEZÂSI CENNET`TEN MAHRÛMİYETTİR
Hadis : Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem`in şöyle buyurduğu rivâyet olunmuştur: Her hangi (mü`min) bir kişi Muâhit ve (Haracgüzâr) bir Zimmîyi (haksız yere) öldürürse, o kişi Cennet kokusu kokamaz. Halbuki (kebâirden kaçınan öbür mü`minler) Cennet kokusunu kırk yıllık mesâfeden duyar.
HadisNo : 1309


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu : Yahûdilerin Hz. Peygamber`i zehirlemek istemeleri
Ravi : Ebû Hüreyre
Baslik : MUÂHİDİN MÜSLÜMANA KARŞI HİYÂNET EDİP AHDİNİ BOZMASININ HÜKMÜ
Hadis : Şöyle dediği rivâyet olunmuştur: Hayber fetholunduğu zaman Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem`e (Hâris kızı Zeyneb tarafından) içi zehirli (kızartılmış) bir koyun hediye edilmişti. (Bunun zehirli olduğunu vahy ile bilen) Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem (Ashâb`a): - Hayber`de ne kadar Yahûdî varsa onları bana toplayınız! buyurdu. Ashab da toplayıp getirdiler. Resûlullah bunlara hitâb ederek: - Size bir şey soracağım; bana doğru cevap verir misiniz? buyurdu. Yahûdîler: - Evet, doğrusunu söyleriz! dediler. Bunun üzerine Resûlullah Yahûdîlere: - Sizin (ulu) babanız kimdir? diye sordu. Onlar da: - Falandır! diye cevap verdiler. Resûlullah onlara: - Yalan söylediniz, (büyük) babanız falandır, diye yalanladı. Yahûdîler: - Doğru söyledin, diye Resûlullah`ı tasdîk ettiler. Şimdi Resûlullah Yahûdîlere: - Size bir şey daha soracağım. Bana doğrusunu söyler misiniz? diye sordu. - Evet, yâ Ebe`l-Kasim söyleriz. Hem biz yalan söylersek bile bizim yalanımızı bilirsin. Nasıl ki, bizim babamızı bilmiştin! dediler. Bunun üzerine Resûlullah onlara: - Cehennemlik kimlerdir? diye sordu. Yahûdîler: - Biz, az bir zaman Cehennem`de bulunacağız, sonra orada siz bize halef olacaksınız! diye cevap verdiler. Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem de: - Haydi buradan yıkılın! Vallahi Cehennem`de biz size asla halef olamayız! diye onları reddeti. Sonra Resûlullah: - Şimdi (asıl mühim) bir şey soracağım. Buna olsun doğru cevap verir misiniz? diye sordu. Yahûdîler: - Evet, yâ Ebe`l-Kasim! diye cevap verdiler. Resûlullah: - Şu koyu (n kızartması) na zehir koydunuz mu? diye sordu. Yahûdîler: - Evet, koyduk! dediler. Resûlullah: - Bu cinâyete sizi ne sevk etti? demişti. Yahûdîler de: - Biz şöyle düşündük: Eğer sen yalancı (Peygamber) isen (koyunu yer ölürsün) biz de müsterih oluruz. Eğer hakîkî bir Peygamber isen sana bir zarar irişmez! diye cevap verdiler.
HadisNo : 1310


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu : Diyet (kan bedeli);Kan bedeli;Yalan yere yemin
Ravi : Sehl b. Sa`d
Baslik : BİR KASÂME DA`VÂSINDA GÖRÜLEN MÜŞKÜLLER`LE İLGİLİ RİVAYET
Hadis : Şöyle dediği rivâyet olunmuştur: (bir hurma mevsimi) Abdullah İbn-i Sehl ile Mes`ûd İbn-i Zeyd`in oğlu Müheyyisa Hayber`e (dostları yanına hurma toplamağa) gitmişlerdi. O sene Hayberlilerle müslümanlar arasında sulh ve müsâlemet vardı. Bu iki yoldaş Hayber`e vardıklarında (kendi işlerine) ayrıldılar. Bir müddet sonra Muhayyısa (işlerini bitirip) Abdullah İbn-i Sehl`e geldi. Fakat (onun boynu kırılarak bir pınara atılmış olduğunu gördü). Zavallı Abdullah kana boyanmış, öldürülmüş bir halde idi. Muhayyısa onu defnetti. Sonra dönüp Medîne`ye geldi. Vak`ayı Peygamber`e arzetmek üzere Abdurrahmân İbn-i Sehl ve (Ensâr`dan İbn-i Mes`ûd`un oğulları) Muhayyısa ile Huveyyısa Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem`e gittiler. (İptidâ) Abdurrahmân söze başladı. Fakat Resûlullah yaşça pek genç olan Abdurrahmân`a: "İlk sözü yaşlıya bırak, ilk sözü yaşlıya ver!" ihtârında bulundu. Bunun üzerine Abdurrahmân sustu. İki kardeş vâkıayı arzettiler. Sonunda Resûlullah onların üçüne: - Bu cinâyetin Hayber`de Yahûdîler tarafından îkâ edildiğine yemîn eder ve sâhibinizin kanı bedeli olan diyete müstahak olur musunuz? teklîfinde bulundu. Onlar da: - Yanında bulunmadığımız ve görmediğimiz bir cinâyet hakkında nasıl yemîn ederiz? diye imtinâ ettiler. Resûlullah: - Şu halde Yehûd elli yemîn ile isnâd ettiğiniz cinâyetten berâet eder! buyurdu. Da`vâcılar: - Yâ Resûla`llah! Kâfirler gürûhunun yeminlerine nasıl i`tibâr ederiz? diye râzı olmadılar. Bunun üzerine Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem cinâyetin diyetini kendisi ver(erek da`vâ sona er) di.
HadisNo : 1311

Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu : Sihir;Süvarilere verilen ganîmet
Ravi : Ümmü`l-mü`minîn Âişe
Baslik : SİHİRLE İLGİLİ HZ. ÂİŞE`NİN HADİSİ
Hadis : Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem`e sihir edildiği, hattâ işlemediği bir şeyi işledim sandığı, rivâyet olunmuştur.
HadisNo : 1312


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu : Kıyâmet alâmetleri;Veba
Ravi : Avf İbn-i Mâlik
Baslik : KIYAMETİN ALÂMETLERİ, İLGİLİ AVF İBN-İ MÂLİK HADİSİ
Hadis : Rivâyet olunduğuna göre, şöyle demiştir: Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem Tebük gazâsında meşinden (ma`mûl) yuvarlak bir çadır içinde iken huzûruna girdim. (Görüşürken bana dedi ki:) Kıyâmetin kopması yaklaştığı sıra (onun alâmetlerinden olmak üzere şu) altı şey`i say!: 1) Benim ölümüm, 2) Beyt-i Makdis`in fethi, 3) (Tâûn) öledi ki, koyun kırımı gibi o sizi yakalayacaktır, 4) Mal çokluğu ki, siz, bir kişiye (ıvazsız) yüz dînar verseniz bile (yine az ve küçük görerek) hoşnutsuzluğu ve husûmeti sürüp gidecektir, 5) Bir fitne ki, Arap evlerinden girmediği hiç bir ev kalmayarak muhakkak girecektir, 6) Sizinle Benû Asfer (denilen Rum) arasında akdolunan bir sulh ki, düşmanlarınız musâlâhayı müteâkip hıyânet ve nakz-ı ahd ederek üzerinize -her bayrağın altında on iki bin nefer olmak üzere- seksen kumandanın bayrakları altında (bir milyona yakın bir kuvvetle) üzerinize saldıracaklardır.
HadisNo : 1313


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu : Cizye;Harac
Ravi : Ebû Hüreyre
Baslik : CİZYE, HARAC LA İLGİLİ EBÛ HÜREYRE HADİSİ
Hadis : Rivâyet olunduğuna göre müşârün-ileyh (bir kere meclisinde bulunanlara): - (Cizye, harac olarak) dînar, dirhem almayacak olursanız hâliniz nice olur? demişti de onlar da: - Yâ Ebâ Hüreyre sen (günün birinde) böyle bir şey olur mu sanırsın? diye karşılamışlardı. Bunun üzerine Ebû Hüreyre: - Evet, Ebû Hüreyre`nin hayâtı, kudreti elinde olan Allah`a yemîn ederim ki, (ben size) -kendisi doğru söyleyen, kendisine de (vahy ile) doğru söylenen, (Resûlullah`ın) sözünden (haber veriyorum!) dedi. Oradakiler: - "Pek eyi! Şu cizye, haraç altınlarını, gümüşlerini alamamak neden neş`et ediyor? diye sordular" Ebû Hüreyre: - Allah`ın ve Resûlü salla`llahu aleyhi ve sellem`in muâhidlere verdiği ahd-ü amânı yırtılır, atılır; o zaman Allahu Teâlâ zimmîlerin gönüllerini sıkıca bağlar da ellerindeki cizye, haraç malını vermezler, diye cevap verdi.
HadisNo : 1314


Fasil : HÛRÜ`L-ÎYN VE ONLARIN MÜSTESNÂ SIFATLARI
Konu : Ahdi bozmak (ahde vefâsızlık);Verdiği sözü tutmamak
Ravi : Abdullâh b. Mes`ûd
Baslik : NAKZ-İ AHD HAKKINDA ENFÂL SÛRESİ`NİN (56) INCI ÂYETİNİN TERCEME VE ÎZÂHI
Hadis : Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem`in: "Ahdini bozan her kişi için kıyâmet gününde (halk arasında teşhir olunmak üzere) bir alâmet vardır" buyurduğu rivâyet olunmuştur. Râvîlerden birisi: "O alâmet gaddarın yanına dikilir" diye rivâyet etmiş, öbür râvî de: "O alâmet gaddarın yanında görülür, onunla bilinir" demiştir.
HadisNo : 1315


RAŞiT TUNCA

BAŞAĞAÇLI RAŞiT TUNCA
Raşit Tunca

FORUMUMUZDA
Dini Bilgiler...
Kültürel Bilgiler...
PNG&JPG&GiF Resimler...
Biyografiler...
Tasavvufi Vaaz Sohbetler...
Peygamberler Tarihi...
Siyeri Nebi
PSP&PSD Grafik

BOARD KISAYOLLARI

ALLAH

Allah



BAYRAK

TC.Bayrak



WEB-TUNCA


Radyo Karoglan

Foruma Misafir Olarak Gir


Forumda Neler Var


Karoglan-Raşit Tunca - Dini - islami - Dini Resim - FIKIH - Kuran - Sünnet - Tasavvuf - BAYRAK - Milli - Eğlence - PNG - JPEG - GIF - WebButtons - Vaaz - Sohbet - Siyeri Nebi - Evliyalar - Güzel Sözler - Atatürk - Karoglan Hoca - Dini Bilgi - Radyo index - Sanal Dergi




GALATASARAY

G A L A T A S A R A Y


FENERBAHÇE


F E N E R B A H C E


BEŞiKTAŞ

B E Ş i K T A Ş


TRABZONSPOR

T R A B Z O N S P O R


MiLLi TAKIM

M i L L i T A K I M


ETKiNLiKLERiMiZ


“Peygamberimiz Buyurdular ki Birbirinize Temiz ağız ile Dua edin. Bizde Sayfamızı ziyaret edenlerin ve bu bölümü ziyaret edenlerin kendilerinin Ruhaniyetine, geçmişlerinin Ruhuna Yasin Okuyup hediye ediyoruz Tıkla, ya sende oku yada okunmuş Yasinlerden Nasibini Al”
(Raşit Tunca)



MEVLANA'DAN

“ Kula Bela Gelmez Hak Yazmadıkca, Hak Bela Yazmaz Kul Azmadıkca, Hak intikamını, Kulunun Eliyle Alır da, Bilmiyenler Kul Yaptı Sanır."
(Hz. Mevlana)