MUHAMMED

Muhammed


BAYRAK

TC.Bayrak



Welcome, Guest
You have to register before you can post on our site.

Username
  

Password
  





Forum Statistics
Members:» Members: 7
Latest member:» Latest member: Muhammed
Forum threads:» Forum threads: 5,258
Forum posts:» Forum posts: 5,849

Full Statistics Full Statistics

DOWNLOADEN


“Downloaden Bölümümüzden BEDAVA Grafik Paketleri,E-Kitaplar ve Bedava Bilgisayar Programlarını Tek TIKLA BEDAVA indirebilirsiniz”
(Raşit Tunca)




AYET

“Yeryüzüne muhakkak benim iyi kullarım varis olacaktır”
ENBİYA Suresi 105


FELSEFEMiZ

“ iSLAM OKUMAK YAZMAK YADA ÇiZMEK DEĞiLDiR, Yahutta O Hadis şöyle, Bu Ayette böyle diyor Diye Papağanlıkda Değildir. islam Kuranı ve sünneti HAYATINA TATBiK edip, Onunla Yaşayabilmekdir”
(Karoglan Raşit Tunca Sözü)


Raşit Tunca Sözü

“Yüzme bilmek Denizden çıkmana fayda vermez, taaki yüzme biliyorsan, denizedee düştüysen, ellerini, kollarını, ayaklarını çırpacaksın, ve birde tutuncak dal bulacak, tutunup çıkacaksın. ilimde böyledir, bir ilmi bilmek fayda etmez, taaki, onu hayatında tatbik edesiye, Dinde böyledir, din bilmek imanını kurtarmaz, taaki, ne zaman, bildiğin öğrendiğin dinini hayatında tatbik edip, yaşadın, o zaman belki kurtulursun.”
(Karoglan Raşit Tunca Sözü)

GÜZEL SÖZ

“ Bazen Hata Yapıvermek, Doğruyu bulmanın ilk Basamağıdır.
(Başağaçlı Raşit Tunca Sözü)





Metin A k pınar Kimdir? Biyografisi

Türkiye'nin ilk kabare tiyatrosu olan Devekuşu Kabare Tiyatrosu'nun kurucularındandır. “Zeki-Metin” ikilisi olarak oyuncu Zeki Alasya ile birlikte sahnelediği oyunlar ve çevirdiği toplumsal içerikli komedi filmleri ile tanınmıştır.

Yaşamı

1941 yılında İstanbul'da doğdu. Beş çocuklu ailesinin tek erkek çocuğu idi. Çocukluğu Aksaray'da geçti. 45. İlkokul (sonradan 1. İlkokul), Gedikpaşa Ortaokulu, Pertevniyal Lisesi’nde eğitim gördü. İki sene Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nde Felsefe, iki sene İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde okudu ancak ikisinden de mezun olmadı.

1957'de Yeşil Sahne'de amatör olarak, Ferdi Merter ve Erdinç Üstün'le birlikte tiyatro çalıştı, ancak oyun sahnelenmediği için sahneye çıkmadı. 1962-1965 arasında Millî Türk Talebe Birliği'nde tiyatro bölümü yöneticisi oldu, çeşitli oyunlarda oynadı.[1] Uzun yıllar sahne arkadaşı olacak Zeki Alasya ile orada tanıştı. 1961 yılında Göksel Özdoğdu ile evlendi.[2]

1964 yılında Ulvi Uraz tiyatrosunda "Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım" oyunu ile profesyonel olarak oyunculuğa başladı. 1966 yılında Gen-Ar Tiyatrosu'nda çalıştı. 1967 yılında Türkiye'nin ilk kabare tiyatrosu olan Devekuşu Kabare Tiyatrosu'nun kurucuları arasında yer aldı.[3] Devekuşu Kabare’nin ilk oyunu Vatan Kurtaran Şaban'daki Şaban rolü ile tanındı. 1978'de Ahmet Gülhan ve Haldun Taner'in ayrılmasından itibaren 1992 yılında kapanana kadar tiyatronun idari müdürlüğünü Metin A k pınar yaptı. 1980'lerde Devekuşu Kabare'de Zeki Alasya ile birlikte kendilerine özgü bir üslup geliştirdikleri, büyük salonlarda sahneledikleri oyunlar sahneledi.

Sinemaya, Ertem Eğilmez'in yönettiği Tatlı Dillim filmi ile başladı. Mirasyediler (1974) filminden itibaren Zeki-Metin ikilisi olarak Zeki Alasya ile birlikte oynadığı toplumsal içerikli komedi filmleri çevirdi. İkili, 1990'arın başında birlikte Zeki-Metince adlı dizide rol aldı. A k pınar, 1999 yılında Sinan Çetin'in yönettiği Propaganda filminde Rahim rolünü canlandırdı ve kariyerine tek başına devam etme kararını açıkladı.[4]

Sanatçılığının yanı sıra birçok ticari girişimi oldu. 1992'de KİPA marketler zincirinin, ardından İzmir Kent Hastanesi'nin kurucu ortakları arasında yer aldı ve yönetim kuruluna girdi.[5].[6][7] Kendisini bir sosyalist olarak niteleyen A k pınar, 1991’de ve 1995’te DSP'den milletvekili adayı olması için teklif aldı ancak kabul etmedi.[5][8]

2008 yılında İsmail Dümbüllü Ödülleri “Yaşam Boyu Onur Ödülü”ne, 2010 Altın Portakal Film Festivali “Yaşam Boyu Onur Ödülü”ne ve 2011 Uluslararası İstanbul Film Festivali “Onur Ödülü”ne layık görüldü. Haliç ve Okan üniversiteleri konservatuvarlarında "Tiyatroda Kabare Tarihi" dersleri verdi.

2020 yılında Metin A k pınar'ın hayatını konu alan "İyi ki Yapmışım" belgeseli 39. İstanbul Film Festivali'nin kapanışında gösterildi.[9][10]

2022 yılında, hayatını konu alan, özel albümünden fotoğrafları da içeren “Sahneye Adanmış Bir Ömür: Metin A k pınar” adlı bir kitap yayımlandı.[11]

Ödülleri
Yıl Ödül Töreni Kategori Sonuç
2008 İsmail Dümbüllü Ödülleri Yaşam Boyu Onur Ödülü Kazandı[12]
2010 47. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali Onur Ödülü Kazandı[13]
2010 Altın Portakal Film Festivali Yaşam Boyu Onur Ödülü Kazandı
2011 30. Uluslararası İstanbul Film Festivali Sinema Onur Ödülleri Kazandı[14]

Tiyatro oyunları

    Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım
    Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım
    Vatan Kurtaran Şaban
    Astronot Niyazi
    Ha Bu Diyar
    Haneler
    Keşanlı Ali Destanı
    Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım
    Aşk Olsun
    Deliler
    Geceler
    Yasaklar
    Beyoğlu Beyoğlu
    Reklamlar
    Dün Bugün

Filmografisi
Filmler

2018 Kafalar Karışık İsmet Dede
2006 Eve Giden Yol 1914 Reşat Ağa
2006 Kısık Ateşte 15 Dakika Resul
2006 Amerikalılar Karadeniz'de 2 Muhtar Salih
2005 Döngel Karhanesi Bertan
2004 Eğreti Gelin Tavid
2002 Rus Gelin Damat Adayı
2000 Abuzer Kadayıf Abuzer Kadayıf/Ersin Balkan
1999 Güle Güle Galip
1999 Propaganda Rahim
1986 Namus Düşmanı Ali
1985 Patron Duymasın Erol
1985 Yanlış Numara Erol
1983 Davetsiz Misafir Rüstem/Halim
1983 Dönme Dolap Metin
1982 Baş Belası Metin
1981 Şaka Yapma Metin
1979 Vay Başımıza Gelenler Metin
1979 Köşe Kapmaca Halis
1978 Petrol Kralları Metin
1978 Cafer'in Çilesi Refik
1977 Sivri Akıllılar Metin
1977 Aslan Bacanak Halim
1976 Hasip ile Nasip Abbas / Halis / Hasip
1976 Her Gönülde Bir Aslan Yatar Danyal
1976 Nereye Bakıyor Bu Adamlar Metin
1975 Güler Misin Ağlar Mısın Metin
1975 Nereden Çıktı Bu Velet Metin
1975 Beş Milyoncuk Borç Verir Misin Metin
1974 Hasret
1974 Mirasyediler Metin
1974 Mavi Boncuk Süleyman
1974 Köyden İndim Şehire Hayret
1974 Salak Milyoner Hayret
1973 Oh Olsun Doktor Metin
1973 Canım Kardeşim Kancı Mehmet
1973 Yalancı Yarim Mahmut
1972 Tatlı Dillim Metin

Diziler

2016 Aşk Laftan Anlamaz Haşmet Dede
2012 Aşkın Halleri Sabri
2009-2011 Papatyam Kasap Necati
2005 Çat Kapı Ev Sahibi Hüsnü
2000 Baykuşların Saltanatı Ahmet
1997-1998 Yerim Seni Şahin
1993-1996 Hastane Hastabakıcı Hakkı Baharbahçe
1992 Biz Bize Benzeriz Metin


Dipnotlar

[attachment=107619]

Kaynak

Wikipedia



Kemal Sunal Kimdir? Biyografisi

Ali Kemal Sunal (11 Kasım 1944, İstanbul - 3 Temmuz 2000, İstanbul), Türk oyuncu, yapımcı, senarist ve komedyendir.

Tiyatro ile sanat hayatına başlayan Kemal Sunal'ın ilk amatör tiyatro oyunu, Vefa Lisesindeyken rol aldığı Zoraki Tabip'tir. Kenterler, Ulvi Araz, Ayfer Feray ve son olarak Devekuşu Kabare tiyatrolarında profesyonel olarak rol aldıktan sonra, ünlü yönetmen Ertem Eğilmez'in kendisini fark etmesiyle birlikte 1972 yılında Tatlı Dillim filminde rol alarak Sinemaya ilk adımını attı.[2] Özellikle Hababam Sınıfı, Hababam Sınıfı Sınıfta Kaldı, Hababam Sınıfı Uyanıyor ve Hababam Sınıfı Tatilde filmleriyle yüksek bir başarı kazanan Sunal, Hababam Sınıfı'nın İnek Şaban'ı olarak tanındı.

Filmlerinde oynadığı iyi, saf ve komik adam rolleriyle beğeni kazandı. Sanatçı, komedi filmleri ağırlıkta olsa da dram türündeki filmlerde de yer aldı. Toplam 82 filmde rol almış olan sanatçının son filmi, 1999'da vizyona giren Propaganda'dır.[3] Bu film aynı zamanda Kemal Sunal'ın, oğlu Ali Sunal ile birlikte rol aldığı ilk ve tek filmidir.

Kemal Sunal, 3 Temmuz 2000 tarihinde Balalayka isimli filmin Trabzon'daki çekimlerine gitmek için bindiği uçakta kalp krizi geçirerek 55 yaşında hayatını kaybetti. Mezarı Zincirlikuyu Mezarlığı'nda bulunmaktadır.

Hayatı

11 Kasım 1944 tarihinde İstanbul'un Küçükpazar semtinde Malatyalı bir ailenin çocuğu olarak doğan oyuncunun babası Migros'tan emekli Mustafa Sunal, annesi Saime Sunal'dır.[4][5] Ailenin büyük çocuğu olan Kemal Sunal'ın, Cemil ve Cengiz isminde iki kardeşi vardır. İlkokulu Mimar Sinan İlkokulunda okuyup, Vefa Lisesinden mezun oldu.[6] Liseyi 11 yılda tamamlayan sanatçı, "bu benim tembelliğimden, salaklığımdan ileri gelen bir şey değildi. 15-20 kişilik bir grubumuz vardı. Beraber geçiyorduk, beraber kalıyorduk. Anlaşmış bir gruptu. Bir nevi haylazlıktı tabii…"[6] sözleriyle açıklamıştı. Yüksek tahsiline İstanbul Gazetecilik Yüksekokulunda başlasa da, tamamlayamadı. Eğitim hayatı boyunca çeşitli işlerde çalışan sanatçı, Emayetaş fabrikasında çalıştı, ayrıca elektrikçide çıraklık yaptı. Bu günleri, "Ekonomik durumumuz iyi değildi. Babam Migros'tan emeklidir. Yaz tatillerinde ayakkabı, kitap parasına yardımcı olmak için çalışırdım"[6] diye açıklamıştır. 35 yaşında askere giden sanatçı, diğer askerlerin kendisini görünce gülmeye başlaması sebebiyle, birliğin düzenini bozduğu gerekçesi ile geri hizmete verildi. Usta birliğinde Armoni Mızıkası isimli moral grubuna dağıtımı olmuş, bu vesile ile Türkiye'nin birçok bölgesinde askerlik yapmıştır.[7] Devekuşu Kabare'nin 1972-1973 mevsiminde Ankara turnesi sırasında tanıştığı Gül Sunal ile 1975 yılı Nisan ayında Beyoğlu Evlendirme Dairesi'nde evlendiler. Bu evlilikten Ali ve Ezo isimlerini verdikleri iki çocukları oldu.[6]

Yarım bıraktığı üniversite eğitimini Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesinin radyo, televizyon ve sinema bölümünden mezun olarak 1995 yılında tamamladı ve ardından yüksek lisans yaptı. Yüksek lisanstan "TV ve sinemada Kemal Sunal güldürüsü" başlıklı teziyle 1999'da mezun oldu.[8]

Sanatçı kendi profilinin, oynadığı karakterlere göre farklı olduğunu şu sözlerle belirtmektedir: "Ben özel hayatımda çok az konuşan, çok soğuk bir adamım" "aynı zamanda iş ve ev yaşamında titizim" sözleriyle dile getirmiştir.[6] Eşi tarafından yazılan anı kitabında, ev halkına sanatçı olduğunun ağırlığını hiç hissettirmemiş, eşinin tanımına göre "aile babası" profilini hiçbir zaman bozmamıştır. Akşam yemeklerine daima vaktinde yetişen, aile ilişkilerine önem veren ve bu düsturda çocukları ile çok iyi arkadaş olan, iş, aile ve komşuluk ilişkilerinde daima sohbeti aranan, herkes tarafından sevilen sanatçı; filmlerinin aksine, çok fazla gülmeyen ve sululuktan hoşlanmayan bir yapıya sahiptir. Dinlemeyi anlatmaya tercih eden sanatçı, kendi iç dünyasında da duygusal bir yapıya sahiptir. Aynı zamanda çok da iyi bir arşivci olan sanatçı, kendisi ve ailesiyle ilgili belge, fotoğraf, anı yazısı, kendisine gelen mektuplar gibi manevi değeri olan eşyaları, büyük bir titizlikle ve düzenle saklamış, çocuklarının çizdiği resimlere kadar her şeyi titizlikle ve özenle saklamıştır. Renkli kıyafetler giymeyi seven sanatçının, kıyafet alışverişlerini çoğu zaman eşi yapmıştır. Kendisine gelen mektupların hepsini okuyan sanatçı, yine aynı özenle bu mektuplara cevaplar vermiş ve bizzat postaneye götürüp gönderimlerini yapmıştır.[9] Kemal Sunal, hem yüzünün fizik yapısı hem de mimik ve jestleriyle Fransız komedyen ve şarkıcı Fernandel'e benzetilmektedir. Fernandel 1930'lu yıllardan 1960'lı yıllara kadar tıpkı onun gibi sayısız komedi filmi çevirmiştir. Kendisiyle yapılan bir röportajda Sunal, kendisi için 'at suratlı' gibi benzetmeler bile yapıldığını, ama en çok Zeki Müren'in kendisini 'Fernandel'le Jean-Paul Belmondo karışımı' diye tanımlamasının hoşuna gittiğini belirtmiştir.[10]

Vefa Lisesindeki felsefe hocası Belkıs Balkır'ın sanatçıyı Müşfik Kenter ile tanıştırmasının, Kemal Sunal'ın kariyerinde önemli yeri vardır.[6][11]

Kariyeri
Tiyatro dönemi

Sanat hayatı, Vefa Lisesinde amatör olarak "Zoraki Tabip" adlı tiyatro oyunuyla başladı. Lise öğrenimi sırasında oynadıkları bir oyunla, "Akşam Gazetesi Liseler Arası Tiyatro Yarışması"nda "En iyi karakter oyuncusu" seçilmiştir.[12] Belkıs Balkır'ın kendisini Müşfik Kenter ile tanıştırmasıyla, Kenterler Tiyatrosu'nda profesyonel oyuncu olarak çalışmaya başlayan sanatçının, bu tiyatrodaki ilk rolü "Fadik kız"dır.[6] Burada 150 lira maaş alan sanatçı daha sonra aynı tiyatroda "Deli İbrahim" rolünü oynamış ve maaşı 300 lira olmuştur. Buradan ayrılıp, Ulvi Uraz Tiyatrosu'na geçen sanatçı, bu tiyatroda 4 sene sahneye çıkmıştır. Bu tiyatroda Orhan Kemal'in İspinoz isimli eserindeki "taşkasaplı" karakterini canlandırmıştır. Daha sonra "Bekçi Murtaza" isimli oyunda bekçiyi, oyunun ikinci perdesinde ise bir kahveciyi oynamıştır. Bu tiyatrodan ayrılarak Ayfer Feray Tiyatrosu'na geçen sanatçı burada bir sene çalışmıştır. Son tiyatro deneyimi olan Devekuşu Kabare Tiyatrosu'nda 1500 lira maaşı olan sanatçı, artık daha büyük rollerde oynamaya başlamıştır. "Dün-bugün" isimli bir oyunu oynadıkları sırada, kendisinden daha önce sinemaya geçmiş olan Zeki Alasya, Ertem Eğilmez'in yeni filmi için aradığı oyuncuları seçmesi için kendisini bu tiyatroya davet etmiştir. Bu oyun sırasında, Kemal Sunal'ı çok beğenen Ertem Eğilmez, sanatçının ilk sinema deneyimi olan Tatlı Dillim'de rol almasına karar vermiştir. Sanatçı, sinema kariyerine 1972 yılında bu filmle başlamıştır.

Kemal Sunal kendi ağzından, ilk yıllarını ve komediye yönelişini şu sözlerle dile getirmektedir:

"Nasıl oldu bilmem, ben kendimi sahici bir sahnede seyircilerin arasında buldum. Ses Tiyatrosu'ndaki ilk rolüm çok kısaydı. Üç dakika sahnede ya kalıyor ya kalmıyordum. Öyle pek bir şey söylediğimi de hatırlamıyorum. Sahnenin bir ucundan girip öbür ucundan çıkıyordum. Ne yaptığımı da pek hatırlamıyorum ama seyirci kahkahadan kırılıyor. Bu da benim hoşuma gitmişti. Bildiğiniz gibi o gün bu gündür insanları güldürmeyi seviyorum."[13] Tiyatroya neden devam etmediniz sorusuna, "Film, tiyatro provalarına engel oluyordu. Aksatmaya başlayınca, bırakmamın daha iyi olacağını düşündüm." [6] diyerek cevap vermiştir.

Sinema dönemi


Yönetmen Ertem Eğilmez'in, kendisini keşfedip 1972 yapımı Tatlı Dillim filminde Tarık Akan'ın basketbolcu arkadaşı rolünü vermesiyle birlikte, Kemal Sunal için bir dönüm noktası yaşanmıştır. İlk filmiyle ilgili, İlk gün en arkaya gittim, oturdum. Perdede 8 kere ancak gözüküyorum. Her görünüşümde salonda kıyamet koptu. Suratımı görür görmez büyük alkış ve gülmeler. Lafları duymuyorlardı. Suratım enteresan geldi seyirciye. Sıcak ve kendinden biri buldu sanıyorum. O zaman şöyle arkama yaslanıp, "Bu iş tamamdır” dedim."[14] yorumunu yapmıştır. Yönetmen Ertem Eğilmez bu filmden sonra, 1973 yapımı Canım Kardeşim filminde kendisine Kayseri şiveli bir yolcu rolü vermiştir. Yine aynı yıl, Oh Olsun, Güllü Geliyor Güllü, Yalancı Yarim filmlerinde rol almıştır. 1974 yılında, Kayseri şivesinin halk tarafından benimsendiğini gören Ertem Eğilmez, Salak Milyoner filmini çekmeye karar vermiştir. Bu film büyük ilgi görünce, devam filmi niteliğinde olan Köyden İndim Şehire çekilmiştir. Her iki filmin senaryosu Sadık Şendil'e aittir ve Kemal Sunal'ın büyük rollerde oynadığı ilk iki filmdir. Yine aynı yıl çekilen Mavi Boncuk filminde kaymakamı canlandıran Sunal, Ertem Eğilmez'in herkese eşit rol vermesiyle birlikte perdede daha çok görünmeye başlamıştır. 1974 yılının bir diğer gözden kaçırılmaması gereken noktası ise Kemal Sunal'a, Meral Zeren'in eşlik etmesidir. Aynı yıl çekilen Hasret filminde, yönetmen Zeki Ökten ile çalışan sanatçı, bu filmden sonra ilk başrolünü alacaktır.

Yine aynı yıl sanatçıya başrol verilir ve bu filmin adı Salako'dur. Bu kez yönetmen Atıf Yılmaz'dır. Takvimler 1975 yılını gösterdiğinde, Zeki Ökten'in iki filminde rol alan sanatçının bu filmleri, Şaşkın Damat ve Hanzo'dur. Bu filmlerde Meral Zeren ile beraber olan sanatçı, artık başrollerde oynamaktadır ancak Ertem Eğilmez filmlerindeki başarısından çok uzaktadır. Bu dönemde Ertem Eğilmez, bir efsaneye dönüşecek olan Rıfat Ilgaz romanı olan Hababam Sınıfı'nı sinemaya uyarlamaya karar verir. Bu filmde herkesin rolü eşit olduğundan, Kemal Sunal perdede daha fazla görünmektedir. Sanatçının oynadığı "İnek Şaban" rolü, sonraki yıllarda adının "Şaban" olarak kalmasıyla hatırlarda kalacaktır. 4 Hababam Sınıfı filminde rol alan sanatçı, 1975 yılında, kendisiyle beraber birçok filmde rol alacağı Şener Şen ile tanışır. İkilinin birbirini tamamlamasıyla birlikte rol aldıkları filmler ardı ardına gelmiştir. 1976 yılına gelindiğinde, Kartal Tibet filmi olan Tosun Paşa çekilir. Bu filmin senaryosunu Yavuz Turgul yazmıştır. Aynı yıl, Süt Kardeşler filmi için Ertem Eğilmez yeniden yönetmen koltuğuna geçer ve Şener Şen ile Kemal Sunal'ı yeniden bir araya getirir. Yine aynı yıl, Ergin Orbey'in yönetmenliğinde Meraklı Köfteci filmi çekilir ve ardından Natuk Baytan'ın yönettiği Sahte Kabadayı filminde rol alır.

Natuk Baytan'ın farklı mizah anlayışıyla birlikte, "Şaban" karakterine "kahraman" özelliği de eklenmiştir. Sunal "saf ve halkın kahramanı"nı canlandırdığı yapımlarda kötülerle mücadele etmiş ve mizahi bir sunuşla haksızlıklarla karşı durmuştur. Suavi Sualp'in kaleminden olan Sahte Kabadayı filminde bu durum daha belirgindir. 1976 yılında tam altı film çeken sanatçının bir sonraki filmi, Hababam Sınıfı Uyanıyor'dur ve yönetmen koltuğunda yeniden Ertem Eğilmez vardır. Bu Hababam Sınıfı filminin afişinde Kemal Sunal ismi en üstte yer alır. Bu yılın son filmi kendisine daha sonra "En İyi Erkek Oyuncu" ödülünü getirecek olan Kapıcılar Kralı filmidir. Umur Bugay'ın kaleminden olan bu filmi Zeki Ökten çekmiştir. Şaban karakterinden tamamen bağımsız olan bu filmdeki "Seyit" rolü; zeki, kurnaz, paragöz ve işgüzar bir karakterdir ve bambaşka bir Kemal Sunal'ın gözüktüğü ilk filmidir. 1977 yılında toplam beş film çeken sanatçının bu filmleri, son Hababam Sınıfı filminde rol aldığı, Ertem Eğilmez yönetmenliğinde Hababam Sınıfı Tatilde, Natuk Baytan imzalı, Sakar Şakir, Umur Bugay'ın yazdığı ve Zeki Ökten'in yönettiği Çöpçüler Kralı ve son olarak bir Atıf Yılmaz filmi olan İbo ile Güllüşah'tır. Sanatçı bu yıl, Antalya Film Festivali'nde En İyi Erkek Oyuncu ödülünü Kapıcılar Kralı filminde almıştır. Aynı filmle, Sinema Yazarları Derneği'nce "En İyi Erkek Oyuncu" seçilmiştir.[15] Bu ödülleri sanatçı şöyle yorumlamaktadır:

"Antalya Film Festivali’nde Kapıcılar Kralı filmiyle, En İyi Erkek Oyuncu ödülünü aldım. Antalya’da ve Türk sinema tarihinde böyle bir şey yok. Komedyene değil, bu ödül hep jönlere verilmiş. İlk defa ben yıktım o sistemi. Sonra Sinema Yazarları Derneği’nin ilk ödülünü, yine aynı filmle ben aldım. Ondan sonra da başarılı filmler yapmadım değil ama festivallere göndermedik. O nedenle başka ödül çıkartamadık."[6]

1978 yılında Fatma Girik ile payları ortak bir şirket kurulmuştur. Bu film şirketi "Can Film"dir. Yapımcılığını Fatma Girik ve Kemal Sunal'ın yaptığı Yüz Numaralı Adam filmiyle, şirket ilk filmini o yıl çekmiştir. Bu filmin senaryosu ve yönetmenliği Osman F. Seden'e aittir. Reklamların yanıltıcı yönünü ele alan bu film Sunal sineması için önemli bir noktadır. Meral Zeren'den sonra bu filmde Sunal'a Oya Aydoğan eşlik etmektedir. Aynı yıl, Atıf Yılmaz ile Müjdat Gezen eseri olan Köşeyi Dönen Adam, senaristi ve yönetmeni Osman F. Seden olan İyi Aile Çocuğu, İnek Şaban, yönetmenliği Natuk Baytan'a ait olan Avanak Apti ve dönemin en ses getiren filmi Kibar Feyzo çekilir. İyi Aile Çocuğu filminde, Sunal'a bu kez Harika Avcı eşlik etmektedir. Kibar Feyzo filmi, yapımcılığını Ertem Eğilmez'in yaptığı, politik bir filmdir. Arzu Film'e ait olan bu film, politik duruşu sebebiyle birçok sahnesinde sansüre uğramış olsa da, Türk sinemasında önemli bir yeri vardır. Bu filmde Sunal'a Şener Şen'in yanı sıra Müjde Ar, İlyas Salman, Adile Naşit gibi isimler eşlik etmektedir. Senaryosu İhsan Yüce'ye ait olan bu filmin yönetmeni Atıf Yılmaz'dır. Töre, geçim derdi, ağalık gibi kavramlar sıkça filmde işlenmektedir.

1979 yılında, Sunal beş filmde rol almıştır. Bunlar; Umudumuz Şaban, Şark Bülbülü, Korkusuz Korkak, Dokunmayın Şabanıma ve Bekçiler Kralı filmleridir. Bu filmlerde sırasıyla, Kartal Tibet, (Umudumuz Şaban, Şark Bülbülü), Natuk Baytan ve Osman F. Seden (Dokunmayın Şabanıma, Bekçiler Kralı) ile çalışmıştır. Sunal, Dokunmayın Şabanıma ve Bekçiler Kralı filmlerinin yapımcılığını Fatma Girik ile birlikte üstlenmiştir. İki yapımcı bu filmleri, kendi film şirketleri olan Can Film'e değil, Uğur Film'e yapmıştır. Şark Bülbülü filminde, kısa sürede şöhret olan ünlülere göndermeler vardır.[16] Yine Umudumuz Şaban filminde yer eden toplumsal yaralar, güldürü unsuru içerisinde izleyiciye aktarılmaktadır. 1980'de dört filmde rol alan Sunal'ın bu filmleri, bir romandan uyarlanan Zübük, Gol Kralı, Gerzek Şaban ve Devlet Kuşu'dur. Sunal bu filmlerde Kartal Tibet, (Zübük, Gol Kralı) Natuk Baytan ve Memduh Ün ile çalışmıştır. Zübük filmi, politik eleştirilere sahiptir ve "İbrahim Zübükzade" karakteriyle akıllarda yer etmiştir. 1980 askerî darbesiyle birlikte o dönem çekilen filmlerin büyük çoğunluğu sansüre uğramış, önemli oyuncuların bazıları da yurt dışına çıkmıştır. Sunal, zaman zaman politik filmlerde rol alsa da, kutuplaşmalardan her zaman uzak kalmıştır.[11]

1981 ve 1985 yılları arasında birçok "Şaban" filmi çekilmiştir. Bu filmler, Sunal sineması adına kaliteden yoksun olsalar da, izleyiciyi güldürmeyi başarmış yapımlar olarak tarihe geçmiştir. 1981 yılında, Üçkağıtçı filminde Natuk Baytan, Kanlı Nigâr filminde Memduh Ün ve Davaro filminde yeniden Kartal Tibet'le çalışan sanatçı, üç filmde rol almıştır. 1982 yılında iki filmde rol alan Sunal'ın bu filmleri, Yedi Bela Hüsnü (Natuk Baytan) ve Doktor Civanım'dır (Kartal Tibet). Yedi Bela Hüsnü filminde, sanatçıya Oya Aydoğan eşlik etmiştir. 1983 yılında Tokatçı (Natuk Baytan), Kılıbık (Uğur İnan), En Büyük Şaban (Kartal Tibet) ve Çarıklı Milyoner (Kartal Tibet) filmlerinde rol almıştır. Kılıbık filminde Nevra Serezli eşlik etmiştir. 1983 yılında olduğu gibi, 1984 ve 1985 yılında da ağırlıklı olarak Kartal Tibet'le çalışan sanatçı, bu dönemde birçok "Şaban" filminde rol almıştır. 1984'te Şabaniye (Kartal Tibet), Postacı (Memduh Ün), Ortadirek Şaban (Kartal Tibet) ve Atla Gel Şaban (Natuk Baytan) filmleri çekilmiştir. Postacı filminde Sunal'a, Fatma Girik eşlik etmiştir. 1985 yılı, "Şaban" filmlerinin sonuncusu olan Gurbetçi Şaban filminin çekildiği yıldır ve sanatçı toplam altı filmde rol almıştır. Bu filmlerin tamamında rejisör Kartal Tibet'tir. Bu dönem, Perihan Savaş, Nevra Serezli ve Müge Akyamaç sanatçıya eşlik eden isimler olmuştur.

Sanatçı "Şaban" filmleri ile ilgili görüşlerini şöyle aktarmıştır:

"Bundan sonra filmlerde Şaban adını koymasak bile, değişen bir şey olacağını zannetmiyorum. Millet Şaban olarak biliyor. Bu yıl, firma yanlışlık yaptı. Film adım Niyazi. Adının Atla Gel Niyazi olması lazım. Afişler, lobiler hepsinde Atla Gel Şaban oldu. Seyircilerden bir kişi çıkıp da, filmdeki adın Niyazi, afişte Şaban, demedi. Farkına bile varmadı. Kemal Sunal’ın adı, Niyazi olsa ne olur, Şaban olsa ne olur?"[6]

Sunal sinemasında artık "Şaban" filmi yoktur ve sineması adına bambaşka bir sayfa açılmıştır. 1986 yılında Yoksul ve Davacı'da Zeki Ökten'le, Tarzan Rıfkı'da Natuk Baytan'la, Garip filminde Memduh Ün'le, Deli Deli Küpeli filminde Kartal Tibet'le çalışmıştır. Yoksul filmi duru anlatımıyla öne çıkarken Davacı ve Deli Deli Küpeli filmleri "siyasi taşlama"[11] olarak ön plana çıkmaktadır. Ayrıca Garip filmi dram yönüyle ön plana çıkmaktadır. Sunal bu dönem, halkın içinden hikâyelerle izleyici karşına çıkmıştır. 1987 yılında üç filmde rol alan sanatçının bu filmleri, Yakışıklı, Kiracı (Orhan Aksoy) ve Japon İşi (Kartal Tibet) filmleridir. Kiracı filminde, o dönemin konut sorununa göndermeler bulunmaktadır. 1988 senesi, Sunal sineması için önemli olan filmlerin çekildiği yıldır ve Sunal'a yeni bir ödül getirecektir. Uyanık Gazeteci, Sevimli Hırsız, İnatçı, Öğretmen (Kartal Tibet), Polizei (Şerif Gören), Düttürü Dünya (Zeki Ökten) ve Bıçkın (Orhan Aksoy) bu dönem rol aldığı filmlerdir. Polizei, Öğretmen ve Düttürü Dünya filmleri diğer filmlerden ayrılmaktadır. Polizei filminde gurbetçilerin yaşadığı sıkıntılara değinilirken, Öğretmen filminde geçim sıkıntısı, ulaşım ve konut problemleri gibi sorunlara değinilmiş ve Düttürü Dünya filminde küçük insanların büyük hayallerine yer verilmiştir. Sanatçı bu filmiyle, Ankara Uluslararası Film Festivali'nde "En İyi Erkek Oyuncu" ödülünü almıştır. Bu filmin senaristi Umur Bugay'dır.

1989 yılında Sunal, üç filmde yer almıştır, bunlar Zehir Hafiye (Orhan Aksoy), Talih Kuşu ve Gülen Adam'dır (Kartal Tibet). 1990 yılında Sunal üç filmde rol almıştır. Bunlar, Koltuk Belası (Kartal Tibet), Abuk Sabuk Bir Film (Şerif Gören) ve Boynu Bükük Küheylan'dır (Erdoğan Tokatlı). 1991 yılında tek bir filmde rol alan sanatçının bu filmi Varyemez'dir ve rejisör Orhan Aksoy'dur. 1999 senesi, sanatçının son rol aldığı sinema filmi olan Propaganda'nın çekildiği yıldır ve bu filmde kendisine Metin (:::)ınar eşlik etmektedir. Sinan Çetin filmi olan Propaganda, Sunal'ın sinema kariyerinde yeri bambaşka olan bir yapımdır. Zira sanatçı, "gümrük memuru Mehdi" rolünü, tıpkı diğer tüm mesleki rollerinde olduğu gibi benimsemiştir ve izleyici karşısına dram yönü ağır basan bir Kemal Sunal koymuştur. 2000 yılında Balalayka filminde rol almayı kabul etmiştir. Uçakla Azerbaycan'a giderken kalp krizi sonucu ölmüştür.

TV dizileri

Kemal Sunal bazı dizilerde rol almıştır. Bu diziler düşük bütçeli olup dönemin çeşitli kanallarında gösterilmiştir. Sanatçı sık sık, dizilerin çok çabuk çekildiğinden ve senaryoların çabucak oluşturulduğundan, dizilerin sanatçıların yeteneklerini körelttiğini söylemiştir. Bu diziler, 1992'de Saygılar Bizden, 1993 Şaban Askerde, 1994 Bay Kamber ve son olarak 1997'de Şaban ile Şirin dizileridir.

Kitapları

1998 TV ve Sinemada Kemal Sunal Güldürüsü Sel Yayınları ISBN 9755702628
2001 Kemal Sunal Güldürüsü Om Yayınevi ISBN 9756827793

Ölümü

Sunal, kişisel yaşamı ve kariyeri boyunca yaptığı yolculuklarda daima kara taşıtlarını tercih etmiş, uçak ve deniz taşıtlarından korktuğunu dile getirmiştir.[17] Çeşitli festivallerde, ödül törenlerine kara taşıtıyla yetişemeyen[7] sanatçının uçak fobisi, yaşamı boyunca yenemediği bir korkusu olarak kalmıştır. 3 Temmuz 2000 tarihinde, Balalayka isimli filmin çekimleri için bindiği Trabzon uçağında geçirdiği kalp krizi sonucu 55 yaşında öldü. Ölümüne bir dizi ihmaller zincirinin neden olduğu düşünülmektedir. Zeki Alasya, Sunal'ın ölümüyle ilgili görüşünü şöyle dile getirmiştir:

"Kimseleri filmin çekileceği yere otobüsle gitmek sıkıntısında bırakmamak için kendini zorlayarak bindi o uçağa, imkânı yok binmez."[11]

Milliyet ve Hürriyet gazetelerinin haberine göre, uçaktaki personel ilk yardım konusunda bilgisizdi ve çağrılan ambulansta doktor yoktu. "International Hospital" hastanesine kaldırılan sanatçının doktoru, Sunal'ın kalp rahatsızlığı olduğunu dile getirmiş ve kalp ilaçları kullandığını açıklamıştır. NTV'nin haberine göre, Kemal Sunal'la aynı uçakta bulunan DSP İstanbul milletvekili Erol Al, sanatçının ölümünde ağır ihmal ve tedbirsizlik olduğunu belirtmiştir.[18] Uçağın kabin ekibi, sanatçıya tıbbi müdahalede bulunamadıklarını belirterek, "bunun için eğitimimiz yok, yalnızca rahatlatmaya çalıştık" açıklamasını yapmıştır.[19] Sağlık ekiplerinin uçağa 12 dakikada ulaşması ve sanatçının 35 dakika sonra uçaktan indirilip hastaneye götürülmesi gibi konularda DHMİ ve Medline çeşitli açıklamalarda bulunmuştur.[18] Bu açıklamaların ve havalimanındaki sağlık tedbirlerinin yetersiz olduğu düşünülmektedir.

Sanatçı için ilk tören, Atatürk Kültür Merkezi'nde düzenlenmiştir. Bu tören, sanatçının naaşının 08.30'da sahneye getirilmesiyle başlamış, ailenin yerini almasıyla birlikte 09.45'te büyük salonda büyük ekranda sanatçının filmlerinden bölümler gösterilmiş, sanatçı dostları ve sevenleri naaşının başında saygı duruşunda bulunmuştur.

AKM'den polis bandosuyla Teşvikiye Camii'ne götürülmek için çıkarılan Sunal'ın naaşına, gümrük muhafaza memurları da eşlik etmiştir. 1999'da çekilen Propaganda filminde "Gümrük Muhafaza Memuru Mehdi" karakterini canlandıran Sunal'ın oğlu ile filmde çekilmiş bir fotoğrafını İstanbul Gümrük Muhafaza Başmüdürlüğünden altı memur taşımıştır. Taksim'den Teşvikiye Camii'ne kadar kortej oluşturan sevenleri, yoğun ilgi sebebiyle Cami'ye ulaşmakta zorlanmıştır. Öğle namazının akabinde kılınan cenaze namazında, yoğun ilgi sebebiyle polis güvenlik önlemi almış, gümrük muhafaza memurları tabutun başında saygı nöbeti tutmuştur. Cenaze namazının ardından eller üzerinde Rumeli caddesine kadar taşınan sanatçının naaşı, buradan sonra araca konulmuş ve Zincirlikuyu Mezarlığı'na doğru yola çıkmıştır.

Ölümünden sonra

Ölümünün ardından anısını yaşatmak için çeşitli kurum ve yerleşkelere adı verilmiştir.[20][21] 11 Kasım 2014 tarihinde Google, Türkçe arama motorunda Kemal Sunal'ın doğum günü sebebi ile özel doodle hazırlayarak yayınlamıştır.[22] 3 Temmuz 2015 tarihinde İETT, vefa durakları kapsamında Kemal Sunal ismini taşıyan durağı düzenlemiştir.[23]

Ekran kişiliği ve mirası

Sunal'ın oynadığı filmlerdeki karakterlerinin genel özelliği haksızlıkların karşısında duran, iyiliği ve saflığı yüzünden başına sürekli iş açılan, zekâsıyla kötülerle mücadele eden ve insanlara doğru yolu gösterip daima "gülen" adamdır. Kendisini "çok az konuşan, çok soğuk bir adamım"[6] diyerek tanımlayan Sunal'ın sinema izleyicileri tarafından benimsenmesi ve sevilmesinin en büyük sebeplerinden birisi, filmlerin çekildiği dönemlerde yaşanan sosyolojik-sosyoekonomik ve siyasi gelişmelerin filmlerinde yer almasıdır. Zamlar, insanları dolandıran kişiler, geçim sıkıntısı, işsizlik, göç ve töre gibi konuların sinemasında işlenmiş olması, filmlerine birçok anlam daha kazandırmaktadır. Bunlar, güldürü içerisinde sosyal mesajlar vermek ve bazı konuları mizahi dille eleştirmektir. Sunal, güldürü filmlerinin yanı sıra dram filmlerinde yer almış, ancak oynadığı tüm filmlerde "halkın içinden", "içimizden biri" imajını korudu. Aynı zamanda öğretmenden bekçiye, kapıcılıktan çöpçüye kadar birçok karakteri oynayarak beğeni kazandı.[24][25][26][27][28]

İETT Durağı

Sanatçının ölümünün 15. yılı sebebiyle İETT, aynı ismi taşıyan durağı "vefa durakları" kapsamında düzenlemiştir. Durak, Sunal'ın rol aldığı filmler ve sanatçının fotoğraflarıyla kaplanmıştır.

Hakkındaki kitaplar

    Gül Sunal, Kemal Hadi Gel, Bi Kahve İçelim, Doğan Kitap, ISBN 9786050923216
    Feriha Karasu Gürses, Kemal Sunal Film Başka Yaşam Başka, Sel Yayınları, İstanbul 2002, ISBN 9755701524
    Nuran Turan, Kemal Sunal Çocukken, Önel Yayınevi, ISBN 9757248924 [13]
    Vadullah Taş, Kemal Sunal Filmlerini Anlatıyor, Esen Kitap ISBN 9786056224508

Vakıfbank Kemal Sunal Sanat Merkezi

İstanbul ilinin Beyoğlu ilçesinde kurulmuş Özel Sektöre Bağlı Kültür Merkezi olan Vakıfbank Sanat Merkezi Kemal Sunal’ın ismini taşımaktadır.[29]

Kemal Sunal Kültür ve Sanat Ödülü

Mezun olduğu Vefa Lisesinde Kemal Sunal anısına bir anket düzenlenmiş ve anket sonucunda başarılı ve sevilen sanatçılara "Kemal Sunal Kültür ve Sanat Ödülü" verilmesi kararlaştırılmıştır.[30]

Filmografi
Sinema filmleri

1972 Tatlı Dillim Evet Basketbolcu İlk rol aldığı film.

Ertem Eğilmez'in yönettiği ilk film.
[15]
1973 Oh Olsun Evet Fazıl Haznedar [16]
Güllü Geliyor Güllü Evet Kiralık Katil Kemal Sunal'ı dışarıdan seslendirilen tek film. [17]
Canım Kardeşim Evet Yolcu [18]
Yalancı Yarim Evet Kemal [19]
1974 Salak Milyoner Evet Saffet [20]
Köyden İndim Şehire Evet Saffet Salak Milyoner'in devam filmidir.[21] [22]
Mavi Boncuk Evet Kaymakam Cafer [23]
Hasret Evet Sahne Işıkçısı Yanık [24]
Hababam Sınıfı Evet İnek Şaban Şaban rolünü oynadığı ilk film. Ayşen Gruda'yla rol aldığı ilk filmi.
Salako Evet Salako İlk Başrol Filmi [25]
1975 Şaşkın Damat Evet Apti [26]
Hanzo Evet Hanzo / Cabbar İki farklı karakteri oynadığı ilk film. [27]
Hababam Sınıfı Sınıfta Kaldı Evet İnek Şaban Şener Şen ile birlikte oynadığı ilk film. [28]
1976 Tosun Paşa Evet Tosun Paşa / Şaban Kartal Tibet'in yönettiği ilk film. Müjde Ar ile rol aldığı ilk film. [29]
Süt Kardeşler Evet Şaban [30]
Sahte Kabadayı Evet Kemal [31]
Meraklı Köfteci Evet Zühtü Karışan [32]
Kapıcılar Kralı Evet Seyyit Bu filmdeki rolüyle 1977'de Altın Portakal En İyi Erkek Oyuncu Ödülü'nü kazanmıştır.[11] [33]
Hababam Sınıfı Uyanıyor Evet İnek Şaban [34]
1977 Sakar Şakir Evet Şakir / Hasan Emmi [35]
Şabanoğlu Şaban Evet Şaban Ertem Eğilmez'in yönettiği son film. [36]
İbo ile Güllüşah Evet İbo [37]
Hababam Sınıfı Tatilde Evet İnek Şaban Oynadığı son Hababam Sınıfı serisi filmi. [38]
Çöpçüler Kralı Evet Apti Şakrak İlyas Salman ile rol aldığı ilk film. [39]
1978 Yüz Numaralı Adam Evet Evet Şaban Erkök [40]
Köşeyi Dönen Adam Evet Adem Zengin [41]
Kibar Feyzo Evet Feyzo [42]
İyi Aile Çocuğu Evet Kemal / Cemal [43]
İnek Şaban Evet Evet Şaban / Kaleci Bülent [44]
Avanak Apti Evet Apti [45]
1979 Umudumuz Şaban Evet Şaban [46]
Şark Bülbülü Evet Şaban Ballıses [47]
Korkusuz Korkak Evet Mülayim Sert [48]
Dokunmayın Şabanıma Evet Evet Şaban [49]
Bekçiler Kralı Evet Evet Şaban Özgüneş [50]
1980 Zübük Evet İbrahim Zübükzade [51]
Gol Kralı Evet Sait Sarıoğlu [52]
Gerzek Şaban Evet Osman / Seyfi Filmin adında Şaban geçmesine rağmen Kemal Sunal, Osman ve Seyfi rolünü oynamıştır. [53]
Devlet Kuşu Evet Mustafa [54]
1981 Üç Kağıtçı Evet Rıfkı [55]
Kanlı Nigar Evet Narçın / Abdi [56]
Davaro Evet Memo / Davaro Şener Şen ile oynadığı son film [57]
1982 Yedi Bela Hüsnü Evet Hüsnü [58]
Doktor Civanım Evet Kemal [59]
1983 Tokatçı Evet Osman [60]
Kılıbık Evet Kamil [61]
En Büyük Şaban Evet Şaban [62]
Çarıklı Milyoner Evet Evet Bayram Kemal Sunal bu filmin senaryosunu Kartal Tibet, İhsan Yüce ve Memduh Ün'le birlikte yazmıştır.[63] [63]
1984 Şabaniye Evet Şaban / Şabaniye [64]
Postacı Evet Adem Keskin [65]
Ortadirek Şaban Evet Şaban [66]
Atla Gel Şaban Evet Niyazi Filmin adında Şaban geçmesine rağmen Kemal Sunal, Niyazi rolünü oynamıştır.[67] [67]
1985 Sosyete Şaban Evet Evet Şaban Ağa / Dilaver Bey Kemal Sunal bu filmin senaryosunu Kartal Tibet ve İhsan Yüce'yle birlikte yazmıştır.[68] [68]
Şendul Şaban Evet Şaban Ayşen Gruda ile oynadığı son film. [69]
Şaban Pabucu Yarım Evet Şaban [70]
Keriz Evet Zülfü [71]
Katma Değer Şaban Evet Şaban [72]
Gurbetçi Şaban Evet Şaban Yıldız Şaban rolünü oynadığı son film.[9] [73]
1986 Yoksul Evet Yoksul [74]
Tarzan Rıfkı Evet Rıfkı [75]
Garip Evet Kemal [76]
Deli Deli Küpeli Evet Deli Kaymakam [77]
Davacı Evet Yunus [78]
1987 Yakışıklı Evet Selim [79]
Kiracı Evet Kerim [80]
Japon İşi Evet Veysel [81]
1988 Uyanık Gazeteci Evet Ali [82]
Sevimli Hırsız Evet Metin Mertoğlu [83]
Polizei Evet Ali Ekber [84]
Öğretmen Evet Hüsnü [85]
İnatçı Evet Bayram [86]
Düttürü Dünya Evet Dütdüt Mehmet [87]
Bıçkın Evet Ali / Kemal İki farklı karakteri oynadığı son film. Kemal Sunal'ın kendi karakteriyle oynadığı tek film. [88]
1989 Zehir Hafiye Evet Cemal [89]
Talih Kuşu Evet Osman Abalı [90]
Gülen Adam Evet Yusuf Şaplak [91]
1990 Koltuk Belası Evet Zühtü Kaya Kartal Tibet'in yönettiği son film. [92]
Boynu Bükük Küheylan Evet İbrahim Küheylan [93]
Abuk Sabuk 1 Film Evet Ademoğlu Ali [94]
1991 Varyemez Evet Ragıp Elibol [95]
1999 Propaganda Evet Mehdi Oğlu Ali Sunal'la birlikte oynadığı tek film. [96]

Televizyon dizileri

1992 Saygılar Bizden Evet Rıza 13 bölüm süren dizi Teleon'da yayınlanmıştır. [97]
1993 Şaban Askerde Evet Şaban 28 bölüm süren dizi Star TV'de yayınlanmıştır. [98]
1994 Bay Kamber Evet Kamber 13 bölüm süren dizi Star TV'de yayınlanmıştır. [99]
1997 Şaban ile Şirin Evet Evet Şaban 13 bölüm süren dizi atv'de yayınlanmıştır. [100]
2020 Güldür Güldür Kendisi Bir bölümde sesi verilmiştir

Tiyatro oyunları

1966 Fadik Kız İki-üç değişik rolde [101] Kent Oyuncuları İki-üç değişik rolde
1967 İspinozlar Taşkasaplı [101] Ulvi Uraz Tiyatrosu Kent Oyuncuları (Orhan Kemal uyarlaması)
Deli İbrahim Cellât Hamal Ali [102] Kent Oyuncuları (Yazan: Turan Oflazoğlu, reji: Şükran Güngör)
1968 Yalova Kaymakamı [103] Arena Tiyatrosu, Ulvi Uraz Topluluğu
Gözlerimi Kaparım, Vazifemi Yaparım
Fermanlı Deli Hazretleri [103]
Hamhumşarolop [103]
1969 Murtaza Bekçi ve Kahveci Ulvi Uraz Tiyatrosu (Orhan Kemal uyarlaması)
Yaz Bitiyor [103] Arena Tiyatrosu, Ulvi Uraz Topluluğu
1972 Gergedan Bakkal ve Mösyö Papiyon Devekuşu Kabare Tiyatrosu (Yazan: Eugène Ionesco)
Dün Bugün Oyunundan [104] (Ses Tiyatrosu)

Konuk olduğu programlar

1993 Arena Show TV [31] Konuk
1994 Ali Kırca İle ATV Haber atv [32]
1998 Ateş Hattı Show TV [33]
Arena Kanal D [34]
2000 Kanal D [35]

Reklamlar

1999 E - KOLAY (İNTERNET) Kemal Sunal Kolay İnternet [36]
Kemal Sunal Nostalji [37]
Kemal Sunal Finans [38]
Kemal Sunal Chavrolet [39]
Kemal Sunal Sorgu [40]
Kemal Sunal Meyhane [41]
Kemal Sunal Asker Arkadaşı [42]
Kemal Sunal Hisse [43]
Kemal Sunal OKEY [44]
Kemal Sunal Bağlantı [45]
Kemal Sunal Teleskop [46]
Kemal Sunal Gülme [47]

Diskografi

1976 Ne Haber [48] Hababam Sınıfı Sınıfta Kaldı
1978 Maden Dağı [49] Çöpçüler Kralı
Dam Üstüne Çul Serer [50]
Hayırdır İnşallah [51]
Deloyloy Deloyloy Kibar Yarim [52]
He Le Yar Zalim Yar [53]
Dilo Dilo Yaylalar [54]
Ay Yüzlüm [55]
Yandi Ha Yandı [56]
Leylimi Ley Yar [53]
1979 Hış Bişi Hançer [57] Şark Bülbülü
De Get Bayburt [58]
Can Hatice [59]
Ayağında Kundura [60]
Sabuha [61]
Esmerim Biçim Biçim [62]

Ödülleri ve adaylıkları

1977 14. Antalya Film Festivali En İyi Erkek Oyuncu Kapıcılar Kralı [63] Kazandı
1989 2. Ankara Film Festivali En İyi Erkek Oyuncu Düttürü Dünya [64] Kazandı
1998 35. Altın Portakal Film Festivali Yaşam Boyu Onur Ödülü [65][66][67] Kazandı


Dipnotlar

[attachment=107618]

Kaynak

Wikipedia



Eşek Arısı&Kılıc Arı&Sarıca Arı Yakalama Tuzağı Kafesi&Arı Kapanı Nedir?
Evde Eşek Arısı&Kılıc Arı&Sarıca Arı Yakalama Tuzağı Kafesi&Arı Kapanı Nasıl Yapılır?


sinek camı

Sinek camı veya sinek yakalayıcı cam, aynı zamanda yaban arısı camı, geleneksel bir böcek tuzağı şeklidir. Ortasında küçük bir delik bulunan ve deliğin etrafında bir kanal oluşturan, tabanı içe dönük, çoğunlukla mantarlı bir cam sürahiden oluşur. Ayrıca zeminin altında, sinek camın asılmadığı durumlarda zemin ile ayakta durma yüzeyi arasında mesafe olmasını sağlayan küçük ayaklar bulunmaktadır. Suda yaşayan hayvanları veya kuşları yakalamak için kullanılan balık tuzakları da benzer prensibe göre çalışır.

Böcekleri çekmek için tuzağa bir sıvı konur. Meyve suyu, limonata, ballı su veya benzeri tatlı sıvılar sinek ve eşekarısı için uygundur. Arıların ilgisini çekmemek için tatlı yemlere biraz bira ekleyin. Kurt sinekleri, et veya balık artıkları ile karıştırılmış su, çiy veya meyve sinekleri ise sirkeli su tarafından çekilir.

Sıvının kokusundan etkilenen böcekler, kavanozun alt deliğinden girerler, ancak içgüdüsel olarak ışığa doğru uçtuklarından nadiren çıkış yolunu bulurlar - bu yüzden tuzak camdan yapılmıştır. Bir süre sonra sıvının içinde boğulurlar.

Sinek camları bir zamanlar yaygın olarak kullanılırken, 20. yüzyılda yerini büyük ölçüde sineklik, böcek ilacı ve elektrokapan aldı. Bazı zanaatkar cam üfleme atölyeleri, çoğunlukla geleneksel, elle üfleme biçiminde, bugün hala bunları üretiyor.

Ters çevrilmiş sinek camının (üstte açılan) erken ve ayrıntılı bir açıklaması 1778 Ekonomi Ansiklopedisi'nde bulunabilir.[1]

Grimm Kardeşler'in sözlüğü, sinek camının "sineklerin yakalandığı dar boyunlu bir cam" olduğunu belirtir. Bu ifade aynı zamanda mecazi anlamda da kullanılır, örneğin insanlar vaatlerle kendilerini kandırmaya izin verdiklerinde.[2] Ludwig Wittgenstein da Felsefi Araştırmalar adlı eserinde sinek camını mecazi anlamda kullanmıştır: “Felsefedeki amacınız nedir? Sineğe sinek camından çıkış yolunu gösterin” (§ 309).[3]

modifikasyonlar

    Sinekkapan olarak PET şişe

    Sinekkapan olarak PET şişe
    at sineği tuzağı

    at sineği tuzağı
    Eşekarısı camı olarak PET şişe

    Eşekarısı camı olarak PET şişe

Dönüştürülmüş bir PET şişe kullanılarak kolaylıkla bir sinekkapan yapılabilir[4]. Cezbedici olarak şekerli su, çözünmüş akide şekeri, limonata, bira, maya vb. kullanılır.

At sineklerini yakalamak için de benzer bir prensip kullanılır. Hiçbir kimyasal cezbedici madde içermeyen siyah plastik bir top, bir atın arka kısmını taklit edecek ve böcekleri çekecek şekilde tasarlandı. İndikten sonra böcekler yalnızca tepeye tırmanabiliyorlar ve burada huni şeklindeki bir ağ aracılığıyla artık dışarı çıkamayacakları bir yakalama konteynerine yönlendiriliyorlar.[5]

eleştiri

Yaban arıları, vahşi hayvanlar olduğundan, kasıtlı olarak rahatsız edilemez, yakalanamaz, yaralanamaz veya öldürülemezler, Federal Doğa Koruma Yasası kapsamında korunmaktadır.

Bu tuzakların çekebileceği arılar, bombus arıları veya uçan sinekler gibi diğer tozlaştırıcılar da böceklerin ölmesinden etkilenmektedir.

Bir eşek arısı tuzağı nasıl yapılır?


Çoğu zaman eşek arıları dışarıda yemek yerken kendilerini davet eder. Nitekim bu böcekler, bahçe masasına konulan mangal, meyve suyu veya meyve kokusundan etkilenir. Hem yetişkinlerde hem de çocuklarda genellikle panik hissine neden olurlar. İşte onları nasıl etkili bir şekilde uzak tutacağınıza dair bazı ipuçları.

Kendi ev yapımı yaban arısı tuzağınızı kolayca yapın

Yaban arıları gibi istilacı böceklerden korunmanıza izin veren çeşitli ipuçlarına ek olarak, onlardan kurtulmak için onları tuzağa düşürmek de mümkündür. Yaban arısı tuzaklarının prensibi, onları tatlı bir sıvı ile çekmek ve dışarı çıkmalarını önlemektir.

Yapması kolay iki tür yaban arısı tuzağı vardır: klasik tuzak ve pencere kapanı. Her iki durumda da, piyasada gerekli malzemeler ve araçlar mevcuttur. Sadece getirmeniz gerekiyor:

    şeffaf bir plastik şişe;
    çok keskin bir kesici;
    dize veya tel.

Klasik yaban arısı tuzağı

Bu tuzak için bir örgü iğnesi ve bir çakmağa ihtiyaç vardır. Bu tür yaban arısı tuzağının gerçekleştirilmesi kolay olmasına rağmen etkili olduğu unutulmamalıdır . İşte bunu nasıl yapacağınız:

    Kapağı plastik şişeden çıkarın.
    Keskin kesiciyi kullanarak, bir huni elde etmek için üst parçayı tüm çapı boyunca yüksekliğinin üçte birine kadar kesin .
    Çakmağın alevi ile örgü iğnesinin ucunu ısıtın ve şişenin alt kısmının üstüne eşit olarak ikiye bölünmüş 4 delik açın. Tuzak örneğin bir dala asılacak ve bu delikler asılması için kullanılacaktır.
    Deliklerden ip veya tel geçirin.
    Şişenin alt kısmını yem görevi görecek solüsyonla doldurun : bir bira ve meyve suyu karışımı (özellikle elma suyu ), bir bira ve reçel karışımı veya hatta bir bira ve şurup karışımı Siyah frenk üzümü, frenk üzümü gibi meyveler ... Birasız tatlı yem, şurup veya çok tatlı su da etkilidir.
    Ardından huniyi boynu aşağı gelecek şekilde şişenin altına yerleştirin.
    Tuzağı yemeğin alındığı yere veya meyve bahçesine yerleştirin.

Yaban arıları için pencere kapanı

Bu tür bir tuzağın yapımı da kolaydır. Nitekim yemi sulandıran ve etkinliğini azaltan yağmur suyu ile doldurmama avantajına sahiptir.

    Klasik tuzaktan farklı olarak, kapağı şişeden çıkarmanıza gerek yoktur.
    Üst kısmına 3 veya 4 adet tente penceresi yapın .
    Kabı daha önce listelendiği gibi yem görevi görecek sıvıyla doldurun.
    Tuzağı asmak için ipi tıpanın etrafına sarın.
    Kapanı beslenme alanından çok uzak olmayan bir yere veya meyve bahçesine yerleştirin.

Sarı veya floresan turuncu bir kapak (eşekarısı çeken renkler) ve bu renklerdeki ip veya yapışkan bant, tuzağın etkinliğini optimize eder.





Kaynak  ve Dipnotlar

https://de.wikipedia.org/wiki/Fliegenglas

SATIN ALMAK için GOOGLE DE ARAMA YAP
İyi geceler diyalogları

-iyice girer al da rahatlık versinn
-lan olum o iyi geceler Allah rahatlık versin değilmiydi?
-tabuları yıkmak lazım abi....


-iyi geceler rüyanda beni gör
-kabus gör diosun yani
-bir bakıma


-iyi geceler tatlı rüyalar
-o nasıl oluyor lan
-profiterolü düşün
-ee o normal tatlı
-hah şimdi onu jenifer lopezın üstünden yerken düşün kendini
-oy oy oy
-bak böyle oluyor tatlı rüya



-iyi geceler
-Yesin seni keçiler
-höst ulan iyi bişi demiştik bee



-iyi geceler renkli rüyalar
-sana ne ulan benım rüyamın rengınden
-noldu usta niye kızıyorsun??
-delıkanlı adam renkli rüya görmez


-hadi benım el yatar ıyi geceler
-el dısında kalan uzuvların yatmıyor mu?
-hö?
-yok bişi uyu


-bu ne şıklık yatmıacan mı sen?
-yoo buluşmaya gidiyorum..
-kimle??
-rüyalarımın prensesıyle


-hadi iyi geceler ALLAHım bana sakallayı dedeyi göster....
-höhhhhhh


-iyi geceler
-öpsün seni zeki müren
-uymadı abı bu
-baştan al...
-pekı abı..iyi geceler
-yalasın seni köpekler
-bak bu oldu.
-afiyetolsun..


-iyi geceler kocacım
-iyi geceler..ALLAHım rahmetını üstümden esırgeme
-amin..
-bu mendebur kadını verdın bari rüyalarda bişiiler göster


ALLAHım yatıyorum verdiğin nimetler için şükürler olsun
rüyama aksakallı dedeyi gönder altılıyı bılenınden olsun


Leonardo DiCaprio Kimdir? Biyografisi

Leonardo Wilhelm DiCaprio (d. 11 Kasım 1974), Amerikalı oyuncu ve yapımcı. DiCaprio, 1990'ların başında televizyon reklamlarında görünerek oyunculuk hayatına başladı ve ardından Santa Barbara ve Growing Pains gibi dizilerde rol aldı. 1991'de Mahluklar 3 filmindeki Josh rolüyle sinema hayatına başladı. 1993 yılında Bu Çocuğun Hayatı filminde başrolde oynadı. Aynı yıl Gilbert'in Hayalleri filminde oynadı ve En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu dalında ilk Akademi adaylığını elde etti. Günlük ve Romeo + Juliet filmleriyle halk tarafından tanınmaya başladı. 1997 yılında James Cameron'ın Titanik filmiyle uluslararası üne ulaşmış oldu.

2000 yılından bu yana DiCaprio, geniş bir film yelpazesinde yaptığı çalışmalarla büyük beğeni topladı. DiCaprio'nun sonraki filmleri arasında; Demir Maskeli Adam, biyografik suç draması Sıkıysa Yakala ve ileriki zamanlarda çok defa çalışacağı Martin Scorsese ile olan ilk filmi New York Çeteleri yer aldı. Ardından biyografik film Göklerin Hakimi, siyasi gerilim filmi Kanlı Elmas, suç filmi Köstebek, Yalanlar Üstüne, dram filmi Hayallerin Peşinde, psikolojik gerilim filmi Zindan Adası, bilim kurgu filmi Başlangıç, biyografik film J. Edgar, western filmi Zincirsiz, dönem draması Muhteşem Gatsby ve biyografik suç filmi Para Avcısı filmlerindeki oyunculuğuyla beğeni topladı.
Leonardo DiCaprio'nun Londra'daki Madame Tussauds Müzesi'ndeki balmumu heykeli.

DiCaprio Göklerin Hakimi ve Diriliş filmleriyle Drama Dalında En İyi Erkek Oyuncu, Para Avcısı filmiyle Müzikal ve Komedi Dalında En İyi Erkek Oyuncu Altın Küre ödüllerini kazandı. Ayrıca Diriliş filmiyle ilk Akademi ve BAFTA ödüllerini kazandı.

Hayatının ilk dönemi

Leonardo Wilhelm DiCaprio 11 Kasım 1974'te Los Angeles, Kaliforniya'da doğdu.[1] Yasal bir sekreter olan Irmelin ve çizgi roman sanatçısı ve yapımcısı / dağıtımcısı olan George DiCaprio'nun tek çocuğudur.[2] DiCaprio'nun babası İtalyan (Napoli) ve Alman (Bavyera) kökenlidir.[3][4][5] DiCaprio'nun anne tarafından olan dedesi Wilhelm Indenbirken Alman'dı.[6] Anneannesi Helene Indenbirken (d. Yelena Smirnova 1915-2008)[7] Rusya doğumlu bir Alman vatandaşıydı.[8][9] DiCaprio, Rusya'daki bir röportajda kendisine "yarı-Rus" olarak değindi ve iki dedesinin ve anneanesinin ve babannesinin Rus olduğunu söyledi.[10] DiCaprio'nun ailesi üniversiteye devam ederken tanıştı ve Los Angeles, Kaliforniya'ya taşındı.[3]

DiCaprio, Leonardo olarak adlandırıldı çünkü hamile annesini ilk tekmelediğinde annesi İtalya'daki bir müzede bir Leonardo da Vinci tablosuna bakıyordu.[11] Anne ve babası bir yaşındayken ayrılmıştı ve çoğunlukla annesiyle yaşıyordu.[12] DiCaprio üçüncü yılını takiben liseden ayrıldı ve sonuç olarak Genel Öğretim Geliştirme diplomasını kazandı.[13][14] DiCaprio, çocukluğunun bir bölümünü dedesi ve annesi ile Almanya'da geçirdi. Almanca ve İtalyanca bilmektedir.[15][16][17]

11 yaşında oyuncu olmak isteyen Leonardo bir temsilciyle görüşmeye başladı. Fakat temsilci ismini daha Amerikan tarzı bir isim olan Lenny Williams olarak değiştirmesini istedi. Leonardo bunu kabul etmedi ve 13 yaşında kendisini ismiyle kabul eden başka bir temsilciyle görüşmeye başladı.[18]

Oyunculuk hayatı

Leo, Sekreter Kerry'nin ofisinde portrelere bakıyor.

1990'lar

DiCaprio oyunculuk hayatına 1990 yılında aynı isimli filmden uyarlanan Parenthood dizisiyle başladı. Parenthood'dan sonra DiCaprio The New Lassie ve Roseanne'in yanı sıra Santa Barbara gibi dizilerde küçük rollerde oynadı. Parenthood dizisiyle Genç Sanatçı Ödülleri'nde En İyi Genç Erkek Oyuncu adaylığı elde etti.[19] DiCaprio'nun ilk filmi, komedi, korku ve bilim kurgu türündeki Mahluklar 3 oldu. Kısa süre sonra Growing Pains dizisinde rolünü tekrarlayan bir oyuncu olarak yer aldı. DiCaprio büyük ekrandaki çıkışını 1992'de Bu Çocuğun Hayatı filmindeki başrol için Robert De Niro tarafından 400 genç erkek oyuncu arasından dikkatle seçilerek yaptı.[20] 1993'te Gilbert'in Hayalleri filminde zihinsel engelli bir çocuğu oynadı ve ilk Akademi ve Altın Küre adaylıklarını elde etti. Ayrıca En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu National Board of Review Ödülü'nü kazandı. DiCaprio'nun 1995'teki ilk çabası Sam Raimi'nin western filmi Hızlı ve Ölü oldu. Sony Pictures, DiCaprio'nun kadroya alınmasına şüpheciydi fakat sonuç olarak Sharon Stone oyuncunun maaşını kendisi ödemeye karar verdi.[21] Ardından Tutkunun Şairleri filminde Arthur Rimbaud'u oynadı. Yapım öncesinde hayatını kaybetmesinden sonra River Phoenix ile yer değiştirmişti. Aynı sene Günlük filminde Jim Carroll'ı oynadı.

1997 yılında DiCaprio James Cameron'ın Titanik filminde başroldeydi. DiCaprio başlangıçta rolü oynamayı reddetti fakat sonunda oyunculuk yeteneğine inanan Cameron tarafından role teşvik edildi.[22] Bu filmle ikinci Altın Küre adaylığını elde etti. Akademi Ödülleri'ne aday olmaması hayranlarının tepkisini çekti.[23] Ertesi sene Demir Maskeli Adam filminde XIV. Louis'yi ve kardeşi Philippe'i oynadı. Önceki filmlerindeki başarılarının aksine bu film ile Altın Ahududu Ödülleri'nde En Kötü Sahne Çifti Ödülü'nü kazandı.[24]

2000'ler

DiCaprio'nun sıradaki yapımı Kumsal filmi oldu. Film gişede başarılı olsa da eleştirmenlerin hedefi oldu. DiCaprio ertesi sene En Kötü Erkek Oyuncu Altın Ahududu Ödülü'ne aday oldu.

DiCaprio 2002'de Steven Spielberg'in yönettiği Sıkıysa Yakala filminde oynadı. Film 52 günde 147 farklı mekânda çekildi.[25] DiCaprio bu film ile üçüncü Altın Küre adaylığını elde etti.[26] Aynı sene Martin Scorsese ile ilk filmi olan New York Çeteleri filminde yer aldı. 2004'te Howard Hughes'un hayatını anlatan Göklerin Hakimi filmiyle ilk Altın Küre ödülünü ve ikinci Akademi adaylığını elde etti.[27][28]

2006'da Kanlı Elmas ve Scorsese ile üçüncü filmleri olan Köstebek filminde oynayan DiCaprio Kanlı Elmas filmiyle üçüncü Akademi adaylığını elde ederken, Altın Küre'de iki film ile birden Drama Dalında En İyi Erkek Oyuncu adaylığı elde etti.[29][30]
Blood Diamond 2006 Film Afişi

2008'de Yalanlar Üstüne filminde oynarken, aynı sene Hayallerin Peşinde filmiyle yedinci Altın Küre adaylığını elde etti.[31]

2010'lar

DiCaprio 2010 yılında Dennis Lehane'nin 2003'te yayımlanmış olan aynı adlı romanından uyarlanan Zindan Adası filminde oynayarak Scorsese ile olan iş birliğini sürdürdü. Aynı sene Christopher Nolan'ın bilim kurgu filmi Başlangıç'ta oynadı.
The Great Gatsby 2013 (1984 Duesenberg II Model SJ Car)

2011'de başka bir biyografik film J. Edgar'da J. Edgar Hoover'ı oynadı. Bu film ile sekizinci Altın Küre adaylığını elde etti. 2012'de Quentin Tarantino'nun spagetti western'i Zincirsiz'de yer aldı. DiCaprio bir sahnede çekim devam ederken kazayla elini cam bardakla kesti fakat oynamaya devam etti. Tarantino sahneyi filmde kullanmaya karar verdi.[32] DiCaprio ayrıca bu filmle dokuzuncu Altın Küre adaylığını da elde etmiş oldu.[33]

2013'te DiCaprio Romeo + Juliet'ten sonra Baz Luhrmann'la ikinci iş birliği olan, F. Scott Fitzgerald'ın 1925'te yayımlanmış aynı adlı romanından uyarlanan Muhteşem Gatsby filminde oynadı. Aynı sene Scorsese ile olan beşinci filmleri ve oynadığı dokuzuncu biyografik karakter olan Jordan Belfort'ın hayatını anlatan Para Avcısı filminde oynadı. Bu film ile ikinci Altın Küre ödülünü kazandı ve oyuncu olarak dördüncü Akademi adaylığını elde etti.

2015'te Alejandro G. Iñárritu'nun yönettiği Diriliş filminde hayatta kalma mücadelesi veren Hugh Glass'ı oynadı.[34] Oyunculuğuyla olumlu yorumlar alan DiCaprio üçüncü Altın Küre ödülünün yanı sıra ilk Akademi ve BAFTA ödüllerini de kazandı.[35][36] 2019 yapımı, yönetmenliğini Quentin Tarantino'nun yaptığı Once Upon a Time ...in Hollywood filminde başrolü Brad Pitt ve Margot Robbie ile paylaştı. Filmdeki rolüyle Oscar, Altın Küre ve BAFTA'ya En İyi Erkek Oyuncu dalında aday gösterildi.

2020'ler

DiCaprio 2021 yılında Netflix yapımı Don’t Look Up ile Netflix portalinde yer aldı. Ayrıca 2021 yılı içerisinde yönetmenliğini Martin Scorsese'nin yaptığı Killers of the Flower Moon filminin çekimlerine başladı. Di Caprio, filmin başrolünü usta aktör Robert De Niro ile paylaştı. Filmin konusu ise 1920’lerde, Oklahoma'daki Kızılderili birliği olan Osage’in üyeleri, petrolün kendi topraklarının altında olduğunu keşfeder. Artık varlık içinde olan üyeler, şoförlü araçlara binmeye, konaklar inşa etmeye, çocuklarını Avrupa’ya okumaya göndermeye başlar. Ancak bu zenginlik, birçok cinayeti de beraberinde getirir. Gün geçtikçe artan cinayetleri araştırmaya kalkanların sonu da ölüm olur. Ölenlerin sayısı yirmi dördü aştığında ise davaya FBI atanır. Henüz kurulma aşamasında olan FBI’a bağlı olan bir dedektif gizemli cinayetlerin sırrını çözmek için şehre gelir. Dedektif, ele aldığı dava için büroda bulunan Amerikalı Kızılderili dâhil olmak üzere gizli bir ekip kurar. Bölgeye sızmayı başaran ekip, soruşturmaya devam ettikçe yaşanan vahşetin arkasında korkunç bir sır olduğunu keşfeder.

Kişisel hayatı

DiCaprio'nun kişisel hayatı medyanın yaygın ilgisinin konusudur. DiCaprio, nadiren röportajlar verir ve özel hayatını tartışmak istemez. 2000 yılında DiCaprio, 2005 yılına kadar çıktığı Brezilyalı model Gisele Bündchen ile tanıştı. 2005-2011 yılları arasında İsrailli model Bar Refaeli ile romantik olarak ilgilendi ve bu süre zarfında İsrail cumhurbaşkanı Şimon Peres ile bir araya geldi ve Refaeli'nin memleketi Hod HaSharon'u ziyaret etti. 2005 yılında, model Aretha Wilson bir Hollywood partisinde kırılmış bir şişeyle ona çarptığında DiCaprio'nun yüzü ciddi şekilde yaralandı. Aretha Wilson suçlu olduğunu söyledi ve 2010 yılında iki yıl hapse mahkûm edildi. DiCaprio, Temmuz 2013'ten Aralık 2014'e ve daha sonra 2017'de Alman model Toni Garrn'la ilişki yaşadı.

DiCaprio, Los Angeles'ta bir ev ve Battery Park City'de bir daireye sahiptir. 2009 yılında Belize anakarasından Blackadore Caye adında bir ada satın aldı - çevre dostu bir tatil köyü açmaya hazırlandı. 2014 yılında yüzyılın ortalarında tasarlanan orijinal Dinah Shore konutunu satın aldı. 2004 başkanlık seçimleri sırasında DiCaprio kampanya yürüttü ve John Kerry'nin başkanlık teklifine bağışta bulundu. 2008 seçimlerinde Barack Obama'nın başkanlık kampanyasına 2.300 dolar verdi. DiCaprio 2016 başkanlık seçimlerinde Hillary Clinton'ı destekledi. 2016 yılında çocuk sahibi olmak istemediğini açıkladı.[37] Wall Street'in kurucusu Red Granite Pictures'ın para aklama skandalına karıştığı Haziran 2017'de DiCaprio, üretim şirketindeki iş ortaklarından aldığı hediyeleri ABD hükûmetine teslim etti.

Filmografi


1979 Romper Room (TV dizisi) Çocuk
1989 The New Lassie (TV dizisi) Glen
1990 The Outsiders (TV dizisi) Kid Fighting Scout
1990 Santa Barbara (TV dizisi) Genç Mason Capwell
1990-1991 Parenthood (TV dizisi) Garry Buckman
1991 Roseanne (TV dizisi) Darlene'in Sınıf Arkadaşı
1991-1992 Growing Pains (TV dizisi) Luke Brower
1991 Mahluklar 3 Josh Kristine Peterson
1992 Poison Ivy Çocuk Katt Shea
1993 Bu Çocuğun Hayatı Tobias Wolff Michael Caton-Jones
Gilbert'in Hayalleri Arnie Grape Lasse Hallström
1994 The Foot Shooting Party (Kısa Film) Bud Annette Haywood-Carter
1995 Hızlı ve Ölü Fee "Çocuk" Herod Sam Raimi
Günlük Jim Carroll Scott Kalvert
Tutkunun Şairleri Arthur Rimbaud Agnieszka Holland
1996 Romeo + Juliet Romeo Montague Baz Luhrmann
Marvin'in Odası Hank Jerry Zaks
1997 Titanic Jack Dawson James Cameron
1998 Demir Maskeli Adam Kral XIV. Louis/Philippe Randall Wallace
Şöhret Brandon Darrow Woody Allen
2000 Kumsal Richard Danny Boyle
2001 Don's Plum Derek R.D. Robb
2002 Sıkıysa Yakala Frank William Abagnale Jr. Steven Spielberg
New York Çeteleri Amsterdam Vallon Martin Scorsese
2004 Göklerin Hakimi Howard Hughes Martin Scorsese
2006 Kanlı Elmas Danny Archer Edward Zwick
Köstebek Billy Costigan Martin Scorsese
2007 The 11th Hour Anlatıcı Leila Conners Petersen & Nadia Conners
2008 Hayallerin Peşinde Frank Wheeler Sam Mendes
Yalanlar Üstüne Roger Ferris Ridley Scott
2010 Hubble Anlatıcı Toni Myers
Zindan Adası Edward "Teddy" Daniels Martin Scorsese
Başlangıç Cobb Christopher Nolan
2011 J.Edgar J.Edgar Hoover Clint Eastwood
2012 Zincirsiz Calvin Candie Quentin Tarantino
2013 Muhteşem Gatsby Jay Gatsby Baz Luhrmann
Para Avcısı Jordan Belfort Martin Scorsese
2015 Diriliş Hugh Glass Alejandro G. Iñárritu'
The Audition (Kısa Film) Kendisi Martin Scorsese
Tufandan Önce Kendisi - Anlatıcı
Fisher Stevens
2019 Bir Zamanlar Hollywood'da Rick Dalton Quentin Tarantino
2021 Don't Look Up Dr. Randall Mindy Adam McKay
2022 Killers of the Flower Moon Ernest Burkhart Martin Scorsese
2023 Roosevelt Theodore Roosevelt Martin Scorsese
Jim Jones Jim Jones

Önemli ödülleri ve adaylıkları

Akademi Ödülleri Gilbert'in Hayalleri En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Adaylık
Göklerin Hakimi En İyi Erkek Oyuncu Adaylık
Kanlı Elmas Adaylık
Para Avcısı En İyi Erkek Oyuncu Adaylık
En İyi Film Adaylık
Diriliş En İyi Erkek Oyuncu Kazandı
Bir Zamanlar... Hollywood'da En İyi Erkek Oyuncu Adaylık
Altın Küre Ödülleri Titanik Drama Dalında En İyi Erkek Oyuncu Adaylık
Sıkıysa Yakala Adaylık
Göklerin Hakimi Kazandı
Kanlı Elmas Adaylık
Köstebek Adaylık
Hayallerin Peşinde Adaylık
J.Edgar Adaylık
Zincirsiz En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Adaylık
Para Avcısı Müzikal veya Komedi Dalında En İyi Erkek Oyuncu Kazandı
Diriliş Drama Dalında En İyi Erkek Oyuncu Kazandı
Bir Zamanlar... Hollywood'da Müzikal veya Komedi Dalında En İyi Erkek Oyuncu Adaylık
Don't Look Up Müzikal veya Komedi Dalında En İyi Erkek Oyuncu Adaylık
BAFTA Ödülleri Göklerin Hakimi En İyi Erkek Oyuncu Adaylık
Köstebek Adaylık
Para Avcısı Adaylık
Diriliş Kazandı
Bir Zamanlar... Hollywood'da Adaylık


Dipnotlar

[attachment=107617]

Kaynak

Wikipedia


Kate Winslet Kimdir? Biyografisi

Kate Elizabeth Winslet (d. 5 Ekim 1975), Oscar (Akademi), BAFTA, SAG, Emmy, Grammy ve Altın Küre sahibi İngiliz oyuncu.[1]

22 yaşında, iki Akademi Ödülü (Oscar) adaylığı elde edebilme başarısını gösteren en genç oyuncu rekorunu kıran Winslet, Akademi Ödülü'ne altı kere aday gösterilen en genç oyuncu olmayı da başarmıştır.[2] Aynı zamanda Altın Küre Ödülleri'nde En İyi Kadın Oyuncu ve En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu ödülünü aynı yılda kazanan 3 oyuncudan biridir. Kariyeri boyunca çeşitli rollerde izleyici karşısına çıksa da, Titanik filmindeki Rose DeWitt Bukater ve Eternal Sunshine of the Spotless Mind filmindeki Clementine Krucynzski performansıyla daha geniş kitlelere ulaşmıştır. 17 Mart 2014 tarihinde Hollywood Bulvarı'nda kendi yıldızını kazandı. 2012 yılında Kraliçe II. Elizabeth'in doğum günü şerefine sinema sektörüne yaptığı katkılardan dolayı Britanya İmparatorluk Nişanı (Komutan, CBE) kazandı. Hayallerin Peşinde filmindeki rolü ile Altın Küre Ödülleri'nde En İyi Kadın Oyuncu Ödülü'nü kazanıp aynı film ile Oscar (Akademi Ödülü) adaylığı kazanamayan 2. kadın oyuncu olmuştur. Titanik filminde Gloria Stuart ve İris filminde Judi Dench ile aynı karakterin genç ve yaşlı versiyonunu oynamışlardı ve Kate Winslet 2 kez aynı karakterin farklı yaşlardaki oyuncuları ile 2 Oscar Adaylığı kazanan tek oyuncu oldu.[2] 2015 yılında vizyona giren Düşlerin Terzisi adlı filmdeki oyunculuğu için AACTA'da En İyi Kadın Oyuncu Ödülü'nü kazandı. Michael Fassbender ile birlikte oynadığı Steve Jobs filmi ile En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu dalında Altın Küre adaylığı elde etti ve bu onun 11. Altın Küre adaylığı oldu. 2015 Elle Women in Hollywood Awards'da (ELLE, Hollywood'daki Kadınlar Ödülü) Yılın Kadını seçildi.

İlk yılları

Kate Elizabeth Winslet 5 Ekim 1975 tarihinde Reading, Berkshire, İngiltere'de doğdu. 11 yaşındayken İngiltere'de bir tiyatro okulunda drama dersi almaya başlayan Winslet'ın babası "Roger Winslet" ve annesi "Sally Winslet" gibi kardeşleri "Anna", "Beth" ve "Joss" da oyunculuk yapıyorlar.

Sahne Sanatları mezunu Kate Winslet, ilk evliliğini Hideous Kinky adlı filmin setinde tanıştığı yönetmen asistanı Jim Threapleton ile yapmış ve Mia adını koydukları bir kız çocuğu sahibi olmuştur. 2001 yılında eşi Jim Threapleton ile ayrılığının ardından American Beauty, Road to Perdition ve Jarhead gibi filmlerin ödüllü yönetmeni Sam Mendes ile evlenerek, Joe adında bir erkek çocuğu dünyaya getirmiştir. 2010 senesinde çift ayrıldı. 5 Aralık 2012 tarihinde gizli bir tören ile Ned Rocknroll ile evlendi ve çocukları Bear Blaze Winslet 7 Aralık 2013 tarihinde İngiltere'de dünyaya geldi.

Kariyeri

Oyunculuğa ilk adımını 11 yaşında bir TV reklamıyla atan Winslet, daha sonra 90'lı yılların başında çeşitli TV dizilerinde oyunculuk deneyimini arttırmaya devam etmiş ve 1994 yılında beyazperdede Peter Jackson imzalı Heavenly Creatures filmiyle izleyicilerin dikkatini çekmeyi başaran bir oyuncu hâline gelmiştir. 1995 senesinde ise Sense and Sensibility filmindeki performansıyla ilk Akademi Ödülü adaylığını almış ve izleyici kitlesini arttırmıştır. 1996 yılında filmografisine Jude ve Hamlet gibi filmleri eklemiş ve kariyerine 1997 yapımı gişe rekortmeni Titanik ile aldığı yeni bir Akademi Ödülü adaylığıyla devam etmiştir ve bu filmle dünya çapında ismini duyurmuştur. Titanik filminden sonra daha çok bağımsız ve düşük bütçeli filmlerde oynamayı tercih ettiği için, 1998-99 yıllarında Anna and the King ve Shakespeare in Love gibi filmlerdeki başrol tekliflerini reddederek aynı dönemde Holy Smoke ve Hideous Kinky gibi bağımsız filmlerde oynamayı tercih etmiştir. Kariyeri boyunca genelde dönem filmlerinde oynamış ve 2000'li yılların başında buna Quills, Enigma ve canlandırdığı Iris Murdoch karakteriyle üçüncü Akademi Ödülü adaylığını aldığı film Iris ile devam etmiştir. 2004 senesinde Johnny Depp ile başrolleri paylaştığı Finding Neverland sonrası, orijinal senaryosuyla dikkat çeken Eternal Sunshine of the Spotless Mind filminde çizdiği bambaşka bir Kate Winslet imajıyla, dördüncü kez Oscar'a aday olmuştur. 2005'te filmografisine müzikal bir yapım olan Romance and Cigarettes'i de ekledikten sonra, farklı türlerde dört yapımla (The Holiday, Fare Şehri, All the King's Men ve Little Children) 2006 senesinde gündemde kalmayı başarabilmiştir ve Little Children filmiyle Akademi üyeleri tarafından beşinci kez Oscar adaylığına layık görülmüştür.[2] Son olarak 2008 yapımı The Reader filminde canlandırdığı Hanna Schmitz rolüyle En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu ve Revolutionary Road filmindeki April Wheeler rolüyle En İyi Kadın Oyuncu Altın Küre ödüllerini almıştır.[2] Oscar Ödül Töreni'nde The Reader filmindeki Hanna Schmitz karakteri ile En İyi Kadın Oyuncu Oscar'ını sonunda almıştır. Altın Küre'de bu rolle yardımcı kadın oyuncu ödülü almasının sebebi bir kişinin bir ödüle iki farklı filmle aday olamıyor olmasıdır, bu sebeple ödül törenlerinin bazılarında The Reader ile En İyi Kadın Oyuncuyu alırken, bazılarında En İyi Yardımcı Kadın Oyuncuyu almıştır, aynı durum Revolutionary Road filmi için de geçerlidir. Sinema dışında, American Express ve Lancomé gibi markaların reklam filmlerinde de rol almıştır. American Express reklamında daha önce oynamış olduğu karakterlerden söz eden Kate Winslet, bir Lancomé ürünü olan Trésor parfümü için de 2007 yılından itibaren yeni reklam yüzü oldu. 2015 yılında vizyona giren Steve Jobs filminde Michael Fassbender ile birlikte oynadı.

2021 yılında erken yaşta büyükanne olmuş bir polis dedektifini oynadığı Mare of Easttown dizisi gösterime girdi. Bu dizi vesilesiyle rollerini nasıl seçtiği sorusuna verdiği yanıt belki onun hakkında en bariz ipuçlarını sunmaktaydı: “Kusurları olan karakterleri oynamayı seviyorum. Bana hiç benzemeyen, içinde kaybolabileceğim karakterleri… Rolün içinde kaybolmak beni en çok heyecanlandıran, eğlendiren şey. Bir erkeği oynamak isterdim mesela. En büyük meydan okuma bu bence, biraz fazlaca kilolu, elden ayaktan düşmüş, hayattan beklediğini bulamamış bir erkek örneğin.”[3]

Özel hayatı

15 yaşındaki Winslet, Dark Season'ı çekerken, kendisinden 12 yaş büyük oyuncu-yazar Stephen Tredre ile romantik bir ilişkiye başladı.[4][5] 1991'den itibaren Londra'da birlikte yaşadılar.[6][7][8] 1995'te ayrıldılar, ancak 2 yıl sonra Tredre kemik kanserine yakalandı ve ölene kadar yakın kaldılar.[4][9] Winslet, cenazesine katılmak için Titanic'in galasına katılmadı.[10] 2008'de ölümünün etkisini atlatamadığını itiraf etti.[11]

Tredre'nin ölümünden bir yıl sonra Winslet, Jim Threapleton ile yönetmen yardımcısı olarak görev yaptığı Hideous Kinky setinde tanıştı.[5][10] Kasım 1998'de evlendiler ve 2000 yılında kızları Mia doğdu.[12][13][14] Threapleton ile evliliğini bir "karmaşa" olarak nitelendiren Winslet, daha sonra bu dönemde içgüdülerinin kontrolünü kaybettiğini söyledi.[15] They divorced in 2001.[16][17] Threapleton'dan ayrıldıktan kısa bir süre sonra yönetmen Sam Mendes ona bir oyunda rol teklif ettiğinde tanıştı; teklifi geri çevirdi ama onunla çıkmaya başladı.[18] Winslet, New York'a taşındı.[15] Mayıs 2003'te Anguilla adasında Mendes ile evlendi ve oğulları Joe doğdu.[11][19] Aile, zamanını İngiltere'deki Cotswolds'daki mülklerini sık sık ziyaret ederek geçerdi.[18] Medyada Mendes ile aktris Rebecca Hall arasında bir ilişki olduğuna dair yoğun spekülasyonların ortasında, o ve Winslet 2010'da ayrıldıklarını açıkladılar ve bir yıl sonra boşandılar.[20][21]

Winslet 2011'de Richard Branson'ın Necker Adası'ndaki malikanesinde tatil yaparken yeğeni Edward Abel Smith (2008'den 2019'a kadar yasal olarak Ned Rocknroll olarak bilinir) ile tanıştı.[22] Aralık 2012'de New York'ta evlendiler ve ertesi yıl oğulları Bear doğdu.[23][24][25][26] Winslet, memleketi İngiltere'ye döndükten sonra, Smith ve çocuklarıyla birlikte yaşadığı Sussex'teki West Wittering'de deniz kenarında 3.25 milyon £ değerinde bir mülk satın aldı. (2015 itibarıyla)[27] 2015 yılında verdiği bir röportajda, kırsal kesimde yaşamaktan ne kadar keyif aldığından bahsetti.[28]

Winslet çocuklarından çok uzun süre uzak tutacak iş tekliflerini reddediyor ve çekim taahhütlerini okul tatillerine göre planlamayı seviyor.[29] Ebeveynlik tarzını tartışırken, öğle yemeğini paketlemekten ve okul koşusu yapmaktan hoşlandığını söyledi.[30]

Ödüller

Oscar'a; Titanik, Eternal Sunshine of the Spotless Mind (Sil Baştan), Little Children (Tutku Oyunları) ve The Reader filmleriyle "En İyi Kadın Oyuncu", Iris ve Sense and Sensibility filmleriyle ise "En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu" dalında aday gösterildi. Aynı filmlerle Altın Küre Ödülleri'nde de beş adaylığıyla beraber The Reader ve Revolutionary Road filmleriyle bu ödülün sahibi oldu. The Reader ile "Altın Küre"nin yanı sıra Oscar ödülünü de kazanmıştır. Ayrıca Christmas Carol adlı animasyon filminde seslendirme yapan Kate Winslet, bu film için yazılan What If adlı şarkıyı söylemiş, single albüm çıkarmış, Grammy ödülü kazanmış ve İngiltere müzik listelerinde ilk 10'a girmiştir. Toplamda 6 adet Oscar Adaylığı bulunmaktadır. 70 ödülü ve 113 adaylığıyla Hollywood için aranan bir isim hâline gelmiştir. 2015 yılında vizyona giren Düşlerin Terzisi adlı filmdeki oyunculuğu için AACTA'da En İyi Kadın Oyuncu Ödülü'nü kazandı. Michael Fassbender ile birlikte oynadığı Steve Jobs filmi ile En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu dalında Altın Küre adaylığı elde etti ve bu onun 11. Altın Küre adaylığı oldu. 2015 Harper's Bazaar Women of the Year Awards'da (Harper's Bazaar Yılın Kadını Ödülleri) British Icon (İngiliz İkon) seçildi. 2015 BIFA Ödülleri'nde ise kariyeri boyunca yaptığı çalışmalar sayesinde diğer meslektaşlarından 'farklılık' ödülü olan Variety Ödülü'nü kazandı. 2015 Elle Women in Hollywood Awards'da (ELLE, Hollywood'daki Kadınlar Ödülü) Yılın Kadını seçildi. 10 Ocak 2016'da sahiplerini bulan 73. Altın Küre Ödülleri'nde Steve Jobs filmindeki performansından dolayı 'En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu' Altın Küre Ödülü'nü kazandı ve bu onun 4. Altın Küresi oldu.

Filmografi

Film

1994 Heavenly Creatures Juliet Hulme [31]
1995 Sense and Sensibility Marianne Dashwood [32]
1995 A Kid in King Arthur's Court Prenses Sarah [33]
1996 Jude Sue Bridehead [34]
1996 Hamlet Ophelia [35]
1997 Titanic Rose DeWitt Bukater [36]
1998 Hideous Kinky Julia [37]
1999 Faeries Brigid (seslendirme) [38]
1999 Holy Smoke! Ruth Barron [39]
2000 Quills Madeleine [40]
2001 Enigma Hester Wallace [41]
2001 Iris Genç Iris Murdoch [42]
2001 War Game Annie (seslendirme) Kısa film [43]
2001 Christmas Carol: The Movie Belle (seslendirme) [44]
2003 The Life of David Gale Bitsey Bloom [45]
2004 Eternal Sunshine of the Spotless Mind Clementine Kruczynski [46]
2004 Finding Neverland Sylvia Llewelyn Davies [47]
2005 Romance & Cigarettes Tula [48]
2006 Deep Sea 3D Dış ses Belgesel [49]
2006 All the King's Men Anne Stanton [50]
2006 Little Children Sarah Pierce [51]
2006 Flushed Away Rita Malone (seslendirme) [52]
2006 The Holiday Iris [53]
2007 The Fox and the Child Dış ses İngilizce dublaj [54]
2008 The Reader Hanna Schmitz [55]
2008 Revolutionary Road April Wheeler [56]
2009 A Mother's Courage: Talking Back to Autism Dış ses Belgesel [57]
2011 Carnage Nancy Cowan [58]
2011 Contagion Erin Mears [59]
2013 Movie 43 Beth Segment: The Catch [60]
2013 Labor Day Adele Wheeler [61]
2014 Divergent Jeanine Matthews [62]
2014 A Little Chaos Sabine De Barra [63]
2015 The Divergent Series: Insurgent Jeanine Matthews [64]
2015 Daisy Chain Buttercup (seslendirme) Kısa film [65]
2015 Steve Jobs Joanna Hoffman [66]
2015 The Dressmaker Myrtle "Tilly" Dunnage [67]
2016 Triple 9 Irina Vlaslov [68]
2016 Collateral Beauty Claire Wilson [69]
2016 The Lost Letter Dış ses Kısa film [70]
2017 The Mountain Between Us Alex Martin [71]
2017 Wonder Wheel Ginny Rannell [72]
2018 Mary and the Witch's Flower Madame Mumblechook (seslendirme) [73]
2019 Birds of a Feather Blanche (seslendirme) [74]
2019 Blackbird Jennifer [75]
2020 Baba Yaga Baba Yaga (seslendirme) Kısa film [76]
2020 Ammonite Mary Anning [77]
2020 Black Beauty Black Beauty (seslendirme) [78]
2021 Eating Our Way To Extinction Dış ses Belgesel [79]
2022 Avatar: The Way of Water Ronal [80]
2023 Lee Film henüz vizyona girmedi Lee Miller Oyuncu, ayrıca yapımcı [81]
2024 Avatar 3Film henüz vizyona girmedi Ronal Henüz piyasaya sürülmedi [82]

Televizyon


Yıl(lar) Film adı Rolü Notlar Ref(s).
1991 Dark Season Reet 6 bölüm [83]
1992 Anglo-Saxon Attitudes Caroline Jenington Mini dizi [84][85]
1992–93 Get Back Eleanor Sweet 15 bölüm [86]
1993 Casualty Suzanne Bölüm: "Family Matters" [87][88]
2004 Pride Suki (seslendirme) Televizyon filmi [89]
2004 Saturday Night Live Sunucu Bölüm: "Kate Winslet/Eminem" [90]
2005 Extras Kendisi Bölüm: "Kate Winslet" [91]
2011 Mildred Pierce Mildred Pierce Mini dizi [92]
2015 Running Wild with Bear Grylls Kendisi Bölüm: "Kate Winslet" [93]
2015 Snow Chick Dış ses Televizyon filmi [94]
2017 Diana: The Day Britain Cried Dış ses Belgesel [95]
2017 Snow Bears Dış ses Belgesel [96]
2019–20 Moominvalley Mrs Fillyjonk (seslendirme) 6 bölüm [97]
2021 Mare of Easttown Mare Sheehan HBO mini dizisi; aynı zamanda yönetici yapımcı [98]
TBA I Am... Series has yet to be released Ruth Bölüm: "I Am Ruth" [99]
TBA Trust HBO mini dizisi; aynı zamanda yönetici yapımcı [100]
TBA The Palace HBO mini dizisi; aynı zamanda yönetici yapımcı [101]


Dipnotlar



Kaynak

Wikipedia
Cuma Namazı - Cuma Namazının Farz olmasının Şartları

Cuma, Müslümanlar için mübarek bir gündür. Cuma namazı, şart-
larını taşıyan kimselere farz-ı ayndır. Farz oluşu, Kitap, Sünnet ve İcma
ile sabittir.
Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyruluyor: ْ
ذٰلِكُم َۜ الْبَيْع وَذَرُوا ِ اللјه ِ ذِكْر اِلٰى فَاسْعَوْا ِ الْجُمُعَة ِ يَوْم ْ مِن ِ لِلصَّلٰوة َ نُودِي اِذَا اٰمَنُٓوا َ الَّذٖين اَيُّهَا ٓ َيَا
تَعْلَمُون ْ كُنْتُم ْ اِن ْ لَكُم ٌ خَيْر
“Ey İman edenler! Cuma günü namaza çağrıldığı (ezan okunduğu) za-
man hemen Allah’ı anmaya koşun ve alışverişi bırakın. Eğer bilmiş olsanız,
elbette bu, sizin için daha hayırlıdır.”54
Abdest alıp camiye giden ve cuma namazını kılanlar hakkında Pey-
gamberimiz şöyle buyuruyor: ِ
الْجُمُعَة َ وَبَيْن ُ بَيْنَه مَا ُ لَه َ غُفِر َ وَأَنْصَت َ فَاسْتَمَع َ الْجُمُعَة أَتَى َّ ثُم َ الْوُضُوء َ فَأَحْسَن َٔ تَوَضَّا ْ مَن ٍ
أَيَّام ِ ثَلاَثَة ُ وَزِيَادَة
“Bir kimse güzelce abdest aldıktan sonra Cumaya gelir, susarak hutbeyi
dinlerse, üç gün fazlasıyla bu cumadan diğer cumaya kadar olan zaman
içindeki günahları bağışlanır.”55
Cuma namazını terk edenler hakkında Peygamber Efendimiz çok
önemli bir uyarıda bulunmuştur. Ebû Hüreyre ve Abdullah b. Ömer,
Peygamberimizin minber üzerinde şöyle buyurduğunu işittiklerini
söylediler:َ
الْغَافِلِين َ مِن َّ لَيَكُونُن َّ ثُم ْ قُلُوبِهِم عَلَى ُ اللјه َّ لَيَخْتِمَن ْ أَو ِ الْجُمُعَات ُ وَدْعِهِم ْ عَن ٌ أَقْوَام َّ لَيَنْتَهِيَن
“Herhangi bir cemaat ya cuma namazını terk etmekten sakınsınlar
yahut da Allah Teala onların kalplerini mühürler de gaf i llerden olurlar.”56
Cuma günü Müslümanlar için bir bayramdır. Bugün, yıkanıp te-
mizlenmek, tırnakları kesmek, dişleri fırçalamak, güzel koku sürün-
mek, iyi ve temiz elbiseleri giyerek camiye gitmek müstehabdır. Ezan
okununca, cuma namazı kılmakla mükellef olanların işlerini bırakıp
hemen camiye gitmeleri gerekir.
Cuma namazının bir kimseye farz olması için Müslüman olmak,
akıllı ve ergenlik çağına gelmiş olmaktan başka birtakım şartların daha
bulunması lazımdır.
Bunlar, cumanın farz olmasının şartları ile cumanın sahih olması-
nın şartları olmak üzere iki çeşittir:
1. Cuma Namazının Farz olmasının Şartları
Bir kimseye cuma namazının farz olması için o kimsede altı şartın
bulunması gerekir:
1. Erkek olmak,
2. Hür olmak,
3. Mukim olmak,
4. Sağlıklı olmak,
5. Kör olmamak,
6. Ayakları sağlam olmak.
Bu şartlar kendisinde olmayan kimseye cuma namazı farz değildir.
Buna göre, kadınlara, hürriyeti elinde olmayanlara, yolculara,
hastalara, iki gözü kör olanlara, ayakları olmayan kötürümlere
cuma namazı farz değildir. Ancak bu durumda olanlar, camiye gidip cumayı kılarlarsa namazları sahih olur ve o günün öğle nama-
zının yerine geçer.
Kendilerine cuma namazı farz olmayan hasta ve yolcunun cuma
namazı kıldırması caizdir. Hastaya bakan bir kimse, bırakıp cumaya
gittiği takdirde hastanın zarar görmesinden korkarsa cumaya gitme-
yebilir.
Camiye gidemeyecek durumda hasta olanlar ile camiye gittiği tak-
dirde hastalığının artmasından veya iyileşmesinin gecikeceğinden kor-
kanlara da cuma namazı farz değildir. Yürüyemeyecek derecede düş-
kün ihtiyarlar da böyledir.
Bir ayağı kesik veya felçli olup da zorlanmadan yürüyebilen cumaya
gider, yürüyemeyen ise gitmez.
2. Cuma Namazının Sahih Olmasının Şartları
Bu şartlar da altıdır:
1. Cuma namazı kılınan yerin şehir veya şehir hükmünde olması.
2. Cuma namazını devletçe görevlendirilen bir kişinin kıldırması.
Büyük bir toplulukla eda edilen cuma namazını kıldırmak isteyen
kişiler arasında, biri “ben kıldıracağım”, diğeri “ben kıldıracağım” diye
anlaşmazlık çıkabileceği gibi, bir grup bir kişiyi öne sürerken diğer bir
grup da başkasını öne sürmeye çalışabilir. Namazın vakit içinde hangi
saatte kılınacağı hususunda da anlaşmazlığa düşebilirler.
Bu sebeple, cuma kıldırmak yüzünden Müslümanlar arasında çıka-
bilecek anlaşmazlıklara yol açmamak ve düzeni sağlamak için cumayı
kıldıranın, devletçe görevlendirilen bir kişi olması gerekir.
Herhangi bir sebeple izin almak mümkün olmadığı takdirde Müs-
lümanlar, bir kişi üzerinde birlik yaparsa o kişinin kıldırdığı cuma
namazı da zarurete binaen caiz olduğu gibi, yöneticileri Müslüman
olmayan yerlerde de cuma ve bayram namazlarını kılmak caizdir.57
3. Cuma namazının öğle vaktinde kılınması.
Öğle vakti girmeden cuma namazı kılınamayacağı gibi, öğle vakti
çıktıktan sonra da sahih olmaz.
4. Namazdan önce hutbe okunması.
Hutbenin, bir kişi bile olsa cemaat huzurunda okunması gerekir. Ce-
maatin hasta veya misafir olması da yeterlidir. Başka cemaat bulunmayıp
sadece kadın veya çocuk bulunması hâlinde hutbe sahih olmaz.
5. Cuma kılınan yerin herkese açık olması.
Çünkü cuma namazı İslam’ın şiarından ve dinin özelliklerindendir.
Bu sebeple açıktan kılınması lazımdır.
İmam namaz kılınan yerin kapısını kilitlese cuma namazı caiz ol-
maz. Diğer insanların girmesine izin verilirse caiz olur. Bir kalenin ka-
pısını düşman tehlikesi sebebiyle kilitlemek zarar vermez.
6. İmamdan başka en az üç kişi cemaat bulunması.
Hutbe okunurken hazır olan cemaat gider ve hutbe okunduktan
sonra başka bir cemaat gelirse cuma namazı yine sahih olur. Cemaatin
hasta ve yolculardan olması da caizdir. Çünkü bunlar imam olabildik-
lerine göre cemaat da olabilirler.
Ancak, başka cemaat bulunmayıp da, cemaat sadece kadın veya ço-
cuklardan meydana gelirse, bunlarla cuma namazı caiz olmaz. Çünkü
bunlar imamlık yapamaz. Hatta iki erkekle bir kadın veya bir çocuğun
bulunması hâlinde de cuma namazı sahih olmaz.
3. Hutbe
Hutbenin rüknü, Cenab-ı Hakk’ı zikretmekten ibarettir. Arapçadan
başka bir dil ile de olabilir.
Allah’a hamd, tesbih ve tekbir getirmekle hutbenin farzı yerine ge-
tirilmiş olur, fakat sünnet terk edildiği için mekruhtur.
Hutbenin sahih olmasının şartları:
a) Hutbenin namazdan önce okunması,
b) Hutbe kastıyla okunması,
c) Vakit içinde olması,
d) Hutbe okunurken cemaatten en az bir kişinin bulunması,
e) Bu kişinin kendisi ile cuma namazı kılınır bir kimse olması,
f) Hutbe ile namazın, namaza münafi bir iş ile ayrılmaması (yemek,
içmek gibi).
Hutbe ikidir, araları hafif bir oturuş ile ayrılır. Her birinde Allah’a
hamdedilir. Kelime-i şehadet okunur ve salavat-ı şerife getirilir. Birinci
hutbede ayet okunarak vaaz ve nasihat yapılır. İkinci hutbede mümin-
lere dua edilir.
a) Hutbenin Sünnetleri
1. Hatibin, hutbeden önce minber tarafında bulunması,
2. Minbere çıkınca oturması,
3. Ezanın hatibin huzurunda okunması,
4. Ezan okunduktan sonra hatibin her iki hutbeyi ayakta okuması
(Özürsüz, hutbeyi oturarak veya yaslanarak okumak mekruhtur).
5. Hutbeyi cemaate karşı okumak,
6. Hutbeye —gizlice Eûzü Besmele çektikten sonra— Allah’a hamd
ederek başlamak, şehadet kelimelerini okumak ve Peygamberimize
salavat getirmek.
7. Vaaz ve nasihat etmek,
8. Kur’an’dan bir ayet okumak,
9. İki hutbe okumak ve iki hutbenin arasında üç ayet okuyacak
miktardan fazla olmamak üzere oturmak,
10. İkinci hutbeye de Allah’a hamd ve Peygamberimize salavat ge-
tirerek başlamak,
11. Müslümanlara mağf iret, yardım ve afiyetle dua etmek,
12. İkinci hutbede, sesini birinci hutbeden biraz daha alçaltmak,
13. Her iki hutbeyi de fazla uzatmamak,
14. Hutbe bitince ikamet getirmek.
Hutbe okunurken konuşmak mekruh olduğu gibi, konuşana sus-
masını söylemek de mekruhtur.
Hatibin minbere çıkışından itibaren cumanın farzı kılınıncaya ka-
dar, konuşmak, konuşana sus demek, Kur’an okumak, salat ve selam
getirmek (Peygamberimize salat ve selam getirilmesi gereken durum
olursa, bunu içinden getirir), tesbih çekmek, verilen selamı almak, ye-
mek ve içmek gibi hutbeyi dinlemeye engel olan şeyler mekruhtur.
Görülen bir yanlışı baş, göz ve el işareti ile düzeltmeye çalışmak mek-
ruh değildir. Hutbe okunurken namaz kılmak da mekruhtur. Hatip
minbere çıkmadan önce cumanın ilk sünnetine başlayan kimse, hatip
henüz hutbeyi okumaya başlamamış ise vaciblerini yerine getirerek
namazı hemen tamamlamalıdır. Hutbe okunurken istediği gibi oturu-
labilir, ancak namazda oturur gibi oturmak müstehabdır.
Bir özür sebebiyle cuma namazına gidemeyenlerin (hasta, yolcu ve
hapiste olan kimseler gibi) cuma günü öğle namazını, cuma namazı
kılındıktan sonra kılmaları müstehabdır. Cumadan önce kılmaları ise
mekruhtur.
Bir özürden dolayı cumaya gidemeyen veya özürsüz olarak git-
meyenlerin cuma günü, cuma kılınan yerde öğle namazını cemaatle
kılmaları mekruhtur. Cuma kılınmayan köy ve kırlarda ise mekruh
değildir.
Cuma namazında imama ikinci rekâtın oturuşunda yetişen kimse, imam
selam verdikten sonra cumayı tamamlar ve cumaya yetişmiş sayılır.
4. Cuma Namazının Kılınışı
Cuma namazı, dördü ilk sünnet, ikisi farz ve dördü de son sünnet
olmak üzere on rekâttır.
Cuma günü öğle vakti ezan okunduktan sonra, önce dört rekât
olan ilk sünneti kılınır. Bunun niyeti şöyledir: “Niyet ettim Allah rızası
için bugünkü cuma namazının ilk sünnetini kılmaya.”
Cumanın ilk sünnetinin kılınışı, aynen öğle namazının dört rekât
sünneti gibidir. Sünnet kılındıktan sonra hatip minbere çıkar ve otu-
rur. Bundan sonra camiin içinde bir ezan daha okunur. Hutbe bitince
ikamet getirilir ve cumanın iki rekât farzı cemaatle kılınır. İmamın ar-
kasındaki cemaat şöyle niyet eder: “Niyet ettim Allah rızası için bu-
günkü cuma namazının farzını kılmaya, uydum imama.”
Farzdan sonra cumanın dört rekât son sünneti kılınır. Bunun kılı-
nışı da cumanın ilk sünneti gibidir. Niyeti şöyledir: “Niyet ettim Allah
rızası için cumanın son sünnetini kılmaya.”
Cuma namazı böylece tamamlanmış olur.
5. Zuhr-i Âhir Namazı
Bir yerleşim yerinde birden fazla camide cuma namazı kılınıp kılı-
namayacağı konusunda İslam âlimleri arasında farklı görüşler vardır.
Hanefi mezhebinde kabul edilen görüş, bir yerleşim yerinde birden
fazla camide kılınan cumanın sahih olmasıdır.
Ancak İmam Ebû Yûsuf’a göre cuma namazı bir yerde sadece bir
camide, şehrin büyük olması veya ortasından nehir geçmesi hâlinde
ancak iki camide kılınabilir.
Şafiiler ise “ihtiyaç yoksa sadece bir camide kılınabilir” diyor. Bu
imamlara göre, bir yerde birden fazla cuma namazı kılındığı takdirde
namaza ilk önce başlayanların namazı sahih olur, sonraya kalanların
namazı sahih olmaz. Hepsinin beraber kılması ve hangisinin ilk önce
kıldığının şüpheli olması hâlinde ise hiçbirinin namazı sahih olmaz.
Bu durumda cumanın şartlarından biri kaçırılmış ve cuma namazı-
nın caiz olması şüpheli hâle gelmiştir.
Bu görüşte olanlar, cumanın sahih olmaması ihtimaline karşı ihti-
yaten vaktin farzını kılmak maksadıyla “Zuhr-i Âhir” adıyla dört rekât
namaz kılınmasını gerekli görmüşlerdir.
Birden fazla camide kılınan cuma namazlarının sahih olduğu ve
bu sebeple Zuhr-i Âhir kılmaya gerek olmadığı görüşünde olanlar:
“Cuma’dan sonra ‘Zuhr-i Âhir’ kılmak ihtiyat değildir. Asıl ihtiyat, iki
delilden en kuvvetlisi hangisi ise onunla amel etmektir. Bu meselede
en kuvvetli delil, birden fazla camide cuma namazı kılmanın caiz ol-
masıdır” demişlerdir.
Bu durumda cuma namazı caiz olup, öğle namazının yerine geçtiği-
ne göre, o gün ayrıca öğle namazını kılmaya gerek yoktur.
Bu iki görüşten herhangi biri ile amel etmek caizdir. Bu sebeple,
cuma namazını kılan bir kimse, cumadan sonra “Zuhr-i Âhir = son
öğle” niyetiyle dört rekât daha namaz kılmak mecburiyetinde değildir.
Çünkü cuma namazı öğle namazının yerine geçtiğinden o gün ayrıca
öğle namazı kılınmaz. Bununla beraber “Zuhr-i Âhir” kılmaya bir en-
gel de yoktur. Dileyen dört rekât “Zuhr-i Âhir=son öğle” ile iki rekât
da vakit sünneti kılar.
Zuhr-i Âhir namazına, “Niyet ettim Allah rızası için vaktine yeti-
şip henüz kılamadığım son öğle namazını kılmaya” diye niyet edilir.
Bu son öğle namazı, öğlenin dört rekât farzı gibi kılınmakla beraber,
sünnetlerde olduğu gibi dört rekâtın hepsinde Fâtiha’dan sonra sure
okunması daha iyi olur.
İki rekâtlı vakit sünnetine de şöyle niyet edilir: “Niyet ettim Allah
rızası için vaktin sünnetini kılmaya.” Bu namaz da sabah namazının
sünneti gibi kılınır.

Dipnotlar :

54 62/Cuma, 9.
55 Müslim, “Cuma”, 8
56 Müslim, “Cuma”, 12.
57 Tahtâvî, Haşiyetü’t-Tahtâvî ale’l-merâki’l-felâh, s. 331; İbn Âbidin, Reddu’l-muhtâr, I, 540;
el-Fetâvâ’l-Hindiyye, I, 146.


Kaynak :

Diyanet İslam İlmihali
İmamda Aranan Nitelikler

İmam, cemaate namaz kıldıran kişi demektir. Bir kimsenin cemaate
namaz kıldırabilmesi için kendisinde yedi şartın bulunması lazımdır.
Bunlar:
1. Müslüman olmak.
2. Ergenlik çağına gelmiş olmak.
Ergenlik çağına gelmemiş bir çocuğun peşinde namaz kılmak caiz
değildir.
3. Akıllı olmak.
Aklı başında olmayan kişinin namazı sahih olmadığı için böyle bir
kimsenin imamlık yapması da caiz değildir. Deli ve sarhoş gibi.
4. Erkek olmak.
Erkeklerin kadına uyarak namaz kılmaları sahih değildir. Yani ka-
dın, erkeklere imamlık yapamaz. Kadınların kendi aralarında cemaatle
namaz kılmaları da mekruhtur. Şayet cemaat hâlinde kılacak olurlarsa
imamlık yapan kadın önde değil, aralarında durur.
5. Namaz sahih olacak kadar Kur’an ezberlemiş olmak.
6. Kendisinde bir özür olmamak.
Özürlü olan kişinin zarurete binaen kendi namazı sahihtir, başkası-
na imam olamaz. Ancak kendisi gibi aynı özrü taşıyana namaz kıldıra-
bilir. Peltek olan kimse, peltek olmayana imamlık yapamaz.
7. Namazın şartlarından birinin ortadan kalkmaması.
Mesela, necasetten temizlik namazın şartlarındandır. Üzerinde na-
maza engel olacak miktarda pislik olup da onu temizleyecek bir şey
bulamayan kimse, temiz olan bir kişiye imam olamaz.
Bir yerde görevli imam bulunmadığı takdirde toplanan cemaate, iç-
lerinden biri imamlık yapar. Böyle bir durumda imamlık yapabilecek
veya imamlık yapmak isteyen kişiler birden çok olursa, imam olacak
kimsede saydığımız şartlardan başka birtakım nitelikler de aranır.
Namaza ait hükümleri en iyi bilen imam olmaya daha layıktır. Bun-
da eşitlik olursa Kur’an okumayı daha iyi bilen, bunda da eşitlik olur-
sa haramlardan ve şüpheli şeylerden daha çok sakınan, aynı seviyede
kimselerin bulunması hâlinde sırasıyla, daha yaşlı, ahlakı daha iyi,
yüzü daha güzel, daha şerefli bir soya sahip, sesi daha güzel ve üstü
başı daha temiz olan tercih edilir. Bunların hepsinde eşitlik olursa ara-
larında kur’a çekilir.
Bir yerde görevli imam bulunursa namazı o kıldırır. Arkasındaki
cemaatte kendisinden daha bilgili ve güzel Kur’an okuyan olsa bile
namaz kıldırmak görevli imamın hakkıdır. Ancak imam isterse cema-
atten ehil birisini namaz kıldırmak üzere öne geçirebilir.
Cahil ve fasıkın imamlık yapması mekruhtur. Kör olan bir kimsenin
imam olması mekruh değildir. Fakat gören kimse bulunduğu takdirde
görmeyenin kıldırması tenzihen mekruh olur. Babası belli olmayan gayri
meşru çocuğun da (böyleleri genellikle eğitimsiz olacakları için) imamlık
yapması mekruhtur. Ancak bilgili ve takva sahibi ise mekruh değildir.
İmamda bulunan bir kötülükten dolayı onu cemaat istemezse ima-
mın o cemaate namaz kıldırması mekruhtur. Eğer kendisinde bir kö-
tülük bulunmaz veya kendinden daha layık birisi yoksa imamlık yap-
ması mekruh olmaz.

İmamın, cemaati bıktıracak şekilde namazı uzatması mekruhtur.
Çünkü bu, cemaatin dağılmasına sebep olur.
Peygamberimiz şöyle buyuruyor:
صَلَّى وَإِذَا وَالْكَبِيرَ، َ وَالسَّقِيم َ الضَّعِيف ُ مِنْهُم َّ فَإِن فَلْيُخَفِّفْ، ِ لِلنَّاس ْ أَحَدُكُم صَلَّى َإِذَا
شَاء مَا ْ فَلْيُطَوِّل ِ لِنَفْسِه ْ أَحَدُكُم
“Kim insanlara imamlık yaparsa hafi f kıldırsın. Çünkü içlerinde zayıf
olanı var, hasta olanı ve yaşlısı var. Kim kendi kendine kılarsa istediği kadar
uzatsın.”52
Namazda imama uymanın sahih olması için birtakım şartlar vardır.
Bunlar:
1. Namaza başlarken hem namaza, hem de imama uymaya niyet
etmek.
İmamın, kendisine uyan kadınların namazlarının sahih olabilmesi
için imam olduğuna niyet etmesi gerekir.
2. İmamın cemaatin ilerisinde bulunması.
Yani imamın ökçesi kendisine uyan kişinin ökçesinden ileride
olması.53 Bu, imama uyanın bir kişi olması hâlindedir. İmama uyanlar
birden fazla ise imamın arkasında dururlar.
3. İmam, kıldığı namazın durumu itibariyle cemaatten aşağı olmamak.
İmamın nafile, cemaatin farz kılması hâlinde, farz kılan cemaat, na-
file kılan imama uyamaz.
4. İmamın kıldığı farz, cemaatin kıldığı farzdan başka olmamak.
Mesela, biri öğlenin, diğeri ikindinin farzını veya biri bu günün
öğlesini, diğeri başka bir günün öğlesini kılsa farz olarak sahih olmaz.
5. İmam ile ona uyan cemaat arasında kayık geçebilecek büyüklük-
te bir nehir ve araba geçecek genişlikte yol olmamak. Burada namaza
engel olan, iki saf sığacak kadar bir açıklık bulunmasıdır. Eğer yol
saflarla dolup, arada araba geçecek yol kalmamış ise namaz caizdir.
Cami içinde birkaç saf açıklık olsa bile imama uyarak namaz kılınabi-
lir. Caminin çevresi de cami hükmündedir.
6. İmam ile cemaat arasının kadın safı ile ayrılmaması.
7. Cemaatin, imamın namazdaki hareketlerini anlamasına engel
olacak, arada yüksek bir duvar bulunmaması.
İmamın sesini işiterek veya kendisini görerek namazdaki hareket-
lerini anlarsa, imama uymak sahih olur. İmamı görmeyen ve sesini
de duymayan kimse cemaatten bazılarını görür veya cemaatten tekbir
getiren kişinin tekbirini duyarsa yine imama uyması caizdir.
Şöyle ki: Bir kimse namazdaki intikal tekbirlerini ya imamdan veya
tekbirleri uzakta olanlara duyuran bir muktediden işitirse, camiye biti-
şik olan evinin damında veya camiye bitişik olup arada duvar bulunan
evinin içinde camideki imama uyabilir. Kendisi evin damında, imam
evin içinde olduğu takdirde veya evi camiye bitişik olmadığı hâlde
cami ile evin arasında imama uymaya mani bir araba yolu olmadığı
takdirde tekbirleri duyup imamın namazdaki hareketlerini bilirse yine
imama uyması caizdir.
8. Başka mezhebe mensup bir imamdan kan akmak veya ağız dolu-
su kusmuk gibi kendi mezhebine göre abdesti bozan bir şey meydana
geldiğini gördüğü hâlde, imamın yeniden abdest aldığını bilmemek.
Bir kimse, başka mezhepten olan imamın arkasında namaz kılabilir.
Ancak kendi mezhebine göre namazı bozan bir şeyin imamda bulun-
maması gerekir. Eğer kendi mezhebine göre namazı bozacak bir şeyi
imamda görürse ona uyup namaz kılması sahih olmaz.
Sabah namazında, Şafii mezhebinden olan imama uyan Hanefi
mezhebine mensup bir kimse, —Şafiiler sabah namazının ikinci rekâtı-
nın rükûundan sonra Kunut duası okurken— susar ve ellerini yanlarına
salıverir ve bekler.
Abdestlinin teyemmüm edene, abdestte ayaklarını yıkayanın
ayaklarındaki mestler üzerine mesh edene, ayakta kılanın namazını
oturarak kılana, boyu doğru olanın rükû derecesinde kambur olana
uyması sahihtir.
Rükû ve secdeleri yaparak kılan kimse ima ile kılana uyamaz.
Özürsüz olanın özürlüye uyması caiz olmaz. Erkeklerin kadına veya
çocuğa uymaları caiz değildir. Okuyuşu iyi olan kimse, ümmi olana
(yani namaz sahih olacak kadar Kur’an okuyamayan) uyamaz. Ümmi
olan, ümmi olanlara namaz kıldırabilir. Ümmi olan dilsiz olan kişiye
uyamaz.
Farz kılan kimse nafile kılana, bir farz namazı kılan başka farzı kı-
lana uyamaz. Ancak nafile kılan farz kılana uyabilir. Bir imama uyup
namaz kılan kimse, sonradan imamın abdestsiz olduğunu öğrenirse
namazı yeniden kılar.

Dipnotlar

52 Buhârî, “Ezân”, 21; Müslim, “Salât”, 37.
53 Maliki mezhebine göre, imamın önünde bulunanların namazı sahihtir. Ancak bir zorunlu-
luk olmadan cemaatin imamın önüne geçmesi mekruhtur.

Kaynak :

Diyanet İslam İlmihali
Hz Mehdi ile ilgili Yeni Bulduğum Ayet ve Hadisler Toplu

HAZRET-İ MEHDİ ALEYHİSSELÂM

Mehdi; kelime olarak hidayet kökünden gelir. Allah-u Teâlâ’nın hidayetine ermiş mânâsını taşır. “Allah-u Teâlâ’nın izniyle hidayete erdirecek.” mânâsını da ifade eder.

Allah-u Teâlâ kıyametin kopmasına çok az bir zaman kala Hazret-i Mehdi’yi ümmet-i Muhammed’in başına gönderecek, bu zât-ı muhterem doğrudan doğruya Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in vekâletini taşıyacak, onun vazifesini yapacak, garip duruma düşen İslâm’ı gariplikten kurtarmaya çalışacak. Çünkü bunun için gönderilecek. Allah-u Teâlâ onu muzaffer edecektir. Hazret-i Mehdi adil bir idareci, dirayetli bir önder, şecâatli bir kumandandır

Câhı’s-sadefî -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyurmuşlardır:

“Benden sonra halifeler bulunacaktır. Halifelikten sonra emirler, emirlerden sonra krallar, krallardan sonra da zâlim idareciler olacaktır.

Daha sonra ehl-i beyt’imden bir adam çıkacak, yeryüzü zulümle dolduğu gibi onu adaletle dolduracaktır.” (Câmiu’s-Sağîr: 4768)

Bu zât-ı âlî, şeriat-ı mutahhara’nın emir ve hükümlerine, tarikat-ı münevvere’nin edeb ve erkanına harfiyyen riayet edecektir; Allah-u Teâlâ’nın ahkam-ı ilâhîsini, Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in sünnet-i seniyyesini yaşayacak ve yaşatacaktır.

Mehdi Hazretleri hakkında pek çok Hadis-i şerif nakledilmiştir. Ulemâ bunları mütevatir kabul ederler. Çünkü müslümanlar âhir zamanda Ehl-i beyt’e mensup bir zâtın çıkıp din-i İslâm’ı güçlendireceğine, adaleti hakim kılacağına, bu kimseye Mehdi denileceğine inanmış ve bu âlî zâtın gelmesini beklemektedirler.

Mehdi Hazretleri ile ilgili muhtelif Hadis-i şerif’leri arzediyoruz:


• Zuhur Etmeden Önce Zemin Hazırlanacağı ve Mutlaka Tâbi Olmanın Gerekliliği:

Abdullah bin Mesud -radiyallahu anh- anlatıyor:

“Biz, Resulullah Aleyhisselâm’ın yanında iken Benî Hâşim’den bir grup genç geldi. Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- onları görünce, gözü doldu ve rengi değişti. Ben: ‘Ey Allah’ın Resul’ü! Şimdiye kadar, mübarek yüzünüzde hoşumuza gitmeyen bir manzara hiç görmemiştik, (şimdi ne oldu da bizi üzen bir ifade ile karşılaşıyoruz?)’ dedim.

Şu cevabı verdiler:

“Biz öyle bir Ehl-i beyt’iz ki, Allah bizim için dünyaya mukabil ahireti tercih etmiştir. Benim Ehl-i beyt’im benden sonra belâ, kaçırılma ve sürgüne maruz kalacak. Nihayet, doğu tarafından beraberlerinde siyah bayraklar olan bir kavim gelecek. Bunlar hayır (saltanat) isteyecekler, fakat istekleri yerine getirilmeyecek. Bunun üzerine onlar savaşacak. Allah onlara yardım edecek. Bundan sonra istedikleri (hükümdarlık) kendilerine verilecek. Ne var ki, onlar bunu kabul etmeyip emirliği Ehl-i beyt’imden bir adama tevdi edecekler. Bu (Emîr) de, insanlar yeryüzünü daha önce zulüm ile doldurdukları gibi, yeryüzünü adaletle dolduracaktır.

Artık sizden kim o güne yetişirse kar üstünde emeklemek suretiyle de olsa onlara varsın (katılsın).” (İbn-i Mâce: 4082)


• Mutlaka Gönderileceği ve Nesebi:

“Kıyametin kopmasına bir gün bile kalsa, Allah-u Teâlâ o günü uzatarak benim soyumdan bir kişi gönderecektir. Adı adımın, babasının adı babamın adının aynısı olacak, zulüm ve zorbalık altında inleyen yeryüzünü huzur ve adaletle dolduracaktır.” (Ebu Dâvud, Tirmizi)

Hazret-i Âişe -radiyallahu anhâ- Vâlidemiz’den rivayet edilmiştir:

“O adam benim soyumdandır ki benim vahy üzere mücadele verdiğim gibi, o da sünnetim üzere mücadele verir.” (Ikdü’d-Dürer)

Hazret-i Ali -radiyallahu anh-, oğlu Hazret-i Hasan -radiyallahu anh-e baktı ve şöyle buyurdu:

“Bu oğlum, Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-in isimlendirdiği üzere Seyyid’dir. Bunun sulbünden Peygamber’inizin adını taşıyan birisi çıkacak. Ahlâkı yönüyle Peygamber’inize benzeyecek, yaratılışı yönüyle ona benzemeyecek.” (Ebu Dâvud: 4290)

Hazret-i Ali -radiyallahu anh-, Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-e:

“Ya Resulellah! Mehdi bizden Âl-i Muhammed’den mi, yoksa bizim gayrımızdan mı?” diye sordu.

Buyurdular ki:

“Hayır, bilakis bizdendir! Allah bu dini nasıl bizimle başlatmışsa onunla sona erdirecektir. Onlar bizimle nasıl şirkten kurtulmuşlarsa, onunla da fitneden kurtulacaklardır. Allah bizimle insanları nasıl şirk adavetinden kurtararak, onların kalplerine ülfet ve muhabbet yerleştirmiş ve din kardeşi yapmışsa, Mehdi ile fitne adavetinden kurtaracak ve kardeş yapacaktır.” (Naîm bin Hammâd, Taberanî)


• Ehl-i Beyt’ten Oluşu:

“Mehdi, kızım Fatıma’nın çocuklarından ve benim Ehl-i beyt’imdendir.” (Ebu Dâvud: 4284)

“Mehdi’nin çıkış yeri Medine’dir, peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-in Ehl-i beyt’indendir.” (İmam-ı Süyûtî)

“Müjdeler olsun yâ Fâtıma! Mehdi sendendir.” (İmam-ı Süyûtî)


• Vasıfları:

“Mehdi kırk yaşındadır.” (İmam-ı Süyûtî)

“Mehdi bendendir. Alnı geniş, burnu ince uzun ve ortası biraz yüksekçedir.” (Ebu Dâvud: 4285)

“Mehdi’nin kaşları ince, yüzü parlak ve gözlerinin siyahı büyük olacaktır.” (İmam-ı Süyûtî)

“Mehdi neslimden bir şahıstır, yüzü parlak yıldız gibidir.” (Câmiu’s-Sağîr: 9245)

“Sağ yanağında siyah bir ben vardır. Üzerinde kutvanî bir aba bulunur. Tavırları İsrailoğulları’nın erkeklerine benzer.” (İmam-ı Süyûtî)

“Dişleri aralıklı, alnı geniştir.” (İmam-ı Süyûtî)

“Mehdi Hasan’ın soyundandır, bacakları aralıklıdır.” (İmam-ı Süyûtî)

“Mehdi, gerges kuşunun kanadı ile titremesi gibi Allah’tan çok korkan bir kimsedir.” (İmam-ı Süyûtî)

Rivayet edilmiştir:

“Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Mehdi’yi anlatırken, dilinde pelteklik olacağını ve kelimeyi telâffuz etmek ona zor geldiğinde sağ elini sol uyluğuna vuracağını söyledi.” (İmam-ı Süyûtî)


• Vehbi İlmi:

“O, kimsenin bilmediği gizli bir duruma kılavuzlandığı için kendisine ‘Mehdi’ denilmiştir.” (İmam-ı Süyûtî)

“Onun fıkıh bilgisi on âliminkine bedeldir.” (İmam-ı Süyûtî)


• Sehaveti:

“Âhir zamanda bir halife gelecek, malı taksim edecek, saymayacaktır.” (Müslim: 2914)


• Bir Gecede Olgunlaştırılacağı:

“Mehdi bizden, ehl-i beyt’imizdendir. Allah onu bir gecede ıslah eder.” (İbn-i Mâce: 4085)

Allah-u Teâlâ onu hıfz-u himaye’sine ve tasarruf-u ilâhî’sine alacak, bir gecede olgunlaştıracaktır. O gece onu Nûr’u ile dolduracak, yani onu Nûr’u ve Kudsî ruhu ile destekleyecektir.


• Cennetle Müjdelenmesi:

“Biz Abdülmuttalib oğullarıyız. Cennet ehlinin efendileriyiz: Ben, Hamza, Ali, Câfer, Hasan, Hüseyin ve Mehdi.” (İbn-i Mâce: 4086)


• İnsanlar Tarafından Çok Sevilmesi:

“Mehdi zuhur eder. Herkes sadece ondan konuşur. Onun sevgisini içer ve ondan başka bir şeyden bahsetmez.” (İmam-ı Süyûtî)


• Mücadeleci Oluşu:

“O vaadinden dönmez ve hesapları seri olarak görücüdür.” (İmam-ı Süyûtî)

“Benim vahiy üzerine savaştığım gibi, o da benim sünnetim üzere çarpışacaktır.” (İmam-ı Süyûtî)


• Zuhur Senesini Haber Veren Alâmetler ve Zuhuru:

“Mehdi’nin beş alâmeti bulunur: Bunlar Süfyânî, Yemânî, semâdan bir sayha, Beydâ’da bir ordunun batışı ve günahsız insanların öldürülmesidir.” (İmam-ı Süyûtî)

“Bizim Mehdi’miz için iki alâmet vardır ki, Allah gökleri ve yeri yarattığından bu yana böyle bir şey vâki olmamıştır.

Bunlar Ramazan’ın ilk gecesinde ay, yarısında ise güneş tutulmasıdır.” (İmam-ı Süyûtî)

“Mehdi’nin çıkışından önce, şarktan parlak kuyruklu bir yıldız doğacaktır.” (İmam-ı Suyûtî)

“Güneş alâmet olarak, doğmadıkça, Mehdi çıkmayacaktır.” (İmam-ı Suyûtî)

“Ramazandaki olayların alâmeti, kendisinden sonra insanlar arasında ihtilâfın olacağı semâda bir alâmettir. Sen ona yetişirsen azığını gücün yettiği kadar çoğalt.” (İmam-ı Suyûtî)


• Çıkışından Ümitlerin Kesildiği Bir Sırada Çıkması:

“İnsanların ümitsiz olduğu ve: ‘Hiç Mehdi falan yokmuş!’ dediği bir sırada Allah Mehdi’yi gönderir.” (İmam-ı Süyûtî)

“İnsanların üzerine belâ üzerine belâ yağdığı ve onun çıkışından ümit kesildiği bir sırada Mekke’de zuhur eder.” (İmam-ı Süyûtî)

“Mehdi ile müjdelenin. O Kureyş’den ve Ehl-i beyt’imden bir şahıstır. O insanların ihtilâf ve sarsıntılar içinde bulundukları bir sırada çıkar.” (İmam-ı Süyûtî)

“Açıkça Allah-u Teâlâ inkâr edilmedikçe Mehdi’ye biat edilmez.” (İmam-ı Suyûtî)

“Büyük şehirler, dün sanki yokmuş gibi helâk olur. Süfyani ile ordusu kalabalık beş kabileyi istilâ eder.” (İmam-ı Suyûtî)


• Zamanının En Hayırlısı Olması:

“Muhammed ümmetinin en hayırlısı ve sizin zorlukları gideren veliniz olan kimseye katılın. O Mekke’dedir. O Mehdi’dir.” (İmam-ı Süyûtî)


• Zuhur Şekli:

“Bir halifenin ölümü anında (ehl-i hâl ve akd arasında) ihtilaf olacak. (O zaman) Medine ahalisinden bir adam (Mehdi), kaçarak Mekke’ye gidecek. Mekke halkından bir kısmı ona gelecek ve istemediği halde onu (evinden) çıkaracaklar. Rükn-ü Yemanî ile Makam-ı İbrahim arasında ona biat edecekler. Onları (ortadan kaldırmak için) Şam’dan bir ordu gönderilecek. Ordu Mekke-Medine arasındaki el-Beyda’da yere batırılacak. İnsanlar bunu görünce Şam’ın Ebdâl’ı ve Irak ahalisinin velileri ona gelip biat ederler. Sonra Kureyş’ten, dayıları Kelb kabilesinden olan bir adam zuhur eder ve (Mehdi ve adamlarına) karşı bir ordu gönderir. Ama onlar bu orduya galebe çalarlar. Bu ordu, Kelbî’nin (ihtirasıyla çıkarılmış) bir ordudur. Bu Kelbî’nin ganimetine iştirak edemeyen zarara uğramıştır. Mehdi, malı taksim eder. Halk arasında peygamberlerinin sünnetini (ihya eder ve onun) ile amel eder. İslâm yeryüzüne yerleşir. Yedi yıl hayatta kalır. Sonra ölür ve müslümanlar cenaze namazını kılarlar.” (Ebu Dâvud: 4286, 4288, 4289)

“Ticaret ve yolların kesildiği ve fitnelerin çoğaldığı zaman, muhtelif beldelerden yedi âlim, her birinin beraberinde üç yüz on küsür kişi olduğu halde, birbirlerinden habersiz bir şekilde Mekke’de bir araya gelirler.

Biri diğerine: ‘Burada ne arıyorsun?’ diye sorar.

Ona şöyle derler:

‘Biz o şahsı aramak için geldik ki, fitneler onun eliyle sönebilir. Kostantiniyye onunla feth edilir. Biz onu ismi ile ve anasının, babasının ismiyle ve ordusu ile tanırız, Mekke’de olduğunu da biliyoruz.’

Bu yedi âlim bu konuda birleşirler, onu ararlar ve Mekke’de bulurlar. Ve kendisine: ‘Sen falan oğlu falansın’ derler. O ise: ‘Ben sadece Ensâr’dan birisiyim.’ der. Onların elinden kurtulur. Onu tanıyan ve bilenlere anlatırlar. Bunun üzerine: ‘Aradığınız sahibiniz odur ve Medine’ye gitmiştir.’ denilir. Bu defa onu ararlar, halbuki o tekrar Mekke’ye dönmüştür. Onu tekrar Mekke’de bularak yine: ‘Sen falan oğlu falansın, annen de filân kızı filânedir, sende şu alâmetler vardır. Birinci defa bizden kurtuldun, uzat elini sana biat edelim.’ derler. Bunun üzerine o ‘Ben aradığınız değilim.’ der ve tekrar Medine’ye gider. Medine’de yine aranınca tekrar Mekke’ye döner. Mekke’de kendisini Rükûn’da bularak şöyle derler: ‘Eğer biatlarımızı kabul etmezsen, bizi aramakta olan ve başında Haddam’dan birisinin bulunduğu Süfyanî ordusuna karşı korumazsan, günahlarımız senin üzerine ve kanlarımız da boynuna olsun!’ derler. Bunun üzerine Mehdi, Rükûn ile Makam arasına oturur ve elini uzatarak biatları kabul eder.

Allah da onun muhabbetini insanların sinelerine yerleştirir. O daha sonra gündüz arslan, gece ise âbid olan bir kavimle beraber olur.” (İmam-ı Süyûtî)

“Mehdi’nin bayrağında: ‘Biat Allah içindir.’ yazılıdır.” (İmam-ı Suyûtî)


• Hakimiyeti:

“O zât insanlar içerisinde Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-in sünneti ile amel eder. İslâm yeryüzüne tam mânâsı ile yerleşir. Yeryüzünde yedi sene kalır, sonra vefat eder ve müslümanlar onun üzerine namaz kılarlar.” (Ebu Dâvud: 4286)


• Zamanının Bereketi:

“Benim ümmetim o devirde öyle bir refah bulacak ki, o güne kadar onun benzerini kesinlikle bulmamıştır. Yer yemişini verecek ve insanlardan hiçbir şey saklamayacaktır. Mal da o gün çok birikmiş olacaktır. Adam kalkıp: ‘Bana ver!’ diyecek, Mehdi de: ‘Al!’ diyecek.” (İbn-i Mâce: 4083)

“Onun hilâfetine yer ve gök ehli, yabani hayvanlar, kuşlar, hatta denizdeki balıklar bile sevinir. Zamanı bereketli olur, nehirler suyunu, yer verimini artırır, hazineler çıkarılıp Şam’a getirilir.” (İmam-ı Süyûtî)


• İsa Aleyhisselâm İle Buluşması:

Ebu Ümâme el-Bâhilî -radiyallahu anh-den şöyle rivayet edilmiştir:

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bize hitab etti. Deccal’i anarak şöyle buyurdu:

“Sonra Medine şehri, sakinleriyle beraber üç defa sallanacak. Bunun üzerine Medine’de bulunan münâfık erkek ve kadınlardan hiç kimse kalmayıp hepsi de Deccal’in yanına gidecekler. Böylece demirci körüğünün demirin kirini pasını giderip attığı gibi Medine de içindeki pisliği dışına atacak ve o güne kurtuluş günü denilecektir.”

Ümmü Şüreyk bint-i Ebi’l-Aker -radiyallahu anhâ-:

“Yâ Resulellah! Peki o gün Araplar nerede olacak?” diye sordu.

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu:

“Araplar o gün az olurlar ve büyük çoğunluğu Beyt’ül-Makdis (Kudüs)te bulunacaklardır. İmamları da sâlih bir insan (Mehdi) olacaktır. Sonra imamları öne geçip kendilerine sabah namazını kıldıracağı sırada Meryem oğlu İsa Aleyhisselâm sabah vaktinde inecektir. Bunun üzerine İsa Aleyhisselâm’ın öne geçip cemaate namaz kıldırması için imam (Mehdi) arka arka yürümeye başlayacak. Fakat İsa Aleyhisselâm elini onun omuzlarına koyacak ve ona:

‘Geç öne namazı kıldır! Zira kamet senin için getirildi.’ diyecektir.

Bunun üzerine imamları (Mehdi) onlara namazı kıldıracaktır.” (İbn-i Mâce: 4077)

İsa Aleyhisselâm’ın inişini bildiren hadis-i şerif’lere göre; İsa Aleyhisselâm bir sabah namazı zamanı Şam’a inecektir. Üzerinde açık sarı elbise bulunacak ve kendisini bir bulut getirecektir. Bulutun üzerinde İsa Aleyhisselâm iki melek araasında ve onların omuzlarından tutunmuş vaziyette bulunacaktır. Onun indiğini duyunca hemen yahudiler ve hıristiyanlar karşılamaya koşarak: “Biz senin ümmetiniz!” diyeceklerse de onlara: “Yalan söylüyorsunuz!” diyerek kendilerini paylayacak ve ashabının ancak müminler olduğunu söyleyerek onların halifesini arayacak ve onu namaz kıldırırken görünce geri çekilecektir.

Câbir bin Abdullah- radiyallahu anh-den rivayet edilen diğer bir Hadis-i şerif’lerinde de şöyle buyuruyorlar:

“Ümmetimden bir taife, kıyamet gününe kadar hakk için muzaffer bir şekilde mücadeleye devam edecektir.

O zaman Meryem oğlu İsa da iner. Müslümanların emiri ‘Gel bize namaz kıldır!’ der. Fakat o: ‘Hayır! Allah-u Teâlâ’nın bu ümmete bir ikramı olarak siz birbirinize emirsiniz.’ buyurur.” (Müslim: 156)

“Deccal, Beytül Makdis’de müminleri muhasara altına alır ve onlara (müminlere) öylesine şiddetli bir açlık icabet eder ki açlıktan yaylarının kirişini bile yemek zorunda kalırlar.

Onlar bu halde iken, âniden karanlığın içinden bir ses işitirler ve: ‘Bu tok bir adamın sesidir!’ derler. Bir de bakarlar ki o, İsa bin Meryem’dir. Namaza kalkarlar, müslümanların imamı Mehdi geri çekilir. Bunun üzerine İsa bin Meryem; ‘Geç öne namaz senin için ikâme olundu!’ der. Mehdi de onlara namaz kıldırır ve bundan sonra İsa Aleyhisselâm imam olur.” (İmam-ı Suyûtî)

Yani Allah-u Teâlâ’nın ona verdiği lütfu tebeyyün ediyor. “Siz Allah-u Teâlâ’nın Resulü’nün nurunu taşıyorsunuz.” mânâsına gelir.

İsa Aleyhisselâm dahi onu kabul edecek ve Allah-u Teâlâ’nın tayini olduğu için öne geçmeyecek.

İsa Aleyhisselâm ki önüne geçmiyor, onun önüne kim geçebilir? Veya karşı gelebilir? Geçtiği zaman durumu ne olur?

Onun nurunu, onun vekâletini taşıdığı için ulül-azm bir peygamber dahi öne geçemiyor.

Hülasa-i kelâm İsa Aleyhisselâm ile Mehdi Aleyhisselâm beraberce İslâm dininin muzafferiyeti için çalışacaklar, kendilerine verilen vazifeyi bîhakk’ın yapacaklardır.


HAZRET-İ İSA ALEYHİSSELÂM
Ulü’l-Azm Bir Peygamber:

İsa Aleyhisselâm Allah-u Teâlâ’nın İsrailoğulları’na gönderdiği ve mucizevî bir şekilde doğmuş bir peygamberidir. Kudsî ruhla desteklenmiştir ve Allah-u Teâlâ’nın bir kelimesidir. Kendisinden önce Musa Aleyhisselâm’a verilen Tevrat’ı tasdik etmekle birlikte, Tevrat’ı ve İncil’i öğretmek üzere gelmiş, muhataplarını Allah-u Teâlâ’nın kulluğuna yönelmeye teşvik etmiştir. Allah-u Teâlâ’nın mütevazi ve seçkin kullarından birisi ve peygamberidir.

Allah-u Teâlâ İsa Aleyhisselâm’ın gerçek kişiliğini Âyet-i kerime’sinde şöyle beyan buyurmaktadır:

“Meryemoğlu İsa’ya açık mucizeler verdik.” (Bakara: 87 ve 253)

Allah-u Teâlâ onun mucizelerini, onun üstünlüğünün ve derecelerinin farklılığına sebep göstermiştir.

Allah-u Teâlâ henüz işin başında:

“Ve onu kudsî ruh ile destekledik.” (Bakara: 87 ve 253)

Âyet-i kerime’sinde beyan buyurulduğu üzere onu Kudsî ruh’la desteklemişti.

Gerek Âyet-i kerime’lerde, gerekse Hadis-i şerif’lerde; hayat menkıbesi anlatılan ulül-azm peygamberlerden birisi de İsa Aleyhisselâm’dır.

Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyururlar:

“İnsanlar arasında Meryem oğlu İsa’ya dünyada ve ahirette en yakın olan benim. Bütün peygamberler kardeştir, bir babanın ayrı kadınlardan doğmuş evlâtları gibidir. Dinleri birdir.” (Buhârî. Tecrîd-i sarîh: 1403)

Peygamberlerin dinlerinin bir olması, asıl itibariyle aynı olmasını ifade eder. Bu asıl “Tevhid”dir. Aralarındaki ayrılık, gelişen şartlara tâbi olarak ortaya çıkan bazı fürû meselelerindedir.


Halkı Hakk’a Dâvet:

İsa Aleyhisselâm otuz yaşlarında iken vahiy geldi, peygamberlikle vazifelendirildi. Allah-u Teâlâ’nın emir ve nehiylerini İsrailoğulları’na tebliğ etti. İsa Aleyhisselâm bu dâvet görevini yahudi toplumu içerisinde yürütüyordu. İsrailoğulları Musa Aleyhisselâm’a gönderilen ilâhî dinin hükümlerini değiştirmişler, Tevrat’ı tahrif etmişlerdi. Peygamberlerin gösterdiği doğru yoldan saptılar. Mânevî hayattan da uzaklaştılar. Kıyameti, hesabı, azabı inkâr ediyorlardı. Nefislerine uydular, lezzetlere ve şehvetlere daldılar.

Bunun üzerine Allah-u Teâlâ; dine sonradan soktukları hurafeleri ve bâtıl fikirleri düzeltmesi, onları doğru yola çevirmesi için İsa Aleyhisselâm’ı peygamber olarak gönderdi.

İsa Aleyhisselâm onlara Allah-u Teâlâ’nın emir ve nehiylerini tebliğ etmeye, dinin hükümlerini öğretmeye başladı. Bu hükümlerin bir kısmı, isyanları sebebiyle haram kılınmış bazı şeylerin tekrar helâl edilmesi idi.

Onları, kendisine tâbi olmaya çağırdı, Allah’ı anlattı, ahireti, hesabı, azabı hatırlattı, saplantılardan kurtarmaya çalıştı.

Âyet-i kerime’de şöyle buyuruluyor:

“İsa apaçık delilleri getirdiği zaman demişti ki: Ben size hikmet getirdim. Bir de ayrılığa düştüğünüz şeylerin bir kısmını size açıklamak için geldim.” (Zuhruf: 63)

Sizi uyarmaya, ihtilâflarınızı aranızdan kaldırmaya memur oldum.


Nezd-i İlâhîye Yükseliş:

İsrailoğulları Romalılar’ın esareti altında zillet içinde yaşıyorlardı. İsa Aleyhisselâm’ın elinden o kadar parlak mucizeleri gördükleri halde, dâvetine icabet etmediler. Çünkü kurtarıcı bir Mesih bekliyorlardı. Bu Mesih’in çok mücadeleci bir kişi olacağına ve diğer milletlerin esaretinden kurtararak Yahudileri dünyaya hakim kılacağına inanıyorlardı. İsa Aleyhisselâm’ı çok yumuşak ve merhametli gördükleri için, onun Mesih olduğuna inanmadıkları gibi, dâvetine kulak vermekten insanları alıkoymaya çalıştılar. Fakat başvurdukları her teşebbüs neticesiz kaldı. İman etmek şöyle dursun, Yahya Aleyhisselâm gibi İsa Aleyhisselâm’ı da öldürmeye karar verdiler.

İçlerinden birini inanmış gibi göstererek havarilerin arasına soktular. Toplandıkları yeri ve zamanı öğrenip baskın yapacaklardı.

Fakat Allah-u Teâlâ:

“Kötü tuzak, ancak sahibine dolanır.” (Fâtır: 43)

Âyet-i kerime’si mucibince, kendi kurdukları tuzağa kendilerini düşürdü, plânlarını boşa çıkardı.

Daha sonra Allah-u Teâlâ İsa Aleyhisselâm’ı öldürmek için tuzak kuranlar hakkında bilgi vererek şöyle buyurdu:

“(Yahudiler gizlice) tuzak kurdular. Allah da onların tuzaklarına karşılık verdi. Allah tuzak kuranlara karşılık vermekte en güçlü olandır.” (Âl-i imrân: 54)

Onlardan daha sağlam tuzak kurar, onları kendi kazdıkları kuyuya düşürür. Cezaya çarpılanın nereden geldiğini bilemeyeceği bir şekilde ceza vermeye en çok muktedir olandır.

Allah-u Teâlâ kulu ve Resul’ü İsa Aleyhisselâm’a vahiyle durumu haber verdi, tuzak hazırlayanların bu tuzaklarını nasıl başarısızlığa uğrattığını açıkladı.

“O vakit Allah şöyle buyurdu: Ey İsa! Ben seni eceline yetireceğim ve seni nezdime yükselteceğim.” (Âl-i imrân: 55)

Allah-u Teâlâ bu beyanı ile İsa Aleyhisselâm’ı Yahudiler’in elinden kurtaracağını ve kendisine hiçbir eziyet edilmeden, sağ salim göklere kaldıracağını müjdelemektedir:

“Seni inkâr edenlerden tertemiz ayıracağım.” (Âl-i imrân: 55)

Artık onlarla bir ilgin kalmayacak, onlar sana bulaşamayacaklar.

“Sana tâbi olanları kıyamet gününe kadar inkâr edenlerin üstünde tutacağım.” (Âl-i imrân: 55)

Bu müjde müslümanlara âittir. Çünkü İsa Aleyhisselâm’a hem de diğer bütün peygamberlere gerçek mânâda tâbi olanlar Muhammed Aleyhisselâm’ın ümmetidir.

“Sonra da dönüşünüz bana olacak. İşte o zaman ayrılığa düştüğünüz şeyler hakkında aranızda ben hükmedeceğim.” (Âl-i imrân: 55)

İhtilâflarda kimlerin haklı, kimlerin haksız olduğu o gün apaçık tecellî edecek. Mümin ve muvahhid olanlar ebedî olarak mükâfata erecekler, münkir ve müşrik olanlar da ebedî azaplarla cezalanacaklar.

“İnkâr edip kâfir olanları, dünyada da ahirette de şiddetli bir azaba çarptıracağım. Onların hiç yardımcıları da olmayacak.” (Âl-i imrân: 56)

Onlardan herhangi birini ilâhi azaptan kurtaracak bir fert de bulunmayacak.



Allah-u Teâlâ İsa Aleyhisselâm’ı, İdris Aleyhisselâm gibi göğe kaldırdı, onlara ruhsat vermedi. Casus olarak gönderdikleri münâfığı İsa Aleyhisselâm zannederek yakaladılar ve astılar.

Göklerdeki ve yerdeki gizlilikleri bilen, olanları ve olacakları bilen Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’lerinde kesin bir ifade ile şöyle buyuruyor:

“Bir de inkâr etmelerinden, Meryem’in üzerine büyük bir iftira atmalarından ve: ‘Allah’ın Resul’ü Meryemoğlu İsa Mesih’i öldürdük!’ demelerinden ötürü...” (Nisâ: 156-157)

Allah-u Teâlâ âlemlerdeki bütün kadınlara üstün kıldığı halde Hazret-i Meryem’i fahişelikle suçlamaları sebebiyle büyük bir iftirada bulundukları için kalpleri mühürlendi. Ayrıca İsa Aleyhisselâm’ı öldürdüklerini iddiâ ettikleri için aşırı şekilde yüzsüzlük ettiler.

Allah-u Teâlâ İsa Aleyhisselâm’ın öldürülmesini ya da asılmasını şu Âyet-i kerimesi ile reddetmiştir:

“Halbuki onu öldürmediler ve asmadılar. Fakat onlara, benzer gösterildi.” (Nisâ: 157)

Ona benzeyen birisini öldürdüler ve astılar.

“Onun hakkında anlaşmazlığa düştüler.” (Nisa: 157)

Bir kısmı öldürülen şahsın İsa olduğunu, bir kısmı da onun İsa değil bir başkası olduğunu iddiâ ettiler. “Bu öldürülen İsa ise, arkadaşımız nerede? Eğer bu arkadaşımız ise İsa nerede?” dediler. Bir kişinin öldürüldüğünde ittifak ettiler, fakat öldürülenin kim olduğu hususunda ihtilâfa düştüler.

“Bu hususta bir bilgileri yoktur, sadece zanna uyuyorlar.” (Nisâ: 157)

Bu mesele hakkında birçok farklı inanca sahip olmaları, onların bu hususta kesin bir bilgiye sahip olmadıklarını gösterir.

Öldürmüş olduklarını iddiâ etmiş olmalarına rağmen:

“Kesin olarak onu öldürmediler.” (Nisâ: 157)

Şu halde öldürme cinayeti ile övünmeleri de yalandır.

“Bilâkis Allah onu kendi katına yükseltti.” (Nisâ: 158)

İsa Aleyhisselâm’ı onların şerrinden kurtardı, cesedi ve ruhu ile birlikte diri olarak göğe kaldırdı.

“Allah güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Nisâ: 158)

Bütün yaptıklarını bir hikmete göre yapar. İsa Aleyhisselâm’ın göğe çıkarılması ve cesedi ile beraber yaşaması da bir hikmete dayalı olarak gerçekleşmiştir.



İsa Aleyhisselâm’ın yeryüzüne gelişi “Kıyametin Büyük Alâmetleri” bölümünde açıklanmıştır.

Bu noktada bir Hadis-i şerif arzetmekle iktifa ediyoruz;

Ebu Ümâme el-Bâhîlî -radiyallahu anh- şöyle demiştir:

“Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bir kere bize bir konuşma yaptı. Konuşmasının çoğu bize Deccal’i anlatan ve bizi ondan sakındıran buyruk teşkil etti idi. Buyruğunun bir bölümü şu idi:

‘Allah’ın Âdem Aleyhisselâm’ın zürriyetini yarattığı andan beri yeryüzünde Deccal’in fitnesinden daha büyük bir fitne olmadı ve Allah’ın gönderdiği her peygamber ümmetini behemehal Deccal’in fitnesinden sakındırdı. Ben peygamberlerin sonuncusuyum. Siz de ümmetlerin sonuncususunuz ve o (Deccal) çare yok siz(in döneminiz)de çıkacaktır. Eğer ben aranızda iken çıkarsa her müslüman için onu ben yenip def ederim. Şayet benden sonra çıkarsa herkes kendi nefsini savunarak onu yenmeye çalışır. Allah da her müslüman hakkında benim halifemdir (koruyucu ve yardımcıdır). Şüphesiz ki o, Şam ile Irak arasında bir yoldan çıkacak ve sağa sola fesat (bozgunculuk) saçacaktır. Ey Allah’ın kulları! Artık (dinde) sebat ediniz! Şimdi ben onu size öyle vasıflandıracağım (tanıtacağım) ki hiçbir peygamber onu o biçimde vasıflandırmamış (tanıtmamış)tır:

O (habis) önce: ‘Ben bir peygamberim!’ diyecektir. Halbuki benden sonra hiçbir peygamber yoktur. Sonra ikinci bir iddiâda bulunarak: ‘Ben sizin rabbinizim!’ diyecektir. Halbuki siz ölünceye kadar Rabb’inizi göremezsiniz ve o (habis) a’ver (yani gözü sakat)tır. Halbuki Rabb’iniz a’ver değildir. Deccal’in iki gözü arasında ‘Kâfir’ yazılıdır. Onu yazarlığı olan veya yazarlığı olmayan her mümin okur. Şüphesiz ki, beraberinde bir cennet ve bir cehennemin bulunması da onun fitnesindendir. Aslında cehennemi bir cennet olup, cenneti de bir cehennemdir. Artık kim onun cehenneminin belâsına uğrarsa Allah’tan yardım dilesin ve Kehf sûresinin ilk âyetlerini okusun ki (Nemrud’un yaktığı) ateş İbrahim Aleyhisselâm’a olduğu gibi bu ateş de o kimseye soğuk ve selâmet olsun.

Fitnesinden birisi de şudur: O, bir bedevîye: ‘Söyle bakayım! Eğer ben senin için babanı ve ananı diriltirsem benim senin Rabb’in olduğuma şehâdet eder misin?’ diyecek. Bedevî de: ‘Evet!’ diyecek. Bunun üzerine iki şeytan onun babası ve anası suretlerinde ona görünecekler ve ona: ‘Ey oğulcuğum! ona tâbi ol, çünkü o muhakkak senin Rabb’indir!’ diyecekler.

Onun bir fitnesi de şudur: O, tek bir kişiye musallat kılınarak o kişiyi öldürüp testere ile biçecek. Hatta o kişinin cesedi iki parçaya bölünmüş olarak ayrı ayrı yerlere atılacaktır. Sonra Deccal orada bulunanlara: ‘Şu öldürdüğüm kuluma bakınız! Şimdi ben onu dirilteceğim, sonra benden başka bir Rabb’inin olduğunu söyleyecek.’ diyecektir. Sonra Allah o kişiyi diriltecek. Habis Deccal da o kişiye: ‘Senin Rabb’in kimdir?’ diyecek. Adam da: ‘Rabb’im Allah’tır. Sen de Allah’ın düşmanı Deccal’sin. Allah’a yemin ederim ki hiçbir zaman bugünkü kadar senin hakkında güçlü basiret (şuur) sahibi olmadım!’ diyecektir. Deccal de bir daha ona dokunamayacaktır.”

Ebu’l-Hasan et-Tenafisi dedi ki: El-Muharibi bize senediyle olan rivayetlerine göre Ebu saîd-i Hudrî -radiyallahu anh- demiştir ki:

“Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ‘Deccal’in öldürdüğü o adam ümmetim içinde cennette derecesi en yüksek olanıdır.’ buyurdu.

Râvi demiştir ki:

‘Ebu Saîd-i Hudrî: ‘Vallahi Ömer bin Hattab vefat edinceye kadar biz kendisinin o adam olacağını sanıyorduk.’

El-Muharibî demiştir ki: ‘Ebu Saîd-i Hudrî’nin hadisinden sonra Ebu Râfi’nin hadisine döndük. Ebu Râfi’nin rivayet ettiği Ebu Ümame’nin hadisine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- konuşmasına devamla buyurdu ki:

‘Deccal’in buluta yağmur yağdırmasını emretmesi, bulutun da bu emir üzerine yağmur yağdırması ve onun yere bitki bitirmesini emredip yerin de bitki bitirmesi onun fitnesinden bir kısımdır.

Deccal’in bir fitnesi de bir kabileye uğraması, o kabilenin kendisini yalanlaması ve bunun sonucu olarak o kavmin otlanmakla beslenen tüm hayvan sürülerinin helâk olmasıdır.

Fitnesinden birisi de şudur: O, bir kavme uğrayacak da bunlar onu tasdik edecekler (yani Rabb olduğuna inanacaklar). Sonra o buluta yağmur yağdırmasını emredecek, bulut da bu emir üzerine yağmur yağdıracaktır. O, yere bitki bitirmesini emredecek, yer de bu emir üzerine bitki bitirecektir. Nihayet o kavmin küçük baş ve büyük baş hayvanları o gün her zamandan fazla semiz, muazzam, böğürleri en şişkin ve memeleri sütle en dolgun olarak akşamleyin meradan dönecektir. Mekke ve Medine hariç, yeryüzünde Deccal’in ayak basmadığı ve hükümran olmadığı hiçbir yer kalmayacaktır. O, Mekke’ye ve Medine’ye yollarının hangisinden varmak istediğinde mutlaka melekler çıplak kılıçlarla karşısına çıkacak, geri çevireceklerdir. Nihayet o Zürayb-ı Ahmer (kırmızı dağcık) yanına, çorak arazinin bitim noktasının yanına inecektir. Sonra Medine şehri, sakinleriyle beraber üç defa sallanacak, bunun üzerine (Medine’de bulunan münafık erkek ve kadınlardan hiç kimse kalmayıp hepsi onun yanına gidecekler ve böylece demirci körüğünün demirin kirini pasını attığı gibi Medine de pisliği (yani habis insanları) dışına atacak ve o güne ‘Kurtuluş günü’ denilecektir.’

Bunu üzerine Ümmü Şerik bint-i Ebil-Aker:

‘Yâ Resulellah! Peki o gün Araplar nerede olacak?’ diye sordu. O: ‘Araplar o gün azdır ve büyük çoğunluğu Beytü’l-Makdis (Kudüs)te bulunacaktır. İmamları da sâlih bir adam (olacak)tır. Sonra imamları (Mescid-i Aksa’da) öne geçip onlara sabah namazını kıldıracağı sırada sabahleyin onların üzerine İsa bin Meryem Aleyhisselâm inecektir. Bunun üzerine İsa Aleyhisselâm’ın öne geçip cemaate namaz kıldırması için imam geri geri yürümeye başlayacak. Fakat İsa Aleyhisselâm elini onun omuzları arasına koyarak: ‘Öne geç de namaz kıldır! Çünkü kamet senin için getirildi!’ diyecektir. Bunun üzerine imamları onlara namaz kıldıracak, sonra imam namazını bitirince İsa Aleyhisselâm:

‘Kapıyı açınız!’ diyecek ve kapı açılacaktır. Kapının önünde Deccal beraberinde yetmiş bin yahudi olduğu halde bulunacaktır. Hepsi süslü süslü kılıç kuşanmış, yeşil şallı olacaktır. Deccal, İsa Aleyhisselâm’a bakınca tuzun suda eridiği gibi eriyecek ve kaçmaya başlayacaktır. İsa Aleyhisselâm da ona:

‘Sana öyle bir darbem vardır ki sen ondan kurtulamayacaksın!’ diyecek ve Lüdd’ün doğu kapısı yanında yetişip onu öldürecektir. Allah yahudileri de hezimete uğratacaktır. Artık Allah’ın yarattığı yaratıklardan arkasında bir yahudinin saklanıp da Allah’ın konuşturmayacağı hiçbir şey kalmayacaktır. ‘Ey Allah’ın müslüman kulu! İşte bu bir yahudidir. Gel de onu öldür!’ demeyen ne bir taş, ne bir ağaç, ne bir duvar, ne de bir hayvan olacaktır. (Yalnız Gargad ağacı bu hükmün dışındadır. Çünkü bu ağaç onların ağaçlarındandır, konuşmayacaktır.)

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- konuşmasına devamla buyurdu ki:

‘Ve Deccal’in günleri (devri) kırk yıldır. Bir yılı yarım yıl gibi ve bir yılı ay gibidir. Ayı da bir hafta gibidir ve kalan günleri kıvılcım gibi (hızlı gidici)dir. Biriniz o günlerde sabahleyin Medine’nin kapısı yanında olur da Medine’nin diğer kapısına akşama kadar varamaz.’

Bunun üzerine:

‘Yâ Resulellah! O kısa günlerde nasıl namaz kılacağız?’ diye soruldu. O:

‘Siz namazı şu uzun günlerde nasıl takdir (hesap) ettiğiniz gibi o kısa günlerde de öyle takdir edersiniz. Sonra namaz kılınız.’ buyurdu.

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- konuşmasına devamla buyurdu ki:

‘İsa bin Meryem Aleyhisselâm benim ümmetim içinde (Muhammedî), adaletli bir hakim ve (yönetimde) adil bir imam olacak, haçı kırıp ezecek ve domuzu öldürecektir. (Zimmilerden) cizyeyi kaldıracak ve zekâtı terk edecektir. Artık ne koyun, keçi, sığır sürüsü, ne de deve sürüsü üzerine zekât memuru çalıştırılmayacaktır. Düşmanlık ve kin de kaldırılacaktır. Zehirli olan her hayvanın zehiri de sökülüp alınacaktır. Hatta küçük oğlan çocuğu elini yılanın ağzına sokacak da yılan ona zarar vermeyecektir. Küçük kız çocuğu da arslanı kaçmaya zorlayacak da arslan ona zarar vermeyecektir. Kurt, koyun-keçi sürüsü içinde sürünün köpeği gibi olacaktır. Kap su ile dolduğu gibi yeryüzü barış içinde olacaktır. Din birliği de olacak, artık Allah’tan başkasına tapılmayacaktır. Savaş da ağırlıklarını (silâh ve malzemelerini) bırakacak, Kureyş kabilesinden hükümdarlığı alınacaktır. Yeryüzü gümüş sofrası gibi olup, Âdem Aleyhisselâm’ın ahdi ile bitkisini bitirecektir. Hatta bir üzüm salkımı üzerinde bir nefer (sayısı ona kadar olan insan topluluğu) toplanır da o salkım hepsini doyuracak ve bir nar üzerinde bir nefer toplanır da o nar hepsini doyuracaktır. Öküz şu kadar (üstün değerdeki) mala tekabül edecek, at da birkaç (önemsiz) dirhemciğe tekabül edecektir.

Sahabeler:

‘Yâ Resulellah! Atı ucuzlatan nedir?’ diye sordular. O:

‘Savaş için ata ebedî olarak yani hiç binilmeyecektir. (Çünkü hiç savaş olmayacaktır.) buyurdu. Ona:

‘Öküzün fiyatını bu kadar pahalılaştıran nedir?’ diye soruldu. O:

‘Toprağın tamamı sürülecektir. Deccal’in çıkmasından evvel (kıtlığı) şiddetli üç yıl bulunur. O yıllarda insanların başına büyük bir açlık felâketi gelecektir. Allah birinci yıl buluta, yağmurunun üçte birisini tutmasını emredecektir. Sonra Allah ikinci yıl buluta emredecek, bulut da yağmurunun üçte ikisini hapsedecektir ve Allah yere emredecek, yer de bitkisinin üçte ikisini hapsedecektir. Sonra Allah üçüncü yıl buluta emredecek, bulut da yağmurunun tamamını hapsedecektir. Artık bir damla yağmur yağmayacaktır. Allah yere de emredecek ve yer bitkisinin tamamını hapsedecektir. Artık yer yeşillik diye hiçbir şey bitirmeyecektir. Artık çift tırnaklı (geviş getiren) hiçbir hayvan kalmayıp hepsi helâk olacak, Allah’ın (yaşamasını) dilediği hayvan hariç.’ buyurdu.

Ona:

‘O zamanda insanları yaşatan (azık) nedir?’ diye soruldu. O:

‘Tehlil, tekbir, tesbih ve tahmid. Bu zikirler insanlara yemek yerine geçirilecektir.’ buyurdu.” (İbn-i Mâce: 4077)


KIYAMET SENELERİNDEKİ DÜNYANIN SON DURUMU

Âdem Aleyhisselâm ilk insan olarak yeryüzüne geldikten sonra devran devam etmiş, yüz yirmi dört bin peygamber, onların tâbileri ve muhalifleri gelip geçmiş, yaşlı dünya binlerce defa dolmuş-boşalmış, nice nice hadiselere şâhit olmuş, artık dünyanın sonuna gelinmiştir.

Kıyametin büyük alâmetleri de bütünüyle ortaya çıktıktan sonra kıyamet kopuncaya kadarki zaman hakkındaki bilgileri Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in Hadis-i şerif’lerinden öğreniyoruz:


Erkeklerin Azlığı, Kadınların Çokluğu:

Ebu Musa -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:

“İnsanlara mutlaka öyle bir zaman gelecek ki, bir kimse altından olan zekâtını (diyar diyar) dolaştıracak, onu alacak hiçbir kimse bulamayacak. Erkeklerin azlığından, kadınların çokluğundan dolayı bir erkeğin peşinden ona sığınmak isteyen kırk kadının gittiği görülecektir.” (Müslim: 1012)

Bütün bunlar kıyamet alâmetlerindendir.

O zaman yeryüzüne semânın bütün bereketleri inecek, yer olanca bereketlerini meydana çıkaracak, yerde gömülü bütün defineler meydana çıkacak, mal kapıdan taşacak, fakat insanlar çok az kalacak. Halk kıyametin pek yakın olduğunu bildiği için mal biriktirmeye tamah etmeyeceklerdir.


Mal Çokluğu:

Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:

“Mal çoğalıp kapıdan taşmadıkça kıyamet kopmaz. O derecede ki; bir adam malının zekâtını çıkaracak, fakat onu kabul edecek hiçbir kimse bulamayacak. Hatta Arabistan çayırlara ve nehirler akan yerlere dönecektir.” (Müslim: 157)

Arap diyarının çayır ve çimenliklere dönmesinden murad; son derece ziraate elverişli olması, fakat yine de metruk bırakılmasıdır. Bunun da sebebi harp ve fitnelerden sonra erkeklerin azalması, kıyamet yaklaştığı için insanlarda mal hırsı kalmaması, bağa bahçeye önem veren bulunmamasıdır.



Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:

“Yer bütün ciğerparelerini altın ve gümüşler hâlinde kusacaktır. Katil gelerek: ‘Ben bunlar için öldürdüm!’ diyecek. Akrabasına yardım etmeyen kişi gelerek: ‘Ben bunlar için akrabamla alâkamı kestim!’ diyecek. Hırsız gelerek: ‘Benim elim bunlar için kesildi.’ diyecek. Sonra bu altın ve gümüşü terkedecek, onlardan hiçbir şey almayacaklar.” (Müslim: 1013)

Çıkan altın ve gümüşlerin ciğerpareye benzetilmesi, onların halk tarafından çok sevilen şeyler olduğunu belirtmek içindir.

Bu hâl kıyamete yakın zamanda zuhur edecektir.


Nurlu Devirden Hemen Sonra Gelen Nurlu Kumandanlar:

Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde buyururlar ki:

“Kahtan kabilesinden bütün insanları sopası ile sürüp sevkedecek biri çıkmadıkça kıyamet kopmaz.” (Buharî, Fiten 23 - Müslim: 2910)

Bu zât-ı muhteremin ismi Cahcah’tır. Çok kıymetli bir kimse olup, Mehdi Resul Hazretlerinden sonra çıkacak ve onun yolunu tutacak, çok büyük dirayet sahibi olacak ve bütün dünyayı koyun güder gibi güdecek, hükmünü yürütecek.

Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz diğer bir Hadis-i şerif’lerinde buyururlar ki:

“Cehcah denilen bir adam melik olmadıkça günlerle geceler gitmez.” (Müslim: 2911)

Bütün bu hadiselerden sonra bu olacak. Ne yahudi kalacak ne Çinliler kalacak. Allah-u Teâlâ dünyayı doldurduğu gibi boşaltacak, dünya hakimiyetini müslümanlara verecek.

Bunlar iki veya üç kişi olacak, birbiri peşinden gelecekler.

Bu kumandanların zuhuru da kıyamet alâmetlerindendir.


Putperestliğin Canlanması:

Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:

“Devs kabilesinin kadınlarının kıçları, Zü’l-Halasa putunun etrafında titremedikçe kıyamet kopmaz.” (Müslim: 2906)

Bu Hadis-i şerif zâhirî mânâda adı geçen kadınlara işaret ediyorsa da, umumi mânâda putperestliğin kıyamet kopmadan hemen önce yine revaç bulacağına işarettir.



Hazret-i Âişe -radiyallahu anhâ- Vâlidemiz der ki:

“Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu:

“Lât ve Uzzâ’ya (tekrar) tapılmadıkça gece ile gündüz gitmeyecektir.”

Bunun üzerine ben:

‘Yâ Resulellah! Allah-u Teâlâ:

‘Dinini bütün dinlere üstün kılmak için Peygamber’ini hidayet ve hak din ile gönderen O’dur.’ (Tevbe: 33 - Saff: 9)

Âyet’ini indirdiği zaman ben bunun tam olduğunu zannetmiştim.’ dedim.

“Şüphesiz ki bu hususta Allah’ın dediği olacak. Sonra Allah hoş bir rüzgâr gönderecek. Bunun tesiriyle kalbinde hardal tanesi kadar imanı olan herkesi öldürecek, yalnız kendisinde hiçbir hayır olmayan kimseler kalacaktır. Bunlar da babalarının dinine döneceklerdir.” buyurdu.” (Müslim: 2907)

Bu hoş rüzgâr Allah-u Teâlâ’nın mümin kullarına olan bir ikramıdır. Hiçbir mümin kıyametin şiddetini görmeyecek, bir lütuf eseri olarak ruhları o günden önce lâtif bir şekilde kabzolunacaktır.


Müminlerin Ruhlarının Alınması:

Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:

“Muhakkak ki Allah Yemen’den, ipekten daha yumuşak bir rüzgâr gönderecektir. Ki bu rüzgâr kalbinde bir dane ağırlığında imanı olanlardan ruhunu almadığı kimse bırakmayacaktır.” (Müslim: 117)

Bu rüzgârın iki tane olmasının mânâsı, birinin Yemen’den, diğerinin Şam’dan olması muhtemeldir. Veya bu iki iklimin birinden başlayarak ötekisine erişmesi ve oradan her tarafa yayılması da bir ihtimaldir.


Kıyamet Senelerindeki İnsanların Durumu:

Enes -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:

“Allah Allah diyen hiçbir kimsenin üzerine kıyamet kopmaz.” (Müslim: 184)

Gün gelecek, yerüzünde Allah Allah diyen insan kalmayacak, bu sebeple de kıyamet kopacak.


Kur’an-ı Kerim’in Kaldırılması:

Huzeyfe -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyurmuştur:

“Elbisenin nakışı eskiyip gittiği gibi İslâmiyet de eskiyip gider. Hatta oruç nedir, namaz nedir, Hacc ve Umre nedir, sadaka nedir bilinmeyecektir.

Azîz ve Celîl olan Allah Kur’an’ı bir gecede kaldırıp götürecek ve yeryüzünde ondan tek bir Âyet bile kalmayacaktır. Çok yaşlı erkekler ve pek ihtiyar kadınlardan meydana gelen bir takım insanlar kalacak ve: ‘Biz babalarımıza Lâ ilâhe illâllah kelimesi hâli üzerine yetiştik ve (dinden bildiğimiz) bu kelimeyi söyleriz.’ diyeceklerdir.”

Huzeyfe -radiyallahu anh- bu hadisi rivayet edince orada bulunan Sıla kendisine:

“O yaşlılar namaz nedir, oruç nedir, Hacc ve Umre nedir, sadaka nedir bilmezken ‘Lâ ilâhe illâllah’ kelimesi onlara bir yarar sağlamaz,” dedi.

Huzeyfe -radiyallahu anh- Sıla’nın bu sözünü cevapsız bıraktı. Sonra Sıla bu sözü Huzeyfe’ye karşı üç defa tekrarladı. Her defasında Huzeyfe onun sözünü karşılıksız bıraktı, yüzüne bakmadı. Nihayet üçüncü defasından sonra Sıla’ya dönerek üç defa:

“Yâ Sıla! Tevhid kelimesi onları (ebedî) ateşten kurtarır.” dedi. (İbn-i Mâce: 4049)

Bütün bunlar İsa Aleyhisselâm’ın yeryüzüne gelip ıslahatından ve vefatından sonra kıyamet senelerinde olacaktır.



Abdullah bin Mesud -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:

“Yeryüzünden kaldırılmadan önce Kur’an’ı okuyun! Zira Kur’an yeryüzünden kalkmadıkça kıyamet kopmayacaktır.”

Ashâb: “Bu mushaflar kaldırılacak, fakat kalplerde mahfuz olan Kur’an nasıl olacak?” diye sordular.

Buna karşılık buyurdu ki:

“Gece yatacaklar, sabah kalkınca Kur’an kalplerinden silinecek ve fakat: ‘Biz bir şey biliyorduk!’ deyip şiire dalacaklar.” (Beyhakî)


Kâbe-i Muazzama’nın Yıkılması:

Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:

“Kâbe’yi Habeşliler’den incecik baldırlı biri harap edecektir.” (Müslim: 2909)



Abdullah bin Abbas -radiyallahu anhümâ-dan rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:

“Kapkara, ince bacaklı, koca ayaklı birinin Kâbe’yi taş taş yıktığını görüyorum sanki.” (Buhârî. Tecrîd-i sarîh: 790)

Bu hususa temas eden başka Hadis-i şerif’ler de vardır. Kâbe-i muazzama’yı kıyamete çok yakın bir zamanda, başlarında ince bacaklı şiş karınlı bir kimsenin yer aldığı Habeşliler gelip yıkacaklar, taş taş sökecekler, taşlarını da denize atacaklar.


En Şerli İnsanların Üzerine Kıyametin Kopması:

Nevvâs bin Sem’an el-Kilâbî -radiyallahu anh-den rivayet edilen ve İsa Aleyhisselâm’ın yeryüzüne gelişini anlatan Hadis-i şerif’lerinin nihayetinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:

“İşte bunlar böylece bolluk içinde müreffeh bir hayat geçirirken, Cenâb-ı Hakk hoş bir rüzgâr gönderir ve bu rüzgâr bütün müminlerin ruhlarını kabzeder. Geri kalan insanlar, en şerli insanlardır, yekdiğeri ile boğuşurlar, merkepler gibi halkın huzurunda alenen çiftleşirler. Kıyamet de onların üzerine kopar.” (Müslim: 2937 - İbn-i Mâce: 4075)



Abdullah bin Mesud -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:

“Kıyamet yalnız kötü insanların üzerine kopacaktır.” (Buhârî - Müslim: 2949)


KIYAMET
Kıyamet Nedir?:

“Kıyamet” kelimesi “Kıyam”dan türemiş olup; dikilmek, ayağa kalkmak, ayaklanmak mânâlarına gelir ve Kur’an-ı kerim’de yetmiş yerde geçmektedir. Kıyam’dan türemiş diğer kelimelerin sayısı iki yüz civarındadır. Kıyameti tasvir eden, gözle görülür bir şekilde anlatan Âyet-i kerime’lerin sayısı ise dört yüze yakındır.

Dini bir tabir olarak kıyamet ise; içinde yaşadığımız dünyanın ve onun bünyesinde yer aldığı kâinatın parçalanıp dağılması, daha sonra insanların hesap vermek üzere Allah-u Teâlâ’nın huzur-u izzetinde, mahiyetini bilemediğimiz bir biçimde kıyam etmesidir.

Allah-u Teâlâ üzerinde yaşadığımız bu dünyayı ve bütün mahlukatı geçici bir zaman için yaratmıştır. Her canlının bir eceli olduğu gibi, dünyanın da bir ömrü vardır. Yarattıklarını dilediği kadar yaşattıktan sonra öldürecek, var olan her şey kıyametin kopmasıyla bir gün yok olacak ve sonsuza kadar devam edecek olan ahiret hayatı başlayacaktır.

Kıyamet inancı, imanın altı esasından birisi olan “Ahiret inancı”nın bir bölümüdür. Ahiret hayatı kıyametle başlar. Bunu mahşer, mizan, sırat, cennetliklerin cennete, cehennemliklerin cehenneme girmeleri ve ebedi bir hayatın başlaması safhaları takip eder.

İnsan başıboş olarak gâye ve maksatsız yaratılmamıştır. Öyle olsaydı mükellef olmaz, yaptığı şeylerden mesul tutulmaz, ceza veya mükâfat görmezdi.

Nitekim Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’lerinde şöyle buyurmaktadır:

“İnsan başıboş olarak bırakılacağını mı sanıyor?” (Kıyamet: 36)

İnsanların çoğunun anlayışı böyledir. İlâhî emir ve yasakların yükümlülüğü altına girmek, ilâhî bir terbiye görmek istememektedirler. Halbuki kâinatta hiçbir şey mânâsız, hikmetsiz ve gayesiz yaratılmamıştır. İnsan nasıl başıboş bırakılabilir?

“Bizim sizi boş yere yarattığımızı ve bize döndürülüp getirilmeyeceğinizi mi sandınız?” (Müminûn: 115)

Kullarını mükellef tutmak, ibadet etmek, sonra da huzur-u izzetine döndürmek için yaratmıştır.


Kıyamet Saati:

Kıyametin kopmasının yakın olduğunu gösteren birçok Âyet-i kerime ve Hadis-i şerif’ler vardır.

Nitekim bir Âyet-i kerime’de mühim bir ihtar mahiyetinde:

“Kıyamet yaklaştıkça yaklaşmıştır.” buyuruluyor. (Necm: 57)

Kâinatın ömrüne nispetle kıyametin kopması çok yakın sayılır. Bu sebeple bu hadiseye “Âzife” denilmiştir.

Kıyamet, olanca şiddet ve sıkıntıları ile insanları kuşattığında onu Allah-u Teâlâ’dan başka kimse açamaz ve geri çeviremez.

“Onu Allah’tan başka açığa çıkaracak yoktur.” (Necm: 58)

Kıyametin kopması Kur’an-ı kerim’de “Saat” kelimesiyle ifade edilmiştir. Beklenmedik bir zamanda ve çok süratli olarak gerçekleşecektir.

“Kıyamet saati mutlaka gelecektir, bunda aslâ şüphe yoktur.” (Mümin: 59)

İnanmak imanın gereğidir.

“Fakat insanların çoğu inanmıyor.” (Mümin: 59)

Kıt akıllı, kısır düşünceli olan bu gibi kimseler; kıyameti tasdik etmezler, öldükten sonra dirilmeyi ve mahkeme-i kübrâ’yı inkar ederler, inanmadıkları için de mücadeleye girişirler, yalan yanlış fikirlerinde ısrar edip dururlar.

Kıyametin kopacağı kesindir. Bütün Enbiyâ-i izam, bütün semâvî kitaplar onu haber vermişlerdir.

Sehl bin Sa’d -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şehadet parmağı ile orta parmağını yanyana göstererek:

“Ben, kıyamet şöyle yakın olduğu halde gönderildim.” buyurmuşlardır. (Buhârî, Rikak 39 - Müslim: 2950)


Kıyametin Zamanı (1):

Mekkeli müşrikler her ne zaman kıyametin korkunçluğunu, onda olan-biten şeyleri, neticesinde olacak hesap ve cezayı duyarlarsa, Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz’e gelerek tekrar tekrar kıyametin ne zaman kopacağını sorarlar: “Eğer sen Peygamber isen bize zamanını haber ver!” derlerdi.

“Sana kıyamet saatinin ne zaman gelip çatacağını soruyorlar.” (A’râf: 187 - Nâziat: 42)

Kıyamet saati Allah-u Teâlâ’nın kendi ilminde kalmasını istediği, bunun için de yarattıklarından hiç kimseyi ona muttali kılmadığı bir gaybtır.

Âyet-i kerime’de şöyle buyuruluyor:

“Resul’üm! De ki: Onu ancak Rabb’im bilir. Onun vaktini O’ndan başka bilecek yoktur.

Ağırlığını göklerin ve yerin kaldıramayacağı o saat, sizlere ansızın gelecektir.” (A’râf: 187)

İnsanlar dünyaya ve dünyanın imarına kendilerini kaptırmış oldukları bir halde, hiç umulmadık bir anda geliverecektir.

Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif’lerinde buyururlar ki:

“Andolsun ki kıyamet kopacaktır. O kadar ki, alıcı ile satıcı aralarındaki elbiseyi açacaklar, amma alım-satım henüz tamamlanmadan ansızın kıyamet kopacak, açık kalan elbiseyi katlayıp dürmek mümkün olmayacaktır.

Yemin ederim ki elbette kıyamet kopacaktır. Öyle ki, sağmal devesinin sütünü sağıp gelen kişiye ondan içmek nasip olmadan ansızın kopacaktır.

Hiç şüphe yok ki, kıyamet mutlaka kopacaktır. Öyle ki, kişi havuzunu sıvayıp onaracak, amma kıyamet ansızın kopacak da havuzun suyunu kullanmak mümkün olmayacaktır.

Kıyamet elbette kopacaktır. O kadar ki yemek yemeğe başlayan kişi lokmasını ağzına götürecek, derken ansızın kıyamet kopacak, o lokmayı yemek nasip olmayacaktır.” (Buhârî-Müslim: 2954)

Kıyamet Allâmül-ğuyûb olan Allah-u Teâlâ’nın kendi Zât-ı akdes’ine tahsis ettiği gayb işlerindendir.

Âyet-i kerime’de şöyle buyuruluyor:

“Sanki sen onu biliyormuşsun gibi sana soruyorlar. Resul’üm! De ki: Onun bilgisi ancak Allah’ın katındadır. Fakat insanların çoğu bilmezler.” (A’râf: 187)

İnsanların çoğu bunun bilgisinin Allah katında olduğunu bilmedikleri gibi, kıyametin kopma zamanının gizli tutulmasındaki sırrı da bilmemektedirler.

Diğer Âyet-i kerime’lerde ise şöyle buyuruluyor:

“Sende ona âit bilgi yoktur ki anlatasın. Onun bilgisi Rabb’ine âittir. Sen ancak ondan korkacak olan kimselere o tehlikeyi haber verensin.

Onlar o kıyameti gördükleri gün, sanki dünyada bir akşamdan veya kuşluk vaktinden fazla kalmamış gibi olurlar.” (Nâziat: 43-46)

Kıyamet gününde dirilip kıyam edenler, o günün şiddet ve dehşeti, sonsuzluk ve sınırsızlığı karşısında ömürlerinin bir akşam veya bir kuşluk vakti gibi çabuk geçtiğini anlayacaklar ve kaçırdıkları fırsatlar için derin bir pişmanlık duyacaklardır.


Kıyametin Zamanı (2):

Kur’an-ı kerim’in kıyamet ve mahşerin korkunç manzaralarına geniş yer ayırması, canlı bir şekilde vasıflandırması karşısında Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz’e devamlı surette kıyametle ilgili sorular soruluyordu. Yahudiler ise bir imtihan maksadıyla böyle bir suale cüret etmişlerdi. Çünkü gerek Tevrat’ta gerekse diğer semâvî kitaplarda kıyametin zamanı bildirilmemişti. Bu soruyu soranlar, Resulullah Aleyhisselâm’ın bunun aksine bir şey söyleyip söyleyemeyeceğini anlamak istiyorlardı. Yoksa bilgi edinmek niyetinde değillerdi.

Âyet-i kerime’lerde şöyle buyurulmaktadır:

“Resul’üm! İnsanlar sana kıyametin zamanını soruyorlar.

De ki: Onun bilgisi Allah’ın katındadır.

Ne bilirsin, belki de zamanı yakındır.” (Ahzâb: 63)

Allah-u Teâlâ ancak kendisinin bildiği bir hikmet gereğince, bunun bir sır olarak kalmasını takdir buyurmuştur.

“Kıyametin vaktine dair bilgi O’nun katındadır.” (Zuhruf: 85)

O’nun ezelî ilmi her şeyi kuşatmıştır. O’nun ilminden hiçbir şey gizli kalmaz, O’nun takdir buyurmadığı hiçbir şey meydana gelmez.

İnsanın vazifesi, geleceği muhakkak olan o günü düşünerek, elde fırsat dilde ruhsat varken hayatını düzene sokmak, hâlini ıslah etmekten ibarettir. Çünkü ahirette iyiler iyiliklerinin, kötüler de kötülüklerinin karşılıklarını daha çok göreceklerdir.

“Kıyamet ne zaman kopacak?” diye soran bir zâta Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz:

“O gün için ne hazırladın?” buyurmuşlardır. (Tirmizî)


Kıyametin Zamanı (3):

Allah-u Teâlâ müşriklerin yalanlama, inat ve inkârlarından dolayı, azabın kendilerine gelmesini uzak görerek, alay ve eğlence yollu, başlarına azabın hemen gelmesini istediklerini haber vererek Âyet-i kerime’sinde şöyle buyuruyor:

“Diyorlar ki:

Eğer doğru söylüyorsanız, vâdettiğiniz kıyamet günü ne zaman?” (Enbiyâ: 38 - Sebe: 29 - Yâsin: 48 - Mülk: 25)

Gerçekte onlar kıyametin gelişini imkânsız sanıyorlardı. Halbuki onun geleceği muhakkaktır ve herhangi bir kimse istemediği için geri kalmaz, herhangi bir kimsenin istemesiyle de vaktinden önce gelmez.

“De ki:

Size vâdolunan bir gün vardır ki, siz ondan ne bir saat geri kalırsınız, ne de ileri geçebilirsiniz.” (Sebe: 30)

Kıyamet, insanların ecelleri gibidir. İnsanın eceli geldiğinde, bir göz açıp kapatıncaya kadar ileri veya geri alınmadığı gibi, kıyamet zamanı geldiğinde de bir saniye olsun ileri veya geri alınmaz.

İnanmayanlar, azap her taraftan kendilerini kuşattığı zamanki durumlarının korkunçluğunu eğer bilselerdi, elbette onu acele istemezlerdi. Fakat kalplerinin körlüğü bu tehdidi onlara basit gösterdi, uyanıp da Hakk’a yönelmediler.

Âyet-i kerime’lerde şöyle buyurulmaktadır:

“Kâfirler ne yüzlerinden ne de sırtlarından ateşi savamayacakları, kendilerine yardım da edilmeyeceği zamanı bir bilselerdi!” (Enbiyâ: 39)

Fakat uyarılar onlara hiç fayda vermiyor, etraflarını saran küfür karanlığı gerçeği göstermiyor.

“Doğrusu o, onlara ansızın gelecek ve onları şaşkına çevirecek.

Artık onu ne geri çevirmeye güçleri yeter, ne de kendilerine mühlet verilir.” (Enbiyâ: 40)

Ki tevbe edebilsinler, mazeret beyan etsinler!

“Size vâdedilen mutlaka gelecektir. Siz onun önüne geçemezsiniz.” (En’âm: 134)

İşte iman etmeyenlerin ebedî cezaları! Kıyametin gelmesini kendilerinden çeviremedikleri gibi, tevbe edip özür beyan etmeleri için kendilerine mühlet de verilmez.

Allah-u Teâlâ Muhammed Aleyhisselâm’a bu toplanmanın muhakkak olacağını ve kaçınılmasının imkânsız olduğunu bildirmesini emretmiş, görevinin sadece tebliğ olduğunu beyan buyurmuştur:

“Resul’üm! De ki: O bilgi ancak Allah katındadır. Ben ise apaçık bir uyarıcıyım.” (Mülk: 26)

Cebrâil Aleyhisselâm’ın genç bir insan şeklinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz’e gelmesi, İslâm ve ihsan’dan sorup cevap aldıktan sonra kıyametin ne zaman kopacağını sorması, Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in de:

“Bu hususta kendisine sorulan kimse, sorandan daha bilgili değildir.” diye cevap vermesi meşhurdur. (Buhârî - Müslim)

Âyet-i kerime’lerde şöyle buyurulmaktadır:

“Kıyamet saatini bilmek Allah’a havale edilir.” (Fussilet: 47)

Bir kimseye: “Kıyamet ne zaman kopacak?” diye sorulursa: “Onu Allah-u Teâlâ bilir!” denilmelidir.

“Kıyamet saatini bilmek ancak Allah’a mahsustur.” (Lokman: 34)

İnsana düşen, geleceği muhakkak olan o günü düşünerek daha dünyada iken hayatını düzene sokmaktan ibarettir.

Allah-u Teâlâ o günü daha önce hükmettiği belirli bir zaman için ertelemektedir. Bu süre ne artar ne de eksilir.

Âyet-i kerime’de:

“Biz onu ancak sayılı bir müddetin sona ermesi için erteledik.” buyuruluyor. (Hûd: 104)

Dünyanın sayılı müddeti son bulup ömrü tamam oluncaya kadar ahiret tehir olunacak ve o sayılı hesabın bittiği dakikada kıyamet kopacaktır. Her gelecek yakındır.


Gizliliğin Hikmeti:

Allah-u Teâlâ kıyamet vaktini gizledi ki, insanlar kıyametin kendilerine ansızın gelmesine karşılık devamlı bir hazırlık içinde olsunlar, kötülüklerden sakınsınlar.

Âyet-i kerime’lerde şöyle buyurulmaktadır:

“Herkes işlediğinin karşılığını görsün diye, zamanını gizli tuttuğum kıyamet mutlaka gelecektir. Buna inanmayan ve nefsinin arzusuna uyan kimse seni ondan alıkoymasın. Yoksa helâk olursun!” (Tâhâ: 15-16)

İnsanları ahiret fikrinden uzaklaştırmak isteyen şeytan tabiatlı kimseler her zaman için mevcutur. Fakat akıllı bir mümin, o gibi kimselerin akıntısına kapılmaz, onlara aslâ uymaz, kulluk görevlerini yerine getirerek ahiretini kazanmaya muvaffak olur.


İnanan-İnanmayan:

İlâhî mahkemenin kurulup amellerin ölçüleceği, hesabın görüleceği o kıyamet günü gelmek üzeredir. Çok yakınlarında olmasına rağmen insanlar ondan gafil bulunuyorlar. O korkunç gün, mukadder vakti gelince ansızın gelecektir.

Âyet-i kerime’lerde şöyle buyurulmaktadır:

“Onlar kıyamet zamanının ansızın başlarına gelmesinden başka bir şey mi bekliyorlar?” (Muhammed: 18)

Kıyametin kopacağına dâir bunca Âyet ve alâmetler varken, inkârcılar yine de küfürlerinde devam edip dururlar.

“Ne bilirsin, belki de kıyamet saati yakındır. Ona inanmayanlar, onun çabuk gelmesini istiyorlar.” (Şûrâ: 17-18)

Alaylı bir şekilde onun takdir edilen zamanından önce gelmesini ister dururlar.

“İnananlar ise ondan korkarlar ve onun gerçek olduğunu bilirler.” (Şûrâ: 18)

Gönüllerindeki gerçek iman açığa çıkar.

“İyi bilin ki kıyamet saati hakkında tartışanlar apaçık bir sapıklık içindedirler.” (Şûrâ: 18)

Allah-u Teâlâ kıyamet karşısında müminlerin tutumlarıyla münkirlerin tutumlarını tasvir buyurmaktadır.

Müminler aynel-yakin bildikleri için kıyametten korkarlar ve titrerler. O günde bütün insanların bir muhasebeye ve muhakemeye çekileceklerine inandıkları için hallerini düzeltmeyi lüzumlu görürler.

Münkirler ise kıyametin asılsız bir vehimden ibaret olduğunu sanırlar. Kalplerini hiçbir şey titretmez. Olacağına inanmadıkları içindir ki kendilerini bekleyen âkıbeti tahmin edemezler.

Âyet-i kerime’de şöyle buyurulmaktadır:

“İnkâr edenler, kendilerine o saat ansızın gelinceye, yahut da o kısır günün azabı kendilerine gelinceye kadar onun hakkında hep şüphe içindedirler.” (Hacc: 55)

Göz önünde bunca deliller varken, Âyet-i kerime’ler yüzlerine karşı okunurken; bunlar Hakk’ı hatırlamazlar, Hakk’tan yana olmazlar, imansızlık ve müşriklik ederler, Allah’tan korkmazlar, ahiret için hazırlanmazlar, ömür sermayelerini boşa harcayıp dururlar. Emniyet içinde olduklarından değil, ilerisini düşünemediklerinden, basiretsiz olduklarından dolayı öyle yaparlar.

Allah-u Teâlâ bu gibi kimseleri uyarmak üzere Âyet-i kerime’lerinde şöyle buyurur:

“Allah tarafından kuşatıcı bir felâket gelmesi veya farkında olmadan kıyametin ansızın kopması karşısında kendilerini emin mi gördüler?” (Yusuf: 107)

Ki hiçbir şeyden habersiz bir şekilde gaflet içinde yaşayıp duruyorlar.

“Onlar hiç ummadıkları bir sırada kıyamet zamanının ansızın başlarına gelmesinden başka bir şey mi bekliyorlar?” (Zuhruf: 66)

Böyle bir hâlde yaşayıp dururlarken, büyük felâket başlarına geliverecektir.


Küfürde İnat, Kötülükte Israr:

Kıyamet, dünyayı ve geçici dünya hayatını arzu edenlerin isteklerine muhaliftir. Bunun içindir ki çekinmeden onu inkâra cüret ederler. Şehvetlerinden, lezzetlerden ayrılmamayı, ileride onlara devam etmeyi, ahlâki ve dini herhangi bir engel olmadan kötülükleri ve günahkârlığı sürdürmeyi isterler. Bu hallerinden dolayı hiçbir üzüntü duymazlar. Tevbekâr olmak istemezler, hallerini ıslaha çalışmazlar.

Âyet-i kerime’lerde şöyle buyurulmaktadır:

“Fakat insan, ileriye doğru devamlı suç işlemek (ömrünü günahla geçirmek) ister: ‘Kıyamet günü ne zamanmış?’ diye sorar.

Göz kamaştığı,

Ay tutulduğu,

Güneşle ay bir araya getirildiği zaman!” (Kıyâmet: 5-9)

Gözler o günde görecekleri şiddet ve dehşetten dolayı şimşeğe tutulmuş gibi bir hâle gelir. Kâinat alt-üst olur, ay ve güneş birbirine katılır, ışıkları söner simsiyah kesilir.

“İşte o gün insanlar: ‘Kaçacak yer neresi?’ der.” (Kıyâmet: 10)

Bu sorusu ile sanki kurtuluş ümidi aramaktadır.

“Kıyamet kendilerine gelip çatınca ibret almaları neye yarar?” (Muhammed: 18)

Çünkü o gün sorgulama ve yargılama, cezâ ve mükâfat günüdür. O gün herkes kendi derdi ile meşgul olmaya mecbur olur, herkes kendisini azaptan kurtarmak için çırpınır.

Merhametlilerin en merhametlisi olan Rabb’imiz Tebâreke ve Teâlâ Hazretleri Kur’an-ı kerim’in bir çok Âyet-i kerime’lerinde ahiret gününün çetin azabından kullarını korumak ve sakındırmak için öğütlerde ve uyarılarda bulunmaktadır:

“İnsanların hesap görme zamanı yaklaştı, fakat onlar hâlâ gaflet içindedirler.” (Enbiyâ: 1)

Gaflet; hatırlanması gereken şeyin insanın aklından çıkması, onu hatırlamaması demektir. Yapması gereken şeyi ihmal ederek yapmayan kimseye gafil denir.

Nefsin arzularına, şeytanın adımlarına uymuş, zevk ve safaya, oyun ve eğlenceye dalmış, gerçek hayatın bu dünya hayatı olduğunu zannetmiş, böylece ömrünü tüketiyor, gerçek hayatın ölümden sonra başlayacağını bilmiyor, ahiret tedarikinin çaresine bakmıyor.

Allah-u Teâlâ o gün için hazırlık yapılmasını emreder ve şöyle buyurur:

“Allah katından geri çevrilmesi mümkün olmayan bir gün gelmezden önce, Rabb’inizin davetine icabet edin. O gün hiçbiriniz sığınacak yer bulamaz, inkâr da edemezsiniz.” (Şûrâ: 47)

O günde Allah-u Teâlâ’nın himayesinden başka sığınacak bir yer yoktur. Müstehak olanlardan hiç kimsenin azabı kaldırmaya gücü yetmeyecektir.

“Öyle bir günden korkun ki, o günde hepiniz Allah’a döndürülürsünüz. Sonra herkese kazandıkları noksansız verilir ve hiç kimse haksızlığa uğratılmaz.” (Bakara: 281)


Bu mevzu Muhterem müellif Ömer Öngüt Efendi’nin “Kalplerin Anahtarı” Külliyatı’nın “Kıyamet ve Alâmetleri” isimli eserinden derlenmiştir.



RAŞiT TUNCA

BAŞAĞAÇLI RAŞiT TUNCA
Raşit Tunca

FORUMUMUZDA
Dini Bilgiler...
Kültürel Bilgiler...
PNG&JPG&GiF Resimler...
Biyografiler...
Tasavvufi Vaaz Sohbetler...
Peygamberler Tarihi...
Siyeri Nebi
PSP&PSD Grafik

BOARD KISAYOLLARI

ALLAH

Allah



BAYRAK

TC.Bayrak



WEB-TUNCA


Radyo Karoglan

Foruma Misafir Olarak Gir


Forumda Neler Var


Karoglan-Raşit Tunca - Dini - islami - Dini Resim - FIKIH - Kuran - Sünnet - Tasavvuf - BAYRAK - Milli - Eğlence - PNG - JPEG - GIF - WebButtons - Vaaz - Sohbet - Siyeri Nebi - Evliyalar - Güzel Sözler - Atatürk - Karoglan Hoca - Dini Bilgi - Radyo index - Sanal Dergi




GALATASARAY

G A L A T A S A R A Y


FENERBAHÇE


F E N E R B A H C E


BEŞiKTAŞ

B E Ş i K T A Ş


TRABZONSPOR

T R A B Z O N S P O R


MiLLi TAKIM

M i L L i T A K I M


ETKiNLiKLERiMiZ


“Peygamberimiz Buyurdular ki Birbirinize Temiz ağız ile Dua edin. Bizde Sayfamızı ziyaret edenlerin ve bu bölümü ziyaret edenlerin kendilerinin Ruhaniyetine, geçmişlerinin Ruhuna Yasin Okuyup hediye ediyoruz Tıkla, ya sende oku yada okunmuş Yasinlerden Nasibini Al”
(Raşit Tunca)



MEVLANA'DAN

“ Kula Bela Gelmez Hak Yazmadıkca, Hak Bela Yazmaz Kul Azmadıkca, Hak intikamını, Kulunun Eliyle Alır da, Bilmiyenler Kul Yaptı Sanır."
(Hz. Mevlana)