MUHAMMED

Muhammed


BAYRAK

TC.Bayrak



Welcome, Guest
You have to register before you can post on our site.

Username
  

Password
  





Forum Statistics
Members:» Members: 7
Latest member:» Latest member: Muhammed
Forum threads:» Forum threads: 5,258
Forum posts:» Forum posts: 5,849

Full Statistics Full Statistics

DOWNLOADEN


“Downloaden Bölümümüzden BEDAVA Grafik Paketleri,E-Kitaplar ve Bedava Bilgisayar Programlarını Tek TIKLA BEDAVA indirebilirsiniz”
(Raşit Tunca)




AYET

“Yeryüzüne muhakkak benim iyi kullarım varis olacaktır”
ENBİYA Suresi 105


FELSEFEMiZ

“ iSLAM OKUMAK YAZMAK YADA ÇiZMEK DEĞiLDiR, Yahutta O Hadis şöyle, Bu Ayette böyle diyor Diye Papağanlıkda Değildir. islam Kuranı ve sünneti HAYATINA TATBiK edip, Onunla Yaşayabilmekdir”
(Karoglan Raşit Tunca Sözü)


Raşit Tunca Sözü

“Yüzme bilmek Denizden çıkmana fayda vermez, taaki yüzme biliyorsan, denizedee düştüysen, ellerini, kollarını, ayaklarını çırpacaksın, ve birde tutuncak dal bulacak, tutunup çıkacaksın. ilimde böyledir, bir ilmi bilmek fayda etmez, taaki, onu hayatında tatbik edesiye, Dinde böyledir, din bilmek imanını kurtarmaz, taaki, ne zaman, bildiğin öğrendiğin dinini hayatında tatbik edip, yaşadın, o zaman belki kurtulursun.”
(Karoglan Raşit Tunca Sözü)

GÜZEL SÖZ

“ Bazen Hata Yapıvermek, Doğruyu bulmanın ilk Basamağıdır.
(Başağaçlı Raşit Tunca Sözü)





Hâne-i Saâdetin Kahraman Sakini:
Ali (r.a.)

Yeryüzünün en saadetli hanesi… Kâinatın Efendisi’nin sakini olduğu hane, hâne-i saâdet… Ve bu saadetten payını alan küçük bir yürek: “Ali”…
Kâinatın güneşi yaşadığı eve doğmuşken, Ali’nin yüreği buna kayıtsız kalamazdı. Çünkü o, bu güneşin sadece evini değil bütün insanlığı aydınlatacağını farkındaydı. Ne atalarının dini engelleyebildi onu ne çevresi… O, Allah ve Resûlü’nü çocuk kalbiyle sevdi, Peygamberinin davetini işitti, ona iman etti. Büyüklük taslayan küçük adamlar, Mekke’nin seçkinleri, asil liderleri Muhammedü’l-Emîn’in Allah Resûlü olduğunu bir türlü kabul edemezlerken, kabul edenler bunu dile getiremezken, babası Ebû Tâlib dahi Muhammed’e göklerden haberler geldiğini onaylamaktan çekinirken Ali, bir küçük yürek, büyük bir cesaret örneği sergiledi ve ilk Müslüman çocuk olarak adını tarihe yazdırıverdi.
Küçük bir çocuk olarak adım attığı hâne-i saâdetin en küçük mümin üyesiydi bundan böyle Ali. En yakınındaydı hep Peygamberinin; çocukluğu onun yanında geçti, genç bir delikanlı iken de onunla birlikteydi. Bir çift göz, hem muhabbetle hem de yaşının verdiği berrak zihinle her daim Resûl-i Ekrem’i izlemekteydi. Onun gibi inanmak, onun gibi yaşamak, onun gibi bir kul olabilmek Ali’nin tek gayesiydi. Bu yüzden Ali’nin namazını görenler, Nebî’nin (s.a.v.) namazını hatırlar; onun namaz kıldırdığı kimseler, “Ali bize peygamberin namazı gibi namaz kıldırdı.” derlerdi. (Müslim, Salât, 33)
Büyüdükçe muhabbetini cesareti perçinledi Ali’nin. Bundan böyle gözü pek bir yiğit, korkusuz bir genç olarak Allah Resûlü’nün adımlarını izledi. Ve bir gece Peygamberi, Mekke’den Medine’ye gizlice hicrete karar verdiğinde, onun yatağına yatarak düşmanların tuzaklarına yine tuzakla karşılık verdi genç Ali. Ne bir korku ne bir çekinme… İmanla korku onun yüreğinde hiçbir vakit bir araya gelmemişti! Bedir’de Hz. Peygamber “Ey Ali haydi kalk!” dediğinde müşrik ordusundan Şeybe’nin karşısına korkusuzca dikilerek onunla kıyasıya çarpışan Ali idi. (Ebû Dâvûd, Cihâd, 109) Uhud’da kendi canı pahasına Allah Resûlü’nü koruyan Ali idi. Hendek’te, Huneyn’de kahramanca müşriklerle çarpışan, Resûl-i Ekrem’in sancaktarlığını yapan Ali idi. Zorlu Hayber günü, Ali için yine kahramanlık günüydü. Allah Resûlü o gün, “Bu sancağı Allah ve Resûlü’nü seven, Allah ve Resûlü’nün de onu sevdiği birine vereceğim.” dediğinde orada bulunan herkes, bu sözün muhatabı olmayı dilemişti. Hatta Hz. Ömer kumandan olmayı ancak o gün dilediğini söylemişti. Hz. Peygamber ise, sancağı alabilmek için umutla bekleyen sahabilerine, “Bana Ali’yi çağırın!” buyurmuş ve fetih, Ali’nin (r.a.) elinden Müslümanlara nasip olmuştu. (Müslim, Fedâilü’s-sahâbe, 32, 33)
Sadece Mekke’de, Medine’de, Hayber’de değil hemen her anında Peygamberinin yanı başındaydı Ali. Hal böyleyken, Nebî’ye indirilen Kelâmullah’ın şahidi oldu gözleri. Vahyi yazdı elleri. Peygamberinin dilinden ayetleri işitti, dimağına her birini özenle yerleştirdi. O, Kur’an’ın canlı şahidi, onu ilk muhafaza eden hafızlardan biri idi. Kur’an’ı anlamak, uygulamak, ona göre hüküm vererek yaşamak konusunda öyle kabiliyetliydi ki Hz. Ömer, aramızda en isabetli hüküm veren Ali’dir demişti. Nebî’nin (s.a.v.) elinde yetişen, onun en yakınında bulunarak ilminden nasiplenen Ali, bu özelliğiyle Hz. Peygamber’in “Ben hikmet eviyim, Ali de bu evin kapısıdır.” sözlerini hak etmişti. (Tirmizî, Menâkıb, 20)
Ali… Üç harf ve bir küçük hece… Ancak bu isim ne âlî sıfatları, ne yüce payeleri yüklendi, Nebî’nin (s.a.v.) dilinden ne vasıfları işitti. Onun en çok hoşlandığı isim ise, çok sevdiği Allah Resûlü’nün kendisi için söylediği “Ebû Türâb” (toprağın babası) idi. Hz. Ali (r.a.) bununla çağrıldığında çok sevinirdi. Zira bu isim onun için, sıcak bir Medine gününün hatırası idi. Bir öğle vakti sevgili eşi Fâtıma ile aralarında bir anlaşmazlık yaşanmış ve Ali (r.a.) doğruca mescide giderek orada kıvrılıp uzanmıştı. Kendisini evinde bulamayan Allah Resûlü damadının nerede olduğunu kızına sormuş ve öğrendiğinde doğruca mescide yönelmişti. Ali’yi orada mescidin toz toprağına bulanmış halde görünce, bir yandan mübarek elleriyle onun üzerindeki toprağı çırpmış, bir taraftan da ona “Kalk ey Ebü’t-türâb, kalk!” diye seslenmişti. Bundan böyle Hz. Ali en çok bu unvanla, Ebû Türâb ile çağrılmaktan hoşlanır olmuştu. (Müslim, Fedâilü’s-sahâbe, 38)
Ali (r.a.), Hz. Peygamber’in dünya ve ahiret kardeşi (Tirmizî, Menâkıb, 20), onun ciğerparesi Fâtıma’nın sevgili eşi, torunları Hasan ve Hüseyin’in babası… Beş yaşından itibaren Allah Resûlü’nün hanesinde, onunla birlikte yaşamaya başlayan Ali, onun damadı olarak saadetli hanenin, Allah Resûlü’nün ailesinin bir ferdi olarak yaşamaya devam etti. Allah Resûlü’nün son anına dek yanında bulunan Hz. Ali, onun örnekliğini ilmiyle, ahlakıyla, takvasıyla, cesaret ve kahramanlığıyla en güzel şekilde temsil etti.

Kaynak :

Sahabe Hatıraları (Diyanet Yayinlari)
Rukiye AYDOĞDU DEMİR


İki Nur Sahibi Hayırlı Eş:
Hz. Osman (r.a.)

İslam’a gönül veren Mekkelilerin vatanlarını terk etmelerinin üzerinden iki yıl geçmiş. Aylardan Ramazan. Yer, Bedir. Mekke ile Medine arasında, kervan yollarının kesiştiği yerde bulunan bu küçük kasaba, bugün kıran kırana bir mücadeleye sahne oluyor. Küfrün azılı önderleri, İslam’ın kökünü kazımak için seferber olmuş, tam teçhizatlı heybetli bir ordu hazırlamışlar. Kin ve nefret hisleriyle dolu yürekleri, kibirli duruşlarıyla, bir zamanlar yan yana yürürken “Müslüman” oldukları için düşman kesildikleri kardeşlerine meydan okuyorlar. Sayıları çok daha az olan iman erleri ise “Haydi kalkın! Genişliği göklerle yeryüzü kadar olan cennete!” (Müslim, İmâre, 145) diyen Resûlullah’ın öncülüğünde onları korkusuzca karşılıyor.
Yüce kitabında “Furkan Günü” olarak anıyor Rabbimiz bugünü (Enfâl, 8/41). Çünkü bugün, hak ile bâtıl birbirinden ayrılıyor. Müminler tek vücut olmuşken Allah Teâlâ da üç bin meleğini yardıma göndererek (Âl-i İmrân, 3/124) onlara şöyle buyuruyor: “Ben de sizinle beraberim. Haydi, iman edenlere destek olun!” (Enfâl, 8/12). Vazifeli olduğu için Medine’de bırakılan birkaç mümin var ki onların da yürekleri burada çarpmakta. Onlardan biri, Allah Resûlü’nün damadı Osman b. Affân: bizim aşina olduğumuz ismiyle, Hz. Osman.
Bedir’de savaş tüm hızıyla sürerken Hz. Osman, sevgili eşi Rukiyye’nin başında bekliyor. Bir yandan savaşa katılamamanın burukluğunu duyarken bir yandan da nice zorlukları birlikte aştığı sevgili eşini kızamık hastalığının pençesinden kurtaramamanın üzüntüsünü yaşıyor. Onunla olan birlikteliği Müslüman olmasından kısa bir süre sonra başlamıştı. Önceleri Ebû Leheb’in oğlu Utbe ile nişanlı olan Rukiyye, İslam’ın aydınlığında kendisine hayat arkadaşı, can yoldaşı olmuştu. Hz. Osman, Müslümanların ilk yıllarda çektiği sıkıntıları onunla birlikte göğüslemiş, Resûlullah’ın tavsiyesi üzerine onunla Habeşistan’a göç etmişti. Gurbetin yükünü onunla birlikte çekmiş, vatanlarına döndükten sonra yine el ele verip Medine’ye hicret etmişlerdi. Hz. Osman’nın Rukiyye’den “Abdullah” adında bir oğlu olmuştu ve böylece Hz. Osman, Ebû Abdullah künyesiyle anılmaya başlanmıştı. Ve işte şimdi henüz yirmi iki yaşlarında olan biricik eşini yalnız başına ebedî âleme uğurluyordu. Resûlullah henüz Bedir’den dönmemişti. Bu yüzden Hz. Osman, onun emaneti olan sevgili eşinin cenaze namazını kendisi kıldırdı. Zafer müjdesini getiren haberciler geldiğinde Bakî’ Mezarlığı’nda defin işlemleri devam etmekteydi.
Kızının cenazesine yetişemeyen Allah Resûlü, gitmeden önce “Sana, Bedir Savaşı’na katılmış bir gazinin sevabı ve ganimet payı vardır.” diyerek ona bakmakla görevlendirdiği (Buhârî, Fedâilü ashâbi’n-nebî, 7) damadı Hz. Osman’ı Bedir’e katılanlardan saydı ve ona ganimetten hisse verdi. Eşinin vefatıyla mahzun olan Hz. Osman’ın ise bambaşka bir üzüntüsü vardı: Rukiyye’nin vefatıyla hayat yoldaşını kaybetmekle kalmıyor Resûlullah ile olan akrabalığı da sona eriyordu.
Sakin bir kişiliğe sahip olan Hz. Osman, Allah Resûlü’nün ifadesiyle “kendisinden meleklerin bile utanıp çekindiği” (Müslim, Fedâilü’s-sahâbe, 26) hayâ timsali, güzel ahlakıyla meşhur bir mümindi. Müminler için ne zaman bir yardım çağrısı yapılsa en büyük maddi yardımı yapmaktan geri durmazdı. Rabbinin kendisine bahşettiği serveti O’nun yolunda harcamaktan memnuniyet duyar, böylece O’nun rızasına erişmekten başka gaye gütmezdi. Onun yüzünü güldürecek haber de bizzat Rabbinden geldi. Bir gün mescidin kapısında karşılaştığı Hz. Peygamber, kendisine şu müjdeyi verdi: “Ya Osman! Bu, Cebrail’dir. Kızım Rukiyye’nin mehri kadar mehir karşılığında, onunla yaptığın hayat arkadaşlığı gibi bir arkadaşlık yapmak üzere, Allah’ın (kızım) Ümmü Gülsüm’ün nikâhını sana kıydığını bana haber verdi.” (İbn Mâce, Sünne, 11/3). Böylece Resûlullah’ın iki kızıyla evlenme bahtiyarlığına eren Hz. Osman, diğer bütün üstün meziyetlerinin yanı sıra “Zünnûreyn” yani “İki Nur Sahibi” lakabıyla şöhret buldu ve hayırlı bir eş olarak tarih sayfalarındaki yerini aldı. Öyle ki ikinci eşi Ümmü Gülsüm’ün vefatından sonra Hz. Peygamber, “Üçüncü bir kızım olsa onu da seninle evlendirirdim.” (Belâzürî, Ensâbü’l-eşrâf, I, 178) sözleriyle onu teselli edip kızlarına eş olmasından duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

Kaynak :

Sahabe Hatıraları (Diyanet Yayinlari)
Elif ERDEM


Hz. Ömer (r.a.):
“Müslüman Oluşu Fetih, Hicreti Zafer, Yöneticiliği Rahmet”

Mekke’de zorlu geçen günlerdi. Allah Resûlü peygamberlikle görevlendirildiği ve bunu insanlara tebliğ etmeye başladığından beri bu şehirde yaşamak daha da güçleşmişti. Müşrikler alaycı tavır, hakaret ve saldırılarının şiddetini gün geçtikçe arttırıyor, özellikle de Müslüman olan köle ve cariyelere dayanılmaz işkencelerde bulunuyorlardı. Türlü teklifler sundukları halde Muhammedü’l-Emîn’i peygamberlik davasından vazgeçirememenin acısını çıkarmaya çalışıyorlardı adeta. Bu şartlar altında Müslümanım diyebilmek cesaret istiyordu.
Resûlullah’ın en yakınındakiler sevgili eşi Hatice ve kızları, amcasının oğlu Ali, azatlı kölesi Zeyd ve yakın dostu Ebû Bekir’in ardından onlarca Mekkeli İslam’ı kabul etmiş, gizlice toplandıkları Erkâm b. Ebü’l-Erkâm’ın evinde tebliğ faaliyetlerine destek oluyorlardı. Hz. Peygamber bütün engellemelere rağmen her yaştan, her kesimden insanın kendisine iman ettiğini gördükçe umudunu yitirmiyordu. Amcası Hamza da artık Müslüman olmuştu. Bununla birlikte Rabbinden niyazı Kureyş’in ileri gelenlerinden Ömer b. Hattâb ve Ebû Cehil’den birinin hidayeti ile İslam’ı daha da güçlendirmesiydi. (Tirmizî, Menâkıb, 17)
Peygamberliğin altıncı yılı bir gün kılıcını kuşanıp Hz. Peygamber’i öldürmek üzere Erkâm’ın evine giden Ömer b. Hattâb, Allah Resûlü’nün duasından nasibini almış ve o evden İslam’la şereflenerek geri çıkmıştı. Müşriklerin baskılarının tüm şiddetiyle hissedildiği o günlerde Müslümanları bundan daha fazla sevindirecek bir olay olamazdı. Cahiliye inancı ve geleneklerine sıkı sıkıya bağlı sert mizaçlı Ömer, bâtılı terk ettiğini ve artık haktan yana olduğunu müşrikler karşısında açıkça dile getirmekten asla çekinmedi. Doğru bildiğinden şaşmayan Ömer’i bu yoldan geri çevirmeye müşriklerden kim cesaret edebilirdi! Yıllar sonra Hz. Ömer’in Müslüman oluşunu fetih, hicretini zafer ve yöneticiliğini rahmet olarak nitelendiren Abdullah b. Mes’ûd, o güne dek namaz kılamadıkları Kâbe’de ancak Hz. Ömer Müslüman olduktan sonra namaz kılabildiklerini ifade etmiştir. (İbn Sa’d, Tabakât, III, 204)
Hz. Ömer, Resûlullah’ın sadık dostu Hz. Ebû Bekir’den sonra en yakın ikinci arkadaşı, önemli kararlar alacağı zaman istişarede bulunduğu, ilmine güvendiği kıymetli şahsiyetlerden biri oldu. Hz. Peygamber’in vefatına kadar gerek canıyla gerek malıyla hiç tereddüt etmeden ona destek oldu. Bedir’de, Uhud’da, Hendek’te, Huneyn’de Allah Resûlü ile birlikte düşmanla korkusuzca çarpıştı. Katıldığı seriyyeler dışında onun yanından hiç ayrılmadı. Resûlullah’ı sevindiren her şey onu da sevindiriyordu. Resûlullah’ın üzülmesine ve ona saygısızlıkta bulunulmasına ise hiç tahammül edemiyordu. Yeri geldiğinde müminlerin annesi olma şerefine nail olan kızı Hafsa’yı bile Hz. Peygamber’i incitmemesi gerektiği hususunda ikaz etmişti. (Buhârî, Mezâlim, 25)
Allah Resûlü ile Hz. Ömer’in son derece içten ve mütevazı bir dostlukları vardı. Bir gün umreye gitmek için kendisinden izin istemeye gelen Hz. Ömer’e Resûlullah “Kardeşim, duana bizi de ortak et ve bizi unutma!” (Tirmizî, Deavât, 109) dedi. O gün Hz. Peygamber’in kendisine “kardeşim” diye hitap etmesi kadar değerli başka hiçbir şey olamazdı Hz. Ömer için. Memnuniyetini “Bu söz, bana, üzerine güneşin doğduğu her şeyden daha sevimlidir.” sözleriyle dile getirdi. (İbn Hanbel, I, 30) Başka bir defasında ise Hz. Ömer elinden tutmakta olan Hz. Peygamber’e “Yâ Resûlallah! Seni canımdan başka her şeyden daha çok seviyorum.” dedi. Hz. Peygamber, “Canımı elinde bulundurana yemin ederim ki beni canından da çok sevmedikçe olmaz!” buyurdu. Bunun üzerine Hz. Ömer, “Vallahi, şu andan itibaren seni canımdan daha çok seviyorum!” dedi. Hz. Ömer’in cevabı üzerine Resûlullah, “İşte şimdi oldu ey Ömer.” buyurdu. (Buhârî, Eymân, 3)
Bu dünyadaki her güzel şey gibi Allah Resûlü ile Hz. Ömer’in imrenilecek dostlukları hiç beklemediği bir anda Peygamber’in vefatıyla sona erdi. Onun yokluğu karşısında sarsılan Hz. Ömer’i ancak Hz. Ebû Bekir teskin edebildi. (Buhârî, Fedâilü ashâbi’n-nebî, 5) Hz. Ömer zor da olsa onsuz geçen on iki yılda Resûlullah’ın öğretilerine sıkı sıkıya bağlı kalmaya çalıştı. Gerek Hz. Ebû Bekir’in halifeliği zamanında yürüttüğü kadılık görevinde gerek kendi halifeliği esnasındaki icraatlarıyla adaleti titizlikle ayakta tutmak için çaba gösterdi. Tarihe ismi “âdil” sıfatıyla kazınan Hz. Ömer’in ölmeden önce tek arzusu vardı. Resûlullah’ın ve Hz. Ebû Bekir’in yanı başına gömülmek istiyordu. Bunun için kendisinden izin istenen Hz. Âişe, Hz. Ömer’in arzusunu seve seve yerine getirdi ve âdil halife çok sevdiği iki dostunun yanında defnedildi. (Buhârî, Cenâiz, 96)


Kaynak :

Sahabe Hatıraları (Diyanet Yayinlari)
Hale ŞAHİN


Allah’ın Dostunun Dostu:
Ebû Bekir es-Sıddîk (r.a.)


Lât, Menat ve Uzza’nın gölgelerinin kendilerinden daha büyük olduğu zamanlardı…
Güneşin yaktığı ama aydınlatmadığı zamanlardı…
Muhammedü’l-Emîn’e göklerden haberlerin gelmeye başladığı zamanlardı…
Kimsenin ona inanmadığı, onun sadık bir dosta her şeyden çok ihtiyacının olduğu zamanlardı…
Hal böyleyken, herkes onu yalanlarken, biri tereddüt etmeden ona inandı, iman etti. Peygamber’in (s.a.v.) getirdiği her şey baş göz üstüne dedi, kabul etti. Şeksiz, şüphesiz bir kabullenişti onunki; katıksız, saf bir imanın eseriydi. O, elçisinin Rabbinden vahiy aldığına iman etmişti, bir gecede Mescid-i Aksa’ya gitmek neydi ki? İmanını sınarcasına bütün gözler üzerine kilitlendiği vakit, cevabıyla sadakat timsali bir dost olduğunu bir kez daha ispat etti. Kim ne derse desin, o söylüyorsa doğru idi. Gösterdiği bu sadakat ile onun namı, adının önüne geçti ve Peygamber’in (s.a.v.) çok samimi, çok sadık dostu, “Ebû Bekir es-Sıddîk” olarak bilindi.
Hz. Ebû Bekir, sevincini Peygamberinin sevincine kattı, hüznünü hüznüne. Nebî’nin (s.a.v.) belini büken yükü onun da yükü; derdi onun da derdi idi. Aynı yolda yoldaş, aynı halde haldeş idiler. Öyle ki Allah’ın kendisini dost edindiği Resûlü, ümmetinden dost edinecek olsa, malıyla da arkadaşlığıyla da insanların en cömerdi olan Hz. Ebû Bekir’i edineceğini söylemişti. (Buhârî, Fedâil, 2; Müslim, Mesâcid, 23) Peygamber’in dostu, sadece canını değil, malını da bu yolda ortaya koydu. Zalim efendilerinin türlü cefaları altında inleyen Müslümanlar, onun sayesinde özgürlüklerine kavuştu. Bilâl’e, Hamâme’ye, Âmir b. Füheyre’ye, İslam’ın henüz başında bu yola gönül veren samimi Müslümanlara yeni bir hayat sundu. İnfak konusunda kendisiyle yarışan Hz. Ömer’i hüsrana uğratacak kadar eli açık idi. Bir defasında, servetinin tamamını infak ederek, Resûlullah’ın ailene ne bıraktın sorusuna “Allah ve Resûlü’nü” cevabını vermiş ve bu cevabıyla Hz. Ömer’i geride bırakmıştı. (Ebû Davud, Zekât, 4)
Sadece cömertlik mi? Sadakat, samimiyet, fedakârlık, tevazu, takva… Her bir güzel vasıf, onun şahsında kendine bir yer bulmuştu. Her güzel amelin öznesi o idi. Failini arayan her hayırlı fiilin yolu ona çıkıyordu. Peygamber’in (s.a.v.) “Kim?” diye sorup da olumlu cevap aradığı her soruya, o cevap veriyordu: “Ben!..” Bir defasında Allah Resûlü ashabına “Bugün sizden kim oruçlu olarak sabahladı?” diye sordu. Cevabı veren o idi: “Ben!” Hz. Peygamber, “Bugün sizden kim bir cenazenin arkasından gitti?” dedi. Yine aynı ses: “Ben!” Hz. Peygamber (s.a.v.), “Bugün sizden kim bir fakiri doyurdu?” diye sordu. Cevap yine ondan geldi: “Ben!” Hz. Peygamber (s.a.v.), “Peki, bugün sizden hanginiz bir hastayı ziyaret etti?” dedi. Yine fail Ebû Bekir idi, “Ben!” dedi. Ve bunun üzerine Allah Resûlü, dostunu şu sözlerle müjdeledi: “Bu hasletler kimde bulunursa o, mutlaka cennete girer.” (Müslim, Fedâilü’s-sahâbe, 12)
Sadık dostun adımları hep Peygamberini izledi. Sıcak bir öğle vakti kapısı çalındığında anladı ki Mekke’den Medine’ye kutlu yolculukta Nebî’ye yol arkadaşlığı edecekti. Yola revan olduklarında, bütün gece Peygamberi ile yürüyen o idi. Gündüz olup karşılarına kocaman bir kaya çıktığında, Nebî ile birlikte onun gölgesine sığınıp serinleyen o idi. Peygamberini dinlenmesi için ikna edip, bu sırada oradaki bir çobandan biraz süt isteyen, sütü soğutmak için kırbasındaki su ile karıştıran, ikram etmek için Peygamberini uyandırmaya kıyamayıp da başucunda uyanmasını bekleyen o idi. Korku içerisinde, “Yâ Resûlallah, yakalandık!” dediğinde, Peygamber’in (s.a.v.) “Üzülme, Allah bizimle!” diyerek cesaret verdiği o idi. (Buhârî, Lukata, 12; Müslim, Zühd, 75) Miraçta Peygamberinden sadakatini esirgemeyen Ebû Bekir es-Sıddîk, hicrette de onun can yoldaşı, mağara arkadaşı, yâr-ı gâr’ı idi.
Hicrette, Bedir’de, Uhud’da, Hendek’te her anında Peygamberin vefalı dostu hep o idi. Vefatının yaklaştığı zamanlarda Allah Resûlü, “Allah bir kulu dünya ile kendi katındakiler arasında muhayyer kıldı ve kul, Allah katındakileri tercih etti.” dediğinde, orada bulunanlardan sadece Hz. Ebû Bekir ayrılık vaktinin yaklaştığını anlamış ve gözyaşlarına hâkim olamamıştı. (Buhârî, Fedâil, 3) Nebî (s.a.v.), son zamanlarını yaşarken, kendisinin yerine ashabına namaz kıldırması için onun adını vermiş, mihrabını ona emanet etmişti. Hz. Peygamber’in makamını emanet almak… Onun yerine geçip namaz kıldırmak… Bu son vazife, ancak hayatının her anında Peygamberin (s.a.v.) en yakınında olan can dostuna, Ebû Bekir es-Sıddîk’a nasip olabilirdi…


Kaynak :

Sahabe Hatıraları (Diyanet Yayinlari)
Rukiye AYDOĞDU DEMİR
phonetische Alphabet

Romeo l Oscar l Viski l Alfa

Fonetik Alfabe Nedir?

Fonetik alfabe, bir sözcük ya da sözcük grubu kodlanırken kullanılan abecedir. Sözcüğü oluşturan harfler göz önünde bulundurularak daha önceden belirlenmiş sözcükler kullanılır.

Amatör telsizcilikte kullanılan fonetik alfabenin ne olduğunu ve ne işe yaradığını bu yazımızda açıklamaya çalışacağız. Fonetik alfabe, alfabenin her harfini temsil eden bir kelimeden oluşmaktadır. Örneğin “B” harfi “Bravo” kelimesi ile temsil ve telaffuz edilmektedir. Sözcükler harf adlarından daha fazla ses veya hece içerdiklerinden alıcı operatör tarafından harfin daha kolay tanımlanmasına veya ayırt edilmesine yardımcı olunmaktadır.

Uluslararası Telekomünikasyon Birliği (ITU), Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü’nün (ICAO) fonetik alfabesine dayanan standart bir fonetik alfabeyi 1959 yılında kabul etmiştir. Bu fonetik alfabe, II. Dünya Savaşı’nı takip eden birkaç yıl içinde değişen, gelişen ve uluslararası kabul edilebilirliği artan bir alfabedir. Özellikle uluslararası görüşmelerde standartlaşan bu alfabenin kullanılması amatör telsizcilere büyük kolaylıklar sağlamaktadır. Standart olmayan fonetik kullanımı ise anlam karmaşasına neden olabilmektedir. Örneğin, “J” için “Japonya”, “A” için “Amerika” ve “I” için “İtalya” kullanılması, bu ülke adlarının, operatörün konumu olarak yanlış yorumlanmasına yol açabilir.

            Alışılmadık veya nadiren kullanılan kelimeleri ve terimleri anlamak ve yorumlamak bazı koşullarda zor olabilmektedir. Örneğin HF (High Frequency) bandında yapılan muhaberelerde, kötü atmosferik koşullar altında zayıf gelen sinyaller ve çevredeki enterferans kaynakları nedeniyle alınan sesin kalitesi düşmektedir. İyi koşullarda bile birçok kelime ve alfabetik karakter (B, C, D, E gibi…) kulağa benzer gelmektedir. Telsiz operatörlerinin istasyon tanımlaması, ilgili operatör adı ve konumunu alabilmek için fonetik alfabeyi düzenli olarak kullanmaları bu sorunun aşılmasını sağlamakta ve daha sağlıklı bir iletişim ortamı oluşturmaktadır.*

            Amatör telsizciler kendi ülkeleri içerisinde haberleşme yaparken ulusal fonetik alfabeyi de kullanabilmektedir. Uluslararası fonetik alfabenin daha yaygın kullanılması nedeniyle ulusal fonetik alfabe çok sık kullanılmamakta birlikte ülkemizde geçerli olan ulusal fonetik alfabeye aşağıda yer verilmiştir.

İster kendi adınız, ev adresiniz, e-posta adresiniz vb. olsun - ister işte ister tatilde olsun - er ya da geç herkes kendisini bir şeyi hecelemek ve kısaltma listelerine dayalı örnek kelimeler kullanmak zorunda kalacak durumda bulacaktır.

Bu makale, en basit şekilde doğru hecelemeyi öğrenmenize yardımcı olmayı amaçlamaktadır. Kelimelerinizi hecelerken kendi kelimelerinizi düşünürseniz, hatta harfleri veya özel karakterleri yanlış yazarsanız, pek profesyonel görünmüyor. Bu yanlış anlaşılmalara yol açabilir ve örneğin "F" harfi hızla "V" harfine dönüşebilir.

Yazılışın pek çok farklı yolu vardır; Almanca alfabeyi veya uluslararası kullanım için İngilizce alfabeyi kullanabilirsiniz. Bir terimin doğru yazılışında hangi kelimelerin kullanıldığı sorusu her ülke için farklı şekilde yanıtlanmalıdır. Elbette akla gelebilecek her dilin kısaltmaları vardır. Ancak tüm dillere girmek bizim katkımızın ötesine geçecektir, bu yüzden kendimizi Almanca ve İngilizcenin yanı sıra özel karakterlerle sınırlandırıyoruz.
isimleri hecele

Alfabenin veya telefon alfabesinin yardımıyla isimler açık ve net bir şekilde yazılabilir - özellikle zayıf bir telefon veya mobil bağlantı durumunda. "Friedrich" gibi "F" de açıkça anlaşılmalıdır. Bu arada, alfabe 1903 gibi erken bir tarihte tanıtıldı.

Harflerin Almanca isimleri geçmişte birkaç kez değiştirilmiş, özellikle Siegfried için "S" ve Zeplin için "Z" biraz modası geçmiş olsa da hala aktif olarak kullanılıyor.

Almanca konuşulan ülkelerde (D/A/CH) aşağıdaki alfabeyi kullanmak mantıklıdır. Standartlaştırılmış bir liste burada yardımcı olabilir.

Almanca Yazımı - fonetik alfabe


A Anton N Nordpol
B Berta O Otto
C Caesar P Paula
D Dora Q Quelle
E Emil R Richard
F Friedrich S Samuel, Siegfried
G Gustav T Theodor, Theo
H Heinrich U Ulrich
I Ida V Victor, Viktor
J Justus, Julius W Wilhelm
K Kaufmann X Xanthippe
L Ludwig Y Ypsilon
M Martha Z Zeppelin, Zacharias

Almanca'daki en önemli özel karakterler ve noktalama işaretleri

Çoğu durumda özel karakterlerin de yazılması gerekir; bu liste size yardımcı olacaktır.

Leerzeichen Leerzeichen . Punkt
, Komma ; Semikolon
: Doppelpunkt ? Fragezeichen
! Ausrufezeichen @ AT-Zeichen, Klammeraffe
& Kaufmännisches Und „ Anführungszeichen
‚ Apostroph – Bindestrich
/ Schrägstrich \ Umgek. Schrägstrich, Rückstrich
( Runde Klammer links (auf) ) Runde Klammer rechts (zu)
[ Eckige Klammer links (auf) ] Eckige Klammer rechts (zu)
{ Geschweifte Klammer links (auf) } Geschweifte Klammer rechts (zu)
<  Kleiner-als-Zeichen >  Grösser-als-Zeichen
= Gleichheitszeichen # Raute / Rautezeichen
_ Grund- / Unterstreichungsstrich ^ Zirkumflex



İngiliz alfabesi uluslararası alanda hakim olmuştur. Ancak her gün İngilizce konuşmuyorsanız, her zaman uygun bir kelimeyi hazır bulamayabilirsiniz. Standartlaştırılmış bir liste de burada yardımcı olabilir.

İngilizce Yazım - fonetik alfabe


A Alpha (oder: alfa), Apple, Adam N November, Nancy
B Bravo, Baker, Boy, Bob O Oscar, Oliver
C Charlie, Caesar P Papa, Paris, Peter
D Delta, Dog Q Quebec, Queen
E Echo, Easy, Edison R Romeo, Roger
F Foxtrot, Fox, Frank S Sierra, Sugar, Sam
G Golf, George T Tango, Tommy
H Hotel, How, Harry U Uniform, Uncle
I India, Italy V Victor
J Juliet, Jack W Whisky, Washington
K Kilo, King X X-Ray
L Lima, Lucy, Love Y Yankee, Yellow
M Mike, Martha, Mary Z Zulu, Zebra


İngilizce'deki en önemli özel karakterler ve noktalama işaretleri

Çoğu durumda, özel karakterlerin de İngilizce yazılması gerekir; işte size yardımcı olabilecek bir liste.

Leerzeichen blank, space . full-stop
, comma ; semicolon
: colon ? question mark
! exclamation mark @ commercial at, at-sign, at
& ampersand „ double quote
‚ apostrophe – hyphen
/ slash \ backslash
( opening parenthesis ) closing parenthesis
[ opening bracket ] closing bracket
{ opening (curly) brace } closing (curly) brace
<  opening angle bracket, less than >  closing angle bracket, more than
= equals # number sign, hash (hash mark)
_ underscore ^ circumflex, accent circonflexe

İngilizce Yazımı - fonetik NATO alfabesi

Tavsiyem: Sık sık İngilizce telefon görüşmeleri yapıyorsanız, böyle bir listeyi yanınızda bulundurun, çünkü zamanı geldiğinde bunun hızlı bir şekilde yapılması gerekir! Kişisel olarak, Windows masaüstümde havacılık ve askeriyeye ait aşağıdaki listeyi (NATO Fonetik Alfabesi olarak da bilinir) içeren bir not oluşturdum ve bu nedenle her zaman mükemmel erişime sahibim!

A – Alpha F – Foxtrot K – Kilo P – Papa U – Uniform Z – Zulu
B – Bravo G – Golf L – Lima Q – Quebec V – Victor
C – Charlie H – Hotel M – Mike R – Romeo W – Whisky
D – Delta I – India N – November S – Sierra X – X-ray
E – Echo J – Juliet O – Oscar T – Tango Y – Yankee

Bu manada:

Victor, Hindistan, Echo, Lima, uzay, Sierra, Papa, Alpha, Sierra, Sierra, ünlem işareti


Uluslararası Harf Yazım - fonetik alfabe    Türkçe Harf Yazım - fonetik alfabe


    A Alpha - Ankara
    B Bravo - Bursa
    C Charlie -  Ceyhan
    D Delta - Denizli
    E Echo - Edirne
    F Foxtrot - Fatsa
    G Golf - Giresun
    H Hotel - Hopa
    I India - Isparta
    J Juliet - Jale
    K Kilo - Kayseri
    L Lima - Lüleburgaz
    M Mike - Manisa
    N November - Nazilli
    O Oscar - Ordu
    P Papa - Pazar
    Q Quebec -
    R Romeo - Rize
    S Sierra - Samsun
    T Tango  - Trabzon
    U Uniform - Urfa
    V Victor - Van
    W Whiskey -
    X X-ray -
    Y Yankee - Yalova
    Z Zulu - Zonguldak

[attachment=104628]


Ögel  yada Öcal Ana  Sünneti Nedir? Bu Sünnete ittiba Neden Gerekli?

Ögel  yada Öcal Ana  Sünneti
Merhaba dostlar bir makalede daha beraberiz

Dünyamız Güneşle birlikte galaksimizin ana Yıldızı etrafında bir tur atmasına "asır" ya da "Yüzyıl" diyoruz  zaman birimi olaraktan. işte aynen bizim yengeç dönencesi ve oğlak dönencesi gibi, birisi horizontal, birisi de vertikal hareketimizin olması sebebiyle, işte güneşimiz de dünyamız ve diğer gezegenleri, galaksinin ana Yıldızı etrafında, bir vertikal, Bir de horizontal olaraktan Tur attırır. işte bunu anlatmıştık, U dönüşü olan bir virajda, sağdan gitme kuralı olan, trafik yasası olan bir ülkede, sağdan giderken, U dönüşü yapıp geri döndüğümüzde, sağımız sol, solumuz sağ olacaktır, işte ana yıldızın etrafından dönüp, aynen yazdan Sonbahara, veyahut da kıştan ilkbahara dönüş olan, Dönence zamanlarında, yahut da 21 Aralık gibi ve 21 Haziran, veyahut da 23 Eylül 21 Mart gibi, Ekinoks veya dönencelerin olduğu zamanlarda, bizim sistemimizde, Dünyamız güneşin etrafından dönüp, sırtını dönüp geri gitmekte, veyahut  dünya güneşe doğru yaklaşmakta veya uzaklaşmakta, işte bu Dönence ve Ekinoks zamanlarından birisinde hareket yaklaşaraktan, güneşe doğru birisinde ise uzaklaşaraktan ve genişleyerekten, güneşe sırtını dönüp Karanlığa doğru hareket vardır. birisinde Havalar soğur, birisinde havalar ısınır, işte aynı sistem, bütün Yıldız sistemlerinde mevcuttur, çekim kuvvetine göre, yıldızın çekim kuvvetine göre, gezegenleri ve uyduları o şekilde kendi haznesinde tutup, kendisiyle birlikte, ana galaksinin etrafında tur atarlar,  ve bu nebulanin, gaz kütlesi şeklinde görülen, uzaktan baktığımızda Nebula dediğimiz, gaz kütlesi sandığımız bir görsel oluşturur, Halbuki o yaklaştığımızda, daha büyük bir teleskopla baktığımızda, içinde yıldızlardan oluşmuş sistemlerin hareketinden dolayı, öyle bir görsel oluştuğunu anlayabiliriz, ama çok büyük teleskoplar lazım ki, Görüntüyü büyütebilelim, ve oradaki yıldızların ve gezegenlerin bize gönderdiği sinyalleri algılayabilelim. işte her Yüzyıl bizim sistemimizdeki güneşimizin galaksinin ana yıldızının etrafındaki dönüşü, Asır veya Yüzyıl olaraktan tarif ediliyor ki, bunun da İslam kaynaklarından delili, Peygamberimiz Her yüzyılda, yani her asır da dini yenileyici bir müceddidii Allah dünyaya gönderir, buyuruyor hadisi şerifte. işte buradaki her Yüzyıl yani Asır, işte ümmeti necat'ın imamı olan kimsedir o müceddit olan kimse, dindeki kaymaları ve bozulmaları düzeltip, veyahut da gündeme göre yeni gelişen teknolojiye ve ahlaka uygun fetvalar ve Allah'ın kurallarına ve insanlığa faydalı olacaktan gerekli kuralları ve yaşama tarzını ve ahlakını geliştiren kimselerdir Bu kimseler. ve bu kimselere uyulduğu takdirde, işte ümmeti Necat, yani kurtulanlar ümmeti, yahut da kurtulanlar milleti veya grubu denilen, o zamanın turun sonu olan  yok oluşundan ve helakında geriye kalan, geriye sağlam kalan kimselerin oluşturduğu gruba verilen isim "ümmeti necat"tır. işte o da, zamanın imamına uymakla olabilecek, ve kurtuluşa erebilecek kimseler demektir, ve o zaman her Kutup taklasında, İşte bu U dönüşünü, bunu "Kutup taklası" olaraktan dile getiriyoruz bizler bugün, çünkü dedim ya U dönüşü yaptığımız zaman sağlar sol,  sol lar da sağ olacaktır. bu Aynen dünyaya gelen çocuğun anne karnında doğmadan önce kafası aşağı gelecek şekilde takla atmasını andırır. işte bu galaksideki de aynen öyle, yaratıldığında takla atabilen çocuklar normal dediğimiz çocuklardır, takla atması gerektiğini bilemeyen, ve Ayakları Üstünde dünyaya gelmeye çalışan çocuklar ise, sisteme ters olan ocuklar, yani galaksimizde iki tane yıldız vardır sisteme ters (Neptün ve Venüs) Bu da galaksimizde iki tane dönüş vardır, Ekinoks ve Dönence şeklinde her ikisinde de iki ayrı Kutupta hareket eder Dünyamız güneşin etrafında, birisinde dediğimiz gibi uzaklaşaraktan genişleyerekten birisinde yaklaşaraktan ve daralaraktan hareket eder elipsel yörüngesinde işte buradaki U dönüşü yaptığında sağlar sol sollar sağ olacaktır bu iki gezegen de bize  dönmemiz gereken yere geldigmizde bizim artik geri dönememiz gerektiğini bildiren yada sağlayan iki  ters dönen gezegen, bu demek olur ki, dünyamız  o menzile varınca geri döndüren çarkdır, kuran da raad suresi diye isimlendirilir Bunun ismi.  Bizler de "Kutup taklası" tarifini böyle yapıyoruz, ve bu yengeç dönencesi Horizontal bir hareket olduğu için galaksimizde, 21 mart, güneşe dikey bir hareket olduğu için, bunda  her turda bir defa vertikal yükselme meydana gelir, ve onca galaksi üstümüzdedir, aslında gökyüzüne baktığımızda, Bütün yıldızları biz sanki üstümüzde gibi görüyoruz, fakat hayır öyle değil, Çünkü Dünyanın yuvarlak olması sebebiyle, Afrika'dan bakan birisinin Gökyüzüne bakış yönüyle, Rusya'dan bakan birisinin gökyüzüne bakış yönü aynı olmadığı gibi, birisi yukarıya birisi aşağıya baktığı için, Onun üst dediği Yukarısı dediği yer, Rusya'nın altında kaldı,ve afrika'dakinin üst dediği Yukarısı dediği yerde Rusya'nın altında, ikisi ters kutuplu olaraktan, birisi öbürünün altında, birisi üstünde şeklinde bir bakış açısı vardır. O yüzden işte bu vertikal hareket veya horizontal hareketle, işte Yukarısı dediğimiz yer yani, vertikal yükselme yaparken ki gökyüzü olaraktan gördüğümüz yerdeki, ana Kutup yıldızı, galaksimizi devir ettiren bir kara delik şeklindedir. Bir nevi manevra yaptıran, o spiral dönüşü yapmamızı sağlayan, çekim kuvvetine sahip, dalganın Merkezi, Aynen bir çubuk ya da Değnek alıp, suyun içinde sümüklü böcek şeklinde bir dalga oluşturmaya benzer. İşte bu dalgayı oluşturan merkeze Biz Kutup yıldızı Diyoruz ki, o da radyasyon yıldızıdır, ve Radyasyon yayar. Bizim vertikal yükselmemizde ki, her yükselişte, ona bir adım daha yaklaşırız, Eğer, Aynen bizim sistemimizdeki 21 Haziran'a gidiş gibi hareketimiz dolduğu zaman, spiral DNA sarmalı yada Edirnede ki Selimiye camisinin minaresine çıkışı andırır, yada vidanın yivi gibi her bir tur attığımızda, bir  ileri, ve bir yukarı çıkmış oluruz, eğer 21 aralık'a doğru gidiş gibi hareketimiz varsa, döndükten sonra, ondan uzaklaşaraktan, aşağıya inerekten, vertikal olaraktan aşağı inerekten bir hareketimiz vardır, işte her ikisinde de güneşimiz dönüm noktasına geldiğinde dönmesi gerekir, ve dünyamızı ve diğer gezegenleri de kendisi ile birlikte döndürmesi gerekir, Buna biz işte yengeç dönencesi oğlak dönencesi diye tarif ediyoruz. birisi vertikal birisi horizontal ve bu  defa ki yükselmede ki şu andaki hareketimiz, galakside Aynen dünyamızın yengeç dönencesine gitmesi gibi olan hareketi gibi değil de, 21 Aralık yani oğlak dönencesine gitmesi gibi hareketini yapmak üzereyiz, Çünkü vertikal bir yükselme yapmaktayız, ve bu yükselme sebebiyle, Aynen Pisagor üçgeni gibi, her yükselmede ki  bir tur, Asır denilen tur, daha küçük bir zaman birimi  olmakta, artık dönme turu 100 Yıl değil de, seksen altmış yetmiş gibi küçülmekte. Öyle olunca, Çünkü şu anda Dünyamız da radyasyondan nasıl faydalanacağımızı  keşfettiğimiz yerlere geldik, çünkü radyasyon, en uzak noktaya dalga yollamanın En kolay yöntemi, Çünkü biz Kutup yıldızı kadar uzak bir yıldızın ışığını görebiliyoruz ki, o yıldızı biz onun yolladığı radyasyon parçacıklarıyla bile biliyoruz. Ve bugün telefon, cep telefonlarının kullandığı sistem işte G4 G3 veya G5 şeklinde radyasyon, Radyasyon dalgası kullanaraktan yayım yapan bir sistemi kullanmaktayız. bu Eskiden Radyo dalgaları kısa dalga, uzun dalga, FM şeklinde dalgaları kullanıyorduk, ve bugün mikrowelle yani mikro dalgaları da kullanıyoruz, ve bunun altındaki dalgalarda radyasyon dalgaları. ve o yüzden etrafımız her taraf radyasyon dalgası halinde, fakat radyasyonu biliyoruz ki : hücreleri öldüren bir dalga sistemi, ve bunu daha önceki vaazlarımızda söylemiştik, bu yeni sisteme hızlı olaraktan geçmeyelim, yoksa insanlar Helak olur, çok ölümlere sebep olur, yavaş yavaş geçtiğimiz zaman, insan vücutları kendisini buna uyumlu hale getirecektir yavaş yavaş, ve o zaman bu sistemi kullanabiliriz diye tarif etmiştim. Evet biraz sabrettiler, fakat kıyamete yakın olduğumuz için, son varış noktamıza yaklaştığımız için, yani Kutup taklasında her seferinde sıfırlama gerçekleşmekte, ve dünya çıktığı zirveden tekrar aşağıya inmekte, aynen bu  SIFIR noktasına yani zirveye çıkıp, zirveden tekrar basamak basamak aşağıya inmek gibi fakat, bunu Allahu Teala Kur'an-ı Kerim'de :  şeytan aleyhillana öyle bir kibirlenme gösterince, oraya çıktığı zaman, kendini tanrı iddia etmesi yahut da, üstünlük iddia etmesi yüzünden, "Racim" Kovdum seni aşağıların aşağısına attım sizi, birbirinize düşman olaraktan üçünüzü de attım demesi, yani oradan merdivenden inme şeklinde değil de, kovulma ve atılma şeklinde bir  tezehür göstermekte, ve meydana gelmekte. ve Bu atılma sebebiyle, yani Minareden düşmek gibi ve sıfırlanma gerçekleşmekte, o yüzden her Kutup taklasında dünyamızdaki yaşam bilimleri ve birimleri tamamen temizlenmiş, ve sadece ümmeti Necat denilen, Mehdi  ve o zamanın mehdisinin etrafında toplanan kimseler kurtuluşa ermişler, ve bunların ismine "müttakiler" yada Allah'a Yaklaşanlar denilmiş.
Dönüş aynı dönüş, sistem aynı sistem, ve her seferinde zirveye çıktığımızda, Kutup Yıldızı'nın yanına varmış oluyoruz, Kutup yıldızının yanına Vardığımızda da, sistem radyasyonla çalışan keşifleri bulmak oluyor, ve bunları bulduğumuz zaman, eğer Bizler kainata zarar veren şeyler ve insanlığa yaratılışa diğer canlılara ve diğer sistemlere zarar veren bir buluş ve icat yapmaya kalkmamız yüzünden işte, ya da Allahu Teala'ya, Aynen şeytanın tasladığı gibi, büyüklük, tanrılık taslamaya başladığımız zaman, Allahu Teala hepimizi tekrar aşağıya atıp aşağıların aşağısına indirdik buyurduğu Minareden aşağı atılmak gibi. Pisagor üçgeninin zirvesinden en aşağıya yani arz denilen dünyaya, dünyanın da 7 Sema'nın en alt basamağına atıldığını, yani sıfırlanmanın gerçekleştiğini görüyoruz. Bunu Düya'nın ömrü ile yaklaşık olaraktan 6 defa olduğunu varsayıyor bilim adamları, ama İslam tarihinde Peygamberimizden gelen hadislerden, bunun 4 defa olduğu ve bu sonuncunun 5. olacağını bize bildirmiş ve demiş ki:  Aslında Bu döngüde dünya hakimiyetini iki defa kötüler kazandı, iki defa da İyiler kazandı, bu son defasında Mehdi ile birlikte olanlar ve İyiler kazanacak şeklinde tarif edilmiş, ve bu ayet ile sabittir ve buyuruyor ki Rabbimiz kur'an-ı Kerim'de :  "yeryüzüne sonunda Salih kullarım varis kalacak"  yani "yeryüzünün mirasını sonunda Salih kullarım Devralacak" ayeti mevcut. Hani Şeytan aleyhillane kibirlilik tasladı, tanrılık tasladığı zaman, Şeytan aleyhilleana dedi ki Rabbimize:  "sen madem beni böyle azdırdın, Ben de senin kullarının doğru yoluna durup, onlara sağından solundan fistekler vererekten, onları doğru yoldan saptıracağım, ve sen onları sana gelir, yada geri döner vaziyette bulamayacaksın"dedi. veyahut da "sana kulluk eder vaziyette bulamayacaksın" dedi. Hani dedik ya işte bu vertikal yükselme veyahut da horizontal dönüş, galaksideki ana yıldızın etrafında, bu ana yıldız da, işte bizim batmayan Güneş dediğimiz, baki olan Allah, veyahut da batmayan güneşin etrafındaki dönüşümüz, işte burada ki onları sana gelir vaziyette bulamayacaksın demesi, Çok kimsenin aynı Bu "Simurg efsanesi"nde ki kuşların, başlangıçtaki çok kuşun tanrı'yı aramaya çıkması, ve fakat yolun yarısında çoğunun geri dönmesi ve, fire vermesi sebebiyle, sadece 40 kuşa düşmeleri gibi, İşte onları şeytan aleyhileane,  yoldan saptırıp, sana döner vaziyette bulamayacaksın diye iddia etmesi yüzünden, Rabbimiz kızdı ve " in Oradan aşağı, kovulmuş şeytan, Sen benim Has ve Salih kullarıma hiçbir şey yapamazsın" buyurdu Hadi git Ne yapacaksan yap buyurdu, O zaman, şeytan aleyhileane, "bana kıyamete kadar mühlet ver" dedi, Cenabı Mevla "tamam mühletlisin" dedi "Hadi git Ne yapacaksan yap" dedi. işte o yüzden yolumuza Pusu Kuran şeytan, o yüzden bu vertikal ilerlemede, daha yerimize varmadan önce, çoğumuzu öldürerekten, çoğumuzu hasta ederekten, çoğumuzu birbirimize kavga ettirerekten, yoldan alıkoymakta, ve Tanrıya giden yolda, yolumuza engel olmakta, yahut da Allah'ın kurallarına uygun hareketimize engel olmakta, işte burada yani buradaki ayeti kerimede buyurulduğu gibi "sen benim Salih kullarıma hiçbir şey yapamazsın" buyurdu, bu kapı gibi  bir ayet, Öyle olunca, en son Mehdi Aleyhisselam ile birlikte olanlar o salih kullara olacak. Peygamberimizin "karda sürünüyor bile olsanız, emekleyerek de, olsa mehdi'ye gidin" buyurmasının sebebi, işte doğru yolun ve kurtuluşun anahtarının, Mehdi ile birlikte olmakla olduğunu, Mehdi'nin inkşaf eden bilgileriyle hareket etmekte olduğunu, kurtuluşun ve müttakilerden olup, geleceğe ahirete yolculuk edebilmenin tek çaresi olduğu, bu hadislerle ve ayetle sabit. Öyle olunca işte vertikal hareketimiz sebebiyle, güneşimiz ve dünyamız, ana yıldız olan Kutup yıldızına, Biraz Daha yaklaştı. ve burada "ögel ana" (öglena)  veyahut da "öcal ana" yada "Eugenia" GEN25 denen tek hücreli bir canlı, ve ilk defa canlılığın başladığı yere gelmiş bulunuyoruz. yaklaşık olaraktan, tam yeri neresidir ben de bilmiyorum, Ama yaklaşık olaraktan gelmiş bulunuyoruz, dönüş sebebimizle her dönüş bu burçlar ile tarif ediliyor, ve her burcun menzilinde, aynen balık burcuna gelindiğinde, balık burcu özelliklerini göstermesi, Bilmem, Aslan burcuna gelince, Aslan Burcu'nun özellikleri ve etkilerinin görülmesi gibi, buraya geldiğimiz zamanda  da galaksimizdeki sistemde, bu şu altyapıdaki burçlar değil de, bu üst burclar, yani düşünün ki  kale yada sur sur içinde, sur Sur içinde şeklinde bir sistem, ve bu üst surdaki kalenin burclarından bahsediyoruz burada, buradaki Ögel ana ya da öcal ana denilen ve yahut da kamçılı hayvan ve amip denilen canlının ilk örnekleri olan yapımız, onun ilk canlılığı kazandığı yere gelmiş bulunuyoruz, ve o İşte buradaki sistem, hücre kurutan radyasyon dalgasına maruz kaldığı için, buradaki bu radyasyonda sağ kalabilen canlılar, kendileri bir çeşit savunma mekanizması üretmişler vücutlarında, ve bakteri denen Yapı sistemi oluşmuş. Bir nevi bakteri ve Mikroplar denilen sistem. Mikroplar öyledir ki, bazı Mikroplar çok sıcaklıkta yaşayabilirler, bu canlılar 300 santigrat derecede yaşayabilen canlılar var, radyasyonda yaşayabilen canlılar var, suyun içinde boğulmadan yaşayabilen canlılar var, basınç içinde yaşayabilen canlılar var, basınçsız ortamda yaşayabilen canlılar var,... ve bunların hepsi değişik savunma mekanizmaları oluşturan canlı türleri, Hepsi de bakteri türlerinden, ya da mikrop denilen cinsten bir yapı halindeler. İşte buradaki sistemdeki ilk canlılık onlar sayesinde var olup ve üreyerek devam ettik ve, çok hücreliye de geçip daha sonra  hayvan ve bitkiler şeklinde yapı göstermiş, daha sonradan insan denilen Aziz varlık üretilmiş sonrada erkek ve dişi olraktan eşeyli üreme ye evrimleşmiş, ve şu anda işte, o öglena ya da tek hücreli canlının olduğu yere geldiğimiz için, buradan geçiş sistemi, aynen Mesela bir seyahatte, Mesela bizim Gmünd ilin den Schrems'e gelen yolculuğumuzda, Schrems'in ana merkezine gitmek için bir köprü var, ve bir çay var, çayın üstünde köprü var, o köprüden  illa geçmek gerektiği gibi, illaki köprüden geçmek gerektiği gibi, aynı Bu galaksimizdeki yolculuğumuzda da, öglena denilen ilk canlı türünün sünnetini işlemeden buradan ileriye geçebilmek mümkün değil gözüküyor, benim keşfi bilgilerimce.  Bunu İslam tarihinde peygamber efendimiz şöyle tarif etmiş : mescitte ashabıyla otururlarken, Peygamber Efendimiz buyurmuş ki: "tam şimdi, bu sırada, şeytan aleyhillane kamçısını, ya da kuyruğunu kıçına soktu ve üredi" diye tarif etmiş. Bu şeytan aleyhillana'nın ana yapısı dedik ki işte, mikrop ve bakteri yapısı gibi, o büyük bir sistem halinde fakat, biz o'nu canlılık sisteminde, Bizden önceki canlı Yapı olduğu için, biz onun yapısını anlayamıyoruz, ve onun yapısı işte, tek hücreli canlı olduğu için, ilk defa üreme  sisteminde eşi Yok, eşi olmadığı için, kendisini geliştirmiş, ve kamçısını veyahut da kuyruğunu kıçına sokaraktan üreyip, canlılığı devam ettirdiği görülüyor, yani Ondan sonra da bölünme yaparaktan çoğaldığı ve, bu sistem, İşte bu canlının sünnetini işlemeden geçmek yok.

Bu sünnet bugün Nasıl yapılacak?

işte radyasyon hücre kuruttuğu için, Affedersiniz hepimizin kıçı belli zaten, dübür ya da anüs denilen bölgemizde, bağırsak sistemimizde, işte kabızlık meydana geldiği için, dedik ya suyu da kurutuyor, hücreyide kurutuyor, ve suyun  oksijen Bağlarını koparıyor bu radyasyon dalgası, G4,  G3 ile hepsi daha fazla radyasyona maruz bırakıyor bizi, ve şu anda G5'e G6'ya G7'ye gidildiği için, artık sistem holografik iletişim sistemine geçmek üzere, Yani artık biz istanbul'da oturup, fakat Ankara'da bedenimizle görüşme yapabileceğiz, "TAYYI MEKAN" "TAYYI ZAMAN" oradaki kimseleri de görebileceğiz, onlar da bizi görebilecek, dokunabileceğiz oturabileceğiniz kalkabileceğiz, Oradan da görüşmemizi yapıp dönebileceğimiz holografik görüşme sistemi,  keşfedilen yeni bir iletişim sistemine geçmek üzereyiz. işte onun uygulanabilmesi için. önceki deltoidden bulduğumuz bilgiler ile, şu anda bu sisteme geçmek üzereyiz, ve bu sisteme geçebilmemiz için de, işte bu radyasyonu daha verimli şekilde kullanmamız gerekmekte, O yüzden de G5 Dalgasına maruz kalıyoruz, G5 denilen iletişim sistemine geçeceğiz fakat, burada İşte bu radyasyon hücre kuruttuğu ve suyun moleküler Bağlarını kopardığı için, vücudumuz elastikiyetini kaybediyor, ve herhangi bir kabızlık durumunda, dışkının birikme yapması sonucu, ve büyümesi sonucu, kaka dübürden atılırken oluşabilecek herhangi bir yırtılmanın, daha sonra o bölgenin ıslak kalmasının sebebi ile iltihaplara yol açtığı, ve bu iltihabında daha ileriye doğru, vücudun hiç yapılarına doğru ilerlediği, ve bütün sistemi tahrip edip, ölümlere sebep olduğu, bugün görülmekte, bir sürü sanatçı ve insan bu sebepten hayatını kaybetmek de, "çoklu organ kaybı" denilmekte bunun ismine de...

işte bu hastalığın, benim keşfi bilgilerimle tedavisi ve çaresi şu şekilde :

işte aynen o ögelene ya da öcal ana yani ilk yapımız ilk canlı türü yapımız olan Eugenia Denilen yapımızın sünnetini işlemek zorundayız. O da işte yani kamçımızı, ya da Elimizi, bugün kremler var, E vitamini kremleri, ve bunun geliştirilmiş versiyonunu "penaten" "Nivea" ve benzerleri, Bu yara kurutucu ve bir de hidro Su bazlı Nivea kremleri var, ve içinde E vitamini ve ve bir nevi altıgen yapıyı hücreyi hücre Bağlarını tekrar meydana gelmesine, hücre bağlarının tekrar kurulabilmesini sağlayan, ve yırtık ve yaraları tamir eden bir krem geliştirilmiş, E vitaminiden zengin, ve bu oktagon yapıyı koruyan, bir nevi Omega içeren, ve hepsi mişung edilmiş karıştırılmış, ve krem halinde, ilk defa "penaten"denilen Marka ile çocuk pişiklerinde iyi gelen bir krem keşfetmiş 1800'lerde, o kremin benzerlerini de bugün Nivea tarafından da geliştirildi ve işte bu sünneti işlemek için de, büyük hacete yani dışkı çıkarmaya gittiğin zaman, herhangi bir kabızlık durumunda, veyahut da kabızlık olmasa bile, her defasında, sol işaret parmağınıza krem alın, bu kremde ile dübürünüzü etrafına sürün ve hafif parmağınızın ucu girecek kadar içini  de parmağınıza sokaraktan yağlayın, zaten  mesela sadece çuvalın ağzı büzüldüğü, diğer yerleri geniş olduğu gibi, mesela çuvalı iple bağladığımız zaman, bir buğday çuvalını çuvalı iple bağladığımız zaman, çuvalını ağzını iple bağladığımız zaman, Sadece ucu büzülür değil mi, büzülen kısım işte hasar görmekte ve yırtılma olmakta, ilk yırtılma olmakta, O yüzden o ağzını işte ucunu, parmağımızı kremleyip yağlayıp, o ucunu yağladığımız zaman, oraya yardımcı oluyoruz, ve hücrelerin yırtılmadan ve yağlı olduğu için yani, vışır vışır kaygan hale gelmesi sebebiyle, o dışkının yırtmadan dışarı atılmasını sağlamış oluruz, herhangi bir yırtılma olduysa, daha önceden yırtılma olduysa, onu da işte yine oraları yağlayaraktan, yine ona faydalı oluruz, fakat buradaki yine önceki yaraları kapatmak için ise, papatya çayı ile ve bir de adaçayını karıştırıp çay halinde kaynatıp, soğuttuktan sonra, hafif ılık şekilde tuvaletimizin kaytasını temizledikten sonra,  orayı Bu Adaçayı ve papatya çayı ile taharet ederekten, içini dışını, hafif içini ve dışını yıkayaraktan, oranın tekrar eski halini kazanmasına, iltihapların gitmesine yaraların kurumasına sağlarız, ve orayı bir de ondan sonra o kremle yağladığımız zaman, işte yaranın içeriye doğru iyi olduğunu göreceksiniz. Yani bunu, tuvaletinizi hem yapmadan önce orayı kremleyip ağlayacaksınız, hem de tuvaletinizi yaptıktan ve çıkmadan önce, Bu karışım ile çay ile taharet ettikten sonra, ardına da, bu hidro kremleriyle, bu krem ile yağlayacaksınız ki, o şekilde yaralar iyi olacak, yahut da yara olmasa bile hafif yırtılmaya yüz tutmuş gerilmeler, tekrar tamir olacaklar, içindeki Omega sebebiyle yeniden hücre Bağları kurulacak ve Efendim hidro  sayesinde de oksijen sayesinde, oksijen Bağlarını tekrar kazanması sebebiyle de, elastikiyet kazanacak, ve tekrar eski haline, eski halini almasa bile, o na benzer bir yapı oluşturacak, en üst kaslarınız ya da dübür kaslarınız. işte bu Aynen o peygamberimizin hadisinde dediği gibi, bu sünnet böyle, kıçını yağlamayan ve  kendi kıçına parmak atmayan bu devirde bu "öglena" sünneti ya da Öcalan'ın sünneti ögel ana sünneti yapmayan, işlemeyen ahirete geçemez, bir gün gelir organ kaybından ölür, ve müttakileriden olamaz. Çünkü galakside burçlar sisteminde, üst burçta bu ögelena ya ya da Öcal ana ya da EU GEN A denilen ilk yapımızın bulunduğu yere geldiğimiz için, onun etkisine maruz kalıyoruz, onun koyduğu sünnete uymayan, buradan geçemez, Buradan daha ileri geçemez, vesselam. Makalemiz Buraya kadar.

Hasta olanlara Allah'tan şifa, Hasta olmaya yakın olanlara, da sünnete ittiba ile, bu beladan, halasa, kurtuluşa ermeye vesile olması dileklerimle

selam ve sevgilerimle hoşça kalın

Raşit Tunca
Bu bir karoglan Raşit Tunca makalesidir
Avusturya Gümünd ili Schrems  ilçesi Bugün 24 Ağustos 2023 perşembe saat sabah 7:29


Sadri Alışık Kimdir? Biyografisi

Sadri Alışık, kimlik adıyla Mehmet Sadrettin Alışık (5 Nisan 1925, İstanbul - 18 Mart 1995, İstanbul), Türk tiyatrocu, sinema oyuncusu ve komedyendir.[1]

1964'ten başlayarak canlandırdığı Turist Ömer ve Ofsayt Osman tipleriyle tanındı. Yaşamı boyunca 200'ü aşkın filmde rol aldı.

Hayatı

5 Nisan 1925 yılında İstanbul'da, Paşabahçe, Beykoz'da doğdu. Annesi Saffet Hanım, babası Kaptan Rafet Bey'dir.[2] Çocukluk yıllarında tiyatroya ilgi duydu; okul piyeslerinde rol aldı. Sahneye ilk defa 1939'da Eminönü Halkevi'nde amatör olarak çıktı. Beykoz Ortaokulundan (bugünkü adıyla Ziya Ünsel İlköğretim Okulu)[3] ve ardından İstanbul Erkek Lisesinden mezun oldu.

Lise yıllarında Cağaloğlu Halkevi'nde tiyatro eğitimine başladı. Bu arada Ankara Devlet Konservatuvarı sınavına girip kazanmasına rağmen gözleri miyop olduğu için kayıt yaptıramadı ve İstanbul'a dönüp tiyatroya halkevinde devam etti.[4] Bir süre Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümünde eğitim gördü.[5]

Profesyonel oyunculuğa 1943'te Raşit Rıza Tiyatrosu'nda başladı. Onu halkevindeki bir oyunda izleyen ve beğenen sinema yönetmeni Faruk Kenç'in teklifi üzerine 1944 yılında Günahsızlar adlı filmde rol alarak sinemaya başladı. 19 yaşına iken çevirdiği bu film ile tanındı. Üç yıllık askerlik dönemi nedeniyle bu filmin ardından sinemaya ara verdi. 1950'li yıllarda sinemaya döndüğünde Yeşilçam filmlerinde daha çok yan rollerde görev aldı. Özellikle tarihî filmlerde küçük rollerde oynadı.[4]

1951’de Küçük Sahne Tiyatrosu’nun kadrosuna girdi. Küçük Sahne’nin ardından Karaca, Site, Oda, Kent Oyuncuları ve Oraloğlu tiyatrolarında pek çok oyunda rol aldı. Bu dönemde ayrıca yerli ve yabancı filmlere seslendirme yaptı.[4] 1951'de ilk evliliğini tiyatro sanatçısı Neriman Esen ile yaptı. Bu evlilik 1957'de sona erdi.[6]

1950'lerin sonunda sinema filmlerindeki rolleri büyümeye başladı. Başrolde oynadığı ve bir sokak şarkıcısını canlandırdığı Hicran Yarası filmi o yılın en çok izlenen iki filminden biri oldu. Aynı yıl Kurtuluş Savaşı'nı anlatan Düşman Yolları Kesti ve Kalpaklılar filmlerinde birbirinden zıt karakterler canlandırdı. 1959 yapımı Zümrüt filmindeki "Doktor Fuat" rolü ile Gazeteciler Cemiyeti Türk Film Festivali’nde en iyi erkek oyuncu ödülüne değer görüldü. Aynı yıl Yalnızlar Rıhtımı filminde Çolpan İlhan ile başrolleri paylaştı ve rol arkadaşı Çolpan İlhan ile 20 Ağustos 1959'da evlendi. Bu evlilikten oğulları Kerem Alışık (1960) dünyaya geldi.

1960'ların başında ya paraya, kumara kadına düşkün kötü adam ya da salon komedilerinde sevimli delikanlı, jönün sempatik arkadaşı rollerinde oynadı. 1961’de çekilen Nejat Saydam'ın yönettiği, başrollerinde Ayhan Işık ve Belgin Doruk Küçük Hanımefendi filminde canlandırdığı Bülent Soysal karakteri Alışık'ın film yıldızlığına yükselişinde ilk basamak oldu.[4] Filmin başarısı üzerine serinin diğer filmleri çekildi. Devam filmlerinde Bülent karakterinin hikâyedeki yeri ve önemi giderek arttı.

"Turist Ömer" serisi

Sadri Alışık ile özdeşleşmiş olan Turist Ömer karakteri

Sadri Alışık'ın canlandırdığı Turist Ömer karakteri ilk defa 1963 yılında Ayhan Işık'ın başrolde olduğu Helal Olsun Ali Abi adlı polisiye-komedide bir yan karakter olan "Turist Ömer" rolünü canlandırdırmasıyla başladı. Yönetmen Hulki Saner'in amcası Rasih Bey'den[7] esinlenerek yarattığı bu karaktere Sadri Alışık da bir asker arkadaşından esinlendiği çarpık selamı ve kendi gözlemlerini kattı.[4] Bu filmin başarısının ardından 1964’te Yeşilçam’ın popüler çocuk yıldızı Ayşecik ile Turist Ömer'i bir araya getiren ve Turist Ömer'in yine yan karakter olduğu Ayşecik Cimcime Hanım ve Ayşecik Çıtı Pıtı Kız filmleri çekildi. Bu filmlerin gişedeki başarısından üzerine Alışık, 1964 yılında Turist Ömer'in ana karakter olduğu Turist Ömer filminde başrol oynadı. Alışık, ilk Turist Ömer filminden sonra on yıl içinde 7 filme ulaşacak olan Turist Ömer serisinde başrol oynadı ve geniş kitleler tarafından tanınıp sevildi.

"Avare" karakteri

Toplam on yedi film çektiği 1964 yılı, Sadri Alışık'ın kariyerinin en üretken yılı idi. 1964 yılında başrolde oynadığı filmlerden birisi de 1951 yapımı Aware adlı Hint filminden uyarlanan Avare (1964) filmi idi. Alışık, bu filmle birlikte avare, gariban karakterler ile özdeşleşti.[4] Bu filmdeki repliklerinden biri zaman içinde ikonlaşarak Sadri Alışık imajının bir parçası oldu:
“ ...Sokak köpeklerine selam vermek, adam olmaya çeyrek var demektir! „

"Ofsayt Osman" karakteri

1965’te Şaka ile Karışık filminde Ofsayt Osman karakterini canlandırdı. Özellikle filmin final sahnesindeki performansı çok beğenildi.[8] Film, hiçbir işte başarılı olamamasından, "hiç gol atamamasından" dolayı adı Ofsayt'a çıkmış sevimli bir serseri tipi olan Osman'ın şu repliği ile hatırlandı:
“ Bu da mı gol değil be? Adaletine insanlığına kurban olayım hâkim bey bu da mı gol değil?" [8] „

"Haşmet İbriktaroğlu" karakteri

1966 yılında kara-komedi tarzındaki Ah Güzel İstanbul filminde Ayla Algan ile başrolü paylaştı. Alışık'ın canlandırdığı varını yoğunu miskinliği yüzünden kaybetmiş Haşmet İbriktaroğlu karakteri, Türk sinema tarihinin en kült karakterlerinden birisi haline geldi.[9]

Müzisyenliği

Alışık, 1964-1970 yılları arasında filmlerde seslendirdiği şarkılardan oluşan üç kırkbeşlik plak çıkardı. 1968 yılında ise hem şarkı söylediği hem de hikâyeler anlattığı gazino programlarına başladı. Gösterisini tek kişilik bir piyese çeviren Alışık, 1980’e kadar sürdürdüğü gazino programlarını "dünün meddahını bugüne uyarlamak istedim" diye anlatmıştır. Sahne şovunda anlattığı "Müjgan" hikâyesi çok beğenilince 1970’te Ah Müjgan Ah adıyla sinemaya aktarılmıştır.[4] Gazino programlarının ardından şarkıcılığını öne çıkardığı Acı İle Karışık (1969), Menekşe Gözler (1969), Üvey Ana (1971) gibi filmler çevirdi.

Son filmleri

Alışık, Afacan Küçük Serseri'deki rolüyle 1971 Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ödülünü kazandı. 1970'li yılların ikinci yarısında Yeşilam filmlerinin seyirci kitlesi azalmaya başlayınca gazino programlarına ağırlık verdi. 1977'de Atıf Yılmaz'ın yönettiği Acı Hatıralar filminden başrol oynadıktan sonra sinemaya 9 yıl ara verdi. Yakın dostu Ayhan Işık’ın 1979'da ölümü ile çok sarsıldı ve adeta hayat küsen sanatçı 1986'da Şalvar Bank filmi ile sinemaya geri döndü.

Son zamanları

1986'nın ardından, geçirdiği karaciğer rahatsızlığı sebebiyle oyunculuğa yeniden ara verdi. 1990’da dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın sağladığı imkanlarla karaciğer nakli için ABD'ye gitti.[10] Döndükten sonra bir özel televizyon kanalında Sadri Alışık Halk Show adlı bir program sundu ancak ilk sezonun tamamlanınca bu programdan ayrıldı.

Uzun bir hastalık döneminin ardından 1994 yılında son filmi Yengeç Sepeti'ni çekti. Bu filmindeki rolüyle de Mehmet Aslantuğ'la beraber 1994 Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde En İyi Erkek Oyuncu Ödülü'nü kazandı.

Alışık, ağırlıklı olarak İstanbul için yazdığı şiirlerinin toplandığı bir şiir kitabı yayımlamış ve yağlı boya ve kara kalem tablolara da imza atmıştır.

Vefatı

Sadri Alışık'ın eşi Çolpan İlhan ile birlikte yattığı Zincirlikuyu Mezarlığı'ndaki kabri, İstanbul

Karaciğer, böbrek ve solunum yetmezliği ile kemik iliği hastalığı nedeniyle tedavi görmekte olan Alışık, 18 Mart 1995 tarihinde İstanbul’da 69 yaşında yaşamını yitirdi. Zincirlikuyu Mezarlığı'nda toprağa verildi.

Sanatçının anısına, eşi Çolpan İlhan tarafından kurulan Sadri Alışık Kültür Merkezi'nce her yıl Sadri Alışık Sinema ve Tiyatro Ödülleri verilmektedir.

Üzerine Yapılmış Akademik Çalışmalar

Sadri Alışık üzerine Türk Sinemasında Erkek Yıldız Olgusu[11] ve Yeşilçam'da kural dışı bir yıldız: Sadri Alışık adlı yüksek lisans tezleri hazırlanmıştır.[12] Turist Ömer ile ilgili olarak da Turist Ömer: Yeşilçam'da bir müphem adlı yüksek lisans tezi bulunmaktadır.[13] Bir bölümü Turist Ömer ile ilgili olan Yeşilçam dönemi seri komedi filmleri: Cilalı İbo ve Turist Ömer örneği[14] ve Türk sinemasında fantastik tür filmlerinin anlatı yapısı (Drakula İstanbul'da, Turist Ömer Uzay Yolunda ve Ulak filmleri üzerine bir inceleme)[15] adlı yüksek lisans tezleri de mevcuttur.

Sadri Alışık ile ilgili olarak Tamer Bayrak'ın Sinemada Karakter Olgusu: Bir Karakter Oyuncusu olarak Sadri Alışık[16] adlı makalesi bulunmaktadır.

HAKKINDA

Sadri Alışık
Doğum Mehmet Sadrettin Alışık
5 Nisan 1925
Paşabahçe, Beykoz, İstanbul, Türkiye
Ölüm 18 Mart 1995 (69 yaşında)
İstanbul, Türkiye
Defin yeri Zincirlikuyu Mezarlığı, İstanbul
Milliyet Türk
Eğitim Erkek Lisesi, İstanbul
Güzel Sanatlar Akademisi, İstanbul
Meslek Oyuncu, komedyen
Etkin yıllar 1939-1995
Evlilik Neriman Esen
(e. 1951; b. 1957)

Çolpan İlhan
(e. 1959; ö. 1995)
Çocuk(lar) Kerem Alışık
Ödüller Tüm Liste

Filmleri

1944 Günahsızlar 1964 Ayşecik Cimcime Hanım - Turist Ömer 1969 Damga
1949 Fato / Ya İstiklal Ya Ölüm 1964 Ayşecik Çıtı Pıtı Kız 1969 Hancı
1950 Çakırcalı Mehmet Efe 1964 Beş Şeker Kız 1969 Kaldırım Çiçeği
1950 İstanbul Geceleri 1964 Bomba Gibi Kız 1969 Menekşe Gözler
1951 Allaha Ismarladık 1964 Erkek Sözü 1969 Muhabbet Kuşu
1951 Hürriyet Şarkısı 1964 Fıstık Gibi Maşallah 1969 Turist Ömer Arabistan'da - Turist Ömer
1951 İstanbul Çiçekleri 1964 Hızır Dede 1970 Afacan
1951 Kendini Kurtaran Şehir / Şanlı Maraş 1964 Kelebekler Çift Uçar 1970 Ah Müjgan Ah
1951 Tanrı Şahidimdir 1964 Köye Giden Gelin 1970 Arkadaşlık Öldü mü?
1951 Vatan ve Namık Kemal 1964 Sıkı Dur Geliyorum 1970 Darıldın mı Cicim Bana
1952 İki Süngü Arasında 1964 Sokakların Kanunu 1970 Erkeklik Öldü mü Abiler
1952 Yavuz Sultan Selim Ağlıyor 1964 Taşralı Kız 1970 Fatoş Talihsiz Yavru
1953 Halıcı Kız 1964 Turist Ömer - Turist Ömer 1970 Fıstık Gibi
1953 Soygun 1964 Uçurumdaki Kadın 1970 İç Güveysi
1953 Suçlu Benim 1965 Adım Çıkmış Sarhoşa 1970 İşler Karışık
1955 Battal Gazi Geliyor 1965 Ava Giden Avlanır 1970 Talihsiz Baba
1955 Beyaz Şehir 1965 Berduş Milyoner 1970 Tatlı Hayal
1955 Izdırap Şarkısı 1965 Hırsız 1970 Turist Ömer Yamyamlar Arasında - Turist Ömer
1955 Sevdiğim Sendin 1965 Kocamın Nişanlısı 1970 Zalim
1956 Beş Hasta Var 1965 Komşunun Tavuğu 1971 Afacan Küçük Serseri
1957 Kahpenin Aşkı 1965 Nazar Değmez İnşallah 1971 Ali Baba ve Kırk Haramiler
1958 Altın Kafes 1965 Pantolon Bankası 1971 Ayıpettin Şemsettin
1958 Duvaklı Göl 1965 Şaka ile Karışık 1971 Çılgın Yenge
1958 İftira 1965 Sana Lâyık Değilim 1971 Cımbız Ali
1958 İstanbul Macerası 1965 Serseri Aşık 1971 Kavanoz Dipli Dünya
1959 Ben Kahbe Değilim 1965 Seveceksen Yiğit Sev 1971 Sevdiğim Uşak
1959 Düşman Yolları Kesti 1965 Soytarı 1971 Tamam Mı Canım
1959 Hicran Yarası 1965 Turist Ömer Dümenciler Kralı - Turist Ömer 1971 Toto Kralı
1959 Kalpaklılar 1965 Üç Kardeşe Bir Gelin 1971 Turist Ömer Boğa Güreşçisi - Turist Ömer
1959 Şeytan Mayası 1965 Yankesicinin Aşkı 1971 Üvey Ana
1959 Vatan Uğruna / Kıbrıs'ın Belası Kızıl Eoka 1966 Ah Güzel İstanbul 1972 Afacan Harika Çocuk
1959 Yalnızlar Rıhtımı 1966 Boyacı 1972 Ay Aman Of
1959 Zümrüt 1966 Efkârlıyım Abiler 1972 Aynı Yolun Yolcusu
1961 Aşkın Saati Gelince 1966 Gariban 1972 Gelinlik Kızlar
1961 Küçük Hanımefendi 1966 Günahkar Kadın 1972 Kırk Yalan Memiş
1961 Külkedisi 1966 Kaderin Cilvesi 1972 Sevgili Hocam
1961 Şahane Kadın 1966 Karakolda Ayna Var 1973 Balıkçı Osman
1961 Seni Benden Alamazlar 1966 Milyonerin Kızı / İntikam Hırsı 1973 Dertli
1961 Seviştiğimiz Günler 1966 Seni Bekleyeceğim 1973 Dikiz Aynası
1961 Silahlar Konuşuyor 1966 Sevgilim Bir Artistti 1973 Tatlım
1961 Utanmaz Adam 1966 Şoför Deyip Geçmeyin 1973 Turist Ömer Uzay Yolunda - Turist Ömer
1962 Ayşecik Yavru Melek 1966 Sokak Kızı 1974 Atını Seven Kovboy
1962 Daima Kalbimdesin 1966 Turist Ömer Almanya'da - Turist Ömer 1974 Ayyaş
1962 Fatoş'un Bebekleri 1967 Ağır Suç 1974 Ne Hakem
1962 Hayat Bazen Tatlıdır 1967 Akşamcı 1975 Deli Deli Tepeli
1962 Küçük Hanım Avrupa'da 1967 Bekâr Odası 1975 Haşhaş
1962 Küçük Hanımın Kısmeti 1967 Bitirimsin Abi 1976 Baş Belası
1962 Küçük Hanımın Şoförü 1967 Gecekondu Peşinde 1976 Ben Sana Mecburum
1963 Acı Aşk 1967 Hindistan Cevizi 1976 Hamza Dalar Osman Çalar
1963 Aman Kimse Duymasın 1967 Kız Kolunda Damga Var 1976 Saffet Beni Affet
1963 Arka Sokaklar 1967 Marko Paşa - Marko Paşa 1977 Acı Hatıralar
1963 Bize de mi Numara 1967 Ringo Kazım 1977 Seyahatname
1963 Çalınan Aşk 1967 Şaşkın Hafiye Killing'e Karşı 1983 Kartallar Yüksek Uçar
1963 Dişi Kurt 1967 Serseri 1986 Babamın Namusu
1963 Geçim Dünyası 1967 Serseriler Kralı 1986 Babasının Oğlu
1963 Helal Olsun Ali Abi - Turist Ömer 1968 Agora Meyhanesi 1986 Bebek Davası (film)
1963 İlk Göz Ağrısı 1968 Benimle Evlenir Misin 1986 Çalıkuşu
1963 Kendini Arayan Adam 1968 Dertli Gönlüm 1986 Çapkın Baba
1963 Korkusuz Kabadayı 1968 Efkarlı Sosyetede 1986 Eşşek Oğlum ve Ben
1963 Maceralar Kralı 1968 Kırmızı Fener Sokağı 1986 Şalvar Bank
1963 Üç Öfkeli Genç 1968 Paydos 1986 Kız Babası
1964 Afilli Delikanlılar 1968 Yara 1987 Saat Sabahın Dokuzu
1964 Ahtapotun Kolları 1969 Acı İle Karışık 1994 Yengeç Sepeti
1964 Anadolu Çocuğu 1969 Ağlama Değmez Hayat
1964 Avare 1969 Altın Kalpler

Özel yaşamı

Bir süre sinema oyuncusu Neriman Esen'le evli kalan Alışık, ardından Çolpan İlhan'la evlendi. Bu evlilikten tek çocuğu Kerem Alışık dünyaya geldi.

Plakları

    1964: Avare / Dalgamıza Bakalım - Serengil Plak 10003
    1964: Tophane Rıhtımında / Turist Ömer - Melodi Plak 2161
    1970: Turist Ömer Arabistan'da / Turist Ömer - Saner Plak 1003

Ödüller

    1966: Sanremo Bodrig Hera Güldürü Filmleri Şenliği - Gümüş Ağaç Plakası Özel Ödülü - Ah Güzel İstanbul
    1971: 8. Altın Portakal Film Festivali - En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu - Afacan Küçük Serseri
    1994: 31. Altın Portakal Film Festivali - En İyi Erkek Oyuncu - Yengeç Sepeti


Dipnotlar

[attachment=107622]

Kaynak

Wikipedia



Perran Kutman Kimdir? Biyografisi

Perran Kutman, ya da doğum adıyla Perran Kanat (d. 30 Kasım 1949, Aksaray, Fatih), Türk oyuncu.

Hayatı

1949 yılında Aksaray, İstanbul'da doğan sanatçı, ailesinin isteği üzerine konservatuvar okumuş, tiyatro bölümünden mezun olmuştur. Annesi İETT muhasebesinde çalışıyordu. Bir yandan da kadın mecmuası çıkarıyordu. Babası ise, millî eğitim basımevi müdürü idi. Yaşamı süresince çeşitli dizi, film ve tiyatro oyunlarında oynamıştır. İlk sinema deneyimini 1972'de yönetmenliğini Nejat Saydam'ın yaptığı Şehvet Kurbanı adlı filmle yapan Kutman, Türk sinemasının klasikleri içinde sayılan Köyden İndim Şehire, Salak Milyoner, Ne Olacak Şimdi ve Hababam Sınıfı serisinde oynadığı rollerle çıktıktan sonra Müjdat Gezen ile beraber çeşitli oyunlar ve parodiler yapan sanatçı, Gırgıriye'deki Sabahat tiplemesi ile ün kazanmıştır.

Kariyeri

İstanbul Belediyesi Konservatuvarı Tiyatro Bölümünden mezun olduktan sonra 1967'de Ulvi Uraz Tiyatrosu'nda sahneye çıkan Kutman, ilk sahne deneyimi hakkında bir röportajında "Ulvi Uraz'da profesyonel hayatıma başladım. Mükemmel bir hocaydı. Sahne tahtasına saygıyı öğrendim" demiştir. Çeşitli dizi ve filmlerde rol alan Kutman, Perihan Abla dizisi ile asıl üne kavuşmuştur. 1986 yılında TRT 2'de izleyiciyle buluşan Perihan Abla dizisi çok sevilince TRT 1'e aktarılıp orada yayın hayatına devam etmiştir. Perihan Abla rolü ile özellikle Türk halkının sevgisini kazanmıştır.

1969'da Nisa Serezli, 1973'te Sezer Sezin, 1980'de Miyatro adlı tiyatro topluluklarında çalışan sanatçı son tiyatro oyununu 1987 yılında "Artiz Mektebi" adlı oyun ile oynamıştır.

Özel hayatı

1973 yılında sinema ve tiyatro oyuncusu Hüseyin Kutman'la evlenmiş fakat evlilikleri 1978 yılında sona ermiştir. Bundan kısa bir süre sonra Engin Ardıç ile nişanlandı fakat daha sonra çift ayrıldı.[1] 1980 yılında Marşandiz adlı müzik grubunun davulcusu müzisyen Koral Sarıtaş ile evlendi.

HAKKINDA

Perran Kutman
Doğum Perran Kanat
30 Kasım 1949 (73 yaşında)
Aksaray, Fatih, İstanbul
Milliyet Türk
Vatandaşlık Türkiye
Meslek Oyuncu
Etkin yıllar 1967-günümüz
Evlilik Hüseyin Kutman
(e. 1973; b. 1978)

Koral Sarıtaş (e. 1980)
Etkilendikleri

Yıldız Kenter
Ulvi Uraz
Ödüller Altın Portakal Film Festivali
2011 – Yaşam Boyu Onur Ödülü


Tiyatro oyunları

    Artiz Mektebi: Müjdat Gezen - Müjdat Gezen Tiyatrosu
    İspinozlar: Orhan Kemal - Ulvi Uraz Tiyatrosu
    Kanlı Nigar: Sadık Şendil
    Maç (oyun): Nisa Serezli - Tolga Aşkıner Tiyatrosu

Filmografi
Oyuncu olarak

    1972: Şehvet Kurbanı
    1974: Köyden İndim Şehire - Gülsüm
    1974: Mavi Boncuk - Hizmetçi
    1974: Salak Milyoner - Gülsüm
    1974: Hop Dedik Kazım
    1975: Curcuna - Mualla
    1975: Salak Bacılar - Hasbiye
    1976: Bülbül Ailesi
    1976: Caniko
    1976: Her Gönülde Bir Aslan Yatar - Nermin
    1976: Saffet Beni Affet - Mahmure
    1976: Hamza Dalar Osman Çalar - Nadile
    1976: Zühtü (I)
    1977: Aslan Bacanak - Aysel
    1977: Sevgili Dayım - Betül
    1977: Sivri Akıllılar - Perhan Balyemez
    1977: Benim Altı Sevgilim - Azize
    1978: Evlidir Ne Yapsa Yeridir - Aslı
    1978: Hababam Sınıfı Dokuz Doğuruyor - Hürrem
    1978: Petrol Kralları - Şukufe
    1979: N'Olacak Şimdi - Nuran
    1981: Gırgıriye - Sabahat
    1981: Gırgıriyede Şenlik Var - Sabahat
    1982: Görgüsüzler - Pervin
    1983: Gırgıriyede Cümbüş Var - Sabahat
    1984: Çalsın Sazlar - Perihan
    1984: Gırgıriyede Büyük Seçim - Sabahat
    1984: Gülümseyen Dünya
    1984: Bizimkiler (Of Of Emine)
    1985: Aşık Oldum
    1986: Perihan Abla - Perihan Abla - Dizi
    1986: Güldürme Beni
    1986: Kaynanam Tatilde - Hayriye
    1986: Ödlek
    1987: Homoti
    1991: Kızlar Yurdu - Müstesna - Dizi
    1994: Şehnaz Tango - Şehnaz - Dizi
    2000: Bir Kadın Bir Erkek
    2000: Üzgünüm Leyla - Leyla - Dizi
    2003: Hayat Bilgisi - Afet Öğretmen - Dizi
    2010: Deli Saraylı - Perizad Sultan - Dizi
    2012: Canımın İçi - Nazan - Dizi
    2014: Ah Neriman - Neriman - Dizi

Ödüller

    1981: Hürriyet Gazetesi Sılanın Sesi Ödülü
    1982: Günaydın En Başarılı Komedi İkilisi Ödülü
    1989: Sarmaşık Yılın Kadın Güldürü Sanatçısı Ödülü
    1999: TV Yayıncılığında Jüri Özel Ödülü - Kadın Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü
    2004: Yılın Sembolü Ödülü - Özel Sembol İ.Ö.O
    2005: Eğitime Katkı; Okul Yapımı - İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğü
    2006: Meslek Hizmet Ödülü - İstanbul Şişli Rotary Kulübü
    2010: İsmail Cem Televizyon Ödülleri - Antalya Özel Ödülü
    2011: Altın Portakal Film Festivali – Yaşam Boyu Onur Ödülü
    2016: İstanbul Film Festivali - Sinema Onur Ödülü


Dipnotlar

[attachment=107621]

Kaynak

Wikipedia



Müjdat Gezen Kimdir? Biyografisi

Müjdat Gezen, doğum adıyla Halit Müjdat Gözen[1], (d. 29 Ekim 1943, İstanbul); Türk tiyatro, sinema ve dizi oyuncusu, şair, eğitmen. Müjdat Gezen Sanat Merkezini kurmuştur. Kasım 2007'den beri UNICEF Türkiye İyi Niyet Elçisi'dir.[4]

Yaşamı
Çocukluk yılları

29 Ekim 1943 tarihinde İstanbul Fatih'te doğdu. Sanat hayatına çocukluk yıllarında başlayan Gezen, sahneye ilk kez 1953 yılında Hırka-i Şerif İlköğretim Okulunda ilk piyesinde çıktı. Aynı yıl Doğan Kardeş çocuk dergisinde şiirleri yayımlandı. Yine bu yıllarda İstanbul Radyosu Çocuk Kulübü'nde mikrofonla tanıştı. 1956-57 yıllarında çeşitli amatör tiyatro topluluklarında rol aldı ve 1960 yılında İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatroları'nda profesyonel oldu.[5] Aynı yıl Vefa Lisesini bitirdi. 1961 yılında İstanbul Belediyesi Konservatuvarları Tiyatro Bölümüne girdi. 1962 yılında ilk filmini çevirdi.[kaynak belirtilmeli]

Kariyeri

Gezen, 1963 yılında ilk özel tiyatro çalışmasını yaptı. Münir Özkul ve Muammer Karaca Tiyatroları'na girdi. 1963-64 yıllarında sanat dergilerinde şiirleri çıktı. 1964-1966 yılları arasında askerlik yaptı ve oyun yazma denemelerinde bulundu. 1966 yılında Ulvi Uraz Tiyatrosu'na girdi. 1967 yılında arkadaşlarıyla birlikte Halk Oyuncuları'nı kurdu. 1968 yılında ilk kez kendi özel tiyatrosunu açtı ve aynı sezon İstanbul Tiyatrosu'nda çalıştı. 1970 yılında sahne çalışmaları, film çalışmalarında ve aynı zamanda TV çalışmalarında bulundu. Gazete ve dergilerde yazdı. 1975 yılında ilk kitabı yayımlandı. 1999 yılı itibarıyla 28 yayımlanmış kitabı vardır. Ayrıca, ilkokul Türkçe kitaplarında yazıları mevcuttur.[kaynak belirtilmeli] 1982 yılında bir yayınevi kurdu. Yine aynı yıl İstanbul Belediye Konservatuvarı ve sonradan İ.Ü. Devlet Konservatuvarında Türk Tiyatrosu öğretmenliği yaptı. Aynı yıl, yazar arkadaşı Kandemir Konduk'la birlikte Güldürü Üretim Merkezi'ni kurdu ve büyük gazetelerde mizah sayfası yönetti. 1983'te Çizgilerle Nazım Hikmet adlı kitabı nedeniyle kitabın karikatüristi Savaş Dinçel ile birlikte tutuklandı ve Sağmalcılar Cezaevi'ne gönderildi.[6][7] 1991 yılında MSM'yi kurdu. 1992 yılında "MSM Ormanı"nı kurdu. 1995 yılında Hamlet Efendi adlı oyunu ödül aldı ve Devlet Tiyatroları'nda oynandı. 1996-1998 yılları arasında Cumhuriyet gazetesinde yazdı. 1997'de Devlet Tiyatroları'nda oyun yönetti. Aynı yıl Babam adlı oyunla ödül aldı. 1998 yılında ilk kez adını taşıyan tiyatrosunu kurdu. Yüz civarında filmde, elli civarında oyunda, binden fazla radyo ve TV skecinde rol aldı, bunların bir bölümünü yazdı ve yönetti. Sanatçı, 15 Ocak 2023'te CRR Konser Salonu'nda birçok sanatçı ve siyasetçinin katılımıyla düzenlenen etkinlikle sanat hayatının 70. yılını kutladı. Gezen, düzenlenen etkinlikte sahnelere veda ettiğini açıkladı.[8]

Müjdat Gezen aynı zamanda şairdir. 74 adet şiirden oluşan "Şiirim Geldi Bırakın Beni" isimli bir albümü vardır. Albümde kendisiyle birlikte Savaş Dinçel, Mustafa Alabora, Perran Kutman, Ali Poyrazoğlu, Rutkay Aziz, Sunay Akın gibi isimler yer almıştır.

Müjdat Gezen, günümüzde 70 yılını geçirdiği sahneden veda etmiştir.[9] Cumhuriyet Gazetesi'nde "Köşe Atışı" isimli bölümde yazılar yazmaktadır.[10]

Tiyatro oyunları

    xxxx: Aptal: Müjdat Gezen - Müjdat Gezen Tiyatrosu
    1977: Palyaço: Müjdat Gezen - İstanbul Şehir Tiyatrosu
    1978: Vatan veya Memleket: Sadık Şendil\Muzaffer İzgü\Umur Bugay - Müjdat Gezen Tiyatrosu
    1987: Artiz Mektebi: Müjdat Gezen\Kandemir Konduk - Şan Tiyatrosu
    1996: Hamlet Efendi: Müjdat Gezen - Bursa Devlet Tiyatrosu
    1996: Sersem Kocanın Kurnaz Karısı: Haldun Taner - Trabzon Devlet Tiyatrosu
    1998: Hababam Sınıfı: Rıfat Ilgaz - Yayla Sanat Merkezi
    1999: Yedi Kocalı Hürmüz: Sadık Şendil - Yayla Sanat Merkezi
    2006: Hamlet: William Shakespeare - Müjdat Gezen Tiyatrosu
    2007: Sınıf Bunadı: Müjdat Gezen - Müjdat Gezen Tiyatrosu
    2010: Mustafam Kemalim: Tuncer Cücenoğlu - Müjdat Gezen Tiyatrosu
    2012: 1881: Müjdat Gezen - Müjdat Gezen Tiyatrosu

Filmografisi

Sinema

1963 7 Kocalı Hürmüz
1966 Denizciler Geliyor
1967 Zilli Nazife Alparslan
1968 Yakılacak Kitap Sami
Kader Durali Karaveli
Eşkiya Halil (Haydut) Faruk
1968 Karanlık Yollar - Aşkla Sev Kinle Vur
1969 Erkek Fatma Artist Ahmet
Yaşamak Hakkımdır Konuk oyuncu
Berduş Müjdat
1970 Cafer Bey
Vur Patlasın Çal Oynasın Eşrefpaşalı
Kara Gözlüm Orhan
1971 Sürgünden Geliyorum Mıstık
Mıstık
Yavru ile Katip Yavru
Yalnız Değiliz Gülüm Ali
Ateş Parçası Palyaço
Hasret Geveze
Çılgın Bakireler
1972 Aşk Sepeti
Rüyalar Gerçek Olsa Rıza/Çapraz
1974 Aman Ne Gırgır Çetin
Palavracılar Toto Nuri
Uyanık Kardeşler Erkan
1975 Adamını Bul Hüsnü
Hababam Taburu Bitirim
Televizyon Çocuğu Hüsnü
Pembe Panter Muttalip/Panter Zeki
Aptal Şampiyon Muttalip/Wang Çu
Kara Yemin Necip Tekçe seslendirmesi
1976 Şoför Mehmet Şoför Mehmet
Mahallede Şenlik Var
1978 Çaresiz Mehmet
1979 Gül Hasan Erol
1981 Deliler Koğuşu Psikopat Kız Ali
Bizim Sokak Dilaver
Gırgıriye Darbukacı Baryam
Gırgıriyede Şenlik Var
1982 Görgüsüzler Murat
1983 Gırgıriyede Cümbüş Var Bayram/Prens Efruz Çatalcı
1984 Gülümseyen Dünya Mahmut
Çalsın Sazlar Mahmut/Ercan Şensoy
Bizimkiler - Of Of Emine Bayram
Gırgıriyede Büyük Seçim Bayram
1986 Kobay Kobay
Bu Muhtar Başka Muhtar Halim
Bekçi Bekçi Murtaza
Güldürme Beni Mehmet
Belalı Kaynana Kerim
Kaynanam Tatilde Belalı Kaynana filminin devamı niteliğindedir
1987 Kocamın Karısı Güven Özgür
Kahraman Hamamcı
Bütün Kuşlar Vefasız
Felekten Bir Gün Abbas
Homoti Gazeteci Ali
1992 Seni Seviyorum Rosa
2002 Papatya ile Karabiber Cümbüşçü Mahmut
Abdülhamit Düşerken Karagöz oynatıcısı
2006 Bir İhtimal Daha Var Kenan
2007 Hicran Sokağı Şadi
2008 Kiralık Oda
2009 7 Kocalı Hürmüz Kadı
Suluboya Savaş Dinçel seslendirmesi
2010 Memlekette Demokrasi Var Baradan
Sessizlerin Sesi
2014 Yapışık Kardeşler Kız babası
2015 Diktatör Adolf Hitler'in Hayatının Esrarengiz Yönleri Muammer Çetintaş

Televizyon

1989 Garip Bir Cinayet Mithat TV filmi
Güzel Bir Gün İçin
Başlar mısın? Başlayalım mı?
1990 Bir Milyara Bir Çocuk TV dizisi
1992 Gerçek Niyazi
1993 Darbukatör Baryam Baryam
1995 Azmi Azmi
2001 Hırsız Sırrı
2003 Peki Olur Şekerim TV filmi
Deliyle Geçen Gece
Hayat Bilgisi Haluk TV dizisi, 33. bölüm
2004 Taşı Sıksam Suyunu Çıkarırım TV filmi
Cennet Mahallesi Yunus TV dizisi
2007 Şöhret Okulu
2012 İbret-i Ailem Muhsin

Kitapları

    1974: Eşeğin Karnındaki Elmas - Milliyet Yayınları
    1975: Kuzucuk - Can Yayınları
    1976: İkibuçuk Lira İçin - Cem Yayınları
    1977: Çizgilerle Nâzım Hikmet - Cem Yayınları
    1982: Aptal Hamdi Avustralya'da - Miyatro Yayınları
    1982: Aptal Hamdi Bizi Güldürüyor - Miyatro Yayınları
    1982: Aptal Hamdi Zor Durumda - Miyatro Yayınları
    1982: Meddah - Miyatro Yayınları
    1982: Gırgıriye - Miyatro Yayınları
    1982: Müjdat Gezen'den Fıkralar - Yeni Asır Yayınları
    1982: Bir Bulut Olsam - Miyatro Yayınları
    1982: Ustalarım - Miyatro Yayınları
    1982: Uçurtma - Miyatro Yayınları
    1982: Evde Karagöz - Miyatro Yayınları
    1986: Komikler Ağlamaz - Bilgi Yayınları
    1987: Acayip Şiirler Antikalojisi - Cem Yayınları
    1997: Bisiklet Geldi Pompa Yok - Milliyet Yayınları
    1999: Sak Üstünde Damdağan - Can Yayınları
    2000: Ç. Arkadaşım Aziz Nesin - Milliyet Yayınları
    2000: Türk Tiyatrosu Kitabı - Msm Yayınları
    2001: Salak Oğlum - Mitos Boyut Yayınları
    2001: Yuvarlak - ("Sandor Amalyel" takma adıyla) - Milliyet
    2001: Oyuncunun El Kitabı - Msm Yayınları
    2001: Şiirim Geldi, Bırakın Beni - Bu Yayınları
    2002: Hamlet Efendi - Mitos Boyut Yayınları
    2002: İstanbul Müzikali - Mitos Boyut Yayınları
    2002: Babam - Mitos Boyut Yayınları
    2002: Hamlet (Sadeleştirme) - 2002 Msm Yayınları
    2002: Oyunculuk Eğitimi - Bu Yayınları
    2003: Çocuk Adam - Bilgi Karınca Yayınları
    2003: Adalet Pantolonun Kemeridir - Msm Yayınları
    2003: Galiba Ben Sanatçıyım - Can Yayınları
    2003: Artiz Mektebi – (Kandemir Konduk ile) - Mitos Boyut Yayınları
    2004: Meşhur Yeni Kapı Cinayeti - Remzi Kitabevi
    2004: Beyoğlu Beyoğlu – (Kandemir Konduk ve Güm ekibiyle) - Msm Yayınları
    2006: Ağlama Palyaço Makyajın Bozulur - (Halit Kıvanç ile) - Kültür Yayınları
    2007: Oyunculuğun Felsefesi - Msm Yayınları
    2008: Sınıf Bunadı - Msm Yayınları
    2008: Kamp (Oyun) - Msm Yayınları
    2009: Yapabilirsin - Msm Yayınları
    2010: İnsan Neden Oyuncu Olmak İster? - Msm Yayınları
    2010: Arkadaşım Maske - Nesin Yayınları
    2010: Büyüyünce Ne Olucan? - Msm Yayınları
    2010: Fıkracı - Msm Yayınları
    2012: Aptal - Msm Yayınları
    2012: 1881 - Msm Yayınları
    2013: Olmasaydı - Msm Yayınları
    2013: Sultan 1. Şaban - Msm Yayınları
    xxxx: Ben Çocukken [11]
    2021: Çocukluğumu Bindirdim Tramvaya O Gitti Ben Kaldım Yaya - Kırmızı Kedi Yayınları

Özel Hayatı

İki kez evlenen Müjdat Gezen'in 1970 yılında ilk evliliğinden Elif Gezen isminde bir kızı olmuştur. Seha Okuş halasıdır.
Hakkında açılmış davalar

    Hakaret suçu sebebiyle Bekir Bozdağ, Suat Kılıç, Mustafa Elitaş, Ayşe Nur Bahçekapılı, Nurettin Canikli, Bülent Gedikli, Hüseyin Tanrıverdi, Edibe Sözen, Köksal Toptan, Nimet Çubukçu, Murat Mercan, Dengir Mir Mehmet Fırat, Muzaffer Baştopçu, İbrahim Yiğit ve Seracettin Karayağız'a dörder bin lira tazminat ödeme cezasına çarptırılmıştır.[12]

Ödülleri

    2006: 1. Vefa Lisesi Kemal Sunal Kültür ve Sanat Ödülleri - Eğitime Katkı Ödülü
    2008: 3. Vefa Lisesi Kemal Sunal Kültür ve Sanat Ödülleri - En İyi Sanat Eğitimcisi
    2009: 4. Vefa Lisesi Kemal Sunal Kültür ve Sanat Ödülleri - En İyi Tiyatro Yönetmeni
    2010: 5. Vefa Lisesi Kemal Sunal Kültür ve Sanat Ödülleri - 50. Yıl Özel Ödülü
    2011: 15. Afife Tiyatro Ödülleri - Muhsin Ertuğrul Özel Ödülü
    2011: Uludağ Üniversitesi 8. Medya Ödülleri - Tiyatro Onur Ödülü
    2017: 1. Üstün Akmen Tiyatro Ödülleri - Emek Ödülü[13]
    2018: Tiyatro Eleştirmenleri Birliği Ödülleri - Onur Ödülü[14]
    2022: 29. Adana Altın Koza Film Festivali - Yaşam Boyu Onur Ödülü


Ayrıca bakınız

    Müjdat Gezen Sanat Merkezi Konservatuvarı Tiyatro Bölümü


Dipnotlar

[attachment=107620]

Kaynak

Wikipedia


RAŞiT TUNCA

BAŞAĞAÇLI RAŞiT TUNCA
Raşit Tunca

FORUMUMUZDA
Dini Bilgiler...
Kültürel Bilgiler...
PNG&JPG&GiF Resimler...
Biyografiler...
Tasavvufi Vaaz Sohbetler...
Peygamberler Tarihi...
Siyeri Nebi
PSP&PSD Grafik

BOARD KISAYOLLARI

ALLAH

Allah



BAYRAK

TC.Bayrak



WEB-TUNCA


Radyo Karoglan

Foruma Misafir Olarak Gir


Forumda Neler Var


Karoglan-Raşit Tunca - Dini - islami - Dini Resim - FIKIH - Kuran - Sünnet - Tasavvuf - BAYRAK - Milli - Eğlence - PNG - JPEG - GIF - WebButtons - Vaaz - Sohbet - Siyeri Nebi - Evliyalar - Güzel Sözler - Atatürk - Karoglan Hoca - Dini Bilgi - Radyo index - Sanal Dergi




GALATASARAY

G A L A T A S A R A Y


FENERBAHÇE


F E N E R B A H C E


BEŞiKTAŞ

B E Ş i K T A Ş


TRABZONSPOR

T R A B Z O N S P O R


MiLLi TAKIM

M i L L i T A K I M


ETKiNLiKLERiMiZ


“Peygamberimiz Buyurdular ki Birbirinize Temiz ağız ile Dua edin. Bizde Sayfamızı ziyaret edenlerin ve bu bölümü ziyaret edenlerin kendilerinin Ruhaniyetine, geçmişlerinin Ruhuna Yasin Okuyup hediye ediyoruz Tıkla, ya sende oku yada okunmuş Yasinlerden Nasibini Al”
(Raşit Tunca)



MEVLANA'DAN

“ Kula Bela Gelmez Hak Yazmadıkca, Hak Bela Yazmaz Kul Azmadıkca, Hak intikamını, Kulunun Eliyle Alır da, Bilmiyenler Kul Yaptı Sanır."
(Hz. Mevlana)