MUHAMMED
BAYRAK
| Welcome, Guest |
|
You have to register before you can post on our site. |
| Forum Statistics |
» Members: 7 » Latest member: Muhammed » Forum threads: 5,258 » Forum posts: 5,849 Full Statistics |
DOWNLOADEN
AYET
FELSEFEMiZ
Raşit Tunca Sözü
GÜZEL SÖZ
HÂRİKA VE HÂRİKULÂDE NE DEMEKTiR ?
(دةﺎﻌﻟرق اﺎﺧ)
Alışılmışın dışında tabiattaki işleyişi belirli zamanlarda bozan tabiat üstü
olaylar için kullanılan terim.
Sözlükte “delmek, yırtmak; aşmak” mânalarına gelen hark kelimesinden
sıfat olan hâriķ ile “alışılmış olan şey” anlamındaki âdet kelimesinden
meydana gelen bir tamlama olup “alışılmışı ve normal telakki edileni aşan,
olağan üstü” mânasına gelir. Kur’ân-ı Kerîm’de âdet kelimesi yer almazken
hark kavramı fiil sigalarıyla “delmek, yırtmak, yarmak, bozmak, gerçeğe
aykırı olarak hükmetmek” anlamlarında dört yerde geçmektedir (Râgıb el-
İsfahânî, el-Müfredât, “ħrķ” md.; M. F. Abdülbâkī, el-MuǾcem, “ħrķ” md.).
Tabiatta gözlenen düzenli işleyiş, etki-tepki mekanizması içinde kendi
kendine bir süreklilik ve tekrarlanış gibi görünürse de gerçekte düzeni
kuran ve işletenin Allah olduğu inancının sonucu olarak İslâmî
terminolojide fizik âlemi idare eden ilâhî kanuna “âdetullah” veya kısaca
“âdet” denilmiştir. Aynı mânaya gelen “sünnetullah” ise Kur’an’da sosyal
hayatı idare eden ilâhî kanunu ifade etmek üzere kullanılmıştır (bk. a.g.e.,
“sünnet” md.).
İslâm filozoflarının tabiat kanunlarının değişmezliği tezine karşı kelâmcılar
Allah’ın kendi koyduğu âdeti değiştirebileceği, dolayısıyla söz konusu
kanunların zorunlu olmadığı görüşünü savunmuşlardır (bk.
DETERMİNİZM). İlk kelâmcılardan olup akılcılığıyla tanınan Nazzâm’ın
da tabiatta hârikulâde olayların meydana gelebileceği görüşünde olduğu
nakledilir (Câhiz, IV, 73). İbn Hazm’a göre bir şeye nisbet edilen âdetle
tabiat arasında fark vardır. Âdetin değişmesi söz konusu iken ilâhî bir
müdahale olmaksızın tabiatın değişmesi mümkün değildir. Çünkü tabiatlar
ait oldukları nesnelerden ayrılmayan ana özelliklerdir. İnsanın şuur sahibi
veya şarabın sarhoş edici oluşu gibi tabiattan gelen özellikler ortadan
kalktığı takdirde insan hayvana, şarap da sirkeye dönüşür. Bu sebeple âdetin
değişmesi değil tabiatın değişmesi hârikulâdedir. Bununla beraber bazan
yanlış olarak âdet kelimesi tabiat mânasında da kullanılmıştır (el-Faśl, V,
15-16). Nesefî ise tabiatların değişmemesi fikrini zayıf ve temelsiz bulur.
Zira âlemdeki değişiklik müşahede ile sabittir. Bunu inkâr etmek, onun
yönetimini ilâhî kudret ve iradenin dışına çıkarmaktır (Tebśıratü’l-edille, I,
476-477). Teoride mümkün fakat realitede mümteni‘ sayılan hârikulâde
olaylar (Teftâzânî, Şerĥu’l-Maķāśıd, V, 15) Allah’ın iradesiyle vâki
oldukları takdirde âdet dışı kabul edilirler. Bazı mümkünler hiç vukua
gelmeyebilir, buna karşılık bazıları nâdiren vâki olsa da bir kanun (âdet)
haline gelmez; birçok mümkünler ise alışılagelen, süreklilik kazanan bir
şekle dönüşür. Ancak bu sonuncular vuku bulmayanları inkâr etme hakkını
doğurmaz (Elmalılı, IV, 2239).
İslâm literatüründe tartışma konusu yapılan hârikulâdeleri iki grupta
incelemek mümkündür.
A) Dinî Yönü Bulunan Hârikulâdeler
1. Mûcize
Peygamberlik iddiasında bulunan bir kimsenin gösterdiği, iddiasını
doğrulayan fevkalâde olaydır. Nübüvvet iddiası taşıdığı için mûcizenin sihir
ve hayal ürünü diğer şeylerle karıştırılması ihtimali yoktur. Kur’ân-ı
Kerîm’de geçen mûcizeler arasında yer alan ölüleri diriltme, doğuştan
körleri ve alaca hastalığına yakalananları iyileştirme (meselâ bk. Âl-i İmrân
3/49) veya asâyı yılana dönüştürmenin (el-A‘râf 7/107, 117) beşerî güç ve
kapasite çerçevesinde bulunmadığı zaruri olarak bilinir (bk. MÛCİZE).
2.İrhâs
Peygamberden nübüvvet öncesi dönemde sâdır olan hârikulâdeler
için kullanılır. Bu tür olayların nübüvvete bir nevi hazırlık oluşturduğu
kabul edilmiştir. Hz. Îsâ’nın doğduktan hemen sonra konuşması (Meryem
19/30-33), Hz. Muhammed’in üzerinde gölge yapmak üzere bulutun
dolaşması ve benzeri olaylar irhâs grubu içinde mütalaa edilmiştir. Bir
görüşe göre irhâs olayları kerâmet türüne dahildir; çünkü peygamberlerin
nübüvvetlerinden önceki dereceleri velâyet mertebesinden aşağı değildir
(et-TaǾrîfât, “irhâś” md.; Resûl-i Ekrem’e nisbet edilen irhâs olayları için
bk. MÛCİZE). Mu‘tezile âlimleri mûcizenin nübüvvet iddiasıyla birlikte
gerçekleştiğini, dolayısıyla irhâs diye bir şeye ihtiyaç bulunmadığını, eğer
böyle bir şey vuku bulmuşsa bunun bir önceki peygamberin mûcizesi
sayılabileceğini ileri sürerler (Cürcânî, Şerĥu’l-Mevâķıf, VIII, 226; Kādî
Abdülcebbâr, XV, 213-216).
3. Kerâmet
Salih amel işleyen bir müminin elinde zuhur eden fevkalâde olaydır. Kerâmette mûcizenin aksine herhangi
bir iddia, meydan okuma ve bir şeyi kanıtlama özelliği yoktur. Teftâzânî’nin
de belirttiği gibi mûcize gösteren kimsenin kendisinin peygamber olduğunu
bilmesi, hârikulâde olaylar göstermeye azmetmesi ve bunların sonuçlarını
kesin telakki etmesi gerektiği halde kerâmet gösteren velînin böyle bir
konumu yoktur (Şerĥu’l-ǾAķāǿid, s. 177). Ehl-i sünnet âlimleri, kerâmetin
aklen mümkün olmasının yanında fiilen vuku bulduğunu, naslara dayanan
delillerin de bunu desteklediğini söylerken Mu‘tezile kelâmcıları mûcize ile
karışabileceği ve dolayısıyla nübüvvet müessesesini zedeleyeceği
endişesiyle kerâmeti reddederler (bk. KERÂMET).
4. Maûnet
Allah’ın herhangi bir mümine yardım etmek üzere gerçekleştirdiği hârikulâde
durumlardır. Maûnet, Allah’ın kulunu maddî ve mânevî âfetlerden koruması
şeklinde olabileceği gibi dünyevî ve uhrevî alanda ona fevkalâde nimetler
lutfetmesi suretiyle de olabilir.
5. İstidrâc
“Derece derece yükseltmek, yavaş yavaş sonuca ulaştırmak” anlamındaki kelime Kur’ân-ı Kerîm’de fiil
sigasıyla geçer ve Allah’ın âyetlerini, özellikle Kur’an’ı yalanlayanların
bilemeyecekleri yollarla yenilgiye ve azâba mâruz
bırakılacaklarını ifade eder (el-A‘râf 7/182; el-Kalem 68/44). İstidrâc zalim,
kâfir ve azgın kişilerin tedrîcî olarak felâkete yaklaştırılması ve bu esnada
kendilerine bazı geçici imkân ve başarıların sağlanmasıdır. Firavun
örneğinde olduğu gibi (ez-Zuhruf 43/46-56) istidrâc sahibi kişiler elde
ettikleri başarıları kendi gayretlerinin ürünü zanneder, kibirlenir ve
azgınlıklarını alabildiğine arttırırlar, nihayet ilâhî azâba mâruz kalıp yok
olurlar. Nitekim Kur’an’da genel bir ifade kullanılarak önceki milletlere de
peygamberler gönderildiği, bu milletlerin hakka boyun eğmelerini sağlamak
amacıyla bir süre sıkıntılar ve hastalıklarla denendikleri, daha sonra bütün
imkân kapılarının kendilerine açıldığı, nihayet alabildiğine şımardıkları bir
sırada ansızın yakalanıp helâk edildikleri ifade edilerek (el-En‘âm 6/42-45)
istidrâca dair eski toplumların hayatından örnekler verilmiştir. Bazı
hadislerde deccâl için zikredilen hârikulâde yetenek ve imkânlar da (DİA,
IX, 69) istidrâc kabilinden sayılmıştır. Ayrıca bir rivayette, günahlarına
rağmen kişinin istediklerine kavuşmasının da istidrâc olduğu
bildirilmektedir (Müsned, IV, 145). Hâris el-Muhâsibî, terimin anlamını
genişleterek mal ve servetleriyle ya da başka nimetlerle gururlanıp bunları
Allah yolunda harcamamak suretiyle müminlerin de istidrâca mâruz
kalabileceğini belirtir (Ħalve, s. 44-45; ayrıca bk. Brunschvig, LVIII [1983],
8-31). Kur’ân-ı Kerîm’de istidrâc ile anlam yakınlığı içinde bulunan başka
kavramlar da vardır. Bunların başlıcaları mekr, keyd, hud‘a ve muhâdaa ile
(hile ve tuzak kurmak, hile yapmak, aldatmak) imlâ ve imhâl (mühlet
vermek) kavramlarıdır.
6. İhanet
Ulûhiyyet veya nübüvvet iddiasında bulunan veya büyü yapan bir kimsenin misyonunu yalanlayacak olaylarla
karşılaşmasıdır; başka bir ifadeyle kâfirin elinde iddiasının aksini
kanıtlayan hârikulâdelerin vuku bulmasıdır (Tehânevî, “ħâriķ” md.).
Nübüvvet iddiasında bulunan Müseylimetülkezzâb’ın tek gözü kör olan
birini iyileştirmek isterken diğer gözünü de kör etmesi, az olan kuyu suyunu
çoğaltmak isterken suyun tamamen çekilmesine sebep olması gibi olaylar
ihanete örnek olarak zikredilir (Bâcûrî, s. 298-299). Mu‘tezile âlimlerine
göre yalancı peygamberin elinde iddiasına aykırı da olsa herhangi bir
hârikulâde olayın vuku bulması mümkün olmadığı gibi gerekli de değildir.
Onun iddiasının veya yapmak istediği fiilin gerçekleşmemesi yeterlidir
(Kādî Abdülcebbâr, XV, 239; İbnü’l-Murtazâ, s. 114). İhanet, sahtekârları
yalanlamaya ve dini bozma girişimlerini başarısız kılmaya yönelik ilâhî bir
müdahaledir.
B) Dinî Olmayan Hârikulâdeler
1. Sihir
Başkasından öğrenilen, bazı vasıtalarla icra edilip temrinlerle geliştirilen ve âdet dışı bir görünüm
taşıyan etkilemelerden ibaret olup daha çok güç gösterisinde bulunmak,
çıkar sağlamak ve toplumda hâkimiyet kurmak için uygulanır. İslâm
filozofları ve Mu‘tezile’nin aksine sihrin varlığını kabul eden Ehl-i sünnet
âlimleri bunun bazı alet ve vasıtalar, astrolojik bilgiler, hile ve maharetlerle
gerçekleştirilebileceğine kanidirler (Bâkıllânî, s. 77-78; Fahreddin er-Râzî,
el-Meŧâlibü’l-Ǿâliye, VIII, 143-146; Abdüllatîf Harpûtî, s. 275). İlk bakışta
hârikulâde gibi görünürse de sihrin gerçekte öyle olmadığı ileri sürülmüştür.
Çünkü sebep ve vasıtalara başvurularak gerçekleştirilen şeyler âdettendir.
Meselâ bir hastanın dua ile iyileşmesi âdet dışı, tıbbî yöntemlerle iyileşmesi
tabiidir. Ancak başka bir görüşe göre zaman ve mekân itibariyle başkaları
tarafından güç yetirilemediği için sihir de hârikulâde sayılır (Tehânevî,
“irhâś” md.). Kur’an’da Bâbil’de sihrin yaygın olduğuna işaret edilmekte
(el-Bakara 2/102) ve Hz. Mûsâ zamanına ait bazı sihir örnekleri (el-A‘râf
7/109-126) bulunmaktadır (bk. SİHİR).
2. Şa‘beze (şa‘veze)
“El çabukluğu ile bir şeyi olduğundan başka türlü gösterme” mânasında olup halk dilinde
hokkabazlık olarak adlandırılan bir maharettir (Bâkıllânî, s. 77-78).
Günümüzde illüzyonistler tarafından icra edilen bu tür oyunlar, İslâmî
kaynaklarda genellikle sihir türü bir gösteri kabul edilip hârikulâde dışında
tutulmuştur. İslâm âlimleri, nübüvvet iddiasında bulunan bir yalancının
insanları şaşırtıp gerçeği anlamalarına engel teşkil edecek bir fevkalâdelik
göstermesinin mümkün olmadığını söylerler. Çünkü bu takdirde hak
peygamberle yalancı peygamber birbirine karışır (Nesefî, s. 477-478).
3.Kehanet
Fal açmak, yıldızlara bakmak, yazı çizi türünden şekiller (tılsım)
kullanmak vb. yöntemlerle bilhassa gelecek hakkında haberler verme ve
bazı sırları çözme iddiasında bulunmaktır. Medyumlar tarafından ortaya
atılan ve çok defa isabetsiz tahminlerden ibaret olan iddialar bu tür içinde
mütalaa edilebilir (bk. FAL; KÂHİN).
Kur’ân-ı Kerîm’de semâların, arzın ve bunların arasındakilerin Allah
tarafından yaratıldığı vurgulanmakta, tabiatın yönetimiyle ilgili ilâhî
kanunlara da (tabiat kanunları) birçok âyette temas edilmektedir. Fâtır
sûresinde (35/41) tabiatta hâkim bulunan düzenin Allah tarafından
korunduğu, bu düzende herhangi bir şekilde değişiklik yapma ve bu yeni
düzeni sürdürme yetkisinin de O’na mahsus olduğu ifade edilir. Kur’an’da
Allah’ın yüceliğinin, engin kudret ve iradesinin tabiattaki nizamın
bozulmasıyla, yani hârikulâdeliklerin meydana gelmesiyle değil mevcut
düzenin fevkalâde karmaşık, fakat hesaplı ve âhenkli münasebetler
sayesinde işleyişinin incelenmesiyle anlaşılacağı ilkesi üzerinde durulur.
Ayrıca geçmiş peygamberlerin maddî-hissî mûcizelerine yer verildiği halde
son peygamberin muhataplarından gelen bu tür taleplere karşı menfî bir
tavır takınılmış, insan zihninin ve psikolojik yeteneklerinin ulaştığı seviye
dikkate alınarak nübüvvetin haklılığını göstermek için artık mânevî-aklî
deliller kullanılmıştır (meselâ bk. el-En‘âm 6/7-10; el-İsrâ 17/59, 88-96; el-
Kehf 18/54; el-Furkān 25/7-8, 50).
Hârikulâde olarak literatürde yer alan hadiselerden dinî nitelikte olmayanlar
dikkatle incelendiğinde bunların genellikle tabiat üstü bir özellik taşımadığı
görülür. Dinî nitelik taşıyanların ise en belirgin türünü mûcize
oluşturmaktadır. Tabiat kanunlarını aşan maddî-hissî mûcizeler son
peygamberle nihayet bulmuştur. Bunların asıl fonksiyonu, kendilerini
müşahede edenler için daha çok maddî veya mânevî problemleri çözmeleri,
kısmen de hidayet vesilesi olmalarıydı. Tevâtür yoluyla sabit olmayan bu
mûcizeler sonraki nesiller için birer tarihî hâtıra niteliği taşır. Bu nesiller,
İslâm gerçeğini anlayıp benimseme vasıta ve kaynakları olarak mânevî-aklî
mûcizeleri oluşturan Kur’ân-ı Kerîm’i, Hz. Peygamber’in sîretini ve on dört
asırlık İslâm gerçeğini inceleyip tanımak mecburiyetindedir.
BİBLİYOGRAFYA
et-TaǾrîfât, “irhâś”, “istidrâc”, “muǾcize” md.leri; a.mlf., Şerĥu’l-Mevâķıf
(nşr. M. Bedreddin Na‘sânî), Kum 1991, VIII, 226; Râgıb el-İsfahânî, el-
Müfredât, “ħrķ” md.; Lisânü’l-ǾArab, “ħrķ” md.; Ebü’l-Bekā, el-Külliyyât,
s. 433, 730; Tehânevî, Keşşâf, “ħâriķ”, “irhâś” md.leri; M. F. Abdülbâkī, el-
MuǾcem, “ħrķ”, “sünnet” md.leri; Müsned, IV, 145; Tirmizî, “Tefsîr”, 15/6;
Hâris el-Muhâsibî, el-Ħalve ve’t-tenaķķul fi’l-Ǿibâde ve derecâti’l-Ǿâbidîn
(nşr. A. Abduh Halîfe el-Yesûî, el-Meşrıķ, XLIX/1, Beyrut 1955 içinde), s.
44-45; Câhiz, Kitâbü’l-Ĥayevân, IV, 73; Kādî Abdülcebbâr, el-Muġnî, XV,
183, 213-216, 239; Bâkıllânî, el-Beyân (nşr. R. J. McCarty), Beyrut 1958, s.
51-53, 77-78; Bağdâdî, Uśûlü’d-dîn, s. 170, 175-177; İbn Hazm, el-Faśl, V,
15-16; Cüveynî, el-İrşâd (Temîm), s. 261, 264; a.mlf., el-ǾAķīdetü’n-
Nižâmiyye
(nşr. M. Zâhid Kevserî), Kahire 1412/1992, s. 64; Gazzâlî, el-İķtiśâd (nşr.
İbrahim Agâh Çubukçu - Hüseyin Atay), Ankara 1962, s. 198-201;
Şehristânî, Nihâyetü’l-iķdâm, s. 420-433; Nesefî, Tebśıratü’l-edille
(Salamé), s. 469-470, 476-478, 536-538; Sâbûnî, el-Kifâye fi’l-hidâye (nşr.
Muhammed Aruçi, yüksek lisans tezi, 1982), Câmiatü’l-Kahire, Külliyyetü
dâri’l-ulûm, I, 547-548; Fahreddin er-Râzî, el-Muĥaśśal (nşr. Tâhâ
Abdürraûf Sa‘d), Kahire, ts., s. 207; a.mlf., el-Meŧâlibü’l-Ǿâliye mine’l-
Ǿilmi’l-ilâhî (nşr. Ahmed Hicâzî es-Sekkā), Beyrut 1407/1987, VIII, 143-
146; Âmidî, Ġāyetü’l-merâm, s. 334; İbn Teymiyye, Kitâbü’n-Nübüvvât,
Beyrut 1405/1985, s. 47-48; Teftâzânî, Şerĥu’l-Maķāśıd (nşr. Abdurrahman
Umeyre), Beyrut 1409/1989, V, 15; a.mlf., Şerĥu’l-ǾAķāǿid, s. 177; İbnü’l-
Murtazâ, el-Ķalâǿid fî taśĥîĥi’l-Ǿaķāǿid (nşr. A. N. Nader), Beyrut 1985, s.
114; Kādızâde Şemseddin Ahmed, Ferâidü’l-fevâid, Bulak 1262, s. 110-
111; Bâcûrî, Şerĥu Cevhereti’t-tevĥîd, Dımaşk 1392/1972, s. 298-299;
Abdüllatîf Harpûtî, Tenķīĥu’l-kelâm, İstanbul 1330, s. 274-275; Elmalılı,
Hak Dini, IV, 2239, 2249-2250; H. A. Wolfson, The Philosophy of Kalam,
Cambridge 1976, s. 544-558; R. Brunschvig, “De la fallacieuse prospérité-
Makr Allah et Istidraj”, St.I, LVIII (1983), s. 8-31.
M. Sait Özervarlı
Tabiat Kanunları ve Hârikulâde
Tabiattaki olaylar belli bir ölçü ve denge içinde meydana gelmektedir. Bu
hadiselerdeki düzen gündelik hayatta gözlemlendiği gibi, atom altı seviyeye
inebilen ve galaksilere kadar uzanan gözlem kudretiyle bilim de muayyen
bir düzenliliği tesbit etmiş durumdadır. Söz konusu düzen insan aklının şu
veya bu yönüyle açıklayabildiği bir kanunluluk gösterir ve sosyal olayları
da kapsar. Kur’ân-ı Kerîm’de bu değişmez kanunluluk “sünnetullah”
tabiriyle ifade edilir (el-Ahzâb 33/38, 62; Fâtır 35/43; el-Feth 48/23). Ancak
tabiat ve toplum planındaki kanunluluğu koyan ve sürdüren ilâhî iradenin
dilediğinde onu kaldırması veya değiştirmesi de mümkün görülmektedir
(yk. bk.).
İnsana herhangi bir hadisenin olağan üstü olduğunu hissettiren şey,
vukuunun teorik olarak mümkün olup olmaması değil beklenenin veya
alışılanın dışında cereyan etmesidir. Meselâ daha önceki nesillerin
hârikulâde kabul ettiği birçok olay, artık günlük hayatta her zaman görülen
sıradan hadiseler konumuna gelmiştir. İnsanların çok kısa zamanda uzun
mesafelere yolculuk etmesi, ses veya resimlerin bir yerden başka bir yere
aktarılması önceki nesillere mûcize gibi görünen, günümüzde ise herkesin
alıştığı ve bu sebeple de nasıl meydana geldiği hususunda hiç düşünmediği
sıradan olaylar durumundadır. Bu açıdan bakıldığında insanlığın ufkunu
alabildiğine genişleten bilim karşısında, her toplumda ve her çağda nâdiren
de olsa vuku bulduğu hususunda hiç kimsenin göz ardı edemeyeceği
delillerin bulunduğu hârikulâde olaylara karşı çıkılması anlaşılması güç bir
durumdur.
İngilizce extraordinary kelimesiyle karşılansa da Batı dillerinde hârikulâde
teriminin bir kavram olarak tam karşılığını bulmak oldukça güçtür. Bu
kavramı meselâ “mûcize ve kerâmet” anlamına gelen miracle, “mûcizevî ve
hayret verici” anlamlarına gelen miraculous, “tabiat üstü” anlamına gelen
supernatural kelimeleriyle karşılamak mümkündür. Batı’da “tabii” (natural)
ve “tabiat üstü” (supernatural) arasında ayırım yapılmasının gerekliliğine
inanan Aydınlanma ekolü, düşüncede sekülerleşmenin bir sonucu olarak
mûcize dahil bütün hârikulâde hadiselerin olabilirliğini rasyonel bakımdan
sorgulamıştır. Sekülerleşme sürecinin olmadığı geleneksel toplumlarda ise
tabiat ve tabiat üstü ayırımı tam yerleşmemiş ve kâinattaki her şey kutsalla
bağlantılı olarak mütalaa edilmiştir. Bugün Batı’da hârikulâdenin vuku
bulup bulamayacağı hususu daha çok mûcizenin mümkün olup olmadığı
tartışmaları çerçevesinde değerlendirilmektedir. Mûcize ve kerâmet gibi
hârikulâde olayların dışında, günümüzde modern psikolojinin kendine konu
edindiği parapsikolojik, telepatik, telekinezik hadiselerin ve
“tanımlanamayan uçan nesne” (unidentified flying object, UFO) görme, ruh
çağırma gibi müsbet bilimin izah etmekte güçlük çektiği tabiat kanunlarına
aykırı düşen bazı olayların müşahede edildiği de bir gerçektir. Ancak Batı
fikir dünyası, mûcize ve kerâmet gibi dinî terminoloji çerçevesinde
tanımlanan hârikulâde olaylara karşı tavır alırken parapsikolojik ve diğer
modern tabiat üstü olayları incelemeyi bilimselliğin bir gereği saymaktadır.
Hârikulâdenin imkânı meselesinde bilimin hakem olup olamayacağı hususu
oldukça tartışmalı bir felsefî problemdir. Bilimsel bilgi, madde planında
gerçekleşen hadiseler arasındaki ilişkinin temsilî bir ifadesidir. Henri
Bergson ve Alfred North Whitehead gibi filozofların iddialarına bakılacak
olursa aslında tabiat denilen şey insan dışında mevcut bulunan varlıkların
bir toplamı değil daha çok bunların ve aralarındaki münasebetin insandaki
yansımasıdır. Bilim madde dünyasındaki belli olayların keyfiyetini deneyler
yoluyla açıklamayı hedef aldığı için bu olayların daha küllî bir izahını
mevcut metodolojisiyle veremez. Bunu felsefe ve dine bırakmak
durumundadır. Aslında insanın tabiatın ne olduğu hususundaki bilgisi
tabiatın kendisi olmayıp onun hakkındaki yorumudur. Diğer bir ifadeyle
tabiat insanın tabiat hakkındaki yorumudur. Buna göre bilimin tabiat
hususunda genel geçer bir hakikat olarak iddia ettiği şey, mümkün olan tek
hakikat değil mümkün olan yorumlardan biridir.
Bu bakış açısından hareketle C. S. Lewis, deney ve gözleme dayalı bilimin
hârikulâdenin imkânı hususunda bir karar verme hakkına sahip olmadığını
ileri sürer. Ona göre hârikulâde bizzat tabiattaki düzeni yani âdeti bozan ve
nakzeden bir hadisedir. Tabiattaki düzenden hareketle çıkarılan genel
kanunlar ve bu kanunlara dayanan bilim, hiçbir zaman bu kanunların bir
istisnası olup olmayacağı hakkında sağlıklı bir kanaat ortaya koyamaz.
Meselâ tabiatla ilgili gözlemlerimiz bize A kuralının mevcudiyetini söyler.
Fakat biz buna aykırı bir B gözleminde de pekâlâ bulunabiliriz. Olaylar
zincirinin tamamına baktığımızda kuralın A olmasıyla birlikte istisnaî bir
hadise olarak B’nin de imkân dahilinde bulunduğunu görürüz. Ancak bu
imkânı A grubundan edindiğimiz tecrübeye dayanarak söylememiz ve bir
bakıma onu kurallaştırmamız isabetli değildir. Dünyada yüzlerce kişinin B
gibi istisnaî ve âdeti bozan olaylar tecrübe ettiği iddialarını göz önünde
bulundurursak B olayını izah için bilimin ötesinde teoloji gibi daha geniş
bir platforma ihtiyaç duyulacağı meydana çıkar (Miracles, s. 56).
Batı’da, Türkiye’de ve sekülerleşme süreci geçirmiş diğer İslâm ülkelerinde
mûcize gibi din merkezli hârikulâde olaylara itirazın temel kaynağı, bu
olayların bilime ve bilimin tesbit ettiği tabiat kanunlarına aykırı olduğu
iddiasıdır. Fakat Batı fikir dünyası hârikulâdenin vukuunun
imkânsızlığından ziyade bu olayların gerçekten ve tarihî olarak vuku
bulmadığı üzerinde durur. Bu temel yaklaşımın altında yatan sebeplerin en
önemlisi, hıristiyan ilâhiyatında mûcizenin ve mûcizeye dayalı olayların
oynadığı roldür. Sekülerleşmeyle birlikte hıristiyan ilâhiyatının da sağlam
temellere dayanmamasının sonucu olarak Batı fikir dünyası dine ve dinle
alâkalı temel meselelere karşı olumsuz tavır takınmıştır. Bu tavrın daha çok
din ve bilimi değerlendiren eserlerde ortaya çıktığı görülmektedir.
Aydınlanma çağından önce genelde din ve özelde
Hıristiyanlık dokunulmaz bir otorite hüviyetine sahipti. Bu zırha bürünerek
din adına birçok hârikulâde olay uydurulmuş ve bu olayların gerçekten
vuku bulup bulmadığı hususunu sırf dinî olduğu için kimse araştırıp tenkit
etmemiştir. Aydınlanma zihniyetine göre artık din otoritesini kaybetmişti ve
bu tür uydurma hadiselerin olup olmadığı hakkında ciddi mütalaaların
başlaması gerekiyordu. Böyle bir noktadan hareketle mûcize, kerâmet gibi
dinî nitelikli hârikulâde olaylara itiraz edenlerin başında İskoçyalı filozof
David Hume geliyordu. Ona göre kendi gözlem ve tecrübelerimiz sürekli
olarak mûcizenin olmadığını telkin ederken başkalarının gözlem ve
tecrübelerine dayanarak onun mevcut olduğuna hükmetmemiz için hiçbir
sebep yoktur (Enquires, s. 111).
Hume, mûcizeye ilişkin tenkidini daha çok onun vuku bulamayacağı değil
vuku bulmadığı noktasında yoğunlaştırır. Bu aslında, onun mûcizenin
imkânına karşı olan itirazının psikolojik arka planını vermektedir. Hume’un
mûcizenin olabilirliğine itirazı reaksiyonerdir. Filozof, “Mûcize Üzerine”
adlı çalışmasının büyük bir bölümünde onun bilimsel açıdan mümkün
olamayacağını tartışmaktan çok tarihte vuku bulmadığını örnekleriyle
anlatmaya çalışır. Filozofun kanaatine göre dinin bizzat kendisi tabiat üstü
olayları ve varlıkları konu aldığı için dinde hârikulâdeye devamlı olarak yer
vardır ve bu nevi hadiseler yadırganmamalıdır. Dinin bu özelliği, insanların
din adına bu tür olaylar uydurmaları ve onları nakletmeleri için gerekli
ortamı hazırlamaktadır. Aslında bu olaylar tarihte olmamıştır ve dolayısıyla
olması da mümkün değildir. Bununla birlikte dinî otoritenin gücünden
dolayı bu mûcizevî hadiselerin gerçekten vuku bulduğuna kimse itiraz
edememiş ve belli bir süre geçtikten sonra yaygın kabullere birer hakikat
gibi bakılmıştır (Miracles, s. 23-28).
Charlie Dunbar Broad bu konuda daha temel bir noktaya dikkat
çekmektedir. Ona göre Hume ve onun gibi düşünenler zihinle tabiatın
işleyişi arasında bir uyum olduğuna inanırlar. Oysa dış dünyada A’nın B’yi
meydana getirdiğinin tecrübesi bizim gerçekten bunun bir kanun olduğunu
kabul etmemizi gerektirmez (Proceedings of the Aristotelian Society, s. 25).
Devamlı olarak ateşin yaktığını tecrübe etmemizden hareketle ateşin
yakmasının zorunlu bir kanun olduğunu mantıkî bir mecburiyet şeklinde
ileri süremeyiz. R. L. Purtill de benzer bir itirazı şöyle yöneltir: Hume bizim
geçmiş tecrübelerimizin, tabiat kanunlarının ihlâl edilemeyeceğini, yani
hârikulâdenin olmadığını ve olamayacağını kanıtladığını söylemektedir.
Hume bunu iddia edemez, zira tecrübe değil aslında bizim o tecrübeyi
yorumumuz hârikulâdenin mümkün olamayacağını söylemektedir
(Miracles, s. 192).
Dinî nitelikli hârikulâde olayların vukuu hususunda çok ciddi tenkitler ileri
sürmesine rağmen Hume’un tabiat kanunları ve determinizmle ilgili
felsefesi bu olayların mümkün olduğunu söylemektedir. Ninian Smart’ın
işaret ettiği gibi Hume’un bu husustaki fikirleri aykırı (paradoksal) bir
sonuca ulaşmaktadır. Hume, bir yandan mûcizenin tabiat kanununun ihlâli
olduğunu söylerken, öte yandan tabiat kanununun, yani sebep-sonuç
ilişkisinin zorunlu bir ilişki olmadığını, daha çok alışkanlık niteliği
taşıdığını iddia etmektedir. Meselâ ona göre belli bir ısı derecesinde her
zaman donan suyun bir gün aynı derecede donmayacağını düşünmek bir
çelişki değildir. Bu ise tabiat kanununu ihlâlin mümkün olduğunu
söylemekten başka bir anlama gelmez (Philosophers and Religious Truth, s.
29).
Esasen Tanrı’ya inandıktan sonra mûcize, kerâmet ve buna benzer
hârikulâde olayların imkânını dinî bakış açısından hareketle savunmak
mümkündür. Zaten Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslâmiyet gibi semavî dinler
inanç sistemlerini tek bir tabiat üstü varlığa dayandırmışlardır. Meseleye
pozitif bilim ve seküler kültür açısından bakılacak olursa Tanrı’nın varlığı
bile tartışma alanına girmiş olur. Şu halde mûcize ve kerâmet gibi olayları
dinî niteliklerinden soyutlayarak yalnızca tabii varlık düzeni içinde
açıklamaya çalışmak hataya yol açar. Başka bir deyişle her şeye hâkim ve
kādir bir yaratıcının varlığı bir defa kabul edildiğinde O’nun kendi koyduğu
tabiat kanunlarını istisnaî de olsa ihlâl edebileceğini kabul etmek mümkün
olacaktır.
Değişik noktalardan hareket etmekle birlikte Hume ile Gazzâlî’nin
ulaştıkları sonuç aynıdır. Gazzâlî’nin determinizmi inkâr etmesinin temel
sebebi, tabiat kanunlarının zorunlu kabul edilmesi halinde bunun Allah’ın
fâil-i mutlak olduğu inancıyla çelişeceği kanaatidir. Hume ise empirist
felsefe geleneği çerçevesinde Descartes’ın öncülük ettiği rasyonalist
filozofların sebeple sonuç arasında mantıkî bir zorunluluk olduğu
şeklindeki iddialarını çürütmek için tabiat kanunlarının zorunsuzluğu fikrini
ortaya atmış, rasyonalist felsefenin temel meselelerinden olan determinizm
ilkesine ciddi tenkitler yöneltmiştir. Filozof, bir şeyin başka bir şeyin
sonucu olduğu fikrine ulaştıran sebep-sonuç ilişkisini ispat etmenin
mümkün olmadığını ileri sürmüştür. Hume’a göre, “Her hadisenin bir
sebebi vardır” veya “Şu hadise şunun sebebidir” gibi önermeleri gerçek
anlamda ispat edemeyiz. Aslında sebep ve sonuç gibi terimler olaylara
uygulandığında onların birbirini takip ettiğini söylemekten başka bir anlam
taşımaz. Bizi sebep-sonuç ilişkisi kurmaya götüren şey, aynı olayların
sürekli peş peşe gelmesi ve zihnimizde bu sürekliliğe dair bir alışkanlığın
oluşmasıdır. Bu da olaylar arasında sebep-sonuç ilişkisi olduğunu ispat
etmez. Meselâ tecrübe bize A’nın B tarafından takip edildiğini ve B’siz hiç
olmadığını söylemektedir. Bunun sonucu olarak zihin her ne zaman A fikri
meydana gelirse B fikrine hemen geçmeye alışır. Bu aslında A’dan sonra
B’nin olduğunu değil zihnin böyle şartlandığını ispat eder (Enquires, s. 85-
99). Hume’a göre böyle bir sebep-sonuç ilişkisine aykırı görünen istisnaî bir
olayın vukuunu düşünmek her zaman mümkündür. Dolayısıyla filozof,
sebep-sonuç ilişkisi bakımından mûcizenin ve buna benzer hârikulâde
olayların imkânını aslında kabul etmiş durumdadır. Ancak Hıristiyanlığa ve
dine karşı olan tutumundan dolayı kendi felsefesiyle çatışmak pahasına da
olsa mûcize gibi hârikulâde olayların meydana gelmediği hususunda ısrar
etmiştir.
Tabiat kanunu ve onun ihlâl edilmesi meselesiyle ilgili olarak çağdaş din
felsefecilerinden Richard Swinburne önemli görüşler ileri sürmektedir. Ona
göre hârikulâdenin mümkün olup olmadığı konusunda göz önünde
bulunduracağımız kriter tabiat hakkındaki gözlemlerimizden çıkarılabilir.
İnsanoğlu tabii olarak kendi gözlemlerini ve onlardan elde ettiği sonuçları
genelleştirmeye yatkındır; gözlemlerinden hareketle olayların nasıl cereyan
ettiğine dair küllî önermeler oluşturur ve bu olayların ileride de aynı şekilde
cereyan edeceği sonucuna ulaşır. Meselâ ömrü boyunca daima beyaz
kuğular gören biri, “Bütün kuğular beyazdır” gibi küllî bir önermeye
ulaşma eğilimindedir. Oysa bu gözlem kendi başına küllî bir önermeye
ulaşmaya kâfi gelmez, yahut bu önermenin doğruluğunu garanti etmez.
Bu noktadan hareket eden Swinburne meseleye şöyle yaklaşır: Bizim tabiat
kanunu diye nitelendirdiğimiz hususlar daima geçmişle sınırlı kalmakla
birlikte gelecekte de aynı olayların vuku bulacağını da gösterir, ancak
bunların istisnasının olamayacağı hakkında kesin bir şey söylenemez. Başka
bir deyişle tabiat kanunları olayların nasıl vuku bulacağını tasvir eder. Eğer
nizam dışı bir hadise olacaksa bunu önceden haber vermesi mümkün
değildir. Swinburne’e göre hârikulâde, tabiatta şimdiye kadar olanların
aksine bir hadisenin vuku bulmasından ibarettir. Hârikulâde istisnaî olarak
tarihte var olduğuna (olabileceğine değil) göre tabiat kanunu fikriyle tabiat
kanununun ihlâl edilmesi fikri mantıken çelişkili değildir. Swinburne, bizim
tabiat kanunu diye formüle ettiğimiz sebep-sonuç ilişkisinin evrensel değil
istatistiksel olduğunu söylemektedir. Meselâ “ateş yakar” önermesi, bunu
gözlemleyen insanların tecrübeleriyle ulaştıkları geçmişe ait ve geleceği de
kapsayan bir sonuçtur. Fakat bu sonuç evrensel değildir. Şöyle ki: Bir
kimsenin ateşin her zaman ve her yerde yaktığına kesinlikle
hükmedebilmesi için onu var olalı beri bütün zaman ve mekânlarda tecrübe
etmiş olması gerekir. Bunun ise imkânsız olduğu açıktır. Swinburne’in bu
fikri, aynı zamanda tabiat kanununun tashih edilebilir olmasının da bir
işareti sayılmıştır (Miracles, s. 75-84).
Batı felsefesinde tabiat kanunlarının zorunsuzluğu fikrini savunan bir diğer
düşünür de Fransız filozofu Emile Boutroux’dur. Boutroux’yu Hume’dan
ayıran en önemli özellik, varlığın hiyerarşik bir yapısının bulunduğuna ve
bu yapıda zorunsuzluğun esas olduğuna inanmasıdır. Filozofun tabiat
kanununun zorunsuzluğunu ileri sürmesi insanın hür olduğunu savunabilme
amacına yöneliktir. Boutroux üç türlü zorunluluk üzerinde durmaktadır:
Mantık aksiyomlarının taşıdığı mutlak zorunluluk, apriori sentezlerde
görülen kozal (illî) zorunluluk, ampirik sentezlerin doğurduğu tecrübî
zorunluluk. Bu sonuncusu deneyden çıkan aşağı derecede bir zorunluluktur
(Bolay, s. 12). Aslında tabiat kanunu, birtakım olay grupları arasında
düzenli bir ilişkiyi tesbit eden bir önermeden ibarettir (a.g.e., s. 64).
Boutroux sebep-sonuç ilişkisindeki zorunluluk bağını kaldırır ve bunu
kendi doktrininin temeli sayar (a.g.e., s. 193). Boutroux’nun felsefesinin
temelinde insan ve onun ahlâkî ve fikrî hürriyeti vardır. Tabiatta ve tabii
bilimlerde olduğu iddia edilen determinizmin insanı mahkûm edeceğine
inanan Boutroux, olayların düzeninde determinizm ve mekanizmin
bulunmadığını ileri sürer; ruhu hürriyetin kaynağı kabul etmek suretiyle
insanı ve onun dünyasını determinist baskılardan kurtarmaya çalışır. Bu
noktada filozof kozalite hakkındaki bazı fikirleriyle Hume’a yaklaşır.
Çünkü Hume da kozalite fikrinin zihnin alışkanlıklarından ibaret olduğunu
ileri sürüyor ve kozal zorunluluğa karşı çıkıyordu (a.g.e., s. 195).
Böyle bir zorunsuzluk fikrinin mûcizenin imkânına zemin hazırladığı
ortadadır. Ayrıca kâinatta bir hadisenin meydana gelişini tek bir sebebin
varlığına bağlamak da mümkün değildir. Meselâ ateşin pamukla temasında
onu yaktığını görür ve buradan ateşi yanmanın yegâne sebebi kabul ederiz.
Halbuki yanmanın tek sebebi ateş değildir. Zira yanmanın oluşacağı yerde
oksijen miktarının belli bir seviyede bulunması, bunun için de atmosferde
belli miktarda oksijenin mevcut olması, daha önemlisi yer çekimi
kuvvetinin, enerjinin ve evrenin şu andaki konumunu sağlayan bütün
şartların gerçekleşmesi gerekir. Şu halde yanma hadisesinin sebebi yalnızca
ateş değil bütün bir kâinatın şu andaki konumudur. Meseleye bu noktadan
bakılacak olursa tabiat olaylarını doğuran şartları hazırlayan tabiat üstü bir
gücün mevcut olduğuna inanmak kaçınılmaz hale gelir.
Esasen her zaman müşahede edilen ve sıradan imiş gibi gözüken tabiat
olayları, var oluşlarını tabiat üstü bir güçten aldıkları için yeterince
hârikulâdedirler. Bütün bir kâinatın böyle bir nizama bağlı bulunması veya
dünyanın insan ve diğer canlıların yaşayabileceği şartlarda düzenlenmesi
bir anlamda mûcizedir. Her gün müşahede ettiğimiz tabiat olaylarının bize
sıradan imiş gibi görünmesinin sebebi, Hume’un da dediği gibi onları
devamlı olarak öyle görme alışkanlığından başka bir şey değildir. Halbuki
bu olayların gerçekleşmesi için lüzumlu olan şartlar göz önünde
bulundurulduğu takdirde onların hiç de sıradan hadiseler olmadıkları
görülecektir.
Kâinatın nizamını yaratan Allah’ın, bize sıradan görünen olaylarının
sürekliliğini zaman zaman kesintiye uğratıp zihnî alışkanlıklarımızı altüst
edecek bir hârikulâdeyi yaratabileceği fikri son derece mâkuldur. Fizikî
determinizm veya zorunlu tabiat kanunları gibi kavramlar esasen insan
zihninin birer inşası olup genelde hârikulâdenin, özelde de mûcizenin inkârı
için tartışılmaz bir gerekçe teşkil edemez.
BİBLİYOGRAFYA
C. S. Lewis, Miracles, London 1947, s. 56, 213; R. P. Wolf, The Essential
David Hume, New York 1969, s. 85-99; N. Smart, Philosophers and
Religious Truth, London 1969, s. 29; D. Hume, Enquires Concerning the
Human Understanding, Oxford 1972, s. 85-99, 111; a.mlf., “Of Miracles”,
Miracles (ed. R. Swinburne), Macmillan 1989, s. 23-40; R. Swinburne,
“Violatiom of a Law of Nature”, a.e., s. 75-84; R. L. Purtill, “Miracles:
What If They Happen?”, a.e., s. 189-205; E. Boutroux, Tabiat Kanunlarının
Zorunsuzluğu Hakkında (trc. Hilmi Ziya Ülken), İstanbul 1988; Süleyman
Hayri Bolay, Emile Boutroux’da Zorunsuzluk Doktrini, İstanbul 1989, s.
12, 64, 95, 193, 195; C. D. Broad, “Hume’s Theory of the Credibility of
Miracles”, Proceedings of the Aristotelian Society, XVII, Oxford 1916-17,
s. 25; D. G. C. Macnabb, “Hume, David”, The Encyclopedia of Philosophy,
London 1972, III-IV, 74-90.
Adnan Aslan
Parapsikoloji
“Psikoloji ötesi” anlamına gelen parapsikoloji, bilinen tabiat kanunları ile
açıklanamayan normal ötesi (paranormal) olayları inceler. UFO görme
iddialarından hayalet görmeye, reenkarnasyon iddialarından mûcizevî şifa
hadiselerine kadar birçok olay bu dalın ilgi alanına girer.
Psikoloji ve benzeri disiplinler, geçmişte pozitivizmin etkisiyle
parapsikolojik olayları tecrübe etmeyi bir patolojik durum olarak görmekte,
hadiseyi zihin fonksiyonlarında meydana gelen bir rahatsızlık olarak
saymaktaydı. Ancak bilim günümüzde bu anlayıştan bir ölçüde sıyrılmış ve
bu tür olayların bir vâkıa olarak kabul edilmesi, açıklanamadığı için
reddedilmemesi gerektiği kanaati yaygınlık kazanmaya başlamıştır. Bu
kanaate göre parapsikoloji, klasik psikoloji çerçevesine alınamayan
birtakım olayları incelemeli ve psikolojinin ufkunu genişletmelidir. Birçok
Batı ülkesinde ve geçmişte mânevî alanın varlığını reddetmeyi politika
haline getirmiş olan Rusya’da bile parapsikoloji araştırma merkezleri
faaliyet göstermekte, parapsikoloji üniversitelerde ders olarak
okutulmaktadır.
Bilim ancak tekrarlanabilir olayları bilimsel veya gerçek olarak kabul eder.
Parapsikolojik olayların en önemli özelliği ise istenildiği zaman tekrar
edilememesidir. Fakat bu onların hiç gerçekleşmediği anlamına gelmez. Bu
tür olayların istenildiği zamanda ve yerde tekrarlanamaması, onların oluş
şartlarının ve kanunlarının tam olarak bilinmemesinden kaynaklanmaktadır.
Parapsikoloji tabirini ilk defa kullanan bilim adamı, Duke Üniversitesi’nde
1930’da ilk parapsikoloji laboratuvarını kuran Joseph B. Rhine’dır. Ondan
önce 1912 yıllarında Fransız fizyolog Charles Richet, metapsişik kavramını
kullanarak o güne kadar “ruh çağırma” (spiritizma) adı verilen olayların
gözlemlenerek bilime dahil edilmesini savunmuştu. Rhine ise telepati veya
kriptestezi (gizli duyu) olaylarını açıklayabilecek bir duyu ötesi algı
yeteneğinin varlığını kanıtlamaya çalıştı. Gerek Rhine tarafından yapılan
gerekse ondan bu yana gerçekleştirilen laboratuvar çalışmalarında,
“medyum” adı verilen deneklerin normal ötesi duyumlara sahip oldukları ve
bundan dolayı hem telepati hem de uzaktaki olay, nesne veya insanları
zihinsel olarak tesbit etme, onlar hakkında bilgi verme anlamına gelen
“duru görü” (clairvoyance) gibi vak‘alarda başarılı oldukları ortaya çıktı.
Kendisi inançlı olmamakla birlikte hayatını olağan üstü hadiseleri
incelemeye adayan Kuzey Carolina Durham Parapsikoloji Enstitüsü başkanı
Richard S. Broughton, 1991 yılında yazdığı parapsikoloji kitabında
enstitüde yapmış oldukları yüzlerce deneyden göz ardı edilemeyecek
sonuçlar çıktığını, fakat ruhî güçlerle alâkalı hâlâ izah edilemeyen birçok
şeyin bulunduğunu söyler.
Parapsikolojik olaylar, normal yollar dışında bilme (parapsişik hadiseler),
normal yollar dışında eşyayı hareket ettirme (parafizik hadiseler) ve
psikofizyolojik hadiseler olmak üzere üç grupta mütalaa edilebilir. Birinci
grup, zaman ve mekânı aşarak iki insan arasında fikir intikali anlamına
gelen telepati yoluyla olmuş, gerçekleşmekte olan veya olacak bir hadiseyi
bilme (duru görü veya telestezi) gibi hadiseleri, ikinci grup, bilinen hiçbir
fiziksel temas olmaksızın mânevî kuvvetle eşyayı hareket ettirme
anlamında kullanılan “psikokinezi” (telekinezi) ve bir değnek vasıtasıyla su
veya maden arama anlamına gelen “radyestezi” gibi olayları kapsar.
Üçüncü grupta ise geleneksel tıbbın iyileştiremediği bazı hastalıkları
mûcizevî şifa ile tedavi etme (psychic healing), Hint fakirlerinin kor
halindeki kömür üzerinde yürümeleri, şiş batırma gibi olaylar yer alır.
Başka bir sınıflandırma ile parapsikolojik olaylar, hangi takımın şampiyon
olacağını rüyada görme gibi kendiliğinden vuku bulan (spontane) olaylarla,
bir yerde duran cismi uzaktan hareket ettirme gibi istekle gerçekleştirilen
olaylar şeklinde iki grupta incelenebilir. Spontane olaylardan yüzyıllardır
söz edilmekte ve bunların bir kısmı kaydedilmektedir. Fakat bunları bilimin
gözleminden geçirmek oldukça zordur. Meselâ bir kimse yarışı hangi atın
kazanacağını rüyasında görebilir, bu arada birçok kişi de yanlış atın
kazandığını görmüş olabilir. Halbuki yanlış atı görme değil doğru atı görme
hadisesi gündeme gelir. Bilim bu tür bir olaya istatistiksel ihtimaliyet
açısından baktığı için doğru atın rüyada görülmesi hadisesini önceden bilme
olarak telakki etmez.
Parapsişik Olaylar. Telepati, duru görü gibi olağan üstü hadiseleri izah
etmek için temel alınan teknik terim duyular dışı idrak (extrasensory
perception: ESP) kavramıdır. Bu kavramı parapsikolojiye Joseph B. Rhine
kazandırmıştır. Duyular dışı idrak, kendisiyle paranormal hadisenin zuhur
ettiği bir araçtır. Bu yetenek bazılarınca altıncı his şeklinde de adlandırılır.
Altıncı hissin varlığını savunanlar bunun insanda her zaman bulunduğunu,
ancak bazı özel uyarımlarla harekete geçtiğini ve bazı kimselerde güçlü
olduğunu ileri sürerler. Bazıları da beş duyudan bağımsız bir altıncı hissin
mevcut olmadığını, altıncı his denilen şeyin beş duyu içinde bulunduğunu,
beş duyunun kapasitesinin birçok kişinin kavrayabildiğinden ve
kullandığından daha güçlü bir nitelik taşıdığını söylerler. Hatta duyular dışı
idrakin insan yapısında normal bir durum arzettiğini, buna sahip
olmayanların bu özelliklerini geliştirmemeleri veya kaybetmeleri
sonucunda özlerinde var olan tabii bir kabiliyetten mahrum kaldıklarını
savunurlar. Dolayısıyla duyu dışı idraki gerçekleştirenlere Allah tarafından
seçilmiş kerâmet sahibi insanlar nazarıyla bakmazlar (Holzer, s. 10, 16, 24).
Bu anlayışa göre beş duyunun söz konusu güçlü kapasitesi normal bir
durum olduğu halde insanların çoğu bunun farkında olmaz ve duyularını
daha yüksek kapasitede kullanabilen kişilerden zuhur eden hadiseleri
olağan üstü gibi algılar. Parapsikoloji uzmanı Hans Holzer bu konudaki
görüşünü şöyle belirtir: “Hiçbir olağan üstü hadise tabiat kanunlarını ihlâl
etmez. Eğer ihlâl eder gibi görünürse de bu bizim tabiat kanunlarını tam
olarak bilmeyişimizden kaynaklanmaktadır. Olağan üstü telakki ettiğimiz
bütün hadiseler daha geniş olan tabiat kanunları çerçevesinde cereyan eder
ki biz onları belki bir gün anlayabileceğiz” (a.g.e., s. 58). Yine Holzer,
zaman kavramını fiziksel hayatımızı düzenlemek için belki de bizim
uydurduğumuzu, olağan üstü hadiselerde ise zamanın dışına çıkıldığını,
medyumların trans halindeki dünyalarında zamandan söz edilemeyeceğini,
objektif realite açısından zaman denen bir şeyin bulunmadığını kabul edince
de olağan üstü olayların tabiat üstü telakki edilmesine gerek kalmayacağını
söyler (a.g.e., s. 58-59). Bu konuda gündeme getirilen bir başka husus da
“normal” veya “olağan” kavramındaki izâfîliktir. Bugün olağan diye
nitelenen bir hadise belki de 100 yıl önce olağan üstü kabul edilmekteydi.
Günümüzde olağan üstü sayılan bir hadise birkaç yıl sonra olağan
görülebilir ve duyu dışı idrak alanında kabul edilen şeyler duyuların idrak
alanına girebilir.
Paranormal olaylara karşı insanların iki farklı tavır ortaya koyduğu
görülmektedir. Bir grup, bu tip olayları hemen kabullenerek hadiseleri tabiat
üstü kuvvetlere bağlar ve konuyu bir inanç meselesi haline getirir. İkinci
grup bu olayları bir tesadüf, hile, hallüsinasyon veya marazî görünüm
olarak niteler ve hemen reddeder. Bu tavrın, kişinin açıklayamadığı bir şeyi
reddetme temayülünün yanında haklı görülebilecek başka yönleri de vardır.
Meselâ bazı olağan üstü hadiselerin maksatlı kişilerce kandırmaya yönelik
olarak düzenlenmesi, tesadüfün rol oynaması, bu tür olayları tecrübe ettiğini
söyleyenlerin kolay etki altında kalabilen ve illüzyona müsait kişiler
olabilmesi bu tavrın oluşmasında rol oynayan faktörlerdir.
Parapsikolojik olaylarla ilgili olarak bilimin ortaya koyduğu açıklamalar
hadiseyi tam anlamıyla aydınlatmaktan uzak görünmektedir. Meselâ eşyaya
dokunarak onun sahibi hakkında bilgi verme olayı (psikometrik
clairvoyance), nesnelerin etraftaki maddelerden gelen imajları kaydettiği ve
medyumların da bu imajları nesneye yüklenen radyasyonlar vasıtasıyla
okuduğu şeklinde yorumlanabilmektedir. Yaşamak için gerekenden çok az
bir hava rezervi bulunmasına rağmen Hint yogilerinin saatlerce toprak
altında kalabilmeleri veya şiş batırma gibi hünerler de bazı insanların
iradeleriyle vücudun işleyişine hükmedebildikleri şeklinde açıklanmaktadır.
Bunun yanında bilim, peygamberlerin ve büyük mistiklerin geleceğe dair
bilgi vermeleri hakkında kesin bir yoruma bugüne kadar ulaşabilmiş
değildir. Bilimi en fazla şaşırtan şey de rüya ile geleceğe ait olaylardan
haberdar olma hadisesidir. Meselâ Amerika Birleşik Devletleri
başkanlarından Abraham Lincoln bir suikaste kurban gideceğini bir gece
önce rüyasında görmüş ve bunu eşine anlatmıştı.
Telepatiyi kabul eden bilim bu hadiseyi, suikaste hazırlanan kişiden
Lincoln’e ulaşan bir telepatik intikal şeklinde yorumlamaktadır. Telepati ve
duru görü gibi hadiseler üzerine yapılan ve en çok rağbet gören yorum, bir
elektriklenme ile zihinden zihine enerji akışının gerçekleştiği şeklindedir.
Gelecekten haber verme olaylarına tarih boyunca rastlanmıştır. Bu
hadiselerle adı en çok özdeşleşen kişi Fransız kâhini Nostradamus’tur.
Birçok kehanetinin gerçekleştiğine inanılan Nostradamus, bunlara 1555’te
yayımlanan Centuries adlı eserinde yer vermiştir. Meselâ Fransız Kralı IV.
Henry’nin 1610 yılında öldürüleceğini, katilin ismini, mesleğini ve olay
yerini olaydan altmış beş yıl önce söylemiştir (Holzer, s. 54).
Nostradamus’un İran ve Irak üzerine söyledikleri de İran devrimi ve Körfez
Savaşı ile ortaya çıkmış gibi görünmektedir. İran hakkında şunları
yazmıştır: “İran yağmuru, açlığı, sonsuz savaşları iyi bilir. Aşırı dincilik
hükümdarı yerinden edecek ve Fransa’da başlayan orada son bulacak.
Kader dokunduğunu başa geçirecek”. Irak üzerine yazdıkları da şöyledir:
“Kötü şöhretli ve iğrenç bir adam olan Irak zorbası hızlı davranacak. Hepsi
Bâbil’in büyük fahişesine inanacak. Ülke kapkaranlık bir yüzle dehşete
bürünecek” (Lemesurier, s. 62).
Geleceğe dair bu tür kehanetlerin nasıl gerçekleşebildiği konusunda bugüne
kadar tatminkâr bir açıklama yapılamamıştır. Yalnız yukarıda Hans
Holzer’den aktarılan “zamanın dışına çıkma” yorumu bir izah şekli
oluşturabilir. Kehanetin nasıl gerçekleştiğini bilimin ve dinin
açıklayamaması ilk anda her ikisi için de olumsuz bir durum arzeder. Ancak
normal bilgi vasıtalarını aşacak biçimde bilgiye ulaşma olayı, her şeyi
planlayıp yöneten bir gücün varlığına delâlet eder ki bu güç Allah’tır. Eğer
olay önceden planlanmamış, üzerinde karar verilmemiş olsaydı medyumun
onu bir vizyon olarak görmesi mümkün olmazdı.
Parafizik Hadiseler. Parapsikolojik olaylardan psikokinezi, bilinen hiçbir
fiziksel temas olmadan zihin gücüyle eşyanın hareket ettirilmesidir. Duru
görü hadisesinde eşya zihni etkilerken psikokinezide zihnin eşyayı
etkilemesi söz konusudur. Psikokinezi başlığı altında yer aldığı kabul edilen
olaylar, bir medyumun belirli bir mesafeden konsantre olarak bir nesneyi
yerinden oynatması, çiçeklerin sahiplerinin ruh hallerinden etkilenmesi, göz
değmesi (nazar), bir saatin akrep ve yelkovanının zihin konsantrasyonu ile
durdurulması, zar atarken istenilen rakamın düşürülmesi gibi birçok hususu
kapsar.
Psikokinetik olaylar, canlı bir bedenin elektromanyetik güç alanına sahip
bulunduğu ve bazı insanların bu güç alanının kuvvetli olduğu şeklinde
açıklanmaktadır. Zihin gücünün tesiri yanında psikokinetik tesirde kişinin
keskin bakışından çıkan kesiksiz enerji akımı da eşya üzerinde etkili
olmaktadır. Göz güçlü bir enerji alanına sahiptir ve bu güç konsantrasyonla
arttırılabilmektedir. Nazar hadisesine halk arasında göz değmesi
denilmesinin sebebi de gözün tesirinin öneminden kaynaklanmaktadır.
Nazar boncuklarının mavi renk taşıması, gözü yeşil veya mavi olanların
daha çok psikokinetik güce sahip bulundukları inancından kaynaklanır.
Mavi nazar boncuğu asmakla, bakan gözlerin dikkati kişinin vücudundan
çok boncuğa yönelir ve özellikle mavi gözden gelebilecek enerji akımı
nazar boncuğu tarafından yansıtılarak gücü kırılır. Bu tıpkı güneş ışınlarını
yansıtmak veya çekmek amacıyla yaz mevsiminde beyaz, kış mevsiminde
siyah renkli elbise giymeye benzer.
Psikokinetik olaylar laboratuvar denemelerine tâbi tutulmuştur. Duke
Üniversitesi’nde gerçekleştirilen saat durdurma denemesi literatüre
psikokinezi gücünün bir zaferi olarak kaydedilmiştir. Yine aynı üniversitede
Rhine’nın gözetiminde gerçekleştirilen zar deneyinde de psikokinetik
yeteneği bulunan bir kişi başarılı olmuştur. Psikokinezi denemelerinin en
meşhur ismi 1990’da ölen Leningradlı Nina Kulagina’dır. Kulagina
üzerinde yapılan denemeler, onun psikokinetik yeteneğinin yanı sıra bazı
ruhî yeteneklere de sahip bulunduğunu göstermiştir. Ayrıca psikokineziyi
gerçekleştirme anında Kulagina’da fiziksel değişimlerin olduğu
gözlenmiştir. Bir denemede, dağınık vaziyetteki kibrit çöplerini
psikokinetik güçle bir araya toplayarak kibrit kutusuna koymayı başarmış,
bu esnada yaklaşık 1 kilogramlık bedensel kayba mâruz kalmıştır. Onun
beyin aktivitesini kaydeden cihazlar, kafasının arka kısmının ön kısmına
göre elli kat daha fazla voltaj ürettiğini göstermiştir. Kilo kaybıyla birlikte
kalp atışlarının dakikada 240’a kadar ulaşması, vücut ısısının artması,
soluma güçlüğünün baş göstermesi, ayrıca beyin dalgalarının ve kan
şekerinin had safhaya ulaşması gibi fiziksel değişimlerin gözlenmesi,
psikokinetik gücün içsel bir güçle kanalize edildiği zaman ortaya çıkacağını
ve zihin tarafından üretilen bu gücün herhangi bir fiziksel faaliyet gibi
enerji tükettiğini ortaya koymuştur.
Diğer parapsikolojik olaylarda olduğu gibi telekinezik hadiselerin de
laboratuvarda denenmeyen, kendiliğinden meydana gelenleri vardır.
Bunların en önemlisi, “tekinsiz olay” veya “poltergeist aktivitesi” adı
verilen hadiselerdir. Poltergeist Almanca bir kelime olup “belâlı, gürültücü,
eşyaları sağa sola fırlatan ruh veya hortlak” anlamına gelir. Tekinsiz
hadiselerin hemen hepsi gürültülü, patırtılı, can sıkıcı ve baş ağrıtıcıdır. Cin
veya ruhların istilâsı altında vuku bulan, yahut bir velîye ait mezarın üstüne
yapıldığı zannıyla bazı binaları terketmeye sebep olan tekinsiz hadiselerden
söz edilmektedir. Ancak parapsikoloji bu tür olayların cin veya ruhlardan
kaynaklandığına inanmaz. Parapsikoloji, bu deneyimleri yaşayanların
genelde olayın mahiyetini bilmediklerini ve bu tür hadiselerde kendilerinin
de farkında olmadıkları psikokinetik enerjinin harekete geçtiğini ileri sürer.
Psikokineziyi araştıranların kayda geçirdiği en önemli spontane psikokinezi
hadisesi, 1967 yılında Almanya’nın Bavyera eyaletine bağlı Rosenheim
şehrinde gerçekleşmiştir. Çok sayıda kişinin çalıştığı bir hukuk bürosunda
ampullerin kendiliğinden patlaması, tabloların sallanması, büroda bulunan
telefonların birden çalmaya başlaması gibi garip olaylar meydana gelmeye
başlamış, büronun sahibi polise, elektrik mühendislerine, telefon
uzmanlarına müracaat etmiş, fakat her türlü kontrole rağmen sonuç
alınamamıştı. Bunun üzerine olay, Freiburg Üniversitesi’nden poltergeist
araştırmacı Hans Bender ve arkadaşları tarafından incelenmeye alınmış ve
bütün bu hadiselerin orada görev yapan bir sekreterin etkisiyle meydana
geldiği tesbit edilmişti. Hans Bender’e göre sekreter kendisinin de farkında
olmadığı birtakım psikokinetik güçlere sahipti. Nitekim sekreter bir süre
tatile gönderilince olaylar sona ermiştir.
Psikokinetik hadiselerin incelenmesinde diğer olağan üstü hadiselerde
olduğu gibi parapsikologlar ve fizyologlar hadiselerin gerçek olup
olmadığını, olayda bir kandırmacanın bulunup bulunmadığını tesbit etmeye
büyük önem vermişlerdir. Meselâ Kulagina’nın seanslar esnasında gizli
mıknatıs veya ince teller kullanıp kullanmadığı defalarca araştırılmış, hatta
Kulagina, II. Dünya Savaşı’nda
Leningrad savunması sırasında bir tank bölüğünde çavuş olarak görev
yaptığından, onun savaşta vücuduna saplanabilecek bir şarapnel parçasını
mıknatıs gibi kullanıp kullanmadığını öğrenmek için bütün vücudunun
röntgenleri çekilmişti. Ne var ki Kulagina’yı gözlemleyen Batılı ve Rus
araştırmacıların hiçbiri onun otantik bir telekinezi gücüne sahip olmadığını
iddia edemedi. Kulagina, 1978-1984 yılları arasında Leningrad Mekanik ve
Optik Enstitüsü’nde, Moskova’da Radyo Mühendisliği ve Elektronik
Enstitüsü’nde incelemeye alındı. Amaç, onun bu kabiliyetini sağlayan
muhtemel fiziksel mekanizmayı keşfetmekti. Fakat incelemeler sadece,
Kulagina’nın elleri etrafında kuvvetli manyetik ve akustik alanların
bulunduğu keşfiyle sonuçlandı. Bugün de parapsikologlar veya fizyologlar
bu tür olayların psikokinetik olduğunu söylemekle yetinmektedirler.
Psikokinezinin nasıl meydana geldiği veya nasıl bir mekanizmaya sahip
olduğu sorusuna henüz bir cevap bulunamamıştır.
Psikofizyolojik Hadiseler. Parapsikolojinin bu türünü oluşturan mûcizevî
şifa hadiselerinde hastaya yapılan telkinin iyileşmeyi sağladığı öne sürülse
de şifa verici kişinin hasta üzerinde psikokinetik tesir oluşturması da söz
konusudur. Bu hükme varanlardan biri, bizzat parapsikolojinin kurucusu
sayılan Joseph B. Rhine’dır. Rhine, İrlanda köylülerinin ineklerdeki siğilleri
dua ile yok ettiklerini, ineklere ise telkin yapılamayacağını belirterek
psikokinetik bir etkinin varlığından söz etmiştir.
Bugün parapsikoloji çerçevesinde incelenen olağan üstü hadiseler, farklı
isimlerle tarihin her döneminde insanoğlunun gündeminde yer almıştır.
Şuurlu canlı kendisini “insan” olarak tanımladığı andan itibaren idrakini
aşan şeylerin mevcudiyetini farketmiş ve bunları ilâhî güçlere atfetmiştir.
Hârikulâde olayları gerçekleştirenlerin her zaman başarı göstermeleri söz
konusu olmadığı gibi çeşitli din ve telakkilere bağlı bulunan bu kişilerin
olayları gerçekleştirirken ilâhî bir kaynakla irtibat halinde bulundukları da
söylenemez. Bu bakımdan olağan üstü hadiseleri belirli bir dine veya
kültüre hasretmek mümkün görünmemektedir. Meselâ hayaletlerin, ruhların
veya cinlerin tesiri altında bulunduğuna inanılan tekinsiz evlere işaret eden
tabirler birçok kültürde mevcuttur. Filipinler’de bıçaksız ameliyatlar,
Avrupa ve Güney Amerika’da Hz. Meryem vizyon olarak görüldüğü için
hıristiyanların hac merkezi haline gelen ve hem bedenî hem ruhî
hastalıklara şifa aranılan yerler (bunların en meşhurlarından biri, yılda
yaklaşık 50.000’i hasta ve özürlü olmak üzere 3 milyon insanın ziyaret
ettiği Fransa’daki Lourdes kasabasıdır), Rifâî şeyhlerinin icra ettikleri ve
Asya’da birçok ülkede yaygın olan şiş batırma gösterileri, Hint fakirlerinin
uçları çok keskin çiviler üzerinde acı duymadan yatması gibi birçok hadise,
farklı din ve telakkilere mensup kişilere ait olaylara örnek gösterilebilir.
BİBLİYOGRAFYA
Recep Doksat, “Parapsikoloji ve Paranormal Fenomenlerin Şuur Anlayışı
Bakımından Önemi”, Sinir Sistemi Fizyolojisi (haz. Ayhan Songar),
İstanbul 1960, III, 708-871; a.mlf., Tatbikatı ve Nazariyatı ile Hipnotizma,
İstanbul 1962, s. 235-247; H. Holzer, The Handbook of Parapsychology,
Los Angeles 1972, s. 9-36, 54, 58-59; P. Krafchik, Parapsikoloji Dersleri
(trc. Selman Gerçeksever), İstanbul 1985, s. 7-23, 28-38, 78-87; A. S.
Reber, The Penguin Dictionary of Psychology, London 1985, s. 516-517,
761-762; J. De Vires, Do Miracles Exist, Edinburgh 1986; J. H. Rush,
“Parapsychology: A Historical Perspective”, Foundations of
Parapsychology (ed. H. L. Edge), London 1987, s. 9-44; G. K. Zollschan
v.dğr., Exploring the Paranormal, New York 1989; R. S. Broughton,
Parapsychology: The Controversial Science, New York 1991, s. 141-155,
216-219; P. Lemesurier, Nostradamus: Gelecek 50 Yılın Kehanetleri (trc.
Mehmet Harmancı), İstanbul 1996; Kerem Doksat, “Dinî ve Mistik
Yaşantıların Psikolojisi”, Türkiye Günlüğü, sy. 45, İstanbul 1997, s. 27-46.
Ali Köse
Kaynak
Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi
[attachment=133176]
Hulusi Kentmen Kimdir? Biyografisi
Hulusi Kentmen (20 Ocak 1912, Tırnovo - 20 Aralık 1993, İstanbul), Türk asker, sinema oyuncusu[2] ve tiyatro sanatçısı. 1942-1992 yılları arasındaki elli yıllık sanat hayatı boyunca 500'e yakın sinema filmi ve dizide rol aldı. Yeşilçam'ın birçok yapımında "iyi kalpli", "tatlı-sert" ve "babacan" karakterlerini canlandıran Kentmen, daha çok zengin fabrikatör, komiser ve hakim rollerine hayat verdi.
Hayatı
Hulusi Kentmen, 20 Ocak 1912'de Bulgaristan Krallığı'nın Tırnovo şehrinde doğdu.[3] Daha sonra ailesi ile birlikte Türkiye'ye göç etti ve çocukluğunu İzmit Körfezi'nde geçirdi. Akçakoca İlkokulunun tiyatro salonunda ilk sanat denemelerini yaptı.[4] Deniz Kuvvetlerinde astsubay olarak görev aldı. Astsubaylık görevi 1961 yılında sona erdi.[5] Üstlerinin hoşgörüsüyle askerlik mesleğini sona erdirene kadar sanat icra etti.[6] Halkevleri'nde tiyatroya başladı. Burhanettin Tepsi tarafından keşfedildi. Bilinen ilk oyunlarını, Rahmi Dilligil tarafından kurulan Ses Tiyatrosu'nda oynadı. Halkevi'nde Reşit Baran'ın yönettiği[7] Hisse-i Şaiya oyunuyla profesyonel olan Kentmen, 1942'de Sürtük filmiyle sinema oyunculuğuna başladı.[8] İlk ciddi rolünü Ferdi Tayfur'un Senede Bir Gün adlı filmiyle oynadı. Sinemaya başladıktan sonra da zaman zaman tiyatro oyunlarında sahne aldı. Şehir Tiyatroları'nda sahnelenen Çatallı Köy oyununda rol aldıktan sonra 1965 yılında bu oyunu, oyuna konu olan köyde (Afyon'un Emirdağ ilçesinin Çatallı köyünde) Hüseyin Baradan, Şahin Tek ve diğer oyuncularla birlikte sahneledi.[9] Kurduğu Hulusi Kentmen Tiyatro Topluluğu ile çeşitli oyunları sahneye koydu, turneye çıktı.[10] Bazı televizyon reklamlarında rol aldı.
Tatlı-sert ve babacan tarzı ile çoğu filmlerinde baba, komiser, bahçıvan, hâkim vb. roller üstlendi, birçoğunda kendi adıyla oynadı. Karakter oyuncusu olarak simgeleşti. Sinemada bıraktığı etkiyle halk arasında, babacan, tatlı-sert erkek karakterini ifade etmek üzere "Hulusi Kentmen gibi" deyişi yerleşti. Birçok filminde, Kentmen'i, Kemal Ergüvenç, bazı filmlerinde ise Rıza Tüzün seslendirdi. Kentmen, 1942-1988 yılları arasında 500'e yakın yapımda rol aldı.
Özel hayatı
26 Kasım 1938'de Refika Kentmen'le evlendi.[11] Volkan adlı bir oğlu ve daha sonra iki torunu oldu.[1] Amatör olarak fotoğrafçılıkla da ilgilendi[12] ve keman çaldı.[13] 1980 yılında İzmir Fuarı'nda Akasyalar Gazinosu'nda Hülya Koçyiğit'in kadrosunda çıktı; keman çalıp parodiler yaptı.[14]
KISACA HAKKINDA
Doğum 20 Ocak 1912
Tırnovo, Bulgaristan Krallığı
Ölüm 20 Aralık 1993 (81 yaşında)
İstanbul, Türkiye
Ölüm sebebi Kalp ve Böbrek yetmezliği
Defin yeri Karacaahmet Mezarlığı, İstanbul
Meslek Asker, oyuncu
Etkin yıllar 1942-1992
Evlilik Refika Kentmen
(e. 1938; ö. 1993)
Çocuk(lar) Volkan Kentmen[1]
Ölümü ve hatırası
Hulusi Kentmen'in İstanbul'daki Karacaahmet Mezarlığı'nda bulunan kabri Hulusi Kentmen'in İstanbul'daki Karacaahmet Mezarlığı'nda bulunan kabri
Hulusi Kentmen'in İstanbul'daki Karacaahmet Mezarlığı'nda bulunan kabri
Kasım 1993'te kalp ve böbrek yetmezliği teşhisi ile Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi yoğun bakım servisinde tedavi altına alınan Kentmen, 20 Aralık 1993 tarihinde hastanede 81 yaşında hayatını kaybetti. 22 Aralık 1993'te Marmara İlahiyat Camii'nde kılınan cenaze namazının ardından Karacaahmet Mezarlığı'na defnedildi.
Ölümünün 21. yıl dönümünde İstanbul Klasik Otomobilciler Derneği'nin düzenlediği bir etkinlikle anıldı. Sanatçının aslına oldukça benzer balmumu heykeli yapıldı. Sanatçının 1956 model aracı da bu etkinlikte sergilendi.[15] Ekim 2020'de İzmit'te hayatının bir bölümünün geçtiği evin müze yapılması kararlaştırıldı.[16] 1 Kasım 2022'de Google ana sayfasında Hulusi Kentmen için özel bir doodle hazırladı. Doodle ile ilgili yapılan açıklamada, Kentmen için, "Türk sinemasının Yeşilçam döneminin en sevilen ve en üretken oyuncularından biriydi" ifadelerine yer verildi.[17]
Tiyatro oyunları
1943: O Adam (Mebrure Alevok) - Ses Tiyatrosu[18]
1965: Çatallı Köy - İstanbul Şehir Tiyatroları
Filmografisi
1942: Sürtük[1]
1945: Köroğlu[2]
1946: Senede Bir Gün[3]
1948: İstiklal Madalyası[4]
1949: Zehirli Şüphe[5]
1949: Yalan[6]
1949: Şehitler Kalesi[7]
1949: Er Meydanı[8]
1950: Zülfikarın Gölgesinde[9]
1950: Lüküs Hayat[10]
1950: Estergon Kalesi[11]
1950: Çete[12]
1951: Barbaros Hayrettin Paşa[13]
1952: Deliler Pansiyonu[14]
1952: Efelerin Efesi[15]
1954: Şimal Yıldızı[16]
1954: Canlı Karagöz[17]
1955: Korkusuz Yörük Ali[18]
1955: Kanlı Pınar[19]
1955: Ebediyete Kadar[20]
1956: Aşıklar Kabesi Mevlana'nın Hayatı[21]
1957: Kara Bahtım[22]
1957: Gelinin Muradı[23]
1957: Ebediyen Seninim[24]
1957: Ceylan Emine[25]
1957: Beni Şafakta Vurdular[26]
1958: Meçhul Kahramanlar[27]
1958: Dertli Irmak[28]
1959: Düşman Yolları Kesti[29]
1959: Fedakar Kaptan[30]
1959: İzmir Ateşler İçinde[31]
1960: Ayşe Kız[32]
1960: Cilalı İbo'nun Çilesi[33]
1960: Yangın Var[34]
1960: Tayfun[35]
1960: Ölüm Peşimizde[36]
1960: Kanlı Firar[37]
1960: Bir Gelin Gitti[38]
1960: Ayşecik Şeytan Çekici[39]
1960: Ayşecik[40]
1960: Aşktan da Üstün[41]
1961: Tatlı Günah[42]
1961: Melekler Şahidimdir[43]
1961: Mahalleye Gelen Gelin[44]
1961: Karanlıkta Yaşayanlar[45]
1961: İnleyen Dağlar[46]
1961: İki Yetime[47]
1961: Düğün Alayı[48]
1961: Benim Küçük Meleğim[49]
1961: Altın Kalpler[50]
1961: Sevimli Haydut[51]
1962: Küçük Hanım Avrupa'da[52]
1962: Süleymaniyeli Ali[53]
1962: Rıfat Diye Biri[54]
1962: Meteliksiz Aşıklar[55]
1962: Memnu Meyva[56]
1962: Mağrur Kadın[57]
1962: Külhan Aşkı[58]
1962: Dağlar Bulutlu Efem[59]
1962: Gönül Avcısı[60]
1962: Ekmek Parası[61]
1962: Lekeli Kadın[62]
1962: Biz de Arkadaş mıyız?[63]
1962: Zorlu Damat[64]
1962: Ne Şeker Şey[65]
1962: Aşk Yarışı[66]
1962: Ayşecik Ateş Parçası[67]
1962: Ayşecik Yavru Melek[68]
1962: Belalı Torun[69]
1962: Beş Hikaye[70]
1962: Çifte Kumrular[71]
1962: Çifte Nikah[72]
1963: Sayın Bayan[73]
1963: Beyaz Güvercin[74]
1963: Bir Hizmetçi Kızın Hatıra Defteri[75]
1963: Beni Osman Öldürdü[76]
1963: Badem Şekeri[77]
1963: Ayşecik Fakir Prenses[78]
1963: Çapkın Kız[79]
1963: Adanalı Tayfur[80]
1963: Kendini Arayan Adam[81]
1963: Küçük Beyin Kısmeti[82]
1963: Şaşkın Baba[83]
1963: Tatlı Sert[84]
1963: Tosun'la Yosun'un Maceraları[85]
1963: Yavaş Gel Güzelim[86]
1964: Taşralı Kız[87]
1964: Tığ Gibi Delikanlı[88]
1964:Katilin Kızı[89]
1964: Kimse Fatma Gibi Öpemez[90]
1964: Koçum Benim[91]
1964: Muhteşem Serseri[92]
1964: Öp Annenin Elini[93]
1964: Öpüşmek Yasak[94]
1964: Hızır Dede[95]
1964: Hizmetçi Dediğin Böyle Olur[96]
1964: Bir İçim Su[97]
1964: Ağaçlar Ayakta Ölür[98]
1964: Affetmeyen Kadın[99]
1964: Adalardan Bir Yar Gelir Bizlere[100]"
1964: Öksüz Kız[101]
1964: Aslan Marka Nihat[102]
1965: Babasına Bak Oğlunu Al[103]
1965: Hacı Baba[104]
1965: Hıçkırık[105]
1965: İki Yavrucak[106]
1965: Kart Horoz[107]
1965: Kırık Hayatlar[108]
1965: Bir Gönül Oyunu[109]
1965: Bilen Kazanıyor[110]
1965: Kumarbaz[111]
1965: Cici Kızlar[112]
1965: Senede Bir Gün[113]
1965: Serseri Aşık[114]
1965: Sevgili Öğretmenim[115]
1965: Sevişmek Yasak[116]
1965: Şaka ile Karışık[117]
1965: Şeker Gibi Kızlar[118]
1965: Şoförün Kızı[119]
1965: Şenol Birol Gool[120]
1965: Yalancı[121]
1965: Çanakkale Arslanları[122]
1966: Akıncıların İntikamı[123]
1966: Ayşecik Sokak Kızı[124]
1966: Çıtkırıldım[125]
1966: Denizciler Geliyor[126]
1966: Efkarlıyım Abiler[127]
1966: Kenarın Dilberi[128]
1966: Affet Sevgilim[129]
1966: Zorba[130]
1967: Bir Katil Sevdim[131]
1967: Bizansı Titreten Yiğit[132]
1967: Ringo Kazım[133]
1967: Şark Yıldızı[134]
1967: Yıkılan Yuva[135]
1967: Ağlayan Kadın[136]
1967: Osmanlı Kabadayısı[137]
1968: Bağdat Hırsızı[138]
1968: Atlıkarınca[139]
1968: Gül ve Şeker[140]
1968: Kadın Asla Unutmaz[141]
1968: Şeyh Ahmet[142]
1968: İstanbul Tatili[143]
1968: Ayşecik: Yuvana Dön Baba[144]
1969: Yumurcak[145]
1969: Cilveli Kız[146]
1969: Altın Kalpler[147]
1969: Tel Örgü[148]
1969: Kınalı Keklik[149]
1969: Kızım ve Ben[150]
1969: Kınalı Yapıncak[151]
1969: Ateşli Çingene[152]
1969: Boş Çerçeve[153]
1969: Ayşecik Yuvanın Bekçileri[154]
1970: Yumurcak Köprüaltı Çocuğu[155]
1970: Saadet Şehri[156]
1970: İşportacı Kız[157]
1970: Küçük Hanımın Şoförü[158]
1970: Güzel Şoför[159]
1970: Afacan[160]
1970: Cilalı İbo Avrupa'da[161]
1970: Kezban Roma'da[162]
1970: Sosyete Şakir[163]
1970: Söz Müdafaanın[164]
1970: Kaçak[165]
1970: Küçük Hanımefendi[166]
1971: Bicirik İş Başında[167]
1971: Belanın Kralı[168]
1971: Beklenen Şarkı[169]
1971: Yumurcağın Tatlı Rüyaları[170]
1971: Ömrümce Unutamadım[171]
1971: Keloğlan[172]
1971: Keloğlan Aramızda[173]
1971: Sezercik Yavrum Benim[174]
1971: New Yorklu Kız[175]
1971: Gülüm Dalım Çiçeğim[176]
1971: Oyun Bitti[177]
1971: Kezban Paris'te[178]
1971: Ali Baba ve Kırk Haramiler[179]
1971: Üç Kabadayı[180]
1971: Bebek Gibi Maşallah[181]
1971: Kavanoz Dipli Dünya[182]
1971: Ali Cengiz Oyunu[183]
1971: Elmacı Kadın[184]
1971: Senede Bir Gün[185]
1971: Satın Alınan Koca[186]
1971: Güllü[187]
1971: Ateş Parçası[188]
1972: Zehra[189]
1972: Yumurcak Küçük Şahit[190]
1972: Afacan Harika Çocuk[191]
1972: O Ağacın Altında[192]
1972: Üç Mahkum[193]
1972: Yirmi Yıl Sonra[194]
1972: İtham Ediyorum[195]
1972: Para[196]
1972: Üç Sevgili[197]
1972: Ekmekçi Kadın[198]
1972: Aşkın Kaderim Oldu[199]
1972: Cehennemin Beş Delisi[200]"
1972: Sevgili Hocam[201]
1972: Rüyalar Gerçek Olsa[202]
1972: Gülizar[203]
1972: Tatlı Dillim[204]
1972: Sev Kardeşim[205]
1973: Vurgun[206]
1973: Bitirim Kardeşler[207]
1973: Soyguncular[208]
1973: Kaynanam Kudurdu[209]
1973: Aşkın Zaferi[210]
1973: Yeryüzünde Bir Melek[211]
1973: Hayat Bayram Olsa[212]
1973: Ağlıyorum[213]
1973: Kızın Var mı Derdin Var[214]
1973: Öksüzler[215]
1973: Yalancı Yarim[216]
1973: Oh Olsun[217]
1973: Özleyiş[218]
1973: Aşkımla Oynama[219]
1974: Cici Kız[220]
1974: Kara Murat Ölüm Emri[221]
1974: Parasızlar[222]
1974: Yüreğimde Yare Var[223]
1974: Yüz Lira ile Evlenilmez[224]
1974: Veda[225]
1974: Bir Yabancı[226]
1974: Almanyalı Yarim[227]
1974: Deli Ferhat[228]
1974: Esir Hayat[229]
1974: Uyanık Kardeşler[230]
1974: Çam Sakızı[231]
1974: Salak Milyoner[232]
1975: Çapkın Hırsız[233]
1975: İntihar[234]
1975: Beş Milyoncuk Borç Verir misin[235]
1975: Ateş Böceği[236]
1975: Evcilik Oyunu[237]
1975: Ah Nerede[238]
1975: Baba Bizi Eversene[239]
1975: Haydi Gençlik Hop Hop[240]
1975: Minik Cadı[241]
1975: Üç Kağıtçılar[242]
1975: Acele Koca Aranıyor[243]
1975: Hababam Taburu[244]
1975: Delisin[245]
1976: Her Gönülde Bir Aslan Yatar[246]
1976: Bıktım Her Gün Ölmekten[247]
1976: Sıralardaki Heyecan[248]
1976: Öyle Olsun[249]
1976: Evlilik Şirketi[250]
1976: Alev[251]
1976: Ne Alırsan İki Buçuk[252]
1976: Adana Urfa Bankası[253]
1976: Kan Kardeşler[254]
1976: Ah Bu Gençlik[255]
1976: Meraklı Köfteci[256]
1976: Gel Barışalım[257]
1976: Tuzak[258]
1977: Sivri Akıllılar[259]
1977: Bizim Kız[260]
1977: Öl Seve Seve[261]
1977: Ah Bu Ne Dünya[262]
1978: Minik Serçe[263]
1978: Yad Eller[264]
1978: Taşı Toprağı Altın Şehir[265]
1978: Kara Murat Devler Savaşıyor[266]
1979: Nokta ile Virgül Paldır Küldür[267]
1979: Fadile[268]
1980: Tanrı'ya Feryat[269]
1980: Şaşkın Milyoner[270]
1981: Kim Bilir[271]
1981: İntikam Yemini[272]
1982: Beni Unutma[273]
1982: Şıngırdak Şadiye[274]
1982: Adile Teyze[275]
1984: Berduşlar Sosyetede[276]
1984: Alev Alev[277]
1988: Acı Su[278]
Kaynak ve Dipnotlar
Wikipedia
[attachment=133176]
[attachment=133177]
[attachment=133178]
[attachment=133179]
[attachment=133180]
[attachment=133181]
Hulusi Kentmen Kimdir? Biyografisi
Hulusi Kentmen (20 Ocak 1912, Tırnovo - 20 Aralık 1993, İstanbul), Türk asker, sinema oyuncusu[2] ve tiyatro sanatçısı. 1942-1992 yılları arasındaki elli yıllık sanat hayatı boyunca 500'e yakın sinema filmi ve dizide rol aldı. Yeşilçam'ın birçok yapımında "iyi kalpli", "tatlı-sert" ve "babacan" karakterlerini canlandıran Kentmen, daha çok zengin fabrikatör, komiser ve hakim rollerine hayat verdi.
Hayatı
Hulusi Kentmen, 20 Ocak 1912'de Bulgaristan Krallığı'nın Tırnovo şehrinde doğdu.[3] Daha sonra ailesi ile birlikte Türkiye'ye göç etti ve çocukluğunu İzmit Körfezi'nde geçirdi. Akçakoca İlkokulunun tiyatro salonunda ilk sanat denemelerini yaptı.[4] Deniz Kuvvetlerinde astsubay olarak görev aldı. Astsubaylık görevi 1961 yılında sona erdi.[5] Üstlerinin hoşgörüsüyle askerlik mesleğini sona erdirene kadar sanat icra etti.[6] Halkevleri'nde tiyatroya başladı. Burhanettin Tepsi tarafından keşfedildi. Bilinen ilk oyunlarını, Rahmi Dilligil tarafından kurulan Ses Tiyatrosu'nda oynadı. Halkevi'nde Reşit Baran'ın yönettiği[7] Hisse-i Şaiya oyunuyla profesyonel olan Kentmen, 1942'de Sürtük filmiyle sinema oyunculuğuna başladı.[8] İlk ciddi rolünü Ferdi Tayfur'un Senede Bir Gün adlı filmiyle oynadı. Sinemaya başladıktan sonra da zaman zaman tiyatro oyunlarında sahne aldı. Şehir Tiyatroları'nda sahnelenen Çatallı Köy oyununda rol aldıktan sonra 1965 yılında bu oyunu, oyuna konu olan köyde (Afyon'un Emirdağ ilçesinin Çatallı köyünde) Hüseyin Baradan, Şahin Tek ve diğer oyuncularla birlikte sahneledi.[9] Kurduğu Hulusi Kentmen Tiyatro Topluluğu ile çeşitli oyunları sahneye koydu, turneye çıktı.[10] Bazı televizyon reklamlarında rol aldı.
Tatlı-sert ve babacan tarzı ile çoğu filmlerinde baba, komiser, bahçıvan, hâkim vb. roller üstlendi, birçoğunda kendi adıyla oynadı. Karakter oyuncusu olarak simgeleşti. Sinemada bıraktığı etkiyle halk arasında, babacan, tatlı-sert erkek karakterini ifade etmek üzere "Hulusi Kentmen gibi" deyişi yerleşti. Birçok filminde, Kentmen'i, Kemal Ergüvenç, bazı filmlerinde ise Rıza Tüzün seslendirdi. Kentmen, 1942-1988 yılları arasında 500'e yakın yapımda rol aldı.
Özel hayatı
26 Kasım 1938'de Refika Kentmen'le evlendi.[11] Volkan adlı bir oğlu ve daha sonra iki torunu oldu.[1] Amatör olarak fotoğrafçılıkla da ilgilendi[12] ve keman çaldı.[13] 1980 yılında İzmir Fuarı'nda Akasyalar Gazinosu'nda Hülya Koçyiğit'in kadrosunda çıktı; keman çalıp parodiler yaptı.[14]
KISACA HAKKINDA
Doğum 20 Ocak 1912
Tırnovo, Bulgaristan Krallığı
Ölüm 20 Aralık 1993 (81 yaşında)
İstanbul, Türkiye
Ölüm sebebi Kalp ve Böbrek yetmezliği
Defin yeri Karacaahmet Mezarlığı, İstanbul
Meslek Asker, oyuncu
Etkin yıllar 1942-1992
Evlilik Refika Kentmen
(e. 1938; ö. 1993)
Çocuk(lar) Volkan Kentmen[1]
Ölümü ve hatırası
Hulusi Kentmen'in İstanbul'daki Karacaahmet Mezarlığı'nda bulunan kabri Hulusi Kentmen'in İstanbul'daki Karacaahmet Mezarlığı'nda bulunan kabri
Hulusi Kentmen'in İstanbul'daki Karacaahmet Mezarlığı'nda bulunan kabri
Kasım 1993'te kalp ve böbrek yetmezliği teşhisi ile Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi yoğun bakım servisinde tedavi altına alınan Kentmen, 20 Aralık 1993 tarihinde hastanede 81 yaşında hayatını kaybetti. 22 Aralık 1993'te Marmara İlahiyat Camii'nde kılınan cenaze namazının ardından Karacaahmet Mezarlığı'na defnedildi.
Ölümünün 21. yıl dönümünde İstanbul Klasik Otomobilciler Derneği'nin düzenlediği bir etkinlikle anıldı. Sanatçının aslına oldukça benzer balmumu heykeli yapıldı. Sanatçının 1956 model aracı da bu etkinlikte sergilendi.[15] Ekim 2020'de İzmit'te hayatının bir bölümünün geçtiği evin müze yapılması kararlaştırıldı.[16] 1 Kasım 2022'de Google ana sayfasında Hulusi Kentmen için özel bir doodle hazırladı. Doodle ile ilgili yapılan açıklamada, Kentmen için, "Türk sinemasının Yeşilçam döneminin en sevilen ve en üretken oyuncularından biriydi" ifadelerine yer verildi.[17]
Tiyatro oyunları
1943: O Adam (Mebrure Alevok) - Ses Tiyatrosu[18]
1965: Çatallı Köy - İstanbul Şehir Tiyatroları
Filmografisi
1942: Sürtük[1]
1945: Köroğlu[2]
1946: Senede Bir Gün[3]
1948: İstiklal Madalyası[4]
1949: Zehirli Şüphe[5]
1949: Yalan[6]
1949: Şehitler Kalesi[7]
1949: Er Meydanı[8]
1950: Zülfikarın Gölgesinde[9]
1950: Lüküs Hayat[10]
1950: Estergon Kalesi[11]
1950: Çete[12]
1951: Barbaros Hayrettin Paşa[13]
1952: Deliler Pansiyonu[14]
1952: Efelerin Efesi[15]
1954: Şimal Yıldızı[16]
1954: Canlı Karagöz[17]
1955: Korkusuz Yörük Ali[18]
1955: Kanlı Pınar[19]
1955: Ebediyete Kadar[20]
1956: Aşıklar Kabesi Mevlana'nın Hayatı[21]
1957: Kara Bahtım[22]
1957: Gelinin Muradı[23]
1957: Ebediyen Seninim[24]
1957: Ceylan Emine[25]
1957: Beni Şafakta Vurdular[26]
1958: Meçhul Kahramanlar[27]
1958: Dertli Irmak[28]
1959: Düşman Yolları Kesti[29]
1959: Fedakar Kaptan[30]
1959: İzmir Ateşler İçinde[31]
1960: Ayşe Kız[32]
1960: Cilalı İbo'nun Çilesi[33]
1960: Yangın Var[34]
1960: Tayfun[35]
1960: Ölüm Peşimizde[36]
1960: Kanlı Firar[37]
1960: Bir Gelin Gitti[38]
1960: Ayşecik Şeytan Çekici[39]
1960: Ayşecik[40]
1960: Aşktan da Üstün[41]
1961: Tatlı Günah[42]
1961: Melekler Şahidimdir[43]
1961: Mahalleye Gelen Gelin[44]
1961: Karanlıkta Yaşayanlar[45]
1961: İnleyen Dağlar[46]
1961: İki Yetime[47]
1961: Düğün Alayı[48]
1961: Benim Küçük Meleğim[49]
1961: Altın Kalpler[50]
1961: Sevimli Haydut[51]
1962: Küçük Hanım Avrupa'da[52]
1962: Süleymaniyeli Ali[53]
1962: Rıfat Diye Biri[54]
1962: Meteliksiz Aşıklar[55]
1962: Memnu Meyva[56]
1962: Mağrur Kadın[57]
1962: Külhan Aşkı[58]
1962: Dağlar Bulutlu Efem[59]
1962: Gönül Avcısı[60]
1962: Ekmek Parası[61]
1962: Lekeli Kadın[62]
1962: Biz de Arkadaş mıyız?[63]
1962: Zorlu Damat[64]
1962: Ne Şeker Şey[65]
1962: Aşk Yarışı[66]
1962: Ayşecik Ateş Parçası[67]
1962: Ayşecik Yavru Melek[68]
1962: Belalı Torun[69]
1962: Beş Hikaye[70]
1962: Çifte Kumrular[71]
1962: Çifte Nikah[72]
1963: Sayın Bayan[73]
1963: Beyaz Güvercin[74]
1963: Bir Hizmetçi Kızın Hatıra Defteri[75]
1963: Beni Osman Öldürdü[76]
1963: Badem Şekeri[77]
1963: Ayşecik Fakir Prenses[78]
1963: Çapkın Kız[79]
1963: Adanalı Tayfur[80]
1963: Kendini Arayan Adam[81]
1963: Küçük Beyin Kısmeti[82]
1963: Şaşkın Baba[83]
1963: Tatlı Sert[84]
1963: Tosun'la Yosun'un Maceraları[85]
1963: Yavaş Gel Güzelim[86]
1964: Taşralı Kız[87]
1964: Tığ Gibi Delikanlı[88]
1964:Katilin Kızı[89]
1964: Kimse Fatma Gibi Öpemez[90]
1964: Koçum Benim[91]
1964: Muhteşem Serseri[92]
1964: Öp Annenin Elini[93]
1964: Öpüşmek Yasak[94]
1964: Hızır Dede[95]
1964: Hizmetçi Dediğin Böyle Olur[96]
1964: Bir İçim Su[97]
1964: Ağaçlar Ayakta Ölür[98]
1964: Affetmeyen Kadın[99]
1964: Adalardan Bir Yar Gelir Bizlere[100]"
1964: Öksüz Kız[101]
1964: Aslan Marka Nihat[102]
1965: Babasına Bak Oğlunu Al[103]
1965: Hacı Baba[104]
1965: Hıçkırık[105]
1965: İki Yavrucak[106]
1965: Kart Horoz[107]
1965: Kırık Hayatlar[108]
1965: Bir Gönül Oyunu[109]
1965: Bilen Kazanıyor[110]
1965: Kumarbaz[111]
1965: Cici Kızlar[112]
1965: Senede Bir Gün[113]
1965: Serseri Aşık[114]
1965: Sevgili Öğretmenim[115]
1965: Sevişmek Yasak[116]
1965: Şaka ile Karışık[117]
1965: Şeker Gibi Kızlar[118]
1965: Şoförün Kızı[119]
1965: Şenol Birol Gool[120]
1965: Yalancı[121]
1965: Çanakkale Arslanları[122]
1966: Akıncıların İntikamı[123]
1966: Ayşecik Sokak Kızı[124]
1966: Çıtkırıldım[125]
1966: Denizciler Geliyor[126]
1966: Efkarlıyım Abiler[127]
1966: Kenarın Dilberi[128]
1966: Affet Sevgilim[129]
1966: Zorba[130]
1967: Bir Katil Sevdim[131]
1967: Bizansı Titreten Yiğit[132]
1967: Ringo Kazım[133]
1967: Şark Yıldızı[134]
1967: Yıkılan Yuva[135]
1967: Ağlayan Kadın[136]
1967: Osmanlı Kabadayısı[137]
1968: Bağdat Hırsızı[138]
1968: Atlıkarınca[139]
1968: Gül ve Şeker[140]
1968: Kadın Asla Unutmaz[141]
1968: Şeyh Ahmet[142]
1968: İstanbul Tatili[143]
1968: Ayşecik: Yuvana Dön Baba[144]
1969: Yumurcak[145]
1969: Cilveli Kız[146]
1969: Altın Kalpler[147]
1969: Tel Örgü[148]
1969: Kınalı Keklik[149]
1969: Kızım ve Ben[150]
1969: Kınalı Yapıncak[151]
1969: Ateşli Çingene[152]
1969: Boş Çerçeve[153]
1969: Ayşecik Yuvanın Bekçileri[154]
1970: Yumurcak Köprüaltı Çocuğu[155]
1970: Saadet Şehri[156]
1970: İşportacı Kız[157]
1970: Küçük Hanımın Şoförü[158]
1970: Güzel Şoför[159]
1970: Afacan[160]
1970: Cilalı İbo Avrupa'da[161]
1970: Kezban Roma'da[162]
1970: Sosyete Şakir[163]
1970: Söz Müdafaanın[164]
1970: Kaçak[165]
1970: Küçük Hanımefendi[166]
1971: Bicirik İş Başında[167]
1971: Belanın Kralı[168]
1971: Beklenen Şarkı[169]
1971: Yumurcağın Tatlı Rüyaları[170]
1971: Ömrümce Unutamadım[171]
1971: Keloğlan[172]
1971: Keloğlan Aramızda[173]
1971: Sezercik Yavrum Benim[174]
1971: New Yorklu Kız[175]
1971: Gülüm Dalım Çiçeğim[176]
1971: Oyun Bitti[177]
1971: Kezban Paris'te[178]
1971: Ali Baba ve Kırk Haramiler[179]
1971: Üç Kabadayı[180]
1971: Bebek Gibi Maşallah[181]
1971: Kavanoz Dipli Dünya[182]
1971: Ali Cengiz Oyunu[183]
1971: Elmacı Kadın[184]
1971: Senede Bir Gün[185]
1971: Satın Alınan Koca[186]
1971: Güllü[187]
1971: Ateş Parçası[188]
1972: Zehra[189]
1972: Yumurcak Küçük Şahit[190]
1972: Afacan Harika Çocuk[191]
1972: O Ağacın Altında[192]
1972: Üç Mahkum[193]
1972: Yirmi Yıl Sonra[194]
1972: İtham Ediyorum[195]
1972: Para[196]
1972: Üç Sevgili[197]
1972: Ekmekçi Kadın[198]
1972: Aşkın Kaderim Oldu[199]
1972: Cehennemin Beş Delisi[200]"
1972: Sevgili Hocam[201]
1972: Rüyalar Gerçek Olsa[202]
1972: Gülizar[203]
1972: Tatlı Dillim[204]
1972: Sev Kardeşim[205]
1973: Vurgun[206]
1973: Bitirim Kardeşler[207]
1973: Soyguncular[208]
1973: Kaynanam Kudurdu[209]
1973: Aşkın Zaferi[210]
1973: Yeryüzünde Bir Melek[211]
1973: Hayat Bayram Olsa[212]
1973: Ağlıyorum[213]
1973: Kızın Var mı Derdin Var[214]
1973: Öksüzler[215]
1973: Yalancı Yarim[216]
1973: Oh Olsun[217]
1973: Özleyiş[218]
1973: Aşkımla Oynama[219]
1974: Cici Kız[220]
1974: Kara Murat Ölüm Emri[221]
1974: Parasızlar[222]
1974: Yüreğimde Yare Var[223]
1974: Yüz Lira ile Evlenilmez[224]
1974: Veda[225]
1974: Bir Yabancı[226]
1974: Almanyalı Yarim[227]
1974: Deli Ferhat[228]
1974: Esir Hayat[229]
1974: Uyanık Kardeşler[230]
1974: Çam Sakızı[231]
1974: Salak Milyoner[232]
1975: Çapkın Hırsız[233]
1975: İntihar[234]
1975: Beş Milyoncuk Borç Verir misin[235]
1975: Ateş Böceği[236]
1975: Evcilik Oyunu[237]
1975: Ah Nerede[238]
1975: Baba Bizi Eversene[239]
1975: Haydi Gençlik Hop Hop[240]
1975: Minik Cadı[241]
1975: Üç Kağıtçılar[242]
1975: Acele Koca Aranıyor[243]
1975: Hababam Taburu[244]
1975: Delisin[245]
1976: Her Gönülde Bir Aslan Yatar[246]
1976: Bıktım Her Gün Ölmekten[247]
1976: Sıralardaki Heyecan[248]
1976: Öyle Olsun[249]
1976: Evlilik Şirketi[250]
1976: Alev[251]
1976: Ne Alırsan İki Buçuk[252]
1976: Adana Urfa Bankası[253]
1976: Kan Kardeşler[254]
1976: Ah Bu Gençlik[255]
1976: Meraklı Köfteci[256]
1976: Gel Barışalım[257]
1976: Tuzak[258]
1977: Sivri Akıllılar[259]
1977: Bizim Kız[260]
1977: Öl Seve Seve[261]
1977: Ah Bu Ne Dünya[262]
1978: Minik Serçe[263]
1978: Yad Eller[264]
1978: Taşı Toprağı Altın Şehir[265]
1978: Kara Murat Devler Savaşıyor[266]
1979: Nokta ile Virgül Paldır Küldür[267]
1979: Fadile[268]
1980: Tanrı'ya Feryat[269]
1980: Şaşkın Milyoner[270]
1981: Kim Bilir[271]
1981: İntikam Yemini[272]
1982: Beni Unutma[273]
1982: Şıngırdak Şadiye[274]
1982: Adile Teyze[275]
1984: Berduşlar Sosyetede[276]
1984: Alev Alev[277]
1988: Acı Su[278]
Kaynak ve Dipnotlar
Wikipedia
[attachment=133176]
[attachment=133177]
[attachment=133178]
[attachment=133179]
[attachment=133180]
[attachment=133181]
Kadir Savun Kimdir? Biyografisi
Kadir Savun (15 Ağustos 1926, Erzincan - 10 Ekim 1995, İstanbul), Türk oyuncudur.[1]
Yaşam öyküsü
Erzincan ilinin İliç ilçesi Doruksaray (Kamhu) köyünde doğdu. Nişantaşı Ortaokulu'nu bitirdi. Babası emniyet görevlisiydi. Kabataş Erkek Lisesi'ne girdi. Ancak okulu yarıda bıraktı.1936’da “Bir Millet Uyanıyor” adlı filmde çocuk oyuncu olarak yer aldı. Sinemaya 1940'lı yıllarda bir film şirketinde kamera asistanı olarak başladı.Sinemayı kendine 1950’de meslek olarak seçti. İlerleyen dönemde Faruk Kenç'in yanında cast amirliği yaptı. Setlerde tanıştığı Suphi Kaner ile beraber Azim Film'i kurup yapımcılık da yapmaya başladı.[2] 400'ün üzerinde yapımda rol aldığı Yeşilçam'ın önde gelen karakter oyuncularından birisiydi.
Kanser teşhisi konduktan sonra tedavi parasını toplamak için İbrahim Tatlıses ve Osman Yağmurdereli bir yadım gecesi düzenlemiştir.[3]
Mezarı Feriköy Mezarlığı'ndadır.
KISACA HAKKINDA
Doğum 15 Ağustos 1926
Doruksaray, İliç, Erzincan, Türkiye
Ölüm 10 Ekim 1995 (69 yaşında)
İstanbul, Türkiye
Defin yeri Feriköy Mezarlığı, İstanbul
Milliyet Türk
Meslek Oyuncu
Etkin yıllar 1949-1995
Akraba(lar) Faruk Savun
(1927-2011) (kardeşi)
Filmografisi
1940 - 1960'lar
1949: Üvey Baba
1950: Akdeniz Korsanları
1950: Çakırcalı Mehmet Efe
1951: Ankara Casusu Çiçero
1951: Barbaros Hayrettin Paşa
1951: Hürriyet Şarkısı
1951: Lale Devri
1951: Şafak Sökecek
1952: Bu Kız Böyle Düştü
1952: Çakırcalı Mehmet Efe'nin Definesi
1952: Cennet Yolcuları
1952: Destan Destan İçinde
1952: İki Kafadar Deliler Pansiyonunda
1952: Kanlı Çiftlik
1952: Memiş ile İbiş Anaforcular Kralı
1952: Yavuz Sultan Selim Ağlıyor
1953: Affet Beni Allahım
1953: İstanbul Canavarı
1953: Köroğlu -Türkan Sultan
1953: Mahallenin Namusu
1953: Öldüren Şehir
1953: Soygun
1953: Vahşi İntikam
1954: Beyaz Cehennem / Cingöz Recai
1954: Çılgınlar Cehennemi
1954: Şimal Yıldızı
1954: Vahşi Bir Kız Sevdim
1955: Battal Gazi Geliyor
1955: Beyaz Mendil
1955: Düşman Aşıklar
1955: Kanlarıyla Ödediler
1955: Kanlı Nigar
1955: Şeyh Ahmed'ın Gözdesi
1957: Berduş
1957: Çölde Bir İstanbul Kızı
1957: Kara Günlerim / Yaşayan Ölüler
1957: Kin
1957: Mahşere Kadar
1958: Allı Yemeni
1958: Ateş Rıza
1958: Bir Şoförün Gizli Defteri
1958: Cilalı İbo Yıldızlar Arasında
1958: Dokuz Dağın Efesi
1958: Katiller Kralı
1958: Meyhanecinin Kızı / Mapushane Çeşmesi
1958: Şahinler Diyarı
1959: Ala Geyik
1959: Binnaz
1959: Düşman Yolları Kesti
1959: Eceline Susamışlar
1959: Hicran Yarası
1959: Merhametsiz Gençlik
1960: Aliii
1960: Dolandırıcılar Şahı
1960: Dostluklar Yaşadıkça
1960: Fedakar Onbaşı
1960: Gecelerin Ötesi
1960: Kaderime Ağlarım
1960: Liman Yosması
1960: Şoför Nebahat
1960: Telli Kurşun
1960: Yeşil Köşkün Lambası
1961 - 2000' ler
1961: Altın Hırsı
1961: Altın Kalpler
1961: Bitmeyen Mücadele
1961: Kahraman Üçler
1961: Mahalle Arkadaşları
1961: Şeytanın Kılıcı
1961: Silahlar Konuşuyor
1961: Şoför Ahmet
1961: Yedi Günlük Aşk
1962: Aramıza Kan Girdi
1962: Belki Bir Sabah Geleceksin
1962: Bir Haydut Sevdim
1962: Cafer Çocuk Hırsızı
1962: Çöpçatan
1962: Harmandalı Efem Geliyor
1962: Hayat Bazen Tatlıdır
1962: İkimize Bir Dünya
1962: Meteliksiz Aşıklar
1962: Şeyh Ahmed'in Torunu
1962: Yılanların Öcü
1962: Zorlu Damat
1963: Bana Annemi Anlat
1963: Barut Fıçısı
1963: Hancının Kızı
1963: Harmandalı Efe'nin İntikamı
1963: Kardeş Gibiydiler
1963: Kırık Anahtar
1963: Rüzgar Zehra
1963: Süleymaniyeli Ali
1963: Yaralı Aslan
1963: Yolcu
1963: Zoraki Milyoner
1964: Adanalı Tayfur Kardeşler
1964: Anadolu Çocuğu
1964: Halime'den Mektup Var
1964: Hızır Dede
1964: Hızlı Yaşayanlar
1964: İsimsiz Kahramanlar
1964: İstanbul Kaldırımları
1964: Katilin Kızı
1964: Kral Arkadaşım
1964: Nem Alacak Felek Benim
1964: Satılık Kızlar
1964: Sıkı Dur Geliyorum
1964: Sokakların Kanunu
1964: Yiğitler Yatağı
1965: Ah Bu Dünya
1965: Ekmekçi Kadın
1965: Elveda Sevgilim
1965: Hırsız
1965: Komşunun Tavuğu
1965: Konyakçı
1965: Şaka ile Karışık
1965: Şeker Hafiye
1965: Severek Ölenler / Kartalların Öcü
1965: Soytarı
1966: Babam Katil Değildi
1966: Ben Bir Kanun Kaçağıyım
1966: Çalıkuşu
1966: Dört Kurşun
1966: Düğün Gecesi
1966: Eşrefpaşalı
1966: Meleklerin İntikamı
1966: Namus Kanla Yazılır
1966: Yedi Dağın Aslanı
1967: Ağlayan Kadın
1967: Ana
1967: Anjelik Osmanlı Saraylarında
1967: Hayat Acıları
1967: Kızılırmak Karakoyun
1967: Sefiller
1967: Sinekli Bakkal
1968: Beşikteki Miras
1968: Bozkırlar Şahini Tark-Han
1968: Çatallı Köy
1968: Çingene Güzeli
1968: Gönüllü Kahramanlar
1968: Gültekin Asya Kartalı
1968: Hakanlar Savaşı
1968: İncili Çavuş
1968: Kanun Namına
1968: Menderes Köprüsü
1968: Yedi Köyün Zeynebi
1969: Yumurcak
1969: Bataklı Damın Kızı Aysel
1969: Beyaz Mendilim
1969: Hayırsız Evlat
1969: Osmanlı Kartalı
1969: Sarı Kurdelam Sarı
1969: Sazlı Damın Kahpesi
1969: Şirvan
1969: Yanık Kaval
1970: Aslan Yürekli Mahkum
1970: Cilalı İbo Almanya'da
1970: Çileli Bülbüller
1970: Duyduk Duymadık Demeyin
1970: Her Günaha Bir Kurşun
1970: Kin
1970: Yemen'de Bir Avuç Türk
1970: Yiğitlerin Türküsü
1970: Yılan Kadın
1970: Yumurcak Köprüaltı Çocuğu
1970: Zalim
1971: Bir Teselli Ver
1971: Cehenneme Bir Yolcu
1971: Kadırgalı Ali
1971: Keloğlan Aramızda
1971: Senede Bir Gün
1971: Asya'nın Tek Atlısı Baybars
1971: Dişi Hedef
1971: Elvan
1971: Hasret
1971: Herşey Oğlum İçin
1971: Kadifeden Kesesi
1971: Öldüren Şehir
1971: Rüya Gibi
1971: Tanrı Şahidimdir
1971: Yumurcağın Tatlı Rüyaları
1971: Zagor Kara Korsanın Hazineleri
1972: Adanalı Kardeşler
1972: Irmak
1972: İstanbul Kabadayısı Kara Murat
1972: Kara Doğan
1972: Korkusuz Aşıklar
1974: Beyto
1974: Bir Ana Bir Kız
1974: Boşver Arkadaş
1974: Dertler Benim Olsun
1974: Dertli Gelin Şirvan
1974: Dövüşe Dövüşe Öldüler
1974: Evet Mi Hayır Mı
1974: Gün Akşam Oldu
1974: Şirvan
1975: Deli Yusuf
1975: Diyet
1975: Güler Misin Ağlar Mısın
1975: Ah Nerede Vah Nerede
1975: Batsın Bu Dünya
1975: Duyun Beni
1975: Evde Kalmış Kızlar
1975: Turhanoğlu
1975: Üç Gelin Altı Damat
1975: Yarınlar Bizim
1976: Bodrum Hakimi
1976: Kader Bağlayınca
1976: Adana Urfa Bankası
1976: Alev
1976: Hora Geliyor Hora
1976: Kara Murat Şeyh Gaffar'a Karşı
1976: Merhaba
1976: Namus Belası
1977: Dila Hanım
1977: Baskın
1977: Bizim Kız
1977: Güneş Ne Zaman Doğacak
1977: Hatasız Kul Olmaz
1977: Şeref Sözü
1977: Silah Arkadaşları
1977: Yuvanın Bekçileri
1978: Görünmeyen Düşman
1978: Denizin Kanı
1978: Kara Murat Devler Savaşıyor
1978: Kılıç Bey
1979: Vatandaş Rıza
1979: Gazeteci
1979: Madrabaz
1979: Nemrud
1980: Zübük
1980: Beddua
1980: Ben Topraktan Bir Canım
1980: Beş Parasız Adam
1980: Çile Tarlası
1980: Durdurun Dünyayı
1980: Duy Kalbimin Feryadını
1980: Vurun Beni Öldürün
1980: Yaktın Beni Dünya
1980: Yarabbim
1981: Bir Damla Ateş
1981: Bizim Sokak
1981: Günah Defteri
1981: Kan Bağı
1981: Olmaz Olsun
1981: Takip
1981: Yaşamak Bu Değil
1982: Arkadaşım
1982: Bizim Mahalle
1982: Çayda Çıra
1982: Gülsüm Ana
1982: Hasret Sancısı
1982: Kördüğüm
1982: Obalar ve Atlar
1983: Anlatamadım
1983: Çelik Mezar
1983: Esir
1983: Fatih Sultan Mehmet
1983: Küçük Ağa
1983: Yusuf İle Züleyha
1983: Zulüm
1984: Dertlerin Sahibi
1984: Fahriye Abla
1984: İmparator
1984: Acı
1984: Aliş ile Zeynep
1984: Asılacak Kadın
1984: Bir Sevgi İstiyorum
1984: Garibanlar
1984: Gecelerin Adamı
1984: Geçim Otobüsü
1984: Güneş Doğarken
1984: Gurbet
1984: Kader
1984: Kartal Bey
1984: O'na Çirkin Kral Derlerdi
1984: Sev Ölesiye
1985: Katiller de Ağlar
1985: Paranın Esiri
1985: Hodja fra Pjort
1985: Kaderin Tuzakları
1985: Kanun Adamı
1985: Kara Para
1985: Karanlığa Doğru
1985: Mahkum
1985: Parmak Damgası
1985: Sarı Öküz Parası
1985: Sevmek
1985: Yeter Be
1986: 39. Basamak
1986: Alın Yazım
1986: Ana
1986: Ayşe İle Ali (ayşem)
1986: Çıkmaz Sokak
1986: Duvardaki Kan
1986: Güvercinim
1986: Hasretim
1986: İhanet
1986: Yaşlı Gözler
1986: Zalim Dünya
1987: Azap
1987: Baskı
1987: Hacer Ana ve Oğulları
1987: Kuruluş / Osmancık
1987: Mayın
1987: Mesela Muzaffer
1987: Şanssızım
1987: Toprak Parası
1987: Yoksullar
1988: Arabesk
1988: 077 Hızır - Acil Servis
1988: Bir Kadın Yüzünden
1988: Emanet
1988: Izdırap Çocukları
1988: Kırmızı Fistan Mor Kadife
1988: Kurtdereli Mehmet Pehlivan
1988: Melekler Şahidimdir
1988: Ölümünün 400. Yılında Mimar Sinan
1988: Talihsiz Yavrum
1988: Tanrı Seni Korusun
1989: Çingene
1989: Güneşin Solduğu Gün
1989: İnsanlar Yaşadıkça
1989: Kan Çiçeği
1989: Minyeli Abdullah
1989: Namusun Bedeli
1989: Takip
1990: Beni Mi Buldun
1990: Bir Avuç Sevgi
1990: Herşeyi Bitirdik
1990: Pamuk Hemşire
1990: Vurguna İnmek
1990: Yuva
1991: Varyemez
1991: Can Mı Dayanır
1991: Ecelin Gölgesinde
1991: Krallığın Bedeli
1991: Menekşe Koyu
1991: Tanrı Şahidimdir
1991: Zavallı Kız
1992: Affet Allahım
1992: Bir Başka Yerde Bir Başka Hayat
1992: Bişr-i Hafi / Bir Zamanlar Sarhoştu
1992: Bizim Eller
1992: Gündüzün Karanlığı
1993: Göç
1993: Güneşi Uyandırmadan
1993: Hayat Çemberi
1993: İskilipli Atıf Hoca / Kelebekler Sonsuza Uçar
1993: Kederli Yıllar
1993: Oğlum Ve Ben
1993: Şoför
1993: Tetikçi Kemal
1994: Adı Osman
1994: Ateş Sönüyor
1994: Büyük Bedel
1994: Hangimiz Eşek
1994: Haram Geceler
1994: İnsanlar Yaşadıkça
1994: Ölüm Peşimizde
1994: Sensiz Olmaz
1994: Sevmek Seninle Güzel
1995: Deniz Kızı
1995: Yahya Kaptan
1995: Zülfiye İle Zülfü
2000: Gurbet Sancısı
Ödüller
1994: 8. Altın Koza Film Festivali - Yaşam Boyu Onur Ödülü
Kaynak ve Dipnotlar
Wikipedia
Yâsiyn Sûresi: 1-83
YâSiyn Sûresi, kaynak tertiplerde Cinn-Furkan sûreleri arasına yerleştirilmiştir!..
“Cin” bağlamında şirk-tevhîd-gayb-ba’s konularının anlatımından sonra, hakikatini hatırlaması için uyarılan halife insan muhataplığında ba’s-berzah-haşr-cennet gerçekliğine (kemâlinin ecrine) dikkat çekilmesi!..
Nüzûl sebebi için Abdullâh İ. Abbâs ra.’dan şöyle bir rivayet nakledilir:
Hz. Rasûlullâh (s.a.v.), Kâbe'nin yanında salât ederken okumayı cehren yapar ve Kureyş müşrikleri de bundan hoşlanmazlardı... Bir gün buna mâni olmak için saldırı teşebbüsünde bulununca elleri ve gözleri “bağlandı” !.. Bunun üzerine Rasûlullâh (a.s)’a müracat edip, “Ey Muhammed! Akrabalık hakkına bizim için dua et de bu hâl bizden kalksın!” dediler... Hz. Rasûlullâh da onlar için dua etti de bu hâl onlardan gitti ve bu âyetler nâzil oldu... gibi...
Abdullâh İ. Abbâs ra. der ki “Bu gruptan hiçbiri inanmadı!”
77 ve takip eden âyetlerin nüzûl sebebi şöyle rivayet edilir:
Mekke müşriklerinden birinin, Rasûlullâh (s.a.v.)'a çürümüş bir kemikle gelip “Ey Muhammed şu çürüyüp kül olduktan sonra, onu Allâh'ın dirilteceğini mi sanıyorsun, nasıl olur (Allâh’ı bilmedikleri gibi, ruh’u da bilmiyorlar; yani Allâh’a ve âhirete gerçekte iman etmiyorlar; yani ‘beyin’in hakikatini bilmiyorlar)?” sorusuna, Rasûlullâh (s.a.v.)’in “Evet, Allâh seni de öldürür (sonra ba’s eder) ve ateşe/cehenneme sokar!” demesi üzerine nâzil olmuştur!..
YâSiyn Sûresi’nin fazîleti hakkında bazı hadîs-i şerîfler:
“Benim Kurân’da yedi ismim vardır: Muhammed, Ahmed, YâSiyn, TâHâ, Müddessir, Müzzemmil, Abdullâh.”
“Üzerine YâSiyn kıraat olunan hiçbir meyyit yok ki Allâh ona ölümü ehvenleştirmesin!”
“Kim Allâh’ın vechini isteyerek bir gece içinde YâSiyn Sûresi’ni kıraat ederse (anlamıyla okursa), o gece içinde ona mağfiret olunur!”
“B”İsmillâhir Rahmânir Rahıym
1-) Yaa, Siiiiyn;
Yâ Siiin (Ey Muhammed)!
2-) VelKur’ânilHakiym;
Ve Kur’ân-ı Hakiym (ve bildirdiği Hikmet dolu Kur’ân)!
3-) İnneke leminelmurseliyn;
Kesinlikle sen Rasûllerdensin.
4-) ‘Alâ sıratın müstekıym;
Sırat-ı müstakim üzeresin.
5-) Tenziylel AziyzirRahıym;
Aziyz ve Rahıym’in sende tafsilâtlı olarak açığa çıkardığı ilim ile!
6-) Litünzire kavmen mâ ünzire abâühüm fehüm ğafilûn;
Ataları uyarılmamış, bu yüzden (hakikatlerinden, Sünnetullâh’tan) kozalı olarak yaşayan bir toplumu uyarman için.
7-) Lekad hakkalkavlü alâ ekserihim fehüm lâ yu’minun;
Andolsun ki onların çoğunluğuna o söz (Cehennem, insanların ve cinlerin çoğuyla dolacaktır; sözü) Hak olmuştur! Bu sebeple onlar iman etmezler!
8-) İnna ce’alnâ fiy a’nakıhim ağlâlen fehiye ilel’ezkani fehüm mukmehun;
Muhakkak ki biz onların boyunlarında, çenelerine kadar dayanmış boyunduruklar (şartlanma ve değer yargıları) oluşturduk! Artık (onlar kendi hakikatlerini göremezler) başları yukarı doğru kalkıktır (benlikleriyle yaşarlar)!
9-) Ve ce’alna min beyni eydiyhim sedden ve min halfihim sedden feağşeynahüm fehüm lâ yubsırun;
Onların önlerinden bir set (geleceği göremezler) ve arkalarından bir set (geçmişlerinden ders almazlar) oluşturduk da böylece onları bürüdük... Artık onlar görmezler.
10-) Ve sevaün aleyhim eenzertehüm em lem tünzirhüm lâ yu’minun;
Onları uyarsan da uyarmasan da birdir; iman etmezler!
11-) İnnema tünziru menittebe’azZikre ve haşiyer Rahmâne Bilğayb* febeşşirhu Bimağfiretin ve ecrin keriym;
Sen ancak Zikre (hatırlatılan hakikate) tâbi olan ve gaybı olarak Rahmân’dan haşyet duyanı uyarırsın. Onu bir mağfiret ve kerîm bir bedel ile müjdele!
12-) İnna nahnu nuhyilmevta ve nektübü ma kaddemu ve asârehüm* ve külle şey’in ahsaynâhu fiy imamin mubiyn;
Kesinlikle biz, evet yalnız biz ölüleri diriltiriz! Onların yaptıklarını ve meydana getirdikleri eserleri yazarız! Biz her şeyi İmam-ı Mubiyn’de (beyinlerinde ve ruhlarında) ihsa ettik (tüm özellikleriyle kaydettik)!
13-) Vadrib lehüm meselen ashabel karyeti, izcaehel murselun;
Onlara o şehir halkını örnek ver... Hani oraya Rasûller gelmişti.
14-) İz erselna ileyhimüsneyni fekezzebuhüma fe’azzezna Bisâlisin fekalû inna ileyküm murselun;
Hani onlara iki (Rasûl) irsâl ettik de o ikisini de yalanladılar... Bunun üzerine bir üçüncüsü ile güçlendirdik de: “Doğrusu biz size irsâl olunanlarız” dediler.
15-) Kalu mâ entüm illâ beşerun mislüna ve mâ enzelerRahmânu min şey’in in entüm illâ tekzibun;
Dediler ki: “Siz bizim gibi bir beşerden başka bir şey değilsiniz... Rahmân da hiçbir şey inzâl etmedi... Siz ancak yalan söylüyorsunuz.”
16-) Kalu Rabbüna ya’lemu inna ileyküm lemurselun;
(Rasûller) dediler ki: “Rabbimiz biliyor ki, gerçekten biz size irsâl olunanlarız.”
17-) Ve ma aleyna illelbelağul mubiyn;
“Bize ait olan sadece apaçık tebliğdir.”
18-) Kalu inna tetayyerna Biküm lein lem tentehu lenercümenneküm ve leyemessenneküm minna azâbün eliym;
Dediler ki: “Kuşkusuz sizde uğursuzluk olduğunu düşünüyoruz... Andolsun ki, eğer vazgeçmezseniz, kesinlikle sizi taşlayarak öldüreceğiz ve elbette size bizden feci bir azap dokunacaktır.”
19-) Kalu tairuküm me’aküm* ein zükkirtüm bel entüm kavmün müsrifun;
Dediler ki: “Sizin uğursuzluğunuz sizinledir... Eğer (hakikatinizle) hatırlatılıyorsanız bu mu (uğursuzluk)? Hayır, siz israf eden bir toplumsunuz.”
20-) Ve cae min aksalmediyneti racülün yes’a, kale ya kavmit tebi’ul murseliyn;
Şehrin uzak tarafından koşarak bir adam geldi: “Ey halkım, Rasûllere tâbi olun” dedi.
21-) İttebi’û men lâ yes’elüküm ecren vehüm mühtedun;
“Sizden bir karşılık istemeyen; kendileri hakikat üzere olanlara tâbi olun!”
22-) Ve maliye lâ a’budülleziy fetareniy ve ileyHİ turce’ûn;
“Beni (böylece) fıtratlandırana nasıl kulluk etmem? O’na rücu ettirileceksiniz.”
23-) Eettehızü min dûniHİ aliheten in yüridnir Rahmânü Bidurrin lâ tuğni ‘anniy şefa’atühüm şey’en ve lâ yunkızûn;
“O’nun dûnunda tanrılar mı edineyim! Eğer Rahmân bir zarar açığa çıkarmayı irade ederse, onların şefaati bana ne yarar sağlar ne de bir şeyden korur...”
24-) İnniy izen lefiy dalâlin mubiyn;
“O takdirde muhakkak ki ben apaçık bir dalâlet içinde olurum!”
25-) İnniy amentü BiRabbiküm fesme’ûn;
“Gerçekten ben sizde de açığa çıkan Rabbe iman ettim; beni dinleyin!”
26-) Kıyledhulil cennete, kale ya leyte kavmiy ya’lemun;
(Ona): “Cennete dâhil ol!” denildi... Dedi ki: “Halkım hâlimi bileydi!”
27-) Bima ğafere liy Rabbiy ve ce’aleniy minel mükremiyn;
“Rabbimin beni mağfiret ettiğini ve benim ikramlara nail olanlardan olduğumu...”
28-) Ve ma enzelna alâ kavmihi min badihi min cündin minesSemâi ve ma künna münziliyn;
Ondan sonra onun halkının üzerine semâdan hiçbir ordu inzâl etmedik, inzâl ediciler de değildik.
29-) İn kânet illâ sayhaten vahıdeten feizâ hüm hamidun;
Sadece tek bir sayha oldu; onlar hemen sönüverdiler!
30-) Ya hasreten alel ‘ıbad* ma ye’tiyhim min Rasûlin illâ kânu Bihi yestehziun;
Hüsran şu kullara! Kendilerine bir Rasûl gelmeye görsün, hep Onun bildirdiğiyle alay ederlerdi.
31-) Elem yerav kem ehlekna kablehüm minelkuruni ennehüm ileyhim lâ yerci’ûn;
Görmediler mi ki onlardan önce nice kuşaklar helâk ettik ki; gidenlerin hiçbiri geri dönmeyecek onlara!
32-) Ve in küllün lemma cemiy’un ledeyNA muhdarun;
Elbette hepsi, toptan zorunlu hazır bulunacaklar.
33-) Ve ayetün lehümül Ardulmeytete, ahyeynâhâ ve ahrecnâ minha habben feminhu ye’külun;
Ölü arz da onlar için bir işarettir! Onu dirilttik, ondan ürünler çıkardık da ondan yiyorlar...
34-) Ve ce’alna fiyha cennatin min nehıylin ve a’nabin ve feccerna fiyha minel ‘uyun;
Orada hurma ağaçlarından, üzümlerden bahçeler oluşturduk, orada pınarlar fışkırttık.
35-) Liye’külu min semerihi ve ma amilethü eydiyhim* efelâ yeşkürun;
Onun getirisinden ve ellerinin ürettiklerinden yesinler diye... Hâlâ şükretmezler mi?
36-) Subhanelleziy halekal ezvace külleha mimma tünbitül Ardu ve min enfüsihim ve mimma lâ ya’lemun;
Subhan’dır; arzın (bedenin) oluşturduklarından, nefslerinden (bilinçlerinden) ve daha bilmedikleri şeylerden bütün çiftleri (gen sarmallarını) yaratan!
37-) Ve ayetün lehümülleyl* neslehu minhünnehare feizâhüm muzlimun;
Gece de onlar için bir işarettir! Ondan gündüzü (ışığı) çekeriz de hemen onlar karanlık içinde kalırlar.
38-) VeşŞemsü tecriy limüstekarrin leha* zâlike takdiyrul ‘Aziyzil ‘Aliym;
Güneş de kendi yörüngesinde akar gider! Aziyz, Aliym’in takdiridir bu!
39-) VelKamere kaddernahü menazile hattâ ‘ade kel’urcunil kadiym;
Ay’a gelince, ona konak yerleri takdir ettik... Nihayet kadim urcun (kuruyup incelen eski hurma dalı) gibi görülür.
40-) LeşŞemsü yenbeğıy leha en tüdrikel Kamere ve lelleylü sabikun nehar* ve küllün fiy felekin yesbehun;
Ne Güneş, Ay’a yetişir; ne de gece gündüzü geçer! Her biri ayrı yörüngede yüzerler.
41-) Ve ayetün lehüm enna hamelna zürriyyetehüm fiyl fülkil meşhun;
Bizim onların zürriyetlerini o dopdolu gemilerde yüklenip taşımamız da onlar için bir işarettir!
42-) Ve halaknâ lehüm min mislihi ma yerkebun;
Onlar için onun misli, binecekleri şeyleri yaratmış olmamız!
43-) Ve in neşe’ nuğrıkhüm felâ sariyha lehüm ve lâ hüm yünkazûn;
Eğer dilesek onları suda boğarız da, ne imdatlarına yetişen olur ve ne de kurtarılırlar!
44-) İllâ rahmeten minNA ve meta’an ilâ hıyn;
Ancak bizden bir rahmet olarak ve yalnızca belli bir süre nasiplenmeleri için ömür vermemiz hariç.
45-) Ve izâ kıyle lehümütteku ma beyne eydiyküm ve ma halfeküm le’alleküm turhamun;
Onlara: “Önünüzdekinden (karşılaşacaklarınıza karşı) ve arkanızdakinden (yapmış olduklarınızın sonuçlarından) korunun ki rahmete eresiniz” denildiğinde (yüz çevirirler).
46-) Ve ma te’tiyhim min ayetin min âyâti Rabbihim illâ kânu ‘anha mu’ridiyn;
Onlara Rablerinin işaretlerinden bir delil gelmez ki, ondan yüz çevirmesinler.
47-) Ve izâ kıyle lehüm enfiku mimma razekakümullâhu, kalelleziyne keferu lilleziyne amenû enut’ımü men lev yeşaullahu at’ameh* in entüm illâ fiy dalâlin mubiyn;
Onlara: “Allâh’ın sizi beslediği yaşam gıdalarınızdan Allâh için karşılıksız bağışlayın” denildiğinde hakikat bilgisini inkâr edenler, iman edenlere dedi ki: “Dileseydi Allâh, kendisinin doyuracağı kimseyi mi yedirip doyuralım? Siz ancak apaçık bir dalâlet içindesiniz.”
48-) Ve yekûlûne meta hazâlva’dü in küntüm sadikıyn;
Derler ki: “Eğer sözünüzde sadıksanız, bu tehdidiniz ne zaman (gerçekleşecek)?”
49-) Ma yenzurune illâ sayhaten vahıdeten te’huzühüm ve hüm yahıssımun;
Onlar tartışırlarken, kendilerini yakalayacak bir tek çığlıktan (beden sur’una üfleniş) başkasını beklemiyorlar?
50-) Felâ yestetıy’une tavsıyeten ve lâ ilâ ehlihim yerci’ûn;
O zamanda ne bir vasiyete güçleri yeter ve ne de ailelerine dönebilirler!
51-) Ve nüfiha fiysSuri feizâhüm minel’ecdasi ilâ Rabbihim yensilun;
Sur’a nefholunmuştur! Bir de bakarsın ki onlar kabirleri hükmünde olan bedenlerinden çıkmış, Rablerine (hakikatlerini fark etme aşamasına) koşuyorlar!
52-) Kalu ya veylena men beasena min merkadinâ* hazâ ma ve’ader Rahmânu ve sadekalmurselun;
(O vakit) dediler ki: “Vay bize! (Dünya) uykumuzdan kim bizi yeni bir yaşam boyutuna geçirdi? Bu, Rahmân’ın vadettiğidir ve Rasûller doğru söylemiştir.” (Hadis: İnsanlar uykudadır, ölümü tadınca uyanırlar!)
53-) İn kânet illâ sayhaten vahıdeten feizâhüm cemiy’un ledeyNA muhdarun;
Sadece tek bir sayha (İsrafil’in sur’u) oldu... Bir de bakarsın ki onlar toptan huzurumuzda hazır kılınmıştır.
54-) Felyevme lâ tuzlemü nefsün şey’en ve lâ tüczevne illâ ma küntüm ta’melun;
O süreçte hiçbir nefse en ufak bir şey zulmedilmez... Yaptıklarınızdan başkası ile cezalandırılmazsınız (yaptıklarınızın sonuçlarını yaşarsınız)!
55-) İnne ashâbel cennetil yevme fiy şüğulin fâkihun;
Gerçek ki o süreçte, cennet ehli cennet nimetleriyle meşgûl ve bunun keyfini çıkarmaktadırlar.
56-) Hüm ve ezvacühüm fiy zılâlin alel’erâiki müttekiun;
Onlar ve eşleri gölgeler içinde tahtlar üzerinde yaslanmışlardır.
57-) Lehüm fiyha fâkihetün ve lehüm ma yedde’un;
Onlar için orada meyveler vardır... Onlar için keyif alacakları şeyler vardır.
58-) Selâmün kavlen min Rabbin Rahıym;
Rahıym Rab’den “Selâm” sözü ulaşır (Selâm ismi özelliğini yaşarlar)!
59-) Vemtazul yevme eyyühel mücrimun;
“Ey suçlular! Bugün ayrılın!”
60-) Elem a’had ileyküm ya beniy Ademe en lâ ta’budüş şeytan* innehu leküm ‘adüvvün mubiyn;
“Ey Âdemoğulları... Size ahdetmedim mi (bildirip bilgilendirmedim mi) şeytana (bedene - hakikatinden habersiz bilince) kulluk etmeyin, muhakkak ki o sizin için apaçık bir düşmandır?”
61-) Ve enı’buduniy* hazâ sıratun müstekıym;
“Bana kulluk edin (hakikatin gereğini hissedip yaşayın)! Sırat-ı müstakim budur” (diye?).
62-) Ve lekad edalle minküm cibillen kesiyra* efelem tekûnu ta’kılun;
“Andolsun ki (kendinizi yok olup gidecek beden zannınız) sizden pek çok cemaatleri saptırdı! Aklınızı kullanmadınız mı?”
63-) Hazihi cehennemülletiy küntüm tu’adun;
“İşte bu vadolunduğunuz cehennemdir!”
64-) Islevhel yevme Bima küntüm tekfürûn;
“Hakikatinizi inkârınızın karşılığı olarak şimdi yaşayın sonucunu!”
65-) Elyevme nahtimü alâ efvahihim ve tükellimüna eydiyhim ve teşhedü ercülühüm Bimâ kânu yeksibûn;
O süreçte ağızlarını mühürleriz; yaptıkları hakkında elleri konuşur ve ayakları şahitlik eder bize.
66-) Velev neşâu letamesna alâ a’yünihim festebekussırata feenna yubsırun;
Dileseydik gözlerini silme kör ederdik de yolda (öylece) koşuşurlardı... Fakat nasıl görebilecekler (bu gerçeği)?
67-) Velev neşau lemesahnahüm alâ mekanetihim femesteta’u mudıyyen ve lâ yerci’ûn;
Dileseydik mekânları üzere onları mesh ederdik (bulundukları anlayış üzere onları sâbitlerdik) de artık ne ileri gitmeye güçleri yeterdi ve ne de eski hâllerine dönebilirlerdi.
68-) Ve men nu’ammirhu nünekkishü fiylhalk* efelâ ya’kılun;
Kimi uzun ömürlü yaparsak onu yaratılışı itibarıyla zayıflatırız. Hâlâ akıllarını kullanmazlar mı?
69-) Ve ma allemnahüş şi’re ve ma yenbeğıy leh* in huve illâ zikrun ve Kur’ânun mubiyn;
O’na şiir öğretmedik! O’na yakışmaz da! O ancak bir hatırlatma ve apaçık bir Kurân’dır!
70-) Liyünzire men kâne hayyen ve yehıkkal kavlü alel kâfiriyn;
Tâ ki diri olanı uyarsın ve hakikat bilgisini inkâr edenler üzerine de o hüküm gerçekleşsin.
71-) Evelem yerav enna halaknâ lehüm mimma ‘amilet eydiyna enamen fehüm leha mâlikûn;
Görmezler mi ki, eserlerimiz arasında onlar için kurban edilebilir hayvanlar yarattık... Onlara mâliktirler.
72-) Ve zellelnâhâ lehüm feminha rekûbühüm ve minha ye’külun;
Onları (en’amı) bunlara boyun eğdirdik... Hem binekleri onlardandır ve hem de onlardan kimini yerler.
73-) Ve lehüm fiyha menâfi’u ve meşarib efelâ yeşkürun;
Onlarda kendileri için menfaatler ve içecekler vardır... Hâlâ şükretmezler mi?
74-) Vettehazû min dûnillâhi âliheten le’allehüm yünsarun;
Belki kendilerine yardım olunur ümidiyle Allâh dûnunda tanrılar edindiler!
75-) Lâ yestetıy’une nasrehüm ve hüm lehüm cündün muhdarun;
(Tanrılar) onlara yardım edemezler! (Aksine) onlar, tanrılara (hizmete) hazır duran ordudurlar!
76-) Felâ yahzünke kavlühüm, innâ na’lemu ma yüsirrune ve ma yu’linun;
O hâlde onların lafı seni mahzun etmesin... Muhakkak ki biz onların gizlediklerini de açıkladıklarını da biliriz.
77-) Evelem yeral’İnsanu enna halaknâhu min nutfetin feizâ hüve hasıymun mubiyn;
İnsan görmedi mi ki biz onu bir spermden yarattık... Bu gerçeğe rağmen şimdi o apaçık bir hasımdır!
78-) Ve darebe lena meselen ve nesiye halkah* kale men yuhyiyl’ızame ve hiye ramiym;
Kendi yaratılışını unuttu da bize bir misal getirdi: “Çürümüş hâldeki şu kemiklere kim diriltip hayat verecek?” dedi.
79-) Kul yuhyiyhelleziy enşeeha evvele merretin, ve HUve Bikülli halkın Aliym;
De ki: “Onları daha önce inşa eden diriltip hayat verecektir! ‘HÛ’ Esmâ’sıyla her yaratışı Aliym’dir.”
80-) Elleziy ce’ale leküm mineş şeceril’ahdari naren feizâ entüm minhü tukıdûn;
O ki, sizin için yeşil ağaçtan bir ateş oluşturdu... İşte bak ondan yakıyorsunuz!
81-) Eveleyselleziy halekasSemâvati vel’Arda BiKâdirin alâ en yahluka mislehüm* belâ ve HUvel Hallâkul Aliym;
Semâları ve arzı yaratan, onların benzerini Esmâ’sıyla yaratmaya Kaadir değil midir? Evet! “HÛ”; Hâllak’tır, Aliym’dir.
82-) İnnema emruhû izâ erade şey’en en yekule lehu kün feyekûn;
Bir şeyi irade ettiğinde, O’nun hükmü, ona “Kün = Ol!”dan (olmasını istemesinden) ibarettir!.. (O şey kolaylıkla) olur.
83-) Fesubhanelleziy BiyediHİ melekûtü külli şey’in ve ileyHİ turce’ûn;
Her şeyin melekûtu (Esmâ kuvveleri) elinde olan (tedbirâtın bu mertebede oluştuğuna işaret) Subhan’dır... O’na rücu ettirileceksiniz.
Kaynak
Ahmed Hulusi
YâSiyn Sûresi, kaynak tertiplerde Cinn-Furkan sûreleri arasına yerleştirilmiştir!..
“Cin” bağlamında şirk-tevhîd-gayb-ba’s konularının anlatımından sonra, hakikatini hatırlaması için uyarılan halife insan muhataplığında ba’s-berzah-haşr-cennet gerçekliğine (kemâlinin ecrine) dikkat çekilmesi!..
Nüzûl sebebi için Abdullâh İ. Abbâs ra.’dan şöyle bir rivayet nakledilir:
Hz. Rasûlullâh (s.a.v.), Kâbe'nin yanında salât ederken okumayı cehren yapar ve Kureyş müşrikleri de bundan hoşlanmazlardı... Bir gün buna mâni olmak için saldırı teşebbüsünde bulununca elleri ve gözleri “bağlandı” !.. Bunun üzerine Rasûlullâh (a.s)’a müracat edip, “Ey Muhammed! Akrabalık hakkına bizim için dua et de bu hâl bizden kalksın!” dediler... Hz. Rasûlullâh da onlar için dua etti de bu hâl onlardan gitti ve bu âyetler nâzil oldu... gibi...
Abdullâh İ. Abbâs ra. der ki “Bu gruptan hiçbiri inanmadı!”
77 ve takip eden âyetlerin nüzûl sebebi şöyle rivayet edilir:
Mekke müşriklerinden birinin, Rasûlullâh (s.a.v.)'a çürümüş bir kemikle gelip “Ey Muhammed şu çürüyüp kül olduktan sonra, onu Allâh'ın dirilteceğini mi sanıyorsun, nasıl olur (Allâh’ı bilmedikleri gibi, ruh’u da bilmiyorlar; yani Allâh’a ve âhirete gerçekte iman etmiyorlar; yani ‘beyin’in hakikatini bilmiyorlar)?” sorusuna, Rasûlullâh (s.a.v.)’in “Evet, Allâh seni de öldürür (sonra ba’s eder) ve ateşe/cehenneme sokar!” demesi üzerine nâzil olmuştur!..
YâSiyn Sûresi’nin fazîleti hakkında bazı hadîs-i şerîfler:
“Benim Kurân’da yedi ismim vardır: Muhammed, Ahmed, YâSiyn, TâHâ, Müddessir, Müzzemmil, Abdullâh.”
“Üzerine YâSiyn kıraat olunan hiçbir meyyit yok ki Allâh ona ölümü ehvenleştirmesin!”
“Kim Allâh’ın vechini isteyerek bir gece içinde YâSiyn Sûresi’ni kıraat ederse (anlamıyla okursa), o gece içinde ona mağfiret olunur!”
“B”İsmillâhir Rahmânir Rahıym
1-) Yaa, Siiiiyn;
Yâ Siiin (Ey Muhammed)!
2-) VelKur’ânilHakiym;
Ve Kur’ân-ı Hakiym (ve bildirdiği Hikmet dolu Kur’ân)!
3-) İnneke leminelmurseliyn;
Kesinlikle sen Rasûllerdensin.
4-) ‘Alâ sıratın müstekıym;
Sırat-ı müstakim üzeresin.
5-) Tenziylel AziyzirRahıym;
Aziyz ve Rahıym’in sende tafsilâtlı olarak açığa çıkardığı ilim ile!
6-) Litünzire kavmen mâ ünzire abâühüm fehüm ğafilûn;
Ataları uyarılmamış, bu yüzden (hakikatlerinden, Sünnetullâh’tan) kozalı olarak yaşayan bir toplumu uyarman için.
7-) Lekad hakkalkavlü alâ ekserihim fehüm lâ yu’minun;
Andolsun ki onların çoğunluğuna o söz (Cehennem, insanların ve cinlerin çoğuyla dolacaktır; sözü) Hak olmuştur! Bu sebeple onlar iman etmezler!
8-) İnna ce’alnâ fiy a’nakıhim ağlâlen fehiye ilel’ezkani fehüm mukmehun;
Muhakkak ki biz onların boyunlarında, çenelerine kadar dayanmış boyunduruklar (şartlanma ve değer yargıları) oluşturduk! Artık (onlar kendi hakikatlerini göremezler) başları yukarı doğru kalkıktır (benlikleriyle yaşarlar)!
9-) Ve ce’alna min beyni eydiyhim sedden ve min halfihim sedden feağşeynahüm fehüm lâ yubsırun;
Onların önlerinden bir set (geleceği göremezler) ve arkalarından bir set (geçmişlerinden ders almazlar) oluşturduk da böylece onları bürüdük... Artık onlar görmezler.
10-) Ve sevaün aleyhim eenzertehüm em lem tünzirhüm lâ yu’minun;
Onları uyarsan da uyarmasan da birdir; iman etmezler!
11-) İnnema tünziru menittebe’azZikre ve haşiyer Rahmâne Bilğayb* febeşşirhu Bimağfiretin ve ecrin keriym;
Sen ancak Zikre (hatırlatılan hakikate) tâbi olan ve gaybı olarak Rahmân’dan haşyet duyanı uyarırsın. Onu bir mağfiret ve kerîm bir bedel ile müjdele!
12-) İnna nahnu nuhyilmevta ve nektübü ma kaddemu ve asârehüm* ve külle şey’in ahsaynâhu fiy imamin mubiyn;
Kesinlikle biz, evet yalnız biz ölüleri diriltiriz! Onların yaptıklarını ve meydana getirdikleri eserleri yazarız! Biz her şeyi İmam-ı Mubiyn’de (beyinlerinde ve ruhlarında) ihsa ettik (tüm özellikleriyle kaydettik)!
13-) Vadrib lehüm meselen ashabel karyeti, izcaehel murselun;
Onlara o şehir halkını örnek ver... Hani oraya Rasûller gelmişti.
14-) İz erselna ileyhimüsneyni fekezzebuhüma fe’azzezna Bisâlisin fekalû inna ileyküm murselun;
Hani onlara iki (Rasûl) irsâl ettik de o ikisini de yalanladılar... Bunun üzerine bir üçüncüsü ile güçlendirdik de: “Doğrusu biz size irsâl olunanlarız” dediler.
15-) Kalu mâ entüm illâ beşerun mislüna ve mâ enzelerRahmânu min şey’in in entüm illâ tekzibun;
Dediler ki: “Siz bizim gibi bir beşerden başka bir şey değilsiniz... Rahmân da hiçbir şey inzâl etmedi... Siz ancak yalan söylüyorsunuz.”
16-) Kalu Rabbüna ya’lemu inna ileyküm lemurselun;
(Rasûller) dediler ki: “Rabbimiz biliyor ki, gerçekten biz size irsâl olunanlarız.”
17-) Ve ma aleyna illelbelağul mubiyn;
“Bize ait olan sadece apaçık tebliğdir.”
18-) Kalu inna tetayyerna Biküm lein lem tentehu lenercümenneküm ve leyemessenneküm minna azâbün eliym;
Dediler ki: “Kuşkusuz sizde uğursuzluk olduğunu düşünüyoruz... Andolsun ki, eğer vazgeçmezseniz, kesinlikle sizi taşlayarak öldüreceğiz ve elbette size bizden feci bir azap dokunacaktır.”
19-) Kalu tairuküm me’aküm* ein zükkirtüm bel entüm kavmün müsrifun;
Dediler ki: “Sizin uğursuzluğunuz sizinledir... Eğer (hakikatinizle) hatırlatılıyorsanız bu mu (uğursuzluk)? Hayır, siz israf eden bir toplumsunuz.”
20-) Ve cae min aksalmediyneti racülün yes’a, kale ya kavmit tebi’ul murseliyn;
Şehrin uzak tarafından koşarak bir adam geldi: “Ey halkım, Rasûllere tâbi olun” dedi.
21-) İttebi’û men lâ yes’elüküm ecren vehüm mühtedun;
“Sizden bir karşılık istemeyen; kendileri hakikat üzere olanlara tâbi olun!”
22-) Ve maliye lâ a’budülleziy fetareniy ve ileyHİ turce’ûn;
“Beni (böylece) fıtratlandırana nasıl kulluk etmem? O’na rücu ettirileceksiniz.”
23-) Eettehızü min dûniHİ aliheten in yüridnir Rahmânü Bidurrin lâ tuğni ‘anniy şefa’atühüm şey’en ve lâ yunkızûn;
“O’nun dûnunda tanrılar mı edineyim! Eğer Rahmân bir zarar açığa çıkarmayı irade ederse, onların şefaati bana ne yarar sağlar ne de bir şeyden korur...”
24-) İnniy izen lefiy dalâlin mubiyn;
“O takdirde muhakkak ki ben apaçık bir dalâlet içinde olurum!”
25-) İnniy amentü BiRabbiküm fesme’ûn;
“Gerçekten ben sizde de açığa çıkan Rabbe iman ettim; beni dinleyin!”
26-) Kıyledhulil cennete, kale ya leyte kavmiy ya’lemun;
(Ona): “Cennete dâhil ol!” denildi... Dedi ki: “Halkım hâlimi bileydi!”
27-) Bima ğafere liy Rabbiy ve ce’aleniy minel mükremiyn;
“Rabbimin beni mağfiret ettiğini ve benim ikramlara nail olanlardan olduğumu...”
28-) Ve ma enzelna alâ kavmihi min badihi min cündin minesSemâi ve ma künna münziliyn;
Ondan sonra onun halkının üzerine semâdan hiçbir ordu inzâl etmedik, inzâl ediciler de değildik.
29-) İn kânet illâ sayhaten vahıdeten feizâ hüm hamidun;
Sadece tek bir sayha oldu; onlar hemen sönüverdiler!
30-) Ya hasreten alel ‘ıbad* ma ye’tiyhim min Rasûlin illâ kânu Bihi yestehziun;
Hüsran şu kullara! Kendilerine bir Rasûl gelmeye görsün, hep Onun bildirdiğiyle alay ederlerdi.
31-) Elem yerav kem ehlekna kablehüm minelkuruni ennehüm ileyhim lâ yerci’ûn;
Görmediler mi ki onlardan önce nice kuşaklar helâk ettik ki; gidenlerin hiçbiri geri dönmeyecek onlara!
32-) Ve in küllün lemma cemiy’un ledeyNA muhdarun;
Elbette hepsi, toptan zorunlu hazır bulunacaklar.
33-) Ve ayetün lehümül Ardulmeytete, ahyeynâhâ ve ahrecnâ minha habben feminhu ye’külun;
Ölü arz da onlar için bir işarettir! Onu dirilttik, ondan ürünler çıkardık da ondan yiyorlar...
34-) Ve ce’alna fiyha cennatin min nehıylin ve a’nabin ve feccerna fiyha minel ‘uyun;
Orada hurma ağaçlarından, üzümlerden bahçeler oluşturduk, orada pınarlar fışkırttık.
35-) Liye’külu min semerihi ve ma amilethü eydiyhim* efelâ yeşkürun;
Onun getirisinden ve ellerinin ürettiklerinden yesinler diye... Hâlâ şükretmezler mi?
36-) Subhanelleziy halekal ezvace külleha mimma tünbitül Ardu ve min enfüsihim ve mimma lâ ya’lemun;
Subhan’dır; arzın (bedenin) oluşturduklarından, nefslerinden (bilinçlerinden) ve daha bilmedikleri şeylerden bütün çiftleri (gen sarmallarını) yaratan!
37-) Ve ayetün lehümülleyl* neslehu minhünnehare feizâhüm muzlimun;
Gece de onlar için bir işarettir! Ondan gündüzü (ışığı) çekeriz de hemen onlar karanlık içinde kalırlar.
38-) VeşŞemsü tecriy limüstekarrin leha* zâlike takdiyrul ‘Aziyzil ‘Aliym;
Güneş de kendi yörüngesinde akar gider! Aziyz, Aliym’in takdiridir bu!
39-) VelKamere kaddernahü menazile hattâ ‘ade kel’urcunil kadiym;
Ay’a gelince, ona konak yerleri takdir ettik... Nihayet kadim urcun (kuruyup incelen eski hurma dalı) gibi görülür.
40-) LeşŞemsü yenbeğıy leha en tüdrikel Kamere ve lelleylü sabikun nehar* ve küllün fiy felekin yesbehun;
Ne Güneş, Ay’a yetişir; ne de gece gündüzü geçer! Her biri ayrı yörüngede yüzerler.
41-) Ve ayetün lehüm enna hamelna zürriyyetehüm fiyl fülkil meşhun;
Bizim onların zürriyetlerini o dopdolu gemilerde yüklenip taşımamız da onlar için bir işarettir!
42-) Ve halaknâ lehüm min mislihi ma yerkebun;
Onlar için onun misli, binecekleri şeyleri yaratmış olmamız!
43-) Ve in neşe’ nuğrıkhüm felâ sariyha lehüm ve lâ hüm yünkazûn;
Eğer dilesek onları suda boğarız da, ne imdatlarına yetişen olur ve ne de kurtarılırlar!
44-) İllâ rahmeten minNA ve meta’an ilâ hıyn;
Ancak bizden bir rahmet olarak ve yalnızca belli bir süre nasiplenmeleri için ömür vermemiz hariç.
45-) Ve izâ kıyle lehümütteku ma beyne eydiyküm ve ma halfeküm le’alleküm turhamun;
Onlara: “Önünüzdekinden (karşılaşacaklarınıza karşı) ve arkanızdakinden (yapmış olduklarınızın sonuçlarından) korunun ki rahmete eresiniz” denildiğinde (yüz çevirirler).
46-) Ve ma te’tiyhim min ayetin min âyâti Rabbihim illâ kânu ‘anha mu’ridiyn;
Onlara Rablerinin işaretlerinden bir delil gelmez ki, ondan yüz çevirmesinler.
47-) Ve izâ kıyle lehüm enfiku mimma razekakümullâhu, kalelleziyne keferu lilleziyne amenû enut’ımü men lev yeşaullahu at’ameh* in entüm illâ fiy dalâlin mubiyn;
Onlara: “Allâh’ın sizi beslediği yaşam gıdalarınızdan Allâh için karşılıksız bağışlayın” denildiğinde hakikat bilgisini inkâr edenler, iman edenlere dedi ki: “Dileseydi Allâh, kendisinin doyuracağı kimseyi mi yedirip doyuralım? Siz ancak apaçık bir dalâlet içindesiniz.”
48-) Ve yekûlûne meta hazâlva’dü in küntüm sadikıyn;
Derler ki: “Eğer sözünüzde sadıksanız, bu tehdidiniz ne zaman (gerçekleşecek)?”
49-) Ma yenzurune illâ sayhaten vahıdeten te’huzühüm ve hüm yahıssımun;
Onlar tartışırlarken, kendilerini yakalayacak bir tek çığlıktan (beden sur’una üfleniş) başkasını beklemiyorlar?
50-) Felâ yestetıy’une tavsıyeten ve lâ ilâ ehlihim yerci’ûn;
O zamanda ne bir vasiyete güçleri yeter ve ne de ailelerine dönebilirler!
51-) Ve nüfiha fiysSuri feizâhüm minel’ecdasi ilâ Rabbihim yensilun;
Sur’a nefholunmuştur! Bir de bakarsın ki onlar kabirleri hükmünde olan bedenlerinden çıkmış, Rablerine (hakikatlerini fark etme aşamasına) koşuyorlar!
52-) Kalu ya veylena men beasena min merkadinâ* hazâ ma ve’ader Rahmânu ve sadekalmurselun;
(O vakit) dediler ki: “Vay bize! (Dünya) uykumuzdan kim bizi yeni bir yaşam boyutuna geçirdi? Bu, Rahmân’ın vadettiğidir ve Rasûller doğru söylemiştir.” (Hadis: İnsanlar uykudadır, ölümü tadınca uyanırlar!)
53-) İn kânet illâ sayhaten vahıdeten feizâhüm cemiy’un ledeyNA muhdarun;
Sadece tek bir sayha (İsrafil’in sur’u) oldu... Bir de bakarsın ki onlar toptan huzurumuzda hazır kılınmıştır.
54-) Felyevme lâ tuzlemü nefsün şey’en ve lâ tüczevne illâ ma küntüm ta’melun;
O süreçte hiçbir nefse en ufak bir şey zulmedilmez... Yaptıklarınızdan başkası ile cezalandırılmazsınız (yaptıklarınızın sonuçlarını yaşarsınız)!
55-) İnne ashâbel cennetil yevme fiy şüğulin fâkihun;
Gerçek ki o süreçte, cennet ehli cennet nimetleriyle meşgûl ve bunun keyfini çıkarmaktadırlar.
56-) Hüm ve ezvacühüm fiy zılâlin alel’erâiki müttekiun;
Onlar ve eşleri gölgeler içinde tahtlar üzerinde yaslanmışlardır.
57-) Lehüm fiyha fâkihetün ve lehüm ma yedde’un;
Onlar için orada meyveler vardır... Onlar için keyif alacakları şeyler vardır.
58-) Selâmün kavlen min Rabbin Rahıym;
Rahıym Rab’den “Selâm” sözü ulaşır (Selâm ismi özelliğini yaşarlar)!
59-) Vemtazul yevme eyyühel mücrimun;
“Ey suçlular! Bugün ayrılın!”
60-) Elem a’had ileyküm ya beniy Ademe en lâ ta’budüş şeytan* innehu leküm ‘adüvvün mubiyn;
“Ey Âdemoğulları... Size ahdetmedim mi (bildirip bilgilendirmedim mi) şeytana (bedene - hakikatinden habersiz bilince) kulluk etmeyin, muhakkak ki o sizin için apaçık bir düşmandır?”
61-) Ve enı’buduniy* hazâ sıratun müstekıym;
“Bana kulluk edin (hakikatin gereğini hissedip yaşayın)! Sırat-ı müstakim budur” (diye?).
62-) Ve lekad edalle minküm cibillen kesiyra* efelem tekûnu ta’kılun;
“Andolsun ki (kendinizi yok olup gidecek beden zannınız) sizden pek çok cemaatleri saptırdı! Aklınızı kullanmadınız mı?”
63-) Hazihi cehennemülletiy küntüm tu’adun;
“İşte bu vadolunduğunuz cehennemdir!”
64-) Islevhel yevme Bima küntüm tekfürûn;
“Hakikatinizi inkârınızın karşılığı olarak şimdi yaşayın sonucunu!”
65-) Elyevme nahtimü alâ efvahihim ve tükellimüna eydiyhim ve teşhedü ercülühüm Bimâ kânu yeksibûn;
O süreçte ağızlarını mühürleriz; yaptıkları hakkında elleri konuşur ve ayakları şahitlik eder bize.
66-) Velev neşâu letamesna alâ a’yünihim festebekussırata feenna yubsırun;
Dileseydik gözlerini silme kör ederdik de yolda (öylece) koşuşurlardı... Fakat nasıl görebilecekler (bu gerçeği)?
67-) Velev neşau lemesahnahüm alâ mekanetihim femesteta’u mudıyyen ve lâ yerci’ûn;
Dileseydik mekânları üzere onları mesh ederdik (bulundukları anlayış üzere onları sâbitlerdik) de artık ne ileri gitmeye güçleri yeterdi ve ne de eski hâllerine dönebilirlerdi.
68-) Ve men nu’ammirhu nünekkishü fiylhalk* efelâ ya’kılun;
Kimi uzun ömürlü yaparsak onu yaratılışı itibarıyla zayıflatırız. Hâlâ akıllarını kullanmazlar mı?
69-) Ve ma allemnahüş şi’re ve ma yenbeğıy leh* in huve illâ zikrun ve Kur’ânun mubiyn;
O’na şiir öğretmedik! O’na yakışmaz da! O ancak bir hatırlatma ve apaçık bir Kurân’dır!
70-) Liyünzire men kâne hayyen ve yehıkkal kavlü alel kâfiriyn;
Tâ ki diri olanı uyarsın ve hakikat bilgisini inkâr edenler üzerine de o hüküm gerçekleşsin.
71-) Evelem yerav enna halaknâ lehüm mimma ‘amilet eydiyna enamen fehüm leha mâlikûn;
Görmezler mi ki, eserlerimiz arasında onlar için kurban edilebilir hayvanlar yarattık... Onlara mâliktirler.
72-) Ve zellelnâhâ lehüm feminha rekûbühüm ve minha ye’külun;
Onları (en’amı) bunlara boyun eğdirdik... Hem binekleri onlardandır ve hem de onlardan kimini yerler.
73-) Ve lehüm fiyha menâfi’u ve meşarib efelâ yeşkürun;
Onlarda kendileri için menfaatler ve içecekler vardır... Hâlâ şükretmezler mi?
74-) Vettehazû min dûnillâhi âliheten le’allehüm yünsarun;
Belki kendilerine yardım olunur ümidiyle Allâh dûnunda tanrılar edindiler!
75-) Lâ yestetıy’une nasrehüm ve hüm lehüm cündün muhdarun;
(Tanrılar) onlara yardım edemezler! (Aksine) onlar, tanrılara (hizmete) hazır duran ordudurlar!
76-) Felâ yahzünke kavlühüm, innâ na’lemu ma yüsirrune ve ma yu’linun;
O hâlde onların lafı seni mahzun etmesin... Muhakkak ki biz onların gizlediklerini de açıkladıklarını da biliriz.
77-) Evelem yeral’İnsanu enna halaknâhu min nutfetin feizâ hüve hasıymun mubiyn;
İnsan görmedi mi ki biz onu bir spermden yarattık... Bu gerçeğe rağmen şimdi o apaçık bir hasımdır!
78-) Ve darebe lena meselen ve nesiye halkah* kale men yuhyiyl’ızame ve hiye ramiym;
Kendi yaratılışını unuttu da bize bir misal getirdi: “Çürümüş hâldeki şu kemiklere kim diriltip hayat verecek?” dedi.
79-) Kul yuhyiyhelleziy enşeeha evvele merretin, ve HUve Bikülli halkın Aliym;
De ki: “Onları daha önce inşa eden diriltip hayat verecektir! ‘HÛ’ Esmâ’sıyla her yaratışı Aliym’dir.”
80-) Elleziy ce’ale leküm mineş şeceril’ahdari naren feizâ entüm minhü tukıdûn;
O ki, sizin için yeşil ağaçtan bir ateş oluşturdu... İşte bak ondan yakıyorsunuz!
81-) Eveleyselleziy halekasSemâvati vel’Arda BiKâdirin alâ en yahluka mislehüm* belâ ve HUvel Hallâkul Aliym;
Semâları ve arzı yaratan, onların benzerini Esmâ’sıyla yaratmaya Kaadir değil midir? Evet! “HÛ”; Hâllak’tır, Aliym’dir.
82-) İnnema emruhû izâ erade şey’en en yekule lehu kün feyekûn;
Bir şeyi irade ettiğinde, O’nun hükmü, ona “Kün = Ol!”dan (olmasını istemesinden) ibarettir!.. (O şey kolaylıkla) olur.
83-) Fesubhanelleziy BiyediHİ melekûtü külli şey’in ve ileyHİ turce’ûn;
Her şeyin melekûtu (Esmâ kuvveleri) elinde olan (tedbirâtın bu mertebede oluştuğuna işaret) Subhan’dır... O’na rücu ettirileceksiniz.
Kaynak
Ahmed Hulusi
İnşirah Sûresi: 1-8
İnşirah Sûresi, kaynak tertiplerde Duha Sûresi’nden sonraya yerleştirilmiştir!.. Zaten devamı gibi konu bağlamı vardır!..
Hz. Rasûlullâh (a.s.)’ın yaşamında meydana gelen meşhûr üç GÖĞÜS YIKANMASI olayı kaynaklarda geçmektedir!..
Burada ise inşirâh-ı sadr veya şerh-i sadr (GÖĞÜS GENİŞLETİLMESİ) denilen fetih (Esmâ açılımı) türlerinden bir olayın meydana gelmesi söz konusudur!.. Bu da Duha Sûresi’nin sebebi ile ilgili bir cevaptır!..
Nitekim Hz. Rasûlullâh a.s. şöyle buyurmuş:
“İnşirah Sûresi’ni okuyan kimse, bana gelip de sıkıntısını-darlığını gideren gibidir!”
Bu sûre ile ilgili diğer bir rivayet te şöyledir:
“Bu âyet (5-6) nâzil olduğunda Hz. Rasûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurdu: ‘Müjde!.. Hakikaten size kolaylık geldi (demek ki ümmetinde de bu açılım olacak)!.. Muhakkak ki bir zorluk iki kolaylığa galip gelemez!’”
“B”İsmillâhir Rahmânir Rahıym
1-) Elem neşrah leke sadrek;
Senin göğsünü açmadık mı (darlığını genişletmedik mi)?
2-) Ve vada’nâ ‘anke vizrek;
(Hakikati açarak beşeriyet) yükünü senden almadık mı?
3-) Elleziy enkada zahrek;
Ki o (-nun ağırlığı), senin belini çatırdatmıştı!
4-) Ve refa’nâ leke zikrek;
Senin zikrini (hatırladığın hakikatini yaşatarak) yüceltmedik mi?
5-) Feinne me’al ‘usri yüsrâ;
Bu yüzdendir ki, kesinlikle zorlukla beraber bir kolaylık vardır.
6-) İnne me’al ‘usri yüsrâ;
Evet, kesinlikle her zorlukla beraber bir kolaylık vardır.
7-) Feizâ ferağte fensab;
(İşlerinden) kurtulunca, (esas işinle) yorul!
8-) Ve ila Rabbike ferğab;
Rabbini değerlendir!
Kaynak
Ahmed Hulusi
İnşirah Sûresi, kaynak tertiplerde Duha Sûresi’nden sonraya yerleştirilmiştir!.. Zaten devamı gibi konu bağlamı vardır!..
Hz. Rasûlullâh (a.s.)’ın yaşamında meydana gelen meşhûr üç GÖĞÜS YIKANMASI olayı kaynaklarda geçmektedir!..
Burada ise inşirâh-ı sadr veya şerh-i sadr (GÖĞÜS GENİŞLETİLMESİ) denilen fetih (Esmâ açılımı) türlerinden bir olayın meydana gelmesi söz konusudur!.. Bu da Duha Sûresi’nin sebebi ile ilgili bir cevaptır!..
Nitekim Hz. Rasûlullâh a.s. şöyle buyurmuş:
“İnşirah Sûresi’ni okuyan kimse, bana gelip de sıkıntısını-darlığını gideren gibidir!”
Bu sûre ile ilgili diğer bir rivayet te şöyledir:
“Bu âyet (5-6) nâzil olduğunda Hz. Rasûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurdu: ‘Müjde!.. Hakikaten size kolaylık geldi (demek ki ümmetinde de bu açılım olacak)!.. Muhakkak ki bir zorluk iki kolaylığa galip gelemez!’”
“B”İsmillâhir Rahmânir Rahıym
1-) Elem neşrah leke sadrek;
Senin göğsünü açmadık mı (darlığını genişletmedik mi)?
2-) Ve vada’nâ ‘anke vizrek;
(Hakikati açarak beşeriyet) yükünü senden almadık mı?
3-) Elleziy enkada zahrek;
Ki o (-nun ağırlığı), senin belini çatırdatmıştı!
4-) Ve refa’nâ leke zikrek;
Senin zikrini (hatırladığın hakikatini yaşatarak) yüceltmedik mi?
5-) Feinne me’al ‘usri yüsrâ;
Bu yüzdendir ki, kesinlikle zorlukla beraber bir kolaylık vardır.
6-) İnne me’al ‘usri yüsrâ;
Evet, kesinlikle her zorlukla beraber bir kolaylık vardır.
7-) Feizâ ferağte fensab;
(İşlerinden) kurtulunca, (esas işinle) yorul!
8-) Ve ila Rabbike ferğab;
Rabbini değerlendir!
Kaynak
Ahmed Hulusi
Burûc Sûresi: 1-22
Burûc Sûresi, “hümeze-lümeze” muamelelerine maruz kalan Hz. Rasûlullâh a.s. ve iman edenlere hasımlık volümünün arttığı aşamada nâzil oldu!..
Hümeze’nin “HUTAME”sinden sonra, “Burçlar Sahibi Semâ (Uzay) İstidatlı”nın, “ateş dolu hendek” ile imtihanı!..
“B” sırrıyla ALLÂH’a İMAN’ın ilk geçtiği yer, bu sûredir!.. “B” sırrı, daha önce, “B’ismillâh...” olarak geçmişti!..
Esbâb-ı nüzûl’de ve tefsîrlerde Ashab’ul Uhdûd (hendek halkı) hakkında çok rivayetler var...
Denilmiştir ki;
Ashab’ul Uhdûd’un, toplumlarına yahut da inkârcı-pagan krallarına karşı çıkan ve onların ateş dolu hendekleri ile imanlarından ötürü ağır belâlara maruz kalan (muhtemelen ehli kitap) iman ehli bir cemaat oldukları hususu meşhûrdur... Bu hâdise, Kureyş nezdinde de meşhûr ve malûm idi... Dolayısıyla, Hz. Rasûlullâh (s.a.v.)’e iman eden ashabına, dinleri uğrunda karşılaştıkları belâlara sabretmek gerektiğine dikkatlerini çekmek için bu kıssa hatırlatıldı!..
Hz. Rasûlullâh (s.a.v.)'den şöyle yaptığı rivayet edilmiştir:
“O, Ashab’ul Uhdûd'dan bahsedildiği zaman, ileri derecedeki belâlar’dan Allâh'a sığınır, istiâze yapardı!”
“B”İsmillâhir Rahmânir Rahıym
1-) VesSemâi zâtilburûci;
Andolsun o burçları barındıran Uzay’a!
2-) Velyevmilmev’ûdi;
Vadolunmuş o sürece!
3-) Ve şahidin ve meşhud;
Şahide ve şahit olunana!
4-) Kutile ashâbül uhdûd;
Öldürüldü o hendek halkı...
5-) En nari zâtİlvekud;
O çıralı ateşte.
6-) İz hüm ‘aleyha ku’ûd;
Hani onlar ateş çevresinde oturanlardı.
7-) Ve hüm ‘alâ ma yef’alune Bilmu’miniyne şuhud;
Onlar, iman edenlere yaptıkları şeylere şahittiler!
8-) Ve ma nekamu minhüm illâ en yu’minu Billâhil ‘Aziyzil Hamiyd;
Onlardan (iman edenlerden) yalnızca Aziyz ve Hamiyd olan Allâh’a iman ettikleri için intikam aldılar.
9-) Elleziy leHU MülküsSemavati vel’Ard* vAllâhu ‘alâ külli şey’in Şehiyd;
O ki, semâlar ve arzın mülkü O’na aittir! Allâh her şeye şahittir!
10-) İnnelleziyne fetenülmu’miniyne velmu’minati sümme lem yetûbu felehüm ‘azâbu cehenneme ve lehüm ‘azâbulharıyk;
Muhakkak ki, iman eden erkeklere ve iman eden kadınlara işkence yapıp, tövbe de etmeyenler var ya, onlar için cehennemin azabı vardır ve onlar için yakıcı azabı vardır.
11-) İnnelleziyne amenû ve ‘amilussalihati lehüm cennatün tecriy min tahtihel’enhar* zâlikelfevzülkebiyr;
Muhakkak ki iman edip imanın gereğini uygulayanlara gelince, onlar için altlarından nehirler akan cennetler vardır... İşte bu büyük kurtuluştur!
12-) İnne batşe Rabbike leşediyd;
Muhakkak ki Rabbi’nin yakalayışı çok şiddetlidir!
13-) İnneHU HUve yübdiu ve yu’ıyd;
Muhakkak ki “HÛ”dur, ibda (izhar) eden ve iade (tekrar izhar) eden!
14-) Ve HUvel Ğafûrul Vedud;
O, Ğafûr’dur, Vedud’dur.
15-) Zül’Arşil Meciyd;
Arş sahibi’dir, Meciyd’dir (şanı, azameti yüce).
16-) Fa’alün lima yüriyd;
İrade ettiğini (Dilediğini) yapar!
17-) Hel etake hadiysülcünûd;
O orduların haberi sana geldi mi?
18-) Fir’avne ve Semud;
Firavun ve Semud’u (helâk eden)!
19-) Belilleziyne keferu fiy tekziyb;
Hayır! Hakikat bilgisini inkâr edenler bir yalanlama içindedirler.
20-) VAllâhu min verâihim muhıyt;
Allâh, onların verasından (derûnlarından) ihâta edendir!
21-) Bel Huve Kur’ânun Meciyd;
Üstelik O, Kur’ân-ı Meciyd’dir.
22-) Fiy Levhın Mahfuz;
Levh-i Mahfuz’dadır!
Kaynak
Ahmed Hulusi
Burûc Sûresi, “hümeze-lümeze” muamelelerine maruz kalan Hz. Rasûlullâh a.s. ve iman edenlere hasımlık volümünün arttığı aşamada nâzil oldu!..
Hümeze’nin “HUTAME”sinden sonra, “Burçlar Sahibi Semâ (Uzay) İstidatlı”nın, “ateş dolu hendek” ile imtihanı!..
“B” sırrıyla ALLÂH’a İMAN’ın ilk geçtiği yer, bu sûredir!.. “B” sırrı, daha önce, “B’ismillâh...” olarak geçmişti!..
Esbâb-ı nüzûl’de ve tefsîrlerde Ashab’ul Uhdûd (hendek halkı) hakkında çok rivayetler var...
Denilmiştir ki;
Ashab’ul Uhdûd’un, toplumlarına yahut da inkârcı-pagan krallarına karşı çıkan ve onların ateş dolu hendekleri ile imanlarından ötürü ağır belâlara maruz kalan (muhtemelen ehli kitap) iman ehli bir cemaat oldukları hususu meşhûrdur... Bu hâdise, Kureyş nezdinde de meşhûr ve malûm idi... Dolayısıyla, Hz. Rasûlullâh (s.a.v.)’e iman eden ashabına, dinleri uğrunda karşılaştıkları belâlara sabretmek gerektiğine dikkatlerini çekmek için bu kıssa hatırlatıldı!..
Hz. Rasûlullâh (s.a.v.)'den şöyle yaptığı rivayet edilmiştir:
“O, Ashab’ul Uhdûd'dan bahsedildiği zaman, ileri derecedeki belâlar’dan Allâh'a sığınır, istiâze yapardı!”
“B”İsmillâhir Rahmânir Rahıym
1-) VesSemâi zâtilburûci;
Andolsun o burçları barındıran Uzay’a!
2-) Velyevmilmev’ûdi;
Vadolunmuş o sürece!
3-) Ve şahidin ve meşhud;
Şahide ve şahit olunana!
4-) Kutile ashâbül uhdûd;
Öldürüldü o hendek halkı...
5-) En nari zâtİlvekud;
O çıralı ateşte.
6-) İz hüm ‘aleyha ku’ûd;
Hani onlar ateş çevresinde oturanlardı.
7-) Ve hüm ‘alâ ma yef’alune Bilmu’miniyne şuhud;
Onlar, iman edenlere yaptıkları şeylere şahittiler!
8-) Ve ma nekamu minhüm illâ en yu’minu Billâhil ‘Aziyzil Hamiyd;
Onlardan (iman edenlerden) yalnızca Aziyz ve Hamiyd olan Allâh’a iman ettikleri için intikam aldılar.
9-) Elleziy leHU MülküsSemavati vel’Ard* vAllâhu ‘alâ külli şey’in Şehiyd;
O ki, semâlar ve arzın mülkü O’na aittir! Allâh her şeye şahittir!
10-) İnnelleziyne fetenülmu’miniyne velmu’minati sümme lem yetûbu felehüm ‘azâbu cehenneme ve lehüm ‘azâbulharıyk;
Muhakkak ki, iman eden erkeklere ve iman eden kadınlara işkence yapıp, tövbe de etmeyenler var ya, onlar için cehennemin azabı vardır ve onlar için yakıcı azabı vardır.
11-) İnnelleziyne amenû ve ‘amilussalihati lehüm cennatün tecriy min tahtihel’enhar* zâlikelfevzülkebiyr;
Muhakkak ki iman edip imanın gereğini uygulayanlara gelince, onlar için altlarından nehirler akan cennetler vardır... İşte bu büyük kurtuluştur!
12-) İnne batşe Rabbike leşediyd;
Muhakkak ki Rabbi’nin yakalayışı çok şiddetlidir!
13-) İnneHU HUve yübdiu ve yu’ıyd;
Muhakkak ki “HÛ”dur, ibda (izhar) eden ve iade (tekrar izhar) eden!
14-) Ve HUvel Ğafûrul Vedud;
O, Ğafûr’dur, Vedud’dur.
15-) Zül’Arşil Meciyd;
Arş sahibi’dir, Meciyd’dir (şanı, azameti yüce).
16-) Fa’alün lima yüriyd;
İrade ettiğini (Dilediğini) yapar!
17-) Hel etake hadiysülcünûd;
O orduların haberi sana geldi mi?
18-) Fir’avne ve Semud;
Firavun ve Semud’u (helâk eden)!
19-) Belilleziyne keferu fiy tekziyb;
Hayır! Hakikat bilgisini inkâr edenler bir yalanlama içindedirler.
20-) VAllâhu min verâihim muhıyt;
Allâh, onların verasından (derûnlarından) ihâta edendir!
21-) Bel Huve Kur’ânun Meciyd;
Üstelik O, Kur’ân-ı Meciyd’dir.
22-) Fiy Levhın Mahfuz;
Levh-i Mahfuz’dadır!
Kaynak
Ahmed Hulusi
Duha Sûresi: 1-11
Duha Sûresi, kaynak tertiplerde 10 veya 11.sırada Fecr Sûresi’nden sonraya yerleştirilmiştir!..
Hz. Rasûlullâh (a.s.)’a vahyin açılmasından sonra, “vahiy kesildi” denilecek kadar vahyin inkıtâ’ya uğradığı fetret dönemi sözkonusudur!..
Ancak muhtelif âyetleri değerlendirdiğimizde vahyin inkıtâ’ya uğradığı dönemler ve müddetleri farklı olmalıdır, sonucu çıkmaktadır!..
Mesela, Müddessir Sûresi’nin ilk âyetlerinden önce, Duha Sûresi’nden önce, Meryem: 64-65’ten önce, Kehf: 23-24’ten önce, farklı müddet ve nedenle vahyin kesildiği söylenebilir!..
Tefsîrlerde bu âyetlerin hepsi, tek bir vahiy kesilmesi ile ilgiliymiş gibi geçmektedir?!..
Elbette ilk vahiy kesilmesi (beynin vahye ve risâlete alıştırılması; FETRET), en uzunudur!..
Müzzemmil, A’lâ, Necm, Kıyamet, TâHâ sûrelerinde de vahyin bu yönüyle ilgili önemli ifadeler var!..
Vahiy kesintisi, beynin yapısı gereği bir hikmettir!.. Kur’ân-ı Kerîm, niye bir defada tam bir KİTÂB olarak nâzil olmadı (Furkan: 32, İsrâ: 106?)?!..
“Bel kıran”, “vahiy katibinin elini kıran”, “deve çökerten” vahyin (nübüvvet’in) “ağır”lığını (Müzzemmil: 5-6), beyin gerçeğimizle düşünelim!..
Nitekim Duha Sûresi nâzil olduğunda Hz. Rasûlullâh (a.s.), “Allâhu Ekber” diyerek müşâhede hissiyatını ve sürûrunu ifade eder!.. Kurân’ın mukabele hatimlerinde bu sûre’den itibaren “Allâhu Ekber” denilmesi buraya dayanır!..
Duha Sûresi’nin nüzûlü ile ilgili esbâb-ı nüzûl’deki rivayetlerden bir rivayet şöyledir:
“Ebû Leheb'in iki eli kurusun...” âyetleri inzâl olunca Ebû Leheb'in karısı (Ebû Süfyân’ın kızkardeşi, Muâviye’nin halâsı) Ümmü Cemîl'e: “Muhammed seni hicvetti” dediler...
Bunun üzerine kadın bir kalabalıkta oturmakta olan Nebi (s.a.v.)’e gelerek “Ey Muhammed, beni niçin hicvettin?” dedi...
Hz. Rasûlullâh a.s. da: “Vallâhi seni ben hicvetmedim, seni Allâh hicvetti!” buyurdu!..
(Metaforu anlamayan) kadın: “Hiç sen beni odun yüklenirken, yahut boynumda bükülmüş bir iple gördün mü?” dedi ve gitti...
Bu arada bir müddet Nebi (s.a.v.)’e vahiy (Cibrîl) gelmedi!..
Bunun üzerine Ümmü Cemîl, Nebi (s.a.v.)’e gelerek (Bu, Nebi (s.a.v.)’in, vahiy kesilmesiyle ilgili, etraftan fark edilebilecek bir hâli sebebiyle de olabilir; Tebbet Sûresi gibi müşrikleri hicveden yeni âyetlerin gelmemesi dolayısıyla da olabilir): “Şeytânını görmüyorum; herhalde seni terketmiş, darılmış olmalı” dedi... Bunun üzerine Allâh, Duha Sûresi(nin ilk âyetleri)’ni inzâl etti!..
Bu husutaki en meşhûr ve makûl rivayetleri dikkate aldığımızda, yalnızca Ebû Leheb’in karısıyla sınırlı olmaksızın (ki, sûre’nin yeri ile ilgili bu ümmü cemîl rivayeti önemlidir), Mekke müşriklerinin Hz. Rasûlullâh (a.s.)’ı hafife alıp alay etmelerinin Hz. Rasûlullâh (a.s.)’ı etkilemesi ve bu hissiyatla Hz. Rasûlullâh’ın ilâhî himâye talep eder bir hâlde olması, bu sûre’nin nüzûlü için önemli bir faktördür, denilebilir!
“B”İsmillâhir Rahmânir Rahıym
1-) VedDuha;
Kasem ederim duhaya (Güneş’in dünyayı aydınlatmaya başladığı saatlere),
2-) VelLeyli izâ seca;
Sükûnet vaktinde geceye ki,
3-) Mâ vedde’ake Rabbüke ve mâ kalâ;
Rabbin seni terk etmedi ve darılmadı!
4-) Ve lel’ahıretü hayrün leke minel’ûla;
Elbette sonsuz gelecek yaşam senin için şimdikinden hayırlıdır.
5-) Ve lesevfe yu’tıyke Rabbüke feterda;
Elbette Rabbin sana verecek de razı olacaksın!
6-) Elem yecidke yetiymen fe âva;
Seni bir yetim (babasız ve anasız) bularak barındırmadı mı?
7-) Ve vecedeke dâ(aaa)llen feheda;
Seni dall (Zâtî hakikatini bilmeyen) bulup da hakikate erdirmedi mi?
8-) Ve vecedeke ‘âilen fe eğna;
Seni hiçbir şeyin yok iken (fakr - “yok”lukta) bulup da zenginliğe (“gına”ya) kavuşturmadık mı (El Ğaniyy kulu yapmadık mı, Âlemlerden Ğaniyy olanın kulluğunu yaşatmadık mı)?
9-) Feemmel yetiyme fela takher;
O hâlde, yetime hor bakma!
10-) Ve emmessâile felâ tenher;
İsteyeni, soru soranı sakın azarlama!
11-) Ve emma Bi nı’meti Rabbike fe haddis;
Rabbinin nimetini, dillendir!
Kaynak
Ahmed Hulusi
Duha Sûresi, kaynak tertiplerde 10 veya 11.sırada Fecr Sûresi’nden sonraya yerleştirilmiştir!..
Hz. Rasûlullâh (a.s.)’a vahyin açılmasından sonra, “vahiy kesildi” denilecek kadar vahyin inkıtâ’ya uğradığı fetret dönemi sözkonusudur!..
Ancak muhtelif âyetleri değerlendirdiğimizde vahyin inkıtâ’ya uğradığı dönemler ve müddetleri farklı olmalıdır, sonucu çıkmaktadır!..
Mesela, Müddessir Sûresi’nin ilk âyetlerinden önce, Duha Sûresi’nden önce, Meryem: 64-65’ten önce, Kehf: 23-24’ten önce, farklı müddet ve nedenle vahyin kesildiği söylenebilir!..
Tefsîrlerde bu âyetlerin hepsi, tek bir vahiy kesilmesi ile ilgiliymiş gibi geçmektedir?!..
Elbette ilk vahiy kesilmesi (beynin vahye ve risâlete alıştırılması; FETRET), en uzunudur!..
Müzzemmil, A’lâ, Necm, Kıyamet, TâHâ sûrelerinde de vahyin bu yönüyle ilgili önemli ifadeler var!..
Vahiy kesintisi, beynin yapısı gereği bir hikmettir!.. Kur’ân-ı Kerîm, niye bir defada tam bir KİTÂB olarak nâzil olmadı (Furkan: 32, İsrâ: 106?)?!..
“Bel kıran”, “vahiy katibinin elini kıran”, “deve çökerten” vahyin (nübüvvet’in) “ağır”lığını (Müzzemmil: 5-6), beyin gerçeğimizle düşünelim!..
Nitekim Duha Sûresi nâzil olduğunda Hz. Rasûlullâh (a.s.), “Allâhu Ekber” diyerek müşâhede hissiyatını ve sürûrunu ifade eder!.. Kurân’ın mukabele hatimlerinde bu sûre’den itibaren “Allâhu Ekber” denilmesi buraya dayanır!..
Duha Sûresi’nin nüzûlü ile ilgili esbâb-ı nüzûl’deki rivayetlerden bir rivayet şöyledir:
“Ebû Leheb'in iki eli kurusun...” âyetleri inzâl olunca Ebû Leheb'in karısı (Ebû Süfyân’ın kızkardeşi, Muâviye’nin halâsı) Ümmü Cemîl'e: “Muhammed seni hicvetti” dediler...
Bunun üzerine kadın bir kalabalıkta oturmakta olan Nebi (s.a.v.)’e gelerek “Ey Muhammed, beni niçin hicvettin?” dedi...
Hz. Rasûlullâh a.s. da: “Vallâhi seni ben hicvetmedim, seni Allâh hicvetti!” buyurdu!..
(Metaforu anlamayan) kadın: “Hiç sen beni odun yüklenirken, yahut boynumda bükülmüş bir iple gördün mü?” dedi ve gitti...
Bu arada bir müddet Nebi (s.a.v.)’e vahiy (Cibrîl) gelmedi!..
Bunun üzerine Ümmü Cemîl, Nebi (s.a.v.)’e gelerek (Bu, Nebi (s.a.v.)’in, vahiy kesilmesiyle ilgili, etraftan fark edilebilecek bir hâli sebebiyle de olabilir; Tebbet Sûresi gibi müşrikleri hicveden yeni âyetlerin gelmemesi dolayısıyla da olabilir): “Şeytânını görmüyorum; herhalde seni terketmiş, darılmış olmalı” dedi... Bunun üzerine Allâh, Duha Sûresi(nin ilk âyetleri)’ni inzâl etti!..
Bu husutaki en meşhûr ve makûl rivayetleri dikkate aldığımızda, yalnızca Ebû Leheb’in karısıyla sınırlı olmaksızın (ki, sûre’nin yeri ile ilgili bu ümmü cemîl rivayeti önemlidir), Mekke müşriklerinin Hz. Rasûlullâh (a.s.)’ı hafife alıp alay etmelerinin Hz. Rasûlullâh (a.s.)’ı etkilemesi ve bu hissiyatla Hz. Rasûlullâh’ın ilâhî himâye talep eder bir hâlde olması, bu sûre’nin nüzûlü için önemli bir faktördür, denilebilir!
“B”İsmillâhir Rahmânir Rahıym
1-) VedDuha;
Kasem ederim duhaya (Güneş’in dünyayı aydınlatmaya başladığı saatlere),
2-) VelLeyli izâ seca;
Sükûnet vaktinde geceye ki,
3-) Mâ vedde’ake Rabbüke ve mâ kalâ;
Rabbin seni terk etmedi ve darılmadı!
4-) Ve lel’ahıretü hayrün leke minel’ûla;
Elbette sonsuz gelecek yaşam senin için şimdikinden hayırlıdır.
5-) Ve lesevfe yu’tıyke Rabbüke feterda;
Elbette Rabbin sana verecek de razı olacaksın!
6-) Elem yecidke yetiymen fe âva;
Seni bir yetim (babasız ve anasız) bularak barındırmadı mı?
7-) Ve vecedeke dâ(aaa)llen feheda;
Seni dall (Zâtî hakikatini bilmeyen) bulup da hakikate erdirmedi mi?
8-) Ve vecedeke ‘âilen fe eğna;
Seni hiçbir şeyin yok iken (fakr - “yok”lukta) bulup da zenginliğe (“gına”ya) kavuşturmadık mı (El Ğaniyy kulu yapmadık mı, Âlemlerden Ğaniyy olanın kulluğunu yaşatmadık mı)?
9-) Feemmel yetiyme fela takher;
O hâlde, yetime hor bakma!
10-) Ve emmessâile felâ tenher;
İsteyeni, soru soranı sakın azarlama!
11-) Ve emma Bi nı’meti Rabbike fe haddis;
Rabbinin nimetini, dillendir!
Kaynak
Ahmed Hulusi
Emma Watson Kimdir? Biyografisi
Emma Charlotte Duerre Watson (d. 15 Nisan 1990, Paris) İngiliz oyuncu, model ve aktivisttir. Watson, Harry Potter film serisinde canlandırdığı Hermione Granger karakteriyle tanındı. Hermione olarak kadroya dahil olduğunda yalnızca dokuz yaşındaydı ve daha önce yalnızca okul gösterilerinde oynamıştı.[1] 2001'den 2011'e kadar Daniel Radcliffe ve Rupert Grint'le beraber sekiz Harry Potter filminde rol aldı.[2] Watson, Harry Potter serisindeki çalışmalarından çok sayıda ödül ve 10.000.000 sterlinin üzerinde para kazandı.[3]
Watson ilk mankenlik deneyimini, 2009'da Burberry'nin sonbahar–kış sezonunda yaptı. 2013 yılının Ekim ayında Empire dergisi tarafından dünya çapında yapılan ankette "En Seksi Film Yıldızı" seçildi.[4] 2007'de Watson iki yapımda yer alacağını duyurdu: Bale Papuçları romanının televizyon uyarlaması ve Despero adlı animasyon film. Bale Pabuçları filmi 2007'de gösterime girdi ve 5,2 milyon seyirci elde etti; Amerikalı yazar Kate DiCamillo'nun romanından uyarlanan Despero ise 2008'de yayınlandı ve 70 milyon dolar gişe hasılatı elde etti.[5][6]
Watson, 2011'den 2014'e kadar zamanını hem film çalışmaları hem de eğitimine devam ederek sürdürdü. Mayıs 2014'te Brown Üniversitesi İngiliz Edebiyatı Bölümü'nden mezun oldu.[7] Sonra, Burberry ve Lancôme moda şirketlerinin reklam kampanyalarına model olarak dâhil oldu.[8][9] Bir moda danışmanı olarak, People Tree şirketi için giyim tasarımlarında yardımcı oldu.[10] 2017 yılında Disney'in 1991 yapımı filminin yeniden uyarlanması olan Güzel ve Çirkin filminde Belle'i canlandırdı.[11]
Hayatı
İlk yılları
Emma Watson, her ikisi de İngiliz avukat olan Jacqueline Luesby ve Chris Watson'ın kızı olarak Paris, Fransa'da doğdu.[12][13] Watson'ın büyükannelerinden biri Fransız'dır.[14] 5 yaşına kadar Paris'te yaşadı. Anne ve babasının boşanmalarının ardından, annesi ve erkek kardeşiyle birlikte Oxfordshire'a taşındı.[12]
Eğitimi
Altı yaşından beri oyuncu olmak isteyen[15] Watson senelerin birinde Stagecoach Sahne Sanatları'nın Oxford şubesinde eğitim gördü; yarım günlük tiyatro okulu olan Stagecoach'ta şan, dans ve oyunculuk dersleri aldı.[16] On yaşına geldiğinde, içlerinde Arthur: The Young Years ve The Happy Prince'in de aralarında bulunduğu çeşitli Stagecoach yapımlarında ve okul oyunlarında oynadı,[17] fakat Harry Potter serisinden önce hiç profesyonelce çalışmadı. Watson, Parade dergisinin 2007'de yapmış olduğu röportajında "Film serilerinin ölçeği hakkında hiçbir fikrim yoktu. Fikrim olsaydı, düpedüz boğulurdum." şeklinde demeç verdi.[18] 25 Mayıs 2014'te Brown Üniversitesi İngiliz Edebiyatı alanında lisans derecesi ile mezun oldu ve Twitter hesabından cübbeli ve kepli bir fotoğrafını yayınladı.[19][20]
Özel hayatı
Watson boşanan ailesinin yeni eşleri ve çocuklarıyla geniş bir ailede büyüdü. Babasının Nina ve Lucy isimli ikizleri[21] ve kendinden 4 yaş küçük Toby isimli çocuğu vardır. Annesinin yeni eşinden iki çocuğu vardır (Emma Watson'ın üvey kardeşleri) ve düzenli olarak onlarla kalmaktadır. Kardeşi Alexander iki Harry Potter filmlerinde gözüktü[21] ve BBC yapımı Ballet Shoes 'da üvey kardeşleri Pauline Fossil karakterinin gençliği rolünü canlandırmıştır.[21]
Annesi ve kardeşiyle Oxford'a taşınan Emma 2003 yılının sonuna kadar The Dragon School 'da okumuş daha sonra Headington School 'a geçmiştir. Film setleri sürerken Watson ve akranları günde 5 saatten fazla özel ders aldı.[22] Filme konsantre olmasına rağmen eğitimine başarılı bir şekilde devam etmiştir.[22] 2006 Haziranında General Certificate of Secondary Education(Liseyi bitirme sınavları) sınavına girmiş ve 10 dersten 8'inden A* ve 2'sinden A notunu almıştır.[23] Brown Üniversitesi'nde (ABD) eğitim görmüş ve bu üniversiteden mezun olmuştur.
Watson Harry Potter serisinden 10 milyon sterlinden fazla kazanmıştır,[3] böyle bir parayı yapacağı hiçbir işte kazanamayacağını kabul etmektedir. Filmlerden kazandığı parayı ailesine vermiş ve üniversite masrafları için bankaya koymuştur.[24] Ancak okulu bitirdiği zaman tam manasıyla aktris olmaya başlayacağını belirten Watson "İnsanlar neden istemediğimi anlamıyorlar... Fakat okul hayatı arkadaşlarımın arasında olmak beni koruyor. Bu benim gerçek hayatta olmamı sağlıyor" demiştir.[18] Çalışırken olumlu olmaya çalıştığını belirtip ailesinin ve meslektaşlarının mutlu bir deneyim için ona yardım ettiklerini söylemiştir.[25][26][27] Watson Harry Potter serilenin yıldızları Daniel Radcliffe ve Rupert Grint ile çok eğlendiğini aralarında kardeşlik bağı olduğunu söylemiştir.
Dans etmek, şarkı söylemek, çim hokeyi, tenis, resim çizmek, balık tutmak[28] ve WTT'ye bağışta bulunmak ilgi alanları arasındadır.[29][30][31] Kendisini "birazcık feminist"[18][25] olarak tanımlayan Watson'ın hayran olduğu oyuncular Johnny Depp ve Julia Roberts'tır.[32]
HAKKINDA KISACA
Doğum 15 Nisan 1990 (33 yaşında)
Paris, Fransa
Vatandaşlık Birleşik Krallık
Eğitim İngiliz edebiyatı (lisans)
Mezun olduğu okul(lar) Worcester Koleji
Brown Üniversitesi
Meslek Oyuncu, model, aktivist
Etkin yıllar 2001–günümüz
Tanınma nedeni Harry Potter film serisi
Boy 1,65 m (5 ft 5 in)
Ödüller Tüm Liste
Kariyeri
Harry Potter 2001-2011
1999 yılında Watson'ın oyunculuk yaşamı J. K. Rowling'in aynı adı taşıyan kitabından uyarlanan Harry Potter ve Felsefe Taşı filmiyle başlamıştır.[15] Yönetmenleri için Harry Potter rolü ve Potter'ın iki arkadaşı Hermione Granger ve Ron Weasley yardımcı rolleri çok önemliydi. Oyuncu ajansları Watson'ı Oxford tiyatro hocası sayesinde buldular[15] ve kendine olan güveninden dolayı ondan oldukça etkilendiler. Sekiz ses sınavının ardından yapımcı David Heyman Watson, Daniel Radcliffe ve Rupert Grint'in sırasıyla Hermione Granger, Harry Potter ve Ron Weasley rollerini kaptığını söyledi. Rowling ilk deneme çekiminden itibaren Watson'ı desteklediğini belirtmiştir.[15]
2001 yılına gelindiğinde Watson'ın sahneye ilk çıkışı Harry Potter ve Felsefe Taşı filminin vizyona girmesiyle olmuştur. Film ilk gün gelirleri ve ilk hafta sonu gelirleri rekorlarını kırmış ve 2001 yılının en fazla gelir elde eden filmi olmuştur.[33][34] Eleştirmenler filmdeki üç ana oyuncuyu övmüş, çoğunlukla Watson'ın performansını ayrıca takdir etmişlerdir. The Daily Telegraph gazetesi performansının "takdire şayan" olduğunu belirtmiştir.[35] Watson Felsefe Taşı'ndaki performansıyla içinde Genç Aktris Ödülü de olan 5 ödül kazanmıştır.[36]
Bir yıl sonra serinin ikinci filmi Harry Potter ve Sırlar Odası ile tekrar kamera karşına geçti. Filmle ilgili olarak birbirinden farklı yorumlar yapıldıysa da eleştirmenler oyuncuların performansları hakkında olumluydu. The Times gazetesi yönetmen Chris Columbus'u Watson'un fazlasıyla popüler olan karakterini yeterince kullanmadığı için eleştirirken[37] Los Angeles Times gazetesi iki film arasında geçen süreçte Watson ve arkadaşlarının olgunlaştığını yazdı.[38] Watson performansıyla Alman Die Welt dergisinin düzenlediği Otto ödüllerinde En İyi Kadın Aktris (gümüş) ödülü almıştır.[39]
2004 yılına gelindiğinde Harry Potter ve Azkaban Tutsağı gösterime girmiştir. Watson iddialı Hermione rolünü beğendiğini, oynadığı rolün "karizmatik" ve "oynanması olağanüstü bir rol" oluğunu söylemiştir.[40] Eleştirmenler Radcliffe'e odun damgası vurup oyunculuk yeteneğinden ümidi kestilerse de Watson'ı övmeye devam etmişlerdir; The New York Times gazetesi etkili performansını "Çok şükür Radcliffe'ın uysallığı, Watson'un sivri uçlu sabırsızlığı ile dengeleniyor" yorumunda bulunmuştur. "Harry gelişen sihirbazlık becerileriyle hava atabilir fakat Hermione Draco'nun burnuna attığı büyüsüz yumrukla büyük alkışı hakkediyor.[41] Ocak 2008 itibarıyla Azkaban Tutsağı en az gelir elde edilen Harry Potter filmi olmasına rağmen Watson için en başarılı filmiydi; bu filmle iki Otto ödülü ve Total Film'in düzenlemiş olduğu törende Yılın Çocuk Performansı ödülünü almıştır.[42][43][44]
2005 yılında Harry Potter ve Ateş Kadehi filminin gösterime girmesi Watson ve Potter filmleri için yeni bir kilometre taşı olmuştur. Eleştirmenler Watson ve genç yıldız rol arkadaşlarının artan olgunluklarını övdü; The New York Times performansını "dokunaklı bir şekilde ciddiyet" olarak belirtti.[45] Watson için, filmin tabiatının büyük kısmı üç ana karakterin arasındaki gerilimi olgunluğuyla yatıştırmasıdır. "Ben bütün tartışmaları sevdim. Onların tartışmalarının çok gerçekçi olduğunu düşünüyorum." demiştir.[46] Ateş Kadehi 'yle birlikte Otto ödülleri (bronz) ödülüde dahil 3 ödül kazanmıştır.[47][48][49] Bir yıl sonra Teen Vogue dergisinin kapağına çıkan en genç kişi olmuştur.[26] 2006 yılında kendini The Queen's Handbag'de bulmuş ve Kraliçe Elizabeth'in 80. yaş günü için özel Harry Potter mini bölümünde oynamıştır.[50] Serisinin beşinci filmi Harry Potter ve Zümrüdüanka Yoldaşlığı 2007'de yayınlandı. Dünya çapında rekor kırarak ilk haftasında 332,7 milyon dolar gelir elde etmiştir.[51] Watson İngiltere'de düzenlenen Ulusal Film Ödülleri'nde En İyi Kadın Performansı ödülünü almıştır.[52] Watson'un ünü serinin filmleriyle devam etti ve 9 Temmuz 2007'de Watson ve Harry Potter'ın yıldızları Daniel Radcliffe ve Rupert Grint Hollywood'un Grauman'ın Çin Tiyatrosu önüne el ve ayak izlerini bıraktılar.[53]
Temmuz 2007'de, Watson Harry Potter serisindeki çalışmalarından 10 milyon sterlinden fazla kazandığını söyledi; hayatının geri kalanında para için çalışmak zorunda olmadığını kabul etti.[3] Mart 2009'da, Forbes dergisinin "En Değerli Genç Yıldızlar" listesinde 6. sırada yer aldı,[54] 2009'da kazandığı yaklaşık 19 milyon sterlin ile Şubat 2010'da Hollywood'un en yüksek maaşlı kadın yıldızı olarak adlandırıldı.[55]
Zümrüdüanka Yoldaşlığı'nda elde edilen başarıya karşın, Harry Potter serisinin geleceğinden endişe duyuldu; üç başrol oyuncusu da son iki bölümdeki rollerine devam etme konusunda kararsızdı.[56] Radcliffe sonunda son filmler için 2 Mart 2007'de anlaşmaya vardı,[56] fakat Watson çok daha duraksamalıydı.[57] Kararın önemli olduğu, filmlerdeki rolün önündeki dört sene boyunca bağlayıcılığı bulunduğunu açıkladı, fakat sonunda "Hermione'yi [rolünü] asla bırakamayacağını" kabullendi[58] ve 23 Mart 2007 günü rol için imza attı.[59] Son filmlere olan taahhüdünün karşılığında, Watson'ın ücreti film başına 2 milyon sterlin olacak şekilde ikiye katlandı[60] "sonunda, artıların eksilerden daha ağır bastığı" kararına vardı.[18] Altıncı filmin ana çekimlerine 2007'nin sonunda başlandı, Watson'ın bölümleri 18 Aralık ile 17 Mayıs 2008 tarihleri arasında çekildi.[61][62]
Watson, 15 Temmuz 2009'da gösterime giren Harry Potter serisinin 6. filmi olan Harry Potter ve Melez Prens (film) ile yine övgü dolu eleştiriler almıştır. Los Angeles Times kendisinin oyununu "İngiliz aktörlüğü açısından kapsamlı bir rehber olarak tanımlarken[63], Washington Post ise "Bu onun şu ana kadarki en büyüleyici performansıydı" şeklinde bir yorumda bulunmuştur.[64]
Harry Potter serisinin son bölümü Harry Potter ve Ölüm Yadigârları için Watson'ın çekimleri 18 Şubat 2009'da başladı[65] ve 12 Haziran 2010'da sona erdi.[66] Parasal ve betik nedenler yüzünden özgün kitap art arda çekilecek iki film hâlinde ikiye bölündü.[67][68] Harry Potter ve Ölüm Yadigârları'nın 1. bölümü Kasım 2010'da yayınlanırken 2. bölümü ise Temmuz 2011'de yayınlandı.
Diğer oyunculuk çalışmaları 2011 - günümüz
Watson'ın Potter filmleri dışında rol aldığı ilk film 2007 yılı yapımı TV filmi olan Ballet Shoes 'dur. Pauline Fossil rolünü canlandırmıştır.[69] Proje için "Harry Potter (ve Zümrüdüanka Yoldaşlığı) 'a dönmek için kararsız kaldım fakat Ballet Shoes'a direnemedim. Gerçekten sevdim." demiştir.[70] Aynı isimli Noel Streatfeild'in romanının uyarlanan BBC adaptasyonu olan filmde Watson hikâyede yer alan üç kız kardeşin en büyüğüdür.[71] Yönetmen Sandra Goldbacher "Emma, Pauline için mükemmeldi... Bir piercingi var, onun sahip olduğu narin hava ona baktıkça sizin ona bakıp dalmanıza sebep olur." yorumunda bulundu.[70] Watson sarı saçıları rol gereği ağartılmıştır.[72] Ballet Shoes Birleşik Krallık'ta yılbaşı tatilinde yayınlandı[73] ve filmi 5.2 milyon izleyici izledi.[74] Film eleştirilerin genelinden zayıf notlar aldı ve The Times filmi "Az duygusal yatırımla veya büyü veya dramatik momentum ilerlemekte" olarak tanımlamıştır.[75][76] Yine de filmdeki performansı genellikle övüldü; The Daily Telegraph filmi için "Kesinlikle iyi yapılmış mıydı, hiç yoktan değil mi? Çünkü o bu günlerde ne kadar iyi çocuk aktörlerden biri olduğunu doğruladı" yazdı.[77]
Watson 2008 Aralığında gösterime giren animasyon filmi The Tale of Despereaux'da seslendirme yapmıştır.[5] Filmde sesiyle Prenses Pea karakterini canlandırdı.
2008 Haziranında Chanel moda şirketi ile 3 milyon dolarlık reklam anlaşması imzalamıştır.[78] Chanel şirketinin sahip olduğu Coco Mademoiselle parfümlerinin Keira Knightley'nın yerini alarak yeni yüzü olmuştur.[78]
Mayıs 2010'da Watson, Saksı Olmanın Faydaları'nın film uyarlamasında rol aldı film Eylül 2012'de gösterime girdi.[79] Haziran 2012'de Watson, sonraki ay çekime başlayan Darren Aronofsky'nin Nuh filminde Ila rolünü aldı Mart 2014'te film yayınlandı.[80] Watson, 2015 yapımı, gerilim filmi Colonia'da rol aldı.[81] Ekim 2013'te, Watson İngiliz GQ tarafından Yılın Kadını seçildi.[82] Watson, Bill Condon'un yönettiği Disney Güzel ve Çirkin uyarlamasında Belle'yi canlandırdı.[83] Film gişede 1.2 milyar doların üzerinde kazanç sağladı ve 2017'nin en yüksek gişe hasılatını kazanan ikinci film oldu. Peşin ücreti 3 milyon dolardı ve kâr katılımı toplamı kazancını 15 milyon dolara çıkardı[84]
Watson, 2019'da, Greta Gerwig'in Louisa May Alcott'un Küçük Kadınlar romanının Oscar adaylı uyarlamasında Meg March rolünü canlandırdı.[85]
Filmografi
Film
Yıl Başlık Rol Yönetmen(ler) Notlar
2001 Harry Potter ve Felsefe Taşı Hermione Granger Chris Columbus
2002 Harry Potter ve Sırlar Odası
2004 Harry Potter ve Azkaban Tutsağı Alfonso Cuarón
2005 Harry Potter ve Ateş Kadehi Mike Newell
2007 Harry Potter ve Zümrüdüanka Yoldaşlığı David Yates
2008 The Tale of Despereaux Princess Pea Sam Fell Robert Stevenhagen Seslendirme
2009 Harry Potter ve Melez Prens Hermione Granger David Yates
2010 Harry Potter ve Ölüm Yadigârları: Bölüm 1
2011 Harry Potter ve Ölüm Yadigârları: Bölüm 2
Marilyn ile Bir Hafta Lucy Simon Curtis
2012 Saksı Olmanın Faydaları Sam Stephen Chbosky
2013 Pırıltılı Hayatlar Nicki Moore Sofia Coppola
Buraya Kadar Kendisi Seth RogenEvan Goldberg
2014 Nuh Ila Darren Aronofsky
2015 Colonia Lena Florian Gallenberger
Regression Angela Gray Alejandro Amenábar
2017 Güzel ve Çirkin Belle Bill Condon
The Circle Mae Holland James Ponsoldt
2019 Little Women Meg March Greta Gerwig
Televizyon
Yıl Başlık Rol Notlar
2007 Ballet Shoes Pauline Fossil Televizyon filmi
2015 The Vicar of Dibley Reverend Iris Bölüm: "The Bishop of Dibley"
2022 Harry Potter 20th Anniversary: Return to Hogwarts Kendisi Televizyon özel
Müzik videoları
Yıl Başlık Rol Performans(lar)
2010 "Say You Don't Want It" Ana karakter One Night Only
Ödülleri
Yıl Organizasyon Ödül Film Sonuç
2002 Genç Artist Ödülleri Gösterime girecek en iyi film– Genç Kadın Aktris Harry Potter ve Felsefe Taşı Kazandı[36]
Akademi Bilimkurgu, Fantezi & Korku Filmleri Saturn Ödülleri Kazanamadı[86]
Empire dergisi Sony Ericsson Empire Ödülü Kazanamadı[87]
American Moviegoer Ödülleri Göze çarpan Yardımcı Aktris Kazanamadı[88]
Genç Artist Ödülleri Gelecek Film En İyi Kadro Kazanamadı[36]
2003 Otto Ödülleri En İyi Kadın Film Yıldızı (Gümüş) Harry Potter ve Sırlar Odası Kazandı[39]
2004 Otto Ödülleri En İyi Kadın Film Yıldızı (Gümüş) Harry Potter ve Azkaban Tutsağı Kazandı[42]
Total Film Yılın çocuk performansı Kazandı[44]
Broadcast Film Critics Association En İyi Genç Aktris Kazanamadı[89]
2005 Otto Ödülleri En İyi Kadın Film Yıldızı (Altın) Kazandı[43]
Broadcast Film Critics Association En İyi Genç Aktris Harry Potter ve Ateş Kadehi Kazanamadı[48]
2006 Otto Ödülleri En İyi Kadın Film Yıldızı (Bronz) Kazandı[47]
MTV Film Ödülleri En İyi Ekran Takımı Kazanamadı[49]
2007 ITV Ulusal Film Ödülleri En İyi Kadın Performansı Harry Potter ve Zümrüdüanka Yoldaşlığı Kazandı[52]
UK Nickelodeon Kids' Choice Awards En İyi Film Aktrisi Kazandı[90]
2008 UK Sony Ericsson Empire Ödülleri En İyi Aktris Kazanamadı[91]
Constellation Ödülleri En İyi Kadın Performansı Kazandı[92]
Otto Ödülleri En İyi Kadın Film Yıldızı (Altın) Kazandı[93]
SyFy Genre Ödülleri En İyi Kadın Oyuncu Kazandı[94]
Glamour Ödülleri En İyi UK TV Aktris Ballet Shoes Kazanamadı[95]
2009 Scream Ödülleri En İyi Fantastik Film Aktris Harry Potter ve Melez Prens Kazanamadı[96]
2010 MTV Film Ödülleri En İyi Kadın Performansı Harry Potter ve Zümrüdüanka Yoldaşlığı Kazanamadı
2010 Teen Choice Ödülleri Fantastik Film Aktris Harry Potter ve Zümrüdüanka Yoldaşlığı Kazanamadı[97]
2012 Akademi Bilimkurgu, Fantezi & Korku Filmleri En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Harry Potter ve Ölüm Yadigârları: Bölüm 2 Kazanamadı
2014 Amerikan Komedi Ödülleri En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Buraya Kadar Kazanamadı
[attachment=113535]
Kaynak ve Dipnotlar
Wikipedia
Ece Seçkin Kimdir? Biyografisi
Ece Seçkin (d. 12 Eylül 1991[1][2][3][4], İstanbul), Türk şarkıcı.
Hayatı
Kariyer hayatı
12 Eylül 1991 tarihinde İstanbul'da Kırım Tatarı bir ailede doğdu. Müzik hayatına 3 yaşında piyano öğretmeni olan annesi Lale Seçkin ile birlikte başladı. Sadece piyano ve solfej üzerine müzik çalışmalarını sürdürürken, 1998 yılında girdiği konservatuvar sınavında, piyano bölümünü birincilikle kazandı. Müziğe olan tutkusunun yanı sıra Filiz Coşkuner’den bale dersleri alarak, yaklaşık 8 yıl kadar bale ve dans eğitimlerine devam etti. Lise yıllarında kendi kurduğu müzik grubunun solistliğini yapmaya başladı. Okul yıllarında katıldığı çeşitli müzik yarışmalarında dereceler alan Ece Seçkin, 2006 yılında Levent Arslan’dan özel şan dersleri almaya başladı.[5]
2010 yılında, müziğe çok uzak bir tercih yaparak, Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni kazandı.
2011 yılında Ozan Doğulu ile tanışması müzik hayatında dönüm noktası oldu.
2012 yılı Temmuz ayına kadar süren 1.5 yıllık yoğun bir çalışma sonucunda, 2012 Ağustos ayında Doğulu Production markası ile Ozan Doğulu prodüktörlüğünde ilk albümü Bu Ne Yaa'yı çıkararak müzik dünyasına adım attı. Tüm aranjeleri Ozan Doğulu’ya ait olan albümün çıkış parçası "Bu Ne Yaa" Deniz Erten imzası taşıyor. Türkiye’de ilk defa 50 kişilik castın görev aldığı klibin yönetmenliğini ise Murad Küçük üstlendi. Vokal koçluğunu Cihan Okan’ın yaptığı albümde yer alan "Mahşer" ve "Canın Sağolsun" şarkılarının sözleri yine Doğulu ailesinden Ece Doğulu’ya ait.
Ece Seçkin, 2014 yılında "Şok Oldum" ile yeniden müzikseverlerle buluştu. Şarkının söz ve müziği Deniz Erten'e ait. Aranjesi ise Ozan Doğulu imzası taşıyor. Şarkıya Murad Küçük yönetmenliğinde klip çekildi. Video klip için 1 ay öncesinde dans provalarına başlayan Ece Seçkin’e klip çekimleri sırasında 4 dansçı ve 40 kişilik teknik ekip eşlik etti. 2013 yılında 40.sı gerçekleşen Altın Kelebek Ödülünü yapılan oylama sonucunda “En İyi Çıkış Yapan Bayan Sanatçı” dalında alarak müzik sektöründe en genç Altın Kelebek Ödülüne sahip isim oldu.
Ozan Doğulu'nun 130 BPM Moderato albümünde yer alan Hoşuna mı Gidiyor? adlı şarkısıyla yeniden çıkış yakalamıştır. Son çalışması Hoşuna mı Gidiyor ile Video Paylaşım Sitesi Youtube' da 135 milyondan fazla izlenme ile 2014' ün en çok izlenen videoları arasına girmiştir.[6]
Mayıs 2015'te Aman Aman adlı maxi single'ı yayınlamıştır. İlk klip "Aman Aman"a gelmiştir. Sözü ve müziği Ayşen & Kemal Şimşekyay'a ait. Şarkının aranjesi ise Ozan Doğulu tarafından gerçekleştirildi. İlk lokomotif şarkı "Aman Aman"ın video klibi Murad Küçük tarafından İstanbul sokaklarında çekildi. Albümde yine Ayşen & Kemal Şimşekyay imzası taşıyan "Follow Me" adında bir şarkı daha bulunuyor.
Ece Seçkin, yeni maxi single çalışması öncesi Mart 2016'da Kolpa grubuyla "Hoş Geldin Ayrılığa" düeti yapmıştır. Ardından Temmuz 2016'da Ozan Doğulu işbirliğiyle dünyaca ünlü şarkıcı Baby Brown'la "Wet" isimli İngilizce bir şarkı seslendirmiştir. Hemen ardından "Zamanım Yok" isimli yeni maxi single çalışmasını çıkartmıştır. İlk klip Murad Küçük yönetmenliğinde "Adeyyo" şarkısına gelmiştir. 18 kamyon beyaz kum ve 16 dev palmiye kullanılarak Kilyos sahillerinde kurulan sette çekilen klipte Seçkin, bir Amazon kadınını canlandırmıştır.
Kişisel hayatı
Annesi Lale Seçkin ve babası emekli Eyüp Seçkin'dir ve ailesinin tek çocuğudur. 15 Eylül 2021 tarihinde Çağrı Terlemez ile evlendi.[7][8][9][10][11][12]
Filmografisi[13][14][15][16][17]
Yıl Yapım Rol Tür Kanal Kaynak Not
2016 Paramparça Kendisi Dizi Star TV [18] 58. Bölüm
2018 Söz [19] 45. Bölüm
Kafalar Karışık Komedi -
Cumali Ceber 2 Sinema Filmi [20]
Diskografisi
Albümler
Yıl Albüm Yapımcı
2012 Bu Ne Yaa Doğulu Productions
2015 Aman Aman DMC
2016 Zamanım Yok
Single'lar
Yıl Single Yapımcı
2014 Şok Oldum DMC
2018 Dibine Dibine
2019 Geçmiş Zaman DGL
2020 Acayip İyi
2021 Yastık DMC
Zafer İçin Doğanlar
2022 Sen Hala Ordasın
Güzelim
2023 Masum
Konuk olduğu albümler
Yıl Şarkı Albüm
2014 "Hoşuna mı Gidiyor?" (ft. Ozan Doğulu) 130 Bpm Moderato
2017 "O La La" (ft. Sinan Ceceli) Söyle
"Sayın Seyirciler" (ft. Ozan Doğulu) 130 Bpm Forte
2018 "Vazgeçtim" Yıldız Tilbe'nin Yıldızlı Şarkıları
2020 "Anlayamazsın" (ft. Sinan Akçıl) Piyanist
2022 "Ağladın Ya" (ft. Sinan Akçıl) Piyanist 2
"Yeşil Su" Serdar Ortaç Şarkıları, Vol. 1
Diğer düetleri
Yıl Şarkı Albüm
2016 "Hoş Geldin Ayrılığa" (ft. Kolpa) Zamanım Yok
"Wet" (ft. Ozan Doğulu & Baby Brown) WET
2019 "Nos Fuimos Lejos" (ft. Descemer Bueno, Enrique Iglesias, El Micha) Nos Fuimos Lejos
"Benjamins 3" (ft. Rozz Kalliope) Benjamins 3
2021 "Bon Voyage" (ft. Faruk Sabancı) Bon Voyage
2022 "Karma" (ft. Anıl Piyancı, Genco Ecer) Karma
Video klipler
Yıl Şarkı Yönetmen
2012 "Bu Ne Yaa" Murad Küçük
"Mahşer"
2014 "Şok Oldum"
"Hoşuna Mı Gidiyor"
2015 "Aman Aman"
"Follow Me"
2016 "Hoş Geldin Ayrılığa"
"Adeyyo"
2017 "Olsun"
"O La La"
"Sayın Seyirciler"
2018 "Dibine Dibine"
Kafalar Karışık (Derya Uluğ ile) Yücel Yolcu
2019 "Vazgeçtim" Murad Küçük
"Nos Fuimos Lejos"
"Geçmiş Zaman" Murat Joker
"Benjamins 3" Murad Küçük
2020 "Anlayamazsın" Erdi Sevinç
"Acayip İyi" Murad Küçük
2021 "Yastık" Said Dağdeviren & İdil Dizdar
"Bon Voyage"
"Zafer İçin Doğanlar"
2022 "Sen Hala Ordasın"
"Güzelim" Murad Küçük
"Karma" İdil Dizdar & Said Dağdeviren
2023 "Masum"
Ödüller ve adaylıkları
Yıl Ödül töreni Kategori Aday Kaynak Sonuç
2013 1.Türkiye Müzik Ödülleri En İyi Çıkış Yapan Sanatçı Kendisi [21] Adaylık
3.Pal Fm Müzik Ödülleri En İyi Çıkış Yapan Kadın Sanatçı [22] Adaylık
40. Altın Kelebek Ödülleri En İyi Çıkış Yapan Solist [23] Kazandı
2015 5.Yakındoğu Üniversitesi Video Müzik Ödülleri Yılın Klibi Hoşuna mı Gidiyor? [24][25] Kazandı
1.Türkiye Gençlik Ödülleri En İyi Şarkı [26] Kazandı
Arel Üniversitesi 4.Medya ve Sanat Ödülleri En Beğenilen 2014 Yılının Kadın Kategorisinde En İyi Çıkış Şarkısı [27] Kazandı
DMC Ödülleri Dijital Satış Ödülü [28] Kazandı
2016 İstanbul Kültür Üniversitesi Sosyal Medya Festivali Ödülleri En İyi Kadın Sanatçı Kendisi [29] Kazandı
DMC Ödülleri Dijital Satış Ödülü Hoşgeldin Ayrılığa Kazandı
2017 6.TURKMSIC Yılın En'leri Ödülleri Yılın En İyi Kadın Pop Şarkıcısı Kendisi [30] Kazandı
Yeditepe Üniversitesi 5.Dilek Ödülleri En İyi Şarkı Adeyyo [31] Kazandı
44. Altın Kelebek Ödülleri En İyi Türk Pop Müziği Kadın Solist Kendisi [32] Adaylık
2018 45. Altın Kelebek Ödülleri En İyi Klip Dibine Dibine [33] Adaylık
Yılın Şarkısı Adaylık
KKTC - Türkiye Yılın En İyileri Ödülleri Yılın En İyi Klibi [34] Kazandı
2021 47. Altın Kelebek Ödülleri En İyi Kadın Şarkıcı Kendisi [35] Adaylık
Kaynak ve Dipnotlar
Wikipedia
RAŞiT TUNCA
BAŞAĞAÇLI RAŞiT TUNCA

FORUMUMUZDA
Dini Bilgiler...
Kültürel Bilgiler...
PNG&JPG&GiF Resimler...
Biyografiler...
Tasavvufi Vaaz Sohbetler...
Peygamberler Tarihi...
Siyeri Nebi
PSP&PSD Grafik
ALLAH
BAYRAK
Radyo Karoglan
Foruma Misafir Olarak Gir
Forumda Neler Var
GALATASARAY
FENERBAHÇE
BEŞiKTAŞ
TRABZONSPOR
MiLLi TAKIM
ETKiNLiKLERiMiZ
Portal
Forum
Search
Community 
Forum Statistics
Forum Team
Calendar
Members
» Latest member:
» Forum threads: 5,258
» Forum posts: 5,849
Read More / Comment 
