MUHAMMED

Muhammed


BAYRAK

TC.Bayrak



Welcome, Guest
You have to register before you can post on our site.

Username
  

Password
  





Forum Statistics
Members:» Members: 7
Latest member:» Latest member: Muhammed
Forum threads:» Forum threads: 5,258
Forum posts:» Forum posts: 5,849

Full Statistics Full Statistics

DOWNLOADEN


“Downloaden Bölümümüzden BEDAVA Grafik Paketleri,E-Kitaplar ve Bedava Bilgisayar Programlarını Tek TIKLA BEDAVA indirebilirsiniz”
(Raşit Tunca)




AYET

“Yeryüzüne muhakkak benim iyi kullarım varis olacaktır”
ENBİYA Suresi 105


FELSEFEMiZ

“ iSLAM OKUMAK YAZMAK YADA ÇiZMEK DEĞiLDiR, Yahutta O Hadis şöyle, Bu Ayette böyle diyor Diye Papağanlıkda Değildir. islam Kuranı ve sünneti HAYATINA TATBiK edip, Onunla Yaşayabilmekdir”
(Karoglan Raşit Tunca Sözü)


Raşit Tunca Sözü

“Yüzme bilmek Denizden çıkmana fayda vermez, taaki yüzme biliyorsan, denizedee düştüysen, ellerini, kollarını, ayaklarını çırpacaksın, ve birde tutuncak dal bulacak, tutunup çıkacaksın. ilimde böyledir, bir ilmi bilmek fayda etmez, taaki, onu hayatında tatbik edesiye, Dinde böyledir, din bilmek imanını kurtarmaz, taaki, ne zaman, bildiğin öğrendiğin dinini hayatında tatbik edip, yaşadın, o zaman belki kurtulursun.”
(Karoglan Raşit Tunca Sözü)

GÜZEL SÖZ

“ Bazen Hata Yapıvermek, Doğruyu bulmanın ilk Basamağıdır.
(Başağaçlı Raşit Tunca Sözü)





Emma Stone Kimdir? Biyografisi

Emily Jean "Emma" Stone (d. 6 Kasım 1988), Akademi ödüllü Amerikalı oyuncudur. 2010 yılında Adı Çıkmış filmiyle tanınmaya başladı ve genç yaşta ilk Altın Küre ve BAFTA adaylığını elde etti. 2014 yılında oynadığı Birdman filmiyle uluslararası alanda başarı sağladı ve ilk Oscar adaylığını elde etti. 2016 yılında oynadığı Aşıklar Şehri filmiyle En İyi Kadın Oyuncu dalında Oscar, Altın Küre, SAG, Volpi Kupası gibi birçok ödül kazandı. 2017 yılında dünyanın en çok kazanan kadın oyuncusu oldu ve aynı yıl Time dergisinin Dünyanın En Etkili 100 Kişisi listesinde yer aldı.[1]

Scottsdale, Arizona'da doğan ve büyüyen Stone, oyunculuk hayatına 2000 yılında çocukken oynadığı Söğütlükte Rüzgâr adlı tiyatro yapımı ile başladı. Gençliğinde annesiyle birlikte Los Angeles'a taşındı ve televizyon hayatına 2005 yılında oynadığı The New Partridge Family adlı TV filmi ile başladı. Küçük televizyon rollerinden sonra 2007 yılında Çok Fena filmiyle sinema hayatına başladı ve Genç Hollywood Ödülü kazandı.

2010 yılında ilk başrolü Adı Çıkmış filminde oynadı ve ilk Altın Küre adaylığını elde etti. 2011 yılında Çılgın Aptal Aşk ve Duyguların Rengi filmleriyle çıkışını sürdürdü. 2014 yılında Birdman filminde oynadı ve ilk Akademi adaylığını elde etti. 2016 yılında Aşıklar Şehri filmiyle Akademi, Altın Küre ve BAFTA ödüllerini kazandı.

Hayatının erken dönemi

Stone, ev hanımı Krista (evlilik öncesi soyadı Yeager) ve müteahhit olan Jeff Stone'un kızı olarak doğdu.[2] Kendisinden iki yaş küçük bir erkek kardeşi bulunan Stone'un,[3] büyükbabası İsveç kökenliydi ve ailesinin soyadı Ellis Adası'ndan ABD'ye göç ederken "Stone" olarak İngilizceye uyarlandı.

11 yaşındayken, Söğütlükte Rüzgâr adlı oyunda ilk sahne deneyimini yaşadı.[4] İki yıl evden eğitim gördü, bu esnada içlerinde The Princess and the Pea, Cinderella, Alice in Wonderland ve Joseph and the Amazing Technicolor Dreamcat oyunlarının bulunduğu Valley Youth Tiyatrosu'ndaki 16 yapımda yer aldı.[2]

Oyunculuk hayatının peşinden gitmek için Kaliforniya'ya taşınmasına ikna etmek adına ailesine, "Project Hollywood" isimli, Madonna'nın "Hollywood" şarkısı hakkında hazırlanmış bir PowerPoint sunumu hazırladı.[5] Liseyi bıraktı ve Ocak 2004'te, 15 yaşındayken annesiyle Los Angeles'taki bir apartmana taşındı ve gün içerisinde yetenek sınavlarını verebilmesi için evde eğitim gördü.[6]

Meslek hayatı
2004-2012

Stone, VH1 yetenek yarışması In Search of the New Partridge Family (2004)'te Laurie Partridge rolünü kazanmasıyla televizyon hayatına başladı.[7] Daha sonra Medium, Malcolm in the Middle ve Lucky Louie dizilerinde yer aldı.[8] 2007'de, dizi iptal edilene kadar, Violet rolünü canlandırarak Fx draması Drive'da düzenli bir rolü oldu.[2] Heroes dizisi için seçmelere katıldı fakat başarısız oldu.[9]

Stone sinema hayatına 2007'de Jonah Hill'in canlandırdığı ana karakter Seth'in hoşlandığı kız olan Jules'i oynadığı gençlik komedi filmi Çok Fena ile başladı. 2008'de, Rainn Wilson'ın karşısında, komedi filmi The Rocker'da yer aldı. Şarkıcı Teddy Geiger'ın yer aldığı bir grupta basgitarist Amelia'yı oynadı. Stone, rol için bas çalmayı öğrendi.[10] Aynı sene The House Bunny filminde de yer aldı. Filmde bir kızlar birliğinin başkanını oynadı ve The Waitress'ın 1982'de söylediği "I Know What Boys Like" adlı şarkısının cover sürümünü söyledi.[11]

2009'da Charles Dickens'ın Bir Noel Şarkısı adlı kitabından hafif bir şekilde uyarlanan, Matthew McConaughey ve Jennifer Garner'ın başrolde oynadığı Hayalet Sevgililerim'de yer aldı. Aynı sene çıkış yakaladığı korku-komedi filmi Zombieland'de, Woody Harrelson, Jesse Eisenberg ve Abigail Breslin ile birlikte oynadı. Film ile Gençlerin Seçimi Ödülleri'nde Komedi Dalında En İyi Kadın Oyuncu adaylığı elde etti.

Stone, Will Gluck tarafından yönetilen komedi filmi Easy A'de, bir lise öğrencisi olarak, Amanda Bynes ile karşılıklı başrol oynayarak ilk başrolünü bu sene elde etti. Rastgele cinsel ilişkide bulunduğuyla ilgili yanlış bir dedikodu yayıldıktan sonra karakteri, öğretmenlerini ve daha tutucu dindar sınıf arkadaşlarını şaşırtır. Senaryo, filmdeki Prynne'ın hayatına göre, Nathaniel Hawthorne'un romanı, The Scarlet Letter ve romanın kahramanı Hester Prynne ile çelişiyor. Stone, proje yapım için seçilmeden önce senaryoyu okudu ve hazırlıklar yapılana kadar menajeri ile beraber bir gözünü onda tuttu. Senaryoya hayran oldu, çünkü "eğlenceli ve hoş"tu ve senaryoda çok fazla ayrıntıyla anlatılan karakteri "ilk okumadan itibaren fantastik"ti. Filmin prodüksiyona başladığını öğrendiğinde, proje hakkındaki hevesini ifade etmek için Gluck'la buluştu. Birkaç ay sonra seçmeler başladı ve Stone, başvuran ilk oyunculardan biri olmak için tekrar Gluck ile buluştu. 2011 En İyi Oyuncu Altın Küre Ödülü-Müzikal veya Komedi için aday gösterildi. 12 Ekim 2010'da MTV Video Müzik Ödülleri'nde yer aldı ve Linkin Park'ı tanıttı.

Stone, Justin Timberlake ve Mila Kunis'in başrolde oynadığı, Will Gluck tarafından yönetilen Arkadaştan Öte'de yer aldı. Seks komedisi Temmuz 2010'da New York'ta çekilmeya başlandı ve 22 Temmuz 2011'de gösterime girdi. Aynı sene ayrıca Steve Carell, Juianne Moore, Ryan Gosling, Marisa Tomei ve Kevin Bacon ile Crazy, Stupid, Love'da karşılıklı başrol oynadı. Carell'ın evlilikle ilgili problemleri olan ve çocuklarıyla sıkıntı yaşayan bir kocayı canlandırdığı karakteri hakkındaki Warner Bros. filmi, 16 Nisan 2010'da çekilmeye başlandı ve 29 Temmuz 2011'de gösterime girdi. Ağustos 2011'de gösterime giren, 1960'larda, Jackson, Mississippi'deki bir dönemi konu alan, Kathryn Stockett'ın aynı isimli çok satan romanından uyarlama, The Help'de başrol oynadı. Gözü yazarlıkta olan, Eugenia "Skeeter" Phelan'ı canlandırdı.

2012-Günümüz

Örümcek Adam film serisinin Columbia Pictures ve Marvel Entertainment tarafından yeniden çekilen versiyonu, İnanılmaz Örümcek Adam’da, Andrew Garfield'ın karşısında esas kız olarak başrolde oynadı. Garfield'ın karakteri Peter Parker'ın hoşlandığı kişi olan 17 yaşındaki Gwen Stacy'yi canlandırdı. 3 Temmuz 2012'de gösterime giren filmi Marc Webb yönetti. Film Aralık 2010'da çekilmeye başlandı ve 2011 Nisan'ının sonuna kadar sürdü. Stone, 21 Jump Street'in yeniden çekiminde başrol için düşünüldü. Bununla birlikte, İnanılmaz Örümcek Adam için anlaştıktan sonra rolü almadı.

Stone, DreamWorks Animation'ın 3D bilgisayar animasyonu mağara adamı komedisi, The Croods'un seslendirme ekibine katıldı. Grug ve Ugga'nın büyük kızları Eep rolünü seslendirdi. Ryan Reynolds, Stone'un karakterinin hoşlandığı Gy'ı seslendirdi. Film 22 Mart 2013'te gösterime girdi. Stone, Kieran Culkin ile kısa komedi filmi Veronica'da karşılıklı başrol oynadı. Griffin Dune tarafından yönetilen film, Kate Winslet, Gerard Butler, Hugh Jackman, Uma Thurman ve Halle Berry'nin yer aldığı antoloji filmi Movie 43 'ün bir komedi bölümüdür. Film Farrelly kardeşler tarafından üretildi.

Stone, Zombieland'in yönetmeni Ruben Fleischer'in filmi Gangster Squad'da başrol oynadı. Sean Penn, Josh Brolin, Anthony Mackie, Giovanni Ribisi ve Michael Peña'nın da başrolde oynadığı suç-dram konulu filmde, 2. kez Ryan Gosling'le çalıştı. Stone, Gosling'in karakteri komiser muavini Jerry Wooters ve Penn'in karakteri gangster Mickey Cohen arasında bir aşk üçgenine yakalanan Grace Farraday'ı oynadı. Film 11 Ocak 2013'te Kuzey Amerika'da gösterime girdi.

Ocak 2012'de, Little White Corvette isimli bir komedi filminin senaryosuna imza attı. Film 2012'nin ortalarında Miami'de çekilmeye başlandı. 2012'nin ortalarında, suç konulu video oyunu Sleeping Dogs'da yardımcı bir rolü seslendirdi. Oscar ödüllü Cameron Crowe'un yönettiği Aloha'da, Rachel McAdams ve Bradley Cooper'ın karşısında başrol için anlaştı.

Stone ayrıca İnanılmaz Örümcek Adam 2'de, Gwen Stacy rolünü tekrarladı. 2014 yılında Alejandro González Iñárritu'nun kara komedi filmi Birdman'de, Michael Keaton, Zach Galifianakis ve Naomi Watts ile birlikte oynadı. Film ile ilk Akademi adaylığını elde etti.

2016'da Aşıklar Şehri filminde oynadı ve Akademi, Altın Küre ve BAFTA ödüllerini kazandı.

Özel hayatı

Stone alışılmış biçimde işi hakkında röportaj vermekte fakat özel hayatının detaylarını açıkça tartışmamaktadır. "Emma" ismini Screen Actors Guild'a kaydolduğunda seçti çünkü "Emily Stone" için zaten bir kayıt vardı. Arkadaşları ve ailesi ona Emily diye seslenmektedir.[özgün araştırma?] Mesleki isim olarak önce Riley Stone'u seçti fakat Malcolm in the Middle'da konuk olarak yer aldıktan sonra, annesinin ona verdiği Emma ismiyle daha rahat olduğuna karar verdi. 2009'da, Los Angeles'tan Greenwich Village'e taşındı.

Stone normalde sarışındır. Küçükken ilk rolünü, saçlarını koyu kahverengiye boyadıktan sonra elde etti. Film yapımcısı Judd Apatow, Superbad'deki rolü için onu esmerden kızıla dönüştürdü. İnanılmaz Örümcek Adam’daki rolü için sarı saçlı hâle geldi.

İnanılmaz Örümcek Adam’ın kadrosuna girdikten sonra, Stone ve Garfield'ın arasındaki kimyanın, onu kesin tercih hâline getirdiğini belirtti. Stone, USA Today ile 2012'deki bir röportajında Garfield'la tartışmaktaki isteksizliğini ifade etti: "Tek kontrol sahibi olduğunuz şeyin söyledikleriniz olduğunu bilmekte büyük bir rahatlık duygusu var. İnsanlar her istediklerini söyleyebilir ve yapabilirler. Eğer bu sizin kendi ağzınınızdan çıkmazsa, sizin için kutsal olan şeyin bu şeklini hâlâ korumak zorundasınız." Nisan 2015 tarihinde ayrılan ve daha sonra kısa bir süreliğine tekrar bir araya gelen çift, 2015'in Ekim ayında kesin olarak ayrıldıklarını duyurdu.[12]

2017'de Stone, Saturday Night Live bölüm yönetmeni Dave McCary ile bir ilişkiye başladı.[13] Aralık 2019'da nişanlandılar ve ertesi yıl evlendiler.[14] Ocak 2021'de çiftin ilk çocuklarını birlikte bekledikleri bildirildi.[15] Mart 2021'de ilk çocukları, bir kızları oldu.[16]

Filmografi ve Ödüller

Rotten Tomatoes ve gişe sitesi Box Office Mojo'ya göre, Stone'un en beğenilen ve ticari olarak başarılı filmleri Superbad (2007), Zombieland (2009), Easy A (2010), Crazy, Stupid, Love (2011), The Help (2011), İnanılmaz Örümcek Adam (2012), İnanılmaz Örümcek Adam 2 (2014), Birdman (2014), La La Land (2016), Cinsiyetler Savaşı (2017) ve Favori (2018).

Stone üç Akademi Ödülü'ne aday gösterildi: Birdman ve Favori için En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu ve La La Land için En İyi Kadın Oyuncu; ve dört İngiliz Akademi Film Ödülü: BAFTA Yükselen Yıldız Ödülü, Birdman ve Favori için En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu ve La La Land için Başrolde En İyi Kadın Oyuncu. Her iki törende de La La Land'de En İyi Kadın Oyuncu ödülünü kazandı. Stone ayrıca 74. Altın Küre Ödülleri'nde Komedi veya Müzikalde En İyi Kadın Oyuncu, La Screen'deki rolü nedeniyle 23. Film Aktörleri Lonca Ödülleri'nde Lider Rolde Kadın Oyuncu tarafından Üstün Performans ve Venedik Film Festivali'nde En İyi Kadın Oyuncu Volpi Kupası'nı kazandı.

Yıl Ad Rol Notlar

2007 Superbad Jules
2008 The Rocker Amelia
2008 The House Bunny Natalie
2009 Ghosts of Girlfriends Past Allison Vandermeersh
2009 Paper Man Abby
2009 Zombieland Wichita (Krista)
2010 Marmaduke Mazie Seslendirme
2010 Easy A Olive Penderghast
2011 Friends with Benefits Kayla
2011 Crazy, Stupid, Love. Hannah Weaver
2011 The Help Eugenia Phelan
2012 Movie 43 Ellen Malloy
2012 The Amazing Spider-Man Gwen Stacy
2012 The Gangster Squad Grace Faraday
2013 The Croods Eep Seslendirme
2014 The Amazing Spider-Man 2 Gwen Stacy
2014 Sihirli Ay Işığı Sophie
2014 Birdman Sam Thomson
2014 Diktatörle Görüşme Kendisi
2015 Mantıksız Adam Jill Pollard
2015 Aloha Allison Ng
2016 Popstar: Never Stop Never Stopping Claudia Cantrell ismi geçmiyor
2016 Aşıklar Şehri Mia
2017 Battle of the Sexes Billie Jean King
2018 The Favourite Abigail Masham
2019 Zombieland: Double Tap Wichita (Krista)
2021 Cruella Cruella de Vil
Televizyon Yıl Ad Rol Notlar
2005 The New Partridge Family Laurie Partridge TV filmi
2005 Medium Cynthia McCallister 1 bölüm
2006 The Suite Life of Zack & Cody Ivana 1 bölüm (seslendirme) (1. sezon, 24. bölüm, Emily Stone olarak)
2006 Malcolm in the Middle Diane 1 bölüm (7. sezon, 16. bölüm)
2006 Lucky Louie Shannon 1 bölüm (1. sezon, 8. bölüm)
2007 Drive Violet Trimble 7 bölüm (1'i yayınlanmadı)
2010 Saturday Night Live Kendisi Sunucu (36. sezon, 4. bölüm)
2011 Saturday Night Live Kendisi Sunucu (37. sezon, 6. bölüm)
2015 Saturday Night Live Kendisi Sunucu (41. sezon, 6. bölüm)
2016 Maya & Marty Çeşitli 1. sezon, 6. bölüm
2017 Maniac


Kaynak ve Dipnotlar

Wikipedia


Şarkıcı Zara Yılmaz Kimdir? Biyografisi

Neşe Zara Yılmaz, sahne adıyla Zara, (d. 15 Ocak 1976, İstanbul), Türk halk müziği ses sanatçısı ve oyuncu.

Hayatı

Aslen Adıyamanlı olan, Alevi ve Sünni fertleri bulunan Kürt bir ailede dünyaya geldi.[1] Çocukluk yıllarında "Neşecik" adı ile sekiz albüm çıkarmıştır.[2] 1991 yılında Milliyet gazetesinin açmış olduğu Liselerarası Müzik ve Halk Oyunları yarışmasında “Türk Halk Müziği Bayan Solist” dalında Türkiye birincisi oldu. Aynı yarışmaya 1993 yılında katılarak tekrar birincilik kazandı.

Yüksek eğitimini İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı Ses Eğitimi Bölümü'nde tamamladı.

1996 yılında TRT’nin açmış olduğu “Yetişmiş Ses Sanatçısı” sınavını kazanarak “TRT Türk Halk Müziği Akitli Ses Sanatçısı” unvanıyla göreve başladı. 1997 yılında Atatürk Kültür Merkezi’nde sahnelenen “Yunus Emre Müzikali” nde Amber rolüyle oyuncu ve solist olarak görev aldı. 1998 yılında 15 aylık çalışmanın ürünü olarak, Zara adı ile ilk albümü olan Avuntu piyasaya sürüldü. Aynı yıl Atıf Yılmaz’ın yönetmenliğinde “Eylül Fırtınası” isimli ilk uzun metraj filminde Tarık Akan ile başrolü paylaştı.[1]

İlk albümünün yankıları sürerken 2000 yılında Boyut adlı ikinci albümünü çıkardı. Albümünde icra ettiği tüm türkülere çekilen klipler VCD'ye eklendi. 2001 yılında Osman Sınav’ın yönettiği Deli Yürek: Bumerang Cehennemi adlı sinema filminde oynadı. 2002’de üçüncü albümü Misafir'i; 2003 yılında ise 27 eserden oluşan 2 disklik Özlenenler albümünü piyasaya sürdü. Özlenenler’in birinci albümünde Zara, müzik severlere ilk kez Türk Sanat Müziği okuyarak sürpriz yaptı. İkinci diskte ise eski Türk filmlerinin şarkılarını seslendirerek tanıdık melodileri sandıktan çıkardı.

2003 yılındaki bir diğer sürprizi ise, sanatçının ilk kez Kanal D kanalında 28 bölümden oluşan Gelin isimli televizyon dizisinde başrol oynayarak halkla buluşmuş olmasıdır. 2004 yılında, 1992’de çekilen ancak deprem felaketlerinden sonra yayını bekletilen, Bayındırlık Bakanlığı ile ortak çalışması Ağıt (Sele gitti) klibi “Doğal Afetlere Bilinçli Toplum” projesi kapsamında yayına girdi. Kral TV ve Magazin Gazetecileri Derneği gibi birçok organizasyonların ödülleri ile birlikte, 2000 ile 2003 yılları arasında 4 yıl üst üste "Türk Halk Müziği En İyi Kadın Sanatçısı" Altın Kelebek ödüllerini aldı.

Sanatçı 2005’te kariyerine, yine çift diskli Zamanı Geldi albümüyle devam etti. Bu albümün ilk diski 17 adet Türk halk müziği eseri, ikinci diski ise 12 adet 70'li yıllar aranjmanı içeriyordu. Sanatçı aynı yılın Ekim ayında, senfoni eşliğinde kaydettiği Bülbül-i Şeyda isimli tasavvuf müziği albümünü piyasaya sundu. TRT 1’de Zamanı Geldi isimli programın sunuculuğunu üstlenen Zara'nın programı 41 bölüm sürdü. Bu program süresince İbrahim Tatlıses, Selda Bağcan, Yavuz Bingöl, Edip Akbayram, Belkıs Akkale, İzzet Altınmeşe, Sabahat Akkiraz, Uğur Işılak, Funda Arar, Zerrin Özer, Fatih Erkoç, Muzaffer Akgün gibi ses sanatçılarını ağırladı.

2006 yılının Ramazan ayında atv’de Tanrı Misafiri adlı sahur programında Zara ünlü konukların evlerinden canlı olarak yayını gerçekleştirdi. 2008 yılında kendi kurduğu ZR Müzik'ten Bahar isimli albümünü piyasaya sundu. 2009 ile 2011 yılları arasında Oktay Kaynarca ile birlikte sundukları Salı Sefası adlı müzik-eğlence programı, TV8 kanalında iki sezon boyunca yayınlanmıştır.

Sanatçı, 2011 yılında Hazine adlı albümünü yine kendi müzik şirketi ZR Müzik'ten piyasaya sürdü. 2012 yılının Temmuz ayında İstanbul Flamenko 5'lisi ile yaptığı Flamenko tarzıyla harmanladığı albümü çıktı. kendi yapım şirketi olan ZR Müzik'ten çıkardığı bu albümde 11 eser bulunuyor. "Ben Bir Anayım" adlı eserin sözleri Zara'ya ait. Son yıllarda tasavvufa olan merakıyla dikkat çeken başarılı yorumcu Zara, ilk evliliğini eski plakçısı Ulus Müzik’in patronu İskender Ulus’la yapmıştı. Bu evlilik 2007 yılında son buldu. Zara 5 yıl sonra 2012 Mart ayında ikinci eşi gazeteci-yazar Akif Beki ile dünya evine girdi. Aralık 2012'de kız bebek annesi olan Zara bebeğine Dila ismini verdi.[3] 2016 yılının Temmuz ayında ise tek celsede boşandılar.[4]

HAKKINDA KISACA

Doğum adı Neşe Yılmaz
Doğum 15 Ocak 1976 (47 yaşında)
İstanbul, Türkiye
Tarzlar Türk halk müziği, Klasik Türk müziği, arabesk, pop
Meslekler Şarkıcı
Etkin yıllar 1986-günümüz
Müzik şirketi Poll Production
DMC
Esen Müzik
Seyhan Müzik
ZR Müzik
Ulus Müzik
Resmî site zaramuzik.com
Eş İskender Ulus
(e. 2002; b. 2007)

Akif Beki
(e. 2012; b. 2016)

Diskografi
Zara adı ile

    1998: Avuntu
    2000: Boyut
    2002: Misafir
    2003: Özlenenler
    2005: Bülbül-i Şeyda
    2005: Zamanı Geldi
    2008: Bahar
    2011: Hazine
    2012: Zara & İstanbul Flamenko 5'lisi
    2014: Derin Aşk
    2016: Derin Aşk 2
    2018: Derin Aşk 3
    2020: Derin Aşk 4

Neşecik adı ile

    Canım Askerim - Acı Gerçekler
    Gurbet (Ağla Sevgilim)
    Garibim
    Taptığım Allah Sevdiğim Sensin
    Yaşamak Bu Değil
    1986: Eyvahlar Olsun
    1991: Alın Yazım - Çek Kara Tren
    1991: Acımasız Dünya

Konuk olduğu albümler

    2012: Orhan Gencebay - Orhan Gencebay ile Bir Ömür
    2012: Güler Duman - Yüreğimden Yüreğinize Sesime Ses Katanlara Selam Olsun
    2019: Erol Evgin - Altın Düetler 2
    2019: Belkıs Akkale - Belkıs Akkale Ahde Vefa
    2022: Musa Eroğlu - Musa Eroğlu ile Bir Asır 2

Filmografisi
Sinema filmleri

    1999: Eylül Fırtınası
    2001: Deli Yürek: Bumerang Cehennemi
    2022: Garip Bülbül Neşet Ertaş [5]

Televizyon dizileri

    2003: Gelin - Kanal D
    2008: İpsiz Recep - TRT 1
    2017: Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz - atv
    2021: Mavera - TRT 1

Televizyon programları

    2005: Zamanı Geldi - TRT 1
    2006: Tanrı Misafiri - atv
    2009: Salı Sefası - TV8
    2015: Sonsuz Şarkı - (TRT Müzik)

Ödülleri

Yıl Ödül veren organizasyon Kategori
2000 28. Altın Kelebek Ödülleri En İyi Türk Halk Müziği Kadın Solist
2001 29. Altın Kelebek Ödülleri En İyi Türk Halk Müziği Kadın Solist
2002 30. Altın Kelebek Ödülleri En İyi Türk Halk Müziği Kadın Solist
2003 9. Kral TV Video Müzik Ödülleri En İyi Türk Halk Müziği Kadın Sanatçı
2004 31. Altın Kelebek Ödülleri En İyi Türk Halk Müziği Kadın Solist
2006 12. Kral TV Video Müzik Ödülleri En İyi Türk Halk Müziği Kadın Sanatçı
Siyaset Dergisi Ödülleri Yılın Türk Halk Müziği Sanatçısı
2007 13. Kral TV Video Müzik Ödülleri En İyi Türk Halk Müziği Kadın Sanatçı
2011 38. Altın Kelebek Ödülleri En İyi Türk Halk Müziği Kadın Solist
2013 19. Siyaset Dergisi Ödülleri Yılın Türk Halk Müziği Kadın Sanatçısı
3. Karadeniz Vakfı Ödülleri Yılın En Başarılı Halk Müziği Kadın Sanatçısı
2014 5. Quality Of Magazine Dergisi Ödülleri En Quality Kadın Sanatçı
41. Magnum Altın Kelebek Ödülleri Türk Halk Müziği Özel Ödülü
2015 20. Siyaset Dergisi Özel Ödülleri Özel Ödül
2016 4. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Lisesi Ödülleri Yılın En İyi Arabesk Kadın Sanatçısı
MGD 22. Altın Objektif Ödülleri En İyi Albüm (Derin Aşk 2)

[attachment=113003]

Kaynak ve Dipnotlar

Wikipedika



Minber Mihrap Kürsü Kubbe Minare Şadırvan Şerefe Nedir?


Minber Mihrap Vaaz Kürsüsü Kubbe Minare Şadırvan Şerefe Nedir?


Camilerin kubbe, minare, şerefe, mihrap, minber, vaaz kürsüsü ve şadırvan gibi bölümleri bulunur. Bunlardan kubbe, minare, şerefe ve şadırvan caminin dış bölümlerindendir.


Kubbe Nedir?

Yarım küre biçiminde olan ve caminin üzerini örten yapıdır.



Minare Nedir?

Müezzinin ezan okuduğu, salâ verdiği, şerefesi olan, yüksek ve ince yapıdır.



Minber Nedir?

Cuma ve bayram namazlarında hutbe okumak için çıkılan merdivenli, yüksekçe yerdir.



Mihrap Nedir?

Kâbe yönünü gösteren ve imamın cemaate namaz kıldırırken durduğu yerdir.



Vaaz Kürsüsü Nedir?

Camide vaaz verip cemaati dini konularda aydınlatan kişinin oturduğu yüksekçe yerdir.



Şadırvan Nedir?

Cami avlularında bulunan, üzeri kubbeli veya açık olan abdest alma yeridir.


Şerefe Nedir?

Camilerde minarenin etrafını çepeçevre dolaşan, müezzinin çıkarak ezan okuduğu, kenarları korkuluklu bölümdür
NAMAZLA ŞUUR KAZANIR KUL! 

Arınan ve Rabbinin adını anıp, namaz kılan kimse mutlaka kurtuluşa erer.”
(A’lâ, 87/14-15)

Yüce Yaratan’a ibadet etmek, O’na kulluk etmek ve niyazda bulunmak denilince namaz, ilk akla gelen ibadettir. Zira namazın Arap dilindeki karşılığı olan “salat”a sözlükler dua edip bağışlanma dileme, yalvarma ile rükû ve secdede bulunma manasını yüklerler.
Gönül, dil ve bedenle kılınır namaz!
Bilinç yüklü bir kulluk vazifesidir namaz. Kalpten başlayıp dilde kıraat ve dua, bedende kıyam, rükû ve secdeyle kendini gösterir. Bu nedenle “tekbirle başlayıp, selamla sona eren, belli hareketlerin yapılması ve sözlerin telaffuzundan ibaret bedenî bir ibadet” şeklindeki tanım, namazın görünen yüzünü ifade eder sadece.
Son asrın önemli müfessirlerinden merhum Elmalılı Hamdi Yazır’ın yaptığı tarif ise işte bu eksik yönü tamamlar: “Peygamberimizin uyguladığı şekilde yerine getirilen, kalp, dil ve bedenle birlikte yapılan bir ibadettir. (Hamdi Yazır, Hak Dîni Kur’ân Dili, 1/190-191.)
Gerçek manasıyla namaz insanın ruhu, zihni ve bedeniyle ihlas içerisinde Allah’ı anması ve övmesidir. O’nu zikretmesi, O’na tesbihte bulunması, sadece O’na sığınması ve yönelmesidir. Huzur-i İlahi’de kulluk bilincinin idrakine vararak hazır durmasıdır. Mümin, namazı kılarken bedeniyle Rabbinin önünde eğilir, O’nun yüceliği karşısındaki acziyetini fark eder; kalbiyle huşû/derin bir saygı duyar Allah Teâlâ’ya.
Namaz ruh ve bedenden oluşan insana benzer. Kıyam, rükû, secde ve teşehhüt gibi hareketler dışarıdan bakanın gördüğü bir beden mesabesindedir. Bu esnada Müslümanın Allah’a karşı bütün kalbiyle hissettiği içten saygı, itaat ve huşu ise namazın ruhudur. İkisi de birbirine bağlıdır. Ne ruhsuz beden, ne de bedensiz ruh bu kulluk vazifesinin hakkını verebilir.
Peygamberimizin duasından (Müslim, Zikir, 73/6906.) ilham alarak, “Allah’ım bizi huşu dolu kalple namaz kılan kullarından eyle!” diyerek yakaralım Rabbimize.
Allah’a en yakın olunan andır namaz!
Kulun, Rabbi ile iletişim ve yakınlaşmasının eşsiz ve özel bir yoludur namaz. Allah Resulü (s.a.s.), namaz kılarken Allah ile kul arasında oluşan bağı ve iletişimi iki kişi arasındaki gizli, özel bir konuşmaya ve muhabbete benzetir. Bu nedenle namaz kılınırken geçirilen vakte daha çok kıymet verir namazın künhüne varan gönül erleri. Öyle ki o bereket dolu anlarda halis mümin, kendini Rabbine adar, dünya ve dünyalıkları geride bırakır.
Dini ayakta tutan direktir namaz!
Namazın diğer ibadetler arasındaki yerini ve önemini en güzel Hz. Peygamber’in şu hadisi anlatır: “Dinin başı İslam (Kelime-i şehadet getirerek Allah’a teslim olmak), direği namaz, zirvesi ise Allah yolunda mücadeledir.” (Tirmizi, İman, 8/2616; İbn Hanbel, 5/231, no: 22366.) Bu hadiste namaz, Araplar arasında yaygın olarak kullanılan ve bilinen bir çadırın direğine benzetilerek anlatılır. Burada çadır İslam dininin bütününü temsil eder. Bu destek, yani namaz sayesinde o çadır ayakta durabilir. Aksi hâlde çadır, yere serilen bir bez parçasından ibarettir. Dolayısıyla İslam binası namazla kuvvet kazanır, olgunlaşır ve ayakta durur. Bu salih amel, insanı küfrün karanlıkları ile şirk girdabına düşmekten koruyan bir perde ve arada duran koruyucu bir barikattır aynı zamanda. 
Taşıdığı bu üstün özellikler nedeniyle olsa gerek tüm peygamberlerin yerine getirdiği ortak ibadet olmuştur namaz. Kulluğun merkezinde yerini almıştır. Hz. İbrahim’den Hz. Musa’ya, Hz. İsa’dan Hz. Zekeriya’ya, Allah’ın mesajını taşıyan tüm elçiler namazla çıkmıştır Rablerinin huzuruna.
Kıyamet gününde Allah’ın, kulları hesaba çekip soracağı ilk kulluk vazifesi namazdır. Kıyametin dehşetli ortamında bizi korkudan emin kılıp kurtuluşa ulaşmamamıza vesile olacak nur da odur. Yüce Allah şöyle buyurur: “Arınan ve Rabbinin adını anıpnamaz kılan kimse mutlaka kurtuluşa erer.” (A’lâ, 87/14-15.)
Cennetin anahtarını şuurlu kılınan bir namazla elde edebileceğimiz müjdesini Efendimiz şöyle muştular:
“Kim, rükûları, secdeleri, abdestleri ve vakitlerine uyarak beş vakit namazı kılmaya devam eder ve bu namazların Allah katından gelen gerçek bir emir olduğuna inanırsa cennete girer.” (İbn Hanbel, 4/266, no: 18535.)
Günün her vaktini bereketli kılma fırsatı namaz!
İnsanın kıymetini takdir edemediği, değerini anlayamadığı iki nimetten biridir vakit. (Buhari, Rikak, 1/6412.) Müslüman, gece ve gündüzün belirli vakitlerinde kılınması istenen namazları yerine getirmekle zaman bilinci ve zamanı yönetme becerisi kazanır. Dünyanın aldatıcı meşgaleleri arasında Rabbini hatırlar, namaz aralarında işlediği günahlar için bağışlanma fırsatı elde eder.
Gönlü Rabbine bağlı kulun, bütün hayatını kuşatır namaz. O, tatlı uykusundan uyanıp sabahın secdesini ederek güne başlar. Gece ve gündüz meleklerinin birlikte şahitlik ettiği bu kıymetli vakitte. (İsrâ, 17/78; Buhari, Ezan, 31/648.)
Güneş tepe noktasını geçince, işine dört elle sarılan Müslümanın yorgunluğunu atma, Rabbini ve nimetlerini hatırlama vakti gelir. Güneş tüm sıcaklığıyla vururken öğlen namazıyla madden ve manen serinler, rahatlar.
Güneşin etkisini azaltıp havanın biraz serinlemesiyle telaş ve koşuşturma içerisinde çalıştığı vakitlere özel bir vurgu vardır Kur’an’da.
“Namazlara ve orta (ikindi) namaza devam edin. Allah’a saygı ve bağlılık içinde namaz kılın.” (Bakara, 2/238; Tirmizi, Salat, 19/181.)
Bu ayetle ikindinin bereketinden mahrum kalınmaması, dünya telaşına kapılıp Allah’ın unutulmaması hatırlatılır insana. Efendimizin bu namaz için verdiği benzetme insanı dehşete düşürecek tarzdaydı: “İkindi namazını kaçıran kimse, sanki ailesini ve malını yitirmiş gibidir.” (Buhari, Mevakitü’s-salat, 14/552; Müslim, Mesacid, 200/1417.)
Gün bitip insanların yavaş yavaş evlerine dönmeye hazırlandığı vakti bereketlendirme fırsatı akşam namazıyla yakalanır.
Günün yorgunluğunun atılma ve dinlenme vaktinde bu ümmet için bir üstünlük vesilesi kılınmıştır yatsı namazı. Mükâfatı eşsiz bu namaz, zamanı bereketlendirmek bir yana Müslümanın imanını ortaya koyup onda nifaktan eser bulunmadığına şahitlik eder. (Müslim, Mesacid, 252/1482.) Hz. Peygamber’in, “insanlar ondaki sevabı bilselerdi sürünerek de olsa kılmak için camiye gelirlerdi.” dediği vakittir o.  (Buhari, Ezan, 9/615; Müslim, Salat, 129/981)
Yatsıdan sonra kılınan üç rekâtlı vitir namazı, Allah Resulü’nün kızıl develerden daha hayırlı bir ibadettir muştusuyla karşılar bizi. (Ebu Davud, Tefrîu ebvâbi’l-vitr, 1/1418.) Kızıl devenin o dönemdeki Araplar için eşsiz değerdeki bir varlık olduğu bilinince bu benzetmenin kıymeti daha da iyi anlaşılır.
Müminin bütün günü Allah’ın zikriyle bereketlenir. Böylece âlemleri yaratana yaklaşır, günahlardan arınır, O’nun rızasına ulaşır, cennetine kavuşur.
Müslümanları diriltir ve birleştirir namaz!
İnsanlığın Hz. Adem’den beri var olan ibadet yeri Kâbe’dir. Allah’a teslim olanların birliğinin, aynı ufka baktığının, aynı hedefe yöneldiğinin sembolüdür Beytullah. Aslında yüzü ve bütün bedeniyle Kâbe’ye yönelmek, gönlünü, kalbini ve zihnini Allah’a vermek, yöneltmektir. Hz. Peygamber’in buyurduğu gibi:  “Sizden biri kıbleye yöneldiğinde, Yüce Rabbi’ne yönelmiştir” (Ebu Davud, Salât, 22/480.)
Kalbi imanla dolu kişi, her gün kıldığı beş vakit namazında diğer inanan kardeşleriyle o cihete yönelerek herkese şu mesajı haykırır: Biz müminler biriz, duygumuz bir, kimliğimiz bir, gücümüz bir, hedefimiz bir, ruhumuz tektir. Biz aynı binanın biri diğerine sımsıkı tutunan taşlarıyız.
Sadece aynı ufka bakmaz müminler birliğini ve diriliğini göstermek için. Haftanın en hayırlı gününde bir araya gelir, birliktelik ruhu içerisinde kaynaşır. Bu kutlu gün cemaat ile kılınan Cuma namazıyla şenlenir, bereketlenir ve değerlenir.
Bir gün değil her gün bir araya gelir Allah’ın evlerinde müminler. Bu yolda attığı her iki adımdan biriyle sevap kazanırken, diğeriyle günahları silinir. (Nesâî, Mesâcid, 14/706.) Cemaat olur mümin kardeşiyle. Omuz omuza verir hak yolunda, saf saf dizilir. Aralarına fitne ve bozgunculuk tohumu ekemez kimse. Kadınıyla, erkeğiyle, çocuğuyla kardeşlik ve dayanışma ruhu olgunlaşır. İman dolu gönüller kenetlenir, “ben” değil “biz” bilinci kalplere nakış nakış dokunur. Bu diriltici ve ümmet yapan ruhundan olsa gerek “cemaatle kılınan namaz, tek başına kılınan namazdan yirmi yedi kat daha faziletlidir.” (Buhari, Ezan, 30/645.)
Mümine güç ve değer katar namaz!
Namaz, dünyanın türlü meşgaleleri arasında boğulan insanı huzura kavuşturur. Bir üzüntüyle ve sıkıntıyla karşılaştığında ona güç verir. Zor zamanlarda her türlü kederi gideren Rabbine onunla sığınır, yakınlaşır.
Gönül, dil ve bedenle kılınan namaz, kin, haset, hayâsızlık ve fenalık gibi manevi kirlere bulaşmaktan korur insanı. Nefsinin ilham ettiklerinin esaretinden kurtarır. Dünya hayatının süfli ve aşağılık durumlarına karşı bir zırhtır, bir kalkandır, takva numunesidir.  Yüce Allah, Kur’an’da bu hususu şöyle ortaya koyar: “(Ey Muhammed!) Kitaptan sana vahyolunanı oku, namazı da dosdoğru kıl. Çünkü namaz, insanı hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah’ı anmak (olan namaz) elbette en büyük ibadettir. Allah, yaptıklarınızı biliyor.” (Ankebût, 29/45.) Namaz, günde beş kere yıkandığı bir nehirdir Müslümanın.  Bu nehir onun üzerinde ne manevi kir bırakır ne de maddi.
Hz. Peygamber şöyle buyurur: “Büyük günah işlenmedikçe beş vakit namaz ve iki cuma, aralarındaki günahlara kefarettir.” (Müslim, Taharet, 14/550.) Hakkıyla kılınan namaz günah kirlerini temizler ve yaratılışın amacını her daim hatırlatır mümine. Müslümanı ahlaki açıdan olgunlaştırır, onu erdemli bir birey haline getirir. Bu kulluk vazifesini huşu ile devamlı ve bilinçli bir şekilde yerine getiren müminde ne nankörlükten eser kalır ne de cimrilikten.
İnsan namaz sayesinde, olgun bir mümine; güzel ahlakı karakter haline gelen bir insan-ı kâmile; iffet ve dürüstlüğüyle, tıpkı rehberi gibi emin bir şahsiyete; İslam’ın gözde ve şuurlu bir temsilcisine ve mübelliğine dönüşür.
Dua ile:
“Rabbim! Beni ve neslimi namaz kılanlardan eyle. Rabbimiz! Duamı kabul buyur.” (İbrahim, 14/40.)

Türk Diyanet
Dr. Kenan Oral
SİRET: BİR GÜZEL AHLAK YÜRÜYÜŞÜ

Güzel ahlakın en özlü tariflerinden birisidir: Kötü huylardan arınmak, iyi huylarla bezenmek. Aslında bu tarif başlı başına “iki adımda ahlak” olarak ifade edilebilecek bir ahlak felsefesi özetidir. Ahlaki olgunlaşma süreci insanın önce kötü davranış ve alışkanlıkları bırakmasını, ardından hayatın her alanına dair değerleri edinip benimsemesini öngörür. Bu sıralama, birey için olduğu gibi toplum için de aşağı yukarı böyledir.

Peygamber Efendimizin (s.a.s.) siretinde gözlemlenen durum da aslında pek farklı değildi. Kötülüğün âdeta standart olduğu ve ahlaksızlığın ahlak, kanunsuzluğun da kanun hâline geldiği bir ortamda çirkinliklerden uzak durmakla ve güzel ahlakı aramakla başlamıştı her şey. Erdemi aramak için toplumdan kopan, toplumun oldukça uzağında kutsalla buluşan, elinde bir fazilet meşalesiyle topluma dönen ve toplumu bir bütün olarak ahlakın aydınlığına çağıran bir insanın hikâyesiydi siret.

Elbette kilit kavram vahiydir. Ve elbette nübüvvettir. Allah Resulü’nün (s.a.s.) hayatındaki ahlak örgüsü ve her keskin dönemeçteki güçlü ahlak vurgusu, kesinlikle rastlantısal olmayıp ilahi bir rahmetin tecellileri niteliğindedir. Tıpkı Hz. Musa’nın ilk bakışta sıradan gibi algılanabilecek bir vakanın ardından toplumun dışına çıkarılması ve erdem arayışına koyulması gibi. Yine tıpkı Hz. Meryem’in Hz. Cebrail ile yüz yüze gelip elinde mucizevi bir fazilet timsali ile topluma dönmesi gibi. Ve tıpkı Hz. İbrahim’in, Âzer’den Nemrut’a kadar bütün bir toplumu en büyük ahlaki kabul olan tevhide davet etmesi gibi.

Hira: Toplumun uzağında ahlak arayışı
Ahlak, fıtratla özdeştir. Var oluşundan itibaren insanın anlam arayışını karşılayan, eksildiğinde ikmali için manevi unsurların (melek, kitap, peygamber) seferber edildiği temel bir yaşam desteğidir. Bi’setin hemen öncesinde oluşan tabloya bu açıdan bakıldığında, inanç temelleri ortadan kaldırılmış bir toplumda yaşamaktan bunalan insanın, kendisini şehrin dışına taşıyan anlam arayışında ulaştığı veya mazhar olduğu ilahi öğreti, tam da ahlaka tekabül edecektir. Bunun içindir ki yüklendiği misyonu tek cümleyle özetleyen Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurur: “Ben, ahlaki güzellikleri tamamlamak üzere gönderildim.” (Mâlik b. Enes, el-Muvatta, I-II, Kâhire 1993, Husnü’l-Huluk, 1/8.)
Güzelliklerin tamamlanması, çirkinliklerin elenmesiyle başlayan bir süreçti. Alak ve Müddessir surelerinin ilk ayetlerinden itibaren vahiy insanı adım adım yönlendirecek, cehalet ve tanrıtanımazlıktan kirli elbiselerle dolaşmaya ve pis işlerle uğraşmaya kadar bir dizi maddi/manevi kirden toplumu sistematik biçimde arındıracaktı.

İlk vahiy: Topluma erdemle dönüş
Toplumun uzağında ve tek başına erdemi edinmek zordu. Ama daha da zor olanı, o erdemi sırtlayıp şehre getirmek ve ahlaki değerlerle ilişkisini neredeyse bitirmiş olan bir topluluğa takdim etmekti. Diğer taraftan, taşradaki erdem, şehirde tek başına sonuç vermemekteydi ve sonuç vermesi için bizzat bir erdemlinin üstünde temsili ve tecellisi gerekmekteydi.
Bu temsilin hangi ölçüde gerçekleştiği Hz. Hatice’nin ilk vahiy olayında söylediklerinden anlaşılabilir. Henüz risaletin ilk gününde, belki de imanını ilk açıklayan kişi olarak Hz. Hatice, üzerini örttüğü eşine teselli sadedinde şu hakikatleri ifade etmişti:
“Hiç korkma; gözün aydın olsun! Sen akraba ilişkisine önem veren, yalan söylemeyen, aile geçindirme yükünü üstlenen, misafir ağırlayan, darda kalanların yardımına koşan bir insansın; Allah seni hiç yolda bırakır mı?” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, XXXXIII/112-114 / 25959.)

Açık tebliğ: Toplumu erdeme çağırış
Allah Resulü (s.a.s.) güzel ahlakın temsil edilmesi gibi son derece ağır bir vazifeyi sünnetiyle ve bizzat gerçekleştirmiştir. Hadis metinleri, erdemin topluma hatırlatılışına ve yeri geldiğinde bu uğurda haykırılışına dair sayısız örnekle doludur. Nitekim Allah Resulü’nün (s.a.s.) peygamberliğini ilan ettiğini haber alan Ebu Zerr el-Ğıfârî’nin kardeşini Mekke’ye durumu araştırmaya gönderdiği ve dönüşte kardeşinin kendisine durumu şu cümleyle özetlediği bilinmektedir: “Onun, ahlaki güzellikleri emrettiğini gördüm.” (Müslim, Fedâilü’s-Sahâbe, 28/6362.) Bu cümle, tebliğe şahitlik etmek bağlamında “gördüm; bunu yapıyordu” vurgusuyla da anlaşılabilir; “önceliğinin ahlak olduğu kanaatine vardım” tarzında bir izlenim özeti olarak da okunabilir. (Nevevi, Yahyâ b. Şeref, Şerhu Sahihi Müslim, Dârü’l-Kütübi’l-‘İlmiyye, Beyrut 1995, XVI/28-29.) İkisi birlikte düşünüldüğünde ise şu ortak sonuç ortaya çıkacaktır: Güzel ahlak şehre getirilmiş ve toplumla açıkça paylaşılmaya başlanmıştır.

Abdullah b. Selâm’ın, hicrette Medine’ye giriş sırasında yaşananları anlatışı da bu bakımdan kayda değerdir. O, şehrin yetişmiş bir insanı ve ehlikitabın bir âlimi olarak kalabalığa karıştığını anlatmakta, âdeta “kurak toprağın suya kavuşması” gibi şehrin erdeme kavuştuğu o anda Peygamber Efendimizin (s.a.s.) ağzından duyduğu “ahlakı ısrarla önceleyip vurgulayan” ilk cümleleri aktarmaktadır:
“Ey insanlar! Selamı yayın! Akrabalarınızı ziyaret edin! Yemek yedirin! İnsanlar uyurken geceleyin namaz kılın! Selametle cennete girin!” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, XXXIX/201-202 (23784); Tirmizi, Sıfatü’l-Kıyâme, 42/2485.)
Hicret: Ahlak üzerine bir toplum inşa ediş

Yeni bir toplumda “olmayan” bir ahlaki düzeni sıfırdan kurmanın elbette birden fazla boyutu söz konusuydu. Siyasi, ekonomik, tarihî ve kültürel boyutların detaylı tetkiki İslam tarihi kaynaklarında mevcuttur. (Hamidullah, Muhammed, İslam Peygamberi, (çev. Salih Tuğ), Ankara 2003, I/175-213.) Ama genel olarak ahlakın temellendirilmesine odaklanıldığında hicrete zemin hazırlayan Akabe görüşmelerindeki maddeleri hatırlamamak mümkün değildir. “Toplumun temsilcisi” olan nakiplerle “Ahlakın temsilcisi” Hz. Peygamber’in (s.a.s.) üzerinde anlaşmaya varıp el sıkıştıkları konular şunlardı: Şirk koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, yalan söylememek, meşru emre karşı gelmemek.
İtikadi, ekonomik, cinsel, ailevi, iletişime veya yönetime dair temel ahlaksızlıkları dışlayan böylesine kapsamlı bir sözleşmenin oturtulduğu temel ise elbette iman olmaktadır. Hadiseyi aktaran Ubade ibnü’s-Samit (r.a.), biat şartlarının nasıl uygulanacağıyla ilgili olarak Allah Resulü’nün (s.a.s.) yaptığı şu açıklamaları da nakleder: “İçinizden kim sözünü tutarsa, karşılığını Allah verecektir. Kim bu suçlardan birisini işler de o suçtan dolayı kendisine ceza uygulanırsa, bu ceza onun günahını siler. Kim de bu suçlardan birisini işlediği hâlde Allah onun yaptığını örtüp gizlerse, onun durumu Allah’a kalmıştır. Allah isterse onu bağışlar, isterse ona azap eder.” (Buhari, Tefsir, (Mümtehine) 3 (4894); Müslim, Hudûd, 41/4461.)
Öyleyse meselenin bir eğitim hamlesi olduğunun, henüz hicret gerçekleşmeden Kur’an öğreticisi Mus’ab b. Umeyr ve diğer sahabilerin elinde şekillendiğinin altı yeniden çizilmelidir. Mekke döneminde on üç yıl boyunca atılan kalbî temelin ve verilen zihinsel eğitimin ardından kısa sürede kurulan hukuki yapı, ibadetler de dâhil olmak üzere dini ve ahlakı topluma sağlıklı bir zeminde sunmuştur. Bunun hiç de şaşırtıcı olmayan sonucu erdem üzerine kurulan bu şehirde zina yapan bir bireyin bile gelip itirafçı olması, “Ben bu suçu işledim, bana cezamı uygulayın da temizleneyim, ahirete kalmasın!” diye yalvarmasıdır. Bu, her türlü hukuki düzenlemeye rağmen şiddetten tutun da hak ihlaline giren birçok suç işlemeye devam eden bireylerin, güzel ahlakı önceleyen bir eğitim modeline duydukları ihtiyacı göstermektedir.

Veda haccı: Güzel ahlakı topluma emanet ediş
Her denemenin bir sonu, her örnekliğin bir hitamı vardır. İnsanlara toplu hâlde ve kurallı bir biçimde nasıl yaşayabileceklerini öğreten Allah Resulü’nün (s.a.s.) veda haccında söyledikleri de sürecin o günü ve geleceğine dair yaklaşımlar açısından dikkat çekicidir. Ahlakla toplumu bütünleştiren, insana her yaşta ve şartta mükerrem olduğunu hatırlatan nebevi üslubun bu nihai hitaptaki görünümü evi toplayıp düzenleyen, giderken de bozmamaları ve dağıtmamaları için evlatlarını uyaran bir annenin içten seslenişini andırmaktadır:
“Benden sonra birbirinin boynunu vuran kâfirlere dönmeyin!” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, XXXI/504-505, (19167); Buhari, Meğâzî, 78/4405.)
Kadınların “Allah’ın emaneti” olarak değerlendirilmesi, insana ırkından dolayı değil sırf insan olma niteliğinden ötürü saygı duyulması ve benzeri yönlerdeki nebevi çağrılar “Bütün bunları size ilettim mi?” sorusuyla bitmekte, yıllarca türlü emeklerle sağlanan büyük bir ahlaki değerler birikimi de topluma böylece emanet edilmektedir.
Vefat-ı Nebi’den (s.a.s.) kısa süre sonra yaşanan tarihî gelişmeler, bu uyarıların önemi kadar insan-toplum-ahlak üçgeninde dengenin muhafazasının zorluğunu da belgelemektedir. O günlerdeki kargaşayı tartışıp durmanın ötesinde, benzer bir sorumluluğun, içinde bulunulan çağda nasıl ifa edilebileceği üzerinde düşünmek daha mantıklı olacaktır.
Bugün: Emaneti/ahlakı koruyabilmek
Sünnet-i seniyyenin bizlere bıraktığı miras; takva, sabır, hayâ, dürüstlük, şükür gibi onlarca ahlaki değerden örülmüş paha biçilemez güzellikte bir elbiseydi. Ve bu elbise, bünyesinde sadece belirli renk ve desenleri değil kendine özgü apayrı bir manevi ruhu da barındırıyordu. Temel mesele, ibadetlerin de teşekkülüne birinci dereceden katkı sağladığı bu büyük manevi ruhu özümseyebilmekti.

Dinin en az davranış boyutu kadar önemli ve derinlikli bir düşünce/zihniyet boyutu olduğunu hatırlayarak… İnsanın insana değer vermediği herhangi bir ahlaki modelin kalıcı olamayacağını öngörerek… Yaşanan bireysel ve sosyal imtihanlardan gerçek ibretler çıkarıp geleceği onlardan hareketle tasarlayarak… Ve bütün bunların ancak, Kur’an-ı Kerim’e imanın hemen yanında Resul-i Ekrem’e (s.a.s.)koşulsuz tabi olmayı da nefsine kabul ettirebilenlere nasip olacağını unutmayarak.


Türk Diyanet
Doç. Dr. Ahmed Ürkmez
İHSAN: ALLAH’I GÖRÜYORMUŞÇASINA YAŞAMAK

“Allah (c.c.) her şeyde ihsanı farz kılmıştır…”
(Müslim, Sayd, 56.)


Hz. Peygamber (s.a.s.) bir gün ashabıyla oturmuş sohbet ederken üzerinde hiç yolculuk emaresi olmayan, bembeyaz giyimli, simsiyah saçlı, hiç kimsenin tanımadığı birisi çıkageldi. Peygamberimizin yanına oturdu, dizlerini dizlerine değdirdi, İslam nedir ve iman nedir diye sorular sormaya başladı. Hz. Peygamber (s.a.s.), her bir sorusuna cevap verdikçe bu yabancı adamın “Doğru söyledin.” demesi sahabenin iyice garibine gitti. Hz. Peygamber (s.a.s.) “O Cebrail’di; size dininizi öğretmeye geldi.” diyerek kimliğini deşifre ettiği bu yabancı adamın sorduğu sorulardan birisi de “İhsan nedir?” idi. Hz. Peygamber’in (s.a.s.) bu soruya verdiği cevap, bu zamana kadar ihsan kavramının en şümullü tanımı olup Müslümanların hayat felsefesini özetleyen bir mahiyet arz etmekteydi. Allah Resulü’nün bu soruya verdiği cevap şu şekildeydi: “İhsan, Allah’ı görüyormuşçasına O’na kulluk etmendir. Her ne kadar sen O’nu göremesen de O seni görmektedir.” (Buhari, İman, 36.)

Buradan öğreniyoruz ki ihsan, dinin mütemmimi olan hasletlerden bir tanesidir. Zira dini öğretmek için gelen Cebrail’in Hz. Peygamber’e sorduğu üç temel unsurdan biridir ihsan. İhsan, iman ve İslam’ın ideal seviyede yaşanmasının yegâne yolu olup bu kavramın hem Allah hem de kullar için bir anlam dünyası bulunmaktadır. Allah için kullanıldığında ihsan, O’nun bütün mahlûkata ikramda bulunması, rızık vermesi, dünya hayatında kâfir yahut mümin, insan yahut hayvan ayrımı yapmadan rahmetiyle muamele etmesi gibi anlamlara gelmektedir. Kullara bakan yönüyle ise ihsanın dört mertebesinden bahsedebiliriz:

Kişinin kendisine karşı ihsan
Hem yaratılış hem donanım hem de yetenek bakımından kişinin kendisini bilmeden ve tanımadan Yüce Allah’ı bilmesi ve mutlak doğruya ulaşması mümkün değildir. Nitekim bu hakikati ifade etmek üzere “Nefsini bilen rabbini de bilir.” sözü bir kelâm-ı kibar olarak söylenegelmiştir. Kendini bilip tanımanın en önemli yolu da kişinin kendisine karşı ihsan üzere olmasıdır. İnsanın yaratılış gayesini bilmesi ve yaptıklarının hesabını vereceğinin bilincinde olması, kendisine karşı en büyük ihsanıdır. Zira bu bilinç, kişinin dünyada huzuruna, ebedî âlemde de kurtuluşuna vesile olacaktır.

Yüce Allah’a karşı ihsan
Yukarıda zikredilen Cibril hadisinde de görüldüğü üzere ihsanın en temel anlamlarından biri, Allah’ı görüyormuşçasına yaşamaktır. Aynı şekilde ihsan, “Nerede olursanız olun O sizinle beraberdir. Allah yaptıklarınızı görmektedir.” (Hadid, 57/4.) ayetini düstur edinip ona göre davranmaktır. Bu yönüyle ihsan, kulluk bilincinin zirvesidir. Zira alıp verdiği her bir nefeste Allah’ı görüyormuş gibi davranan, attığı her bir adımda Rabbin huzurunda olduğunun bilincinde olan bir Müslüman’dan hem kendisine hem de başkalarına zarar verecek bir iş sadır olmayacaktır.

Diğer insanlara karşı ihsan
İhsan, karşılıksız iyilik yapmak, güzel davranışlar ortaya koymak gibi anlamlara da gelmektedir. Kişinin kendisi için sevip istediği şeyi Müslüman kardeşi için istemesi de ihsandır. Bu doğrultuda; insanlara iyilik ve ikramda bulunmak, dertlere derman, gönüllere şifa, yolunu kaybedenlere kılavuz olmak; kısaca insanlığın hayrına olacak her türlü güzel davranış ihsandır. İlim ve fende çığır açmış nice Müslüman ilim adamının yaptığı gibi yeni buluşlar ortaya koymak, bilişim ve teknoloji başta olmak üzere hayatın her alanında Müslümanların ve bütün insanların işlerini kolaylaştıracak icatlar yapmak, ihsanı hayatının merkezine yerleştiren müminlerle mümkün olacaktır. Hiç şüphe yok ki başkasına faydası olmadan çokça nafile ibadetle geçen bir ömürdense başkalarına faydalı olup sadece farz ibadetlerle meşgul olmak çok daha hayırlıdır. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.) bu hakikati şu sözüyle dile getirmiştir; “İnsanların en hayırlısı insanlara faydalı olanıdır.” (Taberânî, el-Mu‘cemu’l-Evsat, VI/58; Beyhakî, Şuabu’l-Îmân, X/115.)

Canlı cansız bütün varlığa karşı ihsan
Canlı cansız bütün varlığa karşı güzel muamelede bulunmak da ihsandır. Nitekim dergimizin bu ayki sayısı için belirlediğimiz hadiste Hz. Peygamber (s.a.s.), Yüce Allah’ın her işte ihsanı farz kıldığını bildirmektedir. Hadisin devamında Allah Resulü savaş hâlindeyken düşmana bile işkence edilmemesini, kurban edilirken hayvana eziyet edilmemesini ve onun rahatlatılmasını isteyerek ihsanın hangi alanlarda olabileceğinin örneklemesini yapmıştır. (Müslim, Sayd, 56.)
Bunların yanı sıra ihsan, bir işi en güzel şekilde yapmak diye de tarif edilebilir. Bu manadan hareketle, mümin bir bireyin ibadetten ticarete, tarım ve hayvancılıktan sanayiye, kısaca hayatın her alanında ihsan üzere olması ve buna göre davranması gerekmektedir. Bilim insanının araştırmalarında insanlığa/canlılara faydayı hedeflemesi; gıda üreticisinin ürettiği gıdada helal ve zararsız içerik bulundurması; mühendisin yaptığı binayı sağlam ve estetiğe uygun inşa etmesi; müteahhidin dere kenarlarına bina yapmaması, zemini sağlam olmayan yerlerde yüksek binalar inşa etmemesi gibi hususların hepsi ihsan kavramının bir gereğidir. Ayrıca İslam’ın üzerinde titizlikle durduğu adaletle muamele, emaneti ehline verme, liyakati önceleme vb. ilkeler de ancak ihsan kavramıyla ayakta kalacaktır.

Özetle ihsan; Allah’ın gördüğünü bilerek her işi en iyi ve en güzel şekilde yerine getirmek ve her şeyin hakkını vererek yapmaktır. İhsan bilinci kaybolduğunda insandaki şuur, ibadetteki huşu da kaybolur gider. Bu yüzden mümine düşen ister toplum içindeyken ister yalnız başınayken olsun ibadetinde veya dünyalık bir meşgalesinde ihsan üzere yaşamaya ve bu hâl üzere ruhunu teslim etmeye gayret etmektir.
Hadisten öğrendiklerimiz
1. İhsan, Allah’ı görüyormuş gibi yaşamak, yapılan her bir işi/ameli en iyi, en güzel ve en sağlam şekilde yapmak demektir.
2. İhsan bilincinin yitirilmesi, adaletin yerini zulmün, huzurun yerini kaosun almasına zemin hazırlayacaktır.


Türk Diyanet
Halil Kılıç
ANNE BABA RIZASI: CENNETE GÖTÜREN KESTİRME YOL

Mekkeli müşrikler, Hz. Peygamber’e ve Müslümanlara yönelik saldırılarını iyice arttırınca Allah Resulü (s.a.s.), şehrin ileri gelenlerini İslam’a davet etmek ve desteklerini almak amacıyla Taif’e gitmişti. Ne var ki Taif halkı, hidayet mesajına kulak tıkamışlar; Hz. Peygamber’i ve yanında bulunan Zeyd b. Harise’yi taşlamışlar, yollara attıkları dikenlerle ayaklarını kan revan içinde bırakmışlar, pek çok ağır söz söyleyip hakaretler etmişlerdi. Bu elim hadiseden sonra Mekke’ye dönüşte karşısına çıkan Cebrail’in, Taif’in başına dağları geçirip ahalisini helak etme talebini geri çevirmiş; bu halde bile onların hidayetini düşünmüş ve onlara beddua etmemişti. (İbni Hişâm, Sîre, II/60-63). Ama gelin görün ki âlemlere rahmet olarak gönderilen ve hayatı boyunca bedduayı ağzına almamaya çalışan Hz. Peygamber (s.a.s.), söz konusu anne baba hakkı olunca meselenin ehemmiyetine vurgu yapmak, bu konuda ihmalkârlık yapılmasını önlemek adına şu ağır sözleri sarf etmişti:
“Yazıklar olsun! Bir kez daha yazıklar olsun! Ve bir kez daha yazıklar olsun!” ‘Kime yazıklar olsun ey Allah’ın elçisi?’ diye sorulunca Hz. Peygamber (s.a.s.) şu cevabı vermişti:
“İhtiyarlık zamanlarında anne-babasından birine yahut her ikisine yetişip de (kendilerine gereken hürmeti göstermediği için) cennete giremeyen kimseye…” (Müslim, Birr, 9.)
Bu hadiste geçen ve “yazıklar olsun” diye çevirmeyi uygun gördüğümüz “ ” tabiri meşhur muhaddis ve Buhari şârihi İbn Hacer’e göre rezil rüsva olma anlamında bir nevi bedduadır. (İbn Hacer, Fethu’l-bârî, I/124.) Bu ifade, beddua anlamına geldiği gibi anne babaya iyilik ve ihsanda bulunulmadığı için cenneti kaçırmak suretiyle gerçek manada rezil rüsva olma anlamına da gelmektedir. Nitekim anne babaya hürmet gösterip onların rızasını kazanan, Yüce Allah’ın da rızasını kazanacak ve ebedi mutluluğa kavuşmuş olacaktır. Ancak anne babasının kadr ü kıymetini bilmeyip onların rızasını kazanamayan, Yüce Allah’ın rızasına da nail olamayacak ve cennetten mahrum olmak gibi büyük bir hüsrana duçar olacaktır. Bundan dolayıdır ki Hz. Peygamber (s.a.s.) “Allah’ın rızası, anne babanın rızasında, gazabı da anne babanın gazabındadır.” buyurmuştur.
Yüce Allah ise Kur’an-ı Kerim’de “Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi ve anne babanıza iyi davranmanızı emretti. Onlardan biri veya ikisi senin yanında yaşlanırsa onlara öf bile deme! Onları azarlama! İkisine de gönül alıcı güzel sözler söyle.” (İsrâ, 17/23.) buyurmak suretiyle hem anne babaya söylenecek en ufak incitici bir söze bile müsaade etmemiş hem de anne baba hakkını, kendisine kulluk edilmesinden hemen sonra zikrederek onlara hak ettikleri değeri vermiştir. Esasında insanın, kendisini yaratan Allah’ı inkâr etmesi, O’na başka varlıkları eş koşması (şirk) Allah nezdinde ne kadar kötü bir tutum ise dünyaya gelmesine vesile olan, büyütüp yetiştirilmesinde sayılamayacak kadar emekleri olan anne babasına hürmetsizlik ve itaatsizlik etmesi de aynı şekilde kötüdür ve her iki tutum da nankörlüktür.
Dinimizde anne babaya verilen değer, ayetlerde ve hadislerde açıkça görülmekle birlikte Allah’a itaat her şeyden ve herkesten önce gelmektedir. Bundan dolayıdır ki Hâlik’a isyan konusunda -anne baba da dâhil- hiçbir mahlûka itaat olmaz. Bu ve benzeri hâller dışında imkân dâhilinde anne-babaları kıracak ve üzecek her türlü söz ve davranıştan uzak olunmalıdır. Zira biz Müslümanlar olarak inanmayan babasına bile “babacığım” diye hitap eden (Meryem, 19/42) nezaket timsali Hz. İbrahim’in (a.s.) milletindeniz; yaşlı anne babaya bakmayı Allah yolunda cihattan daha faziletli gören (Buhari, Cihad, 1; Müsned, XI/102) Hz. Muhammed’in (s.a.s.) ümmetindeniz. Bu itibarla herhangi bir konuda haksız olsalar bile evladın anne babasına küsmeye, onlarla irtibatını koparmaya hakkı yoktur. Ne var ki çoğu kez anne babayla evlatlar arasında incir çekirdeğini doldurmayacak meseleler yüzünden küslükler olabilmektedir. Evlatlar genelde “Bana az, kardeşime çok verildi.”, “Ona alındı, bana alınmadı.” gibi parayla ve malla ilgili dünyalık konularda böylesine tavırlar sergileyebilmektedirler. Fakat evlatların göz ardı ettikleri husus şudur: Sırf dünyaya gelmelerine vesile olmaları, anne babanın hukukunu gözetmeyi ve onlara hürmet göstermeyi zorunlu kılmaktadır. Şayet anne baba, çocukları arasında ayırım yapar veya onlara gerektiği gibi annelik babalık yapmazlarsa elbette bu davranışının hesabını Yüce Allah’a verecek ve ahirette evlatlarıyla hesaplaşmak zorunda kalacaklardır. Ancak onların bu yanlış tutumu evlatlara da yanlış yapma hakkı tanımamaktadır.
Üzülerek belirtmemiz gerekir ki günümüzde yaygınlaşmaya başlayan uygulamalardan biri de anne babaların, evlatlarına en çok ihtiyaç duydukları düşkünlük çağlarında evlatların, “Meğer vefa İstanbul’da bir semt adıymış!” ifadesini haklı çıkaracak mahiyette bir vefasızlık yaparak onları kendi başlarına bırakmaları veya huzur (!) adı verilen evlere terk etmeleridir. Hazine dolu bir sandığın üstünde oturup da o sandığı açmadığı için yoksulluk çeken kişi nasıl içler acısı bir hâldeyse yaşlanmış anne babasını yüzüstü bırakıp Allah’ın rızasından mahrum olan kişinin hâli de aynıdır. Bu kişiler, dünyalık geçici hazları önceleyip anne babalarını kendi hâllerine bırakmakla, kendilerine altın tepside sunulan cennet anahtarını reddettiklerinin ne yazık ki farkında değillerdir.
İşte bu hakikati unutmayalım diye günde beş defa kıldığımız namazda “Rabbenâ” dualarını okuyarak “Rabbim, beni, anne babamı ve bütün müminleri bağışla.” diye onlar için niyazda bulunuyoruz. Namazında bu niyaza yer vermesine rağmen anne babasını yalnız ve kimsesiz bırakarak cennet yoluna bariyer koyan bir müminin, hiç şüphesiz önce imanını sonra ahlakını daha sonra da namazını gözden geçirmesi isabetli olacaktır.
Hadisten Öğrendiklerimiz
1. Anne babanın rızasını almak, Rabbin rızasını ve cennete giden yolu kolaylaştıracaktır.
2. Anne babadan yüz çevirmek ve onları kendi hallerinde çaresiz bir şekilde bırakmak tıpkı kendisini yaratanı inkâr etmek gibi büyük bir nankörlüktür.

Türk Diyanet
Halil Kılıç
YAVAŞLA VE EVİNE DÖN, KALBİNE DÖN

İnsan, zaman denen nehrin içinde bir sandaldı. Su akar, insan o küçük sandalın kıvraklığında yolunu bulur, akar akardı… Su hep gür hep berrak değildi ama o an için önemli olan sadece akmaktı… Zaman denen su önce yavaş, sonra hızlıca azaldı. “Hızlıca” olması azalmak için olunca, bir tuhaftı… Öne doğru akmaya alışık olan insan için durma hâli, unutulmuş bir hâldi ve çoğu insan için durmak, “gerilemek” demekti. Durmamak gerektiği, insana dört koldan tembihlenirdi. Durmak tek başına anlamsız ve amaçsız elbette hoş bir şey değildi. Ünlü hekim Razi, insan sağlığını bedenen ve ruhen incelediği araştırmaları sonucunda “Meşguliyetten daha iyi bir tedavi yoktur...” (E. B. Razi, (2004). Ruh Sağlığı (Et-Tıbbu’r-Ruhani). Çev. Hüseyin Karaman, İz Yay., İstanbul.) demişti. Çünkü insan amaç arayan, o amaca bir anlamla giden bir varlık olarak yaratılmıştı. Meşguliyet edinmek, üretmek demekti, İnsan suyun yani zamanın akışına tekrar katılıyor. Kur’an’ı Kerim’de de “bir işten yorulduğunda diğerine koyul” (İnşirah, 94/7.) buyrulmuştu. Ama dikkatler celbedilirse; önce bir işten yorulmak ve sonrasında işin bir öncekinden farklılığına da vurgu yapılarak “diğerine koyul” deniyordu. “Bir işi bitirir bitirmez ya da bitirmeden aynı anda beş işi birlikte yürüt.” şeklinde bir anlam çıkması mümkün değildi.

Zamanın akışı karantina günleriyle birlikte azaldı. Süzüle süzüle gelen zaman kimi insanların yaşamında pastoral bir tablo gibi pencerelerde dondu. Pencereden bir hayat başladı. Sabah güneşinin doğuşunu, öğlenin parlaklığını, akşam güneşinin kırılarak odaya yansıyan huzmelerini seyretmeyeli uzun zaman olduğunu yine bizzat bize tabiat hatırlattı. İslam âlimleri insanı incelerken, can taşıyanlar içinde bir sınıflandırmayla ele aldı. Can taşımak ruh taşımaktı. Ruh taşımak beden denen toprağa bu dünyadan olmayan bir nurun/tohumun ekilmesiydi. Her can, kendi bedeninde açmış bir çiçekti. Baharın gelişini bayramla karşılayan insan için bu kez öyle olmadı. Bahar geldi yine, dallar çiçeklendi, çayırlar yeşillendi, kuşlar repertuvarını gözden geçirdi. İslam düşünürlerinin canlılar sınıflamasında bulunan bitkisel ruh, yani bitkiler âlemi, tabiat kendi çiçeklerini açtı baharına geçti. İnsanlar ilk defa bu bahar evlerine çekildi. Bu birçok insana bir ceza gibi geldi. Evet, bu karantina günleri acı veren bir ayrılık oldu. Ama ayrılık, birleşmek ve kavuşmayla çift bir kelime olarak var oldu. Ceza, acı ileyse ödül merhametle yazıldı. Her ikisi de hayatın düzeninde birlikte haşrolundu. Her şerde bir hayır; her hayırda bir şer olması, dermanın dertle yan yana verilmesi Allah’tan gelen bir lütuf bazen çözülmesi gereken eğitici bir bulmaca oldu.

Türk Diyanet
Prof. Dr. Ali Erbaş
TARİHİ KİMİN KELİMELERİYLE OKUYORUZ?

Tarih, en yalın tanımıyla bir bilimdir. Bir bilim olarak tarihin çalışma sahası insan topluluklarının bütün faaliyetlerini, geçirdikleri gelişmeleri ve aralarında geçen olayları yer ve zaman göstererek sebep-sonuç ilişkisi içinde, belgelere dayanmak suretiyle araştırmak ve günümüze nakletmektir. İşte tarihin bilimsel nesnelliğinin en zayıf yanı tam da burada başlar. Çünkü tekrarlanabilme ve deney yapılabilme özelliklerinden yoksun olan tarihî olaylar ancak belgeler üzerinden tarihçinin kişisel tutumuna bağlı olarak aktarılabilir. Peki, tarihçi geçmişte yaşanmış olaylar arasındaki ilişkileri dikkate alarak onları yorumlarken ne kadar nesnel olabilir? Bu çok zordur. Zira tarihçinin yaşadığı zaman ve coğrafya, bağlı bulunduğu kültür ve ideoloji olayların dolaysız aktarımını etkiler. Buraya kadar bahsedilen durum, tarih biliminin bilim olarak kendi yapısı ile ilgilidir ama art niyet içermeyen ve kendiliğinden ortaya çıkan bir durumdur. Tarihin bir bilim olarak yukarıda ifade edilen bu yönü, sistemli kötü kullanımlara da yol açmıştır. Modernizm öncesi kendiliğinden oluşan bu durum, modern Avrupa’nın oluşumuyla birlikte daha amaçlı ve sistemli bir hâle gelmiştir. Bunun temelinde Coğrafi Keşifler sonrası dünyaya yayılma ve bu yayılımı tarihî temellere dayandırma amacı yatmaktadır. Avrupa ülkelerinin diğer milletler üzerinde gelişmiş silah ve teknoloji üstünlüğüyle kurduğu sömürgeci hakimiyetin uzun soluklu olması ancak tarih bilimi istismar edilerek sağlanabilmiştir. XVI. yüzyılda Avrupa’nın diğer kıtalar üzerinde kurmaya başladığı sömürgeci yapılar II. Dünya Savaşı’ndan sonra sonlanmıştır. Buna rağmen bu ülkelerde eğitim yoluyla tarih yeniden inşa edilmiş; böylece sömürgeci düzen, sömürülen ülke insanlarının zihinlerinde sürdürülebilmiştir. Bu noktada sömürülen ülkelerin başta “aydın” zümresi olmak üzere her kesiminde üstün ve ilerlemiş Avrupa algısı oluşturulmuştur. Bu projeye “Eurocentrism” yani “Avrupamerkezcilik” demek yerinde olur.

Türk Diyanet
Prof. Dr. Ali Erbaş

RAŞiT TUNCA

BAŞAĞAÇLI RAŞiT TUNCA
Raşit Tunca

FORUMUMUZDA
Dini Bilgiler...
Kültürel Bilgiler...
PNG&JPG&GiF Resimler...
Biyografiler...
Tasavvufi Vaaz Sohbetler...
Peygamberler Tarihi...
Siyeri Nebi
PSP&PSD Grafik

BOARD KISAYOLLARI

ALLAH

Allah



BAYRAK

TC.Bayrak



WEB-TUNCA


Radyo Karoglan

Foruma Misafir Olarak Gir


Forumda Neler Var


Karoglan-Raşit Tunca - Dini - islami - Dini Resim - FIKIH - Kuran - Sünnet - Tasavvuf - BAYRAK - Milli - Eğlence - PNG - JPEG - GIF - WebButtons - Vaaz - Sohbet - Siyeri Nebi - Evliyalar - Güzel Sözler - Atatürk - Karoglan Hoca - Dini Bilgi - Radyo index - Sanal Dergi




GALATASARAY

G A L A T A S A R A Y


FENERBAHÇE


F E N E R B A H C E


BEŞiKTAŞ

B E Ş i K T A Ş


TRABZONSPOR

T R A B Z O N S P O R


MiLLi TAKIM

M i L L i T A K I M


ETKiNLiKLERiMiZ


“Peygamberimiz Buyurdular ki Birbirinize Temiz ağız ile Dua edin. Bizde Sayfamızı ziyaret edenlerin ve bu bölümü ziyaret edenlerin kendilerinin Ruhaniyetine, geçmişlerinin Ruhuna Yasin Okuyup hediye ediyoruz Tıkla, ya sende oku yada okunmuş Yasinlerden Nasibini Al”
(Raşit Tunca)



MEVLANA'DAN

“ Kula Bela Gelmez Hak Yazmadıkca, Hak Bela Yazmaz Kul Azmadıkca, Hak intikamını, Kulunun Eliyle Alır da, Bilmiyenler Kul Yaptı Sanır."
(Hz. Mevlana)