MUHAMMED

Muhammed


BAYRAK

TC.Bayrak



Welcome, Guest
You have to register before you can post on our site.

Username
  

Password
  





Forum Statistics
Members:» Members: 7
Latest member:» Latest member: Muhammed
Forum threads:» Forum threads: 5,258
Forum posts:» Forum posts: 5,849

Full Statistics Full Statistics

DOWNLOADEN


“Downloaden Bölümümüzden BEDAVA Grafik Paketleri,E-Kitaplar ve Bedava Bilgisayar Programlarını Tek TIKLA BEDAVA indirebilirsiniz”
(Raşit Tunca)




AYET

“Yeryüzüne muhakkak benim iyi kullarım varis olacaktır”
ENBİYA Suresi 105


FELSEFEMiZ

“ iSLAM OKUMAK YAZMAK YADA ÇiZMEK DEĞiLDiR, Yahutta O Hadis şöyle, Bu Ayette böyle diyor Diye Papağanlıkda Değildir. islam Kuranı ve sünneti HAYATINA TATBiK edip, Onunla Yaşayabilmekdir”
(Karoglan Raşit Tunca Sözü)


Raşit Tunca Sözü

“Yüzme bilmek Denizden çıkmana fayda vermez, taaki yüzme biliyorsan, denizedee düştüysen, ellerini, kollarını, ayaklarını çırpacaksın, ve birde tutuncak dal bulacak, tutunup çıkacaksın. ilimde böyledir, bir ilmi bilmek fayda etmez, taaki, onu hayatında tatbik edesiye, Dinde böyledir, din bilmek imanını kurtarmaz, taaki, ne zaman, bildiğin öğrendiğin dinini hayatında tatbik edip, yaşadın, o zaman belki kurtulursun.”
(Karoglan Raşit Tunca Sözü)

GÜZEL SÖZ

“ Bazen Hata Yapıvermek, Doğruyu bulmanın ilk Basamağıdır.
(Başağaçlı Raşit Tunca Sözü)



RASPUTİN, Grigori Yefimovich

Rus politikacısı ve dînî mâceracı bir şahsiyet. 1873 senesinde Sibirya’nın küçük bir kasabasında dünyâya geldi. Genç yaşlarda kendisinde bâzı haller olduğunu fark edince, entrika çevirmek üzere faaliyete geçti. Okuma yazma bilmemesine rağmen, zekâsı ve bu halleri sâyesinde dolaştığı yerlerde etrâfında insanları toplamaya başladı. Mensubu olduğu Hıristiyanlık dîninin Ortodoks mezhebini beğenmez; “Mühim olan kalptir. Kalp temiz olduktan sonra günahların kişiye zararı olmaz. Günah, kişinin kendisine âit olup, yaptığı icraata teşbih edilemez.” derdi. Medeniyetten nasîbini almamış olan saray çevresi; pis ve pejmürde kılıklı, parlak sözleri ve birtakım tedâvi yetenekleri olan Rasputin’den çok etkilendi. Rasputin, 1905 senesinden sonra Çariçe Aleksandra’nın güvenini kazandı. Çariçe’nin tesiri altındaki II. Nikolay’ı etkisi altına aldı. Saraya yerleştikten sonra kendisine bağlı adamlarıyla muhâliflerini birer bahâne ile dışarı attırdı. Nüfûzunu arttırmasına rağmen, sürdürdüğü zevk ve eğlenceye düşkün hayâtı sebebiyle çeşitli çevrelerin düşmanlığını kazandı.

Birinci Dünyâ Savaşı sırasında II. Nikolay’ın ordunun başında cepheye gitmesi üzerine, Rusya’nın içişlerinin sorumluluğunu, Rasputin’in elinde oyuncak olan, Çariçe Aleksandra üstlendi. Bundan faydalanan Rasputin, kilise görevlilerinin tâyinlerinden, kabînedeki bakanların seçimine kadar, her konuya karışmaya başladı. Bâzan askerî işlere de müdâhale ederek büyük kayıplara sebep oldu.

Rasputin’i öldürüp Rusya’yı daha büyük felâketlerden kurtarmak gâyesiyle birçok girişimlerde bulunuldu. Bu girişimlerin sonucunda, aşırı milliyetçi grup lideri Prens F. Yusupov tarafından 30 Aralık 1916 günü vurularak öldürüldü.

RASATHÂNE NEDiR?

Alm. Sternwarte (f), Observatorium (n), Fr. Observatoire (m), İng. Observatory. Uzayda bulunan cisimleri incelemeye elverişli teleskop ve diğer yardımcı âletlerle donatılmış kubbesi açık özel binâ. Binânın üzerindeki kubbe döner tertibâtlı olup, ekseni etrâfında 360° döner. Kubbenin üst orta kısmında boydan boya yarık şeklinde açıklık vardır. Bu yarık bir perde ile kapalı olup, gerektiği kadar açılabilir özelliktedir. Teleskop bu açıklıktan gök yüzüne doğru yöneltilir. Modern rasathânelerin hemen yan tarafında, idârî binâ, kütüphâne, kompüter odası gibi yardımcı binâlar bulunur.

Târihi: Rasathânelerin târihi Bâbil, Eski Yunan ve Mısır medeniyetlerine kadar uzanır. Bu devirlerde rasathânelere önem verilmesi dînî törenlerin ve ibâdetlerin zamâna bağlı olmasından ileri gelmektedir. Sonradan bozulup sapık dinler hâline dönmesine rağmen, zamana bağlı olarak ibâdetlerin mevcûdiyeti, aslında bu medeniyetteki insanlara peygamberlerin geldiğine işâret etmektedir.

İlim târihinde müessese olarak arzu edilen şekliyle ilk rasathâne, İslâm dünyâsında görülür. Rasathâneleri İslâm medeniyeti ortaya koyup geliştirmiş, dünyâ kültür ve medeniyetine sunmuş, bu yolun öncülüğünü, kılavuzluğunu yapmıştır. Rasathânelerin, tam teşkilâtlı olarak, uzun yıllar devâmlı ve sistemli çalışacakları için büyük masraflara ihtiyacı vardır. Bu sebepten, incelendiğinde bu binâların hükümdar ve devlet adamları tarafından kurulduğu ve desteklendiği görülür. 829 senesinde Halîfe El-Me’mun Bağdat’ta astronomi rasathânesi kurdurdu. 877 senesinde ise El-Battanî kurduğu rasathânede astronomi tabloları hazırladı ve ekinoks açılarını hassas bir şekilde yeniden hesap etti.

Bağdat’taki rasathânenin ismi Şemmâsiye, Şam’dakinin ismi Kasiyûn idi. Ayrıca; Fâtımî Halîfesi El-Aziz (ölm. 996) ve El-Hâkim (990-1021)’in Kahire’de Mukaddem Dağında; Büveyhî Hükümdârı Şerefüddevle (982-987)’nin 1075’te Bağdat’ta ; Selçuklulardan Melik Şah (1054-1092)’ın 1075’te İsfehan’da; Horasan ve Mâverâünnehr Hükümdârı Uluğ Bey (1394-1449)’in 1421 yılında Semerkant’ta ve Osmanlı Hükümdârı Üçüncü Murâd (1574-1595)ın 1576 yılında İstanbul’da (Tophâne’de) kurdukları rasathâneleri belirtebiliriz. Bunların devamlı çalışabilmeleri için zengin vakıflar kurulmuştur.

İslâm dünyâsında devlet kuruluşları olan rasathâneler yanında, ferdî (kişisel) olanlarına da rastlanmaktadır. Astronom Mûsâ bin Şâkir’in oğullarından Muhammed (825-972) ve Ahmed’in Bağdat’ta Dicle Irmağı kenarında bulunan evlerinde kurdukları rasathâne bunlardan biridir. Bu iki kardeş yer küresinin çapını ilk defâ ölçmüşlerdir. Bu ölçüm çok hassas olup bugünkü hesaplamalara çok yakındır.

Kasiyûn Rasathânesinde Hârezmî (780-850) gezegenlerin gökküresindeki yerleri (koordinatları) ve dolanım süreleriyle ilgili olarak Ziyc-ül-Hârezmî adlı eserini hazırladı. Sarkaç ilk defâ astronomide, İbn-i Yûnus tarafından kullanıldı. Küresel trigonometride görülen temel eşitlikler, Ebü’l-Vefâ tarafından ortaya kondu.

İbni Sinâ, 1025 yılında Hemedan Rasathânesini kurdu. Bu rasathânede mikrometreye benzer bir âlet ilk defâ kullanılmıştır. 1260 senesinde Meraga yakınında Nâsırüddîn teleskopla çok kıymetli çalışmalarda bulundu.

Horasan ve Mâverâünnehr Hükümdârı Uluğ Bey tarafından yaptırılan Semerkant Rasathânesinde, devrin ünlü astronomları çalışmışlardır. Bursalı Kâdızâde Rûmî (1337-1430), Gıyâsüddîn Cemşit (ölm. 1429), Ali Kuşçu (ölm. 1474) bunlardandır. Bu astronomların yaptıkları çalışmalar sonucu 1449 yılında, son kısmı Uluğ Bey tarafından tamamlanan, Uluğ Bey Zîc’i olarak tanınan eser hazırlandı. Bu eser uzun yıllar batı rasathânelerinde temel kitap olarak kullanıldı.

Kopernik’in (1475-1543) ünlü De Revolutionibus adlı eseri, dînî bir suç işlediği için 1882 yılına kadar yasak kitaplar arasında îlân edilirken, Erzurumlu İbrâhim Hakkı (1703-1780) kendi dergâhındaki rasat kulesinde çalışmalar yapıyor ve eserler ortaya koyuyordu. 8. yüzyıl ile 17. yüzyıl arasındaki İslâm rasathâneleri akademik nitelik taşıyor, ekserisinde asrını aşacak tarzda öğretim ve araştırma faaliyetleri yapılıyordu.

Kısaca bu bilgilerden anlaşılıyor ki, gerçek ve modern anlamlı rasathâneler ferdî kuruluş olarak İslâm dünyâsında doğmuş ve büyük gelişme devreleri geçirmiştir. İslâm dünyâsı âlimlerinin ilk iltifat ettikleri ilim astronomidir. Diğer ilimler içinde astronomiye çok büyük önem vermelerinin esas sebebi: Allahü teâlânın Kur’ân-ı kerîmin birçok yerinde meâlen; “Yerleri, gökleri, canlıları, cansızları ve kendinizi inceleyiniz, gördüklerinizin içini özünü araştırınız, bütün bunlarda yerleştirmiş olduğum kuvvetimi, kudretimi, büyüklüğümü ve hâkimiyetimi bulunuz, görünüz, anlayınız!” buyurmasıdır. İmâm-ı Gazâlî de; “Astronomi ve anatomi bilmeyen Allahü teâlâyı tanıyamaz.” demiştir.

Astronomiyle uğraşan İslâm âlimleri, çağımız astronomi ve matematiğine ışık tutmuştur. Roger Bacon, Galileo, Giordano Bruna ve Kopernik ile çağdaşlarının yetişip ortaya çıkmalarına sebep olmuşlardır. Kopernik ünlü eserinde, Batrûcî, İbn-i Şâtır ve Nâsirüddîn Tûsî’nin eserlerinden ilham aldığını belirtmektedir.

Avrupa’da rasathâneler 1400 senelerinde kurulmaya başlandı. 1418 senesinde yalnız denizcilik maksadı ile güneşin doğuş batış ve yücelim noktalarını tespit için Portekiz’in Vincent şehrinde rasathâne kuruldu. 1471 senesinde Nürnberg Rasathânesi, 1501 senesinde de döner kubbeli Kassel Rasathânesi kuruldu. 1609 senesinde teleskopun bulunması ile rasathânelerde büyük gelişmeler oldu. 1672 senesinde Paris, 1675 senesinde Greenwich, 1700 senesinde Berlin rasathâneleri kuruldu. Zamânımızda dünyâ üzerinde 150’yi aşkın rasathâne faaliyet göstermektedir. Ayrıca uzaya gönderilen uydular da bir nevi rasathâne vazifesi görmektedir. (Bkz. Uydu)

Rasathâne çalışması: Her rasathâne kendisine has program dâhilinde incelemelerini yapar. Uzay cisimlerinin fotoğraflarını çekebilmek için ay ışığının olmadığı geceler seçilir. Mevsim ve iklim şartları da rasathâne programlarına tesir eder.

Rasathânelerde iki tip teleskop kullanılır. Bunlar mercek ve ayna sistemiyle çalışan refraktörlerle, modern parabolik radyo teleskoplarıdır. Radyo teleskopları, parabolik antenden alınan mikro ışık dalgalarını 100 ile 1000 kat kuvvetlendirerek fotoğraf şeklinde tespitler yapar. Radyo teleskoplarla, radyo astronomisi başlamıştır. ABD Ohio eyâletinin Columbus şehrinde bulunan radyo teleskop, ekseni etrafında her yöne dönebilmektedir. Bu teleskopun çapı 600 metredir. Washington’da bulunan radyo teleskop 600 metre genişliğinde, 128 dipolden meydana gelmiş, düz antene sâhiptir.

Dünyâ atmosferinin, rasathânelerin çalışmalarına menfi etkisi olduğu bilindiği için incelemeleri atmosferin üst tabakalarından yapmak için çeşitli çâreler düşünülmüş ve bu arada balonlardan çok istifâde edilmiştir. İlk balonlu rasathâne 1958 senesinde yapıldı ve teleskop, spektrograf ve otomatik yıldız tâkip edici âletlerle techiz edilerek yeryüzünden 26 kilometre yükseğe gönderildi.

Uzaya gönderilen çeşitli uzay araçları ile dünyâ yörüngesine oturtulan uzay rasathâneleri atmosferin etkisi olmaksızın mikrodalgalar, fotoğraflar çekerek devamlı dünyâya bilgi göndermektedirler.

Nitekim 1990 yılında uzaya gönderilmiş olan Hubble uzay teleskobuyla atmosferdeki menfi şartlardan arınmış oldukça net ve önemli resimler elde edilmiştir. Hattâ, bu gelişmenin, astronomi biliminin yeniden kurulmasına bile yol açacağı ileri sürülmektedir.

Kaynak

Rehber Ansiklopedisi
Mahmut Sami Ramazanoğlu Kimdir? Biyografisi

Son devrin din adamlarından. 1892 yılında Adana’da doğdu. Ramazanoğulları olarak bilinen âiledendir. Babası Müctebâ Bey, annesi Ümmügülsüm Hanımdır. İlk, orta, lise tahsilini Adana’da tamamladı. Yüksek tahsil için İstanbul’a geldi. Darülfünûn Hukuk Mektebine girerek bitirdi. Zâhirî ilimlerin yanında, tasavvufu öğrenmek istemesi onu hoca aramaya sevk etti. Bunun netîcesinde Erbilli Esad Efendiye talebe oldu. Kısa zamanda hocalarının yakın alâkası ile yetişti. Bir müddet sonra hocası tarafından memleketi olan Adana’ya gönderildi.

1951 yılında, İstanbul’a gelip, iki sene kadar kaldı. Hacca gidip dönüşte Şam’a yerleşti. Fakat burada fazla kalmayıp, dokuz ay sonra tekrar İstanbul’a geldi. Erenköy’e yerleşip, Zihnipaşa Câmiinde halka devamlı vâz ve nasîhatlarda bulunup öğüt verdi. 1979 yılında Mekke’ye göç edip, oraya yerleşti. 12 Şubat 1984 günü vefât ederek, Medîne’deki Cennetül-Bakî Kabristanına defnedildi.

Çok az konuşur, hiç kimseye “şunu yap, bunu yapma” demezdi. Peygamberin hayâtı, Eshâb-ı kirâmın önde gelenleri ve o devirdeki bâzı olaylar ile Kur’ân-ı kerîmden bâzı sûrelerin tefsîrine dâir çoğu sohbet şeklinde yazılmış dînî eserleri vardır.

Mahmut Sami Ramazanoğlu (1892, Adana - 12 Şubat 1984, Medine), yazar, din adamı, hukukçu. Erenköy Cemaati (Altınoluk) lideri.
Eğitim hayatı ve Ölümü

İlk, orta ve lise tahsilini Adana'da tamamladı. İstanbul'da Darü'l-fünun Mektebi'ne girdi. Hukuk Fakültesi'ni birincilikle bitirdi. Memleketi Adana'da Cami-i Kebir'de vaaz ve hususî sohbetler yaptı. Şahsi geçimi için bir kereste ticarethanesinin muhasebesini tuttu.[1]

1979 yılında Medine'ye yerleşti. Medine'de 12 Şubat 1984 pazar günü öldü. Medine'deki Mescid-i nebevi yanındaki Cennet'ul Bâkîyye Mezarlığı'na defnedildi. Hakkında Mustafa Yürekli yönetmenliğinde "Sami Efendi: Mahmut Sami Ramazanoğlu" (2005) belgesel yapılmıştır.[2]

İsmi Konya'da bir imam hatip lisesine verilmiştir.
Eserleri
Hazreti İbrahim (AS)
Hazreti Yusuf (AS)
Yunus ve Hud Sureleri Tefsiri
Bedir Gazvesi ve Enfal S.
Uhud Gazvesi
Tebük Gazvesi
Hazreti Ebu Bekir (RA)
Hazreti Ömer (RA)
Hazreti Osman (RA)
Hazreti Ali (RA)
Hazreti Halid İbni Velid (RA)
Ashab-ı Kiram (RA) (1-2)
Musâhabe (1-6)
Mükerrem İnsan
Fatiha Suresi Tefsiri
Bakara Suresi Tefsiri
Dualar ve Zikirler[
RAMAZAN

İslâmiyette oruç tutulan ay. Mübârek üç ayların üçüncüsüdür. Kamerî aylar arasında dokuzuncu sıradadır.Ramazan, lügatta “yanmak” demektir. Çünkü bu ayda oruç tutan ve tövbe edenlerin günahları yanar, yok olur. Ramazan, oruç ayıdır. Bu aya yetişen akıllı ve bâliğ (ergen, evlenecek yaşa gelmiş olan) Müslümanlara oruç tutmak emredilmiştir (Bkz. Oruç). Bakara sûresi 185. âyet-i kerîmesinde meâlen; “O sayılı günler Ramazan ayıdır ki, Kur’ân-ı kerîm o ay içinde indirilmiştir. O Kur’ân-ı kerîm, insanları Hakk’a ulaştırır, helâl ve haramda ve din hükümlerinde hakkı bâtıldan ayırır.Sizden her kim Ramazan ayına erişirse (hazır olur, hasta ve misâfir olmazsa) orucunu tutsun. Kim hasta olur, yâhut seferde bulunursa, oruç tutmadığı günler sayısınca sıhhat ve ikâmet hâlinde orucunu kazâ etsin. Allah size kolaylık diler, size güçlük dilemez.” buyruldu.

Ramazan ayı, çok şereflidir. Bu ayda yapılan nafile namaz, zikir, sadaka ve bütün nâfile ibâdetlere verilen sevap, başka aylarda yapılan farz ibâdetlere verilen sevap gibidir.

Bu ayda bir oruçluya iftâr verenin günahları affolur. Cehennemden âzâd olur, kurtulur. O oruçlunun sevâbı kadar, ayrıca buna da sevap verilir.

Bu ayda ibâdet ve iyi iş yapabilenlere bütün sene bu işleri yapmak nasip olur. Bu aya saygısızlık edenin, günah işleyenin bütün senesi günah işlemekle geçer.

Bu ayda elden geldiği kadar, ibâdet etmelidir. Allahü teâlânın râzı olduğu beğendiği işleri yapmalıdır. Bu ay, âhireti kazanmak için fırsattır. Kur’ân-ı kerîm Ramazanda indi. Kadir gecesi bu aydadır.

Ramazân-ı şerîfte iftarı erken yapmak, sahuru geç yapmak sünnettir. Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem, bu iki sünneti yapmaya çok önem verirdi.

Bu ayda her gece, Cehenneme girmesi gereken binlerce Müslüman affolur, âzâd olur, kurtulur. Bu ayda, rahmet ve Cennet kapıları açılır. Cehennem kapıları kapanır. Şeytanlar, zincirlere bağlanır.

Ramazan ayının fazîleti: Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem buyurdu ki; “Ramazan ayı gelince, Cennet kapıları açılır, Cehennem kapıları kapanır ve şeytanlar bağlanır.” Resûlullah efendimiz Şâban ayının son günü hutbede buyurdu ki: “Ey Müslümanlar! Üzerinize öyle büyük bir ay gölge vermek üzeredir ki, bu aydaki bir gece (Kadir Gecesi), bin aydan daha faydalıdır. Allahü teâlâ, bu ayda, her gün oruç tutulmasını emretti. Bu ayda, geceleri terâvih namazı kılmak da sünnettir. Bu ayda, Allah için ufak bir iyilik yapmak, başka aylarda, farz yapmış gibidir. Bu ayda, bir farz yapmak, başka ayda yetmiş farz yapmak gibidir. Bu ay, sabır ayıdır. Sabır edenin gideceği yer Cennettir. Bu ay, iyi geçinmek ayıdır. Bu ayda müminlerin rızkı artar. Bir kimse, bu ayda, bir oruçluya iftar verirse, günahları affolur. Hak teâlâ, onu Cehennem ateşinden âzâd eder. O oruçlunun sevâbı kadar, ona sevap verilir.”

Eshâb-ı kirâm, dediler ki: Yâ Resûlallah! Her birimiz, bir oruçluya iftar edecek, onu doyuracak kadar zengin değiliz. Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem buyurdu ki: “Bir hurma ile iftar verene de, yalnız su ile oruç açana da, biraz süt ikram edene de bu sevap verilecektir. Bu ay, öyle bir aydır ki, ilk günleri rahmet, ortası af ve mağfiret ve sonu Cehennemden âzâd olmaktır. Bu ayda, işçinin, memurun, askerin ve talebenin vazifesini hafifleten patronları, âmirleri, kumandanları ve müdürleri,Allahü teâlâ affedip, Cehennem ateşinden kurtarır. Bu ayda dört şeyi çok yapınız! Bunun ikisini Allahü teâlâ çok sever. Bunlar, Kelime-i şehâdet söylemek ve istiğfar etmektir. İkisini de zâten her zaman yapmamız lâzımdır. Bunlar da Allahü teâlâdan Cenneti istemek ve Cehennem ateşinden O’na sığınmakdır. Bu ayda, bir oruçluya su veren bir kimse, kıyâmet günü susuz kalmayacaktır.”

Hadîs-i şerîflerde buyruldu ki:

Bir kimse, Ramazan ayında oruç tutmayı farz bilir, vazife bilir ve orucun sevâbını, Allahü teâlâdan beklerse, geçmiş günahları affolur.

Allahü teâlâ benim ümmetime, Ramâzan-ı şerîfte beş şey ihsan eder ki, bunları hiçbir Peygambere vermemiştir:

1. Ramazanın birinci gecesi, Allahü teâlâ müminlere rahmet eder. Rahmetle baktığı kuluna hiç âzâb etmez.

2. İftar zamânında, oruçlunun ağız kokusu, Allahü teâlâya her kokudan daha güzel gelir.

3. Melekler, Ramazanın her gece ve gündüzünde, oruç tutanların affolması için duâ eder.

4. Allahü teâlâ, oruç tutanlara, âhirette vermek için, Ramazân-ı şerîfte Cennette yer tâyin eder.

5. Ramazân-ı şerîfin son günü, oruç tutan müminlerin hepsini affeder.

Diğer hadîs-i şerîflerde buyruluyor ki:

Ramazan ayında Cumâ gününü tâatla geçiren, bin seneden çok ibâdet etmiş gibi olur.

Dikkatli olun! Ramazan ayındaki sevap ve günahlar katlarıyle yazılır. Ramazanda çok namaz kılınız! Çok Kur’ân-ı kerîm okuyunuz! Çünkü Ramazan ayında okunan Kur’ân-ı kerîmin her harfi için, Cenâb-ı Hak, Cennet bahçelerinden bir bahçe ihsan eder.

Ramazan ayını baştan sona kadar oruçla geçiren günah bakımından anasından doğduğu gün gibi olur. Yâni hiç günahı kalmaz.

Ramazan ayında bir gün oruç tutana Cennette bir köşk verilir. Bu köşkün bin kapısı vardır. Her kapısının önünde büyük bir ağaç bulunur. O kadar büyüktür ki, bir süvâri yüz sene gölgesinden yürüse, gölgesinden çıkamaz.

Ramazan ayının her gününde, iftar zamânında Allahü teâlâ kendilerine azâb yapılması lâzım olan binlerce günahkârı Cehennemden kurtarır.

Eğer kullar, Ramazân-ı şerîf ayındaki özel sevapları bilselerdi, bütün senenin Ramazan olmasını isterlerdi.

Allahü teâlâ göklere ve yere konuşmak için izin verse, onlar Ramazanda oruç tutan kimseye elbette Cenneti müjdelerdi.

Ramazan ayının gelmesine sevineni, Allahü teâlâ, kıyâmet gününün korkusundan muhâfaza eder.

Allahü teâlâ Ramazân-ı şerîfin her gecesinde üç defâ; “Benden bir şey isteyen var mıdır? İstediğini vereyim. Tövbe eden var mıdır? Tövbesini kabûl edeyim. İstiğfâr eden var mıdır? Mağfiretime (affıma) kavuşturayım.” buyurur.

Ramazân-ı şerîfe hürmet eden, Allahü teâlâya hürmet eder.

Ramazân-ı şerîfe hürmet etmek, Allahü teâlânın emirlerini yerine getirmek, yasaklarından kaçmakla olur. Oruç tutup da gıybet eden, yalan söyleyen, onun bunun kalbini kıran, haramlardan kaçmayan kimse Ramazan ayına hürmet etmiş olmaz. Hadîs-i şerîfte buyruldu ki:

Ramazan ayında günah işlemeyi terk eden kimsenin, Allahü teâlâ on bir aylık günahlarını mağfiret eder.

Ramazan ayı, hilâlin (yeni ayın) görülmesiyle başlar. Hilâli görmeden önce yapılan hesapla, takvimle başlanmaz. Hadîs-i şerîfte; “Ayı görünce oruç tutunuz! Tekrar görünce orucu bırakınız (bayram yapınız!)” buyuruldu. Ramazanın başlangıcını bulmak için, gökte hilâli aramak ve görünce gidip devletin tâyin ettiği yetkili kimseye haber vermek, her Müslümanın vazifesidir.

Ramazan hilâli gökte görülemezse, Şâban ayı otuz gün tamam olmak lâzımdır. Eskiden Şâbanın otuzuncu günü öğle namazı zamânına kadar oruç tutup, o gün Ramazan olduğu îlân edilmezse, oruç bozulurdu. Bulutlu havada hilâli bir âdil Müslüman kadın veya erkeğin gördüm demesiyle, açık havada ise, birçok kimsenin söylemesiyle, kâdı, yâni şerîati tatbik eden hâkim, Ramazan olduğunu îlân ederdi. Kâdı bulunmayan yerlerde, hilâlin görülmesiyle Ramazan olurdu.“Âdil” demek, büyük günah işlemeyen ve küçük günaha alışık olmayan demektir.

Şâbanın otuzuncu gecesi, bir şehirde hilâl görülünce, bütün dünyâda oruca başlamak lâzım olur. Gündüz görülen hilâl gelecek gecenin hilâlidir. Kutuplara ve Aya giden Müslümanın da, seferi değilse bu ayda gündüzleri oruç tutması lâzımdır. Yirmi dört saattan daha uzun günlerde, oruca saatle başlar ve saatle bozar. Gündüzü böyle uzun olmayan bir şehirdeki Müslümanların zamânına uyar. Eğer oruç tutmazsa, gündüzleri uzun olmayan yere gelince kazâ eder. Hilâli görmekleRamazanın başlaması, hesapla anlaşılandan bir gün sonra olabilir. Fakat bir gün önce olamaz. Arafât’ta vakfeye durulan (Arefe) günü de böyledir.

Eskiden bütün İslâm devletlerinde Ramazanın başladığını bildirmek için, Müslümanlar tarafından gökte hilâl (ay) gözetlenirdi. Osmanlılarda İstanbul’un ve her şehrin yüksek yerlerinde, minâre şerefelerinde, Ramazan hilâlinin doğması beklenirdi. Hilâli görenler, durumu kadıya (hâkime) arz ederlerdi. Hilâli görüp ilk olarak haber verenlere bahşişler, hediyeler verilirdi. Ramazanın geldiği, davullar çalınarak halka duyurulurdu. Ramazanın ilk günü devlet dâireleri tâtil olur, diğer günlerde de çalışma saatleri azaltılırdı.

Ramazan, Müslüman topluluklarının her birinde, bulundukları iklime, coğrafî şartlara ve dünyâ görüşlerine göre değişik örf ve âdetlerin doğmasına sebep olmuştur. Bu ayda, diğer aylara göre dînî emirlere daha fazla bağlılık, Kur’ân-ı kerîm okumak, kazâ namazı kılmak, sadaka ve zekât vermek gibi ibâdetleri artmaktaydı. Ayrıca Ramazana mahsus yiyecekleri, güllaç, tarhana, börekler, tatlılar, kavurma, turşular, çeşitli baharat, şekerleme ve reçelleri hazırlamak halkımızın zevki olmuştur. İkindiden sonra iftara kadar geçen zamanlarda Kur’ân-ı kerîm okuyarak, vaaz ve mukâbele dinlemekle geçirirlerdi. Konak sâhipleri iftara çeşitli tabakalardan misafir dâvet eder, karınlarını doyurduktan sonra bunlardan ihtiyaç sahiplerine “diş kirası” adı altında bir de bahşiş verirlerdi.

Ramazan ayının Osmanlı Saray hayâtına kattığı bir geleneği de, Sultan Üçüncü Mustafa Han devrinden îtibâren sarayda icrâ olunmaya başlanan Huzur Dersleriydi (Bkz. Huzur Dersleri). Ramazan ayına mahsus bu derslerde âlimler, Kâdı Beydâvi Tefsiri’ni esas almak üzere ders verirdi. Hazır bulunanlar dînî sorularını sorarak cevaplarını alırlardı. Ramazan ayının 15. gününden îtibâren halk bayram hazırlığına başlardı. Evlerde temizlik, tâmirat, boya ve badana yanında bayramlık yeni elbiseler, bayramlık şekerleme ve tatlı tedarikine gidilirdi. Bu, alışveriş piyasasına ve evlere büyük canlılık ve neşe getirirdi. Zenginler konaklarında çevredeki fakirleri giydirip kuşandırıp, onlara bayram harçlığı verirdi. Terâvihlerde, hele bayram günleri câmiler tıklım tıklım dolup dolup taşardı.

Osmanlılarda Ramazanın 15. gününden sonra Peygamberimizin Veysel Karânî hazretlerine hediye ettiği Hırka-i şerîfin bulunduğu câmi ziyâret edilirdi (Bkz. Hırka-i Şerîf). Son zamanlarda bu ziyâret Ramazanın ilk cumâsında yapılmaya başlanmıştır. Askerlere bu ayda yemek üzerine baklava ikrâm edilirdi.

Ramazan mânileri: Ramazan ayının edebiyatımızda ayrı bir yeri vardır. Divan şâirleri bu ayı yüceltici ve “Ramazaniye” adı altında şiirler yazarlardı.

Ramazanda sahur davulcuları, evlerin önünde amazan mânileri söylerler, bahşiş (hediye) toplarlardı.

Akşam göründü hilâl,

Kazançlar olsun helâl!

Orucun sevabını

Çok verecek Zül-celâl.

***

Bu ayın kadri yüce

Hizmet et gündüz gece

Orucu tutmalıyız

Hepimiz âilece.

***

Rahmet ayı geldi yine

Şeytan kaçar sine sine

Şükür kavuştuk bugüne

Geldi Mübârek Ramazan

***

Kur’ân okuyan diller

Söyler Ramazan için

Lâle ile sünbüller

Güller Ramazan için

***

Kur’ân inmişti bu ayda

Dinlemeyene ne fayda

Oku çadırda, sarayda

Geldi mübârek Ramazan

***

Şükür bu aya girdik

Akşam hilâli gördük

Sevinçlere gark olup

Yüzü toprağa sürdük

***

Âleme rahmet geldi

Büyük bir nîmet geldi

Ramazanla birlikte

Müjde-i Cennet geldi

***

Secdeye varan başla

Gözlerden akan yaşla

Müslüman arkadaşla

Ne güzeldir Ramazan

***

Kur’ân okur bütün diller

Aşkıyla coştu gönüller

Seherlerde açar güller

Geldi mübârek Ramazan

***

Kavuştuk Ramazana

Ne de büyük ihsana

Mîdenin dinlenmesi

Huzur verir insana

***

Geldi mübârek günler

Sevindi insü cinler

Kalkıp ibâdet eder

Sahur vakti müminler

***

İmânsız ölmeyesin

Dert belâ görmeyesin

Dilerim Cennetlik ol

Ateşe girmeyesin

***

Sâlih olan seçilir

Gök kapısı açılır

Oruçlunun üstüne

Ne rahmetler saçılır

***

Çok nurludur bu gece

Uğurludur bu gece

Bin aylık ibâdetten

Hayırlıdır bu gece

***

Gidiyor güle güle

Hak’tan affını dile

Leyle-i Kadir ile

Ne güzeldir Ramazan

***

Bak geldi Şevval ayı

Bırakma merhabayı

Bir ganimet bilmeli

Gece gündüz duâyı

RAMAZAN

Sana hasretti câmi, sana hasret minâre,

Sende bulur hazzını, top sesi pâre pâre...



Yankı yapar kubbeler, sende tevhid sesini,

Sensin sığınak yapan, rahmetin gölgesini...



Kabaran dalgaların, bak hele sevincine,

Gizlenmişken sulara, sevinç içinde yine...



İniyor dünyâmıza, gece gündüz melekler,

Yükseliyor Allah’a binbir çeşit dilekler...



Günahkâr kalbimizi, nûrunla temizlersin.

Cennetin kapısını bizlere açan sensin...



Sultan oldun aylara, tâc ettin kandilleri,

Aydınlattın binlerce, kararmış gönülleri...



Bayram ediyor şimdi, canlı cansız kâinat,

Bambaşka oldu âlem yeniden buldu hayat...



Seni bu günahkâr kul; bilmem nasıl anlatsın?

Tövbekâr kula rahmet, çâresiz hayatsın...



Allah’a gider her an yorulmaksızın zaman,

Al rûhumu içine, Hakk’a götür Ramazan...
RAKAMLAR

Alm. Ziffer (f), 2. Zahl (f), 3. Menge (f); Fr. 1. Chiffre (m), 2. Nombre (m), 3. Quantité (f); İng. 1. Numeral, 2. Number, 3. Quantity. Sayıları göstermek, ifâde etmek için kullanılan sembol ve harfler. 5: 2/3; -4; -6÷7 gibi. Târihçiler basit cisimlerin veya cisim gruplarının miktarlarını belirtmek, eklemek, çıkarmak için kullanılan ilk sembollerin parmak, çubuk, çakıl gibi şeyler olduğunu tahmin etmektedir.

Beş bin seneden fazla bir müddet önce Sümerli ve Kaldeliler 60 tabanına göre kullanılan sayılarını ifâde etmek için “çivişekilli” rakamlar geliştirdiler. Bunlar aynı zamanda rakamları taş tabletlere yazarak rakamları geniş ölçüde kullanan ilk toplum oldular. Bin yıl kadar sonra Mısırlılar hiyeroglif, yâni şekiller hâlinde olan rakamlar kullandılar. Bir zincir 100, bir çiçek demeti 1000 ve bir parmak 10.000 sayılarını gösteriyordu. Mısır medeniyetinin ilerlemesiyle bunlar, yazılması daha kolay, kıymet olarak daha küçük olan, toplama, çıkarma ve belirli bölme işlemleri için daha münâsip hâle geldi.

Grekler ve İbrâniler alfabelerinin harflerini rakam olarak kullandılar. Bunlar büyük sayıların ifâdesine mühim kolaylık getirdiler. İki sayısına eşit olan “beta” harfinin sol altına yazılan bir çizgi ikibin sayısını gösteriyordu. Roma rakamları da yine parmak hesabından ilham alınarak geliştirilmişti. Bu rakamlar en uzun süre kullanılan sistemlerden oldu.

Bütün bunlara rağmen Arap rakamlarına kadar hiçbir rakam sistemi, bugünkü medeniyetin meydana gelmesine yardımcı olacak nitelikte değildi. On rakamdan teşekkül eden bu sistemde en önemlisi sıfır rakamı mevcuttu. Üstelik bu on rakamın değişik şekillerde yanyana getirilmeleriyle her sayı elde edilebiliyordu. Meselâ; sıfırsız olan diğer sistemlerle 602 sayısının elde edilmesi çok zordu. Arap rakamları, üstlü ve köklü sayıların ifâdesinde de öncü oldu.

Günümüzde kullanılan modern sistem büyük ölçüde Arap sistemine dayanır. “Arap Rakamları”, devrindeki şekliyle Avrupa’ya 12. asırda geçer. Bu rakamlar ilk önceleri İspanya sınırlarını aşamadı. Ancak yüz yıl kadar sonra yavaş yavaş çevre ülkelere yayılmaya başladı. Önceleri Roma rakamlarını kullanmakta israr eden Avrupalılar, daha sonra bütün olarak Arap rakamlarını kabul ettiler. Bunlar, Avrupalıların elindeki Hint rakamlarının da tesiriyle 18. yüzyılda iyice gelişti. 19. yüzyılın ikinci yarısından sonra da bugünkü geometrik şekli aldı.

Rakam, sayıları yazılı olarak göstermeye yarayan sembollerden her biri. Pek çok dil ve kültürde kullanılan Arap kökenli rakamlar şunlardır:

0 , 1 , 2 , 3 , 4 , 5 , 6 , 7 , 8 , 9 {\displaystyle \mathbf {0} ,\mathbf {1} ,\mathbf {2} ,\mathbf {3} ,\mathbf {4} ,\mathbf {5} ,\mathbf {6} ,\mathbf {7} ,\mathbf {8} ,\mathbf {9} }

{ {\displaystyle {\big \{}} 0,1,2,3,4,5,6,7,8,9 } {\displaystyle {\big \}}} kümesinin elemanları onluk sayma sisteminin rakamlarıdır. Bir sayının basamaklarının alabileceği sayı değerlerinin kümesi o sayma sisteminin rakamlarını oluşturur. Dolayısıyla farklı sayma sistemlerinin farklı sayıda rakamları vardır. Örneğin sekizlik sayma sisteminde her bir basamak 0 ile 7 arasında sayı değeri alabildiği için rakamları { {\displaystyle {\big \{}} 0,1,2,3,4,5,6,7 } {\displaystyle {\big \}}} kümesinin elemanlarıyla belirtilir. Benzer şekilde onaltılık sayma sisteminde rakamlar 0 ile 15 arasındaki sayılardır. Bir sayı yazılırken sayıyı oluşturan rakamlar basamak değerlerine göre sıralanarak yan yana dizilirler. Bu yüzden rakamlar bireysel sembollerle ve sayılar da bu sembollerin ardışık yazılmasıyla ifade edilmektedir. Ondan fazla rakam içeren sayma sistemlerinin 9'dan büyük sayı değerine sahip rakamlarını bireysel sembollerle ifade edebilmek için genelde bu rakamlar harflerle temsil edilirler. Örneğin onaltılık sayı sisteminin rakamları { {\displaystyle {\big \{}} 0,1,2,3,4,5,6,7,8,9, A, B, C, D, E, F } {\displaystyle {\big \}}} kümesindeki sembollerle ifade edilir. Burada A'dan F'ye harfler sırasıyla 10 ile 15 arasındaki sayıları ifade eden rakamlardır.

Rakam hanesi, basamaklı sayısal sistemlerde sayıları ("2" veya "5") temsil etmek için kullanılan kombinasyonlarda ("25" gibi) kullanılan sayısal semboldür (25 sayısı gibi).

Belirli bir sayı sisteminde, taban bir tam sayı ise, gerekli basamak sayısı daima tabanın mutlak değerine eşit olacaktır. Örneğin, ondalık sistem (taban 10) on basamak (0 ila 9 arası) içerirken, ikili (taban 2) iki basamaklıdır (0 ve 1).
Rakam ve sayı

Her farklı rakam bir sayıyı ifade eder, fakat sonsuz sayıda sembol kullanımı gerekeceğinden her sayının sadece bir rakam kullanılarak yazılabildiği bir yazı sistemi yoktur. Sayılar rakamlar ve başka semboller ("-","/", "e", karekök sembolü, pi sembolü...) kullanılarak bildirilir. Örneğin "3" rakamdır, Türk alfabesiyle "üç" olarak ifade edilen sayıyı belirtmek için kullanılır. "Elli dört" bir sayıdır "5" ve "4" rakamları kullanılarak onluk sayma sisteminde "54" olarak ifade edilir. Benzer şekilde -1, -2, -3, -4, -5, -6, -7, -8 ve -9 negatif sayılardır ancak rakam ve "-" sembolü ihtiva etmekle birlikte rakam değillerdir.
Çift ve tek rakamlar

Çift rakamlar: 0, 2, 4, 6 ve 8.

Tek rakamlar: 1, 3, 5, 7 ve 9.

bir sayının çift veya tek olduğunu bölümden kalana bakılarak belirlenebilir. çift rakamlar 2 ile bölündüklerinde 0 kalanını verirler. tek rakamlar ise 2 ile bölündüklerinde 1 kalanını verirler.
Farklı dillerde rakamlar
Batı Arap 0 1 2 3 4 5 6 7 8 9
Doğu Arap ٠ ١ ٢ ٣ ٤ ٥ ٦ ٧ ٨ ٩
Bengalce ০ ১ ২ ৩ ৪ ৫ ৬ ৭ ৮ ৯
Çince
(basit) 〇 一 二 三 四 五 六 七 八 九
Çince
(kompleks) 零 壹 貳 叁 肆 伍 陸 柒 捌 玖
Çince
花碼 (huā mă) 〇 〡 〢 〣 〤 〥 〦 〧 〨 〩
Devanagari ० १ २ ३ ४ ५ ६ ७ ८ ९
Ge'ez
(Etiyopya) ፩ ፪ ፫ ፬ ፭ ፮ ፯ ፰ ፱
Gujarati ૦ ૧ ૨ ૩ ૪ ૫ ૬ ૭ ૮ ૯
Gurmukhi ੦ ੧ ੨ ੩ ੪ ੫ ੬ ੭ ੮ ੯
Kannada ೦ ೧ ೨ ೩ ೪ ೫ ೬ ೭ ೮ ೯
Khmerce ០ ១ ២ ៣ ៤ ៥ ៦ ៧ ៨ ៩
Lao ໐ ໑ ໒ ໓ ໔ ໕ ໖ ໗ ໘ ໙
Limbu ᥆ ᥇ ᥈ ᥉ ᥊ ᥋ ᥌ ᥍ ᥎ ᥏
Malayalam ൦ ൧ ൨ ൩ ൪ ൫ ൬ ൭ ൮ ൯
Moğolca ᠐ ᠑ ᠒ ᠓ ᠔ ᠕ ᠖ ᠗ ᠘ ᠙
Burmese ၀ ၁ ၂ ၃ ၄ ၅ ၆ ၇ ၈ ၉
Oriya ୦ ୧ ୨ ୩ ୪ ୫ ୬ ୭ ୮ ୯
Roman I II III IV V VI VII VIII IX
Tamilce ௦ ௧ ௨ ௩ ௪ ௫ ௬ ௭ ௮ ௯
Telugu ౦ ౧ ౨ ౩ ౪ ౫ ౬ ౭ ౮ ౯
Tayca ๐ ๑ ๒ ๓ ๔ ๕ ๖ ๗ ๘ ๙
Tibetçe ༠ ༡ ༢ ༣ ༤ ༥ ༦ ༧ ༨ ༩
Urduca ۰ ۱ ۲ ۳ ۴ ۵ ۶ ۷ ۸ ۹


[attachment=120930]
Râgıb el-İsfehânî Kimdir? Biyografisi

RÂGIB İSFEHÂNÎ

Meşhur tefsir ve nahiv (dilbilgisi) âlimi. İsmi; Hüseyin bin Muhammed bin Mufaddal er-Râgıb el-İsfehânî’dir. Râgıb-ı İsfehânî diye meşhûr olmuştur. Doğum târihi kesin olarak bilinmemektedir. Aslen İsfehanlı olup, Bağdât’ta oturdu. 1108 (H.502) senesinde vefât etti.

İmâm-ı Gazâlî ile aynı asırda yaşayan, hayâtı ve hocaları hakkında fazla bilgi bulunmayan Râgıb-ı İsfehânî’nin Mûtezile fırkasına mensup olduğunu iddiâ edenler varsa da Fahreddîn-i Râzî Esâs-üt-Takdîs adlı eserinde onun Ehl-i sünnet îtikâdında olduğunu bildirmiştir. Fıkıhta Hanefî mezhebine tâbi olup, onun Mûtezilî olduğu rivâyeti yanlıştır.

Eserleri:

1) Tefsîr-ül-Kur’ân: Çok kıymetli bir tefsir kitabı olan bu eserini tamamlayamamıştır. 2) Müfredat-ül-Elfaz-il-Kur’ân: Bu eser, Kur’ân-ı kerîmin kelimelerinin lügat mânâlarını, iştikaklarını ve birbirine olan irtibatlarını anlatmaktadır. Birkaç defâ basılmıştır. 3) Muhâdarât-ül-Üdebâ, 4) Ahlâk-ı Râgıb, 5) Hallü Müteşâbihât-il-Kur’ân, 6) Tahkîk-ül-Beyân, 7) Kitâb fil-Îtikâd, 8) Efânîn-ül-Belâga, 9) Eş-Şuarâ vel-Büleğa, 10) Ez-Zerîa ilâ Mekarim-iş-Şerîa: Basılmış olan bu eseri, İmâm-ı Gazâlî’nin yanından hiç ayırmadığı rivâyet edilir.


Cennet ve cehennem, ic ice girmiş vaziytte, ve bu dünyada kurulmuş vaziyette

Dedikki cennetde bu dünyada kurlulmuş, cehennemde bu dünyada kurulmuş, ve mesela dedik elimizi uzatinca merketten yada pazardan gidip ekmeden bicmeden sulamadan mesala dometes alabiliyoruz, ama işde bizler pazardan yada merkatten alabilirken, o aldigimiz domtesi ekip bicip, ve eziyetini cilesini ceken birde ciftci amcalarmiz var, peki onlarin cenneti neresi o zaman demek lazim, ve o cileyi cekip eziyeti cekip ekip bicen ciftci amca, 1 kilo domtes için mesela 65 kuruş kazaniyor, arada araci aliyor onu pazara satiyor, o da ekmeden bicmeden, o cileyi cekmeden, arada alip satarak, yine bir 65 kuruşda o kazaniyor, ve pazarciya domatesi mesela 1,30 liraya satiyor, ve pazarci amca yine ne ekdi ne bicdi, nede tarladan taa pazara getircen diye bir cile cekdi, taa önüne kadar kamyon getirdi, indirdi, pazarda yada markettee tezgaha koydu, ve o da 65 centte o kar koydu, ve etti 1,95 liraya yada 2 liraya satti ve bizlerde gidip tüketici olarak pazardan 2 lira verip kilo kilo domtesi uzanip aliyoruz, burada cehennemi kim yaşiyor, ciftci amca, cilesi zorlugu camuru topragi yorgunlugu ile cilesini ceken o, bizler burada cennet ehli olduk, amm işde cicftci amca, ben domatesi 65 e vermeycen 67 kuruşa satcan derse, bu pazra varasyi 6 kuruş daha zam alipda variyor, ve biz bunu böyle 2 lira yerine 2,60 a almaya razi olmuyoruz, ve pahali diyoruz, ve ucuza satan pazarci ariyoruz, halbuki cileyi ceken ciftci amca bundan ancak iki kuruş kar etcek, belki borcu var, belki derdi var, hasta oldu ilac alacak, yani işde fakire fakirce katki iki kuruş, zengine zengince katki, onada iki kuruş, amma bu iki kuruş emektarin hakkimi, yoksa pazarcinin hakkimi demek yokmu ? peki bu araci arada tarladan alip gelip pazara satan, cokmu akilida, öyle ekmeden bicmeden 65 kuruş kazaniyor, hayir o da ciftci amcadan daha akilli degil, amma onunda cilesi var, tarladan aldi amma, işde pazara yetiştiremezse cürür, bütün mal zarar olur, yine satacak pazar bulamazsa, mal elinde kalir, yine zarar eder, onun cileside kendine göre, yine cile ve cehennem, peki üc emektar, ve ücüde 65=65=65 kuruş kazaniyor amma ücünün de agirligi ayni degil, cünkü ciftcinin cilesi ile, aracinin cilesi ayni degil, yine pazarcinin cilesi yine ayni degil, yine marketcinin cilesi ayni degil, öyle olunca sanki bizim köylü köy cafesinin ve dükkaninin eski sahibi musti amcanin, ben cocukken bana sordugu soru aklima geliyor, dediki sen okuyormuşsun, akilli cocuckmuşsun, haydi cevap ver bakalim dedi, 100 kilo pamuk cuvalimi agir, yoksa 100 kilo demir cuvalimi agir dedi, ben dedim ikiside ayni, o da o zaman dedi, aygina bir 100 kilo pamuk cuvali düşsemi, ayagin acir, agrir? yoksa 100 kilo demir düşsemi diye sordu, ben dedim tabiki demir ayagi kirar, o zaman dedi : bak ayni degilmiş 100 kilo pamuk ile 100 kilo demir dedi. yani öyle olunca, ciftcnin cehennemi ve cilesi ile pazarcinin cehennemi ve cilesi ayni agirlikda degil demekki, ciftcininki sanki 100 kilo demir cuvali gibi, ve pazarcininkide belki 100 kilo pamuk cuvali gibi yani. ve biz pazarda, iki kuruş pahali diye ucuz pazarci ariyoruz. biz tüketilcere ciftci amca deseki : gel sen ek bic, ve ben sana 67 degil 70 cent veren derse, kimse ekip bicmeye razi gelmez, o cileyi cekmye razi gelmez, hatta denese bile, ilmi bilmediginden o kadar verim alip masrafini kurtaramaz belki. Benim seram var, her sene nerdeyse seraya biber fidesi dikiyoz, yada salatalik dometes fiedesi, amma işde ona bakim masrafimi su parami bile kurtarmiyor, yani sadece hoby belki, yoksa bir fideyi 2 euroya alsam ondan suladim gübreledim aldigim sadece belki 5 tane salatalik tamami bu, ve ben salataligi yeri geliyor yazin bol vakitinde 50 cente aliyon, öyle olunca 2,5 liraya 5 tane salatalik hazir alabiliyorsun, amma işde peki benim su param nerde, benim yaptigim emek ve zaman nerde, yani öyle sakin ciftcinin emegini hor görmeyin, onlar o cileyi cekip de, o eziyeti cekipde, ekmese bicmese, bizler nerden hazir alip, elimizi uzatipda, bu cennet gibi hayati yaşariz, öylse ciftcinin emegine saygi duyalim ey insanoglu. amma onlarda firsati ele gecirdik diye, milleti kaziklamaya kalkmasinlar. yani herkes hakkini korur, ve vicdani ile hareket ederse, ne cifti zarar eder, ne araci, nede pazarci, cünkü eger ciftci ilk 65 kuruşu kazanmazsa, yani tüketicinin vercegi 65 cent olmazsa, bu sefer ne ciftci olur, nede araci , veya ikinci kazanc olan araci, olmazsa, o aracinin verecegi 65 kuruş olmasa, mal pazara gelmez, pazardan elimiz boş döneriz, bu hafta yollar kapaliymiş mal gelmemiş diyorlarya bazen kişin. yani öyle olunca, araci olmazsa, mal pazara merkete gelmez, yine ciftci olmazsa, ciftcinin masrafi olan, para olmazsa, ne dometes olur, ne araci olur, nede pazarci, ve pazarcinin verecegi 1,30 lira olmazsa, ne ciftci olur, nede araci, öyle olunca, cark carka bagli, cark carka bagli, ve Allah işde, bazilarina cenneti tatdirirken, bazilarina cehennemi yaşatiyor. yine ciftci amca ekdi bicdi, cile cekdi, ve dometes biber üretdi, amma ciftci amcada akşam eve gitdimi internete gircek, yada televizyon seyretcek ceryan parasi veya televizyon almasi lazim, cünkü o da televizyon üretemiyor, o da gidip marketten, elektrik elektronik magazasindan, elini uzatip, bu sefer o dometesden kazandigi para ile, televizon aliyor, yada interet baglatip, dünyayi seyrediyor, öyle olunca, o da cehhenem icinde birde cennet hayati yaşiyor, o da elini uzatip aliyor bu devirde. yani cennet ve cehennem, ic ice girmiş vaziytte, ve bu dünyada kurulmuş vaziyette. birileri cehennemi, birileri ise her an cenneti tadip yaşiyor yani.

yine diyorlki Türkiyemizde ve dünyada günde binlerce ekmek israf ediliyor diyor, bu israfin önüne gecilse diyor, bilmem kac tane fakir doyar diyorlar, bilmem kac tane fabrika yapilir falan filen. yani rakamsal istatistik yapipda yazipda aklinizi kariştirmak istemiyorum burada, amma yani rakamlar, cok yüksek bu konuda, amma sanki bu ekmek israfinin önüne gecince, dünyayi kurtariverecekmişiz gibi laflar edenler var. Halbuki cark öyle dönmüyor, cünkü mesela o artan ekmekler firinda veya restoranlalarda israf edilmeyipde, baytlayan ekmekler, halka fakirlere bedeva dagitilsa, bu sefer düşünün, bizler müslüman devlet sahibiyiz, yenilerede Ramazanlarda bir yerlerde, birileri iftar yemekleri dagitiyor, ve adamlar ihtiyaci varsada, yoksada oraya kuyruga giriyor, hazir bedava yemek yiyor, ya kardeşim bu yemek fakirler için verildi, senin ihtiyacin yok, ee neymiş eve iftara yetişemeycekmiş, oda siraya girip burda iftar yapmak iştemişmiş, yani bahane cok ,bedava yaaaaa yani, hakki olanda yiyor, hakki olmayanda, öyle olunca, malin ucuzu bol olunca, herkes ucuzuna ve bedava olanini tercih edecekdir, o zman bu sefer, ekmekci zarar edip batacakdir. hergün taze ekmekleri alan bir kac kişinin, verecegi para ile bu sefer ekmekci carki dönmyecekdir, öyle olunca, onlarin onlari bedava vermesi ve israfin önüne gecmesi güzel amma, cark dönmez, insangilgin hepsi ayni, beleş bomba olsun da karnimda patlasin ahlaki var. öyle olunca, kim beleşi sevmez, yani öyle olunca, o ekmeklerin israf edilmemsi demek belki, onlari lokanta ve restorant ve otellerden toplayipda, hayvan bakim evlerinde ac hayvanlar doyurulusa, onlar ancak onlarin hakki olabilr. cünkü ben köydeyken Türkiyde tarlada bugday ekip biciyorduk, ve ben daha cocugun, ve tarla bicildikden sonrada, o vakitler tirpan tutacak kadar olmadigmiz için, ablam annatla toplarken, bende işde bazen tirmikla kalan gideni topluyordum, ve bakdimki, yerde ucundan kopmuş bir cok başak kaliyor tarlada, ve cocuguz ya babama dedim bak bu başaklar tirmiga gelmiyor dedim, onlari tirmik almiyor toplamiyor yerde kaliyor, babam rahmetlide dediki onlar kurdun kuşun karincanin hakki oglum, onlar topragin bereketi dedi, yani onlari almak olmaz, onlarlada karincalar doycak, kurt kuş doycak dedi.

Yani adamlar singapurda vertikal tarla ekim bicimi icad etmişler, ve amca diyor bu az arazisi olan devletler ve kimseler bu sistem milletini doyururlar, dünya acligini doyurabilirler, cok araziye böyle ihtiyac yok diyor, sistem ise bu


Vertical Farming Modele

Yatay cok ca apartmen yerine, cok katli bina yapip az alana cok insan sigdirmak gibi, bu ciftcilik yöntemide işde, az arazi kullanip, cok ürün almak gibi, ve adamlar birde rayli carkli sistem yapmişlar, ve canakalar koymuşlar, ve canaklar aşagi yukari hareket ediyor, ve yukari gelen canak ve cark daha cok güneş işigi aliyor, alta gelen canak gece gibi oluyor, ve tek sistem yaklaaşik 16 saatte devir ediyormuş, ve böylece cok ürün aliniyor, ve böylece dünyayi doyurmak hususunda iyi bir buluş, kimden, singapurlu amcalar icad etmiş, evet cok güzel iyi fikir, fakat ters etkileri ise, bu bir sera icinde, ve artik benim babama sordugum başaklar bile israf edilmeyecek ancak, peki bu karincalarin kurdun kuşun hakki olan, o bu başaklar olmazsa, kuş türleri karinclar börtü böcek ölür, bu başaklarla beslenen böcek türleri ölür bu sefer. o zaman dünyadaki yine her bir canli ayri bir carki temsil ediyor, ve her birinin dünyamiza ayri ayri katkisi var, onlarda biri carkdan eksilirse, ekoloji bozulur bu seferde. öyle olunca yani ekolojiyide korumak lazim, o zaman kurtun kuşun hakki ve hukuku olanlari o başaklari, bu sefer, kendi elimizle sacmamiz gerekcek yani. kainat carkinin işlemesi için bu şart, öyle olunca, yani evet her yeni buluş hayatimiza binlerce katma deger getirdigi gibi, yan tesirleride var, onlari izale edebilirsek, dünya yine, bu mucid macid amcalar sebebiyie, daha kolay ve daha yüksek cennetler haline döner, ve aclik kitlik yok olur. amcalarin biri düşünmese, diger birisi düşünüp birşeyler keşfediyorsa, o zaman bu tefekkür ehli, mucid amclarinda, hayattayken kiymetini bilmemiz lazim, ve yüksek ufuk, yüksek zikir ehlinde olur, yani hem manen, ham madden zengin olmak için, imanli ve zikir ehli olmak lazim, yine şükür ehli olmak lazim yani ki, Allah ufkumuzu acip bilzere yeni yeni buluşlar, iliminden bir nebze daha bilgi ilham edip keşfettirsin yani, her gün biraz daha ileriye, ve en son "Adn Cenneti" ne kadar yolumuz var yani.
işde Rezzak olan Allah, o isimini, mesala, ekip bicen o ciftci amcalar, arada pazara taşiyan araci amcalar, ve pazarda markette bize sunan amcalar eliyle, bizlerde Rezzak ismini tecelli ettiriyor. Karnin doydu, ne ile, kahvaltidaki peynir zeytin ile ekmek ile, peki doyuran Allah dir, Rezzak olan Allah dir amma, Allah seni mahallendeki bakkal amcanin eliyle, ona mal satan toptanci amcanin e liyle, onu tarladan getiren kamyoncu amcanin eliyle, yine tarlada ekip bicen ciftci amcanin eliyle seni doyurdu, burda Rezzak kim o zaman, işde Rezzak ismi onlarda tecelli gösterdi, ve bizi doyurdu, yine Allah doyurmuş oldu, amma Allah ciftci amca ile doyurdu yani bakkal amca ile doyurdu yani.

Başağaçlı Raşit Hocanın Makaleleri

Raşit Tunca
Schrems, 10 Kasım 2017
Matrix Nedir Yorumumuz Part1

Bazi ilim adamlari ve bazi fikir gruplari diyorki dünya matrix sistemi, yani sadece dalgalar ve frekanslar var, gercekde dünya yok, beynimizin algiladigi var, beynimiz ise, sadece frekans dönüştürücü bir sistem diyorlar. ve öyle olunca matrix filimindeki gibi dünya sanal bir dünya, gercekde var sandigimizi hicbirşey yok diyorlar. Eger öyle olsa idi gözümüz mavi bir cicek görünce, peki karşisinda ne varda, onu mavi cicek saniyor peki, yani karşisinda illa birşey var, ve o birde mavi birde cicekmiş, peki karşisinda da sadece bir frekansmi var, hayir mesala bilgisayarda biz mesala Emel Sayini dinliyoruz, ve yayinda hemde canli olsun, amma bilgisayardaki Emel Sayin ve onun sesi, sazlarin sesi, hepsi frekansdan ibaret, ve yine boyut olarakda, bilgisayar ekrani mesala diyeleim 40cm ye 40cm olsun, ve o Emel Sayin in boyunu simetrik olarak kücültüp sanki biglisayarin icindeymiş gibi gösteriyor, amma işde, aslinda bilgisayarin icinde gösterilen, yine frekans, ve lambalarin sadece gözümüze yansitigi işiklar ve gölgeler sadece, amma işde o gölgelrin ve işiklarin asli olan bir Emel Sayin ise, o an, hangi stüdyoda canli şarki söylüyorsa, orda madde ve kati olarak duran, orda bir Eml Sayin var, ve bilgisayar ise, onun sadece siluetini veya görüntüsünü sinyal olarak alip bize yansitan alet, peki biz ona dokunmak isteyince, bilgisayara dokununca, ona dokunmuş olmuyoz, amma stüdyodaki sunucu onun eline dokunmak isteyince, elini uzatip tokalaşinca, ona dokunabiliyor, ve ve gercek ile sanal arasindaki fark bu, göz ve beyin bu bedenin bigisayari ve ekrani gibi, amma gercek olan o beyini kafa denen bölgesinde taşiyan bir maddi beden varki, o bedende beyin diye göz diye bir yer var, ve yine o beyinin calişmasi için, enerjiye ihtiyaci var, ve bunlar elma armut ekmek peynir şeker gibi maddeler, ve onlar olmadan bu beyinde calişmaz, ve yine eger beyin gercekse, onu caliştiran elma yalansa yok ise, beyin bu yalan ve olmayan ve sanal olan elma frekansi ile nasil beslenipde bize elmayi armutu, elma ve armutt diye gösteriyor demek yokmu? yani o fikir grubu olan illluminat fikri olan bu halogram dünya fikri külli uydurmaca, cünkü olmayanla olan beslenemez, olmayan bir elma armut, nasill olmayan midede eriyecekde,olmayan kafadaki beyine enerji olcak, peki madem elma diye birşey yok, olmayan nasil oluyorda, olan ve var olan algilayan beyine enerji oluyor peki, bilgisayar elektriksiz calişmaz, elektrik için elektrik santralina ihtiyac var, eger santaral diye birşey dünyada yok ise o zaman bilgisaayar ne ile calişiyor, enerjisi nerden, haydi fişe takmada calişsin bakalim, yani yine mesela ben mavi gömlek giyip fotograf ve video cekinsem, ve bunu sana yollasam, eger bizler beynimizin algiladiklari isek, sen beni hic görmedinse, ve senin beynin mavi diye, neyi mavi saniyor, mesala renk körü insanlar var, onlar kirmiziyi yeşil saniyor, yani renk körü, yani eger sen beni tanimiyorsan ve mavi giydigimide bilmiyorsan, benim videoma veya fotografim sana gösterildiginde, senin beynin belki beni mavi gömlekli degilde kirmizi paltolu düşünebilir, vve vakit ve mevsim kiş ve kar yagiyorsa, beni kar yagarken palto giymiş düşünebilir o an, ve öyle algilamasi lazim, halbuki ben mavi gömlekli fotograf e video cekinince bunu taa Amerikadaki görende mavi gömlekli görüyor, japonyadakida ayni görüyor yani.
yine mesala bunlar sadece beynimizin hayalinden ibaret ise, mesala sen o resime bakinca beni sakalli hayal ederdin, belki digeri biyikli, digeri kabak, digeri ise uzun sacli, bir digeri kisa sacli, biri sarişin, digeri ise esmer görürdü, halbuki hicde öyle görmüyor, ve algilamiyor, ben mavi gömlekli ve esmer ve sakalli isem, beni gören herkes ayni görüyor, hic görmemiş olanda ayni görüyor, dün beni görüp taniyanda ayni görüyor, o halde, yine var olanlar hayalden de ibarert degildir yani, rüya ile bunu kariştirmamak lazim. o rüyalarin cogu Allahu teala iki yanimiza iki kiramen katibin melegi vermiş, onlar her an kayit halindeler bizi, ve ve yine gecen hafta dedigimiz kiyamete kadar olacak olanlar oldu ise, bütün filimde kaydedildi ve levhi mahfuz denen arşivde, senin tamam olmuş bir filimin var, ahmetinde, mehmtinde, muhamedinde, bir filmi var, ve işde rüya bazen meleklerinin sana ilerde olcak olana bazi olaylarin filimini sana göstermeleri gibi birşey yani,ve belkide diyorki, yani HIZIR meselesi, yani bak başina senin filimde böyle bir durum geliyor, eger sen aklli davranirsan, bunlar olmaayabilir diye bildirlyor, bazende bak ilerde olcak olan bu diye, filimin sonu gösteriliyor yani, meleklerince, yine yaninda kiramen katibin melekleri sana filimin ilerisini veya gerisinin gösteriyor olabilirler yani.

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

وَلَمَّا جَاء مُوسَى لِمِيقَاتِنَا وَكَلَّمَهُ رَبُّهُ قَالَ رَبِّ أَرِنِي أَنظُرْ إِلَيْكَ قَالَ لَن تَرَانِي وَلَكِنِ انظُرْ إِلَى الْجَبَلِ فَإِنِ اسْتَقَرَّ مَكَانَهُ فَسَوْفَ تَرَانِي فَلَمَّا تَجَلَّى رَبُّهُ لِلْجَبَلِ جَعَلَهُ دَكًّا وَخَرَّ موسَى صَعِقًا فَلَمَّا أَفَاقَ قَالَ سُبْحَانَكَ تُبْتُ إِلَيْكَ وَأَنَاْ أَوَّلُ الْمُؤْمِنِينَ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Ve lemmâ câe mûsâ li mîkâtinâ ve kellemehu rabbuhu kâle rabbi erinî enzur ileyke, kâle len terânî ve lakininzur ilâl cebeli fe inistekarre mekânehu fe sevfe terânî fe lemmâ tecellâ rabbuhu lil cebeli cealehu dekkan ve harra mûsâ saıkan, fe lemmâ efaka kâle subhâneke tubtu ileyke ve ene evvelul mu’minîn

Meali :

Mûsâ, belirlediğimiz yere (Tûr’a) gelip Rabbi de ona konuşunca, “Rabbim! Bana (kendini) göster, sana bakayım” dedi. Allah da, “Beni (dünyada) katiyen göremezsin. Fakat (şu) dağa bak, eğer o yerinde durursa sen de beni görebilirsin.” dedi. Rabbi, dağa tecelli edince onu darmadağın ediverdi. Mûsâ da baygın düştü. Ayılınca, “Seni eksikliklerden uzak tutarım Allah’ım! Sana tövbe ettim. Ben inananların ilkiyim” dedi.

(Sadakallahul Aziym A'RAF Suresi 143. ayet)

yani mesela karinca ile insani düşünün, karinca insani dev bir dag yürüyor olarak görebilir, hakkiyla bir insani onun gözü algilayabilirmi, yani karinca ile insanin boyutu ne kadar farkli, ve insan tam onun üstüne dogru gelse, karinca yukari baksa ne görebilirki, yani hani agacin altina gelipde agacin tepesine bakinca, onu nasil görür insan öyle uzunca göremez, şekli bozuk görür ya , işde kainati yaratan, kebir ve büyük olan rabbimizi, bizim gözümüzün ihata etmesi mümkünmü, yani kocaman güneşi halkden, ve binlerce güneş halkeden kainat diye birşey halkeden, bir rabbi, sen şu karinca kadar cürmünle görebilceginimi sanirsin, yani işde musaya dediki, senin gözün Allahi ihata etmeye yetmez, yani onun sinirilarini senin gözün almaz, yani ihata etmez, yani senin göz kadranin bunu almaya müsait degil demek istedi. hani bigisayarin cözünürlügü vardirya, grafik karti ve ekran kartinin eski xp sisteminde bu 1024 px falan idi, amma ona simdiki sistem olan 1600 veya 1900 gibi bir cözünürlük uygun olmaz, yani 1900 px bir resimi eski xp sistemine uygun ekranda duvar resimi yapsan, onun ancak bazi bölümünü görebilir ekran, yarisi gözükmez, yine bunun binlerce farkli boyutta oldugunu düşün, yani kainatin büyüklügünü bile gözün almaz iken, sen o kainati yaratani bu kadrana nasil sigdircan, yani öyle olunca, Allah insana diyorki, senin göz kadranin, Allahin Azametini görmeye müsait degil diyor , yani ondan ezanda bizler "Allahuekber" diye sena ederiz, yani Allah kebirdir, tek ve yegane büyük olan demekdir.

Başağaçlı Raşit Hocanın Makaleleri

Raşit Tunca
Schrems, 20 Kasım 2017
Renkarnasyon Yorumumuz Part1

Hocanin birisi, yeniden dünyaya gelmek ve reankarnasyon hinduizmi ve budha felsefesi olan hayata yeniden gelipde daha iyi bir hale tekamül etmek yokdur, cünkü eger ölye oluyorsa mesela mevlanin ruhu neden yeniden bir daha gelmdi madem diyor, mevlana hani nerde diyor?
El cevap :
Dalda olgunlaşipda erdiginde kopardigimiz bir cevizi masaya koysak, artik o cevizin hayata ve insanlara bir müdahelesi bitmişdir, taaaki eger ben onu yersem, bende can olur, ve hayat bulur, ve ben namaz kilarken, namaz kilmiş olur, oruc tutarken oruc, yahutda kötü bir fiil ve günah işlerkende, ben işliyorsam o günahi, benimle birlikte o günahi işlemiş olur, amma işde eger o masaya koydugum cevizi yemezde bahar ve vakti gelince, topraga dikerde yeniden filizlenip agac olmasina yardimci oilursam, bir gün yine o ceviz agaci olup, rabbim müsade ederse, yeni yeni cevizler verecekdir, amma ne zaman, taa seneler sonra, amma ihtimal dahilidemi, evet dahilinde, her ceviz yeniden agac olmaz, bazisi lokma olur ve can olur, artik o can mayvalari verir, başka bir yaşayişa gecmişdir artik o, ceviz degilde yiyen insanda akil melekesi olmuşdur, ve o girdigi insanin akletmesine yardimci olur, dün mevlana idi, bugün ise mustafa hoca yada cübeli ahmet oluverir, o cevizi kimler yediyse, yada o ceviz agacindan toplanan cevizden kimler yediyse, onlarda akil melekesi oluverir belki, o yeni halindede yeni canda derki, melvana şöyle demişdi, mevlana bu konuda böyle demişdi diyen mevlevi oluverir, yeni mevlana olmasada, belki mevlevi oluverir yani, o eger o insanda kendini o mevlevi tefekkür ile dahada geliştirebilirse, belki mevlana gibi güzel sözler, güzel fikirler, ve güzel iman, onun elinden dilindende dökülüverir. amma eger gelişmeze, ancak mevlana dediydide kalir sadece. yani tekamül de böyledir işde . Amma işde mevlana bir daldaki bir tek ceviz gibiydi, o erdi olgunlaşdi, ve onu sahibi yeniden dikdiki, ve de yeni meyvalar cevizler verdi, amma onun her sene verdiği meyvalari artik sahibi cuval cuval satiyor, ve artik iki kilo ahmet amca aldi, evine götürdü, bir kilo mehmet amca, beş kilo fatma baci, ve onlarda evlerinde, biri iki cocuk, bir karisi ile yedi, beriki beş cocuk ve karisi ile, ve ondan sonra mevlana bütün idi dagildi, ve binler mevlanaci dogdu ankrali ahmet amcada "mevlan diyorki "demeye başladi, izmiri bengü bacida "mevlana diyor" demeye başladi, neden? cünkü mevlana cevizinden yedide ondan, mevlana dediki diyor. yani mevlan bir idi, bin oldu, ve amma işde o cevizi, dikdigi ilk vakit olan cocuk hali ile, o ýeni ceviz agacindan keramet bekleme, cünkü o ceviz daha yedi sene aşagi, yedi sene yukari byüyüpde meyva vercek, yani velhasil, peygamberimizde dediki

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

“Benim Ashâbım, gökteki yıldızlar gibidir. Hangisine tâbi olsanız hidayete erersiniz.”

( Hadis-i Şerif , Beyhakî, el-Medhal, s.164, Kenzu’l-ummal, h. no: 1002)
yani muhamed bütün ve bir idi, aynen yilbaşinda şenlik olsun diye patlatilan yilbaşi fişekleri gibi patladi ve, her bir parasi ayri yerde işik oldu, ve onlarda muhammedin ayri bir parcasi oldular, amma vardiklari her yerde muhammedi ve dinini anlattilar, muhammed ögretiler ve deilerki "Muhammed dediki" öyle olunca, hangisine baksan ve uysan yine muhammed tadi verir onlar, yani yeni bir dal oldu ve patladi, yeni mayvalar verdi, ve herbiri ayri bir eve hurma oldu gitdi belki, amma vardigi evde tatli bir muhammed lokmasi oldu, degilmi, muhammedin ögrettigi namz oldu, abdest oldu sünnet oldu farz oldu işde.........

Başağaçlı Raşit Hocanın Makaleleri

Raşit Tunca
Schrems, 20 Kasım 2017

RAŞiT TUNCA

BAŞAĞAÇLI RAŞiT TUNCA
Raşit Tunca

FORUMUMUZDA
Dini Bilgiler...
Kültürel Bilgiler...
PNG&JPG&GiF Resimler...
Biyografiler...
Tasavvufi Vaaz Sohbetler...
Peygamberler Tarihi...
Siyeri Nebi
PSP&PSD Grafik

BOARD KISAYOLLARI

ALLAH

Allah



BAYRAK

TC.Bayrak



WEB-TUNCA


Radyo Karoglan

Foruma Misafir Olarak Gir


Forumda Neler Var


Karoglan-Raşit Tunca - Dini - islami - Dini Resim - FIKIH - Kuran - Sünnet - Tasavvuf - BAYRAK - Milli - Eğlence - PNG - JPEG - GIF - WebButtons - Vaaz - Sohbet - Siyeri Nebi - Evliyalar - Güzel Sözler - Atatürk - Karoglan Hoca - Dini Bilgi - Radyo index - Sanal Dergi




GALATASARAY

G A L A T A S A R A Y


FENERBAHÇE


F E N E R B A H C E


BEŞiKTAŞ

B E Ş i K T A Ş


TRABZONSPOR

T R A B Z O N S P O R


MiLLi TAKIM

M i L L i T A K I M


ETKiNLiKLERiMiZ


“Peygamberimiz Buyurdular ki Birbirinize Temiz ağız ile Dua edin. Bizde Sayfamızı ziyaret edenlerin ve bu bölümü ziyaret edenlerin kendilerinin Ruhaniyetine, geçmişlerinin Ruhuna Yasin Okuyup hediye ediyoruz Tıkla, ya sende oku yada okunmuş Yasinlerden Nasibini Al”
(Raşit Tunca)



MEVLANA'DAN

“ Kula Bela Gelmez Hak Yazmadıkca, Hak Bela Yazmaz Kul Azmadıkca, Hak intikamını, Kulunun Eliyle Alır da, Bilmiyenler Kul Yaptı Sanır."
(Hz. Mevlana)