MUHAMMED
BAYRAK
| Welcome, Guest |
|
You have to register before you can post on our site. |
| Forum Statistics |
» Members: 7 » Latest member: Muhammed » Forum threads: 5,258 » Forum posts: 5,849 Full Statistics |
DOWNLOADEN
AYET
FELSEFEMiZ
Raşit Tunca Sözü
GÜZEL SÖZ
Köftehor Ne Demek?
Köftehor kelimesi günlük hayatta sıklıkla kullanılan kelimelerden bir tanesidir.
Köftehor, Farsça dilinden Türkçe'mize geçmiştir.
Köftehor kelimesinin TDK sözlüğündeki anlamı şu şekildedir:
- Sevgiyle karışık bir azarlama sözü
KÖFTEHOR KELİMESİ CÜMLE İÇERİSİNDE KULLANIMI
- Gel buraya bakayım köftehor! Senin onlar arasında işin yok.
Köftehor kelimesi günlük hayatta sıklıkla kullanılan kelimelerden bir tanesidir.
Köftehor, Farsça dilinden Türkçe'mize geçmiştir.
Köftehor kelimesinin TDK sözlüğündeki anlamı şu şekildedir:
- Sevgiyle karışık bir azarlama sözü
KÖFTEHOR KELİMESİ CÜMLE İÇERİSİNDE KULLANIMI
- Gel buraya bakayım köftehor! Senin onlar arasında işin yok.
Receb Ayının Faziletleri
Allah’ın ayı olarak nitelendirilen Receb ayının faziletleri nelerdir?
Ebû Saîd el-Hudrî -radıyallahu anh- Resûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in şöyle buyurduğunu anlatmıştır:
“Allah Teâlâ katında ayların sayısı on ikidir. Gökleri ve yeri yarattığı günden beri, Allâh’ın kitabında bu böyledir. Bu aylardan dört tanesi haram (hürmetli) aylardır. Biri Allâh’ın esam ayı denilen Receb’tir... Diğer üç tanesi peşpeşe olup, şunlardır: Zilkade, Zilhicce ve Muharrem... Ancak, Receb Allâh’ın ayıdır, Şaban benim ayımdır ve Ramazan da ümmetimin ayıdır.”
RECEB AYINDA ORUÇ TUTMANIN SEVABI
Kim Receb ayında inanarak ve sevâbını Allah’dan bekleyerek, bir gün oruç tutarsa, Allah Teâlâ’nın büyük rızâsına hak kazanır. Firdevs Cenneti’nin en üst katına yerleşir.
Ondan (Receb’ten) iki gün oruç tutana, iki kat mükâfât verilir ve her katın ağırlığı dünya dağları gibidir.
Kim Receb ayından, üç gün oruç tutarsa, Allah Teâlâ onunla cehennem arasına bir hendek açar ki uzunluğu bir senelik yoldur.
Bir kimse Receb’ten dört gün oruç tutarsa, delirmek, cüzzam ve baras hastalıkları belâlarından ve Mesîhü’d-deccâl fitnesinden de kurtulur.
Receb ayında beş gün oruç tutan kimse, kabir azâbından emîn olur, korunur.
Bir kimse Receb ayında altı gün oruç tutarsa, kıyâmet günü kabrinden kalkarken yüzü, on dördüncü gecedeki aydan daha parlak (nûrlu) olarak kalkar.
Bir kimse Receb ayında yedi gün oruç tutarsa -Cehennem’in yedi kapısı vardır- Allah Teâlâ, Recebin günlerinden her birinin orucu sebebiyle cehennemin kapılarından birini kapar. Bütün kapılar kapanmış olur.
Kim, Receb ayında sekiz gün oruç tutarsa -Cennetin sekiz kapısı vardır- her günü için Allah Teâlâ, cennet kapılarından birini açar.
Dokuz gün oruç tutan kimse, kabrinden kalkarken “Eşhedü enlâ ilâhe illallâh!” diyerek kalkar ve yüzü cennetten başka bir tarafa döndürülmez.
Bir kimse, Receb ayında on gün oruç tutarsa, Allah Teâlâ onun için Sırat köprüsünde her gece üzerinde istirahat edeceği bir yatak serer.
Bir kimse Receb ayında on bir gün oruç tutarsa, kıyâmet günü ondan daha fazîletli biri görülmez. Meğer ki onun kadar veya daha fazla oruç tutmuş ola!..
Kim, Receb ayında oniki gün oruç tutarsa, Allah Teâlâ ona kıyâmet günü iki hulle giydirir. Bir hulle(nin kıymeti), dünya ve içindekilerden daha hayırlıdır.
Kim, Receb’te on üç gün oruç tutarsa, Kıyâmet günü insanlar çok sıkıntıda iken arşın gölgesinde ona bir sofra kurulur ve o, o sofradan yer.
Bir kimse, Receb ayında ondört gün oruç tutarsa, Allah Teâlâ ona hiçbir gözün görmediği, kulağın duymadığı, bir beşerin kalbinden geçmeyen ihsânlarda bulunur.
Bir kimse bu ayda, onbeş gün oruç tutarsa, Allah Teâlâ kıyâmet gününde onu güvende olan kimselerin durduğu yerde bulundurur. Onun yanından geçen mukarreb melek veya Nebiyy-i mürsel ona şöyle der: -Ne mutlu sana!.. Sen emîn kimselerdensin... (bir başka rivâyette, onbeş günden fazla tutan için denilmiştir ki:)
“Bir kimse Receb’ten onaltı gün oruç tutsa, Allah Teâlâ’yı ilk ziyâret edenlerden olur. O’na nâzır ve O’nun kelâmını ilk işitenlerden olur.
Bir kişi Receb ayında onyedi gün oruç tutarsa, Allah Teâlâ, Sırat’ın her mil mesâfesinde istirahat edeceği bir yeri o kimse için hazırlatır ve o kimse orada istirahat eder.
Her kim Receb’te onsekiz gün oruç tutsa, İbrâhim Aleyhisselâm’ın köşküne yakın bir köşke alınır. Kezâ bu ayda ondokuz gün oruç tutan kim se için Hak Teâlâ cennette İbrâhim ve Âdem Aleyhimüsselâm’ın sarayları karşısına bir saray binâ eder. O, o iki zâta selâm verir, onlar da ona selam verir, alırlar.
Receb ayından yirmi gün oruç tutan kimseye semâdan bir seslenici.
-Ey Allâh’ın kulu, Allah Teâlâ senin geçmiş günahlarını bağışladı. Kalan ömrün için iyi ameller işlemeye bak, diye seslenir.” (Gunye 1/175-176)
Receb Ayinin Faziletleri
«Receb» kelime olarak «tercib» mastarindan türemistir ki tazim ve hürmet mânâsina gelir. Bu ayda tevbe edenlere rahmet yagdigi ve ibadet isleyenlere nûr indigi için bu aya «Asap» adi da verilir. Bu ayda savasma egilimi duyulmadigindan dolayi onun bir diger adi da «Esam» dir.
Ileri sürüldügüne göre, Receb, suyu sütten ak, baldan tatli ve buzdan soguk bir cennet nehrinin adidir. Bu sudan sâdece Receb Ayi\'nda oruç tutanlar içebilir.
Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
«? Receb, Allah\'in, Saban benim ve Ramazan da Ümmetimin ayidir.»
Hikmet ehli der ki: «Receb kelimesi üç harften ibarettir. «Ra» «cim» «Bâ», «Ra» Allah\'in rahmetini. «Cim» kulun suç ve cürmünü. «Ba» da Allâh\'in iyiliginin bereketini temsil eder. Kelimenin bu harfleri vasitasi ile sanki ulu Allah «Kulunun suç ve günahini rahmet ve iyiligim arasina alirim» diye buyurur gibidir.»
Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
«? Kim Receb ayinin yirmi yedinci gecesi oruç tutarsa, amel defterine altmis aylik orucun sevabi yazilir.»
Receb ayinin yirmi yedinci günü. Cebrail (A.S)\'in Peygamberimize ilk defa vahiy getirdigi ve Peygamberimizin Mirâç\'a çiktigi gündür.
Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
\"Beni dinleyin. Receb, insanlarin kavga düsüncesine kapilmadiktan bir Allah Ayi\'dir. Inanarak ve önem vererek Receb Ayi\'ndan bir gün oruç tutanlar ulu Allah\'in Rtzasi\'ni hak ederler.\"
Ileri sürüldügüne göre, ulu Allah Zilka\'de, \"Zilhicce, Muharrem ve Receb Aylari\'ni, senenin diger aylarinin süsü olarak yaratmistir.
Nitekim ulu Allah: «Aylarin sayisi Allah katinda, Allah\'in Kitabinda on ikidir. Onlarin dördü dokunulmazlik aylaridir» buyuruyor. Dokunulmaz dört ayin ücü arka arkayadir. Yalniz bir tanesi -ki o da Receb\'dir- tek basinadir.
Söylendigine göre Beyt-ül Makdis\'de bir kadin Receb Ayi\'in her günü on iki bin kere ihlâs Sûresi\'ni okur ve bu ay boyunca kaba islemeli bir elbise giyerdi.
Bir gün hastalandi, ogluna ölünce kendisini kaba elbisesi ile topraga vermesini vasiyyet etti.
Ölünce oglu kadini pahali bir kefene sardi. Gece onu rüyasinda gördü. Kadin rüyada ogluna «Ben senden razi degilim. Çünki sen, vasiyyettmi uygulamadin.» dedi.
Oglan korkarak uyandi Yeniden anasini icine sarmak üzere kaba islemeli elbiseyi yanina alarak mezarliga vardi. Kabri acinca anasinin cesedini bulamadi, sasirdi.
Bu sirada kulagina «Bize Receb Ayi\'nda ibâdet edeni bizim yapayalniz birakmayacagimizi bilmiyor musun» diye bir ses geldi.
ileri sürüldügüne göre, Receb Ayi\'nm ilk Cuma Gecesi\'nin üçte ikisinden sonra sabaha kadar bütün melekler tek tek Receb Ayi içinde oruç tutanlar için duâ ederler.
Peygamber\'imîz (S-A.S.) buyuruyor ki:
\"Kim dokunulmaz oylardan (Zilka\'da, Zilhicce, Muharrem ve Receb Aylari) üçer gün oruç tutarsa amel defterine dokuzyüz senelik ibadet sevabi yazilir.\"
Hadisi rivayet eden Enes Ibni Mâlik : «Bu hadisi, Peygamber´imizin kendisinden isitmedimse kulaklarim sagir olsun!» demistir.
Lâtif bir degerlendirme: Haram aylari dörttür. En büyük melekler dörttür. Allâh\'dan gelen baslica Kitablar dörttür. Abdest âzâlari dörttür. Tesbih cümlelerinin en faziletlileri dörttür.
Onlar da \"Sübhanallah, elhamdülillah, Lâ ilâhe illallâh. Allâhu Ekber\" ,dir. Sayilarin temeli dörttür. Birler, onlar, yüzler, binler. Zaman birimleri saat, gün, ay ve yil olmak üzere dörttür.
Mevsimler ilkbahar, yaz, sonbahar ve kis olmak üzere dörttür. Maddelerin hali sicaklik, sogukluk, kuruluk ve yaslik olmak üzere dörttür, insan vücudunun baslica unsurlan safra, koyu sivi, kan ve balgam olmak üzere dörttür. Rasid halifler Ebû Bekr, Ömer, Osman ve Ali (R. Anhum) olmak üzere dörttür.)
Deyleminin rivayetine göre: Hz. Ayse söyle buyurmustur:
Peygamber\'imizi
«Allah su dört gecede rahmet yagdirir. Kurban Bayrami Gecesi, Ramazan Bayrami Gecesi, Saban Ayi\'nin onbesinci Gecesi ve Receb Ayi\'nin ilk gecesi» buyururken isittim.»
Peygamber\'imiz (S.A.S.) söyle buyuruyor:
«? Bes gece vardir ki, Allah o geceler içinde kendisine yapilan dualari mutlaka kabul eder: Recebin ilk gecesi. Saban´in onbesinci gecesi. Cuma Gecesi. Ramazan ve Kurban Bayramlarinin Gece\'leri.»
Recep Ayında Hangi Dua Okunur? Recep Ayında Okunacak Dualar Listesi
Mübarek üç aylardan ilki olan Receb ayının önemi ve değeri hakkında Enes b. Malik ( radyallahü anh)'dan şöyle rivayet edilir: Receb ayı girdiğinde Hazreti Peygamber aleyhisselatu vesselam şöyle derdi:
”ALLAHÜMME BARİK LENA Fİ RACEBE VE ŞA’BANE VE BELLIĞNA RAMEDAN”
"ALLAHım! Recep ve Şaban'ı bize mübarek kıl ve bizi Ramazan'a ulaştır." (Ahmed bin Hanbel, Müsned, 1/259
"Recep ayı ALLAHın ayı, Şaban benim ayım, Ramazan da ümmetimin ayıdır." (Aclûnî, Keşful-Hafâ, 1/423)
Recep ayına girince yedi defa okunacak dua:
“Estağfirullâhe'l-Azîme'llezî la ilahe illâ hû el-Hay-yü'1-Kayyûmu ve etûbü ileyh. Tevbete abdin zâlimin li-nefsihî lâ-yemlikü li-nefsihî mevten velâ hayâten velâ nüşûrâ.”
Mânâsı:
“Hayat sahibi olan, her şeyi idare edip ayakta tutan, kendisinden başka hiçbir ilâh bulunmayan ALLAH'tan mağfiret dilerim. Kendi nefsine zulmetmiş kulun tevbesi gibi Ona tevbe ederim. Öyle bir kul ki, kendi nefsi adına ne ölüme, ne hayata ve ne de tekrar dirilmeye sahip değildir.” Denirse ALLAHU TEALA Bu kulumun günah defterini yırtın emrini verir.”
Hazreti. Aişe ( radyallahü anh ) validemiz, “Resûlullah, pazartesi ve perşembe günleri oruç tutmaya çok önem verirdi.” buyuruyor. Çünkü Hadis-i Şerifte, Ameller ALLAHü teâlâya pazartesi ve perşembe günleri arz edilir. Ben de amelimin oruçlu iken arz edilmesini istiyorum.buyururdu.” (Tirmizî)
“Receb büyük bir aydır. Allahu Teala bu ayda hasenatı kat kat eder. Receb ayında bir gün oruç tutana, bir yıl oruç tutmuş gibi sevaba kavuşur. 7 gün oruç tutana, Cehennem kapıları kapanır. 8 gün oruç tutana Cennetin 8 kapısı açılır. On gün oruç tutana, ALLAH istediğini verir. 15 gün oruç tutana, bir münadi, Geçmiş günahların affoldur der. Receb ayında ALLAHü teâlâ Nuh aleyhisselamı gemiye bindirdi ve o da, Receb ayını oruçlu geçirdi. Yanındakilere de oruç tutmalarını emretti.” [Taberânî]
“Kim Receb ayında, takva üzere bir gün oruç tutarsa, oruç tutulan günler dile gelip Ya Rabbi onu mağfiret etderler.”
[Ebû Muhammed]
“Receb-i şerifin bir gün başında, bir gün ortasında ve bir gün de sonunda oruç tutana, Recebin hepsini tutmuş gibi sevap verilir” [Miftah-ül-cenne]
”Ramazan ayı dışında ALLAH rızası için bir gün oruç tutan, iyi bir yarış atının bir asırda alacağı mesafe kadar Cehennemden uzaklaşır.” [Ebu Yala]
Receb ayında yapılan dua kabul edilir, günahlar affedilir. Bu ayda günah işleyenin cezası da kat kat olur.
Peygamber (s.a.v) Efendimiz şöyle buyuruyor: "Recepte bir gün ve gece vardır ki, o günde oruç tutan ve gece namazı kılan için yüz sene oruç tutmuş ve yüz sene ibadet etmiş gibi ibadet sevap verilir."
“Receb-i Şerîfin birinci gününde oruç tutmak üç senelik, ikinci günü oruçlu olmak iki senelik ve yine üçüncü günü oruçlu bulunmak bir senelik küçük günahlara kefaret olur. Bunlardan sonra her günü bir aylık küçük günahların af ve mağfiretine vesile olur.buyuruyorlar.”
(Camiu-s sağir)
"Receb’in ilk cuma gecesini ihya edene, ALLAHü teâlâ, kabir azabı yapmaz. Duâlarını kabul eder. Yalnız, 7 kimsenin duasını kabul etmez: Faizci, Müslümanları aşağı gören, ana babasına eziyet eden, Müslüman olan ve dinin emirlerine uyan kocasını dinlemeyen kadın, çalgıcı, livata ve zina eden, beş vakit namazı kılmayan."
[Bu günahlardan vazgeçmedikçe, duaları kabul olmaz.] [Saadet-i Ebediyye]
Enes b. Mâlik (r.a) Rasûlullah’ın (s.a.v) şöyle buyurduğunu rivayet eder:
"Kim haram aylarda üç gün oruç tutarsa; kişi için dokuz yüz senelik ibadet sevabı yazılır." (İhyâ)
Receb Ayında Okunacak Dualar
Rivayet edildiğine göre ; Receb ayının ilk cuma günü gecenin üçte biri geçince bütün melekler Receb ayında oruç tutanlar için istiğfar ederler.
"Şu dört gecede dualar reddedilmez:
- Receb ayının ilk gecesi.
- Şaban ayının on beşinci gecesi olan Berât gecesi.
- Cuma gecesi.
- İki bayram (Kurban ve Ramazan bayramları) gecesi." (Deylemî; Firdevsü’l-Ahbâr)
"Kim Receb ayının yirmi yedinci günü oruç tutarsa, o kişi için altmış aylık oruç sevabı yazılır." (İhyâ)
Enes b. Mâlik (r.a) anlatır: Resûlullah’tan (s.a.v) işittim, şöyle demişti:
“Cennette recep isimli bir nehir vardır. Sütten daha beyaz ve baldan daha tatlıdır. Kim recep ayında bir gün oruç tutarsa ALLAH (c.c) o kimseye bu nehirden su içirecektir.” (Süyûtî)
Bir defasında, Peygamber efendimiz, Receb ayında tutulacak oruçların fazîletini anlatıyordu. Orada bulunanlardan, yaşı ve pîr-i fânî bir zât ayağa kalkıp:
- Yâ ResûlALLAH, ben Receb ayının hepsini oruçlu geçiremem, dediğinde; Peygamber efendimiz:
- Sen Receb ayının birinci, onbeşinci, sonuncu günleri oruç tut, hepsini tutmuş sevabına kavuşursun. Çünkü sevaplar on misli yazılır. Fakat sen Receb-i şerîfin ilk cuma gecesinden gafil olma ki, melekler o geceye Regâib gecesi demişlerdir. Zîra o gece, gecenin üçte biri geçtikten sonra göklerde ve yerde bir melek kalmaz, hepsi Kâ'be-i muazzama etrafında toplanırlar. ALLAHü teâlâ onlara hitâben:
"Ey meleklerim dilediğinizi benden isteyiniz." buyurur. Onlar:
"Yâ Rabbî, istediğimiz, Receb ayında oruç tutanları mağfiret etmendir." deyip, isteklerini arzederler. ALLAHü teâlâ:
"Ben, Receb ayında oruç tutanları mağfiret ettim “buyurur..
Receb Ayında İstiğfar:
“Receb ayı tevbe ayıdır." demişler. Yâni kul ne yapacak?.. "Yâ Rabbi! Ben anlayamamışım, hatâ etmişim, bilememişim, suçluyum, kusurluyum; beni affet..."
"Her kim Receb ayında, sabah akşam yetmiş kere istiğfarda bulunursa şüphesiz ki ALLAH (c.c.)'u Teâlâ onun cesedini ateşe haram kılar."
"Receb ayında istiğfarı çok yapın. Zira onun her bir saatinde, ALLAH (c.c.)'u Teâlâ'nın, cehennemden âzadlıları vardır."
Hadis'i Şerif, Safûri, Nüzhetü'l mecâlis,1/140
Receb Ayında İhlâs'ı Şerif:
"Her kim Recebde, bir kere İhlâs okusa, ALLAH (c.c.)'u Teâlâ onun elli senelik günahını bağışlar."
Hadis'i Şerif, EnîSü'l celîs, sh:195
Hannani (RA) şöyle demiştir:
"Her kim, Recebin her günü bir tane bile İhlâs Sûresi okusa, onbin deve yükü kâğıda sahip olur ki, göklerin ve yerin tüm sakinleri, ellerinde altın kalemlerle toplanıp o İhlâs'ın sevabını o kağıtlara yazarlar"
(50 İhlâs okuyanın 50 senelik günahları silinir, 100 kere okuyan cehennemden berat alır, 1000 kere okuyan canını cehennemden satın alır.)
Receb Ayında Sadaka:
"Herkim Recebde sadaka verirse, ALLAH (c.c.)'u Teâlâ onu yavruyken yuvasından havaya uçup en yaşlı çağında ölen karganın ömrü kadar(beşyüz sene), onu cehennemden uzaklaştırır. "
Hadis'i Şerif, Abdulkadir Geylani, Gunye,1/325, Nüzhetü'l mecalis,1/141
"Eğer kişi, Receb ayından(oruç) tuttuğu hergün, azığına(bütçesine) göre bir sadaka verirse, heyhat! Heyhat! Ne Yapsınlar! Bütün yaratıklar ALLAH (c.c.)'u Teâlâ'nın o kula vereceği sevabın ölçüsünü takdir etmek için bir araya gelseler, ALLAH (c.c.)'u Teâlâ'nın o kuluna bahşedeceği mükafattan yüzde birin(i hesab etmeye)e ulaşamazlar."
Hadis'i Şerif, Abdulkadir Geylani, Gunye,1/325, Ebu Muhammed erl Hallâl
Recep, Şaban ve ramazan ayları ibadet ve maneviyat açısından diğer aylara göre daha üstün bir şeref ve fazilete sahiptir.Peki, Recep ayında yapılması gerekenler nelerdir? Recep ayının önemi nedir? İşte, Recep ayı ile ilgili tüm bilgiler...
RECEP AYININ ÖNEMİ NEDİR?
“Receb ayının ilk Cum’a gecesine Regâib gecesi denir. Bazı âlimlerin açıklamasına göre, Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bu gece pek çok rûhânî ahvâl ve ikrâma kavuşmuş olmakla, Yüce Allâh’a şükür için on iki rekat namaz kılmıştır.
Peygamber Efendimiz’in -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bu Regâib gecesinde, ana rahmine düşmüş olduğuna dâir olan bir rivâyet uygun görülmemektedir. Çünkü bu gece ile Hazret-i Peygamberimizin doğumu arasındaki zaman, bu hesaba aykırı düşmektedir. Ancak Hazret-i Âmine’nin, Peygamber Efendimiz’e hâmile kaldığını bu gece anlamış olması düşünülebilir. Sebep ne olursa olsun, bu gece pek mübârek bir gecedir.
Zaten Regâib; istenilen, değeri çok olan, bağış, ihsân, ikrâm ve nefis şeyler demektir. “Râğibe” kelimesinin çoğuludur. Bu geceyi ibâdetle geçirmenin sevâbı çok büyüktür.
Bu geceyi hakkıyla idrak edebilmek için Receb ayının ilk Perşembe gününü oruçlu geçirmek, gecesinde de akşamla yatsı arasında iki rekâtta bir selâm verecek şekilde on iki rekât namaz kılmak, Allah Rasûlü tarafından tavsiye edilmiştir.
Allâh’ım! Bizlere bu mübârek tevbe ayından affolarak çıkmayı nasîb eyle. Allâh’ım! Receb ve Şaban ayını bize mübârek kıl ve bizi Ramazan’a ulaştır. Âmin.
RECEP AYININ FAZİLETİ
“…Şüphesiz Allah, çok tevbe eden ve çok temizlenenleri sever.” (el-Bakara, 222)
Bizlere şu fânî ömrümüzde bir kez daha üç aylara erişebilmeyi nasîb eden sonsuz rahmet ve merhamet sahibi Cenâb-ı Hakk’a nihâyetsiz hamd ü senâlar olsun.
Rasûl-i Ekrem Efendimiz; “Receb Allah’ın ayı, Şaban benim, Ramazan ümmetimin ayıdır.” buyurarak üç ayların bizler için ne kadar kıymetli bir hazine olduğunu ifade buyurmuşlardır.
Peygamberler dışında her insan hata yapar, günah işler. Kişiye düşen görev, düştüğü yanlıştan yüz çevirerek Hakk’a ilticâ etmek ve pişmanlığını îtiraf ederek dil, kalp ve beden ile bu yanlışını temizlemeye çalışmaktır.
Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bu hakikati şöyle ifade buyururlar:
“Her insan hata eder. (…) Hata edenlerin en hayırlısı, tevbe edenlerdir.” (Tirmizî, Kıyâme, 49)
Hata etmemek, hatasız kul olmak mümkün değil. Rabbimiz de bize bu hatalarımızdan temizlenme kapısı olan “tevbe”yi, ölüm ânına kadar açık bırakmış. Fakat tevbeyi erteleyip durmak doğru değil!.. Çünkü ölümün ne zaman geleceğini hiçbirimiz bilmiyoruz.
Akıllı insan, her vakti ganimet bilerek pişmanlık içinde tevbeye yapışır. Geçmişini temizlemek için fırsatları kollar. Gecikmeden, geciktirmeden, hataların peşi sıra hemen tevbe eder. Mü’minin hâli, hatayı müteâkip hemen tevbe etmek faziletiyle, azgın günahkâr ve kâfirlerden ayrılır. Çünkü günâhı kanıksamış olan bu kimseler, îman ve tevbe etmeyi habire erteler dururlar. Karşılarına ölüm meleği geldiği zaman da çaresiz ve günahlar içinde âhirete göçerler.
Allah Teâlâ, makbul tevbe ile reddedilecek tevbeyi şöyle haber vermektedir:
“Allâh’ın kabul edeceği tevbe, ancak bilmeden kötülük edip de sonra tez elden tevbe edenlerin tevbesidir. İşte Allah bunların tevbesini kabul eder. Allah her şeyi bilendir, hikmet sahibidir.
Yoksa kötülükleri yapıp yapıp da içlerinden birine ölüm gelip çatınca, «Ben şimdi tevbe ettim.» diyenler ile kâfir olarak ölenler için (kabul edilecek) bir tevbe yoktur. Onlar için acı bir azap hazırlamışızdır.” (en-Nisâ, 17-18)
RECEP AYINDA YAPILMASI GEREKENLER NELERDİR?
Recep ayı, Allah Teâlâ’nın inayet ettiği ve fazileti hakkında bir çok hadisin olduğu bir aydır.
1. Oruç Tutmak
Hz. İmam Cafer Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Hz. Nuh (a.s) gemiye bindiği zaman Recep ayının birinci günüydü. Yanındakilerden o günü oruç tutmalarını istedi. Sonra şöyle buyurdu: “Bugünün orucu gelecek yıla kadar oruç tutanı ateşten uzak tutar ve bu aydan yedi gün oruç tutarsa azap kapıları onun üzerine kapanır.”
Peygamber Efendimiz (Allah’ın selamı onun ve ehlibeytinin üzerine olsun) şöyle buyurmuştur: “Kim bu ayda bir gün oruç tutarsa Kıyametin zorluklarından güvende olur.”
Bu ayın Perşembe, Cuma ve Cumartesi günü üç gün oruç tutmak çok güzedir. zira naklolunan rivayetlere göre her kim haram aylardan bu üç günü oruç tutarsa Hak Teâlâ onun için 900 yıllık ibadet sevabı yazar.
İmam Musa Kazım'dan (a.s) şöyle rivayet edilir: "Kim recepten birgün oruç tutarsa, cehennem ateşi bir yıllık mesafe ondan uzaklaşır. Kim üç gün oruç tutarsa, cennet ona farz olur."
İbn-i Babeveyh, Salim'den şöyle rivayet etmiştir:
"Ben recep ayının sonuna bir kaç gün kala İmam Sadık'ın (a.s) yanına gitmiştim. Beni görür-görmez şöyle buyurdu:
"Ey Salim! Bu ayda hiç oruç tuttun mu?" "Hayır vallahi" dedim "ey Resulullah'ın oğlu!" İmam (a.s) şöyle buyurdu: "O kadar sevap kaybetmişsin ki miktarını ancak Allah (c.c) bilir. Bu, Allah'ın üstün kıldığı ve hürmetini yücelttiği bir aydır. Bu ayda oruç tutanları kendi ikram ve değerlendirmesine mazhar kılmayı kendisine farz kılmıştır. Salim diyor ki ben: "Ey Resulullah'ın oğlu, eğer bu ayın kalan günlerini oruç tutarsam, bu ayda oruç tutanların sevabının bir kısmını elde etmiş olabilir miyim? diye sorduğumda şöyle buyurdu: "Ey Salim! Kim bu ayın sonundan bir gün oruç tutarsa, ölüm anındaki can çekişme ve rahatsızlıklardan, ölüm sonrasının dehşetinden ve kabir azabından kurtulur. Kim bu ayın sonundan iki gün oruç tutarsa, Sırat'tan kolaylıkla geçer ve kim bu ayın sonundan üç gün oruç tutarsa, kıyamet gününün büyük korkusu, dehşet ve zorluklarından kurtulur ve kendisine cehennem ateşinden kurtuluş beratı verilir."
Resul-i Ekrem (s.a.a): "Recep ayındaki ilk Cuma gecesinden gaflet etmeyin. Hiç şüphesiz o geceye melekler "Ragâib Gecesi" derler. Zira gecenin üçte birisi geçtiğinde, göklerde ve yerde bulunan bütün melekler Kabe ve etrafına toplanırlar. Allah-u Teâlâ onlara hitap ederek şöyle buyurur: "Ey benim meleklerim, istediğiniz şeyi benden dileyin." Onlar da şöyle arz ederler: "Ey Rabbimiz, bizim isteğimiz Recep ayının oruçlularını bağışlamandır." Allah Tebâreke ve Teâlâ da "Kabul ettim" diye cevap verir.
Bu Ayda Oruç Tutamayanlar İçin Zikir
Kısaca recep ayının orucuyla ilgili çok fazilet ve sevap nakledilmiştir. (Bazı mazeretlerden dolayı) recep ayının orucunu tutamayan birisi, her gün yüz defa şu zikri söylerse recep ayının orucunun sevabını (kısmen de olsa) idrak etmiş olur
سُبْحانَ الاِْلهِ الْجَليلِ، سُبْحانَ مَنْ لا يَنْبَغِى التَّسْبيحُ اِلاَّ لَهُ، سُبْحانَ الاَْعَزِّ الاَْكْرَمِ، سُبْحانَ مَنْ لَبِسَ الْعِزَّةَ وَهُوَ لَهُ اَهْلٌ
"Subhan'el-İlah'il-celîl. Subhane men la yenbeğî't-tesbîhu illa leh. Subhan'el-eazz'il-ekrem. Subhane men lebise'l-izze ve huve lehu ehl."
Anlamı: Münezzehtir yüce İlâh. Münezzehtir kendisinden başkasına tessbih ve takdis yakışmayan. Münezzehtir en büyük izzet ve kerem sahibi. Münezzehtir layık olduğu halde izzet libasını giyen. –Allah-
2. Sadaka Vermek
Mali imkanları olanların bir mod taam miktarı kadar miskinlere sadaka vermeleri. Mali imkanları olmayanların bunun yerine diyebildikleri kadar tesbih ve zikir demeleri.
3. Dua Okumak
Recep ayının her gününde akşam, sabah, gece ve gündüz kıldığın namazların ardından şu duayı oku:
Seyyid İbn-i Tavus, (r.a) Muhammed İbn-i Zekvan'dan (r.a) şöyle naklediyor: "İmam Cafer Sadık'a (a.s); "Canım sana feda olsun, işte Recep ayına girmiş bulunuyoruz; Allah'ın beni faydalandıracağı bir duayı bana öğretmenizi istiyorum" dedim. İmam (a.s) yaz diye buyurdu
يا مَنْ اَرْجُوهُ لِكُلِّ خَيْر، وَآمَنَ سَخَطَهُ عِنْدَ كُلِّ شَرٍّ، يا مَنْ يُعْطِي الْكَثيرَ بِالْقَليلِ، يا مَنْ يُعْطي مَنْ سَأَلَهُ يا مَنْ يُعْطي مَنْ لَمْ يَسْأَلْهُ وَمَنْ لَمْ يَعْرِفْهُ تَحَنُّناً مِنْهُ وَرَحْمَةً، اَعْطِني بِمَسْأَلَتي اِيّاكَ جَميعَ خَيْرِ الدُّنْيا وَجَميعَ خَيْرِ الاْخِرَةِ، وَاصْرِفْ عَنّي بِمَسْأَلَتي اِيّاكَ جَميعَ شَرِّ الدُّنْيا وَشَرِّ الاْخِرَةِ، فَاِنَّهُ غَيْرُ مَنْقُوص ما اَعْطَيْتَ، وَزِدْني مِنْ فَضْلِكَ يا كَريمُ .
Ravi şöyle devam ediyor; sonra İmam (a.s) sol eliyle sakalını tuttuğu halde sağ işaret parmağını hareket ettirerek bu duayı okudu ve ardından şu cümleleri ekledi:
يا ذَا الْجَلالِ وَالاْكْرامِ يا ذَا النَّعْمَاءِ وَالْجُودِ يا ذَا الْمَنِّ وَالطَّوْلِ حَرِّمْ شَيْبَتِي عَلَى النَّارِ
"Ya men ercûhu li-kulli hayr; ve âmenu sehatehu inde kulli şerr. Ya men yu'ti'l-kesîre bi'l-galîl. Ya men yu'tî men seeleh. Ya men yu'tî men lem yes'elhu ve men lem ye'rifhu bi-mes'eletî iyyake cemîe hayr'id-dunya ve cemîe hayr'il-ahire, vasrif annî bi-mes'eletî iyyake cemîe şerr'id-dunya ve şerr'il-ahire. Feinnehu ğayru mengûsin ma e'teyte ve zidnî min fazlike ya kerîm."
Ravi şöyle devam ediyor; sonra İmam (a.s) sol eliyle sakalını tuttuğu halde sağ işaret parmağını hareket ettirerek bu duayı okudu ve ardından şu cümleleri ekledi:
"Ya ze'l-celâli ve'l-ikram. Ya ze'n-ne'mai ve'l-cûd. Ya ze'l-menni ve't-tavl. Harrim şeybetî ale'n-nâr."
Tercümesi: Ey her hayrını ümid ettiğim ve her kötülükte gazabından güvencede olmayı umduğum (rabbim)! Ey aza karşılık çok veren; ey rahmet ve şefkatinden dolayı isteyene de, istemeyene de veren. Sana yalvarıyorum, dünya ve ahiret hayrının hepsinden bana da nasip buyur. Bütün dünya ve ahiret şerrini benden uzaklaştır. Kendi fazl-u kereminden bana verdiğini artır ey Kerim (Allah)!
Ey celal ve kerem sahibi, ey –sonsuz- nimetler ve cömertlik sahibi, ey bağış ve ihsan sahibi, şu beyaz sakalımı -cehennem- ateşine haram (yasak) kıl.
Recep ayının her gününde okunması gereken diğer dualar:
Birinci Dua
يا مَنْ يَمْلِكُ حَوائِجُ السَّائلِينَ، وَيَعْلَمُ ضَمِيرَ الصَّامِتِينَ، لِكُلِّ مَسْأَلَةِ مِنْكَ سَمْعٌ حاضِرٌ وَجَوابٌ عَتِيدٌ، اللَّـهُمَّ وَ مَوعِيدُكَ، الصَّادِقَة، وَ اَيدِيكَ الفاضِلَة، وَرَحْمَتُكَ الواسِعَة، فأسْأَلُكَ اَنْ تٌصَلِّيَ عَلى مُحَمَّد وَآلِ مُحَمَّد وَاَنْ تَقْضِي حَوائِجِي لِلدُّنْيا وَالاْخِرَة، اِنَّكَ عَلى كُلِّ شَيْيِء قَدِيرٌ .
Tercümesi :Ey saillerin hacetlerini elinde bulunduran ve susanların sırrını bilen (Allah) sen her isteği anında duyar ve her isteği yerine getirebilirsin. Allah’ım! Senin vaatlerin sadık, nimetlerin bol ve rahmetin geniştir. O halde, Muhammed ve Ehlibeyt’ine rahmet etmeni ve benim dünya ve ahiretle ilgili hacetlerimi vermeni diliyorum. Şüphesiz senin her şeye gücün .
İkinci Dua
خابَ الوافِدُونَ عَلى غَيْرِكَ، وَخَسِرَ المُتَعَرِّضُونَ إِلاّ لَكَ، وَضاعَ المُلِّمُونَ إِلاّ بِكَ، وَاَجْدَبَ الْمُنْتَجِعُونَ إِلاّ مَنِ انْتَجَعَ فَضْلَكَ، بابُكَ مَفْتُوحٌ لِلرّاغِبينَ، وَخَيْرُكَ مَبْذُولٌ لِلطّالِبينَ وَفَضْلُكَ مُباحٌ لِلسّائِلينَ، وَنَيْلُكَ مُتاحٌ لِلامِلينَ، وَرِزْقُكَ مَبْسُوطٌ لِمَنْ عَصاكَ، وَحِلْمُكَ مُعْتَرِضٌ لِمَنْ ناواكَ، عادَتُكَ الاِْحْسانُ اِلَى الْمُسيئينَ، وَسَبيلُكَ الاِبْقاءُ عَلَى الْمُعْتَدينَ، ُاَللّـهُمَّ فَاهْدِني هُدَى الْمُهْتَدينَ، وَارْزُقْني اجْتِهادَ الُْمجْتَهِدينَ، وَلا تَجْعَلْني مِنَ الْغافِلينَ الْمُبْعَدينَ، واغْفِرْ لي يَوْمَ الدّينِ .
Tercümesi :Senden başkasının kapısına giden mahrum kalır; senden gayrisine yönelen ziyan eder; senin katından başkasına yönelen zayi olur ve senin fazlu kereminden başkasını uman kaybeder. Kapın talep edenlere açıktır; hayır ve ihsanın arayanlara ulaşır. Fazl-u keremin saillere mubah, bağışın ümit edenlere hazır, rızkın sana isyan edenlere (dahi) açıktır. Hilmin seni kastedenlere ulaşır. Kötülük edenlere iyilik etmek, senin sünnetin ve haddini aşanlarla müdara etmek senin yolundur. Allah’ım! O halde beni de hidayet edilmişlerin yoluna hidayet et. Bana da (itaatin yolunda) çaba gösterenlerin çabasını nasip buyur; beni (rahmetinden) uzaklaştırılmış gafillerden eyleme ve ceza (kıyamet) gününde beni bağışla.
Üçüncü Dua
اَللّـهُمَّ اِنّي اَساَلُكَ صَبْرَ الشّاكِرينَ لَكَ، وَعَمَلَ الْخائِفينَ مِنْك، وَيَقينَ الْعابِدينَ لَكَ، اَللّـهُمَّ اَنْتَ الْعَلِيُّ الْعَظيمُ، وَاَنَا عَبْدُكَ الْبائِسُ الْفَقيرُ، اَنْتَ الْغَنِيُّ الْحَميدُ، وَاَنَا الْعَبْدُ الذَّليل، اَللّـهُمَّ صَلِّ عَلى مُحَمَّد وَآلِهِ وَاْمْنُنْ بِغِناكَ عَلى فَقْري، وَبِحِلْمِكَ عَلى جَهْلي، وَبِقُوَّتِكَ عَلى ضَعْفي، يا قَوِيُّ يا عَزيزُ، اَللّـهُمَّ صَلِّ عَلى مُحَمَّد وَآلِهِ الاْوصياءِ الْمَرْضِيِّينَ، وَاكْفِني ما اَهَمَّني مِنْ اَمْرِ الدُّنْيا وَالاخِرَةِ يا اَرْحَمَ الرّاحِمينَ .
Tercümesi :Allah’ım! Sana şükredenlerin sabrını, senden korkanların amelini ve sana ibadet edenlerin yakinini diliyorum Senden. Allah’ım! Sen yücesin, azamet sahibisin; bense Senin zavallı ve fakir bir kulunum. Seni gani ve güzel sıfatlara sahipsin, bense zelil bir kulum. Allah’ım! Muhammed ve Ehlibeyti’ne rahmet et ve zenginliğinle fakirliğime, hilim ve sabrınla cahilliğime, gücünle zayıflığıma acı; ey güçlü ve izzet sahibi Allah’ım! Muhammed’e ve onun beğenilmiş vasileri olan Ehlibeyti’ne rahmet et; dünya ve ahiretimle ilgili önemli sorunlarımı hallet, ey merhametlilerin en merhametlisi!
4. İmam Hüseyin’in (a.s) Ziyareti
Hz. İmam Cafer Sadık’tan (a.s) rivayet edildiğine göre her kim imam Hüseyin’i (a.s) Recep ayında ziyaret ederse Allah onu bağışlar. Elbette bilinmelidir ki uzaktan da Hz. Hüseyin ziyaret edilebilir. İnşallah.
5. İmam Ali bin Musa Rıza’nın (a.s) ziyaret edilmesi.
6. Bu ayda Umre yapılması.
7. İstiğfar ve Zikirlerin yapılması
İmam Sadık'tan (a.s) nakledilen bir hadiste İmam (a.s) Resul-i Ekrem'den (s.a.a) şöyle rivayet etmiştir:
"Recep benim ümmetim için mağfiret dileme ayıdır. Bu ayda istiğfar edin (tevbe edin ve bağışlanma dileyin.) Zira Hak Teala, çok bağışlayan ve rahimdir. Recep ayına "Asabb" (dökülen) denir; zira bu ayda benim ümmetimin üzerine çok rahmet dökülür. O halde şu zikri çok söyleyin.
"Esteğfirullahe ve es'eluhu't-tevbe."
"Allah'tan mağfiret ve tevbe diliyorum."
Bu ayda 1000 defa bu zikir söylenir:
Kim 100 kere bu zikri:
''Esteğfirullahellezi la ilahe illa hu, vehdehu la şeriyke lehu ve etubu ileyh.”
Der ve ardı sıra sadaka verirse, Allah onun sonunu rahmet ve mağfiretle hatmeder. Kim dört yüz defa söylerse Allah yüz şehidin sevabını kendisine verir.
1000 kere bu zikri söylemek:
لا اِلَـهَ إلاّ الله
“la ilahe illallah”; “Allah’tan başka ilah yoktur”
Kim Recep ayında yetmiş defa sabahleyin yetmiş defa da akşamleyin bu zikri:
اَسْتَغْفِرُ اللهَ وَاَتُوبُ اِلَيْهِ
Der ve Yetmişinci defanın ardı sıra yetmiş birinci de
اَللّـهُمَّ اغْفِرْ لي وَتُبْ عَلَيَّ
Derse, Allah’ın hoşnutluğunu kazanarak ölür ve recep ayının bereketiyle cehennem ateşine müptela olmaz.
8. Namaz
Birinci namaz
Recep ayında her akşam iki rekat namaz aşağıdaki şekilde kılınmalıdır.
a) Her rekatta Fatiha suresinden sonra üç defa “Kafirun” ve bir defa “İhlas” suresi okunur.
b) Namazdan sonra şu dua okunur:
لا اله الاّ اللّه وحده لاشريك له، لهُ الملك و له الحمد، يحيى و يميت و هو حىّ لايموت بيده الخير و هو على كل شىءٍ قدير و اليه المصير ولاحول ولا قوّة الاّ باللّه العلى العظيم. اللّهمّ صلّ على محمد النبىّ الاُمىّ و آله
“La ilahe illallahu vehdehu la şeriyke lehu, lehul mulku velehul hamd, yuhyi ve yumiytu ve huve hayyun la yemutu biyedihil ğayru ve huve ale kulli şey’in kadir ve ileyhil mesir ve la havle vela kuvvete illa billahil aliyyil azim. Allahumme salli ale muhhammedin nebiyyil ummiy ve alihi.”
Daha sonra Allah Subhan’dan ne hacetin varsa istersin.
İkinci namaz
Seyyid İbni Tavus, Hz. Resulü Ekrem’den şöyle rivayet etmiştir: “Her kim Cuma günü öğle ve ikindi namazının arasında dört rekat namaz kılar ve her rekatta Fatiha suresinden sonra 7 defa ‘Ayetel Kürsü’, 5 defa “İhlas” suresini okursa ve sonra 10 defa
«أَسْتَغْفِرُ اللهَ الَّذِى لا إِلَهَ إِلا هُوَ وَ أَسْأَلُهُ التَّوْبَةَ»
“Esteğfirullahellezi la ilahe illa hu ve eseluhu’t tevbe” derse Hak Teâlâ onun için bu namazı kıldığı andan ölene kadar her gün bin hasene (iyilik) verir. Ve ona okuduğu her ayet için kızıl yakuttan bir şehir ve her söylediği her harf için beyaz inciden cennette bir saray verir ve onu hurilerle evlendirir ve ondan razı olur.
Üçüncü namaz
Hz. Resulullah efendimizden (s.a.a) şöyle rivayet edilmiştir: “Her kes Recep ayının gecelerinden birinde 10 rekat namaz kılar ve her rekatta Fatiha suresinden sonra 1 defa Kafirun 3 defa İhlas suresini okursa, Allah Teâlâ onun günahlarını bağışlar.”
9. İhlas Suresini Okumak
Seyyid İbni Tavus, İkbal kitabına Hz. Resulü Ekrem efendimizden (s.a.a) ihlas suresini bu ay okumanın çok faziletli olduğunu nakletmiştir. Okunacak miktar ise 10 bin, bin veya yüz defa olmalıdır. Ayrıca her kim Cuma günü ihlas suresini 100 kere okursa kıyamet günü onun için nur olacağını ve onu cennete çekeceğini rivayet etmiştir.
* Burada zikredilen tüm müstahap namazlar sabah namazı gibi ikişer rekatlı olarak kılınmalıdır.
Receb-i Şerîf’in 13, 14 ve 15. Günlerinde Oruç Tutmanın Fazîleti
Peygamber Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) üç ayların ilki olan Receb-i Şerîf ayına vâsıl olduğunda şu şekilde duâ etmiş ve ashâbına da tavsiye buyurmuştur:
“.اَللّٰهُمَّ بَارِكْ لَنَا فيِ رَجَبَ وَ شَعْبَانَ وَ بَلِّغْنَا رَمَضَانَ”
“Allahım! Receb’i ve Şa‘bân’ı bize mübârek kıl ve bizi Ramazân’a ulaştır.”
Receb-i Şerîf ayı, ehli indinde “azatlılar ayı” olarak anılan afv-ü mağfiret ayıdır. Bu sebeple Receb-i Şerîf içerisinde istiğfârı artırmak ve tevbeye yönelmek daha bir önem kazanmaktadır.
Receb-i Şerîf ayında oruç ibâdetinin de ayrı bir önemi söz konusudur. Oruç, dinimizin temel ibadetlerinden biri olmasının yanında, îmânî ve ahlâkî pek çok şey öğrendiğimiz bir mektep niteliğine sahiptir. Teslimiyet, itaat ve sabır, kulluk ve nefse hâkimiyet gibi birçok ulvî duygu oruç ibâdeti vesilesiyle kazanılır. “Oruç sabrın yarısıdır”[1] hadîs-i şerîfi ve sabrın ehemmiyetini beyân eden: “Sabır, îmanın yarısıdır”[2] rivâyeti, bu ibâdetin ehemmiyetinin açık beyânıdır. “…(Her amelin belirli bir karşılığı varsa da) ancak sabredenlere ecirleri hesapsız olarak tastamam ödenecektir.”[3] âyet-i kerîmesi de sabra karşılık mükâfatın ne derece büyük olacağının ifadesidir.
Sabrı öğretmenin yanında, insanı kötülüklerden alıkoyan, gıybet ve yalandan koruyan, ahlâkı güzelleştiren ve şehveti teskin eden, yardım duygularını geliştiren ve nimetlerin farkında olma şuurunu aşılayan oruç ibadeti, kabir azabından koruyucu bir kalkan ve âhirette şefaat edici şefkatli bir dosttur.
Pazartesi ve Perşembe Günlerinde Oruç
Haftanın Pazartesi ve Perşembe günlerinde oruç tutmak sünnettir. Receb-i Şerîf, haram aylardan olunduğundan bu ay içerisinde yer alan Pazartesi ve Perşembe günlerinde tutulacak oruçların mükâfatı daha yüksek olacaktır. Bununla beraber, Receb-i Şerîf’in Perşembe, Cuma ve Cumartesi günlerini oruçlu geçirmenin de hususî bir fazîleti söz konusudur.
‘Eyyâm-ı Bîyz’ olarak ifade edilen her (hicrî) ayın on üç, on dört ve on beşinci günlerini oruçlu geçirmek müstehâb kabul edilmiş ve fazîleti hakkında şöyle nakledilmiştir: “Herhangi bir aydan) on üç, on dört ve on beşinci günler olan eyyâm-ı bîydi oruçlu geçirene, Allâh-u Te‘âlâ, birinci gününde on bin sene, ikinci gününde yüz bin sene, üçüncü gününde ise üç yüz bin senelik ecir verir.”
Bu fazîletlere ve Receb-i Şerîf’in haram ay özelliğine bağlı olarak, bu mübârek ayın on üç, on dört ve on beşinci günlerine tevafuk eden günleri oruçlu geçirmek de ayrı bir hususiyet kazanmaktadır. Nitekim Hazreti Ali (Radıyallâhu Anh) kanalıyla geldiği belirtilen bir rivayette şu mükâfat beyân edilmiştir: “Recebin on üçüncü gününün orucu, üç bin sene orucu gibidir. On dördünün orucu, on bin sene gibidir. On beşinci günü ise on üç bin seneye denktir.”
Receb-i Şerîf’in Orta (On Beşinci) Günü
Fazîletli amellere dair haberlerin derç edildiği kitaplarımızda Receb-i Şerîf’in ortası, yani on beşinci gününe ait hususî fazîletlerden de bahsedilmiştir. Bu günde tutulacak orucun otuz senelik oruca denk olacağı, kabir azabını engelleyeceği ve cennete girmeye vesile olacağı müjdelenmiştir. Bu günü zikirle ve tasadduk yoluyla ihyâ edenin kalbinin nurlanacağı belirtilmiştir.
Dipnotlar
[1] İbn Mâce, Sıyam:44.
[2] Ebû Nuaym, Hilyetü’l-Evliyâ.
[3] Zümer Sûresi:10.
Receb Ayında Neler Yapılır?
Receb ayında ne oldu? Receb ayında neler yapmalıyız? Receb ayının önemi ve fazileti.
Mübarek Üç Aylar’ın başlangıcı ve ilki olan Receb ayının fazileti oldukça büyüktür.
“…Şüphesiz Allah, çok tevbe eden ve çok temizlenenleri sever.” (el-Bakara, 222)
Bizlere şu fânî ömrümüzde bir kez daha Üç Aylar’a erişebilmeyi nasîp eden sonsuz rahmet ve merhamet sahibi Cenâb-ı Hakk’a nihâyetsiz hamd ü senâlar olsun.
Resûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz; “Receb Allah’ın ayı, Şaban benim, Ramazan ümmetimin ayıdır.” buyurarak Üç Aylar’ın bizler için ne kadar kıymetli bir hazine olduğunu ifade buyurmuşlardır.
Peygamberler dışında her insan hata yapar, günah işler. Kişiye düşen görev, düştüğü yanlıştan yüz çevirerek Hakk’a ilticâ etmek ve pişmanlığını îtiraf ederek dil, kalp ve beden ile bu yanlışını temizlemeye çalışmaktır.
Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bu hakikati şöyle ifade buyururlar:
“Her insan hata eder. (…) Hata edenlerin en hayırlısı, tevbe edenlerdir.” (Tirmizî, Kıyâme, 49)
Hata etmemek, hatasız kul olmak mümkün değil. Rabbimiz de bize bu hatalarımızdan temizlenme kapısı olan “tevbe”yi, ölüm ânına kadar açık bırakmış. Fakat tevbeyi erteleyip durmak doğru değil!.. Çünkü ölümün ne zaman geleceğini hiçbirimiz bilmiyoruz.
Akıllı insan, her vakti ganimet bilerek pişmanlık içinde tevbeye yapışır. Geçmişini temizlemek için fırsatları kollar. Gecikmeden, geciktirmeden, hataların peşi sıra hemen tevbe eder. Mü’minin hâli, hatayı müteâkip hemen tevbe etmek faziletiyle, azgın günahkâr ve kâfirlerden ayrılır. Çünkü günâhı kanıksamış olan bu kimseler, îman ve tevbe etmeyi habire erteler dururlar. Karşılarına ölüm meleği geldiği zaman da çaresiz ve günahlar içinde âhirete göçerler.
Allah Teâlâ, makbul tevbe ile reddedilecek tevbeyi şöyle haber vermektedir:
“Allâh’ın kabul edeceği tevbe, ancak bilmeden kötülük edip de sonra tez elden tevbe edenlerin tevbesidir. İşte Allah bunların tevbesini kabul eder. Allah her şeyi bilendir, hikmet sahibidir.
Yoksa kötülükleri yapıp yapıp da içlerinden birine ölüm gelip çatınca, «Ben şimdi tevbe ettim.» diyenler ile kâfir olarak ölenler için (kabul edilecek) bir tevbe yoktur. Onlar için acı bir azap hazırlamışızdır.” (en-Nisâ, 17-18)
RECEB AYINDA OKUNACAK DUA
Receb-i Şerîf girdiği zaman Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-:
“Ey Rabbim! Bize Receb’i ve Şa’ban’ı mübarek kıl ve bizi Ramazan’a ulaştır.” diye duâ ederlerdi. (İbn Hanbel, I, 259)
Ayrıca Receb ayının birinden itibaren Ramazan-ı Şerif sonuna kadar her gün biner adet kelime-i tevhid okumalıdır.
TEVBELERİN KABUL EDİLDİĞİ GECE
Cenâb-ı Hak, ölüm gelip çatmadan evvel tevbe edenleri, kapısından eli boş çevirmeyeceğini, Peygamber Efendimizin lisânından, şu hadîs-i kudsî ile bizlere haber veriyor:
“Kim bir hayır işlerse, ona bunun on misli vardır veya daha da artırırım. Kim bir kötülük işlerse, ona da bunun karşılığı vardır. Ya da tamamen affederim. Kim bana bir karış yaklaşırsa, Ben ona bir arşın yaklaşırım. Kim bana bir arşın yaklaşırsa, ben ona bir kulaç yaklaşırım. Kim bana yürüyerek gelirse, ben ona koşarak varırım. Kim bana hiçbir şeyi ortak koşmamak şartıyla, dünya dolusu günahla gelirse, ben kendisini o kadar mağfiretle karşılarım.” (Müslim, Zikir, 22)
Tevbe etmenin genel olarak belli bir vakti olmamakla birlikte, mübarek gün ve gecelerde, seher vakitlerinde ve namaz arkalarında yapılan tevbelerin kabul edilme umudu, diğer vakitlere göre daha yüksektir.
Hem mübarek Üç Aylar’ın ilki, hem de dört haram aydan (Receb, Zilkade, Zilhicce ve Muharrem) bir tanesi olan Receb-i Şerîf ise tevbe ve istiğfar ayıdır. Çünkü bu aylarda dil ve gönüller temizlenerek Ramazan-ı Şerîf’in bereket ve feyizlerine hazırlanır.
“Receb ayında istiğfarı çoğaltın!” buyuran Rasûl-i Kibriyâ Efendimiz, Receb’in hilali gözüktüğünde ashâbına şöyle seslenirdi:
“Tevbe ayının hilâli gözüktü; Allah Teâlâ’ya bu ayda ilticâ eden, bu ayda O’ndan af isteyenlere müjdeler olsun.”
Şöyle buyrulur: Receb ayının her saatinde cehennemden azatlılar vardır. Bu ayda çokça tevbe ve istiğfarla meşgul olunmak sûretiyle, kişinin o saatlerden birine denk gelmesi ve cehennemden âzad olunması umulur.
RECEB AYININ GÜZELLİKLERİ
Receb ayı, içerisinde türlü güzellikleri saklayan bir aydır. Bu güzelliklerden bir tanesi de Receb’in ilk cuma gecesi olan, kelime mânâsıyla “rağbet olunan, bol ihsan ve değerli hediyeler” demek olan “Regâib” gecesidir.
Buyrulur:
“Beş gece vardır ki o gecelerde yapılan duâlar geri çevrilmez:
Receb’in ilk cuma gecesi (Regâib gecesi)
Şâban’ın on beşinci gecesi (Berât gecesi)
Perşembeyi cumaya bağlayan gece (Cuma gecesi)
Ramazan Bayramı gecesi
Kurban Bayramı gecesi.” (İslâm İlmihali, A. Fikri Yavuz, sh: 529)
Regâib gecesini bir fırsat bilerek çokça tevbe ve istiğfar etmeli, bu gecenin sayısız bereketinden taat ve ibadetlerimizle dünya ve âhiret hayatımız için büyük kazançlar elde etmeye çalışmalıyız.
RECEB AYININ ÖNEMİ
Receb ayının ilk cuma gecesine Regâib gecesi denir. Bazı âlimlerin açıklamasına göre, Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bu gece pek çok rûhânî ahvâl ve ikrâma kavuşmuş olmakla, Yüce Allâh’a şükür için on iki rekat namaz kılmıştır.
Peygamber Efendimiz’in -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bu Regâib gecesinde, ana rahmine düşmüş olduğuna dâir olan bir rivâyet uygun görülmemektedir. Çünkü bu gece ile Hazret-i Peygamberimizin doğumu arasındaki zaman, bu hesaba aykırı düşmektedir. Ancak Hazret-i Âmine’nin, Peygamber Efendimiz’e hâmile kaldığını bu gece anlamış olması düşünülebilir. Sebep ne olursa olsun, bu gece pek mübârek bir gecedir.
Zaten Regâib; istenilen, değeri çok olan, bağış, ihsân, ikrâm ve nefis şeyler demektir. “Râğibe” kelimesinin çoğuludur. Bu geceyi ibâdetle geçirmenin sevâbı çok büyüktür.
Bu geceyi hakkıyla idrak edebilmek için Receb ayının ilk perşembe gününü oruçlu geçirmek, gecesinde de akşamla yatsı arasında iki rekâtta bir selâm verecek şekilde on iki rekât namaz kılmak, Allah Resûlü tarafından tavsiye edilmiştir. (Bkz: Yusuf Demireşik, Aylar Üç Aylar Mübarek Gün ve Geceler, Sultantepe Yayınları, sh:164-168)
Allâh’ım! Bizlere bu mübârek tevbe ayından affolarak çıkmayı nasîb eyle. Allâh’ım! Receb ve Şaban ayını bize mübârek kıl ve bizi Ramazan’a ulaştır. Âmin.
İşte bu mevsimlerden biri de içlerinde fazileti naslarla belirlenmiş olan ve örfümüzde “üç aylar” diye bilinen Receb, Şaban ve Ramazan aylardır. Allahu Teâlâ’dan bu ayları İslam ümmetine hayır, özellikle sıkıntılarını çektiğimiz meşhur hastalıktan ve sair belalardan kurtuluş vesilesi kılmasını niyaz ederiz.
بسم الله الرحمن الرحيم
الحمد لله رب العالمين والصلاة والسلام على رسولنا محمد وعلى آله وأصحابه
Hikmetinden, takdirinden ve fiillerinden sual olmayan Allah’u Teala ne yücedir. En güzel isim ve sıfatlar O’nundur. Her türlü noksan sıfatlardan münezzehtir.
Bilmiş olalım ki kâinatın hepsi Allah’u Taala’nın mülküdür, yaratmasının eseridir. Zaman, mekân, kişi vb. O’nun mülkü, varlığının delili, kudretinin tezahürüdür. Allah’u Teala buyuruyor ki: “Gece, gündüz, güneş ve ay hep O’nun ayetlerindendir. Siz güneşe, aya secde etmeyin. Onları yaratan Allah’a secde edin” Fussilet 37
Kâinatı yoktan var eden Allah’u Teala’nın hikmetinin eseri olarak bazı zamanları diğer zamanlara, bazı mekanları diğer mekanlara, bazı kişileri diğer kişilere üstün tutmuştur. Binaenaleyh o zamanlardaki yahut o mekanlardaki ibadetleri başka zaman yahut mekanlardaki ibadetlerden faziletli kılmıştır.
Bunun hikmetini beyan sadedinde Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Şüphe yok ki Rabbinizin, akan zaman içinde ihsan ettiği fırsatları vardır. Bu fırsatları yakalamaya çalışın. Ola ki o fırsatlardan biri sizi yakalar da ondan sonra bir daha asla bedbaht olmazsınız.” Hadisi Taberani Muhammed b. Mesleme’den rivayet etmiştir. Âlimler der ki: “Sair zamanlarında nefsine uyarak Allah’a layıkıyla kul olmaktan uzaklaşan kişi, bugün ve zamanlarda Allah’ın rahmetinin, mağfiretinin daha yakın olduğunu bilince kalbinde Allah’a dönüş için bir azim meydana gelir. Bu da onun kurtuluşuna vesile olacak amellere başlayıp sarılmasına sebep olur.”
İşte bu mevsimlerden biri de içlerinde fazileti naslarla belirlenmiş olan ve örfümüzde “üç aylar” diye bilinen Receb, Şaban ve Ramazan aylardır. Allah’u Teâlâ’dan bu ayları İslam ümmetine hayır, özellikle sıkıntılarını çektiğimiz meşhur hastalıktan ve sair belalardan kurtuluş vesilesi kılmasını niyaz ederiz.
Gönül isterdi ki bu şekildeki mevsimler hakkında farklı bakış açıları bulunsa da İslam aleminde, müslümanlar arasında tartışmanın, bidatle ve sünnete muhalefetle ithamın sebebi olmasın. Mesele daha çok İslam alimlerinin “fazilet vesilesi ameller” diye ifade ettikleri ameller kapsamında değerlendirilsin. Lakin temenni bu olsa da vakıamız bu değildir. Biz de bu çerçevede farklı görüşü olanlara bir cevap şeklinde değil de yazımıza, sözümüze -ehil olmasak da- değer veren kardeşlerimize hatırlatma ve nasihat kabilinden birtakım hususları dile getirmek istedik:
Bu çerçevede deriz ki:
Enes bin Malik’ten rivayet edildiğine göre şöyle dedi: “Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Receb ayı girdiğinde şöyle derdi: “Allah’ım Recep ve Şaban aylarında bizim için bereketli kıl, bizi Ramazan’a eriştir.” Hadis, Müsned’de, İmam Beyhâki Şuab’ul-İman’da, Heysemi Mecma’uz-Zevaid’inde rivayet edilmiş ve senedindeki zayıf bir raviden dolayı zayıf kabul edilmiştir.
Üsame b. Zeyd’den de rivayet edildiğine göre şöyle dedi: Dedim ki: Ey Allah’ın Resulü Şaban ayında oruç tuttuğun kadar başka bir ayda oruç tuttuğunu görmedim? Buyurdu ki: “Bu (Şaban ayı), Recep ile Ramazan arasında kalan insanların da ihmal ettiği bir aydır. Ayrıca bu Amellerin âlemlerin Rabbine arz edildiği bir aydır. Ben de amelimin oruçluyken arz edilmesini istiyorum.” Hadisi İmam Nesai ve İmam Ahmed rivayet etmiştir. Senedinin de hasen olduğu belirtilmiştir.
Bazı âlimler hadiste geçen “bu, Recep ile Ramazan arasında kalan insanların da ihmal ettiği bir aydır” ifadesinden yola çıkarak Recep ayının faziletine, zikredilen oruç ibadetinden dolayı da Recep ayının orucuna işaret edildiğini beyan etmişler ve bu ayda oruç tutmanın müstehab olduğunu belirtmişlerdir. Ayrıca hadis Şaban ayının faziletli bir ay olduğunu, Rasulullah’ın bu ayda çok oruç tuttuğunu belirtmiştir.
Müminlerin annesi Hazreti Aişe (r.ah)’dan rivayet edildiğine göre şöyle dedi: “Rasulullah’ın Ramazan ayı dışında hiç bir ayı baştan sona oruçlu olarak geçirdiğini görmedim. Şaban ayında oruç tuttuğu kadar başka bir ayda oruç tuttuğunu da görmedim.” Hadisi Buhari ve Müslim rivayet etmiştir.
Denilebilir ki: Hadiste görüldüğü gibi Rasulullah, Ramazan ayı dışında hiçbir ayı baştan sona tutmamıştır. Ancak günümüzde üç ayların hepsini oruçla geçiren insanlar vardır. Deriz ki: Fıkıh usulü ilminde kabul edilen kaideye göre, “mutlak terk (yani herhangi bir fiili işlememek)” o fiilin nehiy edildiği anlamına gelmez. Evet Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’den tek başına Receb ayını baştan sona oruçla geçirmenin nehiy edildiği varid olmuştur. Hadisi İbni Mâce rivayet etmiştir, ancak hadis zayıftır. Ayrıca Receb ayı ile başka bir ayı yahut İmam Ahmed’in dediği şekilde aydan bir veya iki günü bırakarak tuttuğu zaman bu nehyin dışında kalmış olur.
Ayrıca Receb ayı haram aylardandır. Allah’u Teala şöyle buyurmaktadır: “Doğrusu ayların sayısı, Allah katında on iki aydır. Gökleri ve yeri yarattığı günkü yazısında bunlardan dördü haram olanlardır. İşte bu en payidar, en doğru dindir. Onun için bilhassa bu aylarda nefislerimize zulmetmeyin.” Tevbe Suresi 36
Ayet-i kerimenin tefsiri ile alakalı olarak Katade şöyle der: “Allah mahlukatından bir kısmını seçmiştir. Meleklerden elçiler, insanlardan Resuller seçmiştir. Sözlerden, kelâmdan “zikr”ini seçmiştir, yeryüzünden mescitleri seçmiştir. Aylardan Ramazan ve haram ayları seçmiştir. Günlerden cuma gününü, gecelerden Kadir gecesini seçmiştir. Binaenaleyh Allah’ın tanzim ettiğini siz de tazim edin. Zira fehim (anlayış,) akıl ehlinin nezdinde işler, Allah’ın tazim etmesi ile tazim kazanır.” Ayrıca şöyle der: “Haram aylarda zülüm diğer aylarda işlenen zulümden daha büyük bir günahtır...” Bu izah da haram aylardan biri olan Receb ayının tazim edilmesi gerektiğini gösterir.
Dua ile ilgili olarak da Abdullah b. Ömer’den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: “Beş gece vardır ki bu gecelerde edilen dua geri çevrilmez cuma gecesi, Recep ayinin ilk gecesi, Şaban ayinin on beşinci gecesi, bayram (Ramazan) gecesi ve Kurban gecesi.” İmam Beyhâki Şuab’ul- İman’da rivayet etmiştir.
İmam Şafii de şöyle demiştir: “Bize ulaşan haberlerde şöyle denildi: Şüphesiz dua şu beş gecede icabete mazhar olur. Cuma gecesi, kurban gecesi, Ramazan bayramı gecesi, Receb ayının ilk gecesi, Şaban ayının ilk gecesi.” El-Umm 1/264
Aktarmış olduğumuz bu hususlara Şaban ayının on beşinci gecesi ile ilgili varid olan faziletleri eklediğimizde bu ayların gerçekten kıymeti bilinmesi gereken ve nafile ibadetlere daha fazla yönelmenin faziletli aylar olduğu neticesine ulaşırız.
Diğer taraftan bu aylarda yapılacak ibadetler; nafile namaz, nafile oruç, dua, sadaka vb. gibi ibadetleri teşvik ve emreden genel emirler kapsamında da yer almaktadır. Kaldı ki bu genel emirlere ek olarak haklarında özel rivayetler de mevcuttur…
“Hususi bir namaz, hususi bir dua; yani şu gece şu kadar namaz kılan şöyle şöyle sevaba nail olur” meselesine gelince bu konuda sabit bir nass yoktur. Ancak bu husus o gün yahut gecelerde nafile ibadet edilemeyeceği manasına gelmez. Bilakis her türlü namaz kılınabilir, dua edilebilir, oruç tutulabilir. Nitekim fıkıh usulü ilminde belirtilen kaide şöyle der: “Mutlak emir (yani herhangi bir kayda bağlanmamış olan emir sigası) dört hususu; zamanları, mekanları, halleri ve kişileri şamildir, kuşatır.” Dolayısıyla “namaz kıl, oruç tut, kuran oku, sadaka ver, dua et vb.” denildiğinde, özel bir delil ile tahsis edilen dışında “her zamanda, her mekânda, her hal üzere ve her kişi” tarafından yapılabileceğini ifade eder. Daha iyi izah için, “Kur’an oku” emrini örnek alacak olursak bu emir, her zamanda, her mekânda, her hal üzere kuran okunabileceğini ifade eder. Fakat varid olan hususi delilden dolayı mekân olarak tuvalet vb. yerde, hal olarak cünüp yahut hayızlı iken Kur’an okunmaz. Binaenaleyh bu ayların günleri yahut geceleri hakkında bu ibadetlerin yapılmasına engel teşkil edecek herhangi bir sarih, sahih nas yoktur. Dolayısıyla bu aylar ve bu ayların gün ve geceleri o genel ifadelerin kapsamında yer alır.
Recep ayının ilk Cuma gecesine yani Regaip diye ifade edilen geceye gelince bu hususta aktarılan “özel namaz” sahih bir rivayete dayanmaz. Ancak Cuma gecesi olması yönünden ve mutlak nafile niyetiyle namaz kılınmasında herhangi bir mahzur yoktur. Bu konuda büyük âlimlerimizden İzz b. Abdüsselam ile İbnu’s-Salah arasında bu konuda (yani Regaip gecesi kutlaması hakkında) bir münazara cereyan etmiş, arada olan âlimler böyle bir gecenin bulunmadığını savunan İzz b. Abdüsselâm’ı haklı bulmuşlardır. Ancak bu meseleye bağlı olarak şuna dikkat çekmek isteriz. Muteber âlimlerin ihtilaf ettiği bir konuda bizim tercih etmediğimiz görüşü benimseyen âlimleri bidat ile, münker olmakla itham ihtilaf usulüne aykırıdır. Zira o görüşte İslam âlimler arasında muteber bir yeri olan İbnu’s-salah (rh.a.) tarafından savunulmuştur. Aynı tavrın günümüzde varid olan bu görüşlere dayanarak Regaip gecesi veya kandilini kutlamak isteyenlere gösterilmesi gerekir. Bidat yahut münker amelle tavsif edilmesi ağır bir ithamdır.
Belki değinilmesi gereken şu husus kalmıştır. “Peki biz, şimdiye kadar bu tür nafilelerin, kutlamaların bidat, münker ameller olduğunu söylemiştik. Şimdi nasıl başka bir şey söyleyelim.” Buna cevap ise şudur: Evvela şu an yaşadığımız afetin temel sebebi bizimle naslar arasındaki alimleri kaldırmamız, her birimizin müçtehitmişiz gibi eline geçen hadisten hüküm çıkarmaya çalışmamızdır. Dolayısıyla tekrar müçtehit imamlarımıza ve onların izinden giden âlimlere dönmemiz gerekir. İkinci olarak, eğer bu sözleri bir alimin içtihadına dayanarak söylemiş isek, mesuliyet o alimin boynundadır. Önemli olan o alimin muteber ulemadan biri olmasıdır. Yok eğer kendi görüşümüz yahut kendi verdiği kanaati dinin esası, farklı görüşü ise münker bir bidat gören birinden almışsak bu durumda Hazreti Ömer (r.a.)’ın Ebu Musa El-Eş’ari’ye tavsiyesine uymak en isabetli yol olacaktır. Hazreti Ömer (r.a.) gönderdiği mektupta şunu söyler:
“…Dün hükme bağlanmış olduğun, bugün ise tekrar gözden geçirdiğin ve neticesinde doğrusuna yol bulduğun kararın, doğruya, hak olana dönmene mâni olmasın. Zira hak kadimdir (öncedir) hiçbir şey onu iptal etmez (batıl kılmaz). Hakka dönmek ise batıl üzere devam etmekten hayırlıdır.”
Şunu da unutmayalım: İmam Şafii (rh.a) Irak’a gidip Mısır’a dönüşünden sonra yeni mezhebini tesis etmiş ve eski görüşlerinin aktarılmasına müsaade etmemiştir.
Abdurrahman b. Semüre (r.a.)’dan rivayet edilen hadiste de Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Herhangi bir konuda yemin edersen sonra başkasının yemin ettiği şeyin değilde başka durumun ondan daha hayırlı olduğunu görürsen hayırlı olanı yap yeminin de kefaretini yerine getir.” Muttefekun aleyh
Bu konuda yazacaklarımız bunlardır. Doğru ve hayır, Allah’ın muvaffakiyeti ve ihsanı, yanlış ise bizden, kasır olan akıl ve ilmimizdendir.
Allah’u Teala ihsan ettiği ömrün her anının kıymetini bilen ve Allah’ın rızâsına nail olmaya sarf eden kullarından eylesin. Recep ve Şaban aylarını ibadat-ı taat ile bereketli kılsın bizleri Ramazan’a kavuştursun.
Recep Ayının Fazileti Hakkında Kırk Hadis
İçinde bulunduğumuz Mübarek Recep ayı hakkında masumlardan hadisler.
Recep Ayı, yüce Allah’a kulluk ve ibadet aydır. Bu ay daha fazla ve daha iyi ibadet etmek için çok güzel bir fırsattır. Bu ay çok faziletli bir aydır. İnsan, bu ayın manevi atmosferinden yararlanarak Allah’a yakınlaşmak için bu ayın benzersiz fırsatlarından yararlanabilir. Recep Ayı tövbe ve Allah’a dönüş ayıdır. Allah’a yalvarış, yakarış, zikir ve dua ayıdır. İnşallah bu aydan gereği kadar yararlanmak ümidiyle.
1-İslam Peygamberi (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Recep, Allah’ın büyük ayıdır. Hiçbir ay hürmet ve fazilette bu aya ulaşamaz. Bu ayda kâfirlerle savaş haramdır. Şunu bilin ki Recep Allah’ın ayı, Şaban benim ayım ve Ramazan ümmetimin ayıdır. Kim recep Ayının bir gününü oruç tutarsa, Allah’ın rızasını kazanmış olur. Allah’ın gazabı ondan uzaklaşır ve cehennem kapılarından birisi onun yüzüne kapanır.” (Bazı rivayetlerde de bu ay Hz. Ali’nin (a.s) ayı olduğu geçer)
2-İmam Musa Kazım’dan (a.s) şöyle rivayet edilir: “Kim Recep’ten bir gün oruç tutarsa, cehennem ateşi bir yıllık mesafe ondan uzaklaşır. Kim üç gün oruç tutarsa, cennet ona farz olur.”
3-İmam Sadık’tan (a.s) nakledilen bir hadiste İmam (a.s) Resul-i Ekrem’den (s.a.v) şöyle rivayet etmiştir:
“Recep benim ümmetim için mağfiret dileme ayıdır. Bu ayda istiğfar edin zira Hak Teâlâ, çok bağışlayan ve rahimdir. Recep ayına “Asabb” (dökülen) denir; zira bu ayda benim ümmetimin üzerine çok rahmet dökülür. O halde şu zikri çok söyleyin: ‘Esteğfirullahe ve es’eluhu’t-tevbe.’ (Allah’tan mağfiret ve tövbe diliyorum)”
4-Bir rivayette şöyle zikredilir: “Her aydan Eyyam’ul-Biz’de (Beyaz günler, yani her ayın 13, 14 ve 15. günlerinde) oruç tutmak, dereceleri yüceltir ve sevapları büyütür.”
5-Kutsi bir hadiste şöyle geçer: “Recep Ayını kendimle kullarım arasında bir ip olarak kılmışımdır. Her kim o ipe sarılırsa bana ulaşabilir.”
6-Kutsi bir hadiste yine şöyle geçer: “Recep Ayı benim ayımdır. Kul benim kulumdur. Rahmette kendi rahmetimdir. Her kim bu ayda beni isterse ve benden dua talep ederse onun duasına icabet ederim. “
7- İslam Peygamberi (s.a) şöyle buyurmuştur: “Cennete öyle bir saray vardır ki, oraya sadece “Recep” Ayında oruç tutanlar gireceklerdir.”
8-İmamı Musa Kazım (a.s) buyurmuştur: “Recep Allah’ın büyük ayıdır. Bu ayda işlenen hatırlı amellerin karşılığı iki kat olacaktır ve günahlardan pak olacaktır.”
9- İmamı Musa Kazım (a.s) buyurmuştur: “Recep, cennette sütten beyaz ve baldan daha tatlı bir nehrin adıdır. Ondan sadece o ayda oruç tutanlar kana kana içeceklerdir.”
10- İslam Peygamberi (s.a) şöyle buyurmuştur: “Hak Teâlâ aylar içinde Recep Şaban ve Ramazan Ayını seçmiştir.”
11- Rivayetlerde şöyle zikredilir: “Recep büyük bir aydır. Allah bu ayda hasenatı kat kat artırır. Recep Ayında bir gün oruç tutana, bir yıl oruç tutmuş gibi sevaba kavuşur. 7 gün oruç tutana, cehennem kapıları kapanır. 8 gün oruç tutana Cennetin 8 kapısı açılır. On gün oruç tutana, Allah istediğini verir. 15 gün oruç tutana, bir münadi, ‘Geçmiş günahların af oldu’ der. Recep Ayında Allah Nuh’u (aleyhisselam) gemiye bindirdi ve o da, Recep ayını oruçlu geçirdi. Yanındakilere de oruç tutmalarını emretti.”
12- Hz. Peygamber (s.a.v) buyurmuştur: “Recep Ayı Allah’ın ayı, Şaban benim ayım, Ramazan da ümmetimin ayıdır. ”
13- Hz. Peygamber (s.a.v) buyurmuştur: “Bu ayda yarım hurmayla da olsa (sadece bu miktara güç yetirenler için) sadaka vermek; bunu yapan kimsenin cesedini, Allah cehennem ateşini haram kılar.”
14- Resul-i Ekrem Efendimiz (s.a.v) dualarında şöyle demiştir: “Allah’ım! Recep’i ve Şaban’ı hakkımızda hayırlı ve mübarek kıl, bizi Ramazan’a ulaştır” buyururlardı.”
15- İmam Musa Kazım’dan (a.s) şöyle rivayet edilir: “Kim Recep’ten bir gün oruç tutarsa, cehennem ateşi bir yıllık mesafe ondan uzaklaşır. Kim üç gün oruç tutarsa, cennet ona farz olur.”
16- Kısaca “Recep Ayının” orucuyla ilgili çok fazilet ve sevap nakledilmiştir. (Bazı mazeretlerden dolayı) Recep Ayının orucunu tutamayan birisi, her gün yüz defa şu zikri söylerse recep ayının orucunun sevabını (kısmen de olsa) idrak etmiş olur: “Subhan’el-İlah’il-celîl. Subhane men la yenbeğî’t-tesbîhu illa leh. Subhan’el-eazz’il-ekrem. Subhane men lebise’l-izze ve huve lehu ehl.”
17- Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu: “Recep Ayının gecelerinden birinde on rekat namaz kılarak, her rekatta bir defa Fatiha, bir defa Kafirun ve üç defa İhlas Suresi’ni okursa, Allah yaptığı günahları bağışlar.
18- Resulullah şöyle buyurdu: “Kim Recep Ayını idrak edipte onun evvelinde, ortasında ve sonunda gusül ederse, anasından yeni doğmuş gibi günahlarından temizlenir.”
19- İmam Ali Rıza (a.s.), ceddi Hz. Ali (a.s.) için şöyle söyler: “Ceddim üç gece var ki o gecelerde hiç uyumaz sabaha kadar ibadet ederdi. Bunlar: Ramazan ayının 23. Gecesi, yine Ramazan ayının son gecesi olan iftar gecesi ve Şaban ayının 14 ünü 15 ine bağlayan gecelerdir. Hz. Resulullah’ın (s.a.a.) bu gece hakkında şöyle hadisi vardır: ‘Kim ki bu geceyi tam bir inanç ve temiz yürekle ibadetle, duayla ve istiğfarla geçirirse, Allah (c.c.) dualarını kabul eder.’”
20- Resul-i Ekrem (s.a.a) buyurmuştur: “Recep Ayındaki ilk cuma gecesinden gaflet etmeyin. Hiç şüphesiz o geceye melekler ‘Ragâib Gecesi’ derler. Zira gecenin üçte birisi geçtiğinde, göklerde ve yerde bulunan bütün melekler Kâbe ve etrafına toplanırlar. Allah-u Teâlâ onlara hitap ederek şöyle buyurur: ‘Ey benim meleklerim, istediğiniz şeyi benden dileyin.’ Onlar da şöyle arz ederler: ‘Ey Rabbimiz, bizim isteğimiz Recep Ayının oruçlularını bağışlamandır.’ Allah Tebâreke ve Teâlâ da ‘Kabul ettim’ diye cevap verir.”
21- Bir hadis-i şerifte şöyle zikredilmiştir: “Kim Recep Ayında yetmiş defa sabahleyin, yetmiş defa da akşamleyin ‘Allah’tan bağışlanma diler ve O’na tevbe ederim.’ diyerek Allah’tan mağfiret diler, yetmişinci defanın ardından ellerini kaldırarak ‘Allah’ım bağışla beni ve tövbemi kabul eyle.’ diye yalvarır, Recep Ayında ölürse, Allah’ın hoşnutluğunu kazanarak ölür ve Recep Ayının bereketiyle cehennem ateşine müptela olmaz.”
22-Bir hadisi şerifte şöyle zikredilir: “İslam Peygamberi (s.a.a) Recep Ayında bazen o kadar çok oruç tutardı ki, biz onu hiç iftar etmeyecek zannederdik. Bazen de o kadar çok iftar ederdi ki, biz onu hiç oruç tutmayacak zannederdik.”
23- Peygamber efendimiz rivayette şöyle buyurmuştur: “Yüce Allah gökyüzünün yedinci tabakasın da “Daî” isminde bir melek görevlendirmiştir. Recep Ayı gelip çattığında bu melek akşamdan sabaha kadar şöyle nida eder: ‘Ne mutlu! Zikir ve itaat edenlere.’ Yüce Allah buyuruyor ki ‘Benimle oturmak isteyen ile otururum, bana itaat edene itaat ederim, benden af dileyeni bağışlarım. Bu ay benim ayımdır ve kul benim kulumdur. Rahmet benim rahmetimdir. Bu ayda kim beni çağırırsa icabet ederim. Kim benden hidayet olmayı dilerse, hidayet ederim. Bu ay kulum ile kendi aramda iptir. Kim bu ipe tutunursa bana ulaşacaktır.’”
24-İmamı Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Kıyamette şu şekilde nida edilecektir; ‘Recepliler nerededirler?’ Sonra bir grup heybetli bir şekilde ayağa kalkacaktırlar ki onların özellikleri rivayette zikredilmiştir. Bu grup Recep Ayında en azından bir gün dahi olsa oruç tutan kimselerdir.”
25-Bu ayda tekit edilen ve oruç tutulması istenen üç günü şunlardır: İlk üç gün, on üçüncü, on dördüncü ve on beşinci günler (Biset Bayramı), Recep Ayının son üç günü.
26-İbn-i Babeveyh, Salim’den şöyle rivayet etmiştir: “Ben Recep Ayının sonuna bir kaç gün kala İmam Sadık’ın (a.s) yanına gitmiştim. Beni görür-görmez şöyle buyurdu: ‘Ey Salim! Bu ayda hiç oruç tuttun mu?’ ‘Hayır vallahi’ dedim ‘Ey Resulullah’ın oğlu!’ İmam (a.s) şöyle buyurdu: ‘O kadar sevap kaybetmişsin ki miktarını ancak Allah (c.c) bilir. Bu, Allah’ın üstün kıldığı ve hürmetini yücelttiği bir aydır. Bu ayda oruç tutanları kendi ikram ve değerlendirmesine mazhar kılmayı kendisine farz kılmıştır.’ Salim diyor ki: ‘Ey Resulullah’ın oğlu, eğer bu ayın kalan günlerini oruç tutarsam, bu ayda oruç tutanların sevabının bir kısmını elde etmiş olabilir miyim?’ diye sorduğumda şöyle buyurdu: ‘Ey Salim! Kim bu ayın sonundan bir gün oruç tutarsa, ölüm anındaki can çekişme ve rahatsızlıklardan, ölüm sonrasının dehşetinden ve kabir azabından kurtulur. Kim bu ayın sonundan iki gün oruç tutarsa, Sırat’tan kolaylıkla geçer ve kim bu ayın sonundan üç gün oruç tutarsa, kıyamet gününün büyük korkusu, dehşet ve zorluklarından kurtulur ve kendisine cehennem ateşinden kurtuluş beratı verilir.’”
27-Rivayetlerde şöyle geçer: “’Kim İhlâs Suresi’ni Recep Ayının cuma günü okursa, bu, kıyamet günü onu cennete cezb edecek bir nur olur.”
28-İmam Rıza (a.s),Resulullah (s.a.v)’ın şöyle dediğini rivayet ediyor: “Recep, Allah’ın ayıdır. Bu ayda Allah’ın rahmeti kullarının üzerine dökülür. Şaban ayında, tüm iyilikler paylaşılır ve dağıtılır. Ramazan Ayının ilk gecesinden itibaren şeytan bağlanmıştır. Allah, bu ayın her gecesinde 70 bin kişiyi bağışlar. Kadir gecesinde ise; Recep ve Şaban Ayının ölçüsünde; din kardeşiyle düşmanlık ve buğz eden kişiler hariç, tüm kullarını bağışlar.”
29-İmam Rıza (a.s) şöyle buyurdu: “’Recep ve Şaban ayının 15′inde. Bu gecede, önce gusül edilmeli. Daha sonra Ümm-ü Davud duası okunmalı. Bu ameli (duayı) yapmak istediği zaman; bu ayların 13,14 ve 15.günlerinde oruç tutulmalıdır. 15.günün öğle vakti olduğu zaman gusleder, güneş eğildiği vakit ise öğle ve ikindi namazlarını teveccühle huzu ve huşu içinde kâmil bir şekilde kılar. Namazı kılarken sakin bir yerde kılması daha uygundur. Namaz bittikten sonra kıbleye doğru dönerek, yüz defa Fatiha, yüz defa İhlas, on defa Ayete’l Kürsi’yi okur. Daha sonra da Enam, İsra, Kehf, Lokman, Yasin, Saffat, Fussilet, Şura, Duhan, Fetih, Vakıa, Mülk, Kalem, İnşikak ve İnşirah Suresi’nden sonra gelen tüm sureleri sonuna kadar okur.”
30-Bu ayda oruç tutamayanlar için zikir: Kısaca Recep Ayının orucuyla ilgili çok fazilet ve sevap nakledilmiştir. (Bazı mazeretlerden dolayı) Recep Ayının orucunu tutamayan birisi, her gün yüz defa şu zikri söylerse recep ayının orucunun sevabını (kısmen de olsa) idrak etmiş olur: ‘Subhan’el-İlah’il-celîl. Subhane men la yenbeğî’t-tesbîhu illa leh. Subhan’el-eazz’il-ekrem. Subhane men lebise’l-izze ve huve lehu ehl.’ Anlamı: Münezzehtir yüce İlâh. Münezzehtir kendisinden başkasına tessbih ve takdis yakışmayan. Münezzehtir en büyük izzet ve kerem sahibi. Münezzehtir layık olduğu halde izzet libasını giyen. -Allah-
31- İmamı Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Her kim Recep Ayının ilk gününde İmam Hüseyin’i (a.s) ziyaret ederse Allah-u Teâlâ onu affederek bağışlayacaktır. Bu ziyaret uzaktan da kabul olur inşallah.”
32-Bir Hadisi Şerif’te şöyle geçer: “Recep, Allahü Teâlâ’nın Ayıdır. Recep Ayına ikram edene, saygı gösterene, Allah-u Teâlâ, dünyada ve ahirette ikram eder.
33- Şeyh Saduk Hz. Sadık (a.s)’dan şöyle buyurduğunu nakletmiştir: “Kim Recep Ayının sonuncu gününü oruç tutarsa, Allah Teala onu ölüm sarhoşluğunun şiddetinden, ölümden sonraki vahşetten ve kabir azabından güvende kılar.”
34- Bir rivayette şöyle geçer: “Kim Recep Ayından bir geceyi ihya eder ve bir gün oruç tutarsa, Allah da ona cennet meyvelerinden yedirir.”
35- Peygamber (s.a.v) buyurmuştur: “Ey İnsanlar! Büyük bir ayın, Allah’ın çok hürmetli ayı (el-esamm) Recep’in, gölgeleri üzerinize düşmüştür. Bu ayda iyilikler katlanır, dualar kabul edilir, sıkıntılar giderilir.”
36-Yine ayrı bir güzel sözde şöyle zikredilmiştir: “Recep, kişinin bedenini temizler. Şaban Ayı gönlünü temizler. Şaban’ın diğer aylara üstünlüğü, benim diğer peygamberlere üstünlüğü gibidir. Ramazan Ayının diğer aylara üstünlüğü, Allah’ın halka üstünlüğü gibidir.”
37-Resulullah (s.a.a) efendimize soruldu: “Ya Resulullah, Recep Ayı için ‘Allah’ın ayı’ diye anlatmanızın sebebi nedir? Şöyle buyurdu: ‘Çünkü bu ayda özellikle mağfiret boldur. Bu ayda, halkın kan dökmesine mani vardır. Bu ayda, Allah Peygamberlerinin tövbelerini kabul buyurmuştur. Allah, bu ayda Peygamberlerini düşmanlarından korumuştur.’”
38- Hz. Peygamber (s.a.v) buyurdu ki: “Bu Recep Ayı Allah’ın ayıdır.”
Dediler ki: ‘Ya Resulullah! Her ay Allah’ın, her gün Allah’ın, yer Allah’ın, gök Allah’ın, dünya Allah’ın, ahiret Allah’ın, yani ne demek bu?’ Buyurdular ki: ‘Allah’ın mağfiretinin cûşa geldiği ay. Rabbimiz rahmetinin, mağfiretinin kapılarını açıyor bu ayda… Onun için bu ayın bir adı da mutahhir’dir. Temizliyor insanı. Allah’ın rahmeti suyuyla insanın günahları afv u mağfiret oluyor. Karaları, isleri, pasları adeta yıkanıp gidiyor.’”
39-Selman-ı Farisi’den gelen rivayete göre, şöyle demiştir: -Resulullah (s.a.v) efendimizin şöyle buyurduğunu duydum: “Bir kimse, Recep Ayında bir sadaka verir ise, bin altın sadaka vermiş gibi sayılır. Allah-u Teâlâ, onun bedenindeki her tüy için bin iyilik yazar; bin misli derecesini yükseltir, bin kötülüğü siler.”
40-Recep ayı hakkında söylenilen hikmetli sözler: “Recep kelimesindeki ‘R’ Allah’ın rahmetine, ‘C’ Allah’ın cömertliğine ve yardımına, ‘B’ ise Allah’ın birrine (iyilik ve ihsanına) işaret eder.”
“Recep ‘ekme’ ayıdır, Şaban ‘sulama’ ayıdır, Ramazan ‘derleyip toplama’ ayıdır. Herkes ne ekerse onu biçer, ne yaparsa cezasını çeker. Bir kimse ekimi bırakırsa, hasat zamanı ekmediğine pişman olur. Kıyamet gününde ise çok kötü duruma düşer.”
“Recep cefayı terk ayıdır; Şaban amel ve vefa ayıdır; Ramazan ise sadakat ve safa ayıdır.”
Üç Ayların Faziletleri
Sual: Halk arasında üç aylar olarak bilinen aylar hangileridir ve bunların özelliği, kıymeti nedir?
Cevap: Allahü teâlâ, kullarına çok acıdığı, merhamet ettiği için, bazı günlere, gecelere ve aylara kıymet vermiş, bu zamanlarda yapılan dua ve tövbeleri kabul edeceğini bildirmiştir. Kullarının çok ibadet yapmaları, yalvarmaları, dua ve tövbe etmeleri için bu zaman dilimlerini sebep kılmıştır. Halk arasında "üç aylar" olarak bilinen Receb, Şaban ve Ramazan aylarını da, kullarının yalvarmaları, dua ve tövbe etmeleri için sebep kılmıştır. Bu mübarek üç ayların ilki Receb ayıdır ki, Âdem aleyhisselamdan beri kıymetli idi. Her ümmet, bu aya saygı gösterirdi. Receb, muhterem, kıymetli demektir. Hadis-i şeriflerde;
(Receb, Allahü teâlânın ayıdır. Receb ayına ikram edene, saygı gösterene, Allahü teâlâ, dünyada ve ahirette ikram eder.)
(Receb-i şerifin bir gün evvelinden, bir gün ortasından ve bir gün de sonundan oruç tutana, Receb-i şerifin hepsini tutmuşçasına, Hak teâlâ ihsanda bulunur) buyuruldu.
Üç aylardan ikincisi Şaban ayıdır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Şaban-ı şerif, benim kendime mahsus bir aydır. Hak teâlâ Arş-ı a'lânın meleklerine azamet-i şâniyle buyurur ki: Ey benim meleklerim, gördünüz mü, benim kullarım sevgilimin ayına nasıl hürmet ediyorlar. İzzim, celâlim hakkı için ben de kullarımı af ve mağfiretime nail eyledim.)
(Her kim Şaban-ı şerifte üç gün oruç tutarsa, Hak teâlâ, Cennet-i a'lâda ona bir yer hazırlar.)
Üç ayların üçüncüsü ise Ramazan ayıdır. Hadis-i şerifte;
(Ramazan ayı gelince, Cennet kapıları açılır. Cehennem kapıları kapanır ve şeytanlar bağlanır) buyuruldu.
Sual: Üç ayların fazileti nedir?
CEVAP
RECEB ayı: Dört kıymetli aydan biridir. Bir âyet-i kerime meali:
(Allah'ın gökleri ve yeri yarattığı günden beri, ayların sayısı on ikidir. Bunlardan dördü, haram [hürmet edilen] aylardır.) [Tevbe 36]
Resulullah efendimiz, Receb ayına çok değer verir ve "Ya Rabbi, Receb ve Şabanı bizler için mübarek kıl ve bizi Ramazana eriştir" diye dua ederdi.
Receb ayının faziletiyle ilgili birkaç hadis-i şerif:
(Haram aylar, Receb, Zilkade, Zilhicce ve Muharremdir.) [İbni Cerîr]
(Haram aylarda Perşembe, Cuma ve Cumartesi günleri oruç tutana iki yıllık ibadet sevabı yazılır.) [Taberani]
(Haram aylarda bir gün oruç tutup bir gün yemek çok faziletlidir.) [Ebu Davud]
(Recep ayında dokuz gün oruç tutanın günahları sevaba çevrilir.) [Gunye]
(Receb ayında Allahü teâlâya çok istigfar edin; çünkü Allahü teâlânın, Receb ayının her vaktinde Cehennemden azat ettiği kulları vardır. Ayrıca Cennette öyle köşkler vardır ki, ancak Receb ayında oruç tutanlar girer.) [Deylemi]
(Cennette öyle köşkler vardır ki, onlara ancak Receb ayında oruç tutanlar girer.) [Deylemî]
(Allahü teâlâ, Receb ayında oruç tutanları mağfiret eder.) [Gunye]
(Recebin bir gün başında [ilk günlerinde], bir gün ortasında ve bir gün de sonunda [son günlerinde] oruç tutana, ayın hepsinde tutmuş gibi sevap verilir.) [Miftah-ül-Cennet]
(Ramazan ayı dışında Allah rızası için bir gün oruç tutan, iyi bir yarış atının bir asırda alacağı mesafe kadar Cehennemden uzaklaşır.) [Ebu Ya’la]
(Şu beş gecede yapılan dua geri çevrilmez: Regaib gecesi, Şabanın 15. gecesi, Cuma gecesi, Ramazan bayramı ve Kurban bayramı gecesi.) [İ. Asakir]
(Allahü teâlâ, Receb ayında hasenatı kat kat eder. Bu ayda bir gün oruç tutan, bir yıl oruç tutmuş gibi sevaba kavuşur. 7 gün oruç tutana, Cehennem kapıları kapanır. 8 gün tutana Cennetin 8 kapısı açılır. 10 gün tutana, Allahü teâlâ istediğini verir. 15 gün oruç tutana, bir münadi, “Geçmiş günahların affoldu” der. Allahü teâlâ, Nuh aleyhisselamı Receb ayında gemiye bindirdi. O da, Receb ayını oruçlu geçirip oradakilere oruç tutmalarını emretti.) [Taberanî]
(Receb’de, takva üzere bir gün oruç tutana, oruç tutulan günler dile gelip, “Yâ Rabbi, onu mağfiret et” derler.) [Ebu Muhammed]
Recebin ilk Cuma gecesine Regaib gecesi denir. Her Cuma gecesi kıymetlidir. Bu iki kıymetli gece bir araya gelince, daha kıymetli oluyor. Allahü teâlâ, bu gecede, müminlere, ragibetler [ihsanlar, ikramlar] yapar. Regaib, ihsanlar, ikramlar demektir. Bu geceye hürmet edenleri affeder. Regaib gecesi yapılan dua kabul olur, namaz, oruç, sadaka gibi ibadetlere, sayısız sevaplar verilir.
ŞABAN ayı: Resulullah efendimiz, Şaban ayına da çok değer verir ve "Ya Rabbi, Receb ve Şabanı bizler için mübarek kıl ve bizi Ramazana eriştir" diye dua ederdi.
Âişe validemiz buyuruyor ki:
(Resulullahın, hiçbir ayda, Şaban ayından daha çok oruç tuttuğunu görmedim. Bazen Şabanın tamamını oruçla geçirirdi.) [Buhari]
Şaban ayının faziletiyle ilgili üç hadis-i şerif:
(Şaban, öyle faziletli bir aydır ki, insanlar bundan gâfil olurlar. Bu ayda ameller, âlemlerin Rabbine arz edilir. Ben de amelimin oruçluyken arz edilmesini isterim.) [Nesaî]
(Ramazandan sonra en faziletli oruç, Şaban ayında tutulan oruçtur.) [Tirmizî]
(Şaban ayında üç gün oruç tutana, Allahü teâlâ Cennette bir yer hazırlar.) [Ey Oğul İlmihâli]
[Kaza orucu borcumuz olmasa bile, bu oruçları tutarken, ilk veya son kazaya kalan Ramazan orucunu tutmaya diye niyet etmeli.]
Bünyesi zayıf olanın, Şabanın 15 inden sonra oruç tutmayıp, farz olan Ramazan-ı şerif orucuna hazırlanması iyi olur. Sağlığı yerinde olan ise, Şaban ayının çoğunu, hatta tamamını oruçlu geçirebilir.
Berat gecesi, Şaban ayının on beşinci gecesidir. Yani 14 Şabanın bittiği günün gecesidir.
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Şabanın 15. gecesini ibadetle, gündüzünü de oruçla geçirin! O gece Allahü teâlâ buyurur ki: “Af isteyen yok mu, affedeyim. Rızk isteyen yok mu, rızk vereyim. Dertli yok mu, sıhhat, afiyet vereyim. Ne isteyen varsa, istesin vereyim” Bu hâl, sabaha kadar devam eder.) [İbni Mace]
(Şu beş gecede yapılan dua geri çevrilmez. Regaib gecesi, Berat gecesi, Cuma gecesi, Ramazan ve Kurban bayramı gecesi.) [İ. Asakir]
Bu geceyi ganimet bilmeli, tevbe istigfar etmeli, kaza namazı kılmalı, Kur'an-ı kerim okumalı, Bilhassa ilim öğrenmelidir. En kıymetli ilim, doğru yazılan ilmihal bilgileridir.
RAMAZAN ayı: Peygamber efendimiz, Ramazan-ı şerifin fazileti hakkında buyuruyor ki:
(Ramazan ayı mübarek bir aydır. Allahü teâlâ, size Ramazan orucunu farz kıldı. O ayda rahmet kapıları açılır, Cehennem kapıları kapanır, şeytanlar bağlanır. O ayda bir gece vardır ki, bin aydan daha kıymetlidir. O gecenin [Kadir gecesinin] hayrından mahrum kalan, her hayırdan mahrum kalmış sayılır.) [Nesaî]
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Ramazan ayı gelince, “Hayır ehli, hayra koş, şer ehli, kötülüklerden el çek” denir.) [Nesai]
(Ramazan gelince, Allahü teâlâ meleklere, müminlere istigfar etmelerini emreder.) [Deylemi]
(Farz namaz, sonraki namaza kadar; Cuma, sonraki Cumaya kadar; Ramazan ayı, sonraki Ramazana kadar olan günahlara kefaret olur.) [Taberani]
(Peş peşe üç gün oruç tutabilenin, Ramazan orucunu tutması gerekir.) [Ebu Nuaym]
(Bu aya Ramazan denmesinin sebebi, günahları yakıp erittiği içindir.) [İ.Mansur]
(Ramazanın başı rahmet, ortası mağfiret, sonu ise, Cehennemden kurtuluştur.) [İ.Ebiddünya]
(İslam, kelime-i şahadet getirmek, namaz kılmak, zekat vermek, Ramazan orucunu tutmak ve haccetmektir.) [Müslim]
(Allahü teâlânın, gözlerin görmediği, kulakların işitmediği ve hiç kimsenin hayaline bile gelmeyen nimet dolu sofrası, ancak oruçlular içindir.) [Taberani]
İmam-ı Rabbani hazretleri de buyuruyor ki:
Mübarek Ramazan ayı, çok şereflidir. Bu ayda yapılan, nafile namaz, zikir, sadaka ve bütün nafile ibadetlere verilen sevap, başka aylarda yapılan farzlar gibidir. Bu ayda yapılan bir farz, başka aylarda yapılan yetmiş farz gibidir. Bu ayda bir oruçluya iftar verenin günahları affolur. Cehennemden azat olur. O oruçlunun sevabı kadar, ayrıca buna da sevap verilir. O oruçlunun sevabı hiç azalmaz.
Bu ayda, emri altında bulunanların, işlerini hafifleten, onların ibadet etmelerine kolaylık gösteren âmirler de affolur, Cehennemden azat olur. Ramazan-ı şerif ayında, Resulullah, esirleri azat eder, her istenilen şeyi verirdi. Bu ayda ibadet ve iyi iş yapabilenlere, bütün sene bu işleri yapmak nasip olur. Bu aya saygısızlık edenin, günah işleyenin bütün senesi, günah işlemekle geçer.
Bu ayı fırsat bilmeli, elden geldiği kadar ibadet etmelidir. Allahü teâlânın razı olduğu işleri yapmalıdır. Bu ayı, ahireti kazanmak için fırsat bilmelidir.
Kur’an-ı kerim Ramazanda indi. Kadir gecesi bu aydadır. Ramazan-ı şerifte iftarı erken yapmak, sahuru geç yapmak sünnettir. Resulullah bu iki sünneti yapmaya çok önem verirdi.
İftarda acele etmek ve sahuru geciktirmek, belki insanın aczini, yiyip içmeye ve dolayısıyla her şeye muhtaç olduğunu göstermektedir. İbadet etmek de zaten bu demektir.
Hurma ile iftar etmek sünnettir. İftar edince, (Zehebez-zama’ vebtellet-il uruk ve sebet-el-ecr inşaallahü teâlâ) duasını okumak, teravih kılmak ve hatim okumak önemli sünnettir.
Bu ayda, her gece, Cehenneme girmesi gereken, binlerce Müslüman affolur, azat olur. Bu ayda, Cennet kapıları açılır. Cehennem kapıları kapanır. Şeytanlar, zincirlere bağlanır. Rahmet kapıları açılır. Allahü teâlâ, bu mübarek ayda Onun şanına yakışacak, kulluk yapmayı ve Rabbimizin razı olduğu, beğendiği yolda bulunmayı, hepimize nasip eylesin!
Açıktan oruç yiyen, bu aya hürmet etmemiş olur. Namaz kılmayanın da, oruç tutması ve haramlardan kaçınması gerekir. Bunların orucu kabul olur ve imanları olduğu anlaşılır.
Ramazanda oruç tutmak hakkındaki hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
(Ramazan orucu farz, teravih namazı ise sünnettir. Bu ayda oruç tutup, gecelerini de ibadetle geçirenin günahları affolur.) [Nesai]
(Ramazan orucunu farz bilip, sevap bekleyerek oruç tutanın günahları affolur.) [Buhari]
(Ramazan bereket ayıdır. Allah bu ayda, günahları bağışlar, duaları kabul eder. Bu ayın hakkını gözetin! Ancak Cehenneme gidecek olan, bu ayda rahmetten mahrum kalır.) [Taberani]
(Ramazan ayında ailenizin nafakasını geniş tutun! Bu ayda yapılan harcama, Allah yolunda yapılan harcama gibi sevaptır.) [İbni Ebiddünya]
(Oruçlunun susması tesbih, uykusu ibadet, duası makbul, ameli de çok sevaptır.) [Deylemi]
(Oruçlu iken çirkin konuşmayın! Biri size sataşırsa, “Ben oruçluyum” deyin!) [Buhari]
Ramazan-ı şerifte, oruç tutmak çok sevaptır. Özürsüz oruç tutmamak büyük günahtır. Hadis-i şerifte, (Özürsüz, Ramazanda bir gün oruç tutmayan, bunun yerine bütün yıl boyu oruç tutsa, Ramazandaki o bir günkü sevaba kavuşamaz) buyuruldu. (Tirmizi) Ama orucu kazaya bırakmayı mubah kılan dînî bir mazeret varsa, o zaman ramazan orucunu kazaya bırakmak günah olmaz.
Sual: Şaban ayı, Peygamber efendimize mahsus bir ay olduğuna göre, bu aya hürmet edenler de, bunun karşılığını görecekler midir?
Cevap: Bu aylara hürmet edenler, saygı gösterenler, bunun karşılığını elbette göreceklerdir. Zira Peygamber efendimiz;
(Şaban, benim kendime mahsus bir aydır. Hak teâlâ Arş-ı alânın meleklerine buyurur ki, ey benim meleklerim, gördünüz mü, benim kullarım sevgilimin ayına nasıl tazim ve hürmet ediyorlar. İzzim, celâlim hakkı için ben de kullarımı af ve mağfiretime nail eyledim) buyurmuştur.
Receb ayına saygının neticesi
Sual: Receb ayı, her ümmet için kıymetli mi idi ve her ümmet bu aya saygı gösterir miydi?
Cevap: Receb ayı, Âdem aleyhisselamdan beri kıymetli idi. Bu ayda muharebe etmek günah idi. Her ümmet, bu aya saygı gösterirdi. Receb demek, mürecceb, muazzam, muhterem, kıymetli demektir. Fârisî Enîsülvâ'ızîn kitabında deniyor ki:
“İsa aleyhisselâm zamanında bir genç, güzel bir kıza tutulmuştu. Ona kavuşmak için çırpınıyordu. Nice zaman sonra söz aldı. Bir akşam, odada buluştular. Genç, pek sevinçli idi. Ansızın, pencereden hilali, yeni ayı gördü. 'Bu hangi aydır' dedi. Kız, 'Receb' deyince, genç toparlandı, gitmek için hazırlandı. Kız şaşırıp, 'ne oluyorsun' dedi. Genç, 'babalarımdan işittim. Receb ayında günah işlenmez. Bu aya saygı gösterilir' deyip, özür diledi ve evine gitti. Allahü teâlâ, İsa aleyhisselâma vahiy gönderip, olanları bildirdi. 'Bu genci ziyaret et! Selamımı söyle' buyurdu. Genç, receb ayına gösterdiği bir saygı için, büyük bir peygamberin kendine gönderildiğine sevinerek iman etti. İyi bir mümin oldu. Receb ayına gösterdiği bir saygı sebebi ile, iman şerefine kavuştu.” Hadîs-i şerifte de;
(Receb, Allahü teâlânın ayıdır. Receb ayına ikram edene, saygı gösterene, Allahü teâlâ, dünyada ve ahirette ikram eder) buyuruldu.
Receb ayında hareketsiz kalanlar
Sual: Receb ayında, Allahın sevgili kulları varmış ve Receb ayı boyunca bunlar hiç hareket etmezlermiş deniyor. Böyle bir şey var mıdır?
Cevap: Bu konuyla alakalı olarak Muhyiddîn Arabî hazretleri Fütû-hât-ı Mekkiyye kitabında şöyle yazmaktadır:
“Allahü teâlânın sevgili kullarından bir gurup vardır ki, onlara Recebi derler. Onlar kırk kişidir. Sayıları artmaz ve eksilmez. Receb ayında hiç hareket etmezler. Ayakta duramadıkları gibi, oturamazlar da. Ellerini, ayaklarını ve gözlerini dahi kıpırdatacak kuvveti kendilerinde bulamazlar. Receb ayının ilk günlerinde bu hal üzere olurlar. Günden güne bu halleri hafifler. Şaban ayı girince, bu halleri kalkar. Bazen onlardan bir kısmında bu keşif halleri kalıp, bir sene devam eder. Recebilerden birini gördüm. Onda rafizilerin durumunu keşfedip görme hali baki kalmıştı. Tanımadığı bir rafiziyi domuz şeklinde görür ve sen rafizisin, tevbe et, derdi. O rafizi tevbe ederse, onu insan suretinde görürdü ve sen gerçekten tevbe ettin, derdi. Eğer o kimseyi yine domuz suretinde görürse, yalan söylüyorsun, sen tevbe etmedin, derdi. Bir gün Şafii mezhebinde oldukları ve iyi kimseler olarak tanınan iki kişi huzuruna geldiler. Meğer o iki kişi dıştan iyi görünmelerine rağmen, rafizi imişler. Hazret-i Ebu Bekir ve hazret-i Osman hakkında yanlış ve kötü düşüncelere sahip imişler. O zat huzuruna gelen bu iki kişiye dışarıya çıkmalarını söyledi. Sebebini sorduklarında, ben sizi domuz şeklinde görüyorum, dedi. O iki kimse o anda kalplerinden tevbe ettiler. Bunun üzerine o zat, şimdi tevbe ettiniz. Çünkü şu anda sizi insan suretinde görüyorum, dedi. O kimseler buna çok şaştılar ve bozuk itikatlarından tamamen vazgeçtiler.”
Afyonkarahisar Hakkında Bilgiler
AFYONKARAHİSAR
Şifalı kaplıcaları, kaymak şekeri ve haşhaşı ile tanınan bir ilimiz. Eskişehir, Kütahya, Denizli, Uşak, Burdur, Isparta ve Konya arasında yer alır. 29° 40' ve 31° 43' doğu boylamları ile 37° 45' ve 39° 17' kuzey enlemleri arasındadır. Ege’nin Akdeniz’e ve İç Anadolu’ya açılan kapısı ve önemli bir kültür merkezidir. Afyon, İstiklal Harbinde mühim yer işgal etmiş, zaferlere sahne olmuş milli tarihimizde ve kahramanlık destanlarında asırlardır müstesna bir yeri bulunan tipik bir Anadolu şehridir. Trafik kod numarası (03)’tür.
İsminin Menşei
Selçuklular “Akroenos” ismi ile anılan bu bölgeyi feth edince, sarp kayalar üzerinde yükselen kaleye izafeten “Karahisar” (Karakale) demişlerdir. Kalenin etrafındaki şehrin ismi Karahisar olmuştur. Frikyalılar bu şehire “Sineda” derlerdi.
Türkler, Anadolu’da pekçok yere “Karahisar” ismi verildiğinden, burasının isminin diğerlerinden ayırd edilmesi için Selçuklu beylerinden Sahib Ataoğlu’na izafeten “Karahisar-ı Sahib” (Sahip Karahisarı) denmiştir.
Cumhuriyet devrinde bölgede yetişen haşhaştan elde edilen Afyon’dan dolayı ismi Afyonkarahisar olmuştur.
Tarihi
Afyon’un ilk sahipleri Hititlerdir. Pekçok höyüklerde Hititlere ait tarihi zenginlikler ortaya çıkarılmıştır. Afyon kalesini yapan Hitit imparatoru “Mürsil”dir.
Hititlerden sonra Sakarya boylarında hüküm süren Frikler (Frikyalılar) Afyon’a sahib oldular. Frikyalılar bu şehre “Sineda” ismini vermişlerdir. Afyon müzesi, Hitit ve Frikyalılara ait eserler bakımından en zengin olanıdır.
Frikyalılardan sonra Lidlar (Lidyalılar) bu bölgeye sahib oldular.
M. Ö. altıncı asırda Perslerin eline geçti. M.S. 4. asırda Makedonya Kralı Büyük İskender’in istilasına uğradı. Bunun ölümünden sonra Selevkosların, sonra da Bergama Krallığının eline geçti. M.S. 2. asırda Bergama Krallığı ile birlikte Roma İmparatorluğuna katıldı.
Roma İmparatorluğu M.S. 395 senesinde ikiye ayrılınca burası Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğunun elinde kaldı.
Müslüman Araplar ve İranlı Sasaniler Afyon’a kadar geldiler. Müslümanların meşhur kahramanlarından Battal Gazi’nin Afyon’da Bizanslılarla savaşırken 739 senesinde şehid olduğu rivayet edilmektedir.
Bizanslılar, Afyon’a "yüksek kale” manasına gelen Akronium (Akroenos) ismini verdiler
1071 Malazgirt Savaşından sonra Anadolu Fatihi ve Anadolu’daki Türk devletinin kurucusu Kutalmışoğlu Süleyman Şah bütün Anadolu gibi Afyon’u da feth etti. 1146’da Birinci Kılıçarslan, Bizans İmparatoru Manuel Komnenos’u Bolvadin civarında yendi.
Birinci Haçlı Seferinde haçlı orduları Afyon’u geri aldılar. Afyon şehri civarında Türklerle Bizanslılar arasında büyük ve kanlı savaşlar oldu. Selçuklular, Afyon’u Bizanslılardan yeniden aldılar.
Selçuklu sultanı Alaeddin, Afyon şehrini imar ettirdi. Devlet hazinesi burada saklandı. Bu sebepten Selçuklu devrinde, Afyon’un bir ismi de “Hisar-ı Devlet”, Devlet hazinesinin saklandığı hisar olmuştur.
Moğolların Anadolu genel valisi Timurtaş, taht şehri Konya'yı işgalden sonra Afyon’u kuşatmış, fakat Selçuklu veziri Sahib Ata şehri teslim etmemiştir.
On üçüncü asrın ikinci yarısında Sahib Ata Fahreddin Ali Bey, oğul ve torunları da asrın sonuna kadar Afyon valiliği yaptılar. Şehir sonra Germiyan Beyliğine geçti. 1390 senesinde Sultan Yıldırım Bayezid Han, Afyon’u Osmanlı Devletine kattı. 1402’de Timur Han burasını yeniden Germiyan Beyliğine verdi. Germiyanoğlu Yakub Beyin ölümü ve vasiyeti üzerine Afyon, Osmanlı toprağı oldu.
1451’de Kütahya’da bulunan Anadolu Beylerbeyliği’ne (eyaletine) bağlanarak, Karahisar-ı Sahib Sancağı ismini almıştır. 1685’te Hüdavendigar (Bursa) vilayetine bağlı sancak, Tanzimattan sonra Kütahya’ya bağlı bir ilçe olmuştur. 1914’te bağımsız sancak olan Afyon, Cumhuriyet devrinde Afyonkarahisar ismiyle il olmuştur.
Osmanlı devrinde yolların birleştiği ve ikmallerin yapıldığı bir üs olarak kullanılmıştır.
On yedinci asırda Celali isyanları, on dokuzuncu asırda Anadolu’nun an’anevi sanayiinin yıkılışı ile Afyon geriledi. 1833’te Kavalalı Mehmed Ali Paşanın birkaç ay işgalinde kaldı.
28 Mart 1921’de şehri Yunanlılar işgal etti. Sonra 7 Nisan 1921’de geri çekilip 13 Temmuz 1921’de yeniden aldılar.
Türk İstiklal Harbinin dönüm noktası olan Başkomutanlık Meydan Savaşı, Afyon’da cerayan etti. 27 Ağustos 1922’de, Afyon yeniden hakiki sahipleri olan Türklerin eline geçti... Yunanlılar 1 sene 25 gün süren işgallerinde Afyon’u aşırı derecede tahrib ettiler.
27 Ağustos’ta Afyon’un kurtuluş törenleri, 30 Ağustos Zafer Bayramında ise Dumlupınar’da törenler yapılır.
Fiziki Yapı
Orta Anadolu’yu Batı Anadolu’ya bağlayan, Ege’nin Akdeniz ve İç Anadolu’ya kapısı olan kara ve demiryollarının kavşak noktası durumunda bulunan Afyon, denizden 1000-1500 m yükseklikte çoğu püskürük kitlelerden meydana gelmiş bir arazi üzerindedir.
Yüzölçümü 14.230 kilometrekaredir. Coğrafi olarak 4 bölgeye ayrılır. Birinci Bölge: Merkez (Afyon) ile Bolvadin, Sincanlı ve Şuhut ilçelerini ihtiva eden ovadır. Buradaki akarsulardan Seyitler, Akarer, Kalı Çayı; İzzer Gölüne dökülür. İkinci bölge, Sakarya Irmağına yakın olan Emirdağ ovasıdır. Üçüncü bölge, Sandıklı Ovasıdır. Küfi Çayı bu bölgede doğar ve Büyük Menderes’e karışır. Dördüncü bölge, Dinar ve Dazkırı ovalarıdır.
Dağları: Yüksek ve intizamsızdır. Sultan Dağları, Torosların batıya doğru uzanan son kısımlarını teşkil eder. En yüksek yeri Topraktepe 2581 metredir. Kumanlar dağının en yüksek yeri Göktepe 2250 m, Emirdağ 2307 m, Sandıklı Dağı 2247 m, Akdağ 2446 m, Ahırdağı 1915 m, Kocatepe 1900 metredir. Afyon şehrinin tarihi kalesini üzerinde taşıyan Yalçınkaya (Sivritepe) 1200 metredir.
Ovaları: Akarçay Vadisinin kestiği Afyon Ovası, Şuhut, Sincanlı, Dinar, Emirdağ ve Sandıklı başlıca ovalarıdır.
Akarsuları: Seyitler Deresi, Akarca, Kalı ile Küfi çaylarıdır. Afyon akarsuları, Sakarya ve Porsuk ile Karadeniz’e, Büyük Menderes’in kolu Küfi Çayı ile Ege’ye akar.
Gölleri: Afyon, göl bakımından zengindir. Akşehir gölünün yarısı Afyon iline dahildir. Bu göl deniz seviyesinden 990 m, Eber gölü deniz seviyesinden 995 m yüksekliktedir. Karamık Gölü, Çapak Gölü ve yarısı Denizli ilinde olan Acıgöl bölgenin önemli gölleridir. Afyon, Akdeniz’in göller bölgesinin uzantısıdır.
İklimi ve Bitki Örtüsü
Denizlere uzak ve etrafı dağlarla çevrili olduğundan tipik bir kara iklimi hüküm sürer. Bununla beraber geçiş bölgesi özelliklerini de gösterir. Kışları karlı ve soğuk, yazları sıcak ve kurak geçer. Ağustos en kurak, nisan ve mayıs en fazla yağış alan aylardır.
Denizden yüksekliği 1015 m olan Afyon ve çevresi tipik bir bozkır iklimi gösterir. Hava devamlı serin olup, geceler yazın bile soğuktur.
Yağmur sık ve sağanak halinde yağar. Kışın bol kar yağar. Senenin 120-130 günü tamamen güneşli, gerisi bulutlu geçer. Yıllık yağışın ancak % 16’sı yazın yağar. Senelik yağış mikdarı 410-478 mm’dir. Rüzgarlar çok defa batıdan eser. Sıcaklığın ocak ayında -20 derecenin altına düştüğü günler olur. Temmuz’da ise sıcaklık 30 derecenin üstüne çıkar. 30 Aralık 1948’de sıcaklık -27,2 dereceye düşmüştür. Ocak ayının ortalaması 0,3, en sıcak ayın ortalaması ise 22,1 derecedir. Kaydedilen en yüksek sıcaklık 14 Ağustos 1960’ta olmuştur ve 37,8 derecedir.
Sulak ve verimli topraklara sahiptir. Başta haşhaş olmak üzere her nevi hububat, bakliyat ve sınai bitkiler yetişir. Meyve çeşitleri bakımından zengindir.
Afyon’da orman azdır. % 7 olup, 90.950 hektardır. Ormanlarında karaçam, akçam, meşe, kızılmeşe, palamut ve ardıç ağaçları mevcuttur.
Ekilip işletilmeyen yerlerde geniş otlaklar bulunur.
Ekonomi
Tarım: Afyon’un başlıca gelir kaynağı tarım ve hayvancılıktır. Ziraat esas itibariyle hububat ekimine dayanır. Buğday, arpa ve ayçiçeği başta gelir. Endüstri bitkileri arasında ise haşhaş ile şeker pancarı çok önemli yer tutmaktadır. Baklagil ekimi de çok önemli yer tutar.
Ömer kaplıcalarında “Eşanjör” sistemi ile sera ısıtmacılığına geçilmiştir. Her sene ortalama 400 bin hektar arazi ekilmektedir. Bunun % 28’i baklagiller, % 6’sı sanayi bitkileri ve % 66’sı tahıllardır. Hububata ayrılan arazinin % 72’sinde buğday ekimi yapılmakta olup, Konya ve Ankara’dan sonra Afyonkarahisar buğday üretimimizde üçüncü sırada yer alır. Dinar’da çavdar, Bolvadin’de darı ekilir. Buğdaydan sonra en çok ekilen arpadır. Sulu arazilerde mısır ve yulaf yetiştirilir.
Yüz yirmi beş bin hektarlık sahada baklagil ekimi yapılır. Burçak ön sıradadır. Bu bitki kışlık hayvan yemidir. Çoğu Sandıklı’da olmak üzere nohut, mercimek, fasülye ve bol mikdarda patates istihsal edilir.
Şeker pancarı ekimi, son senelerde hızla gelişmektedir ve oldukça ileri seviyededir.
Sulak arazilerde sık, bahçelerde serpinti halinde armut, elma, erik, vişne, şeftali, dut ve kestane ağacı bulunur. Bunun senelik üretimi 6 bin ton civarındadır.
3740 hektarlık bağlardan bol üzüm alınır. Kavun ve karpuz da çok ekilen bitkilerdendir.
Haşhaş (Afyon): Afyon haşhaş ekimi bakımından Türkiye’nin en müsait yeridir. Bu ilde yetişen haşhaş bitkisinde % 12 morfin bulunur ve bu miktar dünyada birincidir. Haşhaş, Afyon halkının yiyeceği, yağı, ilacı, yakacağı ve hayvanları için küspesidir.
Afyon müzesinde Şuhut’tan çıkarılmış, M.Ö. 3. asıra ait “Syanada Sikkesi”nde haşhaş kabartması bulunması, haşhaşın çok eski devirlerden beri bu bölgede yetiştiğini göstermektedir. Her sene beş bin ton haşhaş ve beş ton afyon sakızı istihsal edilir. Ekilecek sahaların genişliği her sene devletçe tayin edilir.
Ayçiçeği, susam ve siyelek, toprağı çok yorar. Bunların yağ miktarı hiçbir zaman % 40’ı geçmez. Halbuki haşhaş gerektiği gibi preslenirse yağ miktarı % 55 olur. Haşhaş üretiminin arttırılması ile Türkiye’nin yağ ihtiyacının tamamı karşılandığı gibi dışarıya yağ ihracı da mümkün olacaktır. Haşhaş, Afyon’un sembolüdür.
Hayvancılık: Geniş otlaklara sahip olduğu için Afyon’da hayvancılık gelişmiştir. Hayvancılık bakımından Konya, Ankara, Sivas, Kars ve Ağrı’dan sonra gelir. 1,5 milyona varan hayvan sayısının % 64’ü koyundur. Koyunlarda “dağlıç” cinsi fazladır. Koyunu, tiftik keçisi, kıl keçisi ve sığır takib eder.
Bayat Yaylası, Sultan Dağlar, Emir Dağ, Hamatlı Dağ, Ahır Dağ ve Kamanlar Dağı otlakları meşhurdur. Kurban bayramlarında İstanbul’a gelen koyunların çoğu Afyon’dan gelir. Tavukçuluk hızla gelişmektedir
Madenler: Arazisi püskürük kitlelerden meydana gelmiş olan Afyonkarahisar’da Maden Tetkik Arama Enstitüsü tarafından demir, kükürt, kaolin, linyit, civa, grafit, kalay, kurşun ve manganez tesbit edilmiştir.
Türkiye maden bakımından çok zengin bir ülke olmasına rağmen madenlerin ancak yüzde 10 kadarı işletilebilmektedir. Afyon ilimizin durumu da buna paralellik gösterir. Yukarıda yazılan madenlerin çoğu toprak altındadır. Duğlak’ta antimon, Emirdağı-Sağırlar’da demir pek çok yerde linyit çıkarılmaktadır.
Afyon’un çeşitli yerlerinde kıymetli taş ocakları vardır. Kale, Ortasivri, Kızılburun, Ilıpınar, Topuzlu, Ciritkaya ve Ayazin’deki taş ocakları çok önemlidir.
Afyon’un en büyük tabii zenginliği mermerdir. İşcehisar, Somaki mermer ocakları M.Ö. 10. asırdan beri işletilmektedir. Romalılar devrinde “Sinada” (Şuhut) mermeri ismi ile şöhret yapan, beyaz, pembe, erguvani, leylaki, koyu menekşe ve mavi damarlı mermerler dünyanın en güzel mermerleridir. Mermer yataklarının çoğu işletilmemektedir. Roma surlarındaki, Sen Piyer kilisesindeki mermerler ve Ayasofya’daki sütunlar buradan getirilmiştir.
Avrupa’da Roma şehri başta olmak üzere eserlerin çoğu Afyon mermerinden yapılmıştır. Afyon’dan çıkarılan 12 renk mermerin en kalitelisi, beyaz renkli olanıdır. Afyon’da beş milyar metreküp mermer rezervi vardır.
İtalya, Afyon’dan işlenmemiş mermer alıp, en az bir kaç misli fiyatla işlenmiş olarak diğer ülkelere satmaktadır. Afyon mermeri işlenmiş olarak satıldığında mühim bir döviz kaynağı ve ihraç vasıtası olarak yurdumuz ekonomisine katkıda bulunabilir.
Sanayi: Afyonkarahisar, sanayi bakımından komşu illere nazaran geri kalmıştır. Son senelerde sanayisi gelişmektedir. Afyon’da halıcılık, dokumacılık ve küçük el sanatları yaygındır. Bir ara yaygın olan briket yapımı önemini kaybetmiştir.
Afyon Çimento Fabrikası: Senede 200 bin ton kapasitelidir. Bu fabrika, memleket ekonomisinde olduğu gibi Afyon ve civarının gelişmesinde de önemli rol oynamaktadır.
Afyon Şeker Fabrikası: 28 Ekim 1977’de açılan bu fabrika, Ortadoğu ve Balkanların en büyük ve en modern fabrikasıdır. Fabrika 5600 dönümlük arazi üzerindedir. Bine yakın işçi çalışmaktadır. 25 bin köylü ailesi ise şeker pancarı satarak bu yolla geçimini te’min etmektedir. Afyon şeker fabrikası Avrupa’nın da sayılı şeker fabrikaları arasındadır. Şeker pancarının yaprağı ve küspesi hayvancılıkla geçimini sağlayanlar tarafından besleyici birer yem olarak kullanılmaktadır.
Afyon (Çay) Kağıt Fabrikası: Daha önceleri Eber gölündeki saz ve kamışlar her sene yok olurken, bu fabrikanın kurulmasıyla kağıt ve karton olarak memleket ekonomisine katkıda bulunmaktadır. Ayrıca bu göl kıyısındaki 40 köy yeni bir gelir kaynağına kavuşmuştur. 20 bine yakın köylü saz ve kamıştan para kazanırken bine yakın kişi de fabrikada iş sahibi olmuştur. 10 bin ton selüloz ve 6 bin ton kireç istihsal eden bu fabrika bundan daha fazla üretim için de imkanlara sahiptir.
Sincanlı Fabrikası: Türkiye Yapağı ve Tiftik A.Ş. tarafından Sincanlı ilçesinde 11.162 m2 sahada 1 milyar 122 milyon liraya yapılan bu fabrika, 2 bin ton kirli yapağı işleyerek 1350 ton tiftik üretecek kapasitededir. Fabrika 1984 yılında faaliyete geçmiştir.
Yuntaş Ekmek Fabrikası: Hissesinin çoğu Afyon Belediyesi’ne aid olan bu fabrika günde 130 bin ekmek üretecek kapasitededir.
Afyonkarahisar Maden Suyu İşletmesi: Yıllık 50 milyon şişe maden suyu istihsal edebilecek kapasitededir.
Alkoloid Fabrikası: Bolvadin ilçesindedir. İlaç sanayinin hammaddesi olan Afyon sakızını işler.
Kaymaklı şeker ve lokum: Afyon’un sembolü haline gelen kaymaklı şeker ve kaymaklı lokum 1901 senesinde şekerci ustası Salih Şeker tarafından yapılmıştır. Manda sütü kaymağına şeker karıştırılarak yapılan bu şeker, halen torunları tarafından imal edilmektedir. Kaymaklı şeker, kakaolu, antep fıstıklı, fındıklı ve bademli olarak imal edilmektedir. Kaymaklı lokum ise, hindistan cevizli, çikolatalı ve cevizli olarak yapılmaktadır.
Sucuk imalatı: Yurdumuzda Kayseri’den sonra en çok sucuk üreten ilimiz Afyon’dur.
Ulaşım: Afyonkarahisar, Türkiye’nin en önemli ulaşım yollarının geçtiği bir mevkidedir. İzmir ve Ankara’dan gelen demiryollarının kavşak noktasıdır. Dört yönden gelen demiryolu Afyon’da birleşir. Ayrıca Ankara-İzmir karayolu Afyon’dan geçer. Aydın ve Manisa istikametinden gelen demiryolları Afyon’a ulaşır. Demiryolu ile İstanbul’a 477, İzmir’e 320, Eskişehir’e 170 km uzaklıktadır. Karayolu ile ise İstanbul’a 452, Ankara’ya 275, İzmir’e 338 km mesafededir. Afyon hareketli bir trafik güzergahı üzerindedir.
Nüfus ve Sosyal Hayat
Nüfus: Afyon ilinin toplam nüfusu 1990 sayımına göre 739.223 kişi olup, bunun 306.209'u şehirlerde, 433.014'ü köylerde yaşamaktadır. Nüfus yoğunluğu kilometrekarede 52 kişidir. Yüzölçümü 14.230 kilometrekaredir.
Örf ve adetler: Afyon gürültüsüz, tenha bir şehirdir. Örf ve adetleri ve dini inançları ile örülmüş manevi bir duvar içinde yaşar. Tarihi geleneğini çok iyi muhafaza etmiştir.
Ağıtları yaygındır. Bozlak tipi usulsüz türküler de çok söylenir. “İnce Mehmed” türküsü ilin meşhur bir türküsüdür.
Ege’nin “Zeybek”, Akdeniz’in “Teke” ve Konya’nın “Kaşıkçı” gibi oyunları Afyon’da da oynanır. Köylerde genellikle yemekli toplantılar yapılır. Bunlara “Ferfene” denilir. Bir diğer adı da “Arabaşı”dır. Masraf, katılanlar arasında eşit olarak paylaştırılır. Köylerde an’anevi yaşayış devam etmektedir.
Yirminci asra kadar Mevleviliğin Konya, İstanbul ve Kütahya’dan sonra en mühim merkezi Afyon idi.
Afyon’un on bir köyü eski Türk boylarının adını taşır. Bu, Afyon’un çok eski bir Türk yurdu olduğunun delilidir.
Eğitim: Afyon’da okur-yazar nisbeti % 80 olup; il dahilinde 28 anaokulu, 590 ilkokul, 87 ortaokul, 16 meseleki ve teknik ortaokul, 15 lise, 31 ticaret ve endüstri-meslek lisesi, 2 kız meslek lisesi vardır.
Afyon’da 8 hastane vardır. Ayrıca ilde üç sağlık ocağı bulunmaktadır. 5600 kişiye bir doktor, 800 kişiye bir yatak düşmektedir.
Şehrin otel ve lokantaları boldur. Afyon yemekleri meşhurdur.
Yetişen Meşhurlar
Karahisari: Karahisari ismi ile anılan büyük hattat Ahmed Şemseddin Efendi (1468-1556)’nin, Süleymaniye ve Selimiye camilerini süsleyen yazıları vardır.
Dil bilgini Ahteri Muslihuddin Mustafa (Ahteri-i Karahisari, vefatı 1561) 40 bin kelimelik, Arapça- Türkçe lügatı olan Ahter-i Kebir’i hazırlamıştır.
Mevlevi şairi Divani Mehmed Çelebi ve babası Abapuşi Veli Afyon-Mevlevi Camiinde gömülüdür.
Afyon, asırlardır ilim ve kültür merkezi olmuş, bir çok ilim ve sanat adamı yetiştirmiştir.
İlçeleri
Afyon'un biri merkez olmak üzere on sekiz ilçesi vardır.
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 144.276 olup, 95.643'ü ilçe merkezinde 48.633'ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 39 köyü vardır. İlçe toprakları orta yükseklikte bir plato görünümündedir. Akarçay vadisinde geniş düzlükler vardır. Ekonomisi tarım ve sanayiye dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, şekerpancarı, haşhaş, baklagillerdir. Hayvancılık önemli gelir kaynağıdır. Şeker Fabrikası, Çimento Fabrikası, TCDDY Beton Travers Fabrikası, Yarıaçık Cezaevi, İplik Fabrikası, TSEK Peynir ve Tereyağ Fabrikası başlıca sanayi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi Hıdırlık Tepesi ile kalenin bulunduğu tepe arasında kurulmuştur. Daha sonraları batısında yer alan düzlüğe doğru genişlemiştir. İlçe merkezi İzmir-Konya, İzmir-Ankara, İstanbul-Antalya karayollarının kesiştiği noktadadır. Aynı zamanda Kütahya-Konya ve İzmir-Konya demiryolları da ilçe merkezinde kesişir. İlçe belediyesi 1867'de kurulmuştur.
Başmakçı: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 13.021 olup, 6574'ü ilçe merkezinde, 6447'si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 13 köyü vardır. İlçe toprakları genelde düzdür. Kuzeydoğusunda Söğüt dağları yer alır. Dazkırı Ovasının ve Acı gölün bir kısmı ilçe sınırları içinde kalır. Ekonomisi tarıma dayalıdır. Gül yetiştiriciliği gelişmiş olup, 1989'da 550 ton gülçiçeğinden, 168 kg gül yağı elde edilmiştir. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, haşhaş ve şekerpancarıdır. Tavukculuk ekonomik açıdan önemli gelir kaynaklarındandır. Türkiye yumurta ihtiyacının yaklaşık % 10'unu Başmakçı karşılamaktadır.
İlçe merkezi Söğüt dağları ile Acıgöl arasında düz bir alanda kurulmuştur. Dazkırı ilçesine bağlı bir bucak iken, 19.6.1987'de 3392 sayılı kanunla ilçe haline getirildi. İl merkezine 130 km mesafededir.
Bayat: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 9080 olup, 4450'si ilçe merkezinde, 4630'u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 13 köyü vardır. İlçe toprakları orta yükseklikte platolardan meydana gelir. Akarsu vadilerinde geniş düzlükler vardır. Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri arpa, üzüm, buğday, şekerpancarı ve patatestir. Hayvancılık ikinci derecede geçim kaynağıdır. İlçe merkezi Ankara-Afyon karayolu üzerinde kurulmuştur. İl merkezine uzaklığı 45 kilometredir. Emirdağ ilçesine bağlı bir bucak iken 19 Haziran 1987 tarih ve 3392 sayılı kanunla ilçe haline getirildi.
Bolvadin: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 66.438 olup, 44.969'u ilçe merkezinde, 21.469'u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 13 köyü vardır. Yüzölçümü 1.108 km2 olup, nüfus yoğunluğu 60'dır.
İlçe toprakları genelde düzdür. Kuzeybatı-güneydoğu istikametinde Emirdağları yer alır. Eber gölünün bir kısmı ilçe sınırları içinde kalır. Bolvadin Ovası çok verimlidir. Akarçay, ilçenin Çay ilçesi ile tabii sınırını teşkil eder.
Ekonomisi tarım ve buna bağlı sanayiye dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı, haşhaş, buğday, arpa ve elmadır. Alkoloid fabrikası, un, tuğla ve ayakkabı fabrikaları başlıca sanayi kuruluşlarıdır. Hayvancılık ekonomik açıdan önemli olup, koyun ve sığır beslenir.
İlçe merkezi ovanın kuzey ucunda Emirdağ-Çay karayolu üzerinde kurulmuştur. Bolvadin tarihi çok eski devirlere dayanır. İl merkezine 65 km mesafededir. İlçe belediyesi 1881'de kurulmuştur.
Çay: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 43.582 olup, 14.147'si ilçe merkezinde, 29.435'i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 22 köyü vardır. Yüzölçümü 794 km2 olup, nüfus yoğunluğu 55'tir
İlçe toprakları dağlar ve platolardan meydana gelir. Güneydoğusunda Sultan dağları, güneybatısında Karakuş dağları yer alır. Eber Gölünün bir kısmı ilçe sınırları içinde kalır. Akarçay en önemli akarsuyudur. Topraklarının kuzeyi Afyon Ovasında kalır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, şekerpancarı ve haşhaşdır. Dağlık kesimlerde küçükbaş hayvan besiciliği önemli gelir kaynağıdır. Seka Selüloz Malt Fabrikası, un ve tuğla fabrikaları başlıca sanayi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi, Topraktepe'nin kuzey eteklerinde kurulmuştur. Afyonkarahisar-Konya demir ve karayolu ilçenin kuzey kıyısından geçer. İl merkezine 48 km mesafededir. İlçe belediyesi 1902'de kurulmuştur.
Çobanlar: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 24.972 olup, 6675'i ilçe merkezinde, 18.297'si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 10 köyü vardır. İlçe toprakları genelde düz olup, Afyon Ovasında yer alır. Topraklarını Akarçay sular. Seyidler Baraj Gölünün bir kısmı ilçe sınırları içinde kalır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, haşhaş, şekerpancarıdır. Küçük çapta hayvancılık yapılır. İlçe merkezi Afyon-Konya demiryolunun kuzeyinde Akarçay vadisinde kurulmuştur. İl merkezine 22 km mesafededir. Merkez ilçeye bağlı bucak iken 9 Mayıs 1990'da 3644 sayılı kanunla ilçe oldu.
Dazkırı: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 16.258 olup, 6677'si ilçe merkezinde, 9581'i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 16 köyü vardır. İlçe toprakları Batı Toroslar'ın kuzeydoğu uzantıları ile engebelenmiş olup, batısında Beşparmak Dağları yer alır. Acıgöl'ün bir bölümü ilçe sınırları içinde kalır. Beşparmak Dağları ile Söğüt Dağları arasında Dazkırı Ovası yer alır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, şekerpancarı ve haşhaştır. Hayvancılık ekonomik açıdan önemli gelir kaynağıdır. En çok koyun, keçi ve sığır beslenir. Ev tezgahlarında halı ve kilim dokumacılığı yaygındır. İlçe topraklarında tuz, sülfat ve linyit yatakları vardır.
İlçe merkezi Denizli-Afyon kara ve demiryolu üzerinde kurulmuştur. Gelişmemiş küçük bir yerleşim merkezidir. 1959'da ilçe olmuştur. İl merkezine 237 km mesafededir. İlçe belediyesi 1958'de kurulmuştur.
Dinar: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 90.952 olup, 34.990'ı ilçe merkezinde, 55.962'si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 35, Dombayova bucağına bağlı 13, Haydarlı bucağına bağlı 15 köyü vardır. Yüzölçümü 1286 km2 olup, nüfus yoğunluğu 71'dir.
İlçe topraklarının doğusu dağlık, batısı ise genelde düzlüktür. Kuzeydoğusunda Kumalar dağı, batısında Karakuş dağları yer alır. Dağlardan kaynaklanan suları Kufi çayı toplar Dinar ovası bu çaya karışan Suçıkan deresinin taşıdığı alüvyonlu topraklardan meydana gelmiştir.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Ovada yetiştirilen başlıca tarım ürünleri şekerpancarı, buğday, arpa, haşhaş ve baklagillerdir. Dağlık bölgelerde hayvancılık yapılır. Mermer işleme, un ve tuz üretimi, tarım aletleri ve mobilya atölyeleri başlıca küçük sanayi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi Afyon-Denizli karayolu üzerindedir. Eski bir yerleşim merkezi olan Dinar, Frigyalılara başkentlik yapmıştır. Daha sonraki asırlarda da ticari ve dini bir merkez olmuştur. Nahiye iken Cumhuriyetten sonra ilçe merkezi haline getirildi. İl merkezine 93 km mesafededir. Nüfus bakımından merkez ilçeden sonra Afyon'un en büyük ilçesidir. İlçe belediyesi 1908'de kurulmuştur.
Emirdağ: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 55.543 olup, 21.144'ü ilçe merkezinde, 34.399'u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 37, Davulga bucağına bağlı 19, Ümraniye bucağına bağlı 16 köyü vardır.
İlçe toprakları dağlar ve platolardan meydana gelir. Güney ve güneydoğusunda Emirdağ, kuzey ve doğusunda platolar yer alır. Dağlardan kaynaklanan suları Sakarya nehrine katılan küçük akarsular toplar. Düzlükler bu akarsu vadilerinin genişlediği yerlerde yer alır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri arpa, üzüm, buğday, şekerpancarı ve patates olup, ayrıca az miktarda nohut, fasülye, soğan, elma, vişne ve haşhaş yetiştirilir. Yüksek kesimlerde hayvancılık başlıca gelir kaynağıdır. En çok koyun ve sığır beslenir.
İlçe merkezi Emirdağ eteklerinde bir akarsu vadisinde kurulmuştur. Eskişehir-Konya karayolu ilçe merkezinden geçer. İl merkezine 83 km mesafededir. Eski ismi Aziziye olup, 1932'de Emirdağ olarak değiştirilmiştir. İlçe belediyesi 1887'de kurulmuştur.
Evciler: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 10.375 olup, 5576'sı ilçe merkezinde, 4799'u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 7 köyü vardır. Toprakları genelde düz olup, Dinar Ovası ile Çivril Ovalarının birleştiği noktada yer alır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı, buğday, arpa, haşhaştır. Hayvancılık ekonomik açıdan önemlidir. Küçükbaş hayvan ve sığır beslenir. İlçe merkezi ovanın orta kısmında kurulmuştur. Afyon-Denizli kara ve demiryolu ilçe topraklarından geçer. Afyon-Denizli karayolundan ayrılan bir yolla ulaşımı sağlanır. Dazkırı ilçesine bağlı bir bucak iken 1990'da ilçe haline getirildi.
Hocalar: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 17.216 olup, 2730'u ilçe merkezinde, 14.486'sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 20 köyü vardır. İlçe toprakları genelde dağlıktır. Batısında Catma Dağı, kuzeyinde Ahır dağı yer alır. Bu dağların arasında Sandıklı ovasının uzantıları olan düzlükler yer alır.
Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı, haşhaş, vişne, buğday ve patatestir. Dağlık bölgelerde küçükbaş hayvan besiciliği yapılır. İlçe merkezi ovanın kuzey ucunda dağların eteklerinde kurulmuştur. Banaz ile Sandıklı İlçelerini bağlayan karayolu üzerindedir. Sandıklı ilçesine bağlı bucak iken, 1990'da ilçe merkezi haline getirildi.
İhsaniye: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 30.034 olup, 2253'ü ilçe merkezinde, 27.781'i köylerde yaşamaktadır. Merkez ilçeye bağlı 35 köyü vardır. Yüzölçümü 909 km2 olup, nüfus yoğunluğu 33'tür. İlçe toprakları alçak dağlarla çevrili bir platodan meydana gelir.
Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, patates, şekerpancarı ve ayçiçeği olup, ayrıca az miktarda vişne, elma, baklagil, haşhaş ve üzüm yetiştirilir. Hayvancılık önemli geçim kaynağı olup, koyun ve sığır beslenir. İlçe topraklarında mermer yatakları vardır.
İlçe merkezi Kütahya-Afyon demiryolu kıyısında kurulmuştur. Gelişmemiş, köy görünümünde bir yerleşim merkezidir. İl merkezine 36 km mesafededir. İlçe belediyesi 1959'da kurulmuştur.
İscehisar: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 22.143 olup, 10.071'i ilçe merkezinde, 12.072'si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 14 köyü vardır. İlçe toprakları genelde düz olup, Afyon Ovasında yer alır. Kuzeyini Emir Dağlarının uzantıları engebelendirir. Seyitler barajının bir bölümü ilçe sınırları içinde kalır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı, haşhaş, buğday, arpa ve baklagillerdir. Hayvancılık ekonomik açıdan önemli gelir kaynağıdır. Yüksek kesimlerde küçükbaş hayvan besiciliği yaygındır. İlçe merkezi Afyon-Ankara karayolu üzerindedir. İl merkezine 24 km mesafededir.
Kızılören: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 14.696 olup, 3876'sı ilçe merkezinde, 10.820'si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 10 köyü vardır. İlçe toprakları genelde düzdür. Batısında Akdağ olan ilçe toprakları, Sandıklı Ovasının güneyinde yer alır.
Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, nohut, haşhaş, şekerpancarı, vişne ve patatestir. Yüksek kesimlerde küçükbaş hayvan besiciliği yapılır. İlçe merkezi Akdağ eteklerinde kurulmuştur. Afyon-Antalya karayolu ve Afyon-Isparta demiryolu ilçe merkezinin doğusundan geçer. Sandıklı ilçesine bağlı bir köy iken, 1990'da ilçe haline getirildi.
Sandıklı: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 57.250 olup, 22.359'u ilçe merkezinde, 34.891'i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 33, Karadirek bucağına bağlı 11 köyü vardır.
İlçe toprakları orta yükseklikte düzlüklerden meydana gelir. Bu düzlük dağlarla kuşatılmış olup, kuzeyinde Ahır Dağı, doğusunda Kumalar Dağı, güneybatısında Akdağ, batısında ise Catma Dağı yer alır. Sandıklı Ovasının denizden yüksekliği 1000 metredir. İlçe topraklarını Hamam Çayı sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı, buğday, nohut, haşhaş, elma, vişne, patatestir. Hayvancılık önemli gelir kaynağıdır. İlçe merkezi Sandıklı Ovasında Afyon-Antalya karayolu üzerinde kurulmuştur. Afyon-Isparta demiryolu ilçe merkezinden geçer. İl merkezine 62 km mesafededir. İlçe belediyesi 1869'da kurulmuştur.
Sinanpaşa (Sincanlı): 1990 sayımına göre toplam nüfusu 52.206 olup, 5503'ü ilçe merkezinde 46.703'ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 35 köyü vardır. Yüzölçümü 859 km2 olup, nüfus yoğunluğu 61'dir. İlçe toprakları genelde dağlıktır. Kuzeyinde İlbulak Dağı, güneyinde Ahır Dağı yer alır. İlçe topraklarının ortasında yer alan düzlük Sincanlı Ovası olarak adlandırılır. Bu ovayı Aksu Çayı sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı, buğday, arpa, patates, elma, vişne baklagiller ve soğandır. Hayvancılık önemli gelir kaynakları arasındadır. İlçe topraklarında linyit yatakları vardır. İlçe merkezi Sincanlı Ovasında kurulmuştur. İl merkezine 32 km mesafededir. Merkez ilçeye bağlı bir bucak iken, 1953'te ilçe oldu. İlçe merkezi gelişmemiş küçük bir yerleşim merkezidir. İlçe belediyesi 1948'de kurulmuştur.
Sultandağ: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 22.921 olup, 5590'ı ilçe merkezinde, 17.331'i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 13 köyü vardır. Yüzölçümü 709 km2 olup, nüfus yoğunluğu 32'dir.
İl toprakları genelde dağlıktır. Kuzeyinde Emirdağları, güneybatı kesiminde Sultan Dağları yer alır. Akşehir Gölü ve Eber Gölünün bir bölümü ilçe sınırları içinde kalır. Dağlardan kaynaklanan sular, bu göllere dökülür. Dağlar arasında geniş düzlükler vardır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, elma, patates, şekerpancarı, vişne, haşhaş, ayrıca az miktarda soğan, baklagiller ve üzümdür. Hayvancılık ekonomik açıdan başlıca gelir kaynakları arasında yer alır.
İlçe merkezi Afyon-Konya karayolu üzerinde, Sultan dağının eteklerinde kurulmuştur. Eski ismi İshaklı'dır. Gelişmemiş küçük bir yerleşim merkezidir. İl merkezine 68 km mesafededir. Bolvadin kazasına bağlı bucak iken, 1958'de ilçe oldu ve belediyesi aynı yıl kuruldu.
Şuhut: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 48.260 olup, 12.982'si ilçe merkezinde, 35.278'i' köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 37 köyü vardır. Yüzölçümü 1182 km2 olup, nüfus yoğunluğu 41'dir.
İlçe toprakları genelde düzdür. Batısında Kumalar Dağı, ortasında Şuhut Ovası yer alır. İlçe topraklarını Kali Çayı sular. Kali Çayı üzerinde kurulan Selevir Barajı'nın arkasında suni bir göl meydana gelmiştir.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri, şekerpancarı, buğday, patates, arpa, nohut ve haşhaş olup, ayrıca az miktarda elma, vişne, soğan, mısır, üzüm ve fasülye yetiştirilir. Hayvancılık ekonomik açıdan önemli gelir kaynaklarındandır.
İlçe merkezi Kali Çayı vadisinde kurulmuştur. İl merkezine 26 km mesafededir. Gelişmemiş bir yerleşim merkezidir. 1946'da ilçe oldu ve aynı sene belediyesi kuruldu.
Tarihi Eserler ve Turistik Yerleri
Afyon, beş bin senelik bir yerleşim merkezidir. Tarihi eserler bakımından çok zengindir. Hitit ve Frigyalılara ait tarihi kalıntılar, Selçuklu ve Osmanlı devrine ait zengin eserler vardır. Kaplıcaları dolayısıyla turizm bakımında da hareketlidir. Tarihi ve turistik eserlerinden bazıları şunlardır :
Afyon Kalesi: Afyon Kalesini Etiler yapmış ve Frigyalılar tamir ettirmişlerdir. Kale savunma bakımından olduğu gibi manzarası ve heybeti bakımından da göze çarpıcıdır. Kale 226 m yükseklikte dik, sivri ve kayalık, çıkılması zor bir tepe üzerindedir. Kartal yuvasını andıran bu kalenin kara ile irtibatı çok azdır. Kaleye kayaların oyulması ile yapılmış bir basamak ile çıkılır. Çıkarken, Etiler ve Frigyalılara ait eserlere rastlanır.
Kale, iç ve dış kale olmak üzere iki kısımdır. Kalenin en tepesinde “Kız Kalesi” vardır. Selçuklu Sultanı Alaeddin Keykubat burada cami, ambar, cephanelik ve su sarnıcı yaptırmıştır. Selçuklu Devlet Hazinesi bu kalede saklanırdı.
Kale M.Ö. 1350 senesinde Hitit Kralı Mursil-II tarafından Arzava Savaşı sırasında yaptırılmıştır. Başta Selçuklular ve Osmanlılar zamanında olmak üzere bir çok defa tamir ettirilmiş ve ilaveler yapılmıştır. Kaleye asırlar boyunca çeşitli isimler verilmiştir. Akreonos, Karahisar isimleri bunlardan en çok duyulanlarıdır. Bugünkü ismi Afyonkarahisar Kalesidir. Kalede en mühim tamirat ve ilaveleri Alaeddin Keykubat’ın emri ile lalası Bedreddin Gühertaş yaptırmıştır (1325).
Osmanlı devrinde Sultan İkinci Selim Han emriyle 1553’te Mahmud Bey yeniden tamir ettirmiştir. Bugün Kız Kalesi ve sarnıç dışındaki önemli yerleri yıkıktır. Kaleye güneyindeki sarp patika ile çıkılır.
Demir Kale: İhsaniye’ye 8 km uzaklıktaki Demirli köyünün kuzeyinde bulunur. Frigyalılar zamanında dağların içten ve dıştan kesilmesiyle yapılan güney duvarları bir depremde yıkılmıştır.
Gezler Kalesi: Sincanlı’ya 13 km uzaklıkta Gezler köyündedir. Günümüzde yıkık bir durumdadır.
Sandıklı Kalesi: Sandıklı yakınlarında 1325’de Germiyanoğlu Birinci Yakub Bey tarafından yaptırılmış olup, günümüzde kaleden bir duvar kalmıştır.
Toprakkale: Şuhut’a 6 km uzaklıktaki Senir köyü yakınlarındadır. 2000 metre yükseklikte bir tepenin üzerindedir. Günümüze yıkıntıları kalmıştır.
Ulu Cami: Selçuklu devrinin şehirdeki en önemli eseridir. Selçuklu valisi Sahib Ata Fahreddin Ali’nin oğlu Nusreddin Hasan Bey tarafından 1273 tarihinde yapılmıştır. Mimarı Emirhac Beydir. Caminin içindeki nakışlar Nakkaş Mahmud oğlu Hacı Murad’a aittir. Sonra yapılan tamiratta ilk şekil muhafaza edilmiştir.
Ulu Cami (Cami-i Kebir), tavanı düz ve 40 ağaç direklidir. Ağaçtan yapılmış minber ve mihrabı Selçuk stilindeki işlemelerle süslüdür. Ahşap camiler içerisinde en önemlisidir, damı topraktır.
Kuyulu Camii ve Minaresi: Selçuklu devrinin güzel eserlerinden biri olan bu caminin minaresi mineli tuğla ile yapılmıştır.
Ak Mescid: 1397’de Ketencioğlu Hacı Hamza tarafından yaptırılmış olup kesme taştandır. Tek şerefeli minaresi tuğladandır.
Arasta Mescidi: 1355’te Hacı İsmail bin Mehmed tarafından yaptırılmış olup, dükkanlarla çevrili olduğundan, Arasta Mescidi diye meşhur olmuştur. Kare biçimindedir. Minaresi kısa ve tek şerefelidir. Caminin kubbesi dört duvar üstüne oturtulmuştur.
İmaret Camii: Çarşı içinde, sadrazam Gedik Ahmet Paşa tarafından yaptırılmıştır. 1795’te tamir görmüştür. Ters T biçiminde ve kesme taştandır.
Kabe Mescidi: Çavuşpaşa mahallesinde olan cami, 1397’de Hacı Mehmed bin Yusuf tarafından yaptırılmıştır. Kabe ölçülerinde yapıldığı için bu adla anılır. Duvarları bazalt taşındandır. Mihrabdaki alçı kabartmalar ilgi çekicidir.
Kubbeli Mescid: 1330’da Germiyanoğulları zamanında Hacı Ali bin İdris tarafından yaptırılmıştır. Kapısı ve Arapça kitabesi önemlidir. Kesme taştan kare biçiminde yapılmıştır.
Mısri Camii: 1483’te Sakkancıoğlu Evliya Kasım Paşa tarafından yaptırılmıştır. Kesme ve moloz taştandır. İki büyük kubbeyle örtülüdür. Mihrabında mavinin çeşitli tonlarında çiniler vardır. Minberi mermerdendir. Caminin yanında Akşemseddin’in halifesi Abdürrahim Karahisari’nin türbesi vardır.
Ot Pazarı Camii: 1590’da Tellalzade Süleyman Çavuş yaptırmıştır. Yıkılan minaresi 1958’de yeniden yapılmıştır. Kesme taştan ve kare biçimindedir. Minaresi tek şerefelidir. Mihrabı sonradan yapılmış ve beyaz mermerle kaplıdır
Mevlevi (Türbe) Camii: 710 senesinde İslam akınları sırasında yapılmıştır. 1844’te Sultan Abdülmecid Han ve 1905’te Sultan İkinci Abdülhamid Han tarafından tamir ettirilmiştir. İçinde Mevlevi şeyhlerine ait türbler vardır.
Yeni Camii: 1711’de Hacı Abdi Çavuş tarafından yaptırılmıştır. 1839’da Süleyman Şerif Paşa tarafından onarılması üzerine, Yeni Cami adını almıştır. Kesme taştan, kare biçimli ve tek kubbelidir. Şerefeli minaresi tuğladandır.
Yukarı Pazar Mescidi: Yukarı Pazar Mahallesinde 1264’de Karamanoğlu Yusuf Bey tarafından yaptırılmıştır. 1465’de Turgut bin İsmail tamir ettirmiştir.
Sultandağ Çarşı Camii: 1458’de yaptırılmıştır. Sonradan yıkılan cami, 1914’de aynı temeller üzerine yeniden inşa edilmiştir. Tek şerefeli minaresi tuğladandır.
Şuhut Kubbeli Mescidi: 1374’te Hamidoğulları’ndan Hızıroğlu Emir İbrahim tarafından yaptırılmıştır. 1863’teki depremde yıkılmış ise de 1864’te yeniden yapılmıştır.
Bolvadin Rüstem Paşa Camii: Sadrazam Rüstem Paşa tarafından, Mimar Sinan’a yaptırılmıştır. Sultan Abdülmecid Han zamanında tamir görmüştür. Üzeri sekiz pencereli bir kubbeyle örtülü olup, kalem işi süslerle bezenmiştir.
Sincanlı Sinan Paşa Camii: 1525’te Lala Sinan Paşa tarafından yaptırılmıştır. Minaresi tek şerefelidir. İki büyük kubbesi vardır. Bahçesinin kuzeyinde Lala Sinan Paşanın türbesi vardır.
Sandıklı Ulu Cami: 1378’de Aydemir bin Abdullah el-Necip tarafından yaptırılmıştır. 1526’da Abdullah bin Mustafa tamir ettirmiştir. Kale biçiminde olup, kalın duvarları moloz taşlarla örülmüştür. Minaresi tek şerefelidir.
Şuhut Ulu Cami: 1415’te Hamza Paşa tarafından yaptırılmıştır. 1862’de tamir görmüştür. Duvarları kesme taştandır. İçinde 4 sıra 16 mermer sütun bulunmaktadır.
Gedik Ahmet Paşa Külliyesi: Cami, medrese ve hamamdan meydana gelen külliye 1472’de yapılmıştır. Beş kemerli bir revakla başlayan mihverde çift kubbeli, mihrab kubbesinin duvarları iki yan eyvanla genişletilmiş bir yapıdır. Patlıcan moru çinilerle süslenmiş burma minaresi, Türk mimarisinin şahane bir eseridir.
Döğer Kervansaray: İhsaniye ilçesi yakınında olup, eski Halep yolu üzerindedir. Sultan İkinci Murad Han devrinde yapılmıştır. İki bölümlü ve iki katlıdır. Osmanlı devrinin ilk mimari izlerini taşır.
Egret Hanı: Afyon-Kütahya yolu üzerindedir. 1278’de yapılmış olmasına rağmen, Selçuklu kervansaraylarına benzememektedir. Son yıllarda tamir edilmiştir.
Sahib Ata Kervansarayı: Sultandağ ilçesinde Çarşı Camii yanındadır. 1249’da Selçuklu Emiri Sahip Ata Fahreddin Ali tarafından yaptırılmıştır. İshaklı Kervansarayı olarak da anılır. Bahçesinde iki katlı köşk mescidi bulunmaktadır. Kervansaray beşik tonozlarla örülmüştür.
Taşhan: Çay ilçesindedir. Ebü’l-Mücahid Yusuf Han tarafından yaptırıldığından, bu isimle de anılır. Kare biçiminde olan han, 1278’de inşa edilmiştir.
Çifte Hamam: Sultandağ ilçesinde, Sahib Ata Kervansarayının yanındadır. Kadın ve erkek hamamları yan yana olduğu için bu isimle anılmıştır. Günümüzde yıkık durumdadır.
Kasımpaşa Hamamı: Mısri Camiinin bir vakfı olarak 1475’te Tuti Mezakoğlu Kasım Paşa tarafından yaptırılmıştır. 1967’de Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından tamir ettirilmiştir.
Altınöz Köprüsü: Cirit Kayası eteğinde, Akarçay üzerindedir. Akkoyunlu beylerinden İlyas bin Oğuz tarafından yaptırılan köprü, altı kemerlidir. 1861’de tamir edilmiştir.
Kırkgöz Köprüsü: Bolvadin’in 6 km güneyinde Akarçay üzerindedir. Selçuklu devrina ait olan bu eser, Mimar Sinan tarafından tamir edilmiş ve ilaveler yapılmıştır.
Hititlere ait eserler: Afyon Müzesi ve Kalesinde ve muhtelif yerlerde Hititlerle ilgili zengin eserler vardır.
Frigyalılara ait eserler: Ayazin köyünde yüzlerce Frig mezarı odası, oyma tabut ve meskenler, Avdalaz ve Köşnüş kalesi, Demirli, Döger ve Leğen köyleri civarında kaleler, kuyu, mağara ve mezarlar. Arslantaş ve Yılantaş mezar odası. İhsaniye, Maltaş, Arslankaya, Yılankaya ve Kapıkayalar adıyla anılan kaya anıtlar.
Romalılara ait eserler: Ayazinler Metropolisi kayaya oyulu kilise (9-11. asırlara ait). Çavdarlı Höyükten Roma ve üstünde de Osmanlı devrine ait eserler çıkarılmıştır. Emirdağ’ın 10 kilometre doğusunda Hisarköy yakınlarında Romalılara ait “A Morium” kentinin kalıntıları vardır. Şuhut’ta Romalıların “Synada” kentine ait kalıntılar. Dinar’da Roma devrinin “Apameia” şehrinin kalıntıları vardır.
Müzeler, Arkeoloji Müzesi: Kalkolitik, Hitit, Frigya, Lidya, Roma ve Bizans devirlerine ait eserler vardır. Gedik Ahmet Paşa Külliyesinin Taş Medresesinde sergilenmektedir. Bu müze Orta Anadolu’nun en zengin müzesidir.
Türk-İslam Eserleri Müzesi: Bölgenin eski giyim eşyaları ile el sanatlarını sergilemektedir. Müzenin “sikke kolleksiyonu” çok zengindir. Müze, bölgenin tarihini aydınlatacak değerdedir.
Bolvadin evleri, tarih ve kültür hazinesidir.
Afyon Müzesi: 1933’te kurulmuştur. Sekiz bin ciltlik kitaba sahiptir. Müze dört kısımdır. Birinci kısım olan seramikler salonunda Hitit, Frig ve Roma çağından kalma zengin çanak ve çömlekler bulunmaktadır.
Klasikler salonunda heykeller, meskukat salonunda para kolleksiyonu, etnoğrafya salonunda Kur’an-ı kerimler, levhalar, silahlar, kostümler, el işleri ve kapkacak teşhir edilmektedir.
Kurtuluş Savaşı Müzesi: Başkomutanlık Meydan Muharebesine sahne olmuş olayları dile getiren resim, tablo, harb malzemesi ve arşivi ile dolu olan bu müze eski belediye binasında kurulmuştur.
Zafer Anıtı: 27 Ağustos 1922’deki Afyon’un düşmandan (Yunan saldırısından) kurtuluşunu canlandıran bu anıtı, 1936 senesinde Avusturyalı heykeltraş Krippel yapmıştır.
Kocatepe Anıtı: 1953 senesinde, Kocatepe'de Başkumandanlık Meydan Muharebesinin yapıldığı yerde yaptırılmıştır.
Kaplıcaları: Bu ilimizin sıcak su kaplıcaları Türkiye’de ve milletlerarası çapta meşhurdur. Romalılardan önce de bu kaplıcalar bilinmekteydi. Türkiye maden ve kaplıcalar bakımından zengin bir ülke olup, bilinen kaplıca ve maden suyu 1500’den fazladır.
Selçuklu ve Osmanlılar Anadolu’da ve yayıldıkları her yerde hamamlar yapmışlar ve kaplıcaların etrafında tesisler kurarak bu şifalı sulardan bölge halkının istifadesini temin etmişlerdir.
Afyon’daki meşhur kaplıcalar:
Gazlıgöl: Afyon’a 21 km uzaklıkta Hamam Köyü’ndedir. Şifalı içme suları ile meşhurdur. Romatizma, siyatik, bel ve sırt ağrıları, nevralji ve kadın hastalıklarında banyolar; mide, böbrek rahatsızlıklarına ve safra kesesi taşlarına ise içmeler iyi gelir. Bu kaplıcaya yakın Uyuz ve Çoban pınarları bu suyun sızıntılarıdır.
Gecek: Afyon’a 18 km uzaklıkta Araplı Dereye yakındır. Eski Hamam (Büyük Hamam), Çelikli veya Kapıaltı ismi ile anılır. Küçük Hamam ise, Kükürtlü veya Hacethane adları ile bilinir. Kaplıcanın 68 odası, kamp kurulmaya müsait yeri vardır. Banyo tedavisi ile kadın hastalıkları, nevralji, romatizma, kırıklar ve metabolizma bozuklukları, cild ve sinir hastalıkları için faydalıdır. İçme tedavisi ise müzmin nezle ve boğaz iltihabına iyi gelir.
Ömerli: Afyon’a 16 km mesafededir. Suyun sıcaklığ 54 derecedir. Kaplıcada bulunan kabir taşında Ömer Dede isimli ermiş bir çobanın asası ile yeri kazarak bu kaynağın bulunduğu yazılıdır. Kaplıcanın 42 odası ve iki umumi havuzu vardır. Banyo tedavisi kadın hastalıkları, nevralji, romatizma, kırıklar ve metabolizma bozukluğuna iyi gelmektedir.
Hüdai: Türkiye’nin dünyaca ünlü kaplıcalarındandır. Sandıklı ilçesine 9 km uzaklıktadır. Çok yüksek derecede radyoaktiviteye sahiptir.
Şifa tesiri çok yüksektir. Kaplıcanın 32 odası, 9 adet umumi havuzu, iki çamur banyosu ve iki tabii saunası vardır. Banyo tedavisi romatizma, siyatik, böbrek ve kadın hastalıklarına iyi gelir. Çamur banyosu her türlü romatizma, nefrit, kırık-çıkık, çocuk felci, nevralji ve kadın hastalıklarına iyi gelir.
Heybeli: Bolvadin’e 30 km uzaklıktadır. Doğu, Batı ve Heybeli olmak üzere üç kaynağı vardır. İçme tedavisi barsak ve mide rahatsızlıklarına faydalıdır. Banyo tedavisi romatizma, nevralji, nefrit, kadın hastalıklarına iyi gelmektedir.
Diğer kaplıcaları ise; Kaya Hamamı, Uyuz Hamamı, Kınık Ilıcası ve Bülgüldek Hamamıdır. Kaplıcaların çoğu ve Afyonkarahisar maden suyu Hititlerden beri bilinmektedir.
Maden suları: Afyon sıcak su kaplıcaları ve maden suları ile meşhurdur. Türkiye Kızılay Derneği tarafından işletilen Afyonkarahisar maden suyu, asırlar önce “ekşi su” olarak tanınırdı. 1900 senesinde Belçikalı bir doktor bu suyun şifalı olduğunu Sultan İkinci Abdülhamid Han’a bildirmiş ve gerekli tahlillerden sonra 1903 senesinde bir ferman ile bu su işletmeye açılmıştır. Londra Maden Suları Fuarı’nda altın madalya kazanmıştır. Bu su dünyada eşi bulunmayan bir özelliktedir.
Maden suyu Afyon’a 23 km uzaklıktaki Gazlıgöl’de çıkar. Sıcak ve soğuk olarak iki çeşittir.
Mesire yerleri: Afyon’da Gecek Kaplıcası bölgesi, Keltepe yakınlarındaki Muttalip Bağları, Sandıklı yakınlarındaki Soğuk Pınar ve Yeşil Depir köyü çevresi halk tarafından sevilen mesire yerleridir.
Afyon eski bir Türk vatanı olup, tarihi eserleri, kalesi, kaymak şekeri, haşhaşı, kaplıca ve maden suları ile turizm için gerekli bütün şartları üzerinde taşıyan tarihi bir ilimizdir.
Kaynak
Rehber Ansiklopedisi
AFYONKARAHİSAR
Şifalı kaplıcaları, kaymak şekeri ve haşhaşı ile tanınan bir ilimiz. Eskişehir, Kütahya, Denizli, Uşak, Burdur, Isparta ve Konya arasında yer alır. 29° 40' ve 31° 43' doğu boylamları ile 37° 45' ve 39° 17' kuzey enlemleri arasındadır. Ege’nin Akdeniz’e ve İç Anadolu’ya açılan kapısı ve önemli bir kültür merkezidir. Afyon, İstiklal Harbinde mühim yer işgal etmiş, zaferlere sahne olmuş milli tarihimizde ve kahramanlık destanlarında asırlardır müstesna bir yeri bulunan tipik bir Anadolu şehridir. Trafik kod numarası (03)’tür.
İsminin Menşei
Selçuklular “Akroenos” ismi ile anılan bu bölgeyi feth edince, sarp kayalar üzerinde yükselen kaleye izafeten “Karahisar” (Karakale) demişlerdir. Kalenin etrafındaki şehrin ismi Karahisar olmuştur. Frikyalılar bu şehire “Sineda” derlerdi.
Türkler, Anadolu’da pekçok yere “Karahisar” ismi verildiğinden, burasının isminin diğerlerinden ayırd edilmesi için Selçuklu beylerinden Sahib Ataoğlu’na izafeten “Karahisar-ı Sahib” (Sahip Karahisarı) denmiştir.
Cumhuriyet devrinde bölgede yetişen haşhaştan elde edilen Afyon’dan dolayı ismi Afyonkarahisar olmuştur.
Tarihi
Afyon’un ilk sahipleri Hititlerdir. Pekçok höyüklerde Hititlere ait tarihi zenginlikler ortaya çıkarılmıştır. Afyon kalesini yapan Hitit imparatoru “Mürsil”dir.
Hititlerden sonra Sakarya boylarında hüküm süren Frikler (Frikyalılar) Afyon’a sahib oldular. Frikyalılar bu şehre “Sineda” ismini vermişlerdir. Afyon müzesi, Hitit ve Frikyalılara ait eserler bakımından en zengin olanıdır.
Frikyalılardan sonra Lidlar (Lidyalılar) bu bölgeye sahib oldular.
M. Ö. altıncı asırda Perslerin eline geçti. M.S. 4. asırda Makedonya Kralı Büyük İskender’in istilasına uğradı. Bunun ölümünden sonra Selevkosların, sonra da Bergama Krallığının eline geçti. M.S. 2. asırda Bergama Krallığı ile birlikte Roma İmparatorluğuna katıldı.
Roma İmparatorluğu M.S. 395 senesinde ikiye ayrılınca burası Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğunun elinde kaldı.
Müslüman Araplar ve İranlı Sasaniler Afyon’a kadar geldiler. Müslümanların meşhur kahramanlarından Battal Gazi’nin Afyon’da Bizanslılarla savaşırken 739 senesinde şehid olduğu rivayet edilmektedir.
Bizanslılar, Afyon’a "yüksek kale” manasına gelen Akronium (Akroenos) ismini verdiler
1071 Malazgirt Savaşından sonra Anadolu Fatihi ve Anadolu’daki Türk devletinin kurucusu Kutalmışoğlu Süleyman Şah bütün Anadolu gibi Afyon’u da feth etti. 1146’da Birinci Kılıçarslan, Bizans İmparatoru Manuel Komnenos’u Bolvadin civarında yendi.
Birinci Haçlı Seferinde haçlı orduları Afyon’u geri aldılar. Afyon şehri civarında Türklerle Bizanslılar arasında büyük ve kanlı savaşlar oldu. Selçuklular, Afyon’u Bizanslılardan yeniden aldılar.
Selçuklu sultanı Alaeddin, Afyon şehrini imar ettirdi. Devlet hazinesi burada saklandı. Bu sebepten Selçuklu devrinde, Afyon’un bir ismi de “Hisar-ı Devlet”, Devlet hazinesinin saklandığı hisar olmuştur.
Moğolların Anadolu genel valisi Timurtaş, taht şehri Konya'yı işgalden sonra Afyon’u kuşatmış, fakat Selçuklu veziri Sahib Ata şehri teslim etmemiştir.
On üçüncü asrın ikinci yarısında Sahib Ata Fahreddin Ali Bey, oğul ve torunları da asrın sonuna kadar Afyon valiliği yaptılar. Şehir sonra Germiyan Beyliğine geçti. 1390 senesinde Sultan Yıldırım Bayezid Han, Afyon’u Osmanlı Devletine kattı. 1402’de Timur Han burasını yeniden Germiyan Beyliğine verdi. Germiyanoğlu Yakub Beyin ölümü ve vasiyeti üzerine Afyon, Osmanlı toprağı oldu.
1451’de Kütahya’da bulunan Anadolu Beylerbeyliği’ne (eyaletine) bağlanarak, Karahisar-ı Sahib Sancağı ismini almıştır. 1685’te Hüdavendigar (Bursa) vilayetine bağlı sancak, Tanzimattan sonra Kütahya’ya bağlı bir ilçe olmuştur. 1914’te bağımsız sancak olan Afyon, Cumhuriyet devrinde Afyonkarahisar ismiyle il olmuştur.
Osmanlı devrinde yolların birleştiği ve ikmallerin yapıldığı bir üs olarak kullanılmıştır.
On yedinci asırda Celali isyanları, on dokuzuncu asırda Anadolu’nun an’anevi sanayiinin yıkılışı ile Afyon geriledi. 1833’te Kavalalı Mehmed Ali Paşanın birkaç ay işgalinde kaldı.
28 Mart 1921’de şehri Yunanlılar işgal etti. Sonra 7 Nisan 1921’de geri çekilip 13 Temmuz 1921’de yeniden aldılar.
Türk İstiklal Harbinin dönüm noktası olan Başkomutanlık Meydan Savaşı, Afyon’da cerayan etti. 27 Ağustos 1922’de, Afyon yeniden hakiki sahipleri olan Türklerin eline geçti... Yunanlılar 1 sene 25 gün süren işgallerinde Afyon’u aşırı derecede tahrib ettiler.
27 Ağustos’ta Afyon’un kurtuluş törenleri, 30 Ağustos Zafer Bayramında ise Dumlupınar’da törenler yapılır.
Fiziki Yapı
Orta Anadolu’yu Batı Anadolu’ya bağlayan, Ege’nin Akdeniz ve İç Anadolu’ya kapısı olan kara ve demiryollarının kavşak noktası durumunda bulunan Afyon, denizden 1000-1500 m yükseklikte çoğu püskürük kitlelerden meydana gelmiş bir arazi üzerindedir.
Yüzölçümü 14.230 kilometrekaredir. Coğrafi olarak 4 bölgeye ayrılır. Birinci Bölge: Merkez (Afyon) ile Bolvadin, Sincanlı ve Şuhut ilçelerini ihtiva eden ovadır. Buradaki akarsulardan Seyitler, Akarer, Kalı Çayı; İzzer Gölüne dökülür. İkinci bölge, Sakarya Irmağına yakın olan Emirdağ ovasıdır. Üçüncü bölge, Sandıklı Ovasıdır. Küfi Çayı bu bölgede doğar ve Büyük Menderes’e karışır. Dördüncü bölge, Dinar ve Dazkırı ovalarıdır.
Dağları: Yüksek ve intizamsızdır. Sultan Dağları, Torosların batıya doğru uzanan son kısımlarını teşkil eder. En yüksek yeri Topraktepe 2581 metredir. Kumanlar dağının en yüksek yeri Göktepe 2250 m, Emirdağ 2307 m, Sandıklı Dağı 2247 m, Akdağ 2446 m, Ahırdağı 1915 m, Kocatepe 1900 metredir. Afyon şehrinin tarihi kalesini üzerinde taşıyan Yalçınkaya (Sivritepe) 1200 metredir.
Ovaları: Akarçay Vadisinin kestiği Afyon Ovası, Şuhut, Sincanlı, Dinar, Emirdağ ve Sandıklı başlıca ovalarıdır.
Akarsuları: Seyitler Deresi, Akarca, Kalı ile Küfi çaylarıdır. Afyon akarsuları, Sakarya ve Porsuk ile Karadeniz’e, Büyük Menderes’in kolu Küfi Çayı ile Ege’ye akar.
Gölleri: Afyon, göl bakımından zengindir. Akşehir gölünün yarısı Afyon iline dahildir. Bu göl deniz seviyesinden 990 m, Eber gölü deniz seviyesinden 995 m yüksekliktedir. Karamık Gölü, Çapak Gölü ve yarısı Denizli ilinde olan Acıgöl bölgenin önemli gölleridir. Afyon, Akdeniz’in göller bölgesinin uzantısıdır.
İklimi ve Bitki Örtüsü
Denizlere uzak ve etrafı dağlarla çevrili olduğundan tipik bir kara iklimi hüküm sürer. Bununla beraber geçiş bölgesi özelliklerini de gösterir. Kışları karlı ve soğuk, yazları sıcak ve kurak geçer. Ağustos en kurak, nisan ve mayıs en fazla yağış alan aylardır.
Denizden yüksekliği 1015 m olan Afyon ve çevresi tipik bir bozkır iklimi gösterir. Hava devamlı serin olup, geceler yazın bile soğuktur.
Yağmur sık ve sağanak halinde yağar. Kışın bol kar yağar. Senenin 120-130 günü tamamen güneşli, gerisi bulutlu geçer. Yıllık yağışın ancak % 16’sı yazın yağar. Senelik yağış mikdarı 410-478 mm’dir. Rüzgarlar çok defa batıdan eser. Sıcaklığın ocak ayında -20 derecenin altına düştüğü günler olur. Temmuz’da ise sıcaklık 30 derecenin üstüne çıkar. 30 Aralık 1948’de sıcaklık -27,2 dereceye düşmüştür. Ocak ayının ortalaması 0,3, en sıcak ayın ortalaması ise 22,1 derecedir. Kaydedilen en yüksek sıcaklık 14 Ağustos 1960’ta olmuştur ve 37,8 derecedir.
Sulak ve verimli topraklara sahiptir. Başta haşhaş olmak üzere her nevi hububat, bakliyat ve sınai bitkiler yetişir. Meyve çeşitleri bakımından zengindir.
Afyon’da orman azdır. % 7 olup, 90.950 hektardır. Ormanlarında karaçam, akçam, meşe, kızılmeşe, palamut ve ardıç ağaçları mevcuttur.
Ekilip işletilmeyen yerlerde geniş otlaklar bulunur.
Ekonomi
Tarım: Afyon’un başlıca gelir kaynağı tarım ve hayvancılıktır. Ziraat esas itibariyle hububat ekimine dayanır. Buğday, arpa ve ayçiçeği başta gelir. Endüstri bitkileri arasında ise haşhaş ile şeker pancarı çok önemli yer tutmaktadır. Baklagil ekimi de çok önemli yer tutar.
Ömer kaplıcalarında “Eşanjör” sistemi ile sera ısıtmacılığına geçilmiştir. Her sene ortalama 400 bin hektar arazi ekilmektedir. Bunun % 28’i baklagiller, % 6’sı sanayi bitkileri ve % 66’sı tahıllardır. Hububata ayrılan arazinin % 72’sinde buğday ekimi yapılmakta olup, Konya ve Ankara’dan sonra Afyonkarahisar buğday üretimimizde üçüncü sırada yer alır. Dinar’da çavdar, Bolvadin’de darı ekilir. Buğdaydan sonra en çok ekilen arpadır. Sulu arazilerde mısır ve yulaf yetiştirilir.
Yüz yirmi beş bin hektarlık sahada baklagil ekimi yapılır. Burçak ön sıradadır. Bu bitki kışlık hayvan yemidir. Çoğu Sandıklı’da olmak üzere nohut, mercimek, fasülye ve bol mikdarda patates istihsal edilir.
Şeker pancarı ekimi, son senelerde hızla gelişmektedir ve oldukça ileri seviyededir.
Sulak arazilerde sık, bahçelerde serpinti halinde armut, elma, erik, vişne, şeftali, dut ve kestane ağacı bulunur. Bunun senelik üretimi 6 bin ton civarındadır.
3740 hektarlık bağlardan bol üzüm alınır. Kavun ve karpuz da çok ekilen bitkilerdendir.
Haşhaş (Afyon): Afyon haşhaş ekimi bakımından Türkiye’nin en müsait yeridir. Bu ilde yetişen haşhaş bitkisinde % 12 morfin bulunur ve bu miktar dünyada birincidir. Haşhaş, Afyon halkının yiyeceği, yağı, ilacı, yakacağı ve hayvanları için küspesidir.
Afyon müzesinde Şuhut’tan çıkarılmış, M.Ö. 3. asıra ait “Syanada Sikkesi”nde haşhaş kabartması bulunması, haşhaşın çok eski devirlerden beri bu bölgede yetiştiğini göstermektedir. Her sene beş bin ton haşhaş ve beş ton afyon sakızı istihsal edilir. Ekilecek sahaların genişliği her sene devletçe tayin edilir.
Ayçiçeği, susam ve siyelek, toprağı çok yorar. Bunların yağ miktarı hiçbir zaman % 40’ı geçmez. Halbuki haşhaş gerektiği gibi preslenirse yağ miktarı % 55 olur. Haşhaş üretiminin arttırılması ile Türkiye’nin yağ ihtiyacının tamamı karşılandığı gibi dışarıya yağ ihracı da mümkün olacaktır. Haşhaş, Afyon’un sembolüdür.
Hayvancılık: Geniş otlaklara sahip olduğu için Afyon’da hayvancılık gelişmiştir. Hayvancılık bakımından Konya, Ankara, Sivas, Kars ve Ağrı’dan sonra gelir. 1,5 milyona varan hayvan sayısının % 64’ü koyundur. Koyunlarda “dağlıç” cinsi fazladır. Koyunu, tiftik keçisi, kıl keçisi ve sığır takib eder.
Bayat Yaylası, Sultan Dağlar, Emir Dağ, Hamatlı Dağ, Ahır Dağ ve Kamanlar Dağı otlakları meşhurdur. Kurban bayramlarında İstanbul’a gelen koyunların çoğu Afyon’dan gelir. Tavukçuluk hızla gelişmektedir
Madenler: Arazisi püskürük kitlelerden meydana gelmiş olan Afyonkarahisar’da Maden Tetkik Arama Enstitüsü tarafından demir, kükürt, kaolin, linyit, civa, grafit, kalay, kurşun ve manganez tesbit edilmiştir.
Türkiye maden bakımından çok zengin bir ülke olmasına rağmen madenlerin ancak yüzde 10 kadarı işletilebilmektedir. Afyon ilimizin durumu da buna paralellik gösterir. Yukarıda yazılan madenlerin çoğu toprak altındadır. Duğlak’ta antimon, Emirdağı-Sağırlar’da demir pek çok yerde linyit çıkarılmaktadır.
Afyon’un çeşitli yerlerinde kıymetli taş ocakları vardır. Kale, Ortasivri, Kızılburun, Ilıpınar, Topuzlu, Ciritkaya ve Ayazin’deki taş ocakları çok önemlidir.
Afyon’un en büyük tabii zenginliği mermerdir. İşcehisar, Somaki mermer ocakları M.Ö. 10. asırdan beri işletilmektedir. Romalılar devrinde “Sinada” (Şuhut) mermeri ismi ile şöhret yapan, beyaz, pembe, erguvani, leylaki, koyu menekşe ve mavi damarlı mermerler dünyanın en güzel mermerleridir. Mermer yataklarının çoğu işletilmemektedir. Roma surlarındaki, Sen Piyer kilisesindeki mermerler ve Ayasofya’daki sütunlar buradan getirilmiştir.
Avrupa’da Roma şehri başta olmak üzere eserlerin çoğu Afyon mermerinden yapılmıştır. Afyon’dan çıkarılan 12 renk mermerin en kalitelisi, beyaz renkli olanıdır. Afyon’da beş milyar metreküp mermer rezervi vardır.
İtalya, Afyon’dan işlenmemiş mermer alıp, en az bir kaç misli fiyatla işlenmiş olarak diğer ülkelere satmaktadır. Afyon mermeri işlenmiş olarak satıldığında mühim bir döviz kaynağı ve ihraç vasıtası olarak yurdumuz ekonomisine katkıda bulunabilir.
Sanayi: Afyonkarahisar, sanayi bakımından komşu illere nazaran geri kalmıştır. Son senelerde sanayisi gelişmektedir. Afyon’da halıcılık, dokumacılık ve küçük el sanatları yaygındır. Bir ara yaygın olan briket yapımı önemini kaybetmiştir.
Afyon Çimento Fabrikası: Senede 200 bin ton kapasitelidir. Bu fabrika, memleket ekonomisinde olduğu gibi Afyon ve civarının gelişmesinde de önemli rol oynamaktadır.
Afyon Şeker Fabrikası: 28 Ekim 1977’de açılan bu fabrika, Ortadoğu ve Balkanların en büyük ve en modern fabrikasıdır. Fabrika 5600 dönümlük arazi üzerindedir. Bine yakın işçi çalışmaktadır. 25 bin köylü ailesi ise şeker pancarı satarak bu yolla geçimini te’min etmektedir. Afyon şeker fabrikası Avrupa’nın da sayılı şeker fabrikaları arasındadır. Şeker pancarının yaprağı ve küspesi hayvancılıkla geçimini sağlayanlar tarafından besleyici birer yem olarak kullanılmaktadır.
Afyon (Çay) Kağıt Fabrikası: Daha önceleri Eber gölündeki saz ve kamışlar her sene yok olurken, bu fabrikanın kurulmasıyla kağıt ve karton olarak memleket ekonomisine katkıda bulunmaktadır. Ayrıca bu göl kıyısındaki 40 köy yeni bir gelir kaynağına kavuşmuştur. 20 bine yakın köylü saz ve kamıştan para kazanırken bine yakın kişi de fabrikada iş sahibi olmuştur. 10 bin ton selüloz ve 6 bin ton kireç istihsal eden bu fabrika bundan daha fazla üretim için de imkanlara sahiptir.
Sincanlı Fabrikası: Türkiye Yapağı ve Tiftik A.Ş. tarafından Sincanlı ilçesinde 11.162 m2 sahada 1 milyar 122 milyon liraya yapılan bu fabrika, 2 bin ton kirli yapağı işleyerek 1350 ton tiftik üretecek kapasitededir. Fabrika 1984 yılında faaliyete geçmiştir.
Yuntaş Ekmek Fabrikası: Hissesinin çoğu Afyon Belediyesi’ne aid olan bu fabrika günde 130 bin ekmek üretecek kapasitededir.
Afyonkarahisar Maden Suyu İşletmesi: Yıllık 50 milyon şişe maden suyu istihsal edebilecek kapasitededir.
Alkoloid Fabrikası: Bolvadin ilçesindedir. İlaç sanayinin hammaddesi olan Afyon sakızını işler.
Kaymaklı şeker ve lokum: Afyon’un sembolü haline gelen kaymaklı şeker ve kaymaklı lokum 1901 senesinde şekerci ustası Salih Şeker tarafından yapılmıştır. Manda sütü kaymağına şeker karıştırılarak yapılan bu şeker, halen torunları tarafından imal edilmektedir. Kaymaklı şeker, kakaolu, antep fıstıklı, fındıklı ve bademli olarak imal edilmektedir. Kaymaklı lokum ise, hindistan cevizli, çikolatalı ve cevizli olarak yapılmaktadır.
Sucuk imalatı: Yurdumuzda Kayseri’den sonra en çok sucuk üreten ilimiz Afyon’dur.
Ulaşım: Afyonkarahisar, Türkiye’nin en önemli ulaşım yollarının geçtiği bir mevkidedir. İzmir ve Ankara’dan gelen demiryollarının kavşak noktasıdır. Dört yönden gelen demiryolu Afyon’da birleşir. Ayrıca Ankara-İzmir karayolu Afyon’dan geçer. Aydın ve Manisa istikametinden gelen demiryolları Afyon’a ulaşır. Demiryolu ile İstanbul’a 477, İzmir’e 320, Eskişehir’e 170 km uzaklıktadır. Karayolu ile ise İstanbul’a 452, Ankara’ya 275, İzmir’e 338 km mesafededir. Afyon hareketli bir trafik güzergahı üzerindedir.
Nüfus ve Sosyal Hayat
Nüfus: Afyon ilinin toplam nüfusu 1990 sayımına göre 739.223 kişi olup, bunun 306.209'u şehirlerde, 433.014'ü köylerde yaşamaktadır. Nüfus yoğunluğu kilometrekarede 52 kişidir. Yüzölçümü 14.230 kilometrekaredir.
Örf ve adetler: Afyon gürültüsüz, tenha bir şehirdir. Örf ve adetleri ve dini inançları ile örülmüş manevi bir duvar içinde yaşar. Tarihi geleneğini çok iyi muhafaza etmiştir.
Ağıtları yaygındır. Bozlak tipi usulsüz türküler de çok söylenir. “İnce Mehmed” türküsü ilin meşhur bir türküsüdür.
Ege’nin “Zeybek”, Akdeniz’in “Teke” ve Konya’nın “Kaşıkçı” gibi oyunları Afyon’da da oynanır. Köylerde genellikle yemekli toplantılar yapılır. Bunlara “Ferfene” denilir. Bir diğer adı da “Arabaşı”dır. Masraf, katılanlar arasında eşit olarak paylaştırılır. Köylerde an’anevi yaşayış devam etmektedir.
Yirminci asra kadar Mevleviliğin Konya, İstanbul ve Kütahya’dan sonra en mühim merkezi Afyon idi.
Afyon’un on bir köyü eski Türk boylarının adını taşır. Bu, Afyon’un çok eski bir Türk yurdu olduğunun delilidir.
Eğitim: Afyon’da okur-yazar nisbeti % 80 olup; il dahilinde 28 anaokulu, 590 ilkokul, 87 ortaokul, 16 meseleki ve teknik ortaokul, 15 lise, 31 ticaret ve endüstri-meslek lisesi, 2 kız meslek lisesi vardır.
Afyon’da 8 hastane vardır. Ayrıca ilde üç sağlık ocağı bulunmaktadır. 5600 kişiye bir doktor, 800 kişiye bir yatak düşmektedir.
Şehrin otel ve lokantaları boldur. Afyon yemekleri meşhurdur.
Yetişen Meşhurlar
Karahisari: Karahisari ismi ile anılan büyük hattat Ahmed Şemseddin Efendi (1468-1556)’nin, Süleymaniye ve Selimiye camilerini süsleyen yazıları vardır.
Dil bilgini Ahteri Muslihuddin Mustafa (Ahteri-i Karahisari, vefatı 1561) 40 bin kelimelik, Arapça- Türkçe lügatı olan Ahter-i Kebir’i hazırlamıştır.
Mevlevi şairi Divani Mehmed Çelebi ve babası Abapuşi Veli Afyon-Mevlevi Camiinde gömülüdür.
Afyon, asırlardır ilim ve kültür merkezi olmuş, bir çok ilim ve sanat adamı yetiştirmiştir.
İlçeleri
Afyon'un biri merkez olmak üzere on sekiz ilçesi vardır.
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 144.276 olup, 95.643'ü ilçe merkezinde 48.633'ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 39 köyü vardır. İlçe toprakları orta yükseklikte bir plato görünümündedir. Akarçay vadisinde geniş düzlükler vardır. Ekonomisi tarım ve sanayiye dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, şekerpancarı, haşhaş, baklagillerdir. Hayvancılık önemli gelir kaynağıdır. Şeker Fabrikası, Çimento Fabrikası, TCDDY Beton Travers Fabrikası, Yarıaçık Cezaevi, İplik Fabrikası, TSEK Peynir ve Tereyağ Fabrikası başlıca sanayi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi Hıdırlık Tepesi ile kalenin bulunduğu tepe arasında kurulmuştur. Daha sonraları batısında yer alan düzlüğe doğru genişlemiştir. İlçe merkezi İzmir-Konya, İzmir-Ankara, İstanbul-Antalya karayollarının kesiştiği noktadadır. Aynı zamanda Kütahya-Konya ve İzmir-Konya demiryolları da ilçe merkezinde kesişir. İlçe belediyesi 1867'de kurulmuştur.
Başmakçı: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 13.021 olup, 6574'ü ilçe merkezinde, 6447'si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 13 köyü vardır. İlçe toprakları genelde düzdür. Kuzeydoğusunda Söğüt dağları yer alır. Dazkırı Ovasının ve Acı gölün bir kısmı ilçe sınırları içinde kalır. Ekonomisi tarıma dayalıdır. Gül yetiştiriciliği gelişmiş olup, 1989'da 550 ton gülçiçeğinden, 168 kg gül yağı elde edilmiştir. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, haşhaş ve şekerpancarıdır. Tavukculuk ekonomik açıdan önemli gelir kaynaklarındandır. Türkiye yumurta ihtiyacının yaklaşık % 10'unu Başmakçı karşılamaktadır.
İlçe merkezi Söğüt dağları ile Acıgöl arasında düz bir alanda kurulmuştur. Dazkırı ilçesine bağlı bir bucak iken, 19.6.1987'de 3392 sayılı kanunla ilçe haline getirildi. İl merkezine 130 km mesafededir.
Bayat: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 9080 olup, 4450'si ilçe merkezinde, 4630'u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 13 köyü vardır. İlçe toprakları orta yükseklikte platolardan meydana gelir. Akarsu vadilerinde geniş düzlükler vardır. Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri arpa, üzüm, buğday, şekerpancarı ve patatestir. Hayvancılık ikinci derecede geçim kaynağıdır. İlçe merkezi Ankara-Afyon karayolu üzerinde kurulmuştur. İl merkezine uzaklığı 45 kilometredir. Emirdağ ilçesine bağlı bir bucak iken 19 Haziran 1987 tarih ve 3392 sayılı kanunla ilçe haline getirildi.
Bolvadin: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 66.438 olup, 44.969'u ilçe merkezinde, 21.469'u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 13 köyü vardır. Yüzölçümü 1.108 km2 olup, nüfus yoğunluğu 60'dır.
İlçe toprakları genelde düzdür. Kuzeybatı-güneydoğu istikametinde Emirdağları yer alır. Eber gölünün bir kısmı ilçe sınırları içinde kalır. Bolvadin Ovası çok verimlidir. Akarçay, ilçenin Çay ilçesi ile tabii sınırını teşkil eder.
Ekonomisi tarım ve buna bağlı sanayiye dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı, haşhaş, buğday, arpa ve elmadır. Alkoloid fabrikası, un, tuğla ve ayakkabı fabrikaları başlıca sanayi kuruluşlarıdır. Hayvancılık ekonomik açıdan önemli olup, koyun ve sığır beslenir.
İlçe merkezi ovanın kuzey ucunda Emirdağ-Çay karayolu üzerinde kurulmuştur. Bolvadin tarihi çok eski devirlere dayanır. İl merkezine 65 km mesafededir. İlçe belediyesi 1881'de kurulmuştur.
Çay: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 43.582 olup, 14.147'si ilçe merkezinde, 29.435'i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 22 köyü vardır. Yüzölçümü 794 km2 olup, nüfus yoğunluğu 55'tir
İlçe toprakları dağlar ve platolardan meydana gelir. Güneydoğusunda Sultan dağları, güneybatısında Karakuş dağları yer alır. Eber Gölünün bir kısmı ilçe sınırları içinde kalır. Akarçay en önemli akarsuyudur. Topraklarının kuzeyi Afyon Ovasında kalır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, şekerpancarı ve haşhaşdır. Dağlık kesimlerde küçükbaş hayvan besiciliği önemli gelir kaynağıdır. Seka Selüloz Malt Fabrikası, un ve tuğla fabrikaları başlıca sanayi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi, Topraktepe'nin kuzey eteklerinde kurulmuştur. Afyonkarahisar-Konya demir ve karayolu ilçenin kuzey kıyısından geçer. İl merkezine 48 km mesafededir. İlçe belediyesi 1902'de kurulmuştur.
Çobanlar: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 24.972 olup, 6675'i ilçe merkezinde, 18.297'si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 10 köyü vardır. İlçe toprakları genelde düz olup, Afyon Ovasında yer alır. Topraklarını Akarçay sular. Seyidler Baraj Gölünün bir kısmı ilçe sınırları içinde kalır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, haşhaş, şekerpancarıdır. Küçük çapta hayvancılık yapılır. İlçe merkezi Afyon-Konya demiryolunun kuzeyinde Akarçay vadisinde kurulmuştur. İl merkezine 22 km mesafededir. Merkez ilçeye bağlı bucak iken 9 Mayıs 1990'da 3644 sayılı kanunla ilçe oldu.
Dazkırı: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 16.258 olup, 6677'si ilçe merkezinde, 9581'i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 16 köyü vardır. İlçe toprakları Batı Toroslar'ın kuzeydoğu uzantıları ile engebelenmiş olup, batısında Beşparmak Dağları yer alır. Acıgöl'ün bir bölümü ilçe sınırları içinde kalır. Beşparmak Dağları ile Söğüt Dağları arasında Dazkırı Ovası yer alır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, şekerpancarı ve haşhaştır. Hayvancılık ekonomik açıdan önemli gelir kaynağıdır. En çok koyun, keçi ve sığır beslenir. Ev tezgahlarında halı ve kilim dokumacılığı yaygındır. İlçe topraklarında tuz, sülfat ve linyit yatakları vardır.
İlçe merkezi Denizli-Afyon kara ve demiryolu üzerinde kurulmuştur. Gelişmemiş küçük bir yerleşim merkezidir. 1959'da ilçe olmuştur. İl merkezine 237 km mesafededir. İlçe belediyesi 1958'de kurulmuştur.
Dinar: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 90.952 olup, 34.990'ı ilçe merkezinde, 55.962'si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 35, Dombayova bucağına bağlı 13, Haydarlı bucağına bağlı 15 köyü vardır. Yüzölçümü 1286 km2 olup, nüfus yoğunluğu 71'dir.
İlçe topraklarının doğusu dağlık, batısı ise genelde düzlüktür. Kuzeydoğusunda Kumalar dağı, batısında Karakuş dağları yer alır. Dağlardan kaynaklanan suları Kufi çayı toplar Dinar ovası bu çaya karışan Suçıkan deresinin taşıdığı alüvyonlu topraklardan meydana gelmiştir.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Ovada yetiştirilen başlıca tarım ürünleri şekerpancarı, buğday, arpa, haşhaş ve baklagillerdir. Dağlık bölgelerde hayvancılık yapılır. Mermer işleme, un ve tuz üretimi, tarım aletleri ve mobilya atölyeleri başlıca küçük sanayi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi Afyon-Denizli karayolu üzerindedir. Eski bir yerleşim merkezi olan Dinar, Frigyalılara başkentlik yapmıştır. Daha sonraki asırlarda da ticari ve dini bir merkez olmuştur. Nahiye iken Cumhuriyetten sonra ilçe merkezi haline getirildi. İl merkezine 93 km mesafededir. Nüfus bakımından merkez ilçeden sonra Afyon'un en büyük ilçesidir. İlçe belediyesi 1908'de kurulmuştur.
Emirdağ: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 55.543 olup, 21.144'ü ilçe merkezinde, 34.399'u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 37, Davulga bucağına bağlı 19, Ümraniye bucağına bağlı 16 köyü vardır.
İlçe toprakları dağlar ve platolardan meydana gelir. Güney ve güneydoğusunda Emirdağ, kuzey ve doğusunda platolar yer alır. Dağlardan kaynaklanan suları Sakarya nehrine katılan küçük akarsular toplar. Düzlükler bu akarsu vadilerinin genişlediği yerlerde yer alır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri arpa, üzüm, buğday, şekerpancarı ve patates olup, ayrıca az miktarda nohut, fasülye, soğan, elma, vişne ve haşhaş yetiştirilir. Yüksek kesimlerde hayvancılık başlıca gelir kaynağıdır. En çok koyun ve sığır beslenir.
İlçe merkezi Emirdağ eteklerinde bir akarsu vadisinde kurulmuştur. Eskişehir-Konya karayolu ilçe merkezinden geçer. İl merkezine 83 km mesafededir. Eski ismi Aziziye olup, 1932'de Emirdağ olarak değiştirilmiştir. İlçe belediyesi 1887'de kurulmuştur.
Evciler: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 10.375 olup, 5576'sı ilçe merkezinde, 4799'u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 7 köyü vardır. Toprakları genelde düz olup, Dinar Ovası ile Çivril Ovalarının birleştiği noktada yer alır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı, buğday, arpa, haşhaştır. Hayvancılık ekonomik açıdan önemlidir. Küçükbaş hayvan ve sığır beslenir. İlçe merkezi ovanın orta kısmında kurulmuştur. Afyon-Denizli kara ve demiryolu ilçe topraklarından geçer. Afyon-Denizli karayolundan ayrılan bir yolla ulaşımı sağlanır. Dazkırı ilçesine bağlı bir bucak iken 1990'da ilçe haline getirildi.
Hocalar: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 17.216 olup, 2730'u ilçe merkezinde, 14.486'sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 20 köyü vardır. İlçe toprakları genelde dağlıktır. Batısında Catma Dağı, kuzeyinde Ahır dağı yer alır. Bu dağların arasında Sandıklı ovasının uzantıları olan düzlükler yer alır.
Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı, haşhaş, vişne, buğday ve patatestir. Dağlık bölgelerde küçükbaş hayvan besiciliği yapılır. İlçe merkezi ovanın kuzey ucunda dağların eteklerinde kurulmuştur. Banaz ile Sandıklı İlçelerini bağlayan karayolu üzerindedir. Sandıklı ilçesine bağlı bucak iken, 1990'da ilçe merkezi haline getirildi.
İhsaniye: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 30.034 olup, 2253'ü ilçe merkezinde, 27.781'i köylerde yaşamaktadır. Merkez ilçeye bağlı 35 köyü vardır. Yüzölçümü 909 km2 olup, nüfus yoğunluğu 33'tür. İlçe toprakları alçak dağlarla çevrili bir platodan meydana gelir.
Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, patates, şekerpancarı ve ayçiçeği olup, ayrıca az miktarda vişne, elma, baklagil, haşhaş ve üzüm yetiştirilir. Hayvancılık önemli geçim kaynağı olup, koyun ve sığır beslenir. İlçe topraklarında mermer yatakları vardır.
İlçe merkezi Kütahya-Afyon demiryolu kıyısında kurulmuştur. Gelişmemiş, köy görünümünde bir yerleşim merkezidir. İl merkezine 36 km mesafededir. İlçe belediyesi 1959'da kurulmuştur.
İscehisar: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 22.143 olup, 10.071'i ilçe merkezinde, 12.072'si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 14 köyü vardır. İlçe toprakları genelde düz olup, Afyon Ovasında yer alır. Kuzeyini Emir Dağlarının uzantıları engebelendirir. Seyitler barajının bir bölümü ilçe sınırları içinde kalır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı, haşhaş, buğday, arpa ve baklagillerdir. Hayvancılık ekonomik açıdan önemli gelir kaynağıdır. Yüksek kesimlerde küçükbaş hayvan besiciliği yaygındır. İlçe merkezi Afyon-Ankara karayolu üzerindedir. İl merkezine 24 km mesafededir.
Kızılören: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 14.696 olup, 3876'sı ilçe merkezinde, 10.820'si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 10 köyü vardır. İlçe toprakları genelde düzdür. Batısında Akdağ olan ilçe toprakları, Sandıklı Ovasının güneyinde yer alır.
Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, nohut, haşhaş, şekerpancarı, vişne ve patatestir. Yüksek kesimlerde küçükbaş hayvan besiciliği yapılır. İlçe merkezi Akdağ eteklerinde kurulmuştur. Afyon-Antalya karayolu ve Afyon-Isparta demiryolu ilçe merkezinin doğusundan geçer. Sandıklı ilçesine bağlı bir köy iken, 1990'da ilçe haline getirildi.
Sandıklı: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 57.250 olup, 22.359'u ilçe merkezinde, 34.891'i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 33, Karadirek bucağına bağlı 11 köyü vardır.
İlçe toprakları orta yükseklikte düzlüklerden meydana gelir. Bu düzlük dağlarla kuşatılmış olup, kuzeyinde Ahır Dağı, doğusunda Kumalar Dağı, güneybatısında Akdağ, batısında ise Catma Dağı yer alır. Sandıklı Ovasının denizden yüksekliği 1000 metredir. İlçe topraklarını Hamam Çayı sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı, buğday, nohut, haşhaş, elma, vişne, patatestir. Hayvancılık önemli gelir kaynağıdır. İlçe merkezi Sandıklı Ovasında Afyon-Antalya karayolu üzerinde kurulmuştur. Afyon-Isparta demiryolu ilçe merkezinden geçer. İl merkezine 62 km mesafededir. İlçe belediyesi 1869'da kurulmuştur.
Sinanpaşa (Sincanlı): 1990 sayımına göre toplam nüfusu 52.206 olup, 5503'ü ilçe merkezinde 46.703'ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 35 köyü vardır. Yüzölçümü 859 km2 olup, nüfus yoğunluğu 61'dir. İlçe toprakları genelde dağlıktır. Kuzeyinde İlbulak Dağı, güneyinde Ahır Dağı yer alır. İlçe topraklarının ortasında yer alan düzlük Sincanlı Ovası olarak adlandırılır. Bu ovayı Aksu Çayı sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı, buğday, arpa, patates, elma, vişne baklagiller ve soğandır. Hayvancılık önemli gelir kaynakları arasındadır. İlçe topraklarında linyit yatakları vardır. İlçe merkezi Sincanlı Ovasında kurulmuştur. İl merkezine 32 km mesafededir. Merkez ilçeye bağlı bir bucak iken, 1953'te ilçe oldu. İlçe merkezi gelişmemiş küçük bir yerleşim merkezidir. İlçe belediyesi 1948'de kurulmuştur.
Sultandağ: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 22.921 olup, 5590'ı ilçe merkezinde, 17.331'i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 13 köyü vardır. Yüzölçümü 709 km2 olup, nüfus yoğunluğu 32'dir.
İl toprakları genelde dağlıktır. Kuzeyinde Emirdağları, güneybatı kesiminde Sultan Dağları yer alır. Akşehir Gölü ve Eber Gölünün bir bölümü ilçe sınırları içinde kalır. Dağlardan kaynaklanan sular, bu göllere dökülür. Dağlar arasında geniş düzlükler vardır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, elma, patates, şekerpancarı, vişne, haşhaş, ayrıca az miktarda soğan, baklagiller ve üzümdür. Hayvancılık ekonomik açıdan başlıca gelir kaynakları arasında yer alır.
İlçe merkezi Afyon-Konya karayolu üzerinde, Sultan dağının eteklerinde kurulmuştur. Eski ismi İshaklı'dır. Gelişmemiş küçük bir yerleşim merkezidir. İl merkezine 68 km mesafededir. Bolvadin kazasına bağlı bucak iken, 1958'de ilçe oldu ve belediyesi aynı yıl kuruldu.
Şuhut: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 48.260 olup, 12.982'si ilçe merkezinde, 35.278'i' köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 37 köyü vardır. Yüzölçümü 1182 km2 olup, nüfus yoğunluğu 41'dir.
İlçe toprakları genelde düzdür. Batısında Kumalar Dağı, ortasında Şuhut Ovası yer alır. İlçe topraklarını Kali Çayı sular. Kali Çayı üzerinde kurulan Selevir Barajı'nın arkasında suni bir göl meydana gelmiştir.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri, şekerpancarı, buğday, patates, arpa, nohut ve haşhaş olup, ayrıca az miktarda elma, vişne, soğan, mısır, üzüm ve fasülye yetiştirilir. Hayvancılık ekonomik açıdan önemli gelir kaynaklarındandır.
İlçe merkezi Kali Çayı vadisinde kurulmuştur. İl merkezine 26 km mesafededir. Gelişmemiş bir yerleşim merkezidir. 1946'da ilçe oldu ve aynı sene belediyesi kuruldu.
Tarihi Eserler ve Turistik Yerleri
Afyon, beş bin senelik bir yerleşim merkezidir. Tarihi eserler bakımından çok zengindir. Hitit ve Frigyalılara ait tarihi kalıntılar, Selçuklu ve Osmanlı devrine ait zengin eserler vardır. Kaplıcaları dolayısıyla turizm bakımında da hareketlidir. Tarihi ve turistik eserlerinden bazıları şunlardır :
Afyon Kalesi: Afyon Kalesini Etiler yapmış ve Frigyalılar tamir ettirmişlerdir. Kale savunma bakımından olduğu gibi manzarası ve heybeti bakımından da göze çarpıcıdır. Kale 226 m yükseklikte dik, sivri ve kayalık, çıkılması zor bir tepe üzerindedir. Kartal yuvasını andıran bu kalenin kara ile irtibatı çok azdır. Kaleye kayaların oyulması ile yapılmış bir basamak ile çıkılır. Çıkarken, Etiler ve Frigyalılara ait eserlere rastlanır.
Kale, iç ve dış kale olmak üzere iki kısımdır. Kalenin en tepesinde “Kız Kalesi” vardır. Selçuklu Sultanı Alaeddin Keykubat burada cami, ambar, cephanelik ve su sarnıcı yaptırmıştır. Selçuklu Devlet Hazinesi bu kalede saklanırdı.
Kale M.Ö. 1350 senesinde Hitit Kralı Mursil-II tarafından Arzava Savaşı sırasında yaptırılmıştır. Başta Selçuklular ve Osmanlılar zamanında olmak üzere bir çok defa tamir ettirilmiş ve ilaveler yapılmıştır. Kaleye asırlar boyunca çeşitli isimler verilmiştir. Akreonos, Karahisar isimleri bunlardan en çok duyulanlarıdır. Bugünkü ismi Afyonkarahisar Kalesidir. Kalede en mühim tamirat ve ilaveleri Alaeddin Keykubat’ın emri ile lalası Bedreddin Gühertaş yaptırmıştır (1325).
Osmanlı devrinde Sultan İkinci Selim Han emriyle 1553’te Mahmud Bey yeniden tamir ettirmiştir. Bugün Kız Kalesi ve sarnıç dışındaki önemli yerleri yıkıktır. Kaleye güneyindeki sarp patika ile çıkılır.
Demir Kale: İhsaniye’ye 8 km uzaklıktaki Demirli köyünün kuzeyinde bulunur. Frigyalılar zamanında dağların içten ve dıştan kesilmesiyle yapılan güney duvarları bir depremde yıkılmıştır.
Gezler Kalesi: Sincanlı’ya 13 km uzaklıkta Gezler köyündedir. Günümüzde yıkık bir durumdadır.
Sandıklı Kalesi: Sandıklı yakınlarında 1325’de Germiyanoğlu Birinci Yakub Bey tarafından yaptırılmış olup, günümüzde kaleden bir duvar kalmıştır.
Toprakkale: Şuhut’a 6 km uzaklıktaki Senir köyü yakınlarındadır. 2000 metre yükseklikte bir tepenin üzerindedir. Günümüze yıkıntıları kalmıştır.
Ulu Cami: Selçuklu devrinin şehirdeki en önemli eseridir. Selçuklu valisi Sahib Ata Fahreddin Ali’nin oğlu Nusreddin Hasan Bey tarafından 1273 tarihinde yapılmıştır. Mimarı Emirhac Beydir. Caminin içindeki nakışlar Nakkaş Mahmud oğlu Hacı Murad’a aittir. Sonra yapılan tamiratta ilk şekil muhafaza edilmiştir.
Ulu Cami (Cami-i Kebir), tavanı düz ve 40 ağaç direklidir. Ağaçtan yapılmış minber ve mihrabı Selçuk stilindeki işlemelerle süslüdür. Ahşap camiler içerisinde en önemlisidir, damı topraktır.
Kuyulu Camii ve Minaresi: Selçuklu devrinin güzel eserlerinden biri olan bu caminin minaresi mineli tuğla ile yapılmıştır.
Ak Mescid: 1397’de Ketencioğlu Hacı Hamza tarafından yaptırılmış olup kesme taştandır. Tek şerefeli minaresi tuğladandır.
Arasta Mescidi: 1355’te Hacı İsmail bin Mehmed tarafından yaptırılmış olup, dükkanlarla çevrili olduğundan, Arasta Mescidi diye meşhur olmuştur. Kare biçimindedir. Minaresi kısa ve tek şerefelidir. Caminin kubbesi dört duvar üstüne oturtulmuştur.
İmaret Camii: Çarşı içinde, sadrazam Gedik Ahmet Paşa tarafından yaptırılmıştır. 1795’te tamir görmüştür. Ters T biçiminde ve kesme taştandır.
Kabe Mescidi: Çavuşpaşa mahallesinde olan cami, 1397’de Hacı Mehmed bin Yusuf tarafından yaptırılmıştır. Kabe ölçülerinde yapıldığı için bu adla anılır. Duvarları bazalt taşındandır. Mihrabdaki alçı kabartmalar ilgi çekicidir.
Kubbeli Mescid: 1330’da Germiyanoğulları zamanında Hacı Ali bin İdris tarafından yaptırılmıştır. Kapısı ve Arapça kitabesi önemlidir. Kesme taştan kare biçiminde yapılmıştır.
Mısri Camii: 1483’te Sakkancıoğlu Evliya Kasım Paşa tarafından yaptırılmıştır. Kesme ve moloz taştandır. İki büyük kubbeyle örtülüdür. Mihrabında mavinin çeşitli tonlarında çiniler vardır. Minberi mermerdendir. Caminin yanında Akşemseddin’in halifesi Abdürrahim Karahisari’nin türbesi vardır.
Ot Pazarı Camii: 1590’da Tellalzade Süleyman Çavuş yaptırmıştır. Yıkılan minaresi 1958’de yeniden yapılmıştır. Kesme taştan ve kare biçimindedir. Minaresi tek şerefelidir. Mihrabı sonradan yapılmış ve beyaz mermerle kaplıdır
Mevlevi (Türbe) Camii: 710 senesinde İslam akınları sırasında yapılmıştır. 1844’te Sultan Abdülmecid Han ve 1905’te Sultan İkinci Abdülhamid Han tarafından tamir ettirilmiştir. İçinde Mevlevi şeyhlerine ait türbler vardır.
Yeni Camii: 1711’de Hacı Abdi Çavuş tarafından yaptırılmıştır. 1839’da Süleyman Şerif Paşa tarafından onarılması üzerine, Yeni Cami adını almıştır. Kesme taştan, kare biçimli ve tek kubbelidir. Şerefeli minaresi tuğladandır.
Yukarı Pazar Mescidi: Yukarı Pazar Mahallesinde 1264’de Karamanoğlu Yusuf Bey tarafından yaptırılmıştır. 1465’de Turgut bin İsmail tamir ettirmiştir.
Sultandağ Çarşı Camii: 1458’de yaptırılmıştır. Sonradan yıkılan cami, 1914’de aynı temeller üzerine yeniden inşa edilmiştir. Tek şerefeli minaresi tuğladandır.
Şuhut Kubbeli Mescidi: 1374’te Hamidoğulları’ndan Hızıroğlu Emir İbrahim tarafından yaptırılmıştır. 1863’teki depremde yıkılmış ise de 1864’te yeniden yapılmıştır.
Bolvadin Rüstem Paşa Camii: Sadrazam Rüstem Paşa tarafından, Mimar Sinan’a yaptırılmıştır. Sultan Abdülmecid Han zamanında tamir görmüştür. Üzeri sekiz pencereli bir kubbeyle örtülü olup, kalem işi süslerle bezenmiştir.
Sincanlı Sinan Paşa Camii: 1525’te Lala Sinan Paşa tarafından yaptırılmıştır. Minaresi tek şerefelidir. İki büyük kubbesi vardır. Bahçesinin kuzeyinde Lala Sinan Paşanın türbesi vardır.
Sandıklı Ulu Cami: 1378’de Aydemir bin Abdullah el-Necip tarafından yaptırılmıştır. 1526’da Abdullah bin Mustafa tamir ettirmiştir. Kale biçiminde olup, kalın duvarları moloz taşlarla örülmüştür. Minaresi tek şerefelidir.
Şuhut Ulu Cami: 1415’te Hamza Paşa tarafından yaptırılmıştır. 1862’de tamir görmüştür. Duvarları kesme taştandır. İçinde 4 sıra 16 mermer sütun bulunmaktadır.
Gedik Ahmet Paşa Külliyesi: Cami, medrese ve hamamdan meydana gelen külliye 1472’de yapılmıştır. Beş kemerli bir revakla başlayan mihverde çift kubbeli, mihrab kubbesinin duvarları iki yan eyvanla genişletilmiş bir yapıdır. Patlıcan moru çinilerle süslenmiş burma minaresi, Türk mimarisinin şahane bir eseridir.
Döğer Kervansaray: İhsaniye ilçesi yakınında olup, eski Halep yolu üzerindedir. Sultan İkinci Murad Han devrinde yapılmıştır. İki bölümlü ve iki katlıdır. Osmanlı devrinin ilk mimari izlerini taşır.
Egret Hanı: Afyon-Kütahya yolu üzerindedir. 1278’de yapılmış olmasına rağmen, Selçuklu kervansaraylarına benzememektedir. Son yıllarda tamir edilmiştir.
Sahib Ata Kervansarayı: Sultandağ ilçesinde Çarşı Camii yanındadır. 1249’da Selçuklu Emiri Sahip Ata Fahreddin Ali tarafından yaptırılmıştır. İshaklı Kervansarayı olarak da anılır. Bahçesinde iki katlı köşk mescidi bulunmaktadır. Kervansaray beşik tonozlarla örülmüştür.
Taşhan: Çay ilçesindedir. Ebü’l-Mücahid Yusuf Han tarafından yaptırıldığından, bu isimle de anılır. Kare biçiminde olan han, 1278’de inşa edilmiştir.
Çifte Hamam: Sultandağ ilçesinde, Sahib Ata Kervansarayının yanındadır. Kadın ve erkek hamamları yan yana olduğu için bu isimle anılmıştır. Günümüzde yıkık durumdadır.
Kasımpaşa Hamamı: Mısri Camiinin bir vakfı olarak 1475’te Tuti Mezakoğlu Kasım Paşa tarafından yaptırılmıştır. 1967’de Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından tamir ettirilmiştir.
Altınöz Köprüsü: Cirit Kayası eteğinde, Akarçay üzerindedir. Akkoyunlu beylerinden İlyas bin Oğuz tarafından yaptırılan köprü, altı kemerlidir. 1861’de tamir edilmiştir.
Kırkgöz Köprüsü: Bolvadin’in 6 km güneyinde Akarçay üzerindedir. Selçuklu devrina ait olan bu eser, Mimar Sinan tarafından tamir edilmiş ve ilaveler yapılmıştır.
Hititlere ait eserler: Afyon Müzesi ve Kalesinde ve muhtelif yerlerde Hititlerle ilgili zengin eserler vardır.
Frigyalılara ait eserler: Ayazin köyünde yüzlerce Frig mezarı odası, oyma tabut ve meskenler, Avdalaz ve Köşnüş kalesi, Demirli, Döger ve Leğen köyleri civarında kaleler, kuyu, mağara ve mezarlar. Arslantaş ve Yılantaş mezar odası. İhsaniye, Maltaş, Arslankaya, Yılankaya ve Kapıkayalar adıyla anılan kaya anıtlar.
Romalılara ait eserler: Ayazinler Metropolisi kayaya oyulu kilise (9-11. asırlara ait). Çavdarlı Höyükten Roma ve üstünde de Osmanlı devrine ait eserler çıkarılmıştır. Emirdağ’ın 10 kilometre doğusunda Hisarköy yakınlarında Romalılara ait “A Morium” kentinin kalıntıları vardır. Şuhut’ta Romalıların “Synada” kentine ait kalıntılar. Dinar’da Roma devrinin “Apameia” şehrinin kalıntıları vardır.
Müzeler, Arkeoloji Müzesi: Kalkolitik, Hitit, Frigya, Lidya, Roma ve Bizans devirlerine ait eserler vardır. Gedik Ahmet Paşa Külliyesinin Taş Medresesinde sergilenmektedir. Bu müze Orta Anadolu’nun en zengin müzesidir.
Türk-İslam Eserleri Müzesi: Bölgenin eski giyim eşyaları ile el sanatlarını sergilemektedir. Müzenin “sikke kolleksiyonu” çok zengindir. Müze, bölgenin tarihini aydınlatacak değerdedir.
Bolvadin evleri, tarih ve kültür hazinesidir.
Afyon Müzesi: 1933’te kurulmuştur. Sekiz bin ciltlik kitaba sahiptir. Müze dört kısımdır. Birinci kısım olan seramikler salonunda Hitit, Frig ve Roma çağından kalma zengin çanak ve çömlekler bulunmaktadır.
Klasikler salonunda heykeller, meskukat salonunda para kolleksiyonu, etnoğrafya salonunda Kur’an-ı kerimler, levhalar, silahlar, kostümler, el işleri ve kapkacak teşhir edilmektedir.
Kurtuluş Savaşı Müzesi: Başkomutanlık Meydan Muharebesine sahne olmuş olayları dile getiren resim, tablo, harb malzemesi ve arşivi ile dolu olan bu müze eski belediye binasında kurulmuştur.
Zafer Anıtı: 27 Ağustos 1922’deki Afyon’un düşmandan (Yunan saldırısından) kurtuluşunu canlandıran bu anıtı, 1936 senesinde Avusturyalı heykeltraş Krippel yapmıştır.
Kocatepe Anıtı: 1953 senesinde, Kocatepe'de Başkumandanlık Meydan Muharebesinin yapıldığı yerde yaptırılmıştır.
Kaplıcaları: Bu ilimizin sıcak su kaplıcaları Türkiye’de ve milletlerarası çapta meşhurdur. Romalılardan önce de bu kaplıcalar bilinmekteydi. Türkiye maden ve kaplıcalar bakımından zengin bir ülke olup, bilinen kaplıca ve maden suyu 1500’den fazladır.
Selçuklu ve Osmanlılar Anadolu’da ve yayıldıkları her yerde hamamlar yapmışlar ve kaplıcaların etrafında tesisler kurarak bu şifalı sulardan bölge halkının istifadesini temin etmişlerdir.
Afyon’daki meşhur kaplıcalar:
Gazlıgöl: Afyon’a 21 km uzaklıkta Hamam Köyü’ndedir. Şifalı içme suları ile meşhurdur. Romatizma, siyatik, bel ve sırt ağrıları, nevralji ve kadın hastalıklarında banyolar; mide, böbrek rahatsızlıklarına ve safra kesesi taşlarına ise içmeler iyi gelir. Bu kaplıcaya yakın Uyuz ve Çoban pınarları bu suyun sızıntılarıdır.
Gecek: Afyon’a 18 km uzaklıkta Araplı Dereye yakındır. Eski Hamam (Büyük Hamam), Çelikli veya Kapıaltı ismi ile anılır. Küçük Hamam ise, Kükürtlü veya Hacethane adları ile bilinir. Kaplıcanın 68 odası, kamp kurulmaya müsait yeri vardır. Banyo tedavisi ile kadın hastalıkları, nevralji, romatizma, kırıklar ve metabolizma bozuklukları, cild ve sinir hastalıkları için faydalıdır. İçme tedavisi ise müzmin nezle ve boğaz iltihabına iyi gelir.
Ömerli: Afyon’a 16 km mesafededir. Suyun sıcaklığ 54 derecedir. Kaplıcada bulunan kabir taşında Ömer Dede isimli ermiş bir çobanın asası ile yeri kazarak bu kaynağın bulunduğu yazılıdır. Kaplıcanın 42 odası ve iki umumi havuzu vardır. Banyo tedavisi kadın hastalıkları, nevralji, romatizma, kırıklar ve metabolizma bozukluğuna iyi gelmektedir.
Hüdai: Türkiye’nin dünyaca ünlü kaplıcalarındandır. Sandıklı ilçesine 9 km uzaklıktadır. Çok yüksek derecede radyoaktiviteye sahiptir.
Şifa tesiri çok yüksektir. Kaplıcanın 32 odası, 9 adet umumi havuzu, iki çamur banyosu ve iki tabii saunası vardır. Banyo tedavisi romatizma, siyatik, böbrek ve kadın hastalıklarına iyi gelir. Çamur banyosu her türlü romatizma, nefrit, kırık-çıkık, çocuk felci, nevralji ve kadın hastalıklarına iyi gelir.
Heybeli: Bolvadin’e 30 km uzaklıktadır. Doğu, Batı ve Heybeli olmak üzere üç kaynağı vardır. İçme tedavisi barsak ve mide rahatsızlıklarına faydalıdır. Banyo tedavisi romatizma, nevralji, nefrit, kadın hastalıklarına iyi gelmektedir.
Diğer kaplıcaları ise; Kaya Hamamı, Uyuz Hamamı, Kınık Ilıcası ve Bülgüldek Hamamıdır. Kaplıcaların çoğu ve Afyonkarahisar maden suyu Hititlerden beri bilinmektedir.
Maden suları: Afyon sıcak su kaplıcaları ve maden suları ile meşhurdur. Türkiye Kızılay Derneği tarafından işletilen Afyonkarahisar maden suyu, asırlar önce “ekşi su” olarak tanınırdı. 1900 senesinde Belçikalı bir doktor bu suyun şifalı olduğunu Sultan İkinci Abdülhamid Han’a bildirmiş ve gerekli tahlillerden sonra 1903 senesinde bir ferman ile bu su işletmeye açılmıştır. Londra Maden Suları Fuarı’nda altın madalya kazanmıştır. Bu su dünyada eşi bulunmayan bir özelliktedir.
Maden suyu Afyon’a 23 km uzaklıktaki Gazlıgöl’de çıkar. Sıcak ve soğuk olarak iki çeşittir.
Mesire yerleri: Afyon’da Gecek Kaplıcası bölgesi, Keltepe yakınlarındaki Muttalip Bağları, Sandıklı yakınlarındaki Soğuk Pınar ve Yeşil Depir köyü çevresi halk tarafından sevilen mesire yerleridir.
Afyon eski bir Türk vatanı olup, tarihi eserleri, kalesi, kaymak şekeri, haşhaşı, kaplıca ve maden suları ile turizm için gerekli bütün şartları üzerinde taşıyan tarihi bir ilimizdir.
Kaynak
Rehber Ansiklopedisi
Akıllı Telefon Hakkında Bilgiler
Akıllı telefon (İngilizce: Smartphone), cep telefonunun sağladığı klasik özelliklere, bilgisayar dünyasının bir ürünü olan PDA’lerin özelliklerinin de eklenmesiyle tasarlanan gelişmiş mobil iletişim cihazıdır. Akıllı telefonlarda mobil işletim sistemleri bulunur (ör. Symbian^3) bu sayede birçok farklı amaç için daha aktif bir şekilde kullanılabilir ve neredeyse her iş için bir uygulama bulunabilir.
İşlemcileri bataryaların uzun süre dayanabilmesini sağlayan ARM tabanlı olur ve karmaşık işlemleri sorunsuzca yapabilirler. Aynı zamanda çoğu akıllı telefonda Grafik İşlemci de mevcuttur. Bu sayede fazla poligon gerektiren kaliteli oyunları kolayca ve akıcı şekilde çalıştırabilirler.
Donanım
Çoğu akıllı telefonda oyun, uygulama performansını yukarıya taşıyayacak ve diğerlerinden farklı, özgün uygulamaların geliştirilmesine önayak olacak donanımsal özellikler bulunmaktadır. Şu ana kadar yapılmış akıllı telefonların büyük çoğunluğunda, resim açma veya video oynatma gibi işlerin rahat yapılabilmesi için ekran çözünürlüğü 4:3 veya 16:9 (geniş ekran) şeklindedir. Aynı zamanda, ekranda gösterilen herhangi bir öğenin çok daha parlak ve kaliteli görüntülebilmesi için çözünürlükleri hızla yükseltilmekte, SUPER AMOLED ve AMOLED gibi yeni teknolojilere geçilmektedir.
Oyunların ve uygulamaların daha aktif çalıştırılabilmesi için çoğu akıllı telefonda ivme ölçer bulunmaktadır. Bu nedenle akıllı telefonlar, internette gezinmek veya sensör kullanarak oyun oynamak gibi birkaç avantaja sahiptirler. Aynı zamanda yeni akıllı telefonların bazılarında jiroskop yani dijital pusula da bulunur. Bu sayede ivme ölçerlerin yapamadığı şekilde her yöne ekran dönüşü özelliğini kullanıcıya sunabilirler.
Akıllı telefonlar, normal bir cep telefonunun yapacaklarından çok daha ilerisidir. Bunların başında da kaliteli oyunlar, bilgisayardakileri aratmayacak uygulamalar gelir. Ancak bunlar için cep telefonlarının sahip olduğundan çok daha yüksek işlemci performansı gerekir. Akıllı telefonların neredeyse hepsinde ARM tabanlı işlemciler kullanılır. Bu tür işlemcilerin kullanılmasının ana sebebi düşük güç tüketimi ve buna rağmen yüksek performans sağlamalarıdır. Aynı zamanda, yüksek oyun performansının sağlanması sağlanabilmesi için de grafik işlemciler de çoğu akıllı telefonda bulunmaktadır. Bu sayede yüksek sayıda poligon gerektiren 3D oyunlar akıcı şekilde oynanabilir. Aynı zamanda grafik işlemciler, akıllı telefonlarda kullanılan efektler ve 3D oyunlarda kullanılan texturelerde de performansı üst düzeylere çeker.
Çoğu akıllı telefonun bağlantı özellikleri eksiksizdir. Yani, akıllı telefonlar ile kablosuz ağlara (Wi-Fi) bğlanabilir, Bluetooth (Mavi diş) ile dosya alışverişi yapabilir ve yüksek anten performanslarıyla kaliteli sayılabilecek bir konuşma yapabilirsiniz. Aynı zamanda bu konuda büyük rol üstlenen birkaç firmadan biri olan Nokia'nın en son çıkan telefonlarda bulunan NFC (Yakın Alan İletişimi) sistemi ile bankacılık işlemleri kredi kartları yerine NFC sistemi içeren akıllı telefonlarından yapılabilecektir.
HTC'nin büyük rol üstlendiği bir konu da gözlüksüz üç boyutlu ekrana sahip telefonlardır. Bu telefonların hem ekran çözünürlükleri yüksektir, hem de bir tuşla herhangi bir gözlüğe veya ek aksesuara gerek kalmadan üç boyutlu bir ekrana geçilebilirdir. HTC Sense gibi 3D efektlerle birlikte dizayn edilmiş bir akıllı telefonda gözlüksüz üç boyut sistemi çok işe yaramaktadır.
Yazılım
Akıllı telefonların, normal telefonlara kıyasla en büyük özellikleri özel işletim sistemleridir. Günümüzde birçok akıllı telefonda Android işletim sistemi bulunmaktadır. Mobil İşletim Sistemleri, bir cep telefonunda bulunmayan esneklik, özellik ve uygulama sayısını akıllı telefonlara verir.
Android
Dünyada, akıllı telefonlarda en fazla kullanılan mobil işletim sistemidir. Android, Google tarafından geliştirilmektedir ve akıllı telefonlar için resmi olarak sürülmüş en son sürüm Android 13 sürümüdür.[1] Aynı zamanda Android, tablet bilgisayarlar için de kullanılmaktadır.
Android yalnızca dokunmatik ekranlı telefonlar için değil aynı zamanda Pc, Tablet vb birçok cihaza açık kaynak kodlu olması sayesinde yüklenebilmektedir. Şu ana kadar Android'i en fazla kullanan ve en çok destek veren şirketler Samsung ve HTC olmuştur.
Android, uygulama mağazası olarak Google Play kullanır. Açık kaynaklı ve Linux tabanlı bir mobil işletim sistemidir. Android dünya üzerindeki birçok cihazda çalışabilir. Düşük donanıma sahip olan sistemlerde bile kullanıcılara peformans sağlayabilmektedir.
iOS
Apple tarafından 2007'de üretilmiş ve geliştirilmekte olan mobil işletim sistemidir. Yalnızca Apple markalı iPhone ve iPad gibi cihazlarda çalışmaktadır. Resmi olarak duyurulmuş en son sürümü iOS 16.5'dir. Aynı zamanda iOS, bazı çevrelerce hafifletimiş bir Mac OS olarak da görülmektedir.
iOS, uygulama mağazası olarak dünyada en çok uygulama bulunan App Store'u kullanır. Kapalı kaynaklıdır. Aynı zamanda da iPhone ve diğer Apple Mobil cihazlarla da yüksek dereceli stabilize durumundadır. Yüksek dereceli performansa ihtiyaç duyması ve bilgisayar ile senkronize edilebilmesi için iTunes adlı yazılıma ihtiyaç duyulur.
Aşağıda akıllı telefonlarda kullanılan sistemlerin desteği kesilmiş ve artık desteklenmeyen sistemlerdir;
Symbian
Psion tarafından geliştirilen ve 2003 - 2011 yılları arası Dünyada en fazla kullanılan mobil işletim sistemiydi. İleriki yıllarda Nokia ve Accenture tarafından geliştirilmiş. En güncel resmi sürümü Symbian Belle FP2'dir. Genellikle Nokia cihazlarda bulunmaktadır. Sony Ericsson ve Samsung'un da kullandığı Symbian aynı zamanda Japon üreticiler arasında da popülerdi. Japonya'da 2014 yılına kadar yeni modellerde kullanılmaya devam edilmiş ve bu modeller 2016'ya kadar satılmaya devam edilmişlerdir.
Symbian, her türlü şekle uygun üretilmiştir. S60, MOAP platformu her türlü kızaklı ve tuşlu telefonda kullanılabilir. UIQ ve S60v5 platformu ise dokunmatik ekranlı telefonlar içindir. Aynı zamanda Nokia cihazlarda bulunan Symbian^3 de dokunmatik ekranlı ve QWERTY tuş takımlı telefonlar içindir.
Symbian, resmi uygulama mağazası olarak Nokia Ovi Mağazası (Nokia Store), NTTDoCoMo cihazlarında ise Docomo Store'u kullanır. Ovi, 2010 - 2011 arası Dünya sıralamasında en büyük 3. uygulama mağazasıydı. Düşük derece akıllı telefonlarda bile çalışabilir. Ancak fazla düşük dereceli donanıma sahip akıllı telefonlarda kullanılması yüzünden stabilite sorunları ortaya çıkmış ve popülerliğini yitirmiştir. Güncel Symbian cihazlarda bu sorunlar çözülsede, yapılan yanlış hamleler ve geç kalınmadan sonra kullanıcı kitlesi Symbian'dan Android ve iOS'a kaymıştır.
Windows Phone
Microsoft tarafından 2010 - 2020 yılları arasında Windows Mobile'ın ardılısı olarak geliştirilmiş bir işletim sistemidir. Resmi olarak duyurulmuş en son mobil sürümü Windows 10 Mobile'dır. Windows için en çok mobil cihaz üreten şirketler Microsoft ve Nokia'dır.
Windows, uygulama mağazası olarak Microsoft Store'u (eski adıyla Marketplace) kullanır. Ayrıca Lumia cihazlarla yüksek derecede stabilize durumundadır.
Windows Mobile
Windows Mobile, Microsoft şirketi tarafından PDA ve akıllı telefonlar gibi mobil cihazlar için tasarlanmış olan bir işletim sistemidir. C++ yazılımında yapılmış ve Windows CE sistemi çekirdeği üzerine temellendirilmiştir.
lk kez Windows Mobile sürümü 19 Nisan 2000 yılında Pocket PC 2000 sürümü ile başlatılmışdır. Son versiyon ise 2 Şubàt 2010 yılında tanıtılan Windows Mobile 6.5 sürümünün 6.5.3 güncellenmesi idi. Mayıs 2011 yılında ek servis hazırlayanlara destek, ekim ayında ise My Phone hizmeti durduruldu. Mayıs 2012 yılında ise sisteme destek ve Windows Marketplace for Mobile durduruldu. 6.5 final versiyonu 8 Ocak 2013 tarihinden itibaren desteği kesildi. Microsoft, Windows Mobile sistemine son verdikden sonra yerine tamamen yeni bir işletim sistemi olan Windows Phone'a geçti.
Palm OS
PalmOS, Palm şirketi tarafından cep bilgisayarları (PDA'lar) için tasarlanan ve daha sonradan Akıllı telefonlarda da kullanımış bir işletim sistemidir. PalmSource firması Palm isim hakkını Mayıs 2005'te PalmOne (şimdiki Palm) şirketine satmıştır. Kasım 2004'te PalmSource, Linux tabanlı bir PalmOS sürümü üzerinde çalıştıklarını duyurmuş, Eylül 2005'te PalmSource, Access Co. şirketi tarafından satın alındıktan sonra Linux tabanlı sistem Access Linux Platform olarak adlandırılıp PalmOS’un yerini almıştır. Ayrıca, 2009 yılında Palm OS'un ana lisans sahibi Palm, Inc., gelecek cihazları için Palm OS'tan WebOS'a geçmiştir. 2009 yılında Palm OS'un desteği kesilmiştir.
Blackberry OS
BlackBerry OS, 1999-2013 yılları arasında Java tabanlı BlackBerry marka akıllı telefonlar için geliştirdiği mobil işletim sistemidir.
Blackberry 10 OS
BlackBerry 10 ya da yaygın kullanılan şekliyle BB10, 30 Ocak 2013 tarihinden itibaren piyasaya sürülmüş ve yeni nesil BlackBerry cihazlarda kullanılmak üzere geliştirilmiş QNX tabanlı mobil platformdur. 2016'dan sonra yeni sürümü çıkmamış ve 2021 yılnda BBOS ve BB10 için verdiği desteği sonlandıracağını duyurmuştur.[2]
Akıllı telefonların genel özellikleri
teknik özellikler teknik detayları
GPS GPS-A, BDS, Galileo,
GLONASS, QZSS,
bluetooth version 5.0 ve üzeri
qwerty klavye
dokunmatik ekran çoklu algılama
HD ekran 640x480 üzeri
video kamera megapixel
FM radio RDS
karasal TV alıcısı DVB-T
wifi b\g\n\ac
3g EDGE, 3g, 4g, 5g
Dünya Pazarında
2022'nin ikinci çeyreğinde dünyada cep telefon satışları[3]
2022
Üretici Sayı %
Samsung 64.3M 21%
Apple 49.2M 16%
Xiaomi 40.5M 13%
Oppo 29.5M 10%
Vivo 26.0M 9%
Diğer 92.4M 31%
Toplam 301.9M 100.0%
2009'un ve 2010'un ikinci çeyreğinde dünya'da cep telefon satışları[4] 2010 2009
Üretici Sayı % Sayı %
Nokia 111473800 /8,1 5445 36.8%
Samsung 65328200 20.1% 55430100 19.3%
LG 29366700 9.0% 30497000 10.7%
Research In Motion (BlackBerry) 11228800 3.4% 7678900 2.7%
Sony Mobile 11008500 3.4% 13574300 4.7%
Motorola 9109400 2.8% 15947800 5.6%
Apple 8743000 2.7% 5434700 1.9%
HTC 5908800 1.8% 2471000 0.9%
ZTE 5545800 1.7% 3697900 1.3%
G'Five 5208600 1.6% - -
Diğer 62635200 19.3% 45977200 16.1%
Toplam 325556800 100.0% 286122300 100.0%
2009 Dünya Cep Telefonu Fuarı'nda, şu bilgisayar üreticileri kendilerini akıllı telefon üretiminde de gösterdiler: Asus, Acer, Toshiba, HP, Lenovo, Dell.[5]
Kaynak ve Dipnotlar
Wikipedia
Cep Telefonu Hakkında Bilgiler
Cep telefonu, kolayca taşınabilen, geniş kapsama alanlı, kablosuz telefon sistemini kullanan bir iletişim ve multimedya aygıtı.
Cep telefonu ile sağlanan hizmetler, telefon modeline ve servis sağlayıcıya göre değişmekle beraber en yaygın olarak kullanılanları, sesli görüşme ve kısa mesaj hizmetidir. Sesli ve yazılı görüşmenin yanı sıra görüntülü görüşme, görüntülü mesaj, müzikçalar, video oyunları, internet, veri transferi ve hatta ofis uygulamaları gibi tüm diğer bilgisayar işlevlerini kullanıcısına ulaştırabilir.
Cep telefonları internet ve telefon bankacılığı hizmetlerinde de kullanılabilir. Paypal gibi çevrimiçi hesapları kullanarak, sms aracılığıyla, satın alınan mal ve hizmetlerin ücretlerinin ödenmesi amacıyla kullanılabilir. Türkiye'de ilk cep telefonu görüşmesi 23 Şubat 1994 günü gerçekleştirilmiştir.
Çeşitleri
Teknolojideki gelişmeler sonucu her geçen gün yeni cep telefonu modelleri çıkmaktadır. Bu modeller zaman zaman farklı grupların özelliklerini de barındırdığı için tam bir sınıflandırma yapmak mümkün değildir. Cep telefonları genel bir sınıflamayla başlıca şu gruplara ayrılır:
Veri girişine göre
Tuş takımlı: Tuş takımlı telefonlar karakter girişi ve menü seçimleri için fiziksel butonlara sahiptir. Başlıca iki gruba ayrılır:
Alfanümerik: Alfanümerik tuşlarda genellikle 0-9 arası rakamları ihtiva eden tuşlar ve bu tuşlara atanmış belirli harfler bulunur. Farklı karakterlere ulaşmak için aynı tuşa birden fazla kez basılması gerekebilir.
Klavyeli: Klavyeli telefonlarda genellikle tüm harfleri ve rakamları kapsayan bir klavye bulunur.
Dokunmatik: Bu tür telefonlarda dokunmatik ekran ya da dokunmatik padlara parmaklar veya özel kalemlerle dokunarak veri girişi yapılabilir.
Bazı telefon modellerinde dokunmatik ekran ve tuş takımı bir arada bulunur.
Gövdesine göre
Normal (düz): Normal veya düz telefonlar, sadece ekrana veya ekran ile aynı düzlemde bulunan bir tuş takımına sahiptir. Tuş takımını ya da ekranı kaplayan, koruyan herhangi bir parça ihtiva etmez. İlk cep telefonları modellerinin tamamı bu şekildedir. Tuş kilidini aktif hale getirmek için genellikle birkaç tuştan oluşan bir kombinasyonu kullanmak gerekir.
Kapaklı: Kapaklı cep telefonlarında (İngilizce: flip phone) tuş takımını, ekranı veya her ikisini birden kaplayan koruyucu bir kapak bulunur. Genellikle bir çift menteşe etrafında dönen kapak, elle veya bir düğme yardımı ile açılıp kapanır. Kapaklı cep telefonlarında ekran ve tuş takımı dış etkenlerden korunurken, tuş kilidi kullanımına da gerek kalmaz.
Kızaklı (kayan kapaklı veya kaydıraklı): Kızaklı telefonlar (İngilizce: slide phone), genellikle bir çift kızak üzerinde hareket eden iki parçadan oluşur. Üstteki parça sadece ekranı, birkaç önemli tuşu ya da her ikisini birden ihtiva eder. Alttaki parça ise genellikle tuş takımını ihtiva eder. Kızaklı cep telefonlarında, genellikle, tuş kilidini açmak için üstteki parçayı kaydırmak yeterlidir.
Cep telefonu aparatları
Simkart
Simkart, cep telefonlarının servis sağlayıcının telefon hizmetinden yararlanmasını sağlayan ve kimlik bilgilerini barındıran bir mikroçiptir. Simkart sözcüğü, İngilizce Subscriber Identity Module (Abone Kimlik Modülü) sözcüklerinin baş harfleri ile kart sözcüğünün birleşmesinden meydana gelmiştir. Simkart cep telefonunun içine yerleştirilir. Çıkarıldığında cep telefonundan normal aramalar yapılamaz. Sim kartsız bir cep telefonu ile sadece acil servisler aranılabilir. Simkart başka bir telefona takıldığında eğer yeni telefon farklı simkartlara kilitli değilse normal şekilde çalışır.
Pil
Günümüzdeki cep telefonlarında yaygın olarak şarj edilebilir lityum iyon piller kullanılır. Pilin ömrü telefon modeline, özelliklerine ve kullanıcının alışkanlıklarına göre farklılık gösterir. Cep telefonlarının şarj edilme ihtiyacını minimuma indirmek veya tamamen ortadan kaldırmak için güneş enerjisi ile çalışan cep telefonları üretimi konusunda yoğun çalışmalar yapılmaktadır.[1]
Anten
Cep telefonlarında sinyalleri daha iyi yakalayabilmek için antene ihtiyaç vardır. İlk modellerde genellikle harici bir anten bulunurken, gelişmiş modellerde harici anten yerine dahili anten bulunur. Modern telefonlarda, SAR etkisini azaltmak amacıyla dahili antenler kullanıcının kulak hizasına gelmeyecek şekilde genellikle cihazın alt kısımlarında konumlandırılırlar.
Tarihçe
Cep telefonunun mucidi Amerikalı John Francis Mitchell ve Martin Cooper'dır.[2] Motorola şirketinde mühendis olarak çalışırken 1973'te ilk cep telefonunu geliştiren Martin Cooper, "İlk cep telefonları bir kilodan ağırdı, bataryası 20 dakikadan fazla dayanmıyordu, ancak bu telefonların uzun süre elde tutulmaması açısından iyiydi" demiştir.[3]
Zararları
Cep telefonlarının tüm zararları kapsamlı olarak incelenememiştir. Tüm zararlarının ve insanlar üzerindeki etkilerinin daha detaylı incelenebilmesi için daha uzun bir zaman dilimine ihtiyaç duyulmaktadır.
Kanser ve beyin hücrelerine etkisi
Finlandiya'da insan hücreleriyle ve canlı farelerle yapılan iki yıllık bir deneyin sonuçlarına göre cep telefonları zararlı maddelerin beyine kan yolu ile girmesini engelleyen kan bariyerlerine zarar vermektedir. Küçülen bariyerler beyne ulaşan zararlı molekülleri filtreleme görevini tam olarak yerine getirememektedir.[4]
Selçuk Üniversitesi'nde yapılan bir araştırmanın sonuçlarına göre, cep telefonu kullanımı alzheimer ve parkinson gibi hastalıkların oluşma riskini artırmaktadır.[5]
Cep telefonu ve kanser arasındaki ilişkiyi araştıran günümüze kadarki en kapsamlı çalışma Danimarka'da yapılmıştır. Aralarında 10 yıldan fazladır cep telefonu kullanan kişilerin de bulunduğu 420 bin kişinin katıldığı bu araştırma da cep telefonu ile hiçbir kanser tipi arasında bağlantı kurulamamıştır.[6] Bunun haricindeki araştırmaların çoğunda da cep telefonunun kanser riskini artırdığına dair bir bulguya ulaşılamamıştır.[6] Birkaç araştırmada, beyin kanseri olan kimselerde cep telefonu kullanılan tarafta kanser gelişme riskinin yüksek olduğunu gösteren bulgular elde edilmiştir. Ancak aynı kimselerin beyninin diğer yarısında kanser gelişme riskinin de düştüğü gözlenmiştir.[6]
Bununla birlikte birçok kanser türünün vücutta oluşumu on yıldan fazla sürdüğü için, kablosuz telefonların özellikle insanlarda kanserojen etkisinin tam olarak incelenebilmesi uzun zaman gerekmekte ve deneklerin kablosuz telefonları bu süre zarfında yoğun olarak kullanan kimseler olması gerekmektedir.[7] İsviçre'nin Orebro Üniversitesi'nden Profesör Kjell Hansson Mild, birçok resmi raporun kablosuz telefonların zararsız olduğunu söylemesini çok tuhaf bulduğunu, on yıldan fazla kablosuz telefon kullanımının vücutta değişikliklere neden olduğunu gösteren güçlü bulguların bulunduğunu belirtmiştir.[7]
Baş ağrısı, görme ve işitmeye etkileri
Oyun, SMS gibi görsel öğelerinin uzun süre kullanımı göz yorulmasına ve baş ağrısına neden olabilir. Aynı şekilde sesli öğelerinin uzun süre, yüksek ayarda ve özellikle kulaklık ile kullanımı geçici ve kalıcı işitme kayıplarına ve baş ağrısına neden olabilir.
Dikkat kaybı
İngiltere'de yapılan bir araştırmaya göre direksiyon başında cep telefonu kullanımı dikkati %30 oranında azaltmaktadır. Bu etki yasaların izin verdiği maksimum alkol miktarının yaptığı etkiden daha fazladır.[8] Birçok ülkede direksiyon başındayken elde cep telefonu kullanımı kanunen yasaktır. Yasalarda yapılan son değişikliklerle "ahizesiz" (İngilizce: hands-free) kullanım da yasaklanmaya çalışılmaktadır.
Zararlarından korunma yolları
Cep telefonlarından tamamen uzak durmak pek mümkün görünmese de basit önlemlerle muhtemel zararları minimuma indirilebilir. İş makinası ve taşıt kullanırken cep telefonu kullanımından kaçınılmalı, yüksek ses ayarında ve uzun süre kullanılmamalı, çok gerekli olmadıkça hamile bayanlar ve çocuklar tarafından kullanılmamalıdır.
Selçuk Üniversitesi'ndeki bir araştırmanın sonuçlarına göre, kulaklık ve mikrofon seti kullananların yaklaşık yüzde 80'inde, cep telefonundan kaynaklanan sorunların görülmediği ortaya çıkmıştır. Bir diğer sonuca göre ise telefondan tam sinyal alınamıyorsa, cihaz daha fazla elektromanyetik dalga yayacağı için konuşmanın kısa tutulması tavsiye edilmektedir.[5]
2001 yılından itibaren vücut tarafından absorbe edilen elektromanyetik dalga miktarı birimi (Specific Absorption Rate [SAR]) Avrupa'da standart hale getirilmiştir.[9] Birçok ülkede cep telefonu üreticileri SAR bilgisini tüketiciye vermek zorundadır. Düşük SAR'lı bir telefon modeli seçmek cep telefonlarının muhtemel kanserojen etkilerinden korunmada etkili olabilir.
Kimyasal maddelerin doğaya vereceği zararları minimuma indirmek için ömrünü tamamlayan cep telefonları doğaya terkedilmemeli, geri dönüşüm yapılmalıdır.
Kaynak ve Dipnotlar
Wikipedia
Telefon Hakkında Bilgiler
Telefon, birbirinden uzak yerlerde bulunan kişiler ve düzenekler arasında bilgi alışverişini sağlayan elektrikli ses alıp verme aygıtıdır. Telefonun çalışmasında ana ilke ağızdan çıkan ses dalgalarının önce elektrik sinyallerine çevrilmesi ve bu sinyallerin çeşitli gönderme yöntemleriyle uzağa iletilmesinden sonra, bu defa da elektrik sinyallerinin yeniden kulakla duyulabilecek ses dalgalarına çevrilmesidir.[1]
Bir telefonun temel unsurları, konuşmak için bir mikrofon (verici) ve bir kulaklıktır (alıcı). Alıcı ve verici genellikle konuşma sırasında kulağa ve ağza doğru tutulan bir ahizenin içine yerleştirilmiştir. Verici ses dalgalarını elektrik sinyallerine dönüştürür. Telefon çağrıları, en yaygın olarak, çağrı alıcısının telefonunun telekomünikasyon sistemindeki adresi olan bir telefon numarası'nı girmek için telefona yapıştırılmış bir tuş takımı veya kadran ile başlatılır, ancak telefonun erken tarihçesinde başka yöntemler de mevcuttu.
İlk telefonlar, bir müşterinin ofisinden veya evinden diğer bir müşterinin bulunduğu yere doğrudan birbirine bağlanıyordu. Sadece birkaç müşteri dışında pratik olmayan bu sistemler, hızla manuel olarak çalıştırılan merkezi konumdaki santrallerle değiştirildi. Bu santraller çok geçmeden birbirine bağlandı ve sonunda otomatikleştirilmiş, dünya çapında genel anahtarlamalı bir telefon ağı (PSTN) oluşturuldu. Daha fazla mobilite için, 20. yüzyılın ortalarında gemilerdeki ve otomobillerdeki mobil istasyonlar arasında iletim için çeşitli radyo sistemleri geliştirildi. Elde taşınan cep telefonları 1973'ten itibaren kişisel hizmet için kullanılmaya başlandı. Daha sonraki yıllarda analog hücresel sistemleri, daha fazla kapasiteye ve daha düşük maliyete sahip dijital ağlara dönüştü.[2]
İletişim hizmetlerinde yakınlaşma, cep telefonlarına, mobil bilgi işlem de dahil olmak üzere geniş bir yetenek yelpazesi sunmuş ve bugün dünyada en yaygın telefon türü olan akıllı telefonun ortaya çıkmasına neden olmuştur.
Önce şehirlerde kurulan telefon şebekeleri daha sonra şehirler arası, uluslararası düzenekler durumuna dönüşmüş ve uydular aracılığıyla dünyanın her köşesinin birbiriyle iletişimi sağlanmıştır.
Etimoloji
Telefon sözcüğü Eski Yunanca Telos “Uzak” ve Phone “Ses” sözcüklerinin birleşmesinden oluşmuştur. Türkçeye Fransızca telephone’den geçmiştir. Dilbilimci Nurullah Ataç telefon sözcüğüne Türkçe karşılık olarak uzak-konuşur sözcüğünü türetmiştir[3] ancak bu sözcük yerleşmemiştir.[4] Telefon için "alısün" ve "çınka" sözcükleri de Türkçe karşılık olarak önerilmiştir.[5]
İlk telefon
Konuşmaları açıkça aktaran ilk telefon aleti, Alexander Graham Bell ve Charles Sumner Tainter tarafından geliştiren radyofon isimli aygıttır. İki bilim insanı, bu aygıtla ilk başarılı denemeyi 15 Şubat 1880 günü gerçekleştirdiler. Verici Washington'da, 13. Cadde'deki Franklin Okulu'nun tepesine konmuştu. Tainter, ahizeyi eline alarak konuşmaya başladı: Bay Bell... Bay Bell... Beni duyabiliyorsanız lütfen pencerenin önüne gelip şapkanızı sallayın. Az sonra Bell, 14. Cadde'de bulunan laboratuvarının penceresine geldi. Elinde şapkası vardı. Bir an durdu, sonra şapkasını sallamaya başladı.[kaynak belirtilmeli]
Teknoloji
Telefon, ilk olarak telgraf sistemine benzer iki bağlantı üzerinden konuşulacak şekilde kullanılmaya başlanmıştır. Çoğu defa bir bağlantı demir tel, diğer bağlantı toprak olduğu için yitimler fazla ve sesler karışık olarak işitiliyordu. Bakır alaşımlarının gelişmesiyle tel sayısı arttırıldı. Konuşma sayıları arttıkça bağlantılar yetişmemeye başladı. 1886 yılında tek devreden değişik frekanslarla ses gönderen bir aygıt (multiplex) kısa devresi yapıldı. Uzun hatlara konulan yükselticilerle kayıplar giderildi. 19. yüzyılın sonunda ankesörlü telefon'lar sunuldu.[6]
Telefonda en büyük adımlardan biri operatör kullanmaksızın yapılan otomatik konuşmalardır. 1891 yılında geliştirilen Strowger otomatik arayıcıyla araya operatör girmeden aboneler birbirine bağlanabilmiştir. Bu düzenek 1920 yılında Bell düzeneği olarak geliştirilmiştir. 18 Ekim 1892'de Chicago ve New York arasında ilk uzun telefon hattı açıldı. 1948 yılından sonra ise transistörün sahneye çıkmasıyla elektromanyetik röle sistemler yerini, elektronik devrelere bırakmıştır. Elektronik arayıcı sistem ilk olarak 1965 yılında ABD'de servise konulmuştur.[7]
Telefonda atılan diğer büyük adım da, uzak mesafe konuşmalarında yüksek frekanslı radyo yayınlarından yararlanılmasıdır. 150–300 km aralıklarla yer alan röle istasyonları konuşmaları koaks kablolardan ve havadan elektromanyetik yayın şeklinde iletmektedir. Frekans yükseldikçe tek bağlantı üzerinden konuşma kanal sayısı da yükselmektedir. Böyle bir sistemle iki röle istasyonu arasında aynı anda 3600 konuşma yapmak olasıdır.
Bu gelişmeyi uydular aracılığıyla yapılan konuşmalar izlemiştir.
Anakaralar arası telefon konuşmaları 1915 yılında başlamıştır. İlk konuşma Paris'le ABD'de Arlingon arasında yapılmıştır. Anakaralar arası telefon konuşmalarında güçlü radyo alıcı vericileri kullanılıyordu. İyonosferin etkisi konuşmaları zorlaştırdığı için sualtı kabloları kullanılmaya başlandı. İlk sualtı kablosuyla telefon görüşmeleri 1950 yılında Florida ile Havana arasında 185 km'lik uzaklıkta yapıldı. Sonuç doyurucu olduğu için 1956 yılında New York ile Londra arasına aynı düzenek kuruldu.
1930'larda zil ve indüksiyon bobinini masa seti ile birleştiren ve ayrı bir zil kutusu ihtiyacını ortadan kaldıran telefon setleri geliştirildi. 1930'larda pek çok alanda yaygın hale gelen döner kadranlı çevirmeli telefon'lar, müşteri tarafından aranılan hizmete olanak sağladı, ancak bazı manyeto sistemleri 1960'larda bile kaldı. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra, telefon ağları hızla genişledi ve Amerika Birleşik Devletleri'ndeki model 500 telefon gibi daha verimli telefon setleri, merkez ofislerin etrafında toplanan daha büyük yerel ağlar geliştirildi. Çığır açan yeni bir teknoloji ile 1963 yılında American Telephone & Telegraph Company (AT&T Corporation) tarafından tuşlu masaüstü telefon'lar piyasaya sürüldü.[8]
Uydu aracılığıyla anakaralar arası ilk telefon konuşmaları 1960 yılında başladı. Echo 1 isimli uyduyla ABD'nin doğu yakası ile batı yakası arasında telefon bağlantısı sağlanınca bunu Telstar I, Telstar 2 ve diğer uydular izledi. Bugün uyduların devreye girmesiyle gemi ya da uçaklarla otomatik telefon konuşması yapılabilmektedir. 1985 yılında uzay mekiği Discovery'nin yörüngeye koyduğu uydulardan biri aynı anda 20.000 konuşma yapabilmeye olanak verir. Sonrakı yıllarda VoIP, IP telefon, mobil telsiz telefon, kriptolu telefon, kablosuz telefon, radyotelefon, sabit telefon, tuşlu telefon, araç telefonu, uydu telefonu, cep telefonu, akıllı telefon, videotelefon, videofon gibi telefon türleri yaratıldı.
Türkiye'de ilk telefon
Türklerde ilk telefon Osmanlı Devleti'nde 1908 yılında uygulanmaya başlandı. Kadıköy ve Beyoğlu santralleri 1911 yılında hizmete açıldı. İlk otomatik telefon santrali Cumhuriyet döneminde Atatürk'ün emriyle 1926 yılında Ankara'da kuruldu. Ardından diğer il merkezlerinde de telefon santralleri kurulmaya başlandı. Kısa bir süre sonra kurulan santraller aracılığıyla bütün iller arası telefon haberleşmesi böylece başlamış oldu. PTT'nin 1970'lerden sonra yaptığı çalışmalarla telefon, Türkiye'de geç olmakla beraber, süratle yayılmaya başladı.
Türkiye'nin milletlerarası telefon santrali İstanbul'daki Tahtakale Telefon Santralidir. Bu santralin diğer milletlerarası telefon santralleriyle irtibatı 1985 yılı itibarıyla altı yoldan olmaktadır. Bunlar:
Edirne (Bulgaristan) hattı,
İzmir (Yunanistan) hattı,
Antalya (İtalya) hattı,
İskenderun (Suriye) hattı,
Diyarbakır (Irak) hattı,
Ankara (Rusya) hattı.
Diyarbakır'dan Bağdat'la görüşecek bir abone önce Tahtakaleyle irtibat kurar daha sonra Diyarbakır radyo linkiyle Bağdat'a ulaşır. Türsat uyduları uzayda yerini aldıktan sonra bu istasyon kapatılmış ve uluslarası telefon görüşmeleri dijital olarak uydular üzerinden gerçekleştirilmektedir.
Telefon Tekniği
Bir elektrik devresi üzerinden bir telefon konuşmasının yapılması sırasında meydana gelen olaylar şöylece sıralanabilir:
Ses enerjisi mekanik enerjiye dönüşür.
Mekanik enerji elektrik enerjisine dönüşür.
Elektrik enerjisi nakledilir.
Karşı tarafta elektrik enerjisi manyetik enerjiye dönüşür.
Manyetik enerji mekanik enerjiye dönüşür.
Mekanik enerji ses enerjisine dönüşür.
Elektrik titreşimlerinin iletkenlerdeki yayılma hızı esas titreşimlerinin havadaki yayılma hızından birkaç yüz bin kere daha fazla olduğundan (200.000-300.000 km/s mertebesinde) telefon ile konuşanlar, aradaki uzaklığa rağmen, karşı karşıya bulunuyorlarmış hissine sahiptirler. Telefon sistemi üç ana görev yapar. İki abone arasında konuşma irtibatını sağlar ve aboneler arasında çağırma, meşgul çevirme, ses sinyalleri üretir. Otomatik olmayan manyetolu telefonlarda bu işlemler elle yapılır.[9]
Bir telefon aletinde bulunan belli başlı parçalar şunlardır:
Ses alıcı (mikrofon)
Mikrofon akım kaynağı
Ses verici (kulaklık)
Çağırma ve çağrılma düzenleri
Devre açıp kapayıcılar, (anahtarlar)
Çağırma kadranı
Manuel ve otomatik santrallere bağlı telefon aletleri birbirinden farklıdır. Her birinde yukarıdaki parçaların bazıları bulunur. Telefonun ahizesi sesi elektrik enerjisine, elektrik enerjisini de sese çevirir. Otomatik telefon cihazında ahize kaldırıldığında devreyi açan bir anahtar ve ön tarafta numeratörü mevcuttur. Telefon ahizesi kaldırılınca telefonla santral arasında elektrik devresi kurulur. Ahizeden ton sesi duyulur. Numeratörden, mesela 6 rakamı çevrilince elektrik devresi altı defa açılıp kapanmış olur. Elektrik devresindeki açılıp kapanmalar sinyal olarak santralde devreler vasıtasıyla sayılır.[10]
Muhaberenin konuşma şeklinde olması şart değildir. Lokal santrallere konulan bilgisayarlar gönderilen sinyal cinsine göre seçim yaparak dağıtımı analog telefon, sayısal telefon, faksimile, teleks, televizyon bilgi işlem şekillerinde terminallere ulaştırır. Böylece telefon konuşmaları yanında televizyon, faksimil resim ve yazı, teleks, bilgisayar işlemleri de çok süratli ve kaliteli olarak yürütülür.
Muhabere hatları: Muhabere (haberleşme) imkânları çok çeşitlidir. Bunlar:
Teknoloji Âzamî
konuşma sayısı
İki telli analog radyo sinyal hattı 1
Anolog radyo röle link hattı 30
Sayısal radyo röle link hattı 1.920
Çok kollu koaksiyel kablo hattı 7.680
Fiberoptik kablo hattı 10.000 +
Muhabere uydular hattı 20.000 konuşma
İki telli konuşma devreleri uzak mesafelerde kayıplar çok arttığı ve kanal sayısı sınırlı olduğu için şehir içi dağıtım sistemi dışında kullanılmaz. Muhabere sistemleri radyo yayınlarından istifadeyle kapasite ve kalite yönünden çok gelişmiştir. Telefon konuşmaları hem doğrudan analog sinyal olarak hem de bu analog sinyalin sayısal sinyal haline çevrilmesinden sonra yayınlanarak yapılabilmektedir. Analog sinyal de yankı problemi ve sinyal gürültü seviyesi yüksek olduğu için terk edilmiş, sayısal sinyal sistemine geçilmiştir.
Sayısal sinyal sistemlerinde, analog sinyal dilimlere bölünerek düzgün palslara ayrılır. Bu palslar daha sonra kodlanarak verici anteninden '0', '1' sayısal yayın olarak gönderilir. Kodlanma işlemi her konuşma için ayrı ayrı yapılabildiği için bir antenden aynı anda binlerce sayıda konuşma palslar halinde yayınlanabilir. Alıcı telefon, istasyondan alınan bu binlerce yayın tekrar kod çözücüde çözümlenerek, audio sinyal haline çevrilerek santral mantık devresinden geçerek abonelere ulaşır. Kodlanmış palslar antenden yayınlanabildiği gibi koaksiyel kablolardan da gönderilebilir. Koaksiyel kablolarda kayıplar çok azalır. Koaksiyel kablo yerine bundan daha süratli yüksek kapasiteli ve kayıp oranı çok düşük optik fiber kablolar da kullanılabilir. Optik fiber sisteminde kodlanmış sayısal sinyaller optik sinyallere çevrilerek gönderilir. Karşı santralde optik sinyaller önce elektronik sinyallere daha sonra da odyo analog sinyale çevrilerek lokal santral mantık devresinden abonelere ulaştırılır.
İki telli muhabere sisteminde aynı anda bir konuşma yapılır. Halbuki pals kod modüleli sayısal radyo link muhabere sisteminde 30 kanal mevcuttur. Koaks kablolu sayısal radyo link muhabere sistemiyse en az saniyede 30 megabit bilgi gönderme kapasitesine sahip olup, 1920 kanallıdır. 1985 senesinde F. Almanya'da hizmete girmiş olan böyle bir sistem saniyede 565 mbit (Megabit) kapasiteye; bir başka ifadeyle aynı anda 7680 konuşma veya bilgi aktarmaya müsaittir. Fiberoptik sistemler 140 mbit/saniye ve daha yukarı kapasitede görev yapmaktadır. Fiberoptik (Optik fiber) muhabere sistemi kapasite yüksekliği, montaj kolaylığı, bakım istememesi, yüksek kaliteli bilgi göndermesiyle mevcut sistemlerin en mükemmelidir.[11]
Özet olarak telefon santrallarının isimleri şunlardır: Elektromekanik telefon santralı, elektronik telefon santralı, otomatik telefon santralı, şehirlerarası telefon santralı, transit telefon santralı, yarıelektronik telefon santralı, yarıotomatik telefon santralı, mahalli (yerel) telefon santralı... olmak üzere çeşitleri vardır (1994).
Telefonun tatbikatta sağladığı en büyük faydası muhaberenin süratli bir şekilde yapılmasıdır. Fiberoptik, koaksiyel kablo ve elektromanyetik yollarla uydulardan yansıtılarak yapılan telefon görüşmeleri dünyanın her köşesini birbirine bağlamıştır. Telefon sistemlerinin kanal kapasiteleri her geçen gün artmaktadır. Kanal sayısında artışlar telefonu daha da pratik bir hale sokmaktadır. Telekomünikasyon arasındaki önemli gelişmelerden biri de, telsiz telefonun ortaya çıkmasıdır. Kısa dalga radyo alıcı—vericilerin normal telefon sistemine bağlamasıyla hareket halinde telefonla konuşma imkânı ortaya çıkmıştır. Bu sistemle bölgeler arası kesintisiz bağlantı olduğu (www) gibi, çok uzun menzilli yolculuklar yapan bile istediği yeri anında arayabilir.[12]
Kaynak ve Dipnotlar
Wikipedia
Telgraf Hakkında Bilgiler
Telgraf, iki merkez arasında, kararlaştırılmış işaretlerin yardımıyla yazılı haberlerin veya belgelerin iletimini sağlayan bir telekomünikasyon düzenidir.
Elektrikli telgraflar, bir verici, bir alıcı ve ikisi arasına çekilmiş elektrik hattından meydana gelir. Vericiye maniple denir. Maniple, telgraf şebekesindeki elektrik akımını açıp kapayan anahtarlardır. Manipleye basınca devre tamamlanır ve telgraf şebekesinden akım geçer.
Karşı tarafta ise alıcılar vardır. Alıcılar, elektro mıknatıs bobinlerden yapılmışlardır. Elektro mıknatısın karşısında ileri geri hareket edebilen madeni bir çubuk vardır. Bu çubuk elektro mıknatıstan akım geçtiği zaman hareket eder. Çubuğun ucundaki mürekkepli kalem bir kâğıt şerit üzerine nokta (.) veya çizgi (-) şeklinde şekiller çizer.
Sesle çalışan alıcılar da vardır. Bunlar kâğıt bir şeride yazı yazmak yerine, sert bir cisme vurarak tıkırtı çıkarırlar. Tecrübeli telgraf operatörleri, bu tıkırtıları dinleyerek mesajı çözerler. Burada kısa tıkırtı nokta (.), uzun tıkırtı çizgi (-) anlamına gelmektedir.
Tarihçe
Claude Chappe, 1792 yılında telgraf adında bir sistem ortaya attı. Tepelerin üzerine kurulmuş kulelerden bir ağ oluşturuldu ve her kulenin üzerinde 49 değişik konuma ayarlanabilen iki uzun kola sahip bir makine vardı. Her konum bir harfe veya bir rakama karşılık geliyordu. Bu sistem çok başarılı oldu. 19. yüzyılın ortalarında Fransa'daki kule ağı yaklaşık olarak 4828 kilometreydi.
1830 yılında Amerikalı Joseph Henry (1797-1878), elektrik akımını teller vasıtasıyla uzaklara taşıyıp, oradaki bir zili çalıştırdı. Zil bir elektromıknatısa bağlıydı. Bu elektrikli telgrafın doğuşuydu.
1832 yılında Amerikalı ressam Samuel Morse, bir yolculuk sırasında kendisine elektro mıknatıstan söz eden bir yolcuyla tanışmıştı. Telgraf üstünde zaten çalışmaları olan Morse, bu sefer elektro mıknatıslı telgraf için çalışmaya başladı.
1835 yılında, Samuel Morse ilk elektromıknatıslı telgrafını yaptı. O telgrafta bulunan elektromıknatısa bağlı bir kalem vardı. Bu kalem kâğıt bir şerit üzerine elektro mıknatıstan aldığı hareketle zig zag çizgiler çiziyordu. Bu sistem pek başarılı değildi.
Daha sonra Morse ve yardımcısı Vail bunu geliştirdiler. Nokta ve çizgilerden oluşan bir kodlama sistemi ortaya çıkardılar. Bu kodlama sistemi, daha sonra tüm dünyada kabul gören Mors alfabesiydi.
O yıllarda telgraf en popüler iletişim aracı oldu. İlk telgraf hattı ise 1843 yılında Washington ile Baltimore, Maryland arasına çekildi.
Mors alfabesi
Mors alfabesi veya mors kodu, kısa ve uzun işaretler (• ve –) ile bunlara karşılık gelen ışık[1] veya sesleri[1] kullanarak bilgi aktarılmasını sağlayan yöntem. 1832'de telgraf ile ilgilenmeye başlayan Samuel Morse tarafından 1835 yılında oluşturuldu. 1837'de kullanılmaya başladı. 1840 yılında patent için başvuruldu.
Harfler Harf Kodu Harf Kodu Harf Kodu
A • – N – • Ö –––•
B – • • • O – – – Ü ••––
C – • – • P • – – • Ç ––––
D – • • Q – – • – Ş •••–•
E • R • – •
F • • – • S • • •
G – – • T –
H • • • • U • • –
I • • V • • • –
J • – – – W • – –
K – • – X – • • –
L • – • • Y – • – –
M – – Z – – • •
İlk hat ABD'de Baltimore, Maryland ile başkent Washington arasında kuruldu. İlk mesaj İncil'den bir cümleyi içeriyordu ve 24 Mayıs 1844 tarihinde gönderildi.
Orijinal mors kodu kısa ve uzun sinyallerin kombinasyonunun bir sayıya karşılık gelmesinden oluşmuştu. Her sayı da bir harfe karşılık geliyordu.
Ancak Morse'un bulduğu sistemin kullanımı kolay değildi. Asistanı Alfred Vail ile bu konu üzerine ortaklaşa çalışmaya başlayan Morse, bir süre sonra Vail'in önerdiği sistemin daha basit olduğuna ikna oldu. Vail'in sisteminde kısa ve uzun sinyallerin yanı sıra duraklamalar da kullanılıyordu. Bu sistem daha sonra Amerikan Mors Kodu olarak isimlendirildi.
Mors kodu; sesli olarak, radyo sinyallerinin açılıp kapatılmasıyla, telgraf tellerinden geçen elektrik akımıyla, mekanik yolla ya da görsel (ışıkların yanıp sönmesi) gibi çeşitli yollarla iletilebilir.
Sistem genel olarak Mors alfabesi olarak adlandırılsa da uygulamada İngiliz alfabesi ve buna bağlı noktalama işaretlerini ifade etmek için iki farklı tür mors kodu kullanılmaktadır. Bunların birincisi olan Amerikan Mors Alfabesi, genellikle telgraf sistemlerinde kullanılırken; Uluslararası Mors Alfabesi ise araları görmezden gelerek sadece kısa ve uzun sinyallere göre çalışır.
Telgraf şirketleri mesajların uzunluğundan şikayetçiydi. Bunun üzerine 5 koddan oluşan kısaltmalar geliştirildi.
Örneğin;
AYYLU : Mesaj düzgün anlaşılamadı, tekrar gönderin
LIOUY : Neden soruma cevap vermediniz?
Amerikan Mors kodu
Ticari amaçlar için günümüzde kullanılmamaktadır. Kimi kaynaklarda "Demiryolu Morsu" diye anılır. Kısa ve uzun sinyallerin yanı sıra ara sıra da boş aralar kullanılmaktadır. Bu tür mors alfabesi karada telgraf telleri üzerinde haberleşen telgraf operatörleri için geliştirilmiştir. Günümüzde demiryolu müzelerinde görülebilmektedir.
Noktalama işaretleri İşaret Kodu Adı
. • – • – • – nokta
, – – • • – – virgül
? • • – – • • soru işareti
- – • • • • – tire
/ – • • – • taksim
Kodun en eski hali Morse kodu ile haberleşen operatörlerin birbirleri ile anlaşabilmeleri için geliştirilmişti. İlk günlerde operatörler sadece iki tane ses duyarlardı: Klik ve klak sesi. Tuşa her basış klik, tuştan parmağın çekilmesi ise klak sesini yaratıyordu. Ancak bu sistemi düzgün olarak kullanabilmek çok zordu. Örneğin, operatörün A(. -) sesini gönderebilmesi için "klik klak" yapması gerekiyordu.
Birçok telgraf operatörü önceleri demiryollarında daha sonra Western Union ile haber ajanslarında çalışıyordu. Ünlü bilim adamı Thomas Edison da gençlik yıllarında telgraf operatörlüğü yapmıştı.
Modern uluslararası Mors kodu
Modern Uluslararası Mors Kodu, 1848 yılında Alman Friedrich Clemens Gerke tarafından geliştirildi. Bu kod türü ilk kez Hamburg ile Cuxhaven arasında Almanya'da kullanıldı. 1865 yılına dek birtakım küçük değişiklikler yapıldı ve aynı yıl Paris'teki Uluslararası Telgraf Konferansı'nda Uluslararası Mors Kodu olarak kabul edildi.
Bu mors kodu halen yürürlükte olan koddur. Uluslararası Telekomünikasyon Birliği (ITU) tarafından kabul edilmiştir.
Mors kullanmanın avantajları
Noktalama işaretleri İşaret Kodu Adı
. • – • – • – nokta
, – – • • – – virgül
? • • – – • • soru işareti
- – • • • • – tire
/ – • • – • taksim
Sayılar Sayı Kodu
0 – – – – –
1 • – – – –
2 • • – – –
3 • • • – –
4 • • • • –
5 • • • • •
6 – • • • •
7 – – • • •
8 – – – • •
9 – – – – •
Mors kodu radyo cihazları ile yayınlanmak istendiği zaman diğer radyo bazlı iletişim cihazlarından daha basit bir düzenek kullanmak yeterlidir. Yüksek cızırtılı, düşük frekanslı ortamlarda bile kullanılabilmektedir. Bir diğer avantajı da daha düşük bant genişliğine ihtiyaç duymasıdır. Örneğin sesli iletişimde 2400 Hz bant genişliği kullanılırken, Mors kodu için tek taraflı 100–150 Hz yeterli olmaktadır.
Mors alfabesinin geliştirilerek kullanıldığı bir diğer alan ise Q kodlarıdır. Amatör radyocular, sık kullandıkları mesajları kısaltıp Q kodları haline çevirmişlerdir. Radyo frekansı üzerinden haberleşmelerinde bu Q kodlarını kullanırlar.
Bunun dışında mors alfabesi ile haberleşme yazılı mesajlaşmadan daha hızlıdır. Hatta bazı cep telefonu şirketleri mors alfabesi uyumlu cep telefonu üretmektedir.
1991 yılında Amerika Birleşik Devletleri'nde FCC'nin Amatör Radyocu lisansını alabilmek için dakikada 5 kelimeyi Mors alfabesi ile alıp, göndermek gerekliydi. 2000 yılına kadar amatör radyo lisanslarının en üst seviyesi olan extra class için bu rakam 20 kelimeye kadar çıkıyordu. 2005 yılından itibaren bu lisans için de 5 kelime yeterli sayıldı.
2003 yılında Dünya Radyo İletişimcileri Konferansı'nda alınan karar gereğince Uluslararası Mors Alfabesini bilmek amatör telsizci sertifikası alma koşulu olmaktan çıkarıldı.
Tecrübeli bir Mors operatörü, dakikada 40'ın üzerinde kelimeyi okuyabilir. Geleneksel telgraf cihazları yerine yarı ve tam otomatik cihazlar kullanılması sayesinde mors sinyallerinin gönderilme hızı artmıştır.
24 Mayıs 2004 tarihinde ise ilk telgrafın 159. yıl dönümünde Uluslararası Telekomünikasyon Birliği (ITU), "@" işaretini de Mors alfabesine ekledi. @ işareti (AT COMMERCiAL) kelimesinin baş harfleri olan "AC" harflerinin karşılığı ile ifade ediliyor.
Kaynak ve Dipnotlar
Wikipedia
İbrahim Müteferrika Kimdir? Biyografisi
İbrahim Müteferrika (Osmanlıca: ابراهیم متفرقه; 1674, Kaloşvar, Erdel Prensliği - 1745, İstanbul), Macar asıllı Osmanlı müteferrika, matbaacı, yayımcı, yazar ve çevirmen. Osmanlı Devletinde basımevi kurup Türkçe kitap yayımlayan ilk kişidir. IV. Mehmed ve II. Mustafa dönemlerinde yaşamıştır.
Hayatı
Matbaa denilince akla ilk gelenlerden biri olan İbrahim Müteferrika 1674 yılında, bugün Romanya sınırları içinde yer alan Kaloşvar şehrinde doğdu. Üniteryen bir Macar olan Müteferrika,[1][2] 1692 yılında İkinci Viyana Kuşatması’ndan sonraki savaşlarda Osmanlılara esir düştü. Esir olarak İstanbul'a getirildi.[3] Burada Müslüman oldu ve müteferrikalık yaptı. "Müteferrika", sarayda padişah veya vezirlerin işlerine bakan görevlidir. Başka diller de bilmesinden dolayı yabancı devletlerle iletişim kuran heyetlerde bulundu. Geçici bir süre için Türkiye'ye davet edilmiş olan Macar Beyi Ferenc Rakoczi'nin hizmetine verildi. Macaristan'daki öğrenimi sırasında basım ve hat işlerini de öğrendiğinden matbaa kurmak istedi ve 1719-1720 yılları arasında matbaayı kurmayı başardı. 1719 yılında ilk kez Marmara Denizi haritasını basmayı başardı. 1745 yılında ölen İbrahim Müteferrika'nın cenazesi Aynalıkavak Kabristanı’na defnedilmiş, 1942 yılında Reşid Saffet Atabinen’in çabaları sonucunda buradan alınarak Galata Mevlevîhânesi hazîresine nakledilmiştir.[4]
Matbaacılığı
Nevşehirli Damat İbrahim Paşa tarafından 1720 yılında Paris'e elçi olarak gönderilen Yirmisekiz Mehmed Çelebi, yanında oğlu Mehmed Said Efendi'yi de götürmüştü. Yirmisekiz Mehmet Çelebi, sefaretnamesinde Fransa'ya yönelik çok önemli bilgileri verirken oğlu da boş durmamış ve birçok yeniliğin Osmanlı İmparatorluğu'na taşınmasını sağlamıştır. Mehmet Sait Efendi, Paris'te iken bir matbaayı da ziyaret etmiş ve İstanbul'a dönüşünde bu konuda çalışmaya da karar vermişti. İbrahim Müteferrika, İstanbul dönüşü Mehmet Sait Efendi ile tanıştıktan sonra beraberce bir matbaa kurmak için çalışmalara başladılar. Sadrazam Nevşehirli Damat İbrahim Paşa onların düşüncelerini destekledi. Matbaanın açılmasına ancak dinî olmayan eserler basmak şartı ile izin verildi ve Şeyhülislâm Abdullah Efendi'den dinle ilgili olmayan eserlerin basılabileceği yönünde bir fetva, III. Ahmet'ten de uygunluk fermanı aldılar. 16 Aralık 1727 tarihinde Darü't-Tıbâati'l Amire adlı ilk matbaanın kurulmasına başlanıldı.[5] Makine ve Latin alfabesi kalıpları yurt dışından getirtildi (Arap alfabesi kalıplarının kaynağı ise açık değildir ve Müteferrika tarafından yapıldığına dair bulgular vardır.[6]). Yalova'da bir kâğıt fabrikası (Kağıthane-i Yalakabad) kuruldu.[7] 1729'da matbaanın ilk basılan kitabı Vankulu Lügatıi oldu. Ardından tarih ve coğrafyayla ilgili ve sözlük olan 16 eser daha yayımladı ve bastığı toplam eser sayısı 17'yi, cilt sayısı ise 22'yi buldu.[8]
Müteferrika tarafından basılan özgün yapıtlar, Yalova'da bulunan İbrahim Müteferrika Kâğıt Müzesi'nde sergilenmektedir.
Matbaada basılan kitaplar
Matbaada basılan ilk kitap Vankulu Lugati idi, 500 adet basılmıştı. Bu kitapların tamamı satıldı. Daha sonra Tuhfetü’l-Kibār, Tārīh-i Seyyāh, Hindi’l-Garbī, Tārīh-i Tīmūr, Tārīhü’l-Mısır, Gülşen-i Hulefā, Grammaire turque, Usūlü’l-Hikem gibi kitaplar basıldı. Bunlardan Grammaire turque, Usūlü’l-Hikem ve Tārīh-i Rāşid/Çelebizāde kitaplarının çoğu satıldı. Toplamda basılan 9700 kitaptan 6724'ü (%70) satılmıştı.[9]
İbrahim Müteferrika kurduğu matbaasında ömrü boyunca toplam 17 ayrı kitap basmıştır:
Kitab-ı Lügat-ı Vankulu (Sihah El-Cevheri), 2 cilt hâlinde, 1729
Tuhfet-ül Kibar fi Esfar el-Bihar, 1729
Tarih-i Seyyah, 1729
Tarih-i Hind-i Garbi, 1730
Tarih-i Timur Gürgan, 1730
Tarih-I Mısr-i Kadim ve Mısr-i Cedid, 1730
Gülşen-i Hülefa, 1730
Grammaire Turque, 1730
Usul el-Hikem fi Nizam el-Ümem, 1732
Fiyuzat-ı Mıknatısiye, 1732
Cihan-nüma, 1732
Takvim el-Tevarih, 1733
Kitab-ı Tarih-i Naima, 2 cilt halinde, 1734
Tarih-i Raşid, 3 cilt halinde, 1735
Tarih-i Çelebizade, 1741
Ahval-i Gazavat der Diyar-ı Bosna, 1741
Kitab-ı Lisan el-Acem el Müsemma bi-Ferheng-i Şuuri, 2 cilt halinde, 1742
Bu kitaplardan Tarih-i Çelebizade'nin pek çok nüshası Tarih-i Raşid'in üçüncü ve son cildinin arkasına eklenip ciltlenerek beraber satıldığı için, bazı kaynaklar hataya düşerek Müteferrika'nın bastığı kitap sayısını 16 olarak göstermektedirler. Basılan kitapları çoğunlukla Kethüda, Mektupçu, Çavuşbaşı gibi Osmanlı bürokrasisi ve şeyhülislam, kadı vb. satın almıştır. Özellikle ilmiye sınıfından kişilerin kitapları alması ulemanın matbaaya karşı olmadığını göstermektedir. Buna karşın satış adetleri çok düşük kaldığından İbrahim Müteferrika, Latince olarak bastırdığı kataloglarla Avrupa'nın değişik yerlerinde kitaplarını satmaya çalıştı. Örneğin Grammaire Turque'den 200 adedini Cizvit Mektebine, peşin fiyatı 3 kuruş iken toptan 2,5 kuruşa satmıştır.[10]
Ölümünden sonra matbaa
Devlet görevi nedeniyle bir süre sonra Mehmet Said Efendi matbaadan ayrıldı ve İbrahim Müteferrika tek başına matbaayı idare etmeye başladı. Bu süre içinde en çok kalifiye eleman bulma sıkıntısı yaşanmaktaydı. 1747'de İbrahim Müteferrika'nın ölümünden sonra matbaanın işletme izni Rumeli kadılarından İbrahim Efendi ile Anadolu kadılarından Ahmed Efendi'ye verilmiştir. Bu ikili sadece 1757'de bir tek kitap basabildi, bu da Müteferrika tarafından basılan Vankulu Lügati'nin ikinci baskısıydı. Bu tarihten sonra matbaa 1784'e kadar hiçbir faaliyette bulunamadı.
Kaynak ve Dipnotlar
Wikipedia
RAŞiT TUNCA
BAŞAĞAÇLI RAŞiT TUNCA

FORUMUMUZDA
Dini Bilgiler...
Kültürel Bilgiler...
PNG&JPG&GiF Resimler...
Biyografiler...
Tasavvufi Vaaz Sohbetler...
Peygamberler Tarihi...
Siyeri Nebi
PSP&PSD Grafik
ALLAH
BAYRAK
Radyo Karoglan
Foruma Misafir Olarak Gir
Forumda Neler Var
GALATASARAY
FENERBAHÇE
BEŞiKTAŞ
TRABZONSPOR
MiLLi TAKIM
ETKiNLiKLERiMiZ
Portal
Forum
Search
Community 
Forum Statistics
Forum Team
Calendar
Members
» Latest member:
» Forum threads: 5,258
» Forum posts: 5,849
Read More / Comment 
