MUHAMMED
BAYRAK
| Welcome, Guest |
|
You have to register before you can post on our site. |
| Forum Statistics |
» Members: 7 » Latest member: Muhammed » Forum threads: 5,258 » Forum posts: 5,849 Full Statistics |
DOWNLOADEN
AYET
FELSEFEMiZ
Raşit Tunca Sözü
GÜZEL SÖZ
Evlenen veya Araba Alanın Yapacağı Dua
Abdullah bin Amr bin As’ (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
“Sizden biri bir kadınla evlendiği veya bir hizmetkâr satın aldığı yahut bir binit (yani araba) satın aldığı zaman elini onun üzerine koysun ve şöyle duayı etsin.
اللَّهُمَّ إِنيِّ أَسْأَلُكَ خَيْرَهَا وَخَيْرَ مَا جَبَلْتَهَا عَلَيْهِ، وَأَعُوذُ بِكَ مِنْ شَرِّهَا، وَمِنْ شَرِّمَا جَبَلْتَهَا عَلَيْهِ
Ey Allah’ım! Kuşkusuz ki, ben bu kadının hayrını ve kendisinde yarattığın hayırları Senden istiyorum. Onun şerrinden ve kendisinde yarattığın şerlerden de Sana sığınıyorum.”
İbni Mace 1918, Ebu Davud 2160, Buhari Ef’âlu’l-İbâd 199, Beyhaki 7/148, Albânî Adabu’z-Zifaf 92, 93
Kaynak
sahihhadisler com
Abdullah bin Amr bin As’ (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
“Sizden biri bir kadınla evlendiği veya bir hizmetkâr satın aldığı yahut bir binit (yani araba) satın aldığı zaman elini onun üzerine koysun ve şöyle duayı etsin.
اللَّهُمَّ إِنيِّ أَسْأَلُكَ خَيْرَهَا وَخَيْرَ مَا جَبَلْتَهَا عَلَيْهِ، وَأَعُوذُ بِكَ مِنْ شَرِّهَا، وَمِنْ شَرِّمَا جَبَلْتَهَا عَلَيْهِ
Ey Allah’ım! Kuşkusuz ki, ben bu kadının hayrını ve kendisinde yarattığın hayırları Senden istiyorum. Onun şerrinden ve kendisinde yarattığın şerlerden de Sana sığınıyorum.”
İbni Mace 1918, Ebu Davud 2160, Buhari Ef’âlu’l-İbâd 199, Beyhaki 7/148, Albânî Adabu’z-Zifaf 92, 93
Kaynak
sahihhadisler com
Borcun Ödenmesi İçin Yapılan Dualar
(1) Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) yatağına girdiği zaman şöyle dua ederdi:
اللَّهُمَّ رَبَّ السَّمَوَاتِ، وَرَبَّ الْأَرْضِ، وَرَبَّ كُلِّ شَيْءٍ، فَالِقَ الْحَبِّ، وَالنَّوَى، مُنَزِّلَ التَّوْرَاةِ، وَالْإِنْجِيلِ، وَالْقُرْآنِ أَعُوذُ بِكَ مِنْ شَرِّ كُلِّ ذِي شَرٍّ أَنْتَ آخِذٌ بِنَاصِيَتِهِ، أَنْتَ الْأَوَّلُ فَلَيْسَ قَبْلَكَ شَيْءٌ، وَأَنْتَ الْآخِرُ فَلَيْسَ بَعْدَكَ شَيْءٌ، وَأَنْتَ الظَّاهِرُ فَلَيْسَ فَوْقَكَ شَيْءٌ، وَأَنْتَ الْبَاطِنُ فَلَيْسَ دُونَكَ شَيْءٌ، اِقْضِ عَنِّي الدَّيْنَ، وَأَغْنِنِي مِنْ الْفَقْرِ
“Ey göklerin, yerin ve her şeyin Rabbi olan Allah’ım! Taneyi ve çekirdeği yaran, Tevratı, İncili ve Kur’an’ı indiren Allah’ım! Her şerlinin şerrinden Sana sığınırım. Onun alnından tutan Sensin. Evvel Sensin, Senden önce hiçbir varlık yoktur. Zahir Sensin Senin üstünde, hiçbir varlık yoktur. Bâtın Sensin, Senden ilerde hiçbir varlık yoktur. Benden borçlarımı öde ve beni fakirlikten kurtar.”
Ebu Davud 5051, Müslim 2713/61, Tirmizi 3622, İbni Mace 3873
(2) Enes (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
اللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنَ الْهَمِّ، وَالْحَزَنِ، وَالْعَجْزِ، وَالْكَسَلِ، وَالْجُبْنِ، وَالْبُخْلِ، وَضَلَعِ الدَّيْنِ، وَغَلَبَةِ الرِّجَالِ
“Ey Allah’ım! Kuşkusuz ki, ben kederden, hüzünden, acizlikten, tembellikten, korkaklıktan, cimrilikten, borcun belimi bükmesinden ve insanların bana galib gelmesinden Sana sığınırım!”
Buhari 14/6314
(3) Ali (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
Sözleşmeye bağlı bir köle Ali (Radiyallahu Anh)’ın yanına gelerek şöyle dedi; Allah’a yemin olsun ki ben, sözleşme bedelini ödemekten aciz kaldım! Ali (Radiyallahu Anh)’da şöyle dedi:
Dikkat et! Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in bana öğretmiş olduğu kelimeleri/duaları sana öğreteyim. Sîr dağı kadar bile borç olsa, Allah onu sana ödettirir. Şöyle dua et dedi:
اللَّهُـمَّ اكْفِنيِ بِحَلاَلِكَ عَنْ حَرَامِكَ، وَاغْنِنِي بِفَضْلِكَ عَمَّنْ سِوَاكَ
Duanın Manası: “Ey Allah’ım! Helal rızkınla yetinmeyi, haramından uzak durmayı bana nasip eyle. Beni başkalarına muhtaç kılmayıp, lütfunla zengin kıl.”
Tirmizi 3796
Kaynak
sahihhadisler com
(1) Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) yatağına girdiği zaman şöyle dua ederdi:
اللَّهُمَّ رَبَّ السَّمَوَاتِ، وَرَبَّ الْأَرْضِ، وَرَبَّ كُلِّ شَيْءٍ، فَالِقَ الْحَبِّ، وَالنَّوَى، مُنَزِّلَ التَّوْرَاةِ، وَالْإِنْجِيلِ، وَالْقُرْآنِ أَعُوذُ بِكَ مِنْ شَرِّ كُلِّ ذِي شَرٍّ أَنْتَ آخِذٌ بِنَاصِيَتِهِ، أَنْتَ الْأَوَّلُ فَلَيْسَ قَبْلَكَ شَيْءٌ، وَأَنْتَ الْآخِرُ فَلَيْسَ بَعْدَكَ شَيْءٌ، وَأَنْتَ الظَّاهِرُ فَلَيْسَ فَوْقَكَ شَيْءٌ، وَأَنْتَ الْبَاطِنُ فَلَيْسَ دُونَكَ شَيْءٌ، اِقْضِ عَنِّي الدَّيْنَ، وَأَغْنِنِي مِنْ الْفَقْرِ
“Ey göklerin, yerin ve her şeyin Rabbi olan Allah’ım! Taneyi ve çekirdeği yaran, Tevratı, İncili ve Kur’an’ı indiren Allah’ım! Her şerlinin şerrinden Sana sığınırım. Onun alnından tutan Sensin. Evvel Sensin, Senden önce hiçbir varlık yoktur. Zahir Sensin Senin üstünde, hiçbir varlık yoktur. Bâtın Sensin, Senden ilerde hiçbir varlık yoktur. Benden borçlarımı öde ve beni fakirlikten kurtar.”
Ebu Davud 5051, Müslim 2713/61, Tirmizi 3622, İbni Mace 3873
(2) Enes (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
اللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنَ الْهَمِّ، وَالْحَزَنِ، وَالْعَجْزِ، وَالْكَسَلِ، وَالْجُبْنِ، وَالْبُخْلِ، وَضَلَعِ الدَّيْنِ، وَغَلَبَةِ الرِّجَالِ
“Ey Allah’ım! Kuşkusuz ki, ben kederden, hüzünden, acizlikten, tembellikten, korkaklıktan, cimrilikten, borcun belimi bükmesinden ve insanların bana galib gelmesinden Sana sığınırım!”
Buhari 14/6314
(3) Ali (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
Sözleşmeye bağlı bir köle Ali (Radiyallahu Anh)’ın yanına gelerek şöyle dedi; Allah’a yemin olsun ki ben, sözleşme bedelini ödemekten aciz kaldım! Ali (Radiyallahu Anh)’da şöyle dedi:
Dikkat et! Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in bana öğretmiş olduğu kelimeleri/duaları sana öğreteyim. Sîr dağı kadar bile borç olsa, Allah onu sana ödettirir. Şöyle dua et dedi:
اللَّهُـمَّ اكْفِنيِ بِحَلاَلِكَ عَنْ حَرَامِكَ، وَاغْنِنِي بِفَضْلِكَ عَمَّنْ سِوَاكَ
Duanın Manası: “Ey Allah’ım! Helal rızkınla yetinmeyi, haramından uzak durmayı bana nasip eyle. Beni başkalarına muhtaç kılmayıp, lütfunla zengin kıl.”
Tirmizi 3796
Kaynak
sahihhadisler com
New York Hakkında Bilgiler
New York Şehri (İngilizce telaffuz: [nu ˈjɔɹk]), Amerika Birleşik Devletleri'nin en kalabalık şehri ve dünyanın en kalabalık metropolitan alanlarından New York metropolitan bölgesinin merkezidir. Şehir bir parçası olduğu New York eyaleti ile karıştırıldığı için İngilizcede New York City (kısaca NYC) olarak isimlendirilir.
ABD’nin kuzeydoğusunda yer alan, bu kıtanın en büyük nüfuslu şehri. New York eyâletinin güneydoğu kesiminde, Hudson Irmağının ağzında yer alır. Şehrin alanı 787 km2, nüfûsu ise yaklaşık 10 milyon civârındadır.
New York şehri, herbiri kendine has bir hayat tarzı ve biçimiyle ayrılan bir dizi semtin toplamı gibidir. Âdetâ New York’la özdeşleştirilen Manhattan, New York’un ekonomik ve kültürel merkezidir. Manhattan’ın en çarpıcı özellikleri gökdelenleri, göz kamaştırıcı ışıklar ve hareketliliğidir. Hayat tarzının Manhattan’daki kadar çeşitli olduğu Brooklyn alışveriş merkezleri, sanâyi bölgeleri ve zengin Brooklyn Heights’ın yanısıra fakirliğin kol gezdiği Bedford-Stuyvesant bölgesi gibi alanları kaplar. Orta sınıfın oturduğu Queens daha ziyâde, eski ve oturmuş mahallelerin meydana getirdiği bir bölgedir. Bronx, kasvetli mahalleleriyle kirli işlerin döndüğü bir mekândır. Staten Island’ın kırsal görünümü son zamanlardaki şehirleşmeyle değişim göstermeye başlamıştır.
Dünyânın finans merkezi durumunda olan New York’ta çok sayıda büyük şirket vardır. Bunun yanında ekonomiye katkısı olan pekçok küçük işletme ve îmâlâthâne bulunur. Manhattan’daki giyim eşyâsı sanâyileri çağımızda bile îmâlât sektörünün en önemli dalını meydana getirir. New York ayrıca ülkenin kitle iletişim araçları ağının can damarı sayılır. Millî televizyon ve radyo istasyonlarının merkezleriyle büyük reklâm şirketlerinin ana büroları da New York’tadır.
Son yıllarda teknolojinin yükselmesi ve şirket birleşmelerinin sonucu işten atılmalar artmıştır. Şirketlerin meselelerinin artması ve yüksek seviyedeki suç işleme oranı birçok şirketi, çalışmalarını başka şehirlere kaydırmaya yöneltmiştir.
New York, ABD’nin geniş kapsamlı kamu üniversitelerinin bulunduğu tek şehridir. 1970’te bütün lise mezunlarına diploma derecelerine göre üniversiteye girme imkânı tanınmıştır. Seçkin özel üniversite ve yüksekokullar arasında Columbia, New York, Rockefeller ve Fordham üniversiteleriyle Juilliard Okulu ve çoğu hastânelerle bağlantılı tıp okulları sayılabilir.
Şehrin metro sistemi metropoliten alan içinde kitle ulaşım araçlarından faydalanan yolcuların yaklaşık % 40’ını taşır. Yoğun trafik saatlerinde ise istasyonlardan dakikada bir tren geçer.
New York ülkenin sanat, eğlence ve moda şehri olarak da ünlüdür. Çok sayıda kurumla desteklenen ve âdetâ sanâyi hâline gelen bu etkinlikler, bütün dünyâdan meşhur isimleri çektiği gibi yeni şöhretlerin ortaya çıkmasına da katkıda bulunur. Son yıllardaki şiddet olayları bu canlılığa darbe vurmuştur. New York Kütüphânesi dünyânın sayılı araştırma kütüphânelerinden biridir. Şehrin dünyâ çapındaki müzeleri arasında, Metropolitan Sanat Müzesi, Modern Sanat Müzesi, Guggenheim Müzesi, Whitney Müzesi ve Amerika Tabiat Târihi Müzesi sayılabilir.
New York’un bulunduğu yöreyi ilk defâ İngiliz denizci Henry Hudson’ın, Hollanda Batı Hindistan kumpanyası adına düzenlediği seferde 1609’da keşfettiği kabul edilir. 1626’da Manhattan yerlilerden satın alındı. Bölgede kurulan ve Nreuw Amsterdam adı verilen şehrin çevresinde başka yerleşmeler de ortaya çıktı. Hollandalılar şehri dış ticârete açarak bir dizi yol yaptılar. 1664’te Hollanda egemenliğine son veren İngilizler şehrin adını New York olarak değiştirdiler.
Amerikan Bağımsızlık Savaşı sırasında işgal ve yıkıma uğrayan New York, ABD’nin ilk başşehri oldu (1790). Amerikan iç savaşı sırasında özellikle İrlandalı göçmenlerin 1863’te yaptığı ayaklanmada 2000’den fazla kişi öldü. Savaş sonrasında Manhattan çevresindeki, ayrı tüzel kişiliği olan şehirlerle gelişen bağlar birleşmeyi gündeme getirdi. Sonunda 1 Ocak 1898’de bu dört şehir New York’a bağlandı. Böylece New York bir metropole dönüşürken dünyâ çapında önem kazanmaya başladı.
Şehir, dünyanın en büyük doğal limanlarından birinin üstüne kurulmuştur. New York borough (İngilizce telaffuz: [ˈbʌroʊ]) adı verilen ve her bir bölümün bir county olduğu 5 kısımdan oluşur. Bu 5 borough - the Bronx, Brooklyn, Manhattan, Queens ve Staten Island - 1898 yılında tek şehir olarak birleştirilmiştir.
New York şehir sınırları içerisindeki nüfus yaklaşık 8,3 milyon olup, metropolitan alana bakıldığında bölgenin nüfusu yaklaşık 20 milyon kişidir. New York bir göçmen kentidir. Kentte yaklaşık 170 ayrı dil konuşulmaktadır ve her üç kişiden biri ABD dışında bir ülke doğumludur. İngilizce çeşitli aksanlarla konuşulur. İngilizcenin yanı sıra İspanyolca da yoğun konuşulmaktadır. Little Italy (Küçük İtalya) semtinde İtalyanca, Chinatown’da (Çin mahallesi) Çince konuşan nüfus mevcuttur.
Şehir; ticaret, finans, medya, sanat, moda, araştırma, teknoloji, eğitim ve eğlence sektörlerine önemli katkıda bulunduğundan dolayı 'küresel etkiye sahip şehir' olarak anılır. Önemli bir uluslararası diplomasi merkezi olan kent, Birleşmiş Milletler Genel Merkezine ev sahipliği yapar ve dünyanın kültür başkenti olarak tanımlanır. New York birçok Amerikan kültürel hareketinin de doğum yeridir. Edebiyat ve görsel sanatlarda Harlem Rönesansı, resimde soyut ekspresyonizm (New York Ekolü), müzikte hip hop, punk, salsa ve Tin Pan Alley bu hareketlerden bazılarıdır. 24 saat açık olan metrosu ve yoğun trafiğiyle "Hiç Uyumayan Şehir" adını almıştır.
Empire State Binası, Central Park ve Times Meydanı, Modern Sanat Müzesi, Guggenheim Müzesi ve Amerikan Doğa Tarihi Müzesi şehrin ilgi çekici mekanlarıdır. Gökdelenleri, caddeleri, lokantaları, alışveriş merkezleri ve insanlarıyla, New York turist çekmektedir.
Etimoloji
Şehir, daha sonra tahta çıkarak İngiltere Kralı olacak York dükü II. James'in onuruna 1664'te New York ismini almıştır.[2] James'in ağabeyi Kral II. Charles, dükü Hollandalılardan almış oldukları Yeni Hollanda (ve Yeni Amsterdam) kolonisine atamıştır.[3] Şehir özellikle Doğu ABD'de New York'a yakın bölgelerde sıklıkla sadece "The City" olarak bahsedilmektedir.[4] Takma ad olarak "Big Apple" ismi ile de bilinmektedir.[5]
Tarihçe
New York kenti 1615 yılında Hollandalılar tarafından New Amsterdam adı altında kuruldu. Kent 1664 yılında Birleşik Krallık'a geçti ve New York adını aldı.[6][7] 1778 yılında kent 2 yıl süreyle yeni kurulan Amerika Birleşik Devletleri'nin başkenti oldu. Başkent Washington'a taşındıktan sonra da kentin önemi büyümeye devam etti.
New York'un bulunduğu yere Avrupalılar tarafından gerçekleştirilen ilk ziyaret 1524'teydi. Bu tarihte Fransız Kraliyeti donanmasında bulunan İtalyan kâşif Giovanni Verrazzano şehre Nouvelle Angoulême ("Yeni Angoulême", Angoulême Fransa'da bir şehirdir) adını verdi.[8] Daha sonra kürk ticaretine başlayan Hollandalılar tarafından Nieuw Amsterdam adı verilen şehrin Manhattan adası Amerika yerlilerinden 1626 yılında bugünün tutarıyla 1000 dolara satın alındı. 1664 yılında İngilizler tarafından fethedilen şehre York ve Albany İngiliz Dükü’ne ithafen New York adı verildi.
Şehir 19. yüzyılda göç ve açılım hareketi ile dönüşüm geçirdi. Central Park 1857 yılında Amerika şehirleri arasında peyzaj mimarlığı ile yapılan ilk park olma özelliği taşıyor. 1827 yılında köleler New York’ta tutulurdu fakat 1830’lu yıllardan sonra New York köleliğin kaldırılması eylemlerinin kuzeyde merkezi oldu.
1900 yılında New York. İtalyan diasporasının yoğun olarak yaşadığı İtalyan mahallesinde bulunan Mulberry Caddesi
1904 yılında New York şehir metrosunun açılması yeni şehrin bir araya gelmesini sağladı. New York şehri 20. yüzyılın ilk yarısında dünyanın ticaret, sanayi ve iletişim merkezi haline geldi. Elbette bu gelişmenin bir bedeli vardı. General Slocum adlı buharlı gemide çıkan yangında 1.021 yolcu, 1911 yılında meydana gelen New York şehrinin en büyük sanayi felaketi Triangle Shirtwaist fabrikası yangınında ise 146 konfeksiyon işçisi hayatını kaybetti. New York şehri 1920’li yıllardaki Büyük Göç sırasında Güney Amerika’daki Afrikalı Amerikalılar için başlıca istikametlerden biriydi. 1916 yılında New York şehri Kuzey Amerika’nın en büyük kentsel Afrikalı diasporasına sahip şehriydi. New York şehri 1920’lerde Londra’yı geride bırakarak en kalabalık şehir konumuna geldi ve Metropolitan Bölgesi 1930’ların başında nüfusu 10 milyon rakamını aşarak insanlık tarihindeki ilk mega şehir oldu.
Büyük Buhran’ın zor yıllarında reformcu Fiorello La Guardia’nın New York Belediye Başkanlığına seçilmesi Tammany Hall’un 80 yıl boyunca kurduğu siyasi hakimiyete son verdi. II. Dünya Savaşı’ndan dönen gaziler ve Avrupa’dan gelen göçmenler doğu Queens’te geniş yerleşim yerleri oluşturdular. New York savaştan burnu kanamamış bir şekilde çıktı ve Amerika Birleşik Devletleri’nın dünya üzerindeki hakim ekonomik gücünün yükselmekte olan Wall Street’i ile dünyaya yön veren bir şehir haline geldi. 1950 yılında tamamlanan Birleşmiş Milletler Genel Merkezi New York’un politika üzerindeki etkisini açık bir şekilde simgelemektedir. New York 1960’lı yıllarda ekonomik problemler, artan suç oranları ve ırklar arası gerginlik 1970’lerde zirveye ulaştı. 1980 yılında finans sektöründe meydana gelen yeniden güçlenme ile şehrin kamu maliyesi düzeldi. 1990’lı yıllarda şehirde görülen ırkçı gerginlik duruldu, suç oranları önemli ölçüde azaldı ve Asya ile Latin Amerika’dan akın akın insan New York’a göç etti.
11 Eylül 2001 tarihinde kent Amerika tarihinin en büyük terör olayına tanık oldu. 11 Eylül saldırıları olarak bilinen bu olay sırasında, kaçırdıkları uçaklarla New York'un en yüksek gökdelenleri olan Dünya Ticaret Merkezi binalarına (İkiz Kuleler) çarpan teröristler 3000'e yakın insanın ölümüne neden oldular. İkiz Kulelerin olduğu bölgede Özgürlük Kulesi ve anıtı ile üç ofis kulesi inşa edildi ve bu binaların tamamlanması 2013 yılını buldu.
COVID-19 pandemisi sırasında ABD'deki ilk vaka Mart 2020'de şehirde tespit edildi ve kısa bir süre sonra, pandeminin erken dönemlerinde şehir hem Amerika Birleşik Devletleri'nde hem de küresel açıdan pandemiden en yoğun etkilenenen alanlardan biri haline geldi ve 30.000'ü aşkın ölüm ile sonuçlandı.
Coğrafya
Merkezinde Manhattan Adası bulunan New York Şehri metropol bölgesi'nin çekirdeğidir
75.000 ila 11.000 yıl önceki Wisconsin buzullaşması sırasında, New York Şehir bölgesi derinliği 610 metre olan büyük bir buz örtüsünün kenarındaydı.[9] Buzun aşındırıcı ileri geri hareketi, Long Island ve Staten Island'ın ayrılmasını etkiledi. Bu hareket aynı zamanda ana kayayı nispeten sığ derinlikte bırakıp Manhattan gökdelenlerinin çoğuna sağlam bir temel oluşturdu.[10]
New York Şehri, ABD'nin kuzeydoğusunda, güneydoğu New York Eyaletindedir ve Washington, D.C. ve Boston arasında yaklaşık olarak yarı yoldadır. Doğal korunaklı limanı ve Atlantik Okyanusu'na dökülen Hudson Nehri'nin ağzındaki konumu, şehrin ticaret limanı olarak öneminin artmasına yardım etti. New York şehrinin çoğu, Long Island, Manhattan ve Staten Island'ın üç adası üzerine inşa edilmiştir.
New York eyaleti toplam 141.300 km2 alanı kaplar ve boyutuna göre 27. en büyük eyalet olarak yer alır.[11] New York'taki en yüksek rakım, Adirondacks'ta (Upstate New York, Marcy Dağı, 1.629 metre deniz seviyesinden yukarıda'dır; eyaletin en alçak noktası deniz seviyesinde, Downstate New York'taki Atlantik Okyanusu'ndadır.[12]
İklim
Köppen iklim sınıflandırması altında, 0 °C izotermini kullanan New York City, nemli bir Ilıman dönencealtı iklimine (Cfa) sahiptir. Hemen kuzey ve batıdaki banliyöler, nemli subtropikal ve nemli karasal iklim (Dfa) arasındaki geçiş bölgesinde yer alır.[13][14] Trewartha sınıflandırmasına göre, şehir okyanus iklimine (Do) sahip olarak tanımlanır.[15][16] Şehir, USDA 7b bitki dayanıklılık bölgesinde yer almaktadır.[17]
Kışlar soğuk ve nemlidir ve denizden açıkta esen rüzgar esintileri Atlantik Okyanusu'nun ılımlı etkilerini yumuşatır; yine de Atlantik ve Apalaş Dağları'nın daha soğuk havadan kısmi koruması, şehri kışın, Pittsburgh, Cincinnati ve Indianapolis gibi benzer veya daha az enlemlerde bulunan iç Kuzey Amerika şehirlerine göre daha sıcak tutar. Bölgenin en soğuk ayı olan Ocak ayında günlük ortalama sıcaklık 0,7 °C. Sıcaklıklar genellikle kış başına birkaç kez -12 °C düşer, yine de en soğuk kış aylarında bile birkaç gün 60 16 °C ulaşabilir. İlkbahar ve sonbahar tahmin edilemez ve soğuktan sıcağa değişebilir, ancak genellikle ılıman ve düşük nemlidir. Yazlar tipik olarak sıcak ve nemlidir ve Temmuz ayında günlük ortalama sıcaklık 25,3 °C'dir.[18][19]
İşaretlenmiş kentsel ve coğrafi özelliklerle New York eyaletinin topografik haritası
New York, altı ABD eyaleti, iki Great Lakes ve Kanada'nın Ontario ve Quebec eyaletleriyle sınırlanmıştır.
Gece sıcaklıkları genellikle kentsel ısı adası etkisi nedeniyle artar. Gündüz sıcaklıkları her yaz ortalama 17 gün 90 °F'yi (32 °C) aşıyor ve bazı yıllarda 100 °F'yi (38 °C) aşıyor, ancak bu nadir bir durum olmasına rağmen, en son 18 Temmuz 2012'de gerçekleşti.[18] Benzer şekilde, 0 °F (-18 °C) sıcaklıkları da son derece nadirdir, en son 14 Şubat 2016'da meydana gelmiştir.[20] 9 Şubat'ta kaydedilen aşırı sıcaklıklar -15 °F (-26 °C) arasında değişmiştir, 1934, 9 Temmuz 1936'da 41 °C'ye kadar; kaydedilen en soğuk rüzgar soğukluğu, tüm zamanların en düşük rekoru ile aynı gün -37 °F (-38 °C) idi.[21] 30 Aralık 1917'de rekor soğuk günlük maksimum 2 °F (-17 °C) iken, tersine, 2 Temmuz 1903'te rekor sıcak günlük minimum 87 °F (31 °C) idi. Yakındaki Atlantik Okyanusu'nun ortalama su sıcaklığı, Şubat ayında 39.7 °F (4.3 °C) ile Ağustos ayında 74,1 °F (23.4 °C) arasında değişmektedir.[22] Şehir yılda 49,5 inç (1,260 mm) yağış alır ve bu, yıl boyunca nispeten eşit bir şekilde yayılır. 1991 ve 2020 arasındaki ortalama kış karı yağışı 29,8 inç (76 cm); bu yıllar arasında önemli ölçüde değişir. New York bölgesinde kasırgalar ve tropikal siklonlar nadirdir.[23] Sandy Kasırgası 29 Ekim 2012 akşamı New York City'ye yıkıcı bir fırtına dalgası getirdi, Aşağı Manhattan'da ve şehrin diğer bölgelerinde çok sayıda caddeyi, tüneli ve metro hattını su bastı ve şehrin birçok yerinde elektriği kesti.[24] Fırtına ve onun derin etkileri, deniz duvarları inşa etme tartışmasına yol açtı. Ve gelecekte bu tür başka bir olaydan kaynaklanan yıkıcı sonuçların riskini en aza indirmek için şehrin ve metropol alanının kıyı şeridi etrafına kıyı bariyerleri yapılmaya başlandı.[25][26]
Kayıtlardaki en soğuk ay, ortalama 19.6 °F (-6.9 °C) sıcaklıkla Ocak 1857'dir, kayıtlardaki en sıcak aylar ise her ikisi de ortalama 81,4 °F (27.4 °C) sıcaklıkla Temmuz 1825 ve Temmuz 1999'dur.. Kayıtlara geçen en sıcak yıllar, her ikisi de ortalama 57.1 °F (13.9 °C) sıcaklıkla 2012 ve 2020'dir. En soğuk yıl, ortalama 47.3 °F (8,5 °C) sıcaklıkla 1836'dır.[27][28] Kayıtlardaki en kurak ay, 0,02 inç (0,51 mm) yağışla Haziran 1949'dur. En yağışlı ay, 18.95 inç (481 mm) yağışla Ağustos 2011'di. Kayıtlardaki en kurak yıl, 26.09 inç (663 mm) yağışla 1965'tir. En yağışlı yıl, 80.56 inç (2,046 mm) yağışla 1983 idi.[29] Kayıtlardaki en karlı ay, 36,9 inç (94 cm) kar yağışıyla Şubat 2010'dur. Kayıtlardaki en karlı mevsim (Temmuz-Haziran) 1995-1996'dır ve 75.6 inç (192 cm) kar yağışı vardır. En az karlı sezon, 2,3 inç (5,8 cm) kar yağışı ile 1972-1973 idi.[30] En erken mevsimsel kar yağışı izi, hem 1979 hem de 1925'te 10 Ekim'de meydana geldi. En son mevsimsel kar yağışı izi, hem 2020 hem de 1977'de 9 Mayıs'ta meydana geldi.[31]
Demografi
Etnik yapı
Çinli nüfusun yaşadığı bölgeden bir görünüm, Mott Caddesi,Manhattan.
2020 verilerine göre şehrin %30,9'u Beyaz, %28,7'si Hispanik veya Latino, %20,2'si Afroamerikan, %15,6'sı Asyalı, %0,2'si ise Kızılderilidir. Hispanik olmayan nüfusun 3,4'ü ise birden fazla ırka mensup olduklarını belirtmiştir.[32] 1940'da şehrin %92'si Beyazdı.[33]
Tarihi boyunca New York göçmenlerin ülkeye girişindeki en önemli şehirlerden birini oluşturmuştur. 1900'de şehirdeki en büyük göçmen grubu Almanlar, İrlandalılar, Yahudiler ve İtalyanlar teşkil etmekteydi.[34] 2013 verilerine göre şehirde yaşayan kişilerin %37'si yabancı bir ülkede doğmuştur ve her 10 New Yorkludan 6'sı ya göçmen ya da göçmen çocuğudur. 2011 verilerine göre modern göçmenler arasında herhangi bir ülke öne çıkmamakla birlikte Dominik Cumhuriyeti, Çin, Meksika, Guyana, Jamaika, Ekvador, Haiti, Hindistan, Rusya ve Trinidad ve Tobago en önemli göç veren ülkelerdir.
Din
Dini dağılım (2014)[35][36]
Hristiyanlık
%59
Katolik Kilisesi
%33
Protestanlık
%23
Diğer Hristiyanlar
%3
Dinsiz
%24
Yahudilik
%8
Müslümanlık
%4
Hinduizm
%2
Budizm
%1
Diğer dinler
%1
Büyük ölçüde Batı Avrupa misyonerlik çalışmalarının ve bir sömürgecilik sonucu olan Hristiyanlık, New York'taki en büyük dindir.[37] Katolik Kilisesi en büyük Hristiyan mezhebidir (%33), onu Protestanlık (%23) ve diğer Hristiyan (%3) takip etmektedir. Roma Katolik nüfusuna öncelikle New York Roma Katolik Başpiskoposluğu ve Brooklyn Piskoposluğu hizmet vermektedir. Doğu Katolik Kiliseleri, şehir genelinde çok sayıda yargı alanına bölünmüştür. Evanjelikalizm, şehirdeki en büyük Protestanlık dalıdır (% 9), ardındanAna Hat Protestanlığı (%8), tersi ise genellikle diğer şehirler ve metropol alanlar için geçerlidir.[38] Evanjelizmde Baptistler en büyük gruptur; Ana Hat Protestanlığında, Reformcu Protestanlar en büyük alt kümeyi oluşturur. Tarihsel olarak Afro-Amerikan kiliselerinin çoğu, Ulusal Baptist Sözleşmesi (ABD) ve Aşamalı Ulusal Baptist Sözleşmesi ile bağlantılıdır. Mesih'teki Tanrı Kilisesi, bölgedeki en büyük ağırlıklı olarak Siyah Pentekostal mezheplerden biridir. Nüfusun yaklaşık %1'i Mormon'dur. buAmerika Rum Ortodoks Başpiskoposluğu ve diğer Ortodoks Hristiyanlar (ana akım ve bağımsız) en büyük Doğu Hristiyan gruplarıydı. Amerikan Ortodoks Katolik Kilisesi (başlangıçta Aftimios Ofiesh tarafından yönetildi) 1927'de New York'ta kuruldu.
Yahudilik, yarıdan fazlası Brooklyn'de yaşayan yaklaşık 1,1 milyon 321 bin kişi ile New York'ta uygulanan en büyük ikinci dindir ve İsrail, Tel Aviv dışındaki en büyük metropol Yahudi nüfusunu temsil eder.[39][40][41][42] Etno-dini nüfus şehrin %18,4'ünü, dini demografisi ise %8'ini oluşturuyor.[43] Kaydedilen ilk Yahudi yerleşimci, Ağustos 1654'te Hollanda Batı Hindistan Şirketi'nden bir pasaportla gelen Jacob Barsimson'dı.[44] Rusya Kralı II. Aleksandr'ın öldürülmesinin ardından çoğu kişinin "Yahudileri" suçladığı 1881'de başlayan 36 yıl, Amerika Birleşik Devletleri'ne en büyük Yahudi göçü dalgasını yaşadı.[45] 2012'de en büyük Yahudi mezhepleri Ortodoks Yahudilik, Haredi Yahudilik ve Muhafazakar Yahudilikti.[46] Reform Yahudi toplulukları bölgede yaygındır. Manhattan'daki New York Cemaati Emanu-El, dünyanın en büyük Reform sinagogudur.
İslam, New York'ta Hristiyanlık ve Yahudilikten sonra üçüncü en büyük din olarak yer alıyor ve tahminlere göre, şehrin devlet okulu çocuklarının %10'u da dahil olmak üzere 600.000 ila 1.000.000 İslam gözlemcisi arasında değişiyor.[47] Amerikalı Müslümanların yaklaşık %22,3'ü New York'ta yaşıyor ve New York metropol bölgesinde 1,5 milyon Müslüman Batı Yarımküre'deki en büyük metropol Müslüman nüfusu temsil ediyor.[48] Brooklyn'deki Powers Street Camii, ABD'de sürekli faaliyet gösteren en eski camilerden biridir ve hem şehirde hem de New York eyaletinde ilk İslami organizasyonu temsil eder.[49][50]
New York'taki bu en büyük üç dini grubun ardından Hinduizm, Budizm, Sihizm, Zerdüştçülük ve çeşitli diğer dinler ile ateizm gelmektedir. 2014'te New York'luların %24'ü herhangi bir organize dini bağlantı olmadığını tespit etti; New Yorkluların %3'ünden biraz fazlası ateistti.[51]
Gelir dağılımı
New York City, diğer büyük şehirler gibi, 2017 itibarıyla 0,55 olan Gini katsayısının gösterdiği gibi, yüksek derecede gelir eşitsizliğine sahiptir.[52] 2014 yılının ilk çeyreğinde, New York County'deki (Manhattan) ortalama haftalık ücret ABD'deki büyük ilçeler arasında en yüksek toplamı temsil eden 2.749 dolardı.[53] 2017 itibarıyla New York, eski Belediye Başkanı Michael Bloomberg de dahil olmak üzere, 103 kişiyle dünyadaki herhangi bir şehrin en fazla milyardere ev sahipliği yaptı.[54][55] New York ayrıca, 2014 yılında, sakinlerin %4,6'sı ile büyük ABD şehirleri arasında kişi başına en yüksek milyoner yoğunluğuna sahipti.[56] New York, sakinlerine gelir vergisi (yaklaşık %3) uygulayan nispeten az sayıdaki Amerikan kentinden biridir.[57][58][59] 2018 itibarıyla New York'ta 78.676 evsiz vardı.[60]
İdari yapı
Beş bölge: 1: Manhattan, 2: Brooklyn,
3: Queens, 4: Bronx, 5: Staten Island
New York ilçeleri
İdari bölge Nüfus GSYİH Yüzölçümü Yoğunluk
Borough
(İlçe) County
(Kontluk) Tahmin
(2018)[61] milyar
(US$)[62] Kişi başına
(US$) mil² km² kişi /
mil² kişi /
km2
The Bronx
Bronx
1,432,132 42.695 29,200 42.10 109.04 34,653 13,231
Brooklyn
Kings
2,582,830 91.559 34,600 70.82 183.42 37,137 14,649
Manhattan
New York
1,628,701 600.244 360,900 22.83 59.13 72,033 27,826
Queens
Queens
2,278,906 93.310 39,600 108.53 281.09 21,460 8,354
Staten Island
Richmond
476,179 14.514 30,300 58.37 151.18 8,112 3,132
New York
8,398,748 842.343 97,700 302.64 783.83 28,188 10,947
New York
19,745,289 1,701.399 85,700 47,214 122,284 416.4 159
Kaynakça: Amerika Birleşik Devletleri Nüfus Sayım Bürosu. 11 Haziran 2018'de erişilmiştir.
New York, her birine borough denilen beş bölgeden oluşur. Bunlardan Manhattan kendi başına bir adadır ve şehrin merkezini oluşturur. Manhattan'dan East River (Doğu Nehri) ile ayrılan Brooklyn ve Queens bölgeleri Long Island adasının batı ucunu oluşturur. Harlem Nehri, Manhattan ve Bronx bölgelerini ayırır. Bronx, bir ada üzerinde bulunmayan tek bölgedir ve Kuzey Amerika anakarası üzerindedir. Şehrin beşinci ve son bölgesi New York koyunun karşı tarafında, yine yekpare bir adadan oluşan Staten Island’dır. Manhattan, Brooklyn’e üç köprüyle (Brooklyn, Manhattan ve Williamsburg köprüleri); Queens’e bir köprü (Queensboro Köprüsü olarak bilinen 59. Cadde Köprüsü) ve bir tünelle (Midtown Tüneli) bağlıdır. Bronx ve Manhattan arasında Harlem Nehri'ni geçen köprüler bağlantı kurar. Manhattan’ın doğrudan bağlantısı olmayan tek bölge olan Staten Island, Brooklyn’e Verrazano-Narrows Köprüsü adlı asma köprü ile bağlanır.
Bronx New York şehrinin en kuzeyinde yer alan bölgesidir. Yankee Stadyumu ve New York Yankees'nin merkezi buradadır. Ayrıca Marble Tepesi'nin küçük bir kısmı buradadır.
Ekonomi
Finans dünyasının merkezi Wall Street caddesi, New York'un Manhattan bölümünde yer alır. New York borsası (New York Stock Exchange) burada bulunmaktadır. Kenti yılda yaklaşık 40 milyon turist ziyaret etmektedir.
Mimari
New York, Brooklyn'deki Hollanda Sömürge Dönemi Pieter Claesen Wyckoff Evi'nden, en eski bölümü 1656'ya tarihlenen modern Özgürlük Kulesi'ne, Ground'daki gökdelene kadar çok çeşitli tarzlarda ve farklı zaman dilimlerinde mimari açıdan dikkate değer binalara sahiptir.[63] 2019 itibarıyla, New York City 6.455 yüksek bina ile Hong Kong ve Seul'den sonra dünyanın üçüncü en yüksek binalara sahip olan şehirdir.[64] Bunlardan, 2011 itibarıyla, 550 tamamlanmış yapı en az 100 metre yüksekliğindeydi ve elliden fazla tamamlanmış gökdelen 200 metreden daha uzundu. Bunlar, Gotik Revival mimarisinin erken bir örneği olan Woolworth Building'i içerir. Büyük ölçekli Gotik detaylarla inşa edilmiş gökdelen tasarımında; 1913'te tamamlandı, 17 yıl boyunca dünyanın en yüksek binası oldu.[65]
1916 İmar Kararı, güneş ışığının aşağıdaki sokaklara ulaşmasını sağlamak için yeni binalarda aksilikler ve kulelerin parsel büyüklüğünün belirli bir yüzdesiyle sınırlandırılmasını gerektirdi.[66] Chrysler Binası'nın (1930) ve Empire State Binası'nın (1931) Art Deco stili, konik tepeleri ve çelik kuleleri ile imar gereksinimlerini yansıtıyordu. Binalar, Chrysler Binası'ndaki 61. katın köşelerindeki kartallar gibi kendine özgü süslemelere sahiptir ve Art Deco tarzının en güzel örneklerinden bazıları olarak kabul edilir.[67] Son derece etkili bir örnek Amerika Birleşik Devletleri'ndeki uluslararası stil, binanın yapısını çağrıştırmak için görünür bronz tonlu I-kirişler kullanan cephesi için ayırt edici olan Seagram Binası'dır (1957). Condé Nast Binası (2000), Amerikan gökdelenlerinde yeşil tasarımın önde gelen bir örneğidir ve tasarımı için Amerikan Mimarlar Enstitüsü ve AIA New York Eyaletinden bir ödül almıştır.[68]
New York'un büyük yerleşim bölgelerinin karakteri genellikle 1870'ten 1930'a kadar olan hızlı genişleme döneminde inşa edilen zarif sıra evler ve şehir evleri ve eski püskü apartmanlarla tanımlanır. yoğun nüfuslu ve müstakil konutlara sahiptir. Riverdale (Bronx'ta), Ditmas Park (Brooklyn'de) ve Douglaston (Queens'te) gibi mahallelerde, Tudor Revival ve Victorian gibi çeşitli mimari tarzlarda büyük müstakil evler yaygındır.[69][70][71]
1835'teki Büyük Yangın'ın ardından ahşap çerçeveli evlerin inşası sınırlandırıldıktan sonra, taş ve tuğla şehrin yapı malzemeleri olarak tercih edildi.[72] Şehir binalarının çoğunun ayırt edici bir özelliği, çatıya monte edilmiş ahşap su kulesidir. 1800'lerde, belediye su borularını kırabilecek daha düşük kotlarda aşırı yüksek su basınçlarına ihtiyaç duymamak için şehir altı kattan yüksek binalara kurulumunu zorunlu kıldı.[73]
Amerika Birleşik Devletleri Jeolojik Araştırması'na göre, Temmuz 2014'te güncellenmiş bir sismik tehlike analizi, New York'ta daha önce değerlendirilenden "yüksek binalar için biraz daha düşük bir tehlike" ortaya çıkardı. Bilim adamları, bu azaltılmış riski, daha önce şehrin yakınında yavaş sallanmanın düşünüldüğünden daha düşük bir olasılığa dayanarak tahmin ettiler; bu, şehrin çevresindeki bir depremden daha uzun yapılara zarar verme olasılığı daha yüksek olacaktı.[74]
New York City'nin beş boroughdan biri Manhattan borough'unun New Jersey eyaletinin Hoboken şehrinden panoramik görünümü. Hudson Nehri'nin sol köşesinde George Washington Köprüsü, sağ köşesinde Verrazano-Narrows Köprüsü görülmektedir.
Kültür ve medya
Kendisi bir adadır.
Şehrin önemli sembollerinden; Ellis Adası.
Metropolitan Museum of Art, Modern Sanat Müzesi ve Guggenheim Müzesi gibi müzeleri dünyanın en değerli sanat koleksiyonlarına sahiptir.Tiyatro ve müzikaller Broadway caddesinin etrafında toplanmıştır. Bronx Hayvanat Bahçesi şehirdeki en büyük hayvanat bahçesidir. Halloween Parade ve Tribeca Film Festivali önemli kültür olaylarıdır.
Özgürlük Heykeli (Statue of Liberty) New York limanındaki küçük bir adada yer alır ve kentin en önemli sembollerinden biridir. Özgürlük Heykeli'nin yanı sıra Empire State Binası, Central Park, Times Square, Madison Avenue ve Brooklyn Köprüsü de önemli sembollerdendir.
New York'un yemek kültürü çok geniştir. Özellikle bagel ve New York stili pizza en ünlü yiyecekleridir.[kaynak belirtilmeli] Orta Doğu yemeklerini bulmak da oldukça kolaydır. Şehrin gazetelerinden New York Times dünyanın en saygın gazetelerinden biridir. Amerika'nın üç büyük televizyon kanalı olan ABC, CBS ve NBC'nin merkezleri New York'ta yer alır.
Ulaşım
Queens'de yer alan John F. Kennedy Uluslararası Havaalanı dünyanın en çok yolcu trafiği taşıyan havaalanlarından birisidir. Kennedy Havalimanı'ndan sonra Newark'da yer alan Newark Liberty Uluslararası Havalimanı ile Queens'de yer alan LaGuardia Havalimanı şehre hizmet eden ana havalimanlarını oluşturmaktadır.
Metro sistemi
Kardeş şehirleri
Aşağıdaki kentlerle kardeş kentlerdir.[75]
Birleşik Krallık Londra Birleşik Krallık
Japonya Tokyo Japonya
Çin Pekin Çin
İspanya Madrid İspanya
Macaristan Budapeşte Macaristan
Mısır Kahire Mısır
Güney Afrika Cumhuriyeti Johannesburg Güney Afrika
Dominik Cumhuriyeti Santo Domingo Dominik Cumhuriyeti
İtalya Roma İtalya
Türkiye İstanbul Türkiye
Kaynak ve Dipnotlar
Wikipedia
Rehber Ansiklopedisi
New York Şehri (İngilizce telaffuz: [nu ˈjɔɹk]), Amerika Birleşik Devletleri'nin en kalabalık şehri ve dünyanın en kalabalık metropolitan alanlarından New York metropolitan bölgesinin merkezidir. Şehir bir parçası olduğu New York eyaleti ile karıştırıldığı için İngilizcede New York City (kısaca NYC) olarak isimlendirilir.
ABD’nin kuzeydoğusunda yer alan, bu kıtanın en büyük nüfuslu şehri. New York eyâletinin güneydoğu kesiminde, Hudson Irmağının ağzında yer alır. Şehrin alanı 787 km2, nüfûsu ise yaklaşık 10 milyon civârındadır.
New York şehri, herbiri kendine has bir hayat tarzı ve biçimiyle ayrılan bir dizi semtin toplamı gibidir. Âdetâ New York’la özdeşleştirilen Manhattan, New York’un ekonomik ve kültürel merkezidir. Manhattan’ın en çarpıcı özellikleri gökdelenleri, göz kamaştırıcı ışıklar ve hareketliliğidir. Hayat tarzının Manhattan’daki kadar çeşitli olduğu Brooklyn alışveriş merkezleri, sanâyi bölgeleri ve zengin Brooklyn Heights’ın yanısıra fakirliğin kol gezdiği Bedford-Stuyvesant bölgesi gibi alanları kaplar. Orta sınıfın oturduğu Queens daha ziyâde, eski ve oturmuş mahallelerin meydana getirdiği bir bölgedir. Bronx, kasvetli mahalleleriyle kirli işlerin döndüğü bir mekândır. Staten Island’ın kırsal görünümü son zamanlardaki şehirleşmeyle değişim göstermeye başlamıştır.
Dünyânın finans merkezi durumunda olan New York’ta çok sayıda büyük şirket vardır. Bunun yanında ekonomiye katkısı olan pekçok küçük işletme ve îmâlâthâne bulunur. Manhattan’daki giyim eşyâsı sanâyileri çağımızda bile îmâlât sektörünün en önemli dalını meydana getirir. New York ayrıca ülkenin kitle iletişim araçları ağının can damarı sayılır. Millî televizyon ve radyo istasyonlarının merkezleriyle büyük reklâm şirketlerinin ana büroları da New York’tadır.
Son yıllarda teknolojinin yükselmesi ve şirket birleşmelerinin sonucu işten atılmalar artmıştır. Şirketlerin meselelerinin artması ve yüksek seviyedeki suç işleme oranı birçok şirketi, çalışmalarını başka şehirlere kaydırmaya yöneltmiştir.
New York, ABD’nin geniş kapsamlı kamu üniversitelerinin bulunduğu tek şehridir. 1970’te bütün lise mezunlarına diploma derecelerine göre üniversiteye girme imkânı tanınmıştır. Seçkin özel üniversite ve yüksekokullar arasında Columbia, New York, Rockefeller ve Fordham üniversiteleriyle Juilliard Okulu ve çoğu hastânelerle bağlantılı tıp okulları sayılabilir.
Şehrin metro sistemi metropoliten alan içinde kitle ulaşım araçlarından faydalanan yolcuların yaklaşık % 40’ını taşır. Yoğun trafik saatlerinde ise istasyonlardan dakikada bir tren geçer.
New York ülkenin sanat, eğlence ve moda şehri olarak da ünlüdür. Çok sayıda kurumla desteklenen ve âdetâ sanâyi hâline gelen bu etkinlikler, bütün dünyâdan meşhur isimleri çektiği gibi yeni şöhretlerin ortaya çıkmasına da katkıda bulunur. Son yıllardaki şiddet olayları bu canlılığa darbe vurmuştur. New York Kütüphânesi dünyânın sayılı araştırma kütüphânelerinden biridir. Şehrin dünyâ çapındaki müzeleri arasında, Metropolitan Sanat Müzesi, Modern Sanat Müzesi, Guggenheim Müzesi, Whitney Müzesi ve Amerika Tabiat Târihi Müzesi sayılabilir.
New York’un bulunduğu yöreyi ilk defâ İngiliz denizci Henry Hudson’ın, Hollanda Batı Hindistan kumpanyası adına düzenlediği seferde 1609’da keşfettiği kabul edilir. 1626’da Manhattan yerlilerden satın alındı. Bölgede kurulan ve Nreuw Amsterdam adı verilen şehrin çevresinde başka yerleşmeler de ortaya çıktı. Hollandalılar şehri dış ticârete açarak bir dizi yol yaptılar. 1664’te Hollanda egemenliğine son veren İngilizler şehrin adını New York olarak değiştirdiler.
Amerikan Bağımsızlık Savaşı sırasında işgal ve yıkıma uğrayan New York, ABD’nin ilk başşehri oldu (1790). Amerikan iç savaşı sırasında özellikle İrlandalı göçmenlerin 1863’te yaptığı ayaklanmada 2000’den fazla kişi öldü. Savaş sonrasında Manhattan çevresindeki, ayrı tüzel kişiliği olan şehirlerle gelişen bağlar birleşmeyi gündeme getirdi. Sonunda 1 Ocak 1898’de bu dört şehir New York’a bağlandı. Böylece New York bir metropole dönüşürken dünyâ çapında önem kazanmaya başladı.
Şehir, dünyanın en büyük doğal limanlarından birinin üstüne kurulmuştur. New York borough (İngilizce telaffuz: [ˈbʌroʊ]) adı verilen ve her bir bölümün bir county olduğu 5 kısımdan oluşur. Bu 5 borough - the Bronx, Brooklyn, Manhattan, Queens ve Staten Island - 1898 yılında tek şehir olarak birleştirilmiştir.
New York şehir sınırları içerisindeki nüfus yaklaşık 8,3 milyon olup, metropolitan alana bakıldığında bölgenin nüfusu yaklaşık 20 milyon kişidir. New York bir göçmen kentidir. Kentte yaklaşık 170 ayrı dil konuşulmaktadır ve her üç kişiden biri ABD dışında bir ülke doğumludur. İngilizce çeşitli aksanlarla konuşulur. İngilizcenin yanı sıra İspanyolca da yoğun konuşulmaktadır. Little Italy (Küçük İtalya) semtinde İtalyanca, Chinatown’da (Çin mahallesi) Çince konuşan nüfus mevcuttur.
Şehir; ticaret, finans, medya, sanat, moda, araştırma, teknoloji, eğitim ve eğlence sektörlerine önemli katkıda bulunduğundan dolayı 'küresel etkiye sahip şehir' olarak anılır. Önemli bir uluslararası diplomasi merkezi olan kent, Birleşmiş Milletler Genel Merkezine ev sahipliği yapar ve dünyanın kültür başkenti olarak tanımlanır. New York birçok Amerikan kültürel hareketinin de doğum yeridir. Edebiyat ve görsel sanatlarda Harlem Rönesansı, resimde soyut ekspresyonizm (New York Ekolü), müzikte hip hop, punk, salsa ve Tin Pan Alley bu hareketlerden bazılarıdır. 24 saat açık olan metrosu ve yoğun trafiğiyle "Hiç Uyumayan Şehir" adını almıştır.
Empire State Binası, Central Park ve Times Meydanı, Modern Sanat Müzesi, Guggenheim Müzesi ve Amerikan Doğa Tarihi Müzesi şehrin ilgi çekici mekanlarıdır. Gökdelenleri, caddeleri, lokantaları, alışveriş merkezleri ve insanlarıyla, New York turist çekmektedir.
Etimoloji
Şehir, daha sonra tahta çıkarak İngiltere Kralı olacak York dükü II. James'in onuruna 1664'te New York ismini almıştır.[2] James'in ağabeyi Kral II. Charles, dükü Hollandalılardan almış oldukları Yeni Hollanda (ve Yeni Amsterdam) kolonisine atamıştır.[3] Şehir özellikle Doğu ABD'de New York'a yakın bölgelerde sıklıkla sadece "The City" olarak bahsedilmektedir.[4] Takma ad olarak "Big Apple" ismi ile de bilinmektedir.[5]
Tarihçe
New York kenti 1615 yılında Hollandalılar tarafından New Amsterdam adı altında kuruldu. Kent 1664 yılında Birleşik Krallık'a geçti ve New York adını aldı.[6][7] 1778 yılında kent 2 yıl süreyle yeni kurulan Amerika Birleşik Devletleri'nin başkenti oldu. Başkent Washington'a taşındıktan sonra da kentin önemi büyümeye devam etti.
New York'un bulunduğu yere Avrupalılar tarafından gerçekleştirilen ilk ziyaret 1524'teydi. Bu tarihte Fransız Kraliyeti donanmasında bulunan İtalyan kâşif Giovanni Verrazzano şehre Nouvelle Angoulême ("Yeni Angoulême", Angoulême Fransa'da bir şehirdir) adını verdi.[8] Daha sonra kürk ticaretine başlayan Hollandalılar tarafından Nieuw Amsterdam adı verilen şehrin Manhattan adası Amerika yerlilerinden 1626 yılında bugünün tutarıyla 1000 dolara satın alındı. 1664 yılında İngilizler tarafından fethedilen şehre York ve Albany İngiliz Dükü’ne ithafen New York adı verildi.
Şehir 19. yüzyılda göç ve açılım hareketi ile dönüşüm geçirdi. Central Park 1857 yılında Amerika şehirleri arasında peyzaj mimarlığı ile yapılan ilk park olma özelliği taşıyor. 1827 yılında köleler New York’ta tutulurdu fakat 1830’lu yıllardan sonra New York köleliğin kaldırılması eylemlerinin kuzeyde merkezi oldu.
1900 yılında New York. İtalyan diasporasının yoğun olarak yaşadığı İtalyan mahallesinde bulunan Mulberry Caddesi
1904 yılında New York şehir metrosunun açılması yeni şehrin bir araya gelmesini sağladı. New York şehri 20. yüzyılın ilk yarısında dünyanın ticaret, sanayi ve iletişim merkezi haline geldi. Elbette bu gelişmenin bir bedeli vardı. General Slocum adlı buharlı gemide çıkan yangında 1.021 yolcu, 1911 yılında meydana gelen New York şehrinin en büyük sanayi felaketi Triangle Shirtwaist fabrikası yangınında ise 146 konfeksiyon işçisi hayatını kaybetti. New York şehri 1920’li yıllardaki Büyük Göç sırasında Güney Amerika’daki Afrikalı Amerikalılar için başlıca istikametlerden biriydi. 1916 yılında New York şehri Kuzey Amerika’nın en büyük kentsel Afrikalı diasporasına sahip şehriydi. New York şehri 1920’lerde Londra’yı geride bırakarak en kalabalık şehir konumuna geldi ve Metropolitan Bölgesi 1930’ların başında nüfusu 10 milyon rakamını aşarak insanlık tarihindeki ilk mega şehir oldu.
Büyük Buhran’ın zor yıllarında reformcu Fiorello La Guardia’nın New York Belediye Başkanlığına seçilmesi Tammany Hall’un 80 yıl boyunca kurduğu siyasi hakimiyete son verdi. II. Dünya Savaşı’ndan dönen gaziler ve Avrupa’dan gelen göçmenler doğu Queens’te geniş yerleşim yerleri oluşturdular. New York savaştan burnu kanamamış bir şekilde çıktı ve Amerika Birleşik Devletleri’nın dünya üzerindeki hakim ekonomik gücünün yükselmekte olan Wall Street’i ile dünyaya yön veren bir şehir haline geldi. 1950 yılında tamamlanan Birleşmiş Milletler Genel Merkezi New York’un politika üzerindeki etkisini açık bir şekilde simgelemektedir. New York 1960’lı yıllarda ekonomik problemler, artan suç oranları ve ırklar arası gerginlik 1970’lerde zirveye ulaştı. 1980 yılında finans sektöründe meydana gelen yeniden güçlenme ile şehrin kamu maliyesi düzeldi. 1990’lı yıllarda şehirde görülen ırkçı gerginlik duruldu, suç oranları önemli ölçüde azaldı ve Asya ile Latin Amerika’dan akın akın insan New York’a göç etti.
11 Eylül 2001 tarihinde kent Amerika tarihinin en büyük terör olayına tanık oldu. 11 Eylül saldırıları olarak bilinen bu olay sırasında, kaçırdıkları uçaklarla New York'un en yüksek gökdelenleri olan Dünya Ticaret Merkezi binalarına (İkiz Kuleler) çarpan teröristler 3000'e yakın insanın ölümüne neden oldular. İkiz Kulelerin olduğu bölgede Özgürlük Kulesi ve anıtı ile üç ofis kulesi inşa edildi ve bu binaların tamamlanması 2013 yılını buldu.
COVID-19 pandemisi sırasında ABD'deki ilk vaka Mart 2020'de şehirde tespit edildi ve kısa bir süre sonra, pandeminin erken dönemlerinde şehir hem Amerika Birleşik Devletleri'nde hem de küresel açıdan pandemiden en yoğun etkilenenen alanlardan biri haline geldi ve 30.000'ü aşkın ölüm ile sonuçlandı.
Coğrafya
Merkezinde Manhattan Adası bulunan New York Şehri metropol bölgesi'nin çekirdeğidir
75.000 ila 11.000 yıl önceki Wisconsin buzullaşması sırasında, New York Şehir bölgesi derinliği 610 metre olan büyük bir buz örtüsünün kenarındaydı.[9] Buzun aşındırıcı ileri geri hareketi, Long Island ve Staten Island'ın ayrılmasını etkiledi. Bu hareket aynı zamanda ana kayayı nispeten sığ derinlikte bırakıp Manhattan gökdelenlerinin çoğuna sağlam bir temel oluşturdu.[10]
New York Şehri, ABD'nin kuzeydoğusunda, güneydoğu New York Eyaletindedir ve Washington, D.C. ve Boston arasında yaklaşık olarak yarı yoldadır. Doğal korunaklı limanı ve Atlantik Okyanusu'na dökülen Hudson Nehri'nin ağzındaki konumu, şehrin ticaret limanı olarak öneminin artmasına yardım etti. New York şehrinin çoğu, Long Island, Manhattan ve Staten Island'ın üç adası üzerine inşa edilmiştir.
New York eyaleti toplam 141.300 km2 alanı kaplar ve boyutuna göre 27. en büyük eyalet olarak yer alır.[11] New York'taki en yüksek rakım, Adirondacks'ta (Upstate New York, Marcy Dağı, 1.629 metre deniz seviyesinden yukarıda'dır; eyaletin en alçak noktası deniz seviyesinde, Downstate New York'taki Atlantik Okyanusu'ndadır.[12]
İklim
Köppen iklim sınıflandırması altında, 0 °C izotermini kullanan New York City, nemli bir Ilıman dönencealtı iklimine (Cfa) sahiptir. Hemen kuzey ve batıdaki banliyöler, nemli subtropikal ve nemli karasal iklim (Dfa) arasındaki geçiş bölgesinde yer alır.[13][14] Trewartha sınıflandırmasına göre, şehir okyanus iklimine (Do) sahip olarak tanımlanır.[15][16] Şehir, USDA 7b bitki dayanıklılık bölgesinde yer almaktadır.[17]
Kışlar soğuk ve nemlidir ve denizden açıkta esen rüzgar esintileri Atlantik Okyanusu'nun ılımlı etkilerini yumuşatır; yine de Atlantik ve Apalaş Dağları'nın daha soğuk havadan kısmi koruması, şehri kışın, Pittsburgh, Cincinnati ve Indianapolis gibi benzer veya daha az enlemlerde bulunan iç Kuzey Amerika şehirlerine göre daha sıcak tutar. Bölgenin en soğuk ayı olan Ocak ayında günlük ortalama sıcaklık 0,7 °C. Sıcaklıklar genellikle kış başına birkaç kez -12 °C düşer, yine de en soğuk kış aylarında bile birkaç gün 60 16 °C ulaşabilir. İlkbahar ve sonbahar tahmin edilemez ve soğuktan sıcağa değişebilir, ancak genellikle ılıman ve düşük nemlidir. Yazlar tipik olarak sıcak ve nemlidir ve Temmuz ayında günlük ortalama sıcaklık 25,3 °C'dir.[18][19]
İşaretlenmiş kentsel ve coğrafi özelliklerle New York eyaletinin topografik haritası
New York, altı ABD eyaleti, iki Great Lakes ve Kanada'nın Ontario ve Quebec eyaletleriyle sınırlanmıştır.
Gece sıcaklıkları genellikle kentsel ısı adası etkisi nedeniyle artar. Gündüz sıcaklıkları her yaz ortalama 17 gün 90 °F'yi (32 °C) aşıyor ve bazı yıllarda 100 °F'yi (38 °C) aşıyor, ancak bu nadir bir durum olmasına rağmen, en son 18 Temmuz 2012'de gerçekleşti.[18] Benzer şekilde, 0 °F (-18 °C) sıcaklıkları da son derece nadirdir, en son 14 Şubat 2016'da meydana gelmiştir.[20] 9 Şubat'ta kaydedilen aşırı sıcaklıklar -15 °F (-26 °C) arasında değişmiştir, 1934, 9 Temmuz 1936'da 41 °C'ye kadar; kaydedilen en soğuk rüzgar soğukluğu, tüm zamanların en düşük rekoru ile aynı gün -37 °F (-38 °C) idi.[21] 30 Aralık 1917'de rekor soğuk günlük maksimum 2 °F (-17 °C) iken, tersine, 2 Temmuz 1903'te rekor sıcak günlük minimum 87 °F (31 °C) idi. Yakındaki Atlantik Okyanusu'nun ortalama su sıcaklığı, Şubat ayında 39.7 °F (4.3 °C) ile Ağustos ayında 74,1 °F (23.4 °C) arasında değişmektedir.[22] Şehir yılda 49,5 inç (1,260 mm) yağış alır ve bu, yıl boyunca nispeten eşit bir şekilde yayılır. 1991 ve 2020 arasındaki ortalama kış karı yağışı 29,8 inç (76 cm); bu yıllar arasında önemli ölçüde değişir. New York bölgesinde kasırgalar ve tropikal siklonlar nadirdir.[23] Sandy Kasırgası 29 Ekim 2012 akşamı New York City'ye yıkıcı bir fırtına dalgası getirdi, Aşağı Manhattan'da ve şehrin diğer bölgelerinde çok sayıda caddeyi, tüneli ve metro hattını su bastı ve şehrin birçok yerinde elektriği kesti.[24] Fırtına ve onun derin etkileri, deniz duvarları inşa etme tartışmasına yol açtı. Ve gelecekte bu tür başka bir olaydan kaynaklanan yıkıcı sonuçların riskini en aza indirmek için şehrin ve metropol alanının kıyı şeridi etrafına kıyı bariyerleri yapılmaya başlandı.[25][26]
Kayıtlardaki en soğuk ay, ortalama 19.6 °F (-6.9 °C) sıcaklıkla Ocak 1857'dir, kayıtlardaki en sıcak aylar ise her ikisi de ortalama 81,4 °F (27.4 °C) sıcaklıkla Temmuz 1825 ve Temmuz 1999'dur.. Kayıtlara geçen en sıcak yıllar, her ikisi de ortalama 57.1 °F (13.9 °C) sıcaklıkla 2012 ve 2020'dir. En soğuk yıl, ortalama 47.3 °F (8,5 °C) sıcaklıkla 1836'dır.[27][28] Kayıtlardaki en kurak ay, 0,02 inç (0,51 mm) yağışla Haziran 1949'dur. En yağışlı ay, 18.95 inç (481 mm) yağışla Ağustos 2011'di. Kayıtlardaki en kurak yıl, 26.09 inç (663 mm) yağışla 1965'tir. En yağışlı yıl, 80.56 inç (2,046 mm) yağışla 1983 idi.[29] Kayıtlardaki en karlı ay, 36,9 inç (94 cm) kar yağışıyla Şubat 2010'dur. Kayıtlardaki en karlı mevsim (Temmuz-Haziran) 1995-1996'dır ve 75.6 inç (192 cm) kar yağışı vardır. En az karlı sezon, 2,3 inç (5,8 cm) kar yağışı ile 1972-1973 idi.[30] En erken mevsimsel kar yağışı izi, hem 1979 hem de 1925'te 10 Ekim'de meydana geldi. En son mevsimsel kar yağışı izi, hem 2020 hem de 1977'de 9 Mayıs'ta meydana geldi.[31]
Demografi
Etnik yapı
Çinli nüfusun yaşadığı bölgeden bir görünüm, Mott Caddesi,Manhattan.
2020 verilerine göre şehrin %30,9'u Beyaz, %28,7'si Hispanik veya Latino, %20,2'si Afroamerikan, %15,6'sı Asyalı, %0,2'si ise Kızılderilidir. Hispanik olmayan nüfusun 3,4'ü ise birden fazla ırka mensup olduklarını belirtmiştir.[32] 1940'da şehrin %92'si Beyazdı.[33]
Tarihi boyunca New York göçmenlerin ülkeye girişindeki en önemli şehirlerden birini oluşturmuştur. 1900'de şehirdeki en büyük göçmen grubu Almanlar, İrlandalılar, Yahudiler ve İtalyanlar teşkil etmekteydi.[34] 2013 verilerine göre şehirde yaşayan kişilerin %37'si yabancı bir ülkede doğmuştur ve her 10 New Yorkludan 6'sı ya göçmen ya da göçmen çocuğudur. 2011 verilerine göre modern göçmenler arasında herhangi bir ülke öne çıkmamakla birlikte Dominik Cumhuriyeti, Çin, Meksika, Guyana, Jamaika, Ekvador, Haiti, Hindistan, Rusya ve Trinidad ve Tobago en önemli göç veren ülkelerdir.
Din
Dini dağılım (2014)[35][36]
Hristiyanlık
%59
Katolik Kilisesi
%33
Protestanlık
%23
Diğer Hristiyanlar
%3
Dinsiz
%24
Yahudilik
%8
Müslümanlık
%4
Hinduizm
%2
Budizm
%1
Diğer dinler
%1
Büyük ölçüde Batı Avrupa misyonerlik çalışmalarının ve bir sömürgecilik sonucu olan Hristiyanlık, New York'taki en büyük dindir.[37] Katolik Kilisesi en büyük Hristiyan mezhebidir (%33), onu Protestanlık (%23) ve diğer Hristiyan (%3) takip etmektedir. Roma Katolik nüfusuna öncelikle New York Roma Katolik Başpiskoposluğu ve Brooklyn Piskoposluğu hizmet vermektedir. Doğu Katolik Kiliseleri, şehir genelinde çok sayıda yargı alanına bölünmüştür. Evanjelikalizm, şehirdeki en büyük Protestanlık dalıdır (% 9), ardındanAna Hat Protestanlığı (%8), tersi ise genellikle diğer şehirler ve metropol alanlar için geçerlidir.[38] Evanjelizmde Baptistler en büyük gruptur; Ana Hat Protestanlığında, Reformcu Protestanlar en büyük alt kümeyi oluşturur. Tarihsel olarak Afro-Amerikan kiliselerinin çoğu, Ulusal Baptist Sözleşmesi (ABD) ve Aşamalı Ulusal Baptist Sözleşmesi ile bağlantılıdır. Mesih'teki Tanrı Kilisesi, bölgedeki en büyük ağırlıklı olarak Siyah Pentekostal mezheplerden biridir. Nüfusun yaklaşık %1'i Mormon'dur. buAmerika Rum Ortodoks Başpiskoposluğu ve diğer Ortodoks Hristiyanlar (ana akım ve bağımsız) en büyük Doğu Hristiyan gruplarıydı. Amerikan Ortodoks Katolik Kilisesi (başlangıçta Aftimios Ofiesh tarafından yönetildi) 1927'de New York'ta kuruldu.
Yahudilik, yarıdan fazlası Brooklyn'de yaşayan yaklaşık 1,1 milyon 321 bin kişi ile New York'ta uygulanan en büyük ikinci dindir ve İsrail, Tel Aviv dışındaki en büyük metropol Yahudi nüfusunu temsil eder.[39][40][41][42] Etno-dini nüfus şehrin %18,4'ünü, dini demografisi ise %8'ini oluşturuyor.[43] Kaydedilen ilk Yahudi yerleşimci, Ağustos 1654'te Hollanda Batı Hindistan Şirketi'nden bir pasaportla gelen Jacob Barsimson'dı.[44] Rusya Kralı II. Aleksandr'ın öldürülmesinin ardından çoğu kişinin "Yahudileri" suçladığı 1881'de başlayan 36 yıl, Amerika Birleşik Devletleri'ne en büyük Yahudi göçü dalgasını yaşadı.[45] 2012'de en büyük Yahudi mezhepleri Ortodoks Yahudilik, Haredi Yahudilik ve Muhafazakar Yahudilikti.[46] Reform Yahudi toplulukları bölgede yaygındır. Manhattan'daki New York Cemaati Emanu-El, dünyanın en büyük Reform sinagogudur.
İslam, New York'ta Hristiyanlık ve Yahudilikten sonra üçüncü en büyük din olarak yer alıyor ve tahminlere göre, şehrin devlet okulu çocuklarının %10'u da dahil olmak üzere 600.000 ila 1.000.000 İslam gözlemcisi arasında değişiyor.[47] Amerikalı Müslümanların yaklaşık %22,3'ü New York'ta yaşıyor ve New York metropol bölgesinde 1,5 milyon Müslüman Batı Yarımküre'deki en büyük metropol Müslüman nüfusu temsil ediyor.[48] Brooklyn'deki Powers Street Camii, ABD'de sürekli faaliyet gösteren en eski camilerden biridir ve hem şehirde hem de New York eyaletinde ilk İslami organizasyonu temsil eder.[49][50]
New York'taki bu en büyük üç dini grubun ardından Hinduizm, Budizm, Sihizm, Zerdüştçülük ve çeşitli diğer dinler ile ateizm gelmektedir. 2014'te New York'luların %24'ü herhangi bir organize dini bağlantı olmadığını tespit etti; New Yorkluların %3'ünden biraz fazlası ateistti.[51]
Gelir dağılımı
New York City, diğer büyük şehirler gibi, 2017 itibarıyla 0,55 olan Gini katsayısının gösterdiği gibi, yüksek derecede gelir eşitsizliğine sahiptir.[52] 2014 yılının ilk çeyreğinde, New York County'deki (Manhattan) ortalama haftalık ücret ABD'deki büyük ilçeler arasında en yüksek toplamı temsil eden 2.749 dolardı.[53] 2017 itibarıyla New York, eski Belediye Başkanı Michael Bloomberg de dahil olmak üzere, 103 kişiyle dünyadaki herhangi bir şehrin en fazla milyardere ev sahipliği yaptı.[54][55] New York ayrıca, 2014 yılında, sakinlerin %4,6'sı ile büyük ABD şehirleri arasında kişi başına en yüksek milyoner yoğunluğuna sahipti.[56] New York, sakinlerine gelir vergisi (yaklaşık %3) uygulayan nispeten az sayıdaki Amerikan kentinden biridir.[57][58][59] 2018 itibarıyla New York'ta 78.676 evsiz vardı.[60]
İdari yapı
Beş bölge: 1: Manhattan, 2: Brooklyn,
3: Queens, 4: Bronx, 5: Staten Island
New York ilçeleri
İdari bölge Nüfus GSYİH Yüzölçümü Yoğunluk
Borough
(İlçe) County
(Kontluk) Tahmin
(2018)[61] milyar
(US$)[62] Kişi başına
(US$) mil² km² kişi /
mil² kişi /
km2
The Bronx
Bronx
1,432,132 42.695 29,200 42.10 109.04 34,653 13,231
Brooklyn
Kings
2,582,830 91.559 34,600 70.82 183.42 37,137 14,649
Manhattan
New York
1,628,701 600.244 360,900 22.83 59.13 72,033 27,826
Queens
Queens
2,278,906 93.310 39,600 108.53 281.09 21,460 8,354
Staten Island
Richmond
476,179 14.514 30,300 58.37 151.18 8,112 3,132
New York
8,398,748 842.343 97,700 302.64 783.83 28,188 10,947
New York
19,745,289 1,701.399 85,700 47,214 122,284 416.4 159
Kaynakça: Amerika Birleşik Devletleri Nüfus Sayım Bürosu. 11 Haziran 2018'de erişilmiştir.
New York, her birine borough denilen beş bölgeden oluşur. Bunlardan Manhattan kendi başına bir adadır ve şehrin merkezini oluşturur. Manhattan'dan East River (Doğu Nehri) ile ayrılan Brooklyn ve Queens bölgeleri Long Island adasının batı ucunu oluşturur. Harlem Nehri, Manhattan ve Bronx bölgelerini ayırır. Bronx, bir ada üzerinde bulunmayan tek bölgedir ve Kuzey Amerika anakarası üzerindedir. Şehrin beşinci ve son bölgesi New York koyunun karşı tarafında, yine yekpare bir adadan oluşan Staten Island’dır. Manhattan, Brooklyn’e üç köprüyle (Brooklyn, Manhattan ve Williamsburg köprüleri); Queens’e bir köprü (Queensboro Köprüsü olarak bilinen 59. Cadde Köprüsü) ve bir tünelle (Midtown Tüneli) bağlıdır. Bronx ve Manhattan arasında Harlem Nehri'ni geçen köprüler bağlantı kurar. Manhattan’ın doğrudan bağlantısı olmayan tek bölge olan Staten Island, Brooklyn’e Verrazano-Narrows Köprüsü adlı asma köprü ile bağlanır.
Bronx New York şehrinin en kuzeyinde yer alan bölgesidir. Yankee Stadyumu ve New York Yankees'nin merkezi buradadır. Ayrıca Marble Tepesi'nin küçük bir kısmı buradadır.
Ekonomi
Finans dünyasının merkezi Wall Street caddesi, New York'un Manhattan bölümünde yer alır. New York borsası (New York Stock Exchange) burada bulunmaktadır. Kenti yılda yaklaşık 40 milyon turist ziyaret etmektedir.
Mimari
New York, Brooklyn'deki Hollanda Sömürge Dönemi Pieter Claesen Wyckoff Evi'nden, en eski bölümü 1656'ya tarihlenen modern Özgürlük Kulesi'ne, Ground'daki gökdelene kadar çok çeşitli tarzlarda ve farklı zaman dilimlerinde mimari açıdan dikkate değer binalara sahiptir.[63] 2019 itibarıyla, New York City 6.455 yüksek bina ile Hong Kong ve Seul'den sonra dünyanın üçüncü en yüksek binalara sahip olan şehirdir.[64] Bunlardan, 2011 itibarıyla, 550 tamamlanmış yapı en az 100 metre yüksekliğindeydi ve elliden fazla tamamlanmış gökdelen 200 metreden daha uzundu. Bunlar, Gotik Revival mimarisinin erken bir örneği olan Woolworth Building'i içerir. Büyük ölçekli Gotik detaylarla inşa edilmiş gökdelen tasarımında; 1913'te tamamlandı, 17 yıl boyunca dünyanın en yüksek binası oldu.[65]
1916 İmar Kararı, güneş ışığının aşağıdaki sokaklara ulaşmasını sağlamak için yeni binalarda aksilikler ve kulelerin parsel büyüklüğünün belirli bir yüzdesiyle sınırlandırılmasını gerektirdi.[66] Chrysler Binası'nın (1930) ve Empire State Binası'nın (1931) Art Deco stili, konik tepeleri ve çelik kuleleri ile imar gereksinimlerini yansıtıyordu. Binalar, Chrysler Binası'ndaki 61. katın köşelerindeki kartallar gibi kendine özgü süslemelere sahiptir ve Art Deco tarzının en güzel örneklerinden bazıları olarak kabul edilir.[67] Son derece etkili bir örnek Amerika Birleşik Devletleri'ndeki uluslararası stil, binanın yapısını çağrıştırmak için görünür bronz tonlu I-kirişler kullanan cephesi için ayırt edici olan Seagram Binası'dır (1957). Condé Nast Binası (2000), Amerikan gökdelenlerinde yeşil tasarımın önde gelen bir örneğidir ve tasarımı için Amerikan Mimarlar Enstitüsü ve AIA New York Eyaletinden bir ödül almıştır.[68]
New York'un büyük yerleşim bölgelerinin karakteri genellikle 1870'ten 1930'a kadar olan hızlı genişleme döneminde inşa edilen zarif sıra evler ve şehir evleri ve eski püskü apartmanlarla tanımlanır. yoğun nüfuslu ve müstakil konutlara sahiptir. Riverdale (Bronx'ta), Ditmas Park (Brooklyn'de) ve Douglaston (Queens'te) gibi mahallelerde, Tudor Revival ve Victorian gibi çeşitli mimari tarzlarda büyük müstakil evler yaygındır.[69][70][71]
1835'teki Büyük Yangın'ın ardından ahşap çerçeveli evlerin inşası sınırlandırıldıktan sonra, taş ve tuğla şehrin yapı malzemeleri olarak tercih edildi.[72] Şehir binalarının çoğunun ayırt edici bir özelliği, çatıya monte edilmiş ahşap su kulesidir. 1800'lerde, belediye su borularını kırabilecek daha düşük kotlarda aşırı yüksek su basınçlarına ihtiyaç duymamak için şehir altı kattan yüksek binalara kurulumunu zorunlu kıldı.[73]
Amerika Birleşik Devletleri Jeolojik Araştırması'na göre, Temmuz 2014'te güncellenmiş bir sismik tehlike analizi, New York'ta daha önce değerlendirilenden "yüksek binalar için biraz daha düşük bir tehlike" ortaya çıkardı. Bilim adamları, bu azaltılmış riski, daha önce şehrin yakınında yavaş sallanmanın düşünüldüğünden daha düşük bir olasılığa dayanarak tahmin ettiler; bu, şehrin çevresindeki bir depremden daha uzun yapılara zarar verme olasılığı daha yüksek olacaktı.[74]
New York City'nin beş boroughdan biri Manhattan borough'unun New Jersey eyaletinin Hoboken şehrinden panoramik görünümü. Hudson Nehri'nin sol köşesinde George Washington Köprüsü, sağ köşesinde Verrazano-Narrows Köprüsü görülmektedir.
Kültür ve medya
Kendisi bir adadır.
Şehrin önemli sembollerinden; Ellis Adası.
Metropolitan Museum of Art, Modern Sanat Müzesi ve Guggenheim Müzesi gibi müzeleri dünyanın en değerli sanat koleksiyonlarına sahiptir.Tiyatro ve müzikaller Broadway caddesinin etrafında toplanmıştır. Bronx Hayvanat Bahçesi şehirdeki en büyük hayvanat bahçesidir. Halloween Parade ve Tribeca Film Festivali önemli kültür olaylarıdır.
Özgürlük Heykeli (Statue of Liberty) New York limanındaki küçük bir adada yer alır ve kentin en önemli sembollerinden biridir. Özgürlük Heykeli'nin yanı sıra Empire State Binası, Central Park, Times Square, Madison Avenue ve Brooklyn Köprüsü de önemli sembollerdendir.
New York'un yemek kültürü çok geniştir. Özellikle bagel ve New York stili pizza en ünlü yiyecekleridir.[kaynak belirtilmeli] Orta Doğu yemeklerini bulmak da oldukça kolaydır. Şehrin gazetelerinden New York Times dünyanın en saygın gazetelerinden biridir. Amerika'nın üç büyük televizyon kanalı olan ABC, CBS ve NBC'nin merkezleri New York'ta yer alır.
Ulaşım
Queens'de yer alan John F. Kennedy Uluslararası Havaalanı dünyanın en çok yolcu trafiği taşıyan havaalanlarından birisidir. Kennedy Havalimanı'ndan sonra Newark'da yer alan Newark Liberty Uluslararası Havalimanı ile Queens'de yer alan LaGuardia Havalimanı şehre hizmet eden ana havalimanlarını oluşturmaktadır.
Metro sistemi
Kardeş şehirleri
Aşağıdaki kentlerle kardeş kentlerdir.[75]
Birleşik Krallık Londra Birleşik Krallık
Japonya Tokyo Japonya
Çin Pekin Çin
İspanya Madrid İspanya
Macaristan Budapeşte Macaristan
Mısır Kahire Mısır
Güney Afrika Cumhuriyeti Johannesburg Güney Afrika
Dominik Cumhuriyeti Santo Domingo Dominik Cumhuriyeti
İtalya Roma İtalya
Türkiye İstanbul Türkiye
Kaynak ve Dipnotlar
Wikipedia
Rehber Ansiklopedisi
Tokyo Hakkında Bilgiler
Tokyo (Japonca: Bu ses hakkında東京 (yardım·bilgi); Tōkyō, "Doğunun Başkenti") veya resmî adıyla Tokyo Metropolü (東京都; Tōkyō-to), Japonya'nın başkenti ve prefektörlüklerinden biridir. 13,453 km2 olup, 38.505.000 milyon[2] nüfuslu megapol bir bölge olan Tokyo dünyanın en büyük kentidir. Son yapılan araştırmalara göre yaşamın en pahalı olduğu kentlerinden birisi olarak gösterilen Tokyo, 2022 yılında dünyanın en pahalı 9. kentiydi.[3] Honşu'nun orta kesiminde, Büyük Okyanus'un bir girintisi olan Tokyo Körfezi'nin kıyısında, Sumida Nehri'nin ağzında yer alır.
Japonya’nın başşehri. Yüzölçümü 600 km2 olup, nüfûsu da on milyon civarındadır. Honşu Adasının orta kesiminde, Büyük Okyanusun bir girintisi olan Tokyo Körfezinin kıyısında, Sumida Nehrinin ağzında yer alır.
Tokyo’da kışlar oldukça ılık, yazlar ise sıcak ve nemli geçer.
Şehrin merkezinde hendekler ve geniş bahçelerle çevrili İmparatorluk Sarayı yer alır. Sarayın doğusunda, Japon iş dünyâsının merkezi olarak nitelendirilen Maranouçi semti bulunur; kuzeydoğusunda ise pekçok üniversitenin ve basımevinin bulunduğu Kanda semti uzanır. Resmi binalar sarayın güneyindeki Kasumigaseki semtinde toplanmıştır. Millî parlamento binâsı ise Kasumigaseki’nin batısındadır. Dünyâca meşhur bir alışveriş merkezi olan Ginza semti şehrin doğu kesimindedir. Tokyo’nun mîmârisi iki veya üç katlı ahşap evlerden, Meici döneminden kalma taş yapılara ve beton veya çelikten yapılmış gökdelenlere kadar değişen bir çeşitlilik gösterir. Japonya’nın başlıca ibâdet merkezi olan Meici Tapınağı bir millî âbide olarak kabul edilir.
Başlangıçta depreme karşı mukavim olsun diye binâlar 30 metreyle sınırlandırılmış, fakat 1960’lardan sonra bu yüksekliği aşan depreme dayanıklı pekçok yeni binâ inşâ edilmiştir. Bunların başlıcaları Mainiçi Yayınevi, Tokyo Katedrali, Millî Tiyatro ve Milletlerarası Ticâret Merkezidir.
Şehiriçi ulaşım otobüs, metro ve kamuya veya özel sektöre âit elektrikli trenlerle sağlanır. Tokyo’da biri iç seferler, diğeri dış seferlere tahsis edilen iki havaalanı vardır.
Japonya’nın kültür merkezi olan Tokyo’da pekçok müze, kütüphâne ve üniversite bulunur. Ueno Parkında Tokyo Millî Müzesi, Millî Bilim Müzesi, Hayvanat Bahçesi ve Batı Sanatı Millî Müzesi yer alır. Japonya’daki üniversite ve yüksekokulların büyük bölümü Tokyo’dadır. Tokyo Üniversitesi dışındaki başlıca yükseköğretim kurumları Tokyo Teknoloji Enstitüsü, Hitotsubaşi Üniversitesi ve Tokyo Güzel Sanatlar Üniversitesidir. Özel üniversitelerin en meşhurları da Vazeda ve Keto üniversiteleridir.
Tokyo’nun bugün bulunduğu bölgenin yerleşime açılması çok eskilere dayanır. Altıncı yüzyılda Japonya’da kuvvetli bir imparatorluk idâresinin kurulmasından sonra Musaşi vilâyetinin bir parçası oldu. O dönemde Edo (haliç) ismiyle anılan şehir Tokugava şogunluğunun kurulmasına kadar küçük bir balıkçı köyü olarak kaldı. On yedinci asırda büyüyüp genişledi. Meici Restorasyonu tekrar şogunluğa son verip imparatorluğa hâkim olunca Edo’yu başşehir îlân etti ve “Doğunun Başşehri” mânâsında Tokyo ismini verdi.
Tokyo 12 Eylül 1923’teki depremden büyük zarar gördü. Depremden sonra şehir yeniden inşâ edildi ve bu dönemde çevresinde banliyöler teşekkül etmeye başladı. İkinci Dünyâ Harbinde şehir ve çevresi ABD uçakları tarafından bombalandı. Tokyo 1950’lerden sonra ülke ekonomisine paralel bir gelişme göstererek hızla büyüdü ve bugünkü seviyesine ulaştı.
Rusya’dan Tokyo’ya giden Kazak Türklerinin 1938’de yaptıkları câmi, 1985’te belediye tarafından yıktırıldı. Bu târihten îtibâren Tokyo’daki Müslümanlar cumâ ve bayram namazlarını kılamamakta ve cenâzeleri için dînî tören yapamamaktadırlar. Tokyo’nun Yoyogi Sehura mahallesinde bulunan câminin arsası, bugün hâlâ boştur. 3-5 araba için park olarak kullanılmaktadır (1994).
Tarihçe
Tokyo Körfezi kıyısında liman şehri Tokyo, Edo (haliç kapısı) adı ile tanınmıştı. Edo Kalesi 12. yüzyılda güçlü samuray klanı Edo ailesinin yurdu olarak Japon tarihinde meydana çıktı. 1603'te Tokugawa Şogunluğu kurucusu Tokugawa Ieyasu, Edo'yu şogun yönetiminin başkenti yaptı. Şogunluk rejimi altında Edo, Japonya'nın kültürel ve ekonomik, politik alanında merkezine gelişti.
1868'de Şogun yönetimine son veren İmparator Meiji, 3 Eylül 1868 tarihli Edo'yu adlandırarak Tokyo yapmasına dair imparator fermanı ile Kyoto'dan Edo kalesindeki eski şogun sarayına göç edip, eski başkent Kyoto'dan doğuda başkent olduğundan dolayı şehrin adı Tokyo'ya değişti.
Tokyo, 12 Eylül 1923'teki depremden büyük zarar gördü. Depremden sonra şehir yeniden inşa edildi ve bu dönemde çevresinde banliyöler teşekkül etmeye başladı. 20 yıl sonra II. Dünya Savaşı'nda ABD uçakları tarafından ciddi bombardıman edilerek tekrar yıkıldı.
Tokyo 1950'lerden sonra ülke ekonomisine paralel bir gelişme göstererek hızla büyüdü ve bugünkü seviyesine ulaştı.
Coğrafya
2018'de Tokyo'nun ESA Sentinel-2 tarafından çekilmiş uydu fotoğrafı
Tokyo anakarası, Tokyo Körfezi'nin kuzeybatısında yer almakta olup yaklaşık olarak doğudan batıya 90 km ve kuzeyden güneye 25 km yayılmaktadır. Tokyo'nun ortalama rakımı 40 metredir.[4] Tokyo Metropolü'nün doğusunda Chiba, batısında Yamanashi, güneyinde Kanagawa ve kuzeyinde Saitama prefektörlükleri ile sınırı bulunmaktadır. Anakara Tokyo ayrıca doğu yarısını kaplayan özel semtlere ve batıya uzanan Tama bölgesine (多摩 地域) bölünmüştür. Tokyo'nun enlemi 35.65'tir (36. kuzey paraleli'nin yakınındadır) ve Roma (41.90), Madrid (40.41), New York City (40.71) ve Pekin'den (39.91) daha güneydedir.[5]
Tokyo Metropolü'nün idari sınırları içinde, doğrudan güneyde Pasifik Okyanusunda yer alan iki ada zinciri vardır: Izu Adaları ve anakaradan 1.000 km (620 mi)'den fazla uzağa uzanan Ogasavara Adaları. Bu adalar ve batıdaki dağlık bölgeler nedeniyle, Tokyo'nun genel nüfus yoğunluğu rakamları, Tokyo'nun kentsel ve banliyö bölgeleri için gerçek rakamların çok altındadır.[6]
Japon yasaları'na göre, Tokyo valiliği, metropol olarak tercüme edilen bir to (都) olarak belirlenmiştir.[7] Tokyo Eyaleti, kilometre kare başına 6.100 kişi/kilometrekare (16.000/sq mi) 6.100 kişi ile en kalabalık ve en yoğun ildir. Coğrafi bölgeye göre, yalnızca Osaka ve Kagawa'nın üzerinde üçüncü en küçüktür. İdari yapısı, Japonya'nın diğer vilayetlerininkine benzer. 1943 yılına kadar Tokyo şehrini oluşturan 23 özel mahallesi (特別区, tokubetsu-ku), her biri bir belediye başkanına, bir konseye ve şehir statüsüne sahip, kendi kendini yöneten belediye'lerdi.
Bu 23 özel mahalleye ek olarak, Tokyo ayrıca her biri yerel bir yönetime sahip 26 şehir (市 -shi), beş kasaba (町 -chō veya machi) ve sekiz köy (村 -son veya -mura) içerir. Tokyo Büyükşehir Hükümeti, 23 özel bölge ve vilayeti oluşturan şehirler ve kasabalar dahil olmak üzere tüm metropolü yönetir. Halk tarafından seçilmiş bir vali ve büyükşehir meclisi tarafından yönetilmektedir. Merkezi Shinjuku semtindedir.
İklim
Tokyo, ılıman dönencealtı iklimine (Köppen iklim sınıflandırması Cfa) sahiptir.[8] Yazlar sıcak ve nemli olup kışlar ise serin geçmektedir.
Tokyo iklimi
Aylar Oca Şub Mar Nis May Haz Tem Ağu Eyl Eki Kas Ara Yıl
Ortalama en yüksek sıcaklık (°C) 8,3 8,7 11,9 17,2 21,1 24,5 28,1 29,8 26,1 20,5 15,5 11,0 18,6
Ortalama sıcaklık (°C) 2,9 3,6 6,9 12,4 16,6 20,5 24,1 25,5 22,1 15,9 10,2 5,3 13,8
Ortalama en düşük sıcaklık (°C) −1,7 −0,9 2,0 7,6 12,0 16,8 20,8 21,9 18,6 11,9 5,4 0,4 9,6
Ortalama yağış (mm) 55,2 72,4 111,0 129,1 151,9 166,3 139,7 114,7 203,3 184,1 104,7 58,7 1.491,1
Kaynak: Japonya Meteoroloji Ajansı[9]
Tanıtım
Şehrin merkezinde hendekler ve geniş bahçelerle çevrili İmparatorluk Sarayı yer alır. Sarayın doğusunda, Japon iş dünyasının merkezi olarak nitelendirilen Maranouçi semti bulunur; kuzeydoğusunda ise pek çok üniversitenin ve basımevinin bulunduğu Kanda semti uzanır. Resmi binalar sarayın güneyindeki Kasumigaseki semtinde toplanmıştır. Millî parlamento binası ise Kasumigaseki'nin batısındadır. Dünyaca meşhur bir alışveriş merkezi olan Ginza semti şehrin doğu kesimindedir. Tokyo'nun mimarisi iki veya üç katlı ahşap evlerden, Meiji döneminden kalma taş yapılara ve beton veya çelikten yapılmış gökdelenlere kadar değişen bir çeşitlilik gösterir. Japonya'nın başlıca ibadet merkezi olan Meiji Tapınağı bir millî abide olarak kabul edilir.
Başlangıçta depreme karşı mukavim olsun diye binalar 30 metreyle sınırlandırılmış, fakat 1960'lardan sonra bu yüksekliği aşan depreme dayanıklı pek çok yeni bina inşa edilmiştir. Bunların başlıcaları Mainiçi Yayınevi, Tokyo Katedrali, Millî Tiyatro ve Uluslararası Ticaret Merkezi'dir.
Yönetim ve idari bölümler
Japon yasalarına göre Tokyo bir metropol (都 to) statüsüne sahip bir prefektörlük olarak tanımlanmakta olup idari yapısı Japonya'nın diğer prefektörlükleri ile aynıdır. Metropol 1943 yılında kurulmuş olup bu tarihe kadar Tokyo, Tokyo prefektörlüğüne (東京府, Tōkyō-fu) bağlı bir şehirdi. Eski Tokyo şehrinin bulunduğu bölge 23 adet özel semte (特別 区 -ku) ayrılmakta olup her birinin kendi belediye başkanı ile meclisi bulunmaktadır ve bağımsız bir şehir gibi yönetilmektedirler.
Şehrin doğu kesiminde 23 adet özel semt bulunmaktadır:
Adachi
Arakawa
Bunkyō
Chiyoda
Chūō
Edogawa
Itabashi
Katsushika
Kita
Kōtō
Meguro
Minato
Nakano
Nerima
Ōta
Setagaya
Shibuya
Shinagawa
Shinjuku
Suginami
Sumida
Taitō
Toshima
Batı kesiminde ise 26 adet kentsel yönetim bulunmaktadır:
NASA - Landsat 7 tarafından çekilen Tokyo uydu görüntüsü.
Akiruno
Akishima
Chōfu
Fuchū
Fussa
Hachiōji
Hamura
Higashikurume
Higashimurayama
Higashiyamato
Hino
Inagi
Kiyose
Kodaira
Koganei
Kokubunji
Komae
Kunitachi
Machida
Mitaka
Musashimurayama
Musashino
Nishitōkyō
Ōme
Tachikawa
Tama
Ek olarak Tokyo'nun en batısında Nishitama ilçesi bulunmakta olup ilçe üç kasaba olan Hinode, Mizuho ve Okutama ve bir köy olan Hinohara'yı içermektedir.
Ayrıca Izu ve Ogasavara adaları idari yönden Tokyo'ya bağlıdır.
Ekonomi
Tokyo, dünyanın en büyük metropol ekonomisine sahiptir.[10] PricewaterhouseCoopers tarafından yürütülen bir araştırmaya göre, 38 milyon nüfuslu Büyük Tokyo Bölgesi (Tokyo-Yokohama, TYO) 2012'de (Satın alma gücü paritesine göre) toplam GSYİH'ye sahipken, bu listenin başında yer aldı.
Tokyo, uluslararası büyük bir finans merkezi olup,[11] dünyanın en büyük yatırım bankaları ve sigorta şirketlerinin birkaçının merkezini barındırır ve Japonya'nın ulaşım, yayımcılık, elektronik ve yayıncılık endüstrilerinin merkezidir.
II. Dünya Savaşı'nın ardından Japonya ekonomisinin merkezileşmiş büyümesi sırasında, birçok büyük firma, hükûmete daha iyi erişimden yararlanmak amacıyla merkezlerini Osaka (tarihi ticaret başkenti) gibi şehirlerden Tokyo'ya taşıdı. Bu eğilim, Tokyo'da devam eden nüfus artışı ve yüksek yaşam maliyeti nedeniyle yavaşlamaya başladı.
Tokyo, Ekonomist İstihbarat Birimi tarafından 2006'da yerini Oslo'ya ve daha sonra Paris'e bıraktığında sona eren 14 yıl üst üste dünyanın en pahalı (en yüksek yaşam maliyeti) şehri olarak derecelendirildi.[12][13]
Tokyo, 1960'larda önde gelen bir uluslararası finans merkezi (IFC) olarak ortaya çıktı ve New York ve Londra[14] ile birlikte dünya ekonomisi için üç "komuta merkezinden" biri olarak tanımlandı. 2020 Küresel Finans Merkezleri Endeksi'nde Tokyo dünyanın en rekabetçi dördüncü finans merkezine (New York, Londra, Şanghay, Hong Kong, Singapur, Pekin, San Francisco, Shenzhen ve Zürih gibi şehirlerin yanı sıra) sahip olarak sıralandı. ilk 10) ve Asya'da en rekabetçi ikinci (Şanghay'dan sonra).[15] Japon finans piyasası 1984'te yavaş yavaş açıldı ve 1998'de "Japon Büyük Patlaması" ile uluslararasılaşmayı hızlandırdı. Singapur ve Hong Kong'un rakip finans merkezleri olarak ortaya çıkmasına rağmen, Tokyo IFC Asya'da önemli bir konumunu korumayı başarıyor. Tokyo Menkul Kıymetler Borsası, Japonya'nın en büyük borsasıdır ve piyasa değeri bakımından dünyanın üçüncü, hisse cirosu bakımından dördüncü en büyük borsasıdır. 1990'da Japon varlık fiyatları balonunun sonunda dünya borsa değerinin %60'ından fazlasını oluşturuyordu.
Tarım, Ormancılık ve Balıkçılık Bakanlığı'na göre, Tokyo'nun 2003 yılı itibarıyla 8.460 hektar (20.900 dönüm) tarım arazisi vardı ve onu ülkenin illeri arasında son sıraya yerleştirdi. Tarım arazileri Batı Tokyo'da yoğunlaşmıştır. Sebze, meyve ve çiçek gibi çabuk bozulan ürünler, vilayetin doğu kesimindeki pazarlara rahatlıkla sevk edilebilir. Komatsuna ve ıspanak en önemli sebzelerdir; 2000 yılı itibarıyla Tokyo, merkezi ürün pazarında satılan komatsuna'nın %32,5'ini tedarik ediyordu.
Yüzölçümünün %36'sı ormanlarla kaplı olan Tokyo'da özellikle dağlık batı toplulukları olan Akiruno, Ōme, Okutama, Hachiōji, Hinode ve Hinohara'da geniş Japon çamı ve Japon selvi yetişmektedir. Kereste fiyatlarındaki düşüşler, üretim maliyetindeki artışlar ve ormancılık nüfusu arasında ilerleyen yaşlılık, Tokyo'nun üretiminde bir düşüşe neden oldu. Ek olarak, özellikle Japon çamından gelen polen, yakınlardaki nüfus merkezleri için önemli bir alerjendir. Tokyo Körfezi bir zamanlar önemli bir balık kaynağıydı. Tokyo'nun balık üretiminin çoğu, Izu Ōshima ve Hachijō-Jima gibi dış adalardan geliyor. Skipjack ton balığı, nori ve aji okyanus ürünleri arasındadır.[16]
Tokyo'da turizm de ekonomiye katkıda bulunur. 2006'da Tokyo'ya 4.81 milyon yabancı ve 420 milyon Japon ziyareti yapıldı; Tokyo Büyükşehir Hükûmeti'ne göre bu ziyaretlerin ekonomik değeri 9,4 trilyon yen olarak gerçekleşti. Birçok turist, Tokyo'nun Tokyo'nun özel semtlerindeki çeşitli şehir merkezlerini, mağazaları ve eğlence bölgelerini ziyaret eder. Kültürel teklifler arasında hem her yerde var olan Japon pop kültürü hem de Şibuya ve Harajuku gibi semtler, Studio Ghibli anime merkezi gibi alt kültürel cazibe merkezleri ve ülkenin sanat eseri ulusal hazinelerinin %37'sine ev sahipliği yapan Tokyo Ulusal Müzesi gibi müzeler (87/233) bulunmaktadır.
Tokyo'daki Toyosu Pazarı, 11 Ekim 2018'de[17] açıldığından beri dünyanın en büyük toptan balık ve deniz ürünleri pazarıdır. Aynı zamanda her türden en büyük toptan gıda pazarlarından biridir. Kōtō koğuşunun Toyosu bölgesinde yer almaktadır. Toyosu Pazarı, selefi Tsukiji Balık Pazarı ve Nihonbashi Balık Pazarının geleneklerine güçlü bir şekilde sahiptir ve her gün yaklaşık 50.000 alıcı ve satıcıya hizmet vermektedir. Perakendeciler, toptancılar, müzayedeciler ve kamu vatandaşları, dört yüzyıldan fazla bir süre sonra hala şehri ve gıda arzını beslemeye devam eden benzersiz bir organize kaos mikrokozmosu yaratarak pazara sık sık gelirler.[18]
Ulaşım
Büyük Tokyo Metropolü'nün merkezi olan Tokyo, demiryolu ve kara taşımacılığında Japonya'nın en büyük yerel ve uluslararası merkezidir. Ancak hava sahası II. Dünya Savaşı sonrasında ABD ordusunun münhasır kontrolü altındadır. Tokyo içindeki toplu taşımaya, ikincil rol yapan otobüsler, monoraylar ve tramvaylar ile çeşitli operatörlerce işletilen büyük "temiz ve verimli"[19] tren ve metro ağı hakimdir. Tokyo'da 62'ye varan elektrikli tren hattı ve 900'den fazla tren istasyonu vardır.[20]
Şibuya Geçidi aynı anda yaklaşık 3.000 kişinin karşıya geçtiği "dünyanın en işlek yaya geçididir"[21][22].[23]
İkinci Dünya Savaşı'nın bir sonucu olarak, Japon uçaklarının Tokyo üzerinden uçması genellikle yasaktır.[24] Bu yüzden Japonya Tokyo'nun dışında havalimanları yapmıştır. Chiba prefektörlüğü'ndeki Narita Uluslararası Havalimanı uluslararası yolcuların Japonya'ya açılan ana kapısıdır. Japonya'nın bayrak taşıyıcıları olan Japan Airlines ve All Nippon Airways'in bu havaalanında aktarma merkezi vardır. Ōta'daki ıslah edilmiş arazide Haneda Uluslararası Havalimanı iç ve dış hat uçuşları sunar. 2018 itibarıyla, Tokyo hava sahasından Haneda'ya bazı uçuş rotalarına izin verilir.[25]
Tokyo tarafından yönetilen çeşitli adaların kendi havaalanları vardır. Hachijō-jima (Hachijojima Havalimanı), Miyakejima (Miyakejima Havalimanı) ve Izu Ōshima 'nın (Oshima Havalimanı) Tokyo International'a ve diğer havaalanlarına seferleri vardır.
Demiryolu, dünyadaki en geniş kentsel demiryolu ağına ve eşit derecede büyük yüzey hat ağına sahip olan Tokyo'da[26] en başta gelen ulaşım türüdür. JR East, Tokyo şehir merkezini çevreleyen Yamanote Hattı döngüsü de dahil olmak üzere Tokyo'nun en büyük demiryolu ağını işletir. Tokyo metropol bölgesinin tamamında ve Honshū'nun kuzeydoğu kesiminin geri kalanında demiryolu hatları işletir. JR East ayrıca Şinkansen yüksek hızlı tren hatlarından da sorumludur.
Metro ağını iki farklı kuruluş işletir: özel Tokyo Metrosu ve devlet Tokyo Metropoliten Ulaşım Bürosu. Büyükşehir yönetimi ve özel taşıyıcılar, otobüs güzergahları ve tramvay güzergahı işletir. Tokyo, Shinagawa ve Shinjuku dahil olmak üzere dev tren istasyonlarındaki ana terminallerle yerel, bölgesel ve ulusal hizmetler vardır.
Otoyollar başkenti Büyük Tokyo Bölgesi, Kantō bölgesi ve Kyūshū ve Shikoku adalarındaki diğer noktalara bağlar. 1964 Yaz Olimpiyatları'ndan hemen önce bu yolları yapmak için çoğu yol mevcut yolların üzerine inşa edildi.[27] Diğer ulaşım, özel servislerde ve şehir ve kasabalarda çalışan taksileri içerir. Ayrıca uzun mesafeli feribotlar Tokyo adalarına hizmet verir, iç ve dış limanlara yolcu ve yük taşır.
Eğitim
Japonya'daki üniversite ve yüksekokulların büyük bölümü Tokyo'dadır. Tokyo Üniversitesi dışındaki başlıca millî yükseköğretim kurumları Tokyo Teknoloji Enstitüsü, Hitotsubashi Üniversitesi ve Tokyo Güzel Sanatlar Üniversitesi'dir. Özel üniversitelerin en önemlileri Vaseda ve Keio üniversiteleridir.
Kültür
Tokyo'da birçok müze vardır. Ueno Parkı'nda ülkenin en büyük müzesi ve geleneksel Japon sanatında uzman Tokyo Ulusal Müzesi; Ulusal Batı Sanatı Müzesi ve Ueno Hayvanat Bahçesi vardır. Diğer müzeler, Odaiba'daki Ulusal Gelişen Bilim ve Yenilik Müzesi; Tokyo'nun merkezinden Sumida Nehri'nin karşısında Sumida'da bulunan Edo-Tokyo Müzesi; Aoyama'daki Nezu Müzesi ve İmparatorluk Sarayı yakınındaki Millî Diyet Kütüphanesi, Millî Arşivler ve Ulusal Modern Sanat Müzesi'dir.
Tokyo'da performans sanatları için birçok tiyatro vardır. Bunlar, Japon dramasının geleneksel biçimleri için milli ve özel tiyatrolardır. Noh için Ulusal Noh Tiyatrosu ve Kabuki için Kabuki-za dikkat çekicidir.[28]
Senfoni orkestraları ve diğer müzik organizasyonları modern ve geleneksel müzik icra eder. Şibuya'daki Tokyo Yeni Ulusal Tiyatro, opera, bale, çağdaş dans ve drama dahil olmak üzere sahne sanatlarının ulusal merkezidir.[29] Tokyo ayrıca samimi kulüplerden Nippon Budokan gibi uluslararası ünlü alanlara kadar değişen büyüklükteki mekanlarda modern Japon ve uluslararası pop ve rock müziğine ev sahipliği yapar.
Tokyo'da birçok farklı festival düzenlenir. Hie Shrine'daki Sannō, Asakusa Shrine'daki Sanja ve iki yılda bir düzenlenen Kanda Festivalleri başlıca etkinliklerdir. Kanda Festivali'nin özenle süslenmiş şamandıraları ve binlerce insanla yapılan geçit töreni vardır.
Her yıl temmuzun son cumartesi günü Sumida Nehri üzerinde muazzam bir havai fişek gösterisi bir milyondan fazla izleyicinin ilgisini çeker.
İlkbaharda kiraz çiçekleri açtıktan sonra, pek çok bölge sakini çiçeklerin altında piknik yapmak için Ueno Parkı, Inokashira Parkı ve Shinjuku Gyoen Ulusal Bahçesi'nde toplanır.
Şibuya'nın mahallesi Harajuku, gençlik stili, modası[30] ve cosplayi ile uluslararası olarak tanınır.
Kasım 2007'de Michelin toplamda 191 yıldız, yani Tokyo'nun en yakın rakibi Paris'in yaklaşık iki katı yıldız vererek Tokyo'da kaliteli yemek için ilk rehberini yayınlamıştı. 2017 itibariyle Tokyo'da 227 restoran ödüllendirildi ( Paris'te 92 restoran ödüllendirilmişti). Oniki işetmeye en çok üç yıldız (Paris'te 10 tane 3 yıldızlı işletme vardı), 54 işletmeye iki yıldız ve 161 işletmeye ise tek yıldız verildi.[31]
Turizm
Japonya'nın kültür merkezi olan Tokyo'da pek çok müze, kütüphane ve üniversite bulunur.
Kardeş şehirler
Tokyo'nun birçok şehir ve eyalet ile kardeş şehir anlaşması bulunmaktadır.[32]
Amerika Birleşik Devletleri New York, Amerika Birleşik Devletleri[33]
Çin Pekin, Çin
Fransa Paris, Fransa
Avustralya Yeni Güney Galler, Avustralya
Endonezya Cakarta, Endonezya
Güney Kore Seul, Güney Kore[34]
Brezilya São Paulo, Brezilya
Mısır Kahire, Mısır
Rusya Moskova, Rusya
Almanya Berlin, Almanya
İtalya Roma, İtalya
Tayvan Taipei, Tayvan
Birleşik Krallık Londra, Birleşik Krallık[35]
Kaynak ve Dipnotlar
Wikipedia
Rehber Ansiklopedisi
Tokyo (Japonca: Bu ses hakkında東京 (yardım·bilgi); Tōkyō, "Doğunun Başkenti") veya resmî adıyla Tokyo Metropolü (東京都; Tōkyō-to), Japonya'nın başkenti ve prefektörlüklerinden biridir. 13,453 km2 olup, 38.505.000 milyon[2] nüfuslu megapol bir bölge olan Tokyo dünyanın en büyük kentidir. Son yapılan araştırmalara göre yaşamın en pahalı olduğu kentlerinden birisi olarak gösterilen Tokyo, 2022 yılında dünyanın en pahalı 9. kentiydi.[3] Honşu'nun orta kesiminde, Büyük Okyanus'un bir girintisi olan Tokyo Körfezi'nin kıyısında, Sumida Nehri'nin ağzında yer alır.
Japonya’nın başşehri. Yüzölçümü 600 km2 olup, nüfûsu da on milyon civarındadır. Honşu Adasının orta kesiminde, Büyük Okyanusun bir girintisi olan Tokyo Körfezinin kıyısında, Sumida Nehrinin ağzında yer alır.
Tokyo’da kışlar oldukça ılık, yazlar ise sıcak ve nemli geçer.
Şehrin merkezinde hendekler ve geniş bahçelerle çevrili İmparatorluk Sarayı yer alır. Sarayın doğusunda, Japon iş dünyâsının merkezi olarak nitelendirilen Maranouçi semti bulunur; kuzeydoğusunda ise pekçok üniversitenin ve basımevinin bulunduğu Kanda semti uzanır. Resmi binalar sarayın güneyindeki Kasumigaseki semtinde toplanmıştır. Millî parlamento binâsı ise Kasumigaseki’nin batısındadır. Dünyâca meşhur bir alışveriş merkezi olan Ginza semti şehrin doğu kesimindedir. Tokyo’nun mîmârisi iki veya üç katlı ahşap evlerden, Meici döneminden kalma taş yapılara ve beton veya çelikten yapılmış gökdelenlere kadar değişen bir çeşitlilik gösterir. Japonya’nın başlıca ibâdet merkezi olan Meici Tapınağı bir millî âbide olarak kabul edilir.
Başlangıçta depreme karşı mukavim olsun diye binâlar 30 metreyle sınırlandırılmış, fakat 1960’lardan sonra bu yüksekliği aşan depreme dayanıklı pekçok yeni binâ inşâ edilmiştir. Bunların başlıcaları Mainiçi Yayınevi, Tokyo Katedrali, Millî Tiyatro ve Milletlerarası Ticâret Merkezidir.
Şehiriçi ulaşım otobüs, metro ve kamuya veya özel sektöre âit elektrikli trenlerle sağlanır. Tokyo’da biri iç seferler, diğeri dış seferlere tahsis edilen iki havaalanı vardır.
Japonya’nın kültür merkezi olan Tokyo’da pekçok müze, kütüphâne ve üniversite bulunur. Ueno Parkında Tokyo Millî Müzesi, Millî Bilim Müzesi, Hayvanat Bahçesi ve Batı Sanatı Millî Müzesi yer alır. Japonya’daki üniversite ve yüksekokulların büyük bölümü Tokyo’dadır. Tokyo Üniversitesi dışındaki başlıca yükseköğretim kurumları Tokyo Teknoloji Enstitüsü, Hitotsubaşi Üniversitesi ve Tokyo Güzel Sanatlar Üniversitesidir. Özel üniversitelerin en meşhurları da Vazeda ve Keto üniversiteleridir.
Tokyo’nun bugün bulunduğu bölgenin yerleşime açılması çok eskilere dayanır. Altıncı yüzyılda Japonya’da kuvvetli bir imparatorluk idâresinin kurulmasından sonra Musaşi vilâyetinin bir parçası oldu. O dönemde Edo (haliç) ismiyle anılan şehir Tokugava şogunluğunun kurulmasına kadar küçük bir balıkçı köyü olarak kaldı. On yedinci asırda büyüyüp genişledi. Meici Restorasyonu tekrar şogunluğa son verip imparatorluğa hâkim olunca Edo’yu başşehir îlân etti ve “Doğunun Başşehri” mânâsında Tokyo ismini verdi.
Tokyo 12 Eylül 1923’teki depremden büyük zarar gördü. Depremden sonra şehir yeniden inşâ edildi ve bu dönemde çevresinde banliyöler teşekkül etmeye başladı. İkinci Dünyâ Harbinde şehir ve çevresi ABD uçakları tarafından bombalandı. Tokyo 1950’lerden sonra ülke ekonomisine paralel bir gelişme göstererek hızla büyüdü ve bugünkü seviyesine ulaştı.
Rusya’dan Tokyo’ya giden Kazak Türklerinin 1938’de yaptıkları câmi, 1985’te belediye tarafından yıktırıldı. Bu târihten îtibâren Tokyo’daki Müslümanlar cumâ ve bayram namazlarını kılamamakta ve cenâzeleri için dînî tören yapamamaktadırlar. Tokyo’nun Yoyogi Sehura mahallesinde bulunan câminin arsası, bugün hâlâ boştur. 3-5 araba için park olarak kullanılmaktadır (1994).
Tarihçe
Tokyo Körfezi kıyısında liman şehri Tokyo, Edo (haliç kapısı) adı ile tanınmıştı. Edo Kalesi 12. yüzyılda güçlü samuray klanı Edo ailesinin yurdu olarak Japon tarihinde meydana çıktı. 1603'te Tokugawa Şogunluğu kurucusu Tokugawa Ieyasu, Edo'yu şogun yönetiminin başkenti yaptı. Şogunluk rejimi altında Edo, Japonya'nın kültürel ve ekonomik, politik alanında merkezine gelişti.
1868'de Şogun yönetimine son veren İmparator Meiji, 3 Eylül 1868 tarihli Edo'yu adlandırarak Tokyo yapmasına dair imparator fermanı ile Kyoto'dan Edo kalesindeki eski şogun sarayına göç edip, eski başkent Kyoto'dan doğuda başkent olduğundan dolayı şehrin adı Tokyo'ya değişti.
Tokyo, 12 Eylül 1923'teki depremden büyük zarar gördü. Depremden sonra şehir yeniden inşa edildi ve bu dönemde çevresinde banliyöler teşekkül etmeye başladı. 20 yıl sonra II. Dünya Savaşı'nda ABD uçakları tarafından ciddi bombardıman edilerek tekrar yıkıldı.
Tokyo 1950'lerden sonra ülke ekonomisine paralel bir gelişme göstererek hızla büyüdü ve bugünkü seviyesine ulaştı.
Coğrafya
2018'de Tokyo'nun ESA Sentinel-2 tarafından çekilmiş uydu fotoğrafı
Tokyo anakarası, Tokyo Körfezi'nin kuzeybatısında yer almakta olup yaklaşık olarak doğudan batıya 90 km ve kuzeyden güneye 25 km yayılmaktadır. Tokyo'nun ortalama rakımı 40 metredir.[4] Tokyo Metropolü'nün doğusunda Chiba, batısında Yamanashi, güneyinde Kanagawa ve kuzeyinde Saitama prefektörlükleri ile sınırı bulunmaktadır. Anakara Tokyo ayrıca doğu yarısını kaplayan özel semtlere ve batıya uzanan Tama bölgesine (多摩 地域) bölünmüştür. Tokyo'nun enlemi 35.65'tir (36. kuzey paraleli'nin yakınındadır) ve Roma (41.90), Madrid (40.41), New York City (40.71) ve Pekin'den (39.91) daha güneydedir.[5]
Tokyo Metropolü'nün idari sınırları içinde, doğrudan güneyde Pasifik Okyanusunda yer alan iki ada zinciri vardır: Izu Adaları ve anakaradan 1.000 km (620 mi)'den fazla uzağa uzanan Ogasavara Adaları. Bu adalar ve batıdaki dağlık bölgeler nedeniyle, Tokyo'nun genel nüfus yoğunluğu rakamları, Tokyo'nun kentsel ve banliyö bölgeleri için gerçek rakamların çok altındadır.[6]
Japon yasaları'na göre, Tokyo valiliği, metropol olarak tercüme edilen bir to (都) olarak belirlenmiştir.[7] Tokyo Eyaleti, kilometre kare başına 6.100 kişi/kilometrekare (16.000/sq mi) 6.100 kişi ile en kalabalık ve en yoğun ildir. Coğrafi bölgeye göre, yalnızca Osaka ve Kagawa'nın üzerinde üçüncü en küçüktür. İdari yapısı, Japonya'nın diğer vilayetlerininkine benzer. 1943 yılına kadar Tokyo şehrini oluşturan 23 özel mahallesi (特別区, tokubetsu-ku), her biri bir belediye başkanına, bir konseye ve şehir statüsüne sahip, kendi kendini yöneten belediye'lerdi.
Bu 23 özel mahalleye ek olarak, Tokyo ayrıca her biri yerel bir yönetime sahip 26 şehir (市 -shi), beş kasaba (町 -chō veya machi) ve sekiz köy (村 -son veya -mura) içerir. Tokyo Büyükşehir Hükümeti, 23 özel bölge ve vilayeti oluşturan şehirler ve kasabalar dahil olmak üzere tüm metropolü yönetir. Halk tarafından seçilmiş bir vali ve büyükşehir meclisi tarafından yönetilmektedir. Merkezi Shinjuku semtindedir.
İklim
Tokyo, ılıman dönencealtı iklimine (Köppen iklim sınıflandırması Cfa) sahiptir.[8] Yazlar sıcak ve nemli olup kışlar ise serin geçmektedir.
Tokyo iklimi
Aylar Oca Şub Mar Nis May Haz Tem Ağu Eyl Eki Kas Ara Yıl
Ortalama en yüksek sıcaklık (°C) 8,3 8,7 11,9 17,2 21,1 24,5 28,1 29,8 26,1 20,5 15,5 11,0 18,6
Ortalama sıcaklık (°C) 2,9 3,6 6,9 12,4 16,6 20,5 24,1 25,5 22,1 15,9 10,2 5,3 13,8
Ortalama en düşük sıcaklık (°C) −1,7 −0,9 2,0 7,6 12,0 16,8 20,8 21,9 18,6 11,9 5,4 0,4 9,6
Ortalama yağış (mm) 55,2 72,4 111,0 129,1 151,9 166,3 139,7 114,7 203,3 184,1 104,7 58,7 1.491,1
Kaynak: Japonya Meteoroloji Ajansı[9]
Tanıtım
Şehrin merkezinde hendekler ve geniş bahçelerle çevrili İmparatorluk Sarayı yer alır. Sarayın doğusunda, Japon iş dünyasının merkezi olarak nitelendirilen Maranouçi semti bulunur; kuzeydoğusunda ise pek çok üniversitenin ve basımevinin bulunduğu Kanda semti uzanır. Resmi binalar sarayın güneyindeki Kasumigaseki semtinde toplanmıştır. Millî parlamento binası ise Kasumigaseki'nin batısındadır. Dünyaca meşhur bir alışveriş merkezi olan Ginza semti şehrin doğu kesimindedir. Tokyo'nun mimarisi iki veya üç katlı ahşap evlerden, Meiji döneminden kalma taş yapılara ve beton veya çelikten yapılmış gökdelenlere kadar değişen bir çeşitlilik gösterir. Japonya'nın başlıca ibadet merkezi olan Meiji Tapınağı bir millî abide olarak kabul edilir.
Başlangıçta depreme karşı mukavim olsun diye binalar 30 metreyle sınırlandırılmış, fakat 1960'lardan sonra bu yüksekliği aşan depreme dayanıklı pek çok yeni bina inşa edilmiştir. Bunların başlıcaları Mainiçi Yayınevi, Tokyo Katedrali, Millî Tiyatro ve Uluslararası Ticaret Merkezi'dir.
Yönetim ve idari bölümler
Japon yasalarına göre Tokyo bir metropol (都 to) statüsüne sahip bir prefektörlük olarak tanımlanmakta olup idari yapısı Japonya'nın diğer prefektörlükleri ile aynıdır. Metropol 1943 yılında kurulmuş olup bu tarihe kadar Tokyo, Tokyo prefektörlüğüne (東京府, Tōkyō-fu) bağlı bir şehirdi. Eski Tokyo şehrinin bulunduğu bölge 23 adet özel semte (特別 区 -ku) ayrılmakta olup her birinin kendi belediye başkanı ile meclisi bulunmaktadır ve bağımsız bir şehir gibi yönetilmektedirler.
Şehrin doğu kesiminde 23 adet özel semt bulunmaktadır:
Adachi
Arakawa
Bunkyō
Chiyoda
Chūō
Edogawa
Itabashi
Katsushika
Kita
Kōtō
Meguro
Minato
Nakano
Nerima
Ōta
Setagaya
Shibuya
Shinagawa
Shinjuku
Suginami
Sumida
Taitō
Toshima
Batı kesiminde ise 26 adet kentsel yönetim bulunmaktadır:
NASA - Landsat 7 tarafından çekilen Tokyo uydu görüntüsü.
Akiruno
Akishima
Chōfu
Fuchū
Fussa
Hachiōji
Hamura
Higashikurume
Higashimurayama
Higashiyamato
Hino
Inagi
Kiyose
Kodaira
Koganei
Kokubunji
Komae
Kunitachi
Machida
Mitaka
Musashimurayama
Musashino
Nishitōkyō
Ōme
Tachikawa
Tama
Ek olarak Tokyo'nun en batısında Nishitama ilçesi bulunmakta olup ilçe üç kasaba olan Hinode, Mizuho ve Okutama ve bir köy olan Hinohara'yı içermektedir.
Ayrıca Izu ve Ogasavara adaları idari yönden Tokyo'ya bağlıdır.
Ekonomi
Tokyo, dünyanın en büyük metropol ekonomisine sahiptir.[10] PricewaterhouseCoopers tarafından yürütülen bir araştırmaya göre, 38 milyon nüfuslu Büyük Tokyo Bölgesi (Tokyo-Yokohama, TYO) 2012'de (Satın alma gücü paritesine göre) toplam GSYİH'ye sahipken, bu listenin başında yer aldı.
Tokyo, uluslararası büyük bir finans merkezi olup,[11] dünyanın en büyük yatırım bankaları ve sigorta şirketlerinin birkaçının merkezini barındırır ve Japonya'nın ulaşım, yayımcılık, elektronik ve yayıncılık endüstrilerinin merkezidir.
II. Dünya Savaşı'nın ardından Japonya ekonomisinin merkezileşmiş büyümesi sırasında, birçok büyük firma, hükûmete daha iyi erişimden yararlanmak amacıyla merkezlerini Osaka (tarihi ticaret başkenti) gibi şehirlerden Tokyo'ya taşıdı. Bu eğilim, Tokyo'da devam eden nüfus artışı ve yüksek yaşam maliyeti nedeniyle yavaşlamaya başladı.
Tokyo, Ekonomist İstihbarat Birimi tarafından 2006'da yerini Oslo'ya ve daha sonra Paris'e bıraktığında sona eren 14 yıl üst üste dünyanın en pahalı (en yüksek yaşam maliyeti) şehri olarak derecelendirildi.[12][13]
Tokyo, 1960'larda önde gelen bir uluslararası finans merkezi (IFC) olarak ortaya çıktı ve New York ve Londra[14] ile birlikte dünya ekonomisi için üç "komuta merkezinden" biri olarak tanımlandı. 2020 Küresel Finans Merkezleri Endeksi'nde Tokyo dünyanın en rekabetçi dördüncü finans merkezine (New York, Londra, Şanghay, Hong Kong, Singapur, Pekin, San Francisco, Shenzhen ve Zürih gibi şehirlerin yanı sıra) sahip olarak sıralandı. ilk 10) ve Asya'da en rekabetçi ikinci (Şanghay'dan sonra).[15] Japon finans piyasası 1984'te yavaş yavaş açıldı ve 1998'de "Japon Büyük Patlaması" ile uluslararasılaşmayı hızlandırdı. Singapur ve Hong Kong'un rakip finans merkezleri olarak ortaya çıkmasına rağmen, Tokyo IFC Asya'da önemli bir konumunu korumayı başarıyor. Tokyo Menkul Kıymetler Borsası, Japonya'nın en büyük borsasıdır ve piyasa değeri bakımından dünyanın üçüncü, hisse cirosu bakımından dördüncü en büyük borsasıdır. 1990'da Japon varlık fiyatları balonunun sonunda dünya borsa değerinin %60'ından fazlasını oluşturuyordu.
Tarım, Ormancılık ve Balıkçılık Bakanlığı'na göre, Tokyo'nun 2003 yılı itibarıyla 8.460 hektar (20.900 dönüm) tarım arazisi vardı ve onu ülkenin illeri arasında son sıraya yerleştirdi. Tarım arazileri Batı Tokyo'da yoğunlaşmıştır. Sebze, meyve ve çiçek gibi çabuk bozulan ürünler, vilayetin doğu kesimindeki pazarlara rahatlıkla sevk edilebilir. Komatsuna ve ıspanak en önemli sebzelerdir; 2000 yılı itibarıyla Tokyo, merkezi ürün pazarında satılan komatsuna'nın %32,5'ini tedarik ediyordu.
Yüzölçümünün %36'sı ormanlarla kaplı olan Tokyo'da özellikle dağlık batı toplulukları olan Akiruno, Ōme, Okutama, Hachiōji, Hinode ve Hinohara'da geniş Japon çamı ve Japon selvi yetişmektedir. Kereste fiyatlarındaki düşüşler, üretim maliyetindeki artışlar ve ormancılık nüfusu arasında ilerleyen yaşlılık, Tokyo'nun üretiminde bir düşüşe neden oldu. Ek olarak, özellikle Japon çamından gelen polen, yakınlardaki nüfus merkezleri için önemli bir alerjendir. Tokyo Körfezi bir zamanlar önemli bir balık kaynağıydı. Tokyo'nun balık üretiminin çoğu, Izu Ōshima ve Hachijō-Jima gibi dış adalardan geliyor. Skipjack ton balığı, nori ve aji okyanus ürünleri arasındadır.[16]
Tokyo'da turizm de ekonomiye katkıda bulunur. 2006'da Tokyo'ya 4.81 milyon yabancı ve 420 milyon Japon ziyareti yapıldı; Tokyo Büyükşehir Hükûmeti'ne göre bu ziyaretlerin ekonomik değeri 9,4 trilyon yen olarak gerçekleşti. Birçok turist, Tokyo'nun Tokyo'nun özel semtlerindeki çeşitli şehir merkezlerini, mağazaları ve eğlence bölgelerini ziyaret eder. Kültürel teklifler arasında hem her yerde var olan Japon pop kültürü hem de Şibuya ve Harajuku gibi semtler, Studio Ghibli anime merkezi gibi alt kültürel cazibe merkezleri ve ülkenin sanat eseri ulusal hazinelerinin %37'sine ev sahipliği yapan Tokyo Ulusal Müzesi gibi müzeler (87/233) bulunmaktadır.
Tokyo'daki Toyosu Pazarı, 11 Ekim 2018'de[17] açıldığından beri dünyanın en büyük toptan balık ve deniz ürünleri pazarıdır. Aynı zamanda her türden en büyük toptan gıda pazarlarından biridir. Kōtō koğuşunun Toyosu bölgesinde yer almaktadır. Toyosu Pazarı, selefi Tsukiji Balık Pazarı ve Nihonbashi Balık Pazarının geleneklerine güçlü bir şekilde sahiptir ve her gün yaklaşık 50.000 alıcı ve satıcıya hizmet vermektedir. Perakendeciler, toptancılar, müzayedeciler ve kamu vatandaşları, dört yüzyıldan fazla bir süre sonra hala şehri ve gıda arzını beslemeye devam eden benzersiz bir organize kaos mikrokozmosu yaratarak pazara sık sık gelirler.[18]
Ulaşım
Büyük Tokyo Metropolü'nün merkezi olan Tokyo, demiryolu ve kara taşımacılığında Japonya'nın en büyük yerel ve uluslararası merkezidir. Ancak hava sahası II. Dünya Savaşı sonrasında ABD ordusunun münhasır kontrolü altındadır. Tokyo içindeki toplu taşımaya, ikincil rol yapan otobüsler, monoraylar ve tramvaylar ile çeşitli operatörlerce işletilen büyük "temiz ve verimli"[19] tren ve metro ağı hakimdir. Tokyo'da 62'ye varan elektrikli tren hattı ve 900'den fazla tren istasyonu vardır.[20]
Şibuya Geçidi aynı anda yaklaşık 3.000 kişinin karşıya geçtiği "dünyanın en işlek yaya geçididir"[21][22].[23]
İkinci Dünya Savaşı'nın bir sonucu olarak, Japon uçaklarının Tokyo üzerinden uçması genellikle yasaktır.[24] Bu yüzden Japonya Tokyo'nun dışında havalimanları yapmıştır. Chiba prefektörlüğü'ndeki Narita Uluslararası Havalimanı uluslararası yolcuların Japonya'ya açılan ana kapısıdır. Japonya'nın bayrak taşıyıcıları olan Japan Airlines ve All Nippon Airways'in bu havaalanında aktarma merkezi vardır. Ōta'daki ıslah edilmiş arazide Haneda Uluslararası Havalimanı iç ve dış hat uçuşları sunar. 2018 itibarıyla, Tokyo hava sahasından Haneda'ya bazı uçuş rotalarına izin verilir.[25]
Tokyo tarafından yönetilen çeşitli adaların kendi havaalanları vardır. Hachijō-jima (Hachijojima Havalimanı), Miyakejima (Miyakejima Havalimanı) ve Izu Ōshima 'nın (Oshima Havalimanı) Tokyo International'a ve diğer havaalanlarına seferleri vardır.
Demiryolu, dünyadaki en geniş kentsel demiryolu ağına ve eşit derecede büyük yüzey hat ağına sahip olan Tokyo'da[26] en başta gelen ulaşım türüdür. JR East, Tokyo şehir merkezini çevreleyen Yamanote Hattı döngüsü de dahil olmak üzere Tokyo'nun en büyük demiryolu ağını işletir. Tokyo metropol bölgesinin tamamında ve Honshū'nun kuzeydoğu kesiminin geri kalanında demiryolu hatları işletir. JR East ayrıca Şinkansen yüksek hızlı tren hatlarından da sorumludur.
Metro ağını iki farklı kuruluş işletir: özel Tokyo Metrosu ve devlet Tokyo Metropoliten Ulaşım Bürosu. Büyükşehir yönetimi ve özel taşıyıcılar, otobüs güzergahları ve tramvay güzergahı işletir. Tokyo, Shinagawa ve Shinjuku dahil olmak üzere dev tren istasyonlarındaki ana terminallerle yerel, bölgesel ve ulusal hizmetler vardır.
Otoyollar başkenti Büyük Tokyo Bölgesi, Kantō bölgesi ve Kyūshū ve Shikoku adalarındaki diğer noktalara bağlar. 1964 Yaz Olimpiyatları'ndan hemen önce bu yolları yapmak için çoğu yol mevcut yolların üzerine inşa edildi.[27] Diğer ulaşım, özel servislerde ve şehir ve kasabalarda çalışan taksileri içerir. Ayrıca uzun mesafeli feribotlar Tokyo adalarına hizmet verir, iç ve dış limanlara yolcu ve yük taşır.
Eğitim
Japonya'daki üniversite ve yüksekokulların büyük bölümü Tokyo'dadır. Tokyo Üniversitesi dışındaki başlıca millî yükseköğretim kurumları Tokyo Teknoloji Enstitüsü, Hitotsubashi Üniversitesi ve Tokyo Güzel Sanatlar Üniversitesi'dir. Özel üniversitelerin en önemlileri Vaseda ve Keio üniversiteleridir.
Kültür
Tokyo'da birçok müze vardır. Ueno Parkı'nda ülkenin en büyük müzesi ve geleneksel Japon sanatında uzman Tokyo Ulusal Müzesi; Ulusal Batı Sanatı Müzesi ve Ueno Hayvanat Bahçesi vardır. Diğer müzeler, Odaiba'daki Ulusal Gelişen Bilim ve Yenilik Müzesi; Tokyo'nun merkezinden Sumida Nehri'nin karşısında Sumida'da bulunan Edo-Tokyo Müzesi; Aoyama'daki Nezu Müzesi ve İmparatorluk Sarayı yakınındaki Millî Diyet Kütüphanesi, Millî Arşivler ve Ulusal Modern Sanat Müzesi'dir.
Tokyo'da performans sanatları için birçok tiyatro vardır. Bunlar, Japon dramasının geleneksel biçimleri için milli ve özel tiyatrolardır. Noh için Ulusal Noh Tiyatrosu ve Kabuki için Kabuki-za dikkat çekicidir.[28]
Senfoni orkestraları ve diğer müzik organizasyonları modern ve geleneksel müzik icra eder. Şibuya'daki Tokyo Yeni Ulusal Tiyatro, opera, bale, çağdaş dans ve drama dahil olmak üzere sahne sanatlarının ulusal merkezidir.[29] Tokyo ayrıca samimi kulüplerden Nippon Budokan gibi uluslararası ünlü alanlara kadar değişen büyüklükteki mekanlarda modern Japon ve uluslararası pop ve rock müziğine ev sahipliği yapar.
Tokyo'da birçok farklı festival düzenlenir. Hie Shrine'daki Sannō, Asakusa Shrine'daki Sanja ve iki yılda bir düzenlenen Kanda Festivalleri başlıca etkinliklerdir. Kanda Festivali'nin özenle süslenmiş şamandıraları ve binlerce insanla yapılan geçit töreni vardır.
Her yıl temmuzun son cumartesi günü Sumida Nehri üzerinde muazzam bir havai fişek gösterisi bir milyondan fazla izleyicinin ilgisini çeker.
İlkbaharda kiraz çiçekleri açtıktan sonra, pek çok bölge sakini çiçeklerin altında piknik yapmak için Ueno Parkı, Inokashira Parkı ve Shinjuku Gyoen Ulusal Bahçesi'nde toplanır.
Şibuya'nın mahallesi Harajuku, gençlik stili, modası[30] ve cosplayi ile uluslararası olarak tanınır.
Kasım 2007'de Michelin toplamda 191 yıldız, yani Tokyo'nun en yakın rakibi Paris'in yaklaşık iki katı yıldız vererek Tokyo'da kaliteli yemek için ilk rehberini yayınlamıştı. 2017 itibariyle Tokyo'da 227 restoran ödüllendirildi ( Paris'te 92 restoran ödüllendirilmişti). Oniki işetmeye en çok üç yıldız (Paris'te 10 tane 3 yıldızlı işletme vardı), 54 işletmeye iki yıldız ve 161 işletmeye ise tek yıldız verildi.[31]
Turizm
Japonya'nın kültür merkezi olan Tokyo'da pek çok müze, kütüphane ve üniversite bulunur.
Kardeş şehirler
Tokyo'nun birçok şehir ve eyalet ile kardeş şehir anlaşması bulunmaktadır.[32]
Amerika Birleşik Devletleri New York, Amerika Birleşik Devletleri[33]
Çin Pekin, Çin
Fransa Paris, Fransa
Avustralya Yeni Güney Galler, Avustralya
Endonezya Cakarta, Endonezya
Güney Kore Seul, Güney Kore[34]
Brezilya São Paulo, Brezilya
Mısır Kahire, Mısır
Rusya Moskova, Rusya
Almanya Berlin, Almanya
İtalya Roma, İtalya
Tayvan Taipei, Tayvan
Birleşik Krallık Londra, Birleşik Krallık[35]
Kaynak ve Dipnotlar
Wikipedia
Rehber Ansiklopedisi
Sinop Hakkında Bilgiler
SİNOP
İlin Kimliği
Yüzölçümü : 5862 km2
Nüfûsu : 265.153
İlçeleri : Merkez, Ayancık, Boyabat, Dikmen, Durağan, Erfelek, Gerze, Saraydüzü, Türkeli.
Karadeniz Bölgesinin batı ve orta bölümünde yer alan bir ilimiz. İl toprakları 41° 12’ ve 42° 06’ kuzey enlemleriyle 34° 14’ ve 35° 26’ doğu boylamları arasında kalır. Doğudan Samsun ve Çorum, batıdan Kastamonu illeriyle çevrilidir. Sinop’taki İnceburun, Türkiye’nin kuzeyindeki en uç noktasıdır. Trafik numarası 57’dir.
İsminin Menşei
Amazonlu kadınların cengâver kraliçeleri Sinova’nın isminin bu şehre verildiği rivâyet edilir. Romalılar bu şehre Sinepolis demişlerdir. Bâzı kaynaklar Hititçe Sanova’dan geldiğini, bâzıları Asurların Sin kelimesinden geldiğini, başka kaynaklar Sinip’ten geldiğini, bâzı tarihçiler Sen-ha-pi kökünden türediğini, bâzıları da Farsça Sîne-i âb (Suyun göğsü) kelimesinden geldiğini ifâde ederler. Roma kayıtlarında General Pompeius’un idâresine verilen 11 şehir arasında Sinop Teium kaydı vardır.
Fâtih Sultan Mehmed Han Sinop’a Cezîretül-Uşşak demiştir. Türkler şehri fethettiklerinde bu şehre Sinop ismini vermişler ve isim gümüze kadar devam etmiştir.
Târihi
Sinop şehrinin târihi çok eskilere dayanır. Târihte savaşçı kadınlar topluluğu olarak tanınan, efsanevî Amazonlara kadar uzanır. Nitekim Hititlere âit belgelerde, bölgede Amazon ve Kaşkarların yaşadığı yazılıdır. Asurlular ve Sâmi kavimleri, bölgeyi hiçbir zaman ele geçirememişlerdir. Sinop, Anadolu’da ilk siyasî birliği kuran Hitit İmparatorluğunun sınırları içinde bir bölgeydi. Hititler bu bölgeye “Gasgas” (Kaşka, Gaşka, Kaska) ismini verdiler.
M.Ö. 8. asırda Kimmerler bölgeyi istilâ ettiler. Bilâhare Frikya ve Lidya kralları ele geçirdi. M.Ö. 6. asırda Persler, Lidya Krallığını yenerek bölgeyle birlikte Anadolu’nun mühim kısmına hâkim oldular. Daha sonra Miletoslular yerleşerek, bu asırlarda Sinop bir “İyon” sitesi hâline geldi.
Bir ara Sinop, Kapadokya Krallığının eline geçti. M.Ö. 4. asırda Makedonya Kralı İskender, Persleri yenerek, Anadolu ve İran’ı Makedonya Krallığına ilhak etti. İskender’in ölümünden sonra Yunanlaşmış Persler bu bölgede Pontus Krallığını kurdular. Pontus, Yunanlaşmış bir Pers Devletidir. M.Ö. 169 senesinde Sinop, Pontus Krallığının başşehri oldu. Pontus Kralı Mithridates bir ara Anadolu’nun bir kısmını ele geçirdi. Roma İmparatorluğu ile savaştı. Neticede Romalılar, Mithridates’i yenerek M.Ö. 1. asırda bu bölgeyi kendilerine katarak Bitinya eyâletine bağladılar.
M.S. 395’te Roma İmparatorluğu ikiye bölününce bu bölge Anadolu gibi Doğu Roma (Bizans) nın payına düştü. Anadolu’ya akınlar yapan İslâm orduları, Anadolu’nun birçok şehrini fethetmişse de, bu bölgeye girmediler. Sâsâni akınları da bu bölgeye ulaşamadı.
Sinop ilk olarak 1085’te AnadoluFâtihi ve Türkiye Selçuklu Devletinin kurucusu Kutalmışoğlu Birinci Süleyman Şahın komutanı Karatekin tarafından fethedildi.
Haçlı Seferlerinin başlaması üzerine genç Türkiye Devleti, Anadolu içlerine geri çekildi. Birinci Haçlı Seferinden sonra Bizanslılar sâhildeki Türk şehirlerini ele geçirdi. Sinop da yeniden Bizanslıların hâkimiyeti altına girdi. Dördüncü Haçlı Seferinden sonra Bizanslı Kommenoslar başşehir Trabzon olmak üzere 1204’te Sinop’u da içine alan Pontus-Bizans Devletini kurdular.
Selçuklu Sultanı Birinci İzzeddin Keykâvus, Bizans İmparatoru Alexius Commenus’u yenerek esir aldı. Böylece Karadeniz’de işlek bir limana sâhip olundu.
Türk tüccarları Sinop’a gelerek kısa zamanda Karadeniz ticâretine hâkim oldular.
Selçuklu Sultanı Alâeddin Keykubâd devrinde Kırım Seferi Sinop’tan hareket eden Türk Karadeniz Donanması tarafından başarıyla neticelendi. Sinop, Selçukluların Karadeniz üzerindeki en mühim şehri oldu.
Sinop bir ara Trabzon’daki Pontus-Bizans Devleti tarafından 1259’da yeniden işgal edildiyse de Selçuklu veziri Muinüddin Süleyman Pervâne tarafından 1261’de geri alındı. Daha sonra Sinop’ta Pervâneoğulları Beyliği kuruldu. 1326 senesine kadar devam etti.Pervâneoğullarından sonra Melik Altınbaş Gâzi Çelebi, Sinop Vâlisi oldu. Selçuklu Sultanlarının sonuncusu İkinciMes’ud’un oğludur. Babasının ölümü üzerine İlhanlılar Gâzi Çelebi’yi tahta çıkarmadılar. Tahtı kendilerine aldılar. Gâzi Çelebi’den sonra büyük oğlu İbrâhim Bey, Sinop Vâlisi oldu. İbrâhim Beyin ölümünden sonra Candaroğulları (sonraki isimleri İsfendiyaroğulları) Sinop’u ele geçirdiler. Bâzıları beyliğin Kastamonu olan başşehrini Sinop’a taşıdılar. Candaroğulları 14. asrın sonlarına doğru Osmanlı Devletine tâbi olmuşlardır. Osmanlı ve Candaroğulları, kız alıp vermelerle akrabâ olmuşlardır. Candaroğullarının mühim kısmı Sinop’ta gömülüdür.
Fâtih Sultan Mehmed Han Sinop’un iç bağımsızlığına son vermek isteyince, Fâtih ile kardeş çocuğu olan İsmâil Bey Sinop Kalesini ve limanını Fâtih’e teslim etmiştir. Fâtih, İsmâil Beyi Filibe’ye sancak beyi olarak gönderdi.
Osmanlılar zamanında Sinop Trabzon’un yanında ikinci dereceye düştü. On yedinci asırda Sivas eyâletinin (beylerbeyliğinin) 8 sancağından (vilâyetinden) biri olan Canik (Samsun)e kazâ olarak bağlandı.
Tanzimattan sonra Kastamonu vilâyeti (eyâleti) kurulunca bu eyâletin 4 sancağından birine merkez oldu. 3 kazâsı vardı. Bilâhare müstakil sancak oldu.
Osmanlı devrinde Sinop çok önemli bir liman ve tersâne şehriydi. Önemli olan bu liman ve tersânede 1571 İnebahtı’da kaybedilen gemiler yapıldı.
Kıbrıs Seferine çıkarılan 72 gemi de burada yapılmıştır. 1853’te Ruslar Sinop’a baskın yaparak Türk donanmasını tahrip ettiler. Târihin her devrinde önemini muhâfaza eden Sinop, Cumhûriyet devrinde il merkezi oldu.
Fizikî Yapı
Sinop il topraklarının % 74’ü dağlardan, % 23,5’i platolardan ve % 2,5’e yakını ovalardan ibârettir. Sinop Yarımadası kıyılarındaki tepeler alçaktır. Kıyıdan güneye gidildikçe yükseklik artar ve geçit zorlaşır. Daha sonra Gökırmak Vâdisi ve çevresinde düzlükler yer alır.
Dağlar: Sinop ilinde dağların sayısı çok fakat yükseklikleri azdır. En önemli dağ silsilesi İsfendiyar (Küre) Dağlarıdır. İli doğu-batı istikâmetinde ikiye ayırır. Yüksekliği 1500 m’yi geçen birkaç tepe vardır. Önemli olanları Sandökük Tepesi (1680 m), Zindan Dağı (1730 m), Çangal Dağı (1605 m), Göktepe (1375 m) dir. Bu dağlar arasında Zindan Dağı, Sinop ilinin en yüksek noktasıdır.
Plato ve yaylalar Gerze ile Boyabat arasındadır. Başlıca yaylalar Altmışdört, Güdekoğlu, Avlağısökü, Altınyayla, Çam, Kuzfındık, Aluç, Mehmetli, Gündüzlü, Maruf, Kumlu, Yaylacık, Darıözü, Doğaçam, Bayat, Sakızlı, Yassıalan, Gökalan ve Buzluk’tur. Sinop Yarımadası da bir yayla görünümündedir.
Ovalar: Kıyıda Sinop ve içerde Boyabat Ovası başlıca büyük ovalardır. Boyabat Ovası Gökırmak, Asarcık, Arın ve Gâzidere ovalarının birleşmesinden meydana gelmiştir. Kıyıda ise Karasu, Aksaz ve Sarıkum ovaları bulunur. Bütün ovalar verimlidir.
Akarsular: Sinop ilinin en önemli akarsuyu Gökırmaktır. Gökırmak Kastamonu topraklarından çıkar, birçok kolları alarak doğuya akar. Durağan ilçesi güneyinde Kızılırmak ile birleşir. Boyabat Ovasında çeltik tarlalarını sular. Sinop-Samsun sınırını çizerek Samsun il topraklarında kuzeye akarak, Bafra Burnunda Karadeniz’e dökülür.
Küre Dağlarından çıkarak Karadenize dökülen başlıca akarsular Karasu Çayı, Ayancık Çayı, Karlık Çayı, Kanlı Çayı ve Kabalı Çaydır. Bölgede zengin yeraltı suları vardır.
Göller: Sinop il sınırları içinde büyük göller yoktur. Küçük birkaç göl vardır. Sarıkum Gölü: Uzunluğu 2 km genişliği 750 m’dir. 400 hektarlık bir alanı kaplar. Keçideresinin getirdiği alüvyonlar ve fırtınaların taşıdığı kumlarla küçülmektedir. Karagöl kıyıya 50 metre mesâfededir. 80 hektarlık bir alanı kaplar. SülükGölü: Sinop Yarımadası üzerindedir. Eski bir yanardağ krateri olup 210 m yüksekliktedir. Civarındaki ovanın sulamasında kullanılır.
İklim ve Bitki Örtüsü
İl dâhilinde genel olarak ılık bir iklim hüküm sürer. Mevsimler arasında ısı farkı azdır. İsfendiyar (Küre) Dağlarının kuzey kısmı daha çok yağış alır. Güneyde ise yağış az olur. Küre Dağlarının kuzey kısımları sık ormanlarla, güneyi bodur ağaçlarla kaplıdır.
Senelik yağış ortalaması ilçelere göre değişir. Boyabat’ta 388 mm iken Ayancık’ta 1003 mm’dir. Yazın sıcaklık +30°C üstüne birkaç gün çıkar. Kışın 0°C altındaki gün sayısı 10 günü geçmez. Sıcaklık +34,5°C ile -8,4°C arasında seyreder.
Bitki Örtüsü: Sinop il topraklarının % 62’si orman ve fundalıklarla, % 33’ü ekili ve dikili alanlarla, % 4’ü çayır ve mer’alarla kaplıdır.
Ormanlar gür ve ağaç çeşitleri çoktur. Başlıca ağaçlar çam, meşe, köknar, gürgen, kayın, dışbudak, kavak, karaağaç, defne, fındık, kızılcık, karaçam ve sarıçamdır.
Ormanlar çok yerde denize kadar sokulmuştur. Ayancık’ta Türkiye’nin en büyük kereste fabrikası bulunmaktadır.
Sinop ormanlarının orman altı bitkileri de zengindir.
Ekonomi
Tarıma elverişli arâzisi az olmasına rağmen faal nüfûsun % 80’i tarımla uğraşır. Sanâyi gelişmemiştir. Sinop ilinin ekonomisi balıkçılığa, ormancılığa, hayvancılığa ve tarla tarımına dayanır. Tarım yapılan arâzi 200 bin hektarı geçmez.
Tarım: Sinop ilinde en çok tarla tarımı yapılır. İl sebze ihtiyacını kendi imkânlarıyla karşılar. Meyvecilik önemli yer tutar. Kestâne, armut, kiraz, muşmula ve kızılcık yetişir ve diğer illere de satılır. Keten de önemli yer tutar. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, mısır, pirinç, mahlut, fasulye, bezelye, tütün ve şekerpancarıdır. Bu miktar ortalama olup, senelere göre değişmektedir. Meyve istihsaliyse, 20 bin ton civârındadır. Başlıca meyveleri ceviz ve kestânedir. Boyabat’ın pirinci meşhurdur.
Hayvancılık: Sinop ilindeki yaylalar hayvancılığa çok müsâittir. Hayvan sayısı gittikçe artmaktadır. İlde koyun, sığır, kıl keçisi, tiftik keçisi ve hindi beslenir. Arıcılık gelişmektedir.
Balıkçılık: Kıyı kısımlarında balıkçılık önemli bir geçim kaynağıdır. Avlanan balıkların başlıcaları; hamsi, barbunya, lüfer, mezgit, istavrit, palamut, kefal, çinekop, kalkan, tatlısu kefali ve sazandır.
Ormancılık: Sinop ili orman varlığı bakımından oldukça zengindir. Ormanlar gür ve ağaç çeşidi boldur. 310 bin hektar orman sahası ve 53 bin hektar fundalık vardır. 210 köy orman içinde, 147 köy orman sınırındadır.
Sanâyi: İl topraklarının engebeli oluşu, karayollarının ihtiyacı karşılamaması, ulaşım zorluğu ve Sinop limanının Samsun limanına göre yetersiz oluşu gibi sebeplerle sanâyi gelişmemiştir. Başlıca sanâyi kuruluşları: Ayancık Kereste Fabrikası, tuğla-kiremit fabrikaları, Lider Ağaç Sanâyii Kollektif Şirketi, Söksa İç ÇamaşırlarıÖrme ve Konfeksiyon A.Ş., Untek Boyabat Gıdâ Sanâyii A.Ş., Balıksan Balık Ürünleri İşletme Sanâyii A.Ş., Çeltik Fabrikaları, Sinop Cam Fabrikası ve Peynir-Tereyağı Fabrikasıdır.
Ulaşım: Sinop, kara ve deniz yolu ulaşımından faydalanır. Karayolu yetersizdir. Orta ve Doğu Karadeniz kıyısını tâkip ederek Hopa’ya kadar uzanan devlet yolu Sinop’tan başlar. Boyabat-Taşköprü istikâmetine uzanarak Kastamonu’ya ulaşır. Bu yolla İstanbul’a bağlanır. Karadeniz kıyı yolu Samsun’dan ayrılan bir kolla güneybatıya ayrılarak ili İç Anadolu’ya bağlar. İl sınırları içinde 160 km il ve 348 km devlet yolu vardır. Sinop limanı işlek sayılır. İskelenin boyu 180 m, genişliği 8-12 m’dir. 700 grostonluk gemiler yanaşır, fakat vinç olmadığı için gemiler kendi imkânları ile yüklerini boşaltırlar. Sinop’un Karadeniz kıyısı 175 km’dir. Karadeniz’e doğru uzanan “İnceburun” Anadolunun en kuzey ucudur. Aynı yarımadanın doğuya uzanan ikinci burnu Sinop Burnu’dur. Sinop bu burun üzerindedir. Şehrin, biri kuzeybatıda diğeri güneydoğuda iki limanı vardır. Güneydoğudaki olanı daha kullanışlıdır. Sinop sâhilinde 3 adacık vardır. Gâzibey Kayalığı Adası, Sara Ada ve Kara Ada’dır.
Nüfus ve Sosyal Hayat
Nüfus: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 265.153 olup, 86.314’ü ilçe merkezinde, 178.839’u köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 5862 km2 olup, nüfus yoğunluğu 45’tir.
Örf ve âdetleri: Sinop çok eski bir yerleşim merkezidir. Türklerin fethiyle birlikte bu şehirde Türk-İslâm Kültürü hâkim olmuş, diğer kültürler unutulmuştur. Fâtih Sultan Mehmed Hanın Sinop’u Osmanlı Devletine katması ile, burada bulunan Pontuslular, İstanbul ve batıya nakledilmiş ve Asya’dan gelen Türkmen boyları ile Kafkasya ve Karadeniz’den gelen Türkler yerleşerek tamâmen Türkleşmiş, Türk örf ve âdetleri bütün bölgede hâkim olmuştur.
Mahallî kıyâfet: Kıyâfette Kafkasya, Kırım ve Karadeniz’in diğer bölgelerinden gelen göçmenlerin tesiri büyük olmuştur.
Halk oyunları: Halk oyunları ve halk mûsikîsinde İç Anadolu’nun tesiri büyüktür. Sâhile yakın kısımlardaki oyunlar, ritm ve figürleri yönüyle Kafkas oyunlarına benzer. İç kısımlarda ise İç Anadolu ve Kastamonu yöresi oyunlarının özelliği görülür. Bu oyunlara davul, zurna, bağlama, mızıka, tulum gibi çalgılar eşlik eder.
En çok oynanan oyunlar şunlardır: Çiftetelli, Horon, Karşılama, Geldi Geldi, Kadın Oyunu, Halay, Ayancık Eymeleri, Karasu’da Pazar Var.
Mahallî yemekleri: Mısır unu tarhanası, mısır pastası, nişasta helvası ve etli hamurdur. Etli ekmek, nokul, pekmez helvası ve çeşitli pideler. Keşkek, katlama, saç böreği, kulak hamuru, ayva yemeği, kestâne helvası ve kırlangıç çorbası.
El sanatları: Tahta oymacılık ve dokumacılık çok ileri durumdadır.
Eğitim: Sinop’ta okur-yazar oranı % 93’ü aşmıştır. İlde 1 anaokulu, 45 anasınıfı, 600 ilkokul, 40 ilköğretim okulu, 4 pratik kız sanat okulu, 13 meslek lisesi, 12 genel lise ile Su Ürünleri Fakültesi vardır. Sinop’ta 1924 yılında kurulan Rıza Nur Halk Kütüphânesi ile 1952 yılında aynı binâda kurulan Çocuk Kütüphânesi yer almaktadır. Ayrıca 8 ilçede ilçe halk kütüphâneleri bulunmaktadır.
İlçeleri
Sinop’un biri merkez olmak üzere, sekiz ilçesi vardır.
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 49.844 olup, 25.537’si ilçe merkezinde, 24.307’si köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 402 km2 olup, nüfus yoğunluğu 123’tür. Merkez’e bağlı 17, Kabalı bucağına bağlı 19 köyü vardır.
İlçe merkezi, Karadeniz kıyı şeridinin kuzeye doğru sivrilerek uzandığı yarımadanın en dar yerindeki düzlük alanda kurulmuştur. Karadeniz’in en eski yerleşim merkezi olduğu halde, büyük bir nüfûsa sâhip olamamıştır. Ulaşım güçlüğü ilçenin gelişmesini önlemiştir. İlçenin, kuzey ve güneyinde iki tabii liman vardır. Kuzey limanı zamanla dolarak kullanılmaz hâle gelmiştir.
Ayancık: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 36.543 olup, 10.418’i ilçe merkezinde 26.125’i köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 876 km2 olup, nüfus yoğunluğu 42’dir. Merkez bucağa bağlı 41, Yenikonak bucağına bağlı 28 köyü vardır.
İlçe toprakları dar kıyı şeridi ve hemen ardından yükselen dağlardan meydana gelir. Her mevsim yağış aldığından toprakları içinde kalan dağların kuzey yamaçları sık ve gür ormanlarla kaplıdır. Bu ormanlar ağaç denizi olarak isimlendirilen ünlü Cangal ve Zindan ormanları olup, ekonomik değeri yüksek olan köknar, çam, kayın, gürgen, meşe, ıhlamur, kavak, kestane ve çınar gibi ağaçlar yetişir.
İlçe ekonomisi birinci derecede ormancılığa dayanır. Türkiye’nin en büyük kereste fabrikası bu ilçede olup, devlete âittir. Tarıma elverişli toprakları azdır. Meyve ve sebzecilik gelişmiştir. Kestâne ve elma üretimi fazladır. Tahıllardan en çok mısır elde edilir. Küçük çapta deniz ve tatlı su balıkçılığı yapılır. Arıcılık gelişmektedir.
İlçe merkezi, Karadeniz sâhilinde 1870’li yıllarda Ayan Tepesi eteklerinde kurulmuştur. Eski ismi İsfehan’dır. Türkeli-Sinop karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 81 km mesâfededir. Belediyesi Cumhûriyet öncesinden beri faaliyetini sürdürmektedir.
Boyabat: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 50.648 olup, 21.506’sı ilçe merkezinde, 29.142’si köylerde yaşamaktadır. Merkeze bağlı 102 köyü vardır. İlçe toprakları genelde dağlıktır. Kuzeyinde İsfendiyar Dağları, batı ve güneyinde Ilgaz Dağları, orta kesimde ise Boyabat Ovası yer alır. Gökırmak Vâdisi boyunca uzanan Boyabat Ovası çok verimlidir. Ovanın çevresinde yer yer ormanlık arâziler vardır.
Ekonomisi; tarım, ormancılık ve hayvancılığa dayanır. Boyabat Ovasının pirinç ekimine elverişli iklime sâhip olması ve sulama imkânının fazla olması, pirinci başlıca geçim kaynağı yapmıştır. Ayrıca buğday, mısır ve şekerpancarı yetiştirilir. Patates ve soğan üretiminin yanında sebze ve meyvecilik de gelişmektedir. En çok elma ve armut üretilir. İlçe halkının önemli geçim kaynaklarından biri de hayvancılıktır. Arıcılıkta modern usuller kullanılır. Gökırmak çevresinde koyun yetiştiriciliği yapılır. Büyükbaş hayvanların ıslahı için bir laboratuvar vardır.
İlçede el sanatları oldukça gelişmiştir. Halı ve kilim dokumacılığının yanı sıra deri ve kundura imâlatı da önemlidir. Sanâyisi tarıma ve ormancılığa bağlı olarak gelişmiştir. Faaliyet hâlinde çok sayıda çeltik ve kiremit-tuğla fabrikası vardır. Un fabrikaları ile kereste ve ağaç ürünleri işleyen fabrikalar diğer sanâyi kuruluşlarıdır. İlçe topraklarında zaman zaman çıkarılmış olan linyit ve çimentonun hammaddesi olan kalker yatakları vardır.
İlçe merkezi Gökırmak’ın kolu olan Gâzideresinin aktığı vâdide kurulmuştur. Kastamonu-Sinop karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 94 km mesâfededir.
Dikmen: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 14.872 olup, 2412’si ilçe merkezinde, 12.460’ı köylerde yaşamaktadır. Merkeze bağlı 27 köyü vardır. İlçe toprakları dar kıyı ovası ve hemen ardından yükselen dağlardan meydana gelir. Başlıca akarsuyu Kanlıdere’dir.
Ekonomisi; tarım, hayvancılık, balıkçılık ve ormancılığa dayanır. Dar kıyı şeridi ve akarsu vadilerinde; buğday, arpa, elma, armut, patates, soğan yetiştirilir. Kıyı şeridinde balıkçılık yapılır. Ormanlarla kaplı dağlık bölgelerde hayvancılık ve ormancılık başlıca geçim kaynağıdır. İlçe merkezi Kanlıdere Vâdisinde kurulmuştur. Gerze’ye bağlı bucakken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu. İl merkezine 73 km mesâfededir.
Durağan: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 34.131 olup 7432’si ilçe merkezinde, 26.699’u köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 1103 km2 olup, nüfus yoğunluğu 31’dir. Merkez bucağa bağlı 33, Çerçiler bucağına bağlı 15 köyü vardır. İsfendiyar Dağları kuzey ve doğudan ilçe topraklarına girer. Ormanlarla kaplı olan bu dağların güneyinde ise Gökırmak Vâdisi uzanır.
İlçe Sinop ilinin başta gelen tarım alanlarındandır. Dağlık kesimlerde hayvancılık gelişmiş olup, Gökırmak Vâdisinde tarım yapılır. Başlıca tarım ürünleri; buğday, arpa mısır, pirinç ve şekerpancarıdır. Hayvancılığın yanında arıcılık da gelişmektedir. İlçede çok çeşitli küçük sanâyi kuruluşları bulunur. Çeltik, tuğla-kiremit fabrikaları, halı ve kilim dokuma atölyeleri başlıcalarıdır. İlçe topraklarında bulunan linyit yatakları zaman zaman işletilmiştir. İlçe merkezi Gökırmak’ın Kızılırmak’a karıştığı yere yakın bir bölgede kurulmuştur. Boyabat-Vezirköprü karayolu, ilçeden geçer. İl merkezine 121 km mesâfededir. Belediyesi 1954’te kurulmuştur.
Erfelek: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu, 19.288 olup, 4262’si ilçe merkezinde, 15.026’sı köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 1063 km2 olup, nüfus yoğunluğu 18’dir. Merkez bucağına bağlı 38 köyü vardır. İlçe toprakları dağlık olup, İsfendiyar Dağları, topraklarının büyük kısmını kaplar. Kıyılarda dar düzlükler vardır. En önemli akarsuyu Küre Dağlarından doğup güney-kuzey doğrultusunda akıp daha sonra doğuya yönelen Karasu Çayıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri; buğday, şekerpancarı, mısır ve arpadır. Meyvecilik gelişmiş olup, kestâne, armut ve elma üretimi önemlidir. Dağlık kesimlerde hayvancılık ve ormancılık gelişmiştir. Kıyı kesimlerinde balıkçılık yapılır.
İlçe merkezi kıyıdan içeride, Sinop-Ayancık karayolu üzerinde kurulmuştur. İl merkezine 29 km mesâfededir. Eski ismi Karasu’dur. Belediyesi 1960’ta faaliyete geçmiştir.
Gerze: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 28.215 olup, 8609’u ilçe merkezinde, 19.606’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 43 köyü vardır. İlçe topraklarının batı ve güneyi İsfendiyar Dağlarının uzantıları ile kaplıdır. Bu dağların Karadeniz’e bakan yamaçları; kayın, gürgen ve köknar ağaçlarından meydana gelen ormanlarla kaplıdır. İlçe topraklarını Sarımsak Çayı sular.
Ekonomisi tarım, hayvancılık, balıkçılık ve ormancılığa dayalıdır. Dar kıyı şeridinde ve akarsu vâdilerinde tarım yapılır. Başlıca tarım ürünleri, buğday, mısır, arpa, elma, armut, patates, soğan, tütün ve ketendir. Tarıma elverişli olmayan kıyı şeridinde balıkçılık yapılır. Dağlık ve engebeli arazide ormancılık ve hayvancılık gelişmiştir. En çok koyun ve keçi yetiştirilir. Arıcılık ve tavukçuluk gelişmiştir. İlçe merkezi Karadeniz sâhilinde kurulmuştur. Sinop-Samsun karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 40 km mesâfededir. Belediyesi 1901’de kurulmuştur.
Saraydüzü: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu, 9065 olup, 1591’i ilçe merkezinde, 7474’ü köylerde yaşamaktadır. Merkeze bağlı 25 köyü vardır. İlçe toprakları orta yükseklikte engebeli arâziden meydana gelir. Gökırmak’ın kolları ilçe topraklarını sular.
Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. En çok pirinç üretimi yapılır. Ayrıca buğday, mısır ve şekerpancarı yetiştirilir. Halı ve kilim dokumacılığı yaygın olarak yapılır. İlçe merkezi Kargı-Durağan karayolu üzerinde yer alır. Boyabat’a bağlı bir bucakken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu.
Türkeli: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 22.547 olup, 4547’si ilçe merkezinde, 18.000’i köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 295 km2 olup, nüfus yoğunluğu 76’dır. Merkez bucağa bağlı 23, Helaldı bucağına bağlı 9 köyü vardır.
İlçe toprakları çoğunlukla dağlık olup, ormanlarla kaplıdır. Ormanlar meşe, gürgen, kayın ve köknar ağaçlarından meydana gelmiştir. Kıyıdaki düzlükten başka düzlüğü yoktur.
Ekonomisi ormancılığa dayanır. Hayvancılık fazla gelişmemiştir. Az olan tarım alanlarında mısır ve buğday yetiştirilir. Az miktarda patates, soğan, kestâne, elma, armut ve fasulye yetiştirilir. Helaldı bucağındaki özel sektöre âit kereste ve parke fabrikası en önemli sanâyi kuruluşudur.
İlçe merkezi, Karadeniz kıyısında küçük bir yarımada üzerinde kurulmuştur. İnebolu-Ayancık karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 99 km mesâfededir. Rum Pontus saldırılarına karşı koyan bir Türk yerleşim merkezi olduğundan bu ismi almıştır. 1957’de ilçe olan Türkeli’nin belediyesi aynı sene kurulmuştur.
Târihî Eserler ve Turistik Yerleri
Sinop, tabii güzellikleri ve târihî eserleri zengin bir ilimizdir. Karadeniz’in bütün özellik ve güzelliğini toplayan bir yarımadadır. Çok eski devirlerden beri bir yerleşim merkezi olduğundan, târih ve kültür hazinesi bir ilimizdir. Başlıca târihî eserleri şunlardır:
Sinop Kalesi: Hititler zamânında yapıldığı tahmin edilmektedir. Daha sonraki dönemlerde tâmir edilmiş ve ilâveler yapılmıştır. Selçuklular 1215’te bir iç kale yaparak, gerekli gördükleri burç ve kuleleri güçlendirmişlerdir. Surların yüksekliği 30-35 m’dir. Dış surlar doğuda 500, batıda 270, kuzeyde 800, güneyde ise 400 metredir. Sultan İzzeddîn Keykavus’un yaptırdığı iç kale sağlam durumdadır. Kalenin; Kumkapı, Meydankapı, Tersanekapı, Tabakhânekapısı, İçhisar, Kale ve Yonca kapıları vardır. Kale, meşrûtiyetten sonra siyâsîlerin konduğu bir hapishâne hâline gelmiştir.
Alaeddîn Câmii: Sinop’un en eski câmisi olup, Selçuklu devri eseridir. Kitâbesinden anlaşıldığına göre Muinüddîn Süleyman Pervâne tarafından 1267’de yaptırılmıştır. Büyük Câmi diye de bilinir. Çeşitli zamanlarda tâmir gören câmi, en son olarak 1950’de onarılmıştır. Bir sanat şaheseri olan som mermerden yapılmış minberin bâzı parçaları, kubbenin yıkılmasıyla kırılmıştır. Bu parçaları, Türk-İslâm Eserleri Müzesindedir. Şimdiki minber ise 1851’de yapılmıştır.
Saray Câmii: Candaroğullarından Celâleddîn Bâyezîd tarafından 1374’te yaptırılmıştır. Kare plânlı, tek kubbeli bir câmidir.
Seyyid Bilâl Câmii: Cezâyirli Ali Paşa tarafından 1867’de yaptırılmıştır. Cezâyirli Ali Paşa Câmii de denir. Sultan Abdülhamîd Han tarafından 1896’da tâmir ettirilmiştir.
Fethi Baba Mescidi: Mehmed Ağa tarafından 1353’te Candaroğlu İsmâil Beyin emriyle yaptırılmıştır. Tersâne Câmii olarak da bilinir. Mermer mihrabı oldukça ince işçiliklidir.
AlâeddînMedresesi: Vezir Muinüddîn SüleymanPervâne tarafından 1262’de Selçuklu Sultanı Alâeddîn Keykubat adına yaptırılmıştır. Girişin karşısındaki ana eyvan 1889’da tâmir sırasında derslik oldu. Hâlen müze olarak kullanılmaktadır.
Şehitler Çeşmesi: Kırım Harbinde Rusya’nın baskınında şehit olan askerlerin cebinden çıkan parayla yapılmıştır. Günümüzde harap bir haldedir.
Seyyid Bilâl Türbesi: Türbede Peygamber efendimizin soyundan gelen Seyyid İbrâhim Bilâl hazretleri medfundur. 675 yılında İstanbul’un Ömer ibni Abdülaziz tarafından kuşatıldığında, rivâyetlere göre, Orta Asya’dan yanında Müslüman Türklerle bu sefere iştirak için yola çıktı.
Karadeniz’de gemiyle İstanbul’a giderken fırtınaya tutuldu. Sinop limanına girdi. Liman gümrük vergisini ödediler. Bugün Alâeddîn Câmiinin bulunduğu yerde kardeşi Seyyid Ali Ekber ve Orta Asyalı Müslüman Türk askerleriyle dinlenip, hasta olan askerlerin tedâvisini yaparken Sinop’taki Bizanslı Tekfurun emriyle Bizanslı askerler geceleyin saldırdılar. Çarpışma sabaha kadar ve hatta gündüz de devam etti. Seyyid İbrâhim Bilâl ve yanındakiler Bizans askerlerinin kuşatmasını yararak bugün Hükümet Konağının bulunduğu semtteki Meydan Kapısından çıkmak üzereyken Seyyid İbrâhim Bilâl şehit düştü. Bu zât kerâmetini göstererek kılıç darbesiyle yere düşen mübârek başını koltuğunun altına alarak kabirlerinin bulunduğu yere kadar birkaç yüz metre yürüyüp kıble istikâmetine yüzünü dönerek ve başını da yerine koyup, kabre konulmuş gibi uzandılar. Bu hâdiseyi seyreden halk hayret, dehşet ve korku içinde Bizans Tekfuru aleyhine bu mübârek insanları neden öldürdün diye bağırmaya başlayınca, halkın tepkisini yatıştırmak için Tekfur çarpışmayı durdurdu. Şehit olanların İslâm usüllerine göre gömülmesine müsâde etti. Seyyid İbrâhim Bilâl de aynı yere defnedildi. Yaralı Türk asıllı Müslümanlara iyi davrandı. Sinop’un ilk Müslüman sâkinleri bu Orta Asyalı Türkler olmuştur. Müslüman olan Sinoplu kızlarla evlenerek çoğalmışlardır. Seyyid Ali Ekber de şehit olanlar arasındadır.
Seyyid Ali Ekber hazretlerinin kabri Alâeddin Câmii yanındaki Yeşil Türbede, Seyyid Bilâl hazretlerinin kabriyse Ada Mahallesinde Cezâyirli Ali Paşa Câmii bitişiğindeki Tayboğa (Seyyid Bilâl) türbesindedir.
Sinop tekfuru yaptığına sonradan çok pişman olmuş ve Seyyid Bilâl hazretleri için yaptırdığı türbenin kapı eşiğine gömülmesini vasiyet etmiştir. Önceleri türbeyi ziyâret edenler tekfurun mezarını çiğneyerek türbeye girerlerken, daha sonra bu kapı iptal edilerek, türbeye başka bir kapı açılmıştır. Şu anda türbeye Cezâyirli Ali Paşa Câmii içinden geçilmektedir.
Câminin avlusunda Kültür ve Turizm İl Müdürlüğünce yazdırılan bir levhada şu bilgiler vardır: Türbe Çepni Türklerinin Beyi Emir Tayboğa için torunu Emir Belgamiş tarafından 1297 yılında yaptırılmıştır. Emir Tayboğa 1259 yılında Sinop’a baskın yapan Trabzon Rum Devleti ordusunun geri püskürtülmesinde büyük rol oynamıştır. Vasiyeti üzerine H.91 yılında İstanbul’un fethi için giderken Sinop’ta şehit düşen Seyyid Bilâl’in yanına gömülmüştür. Türbenin bitişiğine 1876 yılında Kaptan-ı Deryâ Cezâyirli Ali Paşa tarafından dikdörtgen plânlı bir câmi yaptırılmıştır.
Gâzi Çelebi Türbesi: Süleyman Pervâne Medresesinin sağ bitişiğindedir. Pervâneoğullarının son hükümdârı olan ve 1322 senesinde vefât eden Gâzi Çelebi’ye âittir.
İsfendiyaroğulları Türbesi: Alâeddîn Câmii bahçesinde bulunan türbede, Candaroğullarından Celâleddîn Bâyezîd ile oğlu İsfendiyar’ın oğlu İbrâhim Beylerle bu âileye mensup daha 8 zâtın kabri bulunmaktadır. Türbenin hangi târihte ve kim tarafından yapıldığı bilinmemektedir. Türbe içindeki sandukalar Türk taş işleme oymacılığının eşsiz örneklerindendir.
Sultan Hâtun Türbesi (Aynalı Kadın): Halk arasında “Aynalı Kadın Türbesi” adıyla geçer. 1335 târihinde Birinci Murâd’ın kardeşi Süleyman Paşanın kızı İsmet SultanHâtun için yaptırılmıştır. Sinop Müzesi bahçesindedir.
Hâtunlar Türbesi: Candaroğulları zamânında yapılmış olan türbe, Cezayirli Ali Paşa Câmii yanındadır. Celâleddîn Bâyezîd’in oğlu İskender’in karısı ile kızı Ture Hâtun için yaptırılmıştır.
Eski eserleri
Serapis Tapınağı: Şehir merkezindeki Şehitler Parkı içinde 1954’te bir kazı esnâsında çıkmış olup Romalılara âittir. Sinop Müzesi: 1541’de açılmış ve 1970’te yeni binâsına taşınmıştır. Müzede arkeolojik ve etnoğrafik eserler sergilenir. Türklere ve Türklerden önceki devirlere âit eserler mevcuttur. Müzede ayrıca Şer’i Mahkeme Sicilleri de vardır. Boyabat Kalesi: Eski ve yeni kale olarak iki kaledir. Yeni kale eski kale üzerine yapılmıştır. Kaleden Gâzidere Çayına inen 252 basamak vardır. Kaya tünelinden ayrılan gizli bir yeraltı yolu şehrin altından geçerek, Erenlik Tepesine ulaştığı anlatılır. Yeni kale Osmanlı yapısıdır. Fâtih Sultan Mehmed Hanın Uzun Hasan’a karşı Otlukbeli Seferine giderken, bu kalede kaldığı rivâyet edilmektedir.
Mesire yerleri: Sinop, tabii güzellikler bakımından oldukça zengindir. Zengin orman dokusu, Karadeniz’deki uzun kıyısı, tabiî kumsallarıyla şirin bir ilimizdir. Başlıca mesire yerleri şunlardır:
Hamsaroz Körfezi: Bir yanı deniz, bir yanı ormandır. Çok çeşitli çiçeklerle süslüdür. Berrak denizi, bol çiçeği ve ağacı ile güzel bir dinlenme yeridir. İl merkezine 3 km mesâfededir. Körfezde bir av hayvanları parkı vardır.
Ayancık Çamlığı: Ayancık ilçesinde, orman içi dinlenme yeridir. Sarıçam ve karaçam korularından meydana gelen bölge, tabii güzellikleriyle meşhurdur.
Türkeli Çamlığı: Türkeli ilçesi yakınlarında orman içi dinlenme yeridir. Karaçam, kayın ve sarıçam ormanlarıyla kaplı güzel bir mesire yeridir.
Akliman Kumluğu: İl merkezine 2 km mesâfededir. Deniz ve ormanın iç içe olduğu kumluk, Boztepe ile Akliman burunları arasında kalır ve aynı zamanda tabii gemi barınağıdır. Denizi çok sığdır.
Kaplıca ve İçmeler: Sinop, şifâlı su kaynakları bakımından zengin olmasına rağmen bu kaynakların çoğunda tesis yoktur. Başlıca kaplıca ve içmeler şunlardır:
Aloğlu İçmesi: İl merkezi yakınlarındadır. Konaklama tesisleri yoktur. Kaplıca suyu içme olarak mîde, karaciğer ve safra yolları rahatsızlıklarına iyi gelmektedir.
Acısu İçmesi: Gerze ilçesinin Acısu köyündedir. Konaklama tesisleri yoktur. Suyu çeşitli mîde rahatsızlıklarına faydalıdır.
Soğuk Su: Sinop-Boyabat yolunun 47. km’sinde Cankurtaran Karakolu olarak da bilinir. Soğuk suyun etrâfı köknar ağaçları ile kaplıdır. Orman içinde yer alan bu su şifalı olarak bilinmektedir.
Buzluk Yaylası: Durağan ilçesi sınırları içinde olup, ilçe merkezine 10 km mesâfededir. En önemli özelliği yaylada bulunan mağaranın içinde yaz aylarında buzların meydana gelmesi, kışın ise erimesidir. Bu sebeple halk arasında Buzluk Mağarası adıyla bilinir.
Kaynak
Rehber Ansiklopedisi
SİNOP
İlin Kimliği
Yüzölçümü : 5862 km2
Nüfûsu : 265.153
İlçeleri : Merkez, Ayancık, Boyabat, Dikmen, Durağan, Erfelek, Gerze, Saraydüzü, Türkeli.
Karadeniz Bölgesinin batı ve orta bölümünde yer alan bir ilimiz. İl toprakları 41° 12’ ve 42° 06’ kuzey enlemleriyle 34° 14’ ve 35° 26’ doğu boylamları arasında kalır. Doğudan Samsun ve Çorum, batıdan Kastamonu illeriyle çevrilidir. Sinop’taki İnceburun, Türkiye’nin kuzeyindeki en uç noktasıdır. Trafik numarası 57’dir.
İsminin Menşei
Amazonlu kadınların cengâver kraliçeleri Sinova’nın isminin bu şehre verildiği rivâyet edilir. Romalılar bu şehre Sinepolis demişlerdir. Bâzı kaynaklar Hititçe Sanova’dan geldiğini, bâzıları Asurların Sin kelimesinden geldiğini, başka kaynaklar Sinip’ten geldiğini, bâzı tarihçiler Sen-ha-pi kökünden türediğini, bâzıları da Farsça Sîne-i âb (Suyun göğsü) kelimesinden geldiğini ifâde ederler. Roma kayıtlarında General Pompeius’un idâresine verilen 11 şehir arasında Sinop Teium kaydı vardır.
Fâtih Sultan Mehmed Han Sinop’a Cezîretül-Uşşak demiştir. Türkler şehri fethettiklerinde bu şehre Sinop ismini vermişler ve isim gümüze kadar devam etmiştir.
Târihi
Sinop şehrinin târihi çok eskilere dayanır. Târihte savaşçı kadınlar topluluğu olarak tanınan, efsanevî Amazonlara kadar uzanır. Nitekim Hititlere âit belgelerde, bölgede Amazon ve Kaşkarların yaşadığı yazılıdır. Asurlular ve Sâmi kavimleri, bölgeyi hiçbir zaman ele geçirememişlerdir. Sinop, Anadolu’da ilk siyasî birliği kuran Hitit İmparatorluğunun sınırları içinde bir bölgeydi. Hititler bu bölgeye “Gasgas” (Kaşka, Gaşka, Kaska) ismini verdiler.
M.Ö. 8. asırda Kimmerler bölgeyi istilâ ettiler. Bilâhare Frikya ve Lidya kralları ele geçirdi. M.Ö. 6. asırda Persler, Lidya Krallığını yenerek bölgeyle birlikte Anadolu’nun mühim kısmına hâkim oldular. Daha sonra Miletoslular yerleşerek, bu asırlarda Sinop bir “İyon” sitesi hâline geldi.
Bir ara Sinop, Kapadokya Krallığının eline geçti. M.Ö. 4. asırda Makedonya Kralı İskender, Persleri yenerek, Anadolu ve İran’ı Makedonya Krallığına ilhak etti. İskender’in ölümünden sonra Yunanlaşmış Persler bu bölgede Pontus Krallığını kurdular. Pontus, Yunanlaşmış bir Pers Devletidir. M.Ö. 169 senesinde Sinop, Pontus Krallığının başşehri oldu. Pontus Kralı Mithridates bir ara Anadolu’nun bir kısmını ele geçirdi. Roma İmparatorluğu ile savaştı. Neticede Romalılar, Mithridates’i yenerek M.Ö. 1. asırda bu bölgeyi kendilerine katarak Bitinya eyâletine bağladılar.
M.S. 395’te Roma İmparatorluğu ikiye bölününce bu bölge Anadolu gibi Doğu Roma (Bizans) nın payına düştü. Anadolu’ya akınlar yapan İslâm orduları, Anadolu’nun birçok şehrini fethetmişse de, bu bölgeye girmediler. Sâsâni akınları da bu bölgeye ulaşamadı.
Sinop ilk olarak 1085’te AnadoluFâtihi ve Türkiye Selçuklu Devletinin kurucusu Kutalmışoğlu Birinci Süleyman Şahın komutanı Karatekin tarafından fethedildi.
Haçlı Seferlerinin başlaması üzerine genç Türkiye Devleti, Anadolu içlerine geri çekildi. Birinci Haçlı Seferinden sonra Bizanslılar sâhildeki Türk şehirlerini ele geçirdi. Sinop da yeniden Bizanslıların hâkimiyeti altına girdi. Dördüncü Haçlı Seferinden sonra Bizanslı Kommenoslar başşehir Trabzon olmak üzere 1204’te Sinop’u da içine alan Pontus-Bizans Devletini kurdular.
Selçuklu Sultanı Birinci İzzeddin Keykâvus, Bizans İmparatoru Alexius Commenus’u yenerek esir aldı. Böylece Karadeniz’de işlek bir limana sâhip olundu.
Türk tüccarları Sinop’a gelerek kısa zamanda Karadeniz ticâretine hâkim oldular.
Selçuklu Sultanı Alâeddin Keykubâd devrinde Kırım Seferi Sinop’tan hareket eden Türk Karadeniz Donanması tarafından başarıyla neticelendi. Sinop, Selçukluların Karadeniz üzerindeki en mühim şehri oldu.
Sinop bir ara Trabzon’daki Pontus-Bizans Devleti tarafından 1259’da yeniden işgal edildiyse de Selçuklu veziri Muinüddin Süleyman Pervâne tarafından 1261’de geri alındı. Daha sonra Sinop’ta Pervâneoğulları Beyliği kuruldu. 1326 senesine kadar devam etti.Pervâneoğullarından sonra Melik Altınbaş Gâzi Çelebi, Sinop Vâlisi oldu. Selçuklu Sultanlarının sonuncusu İkinciMes’ud’un oğludur. Babasının ölümü üzerine İlhanlılar Gâzi Çelebi’yi tahta çıkarmadılar. Tahtı kendilerine aldılar. Gâzi Çelebi’den sonra büyük oğlu İbrâhim Bey, Sinop Vâlisi oldu. İbrâhim Beyin ölümünden sonra Candaroğulları (sonraki isimleri İsfendiyaroğulları) Sinop’u ele geçirdiler. Bâzıları beyliğin Kastamonu olan başşehrini Sinop’a taşıdılar. Candaroğulları 14. asrın sonlarına doğru Osmanlı Devletine tâbi olmuşlardır. Osmanlı ve Candaroğulları, kız alıp vermelerle akrabâ olmuşlardır. Candaroğullarının mühim kısmı Sinop’ta gömülüdür.
Fâtih Sultan Mehmed Han Sinop’un iç bağımsızlığına son vermek isteyince, Fâtih ile kardeş çocuğu olan İsmâil Bey Sinop Kalesini ve limanını Fâtih’e teslim etmiştir. Fâtih, İsmâil Beyi Filibe’ye sancak beyi olarak gönderdi.
Osmanlılar zamanında Sinop Trabzon’un yanında ikinci dereceye düştü. On yedinci asırda Sivas eyâletinin (beylerbeyliğinin) 8 sancağından (vilâyetinden) biri olan Canik (Samsun)e kazâ olarak bağlandı.
Tanzimattan sonra Kastamonu vilâyeti (eyâleti) kurulunca bu eyâletin 4 sancağından birine merkez oldu. 3 kazâsı vardı. Bilâhare müstakil sancak oldu.
Osmanlı devrinde Sinop çok önemli bir liman ve tersâne şehriydi. Önemli olan bu liman ve tersânede 1571 İnebahtı’da kaybedilen gemiler yapıldı.
Kıbrıs Seferine çıkarılan 72 gemi de burada yapılmıştır. 1853’te Ruslar Sinop’a baskın yaparak Türk donanmasını tahrip ettiler. Târihin her devrinde önemini muhâfaza eden Sinop, Cumhûriyet devrinde il merkezi oldu.
Fizikî Yapı
Sinop il topraklarının % 74’ü dağlardan, % 23,5’i platolardan ve % 2,5’e yakını ovalardan ibârettir. Sinop Yarımadası kıyılarındaki tepeler alçaktır. Kıyıdan güneye gidildikçe yükseklik artar ve geçit zorlaşır. Daha sonra Gökırmak Vâdisi ve çevresinde düzlükler yer alır.
Dağlar: Sinop ilinde dağların sayısı çok fakat yükseklikleri azdır. En önemli dağ silsilesi İsfendiyar (Küre) Dağlarıdır. İli doğu-batı istikâmetinde ikiye ayırır. Yüksekliği 1500 m’yi geçen birkaç tepe vardır. Önemli olanları Sandökük Tepesi (1680 m), Zindan Dağı (1730 m), Çangal Dağı (1605 m), Göktepe (1375 m) dir. Bu dağlar arasında Zindan Dağı, Sinop ilinin en yüksek noktasıdır.
Plato ve yaylalar Gerze ile Boyabat arasındadır. Başlıca yaylalar Altmışdört, Güdekoğlu, Avlağısökü, Altınyayla, Çam, Kuzfındık, Aluç, Mehmetli, Gündüzlü, Maruf, Kumlu, Yaylacık, Darıözü, Doğaçam, Bayat, Sakızlı, Yassıalan, Gökalan ve Buzluk’tur. Sinop Yarımadası da bir yayla görünümündedir.
Ovalar: Kıyıda Sinop ve içerde Boyabat Ovası başlıca büyük ovalardır. Boyabat Ovası Gökırmak, Asarcık, Arın ve Gâzidere ovalarının birleşmesinden meydana gelmiştir. Kıyıda ise Karasu, Aksaz ve Sarıkum ovaları bulunur. Bütün ovalar verimlidir.
Akarsular: Sinop ilinin en önemli akarsuyu Gökırmaktır. Gökırmak Kastamonu topraklarından çıkar, birçok kolları alarak doğuya akar. Durağan ilçesi güneyinde Kızılırmak ile birleşir. Boyabat Ovasında çeltik tarlalarını sular. Sinop-Samsun sınırını çizerek Samsun il topraklarında kuzeye akarak, Bafra Burnunda Karadeniz’e dökülür.
Küre Dağlarından çıkarak Karadenize dökülen başlıca akarsular Karasu Çayı, Ayancık Çayı, Karlık Çayı, Kanlı Çayı ve Kabalı Çaydır. Bölgede zengin yeraltı suları vardır.
Göller: Sinop il sınırları içinde büyük göller yoktur. Küçük birkaç göl vardır. Sarıkum Gölü: Uzunluğu 2 km genişliği 750 m’dir. 400 hektarlık bir alanı kaplar. Keçideresinin getirdiği alüvyonlar ve fırtınaların taşıdığı kumlarla küçülmektedir. Karagöl kıyıya 50 metre mesâfededir. 80 hektarlık bir alanı kaplar. SülükGölü: Sinop Yarımadası üzerindedir. Eski bir yanardağ krateri olup 210 m yüksekliktedir. Civarındaki ovanın sulamasında kullanılır.
İklim ve Bitki Örtüsü
İl dâhilinde genel olarak ılık bir iklim hüküm sürer. Mevsimler arasında ısı farkı azdır. İsfendiyar (Küre) Dağlarının kuzey kısmı daha çok yağış alır. Güneyde ise yağış az olur. Küre Dağlarının kuzey kısımları sık ormanlarla, güneyi bodur ağaçlarla kaplıdır.
Senelik yağış ortalaması ilçelere göre değişir. Boyabat’ta 388 mm iken Ayancık’ta 1003 mm’dir. Yazın sıcaklık +30°C üstüne birkaç gün çıkar. Kışın 0°C altındaki gün sayısı 10 günü geçmez. Sıcaklık +34,5°C ile -8,4°C arasında seyreder.
Bitki Örtüsü: Sinop il topraklarının % 62’si orman ve fundalıklarla, % 33’ü ekili ve dikili alanlarla, % 4’ü çayır ve mer’alarla kaplıdır.
Ormanlar gür ve ağaç çeşitleri çoktur. Başlıca ağaçlar çam, meşe, köknar, gürgen, kayın, dışbudak, kavak, karaağaç, defne, fındık, kızılcık, karaçam ve sarıçamdır.
Ormanlar çok yerde denize kadar sokulmuştur. Ayancık’ta Türkiye’nin en büyük kereste fabrikası bulunmaktadır.
Sinop ormanlarının orman altı bitkileri de zengindir.
Ekonomi
Tarıma elverişli arâzisi az olmasına rağmen faal nüfûsun % 80’i tarımla uğraşır. Sanâyi gelişmemiştir. Sinop ilinin ekonomisi balıkçılığa, ormancılığa, hayvancılığa ve tarla tarımına dayanır. Tarım yapılan arâzi 200 bin hektarı geçmez.
Tarım: Sinop ilinde en çok tarla tarımı yapılır. İl sebze ihtiyacını kendi imkânlarıyla karşılar. Meyvecilik önemli yer tutar. Kestâne, armut, kiraz, muşmula ve kızılcık yetişir ve diğer illere de satılır. Keten de önemli yer tutar. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, mısır, pirinç, mahlut, fasulye, bezelye, tütün ve şekerpancarıdır. Bu miktar ortalama olup, senelere göre değişmektedir. Meyve istihsaliyse, 20 bin ton civârındadır. Başlıca meyveleri ceviz ve kestânedir. Boyabat’ın pirinci meşhurdur.
Hayvancılık: Sinop ilindeki yaylalar hayvancılığa çok müsâittir. Hayvan sayısı gittikçe artmaktadır. İlde koyun, sığır, kıl keçisi, tiftik keçisi ve hindi beslenir. Arıcılık gelişmektedir.
Balıkçılık: Kıyı kısımlarında balıkçılık önemli bir geçim kaynağıdır. Avlanan balıkların başlıcaları; hamsi, barbunya, lüfer, mezgit, istavrit, palamut, kefal, çinekop, kalkan, tatlısu kefali ve sazandır.
Ormancılık: Sinop ili orman varlığı bakımından oldukça zengindir. Ormanlar gür ve ağaç çeşidi boldur. 310 bin hektar orman sahası ve 53 bin hektar fundalık vardır. 210 köy orman içinde, 147 köy orman sınırındadır.
Sanâyi: İl topraklarının engebeli oluşu, karayollarının ihtiyacı karşılamaması, ulaşım zorluğu ve Sinop limanının Samsun limanına göre yetersiz oluşu gibi sebeplerle sanâyi gelişmemiştir. Başlıca sanâyi kuruluşları: Ayancık Kereste Fabrikası, tuğla-kiremit fabrikaları, Lider Ağaç Sanâyii Kollektif Şirketi, Söksa İç ÇamaşırlarıÖrme ve Konfeksiyon A.Ş., Untek Boyabat Gıdâ Sanâyii A.Ş., Balıksan Balık Ürünleri İşletme Sanâyii A.Ş., Çeltik Fabrikaları, Sinop Cam Fabrikası ve Peynir-Tereyağı Fabrikasıdır.
Ulaşım: Sinop, kara ve deniz yolu ulaşımından faydalanır. Karayolu yetersizdir. Orta ve Doğu Karadeniz kıyısını tâkip ederek Hopa’ya kadar uzanan devlet yolu Sinop’tan başlar. Boyabat-Taşköprü istikâmetine uzanarak Kastamonu’ya ulaşır. Bu yolla İstanbul’a bağlanır. Karadeniz kıyı yolu Samsun’dan ayrılan bir kolla güneybatıya ayrılarak ili İç Anadolu’ya bağlar. İl sınırları içinde 160 km il ve 348 km devlet yolu vardır. Sinop limanı işlek sayılır. İskelenin boyu 180 m, genişliği 8-12 m’dir. 700 grostonluk gemiler yanaşır, fakat vinç olmadığı için gemiler kendi imkânları ile yüklerini boşaltırlar. Sinop’un Karadeniz kıyısı 175 km’dir. Karadeniz’e doğru uzanan “İnceburun” Anadolunun en kuzey ucudur. Aynı yarımadanın doğuya uzanan ikinci burnu Sinop Burnu’dur. Sinop bu burun üzerindedir. Şehrin, biri kuzeybatıda diğeri güneydoğuda iki limanı vardır. Güneydoğudaki olanı daha kullanışlıdır. Sinop sâhilinde 3 adacık vardır. Gâzibey Kayalığı Adası, Sara Ada ve Kara Ada’dır.
Nüfus ve Sosyal Hayat
Nüfus: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 265.153 olup, 86.314’ü ilçe merkezinde, 178.839’u köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 5862 km2 olup, nüfus yoğunluğu 45’tir.
Örf ve âdetleri: Sinop çok eski bir yerleşim merkezidir. Türklerin fethiyle birlikte bu şehirde Türk-İslâm Kültürü hâkim olmuş, diğer kültürler unutulmuştur. Fâtih Sultan Mehmed Hanın Sinop’u Osmanlı Devletine katması ile, burada bulunan Pontuslular, İstanbul ve batıya nakledilmiş ve Asya’dan gelen Türkmen boyları ile Kafkasya ve Karadeniz’den gelen Türkler yerleşerek tamâmen Türkleşmiş, Türk örf ve âdetleri bütün bölgede hâkim olmuştur.
Mahallî kıyâfet: Kıyâfette Kafkasya, Kırım ve Karadeniz’in diğer bölgelerinden gelen göçmenlerin tesiri büyük olmuştur.
Halk oyunları: Halk oyunları ve halk mûsikîsinde İç Anadolu’nun tesiri büyüktür. Sâhile yakın kısımlardaki oyunlar, ritm ve figürleri yönüyle Kafkas oyunlarına benzer. İç kısımlarda ise İç Anadolu ve Kastamonu yöresi oyunlarının özelliği görülür. Bu oyunlara davul, zurna, bağlama, mızıka, tulum gibi çalgılar eşlik eder.
En çok oynanan oyunlar şunlardır: Çiftetelli, Horon, Karşılama, Geldi Geldi, Kadın Oyunu, Halay, Ayancık Eymeleri, Karasu’da Pazar Var.
Mahallî yemekleri: Mısır unu tarhanası, mısır pastası, nişasta helvası ve etli hamurdur. Etli ekmek, nokul, pekmez helvası ve çeşitli pideler. Keşkek, katlama, saç böreği, kulak hamuru, ayva yemeği, kestâne helvası ve kırlangıç çorbası.
El sanatları: Tahta oymacılık ve dokumacılık çok ileri durumdadır.
Eğitim: Sinop’ta okur-yazar oranı % 93’ü aşmıştır. İlde 1 anaokulu, 45 anasınıfı, 600 ilkokul, 40 ilköğretim okulu, 4 pratik kız sanat okulu, 13 meslek lisesi, 12 genel lise ile Su Ürünleri Fakültesi vardır. Sinop’ta 1924 yılında kurulan Rıza Nur Halk Kütüphânesi ile 1952 yılında aynı binâda kurulan Çocuk Kütüphânesi yer almaktadır. Ayrıca 8 ilçede ilçe halk kütüphâneleri bulunmaktadır.
İlçeleri
Sinop’un biri merkez olmak üzere, sekiz ilçesi vardır.
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 49.844 olup, 25.537’si ilçe merkezinde, 24.307’si köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 402 km2 olup, nüfus yoğunluğu 123’tür. Merkez’e bağlı 17, Kabalı bucağına bağlı 19 köyü vardır.
İlçe merkezi, Karadeniz kıyı şeridinin kuzeye doğru sivrilerek uzandığı yarımadanın en dar yerindeki düzlük alanda kurulmuştur. Karadeniz’in en eski yerleşim merkezi olduğu halde, büyük bir nüfûsa sâhip olamamıştır. Ulaşım güçlüğü ilçenin gelişmesini önlemiştir. İlçenin, kuzey ve güneyinde iki tabii liman vardır. Kuzey limanı zamanla dolarak kullanılmaz hâle gelmiştir.
Ayancık: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 36.543 olup, 10.418’i ilçe merkezinde 26.125’i köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 876 km2 olup, nüfus yoğunluğu 42’dir. Merkez bucağa bağlı 41, Yenikonak bucağına bağlı 28 köyü vardır.
İlçe toprakları dar kıyı şeridi ve hemen ardından yükselen dağlardan meydana gelir. Her mevsim yağış aldığından toprakları içinde kalan dağların kuzey yamaçları sık ve gür ormanlarla kaplıdır. Bu ormanlar ağaç denizi olarak isimlendirilen ünlü Cangal ve Zindan ormanları olup, ekonomik değeri yüksek olan köknar, çam, kayın, gürgen, meşe, ıhlamur, kavak, kestane ve çınar gibi ağaçlar yetişir.
İlçe ekonomisi birinci derecede ormancılığa dayanır. Türkiye’nin en büyük kereste fabrikası bu ilçede olup, devlete âittir. Tarıma elverişli toprakları azdır. Meyve ve sebzecilik gelişmiştir. Kestâne ve elma üretimi fazladır. Tahıllardan en çok mısır elde edilir. Küçük çapta deniz ve tatlı su balıkçılığı yapılır. Arıcılık gelişmektedir.
İlçe merkezi, Karadeniz sâhilinde 1870’li yıllarda Ayan Tepesi eteklerinde kurulmuştur. Eski ismi İsfehan’dır. Türkeli-Sinop karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 81 km mesâfededir. Belediyesi Cumhûriyet öncesinden beri faaliyetini sürdürmektedir.
Boyabat: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 50.648 olup, 21.506’sı ilçe merkezinde, 29.142’si köylerde yaşamaktadır. Merkeze bağlı 102 köyü vardır. İlçe toprakları genelde dağlıktır. Kuzeyinde İsfendiyar Dağları, batı ve güneyinde Ilgaz Dağları, orta kesimde ise Boyabat Ovası yer alır. Gökırmak Vâdisi boyunca uzanan Boyabat Ovası çok verimlidir. Ovanın çevresinde yer yer ormanlık arâziler vardır.
Ekonomisi; tarım, ormancılık ve hayvancılığa dayanır. Boyabat Ovasının pirinç ekimine elverişli iklime sâhip olması ve sulama imkânının fazla olması, pirinci başlıca geçim kaynağı yapmıştır. Ayrıca buğday, mısır ve şekerpancarı yetiştirilir. Patates ve soğan üretiminin yanında sebze ve meyvecilik de gelişmektedir. En çok elma ve armut üretilir. İlçe halkının önemli geçim kaynaklarından biri de hayvancılıktır. Arıcılıkta modern usuller kullanılır. Gökırmak çevresinde koyun yetiştiriciliği yapılır. Büyükbaş hayvanların ıslahı için bir laboratuvar vardır.
İlçede el sanatları oldukça gelişmiştir. Halı ve kilim dokumacılığının yanı sıra deri ve kundura imâlatı da önemlidir. Sanâyisi tarıma ve ormancılığa bağlı olarak gelişmiştir. Faaliyet hâlinde çok sayıda çeltik ve kiremit-tuğla fabrikası vardır. Un fabrikaları ile kereste ve ağaç ürünleri işleyen fabrikalar diğer sanâyi kuruluşlarıdır. İlçe topraklarında zaman zaman çıkarılmış olan linyit ve çimentonun hammaddesi olan kalker yatakları vardır.
İlçe merkezi Gökırmak’ın kolu olan Gâzideresinin aktığı vâdide kurulmuştur. Kastamonu-Sinop karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 94 km mesâfededir.
Dikmen: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 14.872 olup, 2412’si ilçe merkezinde, 12.460’ı köylerde yaşamaktadır. Merkeze bağlı 27 köyü vardır. İlçe toprakları dar kıyı ovası ve hemen ardından yükselen dağlardan meydana gelir. Başlıca akarsuyu Kanlıdere’dir.
Ekonomisi; tarım, hayvancılık, balıkçılık ve ormancılığa dayanır. Dar kıyı şeridi ve akarsu vadilerinde; buğday, arpa, elma, armut, patates, soğan yetiştirilir. Kıyı şeridinde balıkçılık yapılır. Ormanlarla kaplı dağlık bölgelerde hayvancılık ve ormancılık başlıca geçim kaynağıdır. İlçe merkezi Kanlıdere Vâdisinde kurulmuştur. Gerze’ye bağlı bucakken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu. İl merkezine 73 km mesâfededir.
Durağan: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 34.131 olup 7432’si ilçe merkezinde, 26.699’u köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 1103 km2 olup, nüfus yoğunluğu 31’dir. Merkez bucağa bağlı 33, Çerçiler bucağına bağlı 15 köyü vardır. İsfendiyar Dağları kuzey ve doğudan ilçe topraklarına girer. Ormanlarla kaplı olan bu dağların güneyinde ise Gökırmak Vâdisi uzanır.
İlçe Sinop ilinin başta gelen tarım alanlarındandır. Dağlık kesimlerde hayvancılık gelişmiş olup, Gökırmak Vâdisinde tarım yapılır. Başlıca tarım ürünleri; buğday, arpa mısır, pirinç ve şekerpancarıdır. Hayvancılığın yanında arıcılık da gelişmektedir. İlçede çok çeşitli küçük sanâyi kuruluşları bulunur. Çeltik, tuğla-kiremit fabrikaları, halı ve kilim dokuma atölyeleri başlıcalarıdır. İlçe topraklarında bulunan linyit yatakları zaman zaman işletilmiştir. İlçe merkezi Gökırmak’ın Kızılırmak’a karıştığı yere yakın bir bölgede kurulmuştur. Boyabat-Vezirköprü karayolu, ilçeden geçer. İl merkezine 121 km mesâfededir. Belediyesi 1954’te kurulmuştur.
Erfelek: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu, 19.288 olup, 4262’si ilçe merkezinde, 15.026’sı köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 1063 km2 olup, nüfus yoğunluğu 18’dir. Merkez bucağına bağlı 38 köyü vardır. İlçe toprakları dağlık olup, İsfendiyar Dağları, topraklarının büyük kısmını kaplar. Kıyılarda dar düzlükler vardır. En önemli akarsuyu Küre Dağlarından doğup güney-kuzey doğrultusunda akıp daha sonra doğuya yönelen Karasu Çayıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri; buğday, şekerpancarı, mısır ve arpadır. Meyvecilik gelişmiş olup, kestâne, armut ve elma üretimi önemlidir. Dağlık kesimlerde hayvancılık ve ormancılık gelişmiştir. Kıyı kesimlerinde balıkçılık yapılır.
İlçe merkezi kıyıdan içeride, Sinop-Ayancık karayolu üzerinde kurulmuştur. İl merkezine 29 km mesâfededir. Eski ismi Karasu’dur. Belediyesi 1960’ta faaliyete geçmiştir.
Gerze: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 28.215 olup, 8609’u ilçe merkezinde, 19.606’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 43 köyü vardır. İlçe topraklarının batı ve güneyi İsfendiyar Dağlarının uzantıları ile kaplıdır. Bu dağların Karadeniz’e bakan yamaçları; kayın, gürgen ve köknar ağaçlarından meydana gelen ormanlarla kaplıdır. İlçe topraklarını Sarımsak Çayı sular.
Ekonomisi tarım, hayvancılık, balıkçılık ve ormancılığa dayalıdır. Dar kıyı şeridinde ve akarsu vâdilerinde tarım yapılır. Başlıca tarım ürünleri, buğday, mısır, arpa, elma, armut, patates, soğan, tütün ve ketendir. Tarıma elverişli olmayan kıyı şeridinde balıkçılık yapılır. Dağlık ve engebeli arazide ormancılık ve hayvancılık gelişmiştir. En çok koyun ve keçi yetiştirilir. Arıcılık ve tavukçuluk gelişmiştir. İlçe merkezi Karadeniz sâhilinde kurulmuştur. Sinop-Samsun karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 40 km mesâfededir. Belediyesi 1901’de kurulmuştur.
Saraydüzü: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu, 9065 olup, 1591’i ilçe merkezinde, 7474’ü köylerde yaşamaktadır. Merkeze bağlı 25 köyü vardır. İlçe toprakları orta yükseklikte engebeli arâziden meydana gelir. Gökırmak’ın kolları ilçe topraklarını sular.
Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. En çok pirinç üretimi yapılır. Ayrıca buğday, mısır ve şekerpancarı yetiştirilir. Halı ve kilim dokumacılığı yaygın olarak yapılır. İlçe merkezi Kargı-Durağan karayolu üzerinde yer alır. Boyabat’a bağlı bir bucakken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu.
Türkeli: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 22.547 olup, 4547’si ilçe merkezinde, 18.000’i köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 295 km2 olup, nüfus yoğunluğu 76’dır. Merkez bucağa bağlı 23, Helaldı bucağına bağlı 9 köyü vardır.
İlçe toprakları çoğunlukla dağlık olup, ormanlarla kaplıdır. Ormanlar meşe, gürgen, kayın ve köknar ağaçlarından meydana gelmiştir. Kıyıdaki düzlükten başka düzlüğü yoktur.
Ekonomisi ormancılığa dayanır. Hayvancılık fazla gelişmemiştir. Az olan tarım alanlarında mısır ve buğday yetiştirilir. Az miktarda patates, soğan, kestâne, elma, armut ve fasulye yetiştirilir. Helaldı bucağındaki özel sektöre âit kereste ve parke fabrikası en önemli sanâyi kuruluşudur.
İlçe merkezi, Karadeniz kıyısında küçük bir yarımada üzerinde kurulmuştur. İnebolu-Ayancık karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 99 km mesâfededir. Rum Pontus saldırılarına karşı koyan bir Türk yerleşim merkezi olduğundan bu ismi almıştır. 1957’de ilçe olan Türkeli’nin belediyesi aynı sene kurulmuştur.
Târihî Eserler ve Turistik Yerleri
Sinop, tabii güzellikleri ve târihî eserleri zengin bir ilimizdir. Karadeniz’in bütün özellik ve güzelliğini toplayan bir yarımadadır. Çok eski devirlerden beri bir yerleşim merkezi olduğundan, târih ve kültür hazinesi bir ilimizdir. Başlıca târihî eserleri şunlardır:
Sinop Kalesi: Hititler zamânında yapıldığı tahmin edilmektedir. Daha sonraki dönemlerde tâmir edilmiş ve ilâveler yapılmıştır. Selçuklular 1215’te bir iç kale yaparak, gerekli gördükleri burç ve kuleleri güçlendirmişlerdir. Surların yüksekliği 30-35 m’dir. Dış surlar doğuda 500, batıda 270, kuzeyde 800, güneyde ise 400 metredir. Sultan İzzeddîn Keykavus’un yaptırdığı iç kale sağlam durumdadır. Kalenin; Kumkapı, Meydankapı, Tersanekapı, Tabakhânekapısı, İçhisar, Kale ve Yonca kapıları vardır. Kale, meşrûtiyetten sonra siyâsîlerin konduğu bir hapishâne hâline gelmiştir.
Alaeddîn Câmii: Sinop’un en eski câmisi olup, Selçuklu devri eseridir. Kitâbesinden anlaşıldığına göre Muinüddîn Süleyman Pervâne tarafından 1267’de yaptırılmıştır. Büyük Câmi diye de bilinir. Çeşitli zamanlarda tâmir gören câmi, en son olarak 1950’de onarılmıştır. Bir sanat şaheseri olan som mermerden yapılmış minberin bâzı parçaları, kubbenin yıkılmasıyla kırılmıştır. Bu parçaları, Türk-İslâm Eserleri Müzesindedir. Şimdiki minber ise 1851’de yapılmıştır.
Saray Câmii: Candaroğullarından Celâleddîn Bâyezîd tarafından 1374’te yaptırılmıştır. Kare plânlı, tek kubbeli bir câmidir.
Seyyid Bilâl Câmii: Cezâyirli Ali Paşa tarafından 1867’de yaptırılmıştır. Cezâyirli Ali Paşa Câmii de denir. Sultan Abdülhamîd Han tarafından 1896’da tâmir ettirilmiştir.
Fethi Baba Mescidi: Mehmed Ağa tarafından 1353’te Candaroğlu İsmâil Beyin emriyle yaptırılmıştır. Tersâne Câmii olarak da bilinir. Mermer mihrabı oldukça ince işçiliklidir.
AlâeddînMedresesi: Vezir Muinüddîn SüleymanPervâne tarafından 1262’de Selçuklu Sultanı Alâeddîn Keykubat adına yaptırılmıştır. Girişin karşısındaki ana eyvan 1889’da tâmir sırasında derslik oldu. Hâlen müze olarak kullanılmaktadır.
Şehitler Çeşmesi: Kırım Harbinde Rusya’nın baskınında şehit olan askerlerin cebinden çıkan parayla yapılmıştır. Günümüzde harap bir haldedir.
Seyyid Bilâl Türbesi: Türbede Peygamber efendimizin soyundan gelen Seyyid İbrâhim Bilâl hazretleri medfundur. 675 yılında İstanbul’un Ömer ibni Abdülaziz tarafından kuşatıldığında, rivâyetlere göre, Orta Asya’dan yanında Müslüman Türklerle bu sefere iştirak için yola çıktı.
Karadeniz’de gemiyle İstanbul’a giderken fırtınaya tutuldu. Sinop limanına girdi. Liman gümrük vergisini ödediler. Bugün Alâeddîn Câmiinin bulunduğu yerde kardeşi Seyyid Ali Ekber ve Orta Asyalı Müslüman Türk askerleriyle dinlenip, hasta olan askerlerin tedâvisini yaparken Sinop’taki Bizanslı Tekfurun emriyle Bizanslı askerler geceleyin saldırdılar. Çarpışma sabaha kadar ve hatta gündüz de devam etti. Seyyid İbrâhim Bilâl ve yanındakiler Bizans askerlerinin kuşatmasını yararak bugün Hükümet Konağının bulunduğu semtteki Meydan Kapısından çıkmak üzereyken Seyyid İbrâhim Bilâl şehit düştü. Bu zât kerâmetini göstererek kılıç darbesiyle yere düşen mübârek başını koltuğunun altına alarak kabirlerinin bulunduğu yere kadar birkaç yüz metre yürüyüp kıble istikâmetine yüzünü dönerek ve başını da yerine koyup, kabre konulmuş gibi uzandılar. Bu hâdiseyi seyreden halk hayret, dehşet ve korku içinde Bizans Tekfuru aleyhine bu mübârek insanları neden öldürdün diye bağırmaya başlayınca, halkın tepkisini yatıştırmak için Tekfur çarpışmayı durdurdu. Şehit olanların İslâm usüllerine göre gömülmesine müsâde etti. Seyyid İbrâhim Bilâl de aynı yere defnedildi. Yaralı Türk asıllı Müslümanlara iyi davrandı. Sinop’un ilk Müslüman sâkinleri bu Orta Asyalı Türkler olmuştur. Müslüman olan Sinoplu kızlarla evlenerek çoğalmışlardır. Seyyid Ali Ekber de şehit olanlar arasındadır.
Seyyid Ali Ekber hazretlerinin kabri Alâeddin Câmii yanındaki Yeşil Türbede, Seyyid Bilâl hazretlerinin kabriyse Ada Mahallesinde Cezâyirli Ali Paşa Câmii bitişiğindeki Tayboğa (Seyyid Bilâl) türbesindedir.
Sinop tekfuru yaptığına sonradan çok pişman olmuş ve Seyyid Bilâl hazretleri için yaptırdığı türbenin kapı eşiğine gömülmesini vasiyet etmiştir. Önceleri türbeyi ziyâret edenler tekfurun mezarını çiğneyerek türbeye girerlerken, daha sonra bu kapı iptal edilerek, türbeye başka bir kapı açılmıştır. Şu anda türbeye Cezâyirli Ali Paşa Câmii içinden geçilmektedir.
Câminin avlusunda Kültür ve Turizm İl Müdürlüğünce yazdırılan bir levhada şu bilgiler vardır: Türbe Çepni Türklerinin Beyi Emir Tayboğa için torunu Emir Belgamiş tarafından 1297 yılında yaptırılmıştır. Emir Tayboğa 1259 yılında Sinop’a baskın yapan Trabzon Rum Devleti ordusunun geri püskürtülmesinde büyük rol oynamıştır. Vasiyeti üzerine H.91 yılında İstanbul’un fethi için giderken Sinop’ta şehit düşen Seyyid Bilâl’in yanına gömülmüştür. Türbenin bitişiğine 1876 yılında Kaptan-ı Deryâ Cezâyirli Ali Paşa tarafından dikdörtgen plânlı bir câmi yaptırılmıştır.
Gâzi Çelebi Türbesi: Süleyman Pervâne Medresesinin sağ bitişiğindedir. Pervâneoğullarının son hükümdârı olan ve 1322 senesinde vefât eden Gâzi Çelebi’ye âittir.
İsfendiyaroğulları Türbesi: Alâeddîn Câmii bahçesinde bulunan türbede, Candaroğullarından Celâleddîn Bâyezîd ile oğlu İsfendiyar’ın oğlu İbrâhim Beylerle bu âileye mensup daha 8 zâtın kabri bulunmaktadır. Türbenin hangi târihte ve kim tarafından yapıldığı bilinmemektedir. Türbe içindeki sandukalar Türk taş işleme oymacılığının eşsiz örneklerindendir.
Sultan Hâtun Türbesi (Aynalı Kadın): Halk arasında “Aynalı Kadın Türbesi” adıyla geçer. 1335 târihinde Birinci Murâd’ın kardeşi Süleyman Paşanın kızı İsmet SultanHâtun için yaptırılmıştır. Sinop Müzesi bahçesindedir.
Hâtunlar Türbesi: Candaroğulları zamânında yapılmış olan türbe, Cezayirli Ali Paşa Câmii yanındadır. Celâleddîn Bâyezîd’in oğlu İskender’in karısı ile kızı Ture Hâtun için yaptırılmıştır.
Eski eserleri
Serapis Tapınağı: Şehir merkezindeki Şehitler Parkı içinde 1954’te bir kazı esnâsında çıkmış olup Romalılara âittir. Sinop Müzesi: 1541’de açılmış ve 1970’te yeni binâsına taşınmıştır. Müzede arkeolojik ve etnoğrafik eserler sergilenir. Türklere ve Türklerden önceki devirlere âit eserler mevcuttur. Müzede ayrıca Şer’i Mahkeme Sicilleri de vardır. Boyabat Kalesi: Eski ve yeni kale olarak iki kaledir. Yeni kale eski kale üzerine yapılmıştır. Kaleden Gâzidere Çayına inen 252 basamak vardır. Kaya tünelinden ayrılan gizli bir yeraltı yolu şehrin altından geçerek, Erenlik Tepesine ulaştığı anlatılır. Yeni kale Osmanlı yapısıdır. Fâtih Sultan Mehmed Hanın Uzun Hasan’a karşı Otlukbeli Seferine giderken, bu kalede kaldığı rivâyet edilmektedir.
Mesire yerleri: Sinop, tabii güzellikler bakımından oldukça zengindir. Zengin orman dokusu, Karadeniz’deki uzun kıyısı, tabiî kumsallarıyla şirin bir ilimizdir. Başlıca mesire yerleri şunlardır:
Hamsaroz Körfezi: Bir yanı deniz, bir yanı ormandır. Çok çeşitli çiçeklerle süslüdür. Berrak denizi, bol çiçeği ve ağacı ile güzel bir dinlenme yeridir. İl merkezine 3 km mesâfededir. Körfezde bir av hayvanları parkı vardır.
Ayancık Çamlığı: Ayancık ilçesinde, orman içi dinlenme yeridir. Sarıçam ve karaçam korularından meydana gelen bölge, tabii güzellikleriyle meşhurdur.
Türkeli Çamlığı: Türkeli ilçesi yakınlarında orman içi dinlenme yeridir. Karaçam, kayın ve sarıçam ormanlarıyla kaplı güzel bir mesire yeridir.
Akliman Kumluğu: İl merkezine 2 km mesâfededir. Deniz ve ormanın iç içe olduğu kumluk, Boztepe ile Akliman burunları arasında kalır ve aynı zamanda tabii gemi barınağıdır. Denizi çok sığdır.
Kaplıca ve İçmeler: Sinop, şifâlı su kaynakları bakımından zengin olmasına rağmen bu kaynakların çoğunda tesis yoktur. Başlıca kaplıca ve içmeler şunlardır:
Aloğlu İçmesi: İl merkezi yakınlarındadır. Konaklama tesisleri yoktur. Kaplıca suyu içme olarak mîde, karaciğer ve safra yolları rahatsızlıklarına iyi gelmektedir.
Acısu İçmesi: Gerze ilçesinin Acısu köyündedir. Konaklama tesisleri yoktur. Suyu çeşitli mîde rahatsızlıklarına faydalıdır.
Soğuk Su: Sinop-Boyabat yolunun 47. km’sinde Cankurtaran Karakolu olarak da bilinir. Soğuk suyun etrâfı köknar ağaçları ile kaplıdır. Orman içinde yer alan bu su şifalı olarak bilinmektedir.
Buzluk Yaylası: Durağan ilçesi sınırları içinde olup, ilçe merkezine 10 km mesâfededir. En önemli özelliği yaylada bulunan mağaranın içinde yaz aylarında buzların meydana gelmesi, kışın ise erimesidir. Bu sebeple halk arasında Buzluk Mağarası adıyla bilinir.
Kaynak
Rehber Ansiklopedisi
Samsun Hakkında Bilgiler
SAMSUN
İlin Kimliği
Yüzölçümü : 9579 km2
Nüfûsu : 1.158.400
İlçeleri : Merkez, Alaçam, Asarcık, Ayvacık, Bafra, Çarşamba, Havza, Kavak, Ladik, 19 Mayıs, Salıpazarı, Tekkeköy, Terme, Vezirköprü, Yakakent.
Karadeniz bölgesinin Orta Karadeniz bölümünde yer alan bir ilimiz. İl toprakları 37° 08’ ve 34° 30’ doğu boylamları ile 40° 05’ ve 41° 45’ kuzey enlemleri arasında kalır. Doğudan Ordu; güneyden Tokat, Amasya ve Çorum; batıdan Sinop illeriyle çevrilidir. İlin kuzeyinde ise Karadeniz yer alır. Trafik numarası 55’tir.
İsminin Menşei
Samsun’un eski ismi Amisos’tur. Bunu İyonyalılar (Miletliler) kurmuşlardır. Selçuklu Türkleri bu şehri fethedince yeni bir şehir kurmuşlar ve bu şehre Samsun ismini vermişlerdir. Samsun ismi Selçuklu Türklerinin verdiği özel bir isimdir. Eski ismi Aminos ile ne kelime olarak ne de mânâ olarak ilgisi yoktur. Türkler şehre Samsun, idârî taksimat bakımından da sancağa “Canik ili” demişlerdir.
Târihi
Samsun’un târihi Hititlere dayanır. Anadolu’da ilk siyâsî birliği kuran Hititler, bu bölgeye hâkim olup, Orta Karadeniz’deki eyâletlerine “Gasgas” ismini vermişlerdir.
M.Ö. 8. asırda Miletliler, Samsun limanında ticârî bir koloni olarak “Amisos” şehrini kurdular. Kafkaslardan gelen Kimmerler, bu bölgeyi ele geçirdiler. Frikyalılar bu toprakların bir kısmına sâhip oldular. M.Ö. 6. asırda Persler, Anadolu’nun büyük kısmı gibi bu bölgeyi de ele geçirdiler.
M.Ö. 4. asırda Makedonya Kralı İskender, Persleri yenerek Anadolu ve İran’ı istilâ etti. Yunanlaşmış Pers asıllı Pontus kralları, Kuzey Karadeniz ve Kırım’a hâkim oldular. Pontus Kralı Mitridates, Roma İmparatorluğu ile savaştı. Roma İmparatorluğunun gâlibiyeti üzerine, M.Ö. 1. asırda bütün Anadolu gibi bu bölge de Roma İmparatorluğunun eline geçti.
M.S. 395 senesinde Romaİmparatorluğu ikiye bölününce, bütün Anadolu gibi bu bölge de, Doğu Roma (Bizans)nın payına düştü. Bizans İmparatoru Justinianus devrinde M.S. 4. asırda şehir gelişti ve Piskoposluk merkezi oldu. Muhtelif târihlerde İslâm orduları bu bölgeye akınlar yaptılar. Fakat devamlı kalmadılar. İranlı Sâsâniler de, zaman zaman bu bölgeye akınlar yaptılar. 1071 Malazgirt Zaferinden sonra, Selçuklu Türklerinden Anadolu fâtihi Kutalmışoğlu Süleyman Şâhın komutanlığındaki Türk ordusu bütün Anadolu gibi bu bölgeyi de fethetti. Bizansın tahriki ve Roma kilisesinin teşvikiyle başlayan Haçlı Seferlerinin birincisinden sonra Selçuklular, bâzı kıyı şehirleri gibi bu şehri de terk ederek Anadolu içlerine çekildiler. Dördüncü Haçlı Seferinin sonunda başşehir Trabzon olmak üzere Pontus Rum İmparatorluğu kuruldu. Cenevizlilerin Karadeniz ticâretini ele geçirmeleri üzerine Samsun limanının önemi arttı.
Selçuklu sultanlarından Sultan Keykâvus ve kardeşi Sultan Alâeddin Keykubât, Trabzon Rum İmparatorluğunu doğuya doğru iterek küçülmesine sebep oldu. Samsun ve Sinop’u yeniden fethettiler. Samsun limanı Sinop yanında sönük kaldı. Bu devirde iki Samsun bulunuyordu: Bugünkü Samsun’un bulunduğu yerde “Müslüman Samsun” ile 2-3 km ötede ve çoğunluğunu gayri müslimlerin teşkil ettiği Ceneviz ticâret sitesi olan “Gâvur Samsun” veya “Kara Samsun” idi. Ceneviz sitesi olan Samsun, 14. asırda Osmanlı hâkimiyetini kabul etmekle beraber, 15. asırda kesin olarak Osmanlı Devletine katılmıştır. Bugün Gâvur Samsun’dan birşey kalmamıştır.
Müslüman Samsun ise, Anadolu Selçuklu Devleti çökmek üzereyken Canik Beyliğinin başşehri oldu. 1398’de Yıldırım Bâyezîd Han Samsun’u alarak, Toroslara ve Fırat’a kadar Anadolu’yu Osmanlı hâkimiyetinde birleştirdi. 1402 AnkaraSavaşında Tîmûr’a karşı yenilmesinden sonra Timur, Samsun’u Kubadoğlu Cüneyd Beye verdi. Birkaç yıl sonra Tâceddinoğlu Hasan Bey, Cüneyd Beyi öldürerek Samsun’u aldı. Az sonra Samsun, Kastamonu’da oturan İsfendiyar (Candar) oğullarının eline geçti. 1413’te Çelebi Sultan Mehmed Samsun’u alarak kesin bir şekilde Osmanlı Devletine kattı.
Osmanlı Devrinde Samsun, “Canik Sancağı” (vilâyeti) adıyla Rumiye-i Suğra Beylerbeyliğinin (eyâletinin) bir vilâyetiydi. Tanzimattan sonra Trabzon vilâyetinin (eyâletinin) 4 sancağından biri oldu. 6 kazâsı vardı.
Samsun, Osmanlı devrinde, Sinop ve Trabzon limanları yanında ikinci derecede bir Karadeniz limanı olmuştur. Bu şehirde askerî ve sivil tersâneler bulunuyordu. Anadolu’ya açılan bir kıyı şehri olarak sâkin bir târihi vardır. Ancak bu sâkin târihî hayat, merkezi Trabzon’da olmak üzere Giresun, Ordu, Samsun, Amasya, Sinop şehirlerini içine alacak şekilde kurulmak istenen “Rum Pontus Devleti”nin teşkili için girişilen vahşet ve katliâmlarla, zaman zaman bozulmuş ve yüzlerce köy haritadan tamâmen silinirken, on binlerce Müslüman Türk, Pontusçu Rum Çeteleri tarafından öldürülmüştür.
İstiklâl Harbinde, Samsun’un mühim yeri vardır. Mustafa Kemal Paşa, ordu müfettişi olarak 19 Mayıs 1919’da Samsun’a ayak basmış, bu târih, Millî Mücâdelenin başlangıcı sayılmıştı.
Cumhûriyet devrinde 1924’te, Samsun il olmuştur. 1932’de demiryolunun gelişiyle güneye bağlandı. Samsun limanı, yeni tesislerle Karadeniz’in en mühim limanlarından biridir.
Fizikî Yapı
Samsun il topraklarının % 50si dağlarla, % 32’si platolarla ve % 18’i ovalarla kaplıdır. Güneyi dağlık, kuzeyi yayla ve platoluktur. Bu yayla ve platolarla deniz arasında kıyı ovaları vardır.
Kızılırmak ve Yeşilırmak nehirleri Karadeniz’e döküldükleri yerde büyük bir burun (delta) meydana getirirler.
Dağları: Samsun ilindeki dağlar çok yüksek değildir. Ünye-Çarşamba arasında doğu-batı; Samsun-Bafra arasında doğu-güneydoğu ve batı-kuzeybatı doğrultusundadırlar.
Canik Dağları, Çangal Dağları başlıcalarıdır. İlin en yüksek dağı Akdağ (2082 m), Çangal Dağı (1525 m)dir. Sıralı Dağlar (1357 m), Kozadağ (1316 m), Bünyan Dağı (1224 m), Hacılar Dağı (1150 m), (:::)ınar ve Böğürtlen dağları (900-950 m) diğerleridir. Plato ve yaylalar yüksek değildir. Darbent Burnu ile YeşilırmakDeltasının güneyinde yer alan platolarının ortalama yüksekliği 100 m’dir. Başlıca yaylaları Lâdik, Havza, Vezirköprü ve Kavak’tır.
Ovaları: İlin kuzey kısmı baştan başa ovalıktır. Bafra Ovası: Kızılırmak ağzında olup 56 bin hektardır. Çok verimli bir ovadır. Çarşamba Ovası: Yeşilırmak’ın ağzında, denize döküldüğü yerde olup, 60 bin hektardır. Çok verimlidir. Samsun kıyı ovası önemli bir ovadır. Mert Irmağı boyunca genişçe bir taban olarak içeriye doğru sokulur.
Akarsuları: Samsun ili, akarsu bakımından zengindir. Başlıcaları;
Kızılırmak: Türkiye’nin en uzun nehri olan Kızılırmak, Anadolu yaylasında büyük bir yay çizdikten sonra, Çorum ilinin kuzeyinde akışına devâm edip, Sinop ve Samsun il topraklarına girer. Kuzeye yönelerek deltası ile Bafra Ovasını meydana getirir; Karadeniz’e Samsun il sınırları içinde dökülür.
Yeşilırmak: Canik Dağlarını yararak Samsun il sınırına girer ve Kuzeye doğru akışına devâm eder. Deltası ile Çarşamba Ovasını meydana getirerek Cıva Burnunda Karadeniz’e dökülür. Kızılırmak ve Yeşilırmak gibi iki büyük akarsudan başka Samsun il toprakları içinden çıkarak Karadeniz’e dökülen Terme Çayı, Mert Irmağı, Kürtün, Karaboğaz veAbdal Deresi gibi akarsuları da vardır.
Gölleri: Samsun ili akarsu bakımından olduğu gibi göller bakımından da çok zengin sayılır. Bafra ve Çarşamba Ovasında çok sayıda küçük göller vardır.
Bafra Ovasındaki Göller: Karaboğaz Gölü, Tuz Göl, Liman Gölü, Dutdibi Gölü, Balık Gölü, Hayırlı Göl, Uzun Göl, İnegöl, Tombul Göl ve Gernek Gölüdür. Balık ve Liman gölleri balık bakımından zengindir. Bol kefal, sudak, kerevit ve sazan yetişir.
Çarşamba Ovasındaki göller ise KocaGöl, Akmaz Göl, AkarcıkGöl ve Dumanlı Göldür. Bu göllerin etrafı sazlık ve bataklık olmasına rağmen tabiî güzellikleri çok fevkalâdedir. Terme ilçesinde Simenit Gölü ile Lâdik ilçesindeki Lâdik Gölü alabalık bakımından zengindir.
Ayrıca çeşitli baraj gölleri vardır. Bunlar; Hasan Uğurlu Baraj Gölü, Suat Uğurlu Baraj Gölü, Altınkaya Baraj Gölü, Derbent Baraj Gölü, Çakmak Baraj Gölüdür.
İklim ve Bitki Örtüsü
İklim: Bu ilde ılıman bir iklim hüküm sürer. 0°C’nin altında soğuk gün sayısı toplamı 20 günü geçmez. Yağış ortalaması 733 mm’dir. Sıcaklık -8, 1°C ile + 39°C arasında seyreder. Ilık hava, bol yağış ve gür yeşillik Samsun’un özelliğidir.
Samsun’un iklimi, sâhilde ve iç kesimlerde değişiklik arz etmektedir. Sâhil şeridinde tipik bir Akdeniz iklimi hüküm sürmesine rağmen iç kesimlerde dağların etkisiyle kara iklimi hâkimdir. Genellikle yaz mevsiminde, aşırı sıcaklar olmasına rağmen, deniz suyu buharlaşmasına ilâveten, çevredeki baraj göllerinin çokluğu sebebiyle nem oranı oldukça yükselir. Kış ayları ise az soğuk ve oldukça yağışlı geçmektedir. Yağışlar, kıyı kesimlerinde genelde yağmur şeklindedir. Kıyı kesimlerindeki karla örtülü gün sayısı 4-5 günü geçmez. İç kesimlerde ise karla örtülü gün sayısı daha fazladır ve sert geçen İç Anadolu ikliminin etkileri görülür.
Bitki örtüsü: Samsun ili, bitki örtüsü bakımından zengindir. Ovalar bağ, bahçe, çayır ve ekili alanlarla örtülüdür. Dağlar ormanlarla kaplıdır. İl topraklarının % 48’i orman ve fundalık; % 3’ü çayırlık; % 47’si ekili ve dikili alanlarla kaplıdır. Ormanlarda meşe, gürgen, kestâne, ıhlamur, kayın, dişbudak ağaçları; 1200 m ile 1800 m arasında ise iğne yapraklı ağaçlar bulunur.
Ekonomi
İlin ekonomisi geniş ölçüde tarıma dayalıdır. Sanâyi hızla gelişmektedir. Kara, hava ve deniz yolları sebebiyle ticâret hareketlidir. Faal nüfûsun % 65 kadarı tarım sektöründe çalışır.
Tarım: Bafra ve Çarşamba ovaları Çukurova’dan sonra, Türkiye’nin en verimli ovalarıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, çavdar, yulaf, mısır, pirinç, nohut, fasulye, şekerpancarı, ayçiçeği, bol miktarda soya, soğan, sarmısak, patates ve her çeşit sebze, bilhassa domates, biber, lahana, pırasa, patlıcan, tâze fasulye, ıspanak, hıyar ve barbunya yetişir. Türkiye’de mısır ve fasulyenin en çok yetiştiği yer Samsun’dur.
Kaliteli tütün yetişir ve mühim gelir kaynağıdır. Bafra tütünü ünlüdür. Meyvecilik ileridir. Fındık, armut, şeftali, erik, ceviz, kızılcık ve kiraz bol miktarda yetişir.
Hayvancılık: Samsun ilinin iklimi ve bitki örtüsü hayvancılık için çok müsaittir. İlde, sığır, koyun, kıl keçisi ve kümes hayvanları çok sayıda beslenir. Arıcılık gelişmiştir.
Ormancılık: Samsun ili orman bakımından zengin olan illerimizden biridir. Orman ve fundalıkların yüzölçümü 460 bin hektardır. Senede 80 bin m3 sanâyi odunu ve 250 bin ster yakacak odun elde edilir. Köylerinden 477’si orman içindedir.
Mâdencilik: Kömürden başka mâdeni yoktur. Havza ilçesinin Çeltek köyünde ve Vezirköprü ilçesinde az miktarda kömür çıkarılır.
Sanâyi: Samsun ilinde sanâyi hızla gelişmektedir. Bilhassa 1970’ten sonra sanâyi sektöründeki gelişmenin hızı oldukça artmıştır.
İlde 10 ve daha fazla işçi çalıştıran sanâyi işyeri sayısı 500, 2-9 işçi çalıştıran sanâyi iş yeri sayısı ise üç bin civârındadır. Başlıca sanâyi kuruluşları şunlardır: Sigara fabrikaları, un fabrikaları, kereste, tuğla ve kiremit fabrikaları, çeltik fabrikaları, Karadeniz Bakır İşletmeleri, dokuma fabrikaları, 50 çeşit ilâç yapan Adeka İlâç Sanâyii, pompa valfı, pik döküm ve şase üreten Samsun Makina Sanâyii A.Ş., yem fabrikası, mısır özü nişasta ve glikoz fabrikası, plâstik eşyâ fabrikası, boru ve tel fabrikası, kireç fabrikaları ile haşere ve zirâî ilâç sanâyii, tuz ve baharat îmâlât sanâyii, ekmek fabrikaları, mobilya fabrikaları, azot sanâyii, Bakır İzabe Tesisleri, Engiz Süt Fabrikası, yağ fabrikaları, çimento fabrikası, sunta fabrikası, Çarşamba Şeker Fabrikası, 19 Mayıs Tekel Sigara Fabrikası, çuval fabrikası, araçların lâstik aksamını yapan fabrika, (FFK) Konserve Fabrikası, Dişliİmâlat ve Motor Yenileme Fabrikası, şeker, lokum, helva, reçel imâlatı yapan fabrikalardır.
Ulaşım: Samsun ili kara, deniz, hava ve demiryolu ulaşımında mühim bir kavşak noktasıdır. 1957’den bu yana hava ulaşımı yapılmaktadır. 1986’da pistin yetersiz olması sebebiyle birkaç yıl ulaşım aksamış ise de daha sonra küçük uçaklarla yeniden hizmete başlamıştır. İstanbul ve Ankara’dan Samsun’a haftada 6 günlük karşılıklı seferler vardır. Doğu Karadeniz bölgesinin en büyük limanı Samsun’dadır. 1960’larda açılan bu limanın ana rıhtım uzunluğu 770 m’dir. Büyük ve orta büyüklükte 4 gemi aynı anda yanaşabilir. 180 m uzunluktaki yardımcı rıhtıma 6 küçük gemi yanaşabilir. İstanbul-Samsun-Trabzon arasında karşılıklı yolcu vapur ve Ro-ro seferleri (Köstence bağlantılı) yapılır.
Samsun’un Karadeniz’e uzanan iki büyük burnu ve bunlar arasında kalan geniş bir koyu vardır. Kıyılarının girinti ve çıkıntısı azdır. Kızılırmak’ın döküldüğü yerde Bafra Burnu ve Yeşilırmak’ın döküldüğü yerde Cıva Burnu bulunur. Orta ve Doğu Karadeniz kıyılarında demiryolu ulaşımı olan tek il Samsun’dur. Ankara-Kayseri-Sivas hattı Sivas’ta ikiye ayrılır. Biri Malatya’ya, diğeriyse Samsun’a ulaşır. Sivas-Samsun demiryolu 404 km’dir. Samsun’dan Havza, Kavak ve Çarşamba ilçelerine de uğrar.
Sinop’tan Hopa ve Sarp sınır kapısına kadar uzanan karayolunun en işlek merkezlerinden biri Samsun’dur Samsun-Kastamonu-Bolu karayolu, Samsun-Amasya-Çorum-Ankara karayolu, Samsun-Amasya-Tokat, Sivas karayolları ile yurdun bütün bölgelerine ulaşılır. İl sınırları içinde devlet yolları 364 km, il yolları 437 km’dir. Devlet yollarının tamâmı, il yollarının ise yaklaşık 300 km’lik kesimi asfalt kaplıdır. Samsun-Azot hattı dâhil demiryolu uzunluğu il içinde 186 km’dir.
Nüfus ve Sosyal Hayat
Nüfûsu: Samsun, nüfûsu hızla artan bir ilimizdir. 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 1.158.400 olup, 525.305’i ilçe merkezinde 633.095’i köylerde yaşamaktadır. İlin yüzölçümü 9579 km2 olup, nüfus yoğunluğu 121’dir.
Örf ve âdetleri: Samsun bölgesinde târih boyunca Hititler, Kafkas asıllı Kimmerler, İyonyalı Milletliler, Persler, Makedonyalılar, Pontus, Roma, Bizanslılar hâkim olmuşlarsa da, 1071 Malazgirt Zaferinden sonra bu bölge, Türklerin fethiyle hızla Türkleşmiştir. İlde Türk-İslâm Kültürü, örf ve âdetleri hâkimdir. Diğer kültürler tamâmen unutulmuştur.
Halk oyunları: Samsun bölgesinde halay, horon, davul, zurna ve kemençeli oyunlar yaygındır. Halk müziğinde Karadeniz’den çok, Orta Anadolu bölgesinin özellikleri daha çok görülür. Türkü bakımından çok zengindir. Çarşamba ile ilgili çok sayıda türküleri vardır. Bölgede daha çok oynanan oyunlar, Çarşamba Çiftetellisi, Sallama, Neyman, Kabaceviz, Dik horon, Karadeniz horonu, karşılama, Kabadayı, Kasap, Debreli Hasan, İki Ayak, Üç Ayak, Dört Ayak, Esen Yel, Kafkas Oyunu ve diğer bâzı oyunlardır. Genç kız ve kadınlar ise çoğunlukla, Cimdallı gibi oyunlar oynarlar.
Mahallî yemekleri: Peynirli, kıymalı, hamsili ve yumurtalı uzun ve yuvarlak pidesi, bulgurlu börek, katık böreği, mısır çorbası, hamsi çıtlaması, kabak reçeli, alaçam yufka tatlısıdır.
Eğitim: Okur-yazar nispeti % 80’i aşmıştır. İlde 25 anaokulu, 1478 ilkokul, 119 ortaokul, 60 lise eğitim verir. Samsun, Üniversitesi olan illerimizden biridir. Bu ilde bulunan 19 Mayıs Üniversitesinin Tıp, Zirâat, Fen, Edebiyat, Eğitim veİlâhiyat Fakülteleriyle Sosyal Bilimler Enstitüsü, Fen Bilimleri Enstitüsü ve Sağlık Bilimleri Enstitüsü Çorum Mühendislik Bilimleri, Sinop Su Ürünleri, Amasya ve Çorum Meslek ve Samsun Sağlık Meslek Yüksekokulları vardır.
Türk güreşinin en büyük ismi YaşarDoğu veOlimpiyat ŞampiyonuMustafa Dağıstanlı ile birkaç sene üst üste Türkiye 1. Futbol ligi gol kralı olan ve Avrupa gol krallığında altın, gümüş ve bronz ayakkabılarla bir maçta 6 gol rekoruna sâhip Tanju Çolak ve okçuluk sporunda Ekşi kardeşler Samsun’dan yetişmiştir.
İlçeleri
Samsun’un biri merkez olmak üzere on beş ilçesi vardır:
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 368.574 olup, 303.979’u ilçe merkezinde, 64.595’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 50, Çayırkent bucağına bağlı 12, Taflan bucağına bağlı 17 köyü vardır. İlçe toprakları genellikle dağlık ve engebelidir. Fakat, diğer Doğu Karadeniz il merkezlerinden farklı olarak, ilçede çok dik yamaçlar ve yerleşime elverişsiz topraklar çok azdır. Kürtün Çayı ve Mert Irmağı başlıca akarsularıdır.
Ekonomisi, tarım ve sanâyiye dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri tütün, mısır, buğday, fındık, elma, şeftali, arpa olup, akarsu boylarında sebzecilik gelişmiştir. Karadeniz Bakır İşletmesi A.Ş. Samsun İzabe Tesisleri, sigara fabrikası, yem fabrikası, azot sanâyii, un fabrikaları, ilâç fabrikası başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi, Mert Irmağının denize döküldüğü yerde kurulmuştur. DoğuKaradeniz illerini Ankara’ya bağlayan yolun kavşak noktasındadır. İlçe merkezi, 1869 senesinde büyük bir yangın geçirmiştir. Mutasarrıf Muhlis Esad Paşa, İsviçre’den getirdiği mîmârlara şehrin yeni îmâr plânını yaptırmış ve şehir bu plâna göre gelişmiştir. Samsun, 19 Mayıs 1919 ile târihî bir yer olmuştur. İstiklâl Harbinin başlangıcı Atatürk’ün 19 Mayısta Samsun’a çıkışı kabul edilmiştir. Samsun, yeni kurulmuş modern şehirdir. Selçukluların kurduğu eski Samsun tamâmen yanmıştır. Her sene 1 Temmuzda açılan ve bir ay devam eden Samsun Fuarı (19 Mayıs Karadeniz Fuarı) Samsun’a hareket kazandırır.
Alaçam: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 43.162 olup, 12.097’si ilçe merkezinde, 31.065’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 54 köyü vardır. İlçe toprakları genelde dağlık olup, Küre Dağları engebelendirir. Dağlar, akarsu vâdileriyle parçalanmıştır. Ovalar, akarsu vâdilerinde yer alır. Başlıca akarsuyu Taşkeklik Deresidir.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri tütün, buğday, fındık, arpa ve çavdardır. Balıkçılık ekonomide önemli yer tutar. Hamsi, istavrit, palamut, lüfer, kefal, barbunya, mezgit ve kalkan balıkları avlanır. İlçe merkezi deniz kıyısında kurulmuştur. Sinop-Samsun kara yolu ilçenin kenarından geçer. İlçe merkezine 78 km mesâfededir. 1944’te ilçe olan Alaçam’ın belediyesi 1884’te kurulmuştur.
Asarcık: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 16.342 olup, 1488’i ilçe merkezinde, 14.854’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 12 köyü vardır. İlçe toprakları orta yükseklikte engebeli arâziden meydana gelir. Canik Dağları bütün toprakları engebelendirir.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri, buğday, mısır, arpa olup ayrıca az miktarda şeftali ve elma yetiştirilir. Arıcılık, hayvancılık ve halıcılık önemli gelir kaynaklarıdır. İlçe merkezi Canik Dağlarının yüksek kesimlerinde yer alır. Kavak ilçesine bağlı bucakken 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu.
Ayvacık: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 28.112 olup, 5375’i ilçe merkezinde, 22.737’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 20 köyü vardır. İlçe toprakları CanikDağları ile engebelenmiştir. Dağlar, akarsu vâdileriyle parçalanmıştır. Başlıca akarsuyu Yeşilırmak’tır. Ovalar akarsu boylarında yer alır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri mısır, buğday, pirinç ve tütündür. Sebze ve meyve yetiştiriciliği gelişmiştir. Yüksek kesimlerinde hayvancılık yapılır. İlçe merkezi Yeşilırmak kıyısında kurulmuştur. Çarşamba ilçesine bağlı bucakken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu.
Bafra: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 153.701 olup, 65.600’ü ilçe merkezinde, 88.101’i köylerde yaşamaktadır. İlçe toprakları genelde düzdür. Kuzeyinde Bafra Ovası, güneyinde ise Küre ve Canik dağları yer alır. Dağlar küçük akarsularla parçalanmıştır. En önemli akarsuyu Kızılırmak’tır. Bafra Ovasında birçok göl vardır. Bunlar, Karaboğaz, Balık, Dutdibi, Limon, Uzun, Hayırlı, İnce, Cernek ve Tombul gölleridir. Etrâfı bataklık ve sazlık olan göllerin yakınlarında yer yer ormanlık alanlar vardır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri mısır, buğday, pirinç, ayçiçeği, şekerpancarı ve tütündür. Tütünü dünyâca meşhurdur. Ovada sebzecilik gelişmiştir. Hayvancılık önemli gelir kaynağıdır. Karaköy’de bulunan harada sığır, koyun ve tavuk yetiştirilir. Kıyı kesimlerde balıkçılık yapılır. Hamsi, istavrit, lüfer, palamut, kefal, mezgit balıkları avlanır. Ovadaki göllerde tatlı su balıkları üretilir. Ormancılık gelişmiş olup, ilçede orman ürünlerini değerlendiren birçok kooperatif kurulmuştur. Çeltik, kereste, salça ve yem fabrikaları başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi, Kızılırmak kıyısındaki düz bir alanda kurulmuştur. Sinop-Samsun karayolu üzerinde yer alır. İl merkezine 50 km mesâfededir. Çok eski bir yerleşim merkezidir. İlin merkez ilçeden sonra en büyük ilçesidir. İlçe belediyesi Cumhûriyetten önce kurulmuştur.
Ballıca: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 28.947 olup, 6212’si ilçe merkezinde, 22.735’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 35 köyü vardır. İlçe toprakları genelde düz olup, Bafra Ovasında yer alır. Güneyini Canik Dağları engebelendirir.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri mısır, buğday, pirinç, ayçiçeği, şekerpancarı ve tütündür. Akarsu boylarında sebze yetiştiriciliği gelişmiştir. Hayvancılık ve balıkçılık önemli gelir kaynağıdır. İlçe merkezi Bafra-Samsun karayolu üzerinde kurulmuştur. Bafra’ya bağlı belediyelik bir köyken 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu. Eski ismi Ballıca’dır. Bünyesinde bir sigara fabrikası vardır. Turistik bir gelişme göstermektedir.
Çarşamba: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 124.270 olup, 38.863’ü ilçe merkezinde, 85.407’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 82, Dikbıyık bucağına bağlı 29 köyü vardır. İlçe toprakları Yeşilırmak Platosu üzerinde yer alır. Güneyini Canik Dağları engebelendirir. Başlıca akarsuyu Yeşilırmak’tır. Yeşilırmak’ın Karadeniz’e döküldüğü yerde Türkiye’nin en önemli ovalarından olan Çarşamba Ovası yer alır. Ovada etrafı sazlık ve bataklık olan birçok göl vardır. Canik Dağlarının kuzey yamaçları ladin ve kayın ormanlarıyla kaplıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri, mısır, buğday, pirinç, fasulye, tütün, ayçiçeği, soya, şekerpancarı ve sarmısaktır. Sebze ve meyve yetiştiriciliği yaygın olarak yapılır. Şeftali, elma ve fındık önemli ölçüde üretilir. Dağlık kesimlerde hayvancılık başlıca geçim kaynağıdır. Çeltik, konserve, nebati yağ, un, orman ürünleri, plastik ve fındık işleyen fabrikalar başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi, Çarşamba Ovasında, Yeşilırmak’ın iki yakasında kurulmuştur. Samsun-Ordu karayolu ilçeden geçer. Samsun’a demiryolu bağlantısı da vardır. İl merkezine 37 km mesâfededir. ilçe belediyesi 1925’te kurulmuştur. Verimli Çarşamba Ovası 400 km kanal, 67 köprü, 87 kutu menfez, 680 m kıyı koruma duvarı, 130 km kaplamasız, 100 km stabilize işletme yoluyla tarıma uygun hâle getirilerek sel felâketlerine karşı tedbir alınmıştır.
Havza: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 62.564 olup, 17.962’si ilçe merkezinde, 44.602’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 64, Çakıralan bucağına bağlı 17 köyü vardır. Yüzölçümü 793 km2 olup, nüfus yoğunluğu 79’dur. İlçe toprakları orta yükseklikte engebeli arâziden meydana gelir. Başlıca akarsuları, Tersakan Çayı ve kolları toplar.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Tarım ürünlerinin başlıcaları şekerpancarı, buğday, arpa, ayçiçeği, tütün olup, ayrıca az miktarda elma, mısır ve şeftali yetiştirilir. Şekerpancarı ekimiyle sığır besiciliği gelişmiştir. Çeltek köyü yakınındaki linyit ocakları işletilmektedir. İlçe, un fabrikalarının çokluğuyla ve termal kaplıcalarıyla tanınmaktadır.
İlçe merkezi, Tersakan Çayı vâdisinde kurulmuştur. Amasya-Samsun demiryolu ve Merzifon-Samsun karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 81 km mesâfededir. İlçe belediyesi 1870’ten beri faaliyetini sürdürmektedir.
Kavak: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 32.949 olup, 5745’i ilçe merkezinde 27.204’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 80 köyü vardır. İlçe topraklarını Canik Dağları engebelendirir. Büyük kısmı orta yükseklikte bir plato görünümündedir. Mert Irmağı veGökdere başlıca akarsularıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Tarım ürünleri arasında şekerpancarı, buğday, mısır, arpa ilk sırada olup, ayrıca az miktarda elma, şeftali ayçiçeği ve baklagiller yetiştirilir. Şekerpancarı üretimine bağlı olarak sığır besiciliği yaygınlaşmıştır. Yüksek kesimlerde daha çok koyun beslenir.
İlçe merkezi, Mert Irmağı Vâdisinde kurulmuştur. Ankara-Samsun karayolu ilçenin 1 km güneyinden geçer. İl merkezine 46 km mesâfededir. Amasya-Samsun demiryolu ilçe merkezinden geçer. 1934’te ilçe olan Kavak’ın belediyesi aynı yıl kurulmuştur. İlçe, tuğla ve kiremit fabrikalarıyla kireç sanâyii bakımından ün yapmıştır.
Lâdik: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 26.697 olup, 8061’i ilçe merkezinde 18.636’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 43, Şeyhli bucağına bağlı 10 köyü vardır. Yüzölçümü 558 km2 olup, nüfus yoğunluğu 47’dir. İlçe topraklarının kuzey ve doğusunu Canik Dağları, güneyini ise Karamer Dağı ve Amasya Akdağı engebelendirir. Bu dağların orta kesiminde çöküntü alanları ve Lâdik Gölü yer alır. Başlıca akarsuyu Tersakan Çayıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri, şekerpancarı, buğday, arpa ve mısır olup, ayrıca az miktarda ayçiçeği, elma ve şeftali yetiştirilir. Şekerpancarı üretimine bağlı olarak sığır besiciliği gelişmiştir. Ladik Gölünde tatlı su balıkçılığı yapılmaktadır. Halı ve kilim dokumacılığı yaygın olan el sanatlarıdır.
İlçe merkezi Akdağ eteklerinde kurulmuştur. İl merkezine 77 km mesâfededir. Osmanlı devrinde Anadolu’nun ikinci derece kültür merkezi olmuş bir yerleşim birimidir. Tabiî güzellikleri yanında târihî eserler bakımından da zengindir. İlçe belediyesi Cumhûriyetten önce kurulmuştur.
Salıpazarı: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 29.561 olup, 3644’ü ilçe merkezinde 25.917’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 35 köyü vardır. İlçe toprakları genelde düzdür. Güneyini CanikDağları engebelendirir. Başlıca akarsuları Terme Çayı, Yeşilırmak ve kollarıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri mısır, buğday, pirinç, fasulye, tütün, ayçiçeği, soya, şekerpancarıdır. Akarsu boylarında sebze ve meyve yetiştiriciliği yaygındır. Dağlık kesimlerde hayvancılık yapılır. İlçe merkezi Canik Dağları eteklerinde kurulmuştur. Çarşamba ilçesine bağlı bir belediyelik köyken 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu. Belediyesi 1973’ten beri hizmet vermektedir.
Tekkeköy: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu, 48.730 olup, 11.351’i ilçe merkezinde 37.379’u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 41 köyü vardır. İlçe toprakları dar kıyı ovası ve ardından yükselen dağlardan meydana gelir. Güneyini Canik Dağları engebelendirir.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri tütün, mısır, buğday, fındık, elma, şeftali, arpa olup akarsu boylarında sebze yetiştiriciliği yapılır. İlçe merkezi, Canik Dağlarının eteklerinde kurulmuştur. Samsun-Çarşamba demiryolu ilçeden geçer. İl merkeziyle birleşmek üzeredir. Merkez ilçeye bağlı belediyelik bir köyken, 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu. Belediyesi 1956 yılında kurulmuştur.
Terme: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 81.668 olup, 20.381’i ilçe merkezinde, 61.287’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 59 köyü vardır. Canik Dağlarının kuzey eteklerinden başlayan ilçe toprakları genelde düzlüktür. Çarşamba Ovasının bir bölümü ilçe sınırları içinde kalır. Terme, Veziroğlu çayları ve Akçay başlıca akarsularıdır. Karadeniz kıyısında birçok lagün gölü vardır. Sazlık ve bataklıklarla kaplı bu göller balık açısından oldukça zengindir.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri mısır, fındık, pirinç, soya fasulyesi ve elma olup, ayrıca az miktarda tütün, buğday, ayçiçeği ve şeftali yetiştirilir. Hayvancılık ve balıkçılık önemli gelir kaynaklarıdır. Ova köylerinde kavak yetiştiriciliği yaygın olarak yapılır. Alüminyum tel ve profil boru, plastik malzeme, çeltik ve orman ürünlerini işleyen fabrikalar başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi, Terme Çayı kıyısında kurulmuştur. Samsun-Ordu karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 59 km mesâfededir. Belediyesi Cumhûriyet öncesinden beri faaliyetlerini sürdürmektedir.
Vezirköprü: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 102.503 olup, 20.633’ü ilçe merkezinde, 81.870’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 86, Beşpınar bucağına bağlı 16, Köprübaşı bucağına bağlı 17, Mezra bucağına bağlı 15 köyü vardır. Yüzölçümü 1713 km2 olup, nüfus yoğunluğu 60’tır. İlçe toprakları akarsu vâdileriyle parçalanmış engebeli arâziden meydana gelir. Akçay ve Ustalaz çayları başlıca akarsularıdır. Dağlar kayın, meşe, kızılçam, karaçam ve sarıçamlardan meydana gelen ormanlarla kaplıdır.
Ekonomisi tarım ve ormancılığa dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı, buğday, arpa, mısır, ayçiçeği, tütün ve elma olup, ayrıca az miktarda sebze ve meyve yetiştirilir. Orman Ürünleri Sanâyi Müessesesi başlıca sanâyi kuruluşudur. İlçe topraklarında mermer yatakları vardır.
İlçe merkezi, Havza-Alaçam karayolu üzerinde yer alır. İl merkezine 116 km mesâfededir. Köprülü Mehmed Paşa zamânında büyük bir îmâr gördü. O devirden kalma târihî eserleriyle meşhurdur. Köprülü Mehmed Paşanın Vezirköprülü olan hanımı Ayşe Hâtun, oğulları sadrazam Fâzıl Ahmed ve kardeşi Fâzıl Mustafa Paşalar da Vezirköprü’yü îmâr etmiştir. İlçe belediyesi 1868’de kurulmuştur.
Yakakent: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 10.620 olup, 3914’ü ilçe merkezinde, 6706’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 10 köyü vardır. İlçe toprakları dar kıyı ovası ve ardından yükselen Küre Dağlarından meydana gelir. Dağlar, küçük akarsularla parçalanmıştır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri, tütün, buğday, fındık, arpa ve çavdardır. Balıkçılık önemli geçim kaynağıdır. İlçe merkezi deniz kıyısında kurulmuştur. Sinop-Samsun karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 85 km mesâfededir. İlçe önemli bir turistik merkezdir. Alaçam’a bağlı bir bucakken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu. Belediyesi 1963’te kurulmuştur.
Târihi Eserler ve Turistik Yerleri
Samsun ili târihi eserleri, tabiî güzellikleri, içme ve kaplıcaları, deniz sâhil ve gölleri, her mevsim yeşil olan bitki örtüsü ve ılıman iklimiyle şirin bir ilimizdir. Fakat turizm konaklama ve altyapı tesisleri ve organizasyon yetersizliğiyle turizm sektörü gelişememiştir.
Kale Câmii: Kuyumcular Çarşısında, 1314’te İlhanlı Vâlisi Emir Timurtaş Paşa adına yaptırılmıştır. Çeşitli zamanlarda tâmir görmüştür.
Pazar Câmii: Samsun’un en eski câmisidir. On dördüncü asırda İlhanlılar tarafından yaptırılmıştır. 1814’te tâmir gören câmi dikdörtgen plânlı ahşap çatı ile örtülüdür.
Şeyh Seyyid Kutbiddin Câmii ve Türbesi: On beşinci asırda yaptırılmıştır. Osmanlı eseridir. Câminin bitişiğindeki 800 senelik türbede Büyük İslâm Âlimi Seyyid Abdülkâdir Geylânî hazretlerinin torunları medfundur. Câmi dikdörtgen plânlıdır.
Yalı Câmii: Buğday pazarındadır. 1894’te Sâdık bin Abdullah tarafından yaptırılmıştır. Küçük minâreli ve kubbesi kiremit örtülüdür. Buğday Pazarı ve Hoca Hayreddin Câmii isimleriyle de bilinir.
Îsâ Baba Câmii ve Türbesi: Anadolu’nun fethi uğrunda şehit olan Türk mücâhidlerinin ve Îsâ Baba’nın kabirleriyle küçük bir mescidden ibârettir. On beşinci asırda yapılan câmi ve türbe gördüğü tâmirler yüzünden ilk yapılış şeklini kaybetmiştir.
Hacı Hâtun Câmii: Saathâne meydanı yakınlarında İbrâhim kızı Hacı Hatice Hâtun tarafından yaptırılmıştır. Tâmirlerle birçok değişikliğe uğrayan câmi kesme taştan ve tuğladandır.
Ulu Câmi (Vâlide Câmii); Şehrin en büyük câmisidir. Batumlu Hacı Ali tarafından yaptırılmış olup, Sultan Abdülazîz Hanın annesi tarafından tâmir ettirilmiştir. Bu yüzden Vâlide Câmii olarak da bilinir. Belediye tarafından esaslı bir şekilde çevre düzenlemesi yaptırılmıştır. Vakıflar tarafından restore ettirilmiş Türkiye Elektrik Kurumu tarafından ışıklandırılmıştır.
Büyük Câmii: Bafra ilçesinde Köprülü Mehmed Paşanın hanımı Ayşe Hâtun tarafından 1670’te yaptırılmıştır. Câminin bahçesinde bulunan kabristanda meşhur bilim adamlarının mezarları vardır.
Tayyar Paşa Câmii: Bafra ilçesinde Cumhûriyet meydanındadır. Tayyar Paşa tarafından 1869’da yaptırılmıştır. Tek şerefli minâresi ilk orjinalliğini korumaktadır.
Mustafa Paşa Câmii: Havza ilçesinde İmâret Mahallesindedir. 1256’da kesme taştan yapılan câmi çeşitli zamanlarda tâmir edilmiştir. Tek şerefeli ve ahşaptır.
Tâceddin Paşa Câmii: Vezirköprü ilçesinin Çanaklı Mahallesindedir. 1494’te yaptırılan câmi 1945 zelzelesinde tamâmen yıkılmıştır.
Fâzıl Ahmed Paşa Medresesi: Vezirköprü’nün Yenimahalle semtindedir. 1662’de yaptırılan eser 1964’e kadar çeşitli amaçlarla kullanılmıştır. Bu târihten sonra halk kütüphânesi olarak kullanılmaya başlanmıştır.
Emir Mirza Bey Türbesi: Bafra ilçesinin Türbe köyündedir. Dörtgen plânlı, moloz taştan türbe, sivri bir kubbeyle örtülüdür. Kitâbesinden 1381’de Emir Mirza Beyin, vebâdan ölen yakınları için yaptırdığı anlaşılmıştır.
Saat Kulesi: Vezirköprü ilçesindedir. Sultan İkinci Abdülhamîd Han devrinde Sivas Vâlisi Reşid Âkif Paşa tarafından yaptırılmıştır. Her yöne bakan dört saati vardır. Seksen basamakla çıkılır. Anadolu’nun en güzel saat kulelerinden biridir.
Diğer eserlerden bâzıları şunlardır:
Taşhan: Mahmûd bin Ali Paşanın vakfıdır. Sivil Osmanlı mîmârîsinin güzel bir örneğidir. Eski Belediye Binası: 1913-1915 arasında eski Belediye Başkanlarından Necmi Bey yaptırmıştır. Samsun Belediyesi 1971-1977’de bu târihî binâyı restore ettirmiştir. Birinci katında Samsun Şehir Müzesi açılmıştır. Eski Adliye Binâsı: Târihî bir yapıdır. Atatürk Anıtı: 1931’de yapılmıştır. Samsun parkındadır. Atatürk’ü at üzerinde gösterir. İlk Adım Anıtı: Atatürk 19 Mayıs 1919’da Anadolu’ya ayak bastığı merkez iskelesinde (şimdi doldurulmuştur) 1982’de törenle açılmış bir anıttır. Kâidesi Ünye taşından yapılmıştır. Turban Büyük Samsun Oteli yanındadır. Gâzi Müzesi: Atatürk’ün 19 Mayıs 1919’da Samsun’a gelişlerinde kaldığı Mıntıka Otelidir. Alt katı Belediye Oda Tiyatrosudur. Müze kısmında Atatürk’ün çalışma odası, yatak odası ve konferans salonu olarak kullandığı üç odada Atatürk’ün kullandığı eşyâlar ve Bandırma Vapurunun maketi vardır. Atatürk Müzesi: Atatürk’ün şahsî eşyâları ile hayâtına âit fotoğraflar bulunmaktadır. Arkeoloji Müzesi: Burada Hitit, Frig, Roma ve Bizans devirlerine âit eserler sergilenmektedir.
Amisos Harâbeleri: Cedit Mahallesi sırtlarındadır. Baflagonya Kaya Mezarları: Bafra’ya 35 km mesâfededir. M.Ö. 7. asra âittir. Burada; Roma, Bizans ve Osmanlı devrine âit kalıntılar mevcuttur. Asar Kalesi: Bafra Kızılırmak Vâdisindedir. Tekkeköy Mağaraları: Eski çağlara âittir. Samsun’a 15 km mesâfededir. İkiztepe, Hoşça Kadem Tepe, Dedetepe ve Gökçe Boğaz Höyükleri: Hititlere ve daha öncelere âit höyüklerdir. Öksürüktepe (Dündartepe) Höyüğü: Eski çağlara âit Hitit ve öncesi eserler bulunmuştur. Samsun Mağaraları: Samsun’un doğusundadır. Eski çağlara âittir. Kürtün Irmağında kayalara oyulmuş mağaralar Roma, Bizans ve Cenevizlilere âittir.
Mesire yerleri: Her mevsim yeşil bir örtüyle kaplı olan Samsun, tabiî güzellikler bakımından zengindir. Deniz ve ormanın birbirini tamamladığı ilde birçok mesire yeri vardır. Bâzıları şunlardır:
Çakırlar Korusu: Samsun-Bafra karayolu üzerinde ve denize çok yakın bir dinlenme yeridir. İl merkezine 15 km mesâfededir.
Hasköy Korusu: İl merkezinde, ağaçlarla kaplı bir mesire yeridir. Geniş bir alanı içine alır.
Çamgöl: Bafra-Sinop karayolu üzerindedir. Bafra’ya 42 km uzaklıktadır.
Kaplıca ve İçmeler: Samsun ili kaplıca ve içmeler bakımından da zengindir. Lâdik, Havza, Bafra ve Çarşamba’da şifâlı kaplıca ve içmeler vardır. Başlıcaları şunlardır:
Havza Kaplıcası: Havza ilçesinde, Amasya-Samsun karayoluna bir km uzaklıkta ve yolun güneybatısındadır. Modern tesisleri mevcuttur. Kaplıca suları her çeşit romatizma, nevralji, nefrit ve kadın hastalıklarının tedâvisinde tavsiye edilmektedir.
Hamamyağı Hilyaz Kaplıcası: Lâdik ilçesine 13 km, Samsun-Ankara karayoluna 3 km mesâfede Hamamyağı köyündedir. Tesisleri mevcuttur. Kaplıca suyu sinir sistemi hastalıklarıyla nefrit ve çocuk felçlerine tavsiye edilir.
Ayrıca tesisleri yetersiz olan, Bafra Darboğaz Mâdensuyu, Ayvacık Çakaldere Mâdensuyu, Kavak, Ilıca içmeleri vardır.
Kaynak
Rehber Ansiklopedisi
SAMSUN
İlin Kimliği
Yüzölçümü : 9579 km2
Nüfûsu : 1.158.400
İlçeleri : Merkez, Alaçam, Asarcık, Ayvacık, Bafra, Çarşamba, Havza, Kavak, Ladik, 19 Mayıs, Salıpazarı, Tekkeköy, Terme, Vezirköprü, Yakakent.
Karadeniz bölgesinin Orta Karadeniz bölümünde yer alan bir ilimiz. İl toprakları 37° 08’ ve 34° 30’ doğu boylamları ile 40° 05’ ve 41° 45’ kuzey enlemleri arasında kalır. Doğudan Ordu; güneyden Tokat, Amasya ve Çorum; batıdan Sinop illeriyle çevrilidir. İlin kuzeyinde ise Karadeniz yer alır. Trafik numarası 55’tir.
İsminin Menşei
Samsun’un eski ismi Amisos’tur. Bunu İyonyalılar (Miletliler) kurmuşlardır. Selçuklu Türkleri bu şehri fethedince yeni bir şehir kurmuşlar ve bu şehre Samsun ismini vermişlerdir. Samsun ismi Selçuklu Türklerinin verdiği özel bir isimdir. Eski ismi Aminos ile ne kelime olarak ne de mânâ olarak ilgisi yoktur. Türkler şehre Samsun, idârî taksimat bakımından da sancağa “Canik ili” demişlerdir.
Târihi
Samsun’un târihi Hititlere dayanır. Anadolu’da ilk siyâsî birliği kuran Hititler, bu bölgeye hâkim olup, Orta Karadeniz’deki eyâletlerine “Gasgas” ismini vermişlerdir.
M.Ö. 8. asırda Miletliler, Samsun limanında ticârî bir koloni olarak “Amisos” şehrini kurdular. Kafkaslardan gelen Kimmerler, bu bölgeyi ele geçirdiler. Frikyalılar bu toprakların bir kısmına sâhip oldular. M.Ö. 6. asırda Persler, Anadolu’nun büyük kısmı gibi bu bölgeyi de ele geçirdiler.
M.Ö. 4. asırda Makedonya Kralı İskender, Persleri yenerek Anadolu ve İran’ı istilâ etti. Yunanlaşmış Pers asıllı Pontus kralları, Kuzey Karadeniz ve Kırım’a hâkim oldular. Pontus Kralı Mitridates, Roma İmparatorluğu ile savaştı. Roma İmparatorluğunun gâlibiyeti üzerine, M.Ö. 1. asırda bütün Anadolu gibi bu bölge de Roma İmparatorluğunun eline geçti.
M.S. 395 senesinde Romaİmparatorluğu ikiye bölününce, bütün Anadolu gibi bu bölge de, Doğu Roma (Bizans)nın payına düştü. Bizans İmparatoru Justinianus devrinde M.S. 4. asırda şehir gelişti ve Piskoposluk merkezi oldu. Muhtelif târihlerde İslâm orduları bu bölgeye akınlar yaptılar. Fakat devamlı kalmadılar. İranlı Sâsâniler de, zaman zaman bu bölgeye akınlar yaptılar. 1071 Malazgirt Zaferinden sonra, Selçuklu Türklerinden Anadolu fâtihi Kutalmışoğlu Süleyman Şâhın komutanlığındaki Türk ordusu bütün Anadolu gibi bu bölgeyi de fethetti. Bizansın tahriki ve Roma kilisesinin teşvikiyle başlayan Haçlı Seferlerinin birincisinden sonra Selçuklular, bâzı kıyı şehirleri gibi bu şehri de terk ederek Anadolu içlerine çekildiler. Dördüncü Haçlı Seferinin sonunda başşehir Trabzon olmak üzere Pontus Rum İmparatorluğu kuruldu. Cenevizlilerin Karadeniz ticâretini ele geçirmeleri üzerine Samsun limanının önemi arttı.
Selçuklu sultanlarından Sultan Keykâvus ve kardeşi Sultan Alâeddin Keykubât, Trabzon Rum İmparatorluğunu doğuya doğru iterek küçülmesine sebep oldu. Samsun ve Sinop’u yeniden fethettiler. Samsun limanı Sinop yanında sönük kaldı. Bu devirde iki Samsun bulunuyordu: Bugünkü Samsun’un bulunduğu yerde “Müslüman Samsun” ile 2-3 km ötede ve çoğunluğunu gayri müslimlerin teşkil ettiği Ceneviz ticâret sitesi olan “Gâvur Samsun” veya “Kara Samsun” idi. Ceneviz sitesi olan Samsun, 14. asırda Osmanlı hâkimiyetini kabul etmekle beraber, 15. asırda kesin olarak Osmanlı Devletine katılmıştır. Bugün Gâvur Samsun’dan birşey kalmamıştır.
Müslüman Samsun ise, Anadolu Selçuklu Devleti çökmek üzereyken Canik Beyliğinin başşehri oldu. 1398’de Yıldırım Bâyezîd Han Samsun’u alarak, Toroslara ve Fırat’a kadar Anadolu’yu Osmanlı hâkimiyetinde birleştirdi. 1402 AnkaraSavaşında Tîmûr’a karşı yenilmesinden sonra Timur, Samsun’u Kubadoğlu Cüneyd Beye verdi. Birkaç yıl sonra Tâceddinoğlu Hasan Bey, Cüneyd Beyi öldürerek Samsun’u aldı. Az sonra Samsun, Kastamonu’da oturan İsfendiyar (Candar) oğullarının eline geçti. 1413’te Çelebi Sultan Mehmed Samsun’u alarak kesin bir şekilde Osmanlı Devletine kattı.
Osmanlı Devrinde Samsun, “Canik Sancağı” (vilâyeti) adıyla Rumiye-i Suğra Beylerbeyliğinin (eyâletinin) bir vilâyetiydi. Tanzimattan sonra Trabzon vilâyetinin (eyâletinin) 4 sancağından biri oldu. 6 kazâsı vardı.
Samsun, Osmanlı devrinde, Sinop ve Trabzon limanları yanında ikinci derecede bir Karadeniz limanı olmuştur. Bu şehirde askerî ve sivil tersâneler bulunuyordu. Anadolu’ya açılan bir kıyı şehri olarak sâkin bir târihi vardır. Ancak bu sâkin târihî hayat, merkezi Trabzon’da olmak üzere Giresun, Ordu, Samsun, Amasya, Sinop şehirlerini içine alacak şekilde kurulmak istenen “Rum Pontus Devleti”nin teşkili için girişilen vahşet ve katliâmlarla, zaman zaman bozulmuş ve yüzlerce köy haritadan tamâmen silinirken, on binlerce Müslüman Türk, Pontusçu Rum Çeteleri tarafından öldürülmüştür.
İstiklâl Harbinde, Samsun’un mühim yeri vardır. Mustafa Kemal Paşa, ordu müfettişi olarak 19 Mayıs 1919’da Samsun’a ayak basmış, bu târih, Millî Mücâdelenin başlangıcı sayılmıştı.
Cumhûriyet devrinde 1924’te, Samsun il olmuştur. 1932’de demiryolunun gelişiyle güneye bağlandı. Samsun limanı, yeni tesislerle Karadeniz’in en mühim limanlarından biridir.
Fizikî Yapı
Samsun il topraklarının % 50si dağlarla, % 32’si platolarla ve % 18’i ovalarla kaplıdır. Güneyi dağlık, kuzeyi yayla ve platoluktur. Bu yayla ve platolarla deniz arasında kıyı ovaları vardır.
Kızılırmak ve Yeşilırmak nehirleri Karadeniz’e döküldükleri yerde büyük bir burun (delta) meydana getirirler.
Dağları: Samsun ilindeki dağlar çok yüksek değildir. Ünye-Çarşamba arasında doğu-batı; Samsun-Bafra arasında doğu-güneydoğu ve batı-kuzeybatı doğrultusundadırlar.
Canik Dağları, Çangal Dağları başlıcalarıdır. İlin en yüksek dağı Akdağ (2082 m), Çangal Dağı (1525 m)dir. Sıralı Dağlar (1357 m), Kozadağ (1316 m), Bünyan Dağı (1224 m), Hacılar Dağı (1150 m), (:::)ınar ve Böğürtlen dağları (900-950 m) diğerleridir. Plato ve yaylalar yüksek değildir. Darbent Burnu ile YeşilırmakDeltasının güneyinde yer alan platolarının ortalama yüksekliği 100 m’dir. Başlıca yaylaları Lâdik, Havza, Vezirköprü ve Kavak’tır.
Ovaları: İlin kuzey kısmı baştan başa ovalıktır. Bafra Ovası: Kızılırmak ağzında olup 56 bin hektardır. Çok verimli bir ovadır. Çarşamba Ovası: Yeşilırmak’ın ağzında, denize döküldüğü yerde olup, 60 bin hektardır. Çok verimlidir. Samsun kıyı ovası önemli bir ovadır. Mert Irmağı boyunca genişçe bir taban olarak içeriye doğru sokulur.
Akarsuları: Samsun ili, akarsu bakımından zengindir. Başlıcaları;
Kızılırmak: Türkiye’nin en uzun nehri olan Kızılırmak, Anadolu yaylasında büyük bir yay çizdikten sonra, Çorum ilinin kuzeyinde akışına devâm edip, Sinop ve Samsun il topraklarına girer. Kuzeye yönelerek deltası ile Bafra Ovasını meydana getirir; Karadeniz’e Samsun il sınırları içinde dökülür.
Yeşilırmak: Canik Dağlarını yararak Samsun il sınırına girer ve Kuzeye doğru akışına devâm eder. Deltası ile Çarşamba Ovasını meydana getirerek Cıva Burnunda Karadeniz’e dökülür. Kızılırmak ve Yeşilırmak gibi iki büyük akarsudan başka Samsun il toprakları içinden çıkarak Karadeniz’e dökülen Terme Çayı, Mert Irmağı, Kürtün, Karaboğaz veAbdal Deresi gibi akarsuları da vardır.
Gölleri: Samsun ili akarsu bakımından olduğu gibi göller bakımından da çok zengin sayılır. Bafra ve Çarşamba Ovasında çok sayıda küçük göller vardır.
Bafra Ovasındaki Göller: Karaboğaz Gölü, Tuz Göl, Liman Gölü, Dutdibi Gölü, Balık Gölü, Hayırlı Göl, Uzun Göl, İnegöl, Tombul Göl ve Gernek Gölüdür. Balık ve Liman gölleri balık bakımından zengindir. Bol kefal, sudak, kerevit ve sazan yetişir.
Çarşamba Ovasındaki göller ise KocaGöl, Akmaz Göl, AkarcıkGöl ve Dumanlı Göldür. Bu göllerin etrafı sazlık ve bataklık olmasına rağmen tabiî güzellikleri çok fevkalâdedir. Terme ilçesinde Simenit Gölü ile Lâdik ilçesindeki Lâdik Gölü alabalık bakımından zengindir.
Ayrıca çeşitli baraj gölleri vardır. Bunlar; Hasan Uğurlu Baraj Gölü, Suat Uğurlu Baraj Gölü, Altınkaya Baraj Gölü, Derbent Baraj Gölü, Çakmak Baraj Gölüdür.
İklim ve Bitki Örtüsü
İklim: Bu ilde ılıman bir iklim hüküm sürer. 0°C’nin altında soğuk gün sayısı toplamı 20 günü geçmez. Yağış ortalaması 733 mm’dir. Sıcaklık -8, 1°C ile + 39°C arasında seyreder. Ilık hava, bol yağış ve gür yeşillik Samsun’un özelliğidir.
Samsun’un iklimi, sâhilde ve iç kesimlerde değişiklik arz etmektedir. Sâhil şeridinde tipik bir Akdeniz iklimi hüküm sürmesine rağmen iç kesimlerde dağların etkisiyle kara iklimi hâkimdir. Genellikle yaz mevsiminde, aşırı sıcaklar olmasına rağmen, deniz suyu buharlaşmasına ilâveten, çevredeki baraj göllerinin çokluğu sebebiyle nem oranı oldukça yükselir. Kış ayları ise az soğuk ve oldukça yağışlı geçmektedir. Yağışlar, kıyı kesimlerinde genelde yağmur şeklindedir. Kıyı kesimlerindeki karla örtülü gün sayısı 4-5 günü geçmez. İç kesimlerde ise karla örtülü gün sayısı daha fazladır ve sert geçen İç Anadolu ikliminin etkileri görülür.
Bitki örtüsü: Samsun ili, bitki örtüsü bakımından zengindir. Ovalar bağ, bahçe, çayır ve ekili alanlarla örtülüdür. Dağlar ormanlarla kaplıdır. İl topraklarının % 48’i orman ve fundalık; % 3’ü çayırlık; % 47’si ekili ve dikili alanlarla kaplıdır. Ormanlarda meşe, gürgen, kestâne, ıhlamur, kayın, dişbudak ağaçları; 1200 m ile 1800 m arasında ise iğne yapraklı ağaçlar bulunur.
Ekonomi
İlin ekonomisi geniş ölçüde tarıma dayalıdır. Sanâyi hızla gelişmektedir. Kara, hava ve deniz yolları sebebiyle ticâret hareketlidir. Faal nüfûsun % 65 kadarı tarım sektöründe çalışır.
Tarım: Bafra ve Çarşamba ovaları Çukurova’dan sonra, Türkiye’nin en verimli ovalarıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, çavdar, yulaf, mısır, pirinç, nohut, fasulye, şekerpancarı, ayçiçeği, bol miktarda soya, soğan, sarmısak, patates ve her çeşit sebze, bilhassa domates, biber, lahana, pırasa, patlıcan, tâze fasulye, ıspanak, hıyar ve barbunya yetişir. Türkiye’de mısır ve fasulyenin en çok yetiştiği yer Samsun’dur.
Kaliteli tütün yetişir ve mühim gelir kaynağıdır. Bafra tütünü ünlüdür. Meyvecilik ileridir. Fındık, armut, şeftali, erik, ceviz, kızılcık ve kiraz bol miktarda yetişir.
Hayvancılık: Samsun ilinin iklimi ve bitki örtüsü hayvancılık için çok müsaittir. İlde, sığır, koyun, kıl keçisi ve kümes hayvanları çok sayıda beslenir. Arıcılık gelişmiştir.
Ormancılık: Samsun ili orman bakımından zengin olan illerimizden biridir. Orman ve fundalıkların yüzölçümü 460 bin hektardır. Senede 80 bin m3 sanâyi odunu ve 250 bin ster yakacak odun elde edilir. Köylerinden 477’si orman içindedir.
Mâdencilik: Kömürden başka mâdeni yoktur. Havza ilçesinin Çeltek köyünde ve Vezirköprü ilçesinde az miktarda kömür çıkarılır.
Sanâyi: Samsun ilinde sanâyi hızla gelişmektedir. Bilhassa 1970’ten sonra sanâyi sektöründeki gelişmenin hızı oldukça artmıştır.
İlde 10 ve daha fazla işçi çalıştıran sanâyi işyeri sayısı 500, 2-9 işçi çalıştıran sanâyi iş yeri sayısı ise üç bin civârındadır. Başlıca sanâyi kuruluşları şunlardır: Sigara fabrikaları, un fabrikaları, kereste, tuğla ve kiremit fabrikaları, çeltik fabrikaları, Karadeniz Bakır İşletmeleri, dokuma fabrikaları, 50 çeşit ilâç yapan Adeka İlâç Sanâyii, pompa valfı, pik döküm ve şase üreten Samsun Makina Sanâyii A.Ş., yem fabrikası, mısır özü nişasta ve glikoz fabrikası, plâstik eşyâ fabrikası, boru ve tel fabrikası, kireç fabrikaları ile haşere ve zirâî ilâç sanâyii, tuz ve baharat îmâlât sanâyii, ekmek fabrikaları, mobilya fabrikaları, azot sanâyii, Bakır İzabe Tesisleri, Engiz Süt Fabrikası, yağ fabrikaları, çimento fabrikası, sunta fabrikası, Çarşamba Şeker Fabrikası, 19 Mayıs Tekel Sigara Fabrikası, çuval fabrikası, araçların lâstik aksamını yapan fabrika, (FFK) Konserve Fabrikası, Dişliİmâlat ve Motor Yenileme Fabrikası, şeker, lokum, helva, reçel imâlatı yapan fabrikalardır.
Ulaşım: Samsun ili kara, deniz, hava ve demiryolu ulaşımında mühim bir kavşak noktasıdır. 1957’den bu yana hava ulaşımı yapılmaktadır. 1986’da pistin yetersiz olması sebebiyle birkaç yıl ulaşım aksamış ise de daha sonra küçük uçaklarla yeniden hizmete başlamıştır. İstanbul ve Ankara’dan Samsun’a haftada 6 günlük karşılıklı seferler vardır. Doğu Karadeniz bölgesinin en büyük limanı Samsun’dadır. 1960’larda açılan bu limanın ana rıhtım uzunluğu 770 m’dir. Büyük ve orta büyüklükte 4 gemi aynı anda yanaşabilir. 180 m uzunluktaki yardımcı rıhtıma 6 küçük gemi yanaşabilir. İstanbul-Samsun-Trabzon arasında karşılıklı yolcu vapur ve Ro-ro seferleri (Köstence bağlantılı) yapılır.
Samsun’un Karadeniz’e uzanan iki büyük burnu ve bunlar arasında kalan geniş bir koyu vardır. Kıyılarının girinti ve çıkıntısı azdır. Kızılırmak’ın döküldüğü yerde Bafra Burnu ve Yeşilırmak’ın döküldüğü yerde Cıva Burnu bulunur. Orta ve Doğu Karadeniz kıyılarında demiryolu ulaşımı olan tek il Samsun’dur. Ankara-Kayseri-Sivas hattı Sivas’ta ikiye ayrılır. Biri Malatya’ya, diğeriyse Samsun’a ulaşır. Sivas-Samsun demiryolu 404 km’dir. Samsun’dan Havza, Kavak ve Çarşamba ilçelerine de uğrar.
Sinop’tan Hopa ve Sarp sınır kapısına kadar uzanan karayolunun en işlek merkezlerinden biri Samsun’dur Samsun-Kastamonu-Bolu karayolu, Samsun-Amasya-Çorum-Ankara karayolu, Samsun-Amasya-Tokat, Sivas karayolları ile yurdun bütün bölgelerine ulaşılır. İl sınırları içinde devlet yolları 364 km, il yolları 437 km’dir. Devlet yollarının tamâmı, il yollarının ise yaklaşık 300 km’lik kesimi asfalt kaplıdır. Samsun-Azot hattı dâhil demiryolu uzunluğu il içinde 186 km’dir.
Nüfus ve Sosyal Hayat
Nüfûsu: Samsun, nüfûsu hızla artan bir ilimizdir. 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 1.158.400 olup, 525.305’i ilçe merkezinde 633.095’i köylerde yaşamaktadır. İlin yüzölçümü 9579 km2 olup, nüfus yoğunluğu 121’dir.
Örf ve âdetleri: Samsun bölgesinde târih boyunca Hititler, Kafkas asıllı Kimmerler, İyonyalı Milletliler, Persler, Makedonyalılar, Pontus, Roma, Bizanslılar hâkim olmuşlarsa da, 1071 Malazgirt Zaferinden sonra bu bölge, Türklerin fethiyle hızla Türkleşmiştir. İlde Türk-İslâm Kültürü, örf ve âdetleri hâkimdir. Diğer kültürler tamâmen unutulmuştur.
Halk oyunları: Samsun bölgesinde halay, horon, davul, zurna ve kemençeli oyunlar yaygındır. Halk müziğinde Karadeniz’den çok, Orta Anadolu bölgesinin özellikleri daha çok görülür. Türkü bakımından çok zengindir. Çarşamba ile ilgili çok sayıda türküleri vardır. Bölgede daha çok oynanan oyunlar, Çarşamba Çiftetellisi, Sallama, Neyman, Kabaceviz, Dik horon, Karadeniz horonu, karşılama, Kabadayı, Kasap, Debreli Hasan, İki Ayak, Üç Ayak, Dört Ayak, Esen Yel, Kafkas Oyunu ve diğer bâzı oyunlardır. Genç kız ve kadınlar ise çoğunlukla, Cimdallı gibi oyunlar oynarlar.
Mahallî yemekleri: Peynirli, kıymalı, hamsili ve yumurtalı uzun ve yuvarlak pidesi, bulgurlu börek, katık böreği, mısır çorbası, hamsi çıtlaması, kabak reçeli, alaçam yufka tatlısıdır.
Eğitim: Okur-yazar nispeti % 80’i aşmıştır. İlde 25 anaokulu, 1478 ilkokul, 119 ortaokul, 60 lise eğitim verir. Samsun, Üniversitesi olan illerimizden biridir. Bu ilde bulunan 19 Mayıs Üniversitesinin Tıp, Zirâat, Fen, Edebiyat, Eğitim veİlâhiyat Fakülteleriyle Sosyal Bilimler Enstitüsü, Fen Bilimleri Enstitüsü ve Sağlık Bilimleri Enstitüsü Çorum Mühendislik Bilimleri, Sinop Su Ürünleri, Amasya ve Çorum Meslek ve Samsun Sağlık Meslek Yüksekokulları vardır.
Türk güreşinin en büyük ismi YaşarDoğu veOlimpiyat ŞampiyonuMustafa Dağıstanlı ile birkaç sene üst üste Türkiye 1. Futbol ligi gol kralı olan ve Avrupa gol krallığında altın, gümüş ve bronz ayakkabılarla bir maçta 6 gol rekoruna sâhip Tanju Çolak ve okçuluk sporunda Ekşi kardeşler Samsun’dan yetişmiştir.
İlçeleri
Samsun’un biri merkez olmak üzere on beş ilçesi vardır:
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 368.574 olup, 303.979’u ilçe merkezinde, 64.595’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 50, Çayırkent bucağına bağlı 12, Taflan bucağına bağlı 17 köyü vardır. İlçe toprakları genellikle dağlık ve engebelidir. Fakat, diğer Doğu Karadeniz il merkezlerinden farklı olarak, ilçede çok dik yamaçlar ve yerleşime elverişsiz topraklar çok azdır. Kürtün Çayı ve Mert Irmağı başlıca akarsularıdır.
Ekonomisi, tarım ve sanâyiye dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri tütün, mısır, buğday, fındık, elma, şeftali, arpa olup, akarsu boylarında sebzecilik gelişmiştir. Karadeniz Bakır İşletmesi A.Ş. Samsun İzabe Tesisleri, sigara fabrikası, yem fabrikası, azot sanâyii, un fabrikaları, ilâç fabrikası başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi, Mert Irmağının denize döküldüğü yerde kurulmuştur. DoğuKaradeniz illerini Ankara’ya bağlayan yolun kavşak noktasındadır. İlçe merkezi, 1869 senesinde büyük bir yangın geçirmiştir. Mutasarrıf Muhlis Esad Paşa, İsviçre’den getirdiği mîmârlara şehrin yeni îmâr plânını yaptırmış ve şehir bu plâna göre gelişmiştir. Samsun, 19 Mayıs 1919 ile târihî bir yer olmuştur. İstiklâl Harbinin başlangıcı Atatürk’ün 19 Mayısta Samsun’a çıkışı kabul edilmiştir. Samsun, yeni kurulmuş modern şehirdir. Selçukluların kurduğu eski Samsun tamâmen yanmıştır. Her sene 1 Temmuzda açılan ve bir ay devam eden Samsun Fuarı (19 Mayıs Karadeniz Fuarı) Samsun’a hareket kazandırır.
Alaçam: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 43.162 olup, 12.097’si ilçe merkezinde, 31.065’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 54 köyü vardır. İlçe toprakları genelde dağlık olup, Küre Dağları engebelendirir. Dağlar, akarsu vâdileriyle parçalanmıştır. Ovalar, akarsu vâdilerinde yer alır. Başlıca akarsuyu Taşkeklik Deresidir.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri tütün, buğday, fındık, arpa ve çavdardır. Balıkçılık ekonomide önemli yer tutar. Hamsi, istavrit, palamut, lüfer, kefal, barbunya, mezgit ve kalkan balıkları avlanır. İlçe merkezi deniz kıyısında kurulmuştur. Sinop-Samsun kara yolu ilçenin kenarından geçer. İlçe merkezine 78 km mesâfededir. 1944’te ilçe olan Alaçam’ın belediyesi 1884’te kurulmuştur.
Asarcık: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 16.342 olup, 1488’i ilçe merkezinde, 14.854’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 12 köyü vardır. İlçe toprakları orta yükseklikte engebeli arâziden meydana gelir. Canik Dağları bütün toprakları engebelendirir.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri, buğday, mısır, arpa olup ayrıca az miktarda şeftali ve elma yetiştirilir. Arıcılık, hayvancılık ve halıcılık önemli gelir kaynaklarıdır. İlçe merkezi Canik Dağlarının yüksek kesimlerinde yer alır. Kavak ilçesine bağlı bucakken 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu.
Ayvacık: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 28.112 olup, 5375’i ilçe merkezinde, 22.737’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 20 köyü vardır. İlçe toprakları CanikDağları ile engebelenmiştir. Dağlar, akarsu vâdileriyle parçalanmıştır. Başlıca akarsuyu Yeşilırmak’tır. Ovalar akarsu boylarında yer alır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri mısır, buğday, pirinç ve tütündür. Sebze ve meyve yetiştiriciliği gelişmiştir. Yüksek kesimlerinde hayvancılık yapılır. İlçe merkezi Yeşilırmak kıyısında kurulmuştur. Çarşamba ilçesine bağlı bucakken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu.
Bafra: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 153.701 olup, 65.600’ü ilçe merkezinde, 88.101’i köylerde yaşamaktadır. İlçe toprakları genelde düzdür. Kuzeyinde Bafra Ovası, güneyinde ise Küre ve Canik dağları yer alır. Dağlar küçük akarsularla parçalanmıştır. En önemli akarsuyu Kızılırmak’tır. Bafra Ovasında birçok göl vardır. Bunlar, Karaboğaz, Balık, Dutdibi, Limon, Uzun, Hayırlı, İnce, Cernek ve Tombul gölleridir. Etrâfı bataklık ve sazlık olan göllerin yakınlarında yer yer ormanlık alanlar vardır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri mısır, buğday, pirinç, ayçiçeği, şekerpancarı ve tütündür. Tütünü dünyâca meşhurdur. Ovada sebzecilik gelişmiştir. Hayvancılık önemli gelir kaynağıdır. Karaköy’de bulunan harada sığır, koyun ve tavuk yetiştirilir. Kıyı kesimlerde balıkçılık yapılır. Hamsi, istavrit, lüfer, palamut, kefal, mezgit balıkları avlanır. Ovadaki göllerde tatlı su balıkları üretilir. Ormancılık gelişmiş olup, ilçede orman ürünlerini değerlendiren birçok kooperatif kurulmuştur. Çeltik, kereste, salça ve yem fabrikaları başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi, Kızılırmak kıyısındaki düz bir alanda kurulmuştur. Sinop-Samsun karayolu üzerinde yer alır. İl merkezine 50 km mesâfededir. Çok eski bir yerleşim merkezidir. İlin merkez ilçeden sonra en büyük ilçesidir. İlçe belediyesi Cumhûriyetten önce kurulmuştur.
Ballıca: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 28.947 olup, 6212’si ilçe merkezinde, 22.735’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 35 köyü vardır. İlçe toprakları genelde düz olup, Bafra Ovasında yer alır. Güneyini Canik Dağları engebelendirir.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri mısır, buğday, pirinç, ayçiçeği, şekerpancarı ve tütündür. Akarsu boylarında sebze yetiştiriciliği gelişmiştir. Hayvancılık ve balıkçılık önemli gelir kaynağıdır. İlçe merkezi Bafra-Samsun karayolu üzerinde kurulmuştur. Bafra’ya bağlı belediyelik bir köyken 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu. Eski ismi Ballıca’dır. Bünyesinde bir sigara fabrikası vardır. Turistik bir gelişme göstermektedir.
Çarşamba: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 124.270 olup, 38.863’ü ilçe merkezinde, 85.407’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 82, Dikbıyık bucağına bağlı 29 köyü vardır. İlçe toprakları Yeşilırmak Platosu üzerinde yer alır. Güneyini Canik Dağları engebelendirir. Başlıca akarsuyu Yeşilırmak’tır. Yeşilırmak’ın Karadeniz’e döküldüğü yerde Türkiye’nin en önemli ovalarından olan Çarşamba Ovası yer alır. Ovada etrafı sazlık ve bataklık olan birçok göl vardır. Canik Dağlarının kuzey yamaçları ladin ve kayın ormanlarıyla kaplıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri, mısır, buğday, pirinç, fasulye, tütün, ayçiçeği, soya, şekerpancarı ve sarmısaktır. Sebze ve meyve yetiştiriciliği yaygın olarak yapılır. Şeftali, elma ve fındık önemli ölçüde üretilir. Dağlık kesimlerde hayvancılık başlıca geçim kaynağıdır. Çeltik, konserve, nebati yağ, un, orman ürünleri, plastik ve fındık işleyen fabrikalar başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi, Çarşamba Ovasında, Yeşilırmak’ın iki yakasında kurulmuştur. Samsun-Ordu karayolu ilçeden geçer. Samsun’a demiryolu bağlantısı da vardır. İl merkezine 37 km mesâfededir. ilçe belediyesi 1925’te kurulmuştur. Verimli Çarşamba Ovası 400 km kanal, 67 köprü, 87 kutu menfez, 680 m kıyı koruma duvarı, 130 km kaplamasız, 100 km stabilize işletme yoluyla tarıma uygun hâle getirilerek sel felâketlerine karşı tedbir alınmıştır.
Havza: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 62.564 olup, 17.962’si ilçe merkezinde, 44.602’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 64, Çakıralan bucağına bağlı 17 köyü vardır. Yüzölçümü 793 km2 olup, nüfus yoğunluğu 79’dur. İlçe toprakları orta yükseklikte engebeli arâziden meydana gelir. Başlıca akarsuları, Tersakan Çayı ve kolları toplar.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Tarım ürünlerinin başlıcaları şekerpancarı, buğday, arpa, ayçiçeği, tütün olup, ayrıca az miktarda elma, mısır ve şeftali yetiştirilir. Şekerpancarı ekimiyle sığır besiciliği gelişmiştir. Çeltek köyü yakınındaki linyit ocakları işletilmektedir. İlçe, un fabrikalarının çokluğuyla ve termal kaplıcalarıyla tanınmaktadır.
İlçe merkezi, Tersakan Çayı vâdisinde kurulmuştur. Amasya-Samsun demiryolu ve Merzifon-Samsun karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 81 km mesâfededir. İlçe belediyesi 1870’ten beri faaliyetini sürdürmektedir.
Kavak: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 32.949 olup, 5745’i ilçe merkezinde 27.204’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 80 köyü vardır. İlçe topraklarını Canik Dağları engebelendirir. Büyük kısmı orta yükseklikte bir plato görünümündedir. Mert Irmağı veGökdere başlıca akarsularıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Tarım ürünleri arasında şekerpancarı, buğday, mısır, arpa ilk sırada olup, ayrıca az miktarda elma, şeftali ayçiçeği ve baklagiller yetiştirilir. Şekerpancarı üretimine bağlı olarak sığır besiciliği yaygınlaşmıştır. Yüksek kesimlerde daha çok koyun beslenir.
İlçe merkezi, Mert Irmağı Vâdisinde kurulmuştur. Ankara-Samsun karayolu ilçenin 1 km güneyinden geçer. İl merkezine 46 km mesâfededir. Amasya-Samsun demiryolu ilçe merkezinden geçer. 1934’te ilçe olan Kavak’ın belediyesi aynı yıl kurulmuştur. İlçe, tuğla ve kiremit fabrikalarıyla kireç sanâyii bakımından ün yapmıştır.
Lâdik: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 26.697 olup, 8061’i ilçe merkezinde 18.636’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 43, Şeyhli bucağına bağlı 10 köyü vardır. Yüzölçümü 558 km2 olup, nüfus yoğunluğu 47’dir. İlçe topraklarının kuzey ve doğusunu Canik Dağları, güneyini ise Karamer Dağı ve Amasya Akdağı engebelendirir. Bu dağların orta kesiminde çöküntü alanları ve Lâdik Gölü yer alır. Başlıca akarsuyu Tersakan Çayıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri, şekerpancarı, buğday, arpa ve mısır olup, ayrıca az miktarda ayçiçeği, elma ve şeftali yetiştirilir. Şekerpancarı üretimine bağlı olarak sığır besiciliği gelişmiştir. Ladik Gölünde tatlı su balıkçılığı yapılmaktadır. Halı ve kilim dokumacılığı yaygın olan el sanatlarıdır.
İlçe merkezi Akdağ eteklerinde kurulmuştur. İl merkezine 77 km mesâfededir. Osmanlı devrinde Anadolu’nun ikinci derece kültür merkezi olmuş bir yerleşim birimidir. Tabiî güzellikleri yanında târihî eserler bakımından da zengindir. İlçe belediyesi Cumhûriyetten önce kurulmuştur.
Salıpazarı: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 29.561 olup, 3644’ü ilçe merkezinde 25.917’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 35 köyü vardır. İlçe toprakları genelde düzdür. Güneyini CanikDağları engebelendirir. Başlıca akarsuları Terme Çayı, Yeşilırmak ve kollarıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri mısır, buğday, pirinç, fasulye, tütün, ayçiçeği, soya, şekerpancarıdır. Akarsu boylarında sebze ve meyve yetiştiriciliği yaygındır. Dağlık kesimlerde hayvancılık yapılır. İlçe merkezi Canik Dağları eteklerinde kurulmuştur. Çarşamba ilçesine bağlı bir belediyelik köyken 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu. Belediyesi 1973’ten beri hizmet vermektedir.
Tekkeköy: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu, 48.730 olup, 11.351’i ilçe merkezinde 37.379’u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 41 köyü vardır. İlçe toprakları dar kıyı ovası ve ardından yükselen dağlardan meydana gelir. Güneyini Canik Dağları engebelendirir.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri tütün, mısır, buğday, fındık, elma, şeftali, arpa olup akarsu boylarında sebze yetiştiriciliği yapılır. İlçe merkezi, Canik Dağlarının eteklerinde kurulmuştur. Samsun-Çarşamba demiryolu ilçeden geçer. İl merkeziyle birleşmek üzeredir. Merkez ilçeye bağlı belediyelik bir köyken, 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu. Belediyesi 1956 yılında kurulmuştur.
Terme: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 81.668 olup, 20.381’i ilçe merkezinde, 61.287’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 59 köyü vardır. Canik Dağlarının kuzey eteklerinden başlayan ilçe toprakları genelde düzlüktür. Çarşamba Ovasının bir bölümü ilçe sınırları içinde kalır. Terme, Veziroğlu çayları ve Akçay başlıca akarsularıdır. Karadeniz kıyısında birçok lagün gölü vardır. Sazlık ve bataklıklarla kaplı bu göller balık açısından oldukça zengindir.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri mısır, fındık, pirinç, soya fasulyesi ve elma olup, ayrıca az miktarda tütün, buğday, ayçiçeği ve şeftali yetiştirilir. Hayvancılık ve balıkçılık önemli gelir kaynaklarıdır. Ova köylerinde kavak yetiştiriciliği yaygın olarak yapılır. Alüminyum tel ve profil boru, plastik malzeme, çeltik ve orman ürünlerini işleyen fabrikalar başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi, Terme Çayı kıyısında kurulmuştur. Samsun-Ordu karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 59 km mesâfededir. Belediyesi Cumhûriyet öncesinden beri faaliyetlerini sürdürmektedir.
Vezirköprü: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 102.503 olup, 20.633’ü ilçe merkezinde, 81.870’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 86, Beşpınar bucağına bağlı 16, Köprübaşı bucağına bağlı 17, Mezra bucağına bağlı 15 köyü vardır. Yüzölçümü 1713 km2 olup, nüfus yoğunluğu 60’tır. İlçe toprakları akarsu vâdileriyle parçalanmış engebeli arâziden meydana gelir. Akçay ve Ustalaz çayları başlıca akarsularıdır. Dağlar kayın, meşe, kızılçam, karaçam ve sarıçamlardan meydana gelen ormanlarla kaplıdır.
Ekonomisi tarım ve ormancılığa dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı, buğday, arpa, mısır, ayçiçeği, tütün ve elma olup, ayrıca az miktarda sebze ve meyve yetiştirilir. Orman Ürünleri Sanâyi Müessesesi başlıca sanâyi kuruluşudur. İlçe topraklarında mermer yatakları vardır.
İlçe merkezi, Havza-Alaçam karayolu üzerinde yer alır. İl merkezine 116 km mesâfededir. Köprülü Mehmed Paşa zamânında büyük bir îmâr gördü. O devirden kalma târihî eserleriyle meşhurdur. Köprülü Mehmed Paşanın Vezirköprülü olan hanımı Ayşe Hâtun, oğulları sadrazam Fâzıl Ahmed ve kardeşi Fâzıl Mustafa Paşalar da Vezirköprü’yü îmâr etmiştir. İlçe belediyesi 1868’de kurulmuştur.
Yakakent: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 10.620 olup, 3914’ü ilçe merkezinde, 6706’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 10 köyü vardır. İlçe toprakları dar kıyı ovası ve ardından yükselen Küre Dağlarından meydana gelir. Dağlar, küçük akarsularla parçalanmıştır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri, tütün, buğday, fındık, arpa ve çavdardır. Balıkçılık önemli geçim kaynağıdır. İlçe merkezi deniz kıyısında kurulmuştur. Sinop-Samsun karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 85 km mesâfededir. İlçe önemli bir turistik merkezdir. Alaçam’a bağlı bir bucakken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu. Belediyesi 1963’te kurulmuştur.
Târihi Eserler ve Turistik Yerleri
Samsun ili târihi eserleri, tabiî güzellikleri, içme ve kaplıcaları, deniz sâhil ve gölleri, her mevsim yeşil olan bitki örtüsü ve ılıman iklimiyle şirin bir ilimizdir. Fakat turizm konaklama ve altyapı tesisleri ve organizasyon yetersizliğiyle turizm sektörü gelişememiştir.
Kale Câmii: Kuyumcular Çarşısında, 1314’te İlhanlı Vâlisi Emir Timurtaş Paşa adına yaptırılmıştır. Çeşitli zamanlarda tâmir görmüştür.
Pazar Câmii: Samsun’un en eski câmisidir. On dördüncü asırda İlhanlılar tarafından yaptırılmıştır. 1814’te tâmir gören câmi dikdörtgen plânlı ahşap çatı ile örtülüdür.
Şeyh Seyyid Kutbiddin Câmii ve Türbesi: On beşinci asırda yaptırılmıştır. Osmanlı eseridir. Câminin bitişiğindeki 800 senelik türbede Büyük İslâm Âlimi Seyyid Abdülkâdir Geylânî hazretlerinin torunları medfundur. Câmi dikdörtgen plânlıdır.
Yalı Câmii: Buğday pazarındadır. 1894’te Sâdık bin Abdullah tarafından yaptırılmıştır. Küçük minâreli ve kubbesi kiremit örtülüdür. Buğday Pazarı ve Hoca Hayreddin Câmii isimleriyle de bilinir.
Îsâ Baba Câmii ve Türbesi: Anadolu’nun fethi uğrunda şehit olan Türk mücâhidlerinin ve Îsâ Baba’nın kabirleriyle küçük bir mescidden ibârettir. On beşinci asırda yapılan câmi ve türbe gördüğü tâmirler yüzünden ilk yapılış şeklini kaybetmiştir.
Hacı Hâtun Câmii: Saathâne meydanı yakınlarında İbrâhim kızı Hacı Hatice Hâtun tarafından yaptırılmıştır. Tâmirlerle birçok değişikliğe uğrayan câmi kesme taştan ve tuğladandır.
Ulu Câmi (Vâlide Câmii); Şehrin en büyük câmisidir. Batumlu Hacı Ali tarafından yaptırılmış olup, Sultan Abdülazîz Hanın annesi tarafından tâmir ettirilmiştir. Bu yüzden Vâlide Câmii olarak da bilinir. Belediye tarafından esaslı bir şekilde çevre düzenlemesi yaptırılmıştır. Vakıflar tarafından restore ettirilmiş Türkiye Elektrik Kurumu tarafından ışıklandırılmıştır.
Büyük Câmii: Bafra ilçesinde Köprülü Mehmed Paşanın hanımı Ayşe Hâtun tarafından 1670’te yaptırılmıştır. Câminin bahçesinde bulunan kabristanda meşhur bilim adamlarının mezarları vardır.
Tayyar Paşa Câmii: Bafra ilçesinde Cumhûriyet meydanındadır. Tayyar Paşa tarafından 1869’da yaptırılmıştır. Tek şerefli minâresi ilk orjinalliğini korumaktadır.
Mustafa Paşa Câmii: Havza ilçesinde İmâret Mahallesindedir. 1256’da kesme taştan yapılan câmi çeşitli zamanlarda tâmir edilmiştir. Tek şerefeli ve ahşaptır.
Tâceddin Paşa Câmii: Vezirköprü ilçesinin Çanaklı Mahallesindedir. 1494’te yaptırılan câmi 1945 zelzelesinde tamâmen yıkılmıştır.
Fâzıl Ahmed Paşa Medresesi: Vezirköprü’nün Yenimahalle semtindedir. 1662’de yaptırılan eser 1964’e kadar çeşitli amaçlarla kullanılmıştır. Bu târihten sonra halk kütüphânesi olarak kullanılmaya başlanmıştır.
Emir Mirza Bey Türbesi: Bafra ilçesinin Türbe köyündedir. Dörtgen plânlı, moloz taştan türbe, sivri bir kubbeyle örtülüdür. Kitâbesinden 1381’de Emir Mirza Beyin, vebâdan ölen yakınları için yaptırdığı anlaşılmıştır.
Saat Kulesi: Vezirköprü ilçesindedir. Sultan İkinci Abdülhamîd Han devrinde Sivas Vâlisi Reşid Âkif Paşa tarafından yaptırılmıştır. Her yöne bakan dört saati vardır. Seksen basamakla çıkılır. Anadolu’nun en güzel saat kulelerinden biridir.
Diğer eserlerden bâzıları şunlardır:
Taşhan: Mahmûd bin Ali Paşanın vakfıdır. Sivil Osmanlı mîmârîsinin güzel bir örneğidir. Eski Belediye Binası: 1913-1915 arasında eski Belediye Başkanlarından Necmi Bey yaptırmıştır. Samsun Belediyesi 1971-1977’de bu târihî binâyı restore ettirmiştir. Birinci katında Samsun Şehir Müzesi açılmıştır. Eski Adliye Binâsı: Târihî bir yapıdır. Atatürk Anıtı: 1931’de yapılmıştır. Samsun parkındadır. Atatürk’ü at üzerinde gösterir. İlk Adım Anıtı: Atatürk 19 Mayıs 1919’da Anadolu’ya ayak bastığı merkez iskelesinde (şimdi doldurulmuştur) 1982’de törenle açılmış bir anıttır. Kâidesi Ünye taşından yapılmıştır. Turban Büyük Samsun Oteli yanındadır. Gâzi Müzesi: Atatürk’ün 19 Mayıs 1919’da Samsun’a gelişlerinde kaldığı Mıntıka Otelidir. Alt katı Belediye Oda Tiyatrosudur. Müze kısmında Atatürk’ün çalışma odası, yatak odası ve konferans salonu olarak kullandığı üç odada Atatürk’ün kullandığı eşyâlar ve Bandırma Vapurunun maketi vardır. Atatürk Müzesi: Atatürk’ün şahsî eşyâları ile hayâtına âit fotoğraflar bulunmaktadır. Arkeoloji Müzesi: Burada Hitit, Frig, Roma ve Bizans devirlerine âit eserler sergilenmektedir.
Amisos Harâbeleri: Cedit Mahallesi sırtlarındadır. Baflagonya Kaya Mezarları: Bafra’ya 35 km mesâfededir. M.Ö. 7. asra âittir. Burada; Roma, Bizans ve Osmanlı devrine âit kalıntılar mevcuttur. Asar Kalesi: Bafra Kızılırmak Vâdisindedir. Tekkeköy Mağaraları: Eski çağlara âittir. Samsun’a 15 km mesâfededir. İkiztepe, Hoşça Kadem Tepe, Dedetepe ve Gökçe Boğaz Höyükleri: Hititlere ve daha öncelere âit höyüklerdir. Öksürüktepe (Dündartepe) Höyüğü: Eski çağlara âit Hitit ve öncesi eserler bulunmuştur. Samsun Mağaraları: Samsun’un doğusundadır. Eski çağlara âittir. Kürtün Irmağında kayalara oyulmuş mağaralar Roma, Bizans ve Cenevizlilere âittir.
Mesire yerleri: Her mevsim yeşil bir örtüyle kaplı olan Samsun, tabiî güzellikler bakımından zengindir. Deniz ve ormanın birbirini tamamladığı ilde birçok mesire yeri vardır. Bâzıları şunlardır:
Çakırlar Korusu: Samsun-Bafra karayolu üzerinde ve denize çok yakın bir dinlenme yeridir. İl merkezine 15 km mesâfededir.
Hasköy Korusu: İl merkezinde, ağaçlarla kaplı bir mesire yeridir. Geniş bir alanı içine alır.
Çamgöl: Bafra-Sinop karayolu üzerindedir. Bafra’ya 42 km uzaklıktadır.
Kaplıca ve İçmeler: Samsun ili kaplıca ve içmeler bakımından da zengindir. Lâdik, Havza, Bafra ve Çarşamba’da şifâlı kaplıca ve içmeler vardır. Başlıcaları şunlardır:
Havza Kaplıcası: Havza ilçesinde, Amasya-Samsun karayoluna bir km uzaklıkta ve yolun güneybatısındadır. Modern tesisleri mevcuttur. Kaplıca suları her çeşit romatizma, nevralji, nefrit ve kadın hastalıklarının tedâvisinde tavsiye edilmektedir.
Hamamyağı Hilyaz Kaplıcası: Lâdik ilçesine 13 km, Samsun-Ankara karayoluna 3 km mesâfede Hamamyağı köyündedir. Tesisleri mevcuttur. Kaplıca suyu sinir sistemi hastalıklarıyla nefrit ve çocuk felçlerine tavsiye edilir.
Ayrıca tesisleri yetersiz olan, Bafra Darboğaz Mâdensuyu, Ayvacık Çakaldere Mâdensuyu, Kavak, Ilıca içmeleri vardır.
Kaynak
Rehber Ansiklopedisi
Isparta Hakkında Bilgiler
ISPARTA
Yüzölçümü: 8933 km2
Nüfûsu: 434.771
İlçeleri: Merkez, Aksu, Atabey, Eğirdir, Gelendost, Gönen, Keçiborlu, Senirkent,Sütçüler, Şarkikaraağaç, Uluborlu,Yalvaç, Yenişarbademli.
Güller ve göller diyârı, halısı ile meşhur bir ilimiz. Isparta Akdeniz bölgesinin Antalya bölümünde ve Göller yöresinde Burdur, Afyonkarahisar, Konya, Antalya, Beyşehir ve Burdur gölleri arasında yer alan şirin bir ildir. 30°01’ ve 31°33’ doğu boylamları ile 37°18’ ve 38°30’ kuzey enlemleri arasında kalır. Isparta’ya Türkiye’nin halı tezgahı ve gül bahçesi denir.Trafik numarası 32’dir.
İsminin Menşei
Hititler bölgeye “bereket” mânâsına gelen“Baris” ismini vermişler.Romalılar “Psidia” ismi verilen bu bölgeye hâkim olunca, “Baris” ismi yerine, kendi dillerine uygun olan “Sbarita” dediler. Şehir Türkler tarafından fethedilince buraya “İsbarita” dediler.Zamanla bu kelime halk dilinde “Isparta” olarak yerleşti.Osmanlı devrinde Isparta sancağına Hamidâbâd, sancak merkezine ise Isparta denmiştir.
Târihi
Isparta ve çevresi, târih sahnesine Hititlerle çıkar.Hititler zamânında bölgenin ismi “Arvaza” idi.Hititlerin yıkılışından sonra Frikya Krallığı bu topraklara sâhip olmak istemişse de, burayı Lidyalılar ele geçirmişlerdir. M.Ö. 4. asırda Lidyalıların elinde bulunan bu topraklarla, Kızılırmak batısındaki toprakları Persler istilâ etmiştir. Makedonya Kralı İskender, Doğu seferine çıktığında Perslerden bu bölgeyi almıştır.İskender’in ölümü ile Makedonya krallığı generalleri arasında taksim edilmiş ve Isparta çevresi Selevkos Devletinin olmuştur.Roma İmparatorluğu M.Ö. 1. asırda Selevkos Devletini ilhak edince, Isparta ve civârı Roma hâkimiyeti altına girmiştir.O târihlerde Isparta, “Psidia” isimli küçük bir şehir idi. Roma İmparatorluğu M.S. 395’te ikiye bölününce bu bölge Doğu Roma’nın payına düşmüştür.
1071 Malazgirt Zaferinden sonra Türkler,Isparta ve çevresini Bizanstan alarak fethetmişlerse de, Birinci Haçlı Seferinde Bizanslılar bu bölgeyi yeniden istilâ etmişlerdir. Selçuklu Türkleri 1203 senesinde Bizanslılardan geri alarak, yeniden bu bölgeyi ve Isparta’yı fethetmişlerdir. 1300 senesinden sonra Eğirdir’de bulunan Hamidoğulları Beyliği Isparta ve çevresini Türkiye Selçukluları ve İlhanlılara bağlı olarak idâre etmiştir. Bir ara topraklarına İlhanlılar tarafından el konulmuş ve bölgeyi İlhanlı vâliler idâre etmiştir. 1327’de Hamidoğulları Beyliği yeniden kurulmuştur. Bu beyliğin bir kolu da Antalya’da Tekeoğulları olarak hüküm sürmüştür.
1335’te İlhanlılar târih sahnesinden çekilince Hamidoğulları bağımsız olmuştur. 1380’de Sultan Murâd Han zamânında (Yalvaç ve Şarkikaraağaç) 80 bin Osmanlı altını karşılığı satın alınmıştır.Hamidoğulları Birinci Kosova Savaşında Osmanlılara asker yardımı yapmıştır. 1391’de Yıldırım Bâyezîd Hân, Isparta’nın geri kalan kısmını ve Hamidoğulları Beyliğini de Osmanlı Devletine katmıştır.Osmanlı Devrinde Isparta Anadolu Beylerbeyliğinin 14 sancağından birine, Tanzimâttan sonra Konya eyâletinin 5 sancağından birine merkez olmuştur.Isparta ismi yalnız merkez için kullanılmış sancağın ismi de “Hamid ili” (Hamidâbâd) olarak kullanılmıştır.
Isparta 1203 senesinden bu yana düşman istîlâsına uğramamış bir ilimizdir.Cumhûriyet devrinde il olmuştur.
Fizikî Yapı
Isparta topraklarının % 68’i dağlar, % 15’i yaylalar ve % 17’si ovalarla kaplıdır. Eğirdir Gölü orta kısmında, Beyşehir ve Burdur gölleri sınırlarında yer alır.
Dağları: Isparta topraklarının % 68’ini dağlar kaplar. Toros Dağlarının uzantıları olan bu dağlar,Antalya Körfezinin yukarısından iki kola ayrılarak, Isparta Ovasını çevirir ve Göller bölgesinde birleşir. İlin kuzeydoğusunda Sultan Dağları, kuzeyinde ise Karakuş Dağları yer alır. Başlıcaları:Sultan Dağları (Gelincikana Tepesi 2610 m), Karakuş Dağları (Karakuş Tepesi 1995 m), Kuyucak Dağları (Kocabulduk Tepesi 2337 m), Göl Dağları (Dedegöl Tepesi 2892 m), DavrazDağı (2635 m), Barla Dağı (Kapıdağı Tepe 2447 m), Kirişli Dağı (1893 m) ve Akdağ (1687 m)dır. 1500-2500 m arasında değişen yaylalar vardır.Keçiborlu,Avşar,Senirkent-Atabey ve Barla yaylaları başlıcalarıdır.
Ovaları: Isparta Ovası ilin en yüksek ovasıdır. Denizden yüksekliği 1000 m’dir.Çok verimli olan bu ovada buğday, arpa, gül ve meyve yetişir, Bozanönü Ovası: Denizden yüksekliği 950 m’dir. Tahıl, gülcülük ve meyve zirâati yapılır.Kuleönü Ovası:Küçük fakat çok verimlidir. Tahıl ve gül yetişir. Denizden yüksekliği 925 m’dir.
Akarsuları:Aksu Irmağı; Akdağ’ın kuzey eteklerinden çıkar, birçok dere sularını alarak Isparta’dan geçen Akdağ ve Davraz Dağı arasındaki dar bir boğazdan sonra, Burdur-Antalya’yı geçerek Akdeniz’e dökülür.Köprü Suyu; Göl Dağlarından çıkarak güneye akar, Yılanlı Ovası ve Kızıldere Boğazını geçip,Antalya’ya girer ve Akdeniz’e dökülür.
Gölleri: Isparta, “GöllerBölgesi”nde yer alır.İl içinde üç, sınırlarında iki göl vardır.
Eğirdir Gölü: Isparta ilinin ortasında 468 km2lik yüzölçüme sâhip, denizden 916 m yükseklikte ve 14 m derinlikte bir göldür.Gölün Hoyran ve Gelendost kıyıları bataklık, diğer kıyıları diktir.Gölde, Canada ve Yeşilada isimli iki ada vardır.Gölde, başta levrek ve sazan olmak üzere bol balık çeşidi bulunur. Türkiye’nin dördüncü büyük gölüdür. Göl; Keltepe-Akheçil Boğazı ile ikiye bölünür. Kuzey kısmına HoyranGölü de denir.Kovada Gölü: Yüzölçümü 25 km2 civârındadır. Eğirdir Gölü bir ayakla Kovada Gölüne bağlıdır.Gölün üzerinde iki hidroelektrik santralı vardır. Göl; güzel manzaralı, etrâfı ağaçlıklı ve av hayvanları ile doludur. Tatlı ve berrak su ile kaplı Kovada Gölünde, başta sazan olmak üzere bol balık bulunur.Gölcük: 1500 metre çapında bir krater gölüdür. Dipte kaynayan sular yağmur suları ile beslenir. Denizden yüksekliği 1300 m, derinliği 32 m’dir.Çevresi ağaçlarla süslüdür. Beyşehir ve Burdur gölleri,Isparta ili ile sınır teşkil eder ve bu göllerin bir kısmı Isparta iline âittir.
İklim ve Bitki Örtüsü
İklimi: Isparta’nın iklimi, Akdeniz bölgesi ile Orta Anadolu bölgesi iklimleri arasında bir geçiş özelliği gösterir.Yılın üçte birinde sıcaklık 0 derecenin altında seyreder.Kar yağışı azdır. Senelik yağış 445-620 mm arasında değişir.Genelde sıcaklık -17 derece ile +37 derece arasındadır.
Bitki örtüsü: Isparta il topraklarının % 40’a yakını orman ve fundalıklardan, % 20’si çayır ve mer’alardan, % 16’sı ekili ve dikili arâzilerden, % 24’ü ise tarıma elverişsiz arâziden müteşekkildir. Ekime müsâit arâzinin mühim kısmı gül bahçeleri ile kaplıdır. Atabey ve Keçiborlu’da gül bahçeleri daha çoktur. Aksu Vâdisi ve Davraz eteklerinde meyve, zeytin ağaçları vardır. 1500 m yüksekliğe kadar olan yerlerde meşe ve katran, ardıç ve maki cinsi ağaçlar ve daha yükseklerde çeşitli çam ormanları bulunur.
Ekonomi
İlin ekonomisi geniş ölçüde tarıma dayanır.Gülyağı îmâlatı en çok bu ilimizde yapılır. Halıcılık ve kükürt işletmeciliğinin de ekonomide tarımdan sonra önemli bir yeri vardır. İşsizlik azdır.
Tarım:Isparta’da en çok ekilen tahıldır. Buğday arpa, çavdar, baklagiller(nohut, fasulye ve fiğ) ve az miktarda şekerpancarı yetişir.Sanâyi bitkilerinden gül 2000 ton, haşhaş kapsülü üretimi 1000 ton ve haşhaş tohumu üretimi ise 1200 tondur.
Gül üretimine gelince; Türkiye’nin gülyağı için yetiştirilen gül bahçelerinin % 80’i bu ildedir. Hâlen senede üretilen iki milyon kilo gül çiçeğinden binde 30 nisbetinde gülyağı elde edilir ve çoğu dışarıya ihraç edilir. 1897’de Bulgaristan’a memur olarak giden Müftüzâde İsmâil Efendi, buradan getirdiği güllerle Isparta’da bir bahçe kurarak gülcülüğü başlatmıştır.Isparta’nın sebze ihtiyâcı il içindeki üretim ile karşılanır.Isparta ilinde bağcılık ve elmacılık oldukça gelişmiştir. Ayrıca ceviz, bâdem, armut, kızılcık, muşmula, vişne ve iğde yetişir.İlde sulama, gübreleme yapılmakta ve modern tarım âletleri kullanılmaktadır.
Hayvancılık:Isparta ekonomisinde hayvancılığın önemli yeri vardır. Türkmen göçebeler hayvancılıkla uğraşırlar. Koyun, kıl ve tiftik keçisi, sığır beslenir. Arıcılık gelişmiştir.Isparta ilinde bulunan göllerde balık çoktur. Eğirdir Gölü ise tatlısu balıklarının en çok bulunduğu bir göldür.Gölde, kerevit (hepsi dışarıya ihrâç edilir), kefal, sazan ve alabalık yakalanır.
Ormancılık: İlim % 40’a yakını orman ve fundalıktır. Fundalık saha 50 bin, ormanlık saha 300 bin hektar civârındadır.Sedir, kızılçam ve karaçam çoğunluktadır. Bin yaşında sedir ağaçlarına rastlanır. Bunların çapı iki metreye yakındır. Senede 200 bin m3 sanâyi odunu ve 250 bin ster yakacak odunu ile 200 tona yakın reçine elde edilir.
Mâdenleri: Türkiye’de en fazla kükürt Isparta ilinde çıkarılır. Memleketimizde bilinen kükürt rezervelerinin % 80’i Isparta’dadır.Türkiye’nin en büyük kükürt işletmeleri de bu ildedir.Kükürtten başka mevcut mâdenler şunlardır: Isparta Sav köyünde mâden kömürü; Kayı köyünde sodyum; İğdecik köyünde mâden kömürü; Lagas köyünde arsenik; Gölbaşı köyünde krom, çelik, arsenik ve cıva; Atabey-Koloğan köyünde manganez; Gelendost-Kötürnek köyünde mâden kömürü; Tokmacık’ta demir;Keçiborlu-Merkezde kükürt; Kozluca köyünde manganez; Gümüşgün köyünde demir, krom, altın, kömür ve Kaplanlı köyünde demir,Sütçüler-Darıbökü köyünde antrasit; Selköşede de taş kömürü; Şarkikaraağaç-Belceğiz köyünde manganez, kurşun, krom, bakır; Zengibar köyünde demir; Ördekçi köyünde krom,Yalvaç Yarıkkaya köyünde linyit kömürü bulunmuştur. Bu mâdenlerde, kükürtten başka hiçbiri işlenmemektedir.
Sanâyi: Isparta’da sanâyi sektörü tarıma dayalıdır.Halıcılık ve dokumacılık, gülyağcılık, orman ve mobilya, dericilik ve gıdâ sanâyii başlıca sanâyi kollarıdır.Her köy ve ilçede halı dokuma tezgâhları vardır. Bunların sayısı 25 bine yakındır. Senede 2,5 milyon m2 halı dokunur.İlde 10 iplik fabrikası, 15 halı yıkama atölyesi, 3 halı kırkımevi, halıcılık için lâzım olan pamuk ipliğini îmâl eden pamuk ipliği fabrikaları ve halıcılıkla ilgili her türlü sanayi işyerleri vardır. Dericilik sanâyii ileridir. Bir büyük fabrika ve 60 atölyede meşin, sahtiyan, kösele ve eldivenlik gibi deri yapan işyerleri vardır.Orman ürünleri ve mobilya sanâyii de önemlidir. Orman tesislerinde yonga, levha, prefabrik ev, karo ve mobilya îmâl edilir. Ayrıca bu sektörle ilgili başka iş yerleri de vardır.Gıdâ sanâyi sektörü olarak 3 büyük un fabrikası, bir bisküvi fabrikası, fruko-tamek meşrubat fabrikası, salça ve marmelat fabrikaları; yağ, çimento, tuğla, kiremit, bez ve ayakkabı fabrikaları vardır. Gülyağı (gül esansı) fabrikalarında elde edilen gülyağının çoğu yurt dışına ihraç edilir. Şarkikaraağaç’ta barit fabrikası vardır.
Ulaşım: Havaalanı yoktur.İzmir-Aydın demiryolu bir kolla Isparta’ya bağlanmıştır.Isparta ilinde 8 istisyon vardır. Demiryolu 26 Mart 1936’da gelmiştir. İl merkezini ilçelere ve ilçeleri köylere bağlayan yollar düzgündür.Isparta’nın komşu iller vâsıtasıyla İstanbul, İzmir, Antalya, Adana,G. Antep ve Ankara’ya ve ülkenin her tarafına karayolları ile irtibatı sağlanır.
Nüfus ve SosyalHayat
Nüfus: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 434.771 olup, 229.574’ü şehirlerde, 205.197’si köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 8933 km2 olup, nüfus yoğunluğu 48’dir. Şehire göç nisbeti ve gecekondu sayısı diğer şehirlere göre azdır.
Örf ve âdetler:Isparta 1071’den sonra Türklerin eline geçmiştir. 1203’ten sonra ise kesin ve devamlı olarak bir Türk beldesi olmuştur. Eski kültürlerden sâdece bâzı antik harâbeler kalmıştır.Isparta 900 seneye varan bir zamandan beri Türk-İslâm kültürü ile yoğrulmuştur.
Kıyâfet:Mahallî kıyâfet, köylerde ve mahallî oyunlarda giyilir. Sim işlemeli ve sırmalı yandan yırtmaçlı üçetek, çapraz düğmeli yelek, sırma veya kaytan işlemeli uzun mintan, şal kuşak ve pâzenden yapılmış şalvar, başa fes, ayağa yün çorap ve papuç giyilir. Fesin altına ve üstüne inci, elmas, gümüş ve altın takılır. Erkekler, boy entarisi, mintan, yemeni, fes, ayağa ceviz renginde çorap, şayak pantalon giyerler.Kadın ve erkek giyiminde geleneğe âit öğeler tamamiyle kalkmış gibidir.
Yemekleri: Pekmez, üzüm şırası, keten helva, nokul denilen tahinli ekmek, Uluborlu böreği en çok yapılanlardır.
El sanatları: Isparta el sanatları bakımından çok ileriye gitmiştir.Halıcılık çok yaygın ve ileri seviyededir.Halıcılığa ilâveten kilim de dokunur. Eskiden heybe ve şalvar da dokunurdu. Urgancılık da ileridir.Kendirden urgan, yular, kınnap, sicim, çul, çuval ve heybe dokunur.Târih boyunca saraçcılık ve semercilikte Isparta çok ileri durumda idi.Osmanlı, Kırım-Tatar ve Macar eğerleri ve diğer eğerlerin en güzeli bu ilde yapılırdı.Isparta asırlardır dericilikte isim yapmıştır.Koyun ve keçi derisinden yapılan meşin ve sahtiyanlar ile sığır ve manda derisinden yapılan kösele, çizme, çetik ve ayakkabılar Türkiye’nin iç pazarlarında aranan mallardır.
Halkedebiyâtı: Isparta halk edebiyâtı bakımından çok zengindir. Efsâne, ağıt, hikâye, masal, atasözü ve mânileri çoktur.Halk şâirleri olarak ÇapurAli,Âşık Diler,Esrârî, Âşık Mehmed Dizârî,Âşık Mehmed,Ispartalı ÂşıkSeyrânî,Âşık Lütfi başlıcalarıdır. Oyunlar ve türküleri:Isparta, halk müziği ve oyunlar bakımından da zengindir. Bunların kaynağı Orta Asya’dan gelen Oğuz boylarıdır.Oyunlarda zeybek ön sırayı alır.Oyun ve türküler,Afyon ve Denizli’ye benzer. Samah, teke oyunları ve okşama başlıca oyunlardır.Oyunları kadın ve erkek ayrı ayrı oynarlar.Oyunların bâzıları kıvrak bâzıları içlidir.Isparta türküleri bol ve meşhurdur.
Eğitim: Isparta ili eğitim bakımından ön sıralarda yer alan bir ilimizdir.Okur-yazar nisbeti % 95’tir. Okulsuz köyü yoktur. İlde 41 anaokulu, 329 ilkokul, 68 ortaokul, 14 meslekî ve teknik orta okul, 15 lise, 24 meslekî ve teknik lise ve iki yıllık Eğitim Enstitüsü vardır. Son olarak Süleyman Demirel Üniversitesi kuruldu ve faaliyete geçti (1992).
Yetişen meşhurlar:Halil Hâmid Paşa (1736-1786), Eğirdir’de Pîrî Halîfe Hamîdî ve Burhâneddîn Eğridirî, Kemankeş Ali Paşa (1624) ve Seyyid Ali Paşa (1826) Osmanlı sadrâzamlarındandır.Süleymân Demirel son zamanların başbakanlarındandır.
İlçeleri
Isparta’nın biri merkez olmak üzere on iki ilçesi vardır.
Merkez:1990 sayımına göre toplam nüfûsu 133.061 olup, 112.117’si ilçe merkezinde, 20.944’ü köylerde yaşamaktadır. İlçe toprakları genelde düzdür. Doğusunda Davras Dağı, güney batısında Akdağ, orta kesiminde ise Isparta Ovası yer alır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır.Gülcülük ve gülyağcılık yaygındır. Bağcılık gelişmiştir. Yüksek kesimlerde hayvancılık yapılır.İplik Fabrikası, SümerbankHalı Fabrikası, Çimento Fabrikası un fabrikaları başlıca sanayi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi Akdağ’ın kuzey eteklerinde kurulmuştur. İzmir-Aydın-Eğirdir demiryoluna Bozanönü istasyonunda ayrılan bir hatla bağlanır. Mimârî bakımdan modern bir şehir olan Isparta Anadolu’nun hızla gelişen illerindendir.
Aksu:1990 sayımına göre toplam nüfûsu 9591 olup, 2921’i ilçe merkezinde. 6670’i köylerde yaşamaktadır.İlçe toprakları orta yükseklikteki engebeli alanlardan meydana gelmiştir. Doğusunda DedegülDağları yer alır. Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanır. Başlıca tarım ürünleri buğday, patates ve soğandır.Yüksek kesimlerde hayvancılık yapılır. Evlerde halı ve kilim dokumacılığı yaygındır.İlçe merkezi,Dedegöl Dağları eteklerinde kurulmuştur. Eğirdir’e bağlı bucak iken 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu.
Atabey:1990 sayımına göre toplam nüfusu 7561 olup, 5010’u ilçe merkezinde 2551’i köylerde yaşamaktadır.Merkez bucağına bağlı 5 köyü vardır.Yüzölçümü 202 km2 olup, nüfus yoğunluğu 37’dir. İlçe topraklarının kuzey ve batısında Barla Dağı güneyinde Bazonönü Ovası yer alır. Barla Dağının güneyinde zengin çayırlarla kaplı 1000-1500 m yükseklikte platolar vardır.
Ekonomisi gül yetiştiriciliği ve gülyağcılığına dayanır. El tezgahlarında yapılan Halıcılık önde gelen geçim kaynağıdır.İplik fabrikası başlıca sanayi kuruluşudur.İlçe merkezi denizden 1000 m yükseklikte Barla Dağı eteklerinde kurulmuştur. Eski adı Agros’tur. Tarihi çok eskilere dayanır.Güney batısında Antik Seleukei Sidara şehri kalıntıları vardır. 1921’de Büyük Millet Meclisi kararıyla Atabey ismini aldı. İlçe belediyesi 1910’da kurulmuştur.
Eğirdir: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 41.266 olup, 15.828’i ilçe merkezinde. 25.438’i köylerde yaşamaktadır.Merkez bucağına bağlı 23, Kocapınar bucağına bağlı 2 köyü vardır.İlçe topraklarını EğirdirGölü ile bu gölü Isparta Ovasından ayıran dağlardan meydana gelir.Kuzeybatısında Barla Dağı, batısında DavrasDağı, doğusunda Dedegül Dağı yer alır. Eğirdir Gölünün büyük bölümü ile Kovada Gölü ilçe sınırları içinde kalır. Başlıca düzlükler göle dökülen dere vâdilerinde yer alır.
Ekonomisi tarım, hayvancılık ve balıkçılığa dayanır. Başlıca tarım ürünleri buğday, patates, ve soğan olup, ayrıca az miktarda arpa, şekerpancarı, fasulye ve nohut yetiştirilir.Göl çevresinde sulanabilen arazide sebze ve meyvecilik yapılır. En çok elma üretilir. Yaylalarda ise ençok koyun ve kılkeçisi, köylerde ise daha çok sığır beslenir.Gölde tatlı su balıkçılığı yapılır.Kerevit, sazan ve sudak başlıca av ürünleridir.Kerevit yurt dışına ihraç edilir. Halı atölyeleri başlıca küçük sanâyi kuruluşlarıdır. Evlerde de halı ve kilim dokumacılığı yapılır.
İlçe merkezi Eğirdir Gölünün güney kıyısında göle doğru uzanan Kaleburnu Yarımadası üzerinde kurulmuştur. Isparta-Konya karayolu ilçeden geçer.İl merkezine 36 km mesafededir. Isparta’dan ilçe istasyonuna kadar gelen bir demiryolu vardır.Hamidoğulları Beyliğine başşehirlik yapmıştır.İlçede ülke çapında hizmet veren Kemik Hastalıkları Hastânesi ve Süleyman Demirel Üniversitesine bağlı, Su Ürünleri Yüksek Okulu vardır.
Gelendost:1990 sayımına göre toplam nüfûsu 22.739 olup 7338’i ilçe merkezinde, 15.401’i köylerde yaşamaktadır.Merkez bucağına bağlı 13 köyü vardır.Yüzölçümü 624 km2 olup, nüfus yoğunluğu 36’dır.İlçe topraklarının kuzeyinde Kirişli Dağı, güneyinde Dedegül Dağı ve bu dağların ortasında GelendostOvası yer alır. Eğirdir Gölünün bir bölümü ilçe sınırları içinde kalır.Ovayı Doğanoğlu (Yalvaç)Deresi sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, nohut, haşhaş ve şekerpancarıdır. Bağcılık ve elma yetiştiriciliği yaygın olarak yapılır.Hayvancılık ikinci derecede geçim kaynağıdır. En çok koyun ve kılkeçisi beslenir. Ev tezgahlarında halı dokumacılığı yapılır.
İlçe merkezi, Eğirdir Gölünün doğu kıyısında bir ova kenarında kurulmuştur.Isparta-Konya karayolu ilçenin güneydoğu kıyısından geçer.İl merkezine 81 km mesafededir. Denizden 940 m yüksekliktedir. 1952’de ilçe olan Gelendost’un belediyesi 1951’de kurulmuştur.
Gönen:1990 sayımına göre toplam nüfûsu 11.103 olup, 6053’ü ilçe merkezinde, 5050’si köylerde yaşamaktadır.İlçe toprakları orta yükseklikteki düzlük alanlardan meydana gelir.Isparta Ovasının bir kısmı ilçe sınırlarında kalır. Ekonomisi tarıma dayalıdır.Gül yetiştiriciliği ve gül yağcılık yaygındır. Yüksek kesimlerde hayvancılık yapılır. Ev tezgahlarında halı dokunur. Merkez ilçeye bağlı belediyelik bir kaza iken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu.
Keçiborlu:1990 sayımına göre toplam nüfûsu 19.766 olup, 8955’i ilçe merkezinde 10.811’i köylerde yaşamaktadır.Merkez bucağına bağlı 15 köyü vardır.Yüzölçümü 565 km2 olup, nüfus yoğunluğu 35’dir. İlçe toprakları orta yükseklikte engebeli araziden meydana gelir.Kuzeydoğusunda Karakuş Dağı, güneybatısında Söğüt Dağı, doğusunda Kapı Dağı yer alır. Bu dağların ortasında bir plato vardır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı, arpa, buğday ve elma olup, ayrıca az miktarda soğan, patates, armut ve haşhaş yetiştirilir. Bağcılık ve gülcülük yaygındır.Hayvancılık ikinci derecede gelir kaynağı olup, canlı hayvan ticaretine yöneliktir. Ev tezgahlarında halı dokumacılığı yapılır. İlçe topraklarındaki kükürt yatakları Etibank tarafından işletilir.
İlçe merkezi Keçiborlu Deresi Vâdisinde kurulmuştur.İstanbul-Antalya ve Eğirdir-Isparta-İzmir demiryolu ilçeden geçer. İl merkezine 40 km mesafededir. Denizden yüksekliği 1040 metredir.İlçe belediyesi 1902’de kurulmuştur.
Senirkent: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 24.388 olup, 10.738’i ilçe merkezinde, 13.650’si köylerde yaşamaktadır.Merkez bucağına bağlı 8 köyü vardır.Yüzölçümü 600 km2 olup, nüfus yoğunluğu 41’dir.İlçe toprakları kuzey ve güneyden dağlarla çevrilmiş bir alanda yer alır.Güneyinde Barla ve Kapı Dağları, kuzeyinde Karakuş Dağları ile bu dağların ortasında Senirkent Ovası yer alır. EğirdirGölünün bir bölümü ilçe sınırları içinde kalır. Ovayı Gençali Deresi sular.
Ekonomisi tarım ve dokumacılığa dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı, arpa, elma, üzüm, buğday ve soğan olup, ayrıca az miktarda patates, baklagiller ve armut yetiştirilir. El tezgahlarında halıcılık yaygın olarak yapılır.Salça fabrikası başlıca sanayi kuruluşudur.
İlçe merkezi Hoyran Gölüne (Eğirdir Gölünün kuzey parçası) açılan bir ovanın batı kenarında kurulmuştur. Denizden yüksekliği 1040 metredir. İl merkezine 72 km mesafededir. Fazla gelişmemiş olan Senirkent 1952’de İlçe olmuştur.İlçe belediyesi 1886’da kurulmuştur.
Sütçüler: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 21.957 olup, 4062’si ilçe merkezinde, 17.895’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 20, Kasımlar bucağına bağlı 8 köyü vardır. Yüzölçümü 1288 km2 olup, nüfus yoğunluğu 17’dir. İlçe toprakları engebeli alanlardan meydana gelir. Doğusunda Dedegül Dağı, orta ve güneyinde KuyucakDağı yer alır. Dağların yüksek kesimlerinde hayvancılık açısından önemli yaylalar vardır. Dağlar meşe, köknar, kızılçam, karaçam, sedir ve ardıç ormanları ile kaplıdır.
Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. Ekime müsait toprakları azdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa ve elmadır. Ev tezgahlarında halı dokumacılığı yapılır. İlçe merkezi,Aksu Çayına karışan bir dere vâdisinde yamaçlara kurulmuştur. Denizden yüksekliği 1000 metredir.Önemli yollardan, uzak olduğundan gelişmemiş, küçük bir yerleşim merkezidir. Eski ismi Cebel’dir.İl merkezine 102 km mesafededir. Belediyesi 1938’de kurulmuştur.
Şarkikaraağaç: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 38.993 olup, 12.253’ü ilçe merkezinde 26.740’ı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 27 köyü vardır.İlçe toprakları genelde dağlıktır.Kuzey ve kuzeydoğusunda Sultan Dağları, güneyinde Dedegül Dağı, batısında Anamas Dağı ve bu dağların ortasında Şarkikaraağaç Ovası yer alır.Ovayı Eğri Çayı sular. Beyşehir Gölünün bir bölümü ilçe sınırları içinde kalır. Dağlarda köknar, sedir, karaçam ve ardıç ormanları vardır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı,üzüm, buğday, elma, arpa, patates, haşhaş, nohut, soğan, fasulye ve armuttur.Hayvancılık gelişmiş olup, genelde sığır ve koyun beslenir. Ev tezgahlarında dokumacılık yapılır.Yem, barit, tuğla, kiremit fabrikaları başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
Uluborlu: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 11.970 olup, 10.072’si ilçe merkezinde, 1898’i köylerde yaşamaktadır.Merkez bucağına bağlı 4 köyü vardır.Yüzölçümü 322 km2 olup, nüfus yoğunluğu 37’dir. İlçe toprakları üç tarafı dağlarla çevrili bir alanda yer alır.Kuzey ve batısını Karakuş dağları, güneyini ise Kapıdağ engebelendirir. Dağlardan kaynaklanan suları Gençali Deresi toplar. Senirkent Ovasının bir bölümü ilçe sınırları içinde kalır.
Ekonomisi tarım ve dokumacılığa dayanır. Başlıca tarım ürünleri arpa ve buğday olup, ayrıca az miktarda elma, üzüm, nohut, patates, armut ve soğan yetiştirilir. Süt üretimi gayesiyle sığır besiciliği yapılır. Ev tezgahlarında halı dokumacılığı yaygındır. İlçe topraklarında kireçtaşı yatakları vardır.
İlçe merkezi, Kapıdağ eteklerinde düz bir alanda kurulmuştur.Tarihi çok eski devirlere kadar uzanmaktadır.Konya’yı Yalvaç üzerinden Denizli’ye bağlayan karayolu ilçeden geçer.İl merkezine 69 km mesâfededir. Belediyesi 1864’te kurulmuştur.
Yalvaç: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 85.053 olup, 28.028’i ilçe merkezinde, 57.025’i köylerde yaşamaktadır.Merkez bucağına bağlı 21, Bağkonak bucağına bağlı 9 köyü vardır.Yüzölçümü 1415 km2, olup nüfus yoğunluğu 60’tır. İlçe toprakları genelde dağlıktır. Kuzeyinde Karakuş Dağları ve Sultandağları, güneyinde Güllüce Dağı, güneybatısında Kirişli Dağı yer alır. Dağların iç kesiminde orta yükseklikte düzlükler vardır. Dağlardan kaynaklanan suları Hoyran ve Yalvaç dereleri toplar.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri elma, buğday, üzüm, arpa, şekerpancarı, patates, armut, soğan ve haşhaştır. Hayvancılık gelişmiştir. Koyun ve sığır besiciliğinin yanında az miktarda Ankara keçisi de beslenir. Tuğla, kiremit fabrikaları ve tabakâneler başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi Eğirdir Gölü havzasının kuzeydoğusunda Sultan Dağlarının eteklerinde kurulmuştur. Deniz’den yüksekliği 1160 metredir. Akşehir’i Senirkent üzerinden Denizli ve Isparta’ya bağlayan karayolu ilçeden geçer.Târihi çok eski devirlere dayanan bir yerleşim merkezidir.İsmini Oğuz Beylerinden Sakız ve Emir boyuna mensup Yalvaç Beyden almıştır.İlçe belediyesi 1864’te kurulmuştur.
Yenişarbademli: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 7323 olup, 6199’u ilçe merkezinde 1124’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 2 köyü vardır.İlçe toprakları dağlıktır. Batısında Dedegül Dağları yer alır. Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Evlerde halı dokumacılığı yaygındır.İlçe merkezi Dedegül Dağları eteklerinde kurulmuştur. Şarkikaraağaç’a bağlı bir bucak iken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu.
Târihî Eserler ve Turistik Yerleri
Isparta ili, tabiî güzellikleri, târihî zenginlikleri, ulaşım kolaylığı, gül ve kiraz bahçeleri, gölleri, balık ve av hayvanları ve meşhur halıları ile turistik bir şehrimizdir.
Târihi yerleri: Isparta’da Selçuklu ve Osmanlı devrine âit târihî eserler eski devirlere âit kalıntılar vardır.
Hızırbey Câmii: 1312’de HamidoğullarındanHızır Bey yaptırmıştır.Keçeci Mahallesinde bulunan câmi, 1889 zelzelesinde yıkılmış, daha sonra tekrar yaptırılmıştır.
Kutlu Bey Câmii:1415’te Hamidoğullarının Isparta Subaşısı Kutlu Bey tarafından yaptırılmıştır.Çarşı içinde olan câmi, 1914 zelzelesinde yıkılmış daha sonra yaptırılmıştır.
İplik Câmii:1550’de Isparta eşrafından Hacı Abdi Ağa tarafından yaptırılmıştır.Hacı Abdi Ağa Câmii olarak da bilinir.İplikPazarı semtindedir. 1781’de sadrâzam HalilHamid Paşa tâmir ettirmiş ve câminin yanına bir kütüphâne yaptırmıştır.Kütüphânede nâdir yazma eserler ve 14 bin cilt eser vardır. 1914 zelzelesinde büyük hasar görmüş olup, 1917’de yeniden ve iki katlı olarak yapılmıştır.
Firdevs BeyCâmii: 1561’de Isparta vâlisi FirdevsBey tarafından yaptırılmıştır. 1914 zelzelesinde zarar görmeyen câmilerden biridir.MîmârSinân tarafından inşâ edildiği için Mîmâr SinânCâmii olarak da bilinir. 1783’te sadrâzam Halil Hamid Paşa tâmir ettirmiştir.
Atabey Ertokuş Medresesi: Atabey ilçesindedir. 1224’te Mübârizüddîn Ertokuş yaptırmıştır. 1964’te tâmir ettirilen medresenin yanında Gâzi Ertokuş’un türbesi vardır.
Dündar Bey Medresesi: Eğirdir ilçesindedir. 1119’da Kılıçarslan tarafından yaptırılmıştır. 30 oda, 1 mescid, 2 dershâne ve hamam vardır.Nakışlı ve süslü mermer taştan yapılmıştır.Türk mîmârlık ve süsleme sanatının eşsiz şâheserlerindendir. İki katlı olan medreseden günümüze sâdece bir katı kalmıştır.
Ertokuş Han: Eğirdir-Konya karayolu üzerindedir. 1223’te Ertokuş Bey tarafından yaptırılmıştır. EğirdirGölü kıyısındadır.
Firdevs Bey Bedesteni: 1561’de FirdevsBey Câmiine gelir getirmek için yapılmıştır. 1967’de tâmir gören bedesten kapalı çarşı olarak kullanılmaktadır.
Eğirdir Kalesi:Üç tarafı göl sularıyla çevrili kasaba karadan surlarla çevrilidir.İç ve dış olmak üzere iki bölümden meydana gelmiştir.Kale yıkık vaziyettedir.İç kalenin 10-15 metrelik kısmı sağlamdır.
Uluborlu Kalesi:Kapıdağ’ın yamacında yapılmıştır. Doğusu çok dik ve sarptır.İç ve dış kaleden meydana gelmiştir.Ne zaman ve kimin tarafından yapıldığı belli değildir.
Mesîre Yerleri: Isparta, tabiî güzellikler bakımından oldukça zengin bir ildir.
Gölcük:İl merkezinin güneybatısında Hisartepe’de yer alan ve çevresi ağaçlarla kaplı krater gölü olup, il merkezine 13 km uzaklıktadır.
Eğirdir Gölü:Türkiye’nin Abant’tan sonra en güzel göllerinden biridir.Isparta’nın orta kısmında, dağlar arasında ormanlık bir sahada yer alır.Göl suları temiz ve durudur.
Kovada Gölü Parkı:Gölün etrâfı fevkalâde güzel manzaralıdır.Göl çevresi millî park îlân edilmiş olup, çınar, meşe ve kızılçam ağaçları ile doludur.Gölde irili ufaklı adacıklar vardır.
Çamyolu:Eğirdir-Sütçüler karayolu üzerinde DavrazDağı eteklerinde çam ormanlarıyla kaplı, bol ve lezzetli suları bulunan bir piknik yeridir.
Kuyucak:Keçiborlu-Senirkent karayolu üzerinde dinlenme yeridir.
Kızıldağ Millî Parkı: Şarkikaraağaç ilçesindedir. Ormanlık bir sahadır.Kızıldağ ile BeyşehirGölü arasında erozyonla aşınarak değişik arâzi şekilleri meydana gelmiştir.
İçmeler ve kaplıcalar: Isparta şifâlı sular bakımından çok zengin bir il değildir. Bilinen içmeler ve kaplıcaları şunlardır:
Sinap (Sav) Suyu: İl merkezine 8 km uzaklıkta Sav köyü yakınlarındadır. İçme olarak kullanılır.
Değirmendere İçmesi:Keçiborlu’ya 2 km uzaklıkta Değirmendere köyü yakınlarındadır.Mîde hastalıklarına iyi geldiği söyleniyorsa da, suda bulunan serbest kükürt asidi yüzünden içilmemesi tavsiye edilmektedir.
Tota İçmesi: Isparta-Eğirdir yolu üzerinde Tota ormanları içindedir. Mîde ve barsak hastalıklarına iyi gelmektedir.
Kükürtlü Kaynar Suyu: Keçiborlu’ya 4 km uzaklıktadır. Banyo ve çamur kürleri cilt hastalıkları tedâvisinde faydalıdır.
ISPARTALILAR
Mîlâttan önceki yüzyıllarda Yunanistan’da kurulan şehir devletlerinden biri. Isparta, Peloponnes’in güneyinde etrafı dağlarla çevrili Evrotas Vâdisinde bulunan tipik bir Dor şehridir. Dorların bu bölgede yerleşmesiyle üç sınıf halk ortaya çıkmıştır: Isparta topraklarını aralarında paylaşmak sûretiyle Isparta şehrinde yaşayan Dorlara, Ispartalılar adı verildi. Isparta’nın dağlık mevkilerinde ve köylerde yaşıyan hür fakat siyâsî ve askerî bakımdan tamâmen Ispartalılara bağlı köylüler ve işçilerden meydana gelen Periokler. Üçüncüsü ise Ispartalıların toprağa bağlamış oldukları Helotlar idi. Ispartalılar yerli halktan pek az oldukları için, toplu bir halde yaşıyorlardı. Helotların çalışması sâyesinde kendileri iş görmezlerdi.
Ispartalılar kuvvetli ve disiplinli orduları ile komşularının zararına olarak yeni topraklar elde ettiler. Batı taraflarındaki Meserya üzerine seferler düzenlediler. Ele geçirdikleri topraklar üzerinde yaşayan yerli halkı Helot (esir) yaptılar. Bu başarılardan sonra Isparta, Yunanistan’ın en kuvvetli devleti hâline geldi. Komşu şehir devletleriyle ittifak ederek Peloponnes birliğini kurmayı başardılar.
M.Ö. 430 yılında başlayan ve Helen Birliği devletleriyle, Attik Delos Deniz Birliği devletleri arasında geçen Peloponnes savaşlarından üstün olarak çıkan Isparta, Yunan şehir devletlerini tamâmiyle emri altına aldı. Atina’nın dahi iç işlerine karışmaya başladı. Kuvvetli donanmaları sâyesinde deniz hakimiyetine de sâhiptiler. Isparta’nın bu başarısında kurnaz bir komutan ve diplomat olan Lisandros’un payı büyüktü. Bu sırada Anadolu’da da Pers istilâsı baş göstermişti. İyon şehirleri Perslere karşı Isparta’dan yardım istediler. Kendilerini bütün Yunan dünyâsının hâmisi sayan Ispartalılar, Anadolu’ya büyük bir ordu gönderdiler. Ancak bu sırada bir kısım Yunan şehirlerinin ayaklanması üzerine ordu geri çağrıldı. Ispartalılar isyan eden şehir devletlerini yeniden itâat altına aldılarsa da, donanmaları Atina’ya yenildi. Denizdeki hâkimiyetlerini kaybettiler. Bu sırada Yunan şehir devletlerinden Tebai, son derece kuvvetli bir hâle gelmişti. Pelopidas adlı komutan, Boitya şehirlerini hâkimiyeti altına aldı. Aynı zamanda Ispartalılar da Boitya’ya girmişti. İki ordu arasında meydana gelen savaşta Ispartalılar bozguna uğradı (M.Ö. 370). Bu zaferden sonra Tebaililer, Orta Yunanistan şehirlerinin bir çoğunu ellerine geçirdiler. Pelaponnes üzerine seferler yaparak, Ispartalılar’a ağır darbeler indirdiler ve onların bir daha toparlanmasına imkân vermediler.
Ispartalıların başında kral bulunuyordu. Kral aynı zamanda ordularının da komutanıydı. Barış zamanında idarî, askerî ve adlî işlere bakardı.Kralların yanında altmış yaşını doldurmuş ihtiyarlardan meydana gelen ve Gerusia denilen bir danışma meclisi vardı. Otuz kadar üyesi bulunan bu meclis, kanun yapma yetkisine sahipti. Gerusia’nın yaptığı kanun tasarılarını krallar kabul veya reddederlerdi.
Isparta’da sosyal hayat çok değişikti. Devlet bütün halkın hareketlerini gözönünde bulundurmaktaydı. Yeni doğan çocuklar muâyene ettirilir, sağlam iseler annesine verilir, değilse ölüme terk edilirdi. Bütün işleri Helotlar gördüğü için, Ispartalı erkekler, askerlikten başka bir iş görmezlerdi ve yasaktı. Onlar için en büyük şeref savaş meydanında ölmekti. Isparta kadınları da, erkekleri gibi cesûr ve fedâkârdılar.
Kaynak
Rehber Ansiklopedisi
ISPARTA
Yüzölçümü: 8933 km2
Nüfûsu: 434.771
İlçeleri: Merkez, Aksu, Atabey, Eğirdir, Gelendost, Gönen, Keçiborlu, Senirkent,Sütçüler, Şarkikaraağaç, Uluborlu,Yalvaç, Yenişarbademli.
Güller ve göller diyârı, halısı ile meşhur bir ilimiz. Isparta Akdeniz bölgesinin Antalya bölümünde ve Göller yöresinde Burdur, Afyonkarahisar, Konya, Antalya, Beyşehir ve Burdur gölleri arasında yer alan şirin bir ildir. 30°01’ ve 31°33’ doğu boylamları ile 37°18’ ve 38°30’ kuzey enlemleri arasında kalır. Isparta’ya Türkiye’nin halı tezgahı ve gül bahçesi denir.Trafik numarası 32’dir.
İsminin Menşei
Hititler bölgeye “bereket” mânâsına gelen“Baris” ismini vermişler.Romalılar “Psidia” ismi verilen bu bölgeye hâkim olunca, “Baris” ismi yerine, kendi dillerine uygun olan “Sbarita” dediler. Şehir Türkler tarafından fethedilince buraya “İsbarita” dediler.Zamanla bu kelime halk dilinde “Isparta” olarak yerleşti.Osmanlı devrinde Isparta sancağına Hamidâbâd, sancak merkezine ise Isparta denmiştir.
Târihi
Isparta ve çevresi, târih sahnesine Hititlerle çıkar.Hititler zamânında bölgenin ismi “Arvaza” idi.Hititlerin yıkılışından sonra Frikya Krallığı bu topraklara sâhip olmak istemişse de, burayı Lidyalılar ele geçirmişlerdir. M.Ö. 4. asırda Lidyalıların elinde bulunan bu topraklarla, Kızılırmak batısındaki toprakları Persler istilâ etmiştir. Makedonya Kralı İskender, Doğu seferine çıktığında Perslerden bu bölgeyi almıştır.İskender’in ölümü ile Makedonya krallığı generalleri arasında taksim edilmiş ve Isparta çevresi Selevkos Devletinin olmuştur.Roma İmparatorluğu M.Ö. 1. asırda Selevkos Devletini ilhak edince, Isparta ve civârı Roma hâkimiyeti altına girmiştir.O târihlerde Isparta, “Psidia” isimli küçük bir şehir idi. Roma İmparatorluğu M.S. 395’te ikiye bölününce bu bölge Doğu Roma’nın payına düşmüştür.
1071 Malazgirt Zaferinden sonra Türkler,Isparta ve çevresini Bizanstan alarak fethetmişlerse de, Birinci Haçlı Seferinde Bizanslılar bu bölgeyi yeniden istilâ etmişlerdir. Selçuklu Türkleri 1203 senesinde Bizanslılardan geri alarak, yeniden bu bölgeyi ve Isparta’yı fethetmişlerdir. 1300 senesinden sonra Eğirdir’de bulunan Hamidoğulları Beyliği Isparta ve çevresini Türkiye Selçukluları ve İlhanlılara bağlı olarak idâre etmiştir. Bir ara topraklarına İlhanlılar tarafından el konulmuş ve bölgeyi İlhanlı vâliler idâre etmiştir. 1327’de Hamidoğulları Beyliği yeniden kurulmuştur. Bu beyliğin bir kolu da Antalya’da Tekeoğulları olarak hüküm sürmüştür.
1335’te İlhanlılar târih sahnesinden çekilince Hamidoğulları bağımsız olmuştur. 1380’de Sultan Murâd Han zamânında (Yalvaç ve Şarkikaraağaç) 80 bin Osmanlı altını karşılığı satın alınmıştır.Hamidoğulları Birinci Kosova Savaşında Osmanlılara asker yardımı yapmıştır. 1391’de Yıldırım Bâyezîd Hân, Isparta’nın geri kalan kısmını ve Hamidoğulları Beyliğini de Osmanlı Devletine katmıştır.Osmanlı Devrinde Isparta Anadolu Beylerbeyliğinin 14 sancağından birine, Tanzimâttan sonra Konya eyâletinin 5 sancağından birine merkez olmuştur.Isparta ismi yalnız merkez için kullanılmış sancağın ismi de “Hamid ili” (Hamidâbâd) olarak kullanılmıştır.
Isparta 1203 senesinden bu yana düşman istîlâsına uğramamış bir ilimizdir.Cumhûriyet devrinde il olmuştur.
Fizikî Yapı
Isparta topraklarının % 68’i dağlar, % 15’i yaylalar ve % 17’si ovalarla kaplıdır. Eğirdir Gölü orta kısmında, Beyşehir ve Burdur gölleri sınırlarında yer alır.
Dağları: Isparta topraklarının % 68’ini dağlar kaplar. Toros Dağlarının uzantıları olan bu dağlar,Antalya Körfezinin yukarısından iki kola ayrılarak, Isparta Ovasını çevirir ve Göller bölgesinde birleşir. İlin kuzeydoğusunda Sultan Dağları, kuzeyinde ise Karakuş Dağları yer alır. Başlıcaları:Sultan Dağları (Gelincikana Tepesi 2610 m), Karakuş Dağları (Karakuş Tepesi 1995 m), Kuyucak Dağları (Kocabulduk Tepesi 2337 m), Göl Dağları (Dedegöl Tepesi 2892 m), DavrazDağı (2635 m), Barla Dağı (Kapıdağı Tepe 2447 m), Kirişli Dağı (1893 m) ve Akdağ (1687 m)dır. 1500-2500 m arasında değişen yaylalar vardır.Keçiborlu,Avşar,Senirkent-Atabey ve Barla yaylaları başlıcalarıdır.
Ovaları: Isparta Ovası ilin en yüksek ovasıdır. Denizden yüksekliği 1000 m’dir.Çok verimli olan bu ovada buğday, arpa, gül ve meyve yetişir, Bozanönü Ovası: Denizden yüksekliği 950 m’dir. Tahıl, gülcülük ve meyve zirâati yapılır.Kuleönü Ovası:Küçük fakat çok verimlidir. Tahıl ve gül yetişir. Denizden yüksekliği 925 m’dir.
Akarsuları:Aksu Irmağı; Akdağ’ın kuzey eteklerinden çıkar, birçok dere sularını alarak Isparta’dan geçen Akdağ ve Davraz Dağı arasındaki dar bir boğazdan sonra, Burdur-Antalya’yı geçerek Akdeniz’e dökülür.Köprü Suyu; Göl Dağlarından çıkarak güneye akar, Yılanlı Ovası ve Kızıldere Boğazını geçip,Antalya’ya girer ve Akdeniz’e dökülür.
Gölleri: Isparta, “GöllerBölgesi”nde yer alır.İl içinde üç, sınırlarında iki göl vardır.
Eğirdir Gölü: Isparta ilinin ortasında 468 km2lik yüzölçüme sâhip, denizden 916 m yükseklikte ve 14 m derinlikte bir göldür.Gölün Hoyran ve Gelendost kıyıları bataklık, diğer kıyıları diktir.Gölde, Canada ve Yeşilada isimli iki ada vardır.Gölde, başta levrek ve sazan olmak üzere bol balık çeşidi bulunur. Türkiye’nin dördüncü büyük gölüdür. Göl; Keltepe-Akheçil Boğazı ile ikiye bölünür. Kuzey kısmına HoyranGölü de denir.Kovada Gölü: Yüzölçümü 25 km2 civârındadır. Eğirdir Gölü bir ayakla Kovada Gölüne bağlıdır.Gölün üzerinde iki hidroelektrik santralı vardır. Göl; güzel manzaralı, etrâfı ağaçlıklı ve av hayvanları ile doludur. Tatlı ve berrak su ile kaplı Kovada Gölünde, başta sazan olmak üzere bol balık bulunur.Gölcük: 1500 metre çapında bir krater gölüdür. Dipte kaynayan sular yağmur suları ile beslenir. Denizden yüksekliği 1300 m, derinliği 32 m’dir.Çevresi ağaçlarla süslüdür. Beyşehir ve Burdur gölleri,Isparta ili ile sınır teşkil eder ve bu göllerin bir kısmı Isparta iline âittir.
İklim ve Bitki Örtüsü
İklimi: Isparta’nın iklimi, Akdeniz bölgesi ile Orta Anadolu bölgesi iklimleri arasında bir geçiş özelliği gösterir.Yılın üçte birinde sıcaklık 0 derecenin altında seyreder.Kar yağışı azdır. Senelik yağış 445-620 mm arasında değişir.Genelde sıcaklık -17 derece ile +37 derece arasındadır.
Bitki örtüsü: Isparta il topraklarının % 40’a yakını orman ve fundalıklardan, % 20’si çayır ve mer’alardan, % 16’sı ekili ve dikili arâzilerden, % 24’ü ise tarıma elverişsiz arâziden müteşekkildir. Ekime müsâit arâzinin mühim kısmı gül bahçeleri ile kaplıdır. Atabey ve Keçiborlu’da gül bahçeleri daha çoktur. Aksu Vâdisi ve Davraz eteklerinde meyve, zeytin ağaçları vardır. 1500 m yüksekliğe kadar olan yerlerde meşe ve katran, ardıç ve maki cinsi ağaçlar ve daha yükseklerde çeşitli çam ormanları bulunur.
Ekonomi
İlin ekonomisi geniş ölçüde tarıma dayanır.Gülyağı îmâlatı en çok bu ilimizde yapılır. Halıcılık ve kükürt işletmeciliğinin de ekonomide tarımdan sonra önemli bir yeri vardır. İşsizlik azdır.
Tarım:Isparta’da en çok ekilen tahıldır. Buğday arpa, çavdar, baklagiller(nohut, fasulye ve fiğ) ve az miktarda şekerpancarı yetişir.Sanâyi bitkilerinden gül 2000 ton, haşhaş kapsülü üretimi 1000 ton ve haşhaş tohumu üretimi ise 1200 tondur.
Gül üretimine gelince; Türkiye’nin gülyağı için yetiştirilen gül bahçelerinin % 80’i bu ildedir. Hâlen senede üretilen iki milyon kilo gül çiçeğinden binde 30 nisbetinde gülyağı elde edilir ve çoğu dışarıya ihraç edilir. 1897’de Bulgaristan’a memur olarak giden Müftüzâde İsmâil Efendi, buradan getirdiği güllerle Isparta’da bir bahçe kurarak gülcülüğü başlatmıştır.Isparta’nın sebze ihtiyâcı il içindeki üretim ile karşılanır.Isparta ilinde bağcılık ve elmacılık oldukça gelişmiştir. Ayrıca ceviz, bâdem, armut, kızılcık, muşmula, vişne ve iğde yetişir.İlde sulama, gübreleme yapılmakta ve modern tarım âletleri kullanılmaktadır.
Hayvancılık:Isparta ekonomisinde hayvancılığın önemli yeri vardır. Türkmen göçebeler hayvancılıkla uğraşırlar. Koyun, kıl ve tiftik keçisi, sığır beslenir. Arıcılık gelişmiştir.Isparta ilinde bulunan göllerde balık çoktur. Eğirdir Gölü ise tatlısu balıklarının en çok bulunduğu bir göldür.Gölde, kerevit (hepsi dışarıya ihrâç edilir), kefal, sazan ve alabalık yakalanır.
Ormancılık: İlim % 40’a yakını orman ve fundalıktır. Fundalık saha 50 bin, ormanlık saha 300 bin hektar civârındadır.Sedir, kızılçam ve karaçam çoğunluktadır. Bin yaşında sedir ağaçlarına rastlanır. Bunların çapı iki metreye yakındır. Senede 200 bin m3 sanâyi odunu ve 250 bin ster yakacak odunu ile 200 tona yakın reçine elde edilir.
Mâdenleri: Türkiye’de en fazla kükürt Isparta ilinde çıkarılır. Memleketimizde bilinen kükürt rezervelerinin % 80’i Isparta’dadır.Türkiye’nin en büyük kükürt işletmeleri de bu ildedir.Kükürtten başka mevcut mâdenler şunlardır: Isparta Sav köyünde mâden kömürü; Kayı köyünde sodyum; İğdecik köyünde mâden kömürü; Lagas köyünde arsenik; Gölbaşı köyünde krom, çelik, arsenik ve cıva; Atabey-Koloğan köyünde manganez; Gelendost-Kötürnek köyünde mâden kömürü; Tokmacık’ta demir;Keçiborlu-Merkezde kükürt; Kozluca köyünde manganez; Gümüşgün köyünde demir, krom, altın, kömür ve Kaplanlı köyünde demir,Sütçüler-Darıbökü köyünde antrasit; Selköşede de taş kömürü; Şarkikaraağaç-Belceğiz köyünde manganez, kurşun, krom, bakır; Zengibar köyünde demir; Ördekçi köyünde krom,Yalvaç Yarıkkaya köyünde linyit kömürü bulunmuştur. Bu mâdenlerde, kükürtten başka hiçbiri işlenmemektedir.
Sanâyi: Isparta’da sanâyi sektörü tarıma dayalıdır.Halıcılık ve dokumacılık, gülyağcılık, orman ve mobilya, dericilik ve gıdâ sanâyii başlıca sanâyi kollarıdır.Her köy ve ilçede halı dokuma tezgâhları vardır. Bunların sayısı 25 bine yakındır. Senede 2,5 milyon m2 halı dokunur.İlde 10 iplik fabrikası, 15 halı yıkama atölyesi, 3 halı kırkımevi, halıcılık için lâzım olan pamuk ipliğini îmâl eden pamuk ipliği fabrikaları ve halıcılıkla ilgili her türlü sanayi işyerleri vardır. Dericilik sanâyii ileridir. Bir büyük fabrika ve 60 atölyede meşin, sahtiyan, kösele ve eldivenlik gibi deri yapan işyerleri vardır.Orman ürünleri ve mobilya sanâyii de önemlidir. Orman tesislerinde yonga, levha, prefabrik ev, karo ve mobilya îmâl edilir. Ayrıca bu sektörle ilgili başka iş yerleri de vardır.Gıdâ sanâyi sektörü olarak 3 büyük un fabrikası, bir bisküvi fabrikası, fruko-tamek meşrubat fabrikası, salça ve marmelat fabrikaları; yağ, çimento, tuğla, kiremit, bez ve ayakkabı fabrikaları vardır. Gülyağı (gül esansı) fabrikalarında elde edilen gülyağının çoğu yurt dışına ihraç edilir. Şarkikaraağaç’ta barit fabrikası vardır.
Ulaşım: Havaalanı yoktur.İzmir-Aydın demiryolu bir kolla Isparta’ya bağlanmıştır.Isparta ilinde 8 istisyon vardır. Demiryolu 26 Mart 1936’da gelmiştir. İl merkezini ilçelere ve ilçeleri köylere bağlayan yollar düzgündür.Isparta’nın komşu iller vâsıtasıyla İstanbul, İzmir, Antalya, Adana,G. Antep ve Ankara’ya ve ülkenin her tarafına karayolları ile irtibatı sağlanır.
Nüfus ve SosyalHayat
Nüfus: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 434.771 olup, 229.574’ü şehirlerde, 205.197’si köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 8933 km2 olup, nüfus yoğunluğu 48’dir. Şehire göç nisbeti ve gecekondu sayısı diğer şehirlere göre azdır.
Örf ve âdetler:Isparta 1071’den sonra Türklerin eline geçmiştir. 1203’ten sonra ise kesin ve devamlı olarak bir Türk beldesi olmuştur. Eski kültürlerden sâdece bâzı antik harâbeler kalmıştır.Isparta 900 seneye varan bir zamandan beri Türk-İslâm kültürü ile yoğrulmuştur.
Kıyâfet:Mahallî kıyâfet, köylerde ve mahallî oyunlarda giyilir. Sim işlemeli ve sırmalı yandan yırtmaçlı üçetek, çapraz düğmeli yelek, sırma veya kaytan işlemeli uzun mintan, şal kuşak ve pâzenden yapılmış şalvar, başa fes, ayağa yün çorap ve papuç giyilir. Fesin altına ve üstüne inci, elmas, gümüş ve altın takılır. Erkekler, boy entarisi, mintan, yemeni, fes, ayağa ceviz renginde çorap, şayak pantalon giyerler.Kadın ve erkek giyiminde geleneğe âit öğeler tamamiyle kalkmış gibidir.
Yemekleri: Pekmez, üzüm şırası, keten helva, nokul denilen tahinli ekmek, Uluborlu böreği en çok yapılanlardır.
El sanatları: Isparta el sanatları bakımından çok ileriye gitmiştir.Halıcılık çok yaygın ve ileri seviyededir.Halıcılığa ilâveten kilim de dokunur. Eskiden heybe ve şalvar da dokunurdu. Urgancılık da ileridir.Kendirden urgan, yular, kınnap, sicim, çul, çuval ve heybe dokunur.Târih boyunca saraçcılık ve semercilikte Isparta çok ileri durumda idi.Osmanlı, Kırım-Tatar ve Macar eğerleri ve diğer eğerlerin en güzeli bu ilde yapılırdı.Isparta asırlardır dericilikte isim yapmıştır.Koyun ve keçi derisinden yapılan meşin ve sahtiyanlar ile sığır ve manda derisinden yapılan kösele, çizme, çetik ve ayakkabılar Türkiye’nin iç pazarlarında aranan mallardır.
Halkedebiyâtı: Isparta halk edebiyâtı bakımından çok zengindir. Efsâne, ağıt, hikâye, masal, atasözü ve mânileri çoktur.Halk şâirleri olarak ÇapurAli,Âşık Diler,Esrârî, Âşık Mehmed Dizârî,Âşık Mehmed,Ispartalı ÂşıkSeyrânî,Âşık Lütfi başlıcalarıdır. Oyunlar ve türküleri:Isparta, halk müziği ve oyunlar bakımından da zengindir. Bunların kaynağı Orta Asya’dan gelen Oğuz boylarıdır.Oyunlarda zeybek ön sırayı alır.Oyun ve türküler,Afyon ve Denizli’ye benzer. Samah, teke oyunları ve okşama başlıca oyunlardır.Oyunları kadın ve erkek ayrı ayrı oynarlar.Oyunların bâzıları kıvrak bâzıları içlidir.Isparta türküleri bol ve meşhurdur.
Eğitim: Isparta ili eğitim bakımından ön sıralarda yer alan bir ilimizdir.Okur-yazar nisbeti % 95’tir. Okulsuz köyü yoktur. İlde 41 anaokulu, 329 ilkokul, 68 ortaokul, 14 meslekî ve teknik orta okul, 15 lise, 24 meslekî ve teknik lise ve iki yıllık Eğitim Enstitüsü vardır. Son olarak Süleyman Demirel Üniversitesi kuruldu ve faaliyete geçti (1992).
Yetişen meşhurlar:Halil Hâmid Paşa (1736-1786), Eğirdir’de Pîrî Halîfe Hamîdî ve Burhâneddîn Eğridirî, Kemankeş Ali Paşa (1624) ve Seyyid Ali Paşa (1826) Osmanlı sadrâzamlarındandır.Süleymân Demirel son zamanların başbakanlarındandır.
İlçeleri
Isparta’nın biri merkez olmak üzere on iki ilçesi vardır.
Merkez:1990 sayımına göre toplam nüfûsu 133.061 olup, 112.117’si ilçe merkezinde, 20.944’ü köylerde yaşamaktadır. İlçe toprakları genelde düzdür. Doğusunda Davras Dağı, güney batısında Akdağ, orta kesiminde ise Isparta Ovası yer alır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır.Gülcülük ve gülyağcılık yaygındır. Bağcılık gelişmiştir. Yüksek kesimlerde hayvancılık yapılır.İplik Fabrikası, SümerbankHalı Fabrikası, Çimento Fabrikası un fabrikaları başlıca sanayi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi Akdağ’ın kuzey eteklerinde kurulmuştur. İzmir-Aydın-Eğirdir demiryoluna Bozanönü istasyonunda ayrılan bir hatla bağlanır. Mimârî bakımdan modern bir şehir olan Isparta Anadolu’nun hızla gelişen illerindendir.
Aksu:1990 sayımına göre toplam nüfûsu 9591 olup, 2921’i ilçe merkezinde. 6670’i köylerde yaşamaktadır.İlçe toprakları orta yükseklikteki engebeli alanlardan meydana gelmiştir. Doğusunda DedegülDağları yer alır. Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanır. Başlıca tarım ürünleri buğday, patates ve soğandır.Yüksek kesimlerde hayvancılık yapılır. Evlerde halı ve kilim dokumacılığı yaygındır.İlçe merkezi,Dedegöl Dağları eteklerinde kurulmuştur. Eğirdir’e bağlı bucak iken 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu.
Atabey:1990 sayımına göre toplam nüfusu 7561 olup, 5010’u ilçe merkezinde 2551’i köylerde yaşamaktadır.Merkez bucağına bağlı 5 köyü vardır.Yüzölçümü 202 km2 olup, nüfus yoğunluğu 37’dir. İlçe topraklarının kuzey ve batısında Barla Dağı güneyinde Bazonönü Ovası yer alır. Barla Dağının güneyinde zengin çayırlarla kaplı 1000-1500 m yükseklikte platolar vardır.
Ekonomisi gül yetiştiriciliği ve gülyağcılığına dayanır. El tezgahlarında yapılan Halıcılık önde gelen geçim kaynağıdır.İplik fabrikası başlıca sanayi kuruluşudur.İlçe merkezi denizden 1000 m yükseklikte Barla Dağı eteklerinde kurulmuştur. Eski adı Agros’tur. Tarihi çok eskilere dayanır.Güney batısında Antik Seleukei Sidara şehri kalıntıları vardır. 1921’de Büyük Millet Meclisi kararıyla Atabey ismini aldı. İlçe belediyesi 1910’da kurulmuştur.
Eğirdir: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 41.266 olup, 15.828’i ilçe merkezinde. 25.438’i köylerde yaşamaktadır.Merkez bucağına bağlı 23, Kocapınar bucağına bağlı 2 köyü vardır.İlçe topraklarını EğirdirGölü ile bu gölü Isparta Ovasından ayıran dağlardan meydana gelir.Kuzeybatısında Barla Dağı, batısında DavrasDağı, doğusunda Dedegül Dağı yer alır. Eğirdir Gölünün büyük bölümü ile Kovada Gölü ilçe sınırları içinde kalır. Başlıca düzlükler göle dökülen dere vâdilerinde yer alır.
Ekonomisi tarım, hayvancılık ve balıkçılığa dayanır. Başlıca tarım ürünleri buğday, patates, ve soğan olup, ayrıca az miktarda arpa, şekerpancarı, fasulye ve nohut yetiştirilir.Göl çevresinde sulanabilen arazide sebze ve meyvecilik yapılır. En çok elma üretilir. Yaylalarda ise ençok koyun ve kılkeçisi, köylerde ise daha çok sığır beslenir.Gölde tatlı su balıkçılığı yapılır.Kerevit, sazan ve sudak başlıca av ürünleridir.Kerevit yurt dışına ihraç edilir. Halı atölyeleri başlıca küçük sanâyi kuruluşlarıdır. Evlerde de halı ve kilim dokumacılığı yapılır.
İlçe merkezi Eğirdir Gölünün güney kıyısında göle doğru uzanan Kaleburnu Yarımadası üzerinde kurulmuştur. Isparta-Konya karayolu ilçeden geçer.İl merkezine 36 km mesafededir. Isparta’dan ilçe istasyonuna kadar gelen bir demiryolu vardır.Hamidoğulları Beyliğine başşehirlik yapmıştır.İlçede ülke çapında hizmet veren Kemik Hastalıkları Hastânesi ve Süleyman Demirel Üniversitesine bağlı, Su Ürünleri Yüksek Okulu vardır.
Gelendost:1990 sayımına göre toplam nüfûsu 22.739 olup 7338’i ilçe merkezinde, 15.401’i köylerde yaşamaktadır.Merkez bucağına bağlı 13 köyü vardır.Yüzölçümü 624 km2 olup, nüfus yoğunluğu 36’dır.İlçe topraklarının kuzeyinde Kirişli Dağı, güneyinde Dedegül Dağı ve bu dağların ortasında GelendostOvası yer alır. Eğirdir Gölünün bir bölümü ilçe sınırları içinde kalır.Ovayı Doğanoğlu (Yalvaç)Deresi sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, nohut, haşhaş ve şekerpancarıdır. Bağcılık ve elma yetiştiriciliği yaygın olarak yapılır.Hayvancılık ikinci derecede geçim kaynağıdır. En çok koyun ve kılkeçisi beslenir. Ev tezgahlarında halı dokumacılığı yapılır.
İlçe merkezi, Eğirdir Gölünün doğu kıyısında bir ova kenarında kurulmuştur.Isparta-Konya karayolu ilçenin güneydoğu kıyısından geçer.İl merkezine 81 km mesafededir. Denizden 940 m yüksekliktedir. 1952’de ilçe olan Gelendost’un belediyesi 1951’de kurulmuştur.
Gönen:1990 sayımına göre toplam nüfûsu 11.103 olup, 6053’ü ilçe merkezinde, 5050’si köylerde yaşamaktadır.İlçe toprakları orta yükseklikteki düzlük alanlardan meydana gelir.Isparta Ovasının bir kısmı ilçe sınırlarında kalır. Ekonomisi tarıma dayalıdır.Gül yetiştiriciliği ve gül yağcılık yaygındır. Yüksek kesimlerde hayvancılık yapılır. Ev tezgahlarında halı dokunur. Merkez ilçeye bağlı belediyelik bir kaza iken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu.
Keçiborlu:1990 sayımına göre toplam nüfûsu 19.766 olup, 8955’i ilçe merkezinde 10.811’i köylerde yaşamaktadır.Merkez bucağına bağlı 15 köyü vardır.Yüzölçümü 565 km2 olup, nüfus yoğunluğu 35’dir. İlçe toprakları orta yükseklikte engebeli araziden meydana gelir.Kuzeydoğusunda Karakuş Dağı, güneybatısında Söğüt Dağı, doğusunda Kapı Dağı yer alır. Bu dağların ortasında bir plato vardır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı, arpa, buğday ve elma olup, ayrıca az miktarda soğan, patates, armut ve haşhaş yetiştirilir. Bağcılık ve gülcülük yaygındır.Hayvancılık ikinci derecede gelir kaynağı olup, canlı hayvan ticaretine yöneliktir. Ev tezgahlarında halı dokumacılığı yapılır. İlçe topraklarındaki kükürt yatakları Etibank tarafından işletilir.
İlçe merkezi Keçiborlu Deresi Vâdisinde kurulmuştur.İstanbul-Antalya ve Eğirdir-Isparta-İzmir demiryolu ilçeden geçer. İl merkezine 40 km mesafededir. Denizden yüksekliği 1040 metredir.İlçe belediyesi 1902’de kurulmuştur.
Senirkent: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 24.388 olup, 10.738’i ilçe merkezinde, 13.650’si köylerde yaşamaktadır.Merkez bucağına bağlı 8 köyü vardır.Yüzölçümü 600 km2 olup, nüfus yoğunluğu 41’dir.İlçe toprakları kuzey ve güneyden dağlarla çevrilmiş bir alanda yer alır.Güneyinde Barla ve Kapı Dağları, kuzeyinde Karakuş Dağları ile bu dağların ortasında Senirkent Ovası yer alır. EğirdirGölünün bir bölümü ilçe sınırları içinde kalır. Ovayı Gençali Deresi sular.
Ekonomisi tarım ve dokumacılığa dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı, arpa, elma, üzüm, buğday ve soğan olup, ayrıca az miktarda patates, baklagiller ve armut yetiştirilir. El tezgahlarında halıcılık yaygın olarak yapılır.Salça fabrikası başlıca sanayi kuruluşudur.
İlçe merkezi Hoyran Gölüne (Eğirdir Gölünün kuzey parçası) açılan bir ovanın batı kenarında kurulmuştur. Denizden yüksekliği 1040 metredir. İl merkezine 72 km mesafededir. Fazla gelişmemiş olan Senirkent 1952’de İlçe olmuştur.İlçe belediyesi 1886’da kurulmuştur.
Sütçüler: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 21.957 olup, 4062’si ilçe merkezinde, 17.895’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 20, Kasımlar bucağına bağlı 8 köyü vardır. Yüzölçümü 1288 km2 olup, nüfus yoğunluğu 17’dir. İlçe toprakları engebeli alanlardan meydana gelir. Doğusunda Dedegül Dağı, orta ve güneyinde KuyucakDağı yer alır. Dağların yüksek kesimlerinde hayvancılık açısından önemli yaylalar vardır. Dağlar meşe, köknar, kızılçam, karaçam, sedir ve ardıç ormanları ile kaplıdır.
Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. Ekime müsait toprakları azdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa ve elmadır. Ev tezgahlarında halı dokumacılığı yapılır. İlçe merkezi,Aksu Çayına karışan bir dere vâdisinde yamaçlara kurulmuştur. Denizden yüksekliği 1000 metredir.Önemli yollardan, uzak olduğundan gelişmemiş, küçük bir yerleşim merkezidir. Eski ismi Cebel’dir.İl merkezine 102 km mesafededir. Belediyesi 1938’de kurulmuştur.
Şarkikaraağaç: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 38.993 olup, 12.253’ü ilçe merkezinde 26.740’ı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 27 köyü vardır.İlçe toprakları genelde dağlıktır.Kuzey ve kuzeydoğusunda Sultan Dağları, güneyinde Dedegül Dağı, batısında Anamas Dağı ve bu dağların ortasında Şarkikaraağaç Ovası yer alır.Ovayı Eğri Çayı sular. Beyşehir Gölünün bir bölümü ilçe sınırları içinde kalır. Dağlarda köknar, sedir, karaçam ve ardıç ormanları vardır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı,üzüm, buğday, elma, arpa, patates, haşhaş, nohut, soğan, fasulye ve armuttur.Hayvancılık gelişmiş olup, genelde sığır ve koyun beslenir. Ev tezgahlarında dokumacılık yapılır.Yem, barit, tuğla, kiremit fabrikaları başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
Uluborlu: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 11.970 olup, 10.072’si ilçe merkezinde, 1898’i köylerde yaşamaktadır.Merkez bucağına bağlı 4 köyü vardır.Yüzölçümü 322 km2 olup, nüfus yoğunluğu 37’dir. İlçe toprakları üç tarafı dağlarla çevrili bir alanda yer alır.Kuzey ve batısını Karakuş dağları, güneyini ise Kapıdağ engebelendirir. Dağlardan kaynaklanan suları Gençali Deresi toplar. Senirkent Ovasının bir bölümü ilçe sınırları içinde kalır.
Ekonomisi tarım ve dokumacılığa dayanır. Başlıca tarım ürünleri arpa ve buğday olup, ayrıca az miktarda elma, üzüm, nohut, patates, armut ve soğan yetiştirilir. Süt üretimi gayesiyle sığır besiciliği yapılır. Ev tezgahlarında halı dokumacılığı yaygındır. İlçe topraklarında kireçtaşı yatakları vardır.
İlçe merkezi, Kapıdağ eteklerinde düz bir alanda kurulmuştur.Tarihi çok eski devirlere kadar uzanmaktadır.Konya’yı Yalvaç üzerinden Denizli’ye bağlayan karayolu ilçeden geçer.İl merkezine 69 km mesâfededir. Belediyesi 1864’te kurulmuştur.
Yalvaç: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 85.053 olup, 28.028’i ilçe merkezinde, 57.025’i köylerde yaşamaktadır.Merkez bucağına bağlı 21, Bağkonak bucağına bağlı 9 köyü vardır.Yüzölçümü 1415 km2, olup nüfus yoğunluğu 60’tır. İlçe toprakları genelde dağlıktır. Kuzeyinde Karakuş Dağları ve Sultandağları, güneyinde Güllüce Dağı, güneybatısında Kirişli Dağı yer alır. Dağların iç kesiminde orta yükseklikte düzlükler vardır. Dağlardan kaynaklanan suları Hoyran ve Yalvaç dereleri toplar.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri elma, buğday, üzüm, arpa, şekerpancarı, patates, armut, soğan ve haşhaştır. Hayvancılık gelişmiştir. Koyun ve sığır besiciliğinin yanında az miktarda Ankara keçisi de beslenir. Tuğla, kiremit fabrikaları ve tabakâneler başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi Eğirdir Gölü havzasının kuzeydoğusunda Sultan Dağlarının eteklerinde kurulmuştur. Deniz’den yüksekliği 1160 metredir. Akşehir’i Senirkent üzerinden Denizli ve Isparta’ya bağlayan karayolu ilçeden geçer.Târihi çok eski devirlere dayanan bir yerleşim merkezidir.İsmini Oğuz Beylerinden Sakız ve Emir boyuna mensup Yalvaç Beyden almıştır.İlçe belediyesi 1864’te kurulmuştur.
Yenişarbademli: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 7323 olup, 6199’u ilçe merkezinde 1124’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 2 köyü vardır.İlçe toprakları dağlıktır. Batısında Dedegül Dağları yer alır. Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Evlerde halı dokumacılığı yaygındır.İlçe merkezi Dedegül Dağları eteklerinde kurulmuştur. Şarkikaraağaç’a bağlı bir bucak iken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu.
Târihî Eserler ve Turistik Yerleri
Isparta ili, tabiî güzellikleri, târihî zenginlikleri, ulaşım kolaylığı, gül ve kiraz bahçeleri, gölleri, balık ve av hayvanları ve meşhur halıları ile turistik bir şehrimizdir.
Târihi yerleri: Isparta’da Selçuklu ve Osmanlı devrine âit târihî eserler eski devirlere âit kalıntılar vardır.
Hızırbey Câmii: 1312’de HamidoğullarındanHızır Bey yaptırmıştır.Keçeci Mahallesinde bulunan câmi, 1889 zelzelesinde yıkılmış, daha sonra tekrar yaptırılmıştır.
Kutlu Bey Câmii:1415’te Hamidoğullarının Isparta Subaşısı Kutlu Bey tarafından yaptırılmıştır.Çarşı içinde olan câmi, 1914 zelzelesinde yıkılmış daha sonra yaptırılmıştır.
İplik Câmii:1550’de Isparta eşrafından Hacı Abdi Ağa tarafından yaptırılmıştır.Hacı Abdi Ağa Câmii olarak da bilinir.İplikPazarı semtindedir. 1781’de sadrâzam HalilHamid Paşa tâmir ettirmiş ve câminin yanına bir kütüphâne yaptırmıştır.Kütüphânede nâdir yazma eserler ve 14 bin cilt eser vardır. 1914 zelzelesinde büyük hasar görmüş olup, 1917’de yeniden ve iki katlı olarak yapılmıştır.
Firdevs BeyCâmii: 1561’de Isparta vâlisi FirdevsBey tarafından yaptırılmıştır. 1914 zelzelesinde zarar görmeyen câmilerden biridir.MîmârSinân tarafından inşâ edildiği için Mîmâr SinânCâmii olarak da bilinir. 1783’te sadrâzam Halil Hamid Paşa tâmir ettirmiştir.
Atabey Ertokuş Medresesi: Atabey ilçesindedir. 1224’te Mübârizüddîn Ertokuş yaptırmıştır. 1964’te tâmir ettirilen medresenin yanında Gâzi Ertokuş’un türbesi vardır.
Dündar Bey Medresesi: Eğirdir ilçesindedir. 1119’da Kılıçarslan tarafından yaptırılmıştır. 30 oda, 1 mescid, 2 dershâne ve hamam vardır.Nakışlı ve süslü mermer taştan yapılmıştır.Türk mîmârlık ve süsleme sanatının eşsiz şâheserlerindendir. İki katlı olan medreseden günümüze sâdece bir katı kalmıştır.
Ertokuş Han: Eğirdir-Konya karayolu üzerindedir. 1223’te Ertokuş Bey tarafından yaptırılmıştır. EğirdirGölü kıyısındadır.
Firdevs Bey Bedesteni: 1561’de FirdevsBey Câmiine gelir getirmek için yapılmıştır. 1967’de tâmir gören bedesten kapalı çarşı olarak kullanılmaktadır.
Eğirdir Kalesi:Üç tarafı göl sularıyla çevrili kasaba karadan surlarla çevrilidir.İç ve dış olmak üzere iki bölümden meydana gelmiştir.Kale yıkık vaziyettedir.İç kalenin 10-15 metrelik kısmı sağlamdır.
Uluborlu Kalesi:Kapıdağ’ın yamacında yapılmıştır. Doğusu çok dik ve sarptır.İç ve dış kaleden meydana gelmiştir.Ne zaman ve kimin tarafından yapıldığı belli değildir.
Mesîre Yerleri: Isparta, tabiî güzellikler bakımından oldukça zengin bir ildir.
Gölcük:İl merkezinin güneybatısında Hisartepe’de yer alan ve çevresi ağaçlarla kaplı krater gölü olup, il merkezine 13 km uzaklıktadır.
Eğirdir Gölü:Türkiye’nin Abant’tan sonra en güzel göllerinden biridir.Isparta’nın orta kısmında, dağlar arasında ormanlık bir sahada yer alır.Göl suları temiz ve durudur.
Kovada Gölü Parkı:Gölün etrâfı fevkalâde güzel manzaralıdır.Göl çevresi millî park îlân edilmiş olup, çınar, meşe ve kızılçam ağaçları ile doludur.Gölde irili ufaklı adacıklar vardır.
Çamyolu:Eğirdir-Sütçüler karayolu üzerinde DavrazDağı eteklerinde çam ormanlarıyla kaplı, bol ve lezzetli suları bulunan bir piknik yeridir.
Kuyucak:Keçiborlu-Senirkent karayolu üzerinde dinlenme yeridir.
Kızıldağ Millî Parkı: Şarkikaraağaç ilçesindedir. Ormanlık bir sahadır.Kızıldağ ile BeyşehirGölü arasında erozyonla aşınarak değişik arâzi şekilleri meydana gelmiştir.
İçmeler ve kaplıcalar: Isparta şifâlı sular bakımından çok zengin bir il değildir. Bilinen içmeler ve kaplıcaları şunlardır:
Sinap (Sav) Suyu: İl merkezine 8 km uzaklıkta Sav köyü yakınlarındadır. İçme olarak kullanılır.
Değirmendere İçmesi:Keçiborlu’ya 2 km uzaklıkta Değirmendere köyü yakınlarındadır.Mîde hastalıklarına iyi geldiği söyleniyorsa da, suda bulunan serbest kükürt asidi yüzünden içilmemesi tavsiye edilmektedir.
Tota İçmesi: Isparta-Eğirdir yolu üzerinde Tota ormanları içindedir. Mîde ve barsak hastalıklarına iyi gelmektedir.
Kükürtlü Kaynar Suyu: Keçiborlu’ya 4 km uzaklıktadır. Banyo ve çamur kürleri cilt hastalıkları tedâvisinde faydalıdır.
ISPARTALILAR
Mîlâttan önceki yüzyıllarda Yunanistan’da kurulan şehir devletlerinden biri. Isparta, Peloponnes’in güneyinde etrafı dağlarla çevrili Evrotas Vâdisinde bulunan tipik bir Dor şehridir. Dorların bu bölgede yerleşmesiyle üç sınıf halk ortaya çıkmıştır: Isparta topraklarını aralarında paylaşmak sûretiyle Isparta şehrinde yaşayan Dorlara, Ispartalılar adı verildi. Isparta’nın dağlık mevkilerinde ve köylerde yaşıyan hür fakat siyâsî ve askerî bakımdan tamâmen Ispartalılara bağlı köylüler ve işçilerden meydana gelen Periokler. Üçüncüsü ise Ispartalıların toprağa bağlamış oldukları Helotlar idi. Ispartalılar yerli halktan pek az oldukları için, toplu bir halde yaşıyorlardı. Helotların çalışması sâyesinde kendileri iş görmezlerdi.
Ispartalılar kuvvetli ve disiplinli orduları ile komşularının zararına olarak yeni topraklar elde ettiler. Batı taraflarındaki Meserya üzerine seferler düzenlediler. Ele geçirdikleri topraklar üzerinde yaşayan yerli halkı Helot (esir) yaptılar. Bu başarılardan sonra Isparta, Yunanistan’ın en kuvvetli devleti hâline geldi. Komşu şehir devletleriyle ittifak ederek Peloponnes birliğini kurmayı başardılar.
M.Ö. 430 yılında başlayan ve Helen Birliği devletleriyle, Attik Delos Deniz Birliği devletleri arasında geçen Peloponnes savaşlarından üstün olarak çıkan Isparta, Yunan şehir devletlerini tamâmiyle emri altına aldı. Atina’nın dahi iç işlerine karışmaya başladı. Kuvvetli donanmaları sâyesinde deniz hakimiyetine de sâhiptiler. Isparta’nın bu başarısında kurnaz bir komutan ve diplomat olan Lisandros’un payı büyüktü. Bu sırada Anadolu’da da Pers istilâsı baş göstermişti. İyon şehirleri Perslere karşı Isparta’dan yardım istediler. Kendilerini bütün Yunan dünyâsının hâmisi sayan Ispartalılar, Anadolu’ya büyük bir ordu gönderdiler. Ancak bu sırada bir kısım Yunan şehirlerinin ayaklanması üzerine ordu geri çağrıldı. Ispartalılar isyan eden şehir devletlerini yeniden itâat altına aldılarsa da, donanmaları Atina’ya yenildi. Denizdeki hâkimiyetlerini kaybettiler. Bu sırada Yunan şehir devletlerinden Tebai, son derece kuvvetli bir hâle gelmişti. Pelopidas adlı komutan, Boitya şehirlerini hâkimiyeti altına aldı. Aynı zamanda Ispartalılar da Boitya’ya girmişti. İki ordu arasında meydana gelen savaşta Ispartalılar bozguna uğradı (M.Ö. 370). Bu zaferden sonra Tebaililer, Orta Yunanistan şehirlerinin bir çoğunu ellerine geçirdiler. Pelaponnes üzerine seferler yaparak, Ispartalılar’a ağır darbeler indirdiler ve onların bir daha toparlanmasına imkân vermediler.
Ispartalıların başında kral bulunuyordu. Kral aynı zamanda ordularının da komutanıydı. Barış zamanında idarî, askerî ve adlî işlere bakardı.Kralların yanında altmış yaşını doldurmuş ihtiyarlardan meydana gelen ve Gerusia denilen bir danışma meclisi vardı. Otuz kadar üyesi bulunan bu meclis, kanun yapma yetkisine sahipti. Gerusia’nın yaptığı kanun tasarılarını krallar kabul veya reddederlerdi.
Isparta’da sosyal hayat çok değişikti. Devlet bütün halkın hareketlerini gözönünde bulundurmaktaydı. Yeni doğan çocuklar muâyene ettirilir, sağlam iseler annesine verilir, değilse ölüme terk edilirdi. Bütün işleri Helotlar gördüğü için, Ispartalı erkekler, askerlikten başka bir iş görmezlerdi ve yasaktı. Onlar için en büyük şeref savaş meydanında ölmekti. Isparta kadınları da, erkekleri gibi cesûr ve fedâkârdılar.
Kaynak
Rehber Ansiklopedisi
Muğla Hakkında Bilgiler
MUĞLA
İlin Kimliği
Yüzölçümü : 13.338 km2
Nüfûsu : 562.809
İlçeleri : Merkez, Bodrum, Dalaman, Datça, Fethiye, Kavaklıdere, Köyceğiz, Marmaris, Milas, Ortaca, Ula, Yatağan.
Birçok tabiî güzellikleri kendinde toplayan ilimiz. Deniz, göl, dağ ve ormanın içiçe bulunduğu; balı, balığı, kumsalları ve târihî zenginliğiyle şöhret yapan; ülkemizde en uzun deniz kıyısına sâhip olan Muğla; 36° 17’ ve 37° 33’ kuzey enlemleri ile 27° 13’ ve 29° 46’ doğu boylamları arasında yer alır. Doğudan Antalya, kuzeydoğudan Burdur ve Denizli, kuzeyden Aydın, güney ve batıdan Ege Denizi ile çevrilidir. Muğla’nın batısı Ege bölgesinde, doğusu Akdeniz bölgesinin Antalya bölümünde bulunur. Trafik numarası 48’dir.
İsminin Menşei
Muğla bölgesini Selçuklu Türklerinin meşhur komutanlarından “Muğul Bey” Bizans’tan alarak fethetti. Bu kahraman ve yiğit komutanın hâtırası için bu bölgeye “Muğul İli” denildi. Zamanla bu kelime konuşulan halk dilinde “Muğla” olarak yerleşti. Türkiye’deki her şehrin ismini Lâtince ve Yunanca bir kelimeye dayandırmayı değişmeyen bir kaide olarak benimseyen Hıristiyan batılılar, Muğla isminin “Mobolla”, “Menos” ve “Myndus” kelimelerinden geldiğini iddiâ ederler. Muğla’nın Türkler tarafından fethinden önceki ismi “Alinda” idi.
Târihi
Muğla ve çevresinin târihi çok eskilere dayanır. M.Ö. 3000 senelerinde Kargalıların bu bölgeye hâkim oldukları, M.Ö. 2500 senelerinde Luvilerin yerleştiği ifâde edilir. Fakat bu hususta târihî kesin deliller henüz ele geçmiş değildir. Eldeki bilgiler, bu bölgeye Hititlerin hâkim olduğunu ve Lugga ismini verdiklerini göstermektedir. Hitit İmparatorluğunun iç savaş ve iktidar kavgaları ile zayıflayıp yıkılması üzerine bölgeye Frikya Krallığı hâkim oldu. Frikya Devletinin yıkılışı ile bölge Lidya Krallığının eline geçti. Ege adalarında oturanlar bu bölgenin kıyılarında Dor Siteleri kurdular. Pers Kralı Kiros, M.Ö. 6. asırda Lidya Devletini yıkınca bu bölgeyi de işgal etti.
M.Ö. 6. asırda Makedonya Kralı İskender, Asya seferine çıktığında bu bölgeden geçti ve Pers Devletini ortadan kaldırarak Anadolu ve İran’ı Makedonya topraklarına kattı. Makedonya Kralı İskender’in ölümü üzerine imparatorluk parçalandı ve Anadolu’nun diğer bölgeleri gibi bu bölge de Selevkos Hânedanının payına düştü. Bilahare Bergama Krallığı, Mısır Ptolemaiosları, Rodos Krallığı arasında el değiştirdi.
Karya ismi verilen bu bölge M.Ö. 130 senesinde Bergama Krallığı ile birlikte Roma İmparatorluğuna katıldı ve M.S. 395’te Roma İmparatorluğu bölününce bu bölge Anadolu gibi Doğu Roma’nın (Bizans) payına düştü. Bu devirde, Bodrum’dan başka Milas (Mylsaa) gelişti ve Muğla (Alinda) ikinci plânda bir şehir olarak kaldı.
1071 Malazgirt Zaferinden sonra Anadolu Fatihi ve Anadolu’da Türk Devletinin kurucusu Selçuklu Kutalmışoğlu Süleyman Şahın komutanlarından Muğul Beye bağlı Türk kuvvetleri Muğla ve çevresini fethetti.
On birinci asrın sonunda Bizanslıların teşviki ile Türkleri Anadolu’dan söküp atmak için birbirini tâkip eden ve bugüne kadar sâdece strateji, taktik ve şekil değiştirerek devam eden Haçlı Seferleri başladı. Bizanslı Komnenoslar, Birinci Haçlı Seferinden istifâde ederek sâhildeki diğer Türk şehirleriyle birlikte Muğla ve çevresini de istilâ ettiler. On üçüncü asır boyunca Türk akıncıları, bu bölgeye akınlar yaptılar. 1280’de Selçuklu uç beylerinden Menteşe Bey, bu bölgeyi ikinci defâ fethetti. Bu yüzden bölgeye Cumhûriyet devrine kadar, Menteşe Beye izâfeten Menteşeİli dendi.
Oğuzların Türkmen kolundan olan Menteşe Beyin kurduğu Menteşe Beyliği, 1308’e kadar Konya’ya (Türkiye Selçuklu Devletine) 1308-1335 arasında Tebriz’deki İlhanlı Devletine tâbi oldu. 1335’te ise bağımsız oldular. 1284-1390 arasında saltanat süren Menteşe Beyliği, 1390’da Yıldırım Bâyezîd Han tarafından Osmanlı Türk Birliğine (Devletine) katıldı. 1402 Ankara Savaşından sonra bâzı beylikler gibi Menteşe Beyliği de, yeniden bağımsızlığını îlân ederek, Osmanlı Devletinden ayrıldı. Sultan İkinci Murâd Han, saltanatının ilk yıllarında Menteşe Beyliğini yeniden Osmanlı Birliğine bağladı. Menteşe Beyliğinin başşehri Milas idi. Osmanlı Devleti, Menteşe Beyliğini birlik içine katınca sancak merkezini Muğla’ya nakletti. Osmanlı Devrinde Fethiye(Mekri) gelişmeye başladı. Menteşe beyleri Milâs’ın yakınında Beçin’de otururlardı. Burada mühim eserler yaptılar.
Menteşe Beyliği kudretli donanması ile Ege Adalarına, Yunanistan’a seferler yaparak Osmanlıların Ege ve Akdeniz’e açılmaları için ilk yolu açtılar. Hatta Menteşe Beyliği, bir ara Rodos Adasının bir kısmına sâhip oldu. Anadolu’nun savunması Ege Adalarından başlar görüşü, ilk çağlardan bu yana değişmemiştir.
Kânûnî Sultan Süleyman Han, 1522’de Rodos’u ve Bodrum’u fethederek Osmanlı Devletine kattı ve buradaki şövalyelerMalta’ya kaçtılar. Osmanlı devrinde Muğla, merkezi Kütahya’da bulunan Anadolu Beylerbeyliğinin (eyâletinin) 14 sancağından (vilâyetinden) biri. Tanzimattan sonra merkezi İzmir olan Aydın vilâyetinin (eyâletinin) 5 sancağından biri oldu. 6 kazası vardı. 1867’de bağımsız sancak oldu. Muğla, yalnız şehrin adı olarak kullanıldı, il’e Menteşe denildi.
Birinci Dünyâ Harbinden sonra, sembolik sayıda İtalyan askerinden ibâret bir işgal kuvveti, (1920-1921) yıllarında kısa bir müddet kaldıktan sonra, Muğla’yı Millî Kuvvetlere çarpışmadan devretti. Cumhûriyet devrinde bütün mutasarrıflıklar (sancaklar) il olunca Muğla da il oldu.
Lozan’dan önce Muğla’nın % 92’si Türk, % 7’si Rum idi. Lozan Antlaşması ile Rumlar Yunanistan’a gönderildiler.
Fizikî Yapı
Muğla ilinin % 77’si dağlar, % 12’si platolar ve % 11’i ovalarla kaplıdır. Akdeniz ve Ege Denizinde sâhilleri bulunan Muğla’nın kıyıları dünyânın en girintili ve çıkıntılı yerlerinden biridir. Bu kıyılarda pekçok körfez, koy, yarımada ve irili ufaklı ada vardır.
Dağlar: Muğla ili dağlık bir bölgedir. Dağ ve platolar ilin % 89’unu kaplar. Dağ ve platoların yapısı kalkerdir. Başlıca dağları Göktepe (2234 m), Marçal Dağları (1368 m), Akdağlar (3014 m), Çiçekbağı Dağı (2295 m), Bozdağ (1175 m), Laba Dağı (1073 m), Oyluk Dağı (1892 m), Menteşe ve Beşparmak dağlarıdır.
Ovalar: İlin % 11’ini teşkil eden ovaların çoğu akarsuların dağlık araziyi aşındırarak meydana getirdiği ovalardır. Başlıca ovalar şunlardır:
Yatağan, Bozöyük, Leyne, Dalaman, Ortaça, Dalyan, Kumlu, Bayat, Pisiköy, Yaşyer, Tekfuranbarı, Bitez, Akçaalan, Kara, Milas, Ören, Varvil, Kızılkaya, Gök, Muğla, Dirgene, Gülağzı, Yerkesik ve Ula.
Akarsular: Dalaman Çayı; Burdur ilinden çıkar, Denizli iline geçer. Acıpayam yakınında Sandras Dağlarından birçok dereyi alarak Muğla’ya girer. Dalaman Ovasını sular. Sarısu yakınlarında sığ bir bataklık yaparak denize dökülür. Suyu boldur. Muğla içindeki uzunluğu 60 km’dir. Eşen Çayı: Akdağlar’dan çıkar ve Seki Yaylasından sonra güneye akar. Antalya sınırına yakın bir yerde Akdeniz’e dökülür. Namman Çayı; Ula ilçesinden çıkar, uzunluğu 30 km’dir. Köyceğiz Gölüne dökülür. Ayrıca Sarıçay, Varvil Çayı, Çine Suyu (Büyük Menderes’e karışır) veAkçay’ın yukarı kolları diğer akarsulardır.
Göller: Muğla’nın 4 tabiî gölü vardır. Köyceğiz Gölü: Kıyıya yakın olan bu göl tabiî güzellikleriyle meşhurdur. Yüzölçümü 65 km2, derinliği 1,5-5 m arasında değişir. Dar bir boğazla Akdeniz’e bağlıdır. Denizde sular kabarınca deniz suyu bu göle gelir. Fazla sular kanalla denize dökülür. Eski çağlarda zelzele ile çöken binâlar hâlen gölün dibinde olup, damları su yüzeyinden görünmektedir. Gölde başta kefal olmak üzere bol balık bulunur. Bafa Gölü: Muğla-Aydın sınırı üzerindedir. Yüzölçümü 65 km2dir. 28 km2si Muğla’ya âittir. Balık bakımından çok zengin bir göldür. Denizcik Gölü: Krater gölüdür. Yüzölçümü 4 km2 ve derinliği 18-24 m’dir. Milas yakınındadır. Hacat Gölü; Milas yakınında Sarıçay ağzında eski bir koyun bu çay tarafından ağzının kapatılması ile meydana gelmiştir. Denize dar bir boğazla bağlıdır. Kışın artan sular boğaz vâsıtasıyla denize dökülür. Derinliği 1,5 m’dir.
İklim ve Bitki Örtüsü
Muğla ilinde Akdeniz iklimi hüküm sürer. Yazlar sıcak ve kurak, kışlar ılık ve yağışlıdır. Kıyıdan içeriye gidildikçe kara ikliminin tesiri görülür ve ısı düşer. Kıyılarda kar yağışı görülmez. İç kısımlarda ise senede 1-2 gün kar görülebilir. Sıcaklık +43,7°C ile -12,6°C arasında seyreder. Yağış miktarı 1180 mm ile 775 mm arasında bölgelere göre değişir.
Muğla il topraklarının % 75’e yakını orman ve fundalıklarla kaplıdır. Ormanlar gür ve verimlidir. dağların büyük kısmı ormanlarla, kıyılardaki yamaçlar makilerle örtülüdür. Ormanlarda çoğunlukla kızılçam, karaçam, fıstıkçamı, sedir, ardıç ve dünyâda ender bulunan kokulu “günlük” ağaçlar bulunur. Vâdi ve su kıyılarında çınar, söğüt ve selvi ağaçları çoktur. İl topraklarının % 4,5’i çayır ve mer’alarla % 16’sı ekili dikili alanlarla kaplıdır.
Ekonomi
Muğla’nın ekonomisi çok yönlü olup, tarıma, turizme, sanâyi ve ticârete dayanır. En çok turist gelen illerden biridir. Turistik tesisler giderek artmaktadır. Orman, turunçgiller ve sanâyi ürünleri bakımından zengindir.
Tarım: Muğla ili dağlık bir arâzi olduğu için ekime müsâit arâzisi azdır. Buna rağmen ülkenin önemli tarım üretim merkezlerinden biridir. Tarımda; gübreleme, sulama, ilâçlama ve modern tarım araçları kullanılmaktadır. Tahıl, turunçgiller ve sanâyi ürünleri (pamuk, tütün) başta gelir. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, mısır, bakla, pamuk, tütün, susam ve anasondur.
Sebzecilik gittikçe gelişmekte, seracılık ve turfanda sebzecilik yaygınlaşmaktadır. Türkiye’de kuşkonmazın tamâmı Muğla’da yetişir. Ayrıca yetiştirilen lahana, pırasa, ıspanak, patlıcan, hıyar, domates, fasulye, biber, soğan, bakla ve karnıbahar başta İzmir ve İstanbul olmak üzere diğer illere sevk edilir.
Meyvecilikte Muğla önde gelen illerimizden biridir. Senede 100 bin tona yakın zeytin, 15 milyona yakın zeytin ağacından toplanır. Zeytin üretiminin yüzde 80’i Milas’ta yapılır. Turunçgiller ağaç sayısı 2 milyonu aşar. Mandalina, portakal ve limon yetişir. Turunçgiller başta Köyceğiz olmak üzere kıyı şeridindedir.
Muğla’da yaklaşık 200 bin adet antepfıstığı ağacı bulunmaktadır. Ayrıca bol miktarda üzüm, elma, armut, şeftali, erik, incir, bâdem, turunç ve altıntop yetişir. Muğla susam ekiminde ikinci, tütünde dördüncü sırada yer alır (İzmir, Manisa ve Samsun’dan sonra).
Hayvancılık: Muğla ilinde hayvancılık ikinci derecede bir gelir kaynağıdır. Küçükbaş hayvan sayısı azalırken kümes hayvanları miktarı artmaktadır.
Türkiye’de en çok bal Muğla’da elde edilir. İl sınırları içinde 200 bin arı kovanı vardır. Marmaris balı ve arı sütü meşhurdur. Balıkçılık ve sünger çıkarma çok ileridir. Balı gibi balığı da meşhurdur. Kefal, barbunya ve mercanbalığı bol miktarda yakalanır. Türkiye’de süngerin tamâmı buradan çıkarılır.
Ormancılık: Muğla ili orman bakımından çok zengindir. Ormanları gür ve verimlidir. İl yüzölçümünün % 70’i orman ve fundalıktır. 800 bin hektar orman ve 200 bin hektar fundalıkla 1 milyon hektarlık orman varlığı vardır. Ormanlarda çam türü ağaçlar çoğunluktadır. Dünyâda çok az yerde rastlanan “günlük” ağaçları Muğla ormanlarında bulunur. Bu ağaçların gövdelerine çentikler açılarak kap bağlanır. Bu çentikten akan sığla yağı toplanarak sanâyide kullanılır. Senelik sığla yağı üretimi 15 bin tona yakındır. Ormanlardan defne yaprağı ile reçine elde edilir.
Mâdenler: Muğla mâden varlığı bakımından da çok zengin bir ildir. İşletilen başlıca mâdenleri linyit, krom, zımpara, giofrik, boksit, kuvarsit, mika ve panzadır.
Türkiye’nin en zengin linyit yatakları Muğla’nın Yatağan ilçesindedir. Ponza Bodrum’da ve Giofrik merkez ilçe ile Yatağan’da bulunur. Yatağan linyitlerinin küllerinde uranyum vardır.
Sanâyi: Muğla ilinde sanâyi tarıma dayalıdır ve sanâyi kuruluşlarının % 80’ni devlet kuruluşudur. Îmâlât sanâyii gelişme hâlindedir. Küçük sanâyi iş yeri 1500 civarındadır. Başlıca büyük sanâyi kuruluşları SEKA’nın Dalaman Kâğıt Fabrikası, TARİŞ Çırçır ve Prese Atelyeleri, Yatağan Yem Fabrikası, Anadolu Sabun ve Yağ Sanâyii T. A.Ş., İnal Gözlük Sanâyii, Peynir ve Tereyağ Fabrikası, Koytaş Tarım ve Sanâyi Makinaları A.Ş., Mehmet Altaş Traktör Römork Sanâyii, Kireç Sanâyii A.Ş., Aslan Teneke Kutu Sanâyii, Yatağan Termik Santralı’dır. Tekne, yat ve ağaç balıkçı motoru îmâlâtı gelişmektedir.
Enerji: Yatağan Termik Santrali üç ünitelidir. Milâs ve Yeniköy’de de enerji santralları vardır.
Ulaşım: Muğla ili kara, hava ve deniz yolları bakımından zengin sayılır. İzmir-Aydın-Denizli-Isparta-Antalya yönünde uzanan E-24 karayolundan Aydın’dan ayrılan 6 numaralı karayolu Muğla’ya bağlanır.
İzmir-Selçuk-Kuşadası-Söke yolu Bodrum-Yatağan-Muğla’ya bağlanır. İl sınırları içinde 626 km devlet yolu ve 380 km il yolları vardır.
Muğla il kıyılarında çok sayıda tabiî liman vardır. Başlıca liman ve iskeleleri Bodrum, Marmaris, Güllük, Fethiye, Günlükbaşı ve Göcek’tir. İstanbul-İskenderun arasında sefer yapan Denizcilik Bankasına âit gemiler Bodrum, Marmaris ve Fethiye’ye uğrarlar. Marmaris ve Bodrum’da yat limanları vardır.
1982’de işletmeye açılan Dalaman Havaalanına yurtiçi ve yurtdışından turist taşıyan uçaklar inmektedir.
Nüfus ve Sosyal Hayat
Nüfûsu: 1980 sayımına göre toplam nüfûsu 562.809 olup, 186.397’si il ve ilçelerde, 376.412’si köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 13.338 km2 ve nüfus yoğunluğu 42’dir.
Örf ve Âdetleri: Muğla ili çok eski çağlardan beri önemli yerleşme merkezi olup, 5 bin senelik bir târihe sâhiptir. Bu târihî seyir içinde birçok millet ve kültürler gelip geçmiştir. 1071’de Türkler tarafından fethedilmesinden sonra bölgeye Türk-İslâm kültürü hâkim olmuştur. Diğer kültürler unutulmuş sadece bâzı târihî yapılar günümüze intikal etmiştir. Muğla halkı asırlardır geleneklerine çok bağlı kalarak örf ve âdetlerini devam ettirmişlerdir.
Mahallî Kıyâfet: Millî ve dînî günlerde, düğün ve törenlerde mahallî kıyâfetlere rastlanır. Mahallî erkek kıyâfetleri: Hoca, ağa ve zeybek kıyâfeti olarak üçe ayrılır. Hoca kıyâfeti. Cübbe ve sarıktan ibârettir. Ağa kıyâfeti: Fes üzerine Şam kumaşından abani sarık sararlar, üzerlerine cübbe yerine ceket, elifli veya alelâde pantolon giyilir. Zeybek kıyâfeti: Zeybekler kendi aralarında efe, zeybek ve kızan olarak ayrılır ve herbirinin kıyafeti ayrıdır. Efeler başlarına narçiçeği renginde fes giyerler. Feslere püskül veya oyalı yazma sarılır. Püsküle koza ismi verilir. Siyah renklidir ve 100 dirhemdir. Giyilen şalvar diz kapakları üzerinde ise de dizlik giyilerek açık yerler örtülür. Üzerlerine giyilen kısa ceketin kolları varsa “cepken” yoksa “camedan” denir. Çuhadan yapılırlar. Üzerleri sırma ile işlenir. Cepkenlerin altına pullu mintan giyilir. Bele “acemşalı” denilen kuşak sarılır. Kuşağın üzerinde silahlık vardır. Arasına bir yatağan, gümüş tütün tabakası, kehribar ağızlık, mendil ve yara sarmak, kesici silahlardan korunmak için 2 hokka temiz yapağı konur. Giyilen çizmeye “kayılık” denir. Üzeri işlemelidir. Baldır kısmına gelen yerinden püsküller sarkar. Çizme giyilmediği zaman dizlik giyilir. Buna “kepmen” denir. Kepmen içine kama sokulur.
Kadın kıyâfetleri: Başa“şamı” denilen ince bir bez sarılır. Şamı sarılmadan kenarları kesilmiş sadece üstü bulunan fes giyilir. Fes çene altından geçen iki şeritle tutturulur. Boyuna gerdanlık takılır. İç gömleğin yakası ve bağrı renkli ipliklerle işlenir. Üçetek topuklara kadar iner. Üçetek üzerine sim ve kaytandan işlemeli kadife cepken giyilir. Cepkenin altına kuşak bağlanır. Parlak ve satenden yapılmış şalvar ile kıyafet tamamlanır. Ayağa renkli veya beyaz yün çorap, yemeni şeklinde burnu sivri ve yukarı kalkık arka kısmından yukarı çıkıntısı olan ayakkabı giyilir.
Muğla; oyun, müzik ve türkü folkloru bakımından çok zengindir. Zeybek havaları, teke oyunları ve kaşık oyunları yaygındır. Teke oyunları Fethiye’de; Zeybek oyunları ise Bodrum, Milas, Köyceğiz ve Muğla’da yaygındır. Kına gecelerinde “Temel devren” adıyla söylenen türküler çok ve meşhurdur. Türkülerde gurbet havaları, Avşar beyleri, uzun yol havaları, semahlar, gemici türküleri, gelin ağlatma ağıtları ve zotlatmalar ağır basar. Bölgenin meşhur oyunları Bilalin Zeybeği, Satı Zeybeği, Ferayı, Bıçak Oyunu, Kalkan Oyunu, Kuruoğlu, Zapbak, Buhurcular Zeybeği, Çıktım Tepe, Gidene Bak Gidene, Demirciler, Eydim Kavak Dalını ve Kadıoğlu Zeybeğidir.
Mahallî Yemekler: Kuzu ve oğlak etinden yapılan Püryan Kebabı, Milas’ın Keşkeşi, Bodrum’un Paşa Makarnası ve Saraylısı, Datça’nın Mürdümerik Çorbası ve Hernep Pekmezi meşhurdur.
1881-1894 arasında 2 Alman profesörü bu bölgede tetkik yaparak örf ve âdetler hakkında 2 ciltlik eser hazırlamışlardır.
Eğitim: Muğla’da okulsuz köy yoktur. Okur-yazar nisbeti % 90’a ulaşmıştır. İlde 55 anaokulu, 600 ilkokul, 61 ortaokul, 9 meslekî ve teknik ortaokul, 12 lise, 20 meslekî ve teknik lise vardır. İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesine bağlı İşletmecilik Yüksek Okulu da Muğla’dadır.
İlçeleri
Muğla’nın biri merkez olmak üzere on iki ilçesi vardır.
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 71.155 olup, 35.605’i ilçe merkezinde, 35.550’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 24, Göktepe bucağına ağlı 10, Yenkesik bucağına bağlı 14, Yeşilyurt bucağına bağlı 3 köyü vardır. Yüzölçümü 1649 km2 olup, nüfus yoğunluğu 43’tür. İlçe toprakları genelde düzdür. Doğu ve kuzeydoğusunda Oyluklu Dağları yer alır. Dağlardan denize kadar Muğla Ovası uzanır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, tütün ve zeytindir. Sanâyisi gelişmemiştir. İlçe topraklarında asbest, zımpara taşı ve linyit yatakları vardır. İlçe merkezi Oyluklu Dağının eteklerinde Muğla Ovasının kuzeyinde kurulmuştur. İlçe merkezinin içinden Karamuğla, Basmalı ve Değirmendere çayları geçer. Belediyesi 1871’de kurulmuştur.
Bodrum: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 56.821 olup, 20.931’i ilçe merkezinde, 35.890’ı köylerde yaşamaktadır. İlçe toprakları Güllük Körfezi ile Gökova Körfezi arasında kalan bir yarımadadan meydana gelir. Yaran ve Pazar dağları topraklarını engebelendirir. Dağlar iğne yapraklı ağaçlarla kaplıdır. İlçe sınırları içinde irili ufaklı birçok ada vardır.
Ekonomisi tarım ve turizme dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri Tütün, zeytin, mandalinadır. Turfanda sebze yetiştiriciliği gelişmiştir. Tavukçuluk halkın önemli geçim kaynaklarındandır. Orman yönünden zengin olduğundan ormancılık gelişmiştir. Köylerde halı ve kilim dokumacılığı yaygındır. Yaz aylarında çok sayıda yerli ve yabancı turist ilçeye gider. Turistik tesis ve konaklama yerleri gün geçtikçe artmaktadır.
İlçe merkezi yarımadanın Gökova Körfezine bakan güney kıyısında kurulmuştur. Şarkılara, şiirlere ve romanlara konu olan Bodrum, beyaz badanalı evleri, Rodos çiçekleriyle süslü sokakları, güzel sâhilleri ve denizi ile efsâne bir şehirdir. İlçe merkezine 108 km mesâfededir. Belediyesi 1905’te kurulmuştur.
Dalaman: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 26.408 olup, 15.025’i ilçe merkezinde, 11.383’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 13 köyü vardır. İlçe toprakları üç tarafı dağlarla çevrili düzlük alandan meydana gelir. Gölgeli Dağlar ve Boncuk Dağı ilçe topraklarını engebelendiren başlıca yükseltilerdir. Başlıca akarsuyu Dalaman Çayıdır. Dağlar iğne yapraklı ağaçlarla kaplıdır.
Ekonomisi tarıma ve sanâyiye dayalıdır. Verimli Dalaman Ovasında yetiştirilen başlıca tarım ürünleri, nârenciye, sebze ve pamuktur. Fethiye-Köyceğiz yolu üzerinde bir Devlet Üretme Çiftliği vardır. SEKA Kâğıt Fabrikası başlıca sanâyi kuruluşudur. Ormancılık gelişmiştir. Başta günlük yağı olmak üzere çeşitli orman ürünleri elde edilir.
İlçe merkezi, Dalaman Ovasında Fethiye-Köyceğiz karayolu kıyısında kurulmuştur. Köyceğiz ilçesine bağlı bir köyken 1 Aralık 1983’te ilçe olmuştur. Dalaman Havaalanı 1982’de işletmeye açılmıştır. İlçenin gelişmesinde havaalanı ve kâğıt fabrikasının rolü büyüktür. İlçe belediyesi 1967’de kurulmuştur.
Datça: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 10.741 olup, 5022’si ilçe merkezinde, 5719’u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 9 köyü vardır. Yüzölçümü 439 km2 olup, nüfus yoğunluğu 24’tür. İlçe toprakları Datça Yarımadasında yer alır. Başlıca yükseltisi Balaban Dağlarıdır. Dağlık kesim gür ormanlarla kaplıdır.
Ekonomisi turizme dayalıdır. Denizinin temizliği, güzel kumu, tabiî koyları çok sayıda turisti ilçeye çeker. İlçe kıyılarında çok sayıda hotel, tâtil sitesi ve konaklama tesisleri vardır. Tarıma müsâit yerlerde yetiştirilen başlıca tarım ürünleri zeytin, turunçgiller ve tütün olup, turfanda tarla sebzeciliği yapılır. Balıkçılık küçük çapta geçim kaynağıdır. İlçe merkezi Hisarönü Körfezinde, Balaban Dağı eteklerinde kurulmuştur. Taştan yapılmış, düz damlı, yüksek tavanlı beyaz badanalı evleriyle güzel bir yerleşim merkezidir. İl merkezine 129 km mesâfededir. Belediyesi 1928’de kurulmuştur.
Fethiye: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 127.620 olup, 25.783’ü ilçe merkezinde, 101.837’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 22, Eşen bucağına bağlı 15, Kemer bucağına bağlı 25, Seki bucağına bağlı 9, Üzümlü bucağına bağlı 8 köyü vardır. Yüzölçümü 3059 km2 olup, nüfus yoğunluğu 42’dir. İlçe toprakları genelde dağlıktır. Güneyinde Baba Dağı, kuzeyinde Boncuk Dağı güney doğusunda Akdağ yer alır. Dağlar gür ormanlarla kaplıdır. Başlıca akarsuyu Eşen Çayıdır.
Ekonomisi tarım, mâdencilik, ormancılık ve turizme dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri tütün, şekerpancarı, pamuk, anason, zeytin, turunçgiller, susam ve yerfıstığıdır. Turfanda tarla sebzeciliği ve seracılık yaygın olarak yapılır. İlçe ormanlarında meşe palamudu, çam reçinesi ve günlük ağaçlarından sığla yağı elde edilir. Köylerde ev tezgahlarında kilim ve destar dokumacılığı yapılır. İlçe topraklarındaki zengin krom yatakları Etibank tarafından işletilmektedir. Zengin târihî eserleri ve tabiî güzellikleri sebebiyle çok sayıda turist çeker. Türkiye’nin önde gelen turizm merkezlerinden biridir. Belediyesi 1874’te kurulmuştur. Mekri Megri olan ismi, 1914 senesinde şehit düşen Pilot Fethi Beyin ismine izâfeten Fethiye olarak değiştirilmiştir.
İlçe merkezi, Fethiye Körfezinin doğusunda, ovanın güneybatısında yer alır. İzmir-Muğla-Antalya karayolu doğusundan geçer. İl merkezine 130 km mesâfededir. İlin en büyük ilçesidir. Koyları, plajları, vâdileri, yaylaları ve ormanları çok güzeldir. Belediyesi 1875’te kurulmuştur.
Kavaklıdere: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 12.037 olup, bunun 3339’u ilçe merkezinde, 8698’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 9 köyü vardır. İlçe toprakları genelde dağlıktır. Doğu Menteşe Dağları topraklarını engebelendirir. Dağlar gür ormanlarla kaplıdır. Ekonomisi tarım ve ormancılığa dayalıdır. İlçe merkezi Dipsiz Çayının başlangıç kollarından olan bir derenin vâdisinde yer alır. Yatağan ilçesine bağlı bir bucakken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu. Belediyesi 1955’te kurulmuştur.
Köyceğiz: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 25.836 olup, 6406’sı ilçe merkezinde, 19.430’u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 28 köyü vardır. İlçe toprakları kuzeyinde yer alan Sandras Dağı ve Köyceğiz Ovası ile Dalaman Ovasının bir kısmından meydana gelir. Başlıca akarsuları Namnam ve Yuvarlak çayları olup Köyceğiz Gölüne dökülürler.
Ekonomisi tarım ve turizme dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri portakal, mandalina, pamuk, mısır, buğday, susam ve zeytin olup, ayrıca az miktarda arpa, baklagiller ve yerfıstığı yetiştirilir. Balıkçılık ve arıcılık ilçe ekonomisinde önemli yer tutar. Günlük ağaçlarından elde edilen Sığla yağı ihraç edilir. İlçe topraklarında krom ve magnezit yatakları vardır. Tarım makinaları üreten fabrika başlıca sanâyi kuruluşudur.
İlçe merkezi Köyceğiz Gölünün kıyısında kurulmuştur. Muğla-Fethiye karayolu ilçenin güneybatı kıyısından geçer. İl merkezine 58 km mesâfededir. Belediyesi 1885’te kurulmuştur.
Marmaris: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 41.840 olup, 16.361’i ilçe merkezinde, 25.479’u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 19, Bozburun bucağına bağlı 5 köyü vardır. Yüzölçümü 866 km2 olup, nüfus yoğunluğu 48’dir. İlçe toprakları orta yükseklikte engebeli arâziden meydana gelir. Üç tarafı denizlerle çevrilidir. Sâhillerinde irili ufaklı birçok ada vardır. Dağlar kızılçam ormanları ile kaplıdır.
Ekonomisi turizm ve tarıma dayalıdır. Uzun süren yaz mevsimi, uygun iklimi, zengin tabiî güzellikleri, yat limanları ile ülkemizin en önemli turizm merkezlerindendir. İlçede yetiştirilen başlıca tarım ürünleri turunçgiller, tahıl, zeytin, yerfıstığı, susam sebze ve meyvedir. Arıcılık gelişmiştir. Marmaris’in çam balı meşhurdur. Günlük ağaçlarından elde edilen sığla yağı ihraç edilir.
İlçe merkezi Cennet Adası ile Keçi ve Bedir adaları yanında bulunan bir koy’un kuzey kıyısında kurulmuştur. Yat turizmi açısından önem taşıyan bir limanı vardır. Limanından Rodos Adasına düzenli küçük feribot seferleri yapılır. Muğla-Datça karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 56 km mesâfededir. Kıyılarında birçok tâtil köyü ve sitesi, otel, motel, pansiyon ve yazlık ev vardır. Belediyesi 1879’da kurulmuştur.
Milas: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 98.710 olup, 28.741’i ilçe merkezinde, 69.969’u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 60, Günlük bucağına bağlı 5, Ören bucağına bağlı 17, Selimiye bucağına bağlı 24 köyü vardır. Yüzölçümü 2.167 km2 olup, nüfus yoğunluğu 46’dır. İlçe toprakları üç tarafı dağlarla kaplı düz bir arâziden meydana gelir. Kuzeyinde Beşparmak Dağları, batısında İlbir, güneydoğusunda Bencik ve Kavak dağları yer alır. Dağlardan kaynaklanan akarsular genelde yazın kurur. Bafa Gölünün doğu bölümü ilçe sınırları içinde kalır. Dağlar ormanlarla kaplıdır.
Ekonomisi tarım, ormancılık, turizm ve mâdenciliğe dayanır. Başlıca tarım ürünleri zeytin, buğday, çiğit, pamuk, arpa, mısır ve turunçgillerdir. Orman kıyısı köylerinde yaşayan halk, ormanlarda yapılan bakım ve kesim işlerinde çalışır. İlçe topraklarında demir, dolomit, diyasporit, linyit ve zımpara taşı yatakları vardır. Zımpara taşı ihraç edilir. Zeytinyağı, sabun, çırçır atölyeleri başlıca sanâyi kuruluşlarıdır. Tabiî güzellikleri ve târihî eserleri yönünden zengin olan ilçe kıyılarında çeşitli turistik tesisler vardır. Köylerde ev tezgahlarında halı ve kilim dokumacılığı yapılır.
İlçe merkezi Beşparmak Dağları eteklerinde kurulmuştur. İzmir-Muğla karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 67 km mesâfededir. Çok eski bir târihe sâhiptir. İlçe belediyesi 1870’te kurulmuştur.
Ortaca: 1990 sayımına göre toplam nüfuûsu 29.287 olup, 12.109’u ilçe merkezinde, 17.178’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 19 köyü vardır. İlçe toprakları dalgalı düzlüklerden meydana gelir. Doğusunda Boncuk Dağı yer alır. Başlıca akarsuyu Dalaman Çayıdır.
Ekonomisi tarım ve turizme dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri portakal, mandalina, pamuk, mısır, buğday, susam ve zeytindir. Arıcılık gelişmiştir. Günlük ağacından elde edilen sığla yağı ihraç edilir.
İlçe merkezi, Dalaman Çayı kıyısında kurulmuştur. Köyceğiz’e bağlı bir bucakken 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu. Belediyesi 1960’da kurulmuştur.
Ula: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 19.978 olup, 5185’i ilçe merkezinde, 14.793’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 15 köyü vardır. Yüzölçümü 407 km2 olup, nüfus yoğunluğu 49’dur. İlçe toprakları, orta yükseklikteki dağlarla engebelenmiş arâziden meydana gelir. Kuzey ve doğusunda Oyuklu Dağı, batısında Kıran Dağları yer alır. Başlıca akarsuyu Namnam Çayıdır. İlçe topraklarının bir bölümü kızılçam ormanları ile kaplıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri, buğday, mısır, portakal olup ayrıca az miktarda mandalina, zeytin, susam, pamuk, yerfıstığı, sebze ve meyve yetiştirilir. Hayvancılık ve arıcılık gelişmiştir. En çok sığır ve koyun beslenir. Kıyılarında kamu ve özel kesime âit birçok dinlenme tesisleri vardır.
“İlçe merkezi, Muğla Ovasında, kıyıdan iç kısımda kurulmuştur. Muğla-Fethiye karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 15 km mesâfededir. Ahşap ve taş karışımı çok orijinal evleri meşhurdur. Belediyesi 1895’te kurulmuştur.
Yatağan: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 42.376 olup, 11.890’ı ilçe merkezinde, 30.486’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 29, Turgut bucağına bağlı 10 köyü vardır. İlçe toprakları dağlık kesimde yer alır. Dağlar akarsu vâdileriyle derin bir şekilde parçalanmıştır. Doğusunda oyluk Dağı, batısında Bencik Dağı, yer alır. Başlıca akarsuyu Dipsiz Çayıdır. İlçe topraklarının büyük kesimi kızıl çam ormanları ile kaplıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri, buğday, mısır, zeytin, tütün ve arpa olup, ayrıca az miktarda sebze, meyve, susam ve yerfıstığı yetiştirilir. Sığır besiciliği, tavukçuluk ve arıcılık yapılır. Orman kıyısındaki köylerde yaşıyanlar ormancılık işlerinde çalışırlar. Kızılçam ormanlarında bir miktar reçine üretilir. İlçe topraklarında alüminyum, linyit ve zımpara taşı yatakları vardır. Çıkarılan linyit, Yatağan Termik Santralinde kullanılır. Süt ürünleri, zeytinyağı ve yem fabrikaları başlıca sanâyi kuruluşlarıdır. Köylerde ev tezgahlarında kilim ve halı dokumacılığı yapılır.
İlçe merkezi Dipsiz Çayı Vâdisinde kurulmuştur. Eski ismi Ahi Köyüdür. Aydın-Muğla karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 29 km mesâfededir. İlçe belediyesi 1944’te kurulmuştur.
Târihî Eserler ve Turistik Yerleri
Muğla Türkiye’nin en güzel, yabancı ve yerli turistlerin en çok rağbet ettiği gelişmiş turizm merkezlerinden biridir. Târihin en eski şehirlerinden biri olan Muğla’da eski devirlerden, Selçuklu ve Osmanlılardan kalan pekçok eser vardır.
Ulu Câmi: Menteşeoğullarından İbrâhim Bey tarafından 1344’de yaptırılmış olup, en eski Türk eserlerindendir. Çeşitli zamanlarda yapılan tâmirler yüzünden orijinalliğini kaybetmiştir. Muğla’nın en büyük câmisidir.
Kurşunlu Câmii: Esseyyid Şucâeddîn tarafından 1494’te yaptırılmıştır. 1853’te gördüğü tâmir sırasında kubbesi kurşunla kaplanınca, Kurşunlu Câmi diye meşhur oldu.
Şeyh Câmii: Şeyh Bedreddîn tarafından 1565’te yaptırılmıştır. Minâresi 1806’da eklenmiştir. Çeşitli zamanlarda tâmir görmüştür. Şeyh Bedreddîn mezarı câminin hazîresindedir.
Pazaryeri Câmii: Bartıkoğlu Hacı Ahmed Ağa tarafından 1843’te yaptırılmıştır. Minâresiz olarak yapılan câmiye, minâre 1866’da Köseoğlu Hacı Mehmed Ağa tarafından eklenmiştir.
Saburhâne Câmii: Saburhâne Dergâhının yerine Tavaslıoğlu Hacı Osman Ağa tarafından 1848’de yaptırılmıştır.
Şâhidî Câmii: Şeyh Seyyid Kemâleddîn adına 1390 senesinde yaptırılmıştır. Yanında bir tekkesi vardır. Çeşetli zamanlarda tâmir görmüştür. Bahçesinde, câmiye adını veren Mevlevî şeyhi Şâhidî’nin ve başka din büyüklerinin mezarları vardır.
Mustafa Paşa Câmii: Bodrum ilçesinde kalenin karşısındadır. Kızılhisarlı Mustafa Paşa tarafından 1723’te yaptırılmıştır.
Tepecik Câmii: Bodrum ilçesinde 1735’te Hasan Ağa tarafından yaptırılmıştır. Birinci Dünyâ Savaşında yıkılan kubbe daha sonra tâmir ettirilmiştir.
Hacı İlyas Câmii: Milas’ta Orhan Bey tarafından 1330’da yaptırılmıştır. İlyas mahallesindedir. Dikdörtgen plânlı olup çatısı kiremitle kaplıdır.
Ulu Câmi: Milas ilçesinin en büyük câmisidir. Ahmed Gâzi tarafından 1378’de yaptırılmıştır. Minâresi sonradan eklenmiş olup 33 basamaklı açık merdiven şeklindedir.
Firuz Bey Câmii: Milas ilçesinde Menteşe vâlisi Hoca Firuz Bey tarafından 1394’te yaptırılmıştır. İlk devir Osmanlı mîmârisinin güzel örneklerinden biridir. Gök Câmii de denir. Kapısı oymalı ve taş kakmalıdır. Beş kubbelidir. Minâresi, açık minâre türündendir.
Ağa Câmii: Milas’ın, Toptaşı Tepesinin batısındadır. Hacı Abdülazîz Ağa tarafından 1737’de yaptırılmıştır. Dikdörtgen plânlıdır. Minâresi 1886’da yapılmıştır.
Ahmed Gâzi Medresesi: Milas ilçesinde 1375’te Ahmed Gâzi tarafından yaptırılmıştır. Yanında Ahmed Gâzinin türbesi vardır. Avlu çevresinde dizilmiş olan medrese odaları küçük ve boştur.
Şemsiana Türbesi: Muğla’nın Saburhâne mahallesindedir. Birkaç kere kaldırılmak istendiyse de muvaffak olunamadı. Şemsiana, Muğla ilinin içme suyunu getirmiş olmasıyla meşhur olmuştur.
Hamursuz Dede Türbesi: Türbede 1380-1450 senelerinde yaşayan Hamursuz Dede isimli bir zât medfundur. Aynı isimle anılan bir tepenin üzerindedir.Rivâyete göre Kurbazâde Medresesi mutfağında hamur işlerine baktığı ve hamura maya katmadığı için Hamursuz lakabıyla meşhur olmuştur.
Sarıana Türbesi: Marmaris’te Güllük’e giden yol üzerindedir. Sarıana kerâmet göstererek Kânûnî Sultan Süleymân Hana Rodos’un feth edileceğini müjdelemiş; ineğiyle de ordunun süt ihtiyacını karşılamıştır.
Beçin Kalesi: Muğla yakınlarında olup, Bizans kalıntıları üzerine Menteşeoğulları tarafından yaptırılmıştır. Önemli bir merkez olup, Menteşeoğulları beyleri Beçin’de otururlardı. Kalede Medrese, Menteşeoğlu Gâzi Ahmed Beyin türbesi ve hamamı vardır.
Bodrum Kalesi: Roma katolik kilisesine bağlı Rodos şövalyeleri tarafından on beşinci asırda havari Petrus adına yapılmıştır. Kalenin dört burcu ayrı ülkelerce inşâ edilmiştir. En büyük (aslanlı) kuleyi İngilizler, en yüksek yerdekini İspanyollar yaptırmıştır. Kale duvarları Hıristiyanlarca kutsal sayılan kişilerin kabartmaları ile Lâtince ve Yunanca yazılarla ve Rodos şövalyeleri armaları ile süslenmiştir. Kale daha önce zelzelede yıkılan Bodrum (Halikarnas) mozalesinin taşları ile yapılmıştır. Bu kale Cumhûriyet döneminde onarılmış ve bir kısmı müze haline getirilmiştir. Asma köprülü 5 kapısı, 3 kulesi ve 3 kat suru vardır. Osmanlılar kaleyi hapishâne olarak kullanmışlardır. Bodrum açıklarında Yassıada civârında deniz altından özellikle Fenike gemisinden çıkarılan eserler bu kalede toplanmıştır.
Kalenin Osmanlı döneminde câmiye çevrilen kilisesi 1965’te su altı müzesine çevrilmiştir. Bodrum Limanında 40 m derinlikle 400 sene önce batan Osmanlı ticâret gemisi çıkarılma çalışmaları devam etmektedir.
Keramos Kalesi: Muğla’nın 64 km güneydoğusunda Keramos’ta eski çağlardan kalma bir kaledir.
Marmaris Kalesi: On altıncı asırda Kânûnî Sultan Süleyman Han koydaki yarımada üzerine yaptırmıştır.
Mozule Anıtı (Mausoleum): Dünyânın yedi harikasından biri sayılan bu anıt Bodrum’dadır. M.S. 353 senesinde Karia Kralı Mausales adına yaptırılmıştır. Anıtkabirdir. Burada 19. asırda kazı yapan İngilizler, bulunan heykelleri British Museum’a götürmüşlerdir. Anıtın yalnız yeri, temelleri ve bâzı kabartmalı sütunlar kalmıştır. Londra’daki müzede bulunan bu anıt 44 metre yükseklikte, beyaz mermerden 24 ayak merdivenle çıkılan yuvarlak bir kaideye oturmuş ve zamanla zelzeleden yıkılmıştı.
Tiyatro: Mozulenin karşısında Göktepe denilen yerdedir.
Ayrıca Agora, Mars Tapınağı ve Kilise Bodrum’daki eski eserlerden başlıcalarıdır.
Myndos Şehri Harâbeleri: Bodrum’a 23 km uzaklıkta bulunan Gümüşlik’tedir.
Knidos Şehri Harâbeleri: Datça’nın batısında M.Ö. 7. asırda Dorlar tarafından kurulmuştur. Burada bulunan Démeter Tapınağının mühim kısmı Londra’da British Museum’dadır. Bu harâbelerde tiyatro, surlar ve çeşitli yıkıntılar vardır. Cumal ve Kargı kiliseleri Bizanslılardan kalmadır. Tekir burnundadır. Birbirine bağlı iki şehirden meydana gelmiştir. Miken, İskender, Roma ve Bizans devrinde Afrodisias mezhebinin merkezi olmuştur. Altıncı asırda İslâm levendleri şehri bir ara ele geçirmiştir. 1856-1858’de İngiliz arkeologları kazılarda bulduğu heykel, kandil ve paraları Londra’daki British Museum’a kaçırmışlardır. Büyük tiyatronun mermer taşlarını ise Mısır Valisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa; Kahire’deki sarayının inşâatında kullanmıştır. Dolmabahçe Sarayındaki bâzı mermerler buradan gelmiştir. Aslanlı anıt Londra’daki müzeye kaçırılmıştır. Bu şehirde yirmi bin ve on bin kişilik tiyatro, pembe tapınak, kâinat tapınağı, Akropol, Nekropol (mezar odaları) başlıca eserlerdir.
Amos Şehri Harâbeleri: Marmaris yakınlarında M.Ö. 5. asırda kurulan ve korsanların barındığı bir şehirdi.
Telmessos Şehri Harâbeleri: Fethiye yakınlarında Lidyalıların kurduğu bir liman şehridir. Kakasbos Tapınağı, Aminta, Anıt kabri, kayalara oyulmuş Lidya mezarları, su kemerleri, sarnıçlar ve kale başlıca kalıntılardır. Amintas Kuyu Mezarı Makedonya Kralı İskender’in komutanlarından Amintas için M.Ö. 4. asırda yapılmıştır.
Caunus Şehri Harâbeleri: Köyceğiz’in güneyinde Dalyan köyünde eski bir şehir kalıntılarıdır. Yirmi bin kişilik tiyatro, su kemerleri, kayalara oyulmuş mezarlar, saray ve surların harâbeleri bulunmaktadır. M.Ö. 4. asırda Giritliler tarafından yapılmış, Karia liman şehridir. İskender, Pers, Roma ve Bizans devirlerini yaşamıştır.
Ören Harâbeleri: Eski çağlara âit bir şehir harâbeleridir. Milas yakınında deniz kenarındadır. Eski Keranos şehri kalıntılarıdır.
Patara Harâbeleri: Eski çağlara âit bir şehir harabeleridir. Lidya şehridir.
Labranda Harâbeleri: Eski çağlara âit bir şehrin kalıntılarıdır. Milas’a 10 km mesâfede Kargacık köyü yakınındadır. Karia’nın en eski şehirlerindendir. M.Ö. 4. asırda kurulmuştur. İki giriş kapısı, tapınak, tepede kale ve oda mezarlar başlıca kalıntılardır.
Pınara (Minare Köyü) Harâbeleri: Eski çağlara âit bir şehir kalıntısıdır. Lidya şehirlerinin en önemlisiydi. Tiyatrosu ve 2500 kaya mezarı ile mağaralar vardır.
Kınık (Ksantos) Harâbeleri: Eski çağlara âit bir şehir kalıntısıdır. Lidya medeniyetinin önemli şehirlerindendi.
Ayaklı Köyü Harâbeleri: Milas-Selimiye yolu üzerindeki Ayaklı köyü eski çağlarda bir Karya şehriydi. Romalılara âit Evromos Tapınağı buradadır.
Kapıkırık Köyü Harâbeleri: Milas civârındaki bu köyde Heraklea şehri bulunuyordu. Bizans’tan kalma manastır, eski çağlara âit tiyatro ve şehir kalıntıları mevcuttur. Bafa Gölü kuzeydoğusundadır. M.Ö. 5. asırda Lamos Körfezinde kurulu bir liman şehridir. Piskoposluk merkezi idi. Menderes’in getirdiği alüvyonlarla denizden uzakta kalmıştır. Şehri kuşatan yüksek surlar, Dor üslûbu Athena Tapınağı, Agora (çarşı), konsey binâsı(buleutrion), Roma Hamamı, Endymior Tapınağı, kale ve kale kalıntıları vardır.
Kedreia Harâbeleri: Marmaris’in 18 km kuzeyinde Kerme Körfezinde Sedre Adası üzerindedir. Karia bölgesinin küçük bir şehriydi. Kıyı surları. Roma Tapınağı (Bizanslılar kiliseye çevirmiştir), at nalı şeklinde tiyatro, sarnıçlar, tersâne, Roma Metropolü günümüze gelen kalıntılardır.
Bargylia Harâbeleri: Günlük’ün 6 km güneydoğusunda Kemikler köyü yakınındadır. İkitepe üzerinde kurulan bir Karia şehridir. Tapınak, tiyatro, surlar, odeon, kapaklı uzuntaş, lahitler vardır.
Uydai Harâbeleri: Karaoğlan Dağı eteğinde Milas’a 7 km mesâfede Damlıboğaz köyündedir. Karia şehridir. M.Ö. 6. asırda kurulmuştur. 2,5 m yükseklikte surlar, Apollon ve Artemis tapınakları, lahitle, 41 kalker mezar vardır.
İasos: Güllük Koyunda Asun Kurin köyündedir. M.Ö. beşinci asırda kurulmuştur. Karia şehridir. Piskoposluk merkeziydi. Sarnıçlı kale, 21 basamaklı tiyatro, kabartmalı sütunlar, mezar odalar, agora ve ana kapı günümüze gelen kalıntılardır.
Strantonikeia Harâbeleri: Yatağan’a 8 km mesâfede Eskihisar köyündedir. M.Ö. 218’de Suriye KralıAntiokos karısının ismini vermiştir. Açık hava müzesinde kale, saray kapısı, çiçekli sütunlar, tiyatro sergilenir.
Tios-Doger Harâbeleri: Fethiye’ye 25 km mesâfede Döğer bucağındadır. Kabartmalı mezarlar ve sur kalıntıları vardır.
Üzümlü Harâbeleri: Kadyanda şehrinin harâbelerinden kabartma resimlerle süslü mağaralar, tiyatro, büyük ev sarnıçları, Lidya dilinde yazılmış anıt vardır.
Sidima (Dodurga) Harâbeleri: Eski Sidima şehri harâbeleri, Dodurga köyündedir. Beyaz mermerden yapılmış kitâbeli mezarlar vardır.
Lidya Kaya Mezarları(Amintas Anıtı): Fethiye civarında kayalara oyulmuş mezarlardır. Dördüncü asırda yapılmıştır. Ayrıca Roma ve Bizans devrine âit kaya mezarlar da vardır.
Leton Tapınağı: Fethiye yakınlarında Lidya Kralı Sarpedor adına M.Ö. 4. asırda yapılmıştır. Zeus Tapınağı: Milâs’ta M.S. 2. asırda yapılmıştır. Augustos Tapınağı: Milas’ta M.S. 1. asırda yapılmıştır.
Gümüşkesen Anıtı (mezarı): Milas’tadır. Korent başlıklı sütunlarla süslü Roma mezarıdır. M.Ö. 1. asırda yapılmıştır. Piramit biçimli bir çatıyla örtülüdür. Tavanı geometrik şekiller ve çiçek motifleriyle süslüdür. Çatıyı tutan 12 sütun korent başlıklıdır. Baltalıkapı: Milas’tadır. Karyalılardan kalmadır. Sinuri Tapınağı: Milas yakınlarında Kalınağıl’dadır. M.Ö. 6. asırda yapılmıştır. Karyalıların taptıklarıSinuri için yapılmıştır. Aynı yerde bir kulenin yıkıntısı vardır. Bizanslılar bu tapınağı kiliseye çevirmişlerdir.
Akköprü: M.S. 3. asırda Romalılar tarafından yapılmıştır. Köyceğiz’e 33 km mesâfede 30 m yükseklikte 50 m uzunlukta târihî bir köprüdür. Ege’yi Akdeniz’e bağlayan tek köprüdür.
Müzeler:
Bodrum Müzesi: Dünyânın en zengin sualtı eserleri bulunan bu müzede. Karyalılara âit zengin eserler de vardır. Müze Miken Salonu, Sualtı eserleri Bölümü ve Karya Salonu olarak üç bölümden ibârettir. Fethiye Arkeolojik Müzesi: Bu müzede Lidya, Roma Bizans ve Osmanlı devrine âit eserler sergilenir. Milas Müzesi: Eski eserler sergilenir. Letoun Müzesi.
Mesire yerleri:
Muğla ilinin Akdeniz ve Ege denizlerinde 1114 km uzunlukta kıyısı vardır.ÊBu kıyılar dünyânın en girintili ve çıkıntılı kıyıları olup, dantel veya oya gibi işlenmiş olan bu kıyılarda irili ufaklı yüzlerce koy, körfez, burun, adacık ve Bodrum, Fethiye, Marmaris ve Güllük limanları bulunur. Muğla tabiî güzellikler bakımından en güzel illerimizden biridir. Sayılamayacak kadar tabiî güzelliklerinden bâzıları şunlardır:
Günlük Ormanları: Fethiye ileMarmaris arasında “günlük” ağaçlarından meyana gelen bu ormanın dünyada diğer bir eşi Kaliforniya’da olup, Türkiye’dekiler dünyânın en güzelidir. Bu ormanlarda dolaşmak zevkli ve sıhhata faydalıdır. Çok güzel kokan “günlük” ağaçlarından elde edilen sığla yağı ilâç ve parfüm sanâyiinde kullanılır.
Ula Kapuzu: Ula ilçesinin 2 km yakınında 500 m yükseklikte bir tepedir. Buradan deniz ufkunun ve bilhassa akşam güneşinin batışının (gurubun) seyrine doyum olmaz.
Sakar Tepesi: Muğla-Marmaris yolu üzerinde Muğla’ya 18 km mesâfededir. 550 m yükseklikteki bu tepeden Gökova Körfezinin, yemyeşil ormanın, masmavi denizin, kenarları okaliptüs ağaçları ile süslü kıvrım kıvrım akan derelerin, çiçek dolu yamaçların, çayırların ve köylerin manzarası târif edilemeyecek kadar güzeldir. Bu manzaraları seyredenler hayran kalmaktadır.
Gökova Körfezi: Dünyâda bir eşi bulunmayan bu körfezin kıyıları orman ve meyve bahçeleri ile sanki dantel gibi örülmüştür. Kıyıları, yusyuvarlak ve pembe kumlarla kaplı kumsalları, güzel adacıkları ve fevkalâde güzel manzarası ile Muğla’nın ve dünyânın en güzel köşelerinden biridir. Kadral Adası ayrıca kendine has güzelliğe sâhiptir.
Ölü Deniz Belceğiz: Fethiye’ye 12 km mesâfede kuytu ve gizli bir liman özelliğindedir. Gemiler için emin bir sığınaktır. Kenarları şahane bir dinlenme yeridir. Deniz berraktır. 45 metre derinlikteki dip çok net olarak görülür. Deniz avcılığı için müsâittir. Yatların ölü denize girmesi yasaktır. Bu tedbir burasının kirlenmesini önlemek içindir. Ölü Denizin güzelliğini anlatacak kelime bulmak zordur. Bu kapalı koyda mavinin yeşile, yeşilin kum beyazına dönüştüğü sular, denizin içine kadar inen çamlar insanda garip hisler meydana getirir.
Kelebekler Vâdisi: Kıdırak Plaj Parkının güneyinde, Kötürümsu Koyunun iç kısmındadır. Vâdide bahar aylarında rengârenk binlerce kelebek görülür.
Gedova Adası: Köyceğiz Gölünün ortasında ormanlarla kaplı bir adadır. Küçük iskelesi, plaj ve bungalov tipi evleriyle güzel bir dinlenme yeridir.
Dalyan: Köyceğiz Gölünü denize bağlayan tabiî kanalın orta kısmındadır. İskele, gazino ve lokantası vardır. Yakınında târihî harâbeler, kanalın denize döküldüğü yerde Gökbeli ismi verilen yerde 100 m genişliğinde kumsal vardır. Kumsalın yanından yükselen dağların ve kıyıların manzarası çok güzeldir.
Gümbet: Bodrum’a 2 km mesâfededir. Plajın kumu çok incedir. Su sığdır.
Karaağa: Bodrum Limanına 5 km mesâfededir. Fok Mağarası ve Güzellik Ilıcası meşhurdur. Fok Mağarası romatizma hastalığına iyi gelir.
Bardakçı Köyü: Bodrum yakınındadır. Küçük bir plajı tatlı bir su kaynağı vardır. Mitolojilerde geçen Salmakis Çeşmesinden akan su budur.
Kara Toprak: Turgut Reis veya Karabağ diye de bilinir. Bodrum’a 22 km mesâfededir. Plajı ince kumludur. Kamp ve mesire yeridir. Turgut Reis’in doğduğu yerdir. Anıtı vardır.
Gümüşlük: Bodrum’a 24 km mesâfededir.
Demir: Torba kıyılarının yanında İkiz Adaların karşısında deniz ve kumu nefis bir koydur.
Torba Kıyıları: Bodrum’a 9 km mesâfededir. Balçık Koyu adı verilen bu yer balık avcılığı için çok uygundur.
Paşalimanı: Volkanik bir bölge olan bu yerden limana bakılınca, çevredeki adalarla burasının sulara gömülmüş bir krater ağzını andırdığı görülür.
Bodrum: Sayısız tabiî güzellikleri bünyesinde taşıyan bir ilçedir. Her yeri eşsiz güzelliklerle oya gibi işlenmiş kıyıları tabiî kumsallarla doludur.
Marmaris: Âdeta bir dantel gibi işlenmiş koyların süslediği Marmaris çok güzel bir ilçedir. Dünyâda eşi sâdece Kaliforniya’da bulunan “Günlük Ormanı” bu ilçededir. Denizaltı avcılığı, balıkçılık ve kara avcılığı çok zengindir. Sâhillerinde laos, mercan, barbunya, lüfer ve trançabalığı avlanır. Kara avcılığı ise tavşan, dağkeçisi, ayı, keklik ve çeşitli kuşlar bakımından zengindir. Ege’nin Akdeniz adalarından turist gelen (uğrak kapısı) olan Marmaris’in her yanı deniz, yeşillik ve kumsallarla örtülüdür. Amos Bahçealtı: Marmaris’e 7 deniz mili mesâfededir. Karadan gitmek zordur. Rodos Şövalyelerinden kalma kale kalıntısı vardır. Günnücek Piknik yeri: Marmaris’e 2 km mesâfededir. Millî parktır. Günlük ağaçları ile süslüdür. Turunç: Marmaris’e 5 km mesâfede bir mesire ve deniz sporlarının yapıldığı yerdir. Aktaş: Piknik ve kamp yeridir. Marmaris’e 3 km mesâfededir. Gölenye Piknik Yeri: Marmaris’e 7 km mesâfededir. Yolu düzgündür. Ordugâh: Marmaris’e 4 km mesâfede güzel bir yerdir. Alkaya Mağarası: Marmaris yakınındadır. Görülmeye değer bir yerdir.
Milas: Bafa Gölü krater ve göller ile Güllük Plajı sakin ve şahane manzaralı bir yerdir. Turistik tesisleri vardır. Ören Plajı balıkçılığı ile meşhurdur.
Datça: İlçe bir yarımadanın ortasındadır. İlçede 5 dönümlük belediye parkı, parkın etrafında Roma devri eserleri vardır. Burgaz, Gebekum, Karaincir, Palamut, Tekir ve Kargı dinlenme yerleridir.
Gökova: Muğla-Marmaris yolu üzerinde Muğla’ya 30 km, Ula’ya 19 km, Marmaris’e 25 km mesâfededir. Gökova ve Sakar virajının manzarası çok şahanedir. Ayrıca Sedir Adası, Turnalı Koyu, Akbük Mal Deresi, Gelibolu Bük mesire yerleridir. Denizi ve kumu güzel olan bu koylar deniz avcılığına çok müsâittir.
Fethiye: Dağların denize kadar sokulduğu, çok güzel manzaralı kumsalların uzadığı Fethiye civarında 19 antik şehir harâbesi vardır.
Dağ, deniz, orman ve kumsalların kucaklaştığı Fethiye her yanı eşsiz tabiî güzelliklerle doludur. Körfezde irili ufaklı 14 ada vardır.
Şövalye Adası: İç körfezin ortasındadır. Turistik tesisleri vardır. Tersane ve Kızılada kamp piknik ve dinlenme yerleridir. Çalış Burnu: Fethiye’ye 6 km mesâfededir. Tabiî plajı 10 km’dir. Dirlik: Güzel bir kamp yeridir. Kadyanda (Üzümlü): Fethiye’ye 22 km mesâfede dinlenme ve mesire yeridir. Küçük Kargı: Fethiye-Muğla yolu üzerindedir. Tatlı içme suyu vardır. Fethiye’ye 21 km mesâfededir. Göçek Körfezi: Birçok adayla süslü olan bu körfez aynı zamanda krom ve manganez ihraç edilen bir limandır. Katrancı Koyu-Çamlıköy: Fethiye’ye 19 km uzaklıktadır. Kamp kurmak isteyen turistlerin tercih ettiği yerdir. Kumluova-Karadere: Fethiye’ye 75 km mesâfededir. Suyu ılık ve sığdır. Başlıca mesire yerleri; Dont ve Seki yaylaları, Değirmenbaşı, Karapınar, Çırpı (Aksızlar), Samanlık, Boncuklu, Deliktaş Koyu, Karaçulha, Eldirek, Patlangıç, Zorlar, Kayabaşı, Doğanlar, Bekçiler, Çaltılar, Çobanisa, Ceylan, Temel köydür.
Köyceğiz: 20-35 km’lik bir çevre içinde denizi, gölü, ormanları, dağları ve yaylaları iç içedir. Her çeşit spora ve dinlenmeye müsâittir. Dalyanı, gölüyle Köyceğiz eşsiz, bir sayfiye yeridir. Gölle deniz arasındaki dere (boğaz) balık bakımından çok zengindir. Türkiye’nin en iyi balık yumurtaları buradan elde edilir.
Sultaniye Köyü: Köyceğiz yakınındadır. Fevkalade göl plajları, şifâlı kaplıcaları ile tanınmıştır. Ağa Köyü: 800 m yüksekte ormanlarla çevrili güzel bir yerdir. Köyceğiz Gölü: 55 km2lik bir yüzölçümü vardır. Denizden 10 m yüksektedir. Çok dar bir boğazla Akdeniz’e bağlanır. Med ve cezirden faydalanarak balık avlanır. Kefal, levrek, çipura, pisi ve sazanbalığı yakalanır.
Befa Gölü: Balık bakımından zengin olduğu gibi güzel bir mesire yeridir. Yamaçları zeytin ağaçları, eflatun ve pembe renkli zakkum çiçekleri ve katır tırnakları etrafını süsler.
Kaplıca ve içmeler:
Muğla ili, şifâlı su kaynakları bakımından zengin sayılır. Fakat bu suların bir bölümünde yeterli kaynak yoktur. Bâzıları şunlardır:
Karaada Mâden Suyu: Bodrum sâhilinin sol tarafında Karaada’nın karşısındadır. Tedâvi ve konaklama tesisleri vardır. Kaplıcanın suyu banyo olarak; romatizmal hastalıklara, kırık-çıkıklardan sonraki mafsal yapışıklıklarına, kronik iltihaplı hastalıklara, kadın hastalıklarına, nefrit hastalıklarına faydalıdır.
Gebeler Ilıcası: Fethiye ilçesine 35 km uzaklıkta Gebeler köyündedir. Tedâvi ve konaklama tesisleri iptidai olup, gelenler çadır ve çardaklarda kalırlar. Kaplıcanın suyu içme olarak mîde-barsak, karaciğer ve safra kesesi hastalıklarına; banyosu ise her türlü romatizmal ağrılara, nefrit ve deri hastalıklarına iyi gelir.
Sultaniye Kaplıcası: Köyceğiz Gölü kıyısındadır. Tedâvi ve konaklama tesisleri mevcut olan kaplıcanın suyu, içme olarak karaciğer, safra yolları ve barsak hastalıklarına, rûhî ve bedenî yorgunlukların giderilmesinde faydalıdır.
Bozhöyük Kaplıcası: Yatağan’a 6 km uzaklıkta Bozyakası köyündedir. Tesisleri mevcuttur. Kaplıcanın suyu; mîde, karaciğer, safra kesesi hastalıklarına, taşlı taşsız kronik kolesistike faydalıdır.
Kaynak
Rehber Ansiklopedisi
MUĞLA
İlin Kimliği
Yüzölçümü : 13.338 km2
Nüfûsu : 562.809
İlçeleri : Merkez, Bodrum, Dalaman, Datça, Fethiye, Kavaklıdere, Köyceğiz, Marmaris, Milas, Ortaca, Ula, Yatağan.
Birçok tabiî güzellikleri kendinde toplayan ilimiz. Deniz, göl, dağ ve ormanın içiçe bulunduğu; balı, balığı, kumsalları ve târihî zenginliğiyle şöhret yapan; ülkemizde en uzun deniz kıyısına sâhip olan Muğla; 36° 17’ ve 37° 33’ kuzey enlemleri ile 27° 13’ ve 29° 46’ doğu boylamları arasında yer alır. Doğudan Antalya, kuzeydoğudan Burdur ve Denizli, kuzeyden Aydın, güney ve batıdan Ege Denizi ile çevrilidir. Muğla’nın batısı Ege bölgesinde, doğusu Akdeniz bölgesinin Antalya bölümünde bulunur. Trafik numarası 48’dir.
İsminin Menşei
Muğla bölgesini Selçuklu Türklerinin meşhur komutanlarından “Muğul Bey” Bizans’tan alarak fethetti. Bu kahraman ve yiğit komutanın hâtırası için bu bölgeye “Muğul İli” denildi. Zamanla bu kelime konuşulan halk dilinde “Muğla” olarak yerleşti. Türkiye’deki her şehrin ismini Lâtince ve Yunanca bir kelimeye dayandırmayı değişmeyen bir kaide olarak benimseyen Hıristiyan batılılar, Muğla isminin “Mobolla”, “Menos” ve “Myndus” kelimelerinden geldiğini iddiâ ederler. Muğla’nın Türkler tarafından fethinden önceki ismi “Alinda” idi.
Târihi
Muğla ve çevresinin târihi çok eskilere dayanır. M.Ö. 3000 senelerinde Kargalıların bu bölgeye hâkim oldukları, M.Ö. 2500 senelerinde Luvilerin yerleştiği ifâde edilir. Fakat bu hususta târihî kesin deliller henüz ele geçmiş değildir. Eldeki bilgiler, bu bölgeye Hititlerin hâkim olduğunu ve Lugga ismini verdiklerini göstermektedir. Hitit İmparatorluğunun iç savaş ve iktidar kavgaları ile zayıflayıp yıkılması üzerine bölgeye Frikya Krallığı hâkim oldu. Frikya Devletinin yıkılışı ile bölge Lidya Krallığının eline geçti. Ege adalarında oturanlar bu bölgenin kıyılarında Dor Siteleri kurdular. Pers Kralı Kiros, M.Ö. 6. asırda Lidya Devletini yıkınca bu bölgeyi de işgal etti.
M.Ö. 6. asırda Makedonya Kralı İskender, Asya seferine çıktığında bu bölgeden geçti ve Pers Devletini ortadan kaldırarak Anadolu ve İran’ı Makedonya topraklarına kattı. Makedonya Kralı İskender’in ölümü üzerine imparatorluk parçalandı ve Anadolu’nun diğer bölgeleri gibi bu bölge de Selevkos Hânedanının payına düştü. Bilahare Bergama Krallığı, Mısır Ptolemaiosları, Rodos Krallığı arasında el değiştirdi.
Karya ismi verilen bu bölge M.Ö. 130 senesinde Bergama Krallığı ile birlikte Roma İmparatorluğuna katıldı ve M.S. 395’te Roma İmparatorluğu bölününce bu bölge Anadolu gibi Doğu Roma’nın (Bizans) payına düştü. Bu devirde, Bodrum’dan başka Milas (Mylsaa) gelişti ve Muğla (Alinda) ikinci plânda bir şehir olarak kaldı.
1071 Malazgirt Zaferinden sonra Anadolu Fatihi ve Anadolu’da Türk Devletinin kurucusu Selçuklu Kutalmışoğlu Süleyman Şahın komutanlarından Muğul Beye bağlı Türk kuvvetleri Muğla ve çevresini fethetti.
On birinci asrın sonunda Bizanslıların teşviki ile Türkleri Anadolu’dan söküp atmak için birbirini tâkip eden ve bugüne kadar sâdece strateji, taktik ve şekil değiştirerek devam eden Haçlı Seferleri başladı. Bizanslı Komnenoslar, Birinci Haçlı Seferinden istifâde ederek sâhildeki diğer Türk şehirleriyle birlikte Muğla ve çevresini de istilâ ettiler. On üçüncü asır boyunca Türk akıncıları, bu bölgeye akınlar yaptılar. 1280’de Selçuklu uç beylerinden Menteşe Bey, bu bölgeyi ikinci defâ fethetti. Bu yüzden bölgeye Cumhûriyet devrine kadar, Menteşe Beye izâfeten Menteşeİli dendi.
Oğuzların Türkmen kolundan olan Menteşe Beyin kurduğu Menteşe Beyliği, 1308’e kadar Konya’ya (Türkiye Selçuklu Devletine) 1308-1335 arasında Tebriz’deki İlhanlı Devletine tâbi oldu. 1335’te ise bağımsız oldular. 1284-1390 arasında saltanat süren Menteşe Beyliği, 1390’da Yıldırım Bâyezîd Han tarafından Osmanlı Türk Birliğine (Devletine) katıldı. 1402 Ankara Savaşından sonra bâzı beylikler gibi Menteşe Beyliği de, yeniden bağımsızlığını îlân ederek, Osmanlı Devletinden ayrıldı. Sultan İkinci Murâd Han, saltanatının ilk yıllarında Menteşe Beyliğini yeniden Osmanlı Birliğine bağladı. Menteşe Beyliğinin başşehri Milas idi. Osmanlı Devleti, Menteşe Beyliğini birlik içine katınca sancak merkezini Muğla’ya nakletti. Osmanlı Devrinde Fethiye(Mekri) gelişmeye başladı. Menteşe beyleri Milâs’ın yakınında Beçin’de otururlardı. Burada mühim eserler yaptılar.
Menteşe Beyliği kudretli donanması ile Ege Adalarına, Yunanistan’a seferler yaparak Osmanlıların Ege ve Akdeniz’e açılmaları için ilk yolu açtılar. Hatta Menteşe Beyliği, bir ara Rodos Adasının bir kısmına sâhip oldu. Anadolu’nun savunması Ege Adalarından başlar görüşü, ilk çağlardan bu yana değişmemiştir.
Kânûnî Sultan Süleyman Han, 1522’de Rodos’u ve Bodrum’u fethederek Osmanlı Devletine kattı ve buradaki şövalyelerMalta’ya kaçtılar. Osmanlı devrinde Muğla, merkezi Kütahya’da bulunan Anadolu Beylerbeyliğinin (eyâletinin) 14 sancağından (vilâyetinden) biri. Tanzimattan sonra merkezi İzmir olan Aydın vilâyetinin (eyâletinin) 5 sancağından biri oldu. 6 kazası vardı. 1867’de bağımsız sancak oldu. Muğla, yalnız şehrin adı olarak kullanıldı, il’e Menteşe denildi.
Birinci Dünyâ Harbinden sonra, sembolik sayıda İtalyan askerinden ibâret bir işgal kuvveti, (1920-1921) yıllarında kısa bir müddet kaldıktan sonra, Muğla’yı Millî Kuvvetlere çarpışmadan devretti. Cumhûriyet devrinde bütün mutasarrıflıklar (sancaklar) il olunca Muğla da il oldu.
Lozan’dan önce Muğla’nın % 92’si Türk, % 7’si Rum idi. Lozan Antlaşması ile Rumlar Yunanistan’a gönderildiler.
Fizikî Yapı
Muğla ilinin % 77’si dağlar, % 12’si platolar ve % 11’i ovalarla kaplıdır. Akdeniz ve Ege Denizinde sâhilleri bulunan Muğla’nın kıyıları dünyânın en girintili ve çıkıntılı yerlerinden biridir. Bu kıyılarda pekçok körfez, koy, yarımada ve irili ufaklı ada vardır.
Dağlar: Muğla ili dağlık bir bölgedir. Dağ ve platolar ilin % 89’unu kaplar. Dağ ve platoların yapısı kalkerdir. Başlıca dağları Göktepe (2234 m), Marçal Dağları (1368 m), Akdağlar (3014 m), Çiçekbağı Dağı (2295 m), Bozdağ (1175 m), Laba Dağı (1073 m), Oyluk Dağı (1892 m), Menteşe ve Beşparmak dağlarıdır.
Ovalar: İlin % 11’ini teşkil eden ovaların çoğu akarsuların dağlık araziyi aşındırarak meydana getirdiği ovalardır. Başlıca ovalar şunlardır:
Yatağan, Bozöyük, Leyne, Dalaman, Ortaça, Dalyan, Kumlu, Bayat, Pisiköy, Yaşyer, Tekfuranbarı, Bitez, Akçaalan, Kara, Milas, Ören, Varvil, Kızılkaya, Gök, Muğla, Dirgene, Gülağzı, Yerkesik ve Ula.
Akarsular: Dalaman Çayı; Burdur ilinden çıkar, Denizli iline geçer. Acıpayam yakınında Sandras Dağlarından birçok dereyi alarak Muğla’ya girer. Dalaman Ovasını sular. Sarısu yakınlarında sığ bir bataklık yaparak denize dökülür. Suyu boldur. Muğla içindeki uzunluğu 60 km’dir. Eşen Çayı: Akdağlar’dan çıkar ve Seki Yaylasından sonra güneye akar. Antalya sınırına yakın bir yerde Akdeniz’e dökülür. Namman Çayı; Ula ilçesinden çıkar, uzunluğu 30 km’dir. Köyceğiz Gölüne dökülür. Ayrıca Sarıçay, Varvil Çayı, Çine Suyu (Büyük Menderes’e karışır) veAkçay’ın yukarı kolları diğer akarsulardır.
Göller: Muğla’nın 4 tabiî gölü vardır. Köyceğiz Gölü: Kıyıya yakın olan bu göl tabiî güzellikleriyle meşhurdur. Yüzölçümü 65 km2, derinliği 1,5-5 m arasında değişir. Dar bir boğazla Akdeniz’e bağlıdır. Denizde sular kabarınca deniz suyu bu göle gelir. Fazla sular kanalla denize dökülür. Eski çağlarda zelzele ile çöken binâlar hâlen gölün dibinde olup, damları su yüzeyinden görünmektedir. Gölde başta kefal olmak üzere bol balık bulunur. Bafa Gölü: Muğla-Aydın sınırı üzerindedir. Yüzölçümü 65 km2dir. 28 km2si Muğla’ya âittir. Balık bakımından çok zengin bir göldür. Denizcik Gölü: Krater gölüdür. Yüzölçümü 4 km2 ve derinliği 18-24 m’dir. Milas yakınındadır. Hacat Gölü; Milas yakınında Sarıçay ağzında eski bir koyun bu çay tarafından ağzının kapatılması ile meydana gelmiştir. Denize dar bir boğazla bağlıdır. Kışın artan sular boğaz vâsıtasıyla denize dökülür. Derinliği 1,5 m’dir.
İklim ve Bitki Örtüsü
Muğla ilinde Akdeniz iklimi hüküm sürer. Yazlar sıcak ve kurak, kışlar ılık ve yağışlıdır. Kıyıdan içeriye gidildikçe kara ikliminin tesiri görülür ve ısı düşer. Kıyılarda kar yağışı görülmez. İç kısımlarda ise senede 1-2 gün kar görülebilir. Sıcaklık +43,7°C ile -12,6°C arasında seyreder. Yağış miktarı 1180 mm ile 775 mm arasında bölgelere göre değişir.
Muğla il topraklarının % 75’e yakını orman ve fundalıklarla kaplıdır. Ormanlar gür ve verimlidir. dağların büyük kısmı ormanlarla, kıyılardaki yamaçlar makilerle örtülüdür. Ormanlarda çoğunlukla kızılçam, karaçam, fıstıkçamı, sedir, ardıç ve dünyâda ender bulunan kokulu “günlük” ağaçlar bulunur. Vâdi ve su kıyılarında çınar, söğüt ve selvi ağaçları çoktur. İl topraklarının % 4,5’i çayır ve mer’alarla % 16’sı ekili dikili alanlarla kaplıdır.
Ekonomi
Muğla’nın ekonomisi çok yönlü olup, tarıma, turizme, sanâyi ve ticârete dayanır. En çok turist gelen illerden biridir. Turistik tesisler giderek artmaktadır. Orman, turunçgiller ve sanâyi ürünleri bakımından zengindir.
Tarım: Muğla ili dağlık bir arâzi olduğu için ekime müsâit arâzisi azdır. Buna rağmen ülkenin önemli tarım üretim merkezlerinden biridir. Tarımda; gübreleme, sulama, ilâçlama ve modern tarım araçları kullanılmaktadır. Tahıl, turunçgiller ve sanâyi ürünleri (pamuk, tütün) başta gelir. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, mısır, bakla, pamuk, tütün, susam ve anasondur.
Sebzecilik gittikçe gelişmekte, seracılık ve turfanda sebzecilik yaygınlaşmaktadır. Türkiye’de kuşkonmazın tamâmı Muğla’da yetişir. Ayrıca yetiştirilen lahana, pırasa, ıspanak, patlıcan, hıyar, domates, fasulye, biber, soğan, bakla ve karnıbahar başta İzmir ve İstanbul olmak üzere diğer illere sevk edilir.
Meyvecilikte Muğla önde gelen illerimizden biridir. Senede 100 bin tona yakın zeytin, 15 milyona yakın zeytin ağacından toplanır. Zeytin üretiminin yüzde 80’i Milas’ta yapılır. Turunçgiller ağaç sayısı 2 milyonu aşar. Mandalina, portakal ve limon yetişir. Turunçgiller başta Köyceğiz olmak üzere kıyı şeridindedir.
Muğla’da yaklaşık 200 bin adet antepfıstığı ağacı bulunmaktadır. Ayrıca bol miktarda üzüm, elma, armut, şeftali, erik, incir, bâdem, turunç ve altıntop yetişir. Muğla susam ekiminde ikinci, tütünde dördüncü sırada yer alır (İzmir, Manisa ve Samsun’dan sonra).
Hayvancılık: Muğla ilinde hayvancılık ikinci derecede bir gelir kaynağıdır. Küçükbaş hayvan sayısı azalırken kümes hayvanları miktarı artmaktadır.
Türkiye’de en çok bal Muğla’da elde edilir. İl sınırları içinde 200 bin arı kovanı vardır. Marmaris balı ve arı sütü meşhurdur. Balıkçılık ve sünger çıkarma çok ileridir. Balı gibi balığı da meşhurdur. Kefal, barbunya ve mercanbalığı bol miktarda yakalanır. Türkiye’de süngerin tamâmı buradan çıkarılır.
Ormancılık: Muğla ili orman bakımından çok zengindir. Ormanları gür ve verimlidir. İl yüzölçümünün % 70’i orman ve fundalıktır. 800 bin hektar orman ve 200 bin hektar fundalıkla 1 milyon hektarlık orman varlığı vardır. Ormanlarda çam türü ağaçlar çoğunluktadır. Dünyâda çok az yerde rastlanan “günlük” ağaçları Muğla ormanlarında bulunur. Bu ağaçların gövdelerine çentikler açılarak kap bağlanır. Bu çentikten akan sığla yağı toplanarak sanâyide kullanılır. Senelik sığla yağı üretimi 15 bin tona yakındır. Ormanlardan defne yaprağı ile reçine elde edilir.
Mâdenler: Muğla mâden varlığı bakımından da çok zengin bir ildir. İşletilen başlıca mâdenleri linyit, krom, zımpara, giofrik, boksit, kuvarsit, mika ve panzadır.
Türkiye’nin en zengin linyit yatakları Muğla’nın Yatağan ilçesindedir. Ponza Bodrum’da ve Giofrik merkez ilçe ile Yatağan’da bulunur. Yatağan linyitlerinin küllerinde uranyum vardır.
Sanâyi: Muğla ilinde sanâyi tarıma dayalıdır ve sanâyi kuruluşlarının % 80’ni devlet kuruluşudur. Îmâlât sanâyii gelişme hâlindedir. Küçük sanâyi iş yeri 1500 civarındadır. Başlıca büyük sanâyi kuruluşları SEKA’nın Dalaman Kâğıt Fabrikası, TARİŞ Çırçır ve Prese Atelyeleri, Yatağan Yem Fabrikası, Anadolu Sabun ve Yağ Sanâyii T. A.Ş., İnal Gözlük Sanâyii, Peynir ve Tereyağ Fabrikası, Koytaş Tarım ve Sanâyi Makinaları A.Ş., Mehmet Altaş Traktör Römork Sanâyii, Kireç Sanâyii A.Ş., Aslan Teneke Kutu Sanâyii, Yatağan Termik Santralı’dır. Tekne, yat ve ağaç balıkçı motoru îmâlâtı gelişmektedir.
Enerji: Yatağan Termik Santrali üç ünitelidir. Milâs ve Yeniköy’de de enerji santralları vardır.
Ulaşım: Muğla ili kara, hava ve deniz yolları bakımından zengin sayılır. İzmir-Aydın-Denizli-Isparta-Antalya yönünde uzanan E-24 karayolundan Aydın’dan ayrılan 6 numaralı karayolu Muğla’ya bağlanır.
İzmir-Selçuk-Kuşadası-Söke yolu Bodrum-Yatağan-Muğla’ya bağlanır. İl sınırları içinde 626 km devlet yolu ve 380 km il yolları vardır.
Muğla il kıyılarında çok sayıda tabiî liman vardır. Başlıca liman ve iskeleleri Bodrum, Marmaris, Güllük, Fethiye, Günlükbaşı ve Göcek’tir. İstanbul-İskenderun arasında sefer yapan Denizcilik Bankasına âit gemiler Bodrum, Marmaris ve Fethiye’ye uğrarlar. Marmaris ve Bodrum’da yat limanları vardır.
1982’de işletmeye açılan Dalaman Havaalanına yurtiçi ve yurtdışından turist taşıyan uçaklar inmektedir.
Nüfus ve Sosyal Hayat
Nüfûsu: 1980 sayımına göre toplam nüfûsu 562.809 olup, 186.397’si il ve ilçelerde, 376.412’si köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 13.338 km2 ve nüfus yoğunluğu 42’dir.
Örf ve Âdetleri: Muğla ili çok eski çağlardan beri önemli yerleşme merkezi olup, 5 bin senelik bir târihe sâhiptir. Bu târihî seyir içinde birçok millet ve kültürler gelip geçmiştir. 1071’de Türkler tarafından fethedilmesinden sonra bölgeye Türk-İslâm kültürü hâkim olmuştur. Diğer kültürler unutulmuş sadece bâzı târihî yapılar günümüze intikal etmiştir. Muğla halkı asırlardır geleneklerine çok bağlı kalarak örf ve âdetlerini devam ettirmişlerdir.
Mahallî Kıyâfet: Millî ve dînî günlerde, düğün ve törenlerde mahallî kıyâfetlere rastlanır. Mahallî erkek kıyâfetleri: Hoca, ağa ve zeybek kıyâfeti olarak üçe ayrılır. Hoca kıyâfeti. Cübbe ve sarıktan ibârettir. Ağa kıyâfeti: Fes üzerine Şam kumaşından abani sarık sararlar, üzerlerine cübbe yerine ceket, elifli veya alelâde pantolon giyilir. Zeybek kıyâfeti: Zeybekler kendi aralarında efe, zeybek ve kızan olarak ayrılır ve herbirinin kıyafeti ayrıdır. Efeler başlarına narçiçeği renginde fes giyerler. Feslere püskül veya oyalı yazma sarılır. Püsküle koza ismi verilir. Siyah renklidir ve 100 dirhemdir. Giyilen şalvar diz kapakları üzerinde ise de dizlik giyilerek açık yerler örtülür. Üzerlerine giyilen kısa ceketin kolları varsa “cepken” yoksa “camedan” denir. Çuhadan yapılırlar. Üzerleri sırma ile işlenir. Cepkenlerin altına pullu mintan giyilir. Bele “acemşalı” denilen kuşak sarılır. Kuşağın üzerinde silahlık vardır. Arasına bir yatağan, gümüş tütün tabakası, kehribar ağızlık, mendil ve yara sarmak, kesici silahlardan korunmak için 2 hokka temiz yapağı konur. Giyilen çizmeye “kayılık” denir. Üzeri işlemelidir. Baldır kısmına gelen yerinden püsküller sarkar. Çizme giyilmediği zaman dizlik giyilir. Buna “kepmen” denir. Kepmen içine kama sokulur.
Kadın kıyâfetleri: Başa“şamı” denilen ince bir bez sarılır. Şamı sarılmadan kenarları kesilmiş sadece üstü bulunan fes giyilir. Fes çene altından geçen iki şeritle tutturulur. Boyuna gerdanlık takılır. İç gömleğin yakası ve bağrı renkli ipliklerle işlenir. Üçetek topuklara kadar iner. Üçetek üzerine sim ve kaytandan işlemeli kadife cepken giyilir. Cepkenin altına kuşak bağlanır. Parlak ve satenden yapılmış şalvar ile kıyafet tamamlanır. Ayağa renkli veya beyaz yün çorap, yemeni şeklinde burnu sivri ve yukarı kalkık arka kısmından yukarı çıkıntısı olan ayakkabı giyilir.
Muğla; oyun, müzik ve türkü folkloru bakımından çok zengindir. Zeybek havaları, teke oyunları ve kaşık oyunları yaygındır. Teke oyunları Fethiye’de; Zeybek oyunları ise Bodrum, Milas, Köyceğiz ve Muğla’da yaygındır. Kına gecelerinde “Temel devren” adıyla söylenen türküler çok ve meşhurdur. Türkülerde gurbet havaları, Avşar beyleri, uzun yol havaları, semahlar, gemici türküleri, gelin ağlatma ağıtları ve zotlatmalar ağır basar. Bölgenin meşhur oyunları Bilalin Zeybeği, Satı Zeybeği, Ferayı, Bıçak Oyunu, Kalkan Oyunu, Kuruoğlu, Zapbak, Buhurcular Zeybeği, Çıktım Tepe, Gidene Bak Gidene, Demirciler, Eydim Kavak Dalını ve Kadıoğlu Zeybeğidir.
Mahallî Yemekler: Kuzu ve oğlak etinden yapılan Püryan Kebabı, Milas’ın Keşkeşi, Bodrum’un Paşa Makarnası ve Saraylısı, Datça’nın Mürdümerik Çorbası ve Hernep Pekmezi meşhurdur.
1881-1894 arasında 2 Alman profesörü bu bölgede tetkik yaparak örf ve âdetler hakkında 2 ciltlik eser hazırlamışlardır.
Eğitim: Muğla’da okulsuz köy yoktur. Okur-yazar nisbeti % 90’a ulaşmıştır. İlde 55 anaokulu, 600 ilkokul, 61 ortaokul, 9 meslekî ve teknik ortaokul, 12 lise, 20 meslekî ve teknik lise vardır. İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesine bağlı İşletmecilik Yüksek Okulu da Muğla’dadır.
İlçeleri
Muğla’nın biri merkez olmak üzere on iki ilçesi vardır.
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 71.155 olup, 35.605’i ilçe merkezinde, 35.550’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 24, Göktepe bucağına ağlı 10, Yenkesik bucağına bağlı 14, Yeşilyurt bucağına bağlı 3 köyü vardır. Yüzölçümü 1649 km2 olup, nüfus yoğunluğu 43’tür. İlçe toprakları genelde düzdür. Doğu ve kuzeydoğusunda Oyluklu Dağları yer alır. Dağlardan denize kadar Muğla Ovası uzanır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, tütün ve zeytindir. Sanâyisi gelişmemiştir. İlçe topraklarında asbest, zımpara taşı ve linyit yatakları vardır. İlçe merkezi Oyluklu Dağının eteklerinde Muğla Ovasının kuzeyinde kurulmuştur. İlçe merkezinin içinden Karamuğla, Basmalı ve Değirmendere çayları geçer. Belediyesi 1871’de kurulmuştur.
Bodrum: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 56.821 olup, 20.931’i ilçe merkezinde, 35.890’ı köylerde yaşamaktadır. İlçe toprakları Güllük Körfezi ile Gökova Körfezi arasında kalan bir yarımadadan meydana gelir. Yaran ve Pazar dağları topraklarını engebelendirir. Dağlar iğne yapraklı ağaçlarla kaplıdır. İlçe sınırları içinde irili ufaklı birçok ada vardır.
Ekonomisi tarım ve turizme dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri Tütün, zeytin, mandalinadır. Turfanda sebze yetiştiriciliği gelişmiştir. Tavukçuluk halkın önemli geçim kaynaklarındandır. Orman yönünden zengin olduğundan ormancılık gelişmiştir. Köylerde halı ve kilim dokumacılığı yaygındır. Yaz aylarında çok sayıda yerli ve yabancı turist ilçeye gider. Turistik tesis ve konaklama yerleri gün geçtikçe artmaktadır.
İlçe merkezi yarımadanın Gökova Körfezine bakan güney kıyısında kurulmuştur. Şarkılara, şiirlere ve romanlara konu olan Bodrum, beyaz badanalı evleri, Rodos çiçekleriyle süslü sokakları, güzel sâhilleri ve denizi ile efsâne bir şehirdir. İlçe merkezine 108 km mesâfededir. Belediyesi 1905’te kurulmuştur.
Dalaman: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 26.408 olup, 15.025’i ilçe merkezinde, 11.383’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 13 köyü vardır. İlçe toprakları üç tarafı dağlarla çevrili düzlük alandan meydana gelir. Gölgeli Dağlar ve Boncuk Dağı ilçe topraklarını engebelendiren başlıca yükseltilerdir. Başlıca akarsuyu Dalaman Çayıdır. Dağlar iğne yapraklı ağaçlarla kaplıdır.
Ekonomisi tarıma ve sanâyiye dayalıdır. Verimli Dalaman Ovasında yetiştirilen başlıca tarım ürünleri, nârenciye, sebze ve pamuktur. Fethiye-Köyceğiz yolu üzerinde bir Devlet Üretme Çiftliği vardır. SEKA Kâğıt Fabrikası başlıca sanâyi kuruluşudur. Ormancılık gelişmiştir. Başta günlük yağı olmak üzere çeşitli orman ürünleri elde edilir.
İlçe merkezi, Dalaman Ovasında Fethiye-Köyceğiz karayolu kıyısında kurulmuştur. Köyceğiz ilçesine bağlı bir köyken 1 Aralık 1983’te ilçe olmuştur. Dalaman Havaalanı 1982’de işletmeye açılmıştır. İlçenin gelişmesinde havaalanı ve kâğıt fabrikasının rolü büyüktür. İlçe belediyesi 1967’de kurulmuştur.
Datça: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 10.741 olup, 5022’si ilçe merkezinde, 5719’u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 9 köyü vardır. Yüzölçümü 439 km2 olup, nüfus yoğunluğu 24’tür. İlçe toprakları Datça Yarımadasında yer alır. Başlıca yükseltisi Balaban Dağlarıdır. Dağlık kesim gür ormanlarla kaplıdır.
Ekonomisi turizme dayalıdır. Denizinin temizliği, güzel kumu, tabiî koyları çok sayıda turisti ilçeye çeker. İlçe kıyılarında çok sayıda hotel, tâtil sitesi ve konaklama tesisleri vardır. Tarıma müsâit yerlerde yetiştirilen başlıca tarım ürünleri zeytin, turunçgiller ve tütün olup, turfanda tarla sebzeciliği yapılır. Balıkçılık küçük çapta geçim kaynağıdır. İlçe merkezi Hisarönü Körfezinde, Balaban Dağı eteklerinde kurulmuştur. Taştan yapılmış, düz damlı, yüksek tavanlı beyaz badanalı evleriyle güzel bir yerleşim merkezidir. İl merkezine 129 km mesâfededir. Belediyesi 1928’de kurulmuştur.
Fethiye: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 127.620 olup, 25.783’ü ilçe merkezinde, 101.837’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 22, Eşen bucağına bağlı 15, Kemer bucağına bağlı 25, Seki bucağına bağlı 9, Üzümlü bucağına bağlı 8 köyü vardır. Yüzölçümü 3059 km2 olup, nüfus yoğunluğu 42’dir. İlçe toprakları genelde dağlıktır. Güneyinde Baba Dağı, kuzeyinde Boncuk Dağı güney doğusunda Akdağ yer alır. Dağlar gür ormanlarla kaplıdır. Başlıca akarsuyu Eşen Çayıdır.
Ekonomisi tarım, mâdencilik, ormancılık ve turizme dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri tütün, şekerpancarı, pamuk, anason, zeytin, turunçgiller, susam ve yerfıstığıdır. Turfanda tarla sebzeciliği ve seracılık yaygın olarak yapılır. İlçe ormanlarında meşe palamudu, çam reçinesi ve günlük ağaçlarından sığla yağı elde edilir. Köylerde ev tezgahlarında kilim ve destar dokumacılığı yapılır. İlçe topraklarındaki zengin krom yatakları Etibank tarafından işletilmektedir. Zengin târihî eserleri ve tabiî güzellikleri sebebiyle çok sayıda turist çeker. Türkiye’nin önde gelen turizm merkezlerinden biridir. Belediyesi 1874’te kurulmuştur. Mekri Megri olan ismi, 1914 senesinde şehit düşen Pilot Fethi Beyin ismine izâfeten Fethiye olarak değiştirilmiştir.
İlçe merkezi, Fethiye Körfezinin doğusunda, ovanın güneybatısında yer alır. İzmir-Muğla-Antalya karayolu doğusundan geçer. İl merkezine 130 km mesâfededir. İlin en büyük ilçesidir. Koyları, plajları, vâdileri, yaylaları ve ormanları çok güzeldir. Belediyesi 1875’te kurulmuştur.
Kavaklıdere: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 12.037 olup, bunun 3339’u ilçe merkezinde, 8698’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 9 köyü vardır. İlçe toprakları genelde dağlıktır. Doğu Menteşe Dağları topraklarını engebelendirir. Dağlar gür ormanlarla kaplıdır. Ekonomisi tarım ve ormancılığa dayalıdır. İlçe merkezi Dipsiz Çayının başlangıç kollarından olan bir derenin vâdisinde yer alır. Yatağan ilçesine bağlı bir bucakken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu. Belediyesi 1955’te kurulmuştur.
Köyceğiz: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 25.836 olup, 6406’sı ilçe merkezinde, 19.430’u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 28 köyü vardır. İlçe toprakları kuzeyinde yer alan Sandras Dağı ve Köyceğiz Ovası ile Dalaman Ovasının bir kısmından meydana gelir. Başlıca akarsuları Namnam ve Yuvarlak çayları olup Köyceğiz Gölüne dökülürler.
Ekonomisi tarım ve turizme dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri portakal, mandalina, pamuk, mısır, buğday, susam ve zeytin olup, ayrıca az miktarda arpa, baklagiller ve yerfıstığı yetiştirilir. Balıkçılık ve arıcılık ilçe ekonomisinde önemli yer tutar. Günlük ağaçlarından elde edilen Sığla yağı ihraç edilir. İlçe topraklarında krom ve magnezit yatakları vardır. Tarım makinaları üreten fabrika başlıca sanâyi kuruluşudur.
İlçe merkezi Köyceğiz Gölünün kıyısında kurulmuştur. Muğla-Fethiye karayolu ilçenin güneybatı kıyısından geçer. İl merkezine 58 km mesâfededir. Belediyesi 1885’te kurulmuştur.
Marmaris: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 41.840 olup, 16.361’i ilçe merkezinde, 25.479’u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 19, Bozburun bucağına bağlı 5 köyü vardır. Yüzölçümü 866 km2 olup, nüfus yoğunluğu 48’dir. İlçe toprakları orta yükseklikte engebeli arâziden meydana gelir. Üç tarafı denizlerle çevrilidir. Sâhillerinde irili ufaklı birçok ada vardır. Dağlar kızılçam ormanları ile kaplıdır.
Ekonomisi turizm ve tarıma dayalıdır. Uzun süren yaz mevsimi, uygun iklimi, zengin tabiî güzellikleri, yat limanları ile ülkemizin en önemli turizm merkezlerindendir. İlçede yetiştirilen başlıca tarım ürünleri turunçgiller, tahıl, zeytin, yerfıstığı, susam sebze ve meyvedir. Arıcılık gelişmiştir. Marmaris’in çam balı meşhurdur. Günlük ağaçlarından elde edilen sığla yağı ihraç edilir.
İlçe merkezi Cennet Adası ile Keçi ve Bedir adaları yanında bulunan bir koy’un kuzey kıyısında kurulmuştur. Yat turizmi açısından önem taşıyan bir limanı vardır. Limanından Rodos Adasına düzenli küçük feribot seferleri yapılır. Muğla-Datça karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 56 km mesâfededir. Kıyılarında birçok tâtil köyü ve sitesi, otel, motel, pansiyon ve yazlık ev vardır. Belediyesi 1879’da kurulmuştur.
Milas: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 98.710 olup, 28.741’i ilçe merkezinde, 69.969’u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 60, Günlük bucağına bağlı 5, Ören bucağına bağlı 17, Selimiye bucağına bağlı 24 köyü vardır. Yüzölçümü 2.167 km2 olup, nüfus yoğunluğu 46’dır. İlçe toprakları üç tarafı dağlarla kaplı düz bir arâziden meydana gelir. Kuzeyinde Beşparmak Dağları, batısında İlbir, güneydoğusunda Bencik ve Kavak dağları yer alır. Dağlardan kaynaklanan akarsular genelde yazın kurur. Bafa Gölünün doğu bölümü ilçe sınırları içinde kalır. Dağlar ormanlarla kaplıdır.
Ekonomisi tarım, ormancılık, turizm ve mâdenciliğe dayanır. Başlıca tarım ürünleri zeytin, buğday, çiğit, pamuk, arpa, mısır ve turunçgillerdir. Orman kıyısı köylerinde yaşayan halk, ormanlarda yapılan bakım ve kesim işlerinde çalışır. İlçe topraklarında demir, dolomit, diyasporit, linyit ve zımpara taşı yatakları vardır. Zımpara taşı ihraç edilir. Zeytinyağı, sabun, çırçır atölyeleri başlıca sanâyi kuruluşlarıdır. Tabiî güzellikleri ve târihî eserleri yönünden zengin olan ilçe kıyılarında çeşitli turistik tesisler vardır. Köylerde ev tezgahlarında halı ve kilim dokumacılığı yapılır.
İlçe merkezi Beşparmak Dağları eteklerinde kurulmuştur. İzmir-Muğla karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 67 km mesâfededir. Çok eski bir târihe sâhiptir. İlçe belediyesi 1870’te kurulmuştur.
Ortaca: 1990 sayımına göre toplam nüfuûsu 29.287 olup, 12.109’u ilçe merkezinde, 17.178’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 19 köyü vardır. İlçe toprakları dalgalı düzlüklerden meydana gelir. Doğusunda Boncuk Dağı yer alır. Başlıca akarsuyu Dalaman Çayıdır.
Ekonomisi tarım ve turizme dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri portakal, mandalina, pamuk, mısır, buğday, susam ve zeytindir. Arıcılık gelişmiştir. Günlük ağacından elde edilen sığla yağı ihraç edilir.
İlçe merkezi, Dalaman Çayı kıyısında kurulmuştur. Köyceğiz’e bağlı bir bucakken 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu. Belediyesi 1960’da kurulmuştur.
Ula: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 19.978 olup, 5185’i ilçe merkezinde, 14.793’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 15 köyü vardır. Yüzölçümü 407 km2 olup, nüfus yoğunluğu 49’dur. İlçe toprakları, orta yükseklikteki dağlarla engebelenmiş arâziden meydana gelir. Kuzey ve doğusunda Oyuklu Dağı, batısında Kıran Dağları yer alır. Başlıca akarsuyu Namnam Çayıdır. İlçe topraklarının bir bölümü kızılçam ormanları ile kaplıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri, buğday, mısır, portakal olup ayrıca az miktarda mandalina, zeytin, susam, pamuk, yerfıstığı, sebze ve meyve yetiştirilir. Hayvancılık ve arıcılık gelişmiştir. En çok sığır ve koyun beslenir. Kıyılarında kamu ve özel kesime âit birçok dinlenme tesisleri vardır.
“İlçe merkezi, Muğla Ovasında, kıyıdan iç kısımda kurulmuştur. Muğla-Fethiye karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 15 km mesâfededir. Ahşap ve taş karışımı çok orijinal evleri meşhurdur. Belediyesi 1895’te kurulmuştur.
Yatağan: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 42.376 olup, 11.890’ı ilçe merkezinde, 30.486’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 29, Turgut bucağına bağlı 10 köyü vardır. İlçe toprakları dağlık kesimde yer alır. Dağlar akarsu vâdileriyle derin bir şekilde parçalanmıştır. Doğusunda oyluk Dağı, batısında Bencik Dağı, yer alır. Başlıca akarsuyu Dipsiz Çayıdır. İlçe topraklarının büyük kesimi kızıl çam ormanları ile kaplıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri, buğday, mısır, zeytin, tütün ve arpa olup, ayrıca az miktarda sebze, meyve, susam ve yerfıstığı yetiştirilir. Sığır besiciliği, tavukçuluk ve arıcılık yapılır. Orman kıyısındaki köylerde yaşıyanlar ormancılık işlerinde çalışırlar. Kızılçam ormanlarında bir miktar reçine üretilir. İlçe topraklarında alüminyum, linyit ve zımpara taşı yatakları vardır. Çıkarılan linyit, Yatağan Termik Santralinde kullanılır. Süt ürünleri, zeytinyağı ve yem fabrikaları başlıca sanâyi kuruluşlarıdır. Köylerde ev tezgahlarında kilim ve halı dokumacılığı yapılır.
İlçe merkezi Dipsiz Çayı Vâdisinde kurulmuştur. Eski ismi Ahi Köyüdür. Aydın-Muğla karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 29 km mesâfededir. İlçe belediyesi 1944’te kurulmuştur.
Târihî Eserler ve Turistik Yerleri
Muğla Türkiye’nin en güzel, yabancı ve yerli turistlerin en çok rağbet ettiği gelişmiş turizm merkezlerinden biridir. Târihin en eski şehirlerinden biri olan Muğla’da eski devirlerden, Selçuklu ve Osmanlılardan kalan pekçok eser vardır.
Ulu Câmi: Menteşeoğullarından İbrâhim Bey tarafından 1344’de yaptırılmış olup, en eski Türk eserlerindendir. Çeşitli zamanlarda yapılan tâmirler yüzünden orijinalliğini kaybetmiştir. Muğla’nın en büyük câmisidir.
Kurşunlu Câmii: Esseyyid Şucâeddîn tarafından 1494’te yaptırılmıştır. 1853’te gördüğü tâmir sırasında kubbesi kurşunla kaplanınca, Kurşunlu Câmi diye meşhur oldu.
Şeyh Câmii: Şeyh Bedreddîn tarafından 1565’te yaptırılmıştır. Minâresi 1806’da eklenmiştir. Çeşitli zamanlarda tâmir görmüştür. Şeyh Bedreddîn mezarı câminin hazîresindedir.
Pazaryeri Câmii: Bartıkoğlu Hacı Ahmed Ağa tarafından 1843’te yaptırılmıştır. Minâresiz olarak yapılan câmiye, minâre 1866’da Köseoğlu Hacı Mehmed Ağa tarafından eklenmiştir.
Saburhâne Câmii: Saburhâne Dergâhının yerine Tavaslıoğlu Hacı Osman Ağa tarafından 1848’de yaptırılmıştır.
Şâhidî Câmii: Şeyh Seyyid Kemâleddîn adına 1390 senesinde yaptırılmıştır. Yanında bir tekkesi vardır. Çeşetli zamanlarda tâmir görmüştür. Bahçesinde, câmiye adını veren Mevlevî şeyhi Şâhidî’nin ve başka din büyüklerinin mezarları vardır.
Mustafa Paşa Câmii: Bodrum ilçesinde kalenin karşısındadır. Kızılhisarlı Mustafa Paşa tarafından 1723’te yaptırılmıştır.
Tepecik Câmii: Bodrum ilçesinde 1735’te Hasan Ağa tarafından yaptırılmıştır. Birinci Dünyâ Savaşında yıkılan kubbe daha sonra tâmir ettirilmiştir.
Hacı İlyas Câmii: Milas’ta Orhan Bey tarafından 1330’da yaptırılmıştır. İlyas mahallesindedir. Dikdörtgen plânlı olup çatısı kiremitle kaplıdır.
Ulu Câmi: Milas ilçesinin en büyük câmisidir. Ahmed Gâzi tarafından 1378’de yaptırılmıştır. Minâresi sonradan eklenmiş olup 33 basamaklı açık merdiven şeklindedir.
Firuz Bey Câmii: Milas ilçesinde Menteşe vâlisi Hoca Firuz Bey tarafından 1394’te yaptırılmıştır. İlk devir Osmanlı mîmârisinin güzel örneklerinden biridir. Gök Câmii de denir. Kapısı oymalı ve taş kakmalıdır. Beş kubbelidir. Minâresi, açık minâre türündendir.
Ağa Câmii: Milas’ın, Toptaşı Tepesinin batısındadır. Hacı Abdülazîz Ağa tarafından 1737’de yaptırılmıştır. Dikdörtgen plânlıdır. Minâresi 1886’da yapılmıştır.
Ahmed Gâzi Medresesi: Milas ilçesinde 1375’te Ahmed Gâzi tarafından yaptırılmıştır. Yanında Ahmed Gâzinin türbesi vardır. Avlu çevresinde dizilmiş olan medrese odaları küçük ve boştur.
Şemsiana Türbesi: Muğla’nın Saburhâne mahallesindedir. Birkaç kere kaldırılmak istendiyse de muvaffak olunamadı. Şemsiana, Muğla ilinin içme suyunu getirmiş olmasıyla meşhur olmuştur.
Hamursuz Dede Türbesi: Türbede 1380-1450 senelerinde yaşayan Hamursuz Dede isimli bir zât medfundur. Aynı isimle anılan bir tepenin üzerindedir.Rivâyete göre Kurbazâde Medresesi mutfağında hamur işlerine baktığı ve hamura maya katmadığı için Hamursuz lakabıyla meşhur olmuştur.
Sarıana Türbesi: Marmaris’te Güllük’e giden yol üzerindedir. Sarıana kerâmet göstererek Kânûnî Sultan Süleymân Hana Rodos’un feth edileceğini müjdelemiş; ineğiyle de ordunun süt ihtiyacını karşılamıştır.
Beçin Kalesi: Muğla yakınlarında olup, Bizans kalıntıları üzerine Menteşeoğulları tarafından yaptırılmıştır. Önemli bir merkez olup, Menteşeoğulları beyleri Beçin’de otururlardı. Kalede Medrese, Menteşeoğlu Gâzi Ahmed Beyin türbesi ve hamamı vardır.
Bodrum Kalesi: Roma katolik kilisesine bağlı Rodos şövalyeleri tarafından on beşinci asırda havari Petrus adına yapılmıştır. Kalenin dört burcu ayrı ülkelerce inşâ edilmiştir. En büyük (aslanlı) kuleyi İngilizler, en yüksek yerdekini İspanyollar yaptırmıştır. Kale duvarları Hıristiyanlarca kutsal sayılan kişilerin kabartmaları ile Lâtince ve Yunanca yazılarla ve Rodos şövalyeleri armaları ile süslenmiştir. Kale daha önce zelzelede yıkılan Bodrum (Halikarnas) mozalesinin taşları ile yapılmıştır. Bu kale Cumhûriyet döneminde onarılmış ve bir kısmı müze haline getirilmiştir. Asma köprülü 5 kapısı, 3 kulesi ve 3 kat suru vardır. Osmanlılar kaleyi hapishâne olarak kullanmışlardır. Bodrum açıklarında Yassıada civârında deniz altından özellikle Fenike gemisinden çıkarılan eserler bu kalede toplanmıştır.
Kalenin Osmanlı döneminde câmiye çevrilen kilisesi 1965’te su altı müzesine çevrilmiştir. Bodrum Limanında 40 m derinlikle 400 sene önce batan Osmanlı ticâret gemisi çıkarılma çalışmaları devam etmektedir.
Keramos Kalesi: Muğla’nın 64 km güneydoğusunda Keramos’ta eski çağlardan kalma bir kaledir.
Marmaris Kalesi: On altıncı asırda Kânûnî Sultan Süleyman Han koydaki yarımada üzerine yaptırmıştır.
Mozule Anıtı (Mausoleum): Dünyânın yedi harikasından biri sayılan bu anıt Bodrum’dadır. M.S. 353 senesinde Karia Kralı Mausales adına yaptırılmıştır. Anıtkabirdir. Burada 19. asırda kazı yapan İngilizler, bulunan heykelleri British Museum’a götürmüşlerdir. Anıtın yalnız yeri, temelleri ve bâzı kabartmalı sütunlar kalmıştır. Londra’daki müzede bulunan bu anıt 44 metre yükseklikte, beyaz mermerden 24 ayak merdivenle çıkılan yuvarlak bir kaideye oturmuş ve zamanla zelzeleden yıkılmıştı.
Tiyatro: Mozulenin karşısında Göktepe denilen yerdedir.
Ayrıca Agora, Mars Tapınağı ve Kilise Bodrum’daki eski eserlerden başlıcalarıdır.
Myndos Şehri Harâbeleri: Bodrum’a 23 km uzaklıkta bulunan Gümüşlik’tedir.
Knidos Şehri Harâbeleri: Datça’nın batısında M.Ö. 7. asırda Dorlar tarafından kurulmuştur. Burada bulunan Démeter Tapınağının mühim kısmı Londra’da British Museum’dadır. Bu harâbelerde tiyatro, surlar ve çeşitli yıkıntılar vardır. Cumal ve Kargı kiliseleri Bizanslılardan kalmadır. Tekir burnundadır. Birbirine bağlı iki şehirden meydana gelmiştir. Miken, İskender, Roma ve Bizans devrinde Afrodisias mezhebinin merkezi olmuştur. Altıncı asırda İslâm levendleri şehri bir ara ele geçirmiştir. 1856-1858’de İngiliz arkeologları kazılarda bulduğu heykel, kandil ve paraları Londra’daki British Museum’a kaçırmışlardır. Büyük tiyatronun mermer taşlarını ise Mısır Valisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa; Kahire’deki sarayının inşâatında kullanmıştır. Dolmabahçe Sarayındaki bâzı mermerler buradan gelmiştir. Aslanlı anıt Londra’daki müzeye kaçırılmıştır. Bu şehirde yirmi bin ve on bin kişilik tiyatro, pembe tapınak, kâinat tapınağı, Akropol, Nekropol (mezar odaları) başlıca eserlerdir.
Amos Şehri Harâbeleri: Marmaris yakınlarında M.Ö. 5. asırda kurulan ve korsanların barındığı bir şehirdi.
Telmessos Şehri Harâbeleri: Fethiye yakınlarında Lidyalıların kurduğu bir liman şehridir. Kakasbos Tapınağı, Aminta, Anıt kabri, kayalara oyulmuş Lidya mezarları, su kemerleri, sarnıçlar ve kale başlıca kalıntılardır. Amintas Kuyu Mezarı Makedonya Kralı İskender’in komutanlarından Amintas için M.Ö. 4. asırda yapılmıştır.
Caunus Şehri Harâbeleri: Köyceğiz’in güneyinde Dalyan köyünde eski bir şehir kalıntılarıdır. Yirmi bin kişilik tiyatro, su kemerleri, kayalara oyulmuş mezarlar, saray ve surların harâbeleri bulunmaktadır. M.Ö. 4. asırda Giritliler tarafından yapılmış, Karia liman şehridir. İskender, Pers, Roma ve Bizans devirlerini yaşamıştır.
Ören Harâbeleri: Eski çağlara âit bir şehir harâbeleridir. Milas yakınında deniz kenarındadır. Eski Keranos şehri kalıntılarıdır.
Patara Harâbeleri: Eski çağlara âit bir şehir harabeleridir. Lidya şehridir.
Labranda Harâbeleri: Eski çağlara âit bir şehrin kalıntılarıdır. Milas’a 10 km mesâfede Kargacık köyü yakınındadır. Karia’nın en eski şehirlerindendir. M.Ö. 4. asırda kurulmuştur. İki giriş kapısı, tapınak, tepede kale ve oda mezarlar başlıca kalıntılardır.
Pınara (Minare Köyü) Harâbeleri: Eski çağlara âit bir şehir kalıntısıdır. Lidya şehirlerinin en önemlisiydi. Tiyatrosu ve 2500 kaya mezarı ile mağaralar vardır.
Kınık (Ksantos) Harâbeleri: Eski çağlara âit bir şehir kalıntısıdır. Lidya medeniyetinin önemli şehirlerindendi.
Ayaklı Köyü Harâbeleri: Milas-Selimiye yolu üzerindeki Ayaklı köyü eski çağlarda bir Karya şehriydi. Romalılara âit Evromos Tapınağı buradadır.
Kapıkırık Köyü Harâbeleri: Milas civârındaki bu köyde Heraklea şehri bulunuyordu. Bizans’tan kalma manastır, eski çağlara âit tiyatro ve şehir kalıntıları mevcuttur. Bafa Gölü kuzeydoğusundadır. M.Ö. 5. asırda Lamos Körfezinde kurulu bir liman şehridir. Piskoposluk merkezi idi. Menderes’in getirdiği alüvyonlarla denizden uzakta kalmıştır. Şehri kuşatan yüksek surlar, Dor üslûbu Athena Tapınağı, Agora (çarşı), konsey binâsı(buleutrion), Roma Hamamı, Endymior Tapınağı, kale ve kale kalıntıları vardır.
Kedreia Harâbeleri: Marmaris’in 18 km kuzeyinde Kerme Körfezinde Sedre Adası üzerindedir. Karia bölgesinin küçük bir şehriydi. Kıyı surları. Roma Tapınağı (Bizanslılar kiliseye çevirmiştir), at nalı şeklinde tiyatro, sarnıçlar, tersâne, Roma Metropolü günümüze gelen kalıntılardır.
Bargylia Harâbeleri: Günlük’ün 6 km güneydoğusunda Kemikler köyü yakınındadır. İkitepe üzerinde kurulan bir Karia şehridir. Tapınak, tiyatro, surlar, odeon, kapaklı uzuntaş, lahitler vardır.
Uydai Harâbeleri: Karaoğlan Dağı eteğinde Milas’a 7 km mesâfede Damlıboğaz köyündedir. Karia şehridir. M.Ö. 6. asırda kurulmuştur. 2,5 m yükseklikte surlar, Apollon ve Artemis tapınakları, lahitle, 41 kalker mezar vardır.
İasos: Güllük Koyunda Asun Kurin köyündedir. M.Ö. beşinci asırda kurulmuştur. Karia şehridir. Piskoposluk merkeziydi. Sarnıçlı kale, 21 basamaklı tiyatro, kabartmalı sütunlar, mezar odalar, agora ve ana kapı günümüze gelen kalıntılardır.
Strantonikeia Harâbeleri: Yatağan’a 8 km mesâfede Eskihisar köyündedir. M.Ö. 218’de Suriye KralıAntiokos karısının ismini vermiştir. Açık hava müzesinde kale, saray kapısı, çiçekli sütunlar, tiyatro sergilenir.
Tios-Doger Harâbeleri: Fethiye’ye 25 km mesâfede Döğer bucağındadır. Kabartmalı mezarlar ve sur kalıntıları vardır.
Üzümlü Harâbeleri: Kadyanda şehrinin harâbelerinden kabartma resimlerle süslü mağaralar, tiyatro, büyük ev sarnıçları, Lidya dilinde yazılmış anıt vardır.
Sidima (Dodurga) Harâbeleri: Eski Sidima şehri harâbeleri, Dodurga köyündedir. Beyaz mermerden yapılmış kitâbeli mezarlar vardır.
Lidya Kaya Mezarları(Amintas Anıtı): Fethiye civarında kayalara oyulmuş mezarlardır. Dördüncü asırda yapılmıştır. Ayrıca Roma ve Bizans devrine âit kaya mezarlar da vardır.
Leton Tapınağı: Fethiye yakınlarında Lidya Kralı Sarpedor adına M.Ö. 4. asırda yapılmıştır. Zeus Tapınağı: Milâs’ta M.S. 2. asırda yapılmıştır. Augustos Tapınağı: Milas’ta M.S. 1. asırda yapılmıştır.
Gümüşkesen Anıtı (mezarı): Milas’tadır. Korent başlıklı sütunlarla süslü Roma mezarıdır. M.Ö. 1. asırda yapılmıştır. Piramit biçimli bir çatıyla örtülüdür. Tavanı geometrik şekiller ve çiçek motifleriyle süslüdür. Çatıyı tutan 12 sütun korent başlıklıdır. Baltalıkapı: Milas’tadır. Karyalılardan kalmadır. Sinuri Tapınağı: Milas yakınlarında Kalınağıl’dadır. M.Ö. 6. asırda yapılmıştır. Karyalıların taptıklarıSinuri için yapılmıştır. Aynı yerde bir kulenin yıkıntısı vardır. Bizanslılar bu tapınağı kiliseye çevirmişlerdir.
Akköprü: M.S. 3. asırda Romalılar tarafından yapılmıştır. Köyceğiz’e 33 km mesâfede 30 m yükseklikte 50 m uzunlukta târihî bir köprüdür. Ege’yi Akdeniz’e bağlayan tek köprüdür.
Müzeler:
Bodrum Müzesi: Dünyânın en zengin sualtı eserleri bulunan bu müzede. Karyalılara âit zengin eserler de vardır. Müze Miken Salonu, Sualtı eserleri Bölümü ve Karya Salonu olarak üç bölümden ibârettir. Fethiye Arkeolojik Müzesi: Bu müzede Lidya, Roma Bizans ve Osmanlı devrine âit eserler sergilenir. Milas Müzesi: Eski eserler sergilenir. Letoun Müzesi.
Mesire yerleri:
Muğla ilinin Akdeniz ve Ege denizlerinde 1114 km uzunlukta kıyısı vardır.ÊBu kıyılar dünyânın en girintili ve çıkıntılı kıyıları olup, dantel veya oya gibi işlenmiş olan bu kıyılarda irili ufaklı yüzlerce koy, körfez, burun, adacık ve Bodrum, Fethiye, Marmaris ve Güllük limanları bulunur. Muğla tabiî güzellikler bakımından en güzel illerimizden biridir. Sayılamayacak kadar tabiî güzelliklerinden bâzıları şunlardır:
Günlük Ormanları: Fethiye ileMarmaris arasında “günlük” ağaçlarından meyana gelen bu ormanın dünyada diğer bir eşi Kaliforniya’da olup, Türkiye’dekiler dünyânın en güzelidir. Bu ormanlarda dolaşmak zevkli ve sıhhata faydalıdır. Çok güzel kokan “günlük” ağaçlarından elde edilen sığla yağı ilâç ve parfüm sanâyiinde kullanılır.
Ula Kapuzu: Ula ilçesinin 2 km yakınında 500 m yükseklikte bir tepedir. Buradan deniz ufkunun ve bilhassa akşam güneşinin batışının (gurubun) seyrine doyum olmaz.
Sakar Tepesi: Muğla-Marmaris yolu üzerinde Muğla’ya 18 km mesâfededir. 550 m yükseklikteki bu tepeden Gökova Körfezinin, yemyeşil ormanın, masmavi denizin, kenarları okaliptüs ağaçları ile süslü kıvrım kıvrım akan derelerin, çiçek dolu yamaçların, çayırların ve köylerin manzarası târif edilemeyecek kadar güzeldir. Bu manzaraları seyredenler hayran kalmaktadır.
Gökova Körfezi: Dünyâda bir eşi bulunmayan bu körfezin kıyıları orman ve meyve bahçeleri ile sanki dantel gibi örülmüştür. Kıyıları, yusyuvarlak ve pembe kumlarla kaplı kumsalları, güzel adacıkları ve fevkalâde güzel manzarası ile Muğla’nın ve dünyânın en güzel köşelerinden biridir. Kadral Adası ayrıca kendine has güzelliğe sâhiptir.
Ölü Deniz Belceğiz: Fethiye’ye 12 km mesâfede kuytu ve gizli bir liman özelliğindedir. Gemiler için emin bir sığınaktır. Kenarları şahane bir dinlenme yeridir. Deniz berraktır. 45 metre derinlikteki dip çok net olarak görülür. Deniz avcılığı için müsâittir. Yatların ölü denize girmesi yasaktır. Bu tedbir burasının kirlenmesini önlemek içindir. Ölü Denizin güzelliğini anlatacak kelime bulmak zordur. Bu kapalı koyda mavinin yeşile, yeşilin kum beyazına dönüştüğü sular, denizin içine kadar inen çamlar insanda garip hisler meydana getirir.
Kelebekler Vâdisi: Kıdırak Plaj Parkının güneyinde, Kötürümsu Koyunun iç kısmındadır. Vâdide bahar aylarında rengârenk binlerce kelebek görülür.
Gedova Adası: Köyceğiz Gölünün ortasında ormanlarla kaplı bir adadır. Küçük iskelesi, plaj ve bungalov tipi evleriyle güzel bir dinlenme yeridir.
Dalyan: Köyceğiz Gölünü denize bağlayan tabiî kanalın orta kısmındadır. İskele, gazino ve lokantası vardır. Yakınında târihî harâbeler, kanalın denize döküldüğü yerde Gökbeli ismi verilen yerde 100 m genişliğinde kumsal vardır. Kumsalın yanından yükselen dağların ve kıyıların manzarası çok güzeldir.
Gümbet: Bodrum’a 2 km mesâfededir. Plajın kumu çok incedir. Su sığdır.
Karaağa: Bodrum Limanına 5 km mesâfededir. Fok Mağarası ve Güzellik Ilıcası meşhurdur. Fok Mağarası romatizma hastalığına iyi gelir.
Bardakçı Köyü: Bodrum yakınındadır. Küçük bir plajı tatlı bir su kaynağı vardır. Mitolojilerde geçen Salmakis Çeşmesinden akan su budur.
Kara Toprak: Turgut Reis veya Karabağ diye de bilinir. Bodrum’a 22 km mesâfededir. Plajı ince kumludur. Kamp ve mesire yeridir. Turgut Reis’in doğduğu yerdir. Anıtı vardır.
Gümüşlük: Bodrum’a 24 km mesâfededir.
Demir: Torba kıyılarının yanında İkiz Adaların karşısında deniz ve kumu nefis bir koydur.
Torba Kıyıları: Bodrum’a 9 km mesâfededir. Balçık Koyu adı verilen bu yer balık avcılığı için çok uygundur.
Paşalimanı: Volkanik bir bölge olan bu yerden limana bakılınca, çevredeki adalarla burasının sulara gömülmüş bir krater ağzını andırdığı görülür.
Bodrum: Sayısız tabiî güzellikleri bünyesinde taşıyan bir ilçedir. Her yeri eşsiz güzelliklerle oya gibi işlenmiş kıyıları tabiî kumsallarla doludur.
Marmaris: Âdeta bir dantel gibi işlenmiş koyların süslediği Marmaris çok güzel bir ilçedir. Dünyâda eşi sâdece Kaliforniya’da bulunan “Günlük Ormanı” bu ilçededir. Denizaltı avcılığı, balıkçılık ve kara avcılığı çok zengindir. Sâhillerinde laos, mercan, barbunya, lüfer ve trançabalığı avlanır. Kara avcılığı ise tavşan, dağkeçisi, ayı, keklik ve çeşitli kuşlar bakımından zengindir. Ege’nin Akdeniz adalarından turist gelen (uğrak kapısı) olan Marmaris’in her yanı deniz, yeşillik ve kumsallarla örtülüdür. Amos Bahçealtı: Marmaris’e 7 deniz mili mesâfededir. Karadan gitmek zordur. Rodos Şövalyelerinden kalma kale kalıntısı vardır. Günnücek Piknik yeri: Marmaris’e 2 km mesâfededir. Millî parktır. Günlük ağaçları ile süslüdür. Turunç: Marmaris’e 5 km mesâfede bir mesire ve deniz sporlarının yapıldığı yerdir. Aktaş: Piknik ve kamp yeridir. Marmaris’e 3 km mesâfededir. Gölenye Piknik Yeri: Marmaris’e 7 km mesâfededir. Yolu düzgündür. Ordugâh: Marmaris’e 4 km mesâfede güzel bir yerdir. Alkaya Mağarası: Marmaris yakınındadır. Görülmeye değer bir yerdir.
Milas: Bafa Gölü krater ve göller ile Güllük Plajı sakin ve şahane manzaralı bir yerdir. Turistik tesisleri vardır. Ören Plajı balıkçılığı ile meşhurdur.
Datça: İlçe bir yarımadanın ortasındadır. İlçede 5 dönümlük belediye parkı, parkın etrafında Roma devri eserleri vardır. Burgaz, Gebekum, Karaincir, Palamut, Tekir ve Kargı dinlenme yerleridir.
Gökova: Muğla-Marmaris yolu üzerinde Muğla’ya 30 km, Ula’ya 19 km, Marmaris’e 25 km mesâfededir. Gökova ve Sakar virajının manzarası çok şahanedir. Ayrıca Sedir Adası, Turnalı Koyu, Akbük Mal Deresi, Gelibolu Bük mesire yerleridir. Denizi ve kumu güzel olan bu koylar deniz avcılığına çok müsâittir.
Fethiye: Dağların denize kadar sokulduğu, çok güzel manzaralı kumsalların uzadığı Fethiye civarında 19 antik şehir harâbesi vardır.
Dağ, deniz, orman ve kumsalların kucaklaştığı Fethiye her yanı eşsiz tabiî güzelliklerle doludur. Körfezde irili ufaklı 14 ada vardır.
Şövalye Adası: İç körfezin ortasındadır. Turistik tesisleri vardır. Tersane ve Kızılada kamp piknik ve dinlenme yerleridir. Çalış Burnu: Fethiye’ye 6 km mesâfededir. Tabiî plajı 10 km’dir. Dirlik: Güzel bir kamp yeridir. Kadyanda (Üzümlü): Fethiye’ye 22 km mesâfede dinlenme ve mesire yeridir. Küçük Kargı: Fethiye-Muğla yolu üzerindedir. Tatlı içme suyu vardır. Fethiye’ye 21 km mesâfededir. Göçek Körfezi: Birçok adayla süslü olan bu körfez aynı zamanda krom ve manganez ihraç edilen bir limandır. Katrancı Koyu-Çamlıköy: Fethiye’ye 19 km uzaklıktadır. Kamp kurmak isteyen turistlerin tercih ettiği yerdir. Kumluova-Karadere: Fethiye’ye 75 km mesâfededir. Suyu ılık ve sığdır. Başlıca mesire yerleri; Dont ve Seki yaylaları, Değirmenbaşı, Karapınar, Çırpı (Aksızlar), Samanlık, Boncuklu, Deliktaş Koyu, Karaçulha, Eldirek, Patlangıç, Zorlar, Kayabaşı, Doğanlar, Bekçiler, Çaltılar, Çobanisa, Ceylan, Temel köydür.
Köyceğiz: 20-35 km’lik bir çevre içinde denizi, gölü, ormanları, dağları ve yaylaları iç içedir. Her çeşit spora ve dinlenmeye müsâittir. Dalyanı, gölüyle Köyceğiz eşsiz, bir sayfiye yeridir. Gölle deniz arasındaki dere (boğaz) balık bakımından çok zengindir. Türkiye’nin en iyi balık yumurtaları buradan elde edilir.
Sultaniye Köyü: Köyceğiz yakınındadır. Fevkalade göl plajları, şifâlı kaplıcaları ile tanınmıştır. Ağa Köyü: 800 m yüksekte ormanlarla çevrili güzel bir yerdir. Köyceğiz Gölü: 55 km2lik bir yüzölçümü vardır. Denizden 10 m yüksektedir. Çok dar bir boğazla Akdeniz’e bağlanır. Med ve cezirden faydalanarak balık avlanır. Kefal, levrek, çipura, pisi ve sazanbalığı yakalanır.
Befa Gölü: Balık bakımından zengin olduğu gibi güzel bir mesire yeridir. Yamaçları zeytin ağaçları, eflatun ve pembe renkli zakkum çiçekleri ve katır tırnakları etrafını süsler.
Kaplıca ve içmeler:
Muğla ili, şifâlı su kaynakları bakımından zengin sayılır. Fakat bu suların bir bölümünde yeterli kaynak yoktur. Bâzıları şunlardır:
Karaada Mâden Suyu: Bodrum sâhilinin sol tarafında Karaada’nın karşısındadır. Tedâvi ve konaklama tesisleri vardır. Kaplıcanın suyu banyo olarak; romatizmal hastalıklara, kırık-çıkıklardan sonraki mafsal yapışıklıklarına, kronik iltihaplı hastalıklara, kadın hastalıklarına, nefrit hastalıklarına faydalıdır.
Gebeler Ilıcası: Fethiye ilçesine 35 km uzaklıkta Gebeler köyündedir. Tedâvi ve konaklama tesisleri iptidai olup, gelenler çadır ve çardaklarda kalırlar. Kaplıcanın suyu içme olarak mîde-barsak, karaciğer ve safra kesesi hastalıklarına; banyosu ise her türlü romatizmal ağrılara, nefrit ve deri hastalıklarına iyi gelir.
Sultaniye Kaplıcası: Köyceğiz Gölü kıyısındadır. Tedâvi ve konaklama tesisleri mevcut olan kaplıcanın suyu, içme olarak karaciğer, safra yolları ve barsak hastalıklarına, rûhî ve bedenî yorgunlukların giderilmesinde faydalıdır.
Bozhöyük Kaplıcası: Yatağan’a 6 km uzaklıkta Bozyakası köyündedir. Tesisleri mevcuttur. Kaplıcanın suyu; mîde, karaciğer, safra kesesi hastalıklarına, taşlı taşsız kronik kolesistike faydalıdır.
Kaynak
Rehber Ansiklopedisi
Eskişehir Hakkında Bilgiler
ESKİŞEHİR
En hızlı kalkınan illerimizden biri. 29°58’ ve 32°04’ doğu boylamları ile 39°06’ ve 40°09’ kuzey enlemleri arasında kalan il toprakları, Ankara, Afyonkarahisar, Kütahya, Bilecik ve Bolu illeri ile çevrilidir. Topraklarının büyük kısmı İç Anadolu bölgesinde kalmasına rağmen, Seyitgâzi ilçesinde küçük bir alanı, Sarıcakaya ilçesinin tamamı, Merkez ve Mihalıççık ilçelerinin bir bölümü Karadeniz bölgesinde kalır. Trafik numarası 26’dır.
İsminin Menşei
Osmanlı Devletinin ilk kuruluş yıllarında büyük değer ve öneme sâhib olan bu şehre “Sultanönü” ismi verilmiştir. Bilâhare değerini kaybeden şehir, terk edilmiş görünümü almış ve eski şaşaalı günlerini özleyen halk bu şehre “Eskişehir” demeğe başlamıştır. Asıl ismi olan “Sultanönü” unutulmuştur. Frigyalılar zamânında kurulan târihî “Dorylaion” harâbelerine bakarak bu şehre “Eskişehir” denildiği de kuvvetli rivâyetler arasındadır.
Târihi
Üzerinde asırlarca kanlı ve çok önemli savaşların cereyan ettiği Eskişehir’in bilinen târihi Hititlere dayanır. Hititler zamânında bu bölgeye “Masa” denirdi. Hititlerden sonra Frigyalalılar bölgeye hâkim oldular. Başkentleri Gordion (Polatlı civârı) bu bölgeye yakın olduğundan, krallığın önemli bir bölgesiydi. Eskişehir’in eski ismi “Dorylaion” olup, Frigyalılar zamânında Eretrialı Doryleos tarafından kurulmuştur. Frigyalılardan sonra Lidyalılar bölgeye hâkim olmuşlardır. M.Ö. 6. asırda Persler, Lidya Devletini yıkarak topraklarını istilâ etiler. M.Ö. 4. asırda Makedonya Kralı İskender Persleri yenerek Anadolu’yu işgâl etti. Makedonya İmparatorluğu İskender’in ölümü üzerine komutanları arasında taksim edildi. Porsuk Çayının kuzeyinde Bitinya ve güneyinde Galatya krallıkları kuruldu. M.Ö. 1. asırda Roma İmparatorluğu bu bölgeyi ilhak etti.
M.S. 395 Roma İmparatorluğu ikiye bölününce, bütün Anadolu gibi bu bölge de Doğu Roma (Bizans) payına düştü. Bizans imparatorlarından bâzıları Eskişehir’de oturdular. Bizans’ın kuvvetli bir askerî üssü hâline geldi. Sâsânîler, İstanbul ve Üsküdar önlerine giderken buradan geçtiler. 708 senesinde Emevî kumandanı Abbâs İbnü’l-Velid Eskişehir’i fethetti. Abbâsîler devrinde ise Hasan ibni Kahtaba 778’de Eskişehir önlerine kadar geldi. Araplar Dorylaion’a “Durûlîye” dediler.
1071 Malazgirt Zaferinden az sonra Anadolu Fâtihi ve Anadolu’da Türkiye devletinin kurucusu Selçuklu Kutalmışoğlu Birinci Süleymân Şah’ın başkumandanlığı altındaki Türk orduları Eskişehir’i fethettiler. Birinci Haçlı Seferinin en büyük ve en kanlı meydan muhârebesi Eskişehir ovasındaki Porsuk civârında cereyân etmiştir. “Dorylaion” (Eskişehir) (Porsuk) Meydan Muhârebesi olarak târihe geçen bu savaşta, Kılıç Arslan emrindeki Türk ordusu, Haçlı ordusunu hezîmete uğrattı. Selçuklu, Osmanlı ve Türkiye Cumhûriyetinin varoluşunun kökleri Alparslan’ın Malazgirt ve Kılıç Arslan’ın, Sultan Mes’ûd’un Eskişehir zaferlerine dayanır.
1175’te Bizans İmparatoru Manuel Kommenos Eskişehir’i işgâl etti. Ertesi sene Birinci Mes’ûd’un oğlu İkinci Kılıç Arslan, Bizans imparatorunu Miryakefalon (Karamukbeli) Meydan Muhârebesinde yenerek Eskişehir’i geri aldı. On üçüncü asır başlarında Eskişehir Bizans sınırında bir “uç” olarak bulunuyordu. Ertuğrul Gâzi ve oğlu Osman Gâzi uç beyi idiler. 1289’da Eskişehir-Bilecik- Kütahya vilâyetlerinin kesiştiği bölge, Osmanoğullarının elindeydi. Orhan Gâzi, Eskişehir’in bütün topraklarını Osmanlı Devletine kattı. Osmanlılar, şehrin kendisine Eskişehir derken, civârındaki topraklara “Sultanönü” dediler.
Sultanönü; merkezi Kütahya’da olan (1451’den önce Ankara) Anadolu Beylerbeyliği eyâletinin 14 sancağından biriydi. On dokuzuncu asır başlarında geriledi ve kasaba hâline geldi. Yirminci asır başlarında ise Hüdâvendigâr (Bursa) eyâletinin Kütahya sancağına bağlı 5 kazâdan birinin merkeziydi. On dokuzuncu asrın sonlarında Eskişehir’den demiryolu geçince, yeniden gelişmeye başladı. 1894’te Eskişehir’de 17 câmi, 3 medrese, 4 tekke, 25 han, 700 dükkan ve 2 kervansaray vardı. Rum, Ermeni gibi gayri müslim halk sayısı sâdece 2000 idi. 20 Temmuz 1921 ile 2 Eylül 1922 arasında 1 sene 1 ay 13 gün Yunan işgâlinde kaldı. Yunanlılar Eskişehir’den kaçarken en az yarısını yıktılar, yaktılar ve harâbe hâlinde terk ettiler. Cumhûriyet devrinde sancaklara (mutasarrıflıklara) “vilâyet-il” denilince, Eskişehir il olmuştur. Cumhûriyet devrinde en hızlı gelişen şehir Eskişehir’dir denilebilir. Demiryolu ve karayolu kavşağı olması, sanâyi tesisleri, uçak ve demiryolu fabrikası ve Anadolu’nun en büyük askerî hava meydanına sâhib olması, Eskişehir’in gelişmesinde mühim rol oynamıştır.
Fizikî Yapı
Eskişehir topraklarının yarısı plato, % 22’si dağlar ve % 26’sı ovalardan ibârettir.
Dağları: Eskişehir topraklarındaki dağlar orta derecede yüksek dağlar olup, 2000 metrenin altındadırlar. Başlıca dağları Türkmenbaba Tepesi (1354 m), Kızıldağ (1818 m), Çal Dağı (1690 m), Arayit Dağı (1819 m), Bozdağ (1534 m), Kırgız Dağı (1302 m), Sündiken Dağı (1770 m), ilin en yüksek Dağı olan Türkmen Dağı (1826 m)dır. Dağ silsileleri ise Sündiken, Mihalıççık, Bozdağ, Sivrihisar, Kırgız ve Türkmen dağlarıdır.
Ovaları: Ovalar akarsu havzalarında yer alır. Ovaları çok bereketlidir. Step karakteri gösterir. Porsuk Ovası: Kütahya il sınırı ile Ankara il sınırı arasında Porsuk Çayı boyunca uzanan ovadır. Bu ova Bozdağ, Sündiken, Sivrihisar ve Türkmen dağları ile çevrilidir. Ovanın meyli azdır. Buğday, arpa, yulaf, mısır, şekerpancarı ve pirinç yetişir. Sarısu Ovası: Porsuk Irmağının bir kolu olan Sarısu’yun iki yanındaki ova olup, Bozdağ ve Türkmen Dağı ile çevrilidir. Porsuk Ovası ile birleşir. Buğday, mısır, arpa, şekerpancarı ve pirinç yetişir. Yukarı Sakarya Ovası: Sivrihisar, Türkmen ve Emirdağ arasındaki büyük bir boşluktur. Denizden yüksekliği 800-1000 m’dir. Porsuk Ovası kadar verimli değilse de her tarafı ekilir. Tahıl, mısır, susam, şekerpancarı ve ayçiçeği yetişir. Sakarya Vâdisi:Türkmen Dağının doğusundan Seyitgâzi ve Ankara il sınırına kadardır. Vâdi 200 ile 2000 m arasında genişler ve daralır. Porsuk Vâdisi: Bilecik ve Kütahya’dan iki kol hâline giren akarsular birleşerek Porsuk Vâdisini meydana getirir.
Akarsuları: Eskişehir il topraklarında Sakarya, Porsuk ve bunların küçük kolları vardır. Aslında Porsuk da Sakarya’nın bir koludur. Fakat bu iki akarsu Ankara il sınırlarında Polatlı ilçesinin “Gordion Harâbeleri” bölgesinde birleşirler. Porsuk Irmağı: Kütahya’nın Altıntaş ilçesi yakınlarında Murat Dağından çıkar. Batı-doğu istikâmetine akar, Eskişehir il topraklarını ikiye bölerek il merkezinin ortasından geçer. Debisi 10 metreküptür. Yazın suyu azalır. Sakarya Nehri: Çifteler ilçesinde Sakaryabaşı (Sakarbaşı) denilen yerden doğar. 19-25°C sıcaklıkta kaynayan 5 kaynak, Sakarya’yı meydana getirir. Kaynakların denizden yüksekliği 900 metredir. Sakarya-Eskişehir-Ankara sınırını çizer. Porsuk, Ankara il sınırlarında Sakarya ile birleşir. Sakarya bilâhare Sakarya ilinde Karadeniz’e dökülür. Sakarya’nın Porsuk ile birleşmeden önce debisi 27 metreküptür.
Gölleri: Eskişehir ilinde tabiî göller yoktur. Baraj gölleri ve sun’î göller (göletler) vardır. Gökçekaya Barajı: Gökçekaya köyü yakınında ve Sakarya Nehri üzerindedir. 1967-1972’de yapılmıştır. 910 milyon m3 su toplanır. Yüksekliği 115 metredir. Senede 500 milyon kilovat-saat elektrik enerjisi istihsal edilir ve gücü 300 megawattır. Sarıyar Barajı: Sakarya Nehri üzerindedir.Senede 400 milyon kwh elektrik enerjisi elde edelir. 1950-56 arasında inşâ edilmiştir. Gücü 160 megawattır. 190 milyon m3 su birikir. Porsuk Barajı: Porsuk Irmağı üzerinde sulama, taşkınlardan koruma ve Eskişehir’in içme suyu temini için inşâ edilmiştir. Yüksekliği 98 metredir. 525 milyon m3 su toplanır. Balık yetiştirilir ve etrâfı güzel bir mesîre yeridir. Musaözü Barajı: Porsuk’un kollarından Mollaoğlu Deresi üzerinde sulama ve taşkın önleme maksadıyla kurulmuştur. 1.5 milyon m3 su toplanır, 350 hektar arâziyi sular. Dodurga Barajı: Porsuk’un kolu olan Sarısu üzerindedir. 21.5 milyon m3 su toplanır. 1670 hektar arâzi sulanır. Muhtelif göletler taşkınları önlediği gibi, 200 hektar arâzinin sulanmasını temin eder. Kunduzlar Barajı: Seyitgâzi ilçesinin 16 km güneybatısında Akin Deresi üzerinde inşâ edilmiştir. Yüksekliği temelden 40 metredir. Hacmi 23 milyon metreküptür. Gövde dolgu hacmi de 375.000 metreküptür.
İklim ve Bitki Örtüsü
Eskişehir’de sert bir kara iklimi hüküm sürer. Etrâfı dağlarla çevrili olduğu için Akdeniz ve Karadeniz bölgelerinin tesiri altında kalmaz. Bir kısmında Batı Anadolu ikliminin tesiri görülür. Kışın bol kar yağar, yağmur yağışı azdır. Yıllık yağış ortalaması 368-393 mm arasındadır. Kışlar soğuk, yazlar ovalarda sıcak,yaylalarda serin geçer. Yaylaları azdır. Gece ve gündüz arasında büyük ısı farkı vardır. Sıcaklık -26°C ile +39°C (gölgede) arasında seyreder. İl topraklarının % 42’si ekili-dikili alanlar, % 25’i çayır ve mer’a, % 27’si orman ve fundalıktır. Tarıma elverişli olmayan arâzi % 6’dır. Ormanlar daha çok Batı Anadolu bölgesindedir. Sarıçam, akçam, karaçam ve ardıç ağaçları çoğunluktadır. Akarsu vâdilerinde söğüt ve kavak ağaçları fazladır. Ovalarında her yer ekilmektedir.
Ekonomi
Orta Anadolu’nun Ankara’dan sonra ikinci büyük şehri olan Eskişehir, aynı zamanda sanâyi bakımından gelişmiş illerden biridir. Sanâyi geliri tarım gelirinden fazladır. Îmâlât ve inşaat sektöründe çalışan nüfûsun yüzdesi 1970’te 11, 1975’te 9, 1980’de 13, 1985’te 15 civârındadır.
Tarım: Eskişehir tarım bakımından da gelişmiş bir ildir. Hayvancılık, ormancılık, balıkçılık ve avcılıkla geçimini temin eden faal nüfûsun yüzdesi 1970’te 59, 1975’te 63, 1980’de 49, 1985’te 48 olarak görülmektedir. Sulama, gübreleme ve modern tarım araçları kullanılır.Sert kara iklimi hüküm sürdüğünden tarım ürünlerinin çeşitleri azdır. Sarıcakaya ve Mihalıççık’ta meyvecilik ve sebzecilik ileridir. Sarıcakaya havâlisinin iklimi Ege iklimine benzediği için, kar görmez ve yılın dört mevsimi çeşitli tarım ürünleri elde edilir. Toplam 200 bin tona yakın marul, ıspanak, patlıcan, domates, salatalık, biber ve tâze soğan, meyve olarak armut, elma, vişne, kayısı, bâdem, dut, karpuz ve kavun yetişir. Buğday, arpa, çavdar, yulaf, ayçiçeği, patates ve en çok olarak da şekerpancarı elde edilir.
Hayvancılık: Eskişehir’de hayvancılık da çok gelişmiştir. Verim ise Türkiye ortalamasının üstündedir.Koyun, tiftik keçisi, sığır, kıl keçisi ve kümes hayvanları beslenmektedir. Arıcılık gelişmiştir. Çifteler harası İkinci Mahmud Han devrinden beri faaliyettedir. Eskiden burada ordunun süvâri sınıfı için at yetiştirilirdi.
Ormancılık: Eskişehir orman varlığı bakımından zengin sayılmaz. Her ne kadar arâzinin% 27’si ormanlık olarak görülmekte ise de çoğu fundalıktır. Ormanlar, Türkmen, Bozdağ ve Sündiken dağlarının yamaç ve uzantılarında bulunur. 1980’li yıllardaki yıllık ortalama kesim, 40 bin m3 çam tomruk, 8 bin m3 mâden direği ve 10 bin m3 telefon direği ile 150 bin ster yakacak odundur.
Mâdenler: Eskişehir ili mâden bakımından zengin sayılır. Çıkan başlıca mâdenler:
Krom: Özel sektör tarafından çıkarılır. Boraks: Kırka’da Etibank tarafından işletilmektedir. Manyezit: Etibank ve Transtürk Holding tarafından mağnezyum elde edilir. Alüminyumdan hafif ve dayanıklı olan mağnezyum, uzay, otomotiv ve uçak sanâyiinde kullanılır. Bor tuzları: Etibank tarafından çıkarılır. Perlit: Özel sektörce çıkarılır. Lületaşı: Eskişehir’in milletlerarası şöhretlerinden biri lületaşıdır. Deniz köpüğü (Meerschaum) denilen beyaz ve işlenmesi kolay taştan ağızlık, vazo ve süs eşyâsı yapılır. 1981’de Avrupa’ya 11 bin sandık lületaşı ihrâç edilmiştir. Lületaşı pipoların nikotinini emerek tütünün zararını azalttığı söylenmektedir. Lületaşının 5 cinsi vardır. Sırmalı, birim malı, parçalı pamuklu, taneli dökme ve çeltiz gibi isimler alır. 100 kilometrekarelik bir sahada 300’e yakın kuyudan her sene yaklaşık 3500 ton lületaşı çıkarılır. Dünyânın en zengin lületaşı Eskişehir’dedir. Bunlardan başka mermer, linyit, alçıtaşı, amyant, kalsedon çıkarılır.
Sanâyi: Nüfus yoğunluğu, ulaşım imkânı, enerji kaynakları, mâden ve tarım imkânlarının müsâit oluşu, Eskişehir’de sanâyinin gelişmesinde mühim rol oynamıştır. Eskişehir; sanâyisi gelişmiş, ileri bir ilimizdir.Türkye’nin belli başlı sanâyi merkezlerindendir. Başlıca sanâyi tesisleri şunlardır: Un fabrikaları, tuğla ve kiremit fabrikaları, uçak-bakım tesisleri, uçak motor fabrikası, devlet demir yolu fabrikası, çimento fabrikası, basma fabrikası, buzdolabı ve kompresör fabrikası, jant fabrikası, pulverizatör ve su pompası üreten makina fabrikası, yapı malzemesi, makina ve tesis îmâlatı fabrikası, makina sanâyii, cıvata fabrikası, beton sanâyii, gıda, şekerleme, sunta, otomotiv, yem, giyim ve şeker fabrikaları. Eskiden bir tarım kasabası olan Eskişehir, gittikçe bir ticâret, sanâyi, turizm ve sağlık merkezi hâline gelmektedir.
Ulaşım: Eskişehir kara, demiryolu ve hava ulaştırması bakımından büyük imkânlara sâhiptir. Kara ve demiryollarının kavşak noktasıdır. İstanbul- Bilecik-Eskişehir-Ankara ve Ankara-Eskişehir-Bursa karayolu ile İstanbul’u İç Anadolu’ya, Ankara’yı Güney Marmara ve Batı Anadolu’ya bağlar. Köylerinin hepsinin yolları vardır. İlçeleri Eskişehir’e iyi vasıflı yollarla bağlıdır. Askerî maksatla kullanılan büyük bir hava alanı vardır. Haydarpaşa-Ankara demiryolu Eskişehir’den geçer, burada bir hat Ankara istikâmetine diğer hat ise, Kütahya-Afyonkarahisar istikâmetine gider. Böylece demiryolu ile Türkiye’nin her yerine bağlanmış olur. Trenlerin en çok uğradığı yerlerden biri de Eskişehir’dir. Karayolları bakımından İstanbul-Ankara-Bursa üçgeninin ortasında bulunur. Ankara ve Bursa’ya oldukça yakındır. Eskişehir- Bilecik-Adapazarı kavşağı ile İstanbul-Ankara karayoluna bağlanır.
Nüfus ve Sosyal Hayat
Nüfûsu: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 641.057 olup, 477.436’sı şehirlerde, 163.621’i köylerde yaşamaktadır. Kırsal nüfus 1940’larda % 66 civârındayken gittikçe azalarak 1985’lerde % 32 civârına düşmüştür. Yüzölçümü 13.652 km2, nüfus yoğunluğu 47’dir.
Örf ve âdetleri: Sekizinci ve dokuzuncu asırda İslâm ordularının fethettiği Eskişehir 1074’ten bu yana 917 senedir, Türklerin idâresinde olarak Türk-İslâm kültürüyle yoğrulmuştur. Daha önceki asırlarda yaşayan Hitit, Frikya, Lidya, Pers, Galat, Roma ve Bizans kültürü tamâmen silinmiştir. Osmanlı Devletinin son zamanlarında Eskişehir göç edilen bir merkez olmuştur. Balkan, Kırım ve Kafkasya’dan göç eden Türklerin bir kısmı toplu olarak Eskişehir’de iskân edilmiştir. Örf ve âdetlerde Balkan, Kırım ve Kafkasya’nın tesirleri görülür.
Mahallî kıyâfeti: Köylerde kadınların cepken ve şalvar giyimi yaygındır. Ayrıca atlas peştamal, işlemeli kulak ve elde örme renkli yün çorap, sefal, çetal ve sarka ismi verilen esvaptır.
Mahallî yemekleri: Hamur aşlarıyla et yemekleri meşhurdur. Çiğ börek, kaşık mantısı, Eskişehir böreği, yağlı börek, bazlama, gözleme, bamya çorbası gâziler helvası, aşur aşı başlıca mahallî yemeklerdir. El sanatları: Türkmenler tarafından dokunan kilim, heybe ve seccâdeler meşhurdur. Sivrihisar kilimleri motif, renk ve dokunuşundaki sanat bakımından üstündür.
Folklor: Eskişehir ili folklor bakımından çok zengindir. Kırım, Kafkas ve Rumeli’nin tesiri görülür. Başlıca oyunları Kırım oyunu, Çeçen kılıç oyunu, Dağıstan ağır oyunu, Eskişehir zeybeği ve mendil oyunudur. Halk Edebiyâtı: Eskişehir, halk edebiyâtı bakımından zengindir.Mâniler (şen söyleme) geleneği yaygındır.Yunus Emre asırlardır sevilen tasavvufî halk şâiridir. Mihalıççık’ın Sarıköyü’nde doğmuştur. Sarıköy tren istasyonu yakınında türbesi vardır. On üçüncü asırda yaşamış olup,Taptuk Emre’nin talebesi olmuştur. Konya’dan Âzerbaycan’a kadar çok yerleri gezmiş, gönüllerden gönüllere pınarlar gibi çağlamıştır.
Eğitim: Eskişehir okur-yazar nisbeti % 90’a yaklaşan ender illerden biridir. Okulsuz köy yoktur. İl dâhilinde 55 anaokulu, 525 ilkokul, 14 ilköğretim okulu, 76 ortaokul, 9 meslekî ve teknik ortaokul, 23 lise, 27 meslekî ve teknik okul vardır. İç Anadolu’da üniversiteye giriş oranı en yüksek olan ildir. 1958-1959’da kurulan İktisâdî ve Ticârî İlimler Akademisi, 1981’de Anadolu Üniversitesine dönüştü. Buna bağlı olarak İktisâdî İdârî Bilimler Fakültesi, Fen-Edebiyât Fakültesi, Açık Öğretim Fakültesi, Tıp Fakültesi, Mühendislik-Mimarlık Fakültesi, Eğitim Fakültesi, Sosyal Bilimler, Fen Bilimleri ve Sağlık Bilimleri Enstitüleri, Afyonkarahisar, Bilecik, Bolvadin ve Kütahya Meslek Yüksek Okulları ile öğretim kurumları bulunmaktadır. Sporun muhtelif dallarında başarılı bir ildir.
İlçeleri
Eskişehir’in biri merkez olmak üzere 13 ilçesi vardır.
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 447.926 olup, 413.082’si ilçe merkezinde 34.844’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 95, Hekimdağ bucağına bağlı 10 köyü vardır. İlçe toprakları genelde düzdür. Kuzeyinde Sündiken Dağları, güneyinde Türkmen Dağları yer alır. Ovayı Porsuk Çayı sular.
Ekonomisi tarım ve sanâyiye dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri pancar, buğday, çavdar ve arpadır. Çimento fabrikası, şeker fabrikası, uçak fabrikası, un fabrikaları, DDY motor fabrikası, Sümerbank dokuma fabrikası, tuğla ve kiremit fabrikaları, şekerleme ve bisküvi fabrikaları, soba fabrikaları başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi, Porsuk Çayı kenarında denizden 792 m yükseklikte kurulmuştur. İzmir-Ankara, İstanbul, Ankara demiryolları ve Ankara-Bursa, İstanbul-Denizli karayollarının geçtiği bir kavşak noktasındadır. İlçe belediyesi 1854’te kurulmuştur.
Alpu: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 18.679 olup, 5087’si ilçe merkezinde, 13.592’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 28 köyü vardır. İlçe toprakları hafif engebeli düzlüklerden meydana gelir. Topraklarını Porsuk Çayı sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri pancar ve tahıldır. Sepetçi köyünde çıkarılan lületaşı dünyâca meşhur ihrâç ürünüdür. İlçe merkezi Porsuk Ovasının orta kısımlarında, Porsuk Çayı kenarında kurulmuştur. Eskişehir-Ankara demiryolu ve Eskişehir-Mihalıççık karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 45 km mesâfededir. Merkez ilçeye bağlı bir bucakkken, 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu.
Beylikova: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 10.946 olup, 5995’i ilçe merkezinde, 4951’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 17 köyü vardır. İlçe toprakları hafif engebeli düzlüklerden meydana gelir. Topraklarını Porsuk Çayı sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri tahıl ve pancardır.Hayvancılık gelişmiş olup, küçükbaş hayvan besiciliği yaygın olarak yapılır.İlçede traktör römorku îmâl eden küçük atölyeler vardır.
İlçe merkezi Porsuk Çayı kıyısında kurulmuştur. Eskişehir-Ankara demiryolu ilçeden geçer. Mihalıççık ilçesine bağlı bir bucak iken 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu.
Çifteler: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 20.073 olup, 11.540’ı ilçe merkezinde, 8533’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 23 köyü vardır. Dalgalı düzlüklerden meydana gelen ilçe topraklarının büyük bölümü yukarı Sakarya Ovasında yer alır. Türkiye’nin en önemli akarsularından olan Sakarya, ilçe yakınlarında Sakarbaşı olarak bilinen yerden kaynaklanır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı, buğday, arpa, yulaf ve ayçiçeğidir. Hayvancılık önemli gelir kaynağıdır. Un fabrikaları ve tarım âletleri yapan küçük atölyeler başlıca sanayi kuruluşlarıdır. Modern harada damızlık koyun ve sığır yetiştirilir.
İlçe merkezi, Afyonkarahisar-Eskişehir karayolu üzerinde İhsaniye (Ilıcabaşı) Çayı kenarında yer alır. Osmanlılar zamânında bölgede orduya at yetiştirmek üzere bir hara kurulmuştur. Bir süvâri alayı devamlı burada bulunurdu. Kumarcı Mustafa zulmünden kaçanlar hara yakınlarında yerleşerek Adalı Mahallesini kurdular. 1878-1885 arasında Kırım ve Kafkaslardan gelen göçmenlerin bölgeye yerleştirilmesi ile büyük bir yerleşim merkezi halini aldı. 1954’te ilçe olmuştur. Eskiden kalma 10 han ve bir hamam vardır. İlçe belediyesi 1951’de kurulmuştur.
Günyüzü: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 15.310 olup, 3804’ü ilçe merkezinde, 11.506’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 16 köyü vardır. İlçe toprakları orta yükseklikteki dalgalı düzlüklerden meydana gelir. Sakarya Nehri başlıca akarsuyudur.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, baklagiller, yulaf, arpa şeker pancarı, patates ve üzümdür.Hayvancılık önemli gelir kaynağıdır. Sivrihisar’a bağlı bir bucak iken, 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânun ile ilçe oldu. İl merkezine en uzak olan ilçedir.
Han: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 4277 olup, 1874’ü ilçe merkezinde 2403’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 10 köyü vardır. Dalgalı düzlüklerden meydana gelen ilçe toprakları yukarı Sakarya Havzasında yer alır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri tahıl ve şekerpancarıdır. Hayvancılık önemli gelir kaynağıdır. İlçe merkezi gelişmemiş ve köy görünümünde bir yerleşim birimidir. Çiftelere bağlı belediyelik bir köy iken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu.
İnönü: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 9377 olup, 4399’u ilçe merkezinde, 4978’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 12 köyü vardır. İlçe toprakları hafif engebeli düzlüklerden meydana gelir. Güneyinde Türkmen Dağları yer alır. Dağlar meşe ve çam ormanları ile kaplıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri pancar ve buğdaydır. Yüksek kesimlerde yaygın olarak hayvancılık yapılır. En çok küçük baş hayvan beslenir. İlçe merkezi Sarısu Ovasının güneyinde, Türkmen Dağları eteklerinde kurulmuştur. Türk Hava Kurumunun, Planör Uçuş Eğitim Merkezi ilçededir. İstiklâl Harbinde, İnönü Savaşları bu ilçe yakınlarında olmuştur. Kütahya- İstanbul karayolu ilçenin kenarından geçer. Merkez ilçeye bağlı bucak iken 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu.
Mahmudiye: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 11.267 olup, 5781’i ilçe merkezinde, 5486’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 15 köyü vardır. Yüzölçümü 676 km2 olup, nüfus yoğunluğu 17’dir. İlçe toprakları orta yükseklikde düzlüklerden meydana gelir. Seyit Suyu başlıca akarsuyudur.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, şekerpancarı ve arpa olup, ayrıca az miktarda yulaf, baklagiller, soğan, patates elma ve armut yetiştirilir. Hayvancılık ekonomik açıdan önemli gelir kaynağıdır. Anadolu tarım işletmesinde damızlık at, yarış atı, tavuk, koyun, sığır yetiştirilir.
İlçe merkezi, Eskişehir-Çifteler-Afyon karayolu üzerinde yer alır. İl merkezine 46 km mesâfededir. 1954’te ilçe olan Mahmudiye’nin belediyesi 1948’de kurulmuştur.
Mihalgazi: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 9059 olup, 4016’sı ilçe merkezinde 5043’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 5 köyü vardır. İlçe toprakları dağlarla çevrili Sakarya Vâdisinde yer alır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Sebze ve meyve yetiştiriciliği yaygın olarak yapılır. İklimi müsâit olduğundan dört mevsim ürün alınır. İlçe merkezi Sakarya Nehri kıyısında yer alır. Yüzölçümü bakımından en küçük ilçesidir.
Mihalıççık: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 24.088 olup, 4.473’ü ilçe merkezinde 19.615’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 52 köyü vardır. İlçe toprakları genelde dağlıktır. Sündiken dağları engebelendirir. Gökçekaya ve Sarıyar baraj göllerinin bir bölümü ilçe sınırları içinde kalır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, çavdar, yulaf ve soğuk mevsim sebzeleridir. Hayvancılık gelişmiş olup, küçükbaş hayvan besiciliği yapılır. Orman içi köylerde ormancılık yapılır. İlçe topraklarında asbest, demir, kaolin, magnezit ve talk yatakları vardır.
İlçe merkezi, Sündiken Dağlarının doğu eteklerinde kurulmuştur. Ulaşım yönünden sapa bir yerde kalması yüzünden ekonomik açıdan gelişmemiştir. İl merkezine 92 km mesafededir. İlçe belediyesi 1923’te kurulmuştur. İstanbul- Ankara demiryolu Yunusemre köyünden geçer.
Sarıcakaya: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 7996 olup, 3672’si ilçe merkezinde, 4324’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 8 köyü vardır. İlçe toprakları dağlarla çevrili Sakarya Nehri Vâdisinde yer alır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Çok verimli olan topraklarında sulu tarım yapılır. Sebze, meyve, zeytin ve pamuk başlıca tarım ürünleridir. Bağcılık yaygın olarak yapılır. İkliminin uygun olması sebebiyle dört mevsim ürün alınır. İlçe merkezi Sakarya Nehri kıyısında bir yamaçta kurulmuştur. İl merkezine 47 km mesafededir. 1957’de ilçe olan Sarıcakaya’nın belediyesi 1958’de kurulmuştur.
Seyitgazi: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 24.762 olup, 3223’ü ilçe merkezinde, 21.539’u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 28, Kırka bucağına bağlı 19 köyü vardır.Yüzölçümü 1502 km2 olup, nüfus yoğunluğu 16’dır. İlçe toprakları orta yükseklikte tepelik dalgalı düzlüklerden meydana gelir. Batısında Türkmen Dağları yer alır. Dağlardan kaynaklanan suları Seydi Çayı toplar. Yönek Deresi üzerinde kurulan Kunduzlar Barajının arkasında sun’î bir göl meydana gelmiştir. Dağlık kesimlerde çam ormanları vardır.
Ekonomisi tarım ve mâdenciliğe dayanır. Başlıca tarım ürenleri şekerpancarı, buğday, arpa, patates ve baklagiller olup, az miktarda yulaf, soğan ve elma yetiştirilir. Yüksek kesimlerde hayvancılık yapılır. İlçe topraklarında perlit ve bor yatakları vardır. Bor yatakları, Etibank Kırka Boraks İşletmesi Müessesesi tarafından işletilir.
İlçe merkezi Seydi Çayı kenarında deniz seviyesinden 1000 m yükseklikte kurulmuştur. Çok eski bir yerleşim merkezidir. Tarihî eserler bakımından zengindir. İl merkezine 45 km mesâfededir. Belediyesi 1917’de kurulmuştur.
Sivrihisar: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 37.297 olup, 10.490’ı ilçe merkezinde, 26.807’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 57, Kaymaz bucağına bağlı 8 köyü vardır. İlçe toprakları dalgalı düzlüklerden meydana gelir.Topraklardan kaynaklanan suları Porsuk Çayı ve Sakarya Nehri toplar. Kaymaz Barajı arkasında bir sun’î göl meydana gelmiştir.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı, arpa, buğday, baklagiller, patates, yulaf ve üzüm olup, soğan, elma, armut yetiştirilir. Yüksek kesimlerde hayvancılık yaygın olarak yapılır. İlçe topraklarında barit, demir, jips talk, toryum ve flüorit yatakları vardır.
İlçe merkezi, kayalık bir tepenin eteklerinde kurulmuştur. Eskişehir-Ankara ve İzmir-Ankara karayolu ilçenin güney kıyısından geçer. İl merkezine 92 km mesafededir. Bir kavşak noktasında bulunması sebebiyle târih boyunca önemli bir şehir olmuştur. Târihî eserler bakımından zengindir. Belediyesi 1877’de kurulmuştur.
Târihî Eserler ve Turistik Yerleri
Eskişehir, târihî eserler ve tabiî güzellikler bakımından zengindir. Şifâlı kaplıca ve içmeleri ve modern konaklama te’sislerine sâhiptir.
Sivrihisar Kalesi: Bizanslılar tarafından yaptırılmıştır. Altı adet kapısı olan bu kalenin ancak yeraltı depoları, sarnıç ve yer üstü tahıl anbarı günümüze ulaşabilmiştir.
Alâeddîn Câmii: İl merkezinde bulunan câmi, Selçuklu Sultânı Birinci Alâeddîn Keykubat tarafından 1220’de yaptırılmıştır. 1262’de Gıyâseddîn Keyhüsrev’in tâmir ettirdiği bu câmi, ilk yapıldığı devirden günümüze kadar çok tâmirâtlar görmüş, sâdece minâresi tâmir edilmeden gelmiştir.
Kurşunlu Câmi ve Külliyesi: Odunpazarı semtindedir. Kânûnî Sultan Süleymân Han devrinde yaptırılmıştır. Vezir Mustafa Paşa tarafından yaptırılan külliye, câmi, kütüphâne, aşhâne ve medreseden meydana gelmiştir. Mîmâr Sinan’ın eseri olduğu tahmin edilmektedir. Câminin yanında 20 odalı medrese, bir kütüphâne ve aşhâne vardır. Büyük kubbesi kurşunla kaplı olduğundan bu isim verilmiştir.
Ulu Câmi: Sivrihisar’da Selçuklu devrine âit kıymetli bir eserdir. 1275’te Selçuklu Emiri Mikâil bin Abdullah yaptırmıştır.Anadolu Selçuklu sanatının en güzel eserlerindendir.
Haskadem Câmii: Sivrihisar’da 13. asır sonlarında, Anadolu Selçuklu hazinedârlarından Necibüddîn Mustafa tarafından hanımı için yaptırılmıştır. Minâresi Anadolu’nun ilk Selçuklu eserlerindendir.
Kurşunlu Câmi: Sivrihisar’da 1343’te Hoca İbrâhim tarafından mescid olarak yaptırılmıştır. 1492’de Şeyh Yusuf tarafından genişletilerek câmi hâline getirilmiştir.
Şeyh Edebâli Türbesi: Odunpazarı mezarlığındadır. Osman Gâzinin kayınpederi olan Şeyh Edebâli’nin türbesidir. On üçüncü asırda yapılmış olup, 19. asırda tâmir ettirilmiştir. Şeyh Edebâli’nin türbesinin Bilecik’te olduğu kabûl edilmektedir.
Seyyid Battal Gâzi Türbesi ve Külliyesi: Türbe, câmi, medrese, imârethâne gibi bölümlerden ibârettir. Tepe üzerindedir. Emevîler zamânında İslâm ordularının başında Bizans’a karşı insan üstü kahramanlıklar gösteren ve “Nakaleia” önünde şehid düşen bir İslâm büyüğüdür.Türkler Nakalein’e Seyitgâzi ismini vermişlerdir. Câmi ve külliyeyi 13. asır başında Gıyâseddîn Keyhüsrev yaptırmış ve 1511’de İkinci Bâyezîd zamânında esaslı bir şekilde onarılmıştır. Seyyid Battal Gâzi Medrese ve İmârethâne Müzesi olarak kullanılmaktadır.
Yûnus Emre Türbesi: Mihalıççık’ın Yûnusemre köyündedir.Yûnus Emre’ye âit olduğu söylenen kabir, Yunanlılar tarafından yıkılmıştır. 1949’da türbe ve çeşme yeniden yapılmıştır. Türbenin kıyısından demiryolu geçmesi üzerine 1971’de bugünkü türbesi yapılarak buraya nakledilmiştir.
Yazılıkaya (Midas Şehri): Han ilçesinin Yazılıkaya köyündedir. Çok sayıda yazılıkaya anıtları, yeraltı geçitleri vardır. Kral Midas’ın mezarının burada olduğu söylenmektedir. Dünyâca meşhur bir yerdir.
Pessinus (Ballıhisar): Sivrihisar ilçesine 16 km uzaklıkta Ballıhisar köyündedir. İzmir’i, Ankara’ya bağlayan (kara yolu) üzerinde Frigler ve sonrasına âit eserler vardır. Bölgede Frig (Kybele) Tapınağı, Bizans Kilisesi ve tiyatro harâbeleri bulunmaktadır.
Mesîre yerleri: Eskişehir’de mesîre yerleri oldukça fazladır. Barajlar, akarsu kenarları ve orman içi dinlenme yerlerinden faydalanılmaktadır.
Orman fidanlığı: İl merkezine 7 km uzaklıkta Karacaşehir köyü kenarındadır. Fidanlığın ortasından geçen Porsuk Çayı bölgeye ayrı bir güzellik vermektedir.
Musaözü: İl merkezine 21 km uzaklıkta orman içi dinlenme yeridir. Bölgede bir sulama barajı bulunmaktadır.
Sakarbaşı: Çifteler ilçesi yakınındadır. Sakarya Irmağının kaynağıdır. Birbirine yakın beş kaynak vardır. Kaynak suları küçük fakat derin bir su meydana getirir.
Kalabaksuyubaşı: Türkmen Dağı eteklerindedir. Şehrin içme suyu olan Kalabaksuyu buradan çıkar. Çam ormanları ve çağlayanları ile güzel bir mesîre yeridir.
Çatacık Ormanları: Sündiken Dağlarındaki yaylalarda bulunan bol içme sulu ve Orta Anadolu’nun en güzel manzaralı ormanlarıdır.
Şöförler Çeşmesi: İl merkezine 17 km uzaklıkta orman içi dinlenme yeridir. Çok güzel soğuk içme suyu vardır.
Kaplıca ve İçmeler: Eskişehir, kaplıca ve içmeler bakımından oldukça zengindir. Bu kaplıca ve ılıcalar muhtelif hastalıklara iyi gelmektedir. Bunların başlıcaları şunlardır:
Eskişehir Kaplıcası: İl merkezinde, Porsuk Çayının güneyinde 5 kaynaktan meydana gelir. Tabiî sıcaklıktadır. Şehir merkezindeki hamamlar bu sıcaksu kaynağından faydalanmaktadır. Bu su varis, kırık ve çıkık ağrılarına ve böbrek taşlarına karşı faydalıdır.
Sakarya Ilıcası ve Mâden Suyu: İl merkezine 32 km uzaklıkta, Mihalgâzi ilçesine bağlı Ilıca köyündedir. Mîde, barsak ve idrar yolları rahatsızlıklarına ve romatizma hastalığına faydalıdır.
Uyuz Hamamı: Alpu ilçesine bağlı Uyuz Hamamı köyündedir. İçme ve banyo kürleriyle faydalanılan kaplıca suyu deri hastalıklarına iyi gelmektedir.
Çardak Hamamı: Günyüzü ilçesi yakınlarındadır. 35°C sıcaklıktaki suyu deri hastalıklarına iyi gelmektedir.
Kaynak
Rehber Ansiklopedisi
ESKİŞEHİR
En hızlı kalkınan illerimizden biri. 29°58’ ve 32°04’ doğu boylamları ile 39°06’ ve 40°09’ kuzey enlemleri arasında kalan il toprakları, Ankara, Afyonkarahisar, Kütahya, Bilecik ve Bolu illeri ile çevrilidir. Topraklarının büyük kısmı İç Anadolu bölgesinde kalmasına rağmen, Seyitgâzi ilçesinde küçük bir alanı, Sarıcakaya ilçesinin tamamı, Merkez ve Mihalıççık ilçelerinin bir bölümü Karadeniz bölgesinde kalır. Trafik numarası 26’dır.
İsminin Menşei
Osmanlı Devletinin ilk kuruluş yıllarında büyük değer ve öneme sâhib olan bu şehre “Sultanönü” ismi verilmiştir. Bilâhare değerini kaybeden şehir, terk edilmiş görünümü almış ve eski şaşaalı günlerini özleyen halk bu şehre “Eskişehir” demeğe başlamıştır. Asıl ismi olan “Sultanönü” unutulmuştur. Frigyalılar zamânında kurulan târihî “Dorylaion” harâbelerine bakarak bu şehre “Eskişehir” denildiği de kuvvetli rivâyetler arasındadır.
Târihi
Üzerinde asırlarca kanlı ve çok önemli savaşların cereyan ettiği Eskişehir’in bilinen târihi Hititlere dayanır. Hititler zamânında bu bölgeye “Masa” denirdi. Hititlerden sonra Frigyalalılar bölgeye hâkim oldular. Başkentleri Gordion (Polatlı civârı) bu bölgeye yakın olduğundan, krallığın önemli bir bölgesiydi. Eskişehir’in eski ismi “Dorylaion” olup, Frigyalılar zamânında Eretrialı Doryleos tarafından kurulmuştur. Frigyalılardan sonra Lidyalılar bölgeye hâkim olmuşlardır. M.Ö. 6. asırda Persler, Lidya Devletini yıkarak topraklarını istilâ etiler. M.Ö. 4. asırda Makedonya Kralı İskender Persleri yenerek Anadolu’yu işgâl etti. Makedonya İmparatorluğu İskender’in ölümü üzerine komutanları arasında taksim edildi. Porsuk Çayının kuzeyinde Bitinya ve güneyinde Galatya krallıkları kuruldu. M.Ö. 1. asırda Roma İmparatorluğu bu bölgeyi ilhak etti.
M.S. 395 Roma İmparatorluğu ikiye bölününce, bütün Anadolu gibi bu bölge de Doğu Roma (Bizans) payına düştü. Bizans imparatorlarından bâzıları Eskişehir’de oturdular. Bizans’ın kuvvetli bir askerî üssü hâline geldi. Sâsânîler, İstanbul ve Üsküdar önlerine giderken buradan geçtiler. 708 senesinde Emevî kumandanı Abbâs İbnü’l-Velid Eskişehir’i fethetti. Abbâsîler devrinde ise Hasan ibni Kahtaba 778’de Eskişehir önlerine kadar geldi. Araplar Dorylaion’a “Durûlîye” dediler.
1071 Malazgirt Zaferinden az sonra Anadolu Fâtihi ve Anadolu’da Türkiye devletinin kurucusu Selçuklu Kutalmışoğlu Birinci Süleymân Şah’ın başkumandanlığı altındaki Türk orduları Eskişehir’i fethettiler. Birinci Haçlı Seferinin en büyük ve en kanlı meydan muhârebesi Eskişehir ovasındaki Porsuk civârında cereyân etmiştir. “Dorylaion” (Eskişehir) (Porsuk) Meydan Muhârebesi olarak târihe geçen bu savaşta, Kılıç Arslan emrindeki Türk ordusu, Haçlı ordusunu hezîmete uğrattı. Selçuklu, Osmanlı ve Türkiye Cumhûriyetinin varoluşunun kökleri Alparslan’ın Malazgirt ve Kılıç Arslan’ın, Sultan Mes’ûd’un Eskişehir zaferlerine dayanır.
1175’te Bizans İmparatoru Manuel Kommenos Eskişehir’i işgâl etti. Ertesi sene Birinci Mes’ûd’un oğlu İkinci Kılıç Arslan, Bizans imparatorunu Miryakefalon (Karamukbeli) Meydan Muhârebesinde yenerek Eskişehir’i geri aldı. On üçüncü asır başlarında Eskişehir Bizans sınırında bir “uç” olarak bulunuyordu. Ertuğrul Gâzi ve oğlu Osman Gâzi uç beyi idiler. 1289’da Eskişehir-Bilecik- Kütahya vilâyetlerinin kesiştiği bölge, Osmanoğullarının elindeydi. Orhan Gâzi, Eskişehir’in bütün topraklarını Osmanlı Devletine kattı. Osmanlılar, şehrin kendisine Eskişehir derken, civârındaki topraklara “Sultanönü” dediler.
Sultanönü; merkezi Kütahya’da olan (1451’den önce Ankara) Anadolu Beylerbeyliği eyâletinin 14 sancağından biriydi. On dokuzuncu asır başlarında geriledi ve kasaba hâline geldi. Yirminci asır başlarında ise Hüdâvendigâr (Bursa) eyâletinin Kütahya sancağına bağlı 5 kazâdan birinin merkeziydi. On dokuzuncu asrın sonlarında Eskişehir’den demiryolu geçince, yeniden gelişmeye başladı. 1894’te Eskişehir’de 17 câmi, 3 medrese, 4 tekke, 25 han, 700 dükkan ve 2 kervansaray vardı. Rum, Ermeni gibi gayri müslim halk sayısı sâdece 2000 idi. 20 Temmuz 1921 ile 2 Eylül 1922 arasında 1 sene 1 ay 13 gün Yunan işgâlinde kaldı. Yunanlılar Eskişehir’den kaçarken en az yarısını yıktılar, yaktılar ve harâbe hâlinde terk ettiler. Cumhûriyet devrinde sancaklara (mutasarrıflıklara) “vilâyet-il” denilince, Eskişehir il olmuştur. Cumhûriyet devrinde en hızlı gelişen şehir Eskişehir’dir denilebilir. Demiryolu ve karayolu kavşağı olması, sanâyi tesisleri, uçak ve demiryolu fabrikası ve Anadolu’nun en büyük askerî hava meydanına sâhib olması, Eskişehir’in gelişmesinde mühim rol oynamıştır.
Fizikî Yapı
Eskişehir topraklarının yarısı plato, % 22’si dağlar ve % 26’sı ovalardan ibârettir.
Dağları: Eskişehir topraklarındaki dağlar orta derecede yüksek dağlar olup, 2000 metrenin altındadırlar. Başlıca dağları Türkmenbaba Tepesi (1354 m), Kızıldağ (1818 m), Çal Dağı (1690 m), Arayit Dağı (1819 m), Bozdağ (1534 m), Kırgız Dağı (1302 m), Sündiken Dağı (1770 m), ilin en yüksek Dağı olan Türkmen Dağı (1826 m)dır. Dağ silsileleri ise Sündiken, Mihalıççık, Bozdağ, Sivrihisar, Kırgız ve Türkmen dağlarıdır.
Ovaları: Ovalar akarsu havzalarında yer alır. Ovaları çok bereketlidir. Step karakteri gösterir. Porsuk Ovası: Kütahya il sınırı ile Ankara il sınırı arasında Porsuk Çayı boyunca uzanan ovadır. Bu ova Bozdağ, Sündiken, Sivrihisar ve Türkmen dağları ile çevrilidir. Ovanın meyli azdır. Buğday, arpa, yulaf, mısır, şekerpancarı ve pirinç yetişir. Sarısu Ovası: Porsuk Irmağının bir kolu olan Sarısu’yun iki yanındaki ova olup, Bozdağ ve Türkmen Dağı ile çevrilidir. Porsuk Ovası ile birleşir. Buğday, mısır, arpa, şekerpancarı ve pirinç yetişir. Yukarı Sakarya Ovası: Sivrihisar, Türkmen ve Emirdağ arasındaki büyük bir boşluktur. Denizden yüksekliği 800-1000 m’dir. Porsuk Ovası kadar verimli değilse de her tarafı ekilir. Tahıl, mısır, susam, şekerpancarı ve ayçiçeği yetişir. Sakarya Vâdisi:Türkmen Dağının doğusundan Seyitgâzi ve Ankara il sınırına kadardır. Vâdi 200 ile 2000 m arasında genişler ve daralır. Porsuk Vâdisi: Bilecik ve Kütahya’dan iki kol hâline giren akarsular birleşerek Porsuk Vâdisini meydana getirir.
Akarsuları: Eskişehir il topraklarında Sakarya, Porsuk ve bunların küçük kolları vardır. Aslında Porsuk da Sakarya’nın bir koludur. Fakat bu iki akarsu Ankara il sınırlarında Polatlı ilçesinin “Gordion Harâbeleri” bölgesinde birleşirler. Porsuk Irmağı: Kütahya’nın Altıntaş ilçesi yakınlarında Murat Dağından çıkar. Batı-doğu istikâmetine akar, Eskişehir il topraklarını ikiye bölerek il merkezinin ortasından geçer. Debisi 10 metreküptür. Yazın suyu azalır. Sakarya Nehri: Çifteler ilçesinde Sakaryabaşı (Sakarbaşı) denilen yerden doğar. 19-25°C sıcaklıkta kaynayan 5 kaynak, Sakarya’yı meydana getirir. Kaynakların denizden yüksekliği 900 metredir. Sakarya-Eskişehir-Ankara sınırını çizer. Porsuk, Ankara il sınırlarında Sakarya ile birleşir. Sakarya bilâhare Sakarya ilinde Karadeniz’e dökülür. Sakarya’nın Porsuk ile birleşmeden önce debisi 27 metreküptür.
Gölleri: Eskişehir ilinde tabiî göller yoktur. Baraj gölleri ve sun’î göller (göletler) vardır. Gökçekaya Barajı: Gökçekaya köyü yakınında ve Sakarya Nehri üzerindedir. 1967-1972’de yapılmıştır. 910 milyon m3 su toplanır. Yüksekliği 115 metredir. Senede 500 milyon kilovat-saat elektrik enerjisi istihsal edilir ve gücü 300 megawattır. Sarıyar Barajı: Sakarya Nehri üzerindedir.Senede 400 milyon kwh elektrik enerjisi elde edelir. 1950-56 arasında inşâ edilmiştir. Gücü 160 megawattır. 190 milyon m3 su birikir. Porsuk Barajı: Porsuk Irmağı üzerinde sulama, taşkınlardan koruma ve Eskişehir’in içme suyu temini için inşâ edilmiştir. Yüksekliği 98 metredir. 525 milyon m3 su toplanır. Balık yetiştirilir ve etrâfı güzel bir mesîre yeridir. Musaözü Barajı: Porsuk’un kollarından Mollaoğlu Deresi üzerinde sulama ve taşkın önleme maksadıyla kurulmuştur. 1.5 milyon m3 su toplanır, 350 hektar arâziyi sular. Dodurga Barajı: Porsuk’un kolu olan Sarısu üzerindedir. 21.5 milyon m3 su toplanır. 1670 hektar arâzi sulanır. Muhtelif göletler taşkınları önlediği gibi, 200 hektar arâzinin sulanmasını temin eder. Kunduzlar Barajı: Seyitgâzi ilçesinin 16 km güneybatısında Akin Deresi üzerinde inşâ edilmiştir. Yüksekliği temelden 40 metredir. Hacmi 23 milyon metreküptür. Gövde dolgu hacmi de 375.000 metreküptür.
İklim ve Bitki Örtüsü
Eskişehir’de sert bir kara iklimi hüküm sürer. Etrâfı dağlarla çevrili olduğu için Akdeniz ve Karadeniz bölgelerinin tesiri altında kalmaz. Bir kısmında Batı Anadolu ikliminin tesiri görülür. Kışın bol kar yağar, yağmur yağışı azdır. Yıllık yağış ortalaması 368-393 mm arasındadır. Kışlar soğuk, yazlar ovalarda sıcak,yaylalarda serin geçer. Yaylaları azdır. Gece ve gündüz arasında büyük ısı farkı vardır. Sıcaklık -26°C ile +39°C (gölgede) arasında seyreder. İl topraklarının % 42’si ekili-dikili alanlar, % 25’i çayır ve mer’a, % 27’si orman ve fundalıktır. Tarıma elverişli olmayan arâzi % 6’dır. Ormanlar daha çok Batı Anadolu bölgesindedir. Sarıçam, akçam, karaçam ve ardıç ağaçları çoğunluktadır. Akarsu vâdilerinde söğüt ve kavak ağaçları fazladır. Ovalarında her yer ekilmektedir.
Ekonomi
Orta Anadolu’nun Ankara’dan sonra ikinci büyük şehri olan Eskişehir, aynı zamanda sanâyi bakımından gelişmiş illerden biridir. Sanâyi geliri tarım gelirinden fazladır. Îmâlât ve inşaat sektöründe çalışan nüfûsun yüzdesi 1970’te 11, 1975’te 9, 1980’de 13, 1985’te 15 civârındadır.
Tarım: Eskişehir tarım bakımından da gelişmiş bir ildir. Hayvancılık, ormancılık, balıkçılık ve avcılıkla geçimini temin eden faal nüfûsun yüzdesi 1970’te 59, 1975’te 63, 1980’de 49, 1985’te 48 olarak görülmektedir. Sulama, gübreleme ve modern tarım araçları kullanılır.Sert kara iklimi hüküm sürdüğünden tarım ürünlerinin çeşitleri azdır. Sarıcakaya ve Mihalıççık’ta meyvecilik ve sebzecilik ileridir. Sarıcakaya havâlisinin iklimi Ege iklimine benzediği için, kar görmez ve yılın dört mevsimi çeşitli tarım ürünleri elde edilir. Toplam 200 bin tona yakın marul, ıspanak, patlıcan, domates, salatalık, biber ve tâze soğan, meyve olarak armut, elma, vişne, kayısı, bâdem, dut, karpuz ve kavun yetişir. Buğday, arpa, çavdar, yulaf, ayçiçeği, patates ve en çok olarak da şekerpancarı elde edilir.
Hayvancılık: Eskişehir’de hayvancılık da çok gelişmiştir. Verim ise Türkiye ortalamasının üstündedir.Koyun, tiftik keçisi, sığır, kıl keçisi ve kümes hayvanları beslenmektedir. Arıcılık gelişmiştir. Çifteler harası İkinci Mahmud Han devrinden beri faaliyettedir. Eskiden burada ordunun süvâri sınıfı için at yetiştirilirdi.
Ormancılık: Eskişehir orman varlığı bakımından zengin sayılmaz. Her ne kadar arâzinin% 27’si ormanlık olarak görülmekte ise de çoğu fundalıktır. Ormanlar, Türkmen, Bozdağ ve Sündiken dağlarının yamaç ve uzantılarında bulunur. 1980’li yıllardaki yıllık ortalama kesim, 40 bin m3 çam tomruk, 8 bin m3 mâden direği ve 10 bin m3 telefon direği ile 150 bin ster yakacak odundur.
Mâdenler: Eskişehir ili mâden bakımından zengin sayılır. Çıkan başlıca mâdenler:
Krom: Özel sektör tarafından çıkarılır. Boraks: Kırka’da Etibank tarafından işletilmektedir. Manyezit: Etibank ve Transtürk Holding tarafından mağnezyum elde edilir. Alüminyumdan hafif ve dayanıklı olan mağnezyum, uzay, otomotiv ve uçak sanâyiinde kullanılır. Bor tuzları: Etibank tarafından çıkarılır. Perlit: Özel sektörce çıkarılır. Lületaşı: Eskişehir’in milletlerarası şöhretlerinden biri lületaşıdır. Deniz köpüğü (Meerschaum) denilen beyaz ve işlenmesi kolay taştan ağızlık, vazo ve süs eşyâsı yapılır. 1981’de Avrupa’ya 11 bin sandık lületaşı ihrâç edilmiştir. Lületaşı pipoların nikotinini emerek tütünün zararını azalttığı söylenmektedir. Lületaşının 5 cinsi vardır. Sırmalı, birim malı, parçalı pamuklu, taneli dökme ve çeltiz gibi isimler alır. 100 kilometrekarelik bir sahada 300’e yakın kuyudan her sene yaklaşık 3500 ton lületaşı çıkarılır. Dünyânın en zengin lületaşı Eskişehir’dedir. Bunlardan başka mermer, linyit, alçıtaşı, amyant, kalsedon çıkarılır.
Sanâyi: Nüfus yoğunluğu, ulaşım imkânı, enerji kaynakları, mâden ve tarım imkânlarının müsâit oluşu, Eskişehir’de sanâyinin gelişmesinde mühim rol oynamıştır. Eskişehir; sanâyisi gelişmiş, ileri bir ilimizdir.Türkye’nin belli başlı sanâyi merkezlerindendir. Başlıca sanâyi tesisleri şunlardır: Un fabrikaları, tuğla ve kiremit fabrikaları, uçak-bakım tesisleri, uçak motor fabrikası, devlet demir yolu fabrikası, çimento fabrikası, basma fabrikası, buzdolabı ve kompresör fabrikası, jant fabrikası, pulverizatör ve su pompası üreten makina fabrikası, yapı malzemesi, makina ve tesis îmâlatı fabrikası, makina sanâyii, cıvata fabrikası, beton sanâyii, gıda, şekerleme, sunta, otomotiv, yem, giyim ve şeker fabrikaları. Eskiden bir tarım kasabası olan Eskişehir, gittikçe bir ticâret, sanâyi, turizm ve sağlık merkezi hâline gelmektedir.
Ulaşım: Eskişehir kara, demiryolu ve hava ulaştırması bakımından büyük imkânlara sâhiptir. Kara ve demiryollarının kavşak noktasıdır. İstanbul- Bilecik-Eskişehir-Ankara ve Ankara-Eskişehir-Bursa karayolu ile İstanbul’u İç Anadolu’ya, Ankara’yı Güney Marmara ve Batı Anadolu’ya bağlar. Köylerinin hepsinin yolları vardır. İlçeleri Eskişehir’e iyi vasıflı yollarla bağlıdır. Askerî maksatla kullanılan büyük bir hava alanı vardır. Haydarpaşa-Ankara demiryolu Eskişehir’den geçer, burada bir hat Ankara istikâmetine diğer hat ise, Kütahya-Afyonkarahisar istikâmetine gider. Böylece demiryolu ile Türkiye’nin her yerine bağlanmış olur. Trenlerin en çok uğradığı yerlerden biri de Eskişehir’dir. Karayolları bakımından İstanbul-Ankara-Bursa üçgeninin ortasında bulunur. Ankara ve Bursa’ya oldukça yakındır. Eskişehir- Bilecik-Adapazarı kavşağı ile İstanbul-Ankara karayoluna bağlanır.
Nüfus ve Sosyal Hayat
Nüfûsu: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 641.057 olup, 477.436’sı şehirlerde, 163.621’i köylerde yaşamaktadır. Kırsal nüfus 1940’larda % 66 civârındayken gittikçe azalarak 1985’lerde % 32 civârına düşmüştür. Yüzölçümü 13.652 km2, nüfus yoğunluğu 47’dir.
Örf ve âdetleri: Sekizinci ve dokuzuncu asırda İslâm ordularının fethettiği Eskişehir 1074’ten bu yana 917 senedir, Türklerin idâresinde olarak Türk-İslâm kültürüyle yoğrulmuştur. Daha önceki asırlarda yaşayan Hitit, Frikya, Lidya, Pers, Galat, Roma ve Bizans kültürü tamâmen silinmiştir. Osmanlı Devletinin son zamanlarında Eskişehir göç edilen bir merkez olmuştur. Balkan, Kırım ve Kafkasya’dan göç eden Türklerin bir kısmı toplu olarak Eskişehir’de iskân edilmiştir. Örf ve âdetlerde Balkan, Kırım ve Kafkasya’nın tesirleri görülür.
Mahallî kıyâfeti: Köylerde kadınların cepken ve şalvar giyimi yaygındır. Ayrıca atlas peştamal, işlemeli kulak ve elde örme renkli yün çorap, sefal, çetal ve sarka ismi verilen esvaptır.
Mahallî yemekleri: Hamur aşlarıyla et yemekleri meşhurdur. Çiğ börek, kaşık mantısı, Eskişehir böreği, yağlı börek, bazlama, gözleme, bamya çorbası gâziler helvası, aşur aşı başlıca mahallî yemeklerdir. El sanatları: Türkmenler tarafından dokunan kilim, heybe ve seccâdeler meşhurdur. Sivrihisar kilimleri motif, renk ve dokunuşundaki sanat bakımından üstündür.
Folklor: Eskişehir ili folklor bakımından çok zengindir. Kırım, Kafkas ve Rumeli’nin tesiri görülür. Başlıca oyunları Kırım oyunu, Çeçen kılıç oyunu, Dağıstan ağır oyunu, Eskişehir zeybeği ve mendil oyunudur. Halk Edebiyâtı: Eskişehir, halk edebiyâtı bakımından zengindir.Mâniler (şen söyleme) geleneği yaygındır.Yunus Emre asırlardır sevilen tasavvufî halk şâiridir. Mihalıççık’ın Sarıköyü’nde doğmuştur. Sarıköy tren istasyonu yakınında türbesi vardır. On üçüncü asırda yaşamış olup,Taptuk Emre’nin talebesi olmuştur. Konya’dan Âzerbaycan’a kadar çok yerleri gezmiş, gönüllerden gönüllere pınarlar gibi çağlamıştır.
Eğitim: Eskişehir okur-yazar nisbeti % 90’a yaklaşan ender illerden biridir. Okulsuz köy yoktur. İl dâhilinde 55 anaokulu, 525 ilkokul, 14 ilköğretim okulu, 76 ortaokul, 9 meslekî ve teknik ortaokul, 23 lise, 27 meslekî ve teknik okul vardır. İç Anadolu’da üniversiteye giriş oranı en yüksek olan ildir. 1958-1959’da kurulan İktisâdî ve Ticârî İlimler Akademisi, 1981’de Anadolu Üniversitesine dönüştü. Buna bağlı olarak İktisâdî İdârî Bilimler Fakültesi, Fen-Edebiyât Fakültesi, Açık Öğretim Fakültesi, Tıp Fakültesi, Mühendislik-Mimarlık Fakültesi, Eğitim Fakültesi, Sosyal Bilimler, Fen Bilimleri ve Sağlık Bilimleri Enstitüleri, Afyonkarahisar, Bilecik, Bolvadin ve Kütahya Meslek Yüksek Okulları ile öğretim kurumları bulunmaktadır. Sporun muhtelif dallarında başarılı bir ildir.
İlçeleri
Eskişehir’in biri merkez olmak üzere 13 ilçesi vardır.
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 447.926 olup, 413.082’si ilçe merkezinde 34.844’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 95, Hekimdağ bucağına bağlı 10 köyü vardır. İlçe toprakları genelde düzdür. Kuzeyinde Sündiken Dağları, güneyinde Türkmen Dağları yer alır. Ovayı Porsuk Çayı sular.
Ekonomisi tarım ve sanâyiye dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri pancar, buğday, çavdar ve arpadır. Çimento fabrikası, şeker fabrikası, uçak fabrikası, un fabrikaları, DDY motor fabrikası, Sümerbank dokuma fabrikası, tuğla ve kiremit fabrikaları, şekerleme ve bisküvi fabrikaları, soba fabrikaları başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi, Porsuk Çayı kenarında denizden 792 m yükseklikte kurulmuştur. İzmir-Ankara, İstanbul, Ankara demiryolları ve Ankara-Bursa, İstanbul-Denizli karayollarının geçtiği bir kavşak noktasındadır. İlçe belediyesi 1854’te kurulmuştur.
Alpu: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 18.679 olup, 5087’si ilçe merkezinde, 13.592’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 28 köyü vardır. İlçe toprakları hafif engebeli düzlüklerden meydana gelir. Topraklarını Porsuk Çayı sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri pancar ve tahıldır. Sepetçi köyünde çıkarılan lületaşı dünyâca meşhur ihrâç ürünüdür. İlçe merkezi Porsuk Ovasının orta kısımlarında, Porsuk Çayı kenarında kurulmuştur. Eskişehir-Ankara demiryolu ve Eskişehir-Mihalıççık karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 45 km mesâfededir. Merkez ilçeye bağlı bir bucakkken, 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu.
Beylikova: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 10.946 olup, 5995’i ilçe merkezinde, 4951’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 17 köyü vardır. İlçe toprakları hafif engebeli düzlüklerden meydana gelir. Topraklarını Porsuk Çayı sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri tahıl ve pancardır.Hayvancılık gelişmiş olup, küçükbaş hayvan besiciliği yaygın olarak yapılır.İlçede traktör römorku îmâl eden küçük atölyeler vardır.
İlçe merkezi Porsuk Çayı kıyısında kurulmuştur. Eskişehir-Ankara demiryolu ilçeden geçer. Mihalıççık ilçesine bağlı bir bucak iken 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu.
Çifteler: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 20.073 olup, 11.540’ı ilçe merkezinde, 8533’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 23 köyü vardır. Dalgalı düzlüklerden meydana gelen ilçe topraklarının büyük bölümü yukarı Sakarya Ovasında yer alır. Türkiye’nin en önemli akarsularından olan Sakarya, ilçe yakınlarında Sakarbaşı olarak bilinen yerden kaynaklanır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı, buğday, arpa, yulaf ve ayçiçeğidir. Hayvancılık önemli gelir kaynağıdır. Un fabrikaları ve tarım âletleri yapan küçük atölyeler başlıca sanayi kuruluşlarıdır. Modern harada damızlık koyun ve sığır yetiştirilir.
İlçe merkezi, Afyonkarahisar-Eskişehir karayolu üzerinde İhsaniye (Ilıcabaşı) Çayı kenarında yer alır. Osmanlılar zamânında bölgede orduya at yetiştirmek üzere bir hara kurulmuştur. Bir süvâri alayı devamlı burada bulunurdu. Kumarcı Mustafa zulmünden kaçanlar hara yakınlarında yerleşerek Adalı Mahallesini kurdular. 1878-1885 arasında Kırım ve Kafkaslardan gelen göçmenlerin bölgeye yerleştirilmesi ile büyük bir yerleşim merkezi halini aldı. 1954’te ilçe olmuştur. Eskiden kalma 10 han ve bir hamam vardır. İlçe belediyesi 1951’de kurulmuştur.
Günyüzü: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 15.310 olup, 3804’ü ilçe merkezinde, 11.506’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 16 köyü vardır. İlçe toprakları orta yükseklikteki dalgalı düzlüklerden meydana gelir. Sakarya Nehri başlıca akarsuyudur.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, baklagiller, yulaf, arpa şeker pancarı, patates ve üzümdür.Hayvancılık önemli gelir kaynağıdır. Sivrihisar’a bağlı bir bucak iken, 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânun ile ilçe oldu. İl merkezine en uzak olan ilçedir.
Han: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 4277 olup, 1874’ü ilçe merkezinde 2403’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 10 köyü vardır. Dalgalı düzlüklerden meydana gelen ilçe toprakları yukarı Sakarya Havzasında yer alır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri tahıl ve şekerpancarıdır. Hayvancılık önemli gelir kaynağıdır. İlçe merkezi gelişmemiş ve köy görünümünde bir yerleşim birimidir. Çiftelere bağlı belediyelik bir köy iken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu.
İnönü: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 9377 olup, 4399’u ilçe merkezinde, 4978’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 12 köyü vardır. İlçe toprakları hafif engebeli düzlüklerden meydana gelir. Güneyinde Türkmen Dağları yer alır. Dağlar meşe ve çam ormanları ile kaplıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri pancar ve buğdaydır. Yüksek kesimlerde yaygın olarak hayvancılık yapılır. En çok küçük baş hayvan beslenir. İlçe merkezi Sarısu Ovasının güneyinde, Türkmen Dağları eteklerinde kurulmuştur. Türk Hava Kurumunun, Planör Uçuş Eğitim Merkezi ilçededir. İstiklâl Harbinde, İnönü Savaşları bu ilçe yakınlarında olmuştur. Kütahya- İstanbul karayolu ilçenin kenarından geçer. Merkez ilçeye bağlı bucak iken 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu.
Mahmudiye: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 11.267 olup, 5781’i ilçe merkezinde, 5486’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 15 köyü vardır. Yüzölçümü 676 km2 olup, nüfus yoğunluğu 17’dir. İlçe toprakları orta yükseklikde düzlüklerden meydana gelir. Seyit Suyu başlıca akarsuyudur.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, şekerpancarı ve arpa olup, ayrıca az miktarda yulaf, baklagiller, soğan, patates elma ve armut yetiştirilir. Hayvancılık ekonomik açıdan önemli gelir kaynağıdır. Anadolu tarım işletmesinde damızlık at, yarış atı, tavuk, koyun, sığır yetiştirilir.
İlçe merkezi, Eskişehir-Çifteler-Afyon karayolu üzerinde yer alır. İl merkezine 46 km mesâfededir. 1954’te ilçe olan Mahmudiye’nin belediyesi 1948’de kurulmuştur.
Mihalgazi: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 9059 olup, 4016’sı ilçe merkezinde 5043’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 5 köyü vardır. İlçe toprakları dağlarla çevrili Sakarya Vâdisinde yer alır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Sebze ve meyve yetiştiriciliği yaygın olarak yapılır. İklimi müsâit olduğundan dört mevsim ürün alınır. İlçe merkezi Sakarya Nehri kıyısında yer alır. Yüzölçümü bakımından en küçük ilçesidir.
Mihalıççık: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 24.088 olup, 4.473’ü ilçe merkezinde 19.615’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 52 köyü vardır. İlçe toprakları genelde dağlıktır. Sündiken dağları engebelendirir. Gökçekaya ve Sarıyar baraj göllerinin bir bölümü ilçe sınırları içinde kalır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, çavdar, yulaf ve soğuk mevsim sebzeleridir. Hayvancılık gelişmiş olup, küçükbaş hayvan besiciliği yapılır. Orman içi köylerde ormancılık yapılır. İlçe topraklarında asbest, demir, kaolin, magnezit ve talk yatakları vardır.
İlçe merkezi, Sündiken Dağlarının doğu eteklerinde kurulmuştur. Ulaşım yönünden sapa bir yerde kalması yüzünden ekonomik açıdan gelişmemiştir. İl merkezine 92 km mesafededir. İlçe belediyesi 1923’te kurulmuştur. İstanbul- Ankara demiryolu Yunusemre köyünden geçer.
Sarıcakaya: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 7996 olup, 3672’si ilçe merkezinde, 4324’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 8 köyü vardır. İlçe toprakları dağlarla çevrili Sakarya Nehri Vâdisinde yer alır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Çok verimli olan topraklarında sulu tarım yapılır. Sebze, meyve, zeytin ve pamuk başlıca tarım ürünleridir. Bağcılık yaygın olarak yapılır. İkliminin uygun olması sebebiyle dört mevsim ürün alınır. İlçe merkezi Sakarya Nehri kıyısında bir yamaçta kurulmuştur. İl merkezine 47 km mesafededir. 1957’de ilçe olan Sarıcakaya’nın belediyesi 1958’de kurulmuştur.
Seyitgazi: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 24.762 olup, 3223’ü ilçe merkezinde, 21.539’u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 28, Kırka bucağına bağlı 19 köyü vardır.Yüzölçümü 1502 km2 olup, nüfus yoğunluğu 16’dır. İlçe toprakları orta yükseklikte tepelik dalgalı düzlüklerden meydana gelir. Batısında Türkmen Dağları yer alır. Dağlardan kaynaklanan suları Seydi Çayı toplar. Yönek Deresi üzerinde kurulan Kunduzlar Barajının arkasında sun’î bir göl meydana gelmiştir. Dağlık kesimlerde çam ormanları vardır.
Ekonomisi tarım ve mâdenciliğe dayanır. Başlıca tarım ürenleri şekerpancarı, buğday, arpa, patates ve baklagiller olup, az miktarda yulaf, soğan ve elma yetiştirilir. Yüksek kesimlerde hayvancılık yapılır. İlçe topraklarında perlit ve bor yatakları vardır. Bor yatakları, Etibank Kırka Boraks İşletmesi Müessesesi tarafından işletilir.
İlçe merkezi Seydi Çayı kenarında deniz seviyesinden 1000 m yükseklikte kurulmuştur. Çok eski bir yerleşim merkezidir. Tarihî eserler bakımından zengindir. İl merkezine 45 km mesâfededir. Belediyesi 1917’de kurulmuştur.
Sivrihisar: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 37.297 olup, 10.490’ı ilçe merkezinde, 26.807’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 57, Kaymaz bucağına bağlı 8 köyü vardır. İlçe toprakları dalgalı düzlüklerden meydana gelir.Topraklardan kaynaklanan suları Porsuk Çayı ve Sakarya Nehri toplar. Kaymaz Barajı arkasında bir sun’î göl meydana gelmiştir.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı, arpa, buğday, baklagiller, patates, yulaf ve üzüm olup, soğan, elma, armut yetiştirilir. Yüksek kesimlerde hayvancılık yaygın olarak yapılır. İlçe topraklarında barit, demir, jips talk, toryum ve flüorit yatakları vardır.
İlçe merkezi, kayalık bir tepenin eteklerinde kurulmuştur. Eskişehir-Ankara ve İzmir-Ankara karayolu ilçenin güney kıyısından geçer. İl merkezine 92 km mesafededir. Bir kavşak noktasında bulunması sebebiyle târih boyunca önemli bir şehir olmuştur. Târihî eserler bakımından zengindir. Belediyesi 1877’de kurulmuştur.
Târihî Eserler ve Turistik Yerleri
Eskişehir, târihî eserler ve tabiî güzellikler bakımından zengindir. Şifâlı kaplıca ve içmeleri ve modern konaklama te’sislerine sâhiptir.
Sivrihisar Kalesi: Bizanslılar tarafından yaptırılmıştır. Altı adet kapısı olan bu kalenin ancak yeraltı depoları, sarnıç ve yer üstü tahıl anbarı günümüze ulaşabilmiştir.
Alâeddîn Câmii: İl merkezinde bulunan câmi, Selçuklu Sultânı Birinci Alâeddîn Keykubat tarafından 1220’de yaptırılmıştır. 1262’de Gıyâseddîn Keyhüsrev’in tâmir ettirdiği bu câmi, ilk yapıldığı devirden günümüze kadar çok tâmirâtlar görmüş, sâdece minâresi tâmir edilmeden gelmiştir.
Kurşunlu Câmi ve Külliyesi: Odunpazarı semtindedir. Kânûnî Sultan Süleymân Han devrinde yaptırılmıştır. Vezir Mustafa Paşa tarafından yaptırılan külliye, câmi, kütüphâne, aşhâne ve medreseden meydana gelmiştir. Mîmâr Sinan’ın eseri olduğu tahmin edilmektedir. Câminin yanında 20 odalı medrese, bir kütüphâne ve aşhâne vardır. Büyük kubbesi kurşunla kaplı olduğundan bu isim verilmiştir.
Ulu Câmi: Sivrihisar’da Selçuklu devrine âit kıymetli bir eserdir. 1275’te Selçuklu Emiri Mikâil bin Abdullah yaptırmıştır.Anadolu Selçuklu sanatının en güzel eserlerindendir.
Haskadem Câmii: Sivrihisar’da 13. asır sonlarında, Anadolu Selçuklu hazinedârlarından Necibüddîn Mustafa tarafından hanımı için yaptırılmıştır. Minâresi Anadolu’nun ilk Selçuklu eserlerindendir.
Kurşunlu Câmi: Sivrihisar’da 1343’te Hoca İbrâhim tarafından mescid olarak yaptırılmıştır. 1492’de Şeyh Yusuf tarafından genişletilerek câmi hâline getirilmiştir.
Şeyh Edebâli Türbesi: Odunpazarı mezarlığındadır. Osman Gâzinin kayınpederi olan Şeyh Edebâli’nin türbesidir. On üçüncü asırda yapılmış olup, 19. asırda tâmir ettirilmiştir. Şeyh Edebâli’nin türbesinin Bilecik’te olduğu kabûl edilmektedir.
Seyyid Battal Gâzi Türbesi ve Külliyesi: Türbe, câmi, medrese, imârethâne gibi bölümlerden ibârettir. Tepe üzerindedir. Emevîler zamânında İslâm ordularının başında Bizans’a karşı insan üstü kahramanlıklar gösteren ve “Nakaleia” önünde şehid düşen bir İslâm büyüğüdür.Türkler Nakalein’e Seyitgâzi ismini vermişlerdir. Câmi ve külliyeyi 13. asır başında Gıyâseddîn Keyhüsrev yaptırmış ve 1511’de İkinci Bâyezîd zamânında esaslı bir şekilde onarılmıştır. Seyyid Battal Gâzi Medrese ve İmârethâne Müzesi olarak kullanılmaktadır.
Yûnus Emre Türbesi: Mihalıççık’ın Yûnusemre köyündedir.Yûnus Emre’ye âit olduğu söylenen kabir, Yunanlılar tarafından yıkılmıştır. 1949’da türbe ve çeşme yeniden yapılmıştır. Türbenin kıyısından demiryolu geçmesi üzerine 1971’de bugünkü türbesi yapılarak buraya nakledilmiştir.
Yazılıkaya (Midas Şehri): Han ilçesinin Yazılıkaya köyündedir. Çok sayıda yazılıkaya anıtları, yeraltı geçitleri vardır. Kral Midas’ın mezarının burada olduğu söylenmektedir. Dünyâca meşhur bir yerdir.
Pessinus (Ballıhisar): Sivrihisar ilçesine 16 km uzaklıkta Ballıhisar köyündedir. İzmir’i, Ankara’ya bağlayan (kara yolu) üzerinde Frigler ve sonrasına âit eserler vardır. Bölgede Frig (Kybele) Tapınağı, Bizans Kilisesi ve tiyatro harâbeleri bulunmaktadır.
Mesîre yerleri: Eskişehir’de mesîre yerleri oldukça fazladır. Barajlar, akarsu kenarları ve orman içi dinlenme yerlerinden faydalanılmaktadır.
Orman fidanlığı: İl merkezine 7 km uzaklıkta Karacaşehir köyü kenarındadır. Fidanlığın ortasından geçen Porsuk Çayı bölgeye ayrı bir güzellik vermektedir.
Musaözü: İl merkezine 21 km uzaklıkta orman içi dinlenme yeridir. Bölgede bir sulama barajı bulunmaktadır.
Sakarbaşı: Çifteler ilçesi yakınındadır. Sakarya Irmağının kaynağıdır. Birbirine yakın beş kaynak vardır. Kaynak suları küçük fakat derin bir su meydana getirir.
Kalabaksuyubaşı: Türkmen Dağı eteklerindedir. Şehrin içme suyu olan Kalabaksuyu buradan çıkar. Çam ormanları ve çağlayanları ile güzel bir mesîre yeridir.
Çatacık Ormanları: Sündiken Dağlarındaki yaylalarda bulunan bol içme sulu ve Orta Anadolu’nun en güzel manzaralı ormanlarıdır.
Şöförler Çeşmesi: İl merkezine 17 km uzaklıkta orman içi dinlenme yeridir. Çok güzel soğuk içme suyu vardır.
Kaplıca ve İçmeler: Eskişehir, kaplıca ve içmeler bakımından oldukça zengindir. Bu kaplıca ve ılıcalar muhtelif hastalıklara iyi gelmektedir. Bunların başlıcaları şunlardır:
Eskişehir Kaplıcası: İl merkezinde, Porsuk Çayının güneyinde 5 kaynaktan meydana gelir. Tabiî sıcaklıktadır. Şehir merkezindeki hamamlar bu sıcaksu kaynağından faydalanmaktadır. Bu su varis, kırık ve çıkık ağrılarına ve böbrek taşlarına karşı faydalıdır.
Sakarya Ilıcası ve Mâden Suyu: İl merkezine 32 km uzaklıkta, Mihalgâzi ilçesine bağlı Ilıca köyündedir. Mîde, barsak ve idrar yolları rahatsızlıklarına ve romatizma hastalığına faydalıdır.
Uyuz Hamamı: Alpu ilçesine bağlı Uyuz Hamamı köyündedir. İçme ve banyo kürleriyle faydalanılan kaplıca suyu deri hastalıklarına iyi gelmektedir.
Çardak Hamamı: Günyüzü ilçesi yakınlarındadır. 35°C sıcaklıktaki suyu deri hastalıklarına iyi gelmektedir.
Kaynak
Rehber Ansiklopedisi
RAŞiT TUNCA
BAŞAĞAÇLI RAŞiT TUNCA

FORUMUMUZDA
Dini Bilgiler...
Kültürel Bilgiler...
PNG&JPG&GiF Resimler...
Biyografiler...
Tasavvufi Vaaz Sohbetler...
Peygamberler Tarihi...
Siyeri Nebi
PSP&PSD Grafik
ALLAH
BAYRAK
Radyo Karoglan
Foruma Misafir Olarak Gir
Forumda Neler Var
GALATASARAY
FENERBAHÇE
BEŞiKTAŞ
TRABZONSPOR
MiLLi TAKIM
ETKiNLiKLERiMiZ
Portal
Forum
Search
Community 
Forum Statistics
Forum Team
Calendar
Members
» Latest member:
» Forum threads: 5,258
» Forum posts: 5,849
Read More / Comment 
