MUHAMMED
BAYRAK
| Welcome, Guest |
|
You have to register before you can post on our site. |
| Forum Statistics |
» Members: 7 » Latest member: Muhammed » Forum threads: 5,258 » Forum posts: 5,849 Full Statistics |
DOWNLOADEN
AYET
FELSEFEMiZ
Raşit Tunca Sözü
GÜZEL SÖZ
Kütahya Hakkında Bilgiler
KÜTAHYA
İlin Kimliği
Yüzölçümü : 11.875 km2
Nüfûsu : 578.020
İlçeleri : Merkez, Altıntaş, Aslanapa, Çavdarhisar, Domaniç, Dumlupınar, Emet, Gediz, Hisarcık, Pazarlar, Simav, Şaphane, Tavşanlı.
Rengârenk çinileriyle, Türkiye’nin çini atölyesi olarak bilinen, şifalı kaplıcaları ile meşhur, millî târihimizde müstesnâ bir yeri bulunan, Ege bölgesinin İçbatı Anadolu bölümünde yer alan şirin bir ilimiz. 38o 70’ ve 39o 80’ kuzey enlemleri ile 29o 00’ ve 30o 30’ doğu boylamları arasında yer alır. Kuzey ve kuzeybatıdan Bursa, kuzeydoğudan Bilecek, doğudan Eskişehir, güneydoğudan Afyonkarahisar, güneyden Uşak, güneybatıdan Manisa, batıdan ise Balıkesir illeri ile çevrilidir. Ege, İç Anadolu ve Marmara bölgeleri arasında tarih ve kültür merkezi olarak köprü vazifesi görmüştür. Trafik numarsı 43’tür.
İsminin Menşei
Kütahya ilk kurulduğunda adı seramik kenti mânâsına gelen “seramorum” idi. M.Ö. 11. asırda Frigler şehre “Kotiyum” ismini verdiler. Eski kaynaklarda şehrin ismi Kotiaetion, Katiaion, Cotyaeium, Cotyaeum ve Cotyaium şeklinde geçmektedir. Bütün bunlar “Totys’in şehri” mânâsına gelmektedir.
Selçuklu Türkleri bu şehri fethedince şehre “Kütâhiye” ismini vermişlerdir. Zamanla bu isim “Kütahya” hâlini almıştır.
Bir rivâyete göre, dul bir kadının pazara getirdiği testi, tabak, vazo, sürahi, çanak ve çömlekler sağlam hem de zariftir. Müşteriler tarafından kapışılır. Diğer satıcılar bu kadının hüneri yaptığı topraktan olmalı diyerek kadını takip ederler. Kadın bugünkü Kütahya’nın bulunduğu yere gelip heybesini toprakla doldurur. Diğer esnaf bu bölgede atölyeler açarak şehir kurulur ve seramik şehri manasına“Seramorum” denir.
Târihi
Kütahya ve çevresinin târihi Hititlerle başlar. Hititlerin iç savaş ile bölünüp yıkılmasından sonra Kütahya ve çevresiFrikya, sonra da Lidya devletlerinin hâkimiyeti altına girmiştir. Antik kaynaklar Kütahya’dan Yunan masal yazarıEsop’un doğduğu memleket diye bahsederler. Fakat bu bölge hiçbir zaman eski Yunanlıların olmamıştır. Esop M.Ö. 6. asırda yaşamıştır. Bu târihte Kütahya ve çevresi Lidya Devletinin elindeydi. Persler, M.Ö. 6. asırda Lidya’yı yenince Anadolu gibi bu bölgeler de Perslerin istilâsına uğradı. M.Ö. 4. asırda Makedonya Kralı İskender, Anadolu ve İran’ı istilâ etti. Pers Devletini ortadan kaldırdı. Bu bölge Anadolu gibi Makedonya Krallığının hâkimiyetine geçti. İskender’in ölümünden sonra Bergama ve Bitinya krallıkları Kütahya bölgesini paylaştılar.
M.Ö. ikinci asırda Roma bütün Anadolu’yu imparatorluğuna kattı. M.S. 395’te Roma İmparatorluğu ikiye bölününce Anadolu gibi bu bölge de Doğu Roma (Bizans)nın payına düştü. (Bugünkü Yunanistan’ın Bizans’la hiçbir ilgisi yoktur). Bizans devrinde Kütahya piskoposluk merkezi hâline getirildi. İstanbul-Konya yolu üzerinde bir konak merkezi idi. Bizanslılar. Kütahya’yı iki kat sur içine almış ve 2,5 km2 alan kaplayan kale yapmıştır.
İslâm orduları bu bölgeden birkaç defa geçtiler. Fakat Kütahya’yı Selçuklu Türkleri fethettiler. 1071’de Malazgirt’te Alparslan’a yenilen Bizans İmparatoru Romanos Diogenes tahtını geri almak için yaptığı mücâdelede yenilip esir düşünce, Kütahya’ya getirilip gözleri kör edilmiştir. Anadolu Fâtihi Kutalmışoğlu Süleyman Şah, 1079-1080’de Kütahya’yı fethetmiştir.
Anadolu’da Türk hâkimiyetine son vermek için Roma kilisesi ve Bizans’ın teşviki ile başlayan Haçlı seferleri esnasında Selçuklu Türkleri bazı bölgelerden geri çekilmiştir. Eskişehir civarında Selçuklu Türkleri ile Haçlılar arasında yapılan Eskişehir (Borylaion) Savaşına kadar Kütahya, Selçuklu Türklerinin elinde kalmıştır. 1097’de Haçlı ordusu Kütahya’yı istilâ etti. Kütahya çevresinde Selçuklu Türkleri ile Bizanslılar arasında çok çetin savaşlar oldu. Kütahya, taraflar arasında birkaç defa el değiştirdi. 1158 senesinde Bizans İmparatoru Manuel Kommenos’un emrindeki Bizans ordusu, Kütahya civârında Selçuklu Türkleri tarafından hezimete uğratıldı. Selçuklu Devleti ile Bizans arasında sınır bölgesi üzerinde bulunan Kütahya’ya, Selçuklu Devletine bağlı Türkmen kuvvetleri sık sık saldırarak, Bizanslıları tâciz etmişlerdir.
Selçuklu Sultanı İkinci Kılıç Arslan 1182 yılında yeni bir fetih hareketine girişerek Uluborlu ve Kütahya’yı fethetti. Böylece Kütahya birinci fetihten bir asır sonra ikinci defa fethedilmiş ve Türklerin hâkimiyetine girmiş oluyordu. Selçukluların taht kavgaları sırasında zayıflayınca Bizanslılar Kütahya’yı yeniden istila etmişlerdir. Selçuklu Sultanı Büyük Alâeddin Keykubat’ın Kütahya’yı fethetmesinden sonra şehir, kesin olarak Türk hâkimiyeti altına girmiştir.
Anadolu Selçuklu Devletinin son zamanlarında Kütahya bölgesine 300 bin kişilik Türkmen Germiyan Aşireti yerleşti. Germiyanlılar, Anadolu Selçuklu Devletinin hizmetinde Baba İshak isyanını bastırmaya memur edilmeleri ile tarih sahnesine çıkmışlardır. Germiyanoğlu Birinci Yakup Bey, 1300-1302 yılında Anadolu Selçuklu Sultanlığından ayrılarak bağımsızlığını ilân etmiş, merkez Kütahya olmak üzere Germiyanoğulları Beyliğini kurmuştur. Germiyanoğulları 1260-1390 ve 1402-1429 arasında 157 sene saltanat sürmüşlerdir.
Germiyanoğulları, 1260-1308 arasında Anadolu Selçuklu Devletinin ve 1308-1335 arasında da İlhanlı hâkimiyetini tanımıştır. 1390’dan 28 temmuz 1402’ye kadar Osmanlı Devletine katılmıştır. 1414-1429 arasında Osmanlılara tâbi olmuştur. 1325 senesine kadar Aydınoğulları Beyliği, Germiyanoğulları Beyliğine bağlı idi. Anadolu’daki beylikler içinde Osmanlı ve Karamanoğullarından sonra en güçlü beylik Germiyanoğulları Beyliği idi. Bu beylik Karamanoğulları tehlikesi karşısında Osmanlılarla iyi münasebetler kurmuştur. Germiyanoğulları Oğuzların Avşar (Afşar) boyundandır.
Germiyanoğulları Beyi Süleyman Şah önceUmur Beyin kızı, sonra da hazret-i Mevlânâ’nın oğlu Sultan Veled’in kızı Mutahhara Hâtun ile evlendi. Bu evlilikten doğan kızı Devlet Hatun, Sultan Yıldırım Bâyezid ile evlendi. Bu evlilikte Kütahya, Simav, Eğrigöz (Emet) ve Tavşanlı çeyiz olarak Osmanlılara verildi (1381). Bu tarihten itibaren 1389’a kadar Yıldırım Bâyezid Kütahya’da vâli olarak kaldı. Süleyman Şahın oğlu İkinci Yâkup Bey, Kosova Meydan Savaşından sonra Osmanlılara verilen yerleri geri almak istemişse de yenilmiş veİpsala Kalesine hapsedilmiştir. Buradan kaçan İkinci Yâkup Bey, Şam’a giderek Timur’a sığındı. 1402 Ankara Savaşından sonra Timur, Kütahya’ya gelerek bir ay burada kalmış veOsmanlılara verilen bölgeleri Germiyanoğullarına iâde etmiştir. Timur çekilince Karamanoğulları Germiyanoğullarının topraklarını istila etmiştir.
Osmanlılardan Çelebi Sultan Mehmed Han, Germiyanoğulları topraklarını Karamanoğullarından geri alarak İkinci Yâkup Beye vermiştir. İkinci Yakup Bey, Bursa ve Edirne’ye giderek Sultan İkinci Murad Hanı 1428’de ziyaret etmiştir. İkinci Yakup Bey, Anadolu’da Türk Devletinin birliğini ancak Osmanlı Devletinin gerçekleştireceğine samimî olarak inanmış ve ölümünden sonra Germiyanoğulları Beyliğinin Osmanlı Devletine katılmasını vasiyet etmiştir. 1429 Şubatında çok yaşlı olarak vefat edince bu vasiyeti yerine getirilmiş ve Türk birliğine ileri bir adım atılmıştır. Germiyanoğulları Kütahya’da pekçok eser bırakmışlardır. Germiyanoğullarının “İnançoğulları” denilen bir kolu da Denizli’de saltanat sürmüştür. Germiyanoğullarına Ali Şir Bey (1260-1264), Birinci Yakup Bey (1264-1320), Mehmed Bey (1325-1360), Süleyman Şah (1360-1387) ve İkinci Yâkub Bey (1387-1390 ile 1402-1429) beylik etmişlerdir.
Germiyanoğulları Osmanlı Devletine katılınca, beylik sınırları dâhilinde kurulan sancağa Kütahya merkez ve ilk sancakbeyi de Kara Tîmûrtaş Paşanın torunu Umur Bey oğlu Osman Çelebi oldu. Sultan İkinci Murâd Hanın oğlu Alâeddîn Ali Çelebi de Kütahya’da sancakbeyliği yaptı. 1542-1566 arasında Kânûnî Sultan Süleymân Hanın oğulları Bâyezid ve İkinci Selim de Kütahya Sancakbeyliği yapmışlardır. Bilâhare Anadolu eyâletinin merkezi Ankara’dan Kütahya’ya taşınmıştır. Kütahya Yavuz Sultan Selim Han ve Kânûnî Sultan Süleymân Han devrinde Anadolu istikâmetinde yapılan seferlerde toplanma yeri ve önemli bir yol kavşağı idi. Kânûnî Rodos Seferine Kütahya’da hazırlanarak, Aydın-Marmaris yolunu tâkip etmiştir. Kânûnî Zigetvar Seferinde vefât ettiğinde oğlu İkinci Selim, Kütahya’da sancakbeyi idi. İstanbul’a gelerek tahta oturdu. “Germiyan tahtı” ismi verilen Kütahya şehrinden ve bilhassa Germiyanoğulları Hânedânından tanınmış şahsiyetler; Osmanlı Devleti hizmetinde mühim vazîfeler îfâ ettiler. Sultan İkinci Abdülhamîd Hanın meşhur adliye Nâzırı Sadrâzam Nûreddîn Abdurrahmân Paşa ile oğlu ve Sultan İkinci Abdülhamîd Hanın dâmâdı ve Adliye Nâzırı Vezir Ârif Hikmet Paşa, Sultan Altıncı Mehmed Hanın dâmâdı Ali Haydar Bey bunlardan birkaçıdır.
On yedinci asırda Celâli isyanlarına sahne olan Kütahya, 19. asırda, Mısır Vâlisi Mehmed Ali Paşanın oğlu İbrâhim Paşa tarafından kısa bir müddet işgâl edildi. Mustafa Reşîd Paşanın işgâli ile Kütahya’nın Anadolu eyâleti 1841’de kurulan Hüdâvendigar Eyâletinin merkezi ve 1842’de eyâlet merkezi Bursa’ya nakledilince de Bursa’ya bağlı 5 sancaktan biri oldu. On dokuzuncu asırda şehir çok geriledi. Halıcılık, dericilik ve çinicilik sanâyileri söndü. Anadolu demiryolunun Kütahya’dan geçmeyişi o zamana kadar ticâret yollarının düğüm noktasında bulunan şehri felce uğrattı.
Kütahya’nın merkez olduğu Anadolu eyâletinin kapladığı saha üzerinde bugün Türkiye’nin şu illeri vardır: Afyon, Ankara, Antalya, Aydın, Balıkesir, Bilecik, Bolu, Burdur, Bursa, Çankırı, Denizli, Eskişehir, Isparta, İzmir, Kastamonu, Manisa, Muğla, Sakarya, Uşak ve Zonguldak.
Kütahya, 17 Temmuz 1921’den 30 Ağustos 1922’ye kadar 1 yıl 1 ay 14 gün Yunan işgâlinde kalmıştır. Büyük taarruzda geri alınan şehir, yakılıp yıkılmıştı. Kütahya, İstiklâl harbinde mühim yer işgâl etmiş ve bu harbin neticeye ulaşması topraklarında kazanılan zaferle sağlanmıştır. Nitekim İstiklal Harbinin en çetin çarpışmaları Kütahya topraklarında olmuş, 30 Ağustos 1922’de Başkomutanlık Meydan Savaşı burada yapılmış ve Yunan ordusu Dumlupınar bucağında hezimete uğratılmıştır.
Millî Mücâdelede Kütahya: İzmir’in Yunanlılar tarafından işgalini ve düşman kuvvetlerinin Anadolu içlerine ilerlemesiyle 20 Eylül 1919 târihinde Kuvay-i Milliye Teşkilatı kurularak faaliyete geçti. Kütahya’daki Kuva-yı Milliye Teşkilâtı, halktan büyük maddî ve mânevî destek gördü. 21 Temmuz 1920 târihinde “Kütahya Millî Taburlarının” teşkiline başlandı. Yunan taarruzu 10 Temmuz 1921’de başladı. Eskişehir ve Kütahya Muharebeleri adı ile bilinen bu çarpışmalarda Türk ordusu daha ziyâde müdâfaa taktiği uyguluyordu. Kâfi derecede hazırlık yapılamadığı ve mühimmat temin edilemediği için Yunanlıların ilerlemesine mâni olunamıyordu. 13 Temmuzda Afyon, 17 Temmuzda Kütahya ve 19 Temmuzda Eskişehir Yunanlılar tarafından işgâl edildi. Yunanlıların bu ilerleyişi Sakarya’da durduruldu. Kütahya, Yunan işgâlinde bir sene kadar kaldı. Düşman kuvvetlerinin Anadolu içlerine doğru ilerleyişi Sakarya Meydan Muhârebesi ile durdurulduktan sonra, sıra Yunanlıların Anadolu’dan atılmasına gelmişti. Uzun bir hazırlık devresinden sonra Türk ordusu 26 Ağustos 1922 târihinde taarruza geçti. Düşman kuvvetleri karmakarışık, Dumlupınar’a doğru kaçmaya başlamış, fakat Türk ordusu tarafından Çalköy yakınlarındaki Adatepe’de çember içine alınmıştı. 30 Ağustos 1922’de burada büyük imhâ savaşı devam ederken, müretteb süvari tümeninden bir müfreze, 30 Ağustos Çarşamba sabahı saat 10.00 sıralarında Kütahya’ya geldi. Aynı gün akşamı Akif Bey komutasındaki birlikler şehre girerek, halkın coşkun tezahüratı ve sevinç gözyaşları ile karşılandılar. Hükümet konağı ve Belediye binalarına Türk bayraklarının çekilmesi sırasında yüzlerce kurban kesilerek askere yemek verilmiştir. Halk ertesi gün, Küçük Asım Efendiyi mutasarrıf vekili seçmiştir.
30 Ağustos Zafer Bayramı Kütahya’nın düşman işgâlinden kurtulduğu gündür. Kütahya’da, Dumlupınar, Çalköy ve Zafertepe’de her sene törenler yapılmaktadır.
Cumhûriyet devrinde il olan Kütahya, 1931’de demiryolu ile Balıkesir’e bağlanmıştır. Fakat Kütahya, Eskişehir ve Afyonkarahisar gibi gelişemedi. 1953’te Uşak, Kütahya’dan ayrılınca küçüldü.
Son senelerde Kütahya hızla sanayileşmekte ve gelişmekte olup, geçmişteki parlak devrine doğru ilerlemektedir.
Fizikî Yapı
Kütahya ili genel olarak bir yayla durumundadır. Arazinin dörtte üçü 1000-1500 m arasındadır. Coğrafî olarak bu bölgeye “Kütahya Yaylası” denir. İç Anadolu’dan Ege ovalarına ve Marmara havzalarına geçişte bu bölge eşik vazifesi görür. Topraklarının % 57’si dağlardan, % 32’si yaylalardan ve % 11’i ovalardan ibârettir. Ortalama yükseklik 1000-1200 m arasındadır. Volkanik toprakları çok verimlidir.
Dağları: Kütahya yaylaları üzerinde yükselen dağlar aralıklı sıralar hâlinde uzanırlar. Başlıca dağlar: Akdağ (2089 m), Eğrigöz dağlarının en yüksek yeri (2181 m), Vellice Dağı (1764 m), Gümüşdağ (1901 m), Yeşildağ (1953 m) ve Şaphâne Dağı (2121 m)dır. Murad Dağı (2312 m) ilin en yüksek dağıdır.
Ovaları: Ovalar dağ sıraları ve akarsu vâdilerinde yer alırlar. Simav ovası 100 km2, Kütahya ovası 93 km2, Altıntaş-Aslanapa, Örencik, Tavşanlı, Köprüören ve Yoncalı ovalarıdır. Hepsi verimli ve alüvyonla kaplıdır.
Akarsuları: Kütahya akarsular bakımından zengin sayılır. Bu akarsuların bir kısmı Ege, Marmara ve Karadeniz’e dökülür. Bölgenin en büyük akarsuyu Porsuk Çayıdır. Porsuk Çayı Murad Dağından çıkar, Eskişehir’e gelip Sakarya’ya karışır ve Karadeniz’e dökülür. Kirmasti Çayı, Simav (Susurluk) Çayı, Emet Çayı ve Kocaçay birleşerek Marmara Denizine dökülür.
Gediz Çayı, Murat Dağlarından iner, Uşak’tan sonra İzmir’e gidip İzmir Körfezinin yukarısında Ege Denizine dökülür. Bunlardan başka Karasu ve Felent Çayı vardır.
Gölleri: Kütahya ilinde bir tabiî (Simav Gölü) ve bir sun’î (baraj gölü) Enne Gölü vardır. Simav Gölü; Simav Ovasının ortasında 4 km2lik bir alanı kaplar. Bir kısmı bataklık ve sazlıktır. Denizden yüksekliği 724 m’dir. Yazın suları azdır. Porsuk Baraj Gölü; Porsuk Çayı üzerine kurulmuştur. Bir kısmı Eskişehir sınırları içinde kalır su hacmi 525 milyon m3 ve yüksekliği 49,70 m’dir. Enne Baraj Gölü; Porsuk Çayının bir kolu olan Felent Çayı üzerindedir. Su hacmi 7 milyon m3tür. İçme suyu olarak kullanılır. Barajın temelden yüksekliği 24,50 m’dir.
İklim ve Bitki Örtüsü
İklimi: Kütahya, İç Anadolu’nun soğuk iklimi ile Marmara ve Ege’nin ılık iklimi arasında bir geçiş özelliği gösterir. Üç bölgenin özelliklerini taşır. Son 30 yılda yapılan günlük rasatlara göre çok şiddetli rüzgar esmez. Kışın hâkim rüzgar güneyden, yazın hâkim olan rüzgar kuzeyden eser.
Yıllık yağış miktarı ortalama 600-1100 mm’dir. Kar kalınlığı 50 cm’yi geçmez. En soğuk aylar ocak ve şubat ve en sıcak aylar temmuz ve ağustostur. Genel olarak yazın sıcaklık + 20°C’yi geçmez. Sıcaklık -27,4°C ile +36,8°C arasında seyreder. Ovalar ılık, yayla ve dağlar soğuktur. Fakat İç Anadolu’da hâkim olan step ikliminin dışında kalır. +30°C’nin üstünde sıcak günler bir ayı geçmez. Sıfırın altında gün sayısı 100 güne yakındır.
Bitki Örtüsü: Bitki örtüsü bakımından Kütahya ve çevresi İç Anadolu, Ege ve Marmara bölgelerinin özelliğini taşır. Bölgenin hâkim bitki topluluğu kara ikliminin bitkileri olmasına rağmen, vâdi içlerinde, Karadeniz’in nemli tesirlerine açık kesimlerinde, bilhassa dağlık bölgelerinin kuzey meyillerinde deniz bitki topluluğu, Ege ve Marmara yoluyla Akdeniz tesirinin görüldüğü kesimlerde Akdeniz bitki örtüsü yer alır.
İl topraklarının yarısı orman ve fundalıklarla, % 12’si çayır ve mer’alarla, % 35’i ekili alanlarla kaplıdır. Ormanlar çok yüksek platolardadır. Ormanlarda karaçam, ardıç ve meşe ağaçları çoğunluktadır.
Ekonomi: İlin ekonomisi tarım ve sanâyiye dayanır. Faal nüfûsun % 70’i tarım, hayvancılık, ormancılık, avcılık ve balıkçılıkla uğraşır. Gayri sâfî hâsılanın % 30’u tarımdan elde edilir. Verimli ovalarda çeşitli ürünler yetişir. Faal nüfûsun % 20’ye yakını mâdencilik, îmâlât ve inşâat sanâyii ile uğraşır. Mâdencilik, enerji üretimi ve îmâlât sanayiinde önemli gelişmeler olmuştur.
Tarım: Verimli ovalarında en çok tahıl ekilir. Sebzecilik ve meyvecilik de oldukça gelişmiştir. Başlıca tarım ürünleri, buğday, arpa, mısır, baklagiller (nohut, fasulye ve burçak), şekerpancarı, kenevir lifi, kenevir tohumu, sakız ve tohum olarak haşhaş, patates ve soğandır. Ayçiçeği de ekilir. Sebze olarak domates, patlıcan, biber, lahana gibi sebzeler yetiştirilir.
Meyvecilik de ileridir. Kiraz ve vişnesi meşhurdur. Elma, armut, şeftali, ceviz, kestane, çilek, kavun ve karpuz yetişir. Vişne ağaç sayısı Türkiye’de üçüncü sıradadır. Modern tarım araçları ve sun’î gübre kullanımı yaygındır. Ekilen toprakların 50 bin hektara yakını sulanabilmektedir. Ekim alanlarının % 90’ı tahıl ekimine ayrılır. Bağcılık yapılan saha iki bin hektardır.
Hayvancılık: Kütahya’da tarla tarımından sonra en mühim tarım kolu hayvancılıktır. Dağlık bölgelerde ise halk geçimini hayvancılıkla sağlar. En çok küçükbaş hayvan beslenir. Fakat, çayır ve mer’alar azaldığı için hayvan sayısı azalmaktadır. Halkın büyük kısmının çiftçi olması sebebiyle hayvancılık gelişmiştir. Hayvancılık zirâatin önemli dayanağı, çiftçinin desteği, bâzı bölgelerde ise yegâne geçim kaynağıdır. Koyun sayısı çoğunluktadır. Koyunların çoğu Karaman cinsidir. Koyunu, tiftik keçisi, kıl keçisi ve sığır takip eder. 20 bine yakın arı kovanı vardır. Fennî tavukçuluk ve tavşan yetiştirilmesi gelişmektedir.
Ormancılık: Kütahya orman bakımından zengindir. Ormanlar 500 bin hektarlık bir alanı kaplar. Ayrıca 40 bin hektarlık fundalık vardır. 25 bin hektarlık bir alan ağaçlandırılmıştır. 135 köy orman içinde ve 262 köy orman kenarındadır.
Mâdenleri: Kütahya mâden potansiyeli bakımından çok zengindir. Faal nüfûsun % 5’i mâdencilikte çalışmaktadır. Başlıca maden yatakları linyit, krom, gümüş, baryum, borasit, manyezit, antimuan, kobalt, cıva, asbest, bor tozu, demir, kurşun, mangenez ve mermerdir.
Seyitömer, Tavşanlı, Tunçbilek havzasında bulunan kömürler Garp Linyitleri Müessesesinde, manyezit ise Kütahya Manyezit İşletmeleri A.Ş. tarafından çıkarılır. Demir, Emet ve Simav’da; manyezit Kütahya merkez ilçe, Domaniç ve Tavşanlı’da işletilir. Kobalt Karamancık’ta, cıva Tavşanlı’da, asbet ise Sivaslı’da çıkarılmaktadır. Kütahya çeşit ve rezerv bakımından çok zengin maden yataklarına sâhip nâdir illerimizden biridir.
Enerji: Tunçbilek ve Seyitömer Termik Santralları ile Kayaköy Hidroelektrik Santrali enerji üreten önemli tesislerdir. Bu tesisler Kütahya sanâyiini de enerji bakımından besler. Köylerinin % 90’ında elektrik vardır.
Sanâyi: Kütahya zirâî husûsiyetini kaybetmekle beraber, sanâyileşme yolunda hızla gelişmektedir. 10 kişiden fazla işçi çalıştıran işyeri sayısı 100’e yakındır: 10 kişiden az işçi çalıştıran iş yeri ise 1200 civârındadır. Kütahya’nın ilk büyük sanayi kuruluşu 700 dekarlık bir saha üzerinde kurulan ve 5 Eylül 1954’te hizmete giren şeker fabrikasıdır. Türkiye’nin en büyük kimyâ sanâyii tesislerinden olan Azot İşletmeleri Fabrikaları, 1961 senesinde faaliyete geçmiştir. 500 bin ton azotlu amonyum sülfat istihsal etmektedir. Ayrıca savunma sanayii için patlayıcı madde ile soğutma tesislerinde kullanılan mâyi amonyak istihsal etmektedir.
Sümerbank Tuğla ve Kiremit Fabrikası, Kütahya Porselen Fabrikası, Emet Kolemanit İşletmesi Fabrikası, Gediz İplik ve Mensucat Fabrikası A.Ş. (GIMAŞ), Simav Sunta ve Kontraplak Fabrikası(SUNTAŞ), Tavşanlı’da yonga levha ve kaplama üreten fabrikalar, 11 tuğla ve kiremit fabrikası (biri devlete, on’u özel sektöre ait), çini fabrikası ve atölyeleri, çini çamuru üreten büyük bir fabrika, un fabrikaları, konserve fabrikaları, gıdâ ve dokuma fabrikaları, Simav Halı ve Halı İpliği Fabrikası önemli sanâyi kuruluşlarıdır. Kütahya çiniciliği ve Simav halı dokumacılığı, bölgenin sanâyi özelliğidir. Kütahya’dan yurt dışına önemli miktarda ateşe dayanıklı tuğla ihraç edilmektedir.
İngilizler ilk toplu sözleşmenin 1851’de İngiltere’de yapıldığını ifâde ederek övünürler. Halbuki bu tarihten 51 sene önce 1764’te Osmanlı Devletinin Kütahya şehrinde dünyânın ilk toplu sözleşmesi imzâlanmıştır. O târihte Kütahya’da 24 adet çini atölyesi vardı. Bütün çini atölye işverenleri ile bütün işçiler adına imzalanan toplu sözleşmenin bazı maddeleri şunlardır:
–Kalfalar 40 akçeye 100 adet has çini fincan îmâl edeceklerdir.
–Ustabaşı olanlar 150 fincan işleyince, 160 akçe alacaklardır.
–Ustalar 100 has fincan işleyince 60 akçe alacaklardı.
–100 fincan veya eşidi çini eşya, 4 akçeye perdah (düzeltme) edilecektir.
–Usta, kalfa ve diğer işçiler bir hastalığa düçar olunca (hastalanınca), masraflar çini işverenleri tarafından tazmin olunacak (karşılanacak).
–Bu sözleşmenin aksine hareket edenler ve nizamları bozanlara para ve hapis cezası verilecektir.
–Bu maddeler işçi, usta, kalfa ve işverenlerin yüzlerine karşı okundu. Kabul edildi ve imza altına alındı.
Bu sözleşme Kütahya Arkeolojik Müzesi’ndeki eski eserler tasnif edilirken tesadüfen bulunmuştur. Başta İstanbul olmak üzere Osmanlı ve Selçuklu arşivleri tasnif ve tetkik edildiğinde, dünya tarihini sarsacak kıymetli belgeler ortaya çıkacağı muhakkaktır.
Ulaşım: Kütahya kara ve demiryollarının kavşak noktalarından biridir. Karayolu: Eskişehir üzerinden İç Anadolu’ya uzanan karayolu ve Kütahya-Afyon-Konya: Kütahya-Afyon-İzmir: Kütahya-Balıkesir-Çanakkale karayolları ile yurdun dört bir yanına bağlanır. Bu yollar nitelikli asfalt yollardır.
Kütahya, demiryolu ile üç ayrı istikamete bağlanır: Haydarpaşa-Eskişehir-Ankara demiryoluEskişehir’den ayrılan bir kolla Kütahya’ya varır. Kütahya’dan Afyonkarahisar ve Konya’ya ulaşılır. Kütahya’dan çıkan bir hatla Tavşanlı-Balıkesir-Manisa-İzmir’e gidilir ve Bandırma’ya bağlanarak Marmara’ya ulaşılır.
Nüfus ve Sosyal Hayat
1990 sayımına göre; toplam nüfûsu 578.020 olup, 241.999’u il merkezi ve ilçelerde; 336.021’i köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 11.875 km2, nüfus yoğunluğu 50’dir.
Örf ve adetleri: Kütahya çok eski bir yerleşim merkezidir. Tarih boyunca Hitit, Frigya, Lidya, Pers, Makedonya, Bergama, Bitinya, Roma, Doğu Roma(Bizans), Anadolu Selçuklu, Germiyanoğulları ve Osmanlı Devleti bu bölgeye hâkim olmuşlardır.
1079’da Selçuklu Türklerinin Kütahya ve çevresini fethinden sonra, Türk-İslâm kültürü yayılmaya başlamış ve eski kültürler unutulmuştur. Kütahya millî ve mânevî değerlerin, târihî an’anesine sıkı sıkıya bağlı, buram buram târih kokan bir ilimizdir.
Kiraz şenliği, ılıca sefaları, kış eğlenceleri, dinî bayramlardaki hususî havasıyla, mesire yerlerine yapılan hususî gezileriyle, kendisine has düğün âdetleri, zengin folklorü ile Anadolu’daki Türk boylarının özelliklerini taşır.
Mahallî kıyafetleri: Düğün, bayram ve hususî günlerde mahallî kıyafetlere rastlanır. Kadınlar, “Tefebaşı” denilen ince çuhadan yapılmış al veya mavi renkli, motifleri altın suyuna batırılmış gümüş sırma ile gergefte işlenmiştir. “Çintiyan” denilen şalvar ile “fermene” ismi verilen cepken veya yâlık ile uzun bir entariden ibarettir.
Erkek giyimi Ege’nin “Zeybek” kıyafetine benzer. Başta keçe, külah veya fes; içte “kazeke” yakasız gömlek, parçalı sallama cepken; altta şalvar ve “serpuşu” denilen kuşak; ayakta yün çorap, kalçın, mest, papuç veya potin bulunur.
Müzik ve halk oyunları: Ege, Marmara ve Orta Anadolu müzik ve halk oyunları karışmıştır. Ege bölgesinin tesiri daha ağır basar. Zeybek türü oyunlar oynanır.
Mahallî yemekleri: Kütahya’nın mahallî yemekleri zengindir. Meşhur yemekleri şunlardır: Şibit (ıspanaklı börek), mantı, kızılcık tarhanası, cimcik (Mantıya benzer hamur işidir) Üzerine sarımsaklı yoğurt dökülür ve kızgın tereyağ gezdirilir.), labada dolması(ılıbıda dolması veya yalancı dolma da denir. Bulgur pilavını haşlanmış labada yapraklarına sararak pişirirler ve üstüne taze soğan, nâne, hıyar ve süzme yoğurt dökerler.), gözleme, höşmerim, kaygana, kapama, yufka tatlısı, pelüze, dolamber böreği, göveç, küp kebabı, çevirme kebabı ve kuyu kebabı.
Halk ve divan edebiyatı: Kütahya’da çok sayıda halk ve divan şairi yetişmiştir. Halk şairlerinden bazıları şunlardır: Âşık Deli Şükrü, Âşık Sırrı, Arifî, Âşık Ömer, Pesendî ve Kâmilî’dir.
Başlıca divan şairleri ise; Ahmedî, Şeyhoğlu Mustafa, Şeyhî, Ahmed-i Dâî ve Gaybî Sunullah’tır. Evliya Çelebi’nin Ceddi ve lügat yazarı Ahterî Mustafa, Cemalî, Rahimî, Firakî veÜnsî Kütahya’nın yetiştirdiği meşhurlardır.
El sanatları: Kütahya denilince akla çinicilik gelir. Çinicilik on beşinci asırda başlamış, on altıncı asırda çok gelişmiştir. Son asırlarda gerileyen çinicilik son senelerde hızla gelişmektedir. Çok sayıda insan çinicilikle uğraşmaktadır. Kütahya çinileri yurt içi ve dışında meşhurdur. Çinicilikten sonra halıcılık meşhurdur. Binlerce evde halı dokunur. Kütahya halıları aranan halılardır. Kütahya’da oymacılık da isim yapan bir el sanatıdır.
M.Ö. 1500 sene önce Frigler tarafından başlatılan çinicilik, Kütahya’nın sembolü olmuştur. Dünyanın birçok ünlü binasını Kütahya çinileri süslemektedir. Kütahya ve çevresinde bulunan katı maddeler buradaki çini atölyelerine getirilir, değirmende su ile öğütülüp elenir. Ayrı bir havuzda hepsi karıştırılır. Suyu süzüldükten sonra 25 gün dinlendirilir. Dinlenmeden sonra hamuru öğütülerek çakmak taşı konur. Hamurun içine bir miktar tebeşir de eklenir. Hamurun içinde, kilosunda % 40 su bulunan bu karışık, çarka götürülmeye hazırdır. Çarkın başında çalışan ustalar çok küçük yaşlarda bu işi öğrenmeye başlarlar. Mârifetli elleri ile işledikleri hamura istedikleri şekli veren bu kişiler en az 30-40 sene bu işi yaparlar. Hazırlanan eşyalar, vazolar bakır kazanların içine doldurularak sırlanır. Bu işler sırasında desenlerin üzeri kapanır ve tekrar fırına gönderilerek 950°C’de pişirilir, boyanır. Çiniler kalıplardan çıkarıldıktan sonra düzenli bir şekilde itinayla ustalar tarafından fırınlara yerleştirilir. Daha sonra yakılan fırında ısı 800°C’ye kadar yükseltilir. İçine bin parça çini eşya alabilen bu fırınlardan eşyalar ancak 5 gün geçtikten sonra çıkarılır.
Eğitim: Kütahya târih boyunca “kültür şehri” olarak isimlendirilmiş, çağların kültür hazinelerini sinesinde taşımıştır. Tarihi gibi kültürü köklü, sağlam ve zengindir. Okuma-yazma oranı yüzde 87’ye yükselmiştir. İlde 52 anaokulu, 705 ilkokul, 80 ortaokul, 11 meslekî ve teknik ortaokul, 17 lise ve 19 meslekî ve teknik lise vardır. Bütün ilçelerinde lise bulunur.
Eskişehir’deki AnadoluÜniversitesine bağlı iki yüksek okul vardır. Bunlar Kütahya İdarî Bilimler Yüksek Okulu ile Kütahya Meslek Yüksek Okuludur. Merkez ilçe Vahit Paşa Kütüphanesi ile Tavşanlı Halk Kütüphanesi çok kıymetli ve zengin eserlerle doludur. Kütahya Mevlevîhânesi ve Molla Bey kütüphânelerindeki kitaplar, Vahit Paşa Kütüphânesine getirilmiştir.
İlçeleri
Kütahya’nın biri merkez olmak üzere on üç ilçesi vardır.
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 176.184 olup, 130.944’ü ilçe merkezinde, 45.240’ı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 83, Sabuncu bucağına bağlı 24 köyü vardır. İlçe toprakları orta yükseklikte dalgalı düzlüklerden meydana gelir. İlçe topraklarını Porsuk Çayı sular. Porsuk Çayı Vâdisinde Kütahya Ovası yer alır.
Ekonomisi, tarım ve sanâyiye dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri tahıl, şekerpancarı, haşhaş, baklagiller, mısır, patates ve kirazdır. Kütahya Seramik Fabrikası, Azot Sanâyii, Şeker Fabrikası, kiremit ve tuğla fabrikaları, ağaç ürünleri fabrikaları başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi geniş bir ovanın güney kenarında birden bire yükselen Yellice (Acem) Dağının (1773 m) eteklerinde kurulmuştur. Demiryolu istasyonunun denizden yüksekliği 935 metredir. Bu yükseklik çarşıya doğru artarak 970 metreyi bulur. Kütahya Kalesinin bulunduğu Hisar Tepesi ile doğusundaki Yeterlik Tepesi denizden 1000 m yüksekliktedir. Bu iki tepe arasındaki vâdiden geçen dere Porsuk Çayının kolu olan Feleut Çayına karışır. Şehrin asıl merkezi Hisartepe önünde yer alır. Eski Kütahya ve târihî eserler ile çarşısı burada bulunur. İlçe kara ve demiryolu ağının kavşak noktalarından biridir. Ankara-İzmir, Ankara-Afyon demiryolu, İstanbul-Afyon karayolu ilçeden geçer.
Altıntaş: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 25.152 olup, 5604’ü ilçe merkezinde, 19.548’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 35 köyü vardır. İlçe toprakları 500-1000 m yükseklikte bir platodan meydana gelir. Güneyinde Murat Dağı yer alır. Bu dağdan kaynaklanan Porsuk Çayı, Altıntaş Ovasını sular.
Ekonomisi, tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri tahıl, şekerpancarı ve vişnedir. Sulanabilen yerlerde baklagiller yetiştirilir. Hayvancılık gelişmiş olup, ençok tiftik keçisi beslenir. İlçe topraklarındaki ekonomik değeri yüksek mermer yatakları işletilmektedir.
İlçe merkezi, Kütahya-Uşak karayolu üzerinde kurulmuştur. Gelişmemiş, büyükçe, bir köy görünümünde bir yerleşim merkezidir. İl merkezine 49 km mesâfededir. Evliyâ Çelebi’ye göre bir kayadan altın çıktığı için bu isim verilmiştir. Frigyalılara dayanan eski bir târihi vardır. Altıntaş 1947’de ilçe olmuş ve belediyesi aynı sene kurulmuştur.
Aslanapa: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 15.420 olup 2235’i ilçe merkezinde, 13.185’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 23 köyü vardır. İlçe toprakları dalgalı düzlüklerden meydana gelir. Başlıca akarsuyu Porsuk Çayıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri tahıl, şekerpancarı, haşhaş ve patatestir. İlçe merkezi Porsuk Çayının batısında kurulmuştur. Kütahya-Gediz karayolu ilçe topraklarından geçer. Merkez ilçeye bağlı bir bucakken 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu. Belediyesi 1967’de kurulmuştur.
Çavdarhisar: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 12.280 olup, 4035’i ilçe merkezinde, 8245’i köylerde yaşamaktadır. İlçe toprakları dalgalı düzlüklerden meydana gelir. Örencik Ovasının kuzeydoğu kesiminde yer alır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, şekerpancarı, patates, elma, armut, soğan ve vişnedir. Dağlık kesimlerinde küçükbaş, ovada büyükbaş hayvan besiciliği yapılır. İlçe merkezi Kütahya-Gediz karayolunun kıyısında yer alır. Emet’in Örencik bucağına bağlı belediyelik bir köyken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu. Belediyesi 1967’de kurulmuştur.
Domaniç: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 21.949 olup, 3966’sı ilçe merkezinde, 17.983’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 32 köyü vardır. Yüzölçümü 619 km2 olup, nüfus yoğunluğu 35’tir. İlçe toprakları genelde dağlıktır. Kuzeydoğusunda Yirce Dağı, kuzeybatısında Uludağ’ın uzantıları, güneyinde Kaylacık Dağı yer alır. Başlıca akarsuyu Orhaneli (Kocasu) Çayıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Ekime müsâit alan az olduğundan akarsu boylarında yetiştirilen başlıca ürünler buğday, arpa, şekerpancarı ve patatestir. Hayvancılık ikinci derecede geçim kaynağıdır. Son senelerde tavukçuluk gelişmiştir. İlçe topraklarında linyit yatakları vardır.
İlçe merkezi, gelişmemiş küçük bir yerleşim merkezidir. Tavşanlı’yı Bursa-Eskişehir karayoluna bağlıyan yol üzerindedir. İl merkezine 87 km mesâfededir. Ilıman iklimi, soğuk suları ve geniş ormanları ile bir yayla kasabasıdır. 1960’ta ilçe olan Domaniç’in belediyesi aynı sene kurulmuştur.
Dumlupınar: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 6840 olup, 3559’u ilçe merkezinde, 3281’i köylerde yaşamaktadır. İlçe toprakları orta yükseklikte engebeli arâziden meydana gelmiştir.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı, tahıl ve vişnedir. Hayvancılık gelişmiş olup, en çok tiftik keçisi beslenir. İlçe merkezi Kütahya-Uşak karayolu ve Afyon-Uşak demiryolu üzerinde kurulmuştur. Altıntaşa bağlı bucak merkeziyken 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu. Belediyesi 1956’da kuruldu.
Emet: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 38.859 olup, 12.246’sı ilçe merkezinde, 26.613’ü köylerde yaşamaktadır. İlçe toprakları dağlık ve dalgalı düzlüklerden meydana gelir. Batısında Eğrigöz Dağı yer alır. Başlıca akarsuyu, Emet Çayıdır. Dağlık kesimler ormanlarla kaplıdır.
Ekonomisi, tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, şekerpancarı, patates, soğan, elma, armut, vişne, kiraz, dut ve üzümdür. Dağlık kesimlerde küçükbaş, düz yerlerde ise büyük baş hayvancılık yapılır. Hayvancılığa bağlı olarak iplik ve dokuma tesisleri vardır. Mâden yatakları bakımından zengindir. Linyit, manganez, bakır, kurşun, çinko, demir, asbest ve kadit yatakları vardır. Emet kolemanit işletmesinde elde edilen cevher, Bandırma boraks ve asit fabrikalarına gönderilir.
İlçe merkezi Eğrigöz Dağı ve Emet Çayının doğusunda eğimli bir alanda kurulmuştur. SelçukluUçbeyi Yâkup Bey zamânında “Eğrigöz” ismi ile altın çağını yaşamıştır. 28 Mart 1970 Gediz zelzelesinde büyük zarar görmüştür. İl merkezine 93 km mesafededir. Balıkesir-Kütahya demiryolu ilçe topraklarının kuzeyinden geçer. İlçe belediyesi 1923’te kurulmuştur.
Gediz: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 66.790 olup, 14.492’si ilçe merkezinde, 52.298’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 69 köyü vardır. İlçe toprakları dağlarla çevrili bir ovadan meydana gelir. Batısında Şaphane Dağı, güneydoğusunda Murat Dağı yer alır. Gediz ve Susurluk ırmaklarını besleyen kollar ilçe topraklarından doğar. Dağlar ormanlarla kaplıdır.
Ekonomisi tarım ve mâdenciliğe dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı, buğday, arpa, soğan, nohut, kenevir ve patatesdir. Sulanabilen yerlerde meyve ve sebze yetiştirilir. Elma, armut, erik ve üzüm balıca yetiştirilen meyvelerdir. İlçe topraklarında linyit ve antimon yatakları vardır. Metal eşyâ, konserve, iplik, ham bez ve halı, orman ürünleri, kimyasal fabrikalar başlıca sanayi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi Gediz Çayının suladığı ovada kurulmuştur. 28 Mart 1970’te zelzele ve yangınlarda büyük zarar gören ilçe, eski Gediz’e 7 km mesâfede Gediz-Uşak-Simav yolu üzerinde yeniden kurulmuştur. Hâlen eski ve yeni Gediz olarak iki Gediz vardır. Bu ise belediye ve devlet hizmetlerini zorlaştırmaktadır. İl merkezine 88 km mesâfededir. Firigya devrine dayanan eski bir târihe sâhiptir. Belediyesi 1866’da kurulmuştur.
Hisarcık: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 16.120 olup, 4144’ü ilçe merkezinde, 11.976’sı köylerde yaşamaktadır. İlçe toprakları dalgalı düzlüklerden meydana gelir ve Emet Ovasında yer alır. Başlıca akarsuyu Emet Çayıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri, buğday, arpa, şekerpancarı, patates, soğan, armut, vişne, kiraz ve üzümdür. Dağlık kesimlerde küçükbaş, düz yerlerde ise büyükbaş hayvan besiciliği yapılır. İlçe merkezi Gediz-Emet karayolu üzerinde, Emet Çayı kenarında kurulmuştur. Emet ilçesine bağlı bucakken 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu. Belediyesi 1967’de kurulmuştur.
Pazarlar: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 13.079 olup, 3846’sı ilçe merkezinde, 9233’ü köylerde yaşamaktadır. İlçe toprakları dalgalı düzlüklerden meydana gelir. Ekonomisi, tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı, buğday, erik, patates, mercimek ve nohuttur. Halı dokumacılığı yaygın olarak yapılır. Simav’a bağlı belediyelik köyken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu. Belediyesi 1958’de kurulmuştur.
Simav: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 78.823 olup, 15.460’ı ilçe merkezinde, 63.363’ü köylerde yaşamaktadır. İlçe toprakları dağlık alanlarla çevrilidir. Kuzey ve doğusunda Eğrigöz Dağı, güneydoğusunda Şaphane Dağı, güneybatısında Simav Dağı, batısında Akdağ yer alır. Dağların yüksek kesimleri karaçam ormanları ile kaplıdır. Dağların orta kesiminde Simav Ovası yer alır. Başlıca akarsuları, Simav Çayı ile Kocaçay’dır.
Ekonomisi, tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı, buğday, erik, patates, elma, mercimek ve nohut olup, ayrıca az miktarda fasulye, soğan, armut, arpa ve kenevir yetiştirilir. Halı dokumacılığı yaygın olarak yapılır. Yün ipliği, dokuma, halı fabrikaları ile orman ürünleri işleyen fabrikalar başlıca sanâyi kuruluşlarıdır. İlçe topraklarında antimon, demir, feldispat, magnezit ve krom yatakları vardır.
İlçe merkezi Simav Ovasının orta kesiminde kurulmuştur. İl merkezine 141 km mesâfededir. Selçuklu Uçbeyi Yâkub Bey Bizanslılardan alarak Türk Sancağı hâline getirmiştir. 1921’de ilçe olan Simav’ın belediyesi 1867’de kurulmuştur.
Şaphane: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 10.247 olup, 3845’i ilçe merkezinde, 6402’si köylerde yaşamaktadır. İlçe toprakları dalgalı düzlüklerden meydana gelmiştir. Kuzeybatısında Şaphane Dağı yer alır.
Ekonomisi tarım ve mâdenciliğe dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, şekerpancarı ve patatesdir. Sulanabilen yerlerde sebze ve meyva yetiştirilir. Ev tezgahlarında yaygın şekilde halı dokumacılığı yapılır. Şap rezervlerini işleyen fabrika, başlıca sanâyi kuruluşudur. İlçe merkezi, Şaphane Dağı eteklerinde kurulmuştur. Simav-Uşak karayolu ilçe topraklarından geçer. Gediz’e bağlı bucakken 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu. Belediyesi Cumhûriyetten önce kurulmuştur.
Tavşanlı: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 96.277 olup, 37.623’ü ilçe merkezinde, 58.654’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 105 köyü vardır. Yüzölçümü 1804 km2 olup, nüfus yoğunluğu 54’tür. İlçe toprakları orta yükseklikte dalgalı düzlüklerden meydana gelir. Başlıca akarsuları Andırnaz ve Emet Çayıdır. Yüksek kesimleri karaçam ve kızılçam ormanları ile kaplıdır.
Ekonomisi tarıma ve mâdenciliğe dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı, buğday, arpa, patates ve elma olup, az miktarda baklagiller soğan, erik ve armut yetiştirilir. Tavukçuluk gelişmiştir. Ormancılık önemli gelir kaynağıdır. Un fabrikaları ve orman ürünleri işleyen atölyeler başlıca sanâyi kuruluşlarıdır. İlçe topraklarında flüorit, magnezit ve linyit yatakları vardır. Linyit 1939’da kurulan garp linyitleri işletmesi tarafından çıkarılmaktadır. Çıkarılan linyitin bir bölümü Tunçbilek termik santralinde yakıt olarak kullanılır.
İlçe merkezi Kaylacık Dağının güneybatı eteklerinde ortalama yüksekliği 800 m olan küçük bir ovanın kenarında kurulmuştur. Kütahya-Balıkesir demiryolu ilçeden geçer. İl merkezine 55 km mesâfededir. Târihî kayıtlara göre Selçuklular zamânında kurulmuştur. Leblebicilik ve kaldırımcılık işlerinde Türkiye çapında isim yapmıştır.
Târihî Eserler ve Turistik Yerleri
Kütahya tarihi eserleri ve tabiî güzellikleri, kaplıcaları bakımından zengindir. Selçuklular veOsmanlılar zamanında çok sayıda tarihi eserlerin bulunduğu Kütahya’da önemli sayıda cami, mescit, türbe, medrese ve çeşitli tarihi eserler günümüze kadar gelebilmiştir.
Balıklı Câmii: 1236-1237 senesinde yapılmış olup, Selçuklu eseridir. Kütahya’da Türklere ait en eski eserdir. Selçuklu Sultânı Alâeddin Keykubat’ın oğlu İkinci Gıyâsüddin Keyhüsrev zamanında Serasker ve ümerâdan İmâmüddin Hezâr Dinârî tarafından 1236’da yaptırılmıştır. Germiyanoğulları ve Osmanlılar tarafından tâmir edilmiştir. Hezâr Dinârî Savunma Bakanı (Emir Sipehsâlât) idi.
Hıdırlık Mescidi: Bir mesire yeri olan Hıdırlık Tepesindedir. İmâmüddîn Hezâr Dinâr 1243’te yaptırmıştır. Kare plânlıdır. Kubbesi tuğladandır. Kitabesi vardır. 1980’de tâmir edilmiştir.
(Meydan) Aslanbey Câmii: İl merkezindedir. 1413 yılında Aslan Bey tarafından yaptırılmıştır. Kare plânlı tek kubbelidir. 1954’te tâmir edilmiştir. Aslında kiremit olan üst kısmı kurşunla kaplanmıştır. Aslan Bey, Sultan İkinci Murâd Han ümerâsından, Kütahya ve Tavşanlı Muhafızı Bicâroğlu Aslan Beydir.
Ali Paşa Câmii: Şehreküstü Mahallesinde bulunan câmi ile on iki hücreli medrese, sıbyân mektebi, sebiller ve şadırvândan meydana gelen külliyeyi, Anadolueyalet Vâlisi, Seyyid Süleymân Ağanın oğlu Seyyid Ali Paşa yaptırmıştır. Hâlen, yalnızca câmi ayaktadır. Hiçbir ilmî izahı olmadığı ve kitâbelerde Seyyid Ali Paşa geçtiği hâlde, caminin adı, çok farklı ve mânâsız bir şekilde Alopaşa telaffuz edilmektedir. Bu telaffuz hatâsının giderilmesi yolunda, câminin adının aslına uygun olarak düzeltilmesi için çalışmalar sürdürülmektedir. 1797’de tâmir görmüştür.
Câmi-i Kebir (Ulu Câmi): Şehir merkezinde, Vâcidiyye Medresesi ile İkinci Yâkub Çelebi İmâret Külliyesi arasındadır. Ortalama 45x25 m’lik bir sahayı kaplamaktadır. Kütahya’nın en geniş iç hacmine sâhip câmidir. Kuzeydoğu dış köşesinde bir minaresi vardır. Bugünkü şekli, iki kubbe ve yarım kubbeden müteşekkil olup, dikdörtgen mekânı bu kubbeler örtmektedir. Kuzeyinde beş bölümlü son cemaat yeri vardır. Sultan Yıldırım Bâyezid Han (1381-1389) bu câmiyi yaptırmaya başlamıştır. Ankara Muharebesi ile, yarıda kalan câminin yapımını 1410’da oğlu Mehmed Çelebi tamamlamış, Fâtih Sultan Mehmed Han zamanında tâmir edilmiş, Rodos Seferine çıkan Kânûnî Sultan Süleyman Han Kütahya’da konaklamış ve câminin tâmirini Mîmar Sinan’a emretmiştir. IrakSeferinde (1534) Kütahya’da dört gün kalan Kânûnî Sultan Süleyman Han, namazlarını bu câmide kılmıştır. Kubbe kapısına yakın orta yerde, dört mermer sütun üzerinde müezzin mahfili ve altında şadırvanı bulunmaktadır. Tamâmen kesme taş olan yapının kubbe saçakları altında tuğlalar görülmektedir. Minarenin de kaidesi kesme taş, gövdesi tuğladandır. Çeşitli zamanlarda tamir edilmiştir. Câmi Sultan Abdulmecid Han ve Sultan İkinci Abdülhamîd Hanın tâmir ettirdiği kitâbede ifâde edilmektedir. İlk yapıldığında ahşaptı.
Kurşunlu Câmi (Kasımpaşa Câmii): Germiyanoğulları zamanında 1377’de yapılmıştır. Mihrâbı bezemeli ve minaresi orijinaldir. Kurşunlu mahallesindedir. Şeyh Mehmed tamir ettirmiştir. Son tamiri 1975’te olup, üzeri kurşunla kaplanmıştır.
Dönenler Câmii (Mevlevîhâne Dergâhı): Şehrin merkezinde Câmi-i Kebir civârındadır. Özel bir mîmârî tarzı vardır. Hâlen câmi olarak kullanılmakta olup, içi daire şeklindedir. Kubbeyi çeviren bir balkonu vardır.
İshak Fakih Külliyesi: 1433’te Germiyanoğulları ulemasından Cemâleddin İshak Fakih yaptırmıştır. Külliye câmi, zâviye, türbe ve medreseden meydana gelmiştir. Aynı ismi taşıyan mahallededir.
Süleymanşah, Kal’a-i Bâlâ (Yukarı Kale) Câmii: Hisarda bulunan câminin Germiyan Beyi Süleyman Şah tarafından tamir ettirildiği bilinmekte, kimin tarafından ve hangi tarihte yapıldığı bilinmemektedir.
Takkeciler (Demirtaş Paşa) Câmii: Kavaflar çarşısında bulunan câmi mîmârî bakımından dikkati çekmektedir. Fil ayakları ve silindir kubbeler altında bir takım hücreler ve ortada bulunan büyükçe kubbesi orijinaldir. Anadolu Eyâleti Vâlisi ve Kütahya Muhâfızı Demirtaş Paşa yaptırmıştır.
Hisar Bey Câmii: Saray Mahallesindeki eski hükümet konağı arkasındadır. Hisar Bey oğlu Mustafa Bey 1749’da yaptırmıştır.
Karagöz Ahmed Paşa Câmii: Küçük Çarşıda, ahşap dükkanların arasında iken bu dükkanlar yıktırılmış, câmi ortaya çıkmış ve restore edilmiştir. Câmi, medrese, sıbyân okulu ve imâretten meydana gelen bu külliyenin yapımına, Anadolu Eyalet Vâlisi Karagöz Ahmed Paşa tarafından 1509 yılında başlattırılmış, hanımı tarafından inşaatı bitirilmiştir. Mîmar Sinan’dan öncekiOsmanlı mîmârî tarzının tipik örneklerinden biri ve en güzelidir. On iki köşeli üç kasnak üzerine oturtulmuş şahane ve orijinal kubbesi vardır.
Lala Hüseyin Paşa Câmii: Aynı isimle anılan mahallede, Sultan İkinci Selim Hanın Lalası Hüseyin Paşa tarafından (1566-1568) yıllarında yaptırılmıştır.
Hâtûniye Câmii: Hâtûniye Mahallesinde olup, hangi târihte, kimin tarafından yapıldığı bilinmemektedir. Ancak, Râbi’a Hâtûn isimli hayırsever bir hanım tarafından minâresinin yaptırıldığı ve esaslı bir şekilde tâmir ettirildiği bilinmektedir.
Özbek Câmii: Tahminen 1699’da ormanlık ve otlak hâlinde bulunan Müderris Yaylası sırtlarında çadır kuran Özbek Aşiretinden İbrahim Ağa tarafından câmi ve çeşme yaptırılmıştır.
Kadîdler Câmii: Samanpazarı (Hasır Pazarı) mevkiinde bulunan câmi, Halil Kâmil Ağa tarafından başlatılmış, Hafız Mehmed Paşa tarafından bitirilmiştir.
Molla Bey Câmii ve Külliyesi: Balıklı Mahallesindedir. Bu külliye, İbrâhim Edhem tarafından 1845 yılında yaptırılmıştır. Câmi, kütüphâne, medrese, sıbyan mektebi, şadırvan ve sebillerden meydana gelen külliyenin her birini, bir akrabası adına inşâ ettirmiştir.
Seâdeddîn Câmii: Câmi, Selçuklu Devletinin serasker ve ümerâsından İmâdüddîn Hezâr Dinâr tarafından ahşap olarak yaptırılmış, Anadolu VâlisiÖmer Paşa, 1238 yılında da yine Anadolu Vâlisi Derviş Mehmed Paşa tarafından tekrar ele alınarak bugünkü hâle getirilmiştir.
Yeşil Câmi: Hükümet Caddesinde bulunan câmi, Kütahya Mutasarrıfı Ahmed Fuad Paşa tarafından yaptırılmıştır. Mîmârisi Arap tarzıdır. Nakışları ve çinileri ile meşhurdur. Dört mermer direk üzerine oturtulmuş tek kubbeden meydana gelmiştir.
Çinili Câmi: Kütahya’nın en yüksek semtlerinden Maltepe’de yapılan bu câminin dışı tamâmen çinilerle kaplıdır. 30 bin çini plaka kullanılmış olup, 500 kişiliktir. Son senelerin en güzel câmilerindendir. Dünyâda dışı tamâmen çini ile kaplı ilk câmidir.
Paşam Sultan Türbesi (Seyyid Nûreddin Zâviyesi): Ulu Câmi Caddesinden İshak Fakih Câmii yönüne giderken, duvarı cadde üzerinde görülebilen, girişi Kurşunlu Câmi sokağından sağlanan türbe, çeşitli değişiklik ve tâmirler görmüştür.
Karagöz Ahmed Paşa Türbesi: Ahırardı Mezarlığındadır. 6 yuvarlak sütun üzerinde, kademeli ve taşkın başlıklara oturtulmuş yuvarlak tuğladan kubbe bindirilmiştir. 6 kenarlı açık bir türbe şeklindedir.
Şeyhî (Hakim Sinan) Türbesi: Germiyanoğulları zamanında yaşayan devrin tıbbî imkanları ile 182 adet katarakt (göz perdesi) ameliyatı yapacak kadar mâhir bir cerrah olan “Şeyhî” mahlâsı ile şiirler yazan meşhur “Harnâme” şiirinin sâhibi, âlim, fâzıl Hakim Sinan, Kütahya-Tavşanlı yolu üzerindeki Dumlupınar Köyü’nde medfundur.
Hayme Hâtûn Türbesi: Osman Gazinin annesi Hayme Hâtûn Türbesi, Domaniç ilçesinin Çarşamba köyündedir. Domaniç 1281’de Ertuğrul Beye yayla olarak verilmiştir.
Vâcidiye Medresesi: 1314’te yaptırılan Vâcidiye Medresesi, kültür yuvalarının başında gelmektedir. Kapalı avlulu, tek katlı, iki eyvânlı ve kesme taştan mâmûl bir medresedir. Restore edilmiş ve hâlen Kütahya Müzesi olarak kullanılmaktadır.
Hamamlar: Kütahya’da tarihî kıymeti haiz 9 hamam vardır. Başlıcaları: Saray Hamamı (14. yüzyıl), Küçük Hamam (14. yüzyıl başı), Eydemir (Elvan Bey) Hamamı(15. yüzyıl), Balıklı (Rüstem Paşa) Hamamı (15. yüzyıl), Lala Hüseyin Paşa Hamamı (16. yüzyıl), Kemer Hamamı(16. yüzyıl), Şengül Hamamı (16. yüzyıl), Yenimahalle Hamamı (19. yüzyıl). Küçük Hamam: Eski Hükümet Konağı Caddesi başlangıcı ile, Cumhuriyet Caddesi köşesindedir. Bu tarihî hamamda, Ankara Savaşından sonra, Timur Hanın yıkandığı rivayet edilmektedir. Hamam hâlen faal bir vaziyettedir. Balıklı Hamamı: Vezir-i âzam Damad Rüstem Paşa 1550’de yaptırmıştır.
Müzeler: Müzelik eserler önceleri Vâhid Paşa Kütüphanesinde ve bahçesinde toplanmaya başlanmıştır. Böylelikle müzenin ilk nüvesi teşkil edilmiştir.
Kütahya Müzesi: Hâlen, Germiyanoğullarından kalma Vâcadiyye Medresesindedir. Müzede tarih öncesi devirlere âit bakır, bronz ve demir çağları eselerinden, seramik eşyalar, taş âletler, kolye parçaları bulunmaktadır. Hellenistik, Bizans ve Roma eserleri yönünden zengin bir müzedir. Osmanlı devrine ait pekçok eserler de müzede korunmaktadır. Medrese, astronomide gök gözlemevi olarak kullanılmıştır. Bu medresede müderrislik yapan Molla Vâcid’in çinili sandukası vardır.
Çavdarhisar Açık Hava Müzesi: Kütahya’ya 60 km uzaklıktaki Çavdarhisar kasabasında bulunan açık bir müzedir. Burada Frigyalılara âit eski eserler sergilenmektedir. Bu müzede bir de açık hava tiyatrosu mevcuttur. Takriben 20.000 kişilik olan tiyatronun oturma sıralarının bir kısmı yerinde durur vaziyettedir. Bunun önünde güney tarafında tiyatroya bitişik olan stadyum ise oldukça haraptır. Burada şeref locasının kalıntılarını görmek mümkündür.
Macar (Lajos Kossuth) Evi: (1848-1849) Macar İstiklâl Savaşını yöneten Macar Cumhurbaşkanı Lajos Kossuth’un Kütahya’ya sığınması adına yapılan “Macar Evi” hâlen müze olarak kullanılmaktadır.
Dumlupınar Anıtı: 30 Ağustos 1922’de Başkomutanlık Meydan savaşının kazanıldığı Dumlupınar’da bulunur. Çalköy’ün Zafertepe adı verilen sırtındadır. 1924 yılında “Meçhul Asker Âbidesi” adı altında yapılmış, daha sonra görünüşü değiştirilmiştir. Önceki figür Adatepe mevkiine yakın bir yere yerleştirilmiştir. Ayrıca Gediz ilçesinde, ilçenin kurtuluşunun sembolü olan bir âbide vardır.
Hükümet Konağı: 1907’de Kütahya Mutasarrıfı Ahmed Paşa yaptırmıştır. Çinilerle süslü güzel bir binâdır.
Büyük ve Küçük Bedesten: Osmanlı devrinden kalma binalardır.
Eski eserler: Tarihî devirlerin beşiği olan Kütahya, kuruluş tarihinin çok eski çağlara dayanması sebebiyle, antik eserler bakımından da oldukça zengin sayılır.
Kütahya Kalesi: Antik devirden başlamak üzere yerleşmenin yer aldığı sanılan tepe üzerinde, bir iç kale, hisar ve Osmanlı devrinde, aşağıdaki suyu da içine almak üzere eklenen, üçüncü bir kısımdan meydana gelmektedir. Evliya Çelebi’ye göre 70 burca sahip olup, şehrin su ihtiyâcı buradan karşılanmakta idi. Kalenin çevresi 3500 m’dir. Selçuklular ve Osmanlılar tâmir etmiştir.
Aizani (Çavdarhisar) Harâbeleri: Kütahya’ya 60 km’lik asfalt bir yol ile bağlı olan Aizani ören yeri, eski Anadolu’da, Frigya bölgesinde (Rhydakos) Bedir Deresinin üst kıyısında Pankalos denilen yerde bir şehirdi. Dikkate değer tarihi bir âbidedir. Frigya Aizani şehrinin M.S. ikinci yüzyılda, Anadolu’daki birçok şehirler gibi zenginleştiğini gösteren Zeus Tapınağı, Stadion, tiyatro ve Agora, Romalılar tarafından Bedir Deresi kıyısında yapılmış olan iki rıhtım döküntüsü dikkati çekmektedir. Anadolu’daki en sağlam Roma tapınağı Çavdarhisar’daki Zeus Tapınağıdır. İçinde 124 sütun vardır.
Aesami (Aizani) kentinde kralların yıkandığı “Kral Hamamı”nı Alman Prof. Rudolf Navman ortaya çıkarmıştır. Çavdarhisar, Çandarlı Türk Boyları bu bölgeye yerleşmiştir. Çavdarhisar kazılarında Çandarlılara ait eserler de ortaya çıkmıştır. Bedir Deresi üstünde Karabulut Değirmeni arkasındaki mağara Anadolu’nun ilk mabedlerindendir.
Taş Köprü: Kütahya-Uşak karayolu üzerinde ve Bedir Çayı (o zamanki ismi Rinadakos Çayı) üstünde Romaİmparatoru Hadrianus zamanında (2 bin yıl önce) yapılmıştır. Kemerli olan bu köprü üstünden halen en ağır tonajlı araçlar geçmekte ve köprü hizmet görmektedir. Köprü Romalıların önemli yerleşim ve ticaret merkezi olan “Aizani” kenti (Çavdarhisar) yanındadır. Domaniç Elmalı köyünde Frigyalılara ait eserler, Bayat köyünde 8 milyon sene önceye ait hayvan fosilleri bulunmuştur.
Ansir ve Sieaus: Eski Simav şehrinin kalıntıları arasında tepede bir kale vardır. Simav, Frigyalılara ait Ansir ve Sieaus şehir kalıntılarının üzerine kurulmuştur.
Mesîre yerleri:
Kütahya ormanları, yayları, mesire yerleri ve kaplıcaları ile meşhurdur.
Murat Dağı: Anadolu’nun en güzel çam ormanları buradadır. Soğuk suları yanında sıcak sular fışkıran bir yerdir. Gediz ilçesine 23 km mesâfededir. 1400 m’yi aşan yükseltisiyle bir yayla özelliği taşır. Şifâlı sıcak suların fışkırdığı yerde Koca Hamam, Hacettepe Hamamı ile üç yüzme havuzu, yeterli ve modern tesisleri vardır.
Çamlıca: Merkez ilçeye 5 km uzaklıkta asırlık sık ağaçları, bol ve tatlı suları, geniş çimenlik sahası, temiz havası ile güzel bir piknik yeridir. Turistik tesisleri de vardır. Yolu iyidir.
Hisarlıktepe: Emet ilçesine 3 km mesafede 1000 (bin) kişinin istifade ettiği bir dinlenme yeridir.
Porsuk kıyıları: Kütahya’nın 6-7 km uzağında Porsuk Çayı kıyıları güzel dinlenme ve piknik yeridir.
Nafia Pınarı: Simav ilçesine 35 km uzaklıkta orman içi dinlenme yeridir. Soğuk suları çok güzeldir.
Gölcük Yaylası: Simav ilçesine 19 km uzaklıkta orman içi dinlenme yeridir. Serin su kaynakları ve güzel manzaraları ile meşhurdur.
Döner Gazino: Belediye tarafından Hisar’da yaptırılmış olan, Türkiye’nin ilk döner gazinosu 1972’de açılmıştır. Gazinodan YeşilKütahya Ovası seyredilir.
Kaplıcaları:
Kütahya şifalı içme suları ve kaplıcaları ile çok zengindir. Başlıcaları şunlardır:
Ilıca: Kütahya-Eskişehir asfalt yolunun 23. km’de, turistik motel ve benzin istasyonundan ayrılan 4 km’lik bir asfalt yolla gidilir. Husulsas, ılıcada bulunan açık yüzme havuzu olup, suyu sıcaktır. İçme suyu olarak karaciğer, safra yolları ve böbrek rahatsızlıklarına faydalıdır. Banyo kürleri ise ağrı dindirici özelliklere sahiptir.
Erkekler Hamamı: Kayaların içine oyulmuş tabiî bir hamamdır. 43°C sıcaklıktaki tabiî su arslan ağzındaki bir oluktan hamamın içine dökülür.
Yoncalı: Kaplıcanın efsanesi şöyledir: Selçuklu Sultânı Alâeddin Keykûbâd’ın perdedârı Ramazan Beyin kızı Gülümser Hâtûn bir cild hastalığına yakalanır. Devrin hekimleri bütün gayretlerine rağmen çare bulamazlar. Gülümser Hâtûn’u maiyyeti ile birlikte, Yoncalı’nın bulunduğu yere çadır kurarak bırakırlar. Cildindeki yaralardan büyük üzüntü duyan Gülümser Hâtûn ve çevresindekiler, birgün oralarda dolaşan tüyleri dökük, etleri yara içinde bir tilki görürler. İlgilenirler ve hasta tilkinin hergün o çevrede bulunan bir batağa girdiğini müşahade ederler. Gün geçtikçe tilkinin yaralarının kapandığını, tüylerinin yeniden çıktığını gören Gülümser Hâtûnun mâiyeti, Hâtûn’un çamur banyosu yapmasını teklif ederler. Neticede çamur banyosu yapan Gülümser Hâtûn, eski sağlığına ve güzelliğine kavuşarak oradan ayrılır. Şükrânının bir ifâdesi olarak da hamamları ve câmiyi yaptırır (1233).
Yoncalı’da erkekler hamamı, kadınlar hamamı, kükürt banyosu, radyoaktiviteli çamur banyoları, çelik banyosu, dübecik havuzu ve banyosu mevcuttur. Erkekler hamamı ile hemen yanındaki câmi, Selçuklu eserlerindendir.
Emet Kaplıcaları: Kütahya’ya 102 km uzaklıktadır. Emet, başlıbaşına bir kaplıca bölgesidir. İlçenin içinde asırlık ağaçlar arasında “Yeni Hamam, Kaynarca ve Dâvûdlar Hamamı” gibi kaplıcalar meşhurdur.
Yeni Hamam, geniş yüzme havuzu, hususî banyoları ve oteli ile dışarıdan gelen turistlerin her türlü ihtiyaçlarına cevap verebilir. Şifâlı suları, sükûneti ile herkese elverişli bir dinlenme yeridir. Radyoaktivite nisbeti 21,8 eman’dır.
Kaynarca Kaplıcası: 40°C-50°C sıcaklıkta olup, radyoaktivitesi 26° sıcaklıktadır. Zelzeleden büyük zarar görmüştür. Yeniden tanzim edilmiştir. Bunlara ilaveten, Dâvûdlar ve Yeniceköy Hamamı ile, Emet-Tavşanlı arasında yer alan Dereli Kaplıcaları, romatizma, cilt hastalıkları ve her türlü ağrı ve sızılara şifâ olan kaplıcalardır.
Gediz Kaplıcaları: Gediz’in 30 km güneydoğusunda bulunan Murad Dağının kuzey yamaçlarında 2000 m yükseklikte kaplıcalar bulunmaktadır. Temmuz-eylül ayları arasında halka açık bulunan kaplıcalar şifâlı sıcak suları ve hemen yanında, insana zindelik veren soğuk su kaynakları, tabiat güzellikleri ile dünyada nâdir bulunan özelliklere sâhiptir. Arapoğlu yaylasındaki soğuk mâden suyu, böbrek ve idrar yollarındaki kumları temizler.
Gediz Ilıcası: Gediz-Simav yolu üzerinde, Gediz’e 25 km mesâfededir. Çamlıklar arasında, bir vâdi içindedir. Buğuldak, Kara Hasan ve Traverten adı verilen menbalarından çıkan suyun sıcaklığı 60°C’dir. Her türlü adale ve spazm ağrılarına iyi geldiği müşâhade edilmiştir. Kaplıca mevsiminde, çevre illerden pekçok ziyâretçi gelmektedir.
Simav-Eynal Kaplıcası: Yeşil Simav’ın 5 km kuzeyindedir. Gölcük Dağının eteklerinde kurulmuştur. Simav-Eynal Kaplıcası büyük hamam, okul, motel, yirmi adet müstakil banyo, dört kademeli yüzme havuzu, çamaşırlık ve câmiden müteşekkildir. Suyun sıcaklığı 90°C olup, radyoaktivite, kükürt ve çelik ihtivâ etmektedir. Kaplıcada romatizma, siyatik ve böbrek hastalıklarının tedavisinde müsbet neticeler alınmaktadır.
Kaynak
Rehber Ansiklopedisi
KÜTAHYA
İlin Kimliği
Yüzölçümü : 11.875 km2
Nüfûsu : 578.020
İlçeleri : Merkez, Altıntaş, Aslanapa, Çavdarhisar, Domaniç, Dumlupınar, Emet, Gediz, Hisarcık, Pazarlar, Simav, Şaphane, Tavşanlı.
Rengârenk çinileriyle, Türkiye’nin çini atölyesi olarak bilinen, şifalı kaplıcaları ile meşhur, millî târihimizde müstesnâ bir yeri bulunan, Ege bölgesinin İçbatı Anadolu bölümünde yer alan şirin bir ilimiz. 38o 70’ ve 39o 80’ kuzey enlemleri ile 29o 00’ ve 30o 30’ doğu boylamları arasında yer alır. Kuzey ve kuzeybatıdan Bursa, kuzeydoğudan Bilecek, doğudan Eskişehir, güneydoğudan Afyonkarahisar, güneyden Uşak, güneybatıdan Manisa, batıdan ise Balıkesir illeri ile çevrilidir. Ege, İç Anadolu ve Marmara bölgeleri arasında tarih ve kültür merkezi olarak köprü vazifesi görmüştür. Trafik numarsı 43’tür.
İsminin Menşei
Kütahya ilk kurulduğunda adı seramik kenti mânâsına gelen “seramorum” idi. M.Ö. 11. asırda Frigler şehre “Kotiyum” ismini verdiler. Eski kaynaklarda şehrin ismi Kotiaetion, Katiaion, Cotyaeium, Cotyaeum ve Cotyaium şeklinde geçmektedir. Bütün bunlar “Totys’in şehri” mânâsına gelmektedir.
Selçuklu Türkleri bu şehri fethedince şehre “Kütâhiye” ismini vermişlerdir. Zamanla bu isim “Kütahya” hâlini almıştır.
Bir rivâyete göre, dul bir kadının pazara getirdiği testi, tabak, vazo, sürahi, çanak ve çömlekler sağlam hem de zariftir. Müşteriler tarafından kapışılır. Diğer satıcılar bu kadının hüneri yaptığı topraktan olmalı diyerek kadını takip ederler. Kadın bugünkü Kütahya’nın bulunduğu yere gelip heybesini toprakla doldurur. Diğer esnaf bu bölgede atölyeler açarak şehir kurulur ve seramik şehri manasına“Seramorum” denir.
Târihi
Kütahya ve çevresinin târihi Hititlerle başlar. Hititlerin iç savaş ile bölünüp yıkılmasından sonra Kütahya ve çevresiFrikya, sonra da Lidya devletlerinin hâkimiyeti altına girmiştir. Antik kaynaklar Kütahya’dan Yunan masal yazarıEsop’un doğduğu memleket diye bahsederler. Fakat bu bölge hiçbir zaman eski Yunanlıların olmamıştır. Esop M.Ö. 6. asırda yaşamıştır. Bu târihte Kütahya ve çevresi Lidya Devletinin elindeydi. Persler, M.Ö. 6. asırda Lidya’yı yenince Anadolu gibi bu bölgeler de Perslerin istilâsına uğradı. M.Ö. 4. asırda Makedonya Kralı İskender, Anadolu ve İran’ı istilâ etti. Pers Devletini ortadan kaldırdı. Bu bölge Anadolu gibi Makedonya Krallığının hâkimiyetine geçti. İskender’in ölümünden sonra Bergama ve Bitinya krallıkları Kütahya bölgesini paylaştılar.
M.Ö. ikinci asırda Roma bütün Anadolu’yu imparatorluğuna kattı. M.S. 395’te Roma İmparatorluğu ikiye bölününce Anadolu gibi bu bölge de Doğu Roma (Bizans)nın payına düştü. (Bugünkü Yunanistan’ın Bizans’la hiçbir ilgisi yoktur). Bizans devrinde Kütahya piskoposluk merkezi hâline getirildi. İstanbul-Konya yolu üzerinde bir konak merkezi idi. Bizanslılar. Kütahya’yı iki kat sur içine almış ve 2,5 km2 alan kaplayan kale yapmıştır.
İslâm orduları bu bölgeden birkaç defa geçtiler. Fakat Kütahya’yı Selçuklu Türkleri fethettiler. 1071’de Malazgirt’te Alparslan’a yenilen Bizans İmparatoru Romanos Diogenes tahtını geri almak için yaptığı mücâdelede yenilip esir düşünce, Kütahya’ya getirilip gözleri kör edilmiştir. Anadolu Fâtihi Kutalmışoğlu Süleyman Şah, 1079-1080’de Kütahya’yı fethetmiştir.
Anadolu’da Türk hâkimiyetine son vermek için Roma kilisesi ve Bizans’ın teşviki ile başlayan Haçlı seferleri esnasında Selçuklu Türkleri bazı bölgelerden geri çekilmiştir. Eskişehir civarında Selçuklu Türkleri ile Haçlılar arasında yapılan Eskişehir (Borylaion) Savaşına kadar Kütahya, Selçuklu Türklerinin elinde kalmıştır. 1097’de Haçlı ordusu Kütahya’yı istilâ etti. Kütahya çevresinde Selçuklu Türkleri ile Bizanslılar arasında çok çetin savaşlar oldu. Kütahya, taraflar arasında birkaç defa el değiştirdi. 1158 senesinde Bizans İmparatoru Manuel Kommenos’un emrindeki Bizans ordusu, Kütahya civârında Selçuklu Türkleri tarafından hezimete uğratıldı. Selçuklu Devleti ile Bizans arasında sınır bölgesi üzerinde bulunan Kütahya’ya, Selçuklu Devletine bağlı Türkmen kuvvetleri sık sık saldırarak, Bizanslıları tâciz etmişlerdir.
Selçuklu Sultanı İkinci Kılıç Arslan 1182 yılında yeni bir fetih hareketine girişerek Uluborlu ve Kütahya’yı fethetti. Böylece Kütahya birinci fetihten bir asır sonra ikinci defa fethedilmiş ve Türklerin hâkimiyetine girmiş oluyordu. Selçukluların taht kavgaları sırasında zayıflayınca Bizanslılar Kütahya’yı yeniden istila etmişlerdir. Selçuklu Sultanı Büyük Alâeddin Keykubat’ın Kütahya’yı fethetmesinden sonra şehir, kesin olarak Türk hâkimiyeti altına girmiştir.
Anadolu Selçuklu Devletinin son zamanlarında Kütahya bölgesine 300 bin kişilik Türkmen Germiyan Aşireti yerleşti. Germiyanlılar, Anadolu Selçuklu Devletinin hizmetinde Baba İshak isyanını bastırmaya memur edilmeleri ile tarih sahnesine çıkmışlardır. Germiyanoğlu Birinci Yakup Bey, 1300-1302 yılında Anadolu Selçuklu Sultanlığından ayrılarak bağımsızlığını ilân etmiş, merkez Kütahya olmak üzere Germiyanoğulları Beyliğini kurmuştur. Germiyanoğulları 1260-1390 ve 1402-1429 arasında 157 sene saltanat sürmüşlerdir.
Germiyanoğulları, 1260-1308 arasında Anadolu Selçuklu Devletinin ve 1308-1335 arasında da İlhanlı hâkimiyetini tanımıştır. 1390’dan 28 temmuz 1402’ye kadar Osmanlı Devletine katılmıştır. 1414-1429 arasında Osmanlılara tâbi olmuştur. 1325 senesine kadar Aydınoğulları Beyliği, Germiyanoğulları Beyliğine bağlı idi. Anadolu’daki beylikler içinde Osmanlı ve Karamanoğullarından sonra en güçlü beylik Germiyanoğulları Beyliği idi. Bu beylik Karamanoğulları tehlikesi karşısında Osmanlılarla iyi münasebetler kurmuştur. Germiyanoğulları Oğuzların Avşar (Afşar) boyundandır.
Germiyanoğulları Beyi Süleyman Şah önceUmur Beyin kızı, sonra da hazret-i Mevlânâ’nın oğlu Sultan Veled’in kızı Mutahhara Hâtun ile evlendi. Bu evlilikten doğan kızı Devlet Hatun, Sultan Yıldırım Bâyezid ile evlendi. Bu evlilikte Kütahya, Simav, Eğrigöz (Emet) ve Tavşanlı çeyiz olarak Osmanlılara verildi (1381). Bu tarihten itibaren 1389’a kadar Yıldırım Bâyezid Kütahya’da vâli olarak kaldı. Süleyman Şahın oğlu İkinci Yâkup Bey, Kosova Meydan Savaşından sonra Osmanlılara verilen yerleri geri almak istemişse de yenilmiş veİpsala Kalesine hapsedilmiştir. Buradan kaçan İkinci Yâkup Bey, Şam’a giderek Timur’a sığındı. 1402 Ankara Savaşından sonra Timur, Kütahya’ya gelerek bir ay burada kalmış veOsmanlılara verilen bölgeleri Germiyanoğullarına iâde etmiştir. Timur çekilince Karamanoğulları Germiyanoğullarının topraklarını istila etmiştir.
Osmanlılardan Çelebi Sultan Mehmed Han, Germiyanoğulları topraklarını Karamanoğullarından geri alarak İkinci Yâkup Beye vermiştir. İkinci Yakup Bey, Bursa ve Edirne’ye giderek Sultan İkinci Murad Hanı 1428’de ziyaret etmiştir. İkinci Yakup Bey, Anadolu’da Türk Devletinin birliğini ancak Osmanlı Devletinin gerçekleştireceğine samimî olarak inanmış ve ölümünden sonra Germiyanoğulları Beyliğinin Osmanlı Devletine katılmasını vasiyet etmiştir. 1429 Şubatında çok yaşlı olarak vefat edince bu vasiyeti yerine getirilmiş ve Türk birliğine ileri bir adım atılmıştır. Germiyanoğulları Kütahya’da pekçok eser bırakmışlardır. Germiyanoğullarının “İnançoğulları” denilen bir kolu da Denizli’de saltanat sürmüştür. Germiyanoğullarına Ali Şir Bey (1260-1264), Birinci Yakup Bey (1264-1320), Mehmed Bey (1325-1360), Süleyman Şah (1360-1387) ve İkinci Yâkub Bey (1387-1390 ile 1402-1429) beylik etmişlerdir.
Germiyanoğulları Osmanlı Devletine katılınca, beylik sınırları dâhilinde kurulan sancağa Kütahya merkez ve ilk sancakbeyi de Kara Tîmûrtaş Paşanın torunu Umur Bey oğlu Osman Çelebi oldu. Sultan İkinci Murâd Hanın oğlu Alâeddîn Ali Çelebi de Kütahya’da sancakbeyliği yaptı. 1542-1566 arasında Kânûnî Sultan Süleymân Hanın oğulları Bâyezid ve İkinci Selim de Kütahya Sancakbeyliği yapmışlardır. Bilâhare Anadolu eyâletinin merkezi Ankara’dan Kütahya’ya taşınmıştır. Kütahya Yavuz Sultan Selim Han ve Kânûnî Sultan Süleymân Han devrinde Anadolu istikâmetinde yapılan seferlerde toplanma yeri ve önemli bir yol kavşağı idi. Kânûnî Rodos Seferine Kütahya’da hazırlanarak, Aydın-Marmaris yolunu tâkip etmiştir. Kânûnî Zigetvar Seferinde vefât ettiğinde oğlu İkinci Selim, Kütahya’da sancakbeyi idi. İstanbul’a gelerek tahta oturdu. “Germiyan tahtı” ismi verilen Kütahya şehrinden ve bilhassa Germiyanoğulları Hânedânından tanınmış şahsiyetler; Osmanlı Devleti hizmetinde mühim vazîfeler îfâ ettiler. Sultan İkinci Abdülhamîd Hanın meşhur adliye Nâzırı Sadrâzam Nûreddîn Abdurrahmân Paşa ile oğlu ve Sultan İkinci Abdülhamîd Hanın dâmâdı ve Adliye Nâzırı Vezir Ârif Hikmet Paşa, Sultan Altıncı Mehmed Hanın dâmâdı Ali Haydar Bey bunlardan birkaçıdır.
On yedinci asırda Celâli isyanlarına sahne olan Kütahya, 19. asırda, Mısır Vâlisi Mehmed Ali Paşanın oğlu İbrâhim Paşa tarafından kısa bir müddet işgâl edildi. Mustafa Reşîd Paşanın işgâli ile Kütahya’nın Anadolu eyâleti 1841’de kurulan Hüdâvendigar Eyâletinin merkezi ve 1842’de eyâlet merkezi Bursa’ya nakledilince de Bursa’ya bağlı 5 sancaktan biri oldu. On dokuzuncu asırda şehir çok geriledi. Halıcılık, dericilik ve çinicilik sanâyileri söndü. Anadolu demiryolunun Kütahya’dan geçmeyişi o zamana kadar ticâret yollarının düğüm noktasında bulunan şehri felce uğrattı.
Kütahya’nın merkez olduğu Anadolu eyâletinin kapladığı saha üzerinde bugün Türkiye’nin şu illeri vardır: Afyon, Ankara, Antalya, Aydın, Balıkesir, Bilecik, Bolu, Burdur, Bursa, Çankırı, Denizli, Eskişehir, Isparta, İzmir, Kastamonu, Manisa, Muğla, Sakarya, Uşak ve Zonguldak.
Kütahya, 17 Temmuz 1921’den 30 Ağustos 1922’ye kadar 1 yıl 1 ay 14 gün Yunan işgâlinde kalmıştır. Büyük taarruzda geri alınan şehir, yakılıp yıkılmıştı. Kütahya, İstiklâl harbinde mühim yer işgâl etmiş ve bu harbin neticeye ulaşması topraklarında kazanılan zaferle sağlanmıştır. Nitekim İstiklal Harbinin en çetin çarpışmaları Kütahya topraklarında olmuş, 30 Ağustos 1922’de Başkomutanlık Meydan Savaşı burada yapılmış ve Yunan ordusu Dumlupınar bucağında hezimete uğratılmıştır.
Millî Mücâdelede Kütahya: İzmir’in Yunanlılar tarafından işgalini ve düşman kuvvetlerinin Anadolu içlerine ilerlemesiyle 20 Eylül 1919 târihinde Kuvay-i Milliye Teşkilatı kurularak faaliyete geçti. Kütahya’daki Kuva-yı Milliye Teşkilâtı, halktan büyük maddî ve mânevî destek gördü. 21 Temmuz 1920 târihinde “Kütahya Millî Taburlarının” teşkiline başlandı. Yunan taarruzu 10 Temmuz 1921’de başladı. Eskişehir ve Kütahya Muharebeleri adı ile bilinen bu çarpışmalarda Türk ordusu daha ziyâde müdâfaa taktiği uyguluyordu. Kâfi derecede hazırlık yapılamadığı ve mühimmat temin edilemediği için Yunanlıların ilerlemesine mâni olunamıyordu. 13 Temmuzda Afyon, 17 Temmuzda Kütahya ve 19 Temmuzda Eskişehir Yunanlılar tarafından işgâl edildi. Yunanlıların bu ilerleyişi Sakarya’da durduruldu. Kütahya, Yunan işgâlinde bir sene kadar kaldı. Düşman kuvvetlerinin Anadolu içlerine doğru ilerleyişi Sakarya Meydan Muhârebesi ile durdurulduktan sonra, sıra Yunanlıların Anadolu’dan atılmasına gelmişti. Uzun bir hazırlık devresinden sonra Türk ordusu 26 Ağustos 1922 târihinde taarruza geçti. Düşman kuvvetleri karmakarışık, Dumlupınar’a doğru kaçmaya başlamış, fakat Türk ordusu tarafından Çalköy yakınlarındaki Adatepe’de çember içine alınmıştı. 30 Ağustos 1922’de burada büyük imhâ savaşı devam ederken, müretteb süvari tümeninden bir müfreze, 30 Ağustos Çarşamba sabahı saat 10.00 sıralarında Kütahya’ya geldi. Aynı gün akşamı Akif Bey komutasındaki birlikler şehre girerek, halkın coşkun tezahüratı ve sevinç gözyaşları ile karşılandılar. Hükümet konağı ve Belediye binalarına Türk bayraklarının çekilmesi sırasında yüzlerce kurban kesilerek askere yemek verilmiştir. Halk ertesi gün, Küçük Asım Efendiyi mutasarrıf vekili seçmiştir.
30 Ağustos Zafer Bayramı Kütahya’nın düşman işgâlinden kurtulduğu gündür. Kütahya’da, Dumlupınar, Çalköy ve Zafertepe’de her sene törenler yapılmaktadır.
Cumhûriyet devrinde il olan Kütahya, 1931’de demiryolu ile Balıkesir’e bağlanmıştır. Fakat Kütahya, Eskişehir ve Afyonkarahisar gibi gelişemedi. 1953’te Uşak, Kütahya’dan ayrılınca küçüldü.
Son senelerde Kütahya hızla sanayileşmekte ve gelişmekte olup, geçmişteki parlak devrine doğru ilerlemektedir.
Fizikî Yapı
Kütahya ili genel olarak bir yayla durumundadır. Arazinin dörtte üçü 1000-1500 m arasındadır. Coğrafî olarak bu bölgeye “Kütahya Yaylası” denir. İç Anadolu’dan Ege ovalarına ve Marmara havzalarına geçişte bu bölge eşik vazifesi görür. Topraklarının % 57’si dağlardan, % 32’si yaylalardan ve % 11’i ovalardan ibârettir. Ortalama yükseklik 1000-1200 m arasındadır. Volkanik toprakları çok verimlidir.
Dağları: Kütahya yaylaları üzerinde yükselen dağlar aralıklı sıralar hâlinde uzanırlar. Başlıca dağlar: Akdağ (2089 m), Eğrigöz dağlarının en yüksek yeri (2181 m), Vellice Dağı (1764 m), Gümüşdağ (1901 m), Yeşildağ (1953 m) ve Şaphâne Dağı (2121 m)dır. Murad Dağı (2312 m) ilin en yüksek dağıdır.
Ovaları: Ovalar dağ sıraları ve akarsu vâdilerinde yer alırlar. Simav ovası 100 km2, Kütahya ovası 93 km2, Altıntaş-Aslanapa, Örencik, Tavşanlı, Köprüören ve Yoncalı ovalarıdır. Hepsi verimli ve alüvyonla kaplıdır.
Akarsuları: Kütahya akarsular bakımından zengin sayılır. Bu akarsuların bir kısmı Ege, Marmara ve Karadeniz’e dökülür. Bölgenin en büyük akarsuyu Porsuk Çayıdır. Porsuk Çayı Murad Dağından çıkar, Eskişehir’e gelip Sakarya’ya karışır ve Karadeniz’e dökülür. Kirmasti Çayı, Simav (Susurluk) Çayı, Emet Çayı ve Kocaçay birleşerek Marmara Denizine dökülür.
Gediz Çayı, Murat Dağlarından iner, Uşak’tan sonra İzmir’e gidip İzmir Körfezinin yukarısında Ege Denizine dökülür. Bunlardan başka Karasu ve Felent Çayı vardır.
Gölleri: Kütahya ilinde bir tabiî (Simav Gölü) ve bir sun’î (baraj gölü) Enne Gölü vardır. Simav Gölü; Simav Ovasının ortasında 4 km2lik bir alanı kaplar. Bir kısmı bataklık ve sazlıktır. Denizden yüksekliği 724 m’dir. Yazın suları azdır. Porsuk Baraj Gölü; Porsuk Çayı üzerine kurulmuştur. Bir kısmı Eskişehir sınırları içinde kalır su hacmi 525 milyon m3 ve yüksekliği 49,70 m’dir. Enne Baraj Gölü; Porsuk Çayının bir kolu olan Felent Çayı üzerindedir. Su hacmi 7 milyon m3tür. İçme suyu olarak kullanılır. Barajın temelden yüksekliği 24,50 m’dir.
İklim ve Bitki Örtüsü
İklimi: Kütahya, İç Anadolu’nun soğuk iklimi ile Marmara ve Ege’nin ılık iklimi arasında bir geçiş özelliği gösterir. Üç bölgenin özelliklerini taşır. Son 30 yılda yapılan günlük rasatlara göre çok şiddetli rüzgar esmez. Kışın hâkim rüzgar güneyden, yazın hâkim olan rüzgar kuzeyden eser.
Yıllık yağış miktarı ortalama 600-1100 mm’dir. Kar kalınlığı 50 cm’yi geçmez. En soğuk aylar ocak ve şubat ve en sıcak aylar temmuz ve ağustostur. Genel olarak yazın sıcaklık + 20°C’yi geçmez. Sıcaklık -27,4°C ile +36,8°C arasında seyreder. Ovalar ılık, yayla ve dağlar soğuktur. Fakat İç Anadolu’da hâkim olan step ikliminin dışında kalır. +30°C’nin üstünde sıcak günler bir ayı geçmez. Sıfırın altında gün sayısı 100 güne yakındır.
Bitki Örtüsü: Bitki örtüsü bakımından Kütahya ve çevresi İç Anadolu, Ege ve Marmara bölgelerinin özelliğini taşır. Bölgenin hâkim bitki topluluğu kara ikliminin bitkileri olmasına rağmen, vâdi içlerinde, Karadeniz’in nemli tesirlerine açık kesimlerinde, bilhassa dağlık bölgelerinin kuzey meyillerinde deniz bitki topluluğu, Ege ve Marmara yoluyla Akdeniz tesirinin görüldüğü kesimlerde Akdeniz bitki örtüsü yer alır.
İl topraklarının yarısı orman ve fundalıklarla, % 12’si çayır ve mer’alarla, % 35’i ekili alanlarla kaplıdır. Ormanlar çok yüksek platolardadır. Ormanlarda karaçam, ardıç ve meşe ağaçları çoğunluktadır.
Ekonomi: İlin ekonomisi tarım ve sanâyiye dayanır. Faal nüfûsun % 70’i tarım, hayvancılık, ormancılık, avcılık ve balıkçılıkla uğraşır. Gayri sâfî hâsılanın % 30’u tarımdan elde edilir. Verimli ovalarda çeşitli ürünler yetişir. Faal nüfûsun % 20’ye yakını mâdencilik, îmâlât ve inşâat sanâyii ile uğraşır. Mâdencilik, enerji üretimi ve îmâlât sanayiinde önemli gelişmeler olmuştur.
Tarım: Verimli ovalarında en çok tahıl ekilir. Sebzecilik ve meyvecilik de oldukça gelişmiştir. Başlıca tarım ürünleri, buğday, arpa, mısır, baklagiller (nohut, fasulye ve burçak), şekerpancarı, kenevir lifi, kenevir tohumu, sakız ve tohum olarak haşhaş, patates ve soğandır. Ayçiçeği de ekilir. Sebze olarak domates, patlıcan, biber, lahana gibi sebzeler yetiştirilir.
Meyvecilik de ileridir. Kiraz ve vişnesi meşhurdur. Elma, armut, şeftali, ceviz, kestane, çilek, kavun ve karpuz yetişir. Vişne ağaç sayısı Türkiye’de üçüncü sıradadır. Modern tarım araçları ve sun’î gübre kullanımı yaygındır. Ekilen toprakların 50 bin hektara yakını sulanabilmektedir. Ekim alanlarının % 90’ı tahıl ekimine ayrılır. Bağcılık yapılan saha iki bin hektardır.
Hayvancılık: Kütahya’da tarla tarımından sonra en mühim tarım kolu hayvancılıktır. Dağlık bölgelerde ise halk geçimini hayvancılıkla sağlar. En çok küçükbaş hayvan beslenir. Fakat, çayır ve mer’alar azaldığı için hayvan sayısı azalmaktadır. Halkın büyük kısmının çiftçi olması sebebiyle hayvancılık gelişmiştir. Hayvancılık zirâatin önemli dayanağı, çiftçinin desteği, bâzı bölgelerde ise yegâne geçim kaynağıdır. Koyun sayısı çoğunluktadır. Koyunların çoğu Karaman cinsidir. Koyunu, tiftik keçisi, kıl keçisi ve sığır takip eder. 20 bine yakın arı kovanı vardır. Fennî tavukçuluk ve tavşan yetiştirilmesi gelişmektedir.
Ormancılık: Kütahya orman bakımından zengindir. Ormanlar 500 bin hektarlık bir alanı kaplar. Ayrıca 40 bin hektarlık fundalık vardır. 25 bin hektarlık bir alan ağaçlandırılmıştır. 135 köy orman içinde ve 262 köy orman kenarındadır.
Mâdenleri: Kütahya mâden potansiyeli bakımından çok zengindir. Faal nüfûsun % 5’i mâdencilikte çalışmaktadır. Başlıca maden yatakları linyit, krom, gümüş, baryum, borasit, manyezit, antimuan, kobalt, cıva, asbest, bor tozu, demir, kurşun, mangenez ve mermerdir.
Seyitömer, Tavşanlı, Tunçbilek havzasında bulunan kömürler Garp Linyitleri Müessesesinde, manyezit ise Kütahya Manyezit İşletmeleri A.Ş. tarafından çıkarılır. Demir, Emet ve Simav’da; manyezit Kütahya merkez ilçe, Domaniç ve Tavşanlı’da işletilir. Kobalt Karamancık’ta, cıva Tavşanlı’da, asbet ise Sivaslı’da çıkarılmaktadır. Kütahya çeşit ve rezerv bakımından çok zengin maden yataklarına sâhip nâdir illerimizden biridir.
Enerji: Tunçbilek ve Seyitömer Termik Santralları ile Kayaköy Hidroelektrik Santrali enerji üreten önemli tesislerdir. Bu tesisler Kütahya sanâyiini de enerji bakımından besler. Köylerinin % 90’ında elektrik vardır.
Sanâyi: Kütahya zirâî husûsiyetini kaybetmekle beraber, sanâyileşme yolunda hızla gelişmektedir. 10 kişiden fazla işçi çalıştıran işyeri sayısı 100’e yakındır: 10 kişiden az işçi çalıştıran iş yeri ise 1200 civârındadır. Kütahya’nın ilk büyük sanayi kuruluşu 700 dekarlık bir saha üzerinde kurulan ve 5 Eylül 1954’te hizmete giren şeker fabrikasıdır. Türkiye’nin en büyük kimyâ sanâyii tesislerinden olan Azot İşletmeleri Fabrikaları, 1961 senesinde faaliyete geçmiştir. 500 bin ton azotlu amonyum sülfat istihsal etmektedir. Ayrıca savunma sanayii için patlayıcı madde ile soğutma tesislerinde kullanılan mâyi amonyak istihsal etmektedir.
Sümerbank Tuğla ve Kiremit Fabrikası, Kütahya Porselen Fabrikası, Emet Kolemanit İşletmesi Fabrikası, Gediz İplik ve Mensucat Fabrikası A.Ş. (GIMAŞ), Simav Sunta ve Kontraplak Fabrikası(SUNTAŞ), Tavşanlı’da yonga levha ve kaplama üreten fabrikalar, 11 tuğla ve kiremit fabrikası (biri devlete, on’u özel sektöre ait), çini fabrikası ve atölyeleri, çini çamuru üreten büyük bir fabrika, un fabrikaları, konserve fabrikaları, gıdâ ve dokuma fabrikaları, Simav Halı ve Halı İpliği Fabrikası önemli sanâyi kuruluşlarıdır. Kütahya çiniciliği ve Simav halı dokumacılığı, bölgenin sanâyi özelliğidir. Kütahya’dan yurt dışına önemli miktarda ateşe dayanıklı tuğla ihraç edilmektedir.
İngilizler ilk toplu sözleşmenin 1851’de İngiltere’de yapıldığını ifâde ederek övünürler. Halbuki bu tarihten 51 sene önce 1764’te Osmanlı Devletinin Kütahya şehrinde dünyânın ilk toplu sözleşmesi imzâlanmıştır. O târihte Kütahya’da 24 adet çini atölyesi vardı. Bütün çini atölye işverenleri ile bütün işçiler adına imzalanan toplu sözleşmenin bazı maddeleri şunlardır:
–Kalfalar 40 akçeye 100 adet has çini fincan îmâl edeceklerdir.
–Ustabaşı olanlar 150 fincan işleyince, 160 akçe alacaklardır.
–Ustalar 100 has fincan işleyince 60 akçe alacaklardı.
–100 fincan veya eşidi çini eşya, 4 akçeye perdah (düzeltme) edilecektir.
–Usta, kalfa ve diğer işçiler bir hastalığa düçar olunca (hastalanınca), masraflar çini işverenleri tarafından tazmin olunacak (karşılanacak).
–Bu sözleşmenin aksine hareket edenler ve nizamları bozanlara para ve hapis cezası verilecektir.
–Bu maddeler işçi, usta, kalfa ve işverenlerin yüzlerine karşı okundu. Kabul edildi ve imza altına alındı.
Bu sözleşme Kütahya Arkeolojik Müzesi’ndeki eski eserler tasnif edilirken tesadüfen bulunmuştur. Başta İstanbul olmak üzere Osmanlı ve Selçuklu arşivleri tasnif ve tetkik edildiğinde, dünya tarihini sarsacak kıymetli belgeler ortaya çıkacağı muhakkaktır.
Ulaşım: Kütahya kara ve demiryollarının kavşak noktalarından biridir. Karayolu: Eskişehir üzerinden İç Anadolu’ya uzanan karayolu ve Kütahya-Afyon-Konya: Kütahya-Afyon-İzmir: Kütahya-Balıkesir-Çanakkale karayolları ile yurdun dört bir yanına bağlanır. Bu yollar nitelikli asfalt yollardır.
Kütahya, demiryolu ile üç ayrı istikamete bağlanır: Haydarpaşa-Eskişehir-Ankara demiryoluEskişehir’den ayrılan bir kolla Kütahya’ya varır. Kütahya’dan Afyonkarahisar ve Konya’ya ulaşılır. Kütahya’dan çıkan bir hatla Tavşanlı-Balıkesir-Manisa-İzmir’e gidilir ve Bandırma’ya bağlanarak Marmara’ya ulaşılır.
Nüfus ve Sosyal Hayat
1990 sayımına göre; toplam nüfûsu 578.020 olup, 241.999’u il merkezi ve ilçelerde; 336.021’i köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 11.875 km2, nüfus yoğunluğu 50’dir.
Örf ve adetleri: Kütahya çok eski bir yerleşim merkezidir. Tarih boyunca Hitit, Frigya, Lidya, Pers, Makedonya, Bergama, Bitinya, Roma, Doğu Roma(Bizans), Anadolu Selçuklu, Germiyanoğulları ve Osmanlı Devleti bu bölgeye hâkim olmuşlardır.
1079’da Selçuklu Türklerinin Kütahya ve çevresini fethinden sonra, Türk-İslâm kültürü yayılmaya başlamış ve eski kültürler unutulmuştur. Kütahya millî ve mânevî değerlerin, târihî an’anesine sıkı sıkıya bağlı, buram buram târih kokan bir ilimizdir.
Kiraz şenliği, ılıca sefaları, kış eğlenceleri, dinî bayramlardaki hususî havasıyla, mesire yerlerine yapılan hususî gezileriyle, kendisine has düğün âdetleri, zengin folklorü ile Anadolu’daki Türk boylarının özelliklerini taşır.
Mahallî kıyafetleri: Düğün, bayram ve hususî günlerde mahallî kıyafetlere rastlanır. Kadınlar, “Tefebaşı” denilen ince çuhadan yapılmış al veya mavi renkli, motifleri altın suyuna batırılmış gümüş sırma ile gergefte işlenmiştir. “Çintiyan” denilen şalvar ile “fermene” ismi verilen cepken veya yâlık ile uzun bir entariden ibarettir.
Erkek giyimi Ege’nin “Zeybek” kıyafetine benzer. Başta keçe, külah veya fes; içte “kazeke” yakasız gömlek, parçalı sallama cepken; altta şalvar ve “serpuşu” denilen kuşak; ayakta yün çorap, kalçın, mest, papuç veya potin bulunur.
Müzik ve halk oyunları: Ege, Marmara ve Orta Anadolu müzik ve halk oyunları karışmıştır. Ege bölgesinin tesiri daha ağır basar. Zeybek türü oyunlar oynanır.
Mahallî yemekleri: Kütahya’nın mahallî yemekleri zengindir. Meşhur yemekleri şunlardır: Şibit (ıspanaklı börek), mantı, kızılcık tarhanası, cimcik (Mantıya benzer hamur işidir) Üzerine sarımsaklı yoğurt dökülür ve kızgın tereyağ gezdirilir.), labada dolması(ılıbıda dolması veya yalancı dolma da denir. Bulgur pilavını haşlanmış labada yapraklarına sararak pişirirler ve üstüne taze soğan, nâne, hıyar ve süzme yoğurt dökerler.), gözleme, höşmerim, kaygana, kapama, yufka tatlısı, pelüze, dolamber böreği, göveç, küp kebabı, çevirme kebabı ve kuyu kebabı.
Halk ve divan edebiyatı: Kütahya’da çok sayıda halk ve divan şairi yetişmiştir. Halk şairlerinden bazıları şunlardır: Âşık Deli Şükrü, Âşık Sırrı, Arifî, Âşık Ömer, Pesendî ve Kâmilî’dir.
Başlıca divan şairleri ise; Ahmedî, Şeyhoğlu Mustafa, Şeyhî, Ahmed-i Dâî ve Gaybî Sunullah’tır. Evliya Çelebi’nin Ceddi ve lügat yazarı Ahterî Mustafa, Cemalî, Rahimî, Firakî veÜnsî Kütahya’nın yetiştirdiği meşhurlardır.
El sanatları: Kütahya denilince akla çinicilik gelir. Çinicilik on beşinci asırda başlamış, on altıncı asırda çok gelişmiştir. Son asırlarda gerileyen çinicilik son senelerde hızla gelişmektedir. Çok sayıda insan çinicilikle uğraşmaktadır. Kütahya çinileri yurt içi ve dışında meşhurdur. Çinicilikten sonra halıcılık meşhurdur. Binlerce evde halı dokunur. Kütahya halıları aranan halılardır. Kütahya’da oymacılık da isim yapan bir el sanatıdır.
M.Ö. 1500 sene önce Frigler tarafından başlatılan çinicilik, Kütahya’nın sembolü olmuştur. Dünyanın birçok ünlü binasını Kütahya çinileri süslemektedir. Kütahya ve çevresinde bulunan katı maddeler buradaki çini atölyelerine getirilir, değirmende su ile öğütülüp elenir. Ayrı bir havuzda hepsi karıştırılır. Suyu süzüldükten sonra 25 gün dinlendirilir. Dinlenmeden sonra hamuru öğütülerek çakmak taşı konur. Hamurun içine bir miktar tebeşir de eklenir. Hamurun içinde, kilosunda % 40 su bulunan bu karışık, çarka götürülmeye hazırdır. Çarkın başında çalışan ustalar çok küçük yaşlarda bu işi öğrenmeye başlarlar. Mârifetli elleri ile işledikleri hamura istedikleri şekli veren bu kişiler en az 30-40 sene bu işi yaparlar. Hazırlanan eşyalar, vazolar bakır kazanların içine doldurularak sırlanır. Bu işler sırasında desenlerin üzeri kapanır ve tekrar fırına gönderilerek 950°C’de pişirilir, boyanır. Çiniler kalıplardan çıkarıldıktan sonra düzenli bir şekilde itinayla ustalar tarafından fırınlara yerleştirilir. Daha sonra yakılan fırında ısı 800°C’ye kadar yükseltilir. İçine bin parça çini eşya alabilen bu fırınlardan eşyalar ancak 5 gün geçtikten sonra çıkarılır.
Eğitim: Kütahya târih boyunca “kültür şehri” olarak isimlendirilmiş, çağların kültür hazinelerini sinesinde taşımıştır. Tarihi gibi kültürü köklü, sağlam ve zengindir. Okuma-yazma oranı yüzde 87’ye yükselmiştir. İlde 52 anaokulu, 705 ilkokul, 80 ortaokul, 11 meslekî ve teknik ortaokul, 17 lise ve 19 meslekî ve teknik lise vardır. Bütün ilçelerinde lise bulunur.
Eskişehir’deki AnadoluÜniversitesine bağlı iki yüksek okul vardır. Bunlar Kütahya İdarî Bilimler Yüksek Okulu ile Kütahya Meslek Yüksek Okuludur. Merkez ilçe Vahit Paşa Kütüphanesi ile Tavşanlı Halk Kütüphanesi çok kıymetli ve zengin eserlerle doludur. Kütahya Mevlevîhânesi ve Molla Bey kütüphânelerindeki kitaplar, Vahit Paşa Kütüphânesine getirilmiştir.
İlçeleri
Kütahya’nın biri merkez olmak üzere on üç ilçesi vardır.
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 176.184 olup, 130.944’ü ilçe merkezinde, 45.240’ı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 83, Sabuncu bucağına bağlı 24 köyü vardır. İlçe toprakları orta yükseklikte dalgalı düzlüklerden meydana gelir. İlçe topraklarını Porsuk Çayı sular. Porsuk Çayı Vâdisinde Kütahya Ovası yer alır.
Ekonomisi, tarım ve sanâyiye dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri tahıl, şekerpancarı, haşhaş, baklagiller, mısır, patates ve kirazdır. Kütahya Seramik Fabrikası, Azot Sanâyii, Şeker Fabrikası, kiremit ve tuğla fabrikaları, ağaç ürünleri fabrikaları başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi geniş bir ovanın güney kenarında birden bire yükselen Yellice (Acem) Dağının (1773 m) eteklerinde kurulmuştur. Demiryolu istasyonunun denizden yüksekliği 935 metredir. Bu yükseklik çarşıya doğru artarak 970 metreyi bulur. Kütahya Kalesinin bulunduğu Hisar Tepesi ile doğusundaki Yeterlik Tepesi denizden 1000 m yüksekliktedir. Bu iki tepe arasındaki vâdiden geçen dere Porsuk Çayının kolu olan Feleut Çayına karışır. Şehrin asıl merkezi Hisartepe önünde yer alır. Eski Kütahya ve târihî eserler ile çarşısı burada bulunur. İlçe kara ve demiryolu ağının kavşak noktalarından biridir. Ankara-İzmir, Ankara-Afyon demiryolu, İstanbul-Afyon karayolu ilçeden geçer.
Altıntaş: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 25.152 olup, 5604’ü ilçe merkezinde, 19.548’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 35 köyü vardır. İlçe toprakları 500-1000 m yükseklikte bir platodan meydana gelir. Güneyinde Murat Dağı yer alır. Bu dağdan kaynaklanan Porsuk Çayı, Altıntaş Ovasını sular.
Ekonomisi, tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri tahıl, şekerpancarı ve vişnedir. Sulanabilen yerlerde baklagiller yetiştirilir. Hayvancılık gelişmiş olup, ençok tiftik keçisi beslenir. İlçe topraklarındaki ekonomik değeri yüksek mermer yatakları işletilmektedir.
İlçe merkezi, Kütahya-Uşak karayolu üzerinde kurulmuştur. Gelişmemiş, büyükçe, bir köy görünümünde bir yerleşim merkezidir. İl merkezine 49 km mesâfededir. Evliyâ Çelebi’ye göre bir kayadan altın çıktığı için bu isim verilmiştir. Frigyalılara dayanan eski bir târihi vardır. Altıntaş 1947’de ilçe olmuş ve belediyesi aynı sene kurulmuştur.
Aslanapa: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 15.420 olup 2235’i ilçe merkezinde, 13.185’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 23 köyü vardır. İlçe toprakları dalgalı düzlüklerden meydana gelir. Başlıca akarsuyu Porsuk Çayıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri tahıl, şekerpancarı, haşhaş ve patatestir. İlçe merkezi Porsuk Çayının batısında kurulmuştur. Kütahya-Gediz karayolu ilçe topraklarından geçer. Merkez ilçeye bağlı bir bucakken 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu. Belediyesi 1967’de kurulmuştur.
Çavdarhisar: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 12.280 olup, 4035’i ilçe merkezinde, 8245’i köylerde yaşamaktadır. İlçe toprakları dalgalı düzlüklerden meydana gelir. Örencik Ovasının kuzeydoğu kesiminde yer alır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, şekerpancarı, patates, elma, armut, soğan ve vişnedir. Dağlık kesimlerinde küçükbaş, ovada büyükbaş hayvan besiciliği yapılır. İlçe merkezi Kütahya-Gediz karayolunun kıyısında yer alır. Emet’in Örencik bucağına bağlı belediyelik bir köyken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu. Belediyesi 1967’de kurulmuştur.
Domaniç: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 21.949 olup, 3966’sı ilçe merkezinde, 17.983’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 32 köyü vardır. Yüzölçümü 619 km2 olup, nüfus yoğunluğu 35’tir. İlçe toprakları genelde dağlıktır. Kuzeydoğusunda Yirce Dağı, kuzeybatısında Uludağ’ın uzantıları, güneyinde Kaylacık Dağı yer alır. Başlıca akarsuyu Orhaneli (Kocasu) Çayıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Ekime müsâit alan az olduğundan akarsu boylarında yetiştirilen başlıca ürünler buğday, arpa, şekerpancarı ve patatestir. Hayvancılık ikinci derecede geçim kaynağıdır. Son senelerde tavukçuluk gelişmiştir. İlçe topraklarında linyit yatakları vardır.
İlçe merkezi, gelişmemiş küçük bir yerleşim merkezidir. Tavşanlı’yı Bursa-Eskişehir karayoluna bağlıyan yol üzerindedir. İl merkezine 87 km mesâfededir. Ilıman iklimi, soğuk suları ve geniş ormanları ile bir yayla kasabasıdır. 1960’ta ilçe olan Domaniç’in belediyesi aynı sene kurulmuştur.
Dumlupınar: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 6840 olup, 3559’u ilçe merkezinde, 3281’i köylerde yaşamaktadır. İlçe toprakları orta yükseklikte engebeli arâziden meydana gelmiştir.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı, tahıl ve vişnedir. Hayvancılık gelişmiş olup, en çok tiftik keçisi beslenir. İlçe merkezi Kütahya-Uşak karayolu ve Afyon-Uşak demiryolu üzerinde kurulmuştur. Altıntaşa bağlı bucak merkeziyken 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu. Belediyesi 1956’da kuruldu.
Emet: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 38.859 olup, 12.246’sı ilçe merkezinde, 26.613’ü köylerde yaşamaktadır. İlçe toprakları dağlık ve dalgalı düzlüklerden meydana gelir. Batısında Eğrigöz Dağı yer alır. Başlıca akarsuyu, Emet Çayıdır. Dağlık kesimler ormanlarla kaplıdır.
Ekonomisi, tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, şekerpancarı, patates, soğan, elma, armut, vişne, kiraz, dut ve üzümdür. Dağlık kesimlerde küçükbaş, düz yerlerde ise büyük baş hayvancılık yapılır. Hayvancılığa bağlı olarak iplik ve dokuma tesisleri vardır. Mâden yatakları bakımından zengindir. Linyit, manganez, bakır, kurşun, çinko, demir, asbest ve kadit yatakları vardır. Emet kolemanit işletmesinde elde edilen cevher, Bandırma boraks ve asit fabrikalarına gönderilir.
İlçe merkezi Eğrigöz Dağı ve Emet Çayının doğusunda eğimli bir alanda kurulmuştur. SelçukluUçbeyi Yâkup Bey zamânında “Eğrigöz” ismi ile altın çağını yaşamıştır. 28 Mart 1970 Gediz zelzelesinde büyük zarar görmüştür. İl merkezine 93 km mesafededir. Balıkesir-Kütahya demiryolu ilçe topraklarının kuzeyinden geçer. İlçe belediyesi 1923’te kurulmuştur.
Gediz: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 66.790 olup, 14.492’si ilçe merkezinde, 52.298’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 69 köyü vardır. İlçe toprakları dağlarla çevrili bir ovadan meydana gelir. Batısında Şaphane Dağı, güneydoğusunda Murat Dağı yer alır. Gediz ve Susurluk ırmaklarını besleyen kollar ilçe topraklarından doğar. Dağlar ormanlarla kaplıdır.
Ekonomisi tarım ve mâdenciliğe dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı, buğday, arpa, soğan, nohut, kenevir ve patatesdir. Sulanabilen yerlerde meyve ve sebze yetiştirilir. Elma, armut, erik ve üzüm balıca yetiştirilen meyvelerdir. İlçe topraklarında linyit ve antimon yatakları vardır. Metal eşyâ, konserve, iplik, ham bez ve halı, orman ürünleri, kimyasal fabrikalar başlıca sanayi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi Gediz Çayının suladığı ovada kurulmuştur. 28 Mart 1970’te zelzele ve yangınlarda büyük zarar gören ilçe, eski Gediz’e 7 km mesâfede Gediz-Uşak-Simav yolu üzerinde yeniden kurulmuştur. Hâlen eski ve yeni Gediz olarak iki Gediz vardır. Bu ise belediye ve devlet hizmetlerini zorlaştırmaktadır. İl merkezine 88 km mesâfededir. Firigya devrine dayanan eski bir târihe sâhiptir. Belediyesi 1866’da kurulmuştur.
Hisarcık: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 16.120 olup, 4144’ü ilçe merkezinde, 11.976’sı köylerde yaşamaktadır. İlçe toprakları dalgalı düzlüklerden meydana gelir ve Emet Ovasında yer alır. Başlıca akarsuyu Emet Çayıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri, buğday, arpa, şekerpancarı, patates, soğan, armut, vişne, kiraz ve üzümdür. Dağlık kesimlerde küçükbaş, düz yerlerde ise büyükbaş hayvan besiciliği yapılır. İlçe merkezi Gediz-Emet karayolu üzerinde, Emet Çayı kenarında kurulmuştur. Emet ilçesine bağlı bucakken 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu. Belediyesi 1967’de kurulmuştur.
Pazarlar: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 13.079 olup, 3846’sı ilçe merkezinde, 9233’ü köylerde yaşamaktadır. İlçe toprakları dalgalı düzlüklerden meydana gelir. Ekonomisi, tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı, buğday, erik, patates, mercimek ve nohuttur. Halı dokumacılığı yaygın olarak yapılır. Simav’a bağlı belediyelik köyken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu. Belediyesi 1958’de kurulmuştur.
Simav: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 78.823 olup, 15.460’ı ilçe merkezinde, 63.363’ü köylerde yaşamaktadır. İlçe toprakları dağlık alanlarla çevrilidir. Kuzey ve doğusunda Eğrigöz Dağı, güneydoğusunda Şaphane Dağı, güneybatısında Simav Dağı, batısında Akdağ yer alır. Dağların yüksek kesimleri karaçam ormanları ile kaplıdır. Dağların orta kesiminde Simav Ovası yer alır. Başlıca akarsuları, Simav Çayı ile Kocaçay’dır.
Ekonomisi, tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı, buğday, erik, patates, elma, mercimek ve nohut olup, ayrıca az miktarda fasulye, soğan, armut, arpa ve kenevir yetiştirilir. Halı dokumacılığı yaygın olarak yapılır. Yün ipliği, dokuma, halı fabrikaları ile orman ürünleri işleyen fabrikalar başlıca sanâyi kuruluşlarıdır. İlçe topraklarında antimon, demir, feldispat, magnezit ve krom yatakları vardır.
İlçe merkezi Simav Ovasının orta kesiminde kurulmuştur. İl merkezine 141 km mesâfededir. Selçuklu Uçbeyi Yâkub Bey Bizanslılardan alarak Türk Sancağı hâline getirmiştir. 1921’de ilçe olan Simav’ın belediyesi 1867’de kurulmuştur.
Şaphane: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 10.247 olup, 3845’i ilçe merkezinde, 6402’si köylerde yaşamaktadır. İlçe toprakları dalgalı düzlüklerden meydana gelmiştir. Kuzeybatısında Şaphane Dağı yer alır.
Ekonomisi tarım ve mâdenciliğe dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, şekerpancarı ve patatesdir. Sulanabilen yerlerde sebze ve meyva yetiştirilir. Ev tezgahlarında yaygın şekilde halı dokumacılığı yapılır. Şap rezervlerini işleyen fabrika, başlıca sanâyi kuruluşudur. İlçe merkezi, Şaphane Dağı eteklerinde kurulmuştur. Simav-Uşak karayolu ilçe topraklarından geçer. Gediz’e bağlı bucakken 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu. Belediyesi Cumhûriyetten önce kurulmuştur.
Tavşanlı: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 96.277 olup, 37.623’ü ilçe merkezinde, 58.654’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 105 köyü vardır. Yüzölçümü 1804 km2 olup, nüfus yoğunluğu 54’tür. İlçe toprakları orta yükseklikte dalgalı düzlüklerden meydana gelir. Başlıca akarsuları Andırnaz ve Emet Çayıdır. Yüksek kesimleri karaçam ve kızılçam ormanları ile kaplıdır.
Ekonomisi tarıma ve mâdenciliğe dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı, buğday, arpa, patates ve elma olup, az miktarda baklagiller soğan, erik ve armut yetiştirilir. Tavukçuluk gelişmiştir. Ormancılık önemli gelir kaynağıdır. Un fabrikaları ve orman ürünleri işleyen atölyeler başlıca sanâyi kuruluşlarıdır. İlçe topraklarında flüorit, magnezit ve linyit yatakları vardır. Linyit 1939’da kurulan garp linyitleri işletmesi tarafından çıkarılmaktadır. Çıkarılan linyitin bir bölümü Tunçbilek termik santralinde yakıt olarak kullanılır.
İlçe merkezi Kaylacık Dağının güneybatı eteklerinde ortalama yüksekliği 800 m olan küçük bir ovanın kenarında kurulmuştur. Kütahya-Balıkesir demiryolu ilçeden geçer. İl merkezine 55 km mesâfededir. Târihî kayıtlara göre Selçuklular zamânında kurulmuştur. Leblebicilik ve kaldırımcılık işlerinde Türkiye çapında isim yapmıştır.
Târihî Eserler ve Turistik Yerleri
Kütahya tarihi eserleri ve tabiî güzellikleri, kaplıcaları bakımından zengindir. Selçuklular veOsmanlılar zamanında çok sayıda tarihi eserlerin bulunduğu Kütahya’da önemli sayıda cami, mescit, türbe, medrese ve çeşitli tarihi eserler günümüze kadar gelebilmiştir.
Balıklı Câmii: 1236-1237 senesinde yapılmış olup, Selçuklu eseridir. Kütahya’da Türklere ait en eski eserdir. Selçuklu Sultânı Alâeddin Keykubat’ın oğlu İkinci Gıyâsüddin Keyhüsrev zamanında Serasker ve ümerâdan İmâmüddin Hezâr Dinârî tarafından 1236’da yaptırılmıştır. Germiyanoğulları ve Osmanlılar tarafından tâmir edilmiştir. Hezâr Dinârî Savunma Bakanı (Emir Sipehsâlât) idi.
Hıdırlık Mescidi: Bir mesire yeri olan Hıdırlık Tepesindedir. İmâmüddîn Hezâr Dinâr 1243’te yaptırmıştır. Kare plânlıdır. Kubbesi tuğladandır. Kitabesi vardır. 1980’de tâmir edilmiştir.
(Meydan) Aslanbey Câmii: İl merkezindedir. 1413 yılında Aslan Bey tarafından yaptırılmıştır. Kare plânlı tek kubbelidir. 1954’te tâmir edilmiştir. Aslında kiremit olan üst kısmı kurşunla kaplanmıştır. Aslan Bey, Sultan İkinci Murâd Han ümerâsından, Kütahya ve Tavşanlı Muhafızı Bicâroğlu Aslan Beydir.
Ali Paşa Câmii: Şehreküstü Mahallesinde bulunan câmi ile on iki hücreli medrese, sıbyân mektebi, sebiller ve şadırvândan meydana gelen külliyeyi, Anadolueyalet Vâlisi, Seyyid Süleymân Ağanın oğlu Seyyid Ali Paşa yaptırmıştır. Hâlen, yalnızca câmi ayaktadır. Hiçbir ilmî izahı olmadığı ve kitâbelerde Seyyid Ali Paşa geçtiği hâlde, caminin adı, çok farklı ve mânâsız bir şekilde Alopaşa telaffuz edilmektedir. Bu telaffuz hatâsının giderilmesi yolunda, câminin adının aslına uygun olarak düzeltilmesi için çalışmalar sürdürülmektedir. 1797’de tâmir görmüştür.
Câmi-i Kebir (Ulu Câmi): Şehir merkezinde, Vâcidiyye Medresesi ile İkinci Yâkub Çelebi İmâret Külliyesi arasındadır. Ortalama 45x25 m’lik bir sahayı kaplamaktadır. Kütahya’nın en geniş iç hacmine sâhip câmidir. Kuzeydoğu dış köşesinde bir minaresi vardır. Bugünkü şekli, iki kubbe ve yarım kubbeden müteşekkil olup, dikdörtgen mekânı bu kubbeler örtmektedir. Kuzeyinde beş bölümlü son cemaat yeri vardır. Sultan Yıldırım Bâyezid Han (1381-1389) bu câmiyi yaptırmaya başlamıştır. Ankara Muharebesi ile, yarıda kalan câminin yapımını 1410’da oğlu Mehmed Çelebi tamamlamış, Fâtih Sultan Mehmed Han zamanında tâmir edilmiş, Rodos Seferine çıkan Kânûnî Sultan Süleyman Han Kütahya’da konaklamış ve câminin tâmirini Mîmar Sinan’a emretmiştir. IrakSeferinde (1534) Kütahya’da dört gün kalan Kânûnî Sultan Süleyman Han, namazlarını bu câmide kılmıştır. Kubbe kapısına yakın orta yerde, dört mermer sütun üzerinde müezzin mahfili ve altında şadırvanı bulunmaktadır. Tamâmen kesme taş olan yapının kubbe saçakları altında tuğlalar görülmektedir. Minarenin de kaidesi kesme taş, gövdesi tuğladandır. Çeşitli zamanlarda tamir edilmiştir. Câmi Sultan Abdulmecid Han ve Sultan İkinci Abdülhamîd Hanın tâmir ettirdiği kitâbede ifâde edilmektedir. İlk yapıldığında ahşaptı.
Kurşunlu Câmi (Kasımpaşa Câmii): Germiyanoğulları zamanında 1377’de yapılmıştır. Mihrâbı bezemeli ve minaresi orijinaldir. Kurşunlu mahallesindedir. Şeyh Mehmed tamir ettirmiştir. Son tamiri 1975’te olup, üzeri kurşunla kaplanmıştır.
Dönenler Câmii (Mevlevîhâne Dergâhı): Şehrin merkezinde Câmi-i Kebir civârındadır. Özel bir mîmârî tarzı vardır. Hâlen câmi olarak kullanılmakta olup, içi daire şeklindedir. Kubbeyi çeviren bir balkonu vardır.
İshak Fakih Külliyesi: 1433’te Germiyanoğulları ulemasından Cemâleddin İshak Fakih yaptırmıştır. Külliye câmi, zâviye, türbe ve medreseden meydana gelmiştir. Aynı ismi taşıyan mahallededir.
Süleymanşah, Kal’a-i Bâlâ (Yukarı Kale) Câmii: Hisarda bulunan câminin Germiyan Beyi Süleyman Şah tarafından tamir ettirildiği bilinmekte, kimin tarafından ve hangi tarihte yapıldığı bilinmemektedir.
Takkeciler (Demirtaş Paşa) Câmii: Kavaflar çarşısında bulunan câmi mîmârî bakımından dikkati çekmektedir. Fil ayakları ve silindir kubbeler altında bir takım hücreler ve ortada bulunan büyükçe kubbesi orijinaldir. Anadolu Eyâleti Vâlisi ve Kütahya Muhâfızı Demirtaş Paşa yaptırmıştır.
Hisar Bey Câmii: Saray Mahallesindeki eski hükümet konağı arkasındadır. Hisar Bey oğlu Mustafa Bey 1749’da yaptırmıştır.
Karagöz Ahmed Paşa Câmii: Küçük Çarşıda, ahşap dükkanların arasında iken bu dükkanlar yıktırılmış, câmi ortaya çıkmış ve restore edilmiştir. Câmi, medrese, sıbyân okulu ve imâretten meydana gelen bu külliyenin yapımına, Anadolu Eyalet Vâlisi Karagöz Ahmed Paşa tarafından 1509 yılında başlattırılmış, hanımı tarafından inşaatı bitirilmiştir. Mîmar Sinan’dan öncekiOsmanlı mîmârî tarzının tipik örneklerinden biri ve en güzelidir. On iki köşeli üç kasnak üzerine oturtulmuş şahane ve orijinal kubbesi vardır.
Lala Hüseyin Paşa Câmii: Aynı isimle anılan mahallede, Sultan İkinci Selim Hanın Lalası Hüseyin Paşa tarafından (1566-1568) yıllarında yaptırılmıştır.
Hâtûniye Câmii: Hâtûniye Mahallesinde olup, hangi târihte, kimin tarafından yapıldığı bilinmemektedir. Ancak, Râbi’a Hâtûn isimli hayırsever bir hanım tarafından minâresinin yaptırıldığı ve esaslı bir şekilde tâmir ettirildiği bilinmektedir.
Özbek Câmii: Tahminen 1699’da ormanlık ve otlak hâlinde bulunan Müderris Yaylası sırtlarında çadır kuran Özbek Aşiretinden İbrahim Ağa tarafından câmi ve çeşme yaptırılmıştır.
Kadîdler Câmii: Samanpazarı (Hasır Pazarı) mevkiinde bulunan câmi, Halil Kâmil Ağa tarafından başlatılmış, Hafız Mehmed Paşa tarafından bitirilmiştir.
Molla Bey Câmii ve Külliyesi: Balıklı Mahallesindedir. Bu külliye, İbrâhim Edhem tarafından 1845 yılında yaptırılmıştır. Câmi, kütüphâne, medrese, sıbyan mektebi, şadırvan ve sebillerden meydana gelen külliyenin her birini, bir akrabası adına inşâ ettirmiştir.
Seâdeddîn Câmii: Câmi, Selçuklu Devletinin serasker ve ümerâsından İmâdüddîn Hezâr Dinâr tarafından ahşap olarak yaptırılmış, Anadolu VâlisiÖmer Paşa, 1238 yılında da yine Anadolu Vâlisi Derviş Mehmed Paşa tarafından tekrar ele alınarak bugünkü hâle getirilmiştir.
Yeşil Câmi: Hükümet Caddesinde bulunan câmi, Kütahya Mutasarrıfı Ahmed Fuad Paşa tarafından yaptırılmıştır. Mîmârisi Arap tarzıdır. Nakışları ve çinileri ile meşhurdur. Dört mermer direk üzerine oturtulmuş tek kubbeden meydana gelmiştir.
Çinili Câmi: Kütahya’nın en yüksek semtlerinden Maltepe’de yapılan bu câminin dışı tamâmen çinilerle kaplıdır. 30 bin çini plaka kullanılmış olup, 500 kişiliktir. Son senelerin en güzel câmilerindendir. Dünyâda dışı tamâmen çini ile kaplı ilk câmidir.
Paşam Sultan Türbesi (Seyyid Nûreddin Zâviyesi): Ulu Câmi Caddesinden İshak Fakih Câmii yönüne giderken, duvarı cadde üzerinde görülebilen, girişi Kurşunlu Câmi sokağından sağlanan türbe, çeşitli değişiklik ve tâmirler görmüştür.
Karagöz Ahmed Paşa Türbesi: Ahırardı Mezarlığındadır. 6 yuvarlak sütun üzerinde, kademeli ve taşkın başlıklara oturtulmuş yuvarlak tuğladan kubbe bindirilmiştir. 6 kenarlı açık bir türbe şeklindedir.
Şeyhî (Hakim Sinan) Türbesi: Germiyanoğulları zamanında yaşayan devrin tıbbî imkanları ile 182 adet katarakt (göz perdesi) ameliyatı yapacak kadar mâhir bir cerrah olan “Şeyhî” mahlâsı ile şiirler yazan meşhur “Harnâme” şiirinin sâhibi, âlim, fâzıl Hakim Sinan, Kütahya-Tavşanlı yolu üzerindeki Dumlupınar Köyü’nde medfundur.
Hayme Hâtûn Türbesi: Osman Gazinin annesi Hayme Hâtûn Türbesi, Domaniç ilçesinin Çarşamba köyündedir. Domaniç 1281’de Ertuğrul Beye yayla olarak verilmiştir.
Vâcidiye Medresesi: 1314’te yaptırılan Vâcidiye Medresesi, kültür yuvalarının başında gelmektedir. Kapalı avlulu, tek katlı, iki eyvânlı ve kesme taştan mâmûl bir medresedir. Restore edilmiş ve hâlen Kütahya Müzesi olarak kullanılmaktadır.
Hamamlar: Kütahya’da tarihî kıymeti haiz 9 hamam vardır. Başlıcaları: Saray Hamamı (14. yüzyıl), Küçük Hamam (14. yüzyıl başı), Eydemir (Elvan Bey) Hamamı(15. yüzyıl), Balıklı (Rüstem Paşa) Hamamı (15. yüzyıl), Lala Hüseyin Paşa Hamamı (16. yüzyıl), Kemer Hamamı(16. yüzyıl), Şengül Hamamı (16. yüzyıl), Yenimahalle Hamamı (19. yüzyıl). Küçük Hamam: Eski Hükümet Konağı Caddesi başlangıcı ile, Cumhuriyet Caddesi köşesindedir. Bu tarihî hamamda, Ankara Savaşından sonra, Timur Hanın yıkandığı rivayet edilmektedir. Hamam hâlen faal bir vaziyettedir. Balıklı Hamamı: Vezir-i âzam Damad Rüstem Paşa 1550’de yaptırmıştır.
Müzeler: Müzelik eserler önceleri Vâhid Paşa Kütüphanesinde ve bahçesinde toplanmaya başlanmıştır. Böylelikle müzenin ilk nüvesi teşkil edilmiştir.
Kütahya Müzesi: Hâlen, Germiyanoğullarından kalma Vâcadiyye Medresesindedir. Müzede tarih öncesi devirlere âit bakır, bronz ve demir çağları eselerinden, seramik eşyalar, taş âletler, kolye parçaları bulunmaktadır. Hellenistik, Bizans ve Roma eserleri yönünden zengin bir müzedir. Osmanlı devrine ait pekçok eserler de müzede korunmaktadır. Medrese, astronomide gök gözlemevi olarak kullanılmıştır. Bu medresede müderrislik yapan Molla Vâcid’in çinili sandukası vardır.
Çavdarhisar Açık Hava Müzesi: Kütahya’ya 60 km uzaklıktaki Çavdarhisar kasabasında bulunan açık bir müzedir. Burada Frigyalılara âit eski eserler sergilenmektedir. Bu müzede bir de açık hava tiyatrosu mevcuttur. Takriben 20.000 kişilik olan tiyatronun oturma sıralarının bir kısmı yerinde durur vaziyettedir. Bunun önünde güney tarafında tiyatroya bitişik olan stadyum ise oldukça haraptır. Burada şeref locasının kalıntılarını görmek mümkündür.
Macar (Lajos Kossuth) Evi: (1848-1849) Macar İstiklâl Savaşını yöneten Macar Cumhurbaşkanı Lajos Kossuth’un Kütahya’ya sığınması adına yapılan “Macar Evi” hâlen müze olarak kullanılmaktadır.
Dumlupınar Anıtı: 30 Ağustos 1922’de Başkomutanlık Meydan savaşının kazanıldığı Dumlupınar’da bulunur. Çalköy’ün Zafertepe adı verilen sırtındadır. 1924 yılında “Meçhul Asker Âbidesi” adı altında yapılmış, daha sonra görünüşü değiştirilmiştir. Önceki figür Adatepe mevkiine yakın bir yere yerleştirilmiştir. Ayrıca Gediz ilçesinde, ilçenin kurtuluşunun sembolü olan bir âbide vardır.
Hükümet Konağı: 1907’de Kütahya Mutasarrıfı Ahmed Paşa yaptırmıştır. Çinilerle süslü güzel bir binâdır.
Büyük ve Küçük Bedesten: Osmanlı devrinden kalma binalardır.
Eski eserler: Tarihî devirlerin beşiği olan Kütahya, kuruluş tarihinin çok eski çağlara dayanması sebebiyle, antik eserler bakımından da oldukça zengin sayılır.
Kütahya Kalesi: Antik devirden başlamak üzere yerleşmenin yer aldığı sanılan tepe üzerinde, bir iç kale, hisar ve Osmanlı devrinde, aşağıdaki suyu da içine almak üzere eklenen, üçüncü bir kısımdan meydana gelmektedir. Evliya Çelebi’ye göre 70 burca sahip olup, şehrin su ihtiyâcı buradan karşılanmakta idi. Kalenin çevresi 3500 m’dir. Selçuklular ve Osmanlılar tâmir etmiştir.
Aizani (Çavdarhisar) Harâbeleri: Kütahya’ya 60 km’lik asfalt bir yol ile bağlı olan Aizani ören yeri, eski Anadolu’da, Frigya bölgesinde (Rhydakos) Bedir Deresinin üst kıyısında Pankalos denilen yerde bir şehirdi. Dikkate değer tarihi bir âbidedir. Frigya Aizani şehrinin M.S. ikinci yüzyılda, Anadolu’daki birçok şehirler gibi zenginleştiğini gösteren Zeus Tapınağı, Stadion, tiyatro ve Agora, Romalılar tarafından Bedir Deresi kıyısında yapılmış olan iki rıhtım döküntüsü dikkati çekmektedir. Anadolu’daki en sağlam Roma tapınağı Çavdarhisar’daki Zeus Tapınağıdır. İçinde 124 sütun vardır.
Aesami (Aizani) kentinde kralların yıkandığı “Kral Hamamı”nı Alman Prof. Rudolf Navman ortaya çıkarmıştır. Çavdarhisar, Çandarlı Türk Boyları bu bölgeye yerleşmiştir. Çavdarhisar kazılarında Çandarlılara ait eserler de ortaya çıkmıştır. Bedir Deresi üstünde Karabulut Değirmeni arkasındaki mağara Anadolu’nun ilk mabedlerindendir.
Taş Köprü: Kütahya-Uşak karayolu üzerinde ve Bedir Çayı (o zamanki ismi Rinadakos Çayı) üstünde Romaİmparatoru Hadrianus zamanında (2 bin yıl önce) yapılmıştır. Kemerli olan bu köprü üstünden halen en ağır tonajlı araçlar geçmekte ve köprü hizmet görmektedir. Köprü Romalıların önemli yerleşim ve ticaret merkezi olan “Aizani” kenti (Çavdarhisar) yanındadır. Domaniç Elmalı köyünde Frigyalılara ait eserler, Bayat köyünde 8 milyon sene önceye ait hayvan fosilleri bulunmuştur.
Ansir ve Sieaus: Eski Simav şehrinin kalıntıları arasında tepede bir kale vardır. Simav, Frigyalılara ait Ansir ve Sieaus şehir kalıntılarının üzerine kurulmuştur.
Mesîre yerleri:
Kütahya ormanları, yayları, mesire yerleri ve kaplıcaları ile meşhurdur.
Murat Dağı: Anadolu’nun en güzel çam ormanları buradadır. Soğuk suları yanında sıcak sular fışkıran bir yerdir. Gediz ilçesine 23 km mesâfededir. 1400 m’yi aşan yükseltisiyle bir yayla özelliği taşır. Şifâlı sıcak suların fışkırdığı yerde Koca Hamam, Hacettepe Hamamı ile üç yüzme havuzu, yeterli ve modern tesisleri vardır.
Çamlıca: Merkez ilçeye 5 km uzaklıkta asırlık sık ağaçları, bol ve tatlı suları, geniş çimenlik sahası, temiz havası ile güzel bir piknik yeridir. Turistik tesisleri de vardır. Yolu iyidir.
Hisarlıktepe: Emet ilçesine 3 km mesafede 1000 (bin) kişinin istifade ettiği bir dinlenme yeridir.
Porsuk kıyıları: Kütahya’nın 6-7 km uzağında Porsuk Çayı kıyıları güzel dinlenme ve piknik yeridir.
Nafia Pınarı: Simav ilçesine 35 km uzaklıkta orman içi dinlenme yeridir. Soğuk suları çok güzeldir.
Gölcük Yaylası: Simav ilçesine 19 km uzaklıkta orman içi dinlenme yeridir. Serin su kaynakları ve güzel manzaraları ile meşhurdur.
Döner Gazino: Belediye tarafından Hisar’da yaptırılmış olan, Türkiye’nin ilk döner gazinosu 1972’de açılmıştır. Gazinodan YeşilKütahya Ovası seyredilir.
Kaplıcaları:
Kütahya şifalı içme suları ve kaplıcaları ile çok zengindir. Başlıcaları şunlardır:
Ilıca: Kütahya-Eskişehir asfalt yolunun 23. km’de, turistik motel ve benzin istasyonundan ayrılan 4 km’lik bir asfalt yolla gidilir. Husulsas, ılıcada bulunan açık yüzme havuzu olup, suyu sıcaktır. İçme suyu olarak karaciğer, safra yolları ve böbrek rahatsızlıklarına faydalıdır. Banyo kürleri ise ağrı dindirici özelliklere sahiptir.
Erkekler Hamamı: Kayaların içine oyulmuş tabiî bir hamamdır. 43°C sıcaklıktaki tabiî su arslan ağzındaki bir oluktan hamamın içine dökülür.
Yoncalı: Kaplıcanın efsanesi şöyledir: Selçuklu Sultânı Alâeddin Keykûbâd’ın perdedârı Ramazan Beyin kızı Gülümser Hâtûn bir cild hastalığına yakalanır. Devrin hekimleri bütün gayretlerine rağmen çare bulamazlar. Gülümser Hâtûn’u maiyyeti ile birlikte, Yoncalı’nın bulunduğu yere çadır kurarak bırakırlar. Cildindeki yaralardan büyük üzüntü duyan Gülümser Hâtûn ve çevresindekiler, birgün oralarda dolaşan tüyleri dökük, etleri yara içinde bir tilki görürler. İlgilenirler ve hasta tilkinin hergün o çevrede bulunan bir batağa girdiğini müşahade ederler. Gün geçtikçe tilkinin yaralarının kapandığını, tüylerinin yeniden çıktığını gören Gülümser Hâtûnun mâiyeti, Hâtûn’un çamur banyosu yapmasını teklif ederler. Neticede çamur banyosu yapan Gülümser Hâtûn, eski sağlığına ve güzelliğine kavuşarak oradan ayrılır. Şükrânının bir ifâdesi olarak da hamamları ve câmiyi yaptırır (1233).
Yoncalı’da erkekler hamamı, kadınlar hamamı, kükürt banyosu, radyoaktiviteli çamur banyoları, çelik banyosu, dübecik havuzu ve banyosu mevcuttur. Erkekler hamamı ile hemen yanındaki câmi, Selçuklu eserlerindendir.
Emet Kaplıcaları: Kütahya’ya 102 km uzaklıktadır. Emet, başlıbaşına bir kaplıca bölgesidir. İlçenin içinde asırlık ağaçlar arasında “Yeni Hamam, Kaynarca ve Dâvûdlar Hamamı” gibi kaplıcalar meşhurdur.
Yeni Hamam, geniş yüzme havuzu, hususî banyoları ve oteli ile dışarıdan gelen turistlerin her türlü ihtiyaçlarına cevap verebilir. Şifâlı suları, sükûneti ile herkese elverişli bir dinlenme yeridir. Radyoaktivite nisbeti 21,8 eman’dır.
Kaynarca Kaplıcası: 40°C-50°C sıcaklıkta olup, radyoaktivitesi 26° sıcaklıktadır. Zelzeleden büyük zarar görmüştür. Yeniden tanzim edilmiştir. Bunlara ilaveten, Dâvûdlar ve Yeniceköy Hamamı ile, Emet-Tavşanlı arasında yer alan Dereli Kaplıcaları, romatizma, cilt hastalıkları ve her türlü ağrı ve sızılara şifâ olan kaplıcalardır.
Gediz Kaplıcaları: Gediz’in 30 km güneydoğusunda bulunan Murad Dağının kuzey yamaçlarında 2000 m yükseklikte kaplıcalar bulunmaktadır. Temmuz-eylül ayları arasında halka açık bulunan kaplıcalar şifâlı sıcak suları ve hemen yanında, insana zindelik veren soğuk su kaynakları, tabiat güzellikleri ile dünyada nâdir bulunan özelliklere sâhiptir. Arapoğlu yaylasındaki soğuk mâden suyu, böbrek ve idrar yollarındaki kumları temizler.
Gediz Ilıcası: Gediz-Simav yolu üzerinde, Gediz’e 25 km mesâfededir. Çamlıklar arasında, bir vâdi içindedir. Buğuldak, Kara Hasan ve Traverten adı verilen menbalarından çıkan suyun sıcaklığı 60°C’dir. Her türlü adale ve spazm ağrılarına iyi geldiği müşâhade edilmiştir. Kaplıca mevsiminde, çevre illerden pekçok ziyâretçi gelmektedir.
Simav-Eynal Kaplıcası: Yeşil Simav’ın 5 km kuzeyindedir. Gölcük Dağının eteklerinde kurulmuştur. Simav-Eynal Kaplıcası büyük hamam, okul, motel, yirmi adet müstakil banyo, dört kademeli yüzme havuzu, çamaşırlık ve câmiden müteşekkildir. Suyun sıcaklığı 90°C olup, radyoaktivite, kükürt ve çelik ihtivâ etmektedir. Kaplıcada romatizma, siyatik ve böbrek hastalıklarının tedavisinde müsbet neticeler alınmaktadır.
Kaynak
Rehber Ansiklopedisi
Manisa Hakkında Bilgiler
MANİSA
İlin Kimliği
Yüzölçümü : 13.810 km2
Nüfûs : 1.154.418
İlçeleri : Merkez, Ahmetli, Akhisar, Alaşehir, Demirci, Gölmarmara, Gördes, Kırkağaç, Köprübaşı, Kula, Salihli, Sarıgöl, Saruhanlı, Selendi, Soma, Turgutlu.
Ege bölgesinde, târihi, ovası ve üzümü ile tanınan bir ilimiz. 27°08’ ve 29°05’ doğu boylamları ile 38°04’ ve 39°58’ kuzey enlemleri arasında yer alır. İl toprakları doğudan Uşak ve Kütahya; kuzeyden Balıkesir; güneyden Aydın; güneydoğudan Denizli; güneybatı ve batıdan İzmir illeri ile çevrilidir. Osmanlı devrinde “Şehzâdeler şehri” olarak tanınan, üzümün anavatanı olarak bilinen, yeşili, mesir mâcunu ve üzümü ile meşhur bir ildir. Trafik numarası 45’tir.
İsminin Menşei
Yunan târihçilerinin iddiâsına göre Tesalya’dan gelen ve Truva Savaşına katılan Magnetler M.Ö. 1450’de “Magnesia Kalesi”ni Spil Dağı eteklerinde inşâ etmişler ve buraya yerleşmişlerdir. Anadolu’daki eski her şehrin ismini Yunanca bir kelimeye bağlamak Yunan târihçilerinin değişmeyen taktiğidir. Bu iddiâlarının doğruluğu şüphelidir.
Türkler Magnesia ismini Manisa olarak değiştirmişlerdir. Başka bir rivâyete göre Manisa civarında mıknatıslı demir olduğundan Manisa ismi mıknatıstan gelmektedir. Manisa’nın târihi, Truva Savaşlarından çok önceye, M.Ö. 3000 senelerine dayanır.
Târihi
Manisa’nın bilinen târihi, Anadolu’da ilk siyâsî birliği kuran Hititlerle başlar (M.Ö. 1450-1200). Hititlerin hâkimiyeti alındaki topraklarda yaşayan İyonlar, bu bölgede İyon medeniyetini kurdular. Hititlerin iç savaş ve bölücü faaliyetlerle yıkılmasından sonra, Frikyalılar, kısa bir müddet bu bölgeye hâkim oldular. M.Ö. 670 senesinde bu bölge Lidyalıların eline geçti. Lidyalılar Kızılırmak’ın batısında kalan bütün Anadolu’ya hâkim oldular. Lidyalıların başşehri Sardis (Sard), o devrin en önemli ticâret yolu sayılan “Kral Yolu”nun Efes’ten sonra ikinci büyük ve gelişmiş şehri idi. Lidya Kralı Kroisos (Krezüs) zenginliği ile isim yapmıştır.
M.Ö. 547’de, Pers Kralı Kiros Lidya Devletini ortadan kaldırınca Persler bu bölgeyi de ele geçirdiler. Sard şehrini genel vâlilik (straplık) yaptılar. M.Ö. 333’te Makedonya Kralı İskender, Persleri yenerek Anadolu ve İran’ı ele geçirdi. Pers Devleti sona erdi. İskender’in ölümünden sonra, kurduğu imparatorluk komutanları arasında taksim edildi. Bu bölge Anadolu’nun diğer kısımları gibi Seleukoslar Devletinin payına düştü.
M.Ö. 190 senesinde Romalılar Seleukos Devletine son verdiler. Manisa ve civarını müttefikleri olan Bergama Krallığına verdiler. Bergama Krallığını M.Ö. 130’da Roma Devletine ilhak ettiler. Böylece bu bölge, Roma’nın hâkimiyetine geçti. M.S. 395’te Roma ikiye bölününce bütün Anadolu gibi Manisa ve civârı, Doğu Roma (Bizans)nın payına düştü. Bu devirde de, Sard birinci derecede büyük bir şehir olup, Manisa, ikinci derecede bir şehirdi.
1071 Malazgirt Zaferinden sonra Anadolu Fâtihi Süleymân Şah, 1076’da Türkiye Selçukluları Devletini kurdu ve Manisa’yı İzmir Fâtihi Çaka Bey fethetti. Birinci Haçlı Seferinde Bizanslılar Manisa’yı geri aldılar. 1313’te Manisa’yı ikinci defâ Saruhan Bey fethetti. Selçuklu uç beylerinden olan Saruhan Bey, Manisa’yı başşehir yaparak Saruhan Beyliğini kurdu.
1390 senesinde Osmanlı Sultanı Yıldırım Bâyezîd Manisa’yı Osmanlı topraklarına kattı. Tîmûr ile yapılan Ankara Savaşından sonra kısa bir müddet Saruhan Beyliği yeniden kuruldu ise de; 1410 senesinde Sultan Çelebi Mehmed Han, Manisa ve çevresini kesin şekilde Osmanlı Devleti sınırları içine kattı. Osmanlı devrinde Manisa çok önemli bir şehirdi.
“Taht-ı Saruhan Sancağı” (Vilâyeti) 1451’e kadar merkezi Ankara ve 1451’den sonra da merkezi Kütahya olan Anadolu beylerbeyliğine bağlı 14 sancaktan biriydi. Manisa Sancağında 160 sene 16 veliaht ve şehzâde vâlilik yaptı ve bunlardan beşi pâdişah oldu. Yıldırım Bâyezid’in oğlu Ertuğrul Çelebi (1390-1392) şehirde Osmanlıların ilk vâlisi olmuştur. Fâtih Sultan Mehmed, babası Sultan İkinci Murâd, Kânûnî Sultan Süleyman, Üçüncü Murâd ve Üçüncü Mehmed de Manisa sancakbeyliğinde bulunmuştur. Bu şehzâdeler Manisa’yı îmâr etiler ve pekçok eser yaptılar.
On yedinci asır başına kadar sâkin olan Manisa, dış güçlerin teşvik ve tahriki ile 1600’lü yıllarda eşkıyaların yatağı oldu ve sık sık ayaklanmalar ve eşkıya hareketleri meydana geldi. Manisa bu celâli eşkıyaları sebebiyle tam iki asır gelişemedi hattâ bâzı sahalarda gerilemek zorunda kaldı. Bölgede Kalenderoğlu, Yusuf Paşa ve Cennetoğlu gibi derebeyler yaşamıştır. On sekizinci asrın sonunda eşkiyalar tamâmen temizlenince, Manisa halkı rahat etti. Demiryolu ile İzmir’e bağlanınca on dokuzuncu asır başında Anadolu’nun büyük merkezlerinden gelişmiş ve kalabalık bir şehri hâline geldi.
Tanzimattan sonra Manisa “Saruhan” adı ile merkezi İzmir olan (Aydın) vilâyetinin 5 sancağından biri olmuştur. 1833’te Mısır vâlisi Mehmed Ali Paşanın oğlu Kavalalı İbrahim Paşa, kısa bir müddet Manisa’yı işgâl etmiştir.
Birinci Dünyâ Harbinden sonra Avrupalı ülkelerin teşviki ile Anadolu’ya çıkan Yunan birlikleri, Manisa’yı işgal etmişler ve Manisa, 3 yıl 3 ay 12 gün (26 Mayıs 1919-8 Eylül 1922) Yunan işgalinde kalmıştır. Türklerin çoğu Manisa’yı terk etmiştir. Yunan ordusu bozguna uğrayıp geri çekilirken, Manisa’da bulunan 12 bin binânın 8 binini yakıp yıkmıştır.
Cumhûriyetin îlânından sonra sancaklara (vilâyet) il ismi verilince Saruhan da il olmuş, 1927’de şehrin adı Manisa olarak değiştirilmiştir. Türkiye Cumhûriyetinin yedinci cumhurbaşkanı Kenan Evren 1918 senesinde Manisa’nın Alaşehir ilçesinde doğmuştur.
Fizikî Yapı
Manisa il topraklarının % 54.3’ü dağlardan, % 27.8’i platolardan ve % 17.8’i ovalardan ibârettir. Manisa’nın doğusu volkanik bir arâzidir. Kula çevresinde küçük volkanik koniler görülür. Bu bazalt konilere “Devlit” denir. En yüksek olan volkanik tepeye Divlit adı verilmektedir.
Dağları: Manisa ilinin kuzey ve güneyi dağlarla kaplıdır. Kuzeydeki dağlar, Saphane Dağlarının devamıdır. Kuzeybatı-güneydoğu istikâmetinde uzanırlar. Güneydeki dağlar Bozdağlar ismini alır. Doğu-batı istikâmetinde ve Gediz Vâdisine paralel olarak Çeşme Yarımadasına kadar devam eder. Başlıca dağları şunlardır: Manisa Dağı (Spil Dağı 1517 m), Demirci Dağları (1423 m), Kocadağ, Uzunca Yayla Dağları, Yund Dağları, Çamlıca Tepe (1201 m), Çakşır Tepe (831 m), Dede Dağı (1333 m), Görenez Dağı (1295 m), Çal Dağı (1034 m), Sana Dağı (1116 m) ve Köseki Dağı (1445 m). En yüksek yeri Kumpınar Tepesi (2070 m)dir. Demirci Dağlarının güneyinde plato ve yaylalar geniş bir yer tutar. Volkanik kütlelerle örtülüdür. Kula ve Gördes başlıca yaylalardır.
Ovaları: İlin doğu-batı istikâmetinde uzanan verimli çöküntü ovalar vardır. Soma-Kırkağaç ve Akhisar düzlüğü başlıcasıdır. İlin en büyük ve önemli ovası Gediz Vâdisi boyunca uzanan Manisa, Turgutlu, Salihli ve Alaşehir ovalarını içine alan 120 km uzunluğunda verimli ovadır.
Akarsuları: Manisa ili akarsu bakımından oldukça zengin sayılır. Başlıcaları şunlardır: Gediz Nehri: Murad Dağından doğar. Gediz kasabası güneyinden geçer. Selendi ve Demirci Suyunu alır. Foça yakınında Ege Denizine dökülür. Uzunluğu 350 km’dir.
Bakır Çayı: Soma’nın kuzeydoğusundaki dağlardan çıkar. Sık sık taşar, akışı düzensizdir. Soma Ovasını sular. Uzunluğu 104 km’dir. İzmir il sınırına girer. Alaşehir (Derbent) Çayı: Çal Dağından çıkar. Salihli Ovasında Gediz ile birleşir. Uzunluğu 115 km’dir. Kum Çayı: Türkmen Dağından çıkar. Nif Çayı: Kemalpaşa yakınlarından doğar. Ayrıca Dernek Çayı, Deliniş Çayı ve Gördes Çayı vardır. Manisa Dağından inen Akbal, Haydar ve Tabakhane dereleri önemli olanlarıdır.
Gölleri: Manisa ilinde büyük tabiî göller yoktur. En önemlisi Marmara Gölüdür. Göl Marmara ilçesi yakınında olup, yüzölçümü 45 km2 derinliği 30 m’dir. Gölde bol miktarda sazan balığı vardır. Demirköprü Baraj Gölü: Toprak dolgulu ve 77 m yükseklikteki bu baraj gölünden sulama, su taşkınlarının önlenmesinde kullanıldığı gibi senede 200 milyon kw/saat elektrik enerjisi üretilir. Depoladığı su miktarı 1 milyar 600 milyon m3tür.
İklim ve Bitki Örtüsü
İklimi: Ege kıyılarına nazaran iklimi daha serttir. Yazları sıcak ve kurak, kışları ılık ve yağışlı geçer. Dağlık olan kuzey ve kuzeydoğu bölgesinde yazlar serin ve kışlar soğuk geçer. En soğuk aylar ocak ve şubattır. En çok yağış aralıkta ve en az yağış temmuz ve ağustos aylarındadır. Senelik ortalama yağış miktarı 750 mm’dir. Bâzı seneler hiç kar yağmaz. Sıfır derecenin altında gün sayısı 25’i geçmez. Sıcaklık -17,5°C ile +44,2°C arasında seyreder.
Bitki örtüsü: Manisa il topraklarının % 46’sı orman ve makilerle kaplıdır. Geniş bir alanı kaplayan makiler dağların kuzey ve batı yamaçlarında yer alır. Ormanlar meşe, dişbudak, karaağaç, karaçam, kızılçam, ardıç, ahlat ve çınardan ibârettir.
Bağlar ve zeytinlikler de geniş bir yer kaplar. İl topraklarının % 39.1’i ekili ve dikili arâzi, % 6.6’sı çayır ve mer’alardan, % 8’i tarıma elverişsiz alanlardan ibârettir.
Manisa il sınırları içinde 4.3 milyon civârında zeytin ağacı ile 56.000 hektara yakın bağlık alan mevcuttur. Manisa bitki örtüsü bakımından Akdeniz’in karalara has bitkilerinin özelliğini gösterir.
Ekonomi
Manisa ilinin ekonomisi tarım ve sanâyiye dayanır. Gayri sâfî hâsılanın % 35’i tarımdan, % 30’u sanâyiden elde edilir. Faal nüfûsun % 75’i tarım ve ormancılıkla uğraşır. % 10’u sanâyi sektöründe çalışır.
Manisa sanâyi bakımından ileri, mâdencilikte zengin, tarımda ise Türkiye’de en çok üzüm, pamuk, tütün ve zeytin yetiştiren bir ildir. Tarımda zirveye çıkan Manisa, sanâyi ve turizmde de zirveye doğru tırmanmaktadır. Kehribar renkli çekirdeksiz üzümü dünyâca meşhurdur. Kırkağaç kavunu ile Kula, Demirci ve Gördes halıları isim yapmıştır.
Tarım: İl topraklarının % 91.7’si tarıma elverişlidir. Bu toprakların ise % 46’sı orman ve makilerle kaplıdır.
Arâzi ve mevsim şartları sebebiyle, tarım ürünleri çeşit ve miktar bakımından fazladır. Tahıl, baklagiller, sanâyi ürünleri, sebze ve meyvenin en çok istihsal edildiği illerden biridir. Başlıca ürünleri buğday, arpa, mısır, pirinç, nohut, bakla, tütün, pamuk, susam, karnabahar, kereviz (Türkiye’de kereviz ve karnabahar en çok Manisa’da yetişir), domates, patlıcan, pırasa, kabak, biber, fasülye, ıspanak ve bol miktarda lahanadır.
Meyvecilik Manisa ilinde çok gelişmiştir. Türkiye’de kurutmalık çekirdeksiz üzümün en çok yetiştiği yer Manisa’dır. Üzümün ana vatanı kabul edilen bu ilde, Türkiye üretiminin % 85’i yetişir. Üzüm en önemli tarım ürünüdür. Manisa’da yetişen diğer meyvelerse zeytin, şeftali, kiraz, kayısı, badem, armut, ceviz, nar ve kestânedir.
Türkiye’de yetişen tütünün % 75’i Manisa’da yetişir. Meşhur kavun ve karpuzlarıyla Türkiye’de dördüncü gelir. Manisa Türkiye’de bütün üzüm, tütün ve pamuk üretiminin dörtte birine, zeytin üretiminin sekizde birine, zeytinyağı üretiminin onda birine sâhiptir. Türkiye’de en çok traktör Adana ve Konya’dan sonra Manisa’dadır.
Hayvancılık: Çayır ve mer’aların gittikçe azaldığı Manisa ilinde hayvancılık üçüncü derecede bir gelir kaynağıdır. At, öküz, katır ve deve ile kıl keçisi sayısı azalırken diğer hayvan sayısı artmaktadır.
Ormancılık: Manisa, Ege bölgesinin orman kuşağı üzerindedir. Dağları ve platoları ormanlarla kaplıdır. 650.000 hektara yakın orman sahası ve 250 bin hektar fundalık sahası ile orman bakımından oldukça zengindir. Senede 80 bin m3 sanâyi odunu ile 250 bin stere yakın yakacak odunu üretilir.
Mâdenleri: Manisa mâden bakımından oldukça zengindir. Soma ilçesinde Çamlıca Dağı yamaçlarından çıkarılan linyit, Soma Termik Santralinde kullanılarak, elektrik enerjisi elde edilir. Rahmanlar köyü yakınında 1975’te kurşun, altın, antimon karışımı bir mâden yatağı bulunmuştur. Manisa ilinde linyitten başka kurşun, civa, zımpara, mermer ve perlit mâdenleri de işletilmektedir.
Üç bin tonluk uranyum rezervi tespit edilmiştir. Bu dünyâ standartlarına göre zengin bir kaynak sayılır.
Enerji: Soma Termik A. B. Santralleri Türkiye’nin büyük ve önemli enerji istihsal merkezlerinden biridir. Senede 4,4 milyar kwh elektrik üretilmektedir.
Sanâyi: Manisa, Ege bölgesinin İzmir’den sonra ikinci sanâyi ve ticâret merkezidir. 10 işçiden fazla işçi çalıştıran işyeri 400 ve 10 kişiden az işçi çalıştıran iş yeri miktarı 3000’dir. 1970 senesine kadar sanâyi tarıma dayalı idi. 1970’ten sonra çeşitli sanâyi kollarıyla ilgili fabrikalar korulmuştur. Geniş bir sanâyi bölgesi vardır. Sanâyi her geçen gün hızla gelişmektedir. Çok sayıda yağ, sabun, dokuma, çırçır, un, kiremit, tuğla fabrikaları ve bıçkı-hızar atölyelerinden başka, büyük sanâyi kuruluşları Termik Santrali, kömür işletmeleri, dokuma, un, yem, yağ, beton direk, giyim, elektrik motorları, alüminyum radyatör, seramik, sıhhî tesisât gereçleri, ayakkabı, mobilya, elektronik eşyâ, tarım makinaları, konserve, süttozu, yonga ve levha, kola fabrikalarıdır.
Manisa organize sanâyi bölgesi Bursa’dan sonra iç kaynaklarla gerçekleştirilen ikinci bölgedir. 70’e yakın fabrika bulunmaktadır.
Ulaşım: Manisa, ulaşım imkânları çok zengin olan bir ildir. İzmir’i; Ege, Akdeniz kıyıları ile İstanbul, Ankara, İç Anadolu’ya bağlayan karayolları Manisa’dan geçer. Kavşak noktasıdır. İl dâhilinde 600 km devlet ve 600 km il yolları vardır. Manisa İzmir’e çok yakındır. İzmir’in deniz ve hava ulaşımından da istifâde etmektedir. Manisa demiryolu ağının kavşak noktalarından biridir. Bandırma-Balıkesir istikâmetinden ve Eskişehir-Uşak istikâmetinden gelen demiryolu hattı Manisa’da birleşir ve tek hat olarak İzmir’e bağlanır. Küçük uçakların indiği bir havaalanı vardır.
Nüfus ve Sosyal Hayat
Nüfus: 1990 sayımına göre toplam nüfus 1.154.418 olup, 590.374’ü il ve ilçe merkezlerinde 564.044’ü köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 13.810 km2 ve nüfus yoğunluğu 84’tür.
Örf ve âdetler: Manisa; Hitit, Frigya, Lidya, Pers, Makedonya (İskender), Bergama, Roma ve Bizanslılardan sonra 1076’da Selçuklu Türkleri tarafından fethedilmiş, bu bölgeye Türkmen boyları yerleştirilmiş, Hıristiyanlar Ege adalarına çekilerek Ege bölgesi gibi Manisa da Türkleşmiş ve bu bölgede 1076’dan bu yana Türk-İslâm kültürü yerleşmiş ve kökleşmiştir. Türklerden önceki kültürler unutulmuş sâdece şehir, saray ve heykel kalıntıları kalmıştır. Manisa bölgesinde sâdece Türk-İslâm kültürü hâkimdir.
Halk oyunları ve Türküleri: Manisa ili halk oyunları müzik ve türküler bakımından çok zengindir. Her türkünün bir hikâyesi vardır. Başlıca oyunları Zeybek cinsi olup, Aydın ve Bergama Zeybeği en çok oynanır. Kadın ve erkekler oyunları ayrı ayrı oynarlar. Erkekler Güvendi, Güneydoğu, Korucu, Değirmenci, Karşılama, Horan, Harmandalı Zeybeği, Sakarya, Kabadayı, Abdal Bastı ve Sarı Çiçek gibi oyunları; kadınlar ise, Mermerimin Yolları, Minna, Ördek Suya Dalda Gel, Oldu mu Aman Oldu mu, oyunlarını oynarlar.
Mahallî kıyâfet: Erkekler başa kırmızı fes ve çelep sarığı, bedenlerine pamuklu alacadan dikilmiş yakasız önden tek düğmeli entari giyerler. Bele kuşak sarılır. Ayaklara kalçın veya kara yemeni; köylerde çarık ve nalın da giyilir. Kadınların mahallî kıyâfeti ise: Ayakta kısa konçlu, burnu püsküllü sarı çizme, el örgüsü kısa kırmızı çorap, çok renkli el dokuması pamuklu bir çitare, canfesten yapılmış beli uçkurlu bol şalvar, aynı renkli uzun kollu entaridir. Başta çeşitli renkte işlemeli fes, fesin üzerinde boncuklu oyalı yazma, uçları çene altından dolaştırılarak başın üzerine bağlanır. Alna iki dizi altın, kollara aynalı bilezik takılır. Boyunda da altın vardır.
Mahallî yemekler: Tahin yemeği, Demirci kebabı, Sura, Elbasan, odun köfte, Manisa kebabı kapama, girik helva, tavatır ve günbak tatlısıdır.
El sanatları: Manisa’nın Gördes, Kula ve Demirci’de dokunan halıları çok meşhurdur. Güreş ve cirit köylere kadar yayılmıştır. Dağcılık, okçuluk ve diğer sporlar gelişmektedir.
Şâir Abdî (on altıncı asır), Şeyhülislâm Vassaf Efendi (1662-1755), Sultan İkinci Selim Hanın Hocası Derûnî meşhur matematikçi Gelenbevî İsmail Efendi, Cumhurbaşkanı Kenan Evren, Manisa’dan yetişen meşhurlardan bâzılarıdır.
Eğitim: Manisa Osmanlılar zamanında önde gelen bir kültür ve eğitim merkezi idi. Osmanlı şehzadeleri burada vâlilik yaparak devlet idâresinin stajını yaparlardı. Okur-yazar nisbeti % 85’e ulaşmıştır. İlde 84 anaokulu, 1043 ilkokul, 140 ortaokul, 24 lise, 5 Anadolu lisesi, 10 Endüstri Meslek Lisesi, 7 Teknik Anadolu Lisesi, 10 Kız Meslek Lisesi, 8 Ticâret Lisesi, 11 İmâm-Hatip Lisesi, 8 Çıraklık Eğitim Merkezi, 7 Kız Sanat Okulu vardır (1993).
Manisa’da 9 Eylül Üniversitesine bağlı Manisa Gençlik ve Spor Akademisi, Manisa Mâliye ve Muhâsebe Yüksek Okulu ve Demirci Eğitim Yüksek Okulu vardır. Celal Bayar Üniversitesi kurulmaktadır. 652 köyden ancak 30’a yakınında okul yoktur.
İlçeleri
Manisa’nın biri merkez olmak üzere on altı ilçesi vardır.
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 221.694 olup, 158.928’i ilçe merkezinde, 62.766’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 30, Karaoğlanlı bucağına bağlı 5, Munadiye bucağına bağlı 11, Osmancalı bucağına bağlı 29, Üçpınar bucağına bağlı 19 köyü vardır. Yüzölçümü 2125 km2 olup, nüfus yoğunluğu 104’tür. İlçe toprakları genelde hafif dalgalı düzlüklerden meydana gelmiştir. Güneyinde Manisa Dağı yer alır. Manisa Ovasını Gediz Nehri sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri çekirdeksiz üzüm, pamuk zeytin ve meyvedir. Hayvancılık ikinci derecede gelir kaynağıdır. Pamuklu dokuma, alüminyum, radyatör, sıhhî tesisat gereçleri, un, yem, bitkisel yağ, çırçır, tuğla ve kiremit fabrikaları başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi, Manisa Dağı eteğinde kurulmuştur. İzmir-Balıkesir karayolu ilçeden geçer. Denizden yüksekliği ortalama 70 metredir. Kışları ılık, yazları ise bunaltıcı sıcak geçer. Türkiye’de îmâr plânı hazırlanıp tatbik edilen ilk şehirdir. Târihî eserlerle dolu olan Manisa, modern bir şehirdir. Yunanlılar kaçarken Manisa’nın dörtte üçünü yakmışlar ve bu harâbeler üzerine modern bir Manisa kurulmuştur. Manisa Dağı eteklerindeki şehir; Tabakhâne, Akhal ve Haydar dereleri ile bölünmüştür. Bu derelerin hepsinin üzeri örtülmüş olup, günümüzde böyle dereler yoktur. İrili ufaklı 30 köprü ile birbirine bağlanan şehrin her mahallesinde eskiden kalma köprüye rastlanır. Yeni Manisa ovaya doğru inmiştir.
Ahmetli: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 19.554 olup, 10.190’ı ilçe merkezinde, 9364’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 15 köyü vardır. İlçe toprakları hafif dalgalı düzlüklerden meydana gelir. Güneyinde Boz Dağlar yer alır. Başlıca akarsuyu Gediz Nehridir.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri çekirdeksiz üzüm, pamuk ve meyvedir. İlçe merkezi İzmir-Ankara karayolu ve İzmir-Afyon demiryolu üzerinde yer alır. Ulaşım rahatlığı ve anayol üzerinde olması sebebiyle gelişmiş bir yerleşim merkezidir. Turgutlu’ya bağlı bir bucakken 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu. Belediyesi 1951 yılında kurulmuştur.
Akhisar: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 152.397 olup, 73.944’ü ilçe merkezinde, 78.453’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 73, Mecidiye bucağına bağlı 16 köyü vardır. İlçe toprakları Akhisar Ovası ve etrâfındaki dağlardan meydana gelir. Kuzeyinde Demirci ve Gölcük dağları, batısında Yund Dağları güneyinde Çal Dağı doğusunda Göldağ yer alır. Bu dağlar arasında kalan ova akarsuların getirdiği alüvyonlu topraklardan teşekkül etmiştir. Başlıca akarsuları Kum Çayı, Gördes Çayı ve Kayacık Deresidir.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri pamuk, zeytin, tütün, çekirdeksiz üzüm, buğday, arpa, kavun, karpuz ve turfanda sebzedir. Dünyâca meşhur şark tütününün en kaliteli türleri Akhisar’da yetişir. Otu bol olan platolarda hayvancılık yapılır. İlçede küçük sanâyi gelişmiştir.
İlçe merkezi, İzmir-Balıkesir demiryolu ve İzmir-Bursa karayolu üzerinde yer alır. İl merkezine 52 km mesâfededir. Manisa’nın en zengin ve en kalabalık ilçesidir. Denizden yüksekliği 106 metredir. Belediyesi 1923’te kurulmuştur.
Alaşehir: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 91.362 olup, 36.649’u ilçe merkezinde, 54.713’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 57, Yeşilyurt bucağına bağlı 4 köyü vardır. Yüzölçümü 977 km2 olup, nüfus yoğunluğu 77’dir. İlçe toprakları iki yanı dağlarla çevrili ovadan meydana gelir. Batısında Bozdağlar, kuzeydoğusunda Uysal Dağı yer alır. Alaşehir Ovasını, Alaşehir Çayı sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri arpa, pamuk, buğday, tütün, armut, zeytin ve üzümdür. Hayvancılık ikinci dercede gelir kaynağıdır. En çok sığır beslenir. Yağ, çırçır, fabrikaları başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi İzmir-Uşak-Afyon demiryolu üzerinde yer alır. Denizden yüksekliği 109 metredir. İl merkezine 108 km mesâfededir. İlçe belediyesi 1884’te kurulmuştur. Eski ismi Philadelpheia olup, Bergama Kralı Birinci Attalos Pliladelphus’tan gelir. Yedinci ve onuncu asırlarda İslâm orduları buraya kadar gelmişlerdir. 1075’te Anadolu Fâtihi Birinci Sultan Süleyman Şah tarafından fethedilmiştir. Alaşehir eski çağların önemli ve büyük bir şehri ve askerî üssü idi. 1176’da Miryokefalon Meydan Savaşında Sultan İkinci Kılıç Arslan’a fecî şekilde yenilen Bizans İmparatoru Manuel Kommenos, Alaşehir’e çekilip yaralarını tedâvi ettirmiştir.
Üçüncü Haçlı Seferinde Almanya İmparatoru Friedrich Barbarossa, Alaşehir önlerine gelmiştir. 1255’te İznik Bizans İmparatorluğu ile Selçuklu Türkleri arasındaki muâhede (antlaşma) Alaşehir’de yenilenmiştir. Yakup Bey Alaşehir’e saldırmış şehri Katalonyalı paralı askerler savunmuştur. 1307’de Alaşehir Germiyanoğullarına vergi ödemeye mecbur kalmış, bu para ile Kütahya’da medrese yapılmıştır. 1335’te Aydınoğlu Umur Bey, Alaşehir’i yeniden fethetmiştir. Bizanslılar tekrar ele geçirince 1391’de Yıldırım Bâyezîd Han, Alaşehir’i fethetmiştir. Türkler tarafından en son fethedilen Anadolu şehirlerinden biridir.
Demirci: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 60.184 olup, 20.576’sı ilçe merkezinde 39.608’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 56, Borlu bucağına bağlı 17, Yarbasan bucağına bağlı 18 köyü vardır. Yüzölçümü 1233 km2 olup nüfus yoğunluğu 49’dur. İlçe toprakları dağlarla kaplı olup, Demirci Dağları engebelidir. Ovalar çok az yer tutar. Dağlar ormanlarla kaplıdır.
Ekonomisi halı dokumacılığına dayanır. İlçede çok sayıda yün, pamuk ipliği ve halı fabrikası vardır. Halılar yurt dışına ihraç edilir. Toprakların çok engebeli olması yüzünden tarım gelişmemiştir. Ayva ve erik başta olmak üzere az miktarda meyve yetiştirilir. Eriği kabızlığı önleyici ilâç yapımında hammadde olarak kullanılmak üzere ihraç edilir. Ormancılık ve hayvancılık gelişmiştir.
İlçe merkezi Simav Dağları, eteklerinde kurulmuştur. Denizden yüksekliği 850 metredir. İl merkezine 171 km mesâfededir. Çok eski birtârihe sahiptir. Belediyesi 1884’te kurulmuştur.
Gölmarmara: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 16.729 olup, 10.976’sı ilçe merkezinde, 5753’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 9 köyü vardır. İlçe toprakları hafif engebeli düzlüklerden meydana gelir. Doğusunda Demirci Dağları, güneyinde Marmara Gölü yer alır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri, tütün, çekirdeksiz üzüm, buğday, arpa, kavun, karpuzdur. Gölde başta sazan balığı olmak üzere çeşitli su ürünleri avlanır. İlçe merkezi, Demirci Dağları eteklerinde düz bir arâzide kurulmuştur. Akhisar’a bağlı bucak merkeziyken, 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu. Belediyesi 1923’te kurulmuştur.
Gördes: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 38.853 olup, 9767’si ilçe merkezinde 29.086’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 59 köyü vardır. İlçe toprakları dağlıktır. Kuzeyinde Kepez Dağı, kuzeydoğu ve doğusunda Demirci- Simav Dağları, güneydoğuda Çomaklı Dağı, orta kısımda Gördes Çayı Vâdisi yer alır. Gördes Çayı Vâdisinde Gediz Ovasının bir bölümü sayılan Gördes Ovası vardır. Dağlar iğne yapraklı ağaçlardan meydana gelen ormanlarla kaplıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri, buğday, arpa, ayva, zeytin, kiraz, susam, tütün ve baklagillerdir. Hayvancılık ekonomik açıdan önemli gelir kaynağıdır. En çok koyun ve sığır beslenir. Kızılçam ormanlarında reçine üretimi yapılır. Halı dokumacılığı gelişmiştir. İlçe topraklarında feldispat, mika, linyit ve uranyum yatakları vardır.
İlçe merkezi Gördes Çayı kıyısında yer alır. 1940’taki toprak kayması neticesinde oturulamıyacak hâle gelen ilçe, sağlam bir arâzide yeniden kurulmuştur. İl merkezine 108 km mesâfededir. Belediyesi Cumhûriyetten önce kurulmuştur.
Kırkağaç: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 45.608 olup, 21.421’i ilçe merkezinde, 24.187’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 10, Gelenbe bucağına bağlı 21 köyü vardır. Yüzölçümü 543 km2 olup, nüfus yoğunluğu 84’tür. İlçe topraklarının büyük bölümü ovalarla kaplıdır. Güneybatısında Soma Dağı yer alır. Başlıca akarsuyu Bakırçay’dır.
Ekonomisi, tarım ve mâdenciliktir. Başlıca tarım ürünleri kavun, karpuz, buğday, zeytin, üzüm, arpa baklagiller olup ayrıca az miktarda tütün, mısır, pamuk ve susam yetiştirilir. Kavunu ülke çapında meşhurdur. İlçe toprakları linyit, yatakları TKİ’ye bağlı Garp Linyitleri Müessesesi tarafından işletilir. Zeytinyağı, çırçır ve tarım araçları üreten atölyeler vardır.
İlçe merkezi Soma-Akhisar karayolu üzerinde yer alır. Doğusundan Bandırma- İzmir demiryolu geçer. İl merkezine 73 km mesâfededir. Eski bir târihe sâhib olan ilçe, çok sayıdaki câmi ve minâreleriyle dikkat çekicidir. Balıkesir’e bağlı iken 1880’de Manisa’ya bağlanmıştır. Belediyesi 1888’de kurulmuştur.
Köprübaşı: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 15.847 olup, 5816’sı ilçe merkezinde, 10.031’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 18 köyü vardır. İlçe toprakları orta yükseklikte engebeli arâziden meydana gelir. Kuzeyinde Demirci Dağları yer alır. Demirköprü Barajının bir kısmı ilçe sınırları içinde kalır.
Ekonomisi, ormancılık ve hayvancılığa dayalıdır. Kızılçam ormanlarında reçine üretimi yapılır. Halı dokumacılığı gelişmiştir. Hayvancılık ekonomik açıdan önemli gelir kaynağıdır. Tarıma müsâit yerlerde buğday, üzüm, zeytin, kiraz yetiştirilir.
İlçe merkezi Demirköprü Barajı kıyısında yer alır. Demirci-Sâlihli Karayolu ilçeden geçer. Gördes, ilçesine bağlı bir bucakken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu. Belediyesi 1968’de kurulmuştur.
Kula: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 48.132 olup, 17.208’i ilçe merkezinde, 30.924’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 39, Gökçeören bucağına bağlı 10 köyü vardır. Yüzölçümü 960 km2 olup, nüfus yoğunluğu 50’dir. İlçe toprakları Gördes-Uşak Platosunda yer alır. Başlıca akarsuyu Gediz Irmağıdır.
Ekonomisi tarım ve dokumacılığa dayanır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa ve üzüm olup, ayrıca az miktarda tütün, mısır, susam, zeytin ve kiraz yetiştirilir. Hayvancılık ve halı dokumacılığı gelişmiştir. Meşhur Kula halıları ev tezgahlarında ve iş yerlerinde dokunur.
İlçe merkezi, Ankara-İzmir karayolu kıyısında kurulmuştur. İl merkezine 118 km mesâfededir. İlçedeki 18 ve 19. asırlardan kalma 300’den çok Kula evi 1979’da sit alanı olarak ilân edilmiş ve korunmaktadır. Belediyesi 1877’de kurulmuştur.
Salihli: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 132.735 olup, 70.861’i ilçe merkezinde, 61.874’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 83, Karataş bucağına bağlı 43 köyü vardır. Yüzölçümü 1302 km2 olup, nüfus yoğunluğu 102’dir. İlçe toprakları etrâfı dağlarla çevrili ovadan meydana gelir. Kuzey ve kuzeydoğusunda Dibek Dağı güneyinde Bozdağlar yer alır. Dağlardan kaynaklanan suları Gediz Irmağı toplar.
Ekonomisi, tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri üzüm, buğday, pamuk, çiğit, tütün ve meyvedir. Hayvancılık ekonomik açıdan önemli gelir kaynağıdır. Tarıma bağlı sanâyi gelişmiştir. Salihli Palamut ve Valeks Fabrikası, pamuk ipliği, dokuma, salça, çırçır, nebâtî yağ fabrikaları, başlıca sanâyi kuruluşlarıdır. İlçe topraklarında altın ve uranyum yatakları vardır.
İlçe merkezi İzmir-Ankara karayolu ve kenarında yer alır. İl merkezine 72 km mesâfededir. İlçe belediyesi 1899’da kurulmuştur.
Sarıgöl: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 34.682 olup, 10.677’si ilçe merkezinde, 24.005’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 28 köyü vardır. Yüzölçümü 423 km2 olup, nüfus yoğunluğu 82’dir. İlçe toprakları genelde düzdür. Orta ve batısında Alaşehir Ovası, kuzey ve doğusunda Uysal Dağı, güneyinde ise Bozdağlar yer alır. Dağlardan kaynaklanan suları Kocaçay toplar. Sulama gâyeli Afşar Barajı Gölünün bir bölümü ilçe sınırları içinde kalır. Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri üzüm, arpa, buğday, mısır ve pamuk olup ayrıca az miktarda susam, zeytin ve kiraz üretimi yapılır. İlçe merkezi, topraklarının orta kesiminde yer alan ovada kurulmuştur. Manisa- Afyonkarahisar demiryolu kuzeyinden, Salihli-Denizli karayolu ilçe merkezinden geçer. İl merkezine 140 km mesâfededir. Alaşehir’e bağlı Bucak iken 1957’de ilçe oldu. Belediyesi 1942’de kurulmuştur.
Saruhanlı: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 73.888 olup, 12.977’si ilçe merkezinde, 60.911’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 37, Halitpaşa bucağına bağlı 8 köyü vardır. Yüzölçümü 898 km2 olup, nüfus yoğunluğu 82’dir. İlçe toprakları genelde düzdür. Güneydoğusunda Çal Dağı, kuzeybatısında Yunt Dağı, doğu, güney ve batısında Gediz Ovası yer alır. Başlıca akarsuyu Kum Çayıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri, buğday, üzüm, pamuk, zeytin, tütün, arpa, mısır ve susamdır. Ayrıca çeşitli sebze ve meyve yetiştirilir. Çırçır, nebâtî yağ, pamuk ipliği ve dokuma fabrikaları ve atölyeleri başlıca sanâyi kuruluşlarıdır. İlçe topraklarında magnezit yatakları vardır.
İlçe merkezi, Manisa-Balıkesir karayolu ve demiryolunun kenarında kurulmuştur.
İl merkezine 18 km mesâfededir. 1945’te bucak, 1959’da ilçe oldu. İl merkezine yakınlığı yüzünden fazla gelişmemiştir. Belediyesi 1953’te kurulmuştur.
Selendi: 1990 nüfus sayımına göre toplam nüfûsu 25.415 olup 6773’ü ilçe merkezinde, 18.642’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 38 köyü vardır. Yüzölçümü 791 km2 olup nüfus yoğunluğu 34’tür. İlçe toprakları Gördes- Uşak Platosunun hafif dalgalı düzlüklerinden meydana gelir. Başlıca akarsuları Eynes ve Selendi çaylarıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri, buğday, arpa ve baklagiller olup, ayrıca az miktarda mısır, üzüm, susam, kiraz ve zeytin yetiştirilir. Hayvancılık önemli gelir kaynağıdır. İlçe topraklarında bakır- kurşun-çinko yatakları vardır.
İlçe merkezi, Selendi Çayı Vâdisinde kurulmuştur. Gelişmemiş küçük bir yerleşim merkezidir. İl merkezine 158 km mesâfededir. Osmanlı Devleti zamânında ilçe merkezi günümüzde Karaselendi diye anılan köyde idi. 1954’te ilçe olan Selendi’nin belediyesi aynı sene kurulmuştur.
Soma: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 76.641 olup, 49.977’si ilçe merkezinde, 26.664’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 59 köyü vardır. Yüzölçümü 826 km2 olup, nüfus yoğunluğu 90’dır. İlçe toprakları, orta yükseklikteki engebeli arâziden meydana gelmiştir. Güneyinde Soma Dağı, batı ve iç kesimlerinde Soma Ovası yer alır. Başlıca akarsuyu Bakırçay’dır. Yağcılar Deresi üzerinde sulama gâyeli Sevişler Barajı yer alır.
Ekonomisi tarım sanâyi ve mâdenciliğe dayalıdır. İlçe topraklarındaki linyit yatakları 1910’dan beri işletilmektedir. Çıkarılan kömürün bir bölümü Soma Termik Santralinde kullanılır. Un ve nebâtî yağ fabrikaları, başlıca sanâyi kuruluşlarıdır. Ovalarda yetiştirilen başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, zeytin, nohut ve mısır olup, ayrıca az miktarda pamuk, susam, kiraz ve üzüm yetiştirilir.
İlçe merkezi İzmir-Balıkesir demiryolu kıyısında yer alır. Bergama’yı Akhisar’a bağlayan karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 86 km mesâfededir. Eski ismi Germe’dir. Belediyesi Cumhûriyetten önce kurulmuştur.
Turgutlu: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 100.697 olup, 73.634’ü ilçe merkezinde, 27.063’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 35 köyü vardır. İlçe toprakları genelde düzdür. Kuzeyinde Çal Dağı, güneyinde ise Bozdağlar yer alır. Gediz Ovasının bir bölümü ise ilçe sınırları içinde kalır. Başlıca akarsuları Gediz Irmağı ve Irlamaz Çayıdır. Dağlık kesimlerde kızıl çam ormanları vardır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri, üzüm, buğday, çiğit, pamuk, tütün, arpa, mısır, zeytin ve susamdır. Sebze ve meyve yetiştiriciliği gelişmiştir. Ovalık kesimde sığır, dağlarda koyun besiciliği yapılır. Un, nebâtî yağ, konserve, çırçır, beton direk, tarım aracı, tuğla ve kiremit fabrikaları başlıca sanâyi kuruluşları olup ilçe topraklarında demir, nikel yatakları vardır.
İlçe merkezi Irlamaz Çayı kenarında kurulmuştur. İzmir-Uşak demir ve karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 30 km mesâfededir. Eski ismi Kasaba’dır. Denizden yüksekliği 70 metredir. İlin en gelişmiş ilçelerinden biridir. Belediyesi 1872’de kurulmuştur.
Târihî Eserler ve Turistik Yerleri
Manisa ili tabiî güzellikleri ve târihî eserleri çok olan bir ilimizdir. Eski devirlerle Selçuklu ve Osmanlı devirlerinden kalan pekçok eser vardır. İstanbul, Edirne ve Bursa’dan sonra Osmanlılar tarafından en çok îmâr edilen Manisa, Osmanlı mîmârîsinin en zengin örneklerini taşıyan dördüncü şehirdir. Yunan işgâli sırasında birçok târihî eser yakılıp yıkılmıştır. Zamânımıza ulaşanlarından önemlileri şunlardır:
Hâtuniye Külliyesi: Sultan İkinci Bâyezid’in hanımı Hüsnü Şah Hâtun 1490’da yaptırmıştır. Külliye; câmi, sıbyan mektebi, Kurşunlu Han, medrese ve hamamdan meydana gelmiştir. Medresesi yıkılmıştır. Kurşunlu Han gördüğü tâmirler yüzünden, orijinal yapısını kaybetmiştir. Minâresinin gövdesi zikzaklı burmalarla bezenmiştir. Geometrik oymalarla süslü minberi orijinaldir. Külliye ilk dönem Osmanlı mîmârîsinin en güzel örneklerindendir. Câminin yanındaki türbe 1881’de ölen Sadrazam Rüştü Paşaya âittir.
Sultan Külliyesi: Yavuz Sultan Selim Hanın Hanımı Ayşe Hafsa Sultan yaptırmıştır. Külliye; câmi, sıbyan mektebi, sultan hamamı, Dârüşşifâ, medreseden meydana gelmiştir. Mesir macunu bu külliyede bulunan câmiden halka atıldığı için Mesir Câmii adı ile de bilinir. Câminin mihrab ve minberi Osmanlı sanatının üstün yapılarındandır. Dış medrese yıkılmış olup, iç medrese günümüzde müftülük olarak kullanılmaktadır. Dârüşşifa kısmı ise günümüzde sağlık müzesidir.
Murâdiye Külliyesi: 1582-1585 seneleri arasında yapılmış olup Mîmar Sinan’ın eseridir. Külliye; câmi, medrese, imârethâne, sıbyan mektebinden meydana gelmektedir. Sıbyan mektebi yıkılmıştır. Külliyeyi Sultan Üçüncü Murâd Han yaptırmıştır. Câmisi Manisa’daki Osmanlı devri câmilerinin en değerlisidir. Kesme taştan yapılan câminin sağ ve solunda iki ince minâre bulunmaktadır. Giriş kapısı ağaç oymacılığının bir şâheseridir. Sütun kapı, duvar ve kubbede yer alan oymalı mermerler, çiçek motifli ve âyet-i kerîmelerle süslü çiniler ve diğer çeşitli süslemelerle Türk süsleme sanatının en güzel örneklerindendir. Medresesi, Etnografya Müzesi; imârethâne kısmı ise Arkeoloji Müzesi olarak kullanılmaktadır. Sultan İkinci Abdülhamid Han zamanında külliye esaslı bir şekilde tâmir edilmiştir.
Ulu Câmi: Manisa’nın en eski câmisidir. Saruhan Beyin torunu İshak Bey tarafından 1366’da yaptırılmıştır. 14 sütun üzerine üç yönde revakla çevrilmiştir. Sütunlarının bâzıları Bizans kilisesine âittir. Câminin yanında bir medrese vardır. Medrese kapısı yanında tek şerefeli kilim desesini andıran ve yeşil, mavi, sarı ve mor renkli çini tuğlalarla süslü kısa gövdeli minâresi vardır. Minber abanoz ağacından yapılmış olup, âyet-i kerîme yazılarıyla süslüdür. Minber Türk ağaç oymacılığının güzel örneklerinden olup, Manisa Etnografya Müzesindedir. Medrese, Bizans kilise harâbeleri üzerine yapılmıştır. Boyu 36,55 m, eni 32,55 metredir.
Çeşnigir Câmii: Çeşnigir Sinan Bey tarafından 1474’te yaptırılmıştır. Mihrabı geometrik oymalarla bezelidir. Yanında Karamanoğullarının yaptırdığı kitaplık bulunmaktadır.
İvaz Paşa Câmii: İvaz Paşa bin Abdülmümin tarafından 1488’de Mutlu Mahallesinde yaptırılmıştır. Yanında medrese odaları vardır. Ağaç minberinin oymaları Türk el sanatının en ince görüntülerini sergiler.
Yıldırım Câmii: Yıldırım Bâyezîd Han, Alaşehir ilçesini aldığı zaman yaptırmıştır. Ankara Savaşı çıkınca kubbeleri tamamlanamamıştır. Daha sonra yanına bir minâre ve üzerine ahşap çatı yaptırılmıştır.
Şeyh Sinan Câmii: Alaşehir ilçesinde Şeyh Sinan bin Mahmûd Faik tarafından 1465’te yaptırılmıştır. Selçuklu mîmârî tarzındadır. Câminin yanında bir zâviye ve Şeyh Sinan’ın türbesi vardır.
Kula Evleri: On sekiz ve on dokuzuncu asır yapısı olan bu evler Osmanlı mîmârîsinin özelliklerini taşır. Türk gelenek ve çevre şartlarına uygun olarak yaptırılmıştır. Evlerin tavan ve kapı oymaları çok güzeldir. Târihî eser olarak koruma altına alınan Kula evlerinden Beyoğlu evi, Büyük Göldeliler ve Küçük Göldeliler evi en önemlileridir.
Eski Eserler: Manisa’da Türk hâkimiyetinden önceki Bizans, Roma, Bergama Lidya, Frigya ve Hitit devirlerine âit çok sayıda târihî eser bulunmaktadır. Kybele (Kibele); Spil (Manisa) Dağı eteklerinde bulunan bu anıt, Hititlerin tapınaklarındandır. 10 m boyundadır. Üzerinde Hitit Hiyeroglifi ile yazılmış yazılar vardır. Kibele eski Arabistan’daki Hübel putunun aynısı olduğu söylenir. Sard (Sardis) Harâbeleri: Salihli ilçesi Mustafa Bey köyünde bulunan bu harâbeler, Lidya başşehri Sard şehrine âittir. M.Ö. 2000 yılında kurulan bu şehrin büyük kısmı toprak altındadır. Ancak bir kısmı ortaya çıkarılmıştır. M.Ö. 547’den sonra Pers Krallığına başşehirlik de yapmıştır. Romalılar devrinde Hıristiyanlık dünyâsının en tanınmış yedi kilisesinden biri de buraya yapılmıştır. Bizanslılar burayı piskoposluk merkezi yapmıştır. Tîmûr’un Anadolu’ya gelişi sırasında yıkılan şehir, bir daha inşâ edilmemiştir. Kazılarda çıkarılanlar İstanbul Arkeoloji Müzesindedir. Üçüncü asra âit dünyânın en büyük sinagogu ortaya çıkarılmıştır. Kazılarda Artemiz Tapınağı, Pazar yeri, tiyatro, piramit mezar, Akropol, Birtepe mezarlığı, Sard (Sardes)ın Lidyalılardan önceki ismi “Asya” (Asuva) idi. M.Ö. sekizinci ve yedinci asırda İtalya ve Sardinya’ya göç ederek Roma Medeniyetini kuran Etrüskler Lidya asıllıdırlar. Lidya Devletinde 42 kral gelip, geçmiştir. Giges en meşhurudur.
Altın (kral-ipek) Yolu Efes-Sart-Adala-Sıdas-Gordion-Hatuşaş-Ninova olarak devam ediyordu. Krezus zamanında Lidya çok zenginleşmiş ve Sard şehri dünyâca ünlü altın yatağı durumunda idi. Ayrıca bu devirde Sard kültür ve sanat merkezi olmuştur. Lidyalılarla Etiler aynı dîne mensuptular.
Sidas: Demirci sınırları içinde bulunan bu harâbeler, İyon ve Lidya çağının önemli şehri Sidas’ın harâbelerinin bir kısmıdır.
Niobe (Ağlayan Kaya): Yarıkkaya mevkiindeki bu kaya, 14 çocuğu öldürülen bir ananın taş oluşu olarak mitolojiye konu olmuştur. İnsana benzeyen bu kayadan devamlı su sızar.
Aigai (Nemrutkale) Harâbesi: Manisa’nın batısında Köseler köyü yakınındadır. Bergama Krallığı zamânının meşhur Aigai şehrinin kalesidir. Sarp ve yalçın bir tepe üzerinde kurulan bu şehirde henüz kazı yapılmamıştır.
Lidya Kral Mezarları: Salihli ilçesinin Tekelioğlu köyü yakınında 90 höyüğü bulunan bir kral mezarlığıdır. En büyüğü Lidya Kralı Krezüs’ün babası Kral Allates’e âittir. Bu mezarların hepsi ilk ve orta çağlarda açılarak soyulmuştur. Standos (Selendi); eski şehir kalıntılarıdır. Kara Selendik köyünde bulunur. Roma devrine âittir.
Manisa Kalesi: Manisa’nın 1 km güneyinde, 450 m yükseklikte kurulmuştur. İlk kaleyi Magnetler, sonra Bizans İmparatoru Üçüncü İonnes Dukas Batatles 1222’de yaptırmıştır. Kale iç ve dış kale olarak ayrılır. Kaledeki câmiyi, Fâtih Sultan Mehmed Han yaptırmıştır. Fâtih, İstanbul’un fethi fikri plânlarını Manisa’da hazırlamıştır. Kale yıkık durumdadır. Kale duvarları kat kat yükselir.
Karabel Kaya Kabartması: Hititlere âittir. Menye (Meonia) Harabeleri: Kula ilçesinin Gökçeören kasabası yakınında Lidya Krallığının önemli bir şehrinin harâbeleridir. Philadelphia Harâbesi: Alaşehir ilçesi eski Philadelphia şehrinin üzerinde kurulmuştur. Şehri çevreleyen surun son kalıntıları mevcuttur. Daldis Harâbesi: Salihli kemer köyündedir. Gördes (Gordos Harâbesi): Roma devrine ulaşan eski Gordos şehrine âittir. Tepe Mezarlığı Harâbesi: Akhisar’dadır. Yoğurtçu Kalesi: Manisa-Menemen yolu üzerindedir. Roma Devrinden kalmadır.
Târih Öncesi Mağaralar: Demirci ve civarında çok eski devirlere âit mağaralar vardır. Alağaç köyü yakınında Gürneyt, Fadıllı, Uzunyayla mağaraları ile Çatalhöyük köyü civarında Delikyar en önemlileridir. Fadıllı beş katlı binâ şeklinde bir kaya oyularak hazırlanmıştır. Dördüncü katta üç mumya mezar vardır. Kralın taht odası taban seviyesine yakındır. Cellat kuyusunun dibi görünmez. Son katta inilmesi mümkün olmayan dehliz vardır. Delikyarda kralsarayı ve Midas’ın mezarı bulunmaktadır. Âsî Tepe (Azı Tepe) mevkiinde Lidyalılarca işlenmiş demir yatakları bulunduğu iddia edilir. Gördes Oğuldurak köyü yakınındaki vâdide taş oyma odalar vardır. Artemis Tapınağı: İon tarzındaki yapıların en büyüklerinden biridir. Sütunların herbiri 17,31 m ve ağırlığı 20 tondur. Gimnazyum: Roma İmparatorluğunun en önemli anıtlarından olan Gimnezyum ve hamam, Sard Harâbeleri içindedir. Alaşehir Surları: Oldukça büyük surlardır. Alaşehir eski çağlarda askerî bir üs idi.
Mesire yerleri:
Yeşilliği, ormanları, soğuk suları, kaplıcaları serin yaylaları ile meşhur olan Manisa ilinde çok sayıda mesire yeri vardır. Başlıcaları şunlardır:
Spil (Manisa Dağı) Millî Parkı: Gediz Vâdisi güneyinde yer alan Spil Dağı üzerindedir. Yüksekliği 1517 m olan bölge ovaya nazaran 7°C serin, ormanla kaplı, bol ve soğuk su kaynaklarına sâhiptir. Yedi bin hektara yakın millî parkın 5227 hektarı ormanlarla kaplıdır. Târihî eserler ve mitolojiye konu olan yeryüzü şekilleri ve Gediz Vâdisine kuşbakışı bakan güzel manzarası vardır.
Çınarlı Çeşme: İl merkezine 26 km uzaklıkta orman içi dinlenme yeridir. Manisa-Osmancalı karayolu üzerindedir. Zengin orman örtüsü ve ilginç manzaraları bulunur.
Seyrangâh: Kırkağaç’a 4 km mesâfede bir dinlenme yeridir. Kızılçam ağaçları ile kaplıdır.
Süleymanlı: Manisa-Aksihar karayolunun üzerindedir. Orman içi dinlenme yeridir.
Sultan Yaylası: İl merkezine 14 km uzaklıktadır. Kiraz Yaylası adıyla da bilinir. Kiraz ve çam ağaçları ve soğuk suları ile meşhur bir dinlenme yeridir.
Marmara Gölü: İl merkezine 63 km uzaklıkta, Gölmarmara ilçesi yanındadır. Göl kıyısında piknik ve kamp yapma imkânı vardır. Akhisar-Gölmarmara yolu veya Sâlihli üzerinden ulaşım sağlanır.
Kaplıca ve içmeler: Manisa ili şifalı su kaynakları bakımından çok zengindir. Birçoğunda yeterli tesis vardır.
Kurşunlu Kaplıca: Sâlihli ilçesine 6 km uzaklıkta Sâlihli-Ödemiş yolu üzerinde Allahdiyen köyü yakınındadır. Konaklama tesisleri mevcut olan kaplıcanın suyu içme ile mîde, barsak, karaciğer, safrakesesi ile metabolizma hastalıklarına; banyo ile romatizma, nevralji, nefrit, cilt ve kadın hastalıklarına, teneffüs yolu hastalıklarına faydalıdır.
Sakız Mâden Suyu: Alaşehir ilçe merkezindedir. Yemeklerden önce içilirse mîde, barsak, hastalıklarına, böbrek ve mesâne iltihap ve küçük taşların düşürülmesine faydalıdır.
Kula-Ceren Ilıcası ve Çamuru: Kula’nın Şehitoğlu ilçesindedir. Konaklama tesisleri yetersiz olan kaplıcanın, suyu içme ile mîde, barsak, karaciğer ve safrakesesi hastalıklarına; su ve çamur banyosu ile, romatizma, nevralji, nefrit, polinefrit, kırık ve çıkıklardan sonraki hareket noksanlıklarına iyi gelir.
Selendi Emir Kaplıcası: Kula ilçesine 18 km uzaklıkta, Şehitoğlu köyündedir. Konaklama tesisleri yeterlidir. Kaplıcanın suyu içme ile mîde, barsak, karaciğer ve safra yolları hastalıkları ile sarılık geçirenlere, metabolizma hastalıklarına; banyo olarak da romatizma, nevralji, nefrit ile hareket noksanlığına faydalı olur.
Sard Kaplıca ve Çamuru: Salihli ilçesine 11 km uzaklıkta Sardmahmud köyündedir. Soğuk içilmek sûretiyle mîde, barsak, karaciğer, hastalıkları ile safrakesesi yetersizliklerinde; banyo ile romatizma, nevralji, nefrit, cilt ve kadın hastalıklarına, solunum yollarının kronik iltihaplarına faydalı olur.
Urganlı Kaplıcası: Turgutlu ilçesine 24 km uzaklıkta Urganlı köyünün 7 km kuzeyindedir. Konaklama tesisleri mevcuttur. Soğutularak içilmek sûretiyle safrakesesi ve rahatsızlıklarına, karaciğer ve metabolizma hastalıklarına; banyosu, romatizma, kadın hastalıkları, egzama, siyatik, hemoroit, cilt ve nefrit hastalıklarına faydalıdır.
Kaynak
Rehber Ansiklopedisi
MANİSA
İlin Kimliği
Yüzölçümü : 13.810 km2
Nüfûs : 1.154.418
İlçeleri : Merkez, Ahmetli, Akhisar, Alaşehir, Demirci, Gölmarmara, Gördes, Kırkağaç, Köprübaşı, Kula, Salihli, Sarıgöl, Saruhanlı, Selendi, Soma, Turgutlu.
Ege bölgesinde, târihi, ovası ve üzümü ile tanınan bir ilimiz. 27°08’ ve 29°05’ doğu boylamları ile 38°04’ ve 39°58’ kuzey enlemleri arasında yer alır. İl toprakları doğudan Uşak ve Kütahya; kuzeyden Balıkesir; güneyden Aydın; güneydoğudan Denizli; güneybatı ve batıdan İzmir illeri ile çevrilidir. Osmanlı devrinde “Şehzâdeler şehri” olarak tanınan, üzümün anavatanı olarak bilinen, yeşili, mesir mâcunu ve üzümü ile meşhur bir ildir. Trafik numarası 45’tir.
İsminin Menşei
Yunan târihçilerinin iddiâsına göre Tesalya’dan gelen ve Truva Savaşına katılan Magnetler M.Ö. 1450’de “Magnesia Kalesi”ni Spil Dağı eteklerinde inşâ etmişler ve buraya yerleşmişlerdir. Anadolu’daki eski her şehrin ismini Yunanca bir kelimeye bağlamak Yunan târihçilerinin değişmeyen taktiğidir. Bu iddiâlarının doğruluğu şüphelidir.
Türkler Magnesia ismini Manisa olarak değiştirmişlerdir. Başka bir rivâyete göre Manisa civarında mıknatıslı demir olduğundan Manisa ismi mıknatıstan gelmektedir. Manisa’nın târihi, Truva Savaşlarından çok önceye, M.Ö. 3000 senelerine dayanır.
Târihi
Manisa’nın bilinen târihi, Anadolu’da ilk siyâsî birliği kuran Hititlerle başlar (M.Ö. 1450-1200). Hititlerin hâkimiyeti alındaki topraklarda yaşayan İyonlar, bu bölgede İyon medeniyetini kurdular. Hititlerin iç savaş ve bölücü faaliyetlerle yıkılmasından sonra, Frikyalılar, kısa bir müddet bu bölgeye hâkim oldular. M.Ö. 670 senesinde bu bölge Lidyalıların eline geçti. Lidyalılar Kızılırmak’ın batısında kalan bütün Anadolu’ya hâkim oldular. Lidyalıların başşehri Sardis (Sard), o devrin en önemli ticâret yolu sayılan “Kral Yolu”nun Efes’ten sonra ikinci büyük ve gelişmiş şehri idi. Lidya Kralı Kroisos (Krezüs) zenginliği ile isim yapmıştır.
M.Ö. 547’de, Pers Kralı Kiros Lidya Devletini ortadan kaldırınca Persler bu bölgeyi de ele geçirdiler. Sard şehrini genel vâlilik (straplık) yaptılar. M.Ö. 333’te Makedonya Kralı İskender, Persleri yenerek Anadolu ve İran’ı ele geçirdi. Pers Devleti sona erdi. İskender’in ölümünden sonra, kurduğu imparatorluk komutanları arasında taksim edildi. Bu bölge Anadolu’nun diğer kısımları gibi Seleukoslar Devletinin payına düştü.
M.Ö. 190 senesinde Romalılar Seleukos Devletine son verdiler. Manisa ve civarını müttefikleri olan Bergama Krallığına verdiler. Bergama Krallığını M.Ö. 130’da Roma Devletine ilhak ettiler. Böylece bu bölge, Roma’nın hâkimiyetine geçti. M.S. 395’te Roma ikiye bölününce bütün Anadolu gibi Manisa ve civârı, Doğu Roma (Bizans)nın payına düştü. Bu devirde de, Sard birinci derecede büyük bir şehir olup, Manisa, ikinci derecede bir şehirdi.
1071 Malazgirt Zaferinden sonra Anadolu Fâtihi Süleymân Şah, 1076’da Türkiye Selçukluları Devletini kurdu ve Manisa’yı İzmir Fâtihi Çaka Bey fethetti. Birinci Haçlı Seferinde Bizanslılar Manisa’yı geri aldılar. 1313’te Manisa’yı ikinci defâ Saruhan Bey fethetti. Selçuklu uç beylerinden olan Saruhan Bey, Manisa’yı başşehir yaparak Saruhan Beyliğini kurdu.
1390 senesinde Osmanlı Sultanı Yıldırım Bâyezîd Manisa’yı Osmanlı topraklarına kattı. Tîmûr ile yapılan Ankara Savaşından sonra kısa bir müddet Saruhan Beyliği yeniden kuruldu ise de; 1410 senesinde Sultan Çelebi Mehmed Han, Manisa ve çevresini kesin şekilde Osmanlı Devleti sınırları içine kattı. Osmanlı devrinde Manisa çok önemli bir şehirdi.
“Taht-ı Saruhan Sancağı” (Vilâyeti) 1451’e kadar merkezi Ankara ve 1451’den sonra da merkezi Kütahya olan Anadolu beylerbeyliğine bağlı 14 sancaktan biriydi. Manisa Sancağında 160 sene 16 veliaht ve şehzâde vâlilik yaptı ve bunlardan beşi pâdişah oldu. Yıldırım Bâyezid’in oğlu Ertuğrul Çelebi (1390-1392) şehirde Osmanlıların ilk vâlisi olmuştur. Fâtih Sultan Mehmed, babası Sultan İkinci Murâd, Kânûnî Sultan Süleyman, Üçüncü Murâd ve Üçüncü Mehmed de Manisa sancakbeyliğinde bulunmuştur. Bu şehzâdeler Manisa’yı îmâr etiler ve pekçok eser yaptılar.
On yedinci asır başına kadar sâkin olan Manisa, dış güçlerin teşvik ve tahriki ile 1600’lü yıllarda eşkıyaların yatağı oldu ve sık sık ayaklanmalar ve eşkıya hareketleri meydana geldi. Manisa bu celâli eşkıyaları sebebiyle tam iki asır gelişemedi hattâ bâzı sahalarda gerilemek zorunda kaldı. Bölgede Kalenderoğlu, Yusuf Paşa ve Cennetoğlu gibi derebeyler yaşamıştır. On sekizinci asrın sonunda eşkiyalar tamâmen temizlenince, Manisa halkı rahat etti. Demiryolu ile İzmir’e bağlanınca on dokuzuncu asır başında Anadolu’nun büyük merkezlerinden gelişmiş ve kalabalık bir şehri hâline geldi.
Tanzimattan sonra Manisa “Saruhan” adı ile merkezi İzmir olan (Aydın) vilâyetinin 5 sancağından biri olmuştur. 1833’te Mısır vâlisi Mehmed Ali Paşanın oğlu Kavalalı İbrahim Paşa, kısa bir müddet Manisa’yı işgâl etmiştir.
Birinci Dünyâ Harbinden sonra Avrupalı ülkelerin teşviki ile Anadolu’ya çıkan Yunan birlikleri, Manisa’yı işgal etmişler ve Manisa, 3 yıl 3 ay 12 gün (26 Mayıs 1919-8 Eylül 1922) Yunan işgalinde kalmıştır. Türklerin çoğu Manisa’yı terk etmiştir. Yunan ordusu bozguna uğrayıp geri çekilirken, Manisa’da bulunan 12 bin binânın 8 binini yakıp yıkmıştır.
Cumhûriyetin îlânından sonra sancaklara (vilâyet) il ismi verilince Saruhan da il olmuş, 1927’de şehrin adı Manisa olarak değiştirilmiştir. Türkiye Cumhûriyetinin yedinci cumhurbaşkanı Kenan Evren 1918 senesinde Manisa’nın Alaşehir ilçesinde doğmuştur.
Fizikî Yapı
Manisa il topraklarının % 54.3’ü dağlardan, % 27.8’i platolardan ve % 17.8’i ovalardan ibârettir. Manisa’nın doğusu volkanik bir arâzidir. Kula çevresinde küçük volkanik koniler görülür. Bu bazalt konilere “Devlit” denir. En yüksek olan volkanik tepeye Divlit adı verilmektedir.
Dağları: Manisa ilinin kuzey ve güneyi dağlarla kaplıdır. Kuzeydeki dağlar, Saphane Dağlarının devamıdır. Kuzeybatı-güneydoğu istikâmetinde uzanırlar. Güneydeki dağlar Bozdağlar ismini alır. Doğu-batı istikâmetinde ve Gediz Vâdisine paralel olarak Çeşme Yarımadasına kadar devam eder. Başlıca dağları şunlardır: Manisa Dağı (Spil Dağı 1517 m), Demirci Dağları (1423 m), Kocadağ, Uzunca Yayla Dağları, Yund Dağları, Çamlıca Tepe (1201 m), Çakşır Tepe (831 m), Dede Dağı (1333 m), Görenez Dağı (1295 m), Çal Dağı (1034 m), Sana Dağı (1116 m) ve Köseki Dağı (1445 m). En yüksek yeri Kumpınar Tepesi (2070 m)dir. Demirci Dağlarının güneyinde plato ve yaylalar geniş bir yer tutar. Volkanik kütlelerle örtülüdür. Kula ve Gördes başlıca yaylalardır.
Ovaları: İlin doğu-batı istikâmetinde uzanan verimli çöküntü ovalar vardır. Soma-Kırkağaç ve Akhisar düzlüğü başlıcasıdır. İlin en büyük ve önemli ovası Gediz Vâdisi boyunca uzanan Manisa, Turgutlu, Salihli ve Alaşehir ovalarını içine alan 120 km uzunluğunda verimli ovadır.
Akarsuları: Manisa ili akarsu bakımından oldukça zengin sayılır. Başlıcaları şunlardır: Gediz Nehri: Murad Dağından doğar. Gediz kasabası güneyinden geçer. Selendi ve Demirci Suyunu alır. Foça yakınında Ege Denizine dökülür. Uzunluğu 350 km’dir.
Bakır Çayı: Soma’nın kuzeydoğusundaki dağlardan çıkar. Sık sık taşar, akışı düzensizdir. Soma Ovasını sular. Uzunluğu 104 km’dir. İzmir il sınırına girer. Alaşehir (Derbent) Çayı: Çal Dağından çıkar. Salihli Ovasında Gediz ile birleşir. Uzunluğu 115 km’dir. Kum Çayı: Türkmen Dağından çıkar. Nif Çayı: Kemalpaşa yakınlarından doğar. Ayrıca Dernek Çayı, Deliniş Çayı ve Gördes Çayı vardır. Manisa Dağından inen Akbal, Haydar ve Tabakhane dereleri önemli olanlarıdır.
Gölleri: Manisa ilinde büyük tabiî göller yoktur. En önemlisi Marmara Gölüdür. Göl Marmara ilçesi yakınında olup, yüzölçümü 45 km2 derinliği 30 m’dir. Gölde bol miktarda sazan balığı vardır. Demirköprü Baraj Gölü: Toprak dolgulu ve 77 m yükseklikteki bu baraj gölünden sulama, su taşkınlarının önlenmesinde kullanıldığı gibi senede 200 milyon kw/saat elektrik enerjisi üretilir. Depoladığı su miktarı 1 milyar 600 milyon m3tür.
İklim ve Bitki Örtüsü
İklimi: Ege kıyılarına nazaran iklimi daha serttir. Yazları sıcak ve kurak, kışları ılık ve yağışlı geçer. Dağlık olan kuzey ve kuzeydoğu bölgesinde yazlar serin ve kışlar soğuk geçer. En soğuk aylar ocak ve şubattır. En çok yağış aralıkta ve en az yağış temmuz ve ağustos aylarındadır. Senelik ortalama yağış miktarı 750 mm’dir. Bâzı seneler hiç kar yağmaz. Sıfır derecenin altında gün sayısı 25’i geçmez. Sıcaklık -17,5°C ile +44,2°C arasında seyreder.
Bitki örtüsü: Manisa il topraklarının % 46’sı orman ve makilerle kaplıdır. Geniş bir alanı kaplayan makiler dağların kuzey ve batı yamaçlarında yer alır. Ormanlar meşe, dişbudak, karaağaç, karaçam, kızılçam, ardıç, ahlat ve çınardan ibârettir.
Bağlar ve zeytinlikler de geniş bir yer kaplar. İl topraklarının % 39.1’i ekili ve dikili arâzi, % 6.6’sı çayır ve mer’alardan, % 8’i tarıma elverişsiz alanlardan ibârettir.
Manisa il sınırları içinde 4.3 milyon civârında zeytin ağacı ile 56.000 hektara yakın bağlık alan mevcuttur. Manisa bitki örtüsü bakımından Akdeniz’in karalara has bitkilerinin özelliğini gösterir.
Ekonomi
Manisa ilinin ekonomisi tarım ve sanâyiye dayanır. Gayri sâfî hâsılanın % 35’i tarımdan, % 30’u sanâyiden elde edilir. Faal nüfûsun % 75’i tarım ve ormancılıkla uğraşır. % 10’u sanâyi sektöründe çalışır.
Manisa sanâyi bakımından ileri, mâdencilikte zengin, tarımda ise Türkiye’de en çok üzüm, pamuk, tütün ve zeytin yetiştiren bir ildir. Tarımda zirveye çıkan Manisa, sanâyi ve turizmde de zirveye doğru tırmanmaktadır. Kehribar renkli çekirdeksiz üzümü dünyâca meşhurdur. Kırkağaç kavunu ile Kula, Demirci ve Gördes halıları isim yapmıştır.
Tarım: İl topraklarının % 91.7’si tarıma elverişlidir. Bu toprakların ise % 46’sı orman ve makilerle kaplıdır.
Arâzi ve mevsim şartları sebebiyle, tarım ürünleri çeşit ve miktar bakımından fazladır. Tahıl, baklagiller, sanâyi ürünleri, sebze ve meyvenin en çok istihsal edildiği illerden biridir. Başlıca ürünleri buğday, arpa, mısır, pirinç, nohut, bakla, tütün, pamuk, susam, karnabahar, kereviz (Türkiye’de kereviz ve karnabahar en çok Manisa’da yetişir), domates, patlıcan, pırasa, kabak, biber, fasülye, ıspanak ve bol miktarda lahanadır.
Meyvecilik Manisa ilinde çok gelişmiştir. Türkiye’de kurutmalık çekirdeksiz üzümün en çok yetiştiği yer Manisa’dır. Üzümün ana vatanı kabul edilen bu ilde, Türkiye üretiminin % 85’i yetişir. Üzüm en önemli tarım ürünüdür. Manisa’da yetişen diğer meyvelerse zeytin, şeftali, kiraz, kayısı, badem, armut, ceviz, nar ve kestânedir.
Türkiye’de yetişen tütünün % 75’i Manisa’da yetişir. Meşhur kavun ve karpuzlarıyla Türkiye’de dördüncü gelir. Manisa Türkiye’de bütün üzüm, tütün ve pamuk üretiminin dörtte birine, zeytin üretiminin sekizde birine, zeytinyağı üretiminin onda birine sâhiptir. Türkiye’de en çok traktör Adana ve Konya’dan sonra Manisa’dadır.
Hayvancılık: Çayır ve mer’aların gittikçe azaldığı Manisa ilinde hayvancılık üçüncü derecede bir gelir kaynağıdır. At, öküz, katır ve deve ile kıl keçisi sayısı azalırken diğer hayvan sayısı artmaktadır.
Ormancılık: Manisa, Ege bölgesinin orman kuşağı üzerindedir. Dağları ve platoları ormanlarla kaplıdır. 650.000 hektara yakın orman sahası ve 250 bin hektar fundalık sahası ile orman bakımından oldukça zengindir. Senede 80 bin m3 sanâyi odunu ile 250 bin stere yakın yakacak odunu üretilir.
Mâdenleri: Manisa mâden bakımından oldukça zengindir. Soma ilçesinde Çamlıca Dağı yamaçlarından çıkarılan linyit, Soma Termik Santralinde kullanılarak, elektrik enerjisi elde edilir. Rahmanlar köyü yakınında 1975’te kurşun, altın, antimon karışımı bir mâden yatağı bulunmuştur. Manisa ilinde linyitten başka kurşun, civa, zımpara, mermer ve perlit mâdenleri de işletilmektedir.
Üç bin tonluk uranyum rezervi tespit edilmiştir. Bu dünyâ standartlarına göre zengin bir kaynak sayılır.
Enerji: Soma Termik A. B. Santralleri Türkiye’nin büyük ve önemli enerji istihsal merkezlerinden biridir. Senede 4,4 milyar kwh elektrik üretilmektedir.
Sanâyi: Manisa, Ege bölgesinin İzmir’den sonra ikinci sanâyi ve ticâret merkezidir. 10 işçiden fazla işçi çalıştıran işyeri 400 ve 10 kişiden az işçi çalıştıran iş yeri miktarı 3000’dir. 1970 senesine kadar sanâyi tarıma dayalı idi. 1970’ten sonra çeşitli sanâyi kollarıyla ilgili fabrikalar korulmuştur. Geniş bir sanâyi bölgesi vardır. Sanâyi her geçen gün hızla gelişmektedir. Çok sayıda yağ, sabun, dokuma, çırçır, un, kiremit, tuğla fabrikaları ve bıçkı-hızar atölyelerinden başka, büyük sanâyi kuruluşları Termik Santrali, kömür işletmeleri, dokuma, un, yem, yağ, beton direk, giyim, elektrik motorları, alüminyum radyatör, seramik, sıhhî tesisât gereçleri, ayakkabı, mobilya, elektronik eşyâ, tarım makinaları, konserve, süttozu, yonga ve levha, kola fabrikalarıdır.
Manisa organize sanâyi bölgesi Bursa’dan sonra iç kaynaklarla gerçekleştirilen ikinci bölgedir. 70’e yakın fabrika bulunmaktadır.
Ulaşım: Manisa, ulaşım imkânları çok zengin olan bir ildir. İzmir’i; Ege, Akdeniz kıyıları ile İstanbul, Ankara, İç Anadolu’ya bağlayan karayolları Manisa’dan geçer. Kavşak noktasıdır. İl dâhilinde 600 km devlet ve 600 km il yolları vardır. Manisa İzmir’e çok yakındır. İzmir’in deniz ve hava ulaşımından da istifâde etmektedir. Manisa demiryolu ağının kavşak noktalarından biridir. Bandırma-Balıkesir istikâmetinden ve Eskişehir-Uşak istikâmetinden gelen demiryolu hattı Manisa’da birleşir ve tek hat olarak İzmir’e bağlanır. Küçük uçakların indiği bir havaalanı vardır.
Nüfus ve Sosyal Hayat
Nüfus: 1990 sayımına göre toplam nüfus 1.154.418 olup, 590.374’ü il ve ilçe merkezlerinde 564.044’ü köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 13.810 km2 ve nüfus yoğunluğu 84’tür.
Örf ve âdetler: Manisa; Hitit, Frigya, Lidya, Pers, Makedonya (İskender), Bergama, Roma ve Bizanslılardan sonra 1076’da Selçuklu Türkleri tarafından fethedilmiş, bu bölgeye Türkmen boyları yerleştirilmiş, Hıristiyanlar Ege adalarına çekilerek Ege bölgesi gibi Manisa da Türkleşmiş ve bu bölgede 1076’dan bu yana Türk-İslâm kültürü yerleşmiş ve kökleşmiştir. Türklerden önceki kültürler unutulmuş sâdece şehir, saray ve heykel kalıntıları kalmıştır. Manisa bölgesinde sâdece Türk-İslâm kültürü hâkimdir.
Halk oyunları ve Türküleri: Manisa ili halk oyunları müzik ve türküler bakımından çok zengindir. Her türkünün bir hikâyesi vardır. Başlıca oyunları Zeybek cinsi olup, Aydın ve Bergama Zeybeği en çok oynanır. Kadın ve erkekler oyunları ayrı ayrı oynarlar. Erkekler Güvendi, Güneydoğu, Korucu, Değirmenci, Karşılama, Horan, Harmandalı Zeybeği, Sakarya, Kabadayı, Abdal Bastı ve Sarı Çiçek gibi oyunları; kadınlar ise, Mermerimin Yolları, Minna, Ördek Suya Dalda Gel, Oldu mu Aman Oldu mu, oyunlarını oynarlar.
Mahallî kıyâfet: Erkekler başa kırmızı fes ve çelep sarığı, bedenlerine pamuklu alacadan dikilmiş yakasız önden tek düğmeli entari giyerler. Bele kuşak sarılır. Ayaklara kalçın veya kara yemeni; köylerde çarık ve nalın da giyilir. Kadınların mahallî kıyâfeti ise: Ayakta kısa konçlu, burnu püsküllü sarı çizme, el örgüsü kısa kırmızı çorap, çok renkli el dokuması pamuklu bir çitare, canfesten yapılmış beli uçkurlu bol şalvar, aynı renkli uzun kollu entaridir. Başta çeşitli renkte işlemeli fes, fesin üzerinde boncuklu oyalı yazma, uçları çene altından dolaştırılarak başın üzerine bağlanır. Alna iki dizi altın, kollara aynalı bilezik takılır. Boyunda da altın vardır.
Mahallî yemekler: Tahin yemeği, Demirci kebabı, Sura, Elbasan, odun köfte, Manisa kebabı kapama, girik helva, tavatır ve günbak tatlısıdır.
El sanatları: Manisa’nın Gördes, Kula ve Demirci’de dokunan halıları çok meşhurdur. Güreş ve cirit köylere kadar yayılmıştır. Dağcılık, okçuluk ve diğer sporlar gelişmektedir.
Şâir Abdî (on altıncı asır), Şeyhülislâm Vassaf Efendi (1662-1755), Sultan İkinci Selim Hanın Hocası Derûnî meşhur matematikçi Gelenbevî İsmail Efendi, Cumhurbaşkanı Kenan Evren, Manisa’dan yetişen meşhurlardan bâzılarıdır.
Eğitim: Manisa Osmanlılar zamanında önde gelen bir kültür ve eğitim merkezi idi. Osmanlı şehzadeleri burada vâlilik yaparak devlet idâresinin stajını yaparlardı. Okur-yazar nisbeti % 85’e ulaşmıştır. İlde 84 anaokulu, 1043 ilkokul, 140 ortaokul, 24 lise, 5 Anadolu lisesi, 10 Endüstri Meslek Lisesi, 7 Teknik Anadolu Lisesi, 10 Kız Meslek Lisesi, 8 Ticâret Lisesi, 11 İmâm-Hatip Lisesi, 8 Çıraklık Eğitim Merkezi, 7 Kız Sanat Okulu vardır (1993).
Manisa’da 9 Eylül Üniversitesine bağlı Manisa Gençlik ve Spor Akademisi, Manisa Mâliye ve Muhâsebe Yüksek Okulu ve Demirci Eğitim Yüksek Okulu vardır. Celal Bayar Üniversitesi kurulmaktadır. 652 köyden ancak 30’a yakınında okul yoktur.
İlçeleri
Manisa’nın biri merkez olmak üzere on altı ilçesi vardır.
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 221.694 olup, 158.928’i ilçe merkezinde, 62.766’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 30, Karaoğlanlı bucağına bağlı 5, Munadiye bucağına bağlı 11, Osmancalı bucağına bağlı 29, Üçpınar bucağına bağlı 19 köyü vardır. Yüzölçümü 2125 km2 olup, nüfus yoğunluğu 104’tür. İlçe toprakları genelde hafif dalgalı düzlüklerden meydana gelmiştir. Güneyinde Manisa Dağı yer alır. Manisa Ovasını Gediz Nehri sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri çekirdeksiz üzüm, pamuk zeytin ve meyvedir. Hayvancılık ikinci derecede gelir kaynağıdır. Pamuklu dokuma, alüminyum, radyatör, sıhhî tesisat gereçleri, un, yem, bitkisel yağ, çırçır, tuğla ve kiremit fabrikaları başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi, Manisa Dağı eteğinde kurulmuştur. İzmir-Balıkesir karayolu ilçeden geçer. Denizden yüksekliği ortalama 70 metredir. Kışları ılık, yazları ise bunaltıcı sıcak geçer. Türkiye’de îmâr plânı hazırlanıp tatbik edilen ilk şehirdir. Târihî eserlerle dolu olan Manisa, modern bir şehirdir. Yunanlılar kaçarken Manisa’nın dörtte üçünü yakmışlar ve bu harâbeler üzerine modern bir Manisa kurulmuştur. Manisa Dağı eteklerindeki şehir; Tabakhâne, Akhal ve Haydar dereleri ile bölünmüştür. Bu derelerin hepsinin üzeri örtülmüş olup, günümüzde böyle dereler yoktur. İrili ufaklı 30 köprü ile birbirine bağlanan şehrin her mahallesinde eskiden kalma köprüye rastlanır. Yeni Manisa ovaya doğru inmiştir.
Ahmetli: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 19.554 olup, 10.190’ı ilçe merkezinde, 9364’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 15 köyü vardır. İlçe toprakları hafif dalgalı düzlüklerden meydana gelir. Güneyinde Boz Dağlar yer alır. Başlıca akarsuyu Gediz Nehridir.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri çekirdeksiz üzüm, pamuk ve meyvedir. İlçe merkezi İzmir-Ankara karayolu ve İzmir-Afyon demiryolu üzerinde yer alır. Ulaşım rahatlığı ve anayol üzerinde olması sebebiyle gelişmiş bir yerleşim merkezidir. Turgutlu’ya bağlı bir bucakken 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu. Belediyesi 1951 yılında kurulmuştur.
Akhisar: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 152.397 olup, 73.944’ü ilçe merkezinde, 78.453’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 73, Mecidiye bucağına bağlı 16 köyü vardır. İlçe toprakları Akhisar Ovası ve etrâfındaki dağlardan meydana gelir. Kuzeyinde Demirci ve Gölcük dağları, batısında Yund Dağları güneyinde Çal Dağı doğusunda Göldağ yer alır. Bu dağlar arasında kalan ova akarsuların getirdiği alüvyonlu topraklardan teşekkül etmiştir. Başlıca akarsuları Kum Çayı, Gördes Çayı ve Kayacık Deresidir.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri pamuk, zeytin, tütün, çekirdeksiz üzüm, buğday, arpa, kavun, karpuz ve turfanda sebzedir. Dünyâca meşhur şark tütününün en kaliteli türleri Akhisar’da yetişir. Otu bol olan platolarda hayvancılık yapılır. İlçede küçük sanâyi gelişmiştir.
İlçe merkezi, İzmir-Balıkesir demiryolu ve İzmir-Bursa karayolu üzerinde yer alır. İl merkezine 52 km mesâfededir. Manisa’nın en zengin ve en kalabalık ilçesidir. Denizden yüksekliği 106 metredir. Belediyesi 1923’te kurulmuştur.
Alaşehir: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 91.362 olup, 36.649’u ilçe merkezinde, 54.713’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 57, Yeşilyurt bucağına bağlı 4 köyü vardır. Yüzölçümü 977 km2 olup, nüfus yoğunluğu 77’dir. İlçe toprakları iki yanı dağlarla çevrili ovadan meydana gelir. Batısında Bozdağlar, kuzeydoğusunda Uysal Dağı yer alır. Alaşehir Ovasını, Alaşehir Çayı sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri arpa, pamuk, buğday, tütün, armut, zeytin ve üzümdür. Hayvancılık ikinci dercede gelir kaynağıdır. En çok sığır beslenir. Yağ, çırçır, fabrikaları başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi İzmir-Uşak-Afyon demiryolu üzerinde yer alır. Denizden yüksekliği 109 metredir. İl merkezine 108 km mesâfededir. İlçe belediyesi 1884’te kurulmuştur. Eski ismi Philadelpheia olup, Bergama Kralı Birinci Attalos Pliladelphus’tan gelir. Yedinci ve onuncu asırlarda İslâm orduları buraya kadar gelmişlerdir. 1075’te Anadolu Fâtihi Birinci Sultan Süleyman Şah tarafından fethedilmiştir. Alaşehir eski çağların önemli ve büyük bir şehri ve askerî üssü idi. 1176’da Miryokefalon Meydan Savaşında Sultan İkinci Kılıç Arslan’a fecî şekilde yenilen Bizans İmparatoru Manuel Kommenos, Alaşehir’e çekilip yaralarını tedâvi ettirmiştir.
Üçüncü Haçlı Seferinde Almanya İmparatoru Friedrich Barbarossa, Alaşehir önlerine gelmiştir. 1255’te İznik Bizans İmparatorluğu ile Selçuklu Türkleri arasındaki muâhede (antlaşma) Alaşehir’de yenilenmiştir. Yakup Bey Alaşehir’e saldırmış şehri Katalonyalı paralı askerler savunmuştur. 1307’de Alaşehir Germiyanoğullarına vergi ödemeye mecbur kalmış, bu para ile Kütahya’da medrese yapılmıştır. 1335’te Aydınoğlu Umur Bey, Alaşehir’i yeniden fethetmiştir. Bizanslılar tekrar ele geçirince 1391’de Yıldırım Bâyezîd Han, Alaşehir’i fethetmiştir. Türkler tarafından en son fethedilen Anadolu şehirlerinden biridir.
Demirci: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 60.184 olup, 20.576’sı ilçe merkezinde 39.608’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 56, Borlu bucağına bağlı 17, Yarbasan bucağına bağlı 18 köyü vardır. Yüzölçümü 1233 km2 olup nüfus yoğunluğu 49’dur. İlçe toprakları dağlarla kaplı olup, Demirci Dağları engebelidir. Ovalar çok az yer tutar. Dağlar ormanlarla kaplıdır.
Ekonomisi halı dokumacılığına dayanır. İlçede çok sayıda yün, pamuk ipliği ve halı fabrikası vardır. Halılar yurt dışına ihraç edilir. Toprakların çok engebeli olması yüzünden tarım gelişmemiştir. Ayva ve erik başta olmak üzere az miktarda meyve yetiştirilir. Eriği kabızlığı önleyici ilâç yapımında hammadde olarak kullanılmak üzere ihraç edilir. Ormancılık ve hayvancılık gelişmiştir.
İlçe merkezi Simav Dağları, eteklerinde kurulmuştur. Denizden yüksekliği 850 metredir. İl merkezine 171 km mesâfededir. Çok eski birtârihe sahiptir. Belediyesi 1884’te kurulmuştur.
Gölmarmara: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 16.729 olup, 10.976’sı ilçe merkezinde, 5753’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 9 köyü vardır. İlçe toprakları hafif engebeli düzlüklerden meydana gelir. Doğusunda Demirci Dağları, güneyinde Marmara Gölü yer alır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri, tütün, çekirdeksiz üzüm, buğday, arpa, kavun, karpuzdur. Gölde başta sazan balığı olmak üzere çeşitli su ürünleri avlanır. İlçe merkezi, Demirci Dağları eteklerinde düz bir arâzide kurulmuştur. Akhisar’a bağlı bucak merkeziyken, 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu. Belediyesi 1923’te kurulmuştur.
Gördes: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 38.853 olup, 9767’si ilçe merkezinde 29.086’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 59 köyü vardır. İlçe toprakları dağlıktır. Kuzeyinde Kepez Dağı, kuzeydoğu ve doğusunda Demirci- Simav Dağları, güneydoğuda Çomaklı Dağı, orta kısımda Gördes Çayı Vâdisi yer alır. Gördes Çayı Vâdisinde Gediz Ovasının bir bölümü sayılan Gördes Ovası vardır. Dağlar iğne yapraklı ağaçlardan meydana gelen ormanlarla kaplıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri, buğday, arpa, ayva, zeytin, kiraz, susam, tütün ve baklagillerdir. Hayvancılık ekonomik açıdan önemli gelir kaynağıdır. En çok koyun ve sığır beslenir. Kızılçam ormanlarında reçine üretimi yapılır. Halı dokumacılığı gelişmiştir. İlçe topraklarında feldispat, mika, linyit ve uranyum yatakları vardır.
İlçe merkezi Gördes Çayı kıyısında yer alır. 1940’taki toprak kayması neticesinde oturulamıyacak hâle gelen ilçe, sağlam bir arâzide yeniden kurulmuştur. İl merkezine 108 km mesâfededir. Belediyesi Cumhûriyetten önce kurulmuştur.
Kırkağaç: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 45.608 olup, 21.421’i ilçe merkezinde, 24.187’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 10, Gelenbe bucağına bağlı 21 köyü vardır. Yüzölçümü 543 km2 olup, nüfus yoğunluğu 84’tür. İlçe topraklarının büyük bölümü ovalarla kaplıdır. Güneybatısında Soma Dağı yer alır. Başlıca akarsuyu Bakırçay’dır.
Ekonomisi, tarım ve mâdenciliktir. Başlıca tarım ürünleri kavun, karpuz, buğday, zeytin, üzüm, arpa baklagiller olup ayrıca az miktarda tütün, mısır, pamuk ve susam yetiştirilir. Kavunu ülke çapında meşhurdur. İlçe toprakları linyit, yatakları TKİ’ye bağlı Garp Linyitleri Müessesesi tarafından işletilir. Zeytinyağı, çırçır ve tarım araçları üreten atölyeler vardır.
İlçe merkezi Soma-Akhisar karayolu üzerinde yer alır. Doğusundan Bandırma- İzmir demiryolu geçer. İl merkezine 73 km mesâfededir. Eski bir târihe sâhib olan ilçe, çok sayıdaki câmi ve minâreleriyle dikkat çekicidir. Balıkesir’e bağlı iken 1880’de Manisa’ya bağlanmıştır. Belediyesi 1888’de kurulmuştur.
Köprübaşı: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 15.847 olup, 5816’sı ilçe merkezinde, 10.031’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 18 köyü vardır. İlçe toprakları orta yükseklikte engebeli arâziden meydana gelir. Kuzeyinde Demirci Dağları yer alır. Demirköprü Barajının bir kısmı ilçe sınırları içinde kalır.
Ekonomisi, ormancılık ve hayvancılığa dayalıdır. Kızılçam ormanlarında reçine üretimi yapılır. Halı dokumacılığı gelişmiştir. Hayvancılık ekonomik açıdan önemli gelir kaynağıdır. Tarıma müsâit yerlerde buğday, üzüm, zeytin, kiraz yetiştirilir.
İlçe merkezi Demirköprü Barajı kıyısında yer alır. Demirci-Sâlihli Karayolu ilçeden geçer. Gördes, ilçesine bağlı bir bucakken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu. Belediyesi 1968’de kurulmuştur.
Kula: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 48.132 olup, 17.208’i ilçe merkezinde, 30.924’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 39, Gökçeören bucağına bağlı 10 köyü vardır. Yüzölçümü 960 km2 olup, nüfus yoğunluğu 50’dir. İlçe toprakları Gördes-Uşak Platosunda yer alır. Başlıca akarsuyu Gediz Irmağıdır.
Ekonomisi tarım ve dokumacılığa dayanır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa ve üzüm olup, ayrıca az miktarda tütün, mısır, susam, zeytin ve kiraz yetiştirilir. Hayvancılık ve halı dokumacılığı gelişmiştir. Meşhur Kula halıları ev tezgahlarında ve iş yerlerinde dokunur.
İlçe merkezi, Ankara-İzmir karayolu kıyısında kurulmuştur. İl merkezine 118 km mesâfededir. İlçedeki 18 ve 19. asırlardan kalma 300’den çok Kula evi 1979’da sit alanı olarak ilân edilmiş ve korunmaktadır. Belediyesi 1877’de kurulmuştur.
Salihli: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 132.735 olup, 70.861’i ilçe merkezinde, 61.874’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 83, Karataş bucağına bağlı 43 köyü vardır. Yüzölçümü 1302 km2 olup, nüfus yoğunluğu 102’dir. İlçe toprakları etrâfı dağlarla çevrili ovadan meydana gelir. Kuzey ve kuzeydoğusunda Dibek Dağı güneyinde Bozdağlar yer alır. Dağlardan kaynaklanan suları Gediz Irmağı toplar.
Ekonomisi, tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri üzüm, buğday, pamuk, çiğit, tütün ve meyvedir. Hayvancılık ekonomik açıdan önemli gelir kaynağıdır. Tarıma bağlı sanâyi gelişmiştir. Salihli Palamut ve Valeks Fabrikası, pamuk ipliği, dokuma, salça, çırçır, nebâtî yağ fabrikaları, başlıca sanâyi kuruluşlarıdır. İlçe topraklarında altın ve uranyum yatakları vardır.
İlçe merkezi İzmir-Ankara karayolu ve kenarında yer alır. İl merkezine 72 km mesâfededir. İlçe belediyesi 1899’da kurulmuştur.
Sarıgöl: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 34.682 olup, 10.677’si ilçe merkezinde, 24.005’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 28 köyü vardır. Yüzölçümü 423 km2 olup, nüfus yoğunluğu 82’dir. İlçe toprakları genelde düzdür. Orta ve batısında Alaşehir Ovası, kuzey ve doğusunda Uysal Dağı, güneyinde ise Bozdağlar yer alır. Dağlardan kaynaklanan suları Kocaçay toplar. Sulama gâyeli Afşar Barajı Gölünün bir bölümü ilçe sınırları içinde kalır. Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri üzüm, arpa, buğday, mısır ve pamuk olup ayrıca az miktarda susam, zeytin ve kiraz üretimi yapılır. İlçe merkezi, topraklarının orta kesiminde yer alan ovada kurulmuştur. Manisa- Afyonkarahisar demiryolu kuzeyinden, Salihli-Denizli karayolu ilçe merkezinden geçer. İl merkezine 140 km mesâfededir. Alaşehir’e bağlı Bucak iken 1957’de ilçe oldu. Belediyesi 1942’de kurulmuştur.
Saruhanlı: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 73.888 olup, 12.977’si ilçe merkezinde, 60.911’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 37, Halitpaşa bucağına bağlı 8 köyü vardır. Yüzölçümü 898 km2 olup, nüfus yoğunluğu 82’dir. İlçe toprakları genelde düzdür. Güneydoğusunda Çal Dağı, kuzeybatısında Yunt Dağı, doğu, güney ve batısında Gediz Ovası yer alır. Başlıca akarsuyu Kum Çayıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri, buğday, üzüm, pamuk, zeytin, tütün, arpa, mısır ve susamdır. Ayrıca çeşitli sebze ve meyve yetiştirilir. Çırçır, nebâtî yağ, pamuk ipliği ve dokuma fabrikaları ve atölyeleri başlıca sanâyi kuruluşlarıdır. İlçe topraklarında magnezit yatakları vardır.
İlçe merkezi, Manisa-Balıkesir karayolu ve demiryolunun kenarında kurulmuştur.
İl merkezine 18 km mesâfededir. 1945’te bucak, 1959’da ilçe oldu. İl merkezine yakınlığı yüzünden fazla gelişmemiştir. Belediyesi 1953’te kurulmuştur.
Selendi: 1990 nüfus sayımına göre toplam nüfûsu 25.415 olup 6773’ü ilçe merkezinde, 18.642’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 38 köyü vardır. Yüzölçümü 791 km2 olup nüfus yoğunluğu 34’tür. İlçe toprakları Gördes- Uşak Platosunun hafif dalgalı düzlüklerinden meydana gelir. Başlıca akarsuları Eynes ve Selendi çaylarıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri, buğday, arpa ve baklagiller olup, ayrıca az miktarda mısır, üzüm, susam, kiraz ve zeytin yetiştirilir. Hayvancılık önemli gelir kaynağıdır. İlçe topraklarında bakır- kurşun-çinko yatakları vardır.
İlçe merkezi, Selendi Çayı Vâdisinde kurulmuştur. Gelişmemiş küçük bir yerleşim merkezidir. İl merkezine 158 km mesâfededir. Osmanlı Devleti zamânında ilçe merkezi günümüzde Karaselendi diye anılan köyde idi. 1954’te ilçe olan Selendi’nin belediyesi aynı sene kurulmuştur.
Soma: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 76.641 olup, 49.977’si ilçe merkezinde, 26.664’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 59 köyü vardır. Yüzölçümü 826 km2 olup, nüfus yoğunluğu 90’dır. İlçe toprakları, orta yükseklikteki engebeli arâziden meydana gelmiştir. Güneyinde Soma Dağı, batı ve iç kesimlerinde Soma Ovası yer alır. Başlıca akarsuyu Bakırçay’dır. Yağcılar Deresi üzerinde sulama gâyeli Sevişler Barajı yer alır.
Ekonomisi tarım sanâyi ve mâdenciliğe dayalıdır. İlçe topraklarındaki linyit yatakları 1910’dan beri işletilmektedir. Çıkarılan kömürün bir bölümü Soma Termik Santralinde kullanılır. Un ve nebâtî yağ fabrikaları, başlıca sanâyi kuruluşlarıdır. Ovalarda yetiştirilen başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, zeytin, nohut ve mısır olup, ayrıca az miktarda pamuk, susam, kiraz ve üzüm yetiştirilir.
İlçe merkezi İzmir-Balıkesir demiryolu kıyısında yer alır. Bergama’yı Akhisar’a bağlayan karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 86 km mesâfededir. Eski ismi Germe’dir. Belediyesi Cumhûriyetten önce kurulmuştur.
Turgutlu: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 100.697 olup, 73.634’ü ilçe merkezinde, 27.063’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 35 köyü vardır. İlçe toprakları genelde düzdür. Kuzeyinde Çal Dağı, güneyinde ise Bozdağlar yer alır. Gediz Ovasının bir bölümü ise ilçe sınırları içinde kalır. Başlıca akarsuları Gediz Irmağı ve Irlamaz Çayıdır. Dağlık kesimlerde kızıl çam ormanları vardır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri, üzüm, buğday, çiğit, pamuk, tütün, arpa, mısır, zeytin ve susamdır. Sebze ve meyve yetiştiriciliği gelişmiştir. Ovalık kesimde sığır, dağlarda koyun besiciliği yapılır. Un, nebâtî yağ, konserve, çırçır, beton direk, tarım aracı, tuğla ve kiremit fabrikaları başlıca sanâyi kuruluşları olup ilçe topraklarında demir, nikel yatakları vardır.
İlçe merkezi Irlamaz Çayı kenarında kurulmuştur. İzmir-Uşak demir ve karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 30 km mesâfededir. Eski ismi Kasaba’dır. Denizden yüksekliği 70 metredir. İlin en gelişmiş ilçelerinden biridir. Belediyesi 1872’de kurulmuştur.
Târihî Eserler ve Turistik Yerleri
Manisa ili tabiî güzellikleri ve târihî eserleri çok olan bir ilimizdir. Eski devirlerle Selçuklu ve Osmanlı devirlerinden kalan pekçok eser vardır. İstanbul, Edirne ve Bursa’dan sonra Osmanlılar tarafından en çok îmâr edilen Manisa, Osmanlı mîmârîsinin en zengin örneklerini taşıyan dördüncü şehirdir. Yunan işgâli sırasında birçok târihî eser yakılıp yıkılmıştır. Zamânımıza ulaşanlarından önemlileri şunlardır:
Hâtuniye Külliyesi: Sultan İkinci Bâyezid’in hanımı Hüsnü Şah Hâtun 1490’da yaptırmıştır. Külliye; câmi, sıbyan mektebi, Kurşunlu Han, medrese ve hamamdan meydana gelmiştir. Medresesi yıkılmıştır. Kurşunlu Han gördüğü tâmirler yüzünden, orijinal yapısını kaybetmiştir. Minâresinin gövdesi zikzaklı burmalarla bezenmiştir. Geometrik oymalarla süslü minberi orijinaldir. Külliye ilk dönem Osmanlı mîmârîsinin en güzel örneklerindendir. Câminin yanındaki türbe 1881’de ölen Sadrazam Rüştü Paşaya âittir.
Sultan Külliyesi: Yavuz Sultan Selim Hanın Hanımı Ayşe Hafsa Sultan yaptırmıştır. Külliye; câmi, sıbyan mektebi, sultan hamamı, Dârüşşifâ, medreseden meydana gelmiştir. Mesir macunu bu külliyede bulunan câmiden halka atıldığı için Mesir Câmii adı ile de bilinir. Câminin mihrab ve minberi Osmanlı sanatının üstün yapılarındandır. Dış medrese yıkılmış olup, iç medrese günümüzde müftülük olarak kullanılmaktadır. Dârüşşifa kısmı ise günümüzde sağlık müzesidir.
Murâdiye Külliyesi: 1582-1585 seneleri arasında yapılmış olup Mîmar Sinan’ın eseridir. Külliye; câmi, medrese, imârethâne, sıbyan mektebinden meydana gelmektedir. Sıbyan mektebi yıkılmıştır. Külliyeyi Sultan Üçüncü Murâd Han yaptırmıştır. Câmisi Manisa’daki Osmanlı devri câmilerinin en değerlisidir. Kesme taştan yapılan câminin sağ ve solunda iki ince minâre bulunmaktadır. Giriş kapısı ağaç oymacılığının bir şâheseridir. Sütun kapı, duvar ve kubbede yer alan oymalı mermerler, çiçek motifli ve âyet-i kerîmelerle süslü çiniler ve diğer çeşitli süslemelerle Türk süsleme sanatının en güzel örneklerindendir. Medresesi, Etnografya Müzesi; imârethâne kısmı ise Arkeoloji Müzesi olarak kullanılmaktadır. Sultan İkinci Abdülhamid Han zamanında külliye esaslı bir şekilde tâmir edilmiştir.
Ulu Câmi: Manisa’nın en eski câmisidir. Saruhan Beyin torunu İshak Bey tarafından 1366’da yaptırılmıştır. 14 sütun üzerine üç yönde revakla çevrilmiştir. Sütunlarının bâzıları Bizans kilisesine âittir. Câminin yanında bir medrese vardır. Medrese kapısı yanında tek şerefeli kilim desesini andıran ve yeşil, mavi, sarı ve mor renkli çini tuğlalarla süslü kısa gövdeli minâresi vardır. Minber abanoz ağacından yapılmış olup, âyet-i kerîme yazılarıyla süslüdür. Minber Türk ağaç oymacılığının güzel örneklerinden olup, Manisa Etnografya Müzesindedir. Medrese, Bizans kilise harâbeleri üzerine yapılmıştır. Boyu 36,55 m, eni 32,55 metredir.
Çeşnigir Câmii: Çeşnigir Sinan Bey tarafından 1474’te yaptırılmıştır. Mihrabı geometrik oymalarla bezelidir. Yanında Karamanoğullarının yaptırdığı kitaplık bulunmaktadır.
İvaz Paşa Câmii: İvaz Paşa bin Abdülmümin tarafından 1488’de Mutlu Mahallesinde yaptırılmıştır. Yanında medrese odaları vardır. Ağaç minberinin oymaları Türk el sanatının en ince görüntülerini sergiler.
Yıldırım Câmii: Yıldırım Bâyezîd Han, Alaşehir ilçesini aldığı zaman yaptırmıştır. Ankara Savaşı çıkınca kubbeleri tamamlanamamıştır. Daha sonra yanına bir minâre ve üzerine ahşap çatı yaptırılmıştır.
Şeyh Sinan Câmii: Alaşehir ilçesinde Şeyh Sinan bin Mahmûd Faik tarafından 1465’te yaptırılmıştır. Selçuklu mîmârî tarzındadır. Câminin yanında bir zâviye ve Şeyh Sinan’ın türbesi vardır.
Kula Evleri: On sekiz ve on dokuzuncu asır yapısı olan bu evler Osmanlı mîmârîsinin özelliklerini taşır. Türk gelenek ve çevre şartlarına uygun olarak yaptırılmıştır. Evlerin tavan ve kapı oymaları çok güzeldir. Târihî eser olarak koruma altına alınan Kula evlerinden Beyoğlu evi, Büyük Göldeliler ve Küçük Göldeliler evi en önemlileridir.
Eski Eserler: Manisa’da Türk hâkimiyetinden önceki Bizans, Roma, Bergama Lidya, Frigya ve Hitit devirlerine âit çok sayıda târihî eser bulunmaktadır. Kybele (Kibele); Spil (Manisa) Dağı eteklerinde bulunan bu anıt, Hititlerin tapınaklarındandır. 10 m boyundadır. Üzerinde Hitit Hiyeroglifi ile yazılmış yazılar vardır. Kibele eski Arabistan’daki Hübel putunun aynısı olduğu söylenir. Sard (Sardis) Harâbeleri: Salihli ilçesi Mustafa Bey köyünde bulunan bu harâbeler, Lidya başşehri Sard şehrine âittir. M.Ö. 2000 yılında kurulan bu şehrin büyük kısmı toprak altındadır. Ancak bir kısmı ortaya çıkarılmıştır. M.Ö. 547’den sonra Pers Krallığına başşehirlik de yapmıştır. Romalılar devrinde Hıristiyanlık dünyâsının en tanınmış yedi kilisesinden biri de buraya yapılmıştır. Bizanslılar burayı piskoposluk merkezi yapmıştır. Tîmûr’un Anadolu’ya gelişi sırasında yıkılan şehir, bir daha inşâ edilmemiştir. Kazılarda çıkarılanlar İstanbul Arkeoloji Müzesindedir. Üçüncü asra âit dünyânın en büyük sinagogu ortaya çıkarılmıştır. Kazılarda Artemiz Tapınağı, Pazar yeri, tiyatro, piramit mezar, Akropol, Birtepe mezarlığı, Sard (Sardes)ın Lidyalılardan önceki ismi “Asya” (Asuva) idi. M.Ö. sekizinci ve yedinci asırda İtalya ve Sardinya’ya göç ederek Roma Medeniyetini kuran Etrüskler Lidya asıllıdırlar. Lidya Devletinde 42 kral gelip, geçmiştir. Giges en meşhurudur.
Altın (kral-ipek) Yolu Efes-Sart-Adala-Sıdas-Gordion-Hatuşaş-Ninova olarak devam ediyordu. Krezus zamanında Lidya çok zenginleşmiş ve Sard şehri dünyâca ünlü altın yatağı durumunda idi. Ayrıca bu devirde Sard kültür ve sanat merkezi olmuştur. Lidyalılarla Etiler aynı dîne mensuptular.
Sidas: Demirci sınırları içinde bulunan bu harâbeler, İyon ve Lidya çağının önemli şehri Sidas’ın harâbelerinin bir kısmıdır.
Niobe (Ağlayan Kaya): Yarıkkaya mevkiindeki bu kaya, 14 çocuğu öldürülen bir ananın taş oluşu olarak mitolojiye konu olmuştur. İnsana benzeyen bu kayadan devamlı su sızar.
Aigai (Nemrutkale) Harâbesi: Manisa’nın batısında Köseler köyü yakınındadır. Bergama Krallığı zamânının meşhur Aigai şehrinin kalesidir. Sarp ve yalçın bir tepe üzerinde kurulan bu şehirde henüz kazı yapılmamıştır.
Lidya Kral Mezarları: Salihli ilçesinin Tekelioğlu köyü yakınında 90 höyüğü bulunan bir kral mezarlığıdır. En büyüğü Lidya Kralı Krezüs’ün babası Kral Allates’e âittir. Bu mezarların hepsi ilk ve orta çağlarda açılarak soyulmuştur. Standos (Selendi); eski şehir kalıntılarıdır. Kara Selendik köyünde bulunur. Roma devrine âittir.
Manisa Kalesi: Manisa’nın 1 km güneyinde, 450 m yükseklikte kurulmuştur. İlk kaleyi Magnetler, sonra Bizans İmparatoru Üçüncü İonnes Dukas Batatles 1222’de yaptırmıştır. Kale iç ve dış kale olarak ayrılır. Kaledeki câmiyi, Fâtih Sultan Mehmed Han yaptırmıştır. Fâtih, İstanbul’un fethi fikri plânlarını Manisa’da hazırlamıştır. Kale yıkık durumdadır. Kale duvarları kat kat yükselir.
Karabel Kaya Kabartması: Hititlere âittir. Menye (Meonia) Harabeleri: Kula ilçesinin Gökçeören kasabası yakınında Lidya Krallığının önemli bir şehrinin harâbeleridir. Philadelphia Harâbesi: Alaşehir ilçesi eski Philadelphia şehrinin üzerinde kurulmuştur. Şehri çevreleyen surun son kalıntıları mevcuttur. Daldis Harâbesi: Salihli kemer köyündedir. Gördes (Gordos Harâbesi): Roma devrine ulaşan eski Gordos şehrine âittir. Tepe Mezarlığı Harâbesi: Akhisar’dadır. Yoğurtçu Kalesi: Manisa-Menemen yolu üzerindedir. Roma Devrinden kalmadır.
Târih Öncesi Mağaralar: Demirci ve civarında çok eski devirlere âit mağaralar vardır. Alağaç köyü yakınında Gürneyt, Fadıllı, Uzunyayla mağaraları ile Çatalhöyük köyü civarında Delikyar en önemlileridir. Fadıllı beş katlı binâ şeklinde bir kaya oyularak hazırlanmıştır. Dördüncü katta üç mumya mezar vardır. Kralın taht odası taban seviyesine yakındır. Cellat kuyusunun dibi görünmez. Son katta inilmesi mümkün olmayan dehliz vardır. Delikyarda kralsarayı ve Midas’ın mezarı bulunmaktadır. Âsî Tepe (Azı Tepe) mevkiinde Lidyalılarca işlenmiş demir yatakları bulunduğu iddia edilir. Gördes Oğuldurak köyü yakınındaki vâdide taş oyma odalar vardır. Artemis Tapınağı: İon tarzındaki yapıların en büyüklerinden biridir. Sütunların herbiri 17,31 m ve ağırlığı 20 tondur. Gimnazyum: Roma İmparatorluğunun en önemli anıtlarından olan Gimnezyum ve hamam, Sard Harâbeleri içindedir. Alaşehir Surları: Oldukça büyük surlardır. Alaşehir eski çağlarda askerî bir üs idi.
Mesire yerleri:
Yeşilliği, ormanları, soğuk suları, kaplıcaları serin yaylaları ile meşhur olan Manisa ilinde çok sayıda mesire yeri vardır. Başlıcaları şunlardır:
Spil (Manisa Dağı) Millî Parkı: Gediz Vâdisi güneyinde yer alan Spil Dağı üzerindedir. Yüksekliği 1517 m olan bölge ovaya nazaran 7°C serin, ormanla kaplı, bol ve soğuk su kaynaklarına sâhiptir. Yedi bin hektara yakın millî parkın 5227 hektarı ormanlarla kaplıdır. Târihî eserler ve mitolojiye konu olan yeryüzü şekilleri ve Gediz Vâdisine kuşbakışı bakan güzel manzarası vardır.
Çınarlı Çeşme: İl merkezine 26 km uzaklıkta orman içi dinlenme yeridir. Manisa-Osmancalı karayolu üzerindedir. Zengin orman örtüsü ve ilginç manzaraları bulunur.
Seyrangâh: Kırkağaç’a 4 km mesâfede bir dinlenme yeridir. Kızılçam ağaçları ile kaplıdır.
Süleymanlı: Manisa-Aksihar karayolunun üzerindedir. Orman içi dinlenme yeridir.
Sultan Yaylası: İl merkezine 14 km uzaklıktadır. Kiraz Yaylası adıyla da bilinir. Kiraz ve çam ağaçları ve soğuk suları ile meşhur bir dinlenme yeridir.
Marmara Gölü: İl merkezine 63 km uzaklıkta, Gölmarmara ilçesi yanındadır. Göl kıyısında piknik ve kamp yapma imkânı vardır. Akhisar-Gölmarmara yolu veya Sâlihli üzerinden ulaşım sağlanır.
Kaplıca ve içmeler: Manisa ili şifalı su kaynakları bakımından çok zengindir. Birçoğunda yeterli tesis vardır.
Kurşunlu Kaplıca: Sâlihli ilçesine 6 km uzaklıkta Sâlihli-Ödemiş yolu üzerinde Allahdiyen köyü yakınındadır. Konaklama tesisleri mevcut olan kaplıcanın suyu içme ile mîde, barsak, karaciğer, safrakesesi ile metabolizma hastalıklarına; banyo ile romatizma, nevralji, nefrit, cilt ve kadın hastalıklarına, teneffüs yolu hastalıklarına faydalıdır.
Sakız Mâden Suyu: Alaşehir ilçe merkezindedir. Yemeklerden önce içilirse mîde, barsak, hastalıklarına, böbrek ve mesâne iltihap ve küçük taşların düşürülmesine faydalıdır.
Kula-Ceren Ilıcası ve Çamuru: Kula’nın Şehitoğlu ilçesindedir. Konaklama tesisleri yetersiz olan kaplıcanın, suyu içme ile mîde, barsak, karaciğer ve safrakesesi hastalıklarına; su ve çamur banyosu ile, romatizma, nevralji, nefrit, polinefrit, kırık ve çıkıklardan sonraki hareket noksanlıklarına iyi gelir.
Selendi Emir Kaplıcası: Kula ilçesine 18 km uzaklıkta, Şehitoğlu köyündedir. Konaklama tesisleri yeterlidir. Kaplıcanın suyu içme ile mîde, barsak, karaciğer ve safra yolları hastalıkları ile sarılık geçirenlere, metabolizma hastalıklarına; banyo olarak da romatizma, nevralji, nefrit ile hareket noksanlığına faydalı olur.
Sard Kaplıca ve Çamuru: Salihli ilçesine 11 km uzaklıkta Sardmahmud köyündedir. Soğuk içilmek sûretiyle mîde, barsak, karaciğer, hastalıkları ile safrakesesi yetersizliklerinde; banyo ile romatizma, nevralji, nefrit, cilt ve kadın hastalıklarına, solunum yollarının kronik iltihaplarına faydalı olur.
Urganlı Kaplıcası: Turgutlu ilçesine 24 km uzaklıkta Urganlı köyünün 7 km kuzeyindedir. Konaklama tesisleri mevcuttur. Soğutularak içilmek sûretiyle safrakesesi ve rahatsızlıklarına, karaciğer ve metabolizma hastalıklarına; banyosu, romatizma, kadın hastalıkları, egzama, siyatik, hemoroit, cilt ve nefrit hastalıklarına faydalıdır.
Kaynak
Rehber Ansiklopedisi
izmir Hakkında Bilgiler
İZMİR
İlin Kimliği
Yüzölçümü : 11.973 km2
Nüfûsu : 2.694.770
İlçeleri : Bornova, Buca, Karşıyaka, Konak, Aliağa, Bayındır, Bergama, Beydağ, Çeşme, Dikili, Foça, Karaburun, Kemalpaşa, Kınık, Kiraz, Menderes, Menemen, Ödemiş, Seferihisar, Selçuk, Tire, Torbalı, Urla.
Ege’nin incisi olan ilimiz. İzmir, Türkiye’nin nüfus, sanâyi, ticâret, turizm ve kültür yönlerinden üçüncü büyük şehridir.
Târihî ve tabiî güzellikleri ile de Türkiye’nin en güzel ve o derece bereketli bir ilidir. 37° 45’ ve 39° 15’ kuzey enlemleri ile 26° 15’ ve 28° 20’ doğu boylamları arasında yer alır. Balıkesir, Manisa, Aydın ve Ege Denizi ile çevrilidir. İzmir, renkli bir tabiata, zengin bir târihî mîrâsa ve bol ürün veren topraklara sâhip bir ildir. Trafik numarası 35’tir.
İsminin Menşei
“Lelegler” tarafından bu şehre “Mirina” ismi verilmiştir. İyonlular bu bölgeye gelince şehre “Smirina” daha sonra da “Smirna” demiştir. Türkler şehri fethedince ismini “İzmir” olarak telaffuz etmişler ve öylece kalmıştır.
Târihi
İzmir’in târihi, yapılan kazılardan anlaşıldığına göre M.Ö. 3000 senesine dayanır. M.Ö. 1100 senelerinde Hitit İmparatorluğunun hâkimiyeti altındaydı. İç savaşlarla Hitit İmparatorluğu yıkılınca bu bölgeye İyonyalılar yerleşti. M.Ö. 7. asırda Lidyalılar ve M.Ö. 549-334 arasında Perslerin işgâlinde kalmıştır. M.Ö. 4. asırda Makedonya Kralı İskender, Persleri yenerek bu bölgeyi, Anadolu ve İran’ı işgal etti. Asya içlerine doğru ilerledi. İskender’in ölümü üzerine İzmir ve çevresi Bergama Krallığının hâkimiyeti altına girdi. M.Ö. 130 yılında Bergama Krallığı ile birlikte Roma İmparatorluğuna ilhak edildi. M.S. 395’te Roma İmparatorluğu ikiye bölününce Anadolu gibi İzmir ve çevresi de Doğu Roma (Bizans) nın payına düştü.
1071 Malazgirt Zaferinden sonra Batı Anadolu’ya doğru ilerleyen Selçuklu Türkleri, Ege kıyılarına vardılar. 1076’da Anadolu Fâtihi ve Türk Devletinin kurucusu Kutalmışoğlu Birinci Süleymân Şah tarafından İzmir fethedildi. 1086’da Türk komutanı Çaka Bey İzmir’i hâkimiyeti altına aldı. Çaka Bey donanma kurarak Bizans’ı tehdit etti. Çaka Beyin öldürülmesinden sonra 1097’de Bizans generali Prens İoannis Dukas, yirmi bir senedir Türk beldesi olan İzmir’i geri aldı ve 10.000 kişiyi katletti. On üçüncü asırda Cenevizliler, Bizanslılardan geniş imtiyazlar alarak İzmir’e yerleştiler. 233 sene sonra Aydınoğlu Umur Bey 1320 senesinde İzmir’i fethetti. 28 Ekim 1344’teRodos Saint-Jean şövalyeleri, bütün Avrupa devletlerinin yardımıyla desteklenen Haçlı ordusu tarafından İzmir’in iki kalesinden “Aşağı Kale”yi ele geçirdiler ve Aydınoğulları donanmasını yaktılar. Haçlılar bu kalede elli dokuz sene kaldılar. Bu kaleye “Gavur İzmir” yukardaki kaleye “Müslüman İzmir” dendi.
Sultan Yıldırım Bâyezît devrinde Müslüman İzmir, bütün Aydın Beyliği ile birlikte Osmanlı Devletine katıldı. Timur Han 1403’te “Gavur İzmir” ismi ile anılan “Aşağı Kale”yi aldı. Aydınoğullarına verdi. 1405’te Aydınoğulları Osmanlılara tâbi oldu. 1413’te Çelebi Sultan Mehmed Han İzmir’e geldi. 1425’te Aydınoğullarını Osmanlı Devleti’ne ilhak etti. Osmanlı idâresinde İzmir, Cezâir-i Bahr-i Sefid (Akdeniz Adaları) yâni Kaptan Paşa Eyâletine, bâzan merkezi Kütahya’da bulunan Anadolu Beylerbeyliğine (Eyâletine) bağlı bir sancak olmuştur.
Tanzimâttan sonra merkezi İzmir olmak üzere Aydın vilâyeti kuruldu. İzmir, Aydın Manisa ve pekçok küçük şehir (Birinci Dünyâ Harbi öncesi) bu vilâyete dâhildi. İzmir Limanı Anadolu’nun en önemli ihrâcât limanı olmuştur. On dokuz ve yirminci asırda İzmir Limanına gelen gemilerin senelik tonajı üç milyon tonu aşıyordu. Sultan İkinci Abdülhamîd Han, İzmir’i demiryolu ile Aydın’a bağlamış, sonra bu hat Eğirdir’e kadar götürülmüştür. Daha sonra da İzmir demiryolu ile Manisa ve Turgutlu’ya bağlanmıştır. Eski Yunanlılarla hiçbir ilgisi olmayan Rumlara kurdurulan Yunanistan, Birinci Dünyâ Harbinden sonra Avrupa devletlerinin teşviki ile 15 Mayıs 1919’da İzmir’i işgal etti. Anadolu’nun Türk ve Müslüman halkı İstiklâl Savaşını başlattı ve 30 Ağustos 1922’de Başkomutanlık Zaferi ile yenilen Yunan ordusu kaçmaya başladı. Kahraman Türk ordusu 9 Eylül 1922’de İzmir’e girdi. Böylece 3 yıl 3 ay 25 gün devâm eden Yunan işgâli sona erdi.Yunanlılar kaçarken İzmir’i baştan başa yakarak gittiler. Cumhûriyet devrinde İzmir her bakımdan gelişti.
Fizikî Yapı
İzmir il topraklarının % 60’ı dağlık, % 18’i plato ve % 22’si ovalardan ibârettir. Dağlar kıyılara paralel olmayıp dik olarak uzanırlar. Bu paralel dağ uzantıları arasındaki çöküntü ovalar çok verimlidir.
Dağlar: İlde birçok dağ vardır. Başlıcaları Madra Dağlarının en yüksek yeri Maya Tepesi (1344 m), Yund Dağı(1075 m), Yamanlar ve Karadağ kütlesi ile en yüksek yeri 1513 m’dir. Bozdağlar silsilesinin en yüksek yeri Bozdağ Tepesi(2159 m)dir. En önemli yaylalar Kozak Yaylası, Bozdağlar ve Karaburun yaylalarıdır.
Ovalar: Bütün ovalar verimlidir. Küçük Menderes Ovası ve vâdisi en bereketli olanıdır. Bakırçay akarsuyu kendi ismini taşıyan ova ve vâdiyi meydana getirir. 50 km uzunlukta ve 2-12 km genişliktedir. Gediz Irmağının etrâfındaki Gediz Ovası önemli bir ovadır. Menemen’de daha genişler ve Menemen Ovası ismini alır. Küçük Menderes Irmağının Bozdağlar ile Aydın Dağları arasında meydana getirdiği ova ve vâdi 80 km uzunlukta ve 20 km genişliktedir. İzmir oluk şekilli çukur ovalarla kaplıdır.
Akarsular: Küçük Menderes Irmağı Bozdağlardan çıkıp batıya akar. Küçük Menderes Ovasını sular ve Selçuk batısında denize dökülür. Uzunluğu 124 km’dir. Eski çağlarda Efes şehri deniz kenarındaydı. Bu ırmağın getirdiği alüvyonlar sebebiyle 10 km içerde kalmıştır.
Gediz Irmağı: Murat Dağından çıkar ve Dumanlı Dağı ile Yamanlar Dağı arasından geçip Menemen Ovasını sulayıp Foça’nın güneyinden denize dökülür. Eskiden Gediz, İzmir Körfezinin çok sığ bir yerine dökülüyordu. Körfez yavaş yavaş dolmaya başlayınca 1886’da bir kanal açılarak, Foça’nın güneyinde İzmir Körfezine dökülmeye başladı. Demirköprü Barajı ile kaymalar önlenmiştir.
Bakırçay: İlin kuzeyindedir. Bergama’yı geçip Çandarlı Körfezinin kuzeyinde derin bir delta yaparak denize dökülür.
Göller: İzmir ilinde büyük göller yoktur. Bozdağların zirvesinde çöküntü çukurunda “Gölcük” güzel bir göldür. Yamanlar Dağının “Karagöl” Gölcüğü. Torbalı-Selçuk arasında “Belevi” Gölcüğü, Küçük Menderes Deltasında “Çakalboğaz” göl ve gölcükleri vardır.
İklimi ve Bitki Örtüsü
İzmir ilinde Akdeniz iklimi hüküm sürer. Yazları kurak ve sıcak kışları ılık ve yağışlı geçer. Temmuz-ağustos ayları en sıcak ve ocak-şubat en soğuk aylardır. Sıfırın altında gün sayısı 10 günü geçmez. Senenin 100 gününe yakını ise +30 derecenin üstüne çıkar. Kar yağışı yok denecek kadar azdır. Senelik yağış miktarı 700-1200 mm arasında bölgelere göre değişik olur. Sıcak yaz aylarında “imbat” ismi verilen rüzgâr serinlik getirir. Kara ve denizin gece-gündüz arasındaki ısınma ve soğuma farkından meydana gelen bu rüzgâr sâdece bu ile âittir. Kavurucu yaz günlerinde İzmir’e tatlı bir serinlik getirir. Kemâlpaşa ilçesi en çok yağış alan bölgedir. Sıcaklık +42,7°C ile -8,4°C arasında değişir.
İzmir ili yaz ve kış yemyeşildir. İzmir şehrinin yeşil sahası çok azdır. Fakat civârındaki bitki örtüsü boldur. İlin topraklarının % 50’ye yakını orman ve fundalıklarla kaplıdır. % 33’ü ekili ve dikili saha, % 15’e yakını çayır ve mer’adır. Tarıma elverişli olmayan kısmı yüzde ikidir. Bitki örtüsünde kızılçam, fıstık çamı, karaçam, selvi, maki ve zeytin ağaçlarına bol rastlanır. Bağ ve meyve bahçeleri oldukça geniş yer kaplar. Kozak Dağı, Türkiye’nin en büyük çam fıstığı istihsal yerlerinden biridir.
Ekonomi
İzmir ilinin ekonomisi çok yönlüdür. Sanâyi, tarım, ticâret ve turizme dayanır. Tarım bakımından verimli olan İzmir’de faal nüfûsun yarısı tarımla uğraşır. Gayri sâfî hâsılanın (brüt kazancın) % 15’i tarımdan, % 15’i ticâretten ve % 35’i sanâyi sektöründen sağlanır. İmalât sanâyiinde İstanbul ve Kocaeli’nden sonra üçüncü sırada İzmir yer alır.
Türkiye’nin en büyük ihrâcât limanı İzmir’dir. Tabiî güzellikleri ve târihî zenginlikleri, kara, demiryolu, hava ve deniz ulaşımı ve yeterli konaklama tesisleri ve alt yapıları ile turizm sektörü her geçen gün gelişmektedir.
Tarım: Türkiye’nin tarım bakımından en verimli toprakları Ege bölgesindedir. Ege bölgesi ve İzmir ili Türkiye’nin en önemli tarım merkezlerinden biridir. Ekilebilen arazi sulamaya müsaittir. İzmir ilinin en mühim hususiyeti çok çeşitli ürün yetişmesi ve sanâyi ürünleri ile meyvenin tahıldan fazla olmasıdır. Buğday, arpa, mısır, pirinç, pamuk (lif ve tohum cinsleri), tütün, kenevir, susam, anason, baklagiller bol miktarda yetişir. Sebzecilik çok gelişmiştir.
Senede iki üç defa ürün alınır. Turfanda sebze yetiştirilir. Türkiye’de kereviz üretiminin % 30’u ve pırasa, biber, fasulye, bezelye, bakla, barbunya, enginar, marul, ıspanak ve lahana bakımından Türkiye üretiminin % 15’i İzmir ilinde üretilir. İzmir meyve üretiminde de çok zengindir. Türkiye zeytin üretiminin % 16’sını, incir üretiminin % 18’ini, şeftali üretiminin % 10’unu, kestane üretiminin % 21’ini, mandalina üretiminin % 23’ünü İzmir yetiştirir. Bunların dışında elma, ayva, erik, kiraz, vişne, ceviz, nar, kayısı ve diğer meyveler çok miktarda yetişir. Sulama, gübreleme, modern tarım araçları ve ilâçlama bakımından İzmir ön sıralarda yer alır. İzmir’in çekirdeksiz sultanî üzümü, balığı (çupurası) ve “damla sakızı” meşhurdur.
Hayvancılık: Hayvancılık İzmir ilinde önemli bir yer tutar. At ve keçi sayısı azalırken koyun ve sığır sayısı artmaktadır. İzmir’in Çeşme, Dikili, Foça ve Karaburun ilçelerinde balıkçılık yapılır. Avlanan balık az, fakat çeşitli ve lezzetlidir. Balık cinsleri kefal, lüfer, yılanbalığı, dil balığı, sardalya, çupura, barbunya, trança, levrek, mercan ve sinarittir. Ayrıca karides, midye, kerevit ve sünger avcılığı da yapılır.
Ormancılık: İzmir il topraklarının % 50’ye yakını orman ve fundalıklarla kaplıdır. 500 bin hektarlık orman sahası % 40’ın üstündedir. Ormanlardan 300 bin m3 sanâyi odunu, 75 bin ster yakacak odunu ve 1200 tona yakın reçine elde edilir.
Mâdenler: İzmir il toprakları mâden bakımından zengindir. Fakat ancak bir kısmı işlenir. Tuz, Tekel tarafından, civa ve perlit ocakları Etibank tarafından işletilir. Çıkarılan antimuanın mühim kısmı ihrâç edilir. Zengin mermer ve linyit yataklarının bir kısmı işletilir. Ayrıca kurşun, çinko, kolemanit, boraks ve krom mâden yatakları vardır.
Sanâyi: İzmir sanâyi bakımından en ileri üç ilden biridir. İstanbul ve Kocaeli’den sonra gelir. Faal nüfûsun % 15’i sanâyide çalışır. Gayri sâfî gelirin ise % 35’i sanâyi sektöründen sağlanır. 10 kişiden fazla işçi çalıştıran iş yeri sayısı 2500 civârındadır. 10 kişiden az işçi çalışan işyeri 10 bini aşkındır. Sanâyi bilhassa metal eşya, makina ve taşıt araçları, gıda, tütün, dokuma, giyim eşyası, kürk, kimyâ, metal eşya, ağaç ürünleri, mobilya, kâğıt, basın, taş ve toprağa dayalı sanâyi dalları fazla işçi çalıştırırlar. Türkiye’nin ayakkabı ihtiyacının % 30’u İzmir’de üretilir. Türkiye’nin en büyük 100 şirketinden 7’si ve en büyük 500 şirketinden 45’i İzmir’dedir. Başlıca sanâyi kuruluşları Turyağ, Metaş (metal eşya), BMC (kamyon), İzmir Pamuk Mensucat, Ege Gübre, DYO ve Sadolin (boya), Tariş Pamuk Birliğidir.
Ulaşım: İzmir kara, deniz, demiryolu ve hava ulaşımında Ege bölgesinin merkezidir. İzmir ili içinde demiryolu uzunluğu 243 km’dir. İzmir-Balıkesir-Bandırma ve İzmir-Afyon hatlarıyla İstanbul veAnkara’ya; İzmir-Manisa-Balıkesir-Kütahya hattı ile Kütahya’ya; İzmir, Ödemiş ve Torbalı üzerinden Eğridir’e bağlanır. Afyon-Manisa-İzmir yolu Basmahane istasyonunda; Afyon-Aydın-İzmir yolu ise Alsancak istasyonunda son bulur. Demiryolu bakımından yurdun her köşesine ulaşılır. Ayrıca Basmane-Bornova, Şirinyer-Buca, Gaziemir-Seydiköy banliyö hatları vardır. İzmir deniz ulaşımı bakımından da Ege bölgesinin merkezidir. İzmir limanı giren ve çıkan gemi bakımından İstanbul ve Mersin’den sonra üçüncü sıradadır. Fakat en çok ihrâcât İzmir limanından yapılmaktadır. Senelik yükleme ve boşaltma kapasitesi dört milyon tona yakındır. Deniz yolu ile gelen yolcu sayısı fazladır. İzmir Körfezinde senede 15 milyon kişi taşınmaktadır. Aliağa Nemrut Körfezinde senede 1,5 milyon tonluk yükleme ve boşaltma yapılacak yeni bir liman yapılmıştır. İhracâtımızın % 20-30’u İzmir’den yapılmaktadır. Çanakkale’den Ege sâhillerini tâkip ederek İzmir-Aydın Denizli-Isparta Antalya ve Akdeniz sâhillerini tâkip eden karayolunun düğüm noktası İzmir’dir. İzmir-Ankara, İzmir-Balıkesir-Bandırma, İzmir-Muğla-Fethiye ve İzmir-Manisa-Balıkesir-Bursa-İzmit-İstanbul karayolları ile, İzmir, Türkiye’nin her bölgesi ile bağlanmıştır. İzmir, ilçelerine de düzenli ve kaliteli yollarla bağlıdır. İzmir’de üç hava meydanı vardır. Gaziemir askerî uçaklar içindir. Çiğli ise hem askerî, hem de sivil uçakların inişine müsâittir. Adnan Menderes sâdece sivil uçakların inişi içindir. Her sene İzmir’e yurt içinden 150 bin, yurt dışından 80 bin kişi uçakla gelmektedir.
Nüfus ve Sosyal Hayat
İzmir ilinin 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 2.694.770 olup, 2.134.816’sı şehirlerde, 559.954’ü köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 11.973 km2 olup, nüfus yoğunluğu 226’dır.
Örf ve âdetler: İzmir dünyânın en eski kültür merkezlerinden biridir. Homeros’un İliada ve Odysseia destanlarına konu olan hâdiseler bu bölgede geçer. Heraklit, Ksenfan, Demokrit bu bölgede yaşamıştır. On birinci asırdan îtibâren Türklerin olan bu bölgede Türk-İslam kültürü hakim olmuştur. Diğer kültürler unutulmuştur. On birinci asır öncesi târihi eserler batının teşvik ve yardımı ile toprak altından çıkarılmış, fakat 11. asır sonrası eserler ihmâl edilmiştir. On birinci asırdan sonra İzmir daha önceki asırlarla mukâyese edilemeyecek kadar büyük bir kültür merkezi olmuştur. Osmanlı devrinden sonra Cumhûriyet devrinde de bu husûsiyetini devam ettirmiştir. İzmir bugün de Türkiye’nin bir kültür merkezidir.
Kıyâfet: İzmir ilinde eski mahallî kıyâfetler sadece düğün, tören ve folklor gösterilerinde giyilmektedir. Mahallî kıyâfette, erkeklerde efe kıyâfeti ile kadınlarda boy entari, başlarında “hotoz” başlık bulunur. Zeybek ve efeler, Selçuk Türklerinin öncü akıncılarına verilen isimdir. Baştakilerine “Efe” çıraklarına “kızan” denir. Bu isimler Türk akıncı rûhunun yiğitliğine misâldir. Bu bölge folklorunda zeybek oyunlarının yeri büyüktür. Başlıca zeybek oyunları, Harmandalı, Güvende, Bergama zeybeği, Bergama bengisi, Somalı ve Samak’tır. İzmir ili halk şâirleri türküleri ve tasavvufî halk edebiyâtı bakımından zengindir. İzmir ili el sanatları bakımından da oldukça zengindir. Bölgedeki Türkmenlerin dokudukları halı, kilim, heybe ve sicimleri çok meşhurdur. Tire urganları ile İzmir ilinin keçeciklik, iğne oyacılığı ve boncuk işlemeleri el sanatları arasında yeralır.
Eğitim: Türkiye’nin başlıca kültür merkezlerinden olan İzmir’de okur-yazar oranı % 90 civârındadır. İlde 103 anaokulu, 1037 ilkokul,114 ortaokul, 27 meslekî ve teknik ortaokul, 58 lise, 59 mesleki ve teknik lise ve 2 üniversite (Ege ve Dokuz Eylül) vardır. İl dâhilinde 25 kütüphâne, 5 stadyum, 35 spor salonu ve iki büyük yüzme salonu vardır.
İlçeleri
İzmir ili 27 ilçeden ibârettir. Bunlardan sekizi il merkezini meydana getirir.
Balçova: 1990 sayımına göre nüfûsu 55.908’dir. İlçeye bağlı köy yoktur. Yüzölçümü 17 km2 olup nüfus yoğunluğu 3229’dur. Konak ilçesine bağlıyken 3.6.1992 târihli 3806 sayılı kânunla ilçe olmuştur. Balçova TermalTesisleri, Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp fakültesi ve Türkiye’nin ikinci büyük teleferiği bu ilçenin sınırları içindedir.Konak, Narlıbahçe, Gaziemir ilçeleri ve İzmir Körfezi ile çevrilidir.
Bornova: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 278.300 olup, 272.860’ı ilçe merkezinde, 5440’ı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 17 köyü vardır. Yüzölçümü 203 km2, nüfus yoğunluğu ise 1371’dir. Kuzeyinde Manisa, doğusunda Kemâlpaşa, güneyinde Konak, batısında Karşıyaka ilçeleri yeralır. Birçok sanâyi kuruluşunun yer aldığı ilçe hızla büyüyerek bugün il merkezi ile birleşti. Ege Üniversitesi bu ilçededir. Belediyesi 1879’da kurulmuştur. 1984’te yapılan bir düzenlemeyle İzmir Büyükşehir Belediyesine bağlı bir ilçe belediyesi hâline getirildi.
Buca: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 203.383 olup, 199.130’u ilçe merkezinde, 4253’ü köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 565 km2 olup nüfus yoğunluğu 360’tır. İl merkezini meydana getiren ilçelerden biridir. Dokuz Eylül Üniversitesi bu ilçededir. Belediyesi 1984’te yapılan bir düzenlemeyle İzmir Büyükşehir Belediyesine bağlı bir ilçe belediyesi hâline getirildi. 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu.
Çiğli: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 78.462 olup, 73.364’ü ilçe merkezinde, 5098’i köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 120 km2 olup, nüfus yoğunluğu 654’tür. Karşıyaka ilçesine bağlıyken 3.6.1992 târihli 3806 sayılı kânunla ilçe oldu. Atatürk Organize Sanâyii Bölgesi, İzmir Kuşcenneti ve Çamaltı Tuzlası bu ilçe sınırları içindedir.Kuzeyinde Menemen, batısında İzmir Körfezi, güneyinde Karşıyaka yer alır.
Gaziemir: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 44.089 olup, 39.905’i ilçe merkezinde, 4184’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 1 köyü vardır. Yüzölçümü 51 km2 olup, nüfus yoğunluğu 864’tür. Konak ilçesine bağlıyken 3.6.1992 târihli 3806 sayılı kânunla ilçe oldu. Adnan Menderes Havaalanı, Ege Serbest Bölgesi bu ilçe sınırları içindedir. Doğusunda Balçova ilçesi, batısında Buca, kuzeyinde Konak ve güneyinde Menderes ilçeleri yer alır.
Karşıyaka: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 345.734 olup, 345.360’ı ilçe merkezinde, 374’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 2 köyü vardır. Yüzölçümü 109 km2 olup nüfus yoğunluğu 3172’dir. Doğusunda Bornova, güneydoğusunda Konak, batı ve güneyinde İzmir körfezi, kuzeyinde Çiğli, kuzeydoğusunda Manisa ili yer alır. Büyük bir hızla büyüyen Karşıyaka, il merkezi ile birleşti. Birçok sanâyi tesisi olan ilçenin köylerinde tarım yapılır. Başlıca tarım ürünleri mandalina olup, ayrıca az miktarda pamuk, zeytin, patates, buğday, üzüm ve arpa yetiştirilir. Osmanlı Devleti zamanında kurulan belediyesi, 1984’te yapılan düzenlemeyle İzmir Büyük Şehir Belediyesine bağlı bir ilçe belediyesi durumuna getirildi.
Konak: 1990 sayımına göre nüfûsu 724.642’dir. Yüzölçümü 675 km2 olup nüfus yoğunluğu 1074’tür. Kuzeyinde Bornova, kuzeybatısında Karşıyaka, batısında İzmir Körfezi, doğusunda Buca yer alır. 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu. Milletlerarası İzmir Fuarı bu ilçededir. 1871’de kurulan belediyesi 1984’te yapılan bir düzenleme ile İzmir Büyükşehir Belediyesine bağlı bir ilçe belediyesi hâline getirildi. Uluslararası İzmir Fuarı ve İzmir Kalesi, Dokuz Eylül Üniversite Rektörlüğü, Atatürk Kültür Merkezi ilçe sınırları içinde yer alır. Büyük bir limanı vardır.
Narlıbahçe: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 49.958 olup, 46.245’i ilçe merkezinde, 3713’ü köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 175 km2 olup, nüfus yoğunluğu 238’dir. 3.6.1992 târihli 3806 sayılı kânunla ilçe oldu. İlçede meyve ve çiçek seracılığı çok gelişmiştir. Balıkçılık, ticâret önemli gelir kaynaklarını meydana getirir. Doğusunda Balçova, batısında Urla, güneyinde Seferihisar ve Gaziemir, kuzeyinde de İzmir Körfezi yer alır.
Aliağa: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 42.150 olup, 25.450’si ilçe merkezinde, 16.700’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 8 köyü vardır. Yüzölçümü 350 km2 olup, nüfus yoğunluğu 120’dir. İlçe toprakları genelde düzdür. Doğu ve güneyinde Yund Dağları yer alır.
Ekonomisi sanâyi ve turizme dayalıdır. Petrokimya tesisleri, petrol rafinerisi, Viking Kağıt Fabrikası, Aygaz, İpragaz, Pe-Gagaz dolum tesisleri, Çelik fabrikası, gemi sökme tezgahları başlıca sanâyi kuruluşlarıdır. Aynı zamanda bir sayfiye yeridir.
İlçe merkezi deniz kıyısında kurulmuştur. Çanakkale-İzmir kara yolu ilçeden geçer. İl merkezine 61 km uzaklıktadır. Belediyesi 1952’de kurulmuştur.
Bayındır: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 47.126 olup, 13.862’si ilçe merkezinde, 33.264’ü köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 588 km2 olup, nüfus yoğunluğu 80’dir. Merkez bucağına bağlı 30, Çırpı bucağına bağlı 10 köyü vardır. İlçe toprakları genelde dağlıktır. Güneyinde ovalık bir alan yer alır. Topraklarını Küçük Menderes Irmağı sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, pamuk, tütün, incir, zeytindir. Sebze ve meyvecilik yaygın olarak yapılır. Bozdağlar, kızılçam ve karaçam ormanları ile kaplı olduğundan, ormancılık ilçe ekonomisinde önemli yer tutar. İlçe topraklarında çinko yatakları özel bir şirket tarafından işletilmektedir. Arıcılık gelişmiştir.
İlçe merkezi, Çamlıbaba Dağının güney eteklerinde kurulmuştur. İzmir-Ödemiş karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 97 km mesâfededir. İsmini, Oğuzların Üçoklar koluna bağlı Bayındır boyundan alır. Belediyesi 1872’de kurulmuştur.
Bergama: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 101.421 olup, 42.554’ü ilçe merkezinde, 58.867’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 43, Göçbeyli bucağına bağlı 15, Kazak bucağına bağlı 15, Turanlı bucağına bağlı 18, Vont bucağına bağlı 11 ve Zeytindağı bucağına bağlı 14 köyü vardır. Yüzölçümü 1688 km2 olup, nüfus yoğunluğu 60’tır. İlçe toprakları etrafı dağlarla çevrili bir çöküntü alanından meydana gelir. Kuzeyinde Madra Dağı güneyinde Yund Dağı yer alır. İlçe topraklarını Bakırçay sular. Madran Dağı orman yönünden zengindir.
Ekonomisi tarıma ve turizme dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri pamuk, tütün, susam, zeytin ve üzümdür. Dağlık kesimlerde küçükbaş hayvan besiciliği yapılır. Arıcılık giderek yaygınlaşmaktadır. Köylerde halı ve kilim dokumacılığı yapılır. Târihî eserleri, plajları ve içmeleri ile turizm bakımından önemli bir merkezdir. Pamuklu dokuma fabrikası başlıca sanâyi kuruluşudur.
İlçe merkezi Madra eteklerinde, Bakırçay’ın kenarında kurulmuştur. İzmir-Çanakkale karayolu doğu kıyısından geçer. İlçe, 130 senelik Bergama krallığına başşehirlik yapmış, o devirde dünyânın sayılı kültür merkeziydi. M.Ö. 2. asırda Bergama’da 200.000 ciltlik kütüphâne bulunuyordu. İl merkezine 105 km mesâfededir. Belediyesi 1896’da kurulmuştur.
Beydağ: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 14.632 olup, 5831’i ilçe merkezinde, 8801’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 19 köyü vardır. İlçe toprakları Küçük Menderes Vâdisi ve güneyinde yer alan Aydın Dağlarından meydana gelir.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri patates, üzüm, incir, pamuk, tütün ve zeytindir. Etibank’a bağlı cıva işletmesi vardır. İlçe merkezi Aydın Dağları eteklerinde kurulmuştur. Ödemiş’e bağlı bucakken 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu.
Çeşme: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 29.463 olup, 20.622’si ilçe merkezinde, 8841’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı, 3, Alçatı bucağına bağlı 4 köyü vardır. Yüzölçümü 260 km2 olup, nüfus yoğunluğu, 113’tür. İlçe toprakları genelde düz olup, Karaburun Yarımadasının güneybatı ucunda yer alır. Kıyıları girintili çıkıntılıdır.
Ekonomisi turizm ve tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri, zeytin, üzüm, tütün ve anasondur. Denizi çok berraktır. Kıyıları turistik tesislerle doludur. Yaz aylarında nüfûsu 6-7 katına çıkar. İlin en önemli turizm merkezidir.
İlçe merkezi, Karaburun Yarımadasında deniz kıyısında kurulmuştur.İl merkezine 84 km mesâfededir. İlçenin en önemli özelliği evleridir. Ege kıyılarına has sivil mîmârinin orijinal örnekleridir. Genellikle kâgir olan evler sgrofitto denilen özel bir teknikle sıvanmıştır. İlçe belediyesi 1882’de kurulmuştur.
Dikili: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 23.219 olup 10.023’ü ilçe merkezinde, 13.196’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 21, Çandarlı bucağına bağlı 4 köyü vardır. Yüzölçümü 541 km2 olup, nüfus yoğuluğu 43’tür. İlçe toprakları orta yükseklikte düzlüklerden meydana gelmiştir. Kuzeyinde Madra Dağı yer alır. Başlıca akarsuyu Bakırçay’dır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri zeytin, tütün, buğday, bakla, pamuk ve patatestir. Turfanda sebzeciliği yaygın olarak yapılır.
Balıkçılık ve turizm kıyı kesimlerinde başlıca gelir kaynağıdır. İlçe topraklarında perlit yatakları vardır.
İlçe merkezi deniz kıyısında kurulmuştur. Çanakkale-İzmir karayolu ilçeden geçer. İlçe aynı zamanda canlı bir gümrük kapısıdır. İzmir’e gelen turistlerin büyük kısmı Dikili’den giriş yapar. Güzel sayfiye yeridir. İl merkezine 118 km mesâfededir. Belediyesi 1923’te kurulmuştur.
Foça: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 25.222 olup, 12.057’si ilçe merkezinde, 13.165’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 5, Yenifoça bucağına bağlı 3 köyü vardır. Yüzölçümü 247 km2 olup, nüfus yoğunluğu 102’dir. İzmir körfezinin kuzeyinde yer alan ilçe toprakları hafif engebeli düzlüklerden meydana gelir.
Ekonomisi, tarım, turizm ve balıkçılığa dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri zeytin, pamuk, tütün ve üzümdür. Bâzı köylerinde modern tavukçuluk tesisleri vardır. Kıyıları yazlık ev, tatil sitesi, pansiyon, otel, motel ve turistik tesislerle doludur. Ayrıca Fransızlara ait bir tatil köyü vardır. Balıkçılık daha çok kış aylarında önem kazanır. Gübre fabrikası başlıca sanâyi kuruluşudur.
İlçe merkezi deniz kıyısında volkanik tepeler arasında kurulmuştur. Tabiî güzellikleri yanında tarihî eserler yönünden de zengindir. Eski devirlerde korsan yuvası olarak tanınırdı. İl merkezinden 69 km mesâfededir. Belediyesi 1874’te kurulmuştur.
Karaburun: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 9020 olup, 3405’i ilçe merkezinde, 5615’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 6, Küçükbahçe bucağına bağlı 3, Mordoğan bucağına bağlı 4 köyü vardır. Yüzölçümü 413 km2 olup, nüfus yoğunluğu 22’dir. Karaburun Yarımadasının kuzeyinde engebeli bir arâzide yer alır. Orta kesiminde Akdağ yer alır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünü turfanda enginardır. Ayrıca üzüm, tütün, zeytin mandalina ve tahıl yetiştirilir. Balıkçılık başlıca geçim kaynağıdır. İlçe topraklarında cıva yatakları vardır.
İlçe merkezi Akdağ’ın kuzey yamaçlarında kurulmuştur. İlin en az nüfuslu ilçesidir. Küçük bir balıkçı kasabası görünümündedir. İl merkezine 109 km mesâfededir. Kıyıları tabiî plajlarla kaplıdır. Belediyesi 1990’da kurulmuştur.
Kemalpaşa: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 56.075 olup, 16.354’ü ilçe merkezinde, 39.721’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 33 köyü vardır. Yüzölçümü 658 km2 olup, nüfus yoğunluğu 85’tir. İlçe topraklarının kuzey ve güneyi dağlık olup, orta kısmı düz arâziden meydana gelir. Kuzeyinde Manisa(Spil) Dağı, güneyinde Mahmut Dağı, güneybatısında Nif (Kemalpaşa) Dağı yer alır. Dağlardan kaynaklanan suları Nif Çayı toplar.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri üzüm, buğday, arpa, zeytin, sebze, tütün, kiraz olup, az miktarda mandalina yetiştirilir. Hayvancılık gelişmiştir. İlçe merkezi Nif Dağı eteklerinde Nif Çayı kenarında kurulmuştur. İl merkezine 20 km mesâfededir. Çok eski bir yerleşim merkezidir.
Kınık: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 37.617 olup, 17.167’si ilçe merkezinde, 20.450’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 29 köyü vardır. Yüzölçümü 436 km2 olup, nüfus yoğunluğu 86’dır. İlçe topraklarının doğusunda Soma Dağı, güneyinde Yund Dağı, kuzeyinde ise Kınık Ovası yer alır. Ova,Bakırçay’ın taşıdığı alüvyonlu topraklardan meydana gelmiştir.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri, tütün, pamuk, zeytin, mısır ve arpa olup, ayrıca az miktarda soğan, baklagiller ve üzüm yetiştirilir. Sebzecilik ilçe ekonomisinde önemli yere sâhiptir. Hayvancılık gelişmiştir.
İlçe merkezi, Yund Dağının kuzey eteklerinde denizden 90 m yükseklikte kurulmuştur. Bergama-Soma karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 114 km mesâfededir.
Kiraz: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 41.247 olup, 7850’si ilçe merkezinde, 33.397’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 29 köyü vardır. Yüzölçümü 533 km2 olup, nüfus yoğunluğu 78’dir. İlçe topraklarının kuzeyinde Bozdağlar, güneyinde Aydın Dağları, orta kesiminde Küçük Menderes Ovasının bir bölümü yer alır. Dağlardan kaynaklanan suları Küçük Menderes Çayı toplar.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri patates, tütün, arpa, buğday, pamuk, soğan, mısır, incir, üzüm ve zeytindir. Dağlık kesimlerde hayvancılık gelişmiştir. İlçe merkezi Bozdağların eteklerinde kurulmuştur. İl merkezine 141 km mesâfede olup en uzak ilçedir. Eski ismi Keles’tir. Belediyesi 1948’de kurulmuştur.
Menderes: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 53.379 olup, 6.799’u ilçe merkezinde, 46.580’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 17, Değirmendere bucağına bağlı 10 köyü vardır. İlçe toprakları dalgalı düzlüklerden meydana gelir.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri pamuk, buğday, zeytin, tütün ve üzümdür. Eski ismi Cumaovası’dır. İl merkezine çok yakındır. Merkez ilçeye bağlı bucak iken 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu.
Menemen: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 76.043 olup, 29.006’sı ilçe merkezinde, 47.037’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 25, Emiralem bucağına bağlı 13 köyü vardır. Yüzölçümü 664 km2 olup, nüfus yoğunluğu 115’tir. İlçe toprakları genelde düzdür. Kuzeybatısında Foça Tepeleri, kuzeyinde Dumanlıdağ, güneydoğusunda Yamanlar Dağı yer alır. İlçe topraklarını Gediz Çayı sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri, üzüm, pamuk, buğday, zeytin, mandalina, mısır, arpa, tütün olup ayrıca az miktarda soğan, patates de yetiştirilir. Hayvancılık önemli gelir kaynakları arasında yer alır. Arıcılık gelişmiştir. Mandra, tabakhane ve testi, saka, çömlek atölyesi küçük sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi, Çanakkale-İzmir karayolu üzerinde yer alır. İl merkezine 28 km mesafededir. Karşıyaka ilçesi ile hemen hemen birleşmek üzeredir. Balıkesir, İzmir demiryolu ilçeden geçer.
Ödemiş: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 124.968 olup, 51.620’si ilçe merkezinde, 73.348’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 38, Bademli bucağına bağlı 5, Birgi bucağına bağlı 10, Kaymaklı bucağına bağlı 11, Ovakent bucağına bağlı 14 köyü vardr. İlçe topraklarının kuzeyinde Bozdağlar, güneyinde Aydın Dağları orta kesimlerinde ise Küçük Menderes Ovası yer alır. Dağların yüksek kesimlerinde sayfiye olarak kullanılan yaylalar vardır. Başlıca akarsuyu Küçük Menderes Irmağıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri patates, üzüm, incir, pamuk, arpa, tütün ve zeytin olup ayrıca az miktarda soğan, mısır, mandalina ve baklagiller yetiştirilir. Hayvancılık gelişmiştir. Köylerde ipekböcekçiliği yapılır. Çırçır atölyesi, buz ve zeytinyağı fabrikaları başlıca sanâyi kuruluşlarıdır. İlçe merkezi, Küçük Menderes Ovasının kuzeyinde kurulmuştur. İl merkezine 114 km mesâfededir. Torbalı’dan ayrılan bir hat, Ödemiş’i İzmir-Aydın demiryoluna bağlar. Bağları, yeşile bürünmüş dağları ve Gölcük Gölü meşhurdur. Belediyesi 1898’de kurulmuştur.
Seferihisar: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 21.406 olup, 10.720’si ilçe merkezinde, 10.686’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 10 köyü vardır. Yüzölümü 364 km2 olup, nüfus yoğunluğu 59’dur. Urla Yarımadasının güneyinde yer alan ilçe toprakları genelde düzdür.
Ekonomisi tarım ve turizme dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri zeytin ve mandalina olup, ayrıca az miktarda buğday, arpa, mısır, üzüm ve pamuk yetiştirilir. Seralarda turfanda sebzecilik yapılır. Kıyılarında birçok turistik tesis vardır. İlçe topraklarında kurşun-çinko ve perlit yatakları vardır. İlçe merkezi, Sığacık Körfezinin kuzeyinde yer alır. İl merkezine 45 km mesâfededir. Belediyesi 1884’te kurulmuştur.
Selçuk: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 27.353 olup, 19.412’si ilçe merkezinde, 7941’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 9 köyü vardır. Yüzölçümü 295 km2 olup, nüfus yoğunluğu 93’tür. İlçe topraklarını Aydın Dağları engebelendirir. Kıyıda Küçük Menderes Irmağının taşıdığı alüvyonlu toprakların meydana getirdiği bir delta ovası vardır. Ovanın kuzey kesiminde Akgöl ve Gebekirse gölleri yeralır.
Ekonomisi tarım ve turizme dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri zeytin, pamuk ve üzüm olup, ayrıca az miktarda tahıl ve mandalina yetiştirilir. Turizme bağlı olarak şeftâli üretimi yaygınlaşmaktadır. İlçeye yaz aylarında çok sayıda turist gelir. İlçe merkezi, Aydın-İzmir karayolu üzerinde yer alır. İl merkezine 68 km mesafededir. Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait zengin tarihî eserlere sahiptir. Eski ismi Ayasuluğ’dur. Belediyesi 1943’te kurulmuştur.
Tire: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 77.314 olup, 37.855’i ilçe merkezinde, 39.459’u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 43, Boğaziçi bucağına bağlı 9, Gökçen bucağına bağlı 12 köyü vardır. Yüzölçümü 802 km2 olup, nüfus yoğunluğu 96’dır. İlçe toprakları güneyi dağlık, kuzeyi ovalık olan bir arâziden meydana gelir. Güneyinde Aydın Dağları yer alır. En önemli akarsuyu Küçük Menderes Irmağıdır. Dağlar, kızıl çam ağaçları ile kaplıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, zeytin, incir, arpa, pamuk, tütün, üzüm, patates ve mısır olup, ayrıca az miktarda soğan ve mandalina yetiştirilir. Küçük baş hayvancılığı, tavukçuluk ve arıcılık yapılır. Çırçır ve pres atölyeleri, un, zeytinyağı fabrikaları, başlıca sanâyi kuruluşlarıdır. İlçe topraklarında civa, grafit, mermer ve zımpara taşı yatakları vardır.
İlçe merkezi, Aydın Dağlarının kuzey eteklerinde kurulmuştur. Aydın-İzmir demiryoluna, bir hat ile bağlanır. İl merkezine 83 km mesafededir. Belediyesi 1864’de kurulmuştur. Eski bir yerleşim merkezidir. Tarihi eser bakımından zengindir.
Torbalı: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 71.172 olup, 21.167’si ilçe merkezinde, 50.005’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 33, Dağkızılca bucağına bağlı 5 köyü vardır. Yüzölçümü 600 km2 olup, nüfus yoğunluğu 119’dur. İlçe topraklarının büyük bölümü Küçük Menderes Ovasında yer alır. Kuzey kesimini Nif Dağları ile Mahmut Dağı engebelendirir. Başlıca akarsuyu Küçük Menderes Irmağıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri zeytin, pamuk, buğday, mısır, tütün, mandalina ve soğandır. Hayvancılık, arıcılık ve tavukçuluk yaygın olarak yapılır, un ve zeytinyağı fabrikaları ve çırçır atölyeleri başlıca sanâyi kuruluşlarıdır. İlçe topraklarında demir ve mermer yatakları vardır.
İlçe merkezi, Aydın-İzmir demir ve karayolu üzerinde kurulmuştur. İl merkezine 47 km mesâfededir. 1926’da ilçe olan Torbalı’nın belediyesi 1923’te kurulmuştur.
Urla: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 35.467 olup, 25.648’i ilçe merkezinde, 9819’u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 13, Barbaros bucağına bağlı 6 köyü vardır. Yüzölçümü 728 km2 olup, nüfus yoğunluğu 49’dur. Urla yarımadasında yer alan ilçe toprakları dalgalı düzlüklerden meydana gelir.
Ekonomisi tarım ve turizme dayanır. Başlıca tarım ürünleri zeytin, üzüm, buğday, arpa, soğan ve mandalina olup, turfanda sebzeciliği yaygın olarak yapılır. Tabiî plajları turizm açısından önemlidir. Kıyılarda kamu ve özel kuruluşlara âit dinlenme tesisleri, yazlık evler, tatil siteleri vardır. İlçe topraklarında perlit yatakları bulunur.
İlçe merkezi kıyıdan içeride İzmir-Çeşme karayolunun güneyinde kurulmuştur. İl merkezine 37 km mesâfededir. Kemik Adasında, Kemik Hastânesi vardır. Belediyesi 1866’da kurulmuştur.
Târihi Eserler ve Turistik Yerleri
İzmir, tabiî güzelliği, beş bin senelik zengin târihi eserleri, hava deniz demiryolu ve karayolları bakımından ulaşım kolaylığı, lüks otel ve motelleri; alt yapı tesisleri, şifalı kaplıca içme ve tatil köyleri, güzel mesire yerleri, Milletlerarası İzmir Fuarı sebebiyle çok önemli bir turizm merkezidir. Başlıca târihî eserleri şunlardır:
Kadifekale: İzmir’e hâkim bir tepe üzerinde kurulmuştur. Eski devirlerde inşa edilen kaleden günümüze, güney duvarları ile batıdaki beş kulesi sağlam kalmıştır. Kale içinde kemerli büyük bir sarnıç kalıntıları vardır.
Çeşme Kalesi: Osmanlılar döneminde Ege sâhillerinde yapılan üç önemli kaleden biridir. 1508’de Sultan İkinci Bâyezîd yaptırmıştır. Dört burcu vardır. Günümüzde silah müzesi olarak kullanılmaktadır.
Ali Ağa Câmii: 1672’de Gedizli Ali Ağa tarafından yaptırılmıştır. Minâresi tuğladandır. Kubbenin kalem işlemesi 19. asırda yapılmıştır.
HisarCâmii: Çarşı içinde Hisar önündedir. 1598’de Yâkûb Bey tarafından yaptırılmıştır. İzmir’in en büyük ve en görkemli câmisidir. Çeşitli târihlerde tâmir görmüştür. Ahşap minber sedef kaplamalıdır.
Hacı Hüseyin Câmii: 1652’de Hacı Hüseyin isimli bir zât tarafından yaptırılmıştır. Başdurak semtindedir. Câminin altında dükkân ve depolar vardır.
Kestane Pazarı Câmii: 1663’te Hacı Ahmed Ağa tarafından yaptırılmıştır. Kestane Pazarı Çarşısındadır. İki katlı câminin alt katında dükkanlar vardır.
Hatuniye Câmii: Tilkilik semtindedir. Kitâbesi olmadığından yapım târihi bilinmemektedir. Mihrâbı ve minberi, yapıldığı dönemin özelliklerini belirtmektedir. On yedinci asırda yapıldığı tahmin edilmektedir. Ahmed Ağanın annesi Tayyibe Hâtunun yaptırdığı, fakat o dönemlerde kadınlara âit isim söylenmediğinden câminin Hâtuniye Câmii diye anıldığı bilinmektedir.
Çorak Kapı Câmii: Basmane Tren İstasyonu karşısındadır. Bazı kaynaklarda 1747 senesinde yapıldığı yazılı ise de kesin değildir. Minberi mermer, minâresi kesme taştandır.
Konak Câmii: 1754’te Mehmed Paşanın kızı AyşeHâtun tarafından yaptırılmıştır. Hükûmet Konağı önündedir. Câmi duvarları Türk çinicilik sanatının güzel örnekleriyle süslüdür.
Kurşunlu Câmi: Namazgâh meydanında, şehrin en eski câmilerindendir. Yavuz Sultan Selîm Hanın yaptırdığı tahmin edilmektedir. Mihrap nişi kalem işleriyle süslüdür.
Şadırvan Câmi: On altıncı asırda yaptırılan Câmi çarşı içindedir. Câminin yanındaki ünlü şadırvan sebebiyle bu isimle bilinmektedir. Alt katındaki dükkânlar büyük bir çarşıyı meydana getirmektedir.
İki Çeşmelik Câmi: Kurt Mehmet Paşa tarafından yaptırıldığı tahmin edilmektedir. İki Çeşmelik semtindeki câminin kubbesi kalem işleriyle süslüdür. Minberi ahşaptır. Beş köşeli bir kâideye oturan minâre oldukça yüksektir.
Salepçioğlu Câmii: 1906’da Sepetçioğlu Hacı Ahmet tarafından yaptırılmıştır. Câmi iki katlıdır. Alt kat, kütüphâne, yatakhane ve dersliği bulunan medrese olarak yapıldı ise de günümüzde başka amaçlarla kullanılmaktadır.
Ulu Câmi: Ödemiş ilçesindedir. 1312’de Aydınoğlu Mehmed Bey yaptırmıştır. Aydınoğlu Câmii diye de bilinir. Minberi ceviz ağacından yapılmıştır. Selçuklu mimârîsî tarzındadır.
Îsâ Bey Câmii: selçuk ilçesinde,Ayasuluğ Tepesinin güney batı eteklerindedir. 1373’teAydınoğlu Îsâ Bey tarafından mimar Şanlıoğlu Ali’ye yaptırılmıştır. Câminin içindeki çiniler Selçuklu sanatının güzel örneklerindendir. Batı yüzü tamamıyla mermer bloklarla kaplıdır. Câminin altında dükkânlar vardır.
Mehmed Bey Câmii: 1334’te Aydınoğlu Mehmed Bey yaptırmıştır. Minâresinde renki tuğla örgüleriyle kilim desenini andıran bezemeler vardır. Tire ilçesindedir.
Kazganoğlu Câmii: Tire ilçesinde, 1442’de Kazganoğlu Mehmed Bey yaptırmıştır. Minberin mermer işçiliği çok güzeldir. Tuğladan uzun bir minâresi vardır.
Yeni Câmi: 1589’da Bekram Paşa yaptırmıştır. Tire ilçesindedir. Câmi, medrese, dükkanlar hastane ve şadırvandan meydana gelen bir külliye olarak uzun süre kullanılmıştır. Medrese ve hastane 1914’te yanmıştır. Çeşitli zamanlarda tâmir görmüştür.
Paşa Câmii: On altıncı asrın başlarında Sadrâzam Lütfü Paşa tarafından yaptırılmıştır. Kare plânlıdır. Ahşap minber oymalarla süslüdür. Tire ilçesindedir.
Ulu Câmi: Aydınoğlu Cüneyd Beyin yaptırdığı tahmin edilmektedir. Kitâbesi yoktur. Çeşitli zamanlarda tâmir görmüştür. Tire’nin en geniş câmiidir.
Rüstem Paşa Câmii: Urla ilçesindedir. On altıncı asırda yapılmıştır. Kare plânlı câmilerdendir. Çeşitli zamanlarda tâmir görmüştür.
Sultan Şah Türbesi: Ödemiş ilçesinde, Ulu Câminin güneyindedir. Aydınoğlu Mehmed Beyin kızkardeşi Sultan Şah için 1310’da yaptırılmıştır. Altıgen şeklindedir.
Mehmed Bey Türbesi: Ödemiş Ulu Câmiinin bitişiğinde Aydınoğlu Mehmed bey ile üç oğlu için 1333’te yaptırılmıştır. İçi çinilerle kaplı kurşun bir kubbe ile örtülüdür.
Birgivî Türbesi: Ödemiş’in Birgi nâhiyesindedir. Büyük İslâm âlimi İmâm-ı Birgivî hazretlerinin kabr-i şerîfleri buradadır. Üstü açık etrafı demir parmaklıklarla çevrilidir.
İbn-i Melek Türbesi: Tire ilçesinde, İbn-i Melek Medresesi yanındadır. Aydınoğlu MehmedBeyin çocuklarının hocalığını yapan büyük âlim Abdüllatif ibni Melek hazretleri için yapılmıştır. Üstü açık türbedeİbn-i Melek ile oğlu MehmedEfendi ve âlim Nizâmeddîn Efendinin mezarları yan yanadır.
SüleymanŞah Türbesi: Tire ilçesinde, İbn-i Melek Medresesi bahçesindedir. Aydınoğlu Süleyman Şah için 1349’da yaptırılmıştır. İçinde Süleyman Şahın, hanımının, oğlunun ve Hızır Beyin kabirleri vardır.
Kızlarağası Hanı: Halilağa çarşısındadır. 1745’te Kızlarağası Hacı Beşir tarafından yaptırıldığı tahmin edilmektedir. Osmanlı mimârîsinin az görülen örneklerindendir. Yedi kapısı vardır. Yıkık olan han, restore edilmektedir.
Mirkelâmoğlu Hanı: Yorgancılar Çarşısındadır. On sekizinci asırda yaptırıldığı tahmin edilmektedir. Kitâbesi yoktur. Günümüzde depo olarak kullanılmaktadır.
Karaosmanoğlu Hanı: Fevzi Paşa Bulvarı kıyısındadır. Bulvar yapılırken hanın yarısı yıkılmış, böylece mimârî özelliğinin büyük ölçüde kaybolmasına sebeb olunmuştur.
İzmir Saat Kulesi: Konak alanındadır. 1901’de Sultan İkinci Abdülhamîd Hanın tahta çıkışının yirmi beşinci yılı dolayısıyla Sadrâzam Küçük Said Paşa yaptırmıştır. Saat, Alman İmparatoru İkinci Wilhelm tarafından hediye edilmiştir. Yüksekliği 25 metredir. 1974 depreminden zarar görmüşse de tâmir ettirilmiştir.
Atatürk Anıtı: Cumhûriyet Meydanındadır. 1933’te yapılmıştır. Atatürk’ün, “Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!” emrini canlandıran bir eserdir.
Eski devirlere âit eserler:
Agora: İzmir’in Namazgâh semtindedir. M.S. 2. asırda tâmirât görmüştür. Kuzeyinde iki katlı ve 160 m uzunluğunda duvarlar vardır.
Kızılçullu Su Kemerleri: Romalılar devrinde, Nif Dağındaki suları şehre getirmek için yapılmıştır.
Diana (Artemis) Hamamı: Tepecik semtinde, Halkapınar su tesisleri içindedir.
Kolopou-Değirmendere: İl merkezinin 40 km güneyinde kurulmuş İyon kentidir. Kent kalıntıları 1866’da bulunmuştur.
Klaros: İl merkezine 48 km uzaklıkta bir şehirdir. Kalıntıları 1907’de bulunmuştur.
Bayraklı Harâbeleri: İzmir Körfezi kenarındaki Bayraklı semtinin arkasındaki tepelerde M.Ö. 700 senelerine âit negaran tipi evler bulunmuştur.
Akropol: Turan tren istasyonu kuzeyinde tepe üzerinde M.Ö. 2. asra âit Akrapol kalıntıları vardır. Burada bulunan mezar M.Ö. 7. asırda yaşayan kral Tantanüs’e âittir.
Bergama Harâbeleri: M.Ö. 3. asırda kurulan bir şehirdir.
Asklepion: Eski Bergama’da sağlık yurdu olarak kullanılan ve çeşitli hastalıkların tedâvi edildiği bir yerdir. Meşhur hekim Calinus burada çalışmıştır. Şifâlı otlar, telkin, su ve güneş banyosu, uyku gibi tedâvi metodları tatbik edilirdi. Roma İmparatoru Marcus Caracallus burada tedavi görüp iyileşmiştir. Bu sağlık yurdunun 4500 kişilik tiyatrosu vardır.
Akropolis: Eski Bergama’nın ünlü saray kalıntıları tepe üzerindedir. Doldurulmuş dört teras üzerine yapılmıştır. Çevresini üç devrin duvarları kuşatır. Surların içinde dünyâca meşhur eserler vardır.
Aşağı Agora: M.Ö. 2. asrın başlarında yapılmıştır. büyük kısmı hâlen ayaktadır.
Efesos: Eski devirlerde Küçük Menderes Nehrinin denize döküldüğü körfez kıyısında kurulan bir şehirdir. Devrinin kültür merkezlerinden idi. Günümüzde Selçuk ilçesi yakınındadır. Efes Arkeoloji müzesindeki Romalılara âit Artemis, Apollon ve Venüs heykelleri ile Amazon lahdi meşhurdur.
Teos: Seferihisar’ın 27 km ötesinde Sığacık köyü yakınındadır. Eski bir târihî şehrin harâbeleridir.
Tabiî güzellikleri:
İzmir târihî eserleri bakımından olduğu gibi tabiî güzellikleri bakımından da zengindir. Bâzı mesîre yerleri şunlardır:
Karagöl: İl merkezine 22 km uzaklıkta Yamanlar Dağı üzerindedir. Kızılçam, karaçam ve söğüt ağaçlarıyla çevrili küçük bir krater gölüdür.
Efeoğlu: İzmir-Aydın karayolu üzerinde il merkezine 24 km uzaklıkta bir mesire yeridir.
Belkahve: İzmir-Sâlihli karayolu üzerinde il merkezine 10 km uzaklıkta orman içi dinlenme yeridir.
Mermeroluk: Ödemiş-Sâlihli karayolu üzerinde Bozdağ üzerinde Ege’nin en güzel dinlenme yeridir. En yüksek yeri 2157 metredir. Kestâne meşe ve çam ağaçları ile kaplıdır.
Gölcük: Ödemiş’e 28 km uzaklıkta çam ormanlarıyla süslü güzel bir piknik yeridir. Manzarası güzel bir yayla ortasında volkanik göldür. Doğurtan kaynak suyu çok lezzetlidir.
Kazak Yaylası: Bergama’ya 20 km uzaklıkta çok güzel dinlenme yeridir. Yayla, fıstık ağaçları ile kaplıdır.
İçme ve kaplıcaları:
İzmir-şifâlı su kaynakları bakımından zengin sayılabilecek bir ilimizdir. Çeşitli hastalıkların tedâvisinde yararlanılabilen çok sayıda kaplıca vardır. Bâzıları şunlardır:
Balçova İçmeleri: İzmir-Çeşme yolu üzerindedir. İl merkezine 6 km uzaklıktadır. Çevresi çam ormanları ile kaplıdır. Mâden suyu olarak kullanılır.
Dikili Kaplıcaları: Dikili-Bergama karayolu üzerindedir. Romatizma hastalıklarına iyi gelir.
Kaynak
Rehber Ansiklopedisi
İZMİR
İlin Kimliği
Yüzölçümü : 11.973 km2
Nüfûsu : 2.694.770
İlçeleri : Bornova, Buca, Karşıyaka, Konak, Aliağa, Bayındır, Bergama, Beydağ, Çeşme, Dikili, Foça, Karaburun, Kemalpaşa, Kınık, Kiraz, Menderes, Menemen, Ödemiş, Seferihisar, Selçuk, Tire, Torbalı, Urla.
Ege’nin incisi olan ilimiz. İzmir, Türkiye’nin nüfus, sanâyi, ticâret, turizm ve kültür yönlerinden üçüncü büyük şehridir.
Târihî ve tabiî güzellikleri ile de Türkiye’nin en güzel ve o derece bereketli bir ilidir. 37° 45’ ve 39° 15’ kuzey enlemleri ile 26° 15’ ve 28° 20’ doğu boylamları arasında yer alır. Balıkesir, Manisa, Aydın ve Ege Denizi ile çevrilidir. İzmir, renkli bir tabiata, zengin bir târihî mîrâsa ve bol ürün veren topraklara sâhip bir ildir. Trafik numarası 35’tir.
İsminin Menşei
“Lelegler” tarafından bu şehre “Mirina” ismi verilmiştir. İyonlular bu bölgeye gelince şehre “Smirina” daha sonra da “Smirna” demiştir. Türkler şehri fethedince ismini “İzmir” olarak telaffuz etmişler ve öylece kalmıştır.
Târihi
İzmir’in târihi, yapılan kazılardan anlaşıldığına göre M.Ö. 3000 senesine dayanır. M.Ö. 1100 senelerinde Hitit İmparatorluğunun hâkimiyeti altındaydı. İç savaşlarla Hitit İmparatorluğu yıkılınca bu bölgeye İyonyalılar yerleşti. M.Ö. 7. asırda Lidyalılar ve M.Ö. 549-334 arasında Perslerin işgâlinde kalmıştır. M.Ö. 4. asırda Makedonya Kralı İskender, Persleri yenerek bu bölgeyi, Anadolu ve İran’ı işgal etti. Asya içlerine doğru ilerledi. İskender’in ölümü üzerine İzmir ve çevresi Bergama Krallığının hâkimiyeti altına girdi. M.Ö. 130 yılında Bergama Krallığı ile birlikte Roma İmparatorluğuna ilhak edildi. M.S. 395’te Roma İmparatorluğu ikiye bölününce Anadolu gibi İzmir ve çevresi de Doğu Roma (Bizans) nın payına düştü.
1071 Malazgirt Zaferinden sonra Batı Anadolu’ya doğru ilerleyen Selçuklu Türkleri, Ege kıyılarına vardılar. 1076’da Anadolu Fâtihi ve Türk Devletinin kurucusu Kutalmışoğlu Birinci Süleymân Şah tarafından İzmir fethedildi. 1086’da Türk komutanı Çaka Bey İzmir’i hâkimiyeti altına aldı. Çaka Bey donanma kurarak Bizans’ı tehdit etti. Çaka Beyin öldürülmesinden sonra 1097’de Bizans generali Prens İoannis Dukas, yirmi bir senedir Türk beldesi olan İzmir’i geri aldı ve 10.000 kişiyi katletti. On üçüncü asırda Cenevizliler, Bizanslılardan geniş imtiyazlar alarak İzmir’e yerleştiler. 233 sene sonra Aydınoğlu Umur Bey 1320 senesinde İzmir’i fethetti. 28 Ekim 1344’teRodos Saint-Jean şövalyeleri, bütün Avrupa devletlerinin yardımıyla desteklenen Haçlı ordusu tarafından İzmir’in iki kalesinden “Aşağı Kale”yi ele geçirdiler ve Aydınoğulları donanmasını yaktılar. Haçlılar bu kalede elli dokuz sene kaldılar. Bu kaleye “Gavur İzmir” yukardaki kaleye “Müslüman İzmir” dendi.
Sultan Yıldırım Bâyezît devrinde Müslüman İzmir, bütün Aydın Beyliği ile birlikte Osmanlı Devletine katıldı. Timur Han 1403’te “Gavur İzmir” ismi ile anılan “Aşağı Kale”yi aldı. Aydınoğullarına verdi. 1405’te Aydınoğulları Osmanlılara tâbi oldu. 1413’te Çelebi Sultan Mehmed Han İzmir’e geldi. 1425’te Aydınoğullarını Osmanlı Devleti’ne ilhak etti. Osmanlı idâresinde İzmir, Cezâir-i Bahr-i Sefid (Akdeniz Adaları) yâni Kaptan Paşa Eyâletine, bâzan merkezi Kütahya’da bulunan Anadolu Beylerbeyliğine (Eyâletine) bağlı bir sancak olmuştur.
Tanzimâttan sonra merkezi İzmir olmak üzere Aydın vilâyeti kuruldu. İzmir, Aydın Manisa ve pekçok küçük şehir (Birinci Dünyâ Harbi öncesi) bu vilâyete dâhildi. İzmir Limanı Anadolu’nun en önemli ihrâcât limanı olmuştur. On dokuz ve yirminci asırda İzmir Limanına gelen gemilerin senelik tonajı üç milyon tonu aşıyordu. Sultan İkinci Abdülhamîd Han, İzmir’i demiryolu ile Aydın’a bağlamış, sonra bu hat Eğirdir’e kadar götürülmüştür. Daha sonra da İzmir demiryolu ile Manisa ve Turgutlu’ya bağlanmıştır. Eski Yunanlılarla hiçbir ilgisi olmayan Rumlara kurdurulan Yunanistan, Birinci Dünyâ Harbinden sonra Avrupa devletlerinin teşviki ile 15 Mayıs 1919’da İzmir’i işgal etti. Anadolu’nun Türk ve Müslüman halkı İstiklâl Savaşını başlattı ve 30 Ağustos 1922’de Başkomutanlık Zaferi ile yenilen Yunan ordusu kaçmaya başladı. Kahraman Türk ordusu 9 Eylül 1922’de İzmir’e girdi. Böylece 3 yıl 3 ay 25 gün devâm eden Yunan işgâli sona erdi.Yunanlılar kaçarken İzmir’i baştan başa yakarak gittiler. Cumhûriyet devrinde İzmir her bakımdan gelişti.
Fizikî Yapı
İzmir il topraklarının % 60’ı dağlık, % 18’i plato ve % 22’si ovalardan ibârettir. Dağlar kıyılara paralel olmayıp dik olarak uzanırlar. Bu paralel dağ uzantıları arasındaki çöküntü ovalar çok verimlidir.
Dağlar: İlde birçok dağ vardır. Başlıcaları Madra Dağlarının en yüksek yeri Maya Tepesi (1344 m), Yund Dağı(1075 m), Yamanlar ve Karadağ kütlesi ile en yüksek yeri 1513 m’dir. Bozdağlar silsilesinin en yüksek yeri Bozdağ Tepesi(2159 m)dir. En önemli yaylalar Kozak Yaylası, Bozdağlar ve Karaburun yaylalarıdır.
Ovalar: Bütün ovalar verimlidir. Küçük Menderes Ovası ve vâdisi en bereketli olanıdır. Bakırçay akarsuyu kendi ismini taşıyan ova ve vâdiyi meydana getirir. 50 km uzunlukta ve 2-12 km genişliktedir. Gediz Irmağının etrâfındaki Gediz Ovası önemli bir ovadır. Menemen’de daha genişler ve Menemen Ovası ismini alır. Küçük Menderes Irmağının Bozdağlar ile Aydın Dağları arasında meydana getirdiği ova ve vâdi 80 km uzunlukta ve 20 km genişliktedir. İzmir oluk şekilli çukur ovalarla kaplıdır.
Akarsular: Küçük Menderes Irmağı Bozdağlardan çıkıp batıya akar. Küçük Menderes Ovasını sular ve Selçuk batısında denize dökülür. Uzunluğu 124 km’dir. Eski çağlarda Efes şehri deniz kenarındaydı. Bu ırmağın getirdiği alüvyonlar sebebiyle 10 km içerde kalmıştır.
Gediz Irmağı: Murat Dağından çıkar ve Dumanlı Dağı ile Yamanlar Dağı arasından geçip Menemen Ovasını sulayıp Foça’nın güneyinden denize dökülür. Eskiden Gediz, İzmir Körfezinin çok sığ bir yerine dökülüyordu. Körfez yavaş yavaş dolmaya başlayınca 1886’da bir kanal açılarak, Foça’nın güneyinde İzmir Körfezine dökülmeye başladı. Demirköprü Barajı ile kaymalar önlenmiştir.
Bakırçay: İlin kuzeyindedir. Bergama’yı geçip Çandarlı Körfezinin kuzeyinde derin bir delta yaparak denize dökülür.
Göller: İzmir ilinde büyük göller yoktur. Bozdağların zirvesinde çöküntü çukurunda “Gölcük” güzel bir göldür. Yamanlar Dağının “Karagöl” Gölcüğü. Torbalı-Selçuk arasında “Belevi” Gölcüğü, Küçük Menderes Deltasında “Çakalboğaz” göl ve gölcükleri vardır.
İklimi ve Bitki Örtüsü
İzmir ilinde Akdeniz iklimi hüküm sürer. Yazları kurak ve sıcak kışları ılık ve yağışlı geçer. Temmuz-ağustos ayları en sıcak ve ocak-şubat en soğuk aylardır. Sıfırın altında gün sayısı 10 günü geçmez. Senenin 100 gününe yakını ise +30 derecenin üstüne çıkar. Kar yağışı yok denecek kadar azdır. Senelik yağış miktarı 700-1200 mm arasında bölgelere göre değişik olur. Sıcak yaz aylarında “imbat” ismi verilen rüzgâr serinlik getirir. Kara ve denizin gece-gündüz arasındaki ısınma ve soğuma farkından meydana gelen bu rüzgâr sâdece bu ile âittir. Kavurucu yaz günlerinde İzmir’e tatlı bir serinlik getirir. Kemâlpaşa ilçesi en çok yağış alan bölgedir. Sıcaklık +42,7°C ile -8,4°C arasında değişir.
İzmir ili yaz ve kış yemyeşildir. İzmir şehrinin yeşil sahası çok azdır. Fakat civârındaki bitki örtüsü boldur. İlin topraklarının % 50’ye yakını orman ve fundalıklarla kaplıdır. % 33’ü ekili ve dikili saha, % 15’e yakını çayır ve mer’adır. Tarıma elverişli olmayan kısmı yüzde ikidir. Bitki örtüsünde kızılçam, fıstık çamı, karaçam, selvi, maki ve zeytin ağaçlarına bol rastlanır. Bağ ve meyve bahçeleri oldukça geniş yer kaplar. Kozak Dağı, Türkiye’nin en büyük çam fıstığı istihsal yerlerinden biridir.
Ekonomi
İzmir ilinin ekonomisi çok yönlüdür. Sanâyi, tarım, ticâret ve turizme dayanır. Tarım bakımından verimli olan İzmir’de faal nüfûsun yarısı tarımla uğraşır. Gayri sâfî hâsılanın (brüt kazancın) % 15’i tarımdan, % 15’i ticâretten ve % 35’i sanâyi sektöründen sağlanır. İmalât sanâyiinde İstanbul ve Kocaeli’nden sonra üçüncü sırada İzmir yer alır.
Türkiye’nin en büyük ihrâcât limanı İzmir’dir. Tabiî güzellikleri ve târihî zenginlikleri, kara, demiryolu, hava ve deniz ulaşımı ve yeterli konaklama tesisleri ve alt yapıları ile turizm sektörü her geçen gün gelişmektedir.
Tarım: Türkiye’nin tarım bakımından en verimli toprakları Ege bölgesindedir. Ege bölgesi ve İzmir ili Türkiye’nin en önemli tarım merkezlerinden biridir. Ekilebilen arazi sulamaya müsaittir. İzmir ilinin en mühim hususiyeti çok çeşitli ürün yetişmesi ve sanâyi ürünleri ile meyvenin tahıldan fazla olmasıdır. Buğday, arpa, mısır, pirinç, pamuk (lif ve tohum cinsleri), tütün, kenevir, susam, anason, baklagiller bol miktarda yetişir. Sebzecilik çok gelişmiştir.
Senede iki üç defa ürün alınır. Turfanda sebze yetiştirilir. Türkiye’de kereviz üretiminin % 30’u ve pırasa, biber, fasulye, bezelye, bakla, barbunya, enginar, marul, ıspanak ve lahana bakımından Türkiye üretiminin % 15’i İzmir ilinde üretilir. İzmir meyve üretiminde de çok zengindir. Türkiye zeytin üretiminin % 16’sını, incir üretiminin % 18’ini, şeftali üretiminin % 10’unu, kestane üretiminin % 21’ini, mandalina üretiminin % 23’ünü İzmir yetiştirir. Bunların dışında elma, ayva, erik, kiraz, vişne, ceviz, nar, kayısı ve diğer meyveler çok miktarda yetişir. Sulama, gübreleme, modern tarım araçları ve ilâçlama bakımından İzmir ön sıralarda yer alır. İzmir’in çekirdeksiz sultanî üzümü, balığı (çupurası) ve “damla sakızı” meşhurdur.
Hayvancılık: Hayvancılık İzmir ilinde önemli bir yer tutar. At ve keçi sayısı azalırken koyun ve sığır sayısı artmaktadır. İzmir’in Çeşme, Dikili, Foça ve Karaburun ilçelerinde balıkçılık yapılır. Avlanan balık az, fakat çeşitli ve lezzetlidir. Balık cinsleri kefal, lüfer, yılanbalığı, dil balığı, sardalya, çupura, barbunya, trança, levrek, mercan ve sinarittir. Ayrıca karides, midye, kerevit ve sünger avcılığı da yapılır.
Ormancılık: İzmir il topraklarının % 50’ye yakını orman ve fundalıklarla kaplıdır. 500 bin hektarlık orman sahası % 40’ın üstündedir. Ormanlardan 300 bin m3 sanâyi odunu, 75 bin ster yakacak odunu ve 1200 tona yakın reçine elde edilir.
Mâdenler: İzmir il toprakları mâden bakımından zengindir. Fakat ancak bir kısmı işlenir. Tuz, Tekel tarafından, civa ve perlit ocakları Etibank tarafından işletilir. Çıkarılan antimuanın mühim kısmı ihrâç edilir. Zengin mermer ve linyit yataklarının bir kısmı işletilir. Ayrıca kurşun, çinko, kolemanit, boraks ve krom mâden yatakları vardır.
Sanâyi: İzmir sanâyi bakımından en ileri üç ilden biridir. İstanbul ve Kocaeli’den sonra gelir. Faal nüfûsun % 15’i sanâyide çalışır. Gayri sâfî gelirin ise % 35’i sanâyi sektöründen sağlanır. 10 kişiden fazla işçi çalıştıran iş yeri sayısı 2500 civârındadır. 10 kişiden az işçi çalışan işyeri 10 bini aşkındır. Sanâyi bilhassa metal eşya, makina ve taşıt araçları, gıda, tütün, dokuma, giyim eşyası, kürk, kimyâ, metal eşya, ağaç ürünleri, mobilya, kâğıt, basın, taş ve toprağa dayalı sanâyi dalları fazla işçi çalıştırırlar. Türkiye’nin ayakkabı ihtiyacının % 30’u İzmir’de üretilir. Türkiye’nin en büyük 100 şirketinden 7’si ve en büyük 500 şirketinden 45’i İzmir’dedir. Başlıca sanâyi kuruluşları Turyağ, Metaş (metal eşya), BMC (kamyon), İzmir Pamuk Mensucat, Ege Gübre, DYO ve Sadolin (boya), Tariş Pamuk Birliğidir.
Ulaşım: İzmir kara, deniz, demiryolu ve hava ulaşımında Ege bölgesinin merkezidir. İzmir ili içinde demiryolu uzunluğu 243 km’dir. İzmir-Balıkesir-Bandırma ve İzmir-Afyon hatlarıyla İstanbul veAnkara’ya; İzmir-Manisa-Balıkesir-Kütahya hattı ile Kütahya’ya; İzmir, Ödemiş ve Torbalı üzerinden Eğridir’e bağlanır. Afyon-Manisa-İzmir yolu Basmahane istasyonunda; Afyon-Aydın-İzmir yolu ise Alsancak istasyonunda son bulur. Demiryolu bakımından yurdun her köşesine ulaşılır. Ayrıca Basmane-Bornova, Şirinyer-Buca, Gaziemir-Seydiköy banliyö hatları vardır. İzmir deniz ulaşımı bakımından da Ege bölgesinin merkezidir. İzmir limanı giren ve çıkan gemi bakımından İstanbul ve Mersin’den sonra üçüncü sıradadır. Fakat en çok ihrâcât İzmir limanından yapılmaktadır. Senelik yükleme ve boşaltma kapasitesi dört milyon tona yakındır. Deniz yolu ile gelen yolcu sayısı fazladır. İzmir Körfezinde senede 15 milyon kişi taşınmaktadır. Aliağa Nemrut Körfezinde senede 1,5 milyon tonluk yükleme ve boşaltma yapılacak yeni bir liman yapılmıştır. İhracâtımızın % 20-30’u İzmir’den yapılmaktadır. Çanakkale’den Ege sâhillerini tâkip ederek İzmir-Aydın Denizli-Isparta Antalya ve Akdeniz sâhillerini tâkip eden karayolunun düğüm noktası İzmir’dir. İzmir-Ankara, İzmir-Balıkesir-Bandırma, İzmir-Muğla-Fethiye ve İzmir-Manisa-Balıkesir-Bursa-İzmit-İstanbul karayolları ile, İzmir, Türkiye’nin her bölgesi ile bağlanmıştır. İzmir, ilçelerine de düzenli ve kaliteli yollarla bağlıdır. İzmir’de üç hava meydanı vardır. Gaziemir askerî uçaklar içindir. Çiğli ise hem askerî, hem de sivil uçakların inişine müsâittir. Adnan Menderes sâdece sivil uçakların inişi içindir. Her sene İzmir’e yurt içinden 150 bin, yurt dışından 80 bin kişi uçakla gelmektedir.
Nüfus ve Sosyal Hayat
İzmir ilinin 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 2.694.770 olup, 2.134.816’sı şehirlerde, 559.954’ü köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 11.973 km2 olup, nüfus yoğunluğu 226’dır.
Örf ve âdetler: İzmir dünyânın en eski kültür merkezlerinden biridir. Homeros’un İliada ve Odysseia destanlarına konu olan hâdiseler bu bölgede geçer. Heraklit, Ksenfan, Demokrit bu bölgede yaşamıştır. On birinci asırdan îtibâren Türklerin olan bu bölgede Türk-İslam kültürü hakim olmuştur. Diğer kültürler unutulmuştur. On birinci asır öncesi târihi eserler batının teşvik ve yardımı ile toprak altından çıkarılmış, fakat 11. asır sonrası eserler ihmâl edilmiştir. On birinci asırdan sonra İzmir daha önceki asırlarla mukâyese edilemeyecek kadar büyük bir kültür merkezi olmuştur. Osmanlı devrinden sonra Cumhûriyet devrinde de bu husûsiyetini devam ettirmiştir. İzmir bugün de Türkiye’nin bir kültür merkezidir.
Kıyâfet: İzmir ilinde eski mahallî kıyâfetler sadece düğün, tören ve folklor gösterilerinde giyilmektedir. Mahallî kıyâfette, erkeklerde efe kıyâfeti ile kadınlarda boy entari, başlarında “hotoz” başlık bulunur. Zeybek ve efeler, Selçuk Türklerinin öncü akıncılarına verilen isimdir. Baştakilerine “Efe” çıraklarına “kızan” denir. Bu isimler Türk akıncı rûhunun yiğitliğine misâldir. Bu bölge folklorunda zeybek oyunlarının yeri büyüktür. Başlıca zeybek oyunları, Harmandalı, Güvende, Bergama zeybeği, Bergama bengisi, Somalı ve Samak’tır. İzmir ili halk şâirleri türküleri ve tasavvufî halk edebiyâtı bakımından zengindir. İzmir ili el sanatları bakımından da oldukça zengindir. Bölgedeki Türkmenlerin dokudukları halı, kilim, heybe ve sicimleri çok meşhurdur. Tire urganları ile İzmir ilinin keçeciklik, iğne oyacılığı ve boncuk işlemeleri el sanatları arasında yeralır.
Eğitim: Türkiye’nin başlıca kültür merkezlerinden olan İzmir’de okur-yazar oranı % 90 civârındadır. İlde 103 anaokulu, 1037 ilkokul,114 ortaokul, 27 meslekî ve teknik ortaokul, 58 lise, 59 mesleki ve teknik lise ve 2 üniversite (Ege ve Dokuz Eylül) vardır. İl dâhilinde 25 kütüphâne, 5 stadyum, 35 spor salonu ve iki büyük yüzme salonu vardır.
İlçeleri
İzmir ili 27 ilçeden ibârettir. Bunlardan sekizi il merkezini meydana getirir.
Balçova: 1990 sayımına göre nüfûsu 55.908’dir. İlçeye bağlı köy yoktur. Yüzölçümü 17 km2 olup nüfus yoğunluğu 3229’dur. Konak ilçesine bağlıyken 3.6.1992 târihli 3806 sayılı kânunla ilçe olmuştur. Balçova TermalTesisleri, Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp fakültesi ve Türkiye’nin ikinci büyük teleferiği bu ilçenin sınırları içindedir.Konak, Narlıbahçe, Gaziemir ilçeleri ve İzmir Körfezi ile çevrilidir.
Bornova: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 278.300 olup, 272.860’ı ilçe merkezinde, 5440’ı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 17 köyü vardır. Yüzölçümü 203 km2, nüfus yoğunluğu ise 1371’dir. Kuzeyinde Manisa, doğusunda Kemâlpaşa, güneyinde Konak, batısında Karşıyaka ilçeleri yeralır. Birçok sanâyi kuruluşunun yer aldığı ilçe hızla büyüyerek bugün il merkezi ile birleşti. Ege Üniversitesi bu ilçededir. Belediyesi 1879’da kurulmuştur. 1984’te yapılan bir düzenlemeyle İzmir Büyükşehir Belediyesine bağlı bir ilçe belediyesi hâline getirildi.
Buca: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 203.383 olup, 199.130’u ilçe merkezinde, 4253’ü köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 565 km2 olup nüfus yoğunluğu 360’tır. İl merkezini meydana getiren ilçelerden biridir. Dokuz Eylül Üniversitesi bu ilçededir. Belediyesi 1984’te yapılan bir düzenlemeyle İzmir Büyükşehir Belediyesine bağlı bir ilçe belediyesi hâline getirildi. 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu.
Çiğli: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 78.462 olup, 73.364’ü ilçe merkezinde, 5098’i köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 120 km2 olup, nüfus yoğunluğu 654’tür. Karşıyaka ilçesine bağlıyken 3.6.1992 târihli 3806 sayılı kânunla ilçe oldu. Atatürk Organize Sanâyii Bölgesi, İzmir Kuşcenneti ve Çamaltı Tuzlası bu ilçe sınırları içindedir.Kuzeyinde Menemen, batısında İzmir Körfezi, güneyinde Karşıyaka yer alır.
Gaziemir: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 44.089 olup, 39.905’i ilçe merkezinde, 4184’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 1 köyü vardır. Yüzölçümü 51 km2 olup, nüfus yoğunluğu 864’tür. Konak ilçesine bağlıyken 3.6.1992 târihli 3806 sayılı kânunla ilçe oldu. Adnan Menderes Havaalanı, Ege Serbest Bölgesi bu ilçe sınırları içindedir. Doğusunda Balçova ilçesi, batısında Buca, kuzeyinde Konak ve güneyinde Menderes ilçeleri yer alır.
Karşıyaka: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 345.734 olup, 345.360’ı ilçe merkezinde, 374’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 2 köyü vardır. Yüzölçümü 109 km2 olup nüfus yoğunluğu 3172’dir. Doğusunda Bornova, güneydoğusunda Konak, batı ve güneyinde İzmir körfezi, kuzeyinde Çiğli, kuzeydoğusunda Manisa ili yer alır. Büyük bir hızla büyüyen Karşıyaka, il merkezi ile birleşti. Birçok sanâyi tesisi olan ilçenin köylerinde tarım yapılır. Başlıca tarım ürünleri mandalina olup, ayrıca az miktarda pamuk, zeytin, patates, buğday, üzüm ve arpa yetiştirilir. Osmanlı Devleti zamanında kurulan belediyesi, 1984’te yapılan düzenlemeyle İzmir Büyük Şehir Belediyesine bağlı bir ilçe belediyesi durumuna getirildi.
Konak: 1990 sayımına göre nüfûsu 724.642’dir. Yüzölçümü 675 km2 olup nüfus yoğunluğu 1074’tür. Kuzeyinde Bornova, kuzeybatısında Karşıyaka, batısında İzmir Körfezi, doğusunda Buca yer alır. 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu. Milletlerarası İzmir Fuarı bu ilçededir. 1871’de kurulan belediyesi 1984’te yapılan bir düzenleme ile İzmir Büyükşehir Belediyesine bağlı bir ilçe belediyesi hâline getirildi. Uluslararası İzmir Fuarı ve İzmir Kalesi, Dokuz Eylül Üniversite Rektörlüğü, Atatürk Kültür Merkezi ilçe sınırları içinde yer alır. Büyük bir limanı vardır.
Narlıbahçe: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 49.958 olup, 46.245’i ilçe merkezinde, 3713’ü köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 175 km2 olup, nüfus yoğunluğu 238’dir. 3.6.1992 târihli 3806 sayılı kânunla ilçe oldu. İlçede meyve ve çiçek seracılığı çok gelişmiştir. Balıkçılık, ticâret önemli gelir kaynaklarını meydana getirir. Doğusunda Balçova, batısında Urla, güneyinde Seferihisar ve Gaziemir, kuzeyinde de İzmir Körfezi yer alır.
Aliağa: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 42.150 olup, 25.450’si ilçe merkezinde, 16.700’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 8 köyü vardır. Yüzölçümü 350 km2 olup, nüfus yoğunluğu 120’dir. İlçe toprakları genelde düzdür. Doğu ve güneyinde Yund Dağları yer alır.
Ekonomisi sanâyi ve turizme dayalıdır. Petrokimya tesisleri, petrol rafinerisi, Viking Kağıt Fabrikası, Aygaz, İpragaz, Pe-Gagaz dolum tesisleri, Çelik fabrikası, gemi sökme tezgahları başlıca sanâyi kuruluşlarıdır. Aynı zamanda bir sayfiye yeridir.
İlçe merkezi deniz kıyısında kurulmuştur. Çanakkale-İzmir kara yolu ilçeden geçer. İl merkezine 61 km uzaklıktadır. Belediyesi 1952’de kurulmuştur.
Bayındır: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 47.126 olup, 13.862’si ilçe merkezinde, 33.264’ü köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 588 km2 olup, nüfus yoğunluğu 80’dir. Merkez bucağına bağlı 30, Çırpı bucağına bağlı 10 köyü vardır. İlçe toprakları genelde dağlıktır. Güneyinde ovalık bir alan yer alır. Topraklarını Küçük Menderes Irmağı sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, pamuk, tütün, incir, zeytindir. Sebze ve meyvecilik yaygın olarak yapılır. Bozdağlar, kızılçam ve karaçam ormanları ile kaplı olduğundan, ormancılık ilçe ekonomisinde önemli yer tutar. İlçe topraklarında çinko yatakları özel bir şirket tarafından işletilmektedir. Arıcılık gelişmiştir.
İlçe merkezi, Çamlıbaba Dağının güney eteklerinde kurulmuştur. İzmir-Ödemiş karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 97 km mesâfededir. İsmini, Oğuzların Üçoklar koluna bağlı Bayındır boyundan alır. Belediyesi 1872’de kurulmuştur.
Bergama: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 101.421 olup, 42.554’ü ilçe merkezinde, 58.867’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 43, Göçbeyli bucağına bağlı 15, Kazak bucağına bağlı 15, Turanlı bucağına bağlı 18, Vont bucağına bağlı 11 ve Zeytindağı bucağına bağlı 14 köyü vardır. Yüzölçümü 1688 km2 olup, nüfus yoğunluğu 60’tır. İlçe toprakları etrafı dağlarla çevrili bir çöküntü alanından meydana gelir. Kuzeyinde Madra Dağı güneyinde Yund Dağı yer alır. İlçe topraklarını Bakırçay sular. Madran Dağı orman yönünden zengindir.
Ekonomisi tarıma ve turizme dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri pamuk, tütün, susam, zeytin ve üzümdür. Dağlık kesimlerde küçükbaş hayvan besiciliği yapılır. Arıcılık giderek yaygınlaşmaktadır. Köylerde halı ve kilim dokumacılığı yapılır. Târihî eserleri, plajları ve içmeleri ile turizm bakımından önemli bir merkezdir. Pamuklu dokuma fabrikası başlıca sanâyi kuruluşudur.
İlçe merkezi Madra eteklerinde, Bakırçay’ın kenarında kurulmuştur. İzmir-Çanakkale karayolu doğu kıyısından geçer. İlçe, 130 senelik Bergama krallığına başşehirlik yapmış, o devirde dünyânın sayılı kültür merkeziydi. M.Ö. 2. asırda Bergama’da 200.000 ciltlik kütüphâne bulunuyordu. İl merkezine 105 km mesâfededir. Belediyesi 1896’da kurulmuştur.
Beydağ: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 14.632 olup, 5831’i ilçe merkezinde, 8801’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 19 köyü vardır. İlçe toprakları Küçük Menderes Vâdisi ve güneyinde yer alan Aydın Dağlarından meydana gelir.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri patates, üzüm, incir, pamuk, tütün ve zeytindir. Etibank’a bağlı cıva işletmesi vardır. İlçe merkezi Aydın Dağları eteklerinde kurulmuştur. Ödemiş’e bağlı bucakken 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu.
Çeşme: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 29.463 olup, 20.622’si ilçe merkezinde, 8841’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı, 3, Alçatı bucağına bağlı 4 köyü vardır. Yüzölçümü 260 km2 olup, nüfus yoğunluğu, 113’tür. İlçe toprakları genelde düz olup, Karaburun Yarımadasının güneybatı ucunda yer alır. Kıyıları girintili çıkıntılıdır.
Ekonomisi turizm ve tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri, zeytin, üzüm, tütün ve anasondur. Denizi çok berraktır. Kıyıları turistik tesislerle doludur. Yaz aylarında nüfûsu 6-7 katına çıkar. İlin en önemli turizm merkezidir.
İlçe merkezi, Karaburun Yarımadasında deniz kıyısında kurulmuştur.İl merkezine 84 km mesâfededir. İlçenin en önemli özelliği evleridir. Ege kıyılarına has sivil mîmârinin orijinal örnekleridir. Genellikle kâgir olan evler sgrofitto denilen özel bir teknikle sıvanmıştır. İlçe belediyesi 1882’de kurulmuştur.
Dikili: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 23.219 olup 10.023’ü ilçe merkezinde, 13.196’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 21, Çandarlı bucağına bağlı 4 köyü vardır. Yüzölçümü 541 km2 olup, nüfus yoğuluğu 43’tür. İlçe toprakları orta yükseklikte düzlüklerden meydana gelmiştir. Kuzeyinde Madra Dağı yer alır. Başlıca akarsuyu Bakırçay’dır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri zeytin, tütün, buğday, bakla, pamuk ve patatestir. Turfanda sebzeciliği yaygın olarak yapılır.
Balıkçılık ve turizm kıyı kesimlerinde başlıca gelir kaynağıdır. İlçe topraklarında perlit yatakları vardır.
İlçe merkezi deniz kıyısında kurulmuştur. Çanakkale-İzmir karayolu ilçeden geçer. İlçe aynı zamanda canlı bir gümrük kapısıdır. İzmir’e gelen turistlerin büyük kısmı Dikili’den giriş yapar. Güzel sayfiye yeridir. İl merkezine 118 km mesâfededir. Belediyesi 1923’te kurulmuştur.
Foça: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 25.222 olup, 12.057’si ilçe merkezinde, 13.165’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 5, Yenifoça bucağına bağlı 3 köyü vardır. Yüzölçümü 247 km2 olup, nüfus yoğunluğu 102’dir. İzmir körfezinin kuzeyinde yer alan ilçe toprakları hafif engebeli düzlüklerden meydana gelir.
Ekonomisi, tarım, turizm ve balıkçılığa dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri zeytin, pamuk, tütün ve üzümdür. Bâzı köylerinde modern tavukçuluk tesisleri vardır. Kıyıları yazlık ev, tatil sitesi, pansiyon, otel, motel ve turistik tesislerle doludur. Ayrıca Fransızlara ait bir tatil köyü vardır. Balıkçılık daha çok kış aylarında önem kazanır. Gübre fabrikası başlıca sanâyi kuruluşudur.
İlçe merkezi deniz kıyısında volkanik tepeler arasında kurulmuştur. Tabiî güzellikleri yanında tarihî eserler yönünden de zengindir. Eski devirlerde korsan yuvası olarak tanınırdı. İl merkezinden 69 km mesâfededir. Belediyesi 1874’te kurulmuştur.
Karaburun: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 9020 olup, 3405’i ilçe merkezinde, 5615’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 6, Küçükbahçe bucağına bağlı 3, Mordoğan bucağına bağlı 4 köyü vardır. Yüzölçümü 413 km2 olup, nüfus yoğunluğu 22’dir. Karaburun Yarımadasının kuzeyinde engebeli bir arâzide yer alır. Orta kesiminde Akdağ yer alır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünü turfanda enginardır. Ayrıca üzüm, tütün, zeytin mandalina ve tahıl yetiştirilir. Balıkçılık başlıca geçim kaynağıdır. İlçe topraklarında cıva yatakları vardır.
İlçe merkezi Akdağ’ın kuzey yamaçlarında kurulmuştur. İlin en az nüfuslu ilçesidir. Küçük bir balıkçı kasabası görünümündedir. İl merkezine 109 km mesâfededir. Kıyıları tabiî plajlarla kaplıdır. Belediyesi 1990’da kurulmuştur.
Kemalpaşa: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 56.075 olup, 16.354’ü ilçe merkezinde, 39.721’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 33 köyü vardır. Yüzölçümü 658 km2 olup, nüfus yoğunluğu 85’tir. İlçe topraklarının kuzey ve güneyi dağlık olup, orta kısmı düz arâziden meydana gelir. Kuzeyinde Manisa(Spil) Dağı, güneyinde Mahmut Dağı, güneybatısında Nif (Kemalpaşa) Dağı yer alır. Dağlardan kaynaklanan suları Nif Çayı toplar.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri üzüm, buğday, arpa, zeytin, sebze, tütün, kiraz olup, az miktarda mandalina yetiştirilir. Hayvancılık gelişmiştir. İlçe merkezi Nif Dağı eteklerinde Nif Çayı kenarında kurulmuştur. İl merkezine 20 km mesâfededir. Çok eski bir yerleşim merkezidir.
Kınık: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 37.617 olup, 17.167’si ilçe merkezinde, 20.450’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 29 köyü vardır. Yüzölçümü 436 km2 olup, nüfus yoğunluğu 86’dır. İlçe topraklarının doğusunda Soma Dağı, güneyinde Yund Dağı, kuzeyinde ise Kınık Ovası yer alır. Ova,Bakırçay’ın taşıdığı alüvyonlu topraklardan meydana gelmiştir.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri, tütün, pamuk, zeytin, mısır ve arpa olup, ayrıca az miktarda soğan, baklagiller ve üzüm yetiştirilir. Sebzecilik ilçe ekonomisinde önemli yere sâhiptir. Hayvancılık gelişmiştir.
İlçe merkezi, Yund Dağının kuzey eteklerinde denizden 90 m yükseklikte kurulmuştur. Bergama-Soma karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 114 km mesâfededir.
Kiraz: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 41.247 olup, 7850’si ilçe merkezinde, 33.397’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 29 köyü vardır. Yüzölçümü 533 km2 olup, nüfus yoğunluğu 78’dir. İlçe topraklarının kuzeyinde Bozdağlar, güneyinde Aydın Dağları, orta kesiminde Küçük Menderes Ovasının bir bölümü yer alır. Dağlardan kaynaklanan suları Küçük Menderes Çayı toplar.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri patates, tütün, arpa, buğday, pamuk, soğan, mısır, incir, üzüm ve zeytindir. Dağlık kesimlerde hayvancılık gelişmiştir. İlçe merkezi Bozdağların eteklerinde kurulmuştur. İl merkezine 141 km mesâfede olup en uzak ilçedir. Eski ismi Keles’tir. Belediyesi 1948’de kurulmuştur.
Menderes: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 53.379 olup, 6.799’u ilçe merkezinde, 46.580’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 17, Değirmendere bucağına bağlı 10 köyü vardır. İlçe toprakları dalgalı düzlüklerden meydana gelir.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri pamuk, buğday, zeytin, tütün ve üzümdür. Eski ismi Cumaovası’dır. İl merkezine çok yakındır. Merkez ilçeye bağlı bucak iken 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu.
Menemen: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 76.043 olup, 29.006’sı ilçe merkezinde, 47.037’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 25, Emiralem bucağına bağlı 13 köyü vardır. Yüzölçümü 664 km2 olup, nüfus yoğunluğu 115’tir. İlçe toprakları genelde düzdür. Kuzeybatısında Foça Tepeleri, kuzeyinde Dumanlıdağ, güneydoğusunda Yamanlar Dağı yer alır. İlçe topraklarını Gediz Çayı sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri, üzüm, pamuk, buğday, zeytin, mandalina, mısır, arpa, tütün olup ayrıca az miktarda soğan, patates de yetiştirilir. Hayvancılık önemli gelir kaynakları arasında yer alır. Arıcılık gelişmiştir. Mandra, tabakhane ve testi, saka, çömlek atölyesi küçük sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi, Çanakkale-İzmir karayolu üzerinde yer alır. İl merkezine 28 km mesafededir. Karşıyaka ilçesi ile hemen hemen birleşmek üzeredir. Balıkesir, İzmir demiryolu ilçeden geçer.
Ödemiş: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 124.968 olup, 51.620’si ilçe merkezinde, 73.348’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 38, Bademli bucağına bağlı 5, Birgi bucağına bağlı 10, Kaymaklı bucağına bağlı 11, Ovakent bucağına bağlı 14 köyü vardr. İlçe topraklarının kuzeyinde Bozdağlar, güneyinde Aydın Dağları orta kesimlerinde ise Küçük Menderes Ovası yer alır. Dağların yüksek kesimlerinde sayfiye olarak kullanılan yaylalar vardır. Başlıca akarsuyu Küçük Menderes Irmağıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri patates, üzüm, incir, pamuk, arpa, tütün ve zeytin olup ayrıca az miktarda soğan, mısır, mandalina ve baklagiller yetiştirilir. Hayvancılık gelişmiştir. Köylerde ipekböcekçiliği yapılır. Çırçır atölyesi, buz ve zeytinyağı fabrikaları başlıca sanâyi kuruluşlarıdır. İlçe merkezi, Küçük Menderes Ovasının kuzeyinde kurulmuştur. İl merkezine 114 km mesâfededir. Torbalı’dan ayrılan bir hat, Ödemiş’i İzmir-Aydın demiryoluna bağlar. Bağları, yeşile bürünmüş dağları ve Gölcük Gölü meşhurdur. Belediyesi 1898’de kurulmuştur.
Seferihisar: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 21.406 olup, 10.720’si ilçe merkezinde, 10.686’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 10 köyü vardır. Yüzölümü 364 km2 olup, nüfus yoğunluğu 59’dur. Urla Yarımadasının güneyinde yer alan ilçe toprakları genelde düzdür.
Ekonomisi tarım ve turizme dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri zeytin ve mandalina olup, ayrıca az miktarda buğday, arpa, mısır, üzüm ve pamuk yetiştirilir. Seralarda turfanda sebzecilik yapılır. Kıyılarında birçok turistik tesis vardır. İlçe topraklarında kurşun-çinko ve perlit yatakları vardır. İlçe merkezi, Sığacık Körfezinin kuzeyinde yer alır. İl merkezine 45 km mesâfededir. Belediyesi 1884’te kurulmuştur.
Selçuk: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 27.353 olup, 19.412’si ilçe merkezinde, 7941’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 9 köyü vardır. Yüzölçümü 295 km2 olup, nüfus yoğunluğu 93’tür. İlçe topraklarını Aydın Dağları engebelendirir. Kıyıda Küçük Menderes Irmağının taşıdığı alüvyonlu toprakların meydana getirdiği bir delta ovası vardır. Ovanın kuzey kesiminde Akgöl ve Gebekirse gölleri yeralır.
Ekonomisi tarım ve turizme dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri zeytin, pamuk ve üzüm olup, ayrıca az miktarda tahıl ve mandalina yetiştirilir. Turizme bağlı olarak şeftâli üretimi yaygınlaşmaktadır. İlçeye yaz aylarında çok sayıda turist gelir. İlçe merkezi, Aydın-İzmir karayolu üzerinde yer alır. İl merkezine 68 km mesafededir. Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait zengin tarihî eserlere sahiptir. Eski ismi Ayasuluğ’dur. Belediyesi 1943’te kurulmuştur.
Tire: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 77.314 olup, 37.855’i ilçe merkezinde, 39.459’u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 43, Boğaziçi bucağına bağlı 9, Gökçen bucağına bağlı 12 köyü vardır. Yüzölçümü 802 km2 olup, nüfus yoğunluğu 96’dır. İlçe toprakları güneyi dağlık, kuzeyi ovalık olan bir arâziden meydana gelir. Güneyinde Aydın Dağları yer alır. En önemli akarsuyu Küçük Menderes Irmağıdır. Dağlar, kızıl çam ağaçları ile kaplıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, zeytin, incir, arpa, pamuk, tütün, üzüm, patates ve mısır olup, ayrıca az miktarda soğan ve mandalina yetiştirilir. Küçük baş hayvancılığı, tavukçuluk ve arıcılık yapılır. Çırçır ve pres atölyeleri, un, zeytinyağı fabrikaları, başlıca sanâyi kuruluşlarıdır. İlçe topraklarında civa, grafit, mermer ve zımpara taşı yatakları vardır.
İlçe merkezi, Aydın Dağlarının kuzey eteklerinde kurulmuştur. Aydın-İzmir demiryoluna, bir hat ile bağlanır. İl merkezine 83 km mesafededir. Belediyesi 1864’de kurulmuştur. Eski bir yerleşim merkezidir. Tarihi eser bakımından zengindir.
Torbalı: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 71.172 olup, 21.167’si ilçe merkezinde, 50.005’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 33, Dağkızılca bucağına bağlı 5 köyü vardır. Yüzölçümü 600 km2 olup, nüfus yoğunluğu 119’dur. İlçe topraklarının büyük bölümü Küçük Menderes Ovasında yer alır. Kuzey kesimini Nif Dağları ile Mahmut Dağı engebelendirir. Başlıca akarsuyu Küçük Menderes Irmağıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri zeytin, pamuk, buğday, mısır, tütün, mandalina ve soğandır. Hayvancılık, arıcılık ve tavukçuluk yaygın olarak yapılır, un ve zeytinyağı fabrikaları ve çırçır atölyeleri başlıca sanâyi kuruluşlarıdır. İlçe topraklarında demir ve mermer yatakları vardır.
İlçe merkezi, Aydın-İzmir demir ve karayolu üzerinde kurulmuştur. İl merkezine 47 km mesâfededir. 1926’da ilçe olan Torbalı’nın belediyesi 1923’te kurulmuştur.
Urla: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 35.467 olup, 25.648’i ilçe merkezinde, 9819’u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 13, Barbaros bucağına bağlı 6 köyü vardır. Yüzölçümü 728 km2 olup, nüfus yoğunluğu 49’dur. Urla yarımadasında yer alan ilçe toprakları dalgalı düzlüklerden meydana gelir.
Ekonomisi tarım ve turizme dayanır. Başlıca tarım ürünleri zeytin, üzüm, buğday, arpa, soğan ve mandalina olup, turfanda sebzeciliği yaygın olarak yapılır. Tabiî plajları turizm açısından önemlidir. Kıyılarda kamu ve özel kuruluşlara âit dinlenme tesisleri, yazlık evler, tatil siteleri vardır. İlçe topraklarında perlit yatakları bulunur.
İlçe merkezi kıyıdan içeride İzmir-Çeşme karayolunun güneyinde kurulmuştur. İl merkezine 37 km mesâfededir. Kemik Adasında, Kemik Hastânesi vardır. Belediyesi 1866’da kurulmuştur.
Târihi Eserler ve Turistik Yerleri
İzmir, tabiî güzelliği, beş bin senelik zengin târihi eserleri, hava deniz demiryolu ve karayolları bakımından ulaşım kolaylığı, lüks otel ve motelleri; alt yapı tesisleri, şifalı kaplıca içme ve tatil köyleri, güzel mesire yerleri, Milletlerarası İzmir Fuarı sebebiyle çok önemli bir turizm merkezidir. Başlıca târihî eserleri şunlardır:
Kadifekale: İzmir’e hâkim bir tepe üzerinde kurulmuştur. Eski devirlerde inşa edilen kaleden günümüze, güney duvarları ile batıdaki beş kulesi sağlam kalmıştır. Kale içinde kemerli büyük bir sarnıç kalıntıları vardır.
Çeşme Kalesi: Osmanlılar döneminde Ege sâhillerinde yapılan üç önemli kaleden biridir. 1508’de Sultan İkinci Bâyezîd yaptırmıştır. Dört burcu vardır. Günümüzde silah müzesi olarak kullanılmaktadır.
Ali Ağa Câmii: 1672’de Gedizli Ali Ağa tarafından yaptırılmıştır. Minâresi tuğladandır. Kubbenin kalem işlemesi 19. asırda yapılmıştır.
HisarCâmii: Çarşı içinde Hisar önündedir. 1598’de Yâkûb Bey tarafından yaptırılmıştır. İzmir’in en büyük ve en görkemli câmisidir. Çeşitli târihlerde tâmir görmüştür. Ahşap minber sedef kaplamalıdır.
Hacı Hüseyin Câmii: 1652’de Hacı Hüseyin isimli bir zât tarafından yaptırılmıştır. Başdurak semtindedir. Câminin altında dükkân ve depolar vardır.
Kestane Pazarı Câmii: 1663’te Hacı Ahmed Ağa tarafından yaptırılmıştır. Kestane Pazarı Çarşısındadır. İki katlı câminin alt katında dükkanlar vardır.
Hatuniye Câmii: Tilkilik semtindedir. Kitâbesi olmadığından yapım târihi bilinmemektedir. Mihrâbı ve minberi, yapıldığı dönemin özelliklerini belirtmektedir. On yedinci asırda yapıldığı tahmin edilmektedir. Ahmed Ağanın annesi Tayyibe Hâtunun yaptırdığı, fakat o dönemlerde kadınlara âit isim söylenmediğinden câminin Hâtuniye Câmii diye anıldığı bilinmektedir.
Çorak Kapı Câmii: Basmane Tren İstasyonu karşısındadır. Bazı kaynaklarda 1747 senesinde yapıldığı yazılı ise de kesin değildir. Minberi mermer, minâresi kesme taştandır.
Konak Câmii: 1754’te Mehmed Paşanın kızı AyşeHâtun tarafından yaptırılmıştır. Hükûmet Konağı önündedir. Câmi duvarları Türk çinicilik sanatının güzel örnekleriyle süslüdür.
Kurşunlu Câmi: Namazgâh meydanında, şehrin en eski câmilerindendir. Yavuz Sultan Selîm Hanın yaptırdığı tahmin edilmektedir. Mihrap nişi kalem işleriyle süslüdür.
Şadırvan Câmi: On altıncı asırda yaptırılan Câmi çarşı içindedir. Câminin yanındaki ünlü şadırvan sebebiyle bu isimle bilinmektedir. Alt katındaki dükkânlar büyük bir çarşıyı meydana getirmektedir.
İki Çeşmelik Câmi: Kurt Mehmet Paşa tarafından yaptırıldığı tahmin edilmektedir. İki Çeşmelik semtindeki câminin kubbesi kalem işleriyle süslüdür. Minberi ahşaptır. Beş köşeli bir kâideye oturan minâre oldukça yüksektir.
Salepçioğlu Câmii: 1906’da Sepetçioğlu Hacı Ahmet tarafından yaptırılmıştır. Câmi iki katlıdır. Alt kat, kütüphâne, yatakhane ve dersliği bulunan medrese olarak yapıldı ise de günümüzde başka amaçlarla kullanılmaktadır.
Ulu Câmi: Ödemiş ilçesindedir. 1312’de Aydınoğlu Mehmed Bey yaptırmıştır. Aydınoğlu Câmii diye de bilinir. Minberi ceviz ağacından yapılmıştır. Selçuklu mimârîsî tarzındadır.
Îsâ Bey Câmii: selçuk ilçesinde,Ayasuluğ Tepesinin güney batı eteklerindedir. 1373’teAydınoğlu Îsâ Bey tarafından mimar Şanlıoğlu Ali’ye yaptırılmıştır. Câminin içindeki çiniler Selçuklu sanatının güzel örneklerindendir. Batı yüzü tamamıyla mermer bloklarla kaplıdır. Câminin altında dükkânlar vardır.
Mehmed Bey Câmii: 1334’te Aydınoğlu Mehmed Bey yaptırmıştır. Minâresinde renki tuğla örgüleriyle kilim desenini andıran bezemeler vardır. Tire ilçesindedir.
Kazganoğlu Câmii: Tire ilçesinde, 1442’de Kazganoğlu Mehmed Bey yaptırmıştır. Minberin mermer işçiliği çok güzeldir. Tuğladan uzun bir minâresi vardır.
Yeni Câmi: 1589’da Bekram Paşa yaptırmıştır. Tire ilçesindedir. Câmi, medrese, dükkanlar hastane ve şadırvandan meydana gelen bir külliye olarak uzun süre kullanılmıştır. Medrese ve hastane 1914’te yanmıştır. Çeşitli zamanlarda tâmir görmüştür.
Paşa Câmii: On altıncı asrın başlarında Sadrâzam Lütfü Paşa tarafından yaptırılmıştır. Kare plânlıdır. Ahşap minber oymalarla süslüdür. Tire ilçesindedir.
Ulu Câmi: Aydınoğlu Cüneyd Beyin yaptırdığı tahmin edilmektedir. Kitâbesi yoktur. Çeşitli zamanlarda tâmir görmüştür. Tire’nin en geniş câmiidir.
Rüstem Paşa Câmii: Urla ilçesindedir. On altıncı asırda yapılmıştır. Kare plânlı câmilerdendir. Çeşitli zamanlarda tâmir görmüştür.
Sultan Şah Türbesi: Ödemiş ilçesinde, Ulu Câminin güneyindedir. Aydınoğlu Mehmed Beyin kızkardeşi Sultan Şah için 1310’da yaptırılmıştır. Altıgen şeklindedir.
Mehmed Bey Türbesi: Ödemiş Ulu Câmiinin bitişiğinde Aydınoğlu Mehmed bey ile üç oğlu için 1333’te yaptırılmıştır. İçi çinilerle kaplı kurşun bir kubbe ile örtülüdür.
Birgivî Türbesi: Ödemiş’in Birgi nâhiyesindedir. Büyük İslâm âlimi İmâm-ı Birgivî hazretlerinin kabr-i şerîfleri buradadır. Üstü açık etrafı demir parmaklıklarla çevrilidir.
İbn-i Melek Türbesi: Tire ilçesinde, İbn-i Melek Medresesi yanındadır. Aydınoğlu MehmedBeyin çocuklarının hocalığını yapan büyük âlim Abdüllatif ibni Melek hazretleri için yapılmıştır. Üstü açık türbedeİbn-i Melek ile oğlu MehmedEfendi ve âlim Nizâmeddîn Efendinin mezarları yan yanadır.
SüleymanŞah Türbesi: Tire ilçesinde, İbn-i Melek Medresesi bahçesindedir. Aydınoğlu Süleyman Şah için 1349’da yaptırılmıştır. İçinde Süleyman Şahın, hanımının, oğlunun ve Hızır Beyin kabirleri vardır.
Kızlarağası Hanı: Halilağa çarşısındadır. 1745’te Kızlarağası Hacı Beşir tarafından yaptırıldığı tahmin edilmektedir. Osmanlı mimârîsinin az görülen örneklerindendir. Yedi kapısı vardır. Yıkık olan han, restore edilmektedir.
Mirkelâmoğlu Hanı: Yorgancılar Çarşısındadır. On sekizinci asırda yaptırıldığı tahmin edilmektedir. Kitâbesi yoktur. Günümüzde depo olarak kullanılmaktadır.
Karaosmanoğlu Hanı: Fevzi Paşa Bulvarı kıyısındadır. Bulvar yapılırken hanın yarısı yıkılmış, böylece mimârî özelliğinin büyük ölçüde kaybolmasına sebeb olunmuştur.
İzmir Saat Kulesi: Konak alanındadır. 1901’de Sultan İkinci Abdülhamîd Hanın tahta çıkışının yirmi beşinci yılı dolayısıyla Sadrâzam Küçük Said Paşa yaptırmıştır. Saat, Alman İmparatoru İkinci Wilhelm tarafından hediye edilmiştir. Yüksekliği 25 metredir. 1974 depreminden zarar görmüşse de tâmir ettirilmiştir.
Atatürk Anıtı: Cumhûriyet Meydanındadır. 1933’te yapılmıştır. Atatürk’ün, “Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!” emrini canlandıran bir eserdir.
Eski devirlere âit eserler:
Agora: İzmir’in Namazgâh semtindedir. M.S. 2. asırda tâmirât görmüştür. Kuzeyinde iki katlı ve 160 m uzunluğunda duvarlar vardır.
Kızılçullu Su Kemerleri: Romalılar devrinde, Nif Dağındaki suları şehre getirmek için yapılmıştır.
Diana (Artemis) Hamamı: Tepecik semtinde, Halkapınar su tesisleri içindedir.
Kolopou-Değirmendere: İl merkezinin 40 km güneyinde kurulmuş İyon kentidir. Kent kalıntıları 1866’da bulunmuştur.
Klaros: İl merkezine 48 km uzaklıkta bir şehirdir. Kalıntıları 1907’de bulunmuştur.
Bayraklı Harâbeleri: İzmir Körfezi kenarındaki Bayraklı semtinin arkasındaki tepelerde M.Ö. 700 senelerine âit negaran tipi evler bulunmuştur.
Akropol: Turan tren istasyonu kuzeyinde tepe üzerinde M.Ö. 2. asra âit Akrapol kalıntıları vardır. Burada bulunan mezar M.Ö. 7. asırda yaşayan kral Tantanüs’e âittir.
Bergama Harâbeleri: M.Ö. 3. asırda kurulan bir şehirdir.
Asklepion: Eski Bergama’da sağlık yurdu olarak kullanılan ve çeşitli hastalıkların tedâvi edildiği bir yerdir. Meşhur hekim Calinus burada çalışmıştır. Şifâlı otlar, telkin, su ve güneş banyosu, uyku gibi tedâvi metodları tatbik edilirdi. Roma İmparatoru Marcus Caracallus burada tedavi görüp iyileşmiştir. Bu sağlık yurdunun 4500 kişilik tiyatrosu vardır.
Akropolis: Eski Bergama’nın ünlü saray kalıntıları tepe üzerindedir. Doldurulmuş dört teras üzerine yapılmıştır. Çevresini üç devrin duvarları kuşatır. Surların içinde dünyâca meşhur eserler vardır.
Aşağı Agora: M.Ö. 2. asrın başlarında yapılmıştır. büyük kısmı hâlen ayaktadır.
Efesos: Eski devirlerde Küçük Menderes Nehrinin denize döküldüğü körfez kıyısında kurulan bir şehirdir. Devrinin kültür merkezlerinden idi. Günümüzde Selçuk ilçesi yakınındadır. Efes Arkeoloji müzesindeki Romalılara âit Artemis, Apollon ve Venüs heykelleri ile Amazon lahdi meşhurdur.
Teos: Seferihisar’ın 27 km ötesinde Sığacık köyü yakınındadır. Eski bir târihî şehrin harâbeleridir.
Tabiî güzellikleri:
İzmir târihî eserleri bakımından olduğu gibi tabiî güzellikleri bakımından da zengindir. Bâzı mesîre yerleri şunlardır:
Karagöl: İl merkezine 22 km uzaklıkta Yamanlar Dağı üzerindedir. Kızılçam, karaçam ve söğüt ağaçlarıyla çevrili küçük bir krater gölüdür.
Efeoğlu: İzmir-Aydın karayolu üzerinde il merkezine 24 km uzaklıkta bir mesire yeridir.
Belkahve: İzmir-Sâlihli karayolu üzerinde il merkezine 10 km uzaklıkta orman içi dinlenme yeridir.
Mermeroluk: Ödemiş-Sâlihli karayolu üzerinde Bozdağ üzerinde Ege’nin en güzel dinlenme yeridir. En yüksek yeri 2157 metredir. Kestâne meşe ve çam ağaçları ile kaplıdır.
Gölcük: Ödemiş’e 28 km uzaklıkta çam ormanlarıyla süslü güzel bir piknik yeridir. Manzarası güzel bir yayla ortasında volkanik göldür. Doğurtan kaynak suyu çok lezzetlidir.
Kazak Yaylası: Bergama’ya 20 km uzaklıkta çok güzel dinlenme yeridir. Yayla, fıstık ağaçları ile kaplıdır.
İçme ve kaplıcaları:
İzmir-şifâlı su kaynakları bakımından zengin sayılabilecek bir ilimizdir. Çeşitli hastalıkların tedâvisinde yararlanılabilen çok sayıda kaplıca vardır. Bâzıları şunlardır:
Balçova İçmeleri: İzmir-Çeşme yolu üzerindedir. İl merkezine 6 km uzaklıktadır. Çevresi çam ormanları ile kaplıdır. Mâden suyu olarak kullanılır.
Dikili Kaplıcaları: Dikili-Bergama karayolu üzerindedir. Romatizma hastalıklarına iyi gelir.
Kaynak
Rehber Ansiklopedisi
REHABİLİTASYON
Alm. Rehabilitierung (f), Fr. Rehabilitation (f), İng. Rehabilitation. Kişinin; hastalık, kazâ, hapis, bunalım gibi rûhî ve bedenî yaralanmalardan sonra karşılaştığı güçlükleri yenmesine yardım ederek, kendi kendine yeter duruma getirilmesine verilen ad.
Rehabilitasyonun gerçekleşmesinde en önemli husus; insanların birbirlerinin hak ve hukûkuna riâyet etmesi, her insanın mesût bir hayat hakkı olduğunun düşünülmesidir. Ortaçağda Avrupalılar, rehabilitasyon diye bir kelimeden habersizdiler. Çünkü insanların birbirlerinin hak ve hukûkuna riâyet etmesini ve dolayısıyla sosyal adâletin gerçekleşmesini sağlayan bir inanıştan mahrumdular. Sakatlar dilenmek mecburiyetindeydi. Alkolikler, hırsızlar, hastalar, yurtsuzlar toplum dışına itilir, orada adâletten, doğruluktan uzak ve acılarıyla başbaşa bırakılır, müsait bir yerde çekecekleri acının birkaç katını çekerlerdi. Buna mukâbil, o zamanki İslâm devletlerinde rehabilitasyonun en güzel misâlleri veriliyordu. Gerek o zamanki İslâm devleti eliyle, gerekse fertlerin vicdanındaki inanç sebebiyle aç ve açıkta kimse kalmaz, düşkünlerin, sakatların ellerinden tutulurdu. Hastalar o zaman, faydaları şimdi dünyâca kabul edilmiş olan hastânelerde tedâvi edilirdi. İslâm devletlerinin dışa açılma siyâsetleri sâyesinde Müslümanlar gittikleri gayrimüslim devletlere de güzel ahlâk ve yaşayışlarını götürmüşler, oradaki insanlara medenîce yaşamayı öğretmişlerdir.
Türkiye’de, Cumhûriyet devrinde ilk kurulan rehabilitasyon merkezi, 1952 senesinde Ankara’da açılan Körler Mektebidir. 1958’de Cüzzamla Savaş Derneği tarafından Ankara’da bir cüzzam hastânesi ve rehabilitasyon merkezi kurulmuş, daha sonra bu kuruluş Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi bünyesine aktarılmıştır.
Rehabilitasyonun gâyeleri şunlardır: Fizikî yetersizliği imkân nispetinde tamâmiyle ortadan kaldırmak; giderilmesi mümkün olmayan bozuklukların tesirini mümkün olduğunca azaltmak; hastayı fizik yetersizliğinin hudutları dâhilinde çalışmaya teşvik etmek ve kâbiliyetlerinden istifâde etmesini temin etmek.
Rehabilitasyon başlı başına ictimaî bir kurum olarak gelişmemiştir. Bunun, rehabilitasyonun hitap ettiği alanlara göre çeşitli sebepleri vardır. Meselâ hiçbir zaman hapisten çıkan bir kişinin bakımı, eğitimi gibi bir rehabilitasyon konusunun gerekliliği düşünülmemiştir veya düşünülmek istenmemiştir. Gerçek cezânın hapisten çıktıktan sonra başladığı söylenebilir. Çünkü hapisten çıkanlar, yeniden topluma ve cemiyet hayâtına uyum sağlayıncaya kadar, birçok güçlüklerle karşılaşmaktadırlar. İstatistikler bâzı ülkelerde eski hükümlülerin % 40’ının tekrar suç işleyerek hapse girmesi gibi acı bir gerçeği gösterirken, rehabilitasyon merkezlerinin de bu konuda yeterli çalışmadığını ortaya çıkarmaktadır.
Aynı şekilde akıl hastânelerinde tedâvi gördükten sonra topluma katılan veya herhangi bir kazâ veya ağır hastalık geçirdikten sonra toplumda yerini alan kişinin, cemiyet hayâtına ayak uydurabilmesi her zaman normal olmamaktadır. Günümüz toplumunun çeşitli problemleri, kötü yaşama şartları, inanç bozuklukları bu kişilerin bir kenara atılmasına yol açabilmekte, yalnızlık ve ümitsizlik kişiyi intihara kadar sürükleyebilmektedir.
Rehabilitasyonun en faydalı olduğu durumlar; parapleji denen vücûdun belden aşağısının felci ile, hemipleji denen yarım vücut felcidir. Eskiden paraplejik hastaların birçoğu kısa zamanda böbrek enfeksiyonlarından ve yatak yaralarına bağlı enfeksiyonlardan ölmekteydi. Rehabilitasyonun tatbiki ile bu sebeplerden olan ölümler oldukça azalmıştır. Yapılan bir araştırma, yarım vücut felcine uğradıktan sonra iyi bir rehabilitasyona tâbi tutulan 1000 felçli hastadan % 10’unun yeniden yürüyebildiğini ve günlük ihtiyaçlarını gördüğünü, hatta önemli kısmın da bir işte çalışabildiğini göstermiştir. Uyuşturucu maddelere düşkünlükleri yüzünden toplum dışına itilmiş kişileri, bu durumdan kurtarmak için dünyânın pekçok ülkesinde yoğun çalışmalar vardır.
Uyuşturucu madde kullanma, hastalığın sebebi değil, bir belirtisidir. Gerçek sebep, bir zihin bozukluğu, bir rûhî bozukluktur. Bu bozukluk, kişiyi uyuşturucunun pençesine düşürmektedir. Böyle şahısları hapse atmak veya alelâde bir psikiyatri kliniğinde yatırmak tedâvi değildir. Bunlar için husûsî eğitim ve tedâvi merkezleri kurulmalıdır. Bu merkezlerde hem fizikî, hem de rûhî yönden tedâvileri sağlanmalıdır. Rûhî tedâvide tartışma götürmez bir gerçek vardır. O da hastaların îmânı kuvvetli kişiler hâline getirilmesidir. Ancak böyle olunca hastalar aşağılık kompleksinden kurtulur, davranış bozukluklarını düzeltebilirler.
Günümüzde, özellikle batı toplumlarında kânun yapıcıları, iş yerlerinde, hapishânelerden çıkmış kişilerle, sakatlar için belli bir oranda işçi çalıştırılmasını öngören kânunlar hazırlamaktadırlar. İyi bir devlet kontrol ve tâkibiyle bu kânunların işlerlik kazanacağı muhakkaktır.
Bu kişilere iş sahası açmak yardımın bir bölümüdür. Ama esas yardım, böyle kişilerin inançlı insanlar olmasını sağlamaktır. Çünkü kazâ ve kadere tam inanan, tevekkül ve kanaat sâhibi olan, haram ve yasaklardan sakınan insanın sarsılması, tekrar eski kötü günlerine dönmesi pek mümkün değildir.
Alm. Rehabilitierung (f), Fr. Rehabilitation (f), İng. Rehabilitation. Kişinin; hastalık, kazâ, hapis, bunalım gibi rûhî ve bedenî yaralanmalardan sonra karşılaştığı güçlükleri yenmesine yardım ederek, kendi kendine yeter duruma getirilmesine verilen ad.
Rehabilitasyonun gerçekleşmesinde en önemli husus; insanların birbirlerinin hak ve hukûkuna riâyet etmesi, her insanın mesût bir hayat hakkı olduğunun düşünülmesidir. Ortaçağda Avrupalılar, rehabilitasyon diye bir kelimeden habersizdiler. Çünkü insanların birbirlerinin hak ve hukûkuna riâyet etmesini ve dolayısıyla sosyal adâletin gerçekleşmesini sağlayan bir inanıştan mahrumdular. Sakatlar dilenmek mecburiyetindeydi. Alkolikler, hırsızlar, hastalar, yurtsuzlar toplum dışına itilir, orada adâletten, doğruluktan uzak ve acılarıyla başbaşa bırakılır, müsait bir yerde çekecekleri acının birkaç katını çekerlerdi. Buna mukâbil, o zamanki İslâm devletlerinde rehabilitasyonun en güzel misâlleri veriliyordu. Gerek o zamanki İslâm devleti eliyle, gerekse fertlerin vicdanındaki inanç sebebiyle aç ve açıkta kimse kalmaz, düşkünlerin, sakatların ellerinden tutulurdu. Hastalar o zaman, faydaları şimdi dünyâca kabul edilmiş olan hastânelerde tedâvi edilirdi. İslâm devletlerinin dışa açılma siyâsetleri sâyesinde Müslümanlar gittikleri gayrimüslim devletlere de güzel ahlâk ve yaşayışlarını götürmüşler, oradaki insanlara medenîce yaşamayı öğretmişlerdir.
Türkiye’de, Cumhûriyet devrinde ilk kurulan rehabilitasyon merkezi, 1952 senesinde Ankara’da açılan Körler Mektebidir. 1958’de Cüzzamla Savaş Derneği tarafından Ankara’da bir cüzzam hastânesi ve rehabilitasyon merkezi kurulmuş, daha sonra bu kuruluş Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi bünyesine aktarılmıştır.
Rehabilitasyonun gâyeleri şunlardır: Fizikî yetersizliği imkân nispetinde tamâmiyle ortadan kaldırmak; giderilmesi mümkün olmayan bozuklukların tesirini mümkün olduğunca azaltmak; hastayı fizik yetersizliğinin hudutları dâhilinde çalışmaya teşvik etmek ve kâbiliyetlerinden istifâde etmesini temin etmek.
Rehabilitasyon başlı başına ictimaî bir kurum olarak gelişmemiştir. Bunun, rehabilitasyonun hitap ettiği alanlara göre çeşitli sebepleri vardır. Meselâ hiçbir zaman hapisten çıkan bir kişinin bakımı, eğitimi gibi bir rehabilitasyon konusunun gerekliliği düşünülmemiştir veya düşünülmek istenmemiştir. Gerçek cezânın hapisten çıktıktan sonra başladığı söylenebilir. Çünkü hapisten çıkanlar, yeniden topluma ve cemiyet hayâtına uyum sağlayıncaya kadar, birçok güçlüklerle karşılaşmaktadırlar. İstatistikler bâzı ülkelerde eski hükümlülerin % 40’ının tekrar suç işleyerek hapse girmesi gibi acı bir gerçeği gösterirken, rehabilitasyon merkezlerinin de bu konuda yeterli çalışmadığını ortaya çıkarmaktadır.
Aynı şekilde akıl hastânelerinde tedâvi gördükten sonra topluma katılan veya herhangi bir kazâ veya ağır hastalık geçirdikten sonra toplumda yerini alan kişinin, cemiyet hayâtına ayak uydurabilmesi her zaman normal olmamaktadır. Günümüz toplumunun çeşitli problemleri, kötü yaşama şartları, inanç bozuklukları bu kişilerin bir kenara atılmasına yol açabilmekte, yalnızlık ve ümitsizlik kişiyi intihara kadar sürükleyebilmektedir.
Rehabilitasyonun en faydalı olduğu durumlar; parapleji denen vücûdun belden aşağısının felci ile, hemipleji denen yarım vücut felcidir. Eskiden paraplejik hastaların birçoğu kısa zamanda böbrek enfeksiyonlarından ve yatak yaralarına bağlı enfeksiyonlardan ölmekteydi. Rehabilitasyonun tatbiki ile bu sebeplerden olan ölümler oldukça azalmıştır. Yapılan bir araştırma, yarım vücut felcine uğradıktan sonra iyi bir rehabilitasyona tâbi tutulan 1000 felçli hastadan % 10’unun yeniden yürüyebildiğini ve günlük ihtiyaçlarını gördüğünü, hatta önemli kısmın da bir işte çalışabildiğini göstermiştir. Uyuşturucu maddelere düşkünlükleri yüzünden toplum dışına itilmiş kişileri, bu durumdan kurtarmak için dünyânın pekçok ülkesinde yoğun çalışmalar vardır.
Uyuşturucu madde kullanma, hastalığın sebebi değil, bir belirtisidir. Gerçek sebep, bir zihin bozukluğu, bir rûhî bozukluktur. Bu bozukluk, kişiyi uyuşturucunun pençesine düşürmektedir. Böyle şahısları hapse atmak veya alelâde bir psikiyatri kliniğinde yatırmak tedâvi değildir. Bunlar için husûsî eğitim ve tedâvi merkezleri kurulmalıdır. Bu merkezlerde hem fizikî, hem de rûhî yönden tedâvileri sağlanmalıdır. Rûhî tedâvide tartışma götürmez bir gerçek vardır. O da hastaların îmânı kuvvetli kişiler hâline getirilmesidir. Ancak böyle olunca hastalar aşağılık kompleksinden kurtulur, davranış bozukluklarını düzeltebilirler.
Günümüzde, özellikle batı toplumlarında kânun yapıcıları, iş yerlerinde, hapishânelerden çıkmış kişilerle, sakatlar için belli bir oranda işçi çalıştırılmasını öngören kânunlar hazırlamaktadırlar. İyi bir devlet kontrol ve tâkibiyle bu kânunların işlerlik kazanacağı muhakkaktır.
Bu kişilere iş sahası açmak yardımın bir bölümüdür. Ama esas yardım, böyle kişilerin inançlı insanlar olmasını sağlamaktır. Çünkü kazâ ve kadere tam inanan, tevekkül ve kanaat sâhibi olan, haram ve yasaklardan sakınan insanın sarsılması, tekrar eski kötü günlerine dönmesi pek mümkün değildir.
REGÜLATÖR
Alm. Regulatör, Regler (m), Fr. Régulateur (m), İng. Regulator. Frekans, hız, güç, basınç, gerilim ve akım gibi fiziksel büyüklükleri, belli ölçüde sâbit tutabilen ve bu unsurları değiştirerek tekrar sâbit tutabilen âlet. Bugünün teknolojisinde, yiyecek ve giyecek maddeleriyle günlük hayâtta kullanılan diğer maddeler üretilirken modern metodlar uygulanır. Üretim sırasında sâdece çalışma yerlerinde değil, fakat çok çeşitli tipte kazanlar, fırınlar, kurutucular, ocaklar, sterilizörler ve benzeri birçok yerde özel bâzı şartların sağlanması gerekir. Bunlar ısı, basınç, nem, zaman, sıvı seviyesi, akış, hareketli parçaların hızı gibi şartlardır. Bu şartların istenen değerlerde tutulmasının gerektiği yerlerde çeşitli tipte otomatik regülatörler kullanılır. Bunlar; kendi kendine, havayla, buharla, elektrikle çalışan tiptedirler. Regülasyonun tipine ve ihtiyaçlara bağlı olarak regülatörler basit veya karmaşık yapıda olabilirler.
Bir regülatörde, temel olarak bir bulucu eleman, bir yayım organı ve bir servomotor vardır. Bulucu eleman, ayarlanmış büyüklüğün değişimlerini ölçer. Yayım organı; ayarlayıcı büyüklüğün değişimlerini, ayarlanmış büyüklükle bu büyüklüğün sâbit tutulacak değerleri arasındaki farka bağlı olarak düzenler. Servomotor, ayarlayıcı büyüklüğün yayım organı tarafından belirtilen değişimlerini yerine getirmek için gerekli gücü uygular. Emniyet elemanları, regülatörden tamamıyla ayrıdır ve genellikle regülatör iş yapamaz hâle geldiğinde devreye girer, makinayı ve sistemi durdururlar. Regülatör direkt etkili veya röleli olabilir. Direkt etkili regülatörlerin en eski modeli, watt regülatörüdür. Tamâmen mekanik çalışma sistemine dayanan bu regülatör, bir milin dönme hızını merkezkaç kuvvetten yararlanarak ayarlar. Pnömatik regülatörde, körüklü bir düzenek, bir süpabın açılıp kapanmasına, gaz basıncı belli bir değeri geçtiği zaman fazla gazı boşaltacak şekilde kumanda eder.
Çok değişik elektrik regülatörleri içinde en tanınmışı, hassas cihazlara takılan gerilim ayarlayıcılardır. Elektronik veya herhangi bir türden olan bu cihazlar, belli bir bölgedeki beslenme gerilimi ne olursa olsun sâbit bir gerilim sağlar. Elektrik regülatörlerinden bâzılarının gâyesi, elektrik enerjisi etkenlerinden birini sâbit tutmak, bâzılarının elektrik akımından yararlanarak mekanik veya fizik olaylarını ayarlamaktır. Birinci katagoriye gerilim ve akım regülatörleri, ikincisine ise hız, basınç, sıcaklık regülatörleri girer.
Elektrik bahsinde ise gerilim, akım, frekans ve akım yoğunluğu gibi elektriksel büyüklüklerin regülasyonundan söz edilir. Meselâ şehir şebekesinden kullandığımız 220 volt 50 hz’lık gerilimin bu değerlerde sâbit tutulması için regülasyon yapılır.
Pil dâhil bütün kaynaklardan akım çekildiğinde gerilimi düşer. Gerilimin belirli sınırlar içinde kalması istenen bütün cihazlarda yaygın olarak gerilim regülatörleri kullanılır.
Birçok elektronik cihaz, kaynak gerilimlerindeki bir takım değişmelere rağmen çalışmasına kabul edilebilir bir tarzda devam eder. Bâzı devreler ise, kaynak gerilimindeki en ufak bir değişimden dahi etkilenir. Bu yüzden bir gerilim regülatörünün kullanılması gerekir.
Elektronik bir gerilim regülatörü güç kaynağı ile bu kaynak tarafından beslenecek cihazı temsil eden yük empedansı arasına bağlanır ve çıkış gerilimini belirli bir değerde tutar. Regülatör düzeni şebeke gerilimindeki veya yük empedansındaki değişmeler sebebiyle çıkış geriliminde meydana gelen dalgalanmaları, kabul edilebilir sınırlar dâhilinde, otomatik olarak dengeler.
Zener diyotları ile yapılan basit regülatörler küçük akımlarda uygun olmalarına rağmen, büyük akımlarda regülasyon yapamazlar. Regülatörlerden çekilebilecek akım ve regülasyon yüzdesi zener diyotlar yanında transistörler de kullanılarak iyileştirilebilir.
Yük empedansı ile regülatör devresi arasındaki bağlantı şekline göre elektronik gerilim regülatörleri şönt ve seri regülatörler olmak üzere iki ana gurupta toplanabilir. Seri regülatörler çok daha verimli çalıştıklarından daha sık kullanılırlar.
Şönt regülatörlerde, yük küçük olduğunda verim düşük, tam olduğunda yüksektir. Tek üstünlüğü kısa devre durumunda bile aşırı yüklenmesidir.
Seri regülatörler ise çok daha verimli çalıştıklarından daha sık kullanılırlar. Verimleri düşük yüklerde yüksek, tam yük şartlarında düşüktür. Seri regülatörlerde, şönt regülatörlerde olduğu gibi, tabiatından gelen bir aşırı yükleme koruması yoktur. Yük tarafındaki bir kısa devre regülatör düzeninden büyük akımlar akmasına yol açar.
Basit seri regülatörlerin bir mahzuru, gerilimdeki küçük değişimlere ânında cevap verememesidir. Küçük değişimleri sezerek kuvvetlendiren, böylece seri regülatörün çalışmasını daha hızlı kılan ek devreler kullanılarak şönt sezmeli seri regülatörler yapılır. Bu tip regülatörlerde çıkış gerilimi referans bir gerilimle karşılaştırılır ve değişiklik kuvvetlendirilerek seri regülatöre verilir. Daha fazla hassasiyetin istendiği durumlarda bir de doğru gerilim kuvvetlendiricisi ilâve edilerek, regülasyon nisbeti ve regülasyon hızı arttırılır.
Televizyon regülatörleri, genellikle yapı îtibâriyle doymalı tipten olup, ayarlamada gerilim süreksizliğe uğramaz. Ancak doymadan dolayı, manyetik endüksiyondan doğan demir kayıpları büyüktür. Gerilim % 15’ten fazla değişiklik göstermeyen yerlerde TV regülatörü kullanmaya gerek yoktur. Çünkü, % 15’in altındaki değişimleri TV alıcıları düzeltebilmektedir.
Şebeke yetersizliği sebebiyle kullanılan regülatörler Türkiye’de Keban barajının ürettiği kadar enerji tüketmektedir.
Gerilim regülatörleri, boş yere enerji harcamanın dışında yük tepesinin (puantın) yükselmesi, TV’lerde sesin distorsiyona uğraması ve cihazın çabuk yıpranması, güç faktörünün düşmesi gibi olumsuzluklara sebep olurlar.
Alm. Regulatör, Regler (m), Fr. Régulateur (m), İng. Regulator. Frekans, hız, güç, basınç, gerilim ve akım gibi fiziksel büyüklükleri, belli ölçüde sâbit tutabilen ve bu unsurları değiştirerek tekrar sâbit tutabilen âlet. Bugünün teknolojisinde, yiyecek ve giyecek maddeleriyle günlük hayâtta kullanılan diğer maddeler üretilirken modern metodlar uygulanır. Üretim sırasında sâdece çalışma yerlerinde değil, fakat çok çeşitli tipte kazanlar, fırınlar, kurutucular, ocaklar, sterilizörler ve benzeri birçok yerde özel bâzı şartların sağlanması gerekir. Bunlar ısı, basınç, nem, zaman, sıvı seviyesi, akış, hareketli parçaların hızı gibi şartlardır. Bu şartların istenen değerlerde tutulmasının gerektiği yerlerde çeşitli tipte otomatik regülatörler kullanılır. Bunlar; kendi kendine, havayla, buharla, elektrikle çalışan tiptedirler. Regülasyonun tipine ve ihtiyaçlara bağlı olarak regülatörler basit veya karmaşık yapıda olabilirler.
Bir regülatörde, temel olarak bir bulucu eleman, bir yayım organı ve bir servomotor vardır. Bulucu eleman, ayarlanmış büyüklüğün değişimlerini ölçer. Yayım organı; ayarlayıcı büyüklüğün değişimlerini, ayarlanmış büyüklükle bu büyüklüğün sâbit tutulacak değerleri arasındaki farka bağlı olarak düzenler. Servomotor, ayarlayıcı büyüklüğün yayım organı tarafından belirtilen değişimlerini yerine getirmek için gerekli gücü uygular. Emniyet elemanları, regülatörden tamamıyla ayrıdır ve genellikle regülatör iş yapamaz hâle geldiğinde devreye girer, makinayı ve sistemi durdururlar. Regülatör direkt etkili veya röleli olabilir. Direkt etkili regülatörlerin en eski modeli, watt regülatörüdür. Tamâmen mekanik çalışma sistemine dayanan bu regülatör, bir milin dönme hızını merkezkaç kuvvetten yararlanarak ayarlar. Pnömatik regülatörde, körüklü bir düzenek, bir süpabın açılıp kapanmasına, gaz basıncı belli bir değeri geçtiği zaman fazla gazı boşaltacak şekilde kumanda eder.
Çok değişik elektrik regülatörleri içinde en tanınmışı, hassas cihazlara takılan gerilim ayarlayıcılardır. Elektronik veya herhangi bir türden olan bu cihazlar, belli bir bölgedeki beslenme gerilimi ne olursa olsun sâbit bir gerilim sağlar. Elektrik regülatörlerinden bâzılarının gâyesi, elektrik enerjisi etkenlerinden birini sâbit tutmak, bâzılarının elektrik akımından yararlanarak mekanik veya fizik olaylarını ayarlamaktır. Birinci katagoriye gerilim ve akım regülatörleri, ikincisine ise hız, basınç, sıcaklık regülatörleri girer.
Elektrik bahsinde ise gerilim, akım, frekans ve akım yoğunluğu gibi elektriksel büyüklüklerin regülasyonundan söz edilir. Meselâ şehir şebekesinden kullandığımız 220 volt 50 hz’lık gerilimin bu değerlerde sâbit tutulması için regülasyon yapılır.
Pil dâhil bütün kaynaklardan akım çekildiğinde gerilimi düşer. Gerilimin belirli sınırlar içinde kalması istenen bütün cihazlarda yaygın olarak gerilim regülatörleri kullanılır.
Birçok elektronik cihaz, kaynak gerilimlerindeki bir takım değişmelere rağmen çalışmasına kabul edilebilir bir tarzda devam eder. Bâzı devreler ise, kaynak gerilimindeki en ufak bir değişimden dahi etkilenir. Bu yüzden bir gerilim regülatörünün kullanılması gerekir.
Elektronik bir gerilim regülatörü güç kaynağı ile bu kaynak tarafından beslenecek cihazı temsil eden yük empedansı arasına bağlanır ve çıkış gerilimini belirli bir değerde tutar. Regülatör düzeni şebeke gerilimindeki veya yük empedansındaki değişmeler sebebiyle çıkış geriliminde meydana gelen dalgalanmaları, kabul edilebilir sınırlar dâhilinde, otomatik olarak dengeler.
Zener diyotları ile yapılan basit regülatörler küçük akımlarda uygun olmalarına rağmen, büyük akımlarda regülasyon yapamazlar. Regülatörlerden çekilebilecek akım ve regülasyon yüzdesi zener diyotlar yanında transistörler de kullanılarak iyileştirilebilir.
Yük empedansı ile regülatör devresi arasındaki bağlantı şekline göre elektronik gerilim regülatörleri şönt ve seri regülatörler olmak üzere iki ana gurupta toplanabilir. Seri regülatörler çok daha verimli çalıştıklarından daha sık kullanılırlar.
Şönt regülatörlerde, yük küçük olduğunda verim düşük, tam olduğunda yüksektir. Tek üstünlüğü kısa devre durumunda bile aşırı yüklenmesidir.
Seri regülatörler ise çok daha verimli çalıştıklarından daha sık kullanılırlar. Verimleri düşük yüklerde yüksek, tam yük şartlarında düşüktür. Seri regülatörlerde, şönt regülatörlerde olduğu gibi, tabiatından gelen bir aşırı yükleme koruması yoktur. Yük tarafındaki bir kısa devre regülatör düzeninden büyük akımlar akmasına yol açar.
Basit seri regülatörlerin bir mahzuru, gerilimdeki küçük değişimlere ânında cevap verememesidir. Küçük değişimleri sezerek kuvvetlendiren, böylece seri regülatörün çalışmasını daha hızlı kılan ek devreler kullanılarak şönt sezmeli seri regülatörler yapılır. Bu tip regülatörlerde çıkış gerilimi referans bir gerilimle karşılaştırılır ve değişiklik kuvvetlendirilerek seri regülatöre verilir. Daha fazla hassasiyetin istendiği durumlarda bir de doğru gerilim kuvvetlendiricisi ilâve edilerek, regülasyon nisbeti ve regülasyon hızı arttırılır.
Televizyon regülatörleri, genellikle yapı îtibâriyle doymalı tipten olup, ayarlamada gerilim süreksizliğe uğramaz. Ancak doymadan dolayı, manyetik endüksiyondan doğan demir kayıpları büyüktür. Gerilim % 15’ten fazla değişiklik göstermeyen yerlerde TV regülatörü kullanmaya gerek yoktur. Çünkü, % 15’in altındaki değişimleri TV alıcıları düzeltebilmektedir.
Şebeke yetersizliği sebebiyle kullanılan regülatörler Türkiye’de Keban barajının ürettiği kadar enerji tüketmektedir.
Gerilim regülatörleri, boş yere enerji harcamanın dışında yük tepesinin (puantın) yükselmesi, TV’lerde sesin distorsiyona uğraması ve cihazın çabuk yıpranması, güç faktörünün düşmesi gibi olumsuzluklara sebep olurlar.
REÇİNELER
Alm.Härze (n.pl.), Fr.Résines (f.pl.), İng.Resins. Fizyolojik hâdiseler neticesinde veya patolojik tesirlerle bitkilerde meydana gelen veya sun’î yollarla organik bileşiklerden elde edilen katı veya ağdalı sıvı maddeler. Bunlar, eczâcılıkta ilâç yapımında kullanılır. Kimyâsal yapısı kesin olarak bilinmemekle birlikte diterpenler, triterpenler ve politerpenler sınıfından olan maddelerden meydana geldiği bilinmektedir. Fiziksel olarak ısıtılınca yumuşar, isli bir alevle yanar, amorf sert bir kütle olarak kendini gösterir. Bu sert kütle kırılınca parlak yüzeyler ortaya çıkar. Reçineler kolayca toz hâline getirilebilir. Suda çözünmezler ve buharla sürüklenmezler. Bâzı reçinelerde suda çözünen çok az madde bulunması yanında bütün reçineler alkol, kloroform ve eter gibi organik bâzı çözücülerde çözünürler. Havada oksitlenince renkleri koyulaşan reçineler, sülfürik asitle kırmızı bir sıvı meydana getirirler.
Reçineler, bitkilerde bir yağ içerisinde erimiş hâlde veya zamklarla birlikte bulunurlar. Çamgiller, baklagiller, maydanozgiller gibi familyalarda reçine taşıyan bitkiler çoktur. Bu bitkilerde yağ ve zamklarla birlikte bulunan reçineler salgı kanallarında toplanır. Bitkilerde salgı kanalları tabiî olarak bulunduğu gibi, patolojik bir olay veya her yaralanma neticesinde meydana gelir. Reçinesi, hücrelerinde veya salgı tüylerinde toplanan bitkiler de vardır.
Eskiden eczâcılıkta ilâç hammaddesi olarak kullanılan kehribar,Baltık sâhillerinde bulunan Pinus succinifera (Kehribarçamı) adlı bir çam türünün fosilleşmiş reçinesinden ibârettir.
Reçineler bitkilerden saf olarak elde edilmeyip, yağ gibi çeşitli maddelerle karışım hâlinde elde edilir. Reçine elde etmek için bitkinin kabuğu özel bir bıçakla çizilir. Sonra balyozla dövülerek veya alevle yakılarak yaralanır. Bâzı bitkilerde ise reçine; etanol, eter gibi maddelerin yardımıyla, tüketme metodu ile elde edilir.
Bugün sanâyide tabiî reçinelerin yerini büyük ölçüde sun’î reçineleralmıştır. Sun’î reçineler, fiziksel yönden tabiî reçinelere benzerse de kimyâsal yönden farklılıklar gösterir. “Termoplastik” ve “termoset” reçineler olarak iki sınıfa ayrılırlar. Sun’î reçineler en çok plastikte, ayrıca vernik, yapıştırıcı ve iyon değiştiricilerin üretiminde kullanılır.
Sınâî önemi büyük olan reçineler ayrı konular hâlinde verilmiştir (Bkz. Plastik, Polimer). Aşağıda polimerleşmeile elde edilen bâzı reçineler verilmiştir:
Polieter:Monomerlerin eter bağlarıyla bağlanması netîcesinde teşekkül eden polimerlerdir. Polieterlerden “polietilen glikoller”; başlıca kozmetik ve eczâcılık ürünlerinin, emülsiyon yapıcı veya nemlendirici malzemelerin ve yağlayıcıların îmâlinde kullanılır. Bir polieter olan “epoksi reçineleri”nden yaygın olarak yapıştırıcı ve kaplama malzemesi olarak istifâde edilir. Yine bir polieter olan “penton”, kimyâsal maddelere dayanıklı olduğu için depolama tanklarının iç cidarlarının kaplanmasına yardımcıdır.
Polistiren:Stiren monomerinden elde edilen polimerdir. Genellikle mâliyeti düşük, dayanıklı ve termoplastik yapıda bir üründür. Kimyevî maddelere karşı dayanıklıdır. İyi bir elektrik yalıtkanıdır. Buzdolabı ve klima gibi çeşitli eşyâların îmâlinde kullanılır.
Polisülfon:Temel yapı zincirleri sülfonil, eter ve izopropiliden gruplarıyla bağlanmış benzen halkalarından meydana gelen polimerlerdir. Polisülfonlar sağlam, sıcağa ve kimyevî maddelere karşı dayanıklıdır. Tel kaplamalarında, otomobil parçalarında ve çeşitli ev âletlerinde kullanılır.
Polisülfür:3 ilâ 10 sayıdaki kükürt atomunun bağlanmasıyla teşekkül eden bileşiklerdir. Bunlar, kükürdün sülfür iyonu (S-2) ihtivâ eden çözeltilerde çözündürülmesiyle elde edilirler. Sodyum polisülfürler hayvan postlarından kılların temizlenmesinde ve ticârî adı “tiyokol” olan reçinelerin îmâlinde kullanılır. Tiyokoller oldukça yaygın kullanım sahası bulunan ürünlerdir. Yüzey korunmasında, roket yakıtlarında kullanılır. Diğer bâzı polisülfürlerle haşere ilâcı olarak üretilir.
Polivinilasetat:Vinilasetat monomerlerinden elde edilen renksiz bir reçinedir. Su esaslı boyalarda bağlayıcı olarak; yapıştırıcılarda, lakelerde ve çimentolarda kullanılır.
Polivinilflorür:Vinilflorür monomerinin polimerleştirilmesiyle elde edilen bir reçinedir. Kimyevî maddelere karşı dayanıklıdır. Binaların dış cephelerinde, boru kaplamalarında kullanılır.
Polivinilalkol:Polivinilasetatın asit veya bazlarla reaksiyona sokulmasıyla elde edilen bir reçinedir. Kâğıt ve dokumaların yağlara ve greslere karşı dayanıklılığını arttırmak için kullanılan tutkallama maddelerinde, yapıştırıcı ve emülsiyonlaştırıcılarda kullanılır. Polivinilalkolden elde edilen polivinilformali ve polivinilasetali, kaplama malzemesi ve ince katman îmâlinde kullanılır.
Poliklorodifenil:Difenil ve klordan elde edilen sun’î bir reçinedir. Poliklorodifenil karışımları başlıca yağlayıcı, ateşe dayanıklı dielektrik akışkan ve ısı transfer vâsıtası olarak kullanılır. İlâveten, yapıştırıcıların, tel kaplama malzemelerinin ahşap ve beton gibi yüzeylerin kaplanmasında da kullanılır.
Poliklorotrifluoroetilen:Klorotrifluoroetilenin polimerleştirilmesiyle elde edilen bir reçinedir. Kolay şekillendirilebilen bir reçine olduğundan kalıplama ve çekme yoluyla conta, pompa ve vana gibi bâzı malzemelerin îmâlinde kullanılır.
Poliakrilonitril:Akrilonitrilden türetilen polimerlerin genel adı. Bu polimerler akrilonitril monomeriyle bütadien, stiren veya viniliden klorür monomerlerinden meydana gelmiş kopolimerlerdir. Orlonda % 85 nispetinde akrilonitril bulunur. Akrilonitrilin en önemli polimerlerinden biri, akrilonitril-bütadien-stiren (ABS) reçinesidir. ABS reçinesi oldukça sert, sağlam ve dayanıklıdır. Bilhassa boru ve mutfak eşyâsı îmâlatında kullanılır.[/b]
Alm.Härze (n.pl.), Fr.Résines (f.pl.), İng.Resins. Fizyolojik hâdiseler neticesinde veya patolojik tesirlerle bitkilerde meydana gelen veya sun’î yollarla organik bileşiklerden elde edilen katı veya ağdalı sıvı maddeler. Bunlar, eczâcılıkta ilâç yapımında kullanılır. Kimyâsal yapısı kesin olarak bilinmemekle birlikte diterpenler, triterpenler ve politerpenler sınıfından olan maddelerden meydana geldiği bilinmektedir. Fiziksel olarak ısıtılınca yumuşar, isli bir alevle yanar, amorf sert bir kütle olarak kendini gösterir. Bu sert kütle kırılınca parlak yüzeyler ortaya çıkar. Reçineler kolayca toz hâline getirilebilir. Suda çözünmezler ve buharla sürüklenmezler. Bâzı reçinelerde suda çözünen çok az madde bulunması yanında bütün reçineler alkol, kloroform ve eter gibi organik bâzı çözücülerde çözünürler. Havada oksitlenince renkleri koyulaşan reçineler, sülfürik asitle kırmızı bir sıvı meydana getirirler.
Reçineler, bitkilerde bir yağ içerisinde erimiş hâlde veya zamklarla birlikte bulunurlar. Çamgiller, baklagiller, maydanozgiller gibi familyalarda reçine taşıyan bitkiler çoktur. Bu bitkilerde yağ ve zamklarla birlikte bulunan reçineler salgı kanallarında toplanır. Bitkilerde salgı kanalları tabiî olarak bulunduğu gibi, patolojik bir olay veya her yaralanma neticesinde meydana gelir. Reçinesi, hücrelerinde veya salgı tüylerinde toplanan bitkiler de vardır.
Eskiden eczâcılıkta ilâç hammaddesi olarak kullanılan kehribar,Baltık sâhillerinde bulunan Pinus succinifera (Kehribarçamı) adlı bir çam türünün fosilleşmiş reçinesinden ibârettir.
Reçineler bitkilerden saf olarak elde edilmeyip, yağ gibi çeşitli maddelerle karışım hâlinde elde edilir. Reçine elde etmek için bitkinin kabuğu özel bir bıçakla çizilir. Sonra balyozla dövülerek veya alevle yakılarak yaralanır. Bâzı bitkilerde ise reçine; etanol, eter gibi maddelerin yardımıyla, tüketme metodu ile elde edilir.
Bugün sanâyide tabiî reçinelerin yerini büyük ölçüde sun’î reçineleralmıştır. Sun’î reçineler, fiziksel yönden tabiî reçinelere benzerse de kimyâsal yönden farklılıklar gösterir. “Termoplastik” ve “termoset” reçineler olarak iki sınıfa ayrılırlar. Sun’î reçineler en çok plastikte, ayrıca vernik, yapıştırıcı ve iyon değiştiricilerin üretiminde kullanılır.
Sınâî önemi büyük olan reçineler ayrı konular hâlinde verilmiştir (Bkz. Plastik, Polimer). Aşağıda polimerleşmeile elde edilen bâzı reçineler verilmiştir:
Polieter:Monomerlerin eter bağlarıyla bağlanması netîcesinde teşekkül eden polimerlerdir. Polieterlerden “polietilen glikoller”; başlıca kozmetik ve eczâcılık ürünlerinin, emülsiyon yapıcı veya nemlendirici malzemelerin ve yağlayıcıların îmâlinde kullanılır. Bir polieter olan “epoksi reçineleri”nden yaygın olarak yapıştırıcı ve kaplama malzemesi olarak istifâde edilir. Yine bir polieter olan “penton”, kimyâsal maddelere dayanıklı olduğu için depolama tanklarının iç cidarlarının kaplanmasına yardımcıdır.
Polistiren:Stiren monomerinden elde edilen polimerdir. Genellikle mâliyeti düşük, dayanıklı ve termoplastik yapıda bir üründür. Kimyevî maddelere karşı dayanıklıdır. İyi bir elektrik yalıtkanıdır. Buzdolabı ve klima gibi çeşitli eşyâların îmâlinde kullanılır.
Polisülfon:Temel yapı zincirleri sülfonil, eter ve izopropiliden gruplarıyla bağlanmış benzen halkalarından meydana gelen polimerlerdir. Polisülfonlar sağlam, sıcağa ve kimyevî maddelere karşı dayanıklıdır. Tel kaplamalarında, otomobil parçalarında ve çeşitli ev âletlerinde kullanılır.
Polisülfür:3 ilâ 10 sayıdaki kükürt atomunun bağlanmasıyla teşekkül eden bileşiklerdir. Bunlar, kükürdün sülfür iyonu (S-2) ihtivâ eden çözeltilerde çözündürülmesiyle elde edilirler. Sodyum polisülfürler hayvan postlarından kılların temizlenmesinde ve ticârî adı “tiyokol” olan reçinelerin îmâlinde kullanılır. Tiyokoller oldukça yaygın kullanım sahası bulunan ürünlerdir. Yüzey korunmasında, roket yakıtlarında kullanılır. Diğer bâzı polisülfürlerle haşere ilâcı olarak üretilir.
Polivinilasetat:Vinilasetat monomerlerinden elde edilen renksiz bir reçinedir. Su esaslı boyalarda bağlayıcı olarak; yapıştırıcılarda, lakelerde ve çimentolarda kullanılır.
Polivinilflorür:Vinilflorür monomerinin polimerleştirilmesiyle elde edilen bir reçinedir. Kimyevî maddelere karşı dayanıklıdır. Binaların dış cephelerinde, boru kaplamalarında kullanılır.
Polivinilalkol:Polivinilasetatın asit veya bazlarla reaksiyona sokulmasıyla elde edilen bir reçinedir. Kâğıt ve dokumaların yağlara ve greslere karşı dayanıklılığını arttırmak için kullanılan tutkallama maddelerinde, yapıştırıcı ve emülsiyonlaştırıcılarda kullanılır. Polivinilalkolden elde edilen polivinilformali ve polivinilasetali, kaplama malzemesi ve ince katman îmâlinde kullanılır.
Poliklorodifenil:Difenil ve klordan elde edilen sun’î bir reçinedir. Poliklorodifenil karışımları başlıca yağlayıcı, ateşe dayanıklı dielektrik akışkan ve ısı transfer vâsıtası olarak kullanılır. İlâveten, yapıştırıcıların, tel kaplama malzemelerinin ahşap ve beton gibi yüzeylerin kaplanmasında da kullanılır.
Poliklorotrifluoroetilen:Klorotrifluoroetilenin polimerleştirilmesiyle elde edilen bir reçinedir. Kolay şekillendirilebilen bir reçine olduğundan kalıplama ve çekme yoluyla conta, pompa ve vana gibi bâzı malzemelerin îmâlinde kullanılır.
Poliakrilonitril:Akrilonitrilden türetilen polimerlerin genel adı. Bu polimerler akrilonitril monomeriyle bütadien, stiren veya viniliden klorür monomerlerinden meydana gelmiş kopolimerlerdir. Orlonda % 85 nispetinde akrilonitril bulunur. Akrilonitrilin en önemli polimerlerinden biri, akrilonitril-bütadien-stiren (ABS) reçinesidir. ABS reçinesi oldukça sert, sağlam ve dayanıklıdır. Bilhassa boru ve mutfak eşyâsı îmâlatında kullanılır.[/b]
REAGAN, Ronald Wilson
ABD başkanı. 6 Şubat 1911’de Tampico’da doğdu. Babası bir ayakkabı satıcısıydı. 1932’de İllinois’teki Evreka Kolejini bitirdikten sonra Lowo’da radyo spikeri olarak çalışmaya başladı. 1937’de sinema oyunculuğuna geçen Reagan, onu tâkip eden yıllarda aralarında Ölümüne Kadar (1939), Aceleci Kalp (1950), KahramanDenizciler (1957) adlı filmlerin de arasında bulunduğu elli civârında filmde rol aldı. 1947-52, 1959-60 yılları arasında Sinema Oyuncuları Sendikasının başkanlığını yaptı. Bu sırada komünist görüşlü sanatçılara karşı yapılan kampanyada önemli rol oynadı.
Reagan 1966’da Cumhûriyetçi Partiden aday olarak katıldığı California vâliliği seçimlerini kazandı. Aynı göreve 1970’te ikinci defâ getirildi. 1968’ ve 1976’daki başarısız girişimlerin ardından 1980’de Cumhûriyetçilerin başkan adayı oldu. Rakibi Jimy Carter karşısında oyların % 51’ini alarak Amerika Birleşik Devletleri başkanı oldu. Göreve başlamasından bir süre sonra 30 Mart 1981’de hedef olduğu bir suikast girişiminde ağır yaralandıysa da kısa zamanda sağlığına kavuştu.
Reagan, başkanlığı sırasında silâhlanmaya önem verdi. Dış ilişkilerde komünizm karşıtı katı bir tutum tâkip etti. Sovyetler Birliğiyle yürütülen silâh indirimi ve görüşmelerine büyük bir ihtiyat ve isteksizlikle yaklaştı. ABDbirliklerinin Marksist hükümeti devirmek için 1983’te Grenada’yı işgal etmesi ve orta menzilli nükleer füzelerin sınıflandırılmasını öngören Orta Menzilli Nükleer Füzeler Anlaşmasının imzâlanmasıyla neticelenen 1988’deki Reagan-Gorbaçov zirvesi, başkanlık döneminin en önemli dış politika olaylarıdır.
Reagan 1984’te Demokrat Partinin başkan adayı Walter Mondale karşısında yeniden başkanlığa adaylığını koydu. Halkla iletişim kurmadaki yeteneğinin yardımıyla oyların % 59’unu alarak ezici bir zafer kazandı ve ikinci kez başkan oldu. 1986 senesi sonlarında Reagan yönetiminin İran yanlısı teröristlerce Beyrut’ta rehin tutulan Amerikalıları kurtarmak için İran’a silâh gönderdiği ortaya çıktı. Ardından İran’a gönderilen silâhlardan elde edilen paranın bir kısmının Nikaragua’daki Marksist Sandinista hükümetine karşı çarpışan ABD desteğindeki Contralara aktarıldığı anlaşıldı. Bu gelişmeler kongrede ciddi rahatsızlıklara sebep oldu ve aynı zamanda Reagan’ın popüleritesini ve saygınlığını önemli ölçüde azalttı. Böylece başkanlık görevi 1989 ocak ayında son buldu. Çiftliğine çekildi. Zaman zaman çeşitli yerlerde konferanslar vermektedir.
ABD başkanı. 6 Şubat 1911’de Tampico’da doğdu. Babası bir ayakkabı satıcısıydı. 1932’de İllinois’teki Evreka Kolejini bitirdikten sonra Lowo’da radyo spikeri olarak çalışmaya başladı. 1937’de sinema oyunculuğuna geçen Reagan, onu tâkip eden yıllarda aralarında Ölümüne Kadar (1939), Aceleci Kalp (1950), KahramanDenizciler (1957) adlı filmlerin de arasında bulunduğu elli civârında filmde rol aldı. 1947-52, 1959-60 yılları arasında Sinema Oyuncuları Sendikasının başkanlığını yaptı. Bu sırada komünist görüşlü sanatçılara karşı yapılan kampanyada önemli rol oynadı.
Reagan 1966’da Cumhûriyetçi Partiden aday olarak katıldığı California vâliliği seçimlerini kazandı. Aynı göreve 1970’te ikinci defâ getirildi. 1968’ ve 1976’daki başarısız girişimlerin ardından 1980’de Cumhûriyetçilerin başkan adayı oldu. Rakibi Jimy Carter karşısında oyların % 51’ini alarak Amerika Birleşik Devletleri başkanı oldu. Göreve başlamasından bir süre sonra 30 Mart 1981’de hedef olduğu bir suikast girişiminde ağır yaralandıysa da kısa zamanda sağlığına kavuştu.
Reagan, başkanlığı sırasında silâhlanmaya önem verdi. Dış ilişkilerde komünizm karşıtı katı bir tutum tâkip etti. Sovyetler Birliğiyle yürütülen silâh indirimi ve görüşmelerine büyük bir ihtiyat ve isteksizlikle yaklaştı. ABDbirliklerinin Marksist hükümeti devirmek için 1983’te Grenada’yı işgal etmesi ve orta menzilli nükleer füzelerin sınıflandırılmasını öngören Orta Menzilli Nükleer Füzeler Anlaşmasının imzâlanmasıyla neticelenen 1988’deki Reagan-Gorbaçov zirvesi, başkanlık döneminin en önemli dış politika olaylarıdır.
Reagan 1984’te Demokrat Partinin başkan adayı Walter Mondale karşısında yeniden başkanlığa adaylığını koydu. Halkla iletişim kurmadaki yeteneğinin yardımıyla oyların % 59’unu alarak ezici bir zafer kazandı ve ikinci kez başkan oldu. 1986 senesi sonlarında Reagan yönetiminin İran yanlısı teröristlerce Beyrut’ta rehin tutulan Amerikalıları kurtarmak için İran’a silâh gönderdiği ortaya çıktı. Ardından İran’a gönderilen silâhlardan elde edilen paranın bir kısmının Nikaragua’daki Marksist Sandinista hükümetine karşı çarpışan ABD desteğindeki Contralara aktarıldığı anlaşıldı. Bu gelişmeler kongrede ciddi rahatsızlıklara sebep oldu ve aynı zamanda Reagan’ın popüleritesini ve saygınlığını önemli ölçüde azalttı. Böylece başkanlık görevi 1989 ocak ayında son buldu. Çiftliğine çekildi. Zaman zaman çeşitli yerlerde konferanslar vermektedir.
RAVDZA-İ MUTAHHERA
Medîne’deki Mescid-i Nebî içinde bulunan mübârek yer. Buraya “Ravda-i mübâreke” ve “Ravda-i mukaddese” de denir. Ravda-i Mutahhera, Medîne Câmii içinde, Resûlullah’ın sallallahü aleyhi ve sellem kabr-i şerîfiyle câminin o zamanki minberi arasında olup, yirmi altı metre uzunluktadır. Ravda, “bahçe” demektir. O zamanki minber-i şerîf, üç basamak ve bir metre yüksekti. 654 yangınında tamâmen yandı. Çeşitli yıllarda, çeşitli minberler yapılmış, bugünkü on iki basamaklı mermer minberi Sultan Üçüncü Murâd Han 1590 (H. 998) da İstanbul’dan göndermiştir.
Yeryüzünün en kıymetli yeri Kâbe-i muazzama ve bunun etrâfındaki Mescid-i haram denilen câmidir. Bundan sonra, Medîne’deki Ravda-i mukaddesedir. Üçüncü olarak Mekke-i mükerreme şehridir. Ravda-i mutahhera, Mekke’den daha üstündür. Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem bir hadîs-i şerîflerinde buyurdular ki: “Kabrim ile minberim arasındaki yer, Cennet bahçelerinden bir bahçedir”. Burada yapılan ibâdetlerin kabûl edilmesi daha çok ümit edilir.
Hacca giden Müslümanlar, Mekke’deki hac vazîfelerini îfâ ettikten sonra, Medîne’ye gelirler. Medîne şehri uzaktan görülünce salât ve selâm getirilir. Sonra bu konuda yazılmış kitaplardaki duâlar okunur. Şehre veya mescide girmeden önce gusl abdesti alınır. Medîne’ye girince, yalnız kabr-i Nebî’yi (sallallahü aleyhi ve sellem) ziyârete niyet edilir. Şehirde edep ve saygı ile yürünülür ve namazda okunan salevât-ı şerîfeleri okuyarak ve duâ ederek mescide gelinip, minber yanındaki Ravda-i mutahherada iki rekat “Tehıyyet-ül-mescid”, iki rekat da “şükür namazı” kılınır. Duâdan sonra, kalkılıp edeple Hücre-i seâdete gelinir. Yüzü Peygamberimizin kabri tarafına dönerek sırası ile Peygamberimizin, hazret-i Ebû Bekr’in ve hazret-i Ömer’in kabirleri ziyâret edilip duâ edilir.
Medîne’deki Mescid-i Nebî içinde bulunan mübârek yer. Buraya “Ravda-i mübâreke” ve “Ravda-i mukaddese” de denir. Ravda-i Mutahhera, Medîne Câmii içinde, Resûlullah’ın sallallahü aleyhi ve sellem kabr-i şerîfiyle câminin o zamanki minberi arasında olup, yirmi altı metre uzunluktadır. Ravda, “bahçe” demektir. O zamanki minber-i şerîf, üç basamak ve bir metre yüksekti. 654 yangınında tamâmen yandı. Çeşitli yıllarda, çeşitli minberler yapılmış, bugünkü on iki basamaklı mermer minberi Sultan Üçüncü Murâd Han 1590 (H. 998) da İstanbul’dan göndermiştir.
Yeryüzünün en kıymetli yeri Kâbe-i muazzama ve bunun etrâfındaki Mescid-i haram denilen câmidir. Bundan sonra, Medîne’deki Ravda-i mukaddesedir. Üçüncü olarak Mekke-i mükerreme şehridir. Ravda-i mutahhera, Mekke’den daha üstündür. Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem bir hadîs-i şerîflerinde buyurdular ki: “Kabrim ile minberim arasındaki yer, Cennet bahçelerinden bir bahçedir”. Burada yapılan ibâdetlerin kabûl edilmesi daha çok ümit edilir.
Hacca giden Müslümanlar, Mekke’deki hac vazîfelerini îfâ ettikten sonra, Medîne’ye gelirler. Medîne şehri uzaktan görülünce salât ve selâm getirilir. Sonra bu konuda yazılmış kitaplardaki duâlar okunur. Şehre veya mescide girmeden önce gusl abdesti alınır. Medîne’ye girince, yalnız kabr-i Nebî’yi (sallallahü aleyhi ve sellem) ziyârete niyet edilir. Şehirde edep ve saygı ile yürünülür ve namazda okunan salevât-ı şerîfeleri okuyarak ve duâ ederek mescide gelinip, minber yanındaki Ravda-i mutahherada iki rekat “Tehıyyet-ül-mescid”, iki rekat da “şükür namazı” kılınır. Duâdan sonra, kalkılıp edeple Hücre-i seâdete gelinir. Yüzü Peygamberimizin kabri tarafına dönerek sırası ile Peygamberimizin, hazret-i Ebû Bekr’in ve hazret-i Ömer’in kabirleri ziyâret edilip duâ edilir.
RAUF DENKTAŞ
Kıbrıslı Türk siyâset adamı. Kıbrıs’ın Baf şehrinde 1924’te doğdu. İlk ve orta öğrenimini Kıbrıs ve Türkiye’de yaptı. Hukuk tahsili için Londra’ya gitti ve Lincoln’s Inn’de öğrenim gördü. 1947’de Kıbrıs’a dönerek Lefkoşe’de avukatlık yapmaya başladı. Ertesi sene Türk İşleriKomisyonunda vazife aldı. 1950-57 arasında Kıbrıs Başsavcı Yardımcılığı yaptı. Bu arada İngilizlerin hazırlamaya çalıştığı Kıbrıs Anayasası ile ilgili kurulda yer aldı ve Türk toplumunu temsil etti.
Adada iki toplum arasında tartışmaların şiddetlenmesi üzerine Dr. Fâzıl Küçük ile berâber Türk toplumunun lideri oldu. 1959’da İngiltere, Türkiye ve Yunanistan’ın yer aldığı ve bağımsız bir Kıbrıs Devletinin kurulmasını sağlayan antlaşmaların yapıldığı Zürich ve Londra konferanslarına katıldı. 16 Ağustos 1960’ta kurulan bağımsız Kıbrıs Cumhûriyetinin Türk Cemaat Meclisi Başkanlığına seçildi. Anayasanın uygulanması sırasında iki toplum arasında baş gösteren gerginliğin çatışmalara dönüşmesi üzerine, Türk toplumunun can ve mal emniyetini sağlamak için, mücâhit örgütün kurulmasında liderlik yaptı. Erenköy çatışmalarının ardından İngilizlerle görüşmek amacıyla Kıbrıs’tan ayrılınca, Rum yetkililer tarafından sürgün îlân edilerek, dört seneden fazla bir süre Kıbrıs’a dönmesine izin verilmedi.
Denktaş, 31 Ekim 1967’de gizliceKıbrıs’a döndü ise de yakalanarak bir süre Lefkoşe’de göz altında tutuldu. Gayri meşrû yollardan Kıbrıs’a girmeyeceği hususunda söz vermesi üzerine salıverildi ve Kıbrıs’ı terk etti. Bu sırada iki toplumun fiilen birbirinden kopması üzerine 28 Aralık 1967’de kurulan Kıbrıs Geçici Türk Yönetimi Yürütme Kurulu Başkanlığına getirildi. Rum Hükümetinin izin vermesi üzerine, 13 Nisan 1968’de Kıbrıs’a döndü. 1968-74 arasında Kıbrıs Temsilciler Meclisi Başkanı Glafkos Klerides ile yapılan toplumlararası görüşmelere katıldı.
Makarios’a karşı 15 Temmuz 1974’te yapılan darbenin ardından Türk Silahlı Kuvvetleri, askerî harekâtla, adanın bir kısmını ele geçirdi. Denktaş Türklerin denetimindeki bölgede 13 Şubat 1975’te kurulan Kıbrıs Türk Federe Devletinin başkanlığına seçildi. Birleşmiş Milletler aracılığı ile iki toplum arasında yapılan görüşmelerin başarısızlıkla neticelenmesi üzerine 15 Kasım 1983’te bağımsız Kuzey Kıbrıs Türk Cumhûriyeti kuruldu. Rauf Denktaş kurucu meclis tarafından Cumhurbaşkanlığına seçildi. Bir süre sonra bu görevden ayrılan Rauf Denktaş, Haziran 1985’te yapılan halk oylaması ile yedi yıllık bir süre için yeniden bu göreve getirildi. Hâlen bu vazifeyi sürdürmektedir (1994).
Rauf Denktaş, evli ve 4 çocuk babasıdır. Çeşitli konularda kitap ve makâleleri ve fotoğraf sergileri vardır.
Kıbrıslı Türk siyâset adamı. Kıbrıs’ın Baf şehrinde 1924’te doğdu. İlk ve orta öğrenimini Kıbrıs ve Türkiye’de yaptı. Hukuk tahsili için Londra’ya gitti ve Lincoln’s Inn’de öğrenim gördü. 1947’de Kıbrıs’a dönerek Lefkoşe’de avukatlık yapmaya başladı. Ertesi sene Türk İşleriKomisyonunda vazife aldı. 1950-57 arasında Kıbrıs Başsavcı Yardımcılığı yaptı. Bu arada İngilizlerin hazırlamaya çalıştığı Kıbrıs Anayasası ile ilgili kurulda yer aldı ve Türk toplumunu temsil etti.
Adada iki toplum arasında tartışmaların şiddetlenmesi üzerine Dr. Fâzıl Küçük ile berâber Türk toplumunun lideri oldu. 1959’da İngiltere, Türkiye ve Yunanistan’ın yer aldığı ve bağımsız bir Kıbrıs Devletinin kurulmasını sağlayan antlaşmaların yapıldığı Zürich ve Londra konferanslarına katıldı. 16 Ağustos 1960’ta kurulan bağımsız Kıbrıs Cumhûriyetinin Türk Cemaat Meclisi Başkanlığına seçildi. Anayasanın uygulanması sırasında iki toplum arasında baş gösteren gerginliğin çatışmalara dönüşmesi üzerine, Türk toplumunun can ve mal emniyetini sağlamak için, mücâhit örgütün kurulmasında liderlik yaptı. Erenköy çatışmalarının ardından İngilizlerle görüşmek amacıyla Kıbrıs’tan ayrılınca, Rum yetkililer tarafından sürgün îlân edilerek, dört seneden fazla bir süre Kıbrıs’a dönmesine izin verilmedi.
Denktaş, 31 Ekim 1967’de gizliceKıbrıs’a döndü ise de yakalanarak bir süre Lefkoşe’de göz altında tutuldu. Gayri meşrû yollardan Kıbrıs’a girmeyeceği hususunda söz vermesi üzerine salıverildi ve Kıbrıs’ı terk etti. Bu sırada iki toplumun fiilen birbirinden kopması üzerine 28 Aralık 1967’de kurulan Kıbrıs Geçici Türk Yönetimi Yürütme Kurulu Başkanlığına getirildi. Rum Hükümetinin izin vermesi üzerine, 13 Nisan 1968’de Kıbrıs’a döndü. 1968-74 arasında Kıbrıs Temsilciler Meclisi Başkanı Glafkos Klerides ile yapılan toplumlararası görüşmelere katıldı.
Makarios’a karşı 15 Temmuz 1974’te yapılan darbenin ardından Türk Silahlı Kuvvetleri, askerî harekâtla, adanın bir kısmını ele geçirdi. Denktaş Türklerin denetimindeki bölgede 13 Şubat 1975’te kurulan Kıbrıs Türk Federe Devletinin başkanlığına seçildi. Birleşmiş Milletler aracılığı ile iki toplum arasında yapılan görüşmelerin başarısızlıkla neticelenmesi üzerine 15 Kasım 1983’te bağımsız Kuzey Kıbrıs Türk Cumhûriyeti kuruldu. Rauf Denktaş kurucu meclis tarafından Cumhurbaşkanlığına seçildi. Bir süre sonra bu görevden ayrılan Rauf Denktaş, Haziran 1985’te yapılan halk oylaması ile yedi yıllık bir süre için yeniden bu göreve getirildi. Hâlen bu vazifeyi sürdürmektedir (1994).
Rauf Denktaş, evli ve 4 çocuk babasıdır. Çeşitli konularda kitap ve makâleleri ve fotoğraf sergileri vardır.
RAŞiT TUNCA
BAŞAĞAÇLI RAŞiT TUNCA

FORUMUMUZDA
Dini Bilgiler...
Kültürel Bilgiler...
PNG&JPG&GiF Resimler...
Biyografiler...
Tasavvufi Vaaz Sohbetler...
Peygamberler Tarihi...
Siyeri Nebi
PSP&PSD Grafik
ALLAH
BAYRAK
Radyo Karoglan
Foruma Misafir Olarak Gir
Forumda Neler Var
GALATASARAY
FENERBAHÇE
BEŞiKTAŞ
TRABZONSPOR
MiLLi TAKIM
ETKiNLiKLERiMiZ
Portal
Forum
Search
Community 
Forum Statistics
Forum Team
Calendar
Members
» Latest member:
» Forum threads: 5,258
» Forum posts: 5,849
Read More / Comment 
