MUHAMMED

Muhammed


BAYRAK

TC.Bayrak



Welcome, Guest
You have to register before you can post on our site.

Username
  

Password
  





Forum Statistics
Members:» Members: 7
Latest member:» Latest member: Muhammed
Forum threads:» Forum threads: 5,258
Forum posts:» Forum posts: 5,849

Full Statistics Full Statistics

DOWNLOADEN


“Downloaden Bölümümüzden BEDAVA Grafik Paketleri,E-Kitaplar ve Bedava Bilgisayar Programlarını Tek TIKLA BEDAVA indirebilirsiniz”
(Raşit Tunca)




AYET

“Yeryüzüne muhakkak benim iyi kullarım varis olacaktır”
ENBİYA Suresi 105


FELSEFEMiZ

“ iSLAM OKUMAK YAZMAK YADA ÇiZMEK DEĞiLDiR, Yahutta O Hadis şöyle, Bu Ayette böyle diyor Diye Papağanlıkda Değildir. islam Kuranı ve sünneti HAYATINA TATBiK edip, Onunla Yaşayabilmekdir”
(Karoglan Raşit Tunca Sözü)


Raşit Tunca Sözü

“Yüzme bilmek Denizden çıkmana fayda vermez, taaki yüzme biliyorsan, denizedee düştüysen, ellerini, kollarını, ayaklarını çırpacaksın, ve birde tutuncak dal bulacak, tutunup çıkacaksın. ilimde böyledir, bir ilmi bilmek fayda etmez, taaki, onu hayatında tatbik edesiye, Dinde böyledir, din bilmek imanını kurtarmaz, taaki, ne zaman, bildiğin öğrendiğin dinini hayatında tatbik edip, yaşadın, o zaman belki kurtulursun.”
(Karoglan Raşit Tunca Sözü)

GÜZEL SÖZ

“ Bazen Hata Yapıvermek, Doğruyu bulmanın ilk Basamağıdır.
(Başağaçlı Raşit Tunca Sözü)



Emr-i Bi'l-Ma'rûf ve Nehy-i Ani'l-Munker

Enes Bin Malik\'den rivayet edildigine göre Peygamber\'imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:

\"Benîm üzerime bir kere selât-ü selâm getirenin nefsinden ulu, Allah (C.C) beyaz bir bulut yaratir. Allah (C.C) buluta rahmet denizinden su yüklenmesini emreder, o da yüklenir. Sonra Allah (C.C) buluta yagmasini emreder, o da yagar. Yere düsen her damladan Allah (C.C) altin, daglara düsen her damladan gümüs yaratir. Kafirin üzerine düsen her damladan da Allah (C.C) onlara iman nasip eder.\"

Ulu Allah (C.C.) buyuruyor ki:

\"Siz insanlarin iyiligi için ortaya çikarilmis, en hayirli bir ümmetsiniz, iyiligi emreder ve kötülükten alikorsunuz. Allah\'a da inanirsiniz.\"
(Al-i imran - 110)

Kelbi (rehimehullahu} der ki: bu âyet-i kerime bu ümmetin diger ümmetlere karsi üstünlük durumunu açiklamaktadir. Bu âyet-i celile gösterir ki, bu islâm ümmeti kayitsiz sartsiz bütün ümmetlerin en hayirlisidir.

Bu üstünlük ilk müslüman halkasi ile son müslüman halkasi arasinda, diger ümmetler karsisinda ortaktir ama halkalar arasinda ayri derece farki vardir. Nitekim sahabelerin ümmetin geri kalanindan üstün oldugu hakkinda hadîsler vardir.

Âyeî-i kerimede geçen «insanlar «için çikarilmis» ifadesi insanlarin iyilik ve yarari için bütün yüz yillarda meydana getirilmis, temayüz edip taninmis demektir.

Yine âyet-i kerimedeki «iyiligi emreder, kötülükten alakor ve Allah\'a inanirsiniz» ifadesi, yeni cümledir. Bu cümle ümmetin üstünlük sebeplerini açiklamaktadir. Bu ifadeler, ayni zamanda bu ümmetin belirtilen sifatlari tasidigi müddetçe ve gösterilen yolda ilerledigi sürece ancak diger ümmetlerden üstün olacagini, buna göre iyiligi emrederek kötülükten alakoyma meziyetini yitirdikleri zaman üstünlüklerini de kaybedeceklerini açiklamaktadir.

Demek ki bu ümmetin mensuplari, iyiligi emrederek kötülükten alikoyduklari ve müslüman olsunlar diye kâfirler ite savastiklari için Allah (C.C) onlari insanlara yararlilikta en üstün kilmistir.

\"Insanlarin en hayirlilari, insanlara yararli olanlar, buna karsilik insanlarin en kötuleri onlara zarari dokunanlardir.\"

Âyet-i kerimedeki «Allah (C.C)\'a inanmiz» ifadesi. Allah (C.C)\'in birligini tasdik edersiniz, bu inançta sebat edersiniz ve Hz. Muhammed (S.A.V)\'in Allah (C.C)\'in elçisi oldugunu kabul edersiniz demektir.

Çünkü Hz. Muhammed (S.A.V)\'in elçiligini inkâr edenler. Allah (C.C)\'a iman etmis sayilmaz. Zira böyleleri Peygamberimizin (S.A.S.) Allah (C.C) katindan getirdigi mucize âyetleri kendi uydurmasi zannederler.

Peygamberimizin (S.A.S.) buyuruyor ki:

\"içimizden biri bir egrilik gördügü zaman onu eli ile degistirsin, eger gücü yetmiyorsa dili ile degistirsin, buna da gücü yetmiyorsa kalbi île degistirsin ki, bu imanin en zayif sekilde tezahürüdür.\"

Bazi âlimler bu hadis ile ilgili olarak derler ki: elle degistirmek idarecilerin, sözle degistirmek âlimlerin ve kalble degistirmek de bütün müslümanlarin görevidir.

Fakat bir kisim âlimler de egriligi degistirebilmek herkesin egriligi degistirmekle yükümlü oldugunu ileri sürerek ilk görüsteki vazife bölümüne karsi çikarlar.

Nitekim ulu Allah (C.C.) buyuruyor ki:

\"Ey \"Iyilik ve takvada biribîrinizi destekleyiniz, kötülük ve azginlikta degil» (Maide - 2).

«Iyilikte yardimlasmak» iyilik islemeyi tesvik etmek, ona verdiren yarali yollari açmak. kötülük ve azginlik yollarini mümkün oldugu kedar kapatmakla otur.

Peygamberimiz (S.A.S.) diger bir hadisde buyuruyor ki:

\"Kim bir bid\'at sahibini önterse Allah (C.C) onun kalbini güven ve iman ile doldurur. Kim bir bid\'at sahibine karsi çikarsa Allah (C.C) onu en korkulu günde (Kiyamet gününde) emniyete çikarir. Iyiligi emrederek kötülükten alakoyanlar. Allah (C.C)\'in yeryüzündeki halifeleri, O\'nun kitabinin sözcüleri ve Resul\'ünün temsilcileridir.\"

Hüzeyfe (RA) dan rivayet edildigine göre söyle demistir: \"Insanlara öyîe bir gün gelecektir ki onlarin nazarinda bir ates lesi iyiligi emrederek kötülükten alakoyan bir müminden daha mekbul olacaktir.\"

Hz. Musa (A.S.) ulu Allah (C.C)\'a «mümin kardesi için dua eden, ona iyiligi emrederek kötülükten uzak durmasini söyleyen kimsenin mükâfati nedir, ya Rabb\'i!» diye sordu.

Ulu Allah (C.C) Hz. Musa (A.S)\'ya söy\'e cevap verdi. «her kelimesine karsilik ona bir yillik ibadet yazarim ve onu cehennem azabina çarptirmaktan heya ederim.»

Kutsi bîr hadisde ulu Allah (C.C.) söyle buyuruyor:

? \"Ey ademoglu! Tevbe etmeyi erteleyen, bos kuruntular pesinde kosarek Âhirete amelsiz gelen kimselerden olma. Böyleleri ibadet edenler gibi konustugu halde münafiklarin yaptigi hareketleri yaparlar. Kendilerine verilen ile gözleri doymaz, yokluga karsi sabirsizdirlar. Salihleri severler, fakat onlarden degildirler, münafiklardan sözce nefret ederler, fakat onlardandirlar.
Iyiligi emrederler, faket kendileri yapmazlar, kötülükten baskalarini alikoymaya çalisirlar, fakat kendileri kötülük islemekten geri durmazlar.\"

Hz. Ali (keremellahu vechehu) diyor ki: Peygamberimizin (S.A.S.) söyle dedigini duydum:

\"Âhir zamanda öyle düsük çeneli kisa akilli kimseler türeyecektir ki, söyleyecekleri yararli iyi sözler girtlaklarini asmayacak (kalblerine islemeyecektir) Okun av hayvanini delik-desîk etmesi gibi bu kimseler de dini delik-desik edeceklerdir.\"

Peygamber\'imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:

\"Gök yüzüne çikarildigim gece dudaklari atesten makaslar ile kesilen bir takim erkekler gördüm. «Ya Cebrail, bunlar kimdir?» diye sordum.

Cebrail bana dedi ki. «bunlar ümmetinin baskalarina iyiligi emreden ve fakat kendilerini unutan hatipleridir.»

Nitekim ulu Allah (C.C) böyleleri hakkinda söyle buyurur:

\"Insanlara iyiligi emredip kendinizi unutuyor musunuz? Oysa ki, kitabi okuyan da sizsiniz. Aklinizi basiniza toplamayacak misiniz?\"
(Bakara Süresi, 44).

Yani Allah (C.C)\'in kitabini okudugunuz halde onun prensiplerine göre uygun hareket etmiyorsunuz. Bu adamlar baskalarina sadaka vermeyi emrettikleri halde kendileri vermezlerdi. Demek ki, müminlerin müminlere iyiligi emredip kötülükten alakoymaya çalisirken kendilerini unutmamalari gerekir.

Nitekim ulu Allah (C.C) söyle buyuruyor:

\"Mümin erkekler ile mümin kadinlar, birbirlerinin velileridir. Iyiligi emredip kötülükten alikorlar, namazi dosdogru kilarlar, zekâti verirler, Allah\'a ve O\'nun Resul\'üne itaat ederler. Iste bunlar yok mu? Allah onlari esirgeyecektir. Hiç süphesiz, Allah Aziz ve Hâkimdir.\"
(Tevbe - 7)

Âyet-i kerimede görüldügü gibi ulu Allah (C.C) müminleri iyiligi emrettikleri için övmektedir. Açiktir ki, iyiligi emretme ve kötülükten alakoyma görevinden kaçinanlar, âyet-i kerimede övülen müminlerin disinda kalirlar.

Öte yandan ulu Allah (C.C), bir takim kavimleri iyiligi emredip kötülükten alakoymaktan kaçindiklari için kinamaktadir.

Ulu Allah (C.C.) söyle buyuruyor:

\"Onlar, yaptiklari kötülükden alakoymazlardi. Ne kadar fena bir is yapiyorlardi!\" (Maide - 79)

Ebû derdadan rivayet edildigine göre Peygamberimiz (S.A.S.) söyle buyurmustur:

\"Ya îyiligi emreder ve kötülükten alakorsunuz veya ulu Allah (C.C) basiniza öyle zalim bir idareci musallat eder ki, ne büyügünüze hürmet eder ve ne de küçügünüze acir,
içinizdeki iyilerin edecegi dualar kabul olunmaz. Allah (C.C)\'dan yardım dîlerler, fakat yardım gelmez, günahtan affedilsin diye yalvarirlar, fakat affolunmaz. \"

Hz. Ayse\'den (R. Anha) Rivayet edildigine göre Peygamber\'imiz (S.A.S.) söyle buyuruyor:

\"Ulu Allah (C.C), halkinin onsekiz bin kisisi, peygamberler gibi amel isleyen bîr kasabayi toplu cezaya carptirmistir»

Sahabîler «Nasil olur, ya Resulallah» diye sordular.

Peygamber\'imiz buyurdu ki:

«bu iyi amel isleyen kimseler Allah (C.C) için öfkelenmezler, iyiligi emredip kötülükten alakoymaya çalismazlardi.\"

Ebu Zerr\'ül- Gifarî\'den (R.A.) rivayet edildigine göre Hz. Ebu Bekr es-Siddik (R.A.) Peygamber (S.A.V)\'imize: «müsrikler ile savasmanin disinda bir cihad sekli var midir, ya Resulallah?» diye sordu.

Peygamber (S.A.S.)\'imiz ona söyle cevap verdi: «evet, var ya Ebu Bekr, ulu Allah (C.C)\'in sehidlerden üstün dereceli öyle mücahidleri var ki, bunlar sagdirlar, herkes gîbi yerter. içerler ve halkin arasinda gezinirler, ulu Allah (C.C) onlarla gökteki meleklere karsi övünür. Ümmü Seleme Allah (C.C)\'in resul\'ü için nasil süslenirse cennet de onlar için öyle süslenip hazirlanir.»

Hz. Ebu Bekr «ya Resulallah, kimdir bunlar?» diye sordu.

Peygamber\'imiz (S.A.S.) söyle buyurdu:

«bunlar iyiligi emredip kötülügü menedenler, Allah (C.C) için sevip Allah (C.C) adina öfkelenenlerdir.»

Peygamber (S.A.V)\'imiz sözlerine söyle devam etti:

«nefsimi kudret eli altinda tutan Allah (C.C)\'a yemin ederim ki, bu kimselerin cennetteki köskleri, sehidlerinkilerden daha yüksekte olacaktir. Su kösklerin her birinde kimi yakut ve kimi yesil zümrütten olmak üzere ücyüz kapi bulunacaktir. Her kapinin önünde nur parlayacaktir.
Bu kimseler her biri, sirf esinin gözleri içine bakan iri gözlü üçyüz bin huri ile evlenecektir. Adam bunlardan birine baksa «iyiligi emredip kötülükten alakoymaya çalistigin falan günü hatirltyor musun» diyecek, öbürüne dönse «iyiligi emrederek kötülükten alakoydugun falan
yeri hatirladin mi» diye ona iltifat edecektir.»

Haberde bildirildigine göre ulu Allah (C.C.) Hz. Musa\'ya (A.S.) «ey Musa, sirf benim için isledigin hic bir amel var mi?» diye sorar.

Hz. Musa da cevap olarak «Allah\'im! Senin için namaz kildim, oruç tuttum, sadaka verdim, secde ettim. Sana hamd ettim, kitabîni okudum, senin adini andim» der.

Ulu Allah (C.C) buyurur ki: «ya Musa! Namaz senin kilavuzundur, oruç sana kalkandir, verdigin sadaka üzerine gölge olacaktir, secdedeki tesbih senin için cennette agaç olacaktir. Kitabimi okuman sana kösk ve huri saglayacaktir, benim adimi anman da senin isigin olacaktir. Sirf benim için hangi ameli isledin?»

Bunun üzerine Hz. Musa (A.S) «ya Rabb\'i! Sirf senin için olacak bir amel bana bildir ki, onu isleyeyim» der. Ulu Allah (C.C), Hz. Musa\'ya: «ey Musa!, Benim için hiç bir dost edindin mi?, yine benim adima hiç kimseyi düsman bildin mi?» diye buyurur.

Bunun üzerine Hz. Musa (A.S) anlar ki, Allah (C.C) katinda en sevimli amel, O\'nun için sevmek ve O\'nun namina düsmanlarindan nefret etmektir.

Ubeyde Ibni Cerrah (R.A.) der ki. «Peygamber\'imize (S.A.S.) bir gün «Allah (C.C) katinda en degerli sehid kimdir?» diye sordum.

Bana söyle cevap verdi:

«Allah (C.C) katinda sehidterin en yüksek derecelisi, zalim bir valinin karsisina dikilerek iyiligi emredip kötülükten alakoymaya çalisirken öldürülen kimsedir.
Zalim vali onu öldürtmedigi takdirde ne kadar yasarsa yasasin artik onun defterine günah yazilmaz.»

Hasan El-Basrî\'den (rehimehullahu) rivayet edildigine göre Peygamber\'imiz (S.A.S.) söyle buyuruyor:

\"Ümmetimin en yüksek dereceli sehidi, zalim bir devlet baskaninin karsisina dikilerek iyiligi emredip kötülükten sakinmasini ona hatirlatan ve bu yüzden öldürülen kimsedir. Böyle bir sehidin cennetteki yeri. Hamza île Cafer\'in arasidir.\"

Ulu Allah (C.C) Hz. Yusa Ibni Nun\'a (A.S.) vahyetti ki: \"Senin kavminden altmis bin kötü ile birlikte kirk bin iyi kimseyi helak edecegim.\"

Hz. Yusa (A.S) «ya Rabb\'i! Kötüler için bir diyecegim yok, fakat iyilerin helake ugrama sebebi, acaba nedir ki?» diye sordu.

Ulu Allah (C.C) buyurdu ki: «çünkü onlar kötülere karsi benim adima öfke duymadilar, aralarinda hiç bir sey yokmus gibi onlar ile birlikte yiyip içtiler.»

Hz. Enes (R.A.) der ki. «Peygamber (S.A.V)´imize «tümünü islemedikçe iyiligi emretmiyelim mi ve yine her turlusünden nefsimizi uzak tutmayi basaramadikça baskalarini kötülükten men etmiyelim mi» diye sorduk.

Bize «hayir, iyiligin tümünü islemiyorsaniz bile onu baskalarina emredin ve her türlü kötülükten uzak durmayi basaramiyorsaniz bile yine kötülükten menedin» diye cevap verdi.

Selefden bir zat ogullarina söyle vasiyyet etti:

«içinizden biri iyiligi emredip kötülükten alakoymak isterse nefsini sabirli olmaya hazirlasin ve Allah (C.C)\'in verecegi sevaba güvensin. Çünkü Allah (C.C)\'dan sevap gelecegine güvenen kimse karsilasacaga sikintilarin acisini duymaz.»

Kaynak

Kalplerin Keşfi

imam Gazali
Namazı, Huzur ve Huşu ile Tamamlamak

Ulu Allah (C.C.) buyuruyor ki:

\"Namazlarinda husu içinde olan mü\'minler kurtulusa ermislerdir.\"

Bilesin ki, dil âlimleri «husu» kelimesini «korkmak» ve «çekinmek» gibi kalb eylemlerinden sayar, bazilari da «sükûnet» , «öteye - beriye bakmamak» ve «oynamamak» gibi davranis eylemlerinden kabul eder.

Fikih âlimleri «husu» ´un namazin farzlarindan mi oldugu, yoksa faziletlerinden mi sayilmasi gerektigi hususunda anlasmazlik halindedirler, her iki görüsü de ileri sürenler vardir.

Birinci görüsü savunanlar su hadis ve âyete dayaniyorlar.

Peygamber\'imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:

\"Kulun ancak akli tam yerinde iken kildigi namaz, namaz yerine geçer.\"

Ulu Allah (C.C.) buyuruyor ki:

\"14 \"Namazi beni hatirlamak için kil!\" (Tahâ, 14), ilk görusü savunanlara göre gaflet hali «zikir» ´ le. yani Allah (C.C)\'i hatirda tutma eylemi ile bagdasmaz, bu yüzden ulu Allah (C.C):

«Sakin gafillerden olma» diye buyurur. (Araf Sûresi - 205)

Beyhakî\'nin Muhammed Ibni Sirin (R.A.) dan rivayetine göre Muhammed Ibni Sirin söyle demistir:

«Haber aldim ki Peygamber\'imiz (S.A.S.) namaz kilarken gözlerini havaya kaldirdigi için bu âyet inmistir.»

Abdurrezzak\'in (R.A.) ayni konudaki rivayetinde bu âyet inince Peygamber (S.A.S.)\'imizin kendisine namazda husu içinde olmasini ve gözlerini secde yerinden ayirmamasini emrettigi ilâve edilmektedir.

Hakim ve Beyhaki\'nin birlikte Ebu Hureyre (R.A.) dan naklettiklerine göre Peygamber\'imiz (S.A.S.) namaz kildigi vakit gözlerini semaya dikerdi. Bunun üzerine kendisine yukardaki âyet inmis, o da hemen besini egmisti» .»

Hasan\'dan (R.A.) rivayet edildigine göre Peygamber\'imiz (S.A.S.) söyle buyuruyor:

\"Bes vakit namaz, bîrinizin evin önünden akan suyu çok bir nehir gibidir, her gün bes kere bu nehre girip yikanirsa üzerinde kir namina bir sey kalabilir mi?\"

Peygamber\'imiz (S.A.S.) demek istiyor ki: büyükleri disinda bütün günahtan, geride hic bir sey birakmamak üzere, bes vakit namaz giderir. Elbette ki bu durum, husu içinde ve kalb huzuru ile kilinan namaz için söz konusudur, böyie olmayan namaz da zaten sahibine reddedilir.

Peygamber\'imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:

\"Dünyanin her seyi ile ikisini keserek iki rek\'at namaz kilan kimsenin geçmis bütün günahlari affedilir.\"

Yine Peygamber\'imiz (S.A.S.) söyle buyuruyor:

\"Namaz kilmak, hacca gitmek, Beytüllah\'i tavaf etmek ve diger usulü belirlenen ibadetler,
Allah (C.C)\'i hatirda tutmayi saglamak için emredilmistir. Hatirlanan hakkinda ki asil amaç ve hedef o\'dur, kalbinde saygi ve ürperme olunmayinca böyle bir hatirlamanin (zikrin) ne kiymeti vardir?»

Yine Peygamber\'imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:

\"Kötü ve çirkin davranislardan sahibine alikoyamayan namaz kulun Allah (C.C)\'dan daha çok uzaklasmasina sebep olur.\"

Bekir Ibni Abdullah der ki:

«ey insanoglu! Allah (C.C)\'in huzuruna izinsiz girip kendisi ile tercümansiz konusmak istersen bunu yapabilirsin.»

Kendisine «bu nasil olabilir?» diye sorarlar.

Bekr Ibni Abdullah söyle cevap verir:

«iyicene bir abdest alirsin, ve namaz yerine gidersin. Iste o anda Allah (C.C)\'in huzuruna izinsiz girmis, tercümansiz O\'nunla konusmus olursun.»

Hz. Ayse (R. Anha) diyor ki:

«Rasulullah (S.A.V) ile karsilikli konusurduk. (O bize bir sey der, biz de O\'na karsiliginda bir sey söylerdik.) Fakat namaz vakti girince Allah (C.C)\'in azameti ile öylesine mesgul olurdu ki, sanki ne O bizi tanir ve ne de biz O\'nu tanir olurduk.»

Peygamber\'imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:

\"Allah (C.C), kulun kalbi ile bedenini birlikte hazirlayarak kilmadigi namazin tarafina bakmaz.\"

Allah (C.C)\'in dostu Hz.ibrahim (A.S.) namaza durdugu zaman iki mil uzaktan kalbinin atisi duyulurdu.

Said ül-Tenuhî (rehimehullahu) namaz kilarken yanagindan sakalina süzülen göz yaslari dinmezdi.

Peygamber\'imiz (S.A.S.) adamin birini namazda sakali ile oynerken gördü ve «eger bu adamin kalbi Allah (C.C) korkusu tasisa azalari da tasirdi» diye buyurdu.

Anlatildigina göre Hz. Ali (kerremellahu vechehu) namaz vakti girince titremeye boslar, rengi atardi. «Ne oluyor sana ya emirülmüminin?» dediklerinde «göklere yere ve daglara arzedilince ürkerek yüklenmekten çekindikleri halde benim üzerime aldigim emânetin vakti geldi» diye cevap verirdi.

Rivayete göre Ali Ibni Hüseyin (rehimehullahu) abdest alirken rengi sararirdi, yakinlari ona «abdest alirken sana niye böyle oluyor» sorarlar. O da su cevabi verirdi: «kimin karsisina dikilmek istedigimi biliyor musunuz?»

Rivayete göre Hatem ül-Asam\'a (R.A.) namazi nasil kildigi hakkinda soru soruldu, o da söyle cevap verdi:

«Namaz vakti girince güzelcene abdest alir, namaz kilacagim yere varirim, ezalarim yerine, otursun diye önce bir müddet otururum. Sonra kalkar, kaslarimin arasinda Kabe, ayaklanrimin altinda Sirat köprüsü, sagimda cennet, solumda cehennem. arkamda ölüm melegi olan Azrail vnrmis gibi farzederek ve kilacagim son namazmis gibi kabul ederek korku ve ümid arasi bir ruh hali içinde usulüne uygun bir tekbir alarak namaza dururum.
Düzenli bir sekilde «Fatiha» ve «zammisure» okurum, tevazu içinde rukua vararak husu içinde secdeye kapanirim. Sonra sol ayagimin disini yere, sag ayagimi bas parmak üzere dikerek bagdas kurar, otururum. Bu yaptiklarima ihlas halini katarim. Sonunds «kildigim namaz acaba kabul oidu mu, yoksa olmadimi bilemem.

Ibni Abbas (R. Anhuma) der kî:

«tefekkür hali içinde kilinan ne uzun ne kisa (orta) iki rek\'atlik namaz, basibos bir kalb ile kilinan bir gecelik namazdan daha hayirlidir.»

Peygamber\'imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:

\"Ahir zamanda ümmetimden öyleleri gelecek ki, camilere varacak, halka kurup oturacaklar. Dillerinden dünya ve dünya sevgisi düsmeyecektir. Öyleleri ile oturup kalkmayin, Allah (C.C)´´in onlara hic bir haceti yoktur.»

Hasan El Basri\'den (R.A.) rivayet edildigine göre:

«Peygamber (S.A.V)\'imiz
(S.A.S.) bir gün «size insanlar arasinda en çirkin hirsiz kimdir, haber vereyim mi» diye buyurdu.

Orada bulunanlar «kimdir ya Resulullah?» diye sordular.

Peygamber (S.A.V) \'imiz «Namazindan çalandir» diye cevap verdi.

Oradakiler «namazindan çalmasi nasil olur?» diye sordular.

Peygamber (S.A.V)\'imiz namazin ruküunu ve secdesini eksik - eksik yaparak» cevabini verdi.

Peygamber\'imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:

\"Kiyamet günü kul, ilk önce namazdan hesaba çekilecektir. Namazdan yana bir eksigi çikmadigi takdirde hesaplasmasi kolay geçer. Fakat eger namazdan yana bir eksigi çikarsa ulu Allah (C.C) meleklerine «bu kulumun nafile ibadetleri varsa ondan borca kalmis farzlari yerine koyun» diy« buyurur.»

Peygamber\'imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:

\"Bir kula verilebilecek en hayirli hediye iki rek\'at namaz kilsin diye kendisine izin vermektir.\"

Namaza duracagi zaman Hz. Ömer\'in (R.A.) bögürleri titrer ve disleri takirdardi. Bu halin sebebi kendisine sorulunca «emaneti yerine getirmenin ve farz borcunu ödemenin vakti geldi, bilmem ki, onu nasil yerine getirecegim?»

Anlatildgtna göre Half Ibni Eyyüb (R.A) bir gün namazda iken bir yerinden ari sokar. Sokulan yer (konar, fakat half hiç bir sey duymaz.)

Bu sirada Ibni Said çikagelir. Half\'e üzerinden kan geldigini bildirir de o da elbisesini yikar. Ona sorarlar, «nasil oluyor, ari seni sokuyor, vücudunu kanatiyor da sen hiç bir sey duymuyorsun?»

O da su cevabi verir. «Melik ül-Cebbar olan Allah (C.C)\'in huzurunda duran, basindan Azrail dikilen, solunda cehennem ve ayaklarinin altinda Sirat köprüsü bulunan kimse böyle bir seyi nasit duyabilir?»

Amr Ibni Zerrin (rehimehullahu) eli kanser olmus, kendisi ibadet ve takvada hayli yüksek dereceye varmis bir zat idi, doktorlar «elini mutlaka kesmemiz gerekiyor» dediler. O da «öyle ise kesin» dedi. Doktorlar «seni ipler ile baglamadan kesemeyiz» dediler.
Bunun üzerine «beni baglamanizi istemiyorum, namaza durdugum zaman kesiniz» dedi. Nitekim namaza durunca elini kestiler, o ise hiç bir sey duymadi bile.

Kaynak

Kalplerin Keşfi

imam Gazali
Mehmed Sofuoğlu Kimdir? Biyografisi

Hadis ve tefsir bilgini (D. 1923, Nazilli / Aydın - Ö. 1987, İstanbul). Kur’ân-ı Kerim okumayı beş-altı yaşlarında iken babası Ali Molla’dan öğrendi. İlk ve ortaokulu Nazilli’de bitirdi. Ortaokulda öğrenci iken babası vefat (1940) etti. Çocukluğu sıkıntılar içinde geçti. 1947 yılında Afyon Lisesinden mezun olunca özel olarak Kur’an ve Arapça dersleri almaya devam etti. Nazilli hocalarından Arif Efendi’den emsile (Arapça dilbilgisi), Tavaslı Tahir Efendi’den avâmil (İslâm hukuku) ve izhar (açıklama, yorum) okudu. Şubat 1948’de askere gitti ve askerliğini Zara’da (Sivas) 36. Piyade Alayında yedek subay olarak yaptı. Askerden döndükten sonra girdiği (1949) Ankara Üniversitesinde İlâhiyat Fakültesini 1953’te bitirdi ve İstanbul İmam Hatip Okuluna meslek dersleri öğretmeni olarak atandı.

İstanbul’da Mehmed Akif’in yakın arkadaşı olan Hasan Basri Çantay’dan Arap edebiyatı ve tercüme dersleri aldı. 1956-58 yıllarında Millî Eğitim Bakanlığı tarafından Irak’a gönderildi. Orada resmî olarak Külliyetü’1-Adâb ve’l-Ulûm’daki Arapça derslerine, özel olarak da el-Medresetü’l-Mercâniyye ile Seyyid Sultan Ali medreselerinde Muhammed Fuâd el’Alûsî’nin derslerine devam ederek Sahîh-i Müslim’i okudu. Bu arada diğer hadîs külliyâtını da inceledi. 1961 yılında İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsünde tefsir dersi öğretim üyesi oldu. 1983 yılında emekliye ayrıldı.

Tefsir ve hadis alanlarında önemli eserler hazırladı. Makaleleri İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsü (1964), Tohum (1972) ve Diyanet (1973) dergilerinde yayımlandı. İbn-i Kesir Tefsiri ve Sahih-i Buhari çevirileriyle tanındı.

ESERLERİ:

Kur’ân’ın Faziletleri (1978), El-Fevzu’l-Kebîr fi Usûli’t-Tefsir (İbn-i Kesir tefsirinden aynı adla çevirisi, 1980), Tefsire Giriş (1981), Sahih-i Buhari ve Tercümesi (17 cilt, 1998), Sahih-i Müslim ve Tercümesi (8 cilt, 1999).

Ayrıca, Arapçadan başka çevirileri ve ders kitapları vardır.

KAYNAK:

İhsan Işık / Resimli ve Metin Örnekli Türkiye Edebiyatçılar ve Kültür Adamları Ansiklopedisi (2. bas., 2009).


Nazar duası(nazar ayeti) ile göz değmesine karşı okunacak duaların Arapçası, Türkçe okunuşu ve anlamı

Kalem Suresi 51 52. Ayetler Geçen “Ve İn Yekadüllezine Keferu Le Yüzlikuneke Bi Ebsarihim” Duası ile Arapça Türkçe Okunuşu ve Anlamı

““Ve in yekadüllezine keferu le yüzlikuneke bi ebsarihim” duası ne için okunur? Kalem suresi 51 ve 52. ayetlerde geçen ““Ve in yekadüllezine keferu le yüzlikuneke bi ebsarihim” duasının Arapça Türkçe okunuşu ve anlamı...

Duâ, Allah’ın azameti ve ulviyeti karşısında kulun aczini itiraf et­mesi, muhabbet ve tazim duyguları içinde Allah’ın lütuf ve yardımını taleb etmesidir. Duâ kelimesinde, “çağırmak, seslenmek, istemek ve yardım talep etmek” mânâları olup, daha çok, “küçükten büyüğe, aşağıdan yukarıya vâki olan talep ve niyaz” anla­mında kullanılır. Dua etmek, ayet ve hadislerde övülmüş ve teşvik edilmiştir. “Korkarak ve umarak O’na dua edin.” (A’râf, 7/56) “Allah katında duadan daha şerefli bir şey yoktur.” (Tirmizî, De’avât, 1; İbn Mâce, Dua, 1)

KALEM SURESİ 51 52. AYETLER GEÇEN
“VE İN YEKADÜLLEZİNE KEFERU LE YÜZLİKUNEKE Bİ EBSARİHİM” DUASI İLE
ARAPÇA TÜRKÇE OKUNUŞU VE ANLAMI


أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

وَإِن يَكَادُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لَيُزْلِقُونَكَ بِأَبْصَٰرِهِمْ لَمَّا سَمِعُوا۟ ٱلذِّكْرَ وَيَقُولُونَ إِنَّهُۥ لَمَجْنُونٌ وَمَا هُوَ إِلَّا ذِكْرٌ لِّلْعَٰلَمِينَ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Ve in yekâdullezîne keferû le yuzlikûneke bi ebsârihim lemmâ semîûz zikra ve yekûlûne innehu le mecnûn. Ve mâ huve illâ zikrun lil âlemîn.

Meali :

Şüphesiz inkâr edenler Zikr’i (Kur’an’ı) duydukları zaman neredeyse seni gözleriyle devirecekler. (Senin için,) “Hiç şüphe yok o bir delidir” diyorlar. Hâlbuki o (Kur’an), âlemler için ancak bir öğüttür.

(Kalem Sûresi: 51-52. Âyetler -Nazar Duası)

AYETLERİN TEFSİRİ

Müşriklerin, Resûlullah (s.a.s.)’e düşmanlıkları had safhadaydı. Kur’ân-ı Kerîm’i işittikleri zaman düşmanlık duyguları iyice galeyana geliyordu. Gözleriyle neredeyse Efendimiz (s.a.s.)’i devirecekmiş gibi kin ve nefretle bakıyorlardı. Çünkü Kur’an’ın ilâhî bir kelâm olduğunu hissediyor, içlerinden hayranlık duyuyor, fakat insanları ona imandan çevirebilmek için tek çare olarak Peygamberimiz (s.a.s.)’e saldırıyor ve ona deli diyorlardı. Halbuki Kur’an bütün insanlar için ilâhî bir hatırlatmadır. Peygamber de o hatırlatmayı insanlara tebliğ eden şerefli bir elçidir.

51. âyet “göz değmesi” anlamına gelen nazarın gerçek olduğunu gösterir. Nitekim Peygamberimiz (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:

“Göz değmesi bir gerçektir.” (Buhârî, Tıb 36; Müslim, Tıb 41, 42)

“Eğer kaderi bir şey geçecek olsaydı, göz değmesi kaderi geçerdi.” (Müslim, Tıb 42; Tirmizî, Tıb 17)

Ebû Saîd el-Hudrî (r.a.) şöyle anlatır:

Allah Resûlü (s.a.s.) cinlerden ve göz değmesinden Allah’a sığınırdı. Nihâyet Muavvizeteyn yani Felak ve Nâs sûreleri nâzil oldu. Ondan sonra Muavvizeteyn ile Allah’a sığınmaya başladı ve diğer duaları bıraktı. (Tirmizî, Tıb 16; İbn Mâce, Tıb 33)
Kalem sûresinde “işlerin sarpa saracağı, paçaların tutuşacağı gün” diye işaret edilen kıyâmet gününün korkunç hallerini örnekleriyle açıklayıp son derece etkili öğütler vermek; Kur’an’ın ve peygamberin doğruluğunu kesin delilleriyle ortay koymak üzere şimdi Hâkka sûresi geliyor.

Kaynak:

Ömer Çelik Tefsiri,
kuranvemeali com
Salâvat-ı Şerifelerden Seçmeler

Salavat, Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’in ismi anıldığında söylenir. Salavat birçok şekilde söylenebilir. Bu yazımızda en güzel salavat-ı şerifeleri seçmeleri okurlarımız için derledik.

Rabbimiz, Kur’ân’da Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in hayatı üzerine yemin etmiştir. Yüce ismini, O’nun ismiyle birlikte zikretmiş ve mü’min bir kul olmayı, O’nun nübüvvetine îmân şartına bağlamıştır. Huzurunda seslerin yükseltilmesine râzı olmamış, mübârek isminin sıradan bir isim gibi zikredilmesini istememiştir. Bütün bunlara ilâveten kendisinin ve meleklerinin, O’na çokça salât ü selâm ettiklerini bildirerek Müslümanların da aynı şekilde O’na bol bol salât ü selâm getirmelerini fermân eylemiştir.

“Allâh ve melekleri, Peygamber’e çokça salât ederler. Ey mü’minler! Siz de O’na salavât getirin ve tam bir teslimiyetle selâm verin.” (el-Ahzâb, 56) buyrulduğu vechile o yüce varlığa salât ü selâm getirmek, mü’minler için ilâhî bir emirdir.

SALÂT-I ÜMMİYE

Allahumme salli alâ seyyidina Muhammedin nebiyy'il ümmîyyi ve alâ âlihi ve sahbihi ve sellim.

Son Okunuşu: Allahumme salli 'alâ seyyidinâ Muhammedin-illezî câe bi hakki’l mübîn ve erseltehû rahmetel-lil-'âlemîn.

Meali:Allah’ım Efendimiz ümmî peygamber Muhammed’e, evladu iyaline ve ashâbına salât ve selâm eyle.

Son Okunuşun Meali: Allah’ım Efendimiz Muhammed’e salât-ü selam olsun ki Sen O’nu alemlere rahmet olarak indirdin. O bize apaçık hakikatı getirdi.

SALÂT-I KEMÂLİYE

Okunuşu: Allâhumme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ Muhammedin ve 'alâ âlihî 'adede in‘âmi’llâhi’l-kerîm ve ifdālihî Allâhumme salli ve sellim ve bârik alâ mürşidinâ Muhammedin ve 'alâ âlihî 'adede in‘âmi’llâhi’l-kerîm ve ifdālihî Allâhumme salli ve sellim ve bârik alâ şemsi’d-duhâ Muhammedin ve 'alâ âlihî 'adede kemâ li’l-lâhi ve kemâ yelîku bi kemâlihî Allâhumme salli ve sellim ve bârik alâ bedri’d-dücâ Muhammedin ve 'alâ âlihî 'adede kemâ li’l-lâhi ve kemâ yelîku bi kemâlihî Allâhumme salli ve sellim ve bârik alâ nûri’l-Hüdâ Muhammedin ve 'alâ âlihî 'adede kemâ li’l-lâhi ve kemâ yelîku bi kemâlihî

Meali: Allah’ım! Efendimiz Muhammed’e ve evlad u iyaline Senin nezdindeki kemalat adedince ve O’ndaki kemalata yaraşacak tarzda salat eyle.

SALÂT-I KUTBİYYE

Okunuşu: Allahumme salli alâ seyyidina Muhammedin mahtelefe-l melevân ve teakabe-l esnân ve kerrere-l cedîdân vestekbele-l ferkadân ve belliğ rûha ruhi  ervâhe ehli beytihi min-et'tahiyyate vesselam ve bârik ve sellim aleyhim kesiran kesiran kesira. Ve sallâllahu alâ seyyidina Muhammedin ve alâ cemi'il enbiyaihi vel mürselîn ve evliyaihi vessalihîn ve ala melaiketike vel mukarrabin ve ala ehli taatike ecmaine min ehli semavati ve ehlil aradin ve rıdvanullahi teala alâ âli Resulillahi ve eshabihi ecmanine bi rahmetike ya Erham'er Rahimin. Amin ve'l hamdülillahi Rabbi’l âlemin.

Mealinin Bir Kısmı: Allah’ım! Efendimiz Muhammed’e ve O’nun evlad u iyaline, gece ve gündüzün devamı, sabah ve akşamın birbirini takibi, gece ve gündüzün tekrar edip durmaları, Kutup Yıldızlarının karşılaşmaları süresince salat eyle. O’nun ve ehl-i beytinin ruhlarına bizlerden selam ve esenlikler ulaştır.

SALÂT-I FATİH

Okunuşu: Allahumme salli alâ seyyidina Muhammedin'il fâtihi limâ uğlika ve'l hatimi li mâ sebeka nâsır'ıl hakkı bil hakk. Ve'l hâdi ila sırâtıke'l müstekîm ve alâ âlihi hakka kadrihî ve mikdârihil azîm.

Meali: Allah’ım! Kapalılıkları açan,geçmişe son veren, hakka hakikatla destek olan, mahlukatı senin doğru yoluna ileten Efendimiz Muhammed’e, O’nun evlad u iyaline ve ashabına O’nun yüce kadrü kıymetince salat eyle, selam eyle ve O'nu mübarek kıl.

SALÂT-I TEFRİCİYE

Okunuşu: Allâhumme salli salâten kâmileten ve sellim selâmen tâmmen alâ seyyidinâ Muhammedinillezî tenhallü bihil ukadü ve tenfericu bihil-kürebü ve tukdâ bihil-havâicu ve tünâlü bihir-reğâibü ve hüsnül-havâtimi ve yustaskal ğamâmu bivechihil Kerîm ve alâ âlihî ve sahbihi fî külli lemhatin ve nefesin bi adedi külli ma’lûmin lek.

Meali: Allah’ım! Bizim Efendimiz Muhammed’e (s.a.v.) kusursuz bir salât ve rahmet, mükemmel bir selâm ve selâmet vermeni diliyoruz. O Peygamber ki, onun hürmetine düğümler çözülür, sıkıntılar ve belalar onun hürmetine açılıp dağılır, hacet ve ihtiyaçlar onun hürmetine yerine getirilir. Maksatlara O’nun hürmetine ulaşılır, güzel sonuçlar O’nun hürmetine elde edilir. O’nun şerefli yüzü hürmetine bulutlardaki yağmur istenilir, Allah’ım, onun ehl-i beytine, ashabına da her göz kırpacak kadar zamanda (her an, saniye) her nefes alacak zamanda sana malum olan varlıklar sayısınca salât et.

SALÂT-I MÜNCİYE

Okunuşu: Allâhumme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidina Muhammedin salâten tüncînâ bihâ min-cemî’il-ehvâli vel âfat. Ve takdî lenâ bihâ cemîal hâcât ve tutahhirunâ bihâ min-cemîi’s-seyyiât ve terfe’unâ bihâ inneke a’lâ’d-deracât ve tubelliğunâ bihâ aksâ’l-ğayât min cemiîl-hayrâti fî’l-hayâti ve ba’del-memât birahmetike yâ Erhame’r-Rahimîn. Hasbunellahu ve ni’mel vekîl, ni’mel mevlâ ve ni’me’n-nasîr. Ğufraneke rabbenâ ve ileyke’l-masîr.

Meali: Ey Allah’ım! Efendimiz Hz. Muhammed’e (s.a.v.) âline (ve ümmetine) öyle bir salatu selam eyle ki, O salatu selam ile bizi tüm endişelerden, korkulardan, felaketlerden, muhafaza eyle. O salatu selam ile tüm hacetlerimizi ihsan eyle. O salat ile bizi bütün kötülüklerden temizle. O salat ile bizi en yüksek derecelere yükselt. Gayelerin en son, en yüksek makamına bizi onunla ulaştır. O salat ile hayat ve ölümümüzden sonra da bizi tüm hayırlara kavuştur. Yüce Allah, bize kafidir. O ne güzel vekil, ne güzel koruyucu ve ne güzel yardımcıdır.

KISA SALÂT Ü SELAMLAR

Okunuşu: Allahumme salli alâ seyyidina Muhammedin adede mâ fî ilmillahi salaten dâimeten bi devami mülkillah.

Meali: Allah’ım, Efendimiz Muhammed’e (s.a.v.) senin ilmin adedince ve hükümranlığın devam ettiği müddetçe salat ve selam eyle.

*****

Okunuşu: Cezallahü enna seyyidina Muhammedin sallâllahu aleyhi ve sellem mâ hüve ehlüh.

Meali: Allah, Hz. Muhammed’i (s.a.v.) -Allah ona salat ve selam etsin-  bizim adımıza mükâfatlandırsın ki O zaten buna ehildir.

*****

Okunuşu: Allahumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed, kema salleyte alâ İbrahime ve alâ âli ibrahim, inneke hamidun mecid.

Meali: Ey Allah’ım, Hz. Muhammed’e (s.a.v.) ve O'nun âline salat et. Hz. İbrahim’e (a.s.) ve âline salat ettiğin gibi. Şüphe yok ki, sen Hamidsin,(Öğülmüş yalnız sensin), Mecidsin (Şan ve şeref sahibi yanlız sensin).

*****

Okunuşu: Allahumme barik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed, kema barekte alâ İbrahime ve alâ âli İbrahim, inneke hamidun mecid.

Meali: Ey Allah’ım, Hz.Muhammed’e (s.a.v.) ve O’nun âline mübarek eyle. Hz. İbrahim’e (a.s.) ve âline mübarek eylediğin gibi. Şüphe yok ki, sen Hamidsin,(Öğülmüş yalnız sensin), Mecidsin (Şan ve şeref sahibi yanlız sensin)

*****

Okunuşu: Allahumme salli alâ seyyidina Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ve sellim.

Meali: Ey Allah’ım! Efendimiz, büyüğümüz Hz. Muhammed’e (s.a.v.), evlad u iyaline, ashabına salat u selam eyle (Rahmet et, selametlik ver).

Kaynak

İslam ve İhsan
Tövbe nedir, ne anlama gelir? Tövbe ederken ne denir? Tövbe istiğfar duası nasıl yapılır?

Tövbe nedir, ne anlama gelir? Tövbe ederken ne denir? Tövbe istiğfar duası nasıl yapılır? Tövbenin şartları, önemi ve fazileti nedir? İslam’da tövbe etmenin hükmü nedir? Tövbe dualarının Arapça-Türkçe okunuşu ve anlamını yazımızda okuyabilirsiniz.

Tövbe “geri dönmek, rücû etmek, dönüş yapmak” anlamına gelir ve “dinde yerilmiş şeyleri terk edip övgüye lâyık olanlara yönelme” şeklinde tanımlanır. Tövbe kapısı herkese açıktır. Kâfire de, müşriğe de, fasığa da asiye de mücrime de günahkâra da mü’mine de.

Tövbe, bir af dileme olduğundan samîmî pişmanlığın gerçekleşmesi ve affı istenen günahın bir daha yapılmaması husûsundaki kat’î azmi îcâb ettirir.

Bunun için Cenâb-ı Hak şöyle îkaz buyurur:

“…Sakın şeytan, Allâh’ın affına güvendirerek sizi kandırmasın.” (Lokmân, 33)

TÖVBE İSTİĞFAR DUASI KISA

Tövbe ve istiğfârın son derece ehemmiyetli olması sebebiyledir ki rûhî tekâmül için bütün tasavvuf yollarında seherlerdeki evrâd ü ezkâra istiğfâr ile başlanır. En veciz istiğfar cümlesi:

    Tövbe İstiğfar Duası Arapça Kısa:

[attachment=129799]

Tövbe İstiğfar Duası Okunuşu:

“Estağfirullah el-Azîm.”
Tövbe İstiğfar Duası Anlamı:

“Şânı pek yüce olan Allah’tan bağışlanmamı diliyorum.” ifadesidir.

TÖVBE İSTİĞFAR DUASI UZUN

Tövbe İstiğfar Duası Arapça:

[attachment=129800]

Tövbe İstiğfar Duası Türkçe:

"Estağfirullah. Estağfirullah. Estağfirullahe'l-azîm el-kerîm, ellezî lâ ilâhe illâ hüve, El-hayye'l-kayyûmü ve etûbü ileyhi. Ve nes-elühü't-tevbete ve'l-mağfirete ve'l-hidâyete lenâ, innehû, hüve't-tevvâbü'r-rahîm. Tevbete abdin zâlimin li-nefsihî, lâ yemlikü li-nefsihî mevten velâ hayâten velâ nüşûrâ."
Tövbe İstiğfar Duası Meali:

Mağfiretini talep ediyorum Allâh’ım! Bağışlamanı diliyorum Rabbim! Kusur ve günahlarımdan beni tertemiz kılmanı istiyorum Yüce Mevlâm!

(Bir aciz kul olarak ben) Kerîm olan, kendisinden başka hiçbir ilâh olmayan, dâimâ diri (el-Hayy) ve her şeyin kendisiyle ayakta durduğu ve varlığını sürdürdüğü (el-Kayyûm) Yüce Rabbimin mağfiretini (bağışlamasını) niyaz ederim. O’na yönelir ve Yüce Zât’ından bizlere tevbe, mağfiret ve hidâyet lutfetmesini talep ederim. Zira tevbeleri kabul eden ve kullarına son derece merhametli olan O’dur. Kendi nefsine zulmeden ve ölmeye de, hayatta kalmaya da, yeniden dirilmeye de kendi iktidârı olmayan aciz bir kul olarak Rabbime tevbe ederim.

Kul, “Estağfirullah” sözü ile hatasının farkında olarak, Cenâb-ı Hak’tan hiçlik duygusu içinde bağışlanmayı isterken, yine Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’den nakledilen “Seyyidü’l-İstiğfâr” sözleri ile de Rabbine, yeniden bir kulluk sözü verir. Diğer bir ifadeyle “Elest bezmi”ndeki ahdini tazelemiş olur.

SEYYİDÜL İSTİĞFAR DUASI

Seyyidül İstiğfar Duası Arapça:

[attachment=129801]

Seyyidül İstiğfar Duası Okunuşu:

"Allahümme ente Rabbî lâ ilâhe illâ ente halaktenî ve ene abdüke ve ene âlâ ahdike ve va’dike mesteta’tü eûzü bike min şerri mâ sana’tü ebûu leke bi-ni’metike aleyye ve ebûu bi-zenbî fağfir lî feinnehû lâ yağfirü’z-zünûbe illâ ente."
Seyyidül İstiğfar Duası Anlamı:

“Ey Allâh’ım! Sen benim Rabbimsin. Sen’den başka ilâh yoktur. Beni Sen yarattın ve ben Sen’in kulunum. Ve ben îmân ve ubûdiyetimde/kulluğumda gücüm yettiği kadar Sen’in ahd ü misâkın üzereyim. Yâ Rabbi! Yaptıklarımın şerrinden Sana sığınırım. Sen’in bana ihsân ettiğin nimetleri ikrar ve îtirâf ederim. Kendi kusur ve günahlarımı da ikrar ve îtirâf ederim. Yâ Rabbi! Sen beni af ve mağfiret eyle. Zira Sen’den başkası günahları af ve mağfiret edemez.” (Buhârî, Deavât, 2, 16)

SEYYİDÜL İSTİĞFARIN FAZİLETİ

Resûl-i Ekrem Efendimiz sözlerine devamla şöyle buyurur:

“Her kim, bu Seyyidü’l İstiğfârı sevâbına ve fazîletine bütün kalbiyle inanarak gündüz okur da o gün akşam olmadan ölürse cennetlik olur. Yine her kim, sevâbına ve fazîletine gönülden inanarak gece okur da sabah olmadan ölürse cennetlik olur.” (Buhârî, Deavât, 2, 16; Ebû Dâvûd, Edeb, 100-101)

Bu duânın hulâsa-i meali: Ya Rabb, ben cürm ü kusurlarımı i’tirâf eylerim, tevbe ve istiğfar ederim, ni’metlerinin şükründen âcizim, beni afv ü mağfiret eyle, demektir.

ALLAH’TAN ÜMİDİNİZİ KESMEYİN

Cenâb-ı Hak buyuruyor:

De ki: “Ey kendilerinin aleyhine aşırı giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Şüphesiz Allah, bütün günahları affeder. Çünkü O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Zümer, 53)

Hz. Ebûbekir anlatıyor:

“Yâ Resûlullah, namazın âhirinde okumak üzere bana bir duâ ta'lîm buyur.” dedim.

Resûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu:

“Yâ Rabb, muhakkak ki ben kendime çok zulmettim; yani çok günâh işledim. Günahları ise ancak sen afv ü mağfiret edersin. Hakkıyle gafûr ve rahîm ancak sensin. Beni kendi indinden bir fazl u keremle afv ü mağfiret eyle ve bana lutf u ihsanınla merhâmet eyle. Yani benim istihkakım olmayarak mahza fazl u kereminle cehennemden halâs edip cennet ve cemâline kavuştur.” (Buhârî, Ezân, 149, Deavât, 16)

TÖVBE NEDİR?

Tövbe bir kimsenin işlediği günahtan dönüp Allah’a yönelmesidir.

Arapça’da tövbe (tevb, metâb) “geri dönmek, rücû etmek, dönüş yapmak” anlamındadır ve “dinde yerilmiş şeyleri terkedip övgüye lâyık olanlara yönelme” biçiminde tanımlanır.

    Tövbenin Anlamı

Tevbe kavramı Allah’a nisbet edildiğinde “kulun tövbesini kabul edip lutuf ve ihsanıyla ona yönelmesi” mânasına gelir. (Zeccâc, s. 61-62; Kuşeyrî, et-Taĥbîr, s. 84) Kişilerin birbirine karşı yaptıkları hatalı davranışlardan dönmesi için avf (af) ve i‘tizâr (özür dileme) kelimeleri kullanılır. (et-Tevbe 9/94; en-Nûr 24/22)

KUR’AN’DA GEÇEN TÖVBE AYETLERİ

Kur’ân-ı Kerîm’de tövbe kavramı seksen sekiz yerde geçmekte, otuz beş yerde Allah’a, diğerlerinde insanlara nisbet edilmektedir. (M. F. Abdülbâkī, el-Mucem, “tvb” md.) Naslarda tövbenin ve anlam yakınlığı içinde bulunduğu “rücû, inâbe, evbe, gufrân” ve af kavramlarının kullanılışı göz önünde bulundurulduğunda tövbenin bezm-i elestte Allah ile kul arasında yapılan ahdin tazelenmesini veya her insanın fıtrat çizgisine dönmesini ve onu korumasını ifade ettiği anlaşılır. Çünkü kul selim fıtratında mevcut ahid şuurundan zaman zaman uzaklaşmakta veya bunu tamamen unutmaktadır. Ahid ilişkisi Kur’ân-ı Kerîm’e göre güven, sevgi ve dostluk esasına dayanmaktadır. (el-Bakara 2/30, 257; el-Mâide 5/54; el-Enfâl 8/34)

Kişinin işlediği kötülükler Allah Teâlâ ile iman arasındaki bu bağı zedelemekte, her zaman vaadini ve ahdini yerine getiren yüce yaratıcıdan onu uzaklaştırmaktadır. Tövbe de bu uzaklaşmaya son verme çabasıdır. Dolayısıyla tövbe ruhun Allah’a açılışını ve yücelişini hedefleyen duaya benzemektedir. Esasen Kur’an’da ve hadislerde yer alan tövbe ve istiğfar ifadelerinin çoğu dua ve niyaz üslûbundadır.

    Peygamberlerin Tövbeleri

Kur’ân-ı Kerîm’de Hz. Âdem’in, İbrâhim’in, Mûsâ’nın ve Hz. Muhammed’in tövbelerinden söz edilmekte (el-Bakara 2/37, 128; el-A‘râf 7/143; et-Tevbe 9/117; Hûd 11/112), birçok âyette Peygamberlerin mağfiret talebinde bulunduğu haber verilmekte ve bizzat Resûlullah’a Allah’tan mağfiret dilemesi emredilmektedir. (en-Nisâ 4/106; Muhammed 47/19; en-Nasr 110/3; bk. M. F. Abdülbâkī, el-Mucem, “ġfr” md.)

TÖVBE HADİSİ

Peygamberlerin günah işlemekten korunduğu bilinmektedir. Bununla onların tövbe ve istiğfarda bulunması hususu nasıl bağdaştırılabilir? Resûl-i Ekrem bir hadisinde şöyle demektedir: “Bazan kalbimi bir perde bürür de günde 100 defa tövbe ettiğim olur” (Müslim, “Źikir”, 41-42; Ebû Dâvûd, “Vitir”, 26). Mecdüddin İbnü’l-Esîr bu hadisin izahında Resûl-i Ekrem’in Allah ile daima irtibat halinde bulunduğunu, ümmetinin dünya işleriyle ilgilenmekten ibaret olabilecek meşgalesinin bu irtibatı kesintiye uğratabileceğini söyler. (en-Nihâye, s. 675) Bu yorum, sûfî Ebû Saîd el-Harrâz’ın, “İtaatkâr kulların sevap doğuran bazı amelleri Allah’ın has kulları için günah sayılabilir” sözünü (Aclûnî, I, 406) hatırlatmakta ve Hz. Peygamber’in çokça tövbe edişinin sebebine ışık tutmaktadır. Kur’ân-ı Kerîm’de tövbe kavramıyla anlam yakınlığı içinde bulunan kelimelerden biri rücû olup şirk ve küfürden dönüşü ifade eder. (el-Bakara 2/18; el-A‘râf 7/168, 174; es-Secde 32/21)

“Tekrar tekrar gelmek” mânasındaki “nevb” (nevbet) kökünden türeyen inâbeyi Râgıb el-İsfahânî “pişmanlık duyup Allah’a dönme ve samimiyet duyguları içinde iyi davranışlarda bulunma” şeklinde açıklar. Kur’an’da on sekiz yerde geçen inâbe Hz. İbrâhim’e, Süleyman, Dâvûd, Şuayb ve Hz. Muhammed’e nisbet edilmiştir. “Evb” de (evbe, iyâb, meâb) tövbe anlamında kullanılmış, Hz. Dâvûd, Süleyman ve Eyyûb’a izâfe edilmiştir. (M. F. Abdülbâkī, el-Mucem, “nvb”, “evb” md.leri)

TÖVBENİN ÖNEMİ

Tevbenin Mahiyeti: Bütün ilâhî dinlere göre insan hem iyilik hem kötülük yapma temayülüne sahip bir varlıktır. Hz. Âdem hata etmiş, fakat tövbe ile rahîm olan Allah’ın affına mazhar olmuştur. Günah işleyen kimse tövbe ettiği takdirde âdemiyet nesebini, aksi halde şeytaniyet vasfını tescil ettirmiş olur. (Gazâlî, IV, 234-235)

Gazâlî insan için hatadan korunmuşluğu imkânsız kabul ederken hatadan dönmemeyi insanlıkla bağdaştıramaz. (a.g.e., IV, 242-243) Onun bu düşüncesinin, “Her insan günah işleyebilir, günah işleyenlerin en hayırlısı tövbe edendir” meâlindeki hadisten (Müsned, III, 198; İbn Mâce, “Zühd”, 30) kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Aslında tövbe imanın bir tezahürüdür; bezm-i elestte Allah’a verilen sözün hatırlanması ve yapılan ahdin tazelenmesidir; Kur’an’da işaret edildiği gibi (eş-Şems 91/9-10) nefsini kirlerden arındırma çabasıdır. İnancın kaynağı olan kalp hadislerde bir aynaya benzetilir.

    Küçük Günahlar

Ebû Hüreyre’den gelen bir rivayette Hz. Peygamber bu konuda şöyle buyurmuştur: “Mümin kul günah işlediğinde kalbinde siyah bir nokta belirir. Eğer pişman olarak bağışlanmasını dilerse nokta silinip kalbi cilâlanır. Günah işlemeye devam ederse siyahlık kalbini sarar. Cenâb-ı Hakk’ın, ‘Onların işlemekte oldukları kötülükler kalplerini kirletmiştir’ şeklindeki beyanında (el-Mutaffifîn 83/14) yer alan kir ve pas bundan ibarettir.” (Müsned, II, 297; Tirmizî, “Tefsîr”, 83/1) Diğer bir hadiste bu tür bir kalp, içine konulan şeyi tutmayan devrik testiye benzetilmiştir. (Müslim, “Îmân”, 231)

Mümin, işlediği küçük bir günahı bile tepesinde dikilip üzerine düşeceğinden korktuğu bir dağ gibi görür. Buna karşılık günahı kanıksamış kimse onu burnunun üzerinden geçen sinek gibi kabul eder. (Buhârî, “Daavât”, 4)

Aslında küçük günahlar büyük günahlar için birer basamaktır. Resûlullah Hz. Âişe’ye hitaben şöyle demiştir: “Küçümsenen yanlış davranışlardan uzak durmaya bak, zira Allah bu tür davranışların da hesabını soracaktır.” (Müsned, V, 331; İbn Mâce, “Zühd”, 29) Küçük günahlar âmir konumda bulunan veya başkalarına örnek olacak bir mevkide yer alan kimselerce işlendiği takdirde büyük günah durumuna geçer. Öte yandan bir hadiste de vurgulandığı üzere (Buhârî, “Edeb”, 60; Müslim, “Zühd”, 52) günahın açıkça işlenmesi bağışlanmasının önünde ayrı bir engel teşkil eder.

TÖVBENİN ŞARTLARI VE HÜKÜMLERİ

Kur’ân-ı Kerîm’de tövbe etme hakkının tövbeyle, ilâhî affa mazhar olabilme imkânının bilerek ve inatla değil de cehalet yüzünden kötülük yapan kimseye verildiğine işaret edilir. (en-Nisâ 4/17; el-En‘âm 6/54; en-Nahl 16/119) Buradaki cehalet “bilgisizlik” anlamına geldiği gibi “beşerî hislerin baskısı altında bulunan kalbin duyarsızlığı” mânasına da alınabilir.

Allah’ı Rab, Muhammed’i (s.a.v.) Peygamber ve İslâm’ı din olarak kabul eden kimsenin bu gafleti uzun sürmez, pişmanlık duyarak tövbe eder; Nisâ sûresindeki âyetin devamı da buna işaret etmektedir. Şu halde tövbenin ilk şartı nedâmettir, Resûlullah’ın ifadesiyle, “Pişmanlık duymak tövbenin kendisidir.” (Müsned, I, 422-423, 433; İbn Mâce, “Zühd”, 30) Nedâmet halinde bulunan kişi tövbeye konu olan günahı terkeder ve bir daha işlememeye karar verir.

Âlimler tövbenin Allah nezdinde kabul edilmesinin bu üç şartına (nedâmet, terk, tekrar işlememe) bir dördüncüsünü eklemiştir; o da iyi amel işlemek suretiyle geçmişteki hataların telâfi edilmesidir. Bu dört şartın üçüncüsünü oluşturan günahı tekrar işlememe hususu Allah’ın mağfiretine kavuşmak için Kur’an’da şart koşulmuştur. (Âl-i İmrân 3/135) Nefsânî arzularına kapılabilen insan için zor bir sınav olan bu noktada tövbe teşebbüsünde öncelik verilmesi gereken şey bir daha yapmamaya kesin karar vermektir. Bununla birlikte günahın tekrar işlenmesi durumunda yine pişmanlık duyup bir daha yapmamaya azmetmek gerekir. Nitekim bir hadiste Allah’tan sürekli bağışlanmasını dileyen kimsenin günahında ısrar etmiş sayılmayacağı ifade edilmiştir. (Ebû Dâvûd, “Vitir”, 26; Tirmizî, “Daavât”, 106)

TÖVBENİN MAKBUL OLMASININ ŞARTLARI

Tevbenin makbul olması için öngörülen amel-i sâlih şartı çeşitli âyetlerde yer almaktadır. Günahtan dolayı pişmanlık duyularak yapılan tövbeler için bazı âyetlerde amel-i sâlih, bazılarında halini düzeltme (ıslah) şartı zikredilir. (el-Mâide 5/39; Tâhâ 20/82) Bununla birlikte tövbenin kabul edilmesinin ilâhî iradeye bağlı olduğu ifade edilmiştir. (et-Tevbe 9/15, 27; el-Ahzâb 33/24)

Hicretin 8. (630) yılında Hz. Peygamber’in Tebük’e düzenlediği sefere katılmayanların ileri sürdükleri mazeretler kabul edildiği halde Kâ‘b b. Mâlik ile iki arkadaşının tövbesi kabul edilmemiş, bunlar sosyal boykotla cezalandırılırken elli gün sonra ilâhî affa mazhar kılınmıştır. (et-Tevbe 9/117-118; Müsned, VI, 387-390; Buhârî, “Meġāzî”, 80) Kâ‘b b. Mâlik ve arkadaşlarının karşılaştığı muamelenin bir yorumu bu olayın sonraki nesiller için ibret teşkil etmesi ise diğeri, Allah’ın af ve rızasını kazanmanın dünyaya özgü bir borç-alacak tasfiyesine benzemediği, kulun gerçekten affedilmeye lâyık bir duruma gelmesi gerektiğinin vurgulanması olmalıdır.

NASUH TÖVBESİ NEDİR?

Kabule şayan tövbe “tevbe-i nasûh”tur. “Hâlis ve samimi tövbe” anlamına gelen bu terkip İmam Mâtürîdî tarafından “kişinin yaptığı kötülüğe kalben pişman olması, bir daha işlememeye azmetmesi, elini günahtan çekmesi, diliyle Allah’tan bağışlanma talep etmesi, daha önce günahla zevk kazandırdığı bedenini bu zevkten uzaklaşma yolunda kullanması” şeklinde açıklanmıştır. (Tevîlâtü’l-Ķurân, V, 181) Amel-i sâlihin bir âyette günahları giderdiği ifade edilirken (Hûd 11/114) diğer bir âyette kötülükleri iyiliklere çevirdiği belirtilmiştir. (el-Furkān 25/70)

Müfessirler, ilk âyetin Müslümanın bir gün içinde işlediği küçük günahların -kul hakkı dışında- affedilebileceğini haber verdiğini kabul etmiştir. (Taberî, XII, 171-174; Mâtürîdî, VII, 250-252) İkinci âyette ise küfür veya şirkten dönerek iman eden ve sâlih amel işleyen kimseler kastedilmektedir. Bunların seyyiatının hasenata tebdil edilmesine “kötülüklerden ibaret olan davranışlarının bu yeni dönemde iyiliklere dönüştürülmesi” biçiminde mâna vermek mümkündür. (Taberî, XIX, 58-61)

TÖVBE GEREKTİREN GÜNAHLAR

Büyük Günahlar: Tevbe gerektiren günahların en büyüğünün inkâr ve şirk olduğu konusunda ittifak vardır. Gazâlî bunun aşağısında kalan günahların büyükten küçüğe doğru derecelendirilmesini ve en küçük günahın belirlenmesini imkânsız görmektedir. (İhyâ, IV, 255-256) Bununla birlikte Gazâlî ilâhî dinlerin ortaklaşa hedeflediği Allah’a yakın olma, can ve mal güvenliğini sağlama ilkelerinin ihlâl edilmesinin büyük günah sayıldığını belirtmekte ve hadiste yer alan yedi büyük günahın bu çerçeveye girdiğini söylemektedir. Onun işaret ettiği hadisin meâli şöyledir:

“İnsanı mahvolmaya sürükleyen şu yedi şeyden kaçının: Allah’a ortak koşma, büyü yapma, Allah’ın dokunulmaz kıldığı cana haklı bir gerekçe olmadan kıyma, ribâ yeme, yetimin malını yeme, savaştan kaçma, kötülüklerden habersiz iffetli mümin kadınlara zina isnadında bulunma.” (Buhârî, “Veśâyâ”, 23, “Ĥudûd”, 44; Müslim, “Îmân”, 145)

[attachment=129802]

[attachment=129803]

Kaynak

islam ve ihsan

Orucun Ruhaniyeti

Orucun rûhâniyetinin kemâle ermesi için neler yapılmalıdır? Kulaklar, gözler ve gönlün oruca dâhil edilmesi ne demektir?

Orucun zâhiri; fecirden güneşin batmasına kadar, yemek-içmekten ve bedenî hazlardan uzak durmaktır.

Ancak, orucun rûhâniyetinin kemâle ermesi için; ağza gıdâ ve suyun girmemesine dikkat edildiği gibi, ağızdan çıkacak sözlere de îtinâ gösterilmelidir.

Yine kulakların, gözlerin ve gönlün de oruca dâhil edilmesi lâzımdır. Zira bunların orucun rûhâniyetine uymayan şekilde kullanılmaları, orucu zedeler ve âdetâ mânen bozulmasına sebebiyet verir.

GIYBET ETTİLER

Oruçlu olduğu bir gün, Abdullah Dehlevî Hazretleri’nin yanında gıybet ettiler.

Hazret;

“–Eyvah, orucumuz bozuldu!” buyurdu.

Bir talebesi;

“–Efendim, siz gıybet etmediniz ki!” dediğinde ise;

“–Evet, biz gıybet etmedik, ama dinledik. (Bize ondan menfî bir in‘ikâs geldi.) Gıybette, söyleyen de dinleyen de aynıdır.” buyurdu.

Şu hadîs-i şerifler de, orucun rûhâniyetine dikkat etmeyenlerin âkıbetini bildirmektedir:

“Kim yalan konuşmayı ve yalan dolanla iş yapmayı terk etmezse; Allâh’ın, o kimsenin yemesini ve içmesini bırakmasına ihtiyacı yoktur.” (Buhârî, Savm, 8)

“Nice oruç tutanlar vardır ki, orucundan kendisine kuru bir açlıktan başka bir şey kalmaz!..” (İbn-i Mâce, Sıyâm, 21)

RUHANİYETİ ZEDELENMİŞ BİR ORUÇ

Rûhâniyeti zedelenmemiş bir oruç;

    Takvâya eriştirir. Zira oruçta helâllerden dahî belirli bir süre uzak durma tâlîmi vardır. Bu tâlimde kuvvetlenen rûhânî istîdatlar, haramlardan kaçınma husûsunda bi-iznillâh daha muvaffak olacaktır.
    Oruç bize nimetleri tefekkür ettirir. Belirli bir müddet uzak kalınca, nimetleri idrâk etmek daha da kolaylaşır. Şükrü artırır.
    Aynı hakikatten hareketle; oruç, mahrumların hâlini tefekkür ettirir. Merhamet ve şefkati artırır.

Yûsuf -aleyhisselâm- fakirlere infakta bulunacağı günlerde kendisi bir şey yemez ve aç kalmaya dikkat ederdi. Sebebi sorulduğunda;

“–Açların hâlini açlığı yaşayarak daha iyi anlamak için böyle yapıyorum.” derdi.

Bilhassa Ramazân-ı şerifte Gazzeli kardeşlerimizin açlığa mahkûm vaziyette kaldıklarını tefekkür etmemiz ve onlara bol bol yardım etmemizin yollarını bulmaya gayret etmemiz lâzımdır.

    Oruç, kulu, yemekten, içmekten münezzeh olan Cenâb-ı Hakk’ın yüce hâlinden -muvakkaten de olsa- nasiplendirir. Beşere, melekî bir hâli yaşatır. Bu hâl de feyiz ve mâneviyâtı ziyadeleştirir.

Buna karşılık;

    İftar ve sahurda oburluk ile,
    Sadece zenginlerin çağırıldığı, gövde gösterisi yapılan iftar sofralarıyla,
    Gözün, gönlün, kulak ve dilin oruç tutmadığı bir ibâdette rûhâniyet kalmaz, âdetâ perhizden ibâret kalır.

Rabbimiz; sabrımızı kuvvetlendiren, takvâ derecemizi ve merhamet ufkumuzu artıran bir oruç nasîb eylesin.

Kaynak:

Osman Nuri Topbaş, Yüzakı Dergisi, Yıl: 2024 Ay: Şubat, Sayı: 228
Hz. Ömer’in (r.a.) Öfke Kontrolü

Bir kişinin sözüne hiddetlenen Hz. Ömer’in (r.a.) öfkesini dindiren ayet.

Abdullâh bin Abbâs -radıyallâhu anhümâ- şöyle anlatır:
HZ. ÖMER’İN (R.A.) ÖFKESİNİ DİNDİREN AYET

Uyeyne bin Hısn, Medîne’ye geldi ve yeğeni Hur bin Kays’a misâfir oldu. Hur bin Kays, Hazret-i Ömer’in istişâre heyetinden idi. Zâten genç olsun yaşlı olsun bütün âlimler (Kurrâ) Hazret-i Ömer’in danışma meclisinde bulunurlardı. Bu sebeple Uyeyne, yeğeni Hur bin Kays’a:

“–Yeğenim, senin devlet başkanı yanında îtibârın yüksektir. Beni kendisiyle görüştür.” dedi.

Hur, Ömer -radıyallâhu anh-’tan izin aldı. Uyeyne, Hazret-i Ömer’in yanına girince:

“–Ey Hattâb oğlu! Allâh’a yemin ederim ki bize fazla bir şey vermiyorsun. Aramızda adâletle de hükmetmiyorsun.” dedi.

Hazret-i Ömer hiddetlendi. Uyeyne’ye cezâ vermek istedi. Bunu sezen Hur:

“–Ey mü’minlerin emîri! Allâh, peygamberine, “Af yolunu tut, iyiliği emret, câhillerden yüz çevir!” (el-A’râf, 199) buyurdu. Benim amcam da câhillerdendir.” dedi.

Allâh’a yemin ederim ki Hur bu âyeti okuyunca Ömer -radıyallâhu anh-, Uyeyne’yi cezâlandırmaktan derhâl vazgeçti. Zâten Hazret-i Ömer, Allâh’ın kitâbına son derece bağlı idi. (Buhârî, Tefsîr 7/5, İ’tisam 2)

Kendisine Allâh’ın bir emri hatırlatıldığında Hazret-i Ömer, hemen öfkesine hâkim olmuş ve emr-i ilâhîye itaat ederek, kendi yapmak istediği şeyden derhâl vazgeçmiştir. Böylece kâmil bir mü’minin, Allâh’ın emirlerine itaattaki hassâsiyetini sergilemiştir.

Kaynak:

Osman Nuri Topbaş, Faziletler Medeniyeti 1, Erkam Yayınları
Hz. Hud (a.s.) ile İlgili Ayetler

Hz. Hud (a.s.) kimdir? Hz. Hud (a.s.) hangi ayetlerde geçiyor? Hud Aleyhisselam ile ilgili ayetler…

Hûd Aleyhisselâm, Kur’ân-ı Kerîm’de Âd kavmine gönderildiği bildirilen peygamberdir. Kur’ân-ı Kerîm’de Hûd Aleyhisselâm, Âd kavmine mensup olup onlara peygamber olarak gönderilmiş bir kişi olarak zikredilir.
HUD PEYGAMBER İLE İLGİLİ AYETLER

Âd kavmine de kardeşleri Hûd’u gönderdik. Onlara şöyle dedi: “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin; çünkü sizin O’ndan başka ilâhınız yoktur. Artık Allah’tan korkup günahlardan sakınmaz mısınız?” (A'râf / 65. Ayet)

***

Kavminin inkâra saplanmış ileri gelenleri de: “Şüphesiz seni biz bir çılgınlık ve beyinsizlik içinde bocalar görüyoruz ve senin gerçekten yalancılardan olduğunu düşünüyoruz” dediler. (A'râf / 66. Ayet)

***

Hûd şöyle dedi: “Ey kavmim! Bende herhangi bir çılgınlık ve beyinsizlik yoktur. Bilakis ben Âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir peygamberim.” (A'râf / 67. Ayet)

***

“Size Rabbimin buyruklarını tebliğ ediyorum. Ben sizin iyiliğinizi isteyen güvenilir bir nasîhatçiyim.” (A'râf / 68. Ayet)

***

“Allah’ın azabını hatırlatarak sizi uyarması için, içinizden biri vasıtasıyla size Rabbinizden bir uyarı ve nasihat gelmesine mi şaşıyorsunuz? Düşünün ki, O sizi Nûh kavminden sonra yeryüzünde halîfeler yaptı ve sizi yaratılış bakımından daha güçlü, kuvvetli ve gösterişli kıldı. O halde Allah’ın verdiği nimetleri hatırınızdan çıkarmayıp ona göre davranın ki kurtuluşa eresiniz.” (A'râf / 69. Ayet)

***

Dediler ki: “Ya! Demek sen bize tek olan Allah’a kulluk edelim ve babalarımızın tapa geldikleri putları bırakalım diye geldin ha? Eğer doğru söylüyorsan, bizi tehdit edip durduğun o azabı getir de görelim!” (A'râf / 70. Ayet)

***

Hûd şöyle dedi: “Artık gerçekten sizin başınıza Rabbinizden bir azap ve gazap inmesi kesinleşmiştir. Benimle, sizin ve atalarınızın uydurdup kendilerine ulûhiyet atfettiğiniz, fakat ilâh ve mabud olabileceklerine dair Allah’ın hiçbir delil indirmediği, indirmesi de mümkün olmayan birtakım boş isimlerden ibaret putlarınız hakkında mı tartışıyorsunuz? Madem öyle, bekleyin bakalım bu işin sonu ne olacak! Ben de sizinle beraber beklemekteyim!” (A'râf / 71. Ayet)

***

Nihâyet onu ve beraberinde olanları katımızdan bir rahmet ile kurtardık; âyetlerimizi yalanlayıp iman etmemiş olanların ise kökünü kestik. (A'râf / 72. Ayet)

***

Âd kavmine de kardeşleri Hûd’u peygamber gönderdik. Onlara şöyle dedi: “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin; sizin için O’ndan başka hiçbir tanrı yoktur. Siz ise Allah’tan başkasını tanrı sayarak O’na iftira edip duruyorsunuz.” (Hûd / 50. Ayet)

***

“Ey kavmim! Tebliğime karşı sizden herhangi bir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak, beni bana has özelliklerle yoktan yaratana aittir. Hiç mi aklınızı çalıştırmıyorsunuz?” (Hûd / 51. Ayet)

***

“Ey kavmim! Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra O’na tevbe edin ki üzerinize bol bol yağmur göndersin ve kuvvetinize kuvvet katsın. Sakın siz, günah işlemekte ısrar ederek dâvetimden yüz çevirmeyin!” (Hûd / 52. Ayet)

***

Kavmi şöyle dedi: “Ey Hûd! Sen bize iddianı ispat edecek açık bir mûcize göstermedin. Biz de, sadece senin sözüne bakarak kalkıp tanrılarımızı terk edecek değiliz; sana inanacak da değiliz.” (Hûd / 53. Ayet)

***

“Ancak şu kadarını söyleyelim ki, tanrılarımızdan biri seni fena halde çarpmış!” Hûd şöyle cevap verdi: “Allah şâhidimdir, siz de şâhit olun ki sizin Allah’a ortak koştuklarınızla hiçbir ilgim yoktur.” (Hûd / 54. Ayet)

***

“Allah’ı bırakıp da taptığınız o putlarla. Buna bir diyeceğiniz varsa, hepiniz el ele verip bana istediğiniz tuzağı kurun ve yapabiliyorsanız bana hiç göz açtırmayın!” (Hûd / 55. Ayet)

***

“Şüphesiz ki ben benim de Rabbim sizin de Rabbiniz olan Allah’a güvenip dayandım. Yeryüzünde hareket eden hiçbir canlı yoktur ki Allah, perçeminden tutmuş da onu mutlak hâkimiyet ve tasarrufu altında bulunduruyor olmasın. Muhakkak ki, her türlü hüküm ve tasarrufunda Rabbimin tuttuğu yol, dosdoğru ve mutlak âdil bir yoldur.” (Hûd / 56. Ayet)

***

“Eğer yine de yüz çevirirseniz, ne diyeyim? Artık ben, size ulaştırmakla görevli olduğum emir ve yasakları bütünüyle tebliğ etmiş bulunuyorum. Rabbim isterse, sizden başka bir kavmi sizin yerinize getirir de O’na hiçbir zarar veremezsiniz. Şüphesiz ki Rabbim, her şeyi görüp gözetmekte ve bütün yapılanları kaydetmektedir.” (Hûd / 57. Ayet)

***

Nihâyet helâk emrimiz gelince Hûd’u ve beraberindeki mü’minleri tarafımızdan bir rahmet ile kurtardık; onları çok şiddetli bir azaptan selâmete çıkardık. (Hûd / 58. Ayet)

***

İşte şu Âd kavmi, Rablerinin âyetlerini bile bile inkâr ettiler, O’nun peygamberlerine âsi oldular ve hakka karşı çıkan her inatçı zorbanın emrine uydular. (Hûd / 59. Ayet)

***

Onlar bu dünyada da, kıyâmet gününde de lânete uğradılar. Haberiniz olsun ki, Âd kavmi Rablerini tanımayıp inkâr yolunu tuttu. Neticede, Hûd’un kavmi Âd böyle yok olup gitti. (Hûd / 60. Ayet)

***

Âd kavmi de peygamberleri yalanladı. (Şuarâ / 123. Ayet)

***

Kardeşleri Hûd onlara şu öğütte bulundu: “Artık Allah’tan korkup günahlardan sakınmaz mısınız?” (Şuarâ / 124. Ayet)

***

“Şüphesiz ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim.” (Şuarâ / 125. Ayet)

***

“O halde Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.” (Şuarâ / 126. Ayet)

***

“Ben tebliğime karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretimi verecek olan, ancak Âlemlerin Rabbi Allah’tır.” (Şuarâ / 127. Ayet)

***

“Siz, böyle gösteriş ve eğlence olsun diye, her tepeye anıt gibi binalar dikip duracak mısınız?” (Şuarâ / 128. Ayet)

***

“Kendiniz için de, dünyada ebedî kalacakmış gibi hep böyle sağlam köşkler, kaleler mi inşa edeceksiniz?” (Şuarâ / 129. Ayet)

***

“Mazlum ve biçâre insanları elinize geçirdiğiniz zaman, onlara hep böyle acımasız zorbalar gibi mi davranacaksınız?” (Şuarâ / 130. Ayet)

***

“Artık Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.” (Şuarâ / 131. Ayet)

***

“Öyle bir zattan korkun ki, bildiğiniz bunca nimetleri size verdi.” (Şuarâ / 132. Ayet)

***

“Size sağmal hayvanlar, oğullar bahşetti.” (Şuarâ / 133. Ayet)

***

“Bağlar, bahçeler ve akıp duran kaynaklar ihsân etti.” (Şuarâ / 134. Ayet)

***

“Doğrusu ben sizin adınıza, dehşet verici büyük bir günün azabından korkarım.” (Şuarâ / 135. Ayet)

***

Şöyle karşılık verdiler: “Sen öğüt versen de vermesen de bizim için farketmez. Bildiğimizden vazgeçmeyiz!” (Şuarâ / 136. Ayet)

***

“Çünkü bizim tuttuğumuz bu yol, öteden beri atalarımızın takip ettiği âdetlerinden başka bir şey değildir.” (Şuarâ / 137. Ayet)

***

“Bu sebeple biz, öğle dediğin gibi, cezalandırılacak falan da değiliz.” (Şuarâ / 138. Ayet)

***

Bedbaht kavim böylece Hûd’u yalanladılar da biz de onları helâk ettik. Şüphesiz bütün bu olup bitenlerde pek büyük bir ibret vardır. Ama insanların çoğu yine de iman etmez. (Şuarâ / 139. Ayet)

***

Muhakkak senin Rabbin, elbette O, sonsuz kudret sahibidir, çok merhametlidir. (Şuarâ / 140. Ayet)

***

Rasûlüm! Âd kavminin kardeşi Hûd peygamberi de hatırla! Aslında, ondan önce de sonra da nice uyarıcılar gelip geçti. Hani o, Ahkãf bölgesinde oturan kavmini: “Allah’tan başkasına kulluk etmeyin. Doğrusu ben sizin büyük bir gününün azabına uğramanızdan korkuyorum!” diye uyarmıştı. (Ahkaf / 21. Ayet)

***

O korkunç kum fırtınası, Rabbinin emriyle her şeyi devirip yerle bir ediyordu. Böylece, o zâlimlerin kumlar altında kalan harap olmuş evlerinden başka hiçbir şey görünmez oldu. Biz, günaha batmış inkârcı bir toplumu işte böyle cezalandırırız! (Ahkaf / 25. Ayet)

Kaynak:

kuranvemeali.com

RAŞiT TUNCA

BAŞAĞAÇLI RAŞiT TUNCA
Raşit Tunca

FORUMUMUZDA
Dini Bilgiler...
Kültürel Bilgiler...
PNG&JPG&GiF Resimler...
Biyografiler...
Tasavvufi Vaaz Sohbetler...
Peygamberler Tarihi...
Siyeri Nebi
PSP&PSD Grafik

BOARD KISAYOLLARI

ALLAH

Allah



BAYRAK

TC.Bayrak



WEB-TUNCA


Radyo Karoglan

Foruma Misafir Olarak Gir


Forumda Neler Var


Karoglan-Raşit Tunca - Dini - islami - Dini Resim - FIKIH - Kuran - Sünnet - Tasavvuf - BAYRAK - Milli - Eğlence - PNG - JPEG - GIF - WebButtons - Vaaz - Sohbet - Siyeri Nebi - Evliyalar - Güzel Sözler - Atatürk - Karoglan Hoca - Dini Bilgi - Radyo index - Sanal Dergi




GALATASARAY

G A L A T A S A R A Y


FENERBAHÇE


F E N E R B A H C E


BEŞiKTAŞ

B E Ş i K T A Ş


TRABZONSPOR

T R A B Z O N S P O R


MiLLi TAKIM

M i L L i T A K I M


ETKiNLiKLERiMiZ


“Peygamberimiz Buyurdular ki Birbirinize Temiz ağız ile Dua edin. Bizde Sayfamızı ziyaret edenlerin ve bu bölümü ziyaret edenlerin kendilerinin Ruhaniyetine, geçmişlerinin Ruhuna Yasin Okuyup hediye ediyoruz Tıkla, ya sende oku yada okunmuş Yasinlerden Nasibini Al”
(Raşit Tunca)



MEVLANA'DAN

“ Kula Bela Gelmez Hak Yazmadıkca, Hak Bela Yazmaz Kul Azmadıkca, Hak intikamını, Kulunun Eliyle Alır da, Bilmiyenler Kul Yaptı Sanır."
(Hz. Mevlana)