MUHAMMED

Muhammed


BAYRAK

TC.Bayrak



Welcome, Guest
You have to register before you can post on our site.

Username
  

Password
  





Forum Statistics
Members:» Members: 7
Latest member:» Latest member: Muhammed
Forum threads:» Forum threads: 5,258
Forum posts:» Forum posts: 5,849

Full Statistics Full Statistics

DOWNLOADEN


“Downloaden Bölümümüzden BEDAVA Grafik Paketleri,E-Kitaplar ve Bedava Bilgisayar Programlarını Tek TIKLA BEDAVA indirebilirsiniz”
(Raşit Tunca)




AYET

“Yeryüzüne muhakkak benim iyi kullarım varis olacaktır”
ENBİYA Suresi 105


FELSEFEMiZ

“ iSLAM OKUMAK YAZMAK YADA ÇiZMEK DEĞiLDiR, Yahutta O Hadis şöyle, Bu Ayette böyle diyor Diye Papağanlıkda Değildir. islam Kuranı ve sünneti HAYATINA TATBiK edip, Onunla Yaşayabilmekdir”
(Karoglan Raşit Tunca Sözü)


Raşit Tunca Sözü

“Yüzme bilmek Denizden çıkmana fayda vermez, taaki yüzme biliyorsan, denizedee düştüysen, ellerini, kollarını, ayaklarını çırpacaksın, ve birde tutuncak dal bulacak, tutunup çıkacaksın. ilimde böyledir, bir ilmi bilmek fayda etmez, taaki, onu hayatında tatbik edesiye, Dinde böyledir, din bilmek imanını kurtarmaz, taaki, ne zaman, bildiğin öğrendiğin dinini hayatında tatbik edip, yaşadın, o zaman belki kurtulursun.”
(Karoglan Raşit Tunca Sözü)

GÜZEL SÖZ

“ Bazen Hata Yapıvermek, Doğruyu bulmanın ilk Basamağıdır.
(Başağaçlı Raşit Tunca Sözü)



TEBLİĞ MÜCADELESİNİN ÖNCÜLERİ PEYGAMBERLER

Tebliğ mücadelesi, insanlık tarihiyle yaşıt bir gayrettir. Zira ilk insan olan Hz. Âdem (a.s.) aynı zamanda ilk peygamberdir. Bu kapsamda Hz. Âdem’den (a.s.) Hz. Muhammed’e (s.a.s.) kadar tüm peygamberler, muhataplarına Yüce Allah’ın (c.c.) ilahi mesajlarını ulaştırmak için tebliğ faaliyetlerinde bulunmuşlar ve bu mücadelenin öncüleri olmuşlardır. Bu mücadele, son peygamber Hz. Muhammed’in (s.a.s.) vefatından sonra da Müslümanlar tarafından Kur’an ve sünnet ekseninde sürdürülmektedir.
Peygamberlerin ortaya koyduğu tebliğ mücadelesi karşısında insanların tutumları farklı farklı olmuş; bu çerçevede muhatapların bazıları peygamberleri ve getirdikleri ilahi mesajları onaylamışlar bazıları da onaylamamışlardır. Bu bağlamda peygamberlerin kavimleriyle giriştikleri tebliğ mücadelelerini konu edinen pek çok kıssa Kur’an’da aktarılmaktadır. Nitekim Kur’an ayetlerinin yaklaşık dörtte biri kıssalardan oluşmaktadır.
Kur’an kıssalarından anlaşıldığına göre tüm peygamberler, kavimleriyle giriştikleri tebliğ mücadelelerinde tevhid ekseninde bir kulluk bilinci oluşturmaya çalışmışlardır. (Maide, 5/72, 117; Araf, 7/59, 65, 73, 85; Nuh, 71/3.) Bunun yanı sıra her bir peygamberin bizzat kendisine ya da elçi olarak gönderildiği topluma ilişkin berceste bir özellik öne çıkarılmaktadır. Bu anlatım biçimi, tebliğ mücadelesinin çok yönlü bir gayret gerektirdiğini göstermektedir. Bu doğrultuda tebliğ mücadelesinin öncüleri olan peygamberlerin söz konusu çabalarında öne çıkan hususları şu şekilde dile getirmek mümkündür:
Hz. İbrahim (a.s.), putperest bir topluma peygamber olarak gönderilmiştir. Onun peygamberliği, babasının da mensubu olduğu bu putperest toplum tarafından reddedilmiştir. (Bakara, 2/258; Nisa, 4/55; Tevbe, 9/114; Hacc, 22/42-44.) Dahası, babası Azer’in (Enam, 6/74.) taşlanarak öldürme tehdidine maruz kalmıştır. (Meryem, 19/46.) Hatta bununla da yetinilmeyerek Hz. İbrahim, sözü edilen toplumun yöneticisi ve avanesi tarafından ateşe atılmıştır. (Enbiya, 21/68-70.) Bütün bu olumsuzluklara rağmen o, tevhid mücadelesinden vazgeçmemiş, ilahi mesajı insanlara ulaştırmak için tebliğ faaliyetlerine devam etmiştir. Hz. İbrahim, putperest kavmine karşı sergilediği tebliğ mücadelesi (Enam, 6/74-83.) sebebiyle tevhid dini İslam’ın sembol isimlerinden olmuştur. O, aynı zamanda ulu’l-‘azm peygamberlerdendir (Ahzab, 33/7.) ve Yüce Allah (c.c.), onu tek başına bir ümmet olarak vasıflandırmaktadır. (Nahl, 16/20.) Kur’an’da Hz. İbrahim’in tek başına bir ümmet olarak tanımlanması, çoğunluğun hakikat için ölçü olmadığının göstergesidir. Demek ki insan, kendisini davasına adamalı, hakikati insanlara ulaştırmak için gerekirse tek başına kalmayı göze almalı ve gerçekleri savunmalıdır. Yüce Allah’ın elçisi ve tebliğ mücadelesinin yiğit bir öncüsü olarak Hz. İbrahim de bunu yapmıştır. Zira her şeyin hatırı olabilir; ancak hakikatin sahibi olan Yüce Allah’ın (c.c.) hatırı her şeyin üzerindedir.
Kur’an’da ulu’l-‘azm peygamberler arasında sayılan (Ahzab, 33/7.) Hz. Nuh (a.s.), Vedd, Süva‘, Yeğus, Ye‘uk ve Nesr isimli putlara tapan putperest bir topluluğa peygamber olarak gönderilmiştir. (Nuh, 71/23.) Kur’an’da onun adını taşıyan bir sure yer almaktadır. Bu sure baştan sona Hz. Nuh’un tevhid ve tebliğ mücadelesini konu edinmektedir. Bu putperest toplumun ekseriyeti, Hz. Nuh’un tebliğine olumlu cevap vermek şöyle dursun, onunla alay etmişler ve Allah’ın elçisini şaşkınlıkla suçlamışlardır. Hz. Nuh ise kesinlikle şaşırmadığını, Yüce Allah’ın elçisi olarak O’nun emrini yerine getirdiğini, insanlara tebliğde bulunduğunu, insanların arasından bir beşerin çıkıp kendisine vahyedilen ilahi mesajları muhataplarına aktarmasında garipsenecek bir durumun olmadığını defalarca dile getirmiştir. Buna rağmen kavmi, Hz. Nuh’un davetini reddetmiştir. Hz. Nuh’u inkâr edenler arasında eşi ve oğlu da bulunmaktadır. Bunun üzerine Hz. Nuh ve ona inananlar, Yüce Allah’ın emriyle inşa ettiği gemiye binip kurtulmuşlar, inkârcılar da tufanda boğularak helak olmuşlardır.
Meşhur İrem bağlarının sahibi olan Ad kavmine peygamber olarak gönderilen Hz. Hud (a.s.) da tebliğ mücadelesinin öncülerindendir. Bu kavmin mensuplarının ekseriyeti, zenginlik ve refahın verdiği şımarıklık nedeniyle Hz. Hud’un getirdiği ilahi mesaja inanmamışlar; Yüce Allah’ın (c.c.) elçisini beyinsizlik ve yalancılıkla itham etmişlerdir. (Araf, 7/66.) Bu inkârları, kendilerinin korkunç bir rüzgâr kasırgası ile (Ahkaf, 46/24.) helak edilmelerine sebep olmuştur.
Hz. Salih (a.s.), bir su uygarlığı olan Semud kavmine peygamber olarak gönderilmiştir. Semud sakinleri, Hz. Salih’i ve mesajını yalanlamıştır. Üstelik Yüce Allah (c.c.) tarafından imtihan için gönderilen kamu malı bir deveyi önce susuz bırakmışlar, daha sonra da işkenceyle öldürmüşlerdir. Nihayetinde onlar da kaya gibi sağlam mekânlarında korkunç bir sarsıntı (Araf, 7/78.) ve yıldırım çarpması sonucu (Zariyat, 51/44.) helak edilmişlerdir.
Hz. Lut (a.s.), bugünkü Ürdün Ölü Deniz kıyısında vaktiyle kurulu olan Sodom ve Gomorra halkına hem yönetici hem de peygamber olarak gönderilmiştir. Bu halkın temel özelliği, livata yani kadınları terk edip erkeklere yanaşma fiilini işlemeleridir. (Araf 7/80-81.) Bu nedenle sözü edilen halk, insanlık tarihinin en ahlaksız toplumu kabul edilmektedir. Hz. Lut’un kavmi ile verdiği tebliğ ve ahlak mücadelesi Kur’an’da genişçe aktarılmaktadır. (Araf, 7/80-84; Hud, 11/77-83.) Her türlü uyarıya rağmen söz konusu ahlaksızlıktan vazgeçmeyen Lut kavminin mensupları, sonuçta korkunç bir bela yağmuru ile helak edilmişlerdir. (Araf, 7/84.) Lut’un kâfir karısı da helak edilenler arasındadır. Hz. Lut’un getirdiği ilahi mesajlara inananlar ve Lut, bu helakten kurtarılmıştır.
Kur’an’da Hz. Yusuf’un (a.s.) tebliğ mücadelesi de kendi adını taşıyan surede baştan sona aktarılmaktadır. (Yusuf, 12/4-102.) Bu bağlamda Hz. Yusuf, küçük bir çocukken üvey kardeşleri tarafından kuyuya atılması, bir ticaret kervanında bulunanlarca kuyudan çıkarılıp Mısır’a götürülmesi, yöneticinin eşinin iftirası sonucu saraydan ayrılması ve hapse atılması gibi nedenlerle hayata dramatik bir başlangıç yapmıştır. Ancak Hz. Yusuf bu imtihanlara sabretmeyi, iffet ve istikametini korumayı başardığı için Yüce Allah (c.c.) kendisini mükâfatlandırmış ve ona, yöneticinin sarayında kalma, rüyaların ve olayların iç yüzünü yorumlama, tekrar saraya dönüp Mısır maliye bakanlığına yükselme, kendisini kuyuya atan kardeşlerinin ona muhtaç olması ve sonunda tekrar ailesine kavuşma gibi nimetler lütfetmiştir. Hz. Yusuf’un kıssasında, hayat yolculuğunda zorlu imtihanlarla karşılaşsalar da inançlı, vefakâr, iffetli, edepli ve dürüst insanların nihayetinde mutlaka kazananlardan olacakları vurgulanmaktadır.
Kur’an’da sabrın simgesi olarak takdim edilen Hz. Eyyüb (a.s.), önceleri varlık ve sıhhat sahibiyken sonradan yokluk ve hastalıkla imtihan edilmiştir. Bu durum karşısında eşi ve çocukları başta olmak üzere insanlar tarafından terkedilen Hz. Eyyüb, içine düştüğü ölümcül dert sırasında takdire şayan bir sabır sergilemiş; bu yüzden de Yüce Allah (c.c.) onu sabrın simgesi olarak ölümsüzleştirmiştir.
Ölçü, tartı ve ticarette hile yapmakla meşhur Medyen halkına peygamber olarak gönderilen Hz. Şuayb’ın (a.s.) tebliğ mücadelesi, toplumda tevhid inancını yerleştirmeye ve söz konusu hileyi gidermeye yönelik olmuştur.
Mısır’da ilahlık iddiasında bulunan, doğan erkek çocukları öldürme fermanı yayınlayan zalim, despot ve kibirli bir firavun olan II. Ramses zamanında peygamberlik yapan Hz. Musa’nın (a.s.) kardeşi ve yardımcısı Hz. Harun’la (a.s.) birlikte yürüttüğü tebliğ çalışmaları, adı zikredilen firavun ve avanesi ile mücadele şeklinde geçmiştir. Bu iki peygamberin kıssaları, Kur’an’da detaylı bir şekilde anlatılmaktadır. Bu bağlamda Yüce Allah (c.c.), Hz. Musa ve Hz. Harun’u, İsrailoğullarını zulüm ve işkenceden kurtarmaları için firavuna göndermiştir. (Taha, 20/42-44.) Ancak böbürlenip ilahlık iddiasında bulunan Firavun, Yüce Allah’ın elçilerinin teklifini reddetmiştir. Uzun ve çetin mücadelelerin ardından Hz. Musa önderliğindeki İsrailoğulları mucizevi bir şekilde denizden geçip (Bakara, 2/50.) zulüm ve işkenceden kurtulurken, Firavun ve avanesi adı geçen denizde boğularak helak olmuşlardır. (Bakara, 2/47-74; Taha, 20/9-98.)
Hz. Davud (a.s.), kendisine Zebur indirilen peygamberdir. (Nisa, 4/163; İsra, 17/55.) Onun tebliğ mücadelesi, sadece davacıyı dinleyerek verdiği yanlış hüküm ve bunun yanlışlığını anlayınca da pişmanlık duyup tevbe etmesi (Sad, 38/17-26.), Calut’u öldürmesi (Bakara, 2/251.), Yüce Allah’ın dağları ve kuşları kendisinin emrine vermesi (Sebe, 34/10.), ibadete çok düşkün olması, günah işlemekten titizlikle kaçınması gibi konularla gündeme gelmektedir.
Babası Hz. Davud’dan sonra İsrailoğullarına gönderilen bir peygamber olan Hz. Süleyman (a.s.) da tebliğ mücadelesinin öncülerindendir. Kur’an’da onun üstün muhakeme yeteneğinin yanı sıra emrine rüzgârın verilmesi, kendisine kuşların mantığının öğretilmesi, cinler, insanlar ve kuşlardan kurulu bir ordusunun olmasından söz edilmektedir. (Neml, 27/15-44.) Hz. Süleyman’ın Sebe Melikesi Belkıs’a ve halkına yaptığı tevhid daveti (Neml, 27/22-44.), son derece başarılı bir tebliğ mücadelesidir.
Ninova’ya (Musul) peygamber olarak gönderilen Hz. Yunus’un (a.s.) dikkat çekici bir tebliğ mücadelesi söz konusudur. Zira o, kavminin ilahi mesajı kabul etmemesi üzerine peygamberlik görevinden vazgeçmiş; ancak bu kararı sonrasında kendisini balığın karnında bulmuştur. Daha sonra yaptığı hatanın farkına varıp tevbe etmiş; yeniden peygamberlik görevine dönmüştür. Bu sefer muhatapları da iman edince hep birlikte kurtulanlardan olmuşlardır. (Yunus, 10/98; Enbiya, 21/87-88; Saffat, 37/139-148.) Bu durum, şartlar ne olursa olsun tebliğ mücadelesinden asla vazgeçmemek gerektiğini göstermesi bakımından oldukça dikkat çekicidir.
Kur’an’da Hz. Lokman’ın (a.s.) tebliğ mücadelesi, evladına verdiği öğüt ve nasihatlerden oluşmaktadır. (Lokman, 31/12-19.) Onun tebliğ mücadelesinin merkezinde inanç, ibadet ve ahlak yer almaktadır. Bu da inanç olmadan ibadetin, ibadet olmadan ahlakın, ahlak olmadan da hiçbirinin anlam kazanamayacağını göstermektedir.
Kur’an’da ulu’l-‘azm peygamberlerden birisi olarak tanıtılan (Ahzab, 33/7.) Hz. İsa (a.s.) da tevhid ve tebliğ mücadelesinin öncüleri arasındadır. O da diğer peygamberler gibi muhataplarına kulluk bilinci aşılamak için samimi bir tebliğ faaliyeti yürütmüştür.
Tebliğ mücadelesinin öncüleri olarak Kur’an’da kıssaları zikredilen peygamberlerin hayat kesitleri ve ortaya koydukları samimi tebliğ ve tevhid mücadeleleri dikkate alındığında, açıkça görülmektedir ki insanlık tarihindeki tebliğ mücadeleleri şu amaçlarla gerçekleştirilmiştir:
• Tevhid inancını pekiştirmek. (Maide, 5/82; Araf, 7/59, 65, 73, 85; Lokman, 31/13.)
• İnsanlarda kulluk bilinci oluşturmak. (Maide, 5/72, 117; Araf, 7/59, 65, 73, 85; Nuh, 71/3.)
• İnsanların geçmişten ibret almalarını sağlamak. (Yunus, 10/92; Hud, 11/42-45; Yusuf, 12/111; Enbiya, 21/69; Zuhruf, 43/55-56; Tahrim, 66/10.)
• Kur’an’ın, Yüce Allah’ın Hz. Muhammed’e (s.a.s.) indirdiği mesaj olduğunu ispatlamak. (Yusuf, 12/111; Sad, 38/29; Kamer, 54/17, 22, 32, 40.)
• Peygamberlerin amaç birlikteliğini vurgulamak. (Bakara, 2/133; Âl-i İmran, 3/84; Araf, 7/73, 85; Hud, 11/26, 50, 61, 84; Saff, 61/6.)
• Gelecek nesillerin zihninde örnek bir hatıra oluşturmak. (Ankebut, 29/14-15; Saffat, 37/119; Kamer, 54/15.)
• Kıyametin gerçekliğinden kuşku duyulmamasını sağlamak. (Araf, 7/187; Kehf, 18/21; Taha, 20/15; Naziat, 79/42.)
• İnsanları imanlı ve ahlaklı bir hayat yaşamaya teşvik etmek. (Araf, 7/65; İbrahim, 14/10; Kasas, 28/3; Saffat, 37/75-77; Mümin, 40/42.)
• Peygamberlere ve onlara inananlara moral vermek. (Enam, 6/33-34; Kalem, 68/48.)
İşte bu ulvi hedefleri gerçekleştirmek için Hz. Âdem’den (a.s.) Hz. Muhammed’e (s.a.s) tüm peygamberler, tevhid ve tebliğ mücadelesi vermişler ve onlar bu mücadelenin öncüleri olmuşlardır. Günümüzde yapılması gereken de insanlık tarihindeki bu mücadelelerden gerekli dersleri çıkarmak, insanların tehvid ekseninde imanlı, ahlaklı ve bilinçli bir hayat yaşamalarını sağlamak/teşvik etmek ve şartlar ne olursa olsun tebliğ mücadelesinden vazgeçmemektir.

Doç. Dr. Mustafa KARA
Ondokuz Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi
HATEMÜ’L-ENBİYA HZ. MUHAMMED (S.A.S.)

İnsanlık tarihinin gördüğü en önemli kurum olan peygamberlik/nübüvvet, dinin esası ve özüdür. Din peygamberle kaim, insanlık onunla mesut, medeniyet onunla mamur olmuş, dünya onunla anlam kazanmıştır. Yüce Allah insanlara ilahi buyruklarını öğretmek için hemcinslerinden özenle seçtiği peygamberleri göndermiştir. Bu peygamberlerin son halkası olan Resul-i Ekrem de kendisinde toplanan en yüce ahlaki değerler bakımından bütün bir beşeriyete ve özellikle zatına iman edenlere en güzel örnek olmuştur. (Ahzab, 33/21.) Her kesimden insana örnek olan yönleriyle Allah Resulü (s.a.s.) aynı zamanda bütün peygamberlerin ortak özellikleri olarak sayılan beş temel hususiyeti de mümtaz zatında barındırmaktadır. Peygamberliği anlatan neredeyse bütün kitaplar onlarda bulunması gereken bu beş temel hususu; sıdk (doğruluk), emanet (güvenilirlik), tebliğ, fetanet (üstün zekâ ve anlama kabiliyeti) ve ismet (Allah Teâlâ tarafından korunmuşluk) olarak saymışlardır.
Resulüllah (s.a.s.) sözlerinde, davranışlarında ve düşüncelerinde sadakatten ve emanetten hiç ayrılmayan zirve bir şahsiyet ve müstesna bir modeldir. Esasen sıdk ve emanet, birbirinden ayrılmayan iki özelliktir. Kur’an-ı Kerim’in peygamberler için saydığı pek çok olumlu nitelemeler arasında en dikkat çekenlerden ikisi, onların doğru (sıdk) ve güvenilir kişiler olmalarıdır. Nitekim Kur’an, Hz. İsmail’in her zaman sözünde duran bir kimse, bir resul ve bir nebi olduğunu vurgulamış (Meryem, 19/54.), Hz. Nuh, Hz. Hud, Hz. Salih ve Hz. Şuayb hep kendilerinin “güvenilir ve samimi” olduklarını ifade etmişlerdir. (Araf, 7/62, 67, 68, 79, 93.) Dolayısıyla doğruluk ve bunun ayrılmaz bir parçası güvenilirlik, peygamberlerin düşüncelerinde, sözlerinde ve davranışlarında vazgeçilmez bir unsurdur. Fahreddin Razi’nin, Kur’an-ı Kerim’deki sıddık ile nebi kelimelerinin yan yana gelmesini (Meryem, 19/41, 56), sadakatin nübüvvete en yakın mertebe olmasıyla izah etmesine (Mefatihu’l-gayb, (nşr. M. M. Abdülhamid), Beyrut ts., c.21, s.223), emin ile resul kelimelerinin birlikte zikredilmesini de (Şuara, 26/107, 125, 143, 162, 178, 193; Duhan, 44/18.) ekleyebiliriz. Buna göre emanet de risalete en yakın mertebe denilebilir.
Diğer bütün mükemmel vasıflarının yanı sıra, Yüce Resul’ün hayatının hiçbir döneminde doğruluktan ayrıldığı, sözünden caydığı, emanete hıyanet ettiği, yalan söylediği görülmemiş, bunlarla ilgili en küçük bir ithama maruz kalmamıştır. Bu nedenle Resulüllah’ın (s.a.s.) getirdiği mesajı reddeden muarızları tarafından, kendisine mecnun (Hicr, 15/6.), sihirbaz (Zariyat, 51/52.), kâhin (Tur, 52/29.) ve şair (Enbiya, 21/5.) suçlamaları yöneltildiği hâlde asla onun yalan söylediği, vefasız, sadakatsiz ve güvenilmez olduğu söylenememiştir. Nitekim Müslümanların varlık-yokluk mücadelesinin ilk önemli dönüm noktası olan Bedir’de müşrik ordusunun sancaktarlığını yapan, Hz. Peygamber’e olan düşmanlığından dolayı “Kureyş’in şeytanlarından biri” şeklinde nitelenen Nadr b. Haris, Kureyşlilere yaptığı konuşmada Allah Resulü’ne atılan şair, kâhin ve mecnun gibi iftiraların mesnetsiz olduğunu beyan ederek onun doğru sözlülüğünü ve emanete riayetini açıkça teslim etmiştir. (İbn Hişam, es-Siretü’n-nebeviyye, (nşr. Mustafa es-Sekka), Beyrut: Darul-hayr, 1410/1990, c.1, s.239.) Keza Hz. Peygamber’in amansız hasmı Ebu Cehil de “Biz seni yalanlamıyoruz, fakat getirdiğin vahyi yalanlıyoruz (kabullenmek istemiyoruz)” diyerek aynı itirafı yapmıştır. Bunun üzerine Allah Teâlâ “(Ey Muhammed!) Biz çok iyi biliyoruz ki söyledikleri elbette seni incitiyor. Onlar gerçekte seni yalanlamıyorlar; fakat o zalimler Allah’ın ayetlerini inadına inkâr ediyorlar.” (Enam, 6/33.) ayetini indirmiştir. (Tirmizi, Tefsir (En’am), 7 [3064].)
Hz. Peygamber’in yalandan uzak oluşu ve sözünde durmasını, yani sadık, emin ve güvenilir şahsiyetini, Hudeybiye barış antlaşmasından sonra Şam’da ticaret maksadıyla bulunan, henüz Müslüman olmamış Ebu Süfyan ile dönemin Rum Kayseri Hirakl (Herakleios) arasında gerçekleşen konuşmada da görmek mümkündür. Hirakl’in Hz. Peygamber hakkında Ebu Süfyan’a yönelttiği çeşitli sorulardan ikisi, “Kendisinin peygamber olduğunu söylemeden önce onu yalan ile itham ettiğiniz olmuş mudur?” ve “Hiç sözünden cayar, ahdini bozar ve vefasızlık eder mi?” olmuştur. Bu iki soruya da Ebu Süfyan “hayır” demek durumunda kalmıştır. (Buhari, Bed’ü’l-vahy, 6.)
Mayası ilahi vahyi almaya hazır olanlar, dini tebliğe başladığında Hz. Peygamber’e ve onun getirdiklerine inanmakta hiçbir tereddüt göstermemişlerdir. Zira peygamberliğinden önceki hayatıyla, davranışlarıyla, tavırlarıyla Yüce Nebi, zaten toplumda deyim yerindeyse “adam gibi adam” hüviyetine sahip bulunmaktaydı. Söz gelimi Efendimizin vefakâr eşi Hz. Hatice, ilk vahiy geldiğinde yaşadığı tecrübeyi ve hissettiği ürpertiyi kendisine anlatan Resul-i Ekrem’i teselli ederek şöyle demişti: “Hayır, (korkma)! Vallahi Allah seni asla utandırmaz. Çünkü sen, akrabalarını gözetir (sıla-i rahim) doğru konuşursun, güçsüzlerin sıkıntılarını yüklenir fakirin ihtiyacını karşılarsın, misafire ikramda bulunur hak yolunda felakete uğrayana yardım edersin.” (Müslim, İman, 252.) Hz. Hatice annemizin sevgili eşine verdiği bu cevap, bir teselli olmasının yanında, aslında Allah Resulü’nün kişisel olarak toplumdaki yerini ve değerini ortaya koyması yönüyle de önemlidir.
Hz. Hatice’yi Peygamber Efendimizle evliliğe götüren sebep, onda müşahede ettiği dürüstlük ve güvenilirlik olmuştur. Soylu ve zengin birisi olan Hz. Hatice, gönderdiği ticaret kervanlarıyla ilgilenmesi için emek-sermaye ortaklığı (mudarebe) yoluyla güvendiği kişilerle sözleşmeler yapardı. Resul-i Ekrem’in doğru sözlülüğünü, son derece güvenilir oluşunu ve güzel ahlakını öğrenince ona, başkalarına verdiğinden daha fazlasını teklif ederek ticari işbirliği önerdi. Teklifi kabul eden Allah Resulü, Hz. Hatice’nin kölesi Meysere ile birlikte Şam’a gitti ve bereketli bir alışverişten sonra Mekke’ye döndü. Bu ticari seyahatte kendisine emanet edilen mallara gösterdiği özen, alım satımındaki dürüstlük ve kerim ahlakı Meysere’nin tanıklığıyla bildirilince Hz. Hatice, şu ifadeleri kullandı: “Bana olan akrabalığın, kavminin içinde şerefli ve soylu oluşun, onların nezdindeki güvenilirliğin, güzel ahlakın ve doğru sözlülüğünden dolayı seninle evlenmeyi arzu ettim.” (İbn İshak, Sire, s.60; İbn Hişam, es-Siretü’n-nebeviyye, c.1, s.154.)
Mekke döneminde Müslümanlar, müşriklerin baskı ve zulümlerinden kurtulmak amacıyla hicretin beşinci yılında bir Hristiyan olan Kral Necaşi’nin ülkesi Habeşistan’a sığındıklarında, Müslümanların sözcüsü Cafer b. Ebu Talib (r.a.) ile Necaşi arasında gerçekleşen konuşmada da Hz. Peygamber’in doğru sözlülüğü ile emin ve güvenilir oluşu ifade edilmiştir. Habeşistan’a giden müminleri geri getirmek için Mekkeli müşriklerin gönderdikleri elçilerin Necaşi ile görüşmeleri esnasında oraya çağrılan Müslümanların temsilcisi olan Ca’fer b. Ebu Talib; nesebini, doğruluğunu, güvenilirliğini ve iffetini bildikleri Allah Resulü’nün kendilerini İslam’a davet edinceye kadar her türlü kötülüğü işleyen putperest bir toplum olarak yaşadıklarını söylemiş, ancak Hz. Peygamber’in kutsal görevi aldıktan sonra onlara daha pek çok tavsiye ile birlikte doğru sözlü olmayı ve emanete riayet etmeyi emrettiğini bildirmiştir. (İbn Hişam, es-Siretü’n-nebeviyye, c.1, s.265; Ahmed b. Hanbel, Müsned, c.1, s.202.)
Kalem suresinde zikredilen Hz. Peygamber’in yüce bir ahlaka sahip olması (Kalem, 68/3.) sanki “emin” sıfatında billurlaşmış ve söz konusu nitelik onun için âdeta bir alem olmuştur. Mezkûr ayetin yer aldığı Kalem suresinin Mekke döneminin başlarında nazil olduğu göz önünde bulundurulursa, Hz. Peygamber’in risalet görevine henüz başladığı sırada her türlü mükemmel ahlaki vasıflarla donanmış olduğu ve bunun Allah Teâlâ tarafından insanlığa ilan edildiği anlaşılır. Nitekim “Ben sizin aranızda bundan (Kur’an’ın inişinden) önce (kırk yıllık) bir ömür yaşadım. Hiç düşünmüyor musunuz?” (Yunus, 10/16.) ayeti, Allah Resulü’nün nübüvvet öncesi hayatını davasına referans yaptığının göstergesidir. “Yoksa onlar henüz kendi peygamberlerini tanımadılar da bu yüzden mi onu inkâr ediyorlar?” (Müminun, 23/69.) ayeti ise Resul-i Ekrem’in şahsiyetine yapılan bir vurgudur. Bu yüzden Hz. Peygamber’in damadı Ebu’l-As b. Rebi Müslüman olmadan önce Şam’a yaptığı ticari seyahatte eşi Zeynep’ten bahsederken “bintü’l-emin” (güvenilir zatın kızı) demişti. Keza şair sahabilerden Ka’b b. Malik, Yüce Nebi’yi anarken bundan dolayı “emin” şeklinde niteler. (Suyuti, er-Riyazu’l-enika [nşr. Muhammed Sa‘id b. Besyuni Zağlul], Beyrut: Daru’l-kütübi’l-ilmiyye, 1405/1985, s. 116, 115.)
Gerçekten Hz. Peygamber toplumun her kesimine güven vermiştir. Temiz eşleri kendilerine adaletle davranıp haklarını gözeteceğinden emindi. Çocukları sevgi ve merhamet ortamı içerisinde müşfik bir babanın terbiyesi altında yetişeceklerinden emindi. Komşuları Allah Resulü’nün her daim kendilerine yardım edeceğinden ve ondan asla bir fenalık, kötülük gelmeyeceğinden emindi. Arkadaşları kusursuz bir vefa ve sadakat sergileyen mütebessim bir çehre ile karşılaşacaklarından emindi. Tacirler alışverişlerinde hiçbir hile ve aldatmayla karşılaşmayacaklarından emindi. Köleler yediğinden yediren, giydiğinden giydiren, güç yetiremeyecekleri işleri kendilerine yüklemeyen insanca bir muamele göreceklerinden emindi. Dul kadınlar namuslarının korunacağından ve maişet sıkıntısına düştüklerinde kendilerine cömert bir yardım eli uzanacağından emindi. Yetimler ana babadan mahrum kalmanın hüznünü onun başlarını okşayan şefkatli ellerinde unutacaklarından ve rüşt çağına gelinceye kadar mallarının koruma altında olacağından emindi. Fakirler, kendi ihtiyacı olsa bile yoksulları zatına tercih eden zengin gönüllü bir fedakâr bulacaklarından emindi. Mazlumlar, zalimlerin zulümlerine canını ortaya koyarak direnen yanlarında yiğit bir destekçi bulacaklarından emindi. İslam toplumunda yaşayan gayrimüslimler bir haksızlığa uğradıklarında derhal bunun telafi edileceğine ve adil bir hüküm verileceğine emindi. Hasılı herkes ondan emindi, zira o Muhammedü’l-Emin’di.
Allah’tan aldıkları vahyi, olduğu gibi insanlara ulaştırmak demek olan tebliğ, esasen peygamberlerin varlık gayesidir denilebilir. “Ey Resul! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan O’nun elçiliğini yapmamış olursun.” (Maide, 5/67.) ilahi hitabı, tebliği, nübüvvetin ayrılmaz bir parçası olarak ilan eder. Allah, peygamberlerin yegâne görevinin tebliğ olduğunu, muhatapların bu tebliği kabul etmemesi durumunda hesaba çekmenin kendi yetkisi dâhilinde bulunduğunu açıkça belirtir. (Rad, 13/40.) Tebliğin gayesi, kıyamet günü insanların mazeret beyan etmelerinin önüne geçmek olmalıdır. Zira Yüce Yaratıcı, kendisine peygamber ulaşmayanlara azap etmeyeceğini taahhüt etmiştir. (İsra, 17/15; Kasas, 28/59.) Peygamberlerin, ilahi emirleri bildirirken hiçbir şey gizlememeleri, değiştirme, ekleme ve çıkarma yapmamaları bir yönüyle emanet sıfatıyla da ilgilidir. Dolayısıyla tebliğ ve emanet birlikte mütalaa edilebilir.
Resulüllah’ın (s.a.s.) gizli tebliğ döneminin bitmesinden sonra dine açıktan davet emri alınca (Şuara, 26/214.) Safa tepesine çıkıp peygamberliğinin ispatı olarak doğru sözlülüğünü ve tabiatıyla güvenilir olduğunu göstermesi, bu iki niteliğin hayatındaki yerini tespit ve tebliğ vazifesini icra etmesi bakımından önemlidir. Oldukça meşhur olan bu rivayette Resul-i Ekrem Safa tepesine topladığı kalabalığa “Ne dersiniz? Size şu tepenin ardından (saldırmak üzere) bir süvari birliği geliyor desem beni tasdik eder misiniz?” deyince topluluk “Biz senin hiçbir yalanını tespit edemedik.” cevabını vermişti. (Müslim, İman, 355.) Dolayısıyla bu rivayette, sıdk, emanet ve tebliğ birlikte ifade edilmiş olmaktadır. Ayrıca Hz. Peygamber müteaddit konuşmalarında güzide sahabelerini, söylediklerine “Tebliğ ettim mi?” sorusuyla şahit tutmuş, onların gönülden tanıklıklarını Rabbine arz ederek “Allahım! Şahit ol.” hitabıyla peygamberlik vazifesini hakkıyla ifa ettiğini beyan etmiştir.
Diğer taraftan fetanet, peygamberlerde ve tabiatıyla son nebi Muhammed Mustafa’da (s.a.s.) bulunan önemli bir vasıftır. Zira peygamberlerin hayatları inkârcı muarızlarıyla yaptıkları tartışmalarla doludur. Bu tartışmalarda hasmını susturmak veya ikna etmek, kıvrak zekâ ve anlayış kabiliyeti gerektirir. Peygamberlerin münkirlerle yaptıkları münazaralara Kur’an’ın verdiği örneklerden, onların bu özelliklerini tespit etmek mümkündür. Söz gelimi, kavmi bayram eğlencesine gittiği sırada, Hz. İbrahim’in büyük put hariç bütün putları kırması üzerine aralarında gerçekleşen diyalog bu konunun güzel bir misalidir. (Enbiya, 21/58-67.)
Hz. Peygamber’in şu olayda sergilediği çözüm yöntemi onun hem fetanetini hem de güvenilirliğini gösteren ilginç bir rivayettir. Kâbe’nin onarımı esnasında Hacerü’l-esved’i hangi kabile temsilcisinin yerine koyacağı konusunda çıkan tartışmada kabileler, Kureyş’in en yaşlısı Ebu Ümeyye b. Muğire’nin teklifini kabul ederek Harem-i Şerif’in şimdi “Babüs’s-selam” denilen “Benî Şeybe kapısından” ilk girenin hakemliğine razı olacaklarını beyan ettiler. O sıralar otuz beş yaşında olan Hz. Muhammed’in kapıdan girdiğini görünce herkes memnuniyetini izhar edip şöyle dedi: “İşte emin kişi Muhammed, ondan hoşnut olduk!” (İbn Hişam, es-Siretü’n-nebeviyye, c.1, s.160.) Hz. Peygamber uyguladığı çözüm tarzıyla kabileler arasında çıkabilecek çatışmayı ve belki de yıllarca sürebilecek kan davalarının önünü, zekâsını kullanarak kesti. Çünkü her kabile Hacerü’l-esved’i yerine, kendi kabilesinden birisinin koymasını istiyordu. Resul-i Ekrem önce bir örtü istedi ve Hacerü’l-esved’i yere serdiği örtünün üzerine bizzat kendisi koydu. Ardından Kureyş’in dört kolundan birer adam istedi. Kabileleri adına Utbe b. Rebia, Ebu Zem’a, Ebu Huzeyfe b. Muğire ve Kays b. Adi geldiler. Hz. Peygamber, onlardan örtünün birer ucunu tutarak kaldırmalarını istedi, farklı kabilelerin temsilcileri hep birlikte Hacerü’l-esved’i kaldırdılar. Allah Resulü de (s.a.s.) konulacağı yerin hizasına gelince örtünün içinden alıp Hacerü’l-esved’i kendi mübarek elleriyle yerine yerleştirdi. (İbn Sa‘d, Tabakat, 146.)
Son olarak ifade etmek gerekirse, peygamberlerin günah işlemekten uzak olması şeklinde anlaşılan “ismet” kavramının birkaç değişik boyutu vardır. Nebilerin, iman noktasında şirke düşmekten korunmaları, tebliğ görevini yerine getirirken buna mani olacak herhangi bir engellemeden korunmaları ve peygamberlik öncesi ve sonrası ayırımıyla büyük veya küçük günah işlemekten korunmuş olmaları, kavramın muhtelif yönlerini teşkil eder. Hz. Peygamber’in hayatında bunun izleri fazlasıyla bulunmaktadır. Netice itibarıyla Allah Teâlâ’nın yeryüzüne gönderdiği son nebi (Hatemü’l-enbiya), yukarıda kısaca açıklamaya çalıştığımız bütün bu vasıfları taşıyan, insanlığın en üstünü (efdalü’l-beşer) ve ahlakın en mükemmel temsilcisidir. Sonsuz salat ve selam olsun o Yüce Nebi’ye!

Prof. Dr. Erdinç AHATLI
Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi
ANLAMIN PEŞİNDE OLANLAR İÇİN MÜJDECİ VE UYARICI BİR MİSYON PEYGAMBERLİK

Yoktuk sonradan var olduk
Burada değildik sonradan geldik. Hepimiz gözlerimizi hayata burada açtık. Etrafımızda olan her şeyi burada tanıdık. Bedenimizi bile burada hazır ve çalışır hâlde bulduk. Biraz büyüyüp akıl erdirince her ayrıntısı özenle hazırlanmış bu hayatı “Bize kim sundu?” sorusu, içimizi doğal olarak sarmaya başladı. Hele de koca koca insanlar olunca, hayat dediğimiz bu muazzam yapının korkunç düzeyde bilgi içeren sistematik yanını öğrendikçe baş döndürücü bir hayranlık içerisinde kaldık.
Dipsiz bir kuyuda habersiz kalmak
Bu bilgilerin hepsini bilen ve bunları hâlihazırda hayata geçirmiş bir kudret olmalı! Yoksa ne biz ne de bu hayat asla olmazdı! Kim O? Bizi bu hayatta neden yaratmış olabilir? Neden gizemli bir şekilde girdiğimiz bu hayattan yine son derece gizemli bir şekilde ansızın ayrılıyoruz? Nereden geldik nereye gidiyoruz? Tüm bu sorularımızı O’na sormak isteriz. Onunla nasıl iletişime geçebiliriz? Dağlara çıksak avazımızın çıktığı kadar bağırsak bizi duyar mı? Hafızasını kaybetmiş, geçmişini hatırlayamayan ve karşılaştığı herkese, “Ben kimim?” diye soran zavallı birileri gibiyiz…
Öteden haber gelmesi şaşılacak bir şey değildir
Cenab-ı Hak buyurdu ki: “İçlerinden bir adama insanları uyar ve iman edenleri müjdele diye vahyetmemiz onlara acayip mi geldi?” (Yunus, 10/2.) Asıl tam tersi şaşılacak bir şey olurdu. Varlığından emin olduğumuz, hayatı var eden bu Yüce Kudret’in bize hiçbir şey söylememesi ilginç olurdu. Bizi bu hayatta öylesine yaratıp anlamsız bir şekilde yaşatması sonra aniden öldürmesi abeslik teşkil ederdi. O yüzden Cenab-ı Hakk’ın insanlara peygamberler gönderip onları niçin yarattığını, onlardan ne istediğini ve ölüm sonrası onları neyin beklediğini bildirmesi son derece anlamlıdır.
Allah’ın varlığına ve birliğine şehadet etmek
Bireyin içinde bulunduğu muazzam yaratılışı, ayet ayet gözlemleyerek yaratıcısını tanıması fıtratın gerektirdiği doğal bir süreçtir. İnsan, içinden gelen bu istemi sabote etmemeli ve önünü kesmemelidir. Var eden kudretin yegâne tek bir ilah olduğu gerçeğine ulaşmak, akleden kalplerin tanık olacağı mutlak bir hakikattir. Zira tanım gereği her şeyi yaratan ve her şeye gücü yeten ancak tek bir ilahtır. Aklederek kestirdiğimiz bu tek ilah (Allah) ile iletişime geçmek istediğimizde, sıra tabii olarak duaya gelir. Kişi bu andan itibaren artık yalnız olmadığının farkındadır. Kendisini yaratmış ve hâlihazırda yaşatmakta olan sahibine doğal bir şekilde seslenir:
Ey beni var eden Kudret! Bana yolumu göster!
Hayat anlamsız olamaz
Gözlemleriyle vardığı sonuç ortadadır. Evren dediğimiz muazzam güzellikteki bu yapı, anlamsız ve bir hiç uğruna var edilmiş olamaz! Göklerin ve yerin yaratılışını tefekkür edenlerin varacağı belirgin netice şudur: “Rabbimiz, sen bu evreni boş yere yaratmadın!” (Âl-i İmran, 3/191.) Evrendeki bu sistematik ve aynı zamanda estetik yaratılıştaki olağanüstü itina ve hazırlığın iyi ya da kötü çok ciddi ve kalıcı sonuçları olacağı ortadadır. Bu düşünce kalbinde belirince kişiyi korku ve endişe sarar ve bundan ürpererek Yaradan’a sığınır: “Sen ne yücesin! Nolur, bizi ateşin azabından koru!” (Âl-i İmran, 3/191.)
İmana çağıran bir ses: Peygamber
Hayatın anlamına dair gözleme dayalı muhakeme yolculuğunun geldiği bu noktada sıra peygamber ile temas etmeye gelir: “Rabbimiz, biz bir münadiyi işittik. Rabbinize iman edin diye nida ediyordu. Bunun üzerine biz de iman ettik.” (Âl-i İmran, 3/193.) Gerçeğin peşine düşmüş kimselerin peygamberin mesajını duyunca iman etmesi beklenen bir durumdur. Zira insanın “beyyine” üzere olması yani kanıta dayalı yol almasının onun getirdiği sonuç ile peygamberlerin Cenab-ı Hak’tan getirdiği bilgiler birebir eşleşir ve örtüşür. Bu mutabakat bir bakıma ilahi bir rahmettir. Zira kişi yaşadığı gözlem ve akletme yolculuğunun üstünden vahiy sayesinde bir kez daha geçerek sağlamasını yapmış olur. “De ki: Ey kavmim, düşünsenize ben bir beyyine üzere isem ayrıca Rabbim katından bana bir rahmet gönderdiyse.” (Hud, 11/28.)
Nitekim peygamberler ancak hakkın arayışı içerisinde olan böyleleri üzerinde etkili olabilmişlerdir. İtiraz edip haktan yüz çevirmiş kimselere, çok sevdikleri yakın akrabaları bile olsa bir yarar sağlayamamışlardır. “Sen ancak zikrin peşine düşmüş ve Rahman’dan ğayben çekinen kimseleri uyarabilirsin!” (Yasin, 36/11.)
Peygamberin doğruluğuna şehadet etmek
Âlemin ayet ayet okunduğu süreçteki sonuçlar ile peygamberlerin Allah’tan getirdikleri arasındaki mutabakat sayesinde ilgili peygamberin Allah’ın gerçekten elçisi olduğu anlaşılır. Yoksa peygamberin getirdikleri, insanın çevresindeki dünyaya olan izlenimleri üzerinden aklederek vardığı sonuçlara aykırı olsa o zaman o peygamberin sahici olmadığı anlaşılır. Söz gelimi, ikinci bir ilahtan söz etse yahut meleklerin de ilah olduğunu söylese yahut Allah’ın yanı sıra kendisine yahut ailesine de dua/kulluk edilmesini talep etse... “Bir beşere Allah’ın kitap, hikmet ve nübüvvet verip de sonra onun insanlara Allah’tan ayrı bana kul olun demesi olacak bir şey değildir!” (Âl-i İmran, 3/79.) Nitekim yalancı peygamberler kendilerini böyle ele vermişlerdir.
Allah Teâlâ, Kuran’ı Kerim’in Allah’tan olduğunu, dolayısıyla Hz. Muhammed’in gerçekten elçisi olduğunu anlamamız için şöyle emretmiştir: “Kur’an’ı tedebbür etmezler mi? Allah’tan başkası tarafından olsaydı onda çok çelişkiler bulurlardı.” (Nisa, 4/82.) Benzer şekilde Salih Peygamber’e (a.s.) iman eden kimselere, Hz. Salih’in (a.s.) gerçekten Allah tarafından gönderildiğini nasıl bilebildikleri sorulduğunda şöyle cevap vermişlerdir: “Biz ona Allah’tan getirdikleri üzerinden iman ettik!” (Araf, 7/75.)
Peygamberlerin ilk ve temel mesajı: Oku
Peygamberle henüz temas etmemişken dahi insanın kendisini ve dış dünyayı ayet ayet okuyarak tanıyacağı bir yolculuk söz konusudur. Bundan o güne kadar imtina etmiş kimselere peygamberlerin ilk hatırlattıkları da aslında budur. Nitekim Sevgili Peygamberimiz de (s.a.s.) insanlara Mekki ayetler üzerinden bu sorumluluklarını hatırlatmıştır. Onları “Yaratan Rabbinin adıyla oku!”, “Bakmaz mısınız?”, “Görmediniz mi?” şeklindeki ilahi hitaplar ile Yüce Yaradan’ın varlığına ve birliğine tanık olmaya (şehadet) çağırmıştır.
Zaten bu aşamayı geçmemiş kimselerin Allah’a karşı hakiki manada bir sorumluluk duyması zordur. Çünkü tüm dinî hayat, şekten ve şüpheden arınmış sağlam bir iman üzere tesis edilir. Bu yüzden tüm peygamberler öncelikle ve özellikle göklerdeki ve yerdeki ayetler üzerinden insanları tek bir ilaha tanık olarak iman etmeye çağırmışlardır. Kur’an’daki peygamber kıssalarının tamamının odak noktası bu çağrıdır. Mekki ayetlerin de temel konuları bu eksende yoğunlaşmaktadır.
İnsanın henüz tanımadığı bir Kudreti sevmesi ve O’na karşı saygılı yaşamaya çalışması mümkün olmaz. Bu sebepledir ki tüm peygamberler kavimlerinden evvel emirde kevni ayetler üzerinden yegâne tek bir yaratıcı tanrı olarak Allah’a şehadet etmelerini istemişlerdir. Söz gelimi, ilk Resul Hz. Nuh (a.s.), kavmine şöyle seslenmiştir: “Görmediniz mi Allah nasıl tabaka tabaka yedi semayı yaratmış? Ay’ı göklerde aydınlık, güneşi ise ışık kaynağı kılmış. Allah sizi bitki gibi yerden bitirmiş sonra sizi toprağa iade edip oradan çıkaracak. Allah size yeri yaygı gibi yaymış orada kendinize yollar edinesiniz diye!” (Nuh, 71/15-19.) Benzer ayetler peygamberlerin dilinden Kur’an-ı Kerim’de yaygın bir şekilde bulunmaktadır.
Gerçek yok, ben yokum, mutlak doğru yok
Gerçek nedir? sorusunun ardına düşmek insanın doğasıyla barışık bir süreçtir ve kolaydır. Kötüler ise yolun sonu var edene çıkacak endişesiyle yüz çevirir ve hayatları boyunca bundan kaçınırlar. Onlara göre peşine düşülecek herhangi bir hakikat yoktur. Her şey rastlantısal, yönetilmeyen, kör ve karanlık bir süreçte kazara ortaya çıkmıştır(!) Bu söylem ışığa karşı karanlıkların mücadelesi gibidir. Bu kaçış ve karanlığa sığınma çabası yorucudur ve asla kolay değildir. Bir ömür boyu var edenin yarattığı bir âlemde içindeki her şeyin O’nun ilmine ve gücüne işaret ettiği bu hayatı, inatla O’nu yok sayarak yaşamak kişinin doğasıyla zıtlaşan çatışmalı bir ruh hâlidir ve çıldırtıcı olsa gerektir. Hâlbuki fıtratına vefa gösterip hakkın arayışı içerisinde olmak önemli bir iyilik hâlidir.
İyilerin yolu peygamberler ile kesişir
Allah kendilerinde bu hayrı bildiği kimselere yeryüzünün en ücra köşelerinde olsalar da hakkı bir şekilde ama kesinlikle duyurur. O kişinin yolunu peygamberleri ile kesiştirir. Bu ilahi sünnet, Cenab-ı Hakk’ın güvence altına aldığı bir konudur. Buyurdu ki Rabbimiz: “Allah onlarda bir hayır bilirse onlara kesinlikle işittirir!” (Enfal, 8/23.) Dolayısıyla balta girmemiş ormanlardaki hakkın arayışı içerisindeki iyi ‘birinin’ hidayetten mahrum kalması senaryosu gerçekçi değildir. Çünkü Cenab-ı Hak, nerede olurlarsa olsunlar iyilere hidayet edeceğini garanti etmiştir. “Size ayetlerini gösteren de gökten su indiren de O’dur!” (Mümin, 40/13.) Balta girmemiş ormandaki bu kişiye Cenab-ı Hak yiyeceğini, içeceğini götürmeye muktedir olduğuna göre gerçeği göstermeye de asla zorlanmaz! Nitekim Hz. Peygamber’den (s.a.s.) önce, aklederek putları reddetmiş ve ehli kitaptan duydukları kadarıyla Hz. İbrahim’in (a.s.) yoluna yönelmiş iyi kimseler olmuştur. (Buhari, 3827)
Peygamberliğin yolu: Basiret ve sevgi yolu
“De ki: Bu benim yolum. Allah’a çağırıyorum ama basiret üzere!” (Yusuf, 12/108.) İnsanlar varlığa basiretle bakıp Yaradan’ı tanıdıkça O’nu sevmeye başlarlar. Sevdikçe de O’ndan karşılık görmeyi umarlar. Peygamberler işte bu beklentiye somut bir karşılık verir ve Allah’ın sevgisine mazhar olmak için ne yapmaları gerektiğini insanlara hem bildirir hem de yaşayarak gösterirler. Onlar Allah’a giden bu sevgi yolunun kılavuzları ve önderleridir. Nitekim Allah (c.c.) daha işin başında Resulüllah’a (s.a.s.) insanlara şöyle seslenmesini emretmiştir: “De ki: Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin!” (Âl-i İmran, 3/31.)
Peygamberler: Biz de sizin gibi beşeriz
Dikkat edilirse peygamberler de birer beşer olarak aynı yolun yolcularıdır. (İbrahim, 14/11.) Onlar da Cenab-ı Hakk’ı tanımayı, sevmeyi ve O’nun sevgisini kazanmak için ona karşı saygılı yaşamayı bir vazife olarak bilirler. Hatta bunu en güzel şekilde gerçekleştirmeye çalışır ve insanlara örnek olurlar. Olur da bir yanlışları olursa (zelle) Cenab-ı Hak tarafından uyarılır ve düzeltilirler. Sonuçta geriye kusursuz bir örneklik (üsve-i hasene) kalır. Bu sebepledir ki peygamberler birer melek olarak gönderilmemiş, insanların kendilerinden seçilmiştir. Çünkü melek olsalardı aynı cinsten olmadıkları için örnek teşkil etmezlerdi. İnsanlar onların güzel davranışlarına bakıp “ama onlar bir melek” derlerdi. “Ben de melek olsaydım ben de kusursuz davranırdım elbet.” diyerek mazeret üretirlerdi. İşte bu yüzden Cenab-ı Hak, yeryüzünde yaşayanlar beşer olduğu için beşer peygamberler göndermiştir. Nitekim Allah (c.c.) bu duruma işaretle şöyle buyurmuştur: “De ki yeryüzünde yerleşik hâlde gezip dolaşanlar melek olsaydı onlara gökten elbette ki melek bir peygamber indirirdik!” (İsra, 17/95.)
Böylece insanlar tanıyıp sevdikleri Rablerinin sevgisini kazanmak üzere O’na karşı nasıl saygılı yaşayacaklarını, peygamberlerden görerek öğrenirler. Dinin ilk uygulayıcısı doğal olarak peygamberler olduğu için dinde ilk çığırı açan ve süreci başlatan da onlardır. Bu yüzden dinî hayat ve pratikler onların sünneti olarak adlandırılır.
Nübüvvet: Öteden haber almaya başlamak
Allah katından haber almaya başlanması bakımından peygamberlik nübüvvet ile oluşur. Çoğu peygamber “nebi” kalır. Ancak bu nebilerden bazıları “resul” olarak ümmetlere gönderilirler. Nitekim Cenab-ı Hak her ümmete bir resul gönderildiğini bildirmiştir. (Yunus, 10/47; Nahl, 16/36; Müminun, 23/44; Mümin, 40/5.) Dolayısıyla resuller kümesi, nebiler kümesinin alt kümesidir. Yani bütün resuller aynı zamanda birer nebi iken bütün nebiler aynı zamanda birer resul değildir.
Bu yüzden Cenab-ı Hak, peygamberliği sonlandırırken resullerin değil nebilerin sonuncusu olarak Hz. Muhammed’i (s.a.s.) ifade etmiştir. (Ahzab, 33/40.) Çünkü resullerin sonuncusu deseydi nebilerin devam edebileceği anlaşılırdı. Hâlbuki nebilerin sonuncusu diyerek artık her ikisinin de son bulduğunu haber vermiş oldu.
Öteden haber alamayan bir resul olamaz
Mamafih risalet ile vazifelendirilmemiş nice nebi vardır. Hz. Harun’da olduğu gibi böyle peygamberler içinde bulundukları ümmetin resulünün gölgesinde kalırlar. Öteden haber alabildikleri için kendilerine bazı vahiyler gelebilmektedir. (Bakara, 2/246-248.) Ancak ana eksen olarak bağlı bulundukları ümmetin risalet kapsamındadırlar. Hâlbuki resuller yeni bir ümmet dönemi başlatırlar. Zaten nübüvveti haiz oldukları için öteden haber alır ve yeni bir teşri ve minhac oluştururlar. (Maide, 5/48.) Doğal olarak öteden haber alamayan bir resul olamayacağı için nebi olmayan bir resul de tasavvur edilemez.
Risalet ile nübüvveti karıştırmak
Bir resulün risaleti ile nübüvvetini biri diğerinin alternatifiymiş gibi ele almaya çalışmak makul değildir. Zira bunlar aynı türden şeyler değildir. Bir resulün nübüvveti, onun Allah’tan vahiy alan yanı iken risaleti ise onun bu vahiyleri ümmet planında icra eden yanıdır. Çoğu ayetin resule itaat üzerinden gelmiş olması bu yüzden son derece anlamlıdır. Çünkü resulün toplum üzerindeki yönetimsel erkine (hüküm) tekabül etmektedir. Kaldı ki Allah (c.c.) Hz. Muhammed’e nebi olarak hitap edip müminlerin ona ittiba ettiklerini de haber vermiştir: “Ey Nebi, Allah ve müminlerden sana tabi olanlar sana yeter!” (Enfal, 8/64.) Dolayısıyla bu ikisini ayrı ayrı analiz etmeye çalışıp (kaldı ki mümkün değildir) bazı hükümleri risaletle ilişkilendirerek bağlayıcı saymak; bazı hükümleri de nübüvvetle ilişkilendirip bağlayıcı saymamak temelsiz ve anlamsız bir girişim olur.
Son Peygamber Hz. Muhammed (s.a.s.)
İslam Peygamberi Hz. Muhammed’in (s.a.s.) dinî hayatını yansıtan söz, fiil ve takrirlerinin tamamı bağlayıcıdır. Bu öğreti ve pratikler (sünnet) Allah’ın rızasını ve ahireti uman müminler için güzel ve ideal bir örneklik oluşturur. (Ahzab, 33/21.) Bu yüzdendir ki bu idealliğin ölçüsü aşılamaz ve çerçevesi taşılamaz! Ölçü aşıldığında yahut çerçeve taşıldığında sünnetin dışına çıkılmış, bidat ve dalalete düşülmüş olur.
Cenab-ı Hak cümlemizi kendisine iman eden ve Ümmi Nebi Resulü Hz. Muhammed’e tabi olan salihlerden eylesin, âmin!

Prof. Dr. Halis AYDEMİR
DİB Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi
KORKU VE ÜMİT ARASINDA YAŞAMAK - HAVF VE RECÂ


»لَوْ يَعْلَمُ الْمُؤْمِنُ مَا عِنْدَ اللهِ مِنَ الْعُقُوبَةِ، مَا طَمِعَ بِجَنَّتِهِ أَحَدٌ، وَلَوْ يَعْلَمُ الْكَافِرُ مَا عِنْدَ اللهِ مِنَ الرَّحْمَةِ، مَا قَنَطَ مِنْ جَنَّتِهِ أَحَدٌ«

“Eğer mümin, Allah katında olan azabı (nitelik ve niceliğiyle) bilmiş olsaydı hiç kimse cennet ümidine kapılmazdı. Kâfir de eğer Allah katında olan rahmeti (nitelik ve niceliğiyle) bilmiş olsaydı hiç kimse cennetten ümidini kesmezdi.”
(Müslim, Tevbe, 23 [2755]; Buhari, Rikak, 19 [6469].)


Müminlerin, kulluk ve imtihan için gönderildikleri dünya hayatında (Zariyat, 51/56.) uyması gereken bazı dengeler vardır. İbadet etme ve maişet temini arasında, ilim öğrenme ve onunla amel etme arasındaki denge bunlardan bazılarıdır. Müminlerin denge kurması gereken önemli hususlardan biri de Yüce Allah’a karşı “havf” ve “reca” duygusu beslemektir.
Havf kelimesi, hoşlanılmayan bir durumun başa gelmesinden veya arzulanan bir şeyin elde edilememesinden duyulan kaygı ve korku şeklinde tarif edilmiştir. (Cürcani, et-Ta’rifat, Havf md.) Tehanevi, havfın tasavvuftaki anlamını, “isyan ve günahlardan dolayı hayâ etmek ve elem duymak” şeklinde ifade etmiştir. (Tehanevi, Keşşafü Istılahati’l-Fünun ve’l-‘Ulum, 1/766.) Kur’an-ı Kerim’de havf kökünden gelen veya aynı anlamdaki diğer mastarlardan türeyen fiil ve isimler 124 yerde geçmekte; bunların yarısına yakını dünyevi korku ve kaygıları, diğerleri ise Allah korkusu, azap korkusu, ahiret kaygısı, günah işleme endişesi gibi dinî kaygıları ifade etmektedir. (Mustafa Kara, Havf, TDV İslam Ansiklopedisi, 16/528.) Bu ayetlerin birinde Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Bakın, bu şeytan ancak kendi yandaşlarını korkutur. Mümin iseniz onlardan korkmayın, benden korkun.” (Âl-i İmran, 3/175.)
Reca kelimesi ise arzulanan bir şeyin gelecekte meydana gelmesine kalbin umut bağlaması anlamına gelir. (Cürcani, et-Ta’rifat, Reca md.) Reca kelimesi Kur’an-ı Kerim’de isim ve fiil olmak üzere toplam 23 yerde geçmekte ve Allah’ın rahmetini ümit etme anlamında kullanılmaktadır. (Süleyman Uludağ, Reca, TDV İslam Ansiklopedisi, 34/502.) Ahirette Allah’a kavuşmayı ümit edip buna göre hazırlık yapan müminler övülmüş, Allah’a kavuşmayı ummayıp kötülükte ısrar edenler ise kınanmıştır. (Yunus, 10/7, 11, 15; Kehf, 18/110; Ankebut, 29/5.) Bir defasında Hz. Peygamber (s.a.s.), ölüm döşeğinde olan bir genci ziyaret etti ve ona “Kendini nasıl hissediyorsun?” diye sordu. O da “Ey Allah’ın Resulü! Vallahi, ben Allah’ın rahmetini ümit ediyorum ama günahlarımdan da korkuyorum.” diye cevap verdi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurdu: “Böyle bir konumda olan kulun kalbinde bu iki husus birlikte yer almışsa muhakkak ki Allah ona ümit ettiği şeyi verir, korktuğu şeyden de emin kılar.” (Tirmizi, Cenaiz, 11 [983]; İbn Mace, Zühd, 31 [4261].) Ayrıca Hz. Peygamber’in (s.a.s.), “Allahım! Rahmetini ümit ediyorum.” demek suretiyle “reca” fiilini kullanarak dua ettiği rivayet olunmuştur. (Ebu Davud, Edeb, 109 [5099].)
Müminin hayatı, havf ve reca arasında seyreder. Zira Allah korkusu taşımayıp azabından emin olmak (Araf, 7/99.) veya O’nun rahmetinden ümit kesmek (Yusuf, 12/87.) asla imanla bağdaşmaz. Dolayısıyla mümin, havf ve reca dengesini muhafaza etmelidir. Bu konuda Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “(Allah’a karşı gelmekten sakınan kimseler) korku ve ümit içinde rablerine ibadet ve dua etmek üzere vücutları yatak görmez, kendilerine verdiğimiz rızıktan da Allah için harcarlar.” (Secde, 32/16.); “Kullarıma, benim, çok bağışlayıcı ve pek esirgeyici olduğumu haber ver. Benim azabımın elem verici bir azap olduğunu da bildir.” (Hicr, 15/49-50.)
Müminler, Allah’ın rahmetine karşı sonsuz bir ümit ve beklenti içinde bulunmalıdır. Mümin kimse en zor anlarda bile ümidini yitirmemelidir. Havf ve reca dengesi konusunda Hz. Ömer’in (r.a.) şu sözü bizlere ders olmalıdır: “Eğer (mahşer günü) gökten bir çağırıcı ‘Ey insanlar, bir kişi dışında hepiniz cennete gireceksiniz.’ diye seslense o kişinin ben olmasından korkarım. Aynı şekilde ‘Ey insanlar, bir kişi dışında cehenneme gireceksiniz.’ diye seslense o kişinin ben olmasını umarım.”(Ebu Nuaym, Hilyetü’l-Evliyâ, 1/53.)
Bizler birer mümin olarak Allah’ın rahmetine güvenerek günah işlememeli ve Allah’ın azabından emin olmamalıyız. Aynı şekilde beşer olmamız hasebiyle günah işlemişsek, yaptıklarımızın hesabını veremeyeceğimiz endişesiyle O’nun rahmetinden ümit kesmemeli, rahmet ve mağfiret kapısına başvurmaktan geri durmamalıyız. Hadislerde ifade edildiği üzere Allah’ın rahmeti olmazsa hiç kimse kendi ameliyle kurtulamayacaktır. (Buhari, Rikak, 18 [6463].; Müslim, Münafikun, 71-76 [2816].) Aynı şekilde insanlar hiç günah işleyen bir varlık olmasaydı Allah onları yok eder ve günah işleyip ardından tövbe eden farklı varlıklar yaratırdı. (Müslim, Tevbe, 9-11 [2748].) Ancak Allah’ın engin rahmet ve mağfireti, kişiyi günaha sevk etmemelidir. Eğer bir günah işlenmişse bundan dolayı pişmanlık duyulup hemen tevbe edilmelidir. Hadis-i şeriflerde ifade edildiği üzere “Bütün âdemoğulları günahkârdır, günahkârların en hayırlısı ise tövbe edenlerdir.” (İbn Mace, Zühd, 30 [4251].); “Günahından tövbe eden kimse, günahsız kimse gibidir.” (İbn Mace, Zühd, 30 [4250].)
Tasavvuf erbabı havf ve reca hâllerini bir kuşun iki kanadına benzetmişler, biri olmadan diğerinin eksik olacağını ve işe yaramayacağını (Kuşeyri, er-Risale, s.260.), kulun bu iki hâl arasında (beyne’l-havf ve’r-reca) bulunması gerektiğini belirtmişlerdir. Bazıları havf bazıları reca hâlinin daha üstün olduğunu söylemişse de İmam Gazali böyle bir düşünceyi doğru bulmamıştır. Ona göre bu iki hâlin üstünlüğü içinde bulunulan duruma göre değişir. Zira aç için ekmek, susuz için su daha gerekli olduğu gibi günahkâr için korku, takva sahibi için reca daha iyi olabilir. Havf ve reca müminlerin manevi hastalıklarını tedavide kullanılan iki ilaçtır. Hangisinin kullanılacağını hastanın durumu belirler. (Gazali, İhyaü Ulumi’d-Din, 4/164.) Buna göre günahlara siper olması için gençlerde korkunun, hüsn-i zanna vesile olması için de ihtiyar ve hastalarda reca hâlinin ağır basması daha uygun görülmüştür.
Sonuç olarak; ibadeti çok olsa bile mümin biri, ibadetine güvenip kendisini başkasından üstün veya azaptan emin görmemelidir. Aynı şekilde günahı çok olsa bile Allah’ın rahmetinden ümit kesmemelidir. Çünkü kullukta hüsn-i hatime yani akıbet önemlidir. (Buhari, Bed‘ü‘l-Halk, 6 [3208]; Ehadisü’l-Enbiya’, 1 [3321]; Müslim, Kader, 1 [2643].) Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle dua ederek hüsn-i hatime temennisinde bulunmuştur: “Bütün işlerde akıbetimizi hayırlı eyle, bizi dünya mahcubiyetinden ve ahiret azabından muhafaza eyle!” (İbn Hanbel, Müsned, 29/17171-0 [17628].)
Yazımıza her gün okuduğumuz kunut duasıyla son vermek istiyorum: “Allah’ım! Biz yalnız sana kulluk ederiz. Namazı yalnız senin için kılarız, ancak sana secde ederiz. Yalnız sana koşar ve sana yaklaştıracak şeyleri kazanmaya çalışırız. İbadetlerini sevinçle yaparız. Rahmetini(n devamını ve çoğalmasını) dileriz. Azabından korkarız, şüphesiz senin azabın kâfirlere ve inançsızlara ulaşır.” (İbn Ebi Şeybe, el-Musannef, 2/95, 6/89 [6893, 29708]; Tahavi, Şerhu Me‘ani’l-asar, 1/249 [1475].)

Dr. Ahmet OĞUZ
Suudi Arabistan Cidde Din Hizmetleri Ataşesi
TEVHİD DİNİ, VAHDET TOPLUMU


وَاَطٖيعُوا اللّٰهَ وَرَسُولَهُ وَلَا تَنَازَعُوا فَتَفْشَلُوا وَتَذْهَبَ رٖيحُكُمْ وَاصْبِرُواؕ اِنَّ اللّٰهَ مَعَ الصَّابِرٖينَۚ
“Allah ve Resulü’ne itaat edin, birbirinize düşmeyin, sonra zayıflarsınız ve zaferi elden kaçırırsınız. Sabredin, kuşkusuz Allah, sabredenlerle beraberdir.”
(Enfal, 8/46.)


Hz. Âdem’den Hz. Muhammed’e (s.a.s.) kadar bütün peygamberlerin tebliğ ettiği dinin ortak adı İslam’dır. İslam’ın özü ise sadece bir olan Allah’a kulluk etmeyi ifade eden Tevhid’dir. Tek ve bir olmak anlamındaki vahdet kökünden türeyen tevhid inancı, Yüce Allah’ın zatında, sıfatlarında ve kendisine kulluk etme hususunda bir ve tek olduğunu hem kalben hem de zihnen kabul etmektir. (Mevlüt Özler, “Tevhid”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, c.41 s.18.)
Bir ve tek olan Allah’a iman etmeyi temel alan İslam’ın üzerinde durduğu, önemle vurguladığı bir diğer husus ise müntesiplerinin birlik, beraberlik ve vahdetidir. Bu birlik ve beraberlik aynı dine inanma anlamında ümmet olma bilincini ifade ettiği gibi toplumsal anlamda bir bütünlüğü de kapsar. “Ey iman edenler! Hep birden barışa/İslam’a girin...” (Bakara, 2/208.) buyruğuyla hakiki anlamda Müslüman olup aynı din etrafında toplanmayı emreden Yüce Allah, “Dini doğru anlayıp hükümlerini en güzel şekilde uygulayın ve bu hususta ayrılığa düşmeyin!” (Şura, 42/13.) buyurmak suretiyle hakiki din olan İslam’da sebat edilmesini, farklı inançlara saparak parçalanmamayı, bölünmemeyi istemektedir bizlerden.
“Müminler ancak kardeştirler, öyleyse iki kardeşinizin arasını düzeltin, Allah’a itaatsizlikten sakının ki rahmetine mazhar olasınız.” (Hucurat, 49/10.) buyruğuyla müminleri kardeş ilan eden Yüce Allah bunun gereği olarak, toplumda ortaya çıkacak anlaşmazlıkları, kardeşlik hukukunu zedeleyecek türden problemleri el birliğiyle ortadan kaldırmayı bir görev olarak yüklemektedir Müslümanlara. Toplumun barış ve huzurunu bozan, insanlar arası ilişkileri zedeleyen yalan, iftira, gıybet, hile ve aldatma gibi ahlaki zaaflardan kaçınmanın gerekliliğinin Kur’an’da ısrarla vurgulanması da bu açıdan son derece önemlidir. Buna mukabil, Müslüman toplumun birlik ve beraberliğinin bir ifadesi olan cemaatle namaz kılmak, zekât, hac ve kurban gibi ibadetler yanında hediyeleşmek, yardımlaşmak, paylaşmak ve istişare gibi ahlaki güzellikler de kardeşlik hukukunun bir gereği olarak sunulur.
Kur’an’da yer alan; “Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı yapışın; bölünüp parçalanmayın. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani siz birbirinize düşman idiniz de Allah gönüllerinizi birleştirdi ve O’nun nimeti sayesinde kardeş oldunuz. Siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi Allah kurtarmıştı. İşte Allah size ayetlerini böyle açıklıyor ki doğru yolu bulasınız.” (Âl-i İmran, 3/103.) mealindeki ayet çarpıcı bir örnekle bu gerçeği idraklerimize sunmaktadır. O hâlde, Kur’an’ı ve İslam’ı benimseyerek, gereklerini yerine getirerek, Allah’ın ipine topluca sarılarak tevhid inancında birleşmek, ayrılıktan uzak durmak ve hayatın sonuna kadar imanı korumak gerekir. Her ne kadar insanlar arasında düşünce ayrılıklarının bulunması, insanın yaratılış hikmetine ve özelliklerine bağlı olsa da (Hud, 11/118.) İslam, düşünce ayrılığının düşmanlığa dönüşmesini, insanları çekişen ve vuruşan kamplara ayırmasını kesinlikle tasvip etmez. Öyle ki Müslümanların birliği, Allah’ın bir nimeti olarak değerlendirilirken toplumsal barışı tehdit eden çekişme hâlleri, insanların her an içerisine düşüp yanabilecekleri ateşten bir çukurun kenarında bulunmaya benzetilmiştir. “O’nun (Allah’ın) nimeti sayesinde kardeş oldunuz.” ifadesi, İslam’ın insanlar arasında birlik ve beraberliği sağlama konusunda ne derece kaynaştırıcı önemli bir unsur olduğunu, din kardeşliğinin, inanç birliğinin ne derece önemli olduğunu göstermektedir. (Kur’an Yolu Türkçe Meal ve Tefsir, c.1 s.643-644.)
İşte bu noktada, bugün Müslümanlar olarak birlik ve beraberliğin neresinde olduğumuzu sorgulamamız gerektiği ortadadır. Aynı yaratıcıya, aynı dine ve aynı kitaba iman ettiğimizi söylüyoruz. Ancak inandığımız bu değerlerin gereğini yapabiliyor muyuz? İman noktasında beraber olsak da amel noktasında ayrılıklarla boğuşuyoruz. O hâlde, zihinlerimizin darmadağın olduğu modern hayatta önce kendi içimizde vahdeti temin etmeye ihtiyacımız var. Hayatın peşinde koşmaktan, istek ve arzuların boyunduruğundan kurtulmaya muhtacız. İman, amel ve düşünce itibarıyla kendimizi özgürleştirmemiz gerek. İhtiraslarımızdan kurtulmak, “ben”den “biz”e geçebilmek, başkalarının da olduğunu hissetmek durumundayız. Kendimiz için başkalarını feda edemeyeceğimizi idrak etmeliyiz. Birbirimize düşmek yerine birbirimizi düşünmek zorundayız.
Kur’an’da, “Allah ve Resulü’ne itaat edin, birbirinize düşmeyin, sonra zayıflarsınız ve zaferi elden kaçırırsınız. Sabredin, kuşkusuz Allah sabredenlerle beraberdir.” (Enfal, 8/46.) buyrulduğu üzere, iman ve itaatin yanında birlik ve beraberliğe de ihtiyacımız var. Zira birbirimize düştüğümüz zaman ayrılık, ayrılığa düştüğümüz zaman ise zayıflık kaçınılmaz olacaktır. Bu ise Allah’ın yardımından ve zaferden mahrum olma sonucunu doğuracaktır. (Matüridi, Te’vilatü Ehli’s-Sünne, 5/232.) Müslümanlar olarak zafer ve başarı istiyorsak buna muhtacız. Birbirimize düşmek, birbirimizle uğraşmak enerjimizi yok eden, bizi zayıf düşüren habis bir hastalık gibidir. Dünyanın dört bir yanında Müslümanlar olarak her birimiz başka başka yönlere bakıyoruz. Ne yazık ki bakışlarımız gibi hedeflerimiz de kesişmiyor. Hâliyle, tam da ayet-i kerimenin ifade ettiği gibi güçsüz düşüyoruz. Ve ne yazık ki kan ve gözyaşı eksik olmuyor Müslüman coğrafyalardan. Bu durumda Müslümanlar olarak üzerimize düşen sorumluluklar var elbette. Hem bireysel hem de toplumsal sorumluluklardır bunlar. Öncelikle içinde bulunduğumuz bu hâlin farkına varmak gerekir. Sonra bunu dert edinmek gerekir. O zaman bir arayış içerisine girme gücünü bulabiliriz kendimizde. Bireysel anlamda neleri eksik yaptık, nerelerde hata yaptık? Bunun cevabını bulup telafi yollarını aramalıyız. Kendi zihin dağınıklığımızı toparlayıp iç bütünlüğümüzü temin ettikten sonra yakın çevremizden başlayarak toplumsal sorunlarımızı çözmek, birlik ve beraberliğimizi temin etmek için kafa yormalıyız, çabalamalıyız. Bizleri paramparça eden şahsi hesapları, gündelik kaygıları bir tarafa bırakıp ortak değerlerimiz etrafında toplanabilmenin gayreti içerisinde olmalıyız. Unutmayalım ki ümitsizliğe kapılmadan, gevşeklik göstermeden sabırla çalışmak, eksiklerimizi gidermek, üzerimize düşenin en iyisini yapmak, birlik ve beraberliğimizi temin ederek geleceğimizi inşa etmek vahdet toplumuna giden yolun vazgeçilmezleridir.

Doç. Dr. Bayram KÖSEOĞLU
DİB Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı

Devru a’la li Muhyiddin
Muhyiddiyn için yüksek devir


Devru a’la li Muhyiddin
Muhyiddin İbn. Arabi hazretlerine ait hergün okunarak (devr edilen)
yüce manalar ihtiva eden duasının Türkçe okunuşu ve manası

Bismillâhirrahmânirrahîym
Allahümme Yâ Hayyû, Yâ Kayyûm, bike tehassantu
fahmin-î bi himâyet-î kifâyet-î vikâyet-î hakîkat-î burhân-î
hırz-î emân-î “Bismillâhi” 
Ve adhilnî Yâ Evvelû, Yâ Ahirû, meknû’el ğaybî sırr-ı
dâiret-î kenz-î “Mâşâallâhû lâ kuvvete illâ bîllahî” 
Ve esbül a’leyye Yâ Halîmü, Yâ settâru, kenef-e setr-i
hicâb-î sıyânet-î necât-î “Vea’tesımû bihablîllâhi” 
Vebnî Yâ muhîtû, Yâ Kâdirü, a’leyye sûre emân-î ihâtat-î
mecd-î sürâdik-î i’zz-î a’zamet-î “Zâlike hayrûn zâlike min
âyâtîllâhi” 
Ve ei’znî Yâ Rakıbû, Yâ Mucîba, vahrusnî fi nefsî ve dînî
ve ehlî ve mâlî ve veledî, ve dârî, fein vâlidî bi kelâet-î iğâset
î lâzet-i “Ve mâ hüm bi darrine bihî min ahadin illâ biiznîllâhi” 
Ve kınî Yâ mâniû’, Yâ Nafiû’, bi âyatike ve esmâ-îke ve
kelimât-ike şerr-eşşeytân vessultan ve zâlimin ve cebbârin
biğa a’leyye “Ahâzetuhû ğâşiyetün min a’zâbîllâh” 
Ve neccinî Yâ Muzill, Yâ Muntekim, min a’bîdîke-zzâlimin
el bâğine a’leyye ve e’vânîhîm fe in hemme lî ahadun
minhüm bi sûin hazelehûllâhû ve hateme a’lâ semîhî ve
kalbihî ve cea’le a’lâ basarihî ğişâveten “Femen yehdîyhî min
ba’dillâh” 
Vekfinî Yâ Kâbiz, Yâ Kahhâr, hadîa’te mekr-îhîm
vardudhûm a’nnî mezmûmîne medhûrîne bi takhsîr-î tağyîr-î
tedmîr-î “Fe mâ kâne lehû min fi’etin yensurûnehû min
dûn’îllâh”. 
Veeziknî Yâ Subbûh, Yâ Kuddûs, lezzet-e münâcât-i
“Akbil velâ tehaf, inneke minel’âminîne bi fadzîllâhi”. 
Ve ezikhûn Yâ Dârr, Yâ Mumît, nikâl-u vebâl-î zevâl-î “Fe
kuti’a dâbir’ul kavm’illezîne zalemû, velhamdülillâhi rabb’il
â’lemîyn” 
Ve eminnî Yâ Selâm, Yâ Mü’min, savlet-e cevletti devlet
îl âdâ-î bi ğayât-î bidâyet-î ayet-î “Lehüm’ül büşrâ fi’l
hayâtiddünyâ ve fil’âhiretî lâ tebdîle likelimâtillâh” 
Ve tevvicnî Yâ A’zîm, Yâ Muiz’zzu, bi tâc-î mehâbet-î
kibriyâ-î celâl-î sultân-î melekût-î i’zz-i a’zamet-î “Ve lâ
yahzünke kavlühüm, inn’el İ’zzete lillâhi’ 
Ve elbisnî Yâ Celîl, Yâ kebir, hila’t-e celâl-î ikbâl-i ikmâl-î
“Felemmâ ra’eynehû ekbernehû ve kataâ’ne eydiyehünne ve
kulne hâşa lillâhî” 
Ve elki Yâ A’zîz, Yâ Vedûd, a’leyye mahabbeten minke
hettâ tenkâd ve takhda’ lî bihâ kulûb-ü i’bâd-îke b-il
mahabbeti ve-l mea’zzeti ve’l meveddeti min ta’tîf-î teltîf-î
te’lîf-î “Yühibbûnehüm kehubbîllâh, vellezîne âmenû eşeddü
hubben lillâh” 
Ve Azhîr a’leyye Yâ Zâhiru, Yâ Bâtınu, âsâr’ü esrâr-i
envâr-î “Yühibbuhum ve yühibbunehû ezilletin a’lâl
mü’minîne ei’zzetin a’lâl kâfirîne yücâhidûne fî sebilillâhi” 
Ve veccih Allahümme Yâ Samed, Yâ Nûr, vechî bi safâ-î
cemâl-î üns-î işâk-î “Fein hâccûke fekul eslemtü vechiye
lillâh” 
Ve cemmil’nî Yâ Bedîa’-ssemâvati ve’l arz Yâ Zelcelâli
ve’l ikrâmi bi’l fesâhati ve’l belâğeti ve’l berâti “Vehlul
u’kdeten min lisânî yefkahû kavlî” 
Bi rikkat-î ra’fet-î rahmet-î “Sümme telînü cülûdühüm ve
kulûbühüm ila zikrîllâhi” 
Ve kallidnî Yâ şedîd’el betşi Yâ Cebbâru, Yâ Kahharû,
seyf’ül heybeti veş’şiddeti ve’l kuvveti ve’l mena’ti min be’si
ve ceberût’î i’zzet’i “Ve me’nnasru illâ min i’ndi’llâhi” 
Ve edim a’leyye Yâ Bâsit, Yâ Fettâh, behcet’e meserret’i
“Rabbişrah lî sadrîy ve yessirlîy emrî” 
Biletâf’î a’vâtif’i “Elem neşrahleke sadrak” 
Ve beşâirî “Yevmeizin yefreh’ul mü’minûne bi nasr’îllâh” 
Ve enzil’illâhümme Yâ Lâtîf, Yâ Raûf, bi kalbîy’el îmâne
ve’l itminâne vessekînete liekûne min’ellezîne âmenû “Ve
tatmainnu kulûbühüm bi-zikr’îllâh” 
Ve efriğ a’leyye Yâ Sabûr, Yâ Şekûr, sabr’ellezîne
tedarra’û bi sebât’î yakîn’î temkîn’î “Kem min fietin kalîyletin
ğalebet fieten kesîreten bi’iznîllâh” 
Vahfeznî Yâ Hafîz, Yâ Vekîl, min beyn-i yedeyye ve min
halfî vea’n yemînî ve a’n şimâlî ve min fevkî ve min tahtî bi
vucûd-î şuhûd-î cunûd-î “Lehû mua’kibâtün min beyn’î
yedeyhî ve min halfîhî yahfizûnehû min emrîllâh” 
Ve sebbit Allâhumme Yâ Sabitü, Yâ Kâimû, Yâ Dâimû,
kademeyye kemâ sebeteel kâile “Ve keyfe ehâfu mâ
eşrektum ve lâ tehâfûne enneküm eşrektüm billâh” 
Vensurnî Yâ ni’m’el Mevlâ ve Yâ Ni’me’nnasîr, a’lâ a’dâî
nasr’ellezî kîle lehû “E’tet’tehizünâ hüzûven kâle e’ûzu billâh” 
Ve eyyidnî Yâ Tâlib, Yâ Ğalib, bi te’yîd’î Nebiyy’ike
Muhammedin Sallallahû A’leyhî ve Sellem el-mueyyedi
bi’ta’zîz’î tevkîr’î “İnnâ erselnâke şâhiden mubeşşiren ve
nezîren litu’minû billâh” 
Ve ek fînî Yâ Kâfî, Yâ Şâfî, el ada vel esvâi vel edvâi bi
a’vâid’i fevâid’i “Lev enzelnâ haz’el Kur’âne a’lâ cebelin
lareeytehû hâşia’an mutesaddian min haşyet’illâhi” 
Ve emnin a’leyye Yâ Vehhâb, Yâ Rezzâk, bi husûl-î
vusûl-î kabûl-î teysî-î teshîr-i “Kulû veşrebû min rizkîllahî” 
Ve fevellenî Yâ Velî, Yâ A’lîy, bil’vilâyeti vel i’nâyeti
verriâ’yeti ves-selameti bi mezîd-î îrâd-î isâ’d-î imdâd-i
“Zalike min fadzlîllâhi” 
Ve ekrimnî Yâ Ğâniyy, Yâ Kerîm, bis seâ’deti ves’siyâdeti
vel kerâmeti vel mağfireti kemâ ekremte ellezîne yeğuddûne
asvâtehum i’nde Rasûlûllâh ve tub a’leyye Yâ Tevvab, Yâ
Hekîm, tevbeten nesûhen liekûne min’ellezîne “İzâ fea’lû
fâhişeten ev zalemû enfuüsehûm zeker’ûllâhe festağferû
lizünûbîhim ve men yağfir’uzzunûbe illâllah” 
Ve el zimnî Yâ Vâhid, Yâ Ahâd, kelimet’et takvâ kemâ
elzemte Habîbeke Muhammeden Sallâllâhu A’leyhi ve
Selleme haysu kulte “Fea’lem ennehû lâ ilâhe illâllâh” 
Ve ahtim lî Yâ Rahman, Ya Rahîym, bi husn’î
hâtımet’ennâcîne ver râcîne “Kul yâ i’badiyellezîne esrefû
a’lâ enfusihîm lâ taknetû min rahmet’îllâh” 
Ve eskinnî Yâ Semî, Yâ Karîb, cennâti a’dn’ın yui’ddet lil
muttekîn “Da’vâhum fihâ subhâneke’llahumme ve
tahiyyatehum fîha selam ve âhiru da’vâhum enilhamdu lillâhi
rabbilâlemiyn” 
Yâ Allâhû, Yâ Allâhû, Yâ Allâhû, Ya Allahû
Yâ Rabb, Yâ Nâfi, Yâ Mânî,
Yâ Rahmân, Yâ Rahîm.
Es’eluke bi hürmetî hâzîhîl Esmâi vel Âyâti vel kelimâti
sultanen nasîran ve rızkan kesîren ve kalben karîren ve
kabren munîren ve hisaben yesîren ve ecren kebîren ve
Sallallâhu Â’lâ Seyyidinâ Muhammedin ve A’lâ Âlîhî ve
Sahbihî ve selleme tesliman kesîran adede halkike ve
midâde kelimâtike ve muntehâ rahmetike.
Allahümme innî kad âveytu ileyke ve men evâ ilâ rüknin
şedîdîn. Ve selamun a’l-al mürselîne velhamdu lillâhi rabbil
â’lemîne.
«Elem neşrah leke sadrak. Ve veda’nâ anke vizrak.
Ellezî enkada zahrak. Ve rafa’nâ leke zikrak. Fe inne meal
usri yüsrâ. İnne meal usri yüsrâ. Fe izâ ferağte fensab. Ve ilâ
rabbike ferğab.» (İnşirah Sûresi)
Not: Son Dua’nın en sonunda bulunan Parantez içersinde olan
İNŞİRÂH sûresi 3 defa okunacak sonra da aşağıdaki Salavât-ı Şerif’e
okunacak.
Salavât-ı Şerife:
Allahümme salli a’lâ seyyidinâ ve mevlânâ Muhammedin
salâten tuhillu bîhâl u’kede ve tuferricu bihalkerbe ve teşrehu
bihâ-s sudûre ve tuyessiru bîhâ-l umûre fi-ddunya vel âhireti
ve a’lâ âlîhî ve sahbîhî ve sellim.
“ALLAH” C.C. için, Hazreti Fahri Kâinât Efendimizin,
âl’i’nin, Ashabının, Ehli beytinin, Annelerimizin, Cümle
Resûllerin, Enbiyâların pâk rûhlarına, Hz. Abdulkadir
Geylâni’nin, Hz. Şeyh-ı Ekber’in ve Onların Şahsında tüm
Evliyâullahın ve Onların Muhibbi Olanların, ve bu duâ’nın
şâmil olduğu bütün Ümmeti Muhammedin, yakınlarımızın
ruhları ve kendi ruhumuz için 3 El-Fatihâ-ı Şerif, 12 İhlas-ı
Şerif. Allah kabul eylesin. Amin.

Muhyiddin ibn. Arabi’nin 
Yüce duası “Hizbu’d-devri’l-a’lâ”nın manası


Bismillâhirrahmânirrahîym
Rahman ve Rahiym Allah adıyla
Ey sonsuz dirilik, canlılık sahibi Hayy olan! Ey kendi
varlığı ile kâim olup, mevcûdatı varlığı ile var kılan Kayyum
olan! Seninle kendimi güvenceye aldım lütfen beni koru. 
Bi-ismi-allâh, isminin hakikati, himayesi, kifayeti,
koruması, burhanı zırhıyla, muhafazası ve emanı ile beni
himaye eyle.
Ey başlangıcı olmayan Evvel olan, Ey sonu olmayan
Ahir olan! Beni maşâallah lâ kuvvete illâ billâh / Allah’ın
dilemesi olur. Kuvvet ancak Allah’tandır. Ayetinin hazinesinin
dairesinin içindeki gaybî sırlarla, o kıymetli dâirenin içerisine
lütfen beni de sok.
Ey hoşgörülü Haliym olan, ey her türlü şeyi örten,
kapayan gizleyen Settâr olan! Ve’tesimû bihablîllâhi /
Allah’ın ipine sarılın, âyetinin kurtuluşunun sırrıyla, tesettürü,
hicâbi korunma ve kurtulma vesilesiyle lütfen bana da
korunmayı, örtünmeyi nasip eyle.
Ey her şey’i ihâta eden, kuşatan Muhît olan! Ey kudreti
her şey’e yeten Kâdir olan! Etrafımı Zâlike hayrûn zâlike
min âyâtîllâh / bu daha hayırlıdır. Bu Allah’ın ayetlerindendir
âyetinin azametinden izzetinden ve ululuğundan eman ve
ihata surlarıyla çevir.
Ey murakebe eden Kârib, Ey icabet eden Mucîb! Ve
mahum bi darrine bihî min ehadin illâ biiznîllâhi / Oysa
şeytan, Allah’ın izni olmadıkça, müminlere hiçbir zaman
veremez âyetinin mânâsıyla, korunmasıyla, hürmetiyle lütfen 
beni, nefsimi, ailemi, dinimi, malımı, evlatlarımı, evim
hususunda icâbet eyle, beni koru ve savun.
Ey men eden Mâni olan, Ey savunan Nafi olan! 
Ehâzetuhû ğâşiyetün min a’zâbîllah / Eğer bir zalim veya
zorba bana haksızlıkla saldırırsa Allah’ın azabından bir
bürüyen onu yakalayıverir-  âyetlerin, esmâların, kelimelerin
hakkı için, şeytanın şerrinden, sultanın şerrinden ve herhangi
bir zalimin veyâ haklarımı gasb etmek isteyen zorbanın
şerrinden lütfen beni koru.
Ey zalim, azgın ve bana saldıran kullarını ve
yardımcılarını zelil kılan Muzil ! Ey zarar vereni yaptığının
karşılığıyla ödeştiren Muntakim! Zulmedici kulların ve
onların yardımcıları eğer bana kötü tuzak hazırlamışlarsa
Allah onları yüzüstü bıraksın. Onların işitmelerine kalplerine,
basiretlerine Femen yehdîyhî min ba’dillâh /  kulağını ve
kalbini mühürledik, gözünün üzerine bir perde indirdik,
âyetindeki gibi bir perde koyarak, kurtarıcım ol! Şüphesiz,
artık Allah’ın azabından kurtuluş yolunu kim ona gösterebilir!
Ey izhâr ettiklerini geri alan ve her şey’i kudreti altında
tutan Kâbız olan, Ey dilediği her şeyi ortadan kaldıran
Kahhâr olan Allah’ım, bana tuzak kuranların mekirlerine,
hilelerine, azaplarına karşı bana yardım ederek kimseye
muhtaç bırakma. Onları, Fe mâ kâne lehû min fi’etin
yensurûnehû min dûn’îllâhi / Allah’tan başka ona yardım
edecek bir grubu yoktur, âyetinin sırrıyla, mânâsıyla, içerdiği
hüsran, değişme ve yok etme vaadi uyarınca onları
(tuzakçıları) benden, rezil, horlanmış, mağlup ve aşağılanmış
olarak uzaklaştır. 
Ey Zâtına ve Sıfâtlarına fenâlık, noksanlık, sınırlılık ve
hiçbir
şekilde kusur bulunmayan Subbûh olan, Ey,
mukaddes ve arı Kuddûs olan Allah’ım, Akbil velâ tehaf
inneke min’el âminîne” bi fadzlîllâhi / beri gel ve korkma!
Çünkü sen, Allah’ın himayesinde güvende olanlardansın
âyetinde ki münacâtın lezzetini lütfen bana tattır ve bu âyetin
fazlıyla, sırrıyla emniyet içersinde bulunanlardan olmayı da
lütfen nasip eyle.
Ey zarara uğratan, her şer kabul edilenin mutlak var
edicisi Dârr olan, Ey ölümü tattıran ve dilediğine dönüştüren
Mumit olan! Fe kuti’a dâbir’ul kavm’illezîne zalemû,
velhamdülillâhi rabb’il â’lemîyn / zulm eden kavmin kökü
kurudu ve Allah’a hamdolsun âyetinin sırrıyla, yine zalimlere
içerdiği cezayı, vebâlini, nikâlini, zevâlini tattır Yâ Rabbi.
Ey yakîn hâlini yaratan Selâm olan, Ey gaybın sonsuz
sırlarına açık idrâkı oluşturan Mü’min olan Allah’ım,
düşmanların devletine karşı Lehüm’ül büşrâ fi’l
hayâtiddünyâ ve fi’l âhiretî lâ tebdîle likelimâtillâh /
Dünya hayatında ve ahirette onlara müjde vardır. Allah’ın
kelimelerinde değişiklik olmaz, âyetinin gayesi, sırrı ve
nihayeti ve bidayeti ile düşmanların devletlerinin,
cevvaliyetlerinin heybetinden caydırıcılığından beni de emin
kıl, huzurlu eyle.
Ey sonsuzluğuyla azamet sahibi A’zîm olan, ey izzet
bahşeden ve dileğince değerli kılan Muizz olan Allah’ım, Ve
lâ yahzünke kavlühüm inn’el İ’zzete lillâhi / onların sözleri
seni üzmesin. Şüphesiz bütün izzet Allah’ındır. Ayetinde ki
sırrınla, celâllik sultanlığının, saltanatının ve gururunun
verdiği azametli, korkutucu tacınla beni taçlandır ya Rabbi. 
Ey Zâtıyla tüm kemâl sıfatlarına sahip ve tek hükümran
Celîl olan, ey sonsuz mânâlara sahip, yeğane üstünlük
sahibi ve üstünlüğünü de ancak kendi kendiyle değerlendiren
Kebîr olan Allah’ım, Felemmâ ra’eynehû ekbernehûnne
ve kataâ’ne eydiyehünne ve kulne hâşalillâhî / Onu
gördüklerinde gözlerinde büyüttüler ve ellerini kestiler, “haşa!
Allah’ı tenzih ederiz bu bir beşer değildir” dediler.. âyetinin
sırrıyla verdiğin celâllik, mükemmellik, ikbâllik, yüce azâmet
ihtivâ eden cübbeyi bana da giydir!
Ey eşi benzeri olmayan A’zîz olan, Ey Aşk kaynağı,
sevilen gerçek ve Tek mutlak varlık Vedûd olan Allah’ım,
Yühibbûnehüm kehubbîllâh, vellezîne âmenû eşeddu
hubben lillâh / Onları Allah’ı sever gibi seviyorlar. İman
edenlerin Allah’a yönelik sevgileri ise daha şiddetlidir.
ayetinin şefkatinden, letafetinden ve sıcaklığından bir sevgiyi
katından bana ilka et ki, böylece bu kullarının gönülleri sevgi,
saygı ve muhabbetle bana boyun eğsin, bana uysun.
Ey apaçık ortada Zâhir olan, Ey gizli Bâtın olan!
Yühibbuhum ve yühibbunehû ezilleten a’lâ’l mü’minîne
ei’zzeten a’lâ’l kâfirîne yücâhidûne fî sebilillâhi / Allah
onları sever, onlar da Allah’ı severler. müminlere karşı alçak
gönüllü, kafirlere karşı izzetlidirler ve Allah yolunda cihad
ederler…âyetinin sırlarının, nûr’unun verdiği gücü ve
eserlerini üzerimde izhar eyle.
Ey varlığına bir şeyin girmesi, çıkması imkânsız,
ihtiyaçtan, beri Samed olan, ey açığa çıkaran idrâk ettiren,
kendisiyle irşâd olunan Nûr olan! Fein hâccûke fekul
eslemtü vechiye’lillâh / eğer seninle tartışırlarsa, de ki: ben
vechimi (yüzümü) Allah’a teslim ettim... âyetinin sırrıyla
vechimi, işrâk, ünsiyet ve cemâlinin nûruyla safiyetiyle çevir.
Yâ Bedîa’s semâvative’l arz Yâ Zelcelâli ve’l ikrâm /
Ey semavatı ve yeri benzersiz yaratan! Ey celal ve kerem
sahibi!  Vehlul u’kdeten min lisânî yefkahû kavlî / sonra
derileri ve kalpleri Allah’ın zikri ile yumuşar, (Hz. Musa’nın
duası) âyetinin sırrıyla, mânâsıyla (Musâ Aleyhisselâm’ın
dilini çözdüğün gibi) lütfen bana da üstünlüğümü, belâgatimi
ve fasihliğimi ikrâm eyle ki dediklerimi anlasınlar.
Allah’ım «Sümme telînü cülûduühüm ve kulûbühüm lî
zikrîllâhi» âyetinin sırrıyla, yüzü suyu hürmetine lütfen
Senden korkan, derileri ürperen ve sonra, derileri ve
yürekleri Allah’ın zikri için yumuşayanlara nasip ettiğin gibi
bana da Rahmetinle inceliğinle lütfen acı.
Ey hükmünü zorunlu olarak, ister istemez kabul ettiren
Cebbar olan, Ey dilediği her şey’i ortadan kaldıran Kahhar
olan Allah’ım, Ve me’nnasru illâ min i’ndi’llâhi / zafer
ancak Allah katındandır, âyetinin sırrıyla, lütfen beni
heybetinin kılıcıyla, gücüyle, şiddetiyle, dayanıklığıyla,
düşmanlarının zorbalığına ve güçüne karşı bana heybetini ve
yüceliğini zırh gibi giydir.
Ey açan, yayan, genişlik veren Bâsit olan, Ey sürekli
aşama (feth) kapıları açan, tüm kapanıklıkları geçiren,
Fettâh olan! Elem neşrahleke sadrak / biz senin göğsünü
açmadık mı? âyetinin sırrıyla letafet ve bağışıyla müjdelerinin
işaretiyle Rabbişrah lî sadrîy ve yessirlîy emrî / Rabbim!
Göğsümü aç ve işimi kolaylaştır.” âyetinin sırrıyla,
bereketiyle, benim de lütfen kalbime, (bilincime) genişlik,
açıklık, nûr ikrâm eyle.
Yevmeizin yefrahul mü’minûne bi nasrîllâh / üzerime
o gün müminler Allah’ın yardımı sayesinde sevinirler..
âyetinin sırrıyla, müjdeleriyle, sevindirdiğin, yardım ettiğin ve
galip getirerek, feraha kavuşturduğun mü’min kulların gibi
lütfen bizi de müjdele, sevindir, galip eyle, feraha çıkar.
Ey lutûf sâhibi, birimin özünde ve yapısında yer alır
biçimde mevcût Lâtîf olan, Ey son derece merhametli Raûf
olan Rabb’im, Ve tatmainnu kulûbühüm bizikr’îllah /
kalpler ancak Allah’ın zikriyle tatmin olur… âyetinin sırrıyla,
kalpleri seni zikretmekle huzurlu olan, imân nasip ettiğin
kulların gibi benim kalbime de lütfen imân, huzur ve sukûnet
ikram eyle…
Ey sabırla, rızâsı olmayan şeylerin neticesini bekleyen
Sabûr olan, Ey ikrâm ettiklerinin değerini bilene, şükredene
fazlasıyla karşılık veren Şekûr olan Allah’ım, Kem min
fietin kalîletin ğalebet fieten kesîreten biiznîllâhi / nice az
topluluk Allah’ın izniyle galip gelmişlerdir… âyetinin sırrıyla
ve izninle, yakini ve sebatı ile yakaranların sabrını yüreğime
akıt, sabitliğinin, sadâkatinin güçleri gibi bize de aynı gücü
lütuf eyle.
Ey koruyan, muhâfaza eden, ayakta tutan, hıfz eyleyen
Hâfiz olan, ey vekîl tutanların işini en mükemmel biçimde
sonuçlandıran Vekîl olan! Lehû mua’kibâtun min beyn’î
yedeyhî ve min halfiîhi yahfizûnehû min emrîllâh /
Allah’ın emri gereğince önünden ve arkasından onu takip
edip koruyanlar vardır… âyetinin sırrıyla, şâhidleriyle,
tanıklarıyla, askerleriyle, lütfen beni de önümden, arkamdan,
sağımdan, solumdan, üstümden ve altımdan, (her yönden)
koru, koruyucum ve vekilîm olan Allah’ım.
Ey kendi varlığı ile mevcûdatı varlığıyla var kılan Kaim
olan ve Ey Dâim olan! Ve keyfe ehâfu mâ eşrektüm ve lâ
tehâfûne ennekûm eşrektüm billâh / Siz Allah’a ortak
koşmaktan korkmaz iken ben nasıl sizin koştuğunuz
ortaklardan korkarım? âyetinde sözü geçen, burhân sâhibi
kimselerin, (şirk ehlî olmayan) dayandığı gibi benim de
ayaklarımı yolunda sâbit eyle lütfen kaydırma.
Ey en güzel Mevlâm, Ey en güzel kurtarıcı;
“Ni’men’nasir!  E’tet’ethizünâ hüzûven kâle eûzu billâh /
“bizimle alay mı ediyorsun?”denilince “Allah’a sığınırım”
âyetinin sahibi olan kimseyi gâlib kıldığın gibi beni de
düşmanlarıma karşı gâlip lütfen eyle.
Ey talep ettiren Tâlib olan, Ey talep ettirdiğine de talebini
ikrâm eden yeğane Gâlib olan Allah’ım, İnnâ erseinâke
şâhiden mubeşşiren ve nezîren litu’minû billâh /
“Şüphesiz biz seni, şahit, müjdeleyici ve uyarıcı olarak
gönderdik….iman edesiniz.” âyetinin sırrıyla, imânıyla,
bereketiyle, tanıklıkla, uyarıcı ve müjdeci olarak Rasûlün
Muhammed Sallallahû Aleyhi ve Sellem Efendimizi
âzizlikle, heybetlikle, desteklediğin gibi beni de lütfen
destekle.
Ey kifâyet eden, yeten, yetişen, el veren Kâfi olan, ey
şefaat eden, şifâ veren Şâfî olan Allah’ım, lütfen beni Lev
enzelnâ hâz’el Kur’âne a’lâ cebelin lareeytehû hâşia’an
mutesaddian min haşyet’illâh / Eğer biz bu Kur’an’ı bir
dağa indirseydik, muhakkak ki onu, Allah korkusundan baş
eğerek, parça parça olmuş görürdün… âyetinin sırrıyla,
verdiğin faydaların ve birikintilerin yüzüsuyu hürmetine
düşmanlara, kötülere karşı destekle, kifâyet eyle, lütfen
yardımcım ol. 
Ey karşılıksız olarak ihsânda bulunan Vahhab olan
bağışlayıcı, Ey sonsuz mânâlarıyla sürekli rızık verici Rezzâk
olan! Kulû veşrebû min rizkîllahî /  Allah’ın rızkından yeyin,
için... âyetinin sırrıyla rızıklarda sağladığın kolaylığı, kabulü,
tedbiri ve emre amadeliği ile bana indinden lûtf eyle.
Ey Tek, yardımcı, hâmi, dost, dilediğine arka çıkıp onları
kemâle ulaştıran dost; Velî olan, Ey yüce fevkalâde yüksek
A’lîy olan Allah’ım, Zalike min fadzlîlâh / işte bu Allah’ın
lütfundandır.. âyetinin sırrıyla inâyetiyle, medediyle,
mutluluğuyla ve fazla fazla devamıyla, selâmetle korumakla,
sahip çıkmakla bana Velîlik yap (sahîp çık), lütfen imdâd
eyle.
Ey sınırsız cömertlik Kerim sahibi, Ey yeğane zenginlik
sahibi Gâniy olan, ey tevbeleri çok kabul eden, ey Halim
olan!
İzâ fea’lû fâhişeten ev zalemû enfüsehüm
zeker’ûllâhe festağferû lizünûbîhim ve
men
yağfir’uzzunûbe illâllah / onlar ki bir kötülük işledikleri veya
kendilerine zulmettikleri zaman, hemen Allah’ı anarlar ve
günahları için bağışlanma dilerler. Allah’tan başka günahları
bağışlayan kimdir? âyetinde zikrolan Rasûlünün yanında
seslerini alçaltmış olan kimseleri, affederek ikrâm ittiğin gibi
lütfen bu vesileyle bana da affınla, saadetle ikrâm eyle..
Ey Tek, hüküm sahibi, hükmü kayıtsız şartsız yerine
gelen Hakîm olan, Ey Tek, tövbeleri kabul edici Tevvâb olan
ve Ey Tek, va’adinde sadık, sözünde duran, nimetleri
herkese ihsân eden, muhsin Berr olan Allah’ım, onların
bilinçlerine nasûh tevbeleri ikrâm ederek nasûh tevbesinin
oluşmasını sağladığın, ikrâm ettiğin gibi bana da lütfen
nasûh tövbesi ikrâm eyle Yâ Rabbi.
Cüzlerden, parçalardan meydana gelmemiş “TEK”
Vâhid, Ahad, olan ALLAH, Fea’lem ennehû lâilâheilâllâh,
Senin sözün ve takvâ olan bu âyetinle sevgilin Rasulûn
Muhammed Sallallahû Aleyhi Vessellem Efendimizi
bağladığın gibi lütfen bizleri de bu âyetin sırrıyla, mânâsıyla
bağla Yâ Rabbi.
Ey Rahman ve Rahiym olan Allah’ım, Kul Yâ
i’bâdiyellezîne esrefû a’lâ enfusihîm lâ taknetû min
rahmet’îllâh / ey nefislerine karşı aşırı giden kullarım!
Allah’ın rahmetinden umut kesmeyin… âyetinin verdiği
ni’metle ümit edenler ve kurtulmuş olan ve sonları güzel olan
kimselere bağışladığın gibi lütfen benim de sonumu iyi ve
hoş eyle Yâ Rabbi.
Ey yaratıklarının hitâplarını her hâliyle algılayan Semî
olan, ey yarattıklarına mekânca yâkin Kârib olan! 
Beni, muttakiler için hazırlanan Adn cennetlerine
yerleştir! 
Da’vâhum fihâ subhâneke allahumme ve
tahiyyatehum fihâ selam ve âhiru da’vâhum enil’hamdu
lillâhi rabbilâlemiyn / onların oradaki duası ‘seni tenzih
ederiz, Allah’ım!’ şeklindedir. selamlaşmaları ‘selam olsun’
şeklindedir. Dualarının sonu ‘alemlerin rabbi olan Allah’a
hamdolsun’ şeklindedir… 
Ya Allah (4 defa) ya Nafi (4 defa)… Ya Rahman (4 defa)
ya Rahim (4 defa) 
Ey Fayda verici, Ey kötülükleri geri çevirici, Ey Rahman ve
Rahiym olan Allah, bu ayetlerin sözlerin ve esmâlarının
yüzüsuyu hürmetine katından bana kazandırıcı bir güç ikrâm
eyle.. bizlere bereketli, bol rızıklar, huzurlu yürekler,
aydınlanmış kabir, kolay verilen hesap ve büyük ecirler ikrâm
eylemeni ve Firdevs cennetinden büyük bir mülk takdir etmeni
istiyorum.
Allah’ım Efendimiz Muhammed Sallallahû Aleyhi ve Sellem’
Â’lîsine, Sahabesine din gününe kadar çok selâm ver. Öyle
selâmlar ve duâlar ver ki, Senin halkının sayısı kadar, Senin
kelimelerin ve sözlerin tükettiği mürekkepler kadar ve rahmetin
en son zirvesine kadar.
Allah’ım Sana sığındım ki, bu sığınmam aynen güçlü ve
çetin köşelere sığınanların hâli gibidir.
Allah Rasûllerine selâmlar olsun, âlemlerin Rabbi olan
Allah’a hamdolsun.
El- Fatiha
EVRADI USBUIYYE

Muhyiddini Arabi'nin Günlük Virdleri

EVRAD-I ŞERİF HAKKINDA BİLGİ
Belli vakitlerde itiyad edilerek (devamlı belli vakitlerde)
Allah için okunan nafile ibadetlere (tesbih, dua, belli sureleri
ve ayetleri okumaya) vird bunun çoğulu olarak da “virdler”
manasına gelen EVRAD denilir. Her büyük evliyâ-ı kiram’ın,
veliyullahın, şeyh’lerin özel ilâhi ilham sonucu tertip ederek
okumayı âdet ettikleri evradları mevcuttur. Bunlara “Hizb” de
denilirmiştir. Evliyâullah, hem kendileri bunları itiyad haline
getirerek okumuşlar hem de onların talebeleri ‘müridleri)
okumuşlardır. Birçok evliyâullah’ın kendi isminle anılan
evradları halen günümüzdede mevcuttur.
Evradları, Hizb’leri okumak isteyen nasipkar kimselere
evliyaullah başlıca şu tavsiyeler de bulunmuşlardır: 
Öncelikle
“Bu duaların” çok büyük faydalar
sağlayacağına şüphesiz inanmalarını yani hulûs-û kalb
sahibi olmalarını, halis samimi niyet etmelerini (Allah için
okumalarını), abdestli olmalarını, kıbleye yönelerek, belli
vakitlerde özellikle de duaların manaları üzerinde tefekkür
ederek, içtenlikle ihlasla okumalarını söylemişlerdir.
Böylelikle ancak evrad-ı şeriflerin nurlarından gereğince
faydalanacaklarını bildirmişlerdir. 
Bizim de Cenab-ı Hak’dan niyazımız; okurlarımıza,
yakınlarına, bu hazine değerindeki evrad-ı şerif’i bu güne
kadar okuyanlara, bu günden sonra da okuyacak olanlara ve
sizlere ulaştırıncaya kadar hizmeti geçenlere rahmet ve
mağfiret etmesidir. Özellikle de şeyhlerin içinde yeğane
olarak şeyh’lerin en üstünü üstadların üstadı; şeyhlerin şeyhi
“Şeyhu’l Ekber” ünvanının sahibi Muhyiddîn ibn. Arabi
hazretlerinin bu dualarının sırlarından, nûrundan gereğince
faydalanmayı, hazmınla, şükrünle cümlemize nasib etmesini,
bilerek veya bilmeyerek işlediğimiz hatalarımızı
bağışlamasını indindeki en yüce isminin yüzüsuyu hürmetine
dileriz. Amin.

EVRADI USBUIYYE

Muhyiddini Arabi'nin Günlük Virdi



Bismillahirrahmanirrahiym

Kale’şşeyhu’l ekberu ve’l kibritu’l ahmer ve’lezheru
seyyidi eş-şeyh Muhyiddiyni Muhammed ibnu Aliyyi ibni
Ahmede’l mağriybiyyu endulusiyyu nefeanallahu biulûmihi
fiddünya ve âhireh bi Muhammedin ve âlihi elhamdulillahi alâ
husni tevfikihi.
Şeyhu’l Ekber, Kibrit-i Ahmer en parlak nur efendim
Şeyh Muhyiddin Muhammed b. Ali b. Ahmed el-Mağribi el
Endülüsi -Allah dünya ve ahirette bizi onun ilimlerin ve onun
muvaffak olduğu şeylerden ve Muhammed Aleyhisselam’dan
ve Ehl-i Beytinden bizi yararlandırsın - şöyle der:
“Elhamdulillahi alâ husni tevfiykiyhi. Ve eseluhu’lhidâyete
ilâ sulûki tariykihi. Ve ilhâmen alâ tahkiykihi. Ve kalben
mûkiyna ilâ tasdiykihi. Ve aklen nûraniyyen bi inâyeti
tesbiykihi,  ve revhan ravhaniyyen ilâ teşriyfi. Ve nefsen
mutmainneten minel cehli ve fehmen lâmi’an bi el-mâil fikri
ve beriykihi. Ve sirren zâhiren bi selsebiyli’l-fethi ve rehiykihi.
Ve lisanen mebsûtan bi bisâti’l-bestı ve terviykihi. Ve fikren
samiyen an zuhrufi’lfaniy ve tezviykihi. Ve basiyreten
tuşâhidu sirrel vucûdi fiy teğriybi’lkevni ve teşriykihi. Ve
hevâssen salimeten bi-mecariy errevhi tetriyki. Ve fıtraten
tahireten min zukâminnaksi ve tatbiyki. Ve kariyhaten
munkadeten bi zimâmi’şşer’i ve tevsiykihi. Ve vakten
musaiden licem’ihi ve tefriykihi. Ve salâten ve selâmen alâ
Muhammedin ve ferikihi. Ve hulefâi min ba’dihi vettabiiyne
sulûken tariykihi. Ve sellim tesliymen. Emma ba’du feinnel
murade huvallahu fi’lvucudi veşşuhûdi ve huve’l-maksûd. Ve
lâ inkâre ve lâ cuhûd. Ve huve hasbî ve ni’mel vekiyl.”
Tevfikinin güzelliğinden dolayı hamdolsun Allah’a...
yolunda süluk etmeye iletmesini; hakikatini ilham etmesini;
tasdikine yakinen inanmış bir kalp, ezeli takdirinin inayetiyle
nurani bir akıl, rahmetiyle şerefli kıldığı bir ruh, cehaletten
kurtulup itminane ermiş bir nefis, fikir kıvılcım ve
parıldayışlarıyla aydınlanan bir anlayış, fetih pınarı ve halis
içeceğiyle berrak kılınmış bir sır, ufkun geniş sergisiyle
yayılmış apaçık bir lisan, fani dünyanın çekici süslerinden ve
zevklerinden öte yüce bir düşünce, varlığın sırrını evrenin
batışında ve doğuşunda gözlemleyen bir basiret, ruhun
mecralarında ve yollarında akan salim bir duygu, ve
noksanlık felaketinden ve sızmasından beri bir fıtrat, şeriatın
dizginlerine ve bağlarına boyun eğen bir huy, cemine ve
tafsiline uygun bir vakit vermesini diliyorum.
Salât ve selam olsun Muhammed’e, ehlibeytine ve
grubuna, O’ndan sonra gelen halifelere, yolunu izleyen
tabiine.
Biliniz ki, varlık ve şuhutta murad O, Allah’dır. O’dur
maksad. Ne inkar var ne ret. O bana yeter ve ne güzel
vekildir O.
İbn. Arabî.

PAZAR 
Gece Duasının Türkçe Okunuşu


Bismillahirrahmanirrahîym

İlâhiy ente el-muhiytu biğaybi kulli şâhidin. Vel-müstevliy
alâ bâtıni külli zâhiri. Es’eluke binûri vechikelleziy secedet
lehu’lcibahu. Ve anet lehu’lvücûhu. Ve binûrikelleziy şehasat
ileyhi’l ebsâru en tehdiyeni ilâ sırâtike’lhâssîy hidâyeten
tasrifu bihâ vechiy ileyke ammen sivâke. Ya men huvel
huvvu’lmutlaku. Ve ena’l huvvul mukkayyedu. Ya men lâ
huve illâ huve. İlâhiy şâ’nuke kahru’l e’adâiy ve kam’ul
cebbâriyne. Eseluke mededen min izzeti esmâike’l kahriyyeti
yemneuniy min kulli men erâdeniy bisûin hattâ ekuffe bihi
ekuffel bâğiyne ve aktaa bihi dâbirezzalimiyne, ve mellikniy
nefsiy mulken yukaddisuniy an kulli hulukin şey’nin vehdiniy
ileyke yâ hâdiy, ileyke merciu kulli şeyin. Ve ente bikulli şeyin
muhıytun. Ve huve’lkâhiru fevka ibâdih. Ve huve’l latıyfu’l
hayru. İlâhiy entel kadiymu alâ kulli nefsin. Velkayyûmu alâ
kulli ma’nen ve hissin. Kaderte fekaherte ve alimte fekaderte
feleke’lkudretu velkahru. Ve biyedike el-halku vel’emru. Ve
ente ma’a kulli şey’in kurbel kurbi ve mevlâhu. Ve bil’ihâtati
mudebbiruhu ve hudâhu. İlâhiy inniy es’eluke mededen min
esmâa’ike’lkahriyyeti, tukavviy biha kuvâyel kalbiyyeti vel
kâlibiyyeti hattâ lâ yelkâniy sâhibu kalbin illenkalebe alâ
a’kibeyhi makhûren. Ve es’eluke ilâhiy lisânen nâtıkan. Ve
kavlen sâdıkan ve fehmen lâyikan ve sırran fâaikan. Ve
kalben kabilen ve aklen âkılen ve fikren muşrikan ve şavkan
muklikan ve tarkan mutrikan ve tevkan muhrikan. Ve hebniy
yeden kaadireten. Ve kuvveten kaahireten. Ve nefsen
mutmainneten. Ve cevaarihen litaatike leyyineten. Ve
kaddisniy lilkudûmi aleyke, verzuknî’ttakaddume ileyke, ilâhiy
hebliy kalben ukbilu bihi aleyke, bifakrin elfakru yakûduhu
veşşevku yesûkuhu, vettevku refiykuhu zaduhu’lhavfu ve
refiykuhu’lkalaku. Ve kasduhu’lkurbu ve’lkabûlu. Ve indeke
zulfa’l kaasidiyne. Ve muntehâ rağbetittâlibiyne. İlâhiy elkı
aleyyessekiynete ve’lvakar. Ve cennibni’l-azamete
ve’listikbar. Ve akımniy fiy makaamilkabûli bil’inaabeti, ve
kaabil kavliy bil’icaabeti. Rabbi karribniy ileyke kurbel’arifiyn.
Ve kaddesniy an alâik’ittab’i. Ve’ezil minniy ilaka
demizzemmi, li ekûne mine’lmutahhiriyn. Ve sallallahu alâ
seyyidiyna muhammedin ve alâ âlihi ve sahbihi ecmaiyn.
Ve’lhamdulillâhi rabbilâlemiyn.

PAZAR 
Gece Duasının Türkçe Manası


Bismillahirrahmanirrahîym

İlahi! Sen her görünenin görünmezini kuşatan şahidsin.
Her zahirin batınını bürüyensin. Bütün alınların secde ettiği,
bütün yüzlerin döndüğü veçhinin nuru için, bütün gözlerin
dikildiği nurun için senden beni, sırf sana has olan yoluna
iletmeni istiyorum. Bir hidayet ki beni, senden başka her
şeyden sana çevirsin. Ey mutlak O! Ve ben mukayyet
O’yum. 
Ey O’ndan başka O olmayan! İlahi! Düşmanları
kahretmek ve zalimleri ezmek senin şanındır. Kahır
isimlerinin izzetinden bir yardım istiyorum ki, benim için
kötülük dileyen herkesten beni korusun. Bu sayede kendi
kendime yeteyim. Zorbalara güç yetireyim. Zalimlerin
köklerini kazıyayım. Beni nefsime öyle malik kıl ki, beni her
türlü kötü ahlaktan arındırsın, temizlesin. Beni sana hidayet
ettir.
Ey Hadi! Ki her şeyin dönüşü sanadır. Sen her şeyi
kuşatmışsın. O, kulları üzerinde kahredici güce sahiptir. O,
hikmet sahibidir, her şeyden haberdardır. 
İlahi! Sen her nefisten öncesin, kadimsin. Her anlama ve
hisse hakimsin. Takdir ettin, sonra kahredici gücünle hakim
oldun, bildin ve takdir ettin. Kudret ve kahredicilik senindir.
Yaratma ve emir yetkisi senin elindedir. Sen her şeyle
berabersin, yakınlığın yakını ve mevlasısın. İhata ederek onu
idare eden ve hidayet ettirensin. 
İlahi! Senin kahır isimlerinden yardım istiyorum ki kalbi
ve bedeni kuvvetler onunla güçlensin. Ta ki benimle
karşılaşan her kalp sahibi yenik ve mağlup olarak gerisin geri
gitsin
İlahi! Senden konuşan bir lisan, doğru söz, yaraşır bir
anlayış, üstün bir sır, hakikate yatkın bir kalp, düşünen bir
akıl, gören bir fikir, yerinde durmayan bir şevk, kurcalayan bir
merak, yakıcı bir özlem istiyorum. Muktedir bir el, ezici bir
kuvvet, mutmain bir nefis, sana itaat hususunda uysal
organlar bahşet bana. Sana gelmek için beni kutsa, temizle,
sana gelmekle beni rızıklandır. 
İlahi! Bana öyle bir kalp bahşet ki, onunla muhtaç olarak
sana yöneleyim. Muhtaçlık ona öncülük etsin, özlem onu
sürsün, iştiyak yoldaşı olsun, korku azığı olsun, yerinde
durmayan bir tereddüt arkadaşı olsun. Ama da yakınlık ve bu
kabul olsun. Yönelenlerin yakınlığı senin katındadır.
İsteyenlerin arzularının sonu sendedir. 
İlahi! Üzerime sekine ve vakar indir. Büyüklenmekten ve
kibirden beni uzak tut. Yönelmiş olarak kabul makamına beni
yerleştir. Sözüme icabetle karşılık ver. 
Rabbim! Beni ariflerin yakınlığıyla kendine yakın kıl.
Tabiat bağlarından temizle beni. Temizlenenlerden olmam
için yerme(zem) kanının pıhtısını benden gider. 
Efendimiz Muhammed’e, ehlibeytine ve bütün ashabına
salât et. Alemlerin rabbi olan Allah’a hamdolsun.

PAZAR 
Gündüz Duasının Türkçe Okunuşu

 
Bismillahirrahmanirrahîym

Bismillâhil fâtihil vucûd velhamdulillâhi muzhiri kulli ve lâ
ilâhe illallâhu tevhiyden mutlekan an keşfin ve şuhûd vallâhu
ekberu minhu bede’el emru ve ileyhi yeûd ve subhânallâhi
mâ semme sivâhu feyuşhedu velâ ma’ahu ğayruhu ma’bûd
vâhidun ehadun alâ mâ kâne aleyhi kable hudûsi’lhudûd lehu
fîy kulli şey’in âyetun tedullu alâ ennehu vâhidun ehadun
mevcûd sirruhu munezzehun seterehu anil id’râki vennufûd
velâ havle velâ kuvvete illâ billâhil aliyyil aziym kenzun
ihtassanâ bihi min hazâ’inilğaybi velcûd estenzilu bihi kulle
hayrin ve edfau bihi kulle şerrin ve dayr ve eftuku bihi ratkın
mesdûd ve innâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûne fîy kulli emrin
nezele ev huve nâzil ve fiy kulli hâlin ve meka’min ve hâtırın
ve vâridin ve masdarin ve vurûd vallahu huve’lmercuvvu
likülli şeyin ve fiy kulli şeyin huvel me’mûlu vel meksûd
vel’ilhâmu minhu velfehmu anhu velmevcûdu huve velâ
inkâre velâ cuhûd izâ keşefe felâ ğayr ve izâ setere fekullun
ğayru ve kullun mahcûbun ma’bûdun bâtınun bil’ ehadiyyeti
zâhirun bil’vâhidiyyet ve anhu ve bihi kâne kevnun kulli şey’in
felâ şey erzişşeyu fiyl hakiykati ma’dûmun mefkûd fehuve’l
evvelu ve’l-âhiru ve’z-zâhiru ve’l-bâtınu ve huve bikulli şey’in
aliym kable kevnişşey’i ba’del vucûdi lehu’l-ihâtatu’l-vâsiah
ve’l-hakiykatu’l-câmiatu ve’ssirrul kaim ve’lmulkuddâimu
velhukmullâzim ehlussenâi velmecd huve kemâ esney alâ
nefsihi fehuvel hâmidu velhamdu velmahmûd ehadiyyuzzât
ve ehadiyyul esmâi vessıfât aliymun bilulliyâti velcuz’iyyât
muhiytun bilfevkiyyâti vettahiyyat velehu anetil vucûhu min
kullilcihât allâhümme ya men huvelmuhiytulcâmiu ve yâ men
lâ yemneuhu minel’atâi mâni’ yâ men lâ yenfedu mâ indehu
ve amme cemiy’al halâiki cûduhu ve rifduh allâhu’mmeftah
lîye eğ’lâka hazihi’lkunûz vekşiflîy hekâika hazihi’rrumûzi ve
kun ente muvâcihiy ve vuchetiy vahcubniy biru’yetike an
ru’yetiy vemhu bizuhûri tecelliyke cemi’a sıfatıy hattâ lâ
yekûne liy vichetun illâ ileyk ve lâ yekau minniy nazarun illâ
aleyk venzuri allâhumme ileyye biaynirrahmeti ve’l-inâyeti
ve’l-hifzi ve’rriâyeti ve’l-ıhtısâsi ve’l-vilâyeti fiy kulli şeyin hattâ
lâ yahcubuniy an ru’yetiy leke şey’un ve ekûne nâzıren ileyke
bimâ emdedteniy bihi min nazarike fiy kulli şey’ vec’alniy
hâdian litecelliyke ehlen li’ihtisâsike ve tevelliyke mahalle
nazarike min halkik ve mufiydan aleyhim min atâ’ike ve fadlik
yâ men lehulğınâul mutlaku ve li’abdihil fakrul muhakkak yâ
ğaniyyen an kulli şey’in ve kullu şey’in muftekırun ileyhi ve yâ
men bi-yedihi emru kulli şey’in ve emru kulli şey’in vâciun
ileyh ve yâ men lehul vucûdul mutlaku felâ ya’lemu mâ huve
illâ huve velâ yustedellu aleyhi illâ bih’ Allahumme ve yâ
musahhirel a’mâlissâlihati li’l-abdi nef’uhâ aleyhi lâ
maksadaliy ğayruk velâ ye’suniy illâ cûduke ve hayruke yâ
cevâdu fevkal emâli yâ mu’tiye’nnevâli kable’ssuâli yâ men
vekafe dûnehu kademu kulli tâlibin yâ men huve alâ emrihi
kâdirun ve ğâlibun yâ men huve likulli şey’in vâhibun ve izâ
şâe sâlibun ehimmu ileyke bi’s-sûali fe ecidûni abden leke
alâ kulli hâlin fetevelliniy yâ mevlâye fe ente evlâ bihî minniy
keyfe aksiduke ve ente verâel kasdi em keyfe etlubuke
vettalebu aynu’l bu’di eyetlebu men huve kariybun hâdir em
yuksadu mine’l-kasdu fiyhi tâaihun ve hâairun ettalebu lâ
yesılu ileyke ve’l kasdu lâ yesduku aleyke tecelliyâtu zâhirike
lâ tulhaku ve lâ tudreku ve rûmuzu esrârike lâ tenhellu velâ
tenfeku eya’lemul mevcûdu kunhe men evcedehu em
yebluğul abdu hakiykate menista’bedehu e’ttalebu ve’lkasdu
ve’l-kurbu ve’l-ab’du sıfâtu’l abdi femâ zâ yebluğul abdu
bisıfâtihi mimmen huve munezzehu muteâlin fiy zâtihi ve
kullu mahlûkin mehalluhu’-aczu fiy mevkifi’z-zulli alâ bâbi’l
izzi an neyli idrâkî hazâl kenzi keyfe a’rifuke ve ente
bâtınulleziy lâ tu’ref ve keyfe lâ a’rifuke ve entezzâhirulleziy
ileyye fiy kulli şeyin tetearrefu keyfe uvehhiduke velâ
vucûdeliy fiy aynil ehadiyyeti ve keyfe lâ uvehhiduke
vettevhidu sirrul ubûdiyyeti subhâneke lâ ilâhe illâ ente mâ
vehhadeke min ehadin iz ente kemâ ente fîy sâbikil azeli ve
lâhikil ebedi feala tahkiykî mâ vehhadeke ehadun sivâke ve
fiyl cumleti mâ arafeke illâ iyyâke betante ve zaherte felâ
anke betante velâ liğayrike zaherte fe ente ente lâ ilâhe illâ
ente fe keyfe bi hâzaşşekli yenhellu huvel evvelu âhiru vel’
âhiru evvelu fe yâ men ebheme’l-emre ve ebtamessirra ve
evka’a fiylhiyreti velâ hayrete es’eluke. Allahumme
keşfessirril ehadiyyeti ve tahkîykel ubûdiyyeti vel kıyâme
birrubûbiyyeti bimâ yeliyku bihadretihâl aliyyeti fe enâ
mevcûdun bike hâdisun ma’dûm ve ente mevcûdun bâkin
hayyun kayyumun kadiymun ezeliyyun âlimun ma’lumun fe
yâ men lâ ya’lemu ma huve illâ huve es’eluke allâhumme’l
herabe minniy ileyke vel cem’a bicemiy’i mecmûiy aleyke
hatta lâ yekûne vucûdiy hicâbiy an şuhûdiy yâ maksûdiy mâ
fâteniy şeyun izâ enâ vecedtuke ve lâ cehiltu şey’en izâ enâ
alimtuke ve lâ fekadtu şey’en izâ enâ şehidtuke fenâiy fiyke
ve bekâiy bike ve meşhûdiy ente lâ ilâhe illâ ente ente kemâ
şehidte ve kemâ alimte ve kemâ emerte ve şuhûdiy aynun
vucûdiy femâ şehidtu sivâiyi fiy fenâiyi ve bakâiyi vel işâretu
ileyye vel hukmu liy aleyye vennisbetu nisbetiy vekullun
zalike rutbetiy veşşe’nu ş’anî fiy zuhûri velbutûni ve
serayânissirril mesûni huviyyetun sâriyetun mezâhirun
bâdiyeh vucûdun ve ademun ve nûrun ve zulemun levhun ve
kalemun sem’ûn ve samemun cehlun ve ilmun harbun ve
silmun samtun ve nutkun retkun ve fetkun hakiykatun ve
hakkun ğaybûbiyyetun ezelun deymûmiyyetun ebedun “kul
huvallâhu ehad allâhussamed lem yelid ve lem yûled ve lem
yekun lehu kufuven ehad” ve sallallahu ale’l-evveli fiyl iycâdi
ve’l-vucûd el fâtihi li kulli şâhidin hadretiye’şşâhidi ve’l
meşhûd essiru elbâtınu vennûru’zzâhiru aynu’l maksûdu’l
mumeyyezi kabdatiyessebki fiy âlemi’l-halki minel mahsûsi
vel ma’bûd’irrûhu’l-ekdasu     
el-aliyyu vennûrul ekmelu’l
behiyyu el-kaimu bikemâlil ubûdiyyeti fiy hadreti’l
ma’bûdilleziy ufiydu alâ rûhihi min hadreti rûhâniyyetihi
vettesalat bimişkâti kalbihi eşi’atu nûraniyyeti fehuverresûlul
mukarrebun velveliyyul mes’ûd ve alâ âlihi ve ashâbihi
hazâini esrârihi ve meâdini’l-envârihi ve metâli’i akmârihi
kunûzil hekâiki hudâti’l halâiki nucûmil hudâ limenikteda
vesellim tesliymen kesiyren ilâ yevmiddin velhamdulillâhi
rabbilâlemiyn ve subhânallâhi ve mâ enâ minelmuşrikiyn ve
hasbunallâhu ve ni’mel vekiyl velâ havle velâ kuvvete illâ
billâhil aliyyil aziym.

PAZAR 
Gündüz Duasının Türkçe Anlamı


Bismillahirrahmanirrahîym
Vucudu açıp başlatan Allah’ın adıyla. Her varlığı açığa
çıkaran Allah’a hamdolsun. Allah’dan başka ilah yoktur.
Keşifle ve müşahede ile bilinen bir tevhiddir bu. Allah
Ekber’dir, emir Ondan başlar, Ona döner. Allah münezzehtir.
O’ndan başka bir şey yoktur ki görünsün. Onunla beraber
ibadet edilen başka biri yoktur. O Vahid’dir  (Bir’dir) ,
Ahad’dır (tek’dir), sınırların meydana gelişinden önce olduğu
gibidir. Her şeyde Ona dair bir ayet vardır; Onun birliğine,
tekliğine ve varlığına delalet eder. Sırrı münezzehtir; O’nu,
idrak edilmekten, nüfuz edilmekten gizlemiştir.
Kuvvet ve değiştirme gücü ancak üstün ve azamet sahibi
Allah’ındır. Bu, bize has kıldığı bir hazinedir, gayb ve
cömertlik hazinelerinden. Onunla her hayrın indirilmesini ister
ve her şerrin, her zararın savılmasını dilerim. Kapalı her
menfezi Onunla açarım. Biz Allah’tan geldik ve yine Ona
döneceğiz, indirdiği veya indirmekte olduğu her emirdi. Her
halde, her makamda, her düşüncede, her ilhamda, her
çıkışta ve her girişte. Her şey için ve her şeyde umut edilen
Allah’dır. Umulan ve kast edilen Odur. İlham Ondan gelir,
Ondandır anlamak. Varlık Odur, ne inkar var ne de ret. Açığa
çıktığı zaman, hiçbir şey yoktur. Gizlendiği zaman her şey
başkadır. Her şey teklikle perdelenmiş, mabud ve batındır,
birlikle de zahirdir. Her şeyin varlığı Ondan ve Onunladır, bu
yüzden hiçbir şey yoktur. Şu halde şey hakikatte yok ve
yitiktir. 
O, evveldir, ahirdir, zahirdir, batındır. O, her şeyi bilir. Bir
şeyin olmasından önce de , varlığından sonra da geniş
kuşatma Onundur. Onundur kapsamlı hakikat ve daima
geçerli olan sır. Daimi mülk ve ayrılmaz hakimiyet. O övgüye
ve ululuğa layıktır. O, kendini övdüğü gibidir. Hamdeden de,
hamd da, hamdedilen de Odur. Zatı tektir. İsim ve sıfatları
birdir. Küllileri ve cüzileri bilir. üstleri ve altları ihata etmiştir.
Her yönden yüzler Ona yönelmiştir. 
Allah’ım! 
Ey ihata eden ve cem eden! Ey hiç kimsenin bağışına
engel olamadığı! Ey katında olanların tükenmediği! Ey
cömertliği ve bağışı bütün varlıkları kapsayan! Allah’ım!
Benim için bu hazinelerin zincirlerini aç. Bu remzlerin
hakikatlerini açığa çıkar. Benim yöneldiğim, yönüm ol.
Rüyetinle beni rüyetimden perdele. Tecellinin zuhuruyla
bütün sıfatlarımı sil. Benim bakışım senden başkasına
ilişmesin. 
Allah’ım! Bana her şeyde rahmet, inayet, koruma, riayet,
ihtisas, velayet gözüyle bak. Ta ki hiçbir şey beni seni
görmekten perdelemesin ve ben, beni desteklediğin
bakışınla her şeyde sana bakıyor olayım. Beni tecelline
boyun eğen, sana has olmaya layık ve mahlukatın içinde
velayetinin mahalli kıl. Senin bağışını ve fazlını onlara
bahşeden olayım. 
Ey mutlak zenginliğe sahip ve ey kulları muhakkak
fakirlik içinde olan! Ey her şeyden müstağni ve her şeyin
muhtaç olduğu! Ey her şeyin emri elinde olan ve her şeyin
dönüş mercii! Ey mutlak varlık sahibi! Ne olduğunu Ondan
başka kimse bilemez. Ona ancak Onunla delalet edilir. Ey
salih amelleri kuluna musahhar kılan! Ki yararı kendisine
dönsün. Senden başka bir maksadım yoktur benim. Ancak
senin cömertliğin ve hayrın bana kafi gelir. 
Ey beklentilerin ötesinde cömert olan! Ey istenmeden
önce ihtiyaçları bahşeden! Ey her isteyenin adımlarını
önünde durduğu! Ey emrine güç yetiren, galip olan! Ey her
şeye bağışta bulunan ve istediğinde bağışını alan! İsteyerek
sana yalvarıyorum: her durumda beni sana kulluk eder bul.
Beni dost edin ey mevlam! Senden ona benden daha
layıksın. Sen ki maksadın ötesindesin, nasıl sana kast
edeyim! İstemek uzaklığın kendisi iken nasıl seni talep
edeyim! Yakın ve hazır olan ister mi? Ya da içinde kasıt
şaşkın olan kimse nasıl kast eder? Talep sana ulaşmaz ve
kast etme senin için geçerli olmaz. Zahirinin tecellilerine
erişilmez, idrak edilmez. Sırlarının remzleri çözülmez,
parçalanmaz. Mevcut olan kendisini var edenin künhünü
bilebilir mi? Kul, kendisini kul edinenin hakikatine varabilir
mi? İstemek, kast etmek, yakınlık ve uzaklık kulun
sıfatlarıdır. Böyle iken kul bu sıfatlarıyla, zatı itibariyle müteal
ve aşkın olandan neyi kavrayabilir. Her mahluk acz
mahallinde, zillet konumunda ve izzet dergahında
durmaktadır ve bu hazineyi idrak etmekten uzaktır. Seni
nasıl bilebilirim ki sen, bilinmeyen batınsın! Ve sen, her
şeyde kendini bana tanıtan zahirsin. Teklik aynında bana ait
bir varlık yok iken seni nasıl birleyebilirim! Ve tevhid kulluğun
sırrı iken seni birlememem mümkün mü! Sen münezzehsin,
senden başka ilah yoktur. Hiç kimse seni birlemiş değildir.
Çünkü sen ezeli geçmişte ve ebedi gelecekte olduğun
gibisin. O halde gerçek anlamda senden başka seni birleyen
kimse yoktur. Kısacası, seni senden başka bilen yoktur.
Batınsın, zahirsin. Kendinden gizlenip batın olmuş değilsin
ve başkası için de zahir değilsin. Sen sensin. Senden başka
ilah yoktur. Ahirin evveli ve evvelin ahiri olan bu şekilde
çözülür mü? 
Ey emri müphem kılan, sırrı gizleyen ve hayret yok iken
hayrete düşüren! Allah’ım! Senden tekliğin sırrını, kulluğun
hakikatini, yüce huzura layık olan şekilde rububiyetle kaim
olmayı istiyorum. Ben seninle varım, sonradan olmayım, yok
olucuyum. Sen varsın, bakisin, daima dirisin, her şeye
hakimsin, kadimsin, öncesizsin, bilensin, bilinensin. 
Ey mahiyetini kendisinden başka kimsenin bilmediği
Allah’ım! Senden, kendimden sana kaçmayı, bütünümle
sende cem olmayı istiyorum. Ki varlığım şühüduma perde
olmasın.
Ey maksadım! Seni bulduğumda hiçbir şeyi kaybetmem.
Seni bildiğimde hiçbir şeyi bilmemiş olmam ve seni
müşahede ettiğimde hiçbir şeyi yitirmiş olmam. Fena
bulmam sende, Beka bulmam seninledir. Müşahede ettiğim
sensin. Senden başka ilah yoktur. Sen müşahede ettiğin,
bildiğin ve emrettiğin gibisin. Müşahedem varlığımın
aynısıdır. Ben fena bulurken de bekaya erişirken de
kendimden başkasını müşahede etmedim. İşaret banadır,
hüküm benim için ve banadır. Nispet benim nispetimdir ve
bütün bunlar benim mertebemdir. Zuhurda, batında, korunan
sırrın sirayetinde durum benim durumumdur. Sirayet eden bir
hüviyet, açık ve belirgindir. Varlık, yokluk, nur, zulmet, levh,
kalem, işitme, sağırlık, cehalet, bilme, savaş, barış, susma,
konuşma, bütünlük, parçalanma, hakikat, hak, gaiplik, ezel,
daimilik ve ebed… 
“De ki: O, Allah Ahad’dır. O Allah Samed’dir.
Doğurmamış ve doğmamıştır. O,nun hiçbir dengi yoktur. O,
Ahad’dır.” 
Allah’ın salât ve selam var etme ve varlıkta ilk olanın, her
şahidin fatihi, görenin ve görünenin hazırı gizli sır, zahir
nurun üzerine olsun. O, mümeyyiz maksadın aynıdır.
Yaratılış aleminde öncelik kabzasıdır. Mabudun yüce ve
kutsal ruhtan, parlak ve mükemmel nurdan yarattığıdır. O,
mabudun huzurunda kulluğun kemalini gerçekleştirmiştir.
Ruhaniyetinin huzurundan onun ruhuna feyiz bahşedilmiştir.
Nurani parıldayışlar onun ruhunun kandiline ulaşmıştır… O,
yakınlaştırılmış resul, saadete erişmiş velidir. Salât ve selam
Onun ehlibeytinin, sırlarının hazineleri, nurlarının kaynakları,
aylarının doğuş menzilleri, hakikatlerinin hazineleri,
mahlukatın yol göstericileri, izleyenlerin rehber yıldızları olan
ashabının üzerine olsun. Din gününe kadar salat ve selam
onlara olsun. 
Alemlerin rabbi olan Allah’a hamdolsun. Allah
münezzehtir ve ben müşriklerden değilim. Allah bize yeter ve
O ne güzel vekildir. Yüce ve azamet sahibi olan Allah’tan
başka kudret ve güç sahibi yoktur.

PAZARTESİ 
Gece Duasının Türkçe Okunuşu


Bismillâhirrahmânirrahîym

İlâhî vesia ilmuke kulle ma’lûm. Ve ehatat hubretuke
bâtıne kulle mefhûmin ve tekaddeste fî ulâke an kulle
mezmûmin ilâ yevmiddiyn ve’l hamdu’llahi rabbi’l alemiyn
tesamet ileyke’l himamu. Ve saide ileyke’l kelimu. Entel
muteâlî fî sumuvvike. Feakrabu meâricinâ ileyke’ttenezzulu
ve ente’l-muteazzizu fî uluvvike. Fe eşrefu ahlakına
ileyke’ttenezzulu.  Zaharte fî kulli bâtınin ve zâhir. Ve dumte
ba’de kulli evvelin ve âhir. Subhaneke lâ ilâhe illâ ente
secedet
li-azametike’l-cibahu. Ve tene’ammet
bizikrikeşşifâhu. Es’eluke bi’ismikel aziymillezî ileyhi
sumuvvu kulli muterakun. Ve minhu kabûlu kulli mutelakkin.
Sirren tetlubunî fîhi’l himamu’l aliyyetu. Ve tenkadu ileyye
fîhi’l enfusu’l ebiyyetu. Ve es’eluke rabbî en tec’ale sullemî
ileyke’ttenezzule ve mi’racî ileyke’ttehaddu’a ve’ttezellule.
Ve’knufnî biğâşiyetin min nûrike tekşifu lî bihâ kulle mestûrin.
Ve tehcubunî an kulli hâsidin ve meğrûrin. Ve heblî hulukan
eseu bihi kulle halkın. Ve ekdî bihi kulle hakk, kema ve si’ate
kulle şey’in rahmeten ve ilmen. Lâ ilâhe illâ ente yâ hayyu yâ
kayyumu. Rabbi rabbinî bi-latıyfî rubûbiyyetike terbiyete
muftekirin ileyke lâ yestağnî anke ebeden. Ve râkıbnî biayni
inâyetike bi-murâkabetin tehfazunî an kulli târikin yetrukunî
bi-emrin yesû’ûnî fî nefsi ev yukeddiru aleyye vaktî ve hissî.
Ev yektubu fî levhin hattan mine’l-hutûti verzuknî râhete’l
unsi bike ve rakkınî ilâ makami’l-kurbi minke ve ravvih rûhî
bi-zikrike ve reddidnî beyne rağabin fîke ve rehebin minke.
Ve reddinî biridâi’rrıdvâni ve evridnî mevâride’l kabûli ve
heblî fîyke rahmeten minke telummu bihâ şe’asî ve
tukemmilu biha naksıy. Ve tukavvimu ivecî. Ve teruddu
şâridî. Ve tehdî hâirî. Fe inneke rabbu kulli şey’in ve
murebbiyih. Rahimte’zzevate ve refe’ate derecâte. Fe inne
kurbeke rûhu’l ervâhu. Ve reyhânu’l efrâh. Ve unvânu’l felâh.
Ve râhatu kulli murtahi. Tebârekte rabbe’l erbâbi. Ve
mu’atikarrikabi. Ve kâşife’l azâbi. Vesi’ate kulle şey’in
rahmeten ve ilmen. Ve ğaferte’zzunûbe hanânen ve hilmen.
Ve ente’l ğafûru’rrahiymu’l-haliymu’l-aliymu’l-aliyyu’l aziymu.
Ve sallallâhu alâ seyyidinâ muhammedin ve alâ âlihi ve
sahbihi ecmaiyn.

PAZARTESİ 
Gece Duasının Türkçe Anlamı 


Bismillahirrahmanirrahîym

İlâhi! İlmin her malumu kuşatmıştır. Haberdarlığın her
anlaşılanın batınını ihata etmiştir. Yüceliğinde din gününe
kadar her zemm edilenden münezzehsin. Alemlerin rabbi
olan Allah’a hamdolsun. 
Himmetler sana yükselir. Sözler sana çıkar. Sen
ululuğunda aşkınsın. Sana yükselişlerimizin en yakını
tenezzüldür ve sen yüceliğinde erişilmezsin. Sana karşı
takındığımız en şerefli ahlak zelilliktir. Her batında ve zahirde
zuhur ettin. Her evvelden ve ahirden sonra daima varsın.
Sen münezzehsin. İlahlar yoktur. Ancak sen varsın. Senden
başka ilah yoktur. Alınlar senin azametine secde eder.
Dudaklar senin zikrinle nimetlenir. Her özlem sahibinin
yükseldiği en büyük isminle senden istiyorum. Dile getirilen
her isteğin kabulü de ondandır. Bana bir sır ver ki yüksek
himmetler onu bende arasın. Onurlu nefisler ondan dolayı
bana uysun. 
Rabbim! Senden istiyorum ki, sana yükseliş merdivenimi
tenezzül, sana miracımı boyun eğiş ve zelillik kılasın. Beni
nurundan bir örtüyle bürü. Böylece her örtülü bana açılsın.
Beni de her kıskanandan ve gururludan perdelesin. Bana
öyle bir ahlak ver ki bütün mahlukatı kucaklayayım onunla.
Onunla her hakkı vereyim. Tıpkı senin her şeyi rahmet ve
ilimle bürümen gibi. 
Senden başka ilah yoktur. Ey daima diri ve her şeye
egemen olan! Rabbim! Beni rablığının lütfu ile terbiye et. Bir
terbiye ki beni sana muhtaç bıraksın ve ebediyen senden
müstağni kılmasın. Beni inayet gözüyle murakabe et ki bana
nefsim itibariyle kötülükle ilişmek isteyen veya vaktimi ve
duygumu bulandıran veya levhte bana bir satır yazmak
isteyen herkesten korusun. Beni seninle ünsiyet kurma
rahatlığıyla rızıklandır. Beni sana yakınlık makamına yükselt.
Ruhumu zikrinle huzura kavuştur. Beni sana umut bağlamak
ve senden korkmak arasında gidip gelen yap. Bana rıza
gömleğini giydir. Beni kabul mekanlarına girdir. Senin içinde
senden bana bir rahmet bahşet. Onunla dağınıklığım
derlensin, eksiklerim tamamlansın. Eğriliklerim doğrulsun.
Kaçaklarım geri gelsin. Şaşkınlarım yolunu bulsun. Çünkü
sen her şeyin Rabbi; terbiye edicisisin. Zatlara rahmet ettin,
dereceleri yükselttin. Sana yakınlık ruhların rahatıdır,
sevincin reyhanıdır. Rahata eren herkesin dinlencesidir. 
Ey terbiye edenlerin Rabbi! Boyunları emrine ram eden!
Azabı gideren. Sen yücesin. Rahmetin ve ilminle her şeyi
kuşattın. Şefkatin ve hilminle günahları bağışladın. Sen çok
bağışlayansın, Rahimsin, Halimsin, Alimsin, Alâsın, yüceler
yücesisin, azamet sahibisin, ulusun. 
Allah’ın salât ve selamı efendimiz Muhammed’in, Onun
ehlibeytinin ve bütün ashabının üzerine olsun.

PAZARTESİ 
Gündüz Duasının Türkçe Okunuşu


Bismillâhirrahmânirrahîym

Allâhumme innî es’eluke’nnûra ve’l-hudâ. Ve’l-edebe fî
ıktida. Ve eûzu bike min şerri nefsî. Ve min şerri kulli kâtıin
yaktaunî anke. Lâ ilâhe illâ ente kaddis nefsî mineşşubuhati
ve’l ahlâkısseyyiat. Ve’lhuzûzi ve’l-ğafelati. Vec’alnî abden
mutıy’an leke fî cemiy’ il hâlâti. Ya Aliymu allimnî min ilmike.
Ya Hakiymu eyyidnî bihukmike. Ya Semiy’u esmi’nî minke,
Ya Basiyru bassırnî fî alâike. Ya Habiyru fehhimnî anke. Ya
Hayyu ehyinî bizikrike. Ya Muriydu hallis iradetî bikudretike
ve azametike. İnneke alâ kulli şey’in kadiyr. Allâhumme innî
es’eluke billâhûti zittedbiyr. Ve’nnâsûti zitteshiyr. Vel akli
zitte’siyr. El muhiyti bil kulli ve’lcumleti vettafsılî fî’ttasvîri
vettakdîri ilâhî es’eluke bizatike’lletî lâ tudreku velâ tudrek.
Ve biehadiyyetike’lletî men tevehheme fîha’lmeiyyete fekad
eşreke. Ve bi’ihâtatikelletî men zanne fî ezeliyyetiha ğayren
fekad efike. Ve min nizâmil’ihlâsı fekad infekke. Ya men
sulibe anhu tenziyhen ma lem yekun fî kıdemihi. Ya men
kaddere an kulli şey’in bi’ihâtatihi ve azametihi. Ya men
ebreze nura vucûdihi min zulmeti ademihi. Ya men savvere
eşhâsa’l-eflaki bima evdeahu min ilmihi fî kalemihi. Ya men
sarrefe ahkâmehu biesrâri hikemihi unâdiyke’stiğâsete
be’îdin likariybin. Ve etlubuke talebe muhibbin lihabiybin. Ve
es’eluke suâle mud’tarrin limucîbin. Es’eluke allâhumme ref’a
hicâbilğaybi. Ve halli ikaâli’lvehmi ve’rraybi. Allâhumme
ehyinî bike hayâten vacibeten. Ve allimnî minke ilmen
muhiytan biesrari’l-ma’lumati. Veftah lî bikudretike kenzel
cenneti vel’arşi vezzâti. Ve’mhaknî tahte envâri’ssıfâti. Ve
hallısnî bi minnetike min cemiy’il kuyûdi’lmu’kıdati.
Subhâneke tenzîhan subbuhun tenezzehe an simâti’l-hudûsi
ve sıfâti’nnaksi. Kuddûsun tetahhere min eşbahi’zzemmi ve
mûcibâ’tirrafdı. Subhâneke e’cezte kulle talibin anil vusûli
ileyke illâ bike. Subhâneke lâ ya’lemu men ente sivake.
Subhâneke ma ekrabeke me’a tereffu’i ulâke. Allâhumme
elbisnî subhate’l-hamdi ve reddinî biridâi’l-izzi ve tevvicnî
bitaci’l celali ve’lmecdi. Ve cerridnî an sıfatî zevâti’l hezli
ve’lciddi. Ve hallısnî min kuyûdi’l addi ve’lhaddi ve
mubaşereti’l hılafi ve’nnaksı ve’zzıddı bimennike. İlâhî ademî
bike aynu’lvucûdi ve bekaî meake aynu’l-ademi. Fe ebdilnî
mekane tevehhumi vucûdî meake bi tahkıykı adamî bike.
Vecme’a şemlî bi’istihlâkî fiyke. Lâ ilâhe illâ ente tenezzehte
anilmesîli. Lâ ilâhe illâ ente teâleyte aninneziyri. Lâ ilâhe illâ
ente isteğneyte anil veziyri ve’lmuşiyri. Lâ ilâhe illâ ente ya
Ehadu ya Samedu. Lâ ilâhe illâ ente bike’l vucûdu ve
lekessucûdu. Ve ente’l-hakku’l ma’bûdu. Euzubike minnî ve
es’eluke zevâlî annî. Ve estağfiruke min tekıyyetin tub’idu ve
tudnî ve tusmî ve tuknî. Entel vâdiu ve’rrâfiu ve’l mubdiu vel
katıu vel muferriku vel câmiu. Yâ Vâdiu ya Râfiu ya Mubdiu
ya Kâtıu ya Muferriku ya Camiul’iyazel iyâze’l-ğiyâse’l-ğiyâse
ya İyâzî ya Ğıyâsî ennecâten necâtel melâzel melâze. Ya
men bihi necâtî ve melâzî es’eluke fîma seeltuke ve
etevesselu ileyke bimukaddimetil vucûdil evveli. Ve nûril
ekmeli ve rûhil hayâtil efdali. Ve bi-satırrahmetil ezeli. Ve
semâilhuluki’l ecellissabikı birrûhi velfadli. Ve’lhâtimi bissûreti
vel ba’si. Vennûri bi’lhidâyeti ve’lbeyâni. Verrahmeti bil’ilmi
vettemkiyni vel’emâni muhammedini’l mustafâ. Ve’rrasûli’
lmuctebâ ve’ssafiyyu’l-murtaza vennebiyyil muktedâ
sallallâhu aleyhi ve alâ alihi ve sahbihi ve selleme tesliymen
kesiyra ilâ yevmiddiyn velhamdulillâhi rabbil âlemiyn. 

PAZARTESİ 
Gündüz Duasının Türkçe Anlamı


Bismillahirrahmanirrahîym

Allah’ım! Senden nur ve hidayet, uymada edep
istiyorum. Nefsimin şerrinden ve beni senden koparan her
koparıcının şerrinden sana sığınırım. İlahlar yoktur ancak
Sen varsın. Nefsimi şüphelerden, kötü ahlaktan, maddi
hazlardan, gafletlerden arındır. Beni, her durumda sana itaat
eden bir kul eyle. 
Ey bilen! Bana ilminden öğret. Ey hüküm ve hikmet
sahibi! Beni hüküm ve hikmetinle destekle. Ey işiten! Bana
kendinden duyur. Ey gören! Bana nimetlerini göster. Ey her
şeyden haberdar! Bana kendini anlat. Ey diri! Beni zikrinle
dirilt. Ey irade sahibi! Kudretin ve azametinle irademi arındır.
Muhakkak senin her şeye gücün yeter. 
Allah’ım! Senden tedbir sahibi bir lahut, musahhar
kılınmış bir nasut, etkili, külli, mücmeli ve mufassalı tasvir ve
takdirde kuşatan bir akıl istiyorum. 
İlahi! İdrak edilmeyen, terk edilmeyen zatınla, beraberlik
vehmedenin şirke gireceği tekliğinle, ezeliliğinde başkasının
varlığını zannedenin iftira ettiği, ihlas nizamından ayrılacağı
kuşatıcılığınla senden istiyorum. 
Ey kadimliğiyle beraber olmayan şeylerin kendisinden
tenzih edilen! Ey ihatası ve azametiyle her şeyi takdir eden!
Ey varlık nurunu adem zulmetinden çıkaran! Ey kalemine
yerleştirdiği ilmiyle feleklerin şahıslarını tasvir eden! Ey
hikmetlerinin sırlarıyla hükümlerini uygulayan! Uzak olanın
yakın olandan yardım istemesi gibi sana sesleniyorum.
Sevenin sevgilisini istemesi gibi seni istiyorum. Muhtaç
olanın icabet edenden dilenmesi gibi senden istiyorum. 
Allah’ım! Senden gayp perdelerinin kaldırılmasını, vehim
ve şüphe sarığının çözülmesini istiyorum. Allah’ım! Beni,
zorunlu bir hayat bahşederek kendinle dirilt. Bana,
malumatların sırlarını kuşatan bir ilim öğret kendinden.
Kudretinle bana cenneti, arşı ve zatı aç. Sıfatların nurları
altında beni sil. Beni düğümleyen tüm bağlardan lütfunla
kurtar. Sen münezzehsin. Apaydınlık bir tenzih. Sonradan
olmalık özelliklerinden ve eksiklik sıfatlarından berilik bir
kutsilik sahibisin ki, yergi şüphelerinden ve reddedilme
gereklerinden uzaksın. Sen münezzehsin. Sana ulaşmak
isteyenlerin tümü, seninle olmaksızın sana ulaşmaktan
acizdir. Sen münezzehsin, senin kim olduğunu senden
başkası bilemez. Sen münezzehsin, yüceliğine rağmen ne
kadar da yakınsın. 
Allah’ım! Bana hamd elbisesini giydir, izzet ridasıyla
üzerimi ört, başıma celal ve ululuk tacını geçir. Şaka ve
ciddiyet zatlarının sıfatlarından beni arındır. Sayı ve sınır
karşıtlarından, farklılık ve eksiklik içinde olmaktan lütfunla
beni kurtar. 
İlahi! Seninle yok olmam varlığını aynı, seninle baka
bulmam yokluğun aynıdır. Seninle yok oluşumu
gerçekleştirmek suretiyle seninle beraber varlığımı
vehmetme mekanından uzaklaştır beni. Sende yok etmek
suretiyle beni derle, topla. Senden başka ilah yoktur.
Benzerden, benzerlikten münezzehsin. Senden başka ilah
yoktur, denk olmaktan münezzehsin sen yüceler yücesisin.
Senden başka ilah yoktur, yardımcı ve danışmandan
müstağnisin. Senden başka ilah yoktur. 
Ey Ahad! Ey samed! Senden başka ilah yoktur, varlık
seninledir ve secdeler sanadır. Sen Hak mabudsun. Benden
sana sığınırım ve kendimden zeval bulmayı istiyorum
senden. Seni uzaklaştıran, beni yakınlaştıran, seni ululayan
ve beni gizleyen bir takiyyeden dolayı senden bağışlanma
diliyorum. Alçaltan, yükselten, yoktan, örneksiz var eden,
kesen, ayıran ve toplayan sensin. 
Ey alçaltan! Ey yükselten! Ey yoktan, benzersiz var
eden! Ey kesen! Ey ayıran! Ey toplayan! Sana sığınıyorum.
Sana sığınıyorum. Senden yardım istiyorum, senden yardım
istiyorum. 
Ey sığınağım! Ey sığınağım! Kurtar! Kurtar! Beni
himayene al! Beni himayene al. Ey kurtuluşumun sebebi ve
sığınağım! Senden istediğim şeyleri isterken, ilk varlığın
öncüsünü, en mükemmel nuru, en üstün hayatın ruhunu,
ezeli rahmetin yayıcısını. En ulu ahlakın semasını, ruh ve
fazilet öncüsünü, suret ve gönderiliş hatemini, hadiyat ve
beyanla gönderileni, ilim, temkin ve eman rahmetini,
Muhammed Mustafa’yı, seçilmiş Rasulu, razı olunmuş safiyi,
önder Nebiyi vesile kılıyorum.
Allah’ım! Ona, ehlibeytine, ashabına kıyamet gününe
kadar salât ve selam et. Alemlerin rabbi olan Allah’a
hamdolsun.

SALI 
Gece Duasının Türkçe Okunuşu


Bismillâhirrahmânirrahîym

İlâhî enteş şediydul batşi. Eliymul ahzi. Aziymul kahril
muteâlî anil ezdâdi ve endâdi. Vel munezzihi anissahibeti vel
evlâdi. Şa’nuke kahrul a’dâi ve kam’ul cebbârîn. Temkuru
bimen teşâu ve ente hayrul mâkiriyn. Es’eluke bismikellezî
ehazte bihinnevâsî. Ve ehracte bihi minessayasî. Ve kazefte
bihirru’be fî kulûbil a’dâi. Ve eşkayte bihi ehleşşekâi. En
tumiddenî birakiykatin min rekaiki ismikeşşedîydi. Tesrî fî
kuvâyel cuz’iyyeti vel külliyyeti hattâ etemekkene min fi’ali
ma uriydu. Felâ yesilu ileyye zulmu zâlimin bisûin ve lâ yestû
aleyye mutekebbirun bicevrin. Vec’al ğadabî leke ve fîke
makrûnen biğadabike linefsike. Ve etmis alâ vucûhi a’dâî
vemsah’hum alâ mekânetihim veşdud alâ kulûbihim vadrib
beynî ve beynehum bisûrin’llehu, bâbun batınuhu,
fihirrahmetu ve zâhiruhu, min kıbelihi el azâbu inneke
şedîydul batşi eliymûl ahzi. Ve kezâlike ahzu rabbike izâ
ehazel kurâ ve hiye zâlimetun inne ahzehu eliymun
şediydun. Rabbi eğninî bike ammen sivake ğanâen yuğnînî
ğâyetel ğınâ an külli hazzin yed’ûnî ilâ zâhiri külli halkin ev
bâtini emrin ve belliğnî ğâyete teysiyri. Verfa’nî ilâ sidreti
muntehâye. Ve’eşhidnî kevnel vucûdi devriyyen vesseyri
kevriyyen hattâ uâyine sirrettenziyle ilâ ennihayati velavdi
ilâ’l-bidayati hattâ yenkatıal kelamu ve teskune hareketullâmi
ve tümhâ annî nuktau’l-ğayni ve yeûdel vahidu ilâ’l-isneyni.
İlâhî yessir aleyye bissirrillezî yessertehu alâ kesiyrin min
evliyâike teysiyren yu’cimu annî ğayme ğanâiy ve eyyidni fî
zâlike kullihi binûrin şa’şeaniyyi bihatfin yahtifu basara külli
hâsidin minel cinni vel insi ve heblî meleketel ğalabeti likülli
makamin. Ve eğninî ammen sivake ğinâen yusbitu fakrî
ileyke innekel ğaniyyu’l-hamiydu. El veliyyul-meciydul
kerimur-reşiyd. Ve sallallahu alâ seyyidina muhammedin ve
âlihi ve sahbihi ecmaiyn. Kale eş-şeyhu teğammedehullâhu
biğufrânihi. Ve eskenehu e’lâ ğurafi cinânihi: Zahare aleyye
şeyhâni muhibâni fîl halveti fî cebelil fethi senete aşrin ve sitti
mietin fe kâle ehaduhuma: Ervi anni ilâ külli tâlibin sâdikın ve
ilâ külli murîydin muvâfık.

SALI 
Gece Duasının Türkçe Anlamı


Bismillahirrahmanirrahîym

İlahi! Senin baskının şiddetli, yakalaman elem vericidir.
Kahrın azimdir. Zıtlardan ve eşlerden yücesin. Eş ve
çocuktan münezzehsin. Düşmanları kahretmek, zorbaları
ezmek senin şanındır. Dilediğine tuzak kurarsın, sen tuzak
kuranların en iyisisin. Kimi perçemlerden yakalayıp
müstahkem kalelerden çıkardığın, düşmanların yüreklerine
korku saldığın, bedbahtları mutsuz kıldığın ismin hakkı için
senden istiyorum. Şiddetle yakalan isminin kullarından birini
bana yardım olarak gönder ki benim cüzi ve külli
kuvvetlerime sirayet etsin, böylece istediğimi yapabileyim.
Hiçbir zalimin zulmü bana ilişmesin, hiçbir zorba zulümle
beni korkutmasın. Öfkemi senin için, seninle ve senin öfkenle
birlik kıl. Düşmanlarımın yüzünü ört, onları oldukları yerde
başka varlıklara döndür. Kalplerini bağla. Benimle onlar
arasına bir sur çek. Bu surun bir kapısı olsun. İçi rahmet, dışı
ise yönelenlere azap olsun. Çünkü senin baskının şiddetli ve
yakalaman elem vericidir.
“Rabbin, haksızlık eden memleketleri (onların halkını)
yakaladığında, onun yakalayışı işte böyle (şiddetlidir).
Muhakkak onun yakalaması pek elem vericidir, pek çetindir!”
Rabbim! Beni seninle müstağni kıl ki, senden başkasına
muhtaç olmayayım. Bana öyle bir zenginlik ver ki hiçbir
hazza ihtiyaç duymayayım. Beni her mahlukun zahirine veya
batınına çağıran bir şeye meyletmeyeyim. Beni
kolaylaştırılmışlığın en son noktasına ulaştır. Beni sidre-i
münteha’ma vardır. Varlığın devirselliğine, seyrin
küreselliğine şahit kıl, ta ki tenzilin sonlara gelişinin,
başlangıçlara dönüşünün sırrını göreyim. Ki kelam kesilsin,
“lam”ın hareketi dursun, benden “gayn”ın noktası düşsün, bir
ikiye dönsün. 
Allah’ım! Bir çok velin için kolaylaştırdığın sırrınla benim
için de kolaylaştır. Öyle bir kolaylaştırma ki, müstağniliğimin
bulutunu dağıtsın. Bunların tümünde parıldayan bir nurla
beni destekle. Bu nur cinlerden ve insanlardan her hasetçinin
gözünü kamaştırsın. Bana her makama galip gelme
melekesini bahşet. Beni senden başkasından müstağni kıl.
Ki sana muhtaçlığım sabit olsun. Çünkü Gani ve övgüye
layık olan Hamid sensin. Veli, ulu, kerem sahibi ve doğrultan
sensin. 
Allah’ım! Efendimiz Muhammed’e, ehlibeytine ve tüm
ashabına salât ve selam et. 
Şeyh (Allah bağışlamasıyla onu bürüsün, cennetlerinin
en yüce köşklerine yerleştirsin) dedi ki: yüz on altı senesinde
fetih dağında halvette bulunduğum sırada heybetli iki şeyh
bana göründü. Biri dedi ki: Bunu benden bütün sadık
taliplere ve bütün muvafık müritlere rivayet et.

SALI 
Gündüz Duasının Türkçe Okunuşu


Bismillâhirrahmânirrahîym

Rabbi edhılnî fî lucceti bahri ehadiyyetike. Ve tamtâmi
temmi vâhidiyyetike ve kavvinî bikuvveti satveti sultâni
ferdâniyyetike. Hatta ehruce ilâ fedâi siati rahmetike. Ve fî
vechî le meânu berkıl kurbi min esâri rahmetike. Muhâben
biheybetike. Kaviyyen bi kuvvetike. Azîzen bi izzetike.
Muânen bi inâyetike. Muazzizen bi bita’zîmike. Mubeccelen
mukerremen bita’liymike ve tezkiyetike. Ve elbisnî
hıla’elizzeti velkabûli. Ve sehhil liye menâhice’l-vuslati vel
vusûli. Ve tevvicnî bitâcil kerâmeti vel vekaari. Ve ellif beynî
ve beyne ahbâbike fî dâriddunyâ ve dâril karâri. Verzuknî
min nûri ismike satveten ve heybeten hattâ tenkaade ileyyel
kulûbu vel’ervâhu. Ve tahda’a ledeyyel nufûsu vel’eşbâhu.
Ya men zellet lehu rikabu cebâbireti. Ve hada’at ledeyhi
a’nâkul ekâsireti. Ya mâlike’ddunya vel âhireti. Lâ melce’e ve
lâ menca minke illâ ileyke. Ve lâ iânete illa bike. Ve lâ ittikale
illa aleyke. İdf’a annî keyde’l-hâsidîne. Ve zulumati şerril
mu’anidiyne. Vahminî tahte surâdikati izzetike. Ya ekremel
ekremiyne. İlâhî eyyid zahirî fî tahsîli meradıyke. Ve nevvir
kalbî ve sirrî li-littılaı alâ menahıci mesâiyke. İlâhi ve seyyidî
keyfe usaddu an babike bi heybetin minke ve kad ve radtuhu
alâ sikatin bike ve keyfe tueyyisunî min atâike ve kad
eredtenî bi-duâike. Veha ena abduke mukbilun aleyke
multecîun ileyke bâid beynî ve beyne a’dâî kema bâadte
beynel meşrıkı vel mağribi. Va’tıf ebsarehum ve zelzil
akdâmehum ve aşğılhum annî ve nuri kudsike ve celali
mecdike feinneke entallâhul mu’tî celâilenniamil mubecceli’l
mukerremi ihfaznî bicelâli kudsike ve mecdike inneke
entallâhu lâ ilâhe illâ ente vahdeke lâ şeriyke leke ve
neşhedu enne muhammeden abduke ve rasûluke ve
safiyyuke ve halîluke limen nâcâke biletâifi’r-ra’feti
ve’rrahmeti [merreteyn / iki defa] ya hayyû ya kayyum ya
kâşife esrâri’lmeârifi vel’ulûmi. Ve sallallâhu alâ seyyidiynâ
muhammedin ve alâ âlihi ve sahbihi ecmaiyn subhâne
rabbike rabbil izzeti ammâ yasîfûn ve selâmun alelmurseliyn
velhamdulillâhi rabbil âlemiyn.
SALI Gündüz Duasının Türkçe Anlamı
Bismillâhirrahmânirrahîym
Rabbim! Beni tekliğinin denizinin derinliğine, birliğinin
kabaran dalgalarına sok. Ferdaniyetinin, egemenliğinin,
satvetinin kuvvetiyle beni güçlendir ki rahmetinin genişliğinin
fezasına yüzümde rahmetinin izinden kaynaklanan yakınlık
yıldırımları
parlayarak çıkayım. Heybetinle
heybet
kazanayım. Kuvvetinle kuvvetleneyim. İzzetinle galip
geleyim. İnayetinle gözetileyim. Azametinle aziz olayım.
Öğretmen ve tezkiyenle ikrama nail olmuş üstün olayım.
İzzet ve kabul hilatini üzerime giydir. Vuslat ve kavuşma
yollarını bana kolaylaştır. Keramet ve vakar tacını başıma
geçir. Dünya yurdunda ve sürekli kalış yurdunda benimle
sevdiklerini kaynaştır. İsminin nurundan bana öyle bir satvet
bahşet ki kalpler ve ruhlar peşimden gelsin. Nefisler ve
bedenler önümde boyun eğsin. 
Ey, zorbaların önünde boyun eğdiği! Huzurunda
kisraların eğildiği! Ey dünya ve ahiret hükümdarı! Senden
sadece sana sığınılır, senden sadece seninle kurtulunur.
Yardım ancak sendendir. Sadece sana güvenilir. Hasetçilerin
tuzağını benden uzaklaştır ve inatçıların kötülüklerinin
karanlıklarını. 
Ey kerem sahiplerinin en kerimi! Beni izzetinin
gölgesinde himaye et. 
İlahi! Senin rızanı elde etme hususunda zahirimi
destekle. Senin fiillerinin yollarına muttali olmam için kalbimi
ve sırrımı nurlandır.
İlahi! Efendim! Senden umduğunu bulmadan kapından
nasıl alıkonabilirim; oysa ben sana güvenerek kapına geldim.
Senin kapında bağışından nasıl ümidimi kesebilirim ki,
benden sana dua etmemi isteyen sensin! İşte ben senin
kulunum, sana yöneldim, sığındım. Beni düşmanlarımdan
uzak tut. Tıpkı doğu ile batıyı birbirinden uzaklaştırdığın gibi.
Onların gözlerini al, ayaklarını kaydır, kutsiyetinin nuruyla,
ululuğunun celaliyle onları benden alıkoy. Çünkü görkemli
nimetleri verensin, bağışlayansın, ikram edensin. Kutsiyetinin
ve ululuğunun celaliyle beni koru. Çünkü sen kendisinden
başka ilah olmayansın. Sen birsin, ortağın yoktur. 
Şahitlik ederiz ki Muhammed senin kulun, Rasulun, safin
ve halilindir. Şefkat ve rahmet lütuflarıyla sana münacat
edenlerin dostudur.
Ey daima diri, ey her şeye egemen olan! İrfan ve ilim
sırlarının üzerindeki perdeyi kaldır.
Allah’ın salât ve selamı efendimiz Muhammed’in,
ehlibeytinin ve bütün ashabının üzerine olsun. 
Senin izzet sahibi rabbin, onların isnat etmekte oldukları
vasıflardan
yücedir, münezzehtir. Gönderilen bütün
Rasullere selam olsun. Alemlerin Rabbi olan Allah’a
hamdolsun.

ÇARŞAMBA 
Gece Duasının Türkçe Okunuşu


Bismillâhirrahmânirrahîym

İlâhiy ismuke seyyidül esmâ. Ve biyedike melekûtu’l ardı
vessemâi. Ente’l kaâimu bikülli şey’in. Ve huve alâ külli şey’i.
Sebete leke ğınâ’u. Veftekara ilâ feyzi cûdike’l akdesi
küllema sivake’l-el’uluh vel’ena. Es’eluke bi’ismike elleziy
cema’te bihi beyne’l-mutekaâbilati ve’l-muteferrikaâti’l-halki
vel emri. Ve ekamte bihi ğaybe külle zâhirin ve ezharte bihi
şehâdete külle ğâibin en tehebe liy samedâniyyeh usekkinu
bihâ muteharrike kudretike hatta yeteharreke fiy küllu sâkin.
Ve yeskun fiy küllu muteharrik. Fe’eci’ddiniy kıble küllu
müteveccihin. Ve câmia şetâti külli müteferrıkın min haysu
esmuke ellezî teveccehte ileyhi vechetiy vadmehallet indehu
irâdetiy ve kelimâtiy feyaktebise küllün minniy cezvete hüden
taâmmin huve min (imâmeti’l-ferdi muhammedin el
mustafâ sallallâhu aleyhi ve sellem elleziy levlâhu lemma
tesbut) [selâsetu merrâtin / bu kısım üç defa okunacak]
enâniyyetu'l-muktebisi lî mûsâ aleyhi esselâm. Yâ men huve
yâ hu huve mâ huve velâ ene es’eluke bikülli ismin
estemi’dde min elfin el-ğâyb el-muhiyt bihakiykati küllu
meşhûdin en tüşâhideniy vahdete küllu mütekessirin fiy
bâtıni külli hakk ve kesrete küllu muvahhadin fiy zâhiri külli
hakiykatin sümme vahdete zâhiri ve’l-bâtini hattâ lâ yahfâ
aleyye ğaybun zâhir. Vela yeğiybu anniy hafiyyun bâtınun.
Ve eşhedeniy el-külli yâ men biyedihi melekûtu külli şey’in
ente ente kulillâhu (s.a.v.) sümme zerhum fiy havdıhim
yel’abûn. Elif- Laaâm- Miiym. Allahû lâ ilâhe illâ huve el
hayyul el-kayyum. Seyyidî selâmün aleyke ente senediy
sevâun indeke sirriy ve cehriy tesmau nidâiyi ve tücîbu duâiy
mehavvate binûrike zulumatiy. Ve ahyeyte birûhike meytetiy.
Fe’ente rabbî ve biyedike sem’iy ve basariy ve kalbiy
melekate cemiy’î. Ve şerrefte vedıyî. Ve a’leyte kadrîy ve
ref’ate zikrîy. Tebârekte nûra el-envâr. Ve kâaşife’l-esrâr. Ve
vâhibe’l-a’mâr. Ve müsbilel estâr. Tenezzehte fiy sumuvvi
celâlike an simâti’l-muhdesât. Ve alet rütbetu kemâlike an’it
tetarruki ileyhâ binnekaisi ve âafâti veşşehevâti. Ve enâret
bişuhûdi zâtike’leradûne vessemavât. Leke’l-mecdu’l-erfau’
ve’l-cennatu’l-evsau ve’l-izzu’l-emna’u. Subbûhun kuddûsun
rabbünâ ve rabbul melâiketi verrûh. Münevvir’us-sâyâsî’l-
muzlimeti velcevâhiri’l-müdlehimmeti ve münkizu’l-ğarkâ min
bahri'l-heyûlâ. Eûzubike min ğâsikın izâ vekabe ve hâsidin
izâ irtekab. Meliykiy ünâdiyke münâcâte abdin kesiyrin
ya’lemu enneke tesmau ve ya’tekıdu enneke tuciybu vâkıfun
bibâbike vakfete mudtarrin lâ yecidu min dûnike vekiyla.
Es’eluke ilâhiy bil’ismi elleziy efadte bihi hayrâti ve enzelte
bihi’l-berekâti ve menahte bihi ehle’şşükri’z-ziyâdet. Ve
ahracte bihi mine’z-zulumâti ve nesahte bihi ehle şirki ve’d
denâati. En tüfiyda aleyye min melâbisi envârike mâ teruddü
bihî annî ebsâre’l-eadiy hâsireten ve eydiyhum kaâsireh.
Vec’al hazzî minke işrâkan yec’lû liy külle emrin hafiyy. Ve
yekşifu liy an külli sirrin aleyye ve yahriku külle şeytânin
ğaviyyin. Yâ nûrennûr yâ kâşife külli mestûr. İleyke merci’ul
umûr. Ve bike tüdfe’uşşurûr. Yâ rabbi yâ rahiymu yâ ğafûr.
Ve sallallâhu alâ seyyidinâ muhammedin ve alâ âlihi ve
sahbihi ve selleme tesliymen kesiyrâ.

ÇARŞAMBA 
Gece Duasının Türkçe Anlamı


Bismillahirrahmanirrahîym

İlahi! Senin ismin bütün isimlerin efendisidir. Arzın ve
semanın melekutu senin elindedir. Sen her şeyin üzerinde
kaimsin. O, her şeyin üzerindedir. Müstağnilik senin için
sabittir. Senden başka, o ve ben olarak her şey senin kutsal
cömertliğinin feyzine muhtaçtır. Yaratma ve emrin bütün
karşıtlarını ve ayrılarını cem ettiğin, bütün zahirlerin gaybını
ikame ettiğin, bütün gaiplerin görünenlerini izhar ettiğin ismin
hakkı için senden istiyorum. Bana öyle bir samedanilik
bahşet ki onunla kudretinin muharrikini durdurayım, böylece
içimdeki bütün sakinler harekete geçsin. İçimde bütün
hareketliler de sakin olsun. Kendimi bütün yönelenlerin
kıblesi, bütün dağınıkların derleyicisi bulayım. İsmin hakkı
için ki yüzümü ona yönelttim, onun yanında irademi ve
sözümü savurdum. Herkes benden bir kap eksiksiz hidayet
alsın.
O, yegane imam Muhammed Mustafa’nın
hidayetidir. Eğer o olmasaydı, bu varlık olmazdı.-(bu
kısım üç kere okunacak)- Musa’nın (a.s) benliğini iktibas
etsin benden herkes. Ey O olan! Ey O! O, ne Odur ne de
ben. Bütün görünenlerin hakikatini kuşatan bin gaipten
kaynaklanan ismin hakkı için senden istiyorum. Her çok’un
birliğini her hakkın içinde ve her hakikatin zahirinde bütün
birlerin çokluğunu, sonra zahirin ve batının birliğini bana
göster, ki zahirin gaybi ve batının gizliliği benden
saklanmasın. Ey her şeyin melekutu elinde olan! Bana küllü
göster. Sen sensin. 
Sen Allah de, sonra da onları oyunlarıyla baş başa
bırak…Elif. Lam. Mim. Allah, O’ndan başka ilah yoktur. O
daima diridir, her şeyin üzerinde kaimdir. 
Efendim! Selam üzerine olsun. Sen benim efendimsin.
Benim gizlim de açığım da senin yanında birdir. Benim
seslenişimi duyarsın ve dualarıma icabet edersin. Nurunla
benim zulmetimi sildin. Benim ölümü hayatınla dirilttin. Sen
benim rabbimsin, kulağım, gözüm ve kalbim senin elindedir.
Sen benim her şeyimin sahibisin. Aşağılığımı şereflendirdin,
değerimi yükselttin, şanımı yücelttin. 
Nurların nuru, sırların açıcısı, ömürlerin bahşedicisi,
perdelerin kaldırıcısı sen yücesin. Celalinin ululuğunda
sonradan olma varlıkların özelliklerinden berisin. Kemalinin
mertebesi eksikliklerin, ayıpların ve şehvetlerin yol
bulmasına kapalı olacak kadar yücedir. 
Zatının şühuduyla arzlar ve semalar nurlandı. En yüce
ululuk, en geniş cennetler ve en ulaşılmaz üstünlük senindir.
Münezzehtir, beridir rabbimiz ve meleklerin ve ruhun
rabbidir. Karanlık dehlizleri, gizli cevherleri aydınlatan, heyuli
denizde boğulanları kurtarandır. Çöken karanlıktan, göz
diken hasetçiden sana sığınırım. 
Ey benim padişahım! Sana sesleniyorum, kırık, senin
işittiğini bilen, senin icabet ettiğine inanan bir kul olarak sana
yalvarıyorum. Muhtaç ve zor durumdaki biri olarak kapında
durdum, senden başka da vekil bulamıyorum. 
İlahi! Hayırları bahşettiğin, bereketleri indirdiğin ve şükür
ehline fazlalıkları lütfettiğin, kullarını karanlıklardan
çıkardığın, şirk ve alçaklık ehlini gazaba uğrattığın ismin
hakkı için senden istiyorum: nurlarının giysilerini üzerime
geçir. Ki düşmanların zarar veren bakışlarını, eksilten ellerini
benden alıkoysun. Senden payıma aydınlanma ver ki her
gizli şey benim için açığa çıksın. Her yüce sırrı benim için
belirginleştirsin. Azdıran her şeytanı da yaksın. Ey nurun
nuru! Her örtülüyü açan! Bütün işlerin dönüşü sanadır. Bütün
kötülükler seninle savılır. 
Ey Rab! Ey Rahim! Ey Gafur! 
Allah’ın salât ve selamı efendimiz Muhammed’in,
ehlibeytinin ve ashabının üzerine olsun.

ÇARŞAMBA 
Gündüz Duasının Türkçe Okunuşu


Bismillâhirahmânirrahîym

Rabbi ekrimniy bişuhûdi envâri kudsike. Ve eyyidnî
bizuhûri setvati sultâni unsike hattâ etekallebe fî subhâti
meârifi esmâike. Tekalluben yutliunî alâ esrâri zerrâti vucûdî
fî avâlim şuhûdî liuşâhide biha ma evda’tehu fî avâlimi’l-mulki
vel melekût. Ve uâyine kudseke fiy sereyâni sirri kudretike fî
şevâhidil lâhûti vennâsût. Ve arrifniy ma’rifeten taâmmeten
ve hikmeten aâmmeten hattâ lâ yebka ma’lûmun illâ ve
ettaliu alâ rekaâıkı dekaâ ıkıhi’l-munbesitati fiy el-mevcûdât.
Ve edfau bihâ zulmetel ekvânil mâniati an idrâki hakaâıkı’l
aâyât. Ve etessarrefu bihâ fiy’l-kulûbi ve’l ervâhi bi
müheyyicâtil mehabbeti vel vidâdi verruşdi verreşâd. İnneke
entel muhibbu’l-mahbûbu vettâlibu’lmatlûb. Yâ mukallibel
kulûb. Ve yâ kâşifel kurûb. Ve ente allâmulğuyûbi
vessetâru’luyûb ğaffâru’z-zunûb. Yâ men lem yezel ğaffâr.
Ve yâ men lem yezel settâr. Yâ ğaffâru, yâ settâru, yâ hafiyz.
Yâ vâfî yâ dâfî. Yâ muhsinu yâ atûfu yâ raûfu yâ latiyfu yâ
aziyzu yâ selâm. İğfirliy vesturniy vahfezniy vekıniy vedfe’
anniy ve ahsin ileyye vetaattaf aleyye ve’l-tufbiy ve aiznî ve
sellimniy velâ tuâhizniy bikabîhi fîâlî ve lâ tucâziyniy bisû’i
a‘mâliy ve tedârikniy aâcilen bilutfike tâm. Ve hâlıs rahmetike
aâmme. Velâ tuhavvicniy ilâ ehadin sivâke. Ve âfiniy va’fu
anniy ve eslihliy şa’niy kullehu. Lâ ilâhe illâ ente subhâneke
inniy kuntu minezzâlimiyn. Ve ente erhamurrahimiyn. Ve
sallallâhu alâ seyyidinâ muhammedin ve alâ aâlihi ve sahbihi
ve selleme ecmaiyn. Vel hamdulillâhi rabbil âlemiyn.

ÇARŞAMBA 
Gündüz Duasının Türkçe Anlamı


Bismillahirrahmanirrahîym

Rabbim! Kutsiyetinin nurlarını müşahede etmekle beni
onurlandır. Ünsiyetinin hakimiyet satvetinin zuhuruyla beni
destekle. Ki isimlerinin marifet parıldayışları içinde yüzeyim.
Bir yüzüş ki, şühud alemlerinde varlığımın zerrelerinin
sırlarına muttali olayım, onunla mülk ve melekut alemlerine
yerleştirdiğin hakikatleri göreyim. Kudretinin sırrının lahut ve
nasut müşahedelerine sirayet edişine tanık olayım. Bana
eksiksiz bir marifet ve genel bir hikmet ver ki, varlıkların içine
yayılmış malumatların inceliklerinin bütün kıvrımlarını,
derinliklerini bileyim. Onunla, ayetlerin hakikatlerini idrak
etmeye engel olan varlık karanlıklarını savayım. Muhabbet,
sevgi, meveddet, doğruluk ve rüşt teşvikleriyle kalpler ve
ruhlar üzerinde tasarrufta bulunayım. Çünkü seven, sevilen,
isteyen ve istenen sensin. Ey kalpleri çekip çeviren! Ey
sıkıntıları gideren! Sen en gizli gaipleri bilensin, kusurları
çokça örtensin, günahları çokça bağışlayansın. Ey hep
bağışlayan ve ey daima kusurları örten! Ey bağışlayan! Ey
örten! Ey koruyan! Ey vefa eden! Ey savunan! Ey ihsan
eden! Ey acıyan! Ey şefkat eden! Ey Latif! Ey Aziz! Ey
selamet bahşeden Selam! Beni bağışla, günahlarımı ört,
beni koru, beni muhafaza et, günahları, kötülükleri benden
sav, bana ihsan et, bana acı, bana lütfet, beni aziz kıl ve
bana selamet bahşet. Çirkin fiillerimden dolayı beni
sorgulama, kötü amellerimden ötürü beni cezalandırma, en
kısa zamanda eksiksiz lütfünla, genel rahmetinin
kurtarıcılığıyla imdadıma yetiş. Beni senden başka hiç
kimseye muhtaç etme. Bana sıhhat ver, beni affet, bütün
işlerimi, hallerimi ıslah et. Senden başka ilah yoktur. Sen
münezzehsin. Kuşkusuz ben zalimlerden oldum. Sen
merhamet edenlerin en merhametlisisin. 
Allah’ın salat ve selamı efendimiz Muhammed’in, onun
ehlibeytinin ve bütün ashabının üzerine olsun. Alemlerin
rabbi olan Allah’a hamdolsun.

PERŞEMBE 
Gece Duasının Türkçe Okunuşu


Bismillâhirrahmânirrahîym

Seyyidi ente müsebbibul esbâbi ve mürettibuhâ.
Musarriful kulûbi ve mukallibuhâ. Es’eluke bilhikmetilletiy
iktedat tertibel esbâbil el evvel. Ve te’siyre el-âla fiy’l-esfel.
En tuşahideniy tertibel esbâbi suûden ve nuzûlen hattâ
eşhede’l bâtine min ha bişuhûdi’z-zâhir. Ve’l-evvele fi aynil
aâhırî. Ve el haza hikmetet tertiybi bişuhudil murettibi ve
musebbebel esbâbi mesbûka bilmusebbib. Felâ ehcubun
aynel ayni bilğayn. İlâhi elki ileyye miftâhel iznilleziy huve
kehful me’ârifi hattâ intaleka fiy kulli bidâyetin bi’ismikel
bediy’illezif tetahte bihi kulle rakıymin mestur. Yâ men
lisumuvvi esmaihi yenhafidû küllü muteâl. Ve küllü bike ve
ente bilâ nahnu, ente mubdiu külli şey’in ve bârih. Felekel
hamdu yâ rabbi alâ külli bidâyeh. Ve leke şükrü yâ bâki alâ
külli nihâyeh. Entel bâisu alâ küllü hayrin. Bâtinul bevâtini
baliğu ğayatil umur. Bâsiturrızki lil âlemiyn barik allâhumme li
ve âleyye fil aâhiriyn. Kemâ bârekte alâ muhammedin ve
aâlihim ecmâiyn. Ve ibrâhiyme innehu minke ve ileyke ve
innehu bismillâhirramânirrahim. Yâ bediy’assemavâti vel
ardi, ve iza kadâ emren fe innemâ yekûlu lehû kun fe yekûn.
İlâhi entessâbitu kable külli sâbit. Vel bakîy ba’de külli
sâmitin ve nâtıkın. Lâ ilâhe illâ ente. Ve lâ mevcude sivâke.
Lekel kibriyâu vel ceberûtu vel azametu vel melekût.
Tekherul cebbâriyne ve tubiydu keydezzâlimin. Ve tubeddidu
şemlel mulhidiyn. Ve tuzillu rikaâbel mütekebbiriyn. Es’eluke
yâ ğâlibe küllü ğâlib. Ve yâ müdrike külli hârib. Reddiniy
biridâi kibriyâike, ve izâri azametike, ve sûradikaâti
heybetike, ve bimâ verâe zâlike küllihi, mimmâ lâ ya’lemuhu
illâ ente, en teksuveniy heybeten min heybetike tahdau lehâl
kulûbu ve tahşau lehâl ebsar. Ve mellikniy nâsiyete külli
cebbârin anit. ve Şeytânin meriyd. Nasiyetehu biyedik. Ve
ebkı aleyye zullel ubûdiyyeti fiy zâlike küllihi ve a’simni
minezzuleli vel hatâya. Ve eyyidniy fiyl kavli vel ameli ente,
ente müsebbitul kulûbi ve kâşiful kurûb. Lâ ilâhe illâ ente. Ve
sallallâhu alâ seyyidinâ muhammedin ve alâ aâlihi ecmaiyn.
Ve selleme tesliymen.

PERŞEMBE 
Gece Duasının Türkçe Anlamı


Bismillahirrahmanirrahîym

Efendim! Sen sebeplerin müsebbibi ve tertip edip
düzenleyenisin. Kalpler üzerinde tasarruf edip döndürensin.
İlk sebeplerin tertibini ve en yukarı olanların en aşağı
olanlara tesirini gerektiren hikmetin hakkı için senden
istiyorum: sebeplerin yükseliş ve iniş tertiplerini bana göster
ki batın olanlarını açık bir müşahede ile, ilk olanlarını son
olanların aynında göreyim. Tertip edeni, sebeplerin sebebini,
müsebbipten evvel olanı müşahede etmekle tertibin hikmetini
düşüneyim. “Gayn” yüzünden “Ayn”ın aynından
perdelenmeyeyim.
İlahi! Marifetler mağarasının anahtarı olan izni bana
bahşet ki, her yazılı nakşı açtığın Bedi isminle bütün
başlangıçlara varayım. Ey bütün büyüklerin isimlerinin
yüceliği karşısında boyun eğdiği! Her şey seninle vardır; ama
sen bizimle var değilsin. Sen her şeyin örneksiz yoktan var
edicisisin. Ey Rabbim! Her başlangıç için sana hamdolsun.
Ey her sondan sonra baki kalan, sana şükürler olsun. Sen
her hayra yönlendirensin, bütün batınların batınısın, şeylerin
sonlarına ulaşansın. Alemler için rızkı yayansın. Allah’ım!
Bana bereket ver ve başkaları içinde üzerime bereket yağdır.
Muhammed’e ve bütün ehlibeytine ve İbrahim’e bereket
verdiğin gibi. Her şey sendendir ve sana yöneliktir. 
O, Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyladır. Ey
semavatın ve arzın örneksiz yoktan var edicisi! 
O bir şeyin olmasına hükmettiği zaman, ona sadece “OL”
der, hemen oluverir. 
İlahi! Sen her değişmezden önce sabit olansın. Her
susandan ve konuşandan sonra baki olansın. Senden başka
ilah yoktur. Senden başka hakiki varlık yoktur. Büyüklük,
ceberut, azamet ve melekut sana aittir. Zorbaları
kahredersin, zalimlerin tuzaklarını başlarına geçirirsin,
mülhitlerin birliğini dağıtırsın, büyüklenenlerin boyunlarını
eğersin. 
Ey her galibe galip gelen! Ey her kaçanı yakalayan!
Senden istiyorum: Büyüklüğünün ridasını bana giydir,
azametinin hırkasını üzerime geçir. Beni heybetinin
gölgelerine al. Bunların ötesinde olan bütün şeyleri senden
başkası bilemez. Bana heybetinden öyle bir heybet bahşet
ki, kalpler ona boyun eğsin, gözler onun karşısında korkuya
kapılsın. Beni her inatçı zorbanın, her azgın şeytanın
perçeminden yakalayacak güce kavuştur. Hepsinin perçemi
senin elindedir. Bütün bunlar olurken kulluk acizliğinin bende
baki kalmasını sağla. Beni kaymalardan, sürçmelerden ve
hatalardan koru. Söz ve amelde beni destekle. Sen sensin.
Kalpleri sağlam tutan ve sıkıntıları giderensin. Senden başka
ilah yoktur. Allah’ın salât ve selamı Muhammed’in ve bütün
ehlibeytinin üzerine olsun.

PERŞEMBE 
Gündüz Duasının Türkçe Okunuşu


Bismillâhirrahmânirrahîym

İlâhiy entel kaâimu bizâtike. Vel muhiytu bisıfâtike.
Velmutecelliy biesmâike. Vezzâhiru bief’âlike. Velbâtinu bimâ
lâ ya’lemuhu illâ ente. Tevahhad’te fiy celâlike. Fe entel
vâhidul ehad. Veteferred’te bil’bekaâi fiyl ezeli vel’ebed. Ente
entellâhul münferidu bil’ vahdâniyyeti fiy iyyâke. Lâ ma’ake
ğayruke velâ fiyke sivâke. Es’elükellâhummel fenâe fiy
bekaâike vel bekaâe bike lâ ma’ake, lâ ilâhe illâ ente. İlâhiy
ğayyibniy fiy hudûrike ve ef’niniy fiy vücudike ves’tehlikniy fiy
şuhûdike. Vek ta’ beyniy ve beynel kavâtı’ ılletiy taktauniy
anke veşğılniy fişşuğli bike an külli şâğılin yeşğaluniy anke.
Lâ ilâhe illâ ente. İlâhiy entel mevcûdul hakku, ve enal
ma’dûmul aslu. Bekaâuke bizzâti ve bekaâiy bil’ardi. İlâhi
fecüd bivücûdikel hakki alâ ademiyl asli hattâ ekûne kemâ
küntu haysü lem ekün, ve ente kemâ ente haysü lem tezel.
Lâ ilâhe illâ ente ilâhiy entel fe’aâlü limâ türiyd. Ve ena
ab’dun leke min ba’dil abiyd. İlâhiy eredteniy ve eredte
minniy fe’enal murâdu ve ente müriyd. Fekün ente murâdeke
minniy hattâ tekûnu entel murâdu ve enel muriydu. Lâ ilâhe
illâ ente. İlâhiy entel bâtınu fiy külli ğaybin. Vezzâhiru fiy külli
aynin. Velmesmûu fiy külli hayrin sıdkın ve meynin. Vel
ma’lûmu fiy mertebetil vâhidi vel’isneyn. Tesemmeyte
biesmâinnüzül. Fahtecebte an levâhizil uyûn. Vahtefeyte an
medârikil ukûl. İlâhi tecelleyte bihasâısı tecelliyâtis-sıfâti
fetenevve’at merâtibul mevcûdât. Vetesemmeyte fiy külli
mertebetin bihakaâ’ikı müsemmeyat. Ve nasayte şevâhidel
ukuûli alâ dekaâikı hakaâikı ğuyûbil ma’lûmât. Ve etlakte
sevâbika ervâhi fiy meyâdini meârifi ilâhiyyeh. Fehâret
sümme tâhet fiy işârâti letâifihâ-rrabbâniyyeh. Felemmâ
ğayyebtehâ anil külliyyeti velcüziyyeti ve nekaltehâ
anileniyyeti vel eyniyyeh. Veselebtehâ anilkemmiyyeti
velmâhiyyeh. Vete’arrefte lehâ fiy mearifit-tenkiyri bil
mearifizzâtiyyeh. Veharrertehâ bimutâleâti rubûbiyyeti fiyl
mevâkıfil ilâhiyyeh. Ve eskatte anhâl-beyne inde ref’i hicâbil
ğayni fentezamet bi’intizâmil kadiymi fiy silki bismillâhir
rahmânir-rahiym. İlâhiy kem unâdike fiynnâdi ve entel
munâdi linnâdi. Ve kem unâciyke bimunâcâtil munâciy ve
entel munâci linnâci. İlâhi izâ kânel vaslu aynel kat’ı vel
kurbu nefsül bu’di vel ilmu muvdi’al cehli velma’rifetü
müstekarrat-tenkiyri fe keyful kasdu ve min eynessebiyl.
İlâhiy entel matlûbu verâe külli kaâsidin velikrâru fiy
aynilcâhidi ve kurbu’l-kurbi fiyl farkıl mutebâ’idi vekadi’stevlâ’l
vehmu alelfehmi femenil mus’idu ve menil musâidul, husnü
yekûlü iyyâke, velkubhu yunâdiy. Elleziy ahsene külle şey’in
halakahu, fe’evvelu ğâyetün yekıfu indehâsseyru vessâniy
hicâbun bihukmi tevehhümil ğayr. İlâhi metâ yetehallasu’l
aklu min ikaâlil avâikı ve telhazu levâhizul fikri mehâsinel
hüsnâ min a’yunil hakaâıkı ve yenfekkul fehmu an asli’l ifki
ve yetehallelu vehmu min evhâli hibâli eşrâkişşirki ve
yencûttesuvvûru min farkıl farkı. Ve yetecerredun’nefsun’
nefiysetu min hılakı ahlâkı tehallukaâti’l-halkı. İlâhiy lâ
tenfaukettaâtu ve lâ tedurruke’l-meâsıy ve biyedi kahri
sultânike melekûtul kulûbi vennevâsıy. Ve ileyke yerciu’l
emru küllühu felâ nisbete littâi’i vel âsıy. İlâhiy ente lâ
yeşğiluke şe’nun an şânin. İlâhi ente lâ yahsuruke’l-vücûbu
velâ yehuddukel imkân. Velâ yahcubuke’l ibhâm. Velâ
yûdihukel beyân. İlâhiy ente, lâ yureccihuke eddeliylu. Velâ
yuhakkıkukel burhân. İlâhi ente, el ebedu vel ezelu fiy
hakkıke siyyân. İlâhi mâ ente ve mâ ena ve mâ huve ve mâ
hiye. İlâhi efî’l-kesreti etlubuke em fiyl vahdeti ve bil emedi
entezıru feraceke em bil müddeti velâ uddete liabdin dûneke
velâ umdete.
İlâhiy bekaâiyi bike fiy fenâiy anniy em fiyke em bike ve
fenâiy kezâlike muhakkakun bike em mutevehhemmun bî
em bil aksi em huve emrun müşterekun ve kezâlike bekaâiy
fiyke. İlâhi sükûtiy haresun yûcibussamame, ve kelâmiy
samemun yûcibu’l bukme vel hayretu fiy külli velâ hayerete.
Bismillâhi hasbiyallâhu bismillâhi ve billâhi bismillâhi
tevekkeltu alallâhi bismillâhi se’eltu minellâhi bismillâhi velâ
havle velâ kuvvete illâ billâhil aliyyil aziym. Rabbenâ aleyke
tevekkelnâ ve ileyke enebnâ ve ileykel masıyr. Allâhumme
inniy es’eluke min sirri emrike ve azıym kadrike ve ihâtati
ilmike ve hasâisı irâdetike ve te’siyri kudretike ve nufûzi
sem’ike ve basarike. Ve kayyûmiyyeti hayâtike. Ve vucûbi
zâtike ve sıfâtike. Yâ Allâhu yâ Allâhu yâ Allâhu yâ Evvelu ya
Ahiru yâ Zâhiru yâ Bâtınu yâ Nûru yâ Hakku yâ Mubiynu.
Allâhumme hassıs sirriy bi esrâri vahdâniyyetike ve kaddıs
rûhiy bi kudsiyyeti tecelliyâti sıfâtike. Ve tahhir kalbiy
bitahâreti mearifi ilahiyyetike. Allâhumme ve allim akliye min
ulûmi ledunniyyetike. Ve hallık nefsiy bi ahlâkı rubûbiyyetike.
Ve eyyid hissiy bi mededi envâri hadarâti nûrâniyyetike. Ve
hallıs hulâsete cevâhiri cismaniyyeti min kuyûdittab’i ve
kesâfetil hissi ve hasril mekâni vel kevn. Allâhumme
venkulniy min derekâti halkıy ve hulukî ilâ derecâti hakkıke
ve hakiykatike, ente veliyyi ve mevlâye ve bike mematiy ve
mehyâye
iyyâke na’budu
ve iyyâke nestaiyn.
Unzuril’lâhümme ileyye nazreten tenzimu bihâ cemiy’a
etvâriy ve tutahhiru bihâ seriyrete esrâriy. Ve terfeu bihâ fiyl
melai’l a’lâ ervâha efkârî ve tukavviy bihâ midâde envâri.
Allâhumme ğayyibnî an cemiy’i halkıke vecma’niy aleyke
bihakkıke vahfezniy bişuhûdi tesarrufâti emrike fiy avâlimi
ferkıke. Allâhumme bike tevasseltu ve ileyke teveccehtu ve
minke se’eltu vefiyke lâ fiy şey’in sivâke rağibtu. Lâ es’eluke
sivâke ve lâ etlubu minke illâ iyyâke. Allâhumme ve
etevesselu ileyke fiy kabûli zalike bilvesiyletil uzmâ
velfadiyletil kübrâ ve’l-habiybi’l ednâ ve’l-veliyyi’l mevlâ
muhammedini’l mustafâ ve’s safiyyi’l murtazâ ve’n nebiyyi’l
muctebâ sallallâhu aleyhi vesellem. Ve bihi es’eluke en
tusalliye aleyhi salâten ebediyyeten deymûmiyyeten
kayyûmiyyeten ilâhiyyeten rabbâniyyeten bihaysu tüşhiduniy
fiy zalike kemâlihi ve testehlikuniy fiy ayni meârife zâtihi. Ve
alâ aâlihi ve sahbihi kezâlike ve ente veliyyu zalike. Ve lâ
havle ve lâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azıym vel hamdulillâhi
rabbil âlemiyn.

PERŞEMBE 
Gündüz Duasının Türkçe Anlamı


Bismillahirrahmanirrahîym

İlahi! Sen zatınla kaimsin. Sıfatlarınla ihata edensin.
İsimlerinle tecelli edensin. Fiillerinle zahirsin. Senden başka
kimsenin bilmediğiyle batınsın. Celalinde Teksin. Sen Bir
(Vahid) ve Tek (Ahad) olansın. Ezel ve ebedde baki olmanla
yeganesin. Sen sensin, sendeki vahdaniyetin içinde
yeğaneliğinle Allah’sın. Seninle beraber senden başkası,
senin içinde senden gayrısı yoktur. 
Allah’ım! Senden, senin bekan içinde fena bulma,
seninle beka bulma istiyorum, seninle beraber değil. Senden
başka ilah yoktur. İlahi! Beni huzurunda gayb et, varlığında
yok et, şühudunda helak et. Beni senden koparan engellerle
beni ayır. Beni seninle öyle meşgul kıl ki, beni senden
alıkoyan her şeyden uzak olayım. Senden başka ilah yoktur.
İlahi! Sen gerçek varlıksın, ben ise asıl yokum. Senin bekan
bizzat, benim bekam ise arazdır. İlahi! Hak varlığınla asıl
yokluğuma cömert bağışta bulun ki, olmadığım zamanki gibi
olayım ve sen de hep olduğun gibisin. Senden başka ilah
yoktur. İlahi! Sen istediğini yapansın. Bense senin kullarının
içinde bir kulum. İlahi! Beni irade ettin ve benden irade ettin.
Ben irade edilenim ve sen de irade edensin. Benden
muradın sen ol ki istenen sen, isteyen de ben olayım.
Senden başka ilah yoktur. 
İlahi! Sen her gaipte batınsın, her aynde zahirsin. Doğru
ve yalan her haberde işitilensin. Bir ve iki mertebesinde
bilinensin.
Nüzul isimleriyle adlandın. Gözlerin
kırpılmasından perdelendin. Akılların idraklerinden gizlendin.
İlahi! Sıfat tecellileri hususiyetleriyle tecelli ettin. Böylece
varlıkların mertebeleri çeşitlendi. İsimlenenlerin hakikatlerinin
tüm mertebelerinde yüceldin. Bilinenlerin gaybi hakikatlerinin
inceliklerine akıl şahitlerini belirledin. İlahi marifetler
meydanına ruhların öne geçenlerini saldın. Böylece rabbani
lütüflarının işaretleri karşısında önce şaşırdılar, sonra
donakaldılar; onları küllilikten ve cüzilikten kaybettiğin,
benlikten ve neredelikten naklettiğin, kemiyet ve mahiyetten
sıyırdığın, zati irfanlarla belirsizlik marifetlerini öğrettiğin, ilahi
makamlarda rabbani mütalaları serbest bıraktığın, “gayn”
perdesinin kaldırılışı esnasında aradaki mesafeyi kaldırdığın
zaman, “Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla” akışı içinde
kadim düzenle düzene girdiler. İlahi! Kaç seslenenin içinde
nice kere sana seslendim ve seslenene seslenen sensin.
Yalvaranların münacatları içinde kaç kere sana münacat
ettim ve münacat edene münacat edensin. İlahi! Vuslat
ayrılığın aynısı, yakınlık uzaklığın kendisi, ilim cehaletin yeri,
marifet inkarın karargahı ise, o zaman yönelme nasıl olacak
ve yol nereden bulunacak! İlahi! Sen her kast edenin
ötesindeki matlupsun. İnkarın içindeki ikrarsın. Ayrılık ve
uzaklığın içindeki yakınlığın yakınısın. Vehim anlayışı istila
etmiştir. Mutlu eden kimdir? Kimdir yardımcı olan? Güzellik,
sensin, diyor. Çirkinlik, her şeyi güzel yaratana sesleniyor.
Birincisi gayedir; seyir onun yanında durur. İkincisi,
başkasının vehmedilmesi hükmüyle perdedir. 
İlahi! Akıl ne zaman engellerin bağlarından kurtulacak,
fikir mülahazaları ne zaman en güzelin güzelliklerini
hakikatler gözünde seyredecek? Anlayış ne zaman iftira
temelinden ayrılacak ve vehim ne vakit şirkin ortaklık
bağlarından çözülecek? Düşünce ne zaman ayrılıkların
farkından azat olacak? Güzel nefis ne zaman çürümüş
ahlaktan, halkın huylarından arınacak? İlahi! İbadetler sana
yarar sağlamaz, günahlar da sana zarar vermez. Kalplerin ve
perçemlerin melekutunun saltanatı senin kahır elindedir.
Bütün işlerin dönüşü sanadır. İbadet edenin ve günah
işleyenin bir dahli yoktur. İlahi! Bir iş seni başka bir işten
alıkoymaz. İlahi! Zorunluluk seni ablukaya almaz ve
mümkünlük seni sınırlandırmaz. Müphemlik seni
perdelemez. Beyan da seni izah etmez. İlahi! Tercih edilmen
delille olmaz, haklı olman burhanla değildir. İlahi! Sen
ebedsin, ezelsin; bu ikisi senin için birdir. 
İlahi! Sen nesin, ben neyim, O (huve) nedir ve O (hiye)
nedir? İlahi! Çoklukta mı seni arayayım, yoksa birlikte mi?
Süre ile mi bekleyeyim seni, yoksa müddet ile mi? Oysa sen
olmadan kulun bir hazırlığı da dayanağı da olmaz. 
İlahi! Bekam bulmam sen de fena bulmam iledir, yoksa
senin içinde mi ya da seninle mi? Yokluğum da aynı şekilde
seninle tahakkuk eder. Yoksa benimle vehmedilen midir? Ya
da tersi mi geçerlidir? Yoksa bu ortak bir durum mudur? Sen
de beka bulmam da öyle. İlahi! Suskunluğum bir muhafızdır
ki sessizliğimi gerektirir. Sözlerim de sessizliktir ki dilsizliğimi
ve her şeyde hayreti gerektirir. Oysa hayret yoktur. 
Allah’ın adıyla. Allah bana yeter. Allah’ın adıyla. Allah ile.
Allah’ın adıyla. Allah’ın adıyla Allah’a tevekkül ettim.
Allah’tan Allah’ın adıyla istedim. Yüce ve azamet sahibi
Allah’tan başka güç ve kudret yoktur. 
Rabbimiz! Sana tevekkül ettik. Sana yöneldik ve dönüş
sanadır. 
Allah’ım! Senden emrinin sırrını, kadrinin azametini,
ilminin ihatasını, iradenin özelliklerini, kudretinin tesirini,
görmenin ve işitmenin nüfuzunu, hayatının kayyımlığını,
zatının ve sıfatlarının vacipliğini istiyorum. 
Ya Allah! Ya Allah! Ya Allah! Ey Evvel! Ey Ahir! Ey Zahir!
Ey Batın! Ey Nur! Ey Hak! Ey Mübin! 
Allah’ım! sırrımı vahdaniyetinin sırlarına has kıl. Ruhumu
sıfatlarının tecellilerinin kutsiyetiyle arındır. Kalbimi ilahlığının
marifetlerinin temizliğiyle temizle. 
Allah’ım! Aklıma ledünlüğünün ilimlerini öğret. Nefsimi
Rablığının ahlakıyla ahlaklandır. Hissimi nuraniliğinin
huzurunun nurlarının yardımıyla destekle. Cismaniyetimin
cevherlerinin hülasasını tabiat kayıtlarından, maddenin
yoğunluğundan, mekan ve kevnin sınırlarından kurtar. 
Allah’ım! Beni yaratılışımın ve ahlakımın derekelerinden
hakkının ve hakikatinin derecelerine yükselt. Sen benim
velimsin, dostumsun. Ölümüm ve hayatım seninledir. Yalnız
sana ibadet ederiz ve yalnız senden yardım isteriz. 
Allah’ım! Bana öyle bir nazar kıl ki, onunla bütün
tavırlarımı düzenle, sırlarımın seciyesini temizle. Fikirlerimin
ruhlarını mele-i alaya yükselt. Onunla nurlarımın gücünü
destekle.
Allah’ım! Beni bütün mahlukatından gaip kıl. Beni hakkın
için kendinde cem et. Beni farklılığın alemlerinde emrinin
tasarruflarını müşahede etmekle koru. 
Allah’ım! Sana tevessül ettim. Sana yöneldim. Senden
ve senin için istedim. Hiçbir şeyde senden başkasını arzu
etmedim. Senden başkasını istemem ve senden sadece seni
isterim.
Allah’ım! Bunun kabul edilmesi için en büyük vesileye,
en büyük fazilete, en yakın sevgiliye, veliye, dosta
Muhammed Mustafa’ya, razı olunmuş safiye, seçilmiş
Nebiye (Allah’ın salât ve selamı üzerine olsun) tevessül
ediyorum. Onun vesilesiyle senden, ona ebedi, daimi,
kayyumi, ilahi ve rabbani salâtını iletmeni istiyorum. Öyle ki
bunda Onun kemalinin aynını göster, zatının marifetlerinin
aynında beni yok et. Onun ehlibeytine ve ashabına da salât
ve selam olsun. Buna dair hükümranlık senin elindedir. Yüce
ve azamet sahibi Allah’tan başka güç ve kudret yoktur.
Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun.

CUMA 
Gecesi  Duasının Türkçe Okunuşu


Bismillâhirrahmânirrahîym

İlâhiy küllü’l-aâbâil ulviyyeti abîduke. Ve ente’r-rabbu
alâ’l itlâkı. Cema’te beynel mutekaâbilât. Ve küntel celiylel
cemiyle. Lâ ğâyete li’ibtihâcike bizâtike. İz lâ ğâyete lişuhûdi
minke ente ecellu min şuhûdinâ ve ekmelu ve e’lâ mimmâ
nasıfuke bihi ve ecmelu. Teâleyte fiy celâlike an simâtil
muhdesâti. Ve tekaddese cemâlukel aliyyu an muvâka’atil
muyûli ilâ’ş-şehevât. Es’eluke bissırrilleziy cema’te bihi
beyne’l mutekaâbilâti en tecmea aleyye muteferrika emriy
cem’an yuşhiduniy vahdete vucûdike. Veksuniy hullete
cemâlike ve tevvicniy bitâci celâlike hattâ tahdâa lehu’n
nufûsul beşerriyeh. Ve tenkâde ileyyel kulûbul ebiyyeh. Ve
tenbesita ileyye’l-esrâru’l akdasiyyeh. Ve a’li kadrî indeke
uluvven yenhafidu liy bihi küllü muteal. Ve yezillu liy bihi küllü
aziyz. Ve huz bi nâsiyeti ileyke. Ve melliknî nâsiyete külli zî
rûhin nâsiyetuhu biyedike. Vec’al liy lisâne sıdkın fiy halkıke
ve emrike. Vem’e’niy minke vahfezniy fiy berrike ve bahrike.
Ve ehricniy min karyeti tab’izzâlimi ehluhâ ve e’tıkniy min
rıkkıl ekvân. Vec’al liy minke burhânen yûrisu emânen ve lâ
tec’al liğayrike aleyye sultânen. Vec’al ğınâiy fî’l-fakri ileyke
an külli matlûb. Vashabnî bi ğınâike an külli merğub. Ente
vichetiy vecâhiy. Ve ileykel merciu vettenâhî. Tecburu’l
kesiyre ve teksirul cebbâriyne ve tuciyrul hâifiyn. Ve
tuhiyfu’z-zâlimiyn. Lekel mecdul erfau vettecelliyil’ecmau
velhicâbul emna’u. Subhâneke lâ ilâhe illâ ente ente hasbiy
ve ni’mel vekiyl. Ve kezâlike ahzu rabbike izâ ehazal kurâ ve
hiye zâlimetun inne ahzehu eliymun şediyd. Fentekamna
minelleziyne ecramû ve kâne hakkan aleynâ nasrul
mu’miniyn. Allâhumme yâ hâlikal mahlûkaâti ve muhyil
emvâti ve câmia’ş-şitât. Ve mufiydal envâri ale’z-zevât. Lekel
mülkü’l-evseu velcenâbul erfeu’. Erbâbu abiyduk. Vel mulûku
hademetüke Vel eğniyâu fukarâuke. Ve entel ğaniyyu
bizâtike ammen sivâke. Es’eluke bi’ismikelleziy halakte bihi
külle şey’in fekaddertehu. Takdiyra. Ve menahte bihi men
şi’te cenneten ve hariyra. Ve hılâfeten ve mülken kebiyra. En
tuzhibe hırsıy ve tukmile naksıy ve en tufıyda aleyye min
melâbisi ne’mâike ve tuallimeniy min esmâike. Mâ yasluhu li
izni vel ilkaâi vemle’ bâtıniy haşyeten ve rahmeten. Ve zâhiri
heybeten ve azameten hattâ tehâfeniy kulûbu’l a’dâi. Ve
tertâhu ileyye ervâhul evliyâ. Yehâfûne rabbehum min
fevkıhim ve yef’alûne mâ yu’merûn. Rabbi hebliy isti’dâden
kâmilen likubûli feyzıkel ekdesi liahlufeke fiy bilâdike ve
edfe’a bihi sehatake an ibâdike feinneke testahlifu men teşâu
ve ente alâ külli şey’in kadiyr. Ve entel habiyrul basıyr ve
sallallâhu alâ seyyidinâ muhammedin ve alâ aâlihi ve sahbihi
ve sellem ve huve hasbiy ve ni’mel vekiyl.

CUMA 
Gece Duasının Türkçe Anlamı


Bismillahirrahmanirrahîym

İlahi! Bütün ulvi babalar senin kulcağızlarındır. Sen
mutlak Rabsin. Bütün zıtları cem ettin. Celal ve cemal
sahibisin. Zatınla haşmetinin sonu yoktur. Çünkü senin
şühudunun sınırı yoktur. Sen bizim müşahedelerimizden
ulusun. Kusursuz kemal sahibisin, seni vasfetmemizden
daha yüksek cemale sahipsin. Celalinde sonradan olma
varlıkların özelliklerinden yücesin. Ulu cemalin şehvetlere
meyletme badiresine düşmekten münezzehtir. Karşıtları
birleştirdiğin
sırrın hakkı için senden, ayrı i
şlerimi
birleştirmeni istiyorum. Öyle ki varlığının birliğini bana
göstersin. Cemalin ridasını giydir bana. Başıma celalin tacını
geçir. Böylece beşeri nefisleri ona boyun eğsin. Dik başlı
kalpler bana uysun. En kutsal sırlar önüme serilsin. Katında
kadrimi yücelt; bu sayede bütün büyüklenenler benim
yanımda alçalsın. Üstünlük taslayanlar benim karşımda zelil
olsun. Perçemimden tutup kendine çek. Ruh sahibi olup
perçemi senin elinde olan her canlının perçemini elime ver.
Halkın ve emrinde bana doğru bir lisan ver. Beni kendinle
doldur, karanda ve denizinde beni koru. Halkı zalim olan
tabiat köyünden beni çıkar. Beni varlıkların rızıklarından azat
et. Bana katından bir burhan ver; bana güven versin. Senden
başkasının bana hakim olmasına, güç yetirmesine izin
verme. Zenginliğimin her istenende sana muhtaçlıkta
olmasını sağla. Arzu edilen her şeyle ilgili olarak
zenginliğinle bana eşlik et. Sen benim yönüm ve
makamımsın. Dönüş ve son sanadır. Kırıkları onarır,
zorbaları k
ırar, korkanlara güven verirsin. Zalimleri
korkutursun. En yüksek ululuk, en kapsamlı tecelli ve en
koruyucu hicap senindir. Münezzehsin. Senden başka ilah
yoktur. Sen bana yetersin ve sen en güzel vekilsin. 
“Rabbin, haksızlık eden memleketleri (onların halkını)
yakaladığında, onun yakalayışı işte böyle (şiddetlidir).
Şüphesiz onun yakalaması pek elem vericidir, pek çetindir!” 
“Günaha dalanların ise cezalarını hakkıyla vermişizdir.
Müminlere yardım etmek de bize düşer.” 
Allah’ım! Ey mahlukatın yaratıcısı, ölüleri çürütüp
varlıktan silen, dağınıkları bir araya toplayan, zatların üzerine
nurları bahşeden! Geniş mülk ve yüce cennetler senindir.
Rabler senin kulların, krallar senin hizmetkarların, zenginler
senin yoksullarındır. Sen ise zatın itibariyle başkalarından
müstağnisin. Her şeyi yarattığın ve takdir ettiğin, dilediklerine
cennetleri ve ipek giysileri, halifelik ve büyük mülk
bahşettiğin ismin hakkı için senden hırsımı gidermeni,
eksikliğimi tamamlamanı, üzerime nimetlerinin giysilerini
giydirmeni, izin ve ilkaya elverişli olacak şekilde isimlerini
bana öğretmeni istiyorum. İçimi korku ve rahmetle doldur.
Dışıma heybet ve azamet ver. Öyle ki düşmanların kalpleri
benden korksun, dostların yürekleri ise bana ısınsın.
Onlar, üstlerindeki Rablerinden korkarlar ve kendilerine
ne emrolunursa onu yaparlar.
Rabbim! Bana tam bir istidat bahşet ki, kutsal feyzini
kabul edeyim, senin mülkünde senin halifen olayım, kullarına
yönelik gazabını savayım. Çünkü sen dilediğini halife kılarsın
ve senin her şeye gücün yeter. Sen her şeyden haberdarsın,
her şeyi görensin. 
Allah’ın salât ve selamı efendimiz Muhammed’in,
ehlibeytinin ve bütün ashabının üzerine olsun. O bana yeter
ve O ne güzel vekildir.

CUMA 
Gündüz Duasının Türkçe Okunuşu


Bismillâhirrahmânirrahîym

Rabbi rakkıniy fiy medâricel meârif. Ve kallibniy fiy etvâri
esrâril hekaâık. Vahcubniy fiy süradikaâti hifzike ve meknûni
sirrike an vurûdil havâtırilletiy lâ teliyku bi sübuhâti celâlike.
Rabbi ekımniy bike fiy külli şân. Ve eşhidniy lutfeke fiy külli
kaâsin ve dânin. Vefteh ayne basıyretiy fiy kadâi sâhatit
tevhiydi li’eşhede kıyâmel külli bike şuhûden yaktau nazariy
an külli mevcûd. Yâ zel fadli vel cûd. Rabbi efıd aleyye min
bihâri tecriydi elfizzâti’l-akdesi mâ yaktau anniy külle alâkatin
tu’cimu aleyye idrâkiy. Ve tuğ’liku dûniy bâbe matlebî. Ve
esbil aleyye min heyûlâ nuktatihâl külliyyeti’l bârizeti min
melekûti ğaybi zâtike mâ emuddu bihi hurûfe’l ekvâni
mahfûzan fiy zâlike mine’n-naksi veşşeyh. Yâ men vesia
külle şey’in rahmetin ve ilmen yâ rabbel âlemiyn. Rabbi
tahhirniy zâhiren ve bâtınen min levsi’l ağ’yâr. Vel vukûfi alel
ettâr. bifeydın min tahûri kudsike ve ğayyibniy anhum
bişuhûdi bevârıkı unsik. Ve atlı’niy alâ hakaâikıl eşyâi ve
dekaâikı’l eşkâl. Ve esmi’niy nutkal ekvâni bisariyhit tevhiydi
fiyl avâlimi küllihâ. Ve kaâbil mir’âti bitecelli tâmmin min
cevâhiri esmâi celâlike ve kahrike felâ yekau aleyye basaru
cebbârin minel insi vel cinni illâ in’akese aleyhi min şuâi
zâlikel cevheri mâ yahriku nefsehul emmârete bissûi ve
terudduhu zeliylâ. Ve yenkalibu anniy basarehu hâsien
kaliyla. Yâ men anet lehu’l vucûhu ve hada’at lehurrikaâb. Yâ
rabbel erbâb. Rabbi ve eb’idniy anil kavâtı’illetiy taktauniy an
hatarâti kurbike. Ve elbisniy mâ yeliyku bisıfâtiy biğalabeti
envâri sıfâtike. Ve ezih zulme tab’iy ve beşeriyyeti bitecelliy
bârikatin min bevârikati envâri zâtike. Vemdudniy bikuvvetin
melekiyyetin akheru bihâ mâstevlâ aleyye minettabâi’d
deniyyeti velahlâkır-raddiyeti. Vemhu min levhi fikriy eşkâle’l
ekvân. Ve’esbit fiyhi biyedi inâyetike sirre hırzi kurbike’s
sabikıl meknûni beynel kâfi vennûn. İnnemâ emruhu izâ
erâde şey’en en yekûle lehu kün feyekûn. Fesubhânelleziy
biyedihi melekûtu külli şey’in ve ileyhi türceûn. Yâ nurennûr.
Yâ mu’tıyel külli min feyzi fadlihil midrâr. Yâ Samedu, yâ
Kuddusu, Yâ Kahharu, Yâ Hafiyz, Yâ Lâtif, Yâ Rabbel
âlemiyn ve sallallâhu alâ seyyidinâ muhammedin ve alâ
aâlihi ve sahbihi ecmaiyn vel hamdulillâhi rabbil âlemiyn.

CUMA 
Gündüz Duasının Türkçe Anlamı


Bismillahirrahmanirrahîym

Rabbim! Beni marifet merdivenlerinde yükselt. Beni
hakikat sırlarının kıvrımları arasında dolaştır. Beni korumanın
çardakları
altında,
sırrının gizliliği içinde,
celalinin
parıldayışlarına yaraşmayan düşüncelerin varit olmasından
perdele. 
Rabbim! Her şeyde beni kendinle kaim kıl. Her eksik ve
aşağıda bana lütfunu göster. Tevhid meydanı fezasında
basiretimi aç ki her şey’in seninle kaim olduğunu öyle bir
şekilde göreyim ki, gözlerim başka hiçbir mevcuda
bakmasın. Ey fazilet ve cömertlik sahibi! Rabbim! Kutsal Zat
elifinin tecrit denizinden üzerime lütuf yağdır, ki idrakimi
bağlayan bütün ilişkilerim kopsun. İsteklerimin kapısı
gerimde kalsın. Zatının gaybının melekutundan külli ve
belirgin noktasının heyulasını üzerime aç ki burada eksiklik
ve ayıptan korunmuş kevn harfleri karşısında kendimde güç
bulayım. 
Ey her şeyi ilim ve rahmet olarak kuşatan! Ey alemlerin
Rabbi!... Rabbim! Benim dışımı ve içimi başkası kirinden,
tavırlarda çakılıp kalmaktan kutsiyetinin zuhuru feyziyle
temizle. Ünsiyetinin parıldayışlarının müşahedesiyle beni
onlardan gizle. Beni eşyanın hakikatine ve şekillerin
inceliklerine muttalî kıl. Bütün alemlerde varlıkların açık
tevhidi dile getirişlerini bana işittir. Aynamı celalin ve kahrının
isimlerinin cevherlerinin tecellisine elverişli kıl. Ki insanlardan
ve cinlerden bir zorbanın gözü bana iliştiği zaman, bu
cevherin şuası ona yansısın, nefsi emmaresini yaksın ve onu
zelil olarak gerisin geri çevirsin. Gözleri umutsuzca, bezmiş
olarak benden uzaklaşsın. 
Ey yüzlerin yöneldiği, boyunların emrine girdiği! Ey
Rablerin Rabbi! Rabbim! Beni engellerden uzak tut. Beni
yakınlığının düşüncelerinden
alıkoyan engellerden
sıfatlarının nurlarının galip gelişinden sıfatlarıma uygun bir
giysi giydir. Zatının nurlarının parıldayışlarından birinin
tecellisiyle tabiatımın ve beşeriyetimin karanlığın yok et.
Bana meleklere özgü bir kuvvet ver. Onunla beni istila eden
aşağılık tabiatları ve çirkin ahlakları kahredeyim, ezeyim.
Fikrimin levhinden kevnlerin şekillerini sileyim. İnayetinin
eliyle fikrimin levhine ezeli ve “Kef” ile “Nun” arasında
saklanan yakınlığının erişilmezlik sırrını yerleştir. 
“Bir şey yaratmak istediği zaman Onun yaptığı «Ol»
demekten ibarettir. Hemen oluverir. Her şeyin mülkü kendi
elinde olan Allah'ın şanı ne kadar yücedir! Siz de O'na
döneceksiniz.”
Ey nurun nuru! Ey her şeye fazlının feyzinden damlalar
bahşeden! Ey samed! Ey Kuddus! Ey Kahhar! Ey Hafız! Ey
Latif! Ey alemlerin Rabbi! 
Allah’ın salât ve selamı efendimiz Muhammed’in,
ehlibeytinin ve bütün ashabının üzerine olsun. Alemlerin
Rabbi olan Allah’a hamdolsun.

CUMARTESİ 
Gece Duasının Türkçe Okunuşu


Bismillâhirrahmânirrahîym

Seyyidiy dâme bekaâuke. Ve nefeze fiyl halkı kadâuke.
Ve tekaddeste fiy uluvvike. Ve tealeyte fiy kudsike lâ
yeûduke hifzu kevnin. Velâ yahfa anke keşfu aynin. Ted’û
men teşâu ileyke. Ve tedullu bike aleyke. Feleke’l-hamdud
dâim. Veddevâmu’l emcedu. Es’eluke vakten sâfiyen. Bimâ
turîydu bimuâmeletin lâikatin tekûnu ğâyetuhâ kurbeke min
netâicil a’mâli mevkuûfeten alâ rıdvânik. Ve hebliy sırren
yekşifu liy an hakaâikıl a’mâl. Vahsusniy bihikmetin meahâ
hukmün ve işâretün yashebuhâ fehmu inneke veliyyun men
tevellâke. Ve muciybu men deâke. İâhiy edim bekaâe
n’amâtike aleyye ve müşâhedetike ledeyye. Ve eşhidniy
zâtiy min haysu ente lâ min haysu hiye. Hattâ ekûne bike
velâ enâ, veheblî min ledunke ilmen tenkaâdu ileyye fiyhi
küllü rûhin âlimetin inneke entel aliymul allâmu.
Tebârekesmu rabbike zûlcelâli vel ikrâm. Ve indehu
mefâtihul ğaybi lâ ya’lemuhâ illâ huve ve ya’lemu mâ fiy’l
berri ve bahri rabbi efid aleyye şuâ’an min nûrike yekşifu liy
an külli mestûrin fiyye hattâ uşâhide vucûdiy kâmilen min
haysu ente lâ min haysu enâ fe’etekarrebu ileyke bi mahvi
sıfatiy minniy kemâ tekarrebte ileyye bi-idâfeti nûrike aleyye.
Rabbil imkânu sıfatiy vel ademu mâddetiy vel fakru mekarriy.
Ve vucûduke illetiy. Ve kudretuke fâiliy. Ve ente ğâyetiy.
Hasbiy minke ilmuke bicehliy. Ente kemâ a’lemu. Ve fevka
mâ a’lemu. Ve ente ma’a külli şey’in. Ve leyse meake şey’un.
Kaddertel menâzile lisseyri. Ve rattebtel merâtibe linnef’i
veddarri. Ve esbette minhâcel hayri. Fenahnu fiy zâlike
küllihi bike ve ente bilâ nahnu. Fe entel hayrul mahdu vel
cûdussırfu vel kemâlul mutlaku. Es’eluke bi’ismikelleziy
efadte bihi’l hayrâti alel kavâbil. Ve mahavte bihi min
zulmeti’l ğavâsikı. En temlâe vucûdiy nuren min nûrikelleziy
huve mâddetü külli nûrin ve ğâyetü külli metlûbin. Hattâ lâ
yahfâ aleyye şey’un mimmâ evda’te fiy zerrâti vucudiy. Ve
hebliy lisâne sıdkın muabbiren an şuhûdi hakkın vahsusniy
min cevâmi’il kelimi bimâ yahsulu bihil ibânetu velbelâğatu,
ve’sımniy fiy külli kelimetin min da’va mâ leyse liy bihakkın,
vec’alniy alâ basiyretin enâ ve menittebaniy. Allâhumme
inniy euzubike min kavlin yûcibu hayreten ev ya’kıbu fitneten,
ev yûhimu şubheten, minke tutelekkâl kelimu ve anke
yu’hazul hikemu, ente mümsikus semâi ve muallimu’l-esmâi.
Lâ ilâhe illâ entel vâhidul ehadul ferdus samedulleziy lem
yelid ve lem yûled ve lem yekün kûfuven ehad. Ve sallallâhu
alâ seyyidinâ muhammedin ve alâ aâlihi ve sahbihi ecmaiyn.
Velhamdulillâhirabbil âlemiyn.

CUMARTESİ 
Gece Duasının Türkçe Anlamı


Bismillahirrahmanirrahîym

Efendim! Baki oluşun daimidir. Senin hükmün mahlukat
içinde geçerlidir. Yüceliğinde münezzehsin. Münezzehliğinde
yücesin. Varlığı korumak seni yormaz. Gözün gördüğü
senden gizlenmez. Dilediğin kendine çağırırsın. Kendinle
kendine delalet edersin. Daimi hamd sana özgüdür. En ulu
devamlılık senindir. Senden berrak bir vakit istiyorum. Bu
vakti sana yaraşır muamelelerle geçireyim. Bu vaktin gayesi
sana yakınlık olsun ve senin rızana uygun amellerle
geçireyim. Bana öyle bir sır ver ki, amellerin hakikatleri
onunla benim için açığa çıksın. Bana öyle bir hikmet tahsis et
ki, beraberinde hüküm ve işaret olsun, anlama ona eşlik
etsin. Çünkü sen, seni dost edinenin dostusun. Sana dua
edene icabet edensin.
99
İlahi! Bana bahşettiğin nimetlerin kalıcılığını süreklileştir.
Yanımdaki müşahedeni kalıcı kıl. Bana benim zatımı zatım
açısından değil kendi açından göster. Ki seninle olayım,
benimle değil. Bana katından öyle bir ilim ver ki, bu hususta
bütün bilen ruhlar beni örnek alsın. Çünkü sen bilensin, her
şeyin bilgisi senin katındadır. Celal ve kerem sahibi rabbinin
adı yücedir. Gaiplerin anahtarları O’nun elindedir ve Ondan
başkası bunları bilemez. O, karada ve denizde olan her şeyi
bilir. 
Rabbim! Üzerime nurundan şualar yağdır ki, her örtülüyü
benim için ortaya çıkarsın, öyle ki varlığımı kamil manada
ben olarak değil sen olarak müşahede edeyim. Sıfatımı
kendimden silmiş olarak sana yaklaşayım, tıpkı senin
üzerime nurunu indirmek suretiyle bana yaklaşman gibi. 
Rabbim! İmkan benim sıfatım, yokluk benim maddem,
fakirlik ise benim karargahımdır. Senin varlığın benim
sebebimdir. Senin kudretin benim failimdir. Sen benim
gayemsin. Senin ilmin ne kadar cahil olduğumu anlamam
için yeterlidir. Sen benim bildiğim ve benim bildiğimin
ötesindeki gibisin. Sen her şeyle berabersin. Senin beraber
hiçbir şey yoktur. Menzilleri seyir için takdir ettin. Mertebeleri
de menfaat ve zarar için tertip ettin. Hayır yollarını
sabitleştirdin. Bunların tümünde biz seninle beraberiz, ama
sen bizimle beraber değilsin. Sen sırf hayırsın, salt
cömertliksin ve mutlak kemalsin. Hayırları toplulukların
üzerine indirdiğin, gecelerin karanlıklarını giderdiğin ismin
hakkı için senden, varlığımı her nurun maddesi ve her
matlubun gayesi olan nurundan bir nurla doldurmanı
istiyorum. Ki varlığımın zerrelerine yerleştirdiğin hiçbir şey
bana gizli kalmasın. Bana doğru bir lisan bahşet ki, bu lisan
hakkın müşahedesini ifade etsin. Bana öyle kapsamlı söz ver
ki, onunla açıklık ve belagat gerçekleşsin ve konuşmamda
hakkım olmayan şeyleri iddia etmekten beni koru. Beni ve
bana tabi olanları bir basiret üzere kıl. 
Allah’ım! Hayreti gerektiren veya fitneye sebep olan
yahut senin hakkında şüpheye yol açan sözden sana
sığınırım. Söz senden alınır, hikmet senden algılanır. Sen
semavatı tutansın, isimleri öğretensin. Senden başka ilah
yoktur, bir’sin, teksin, yalnızsın, samedsin. Doğmamış,
doğurulmamışsın. Sana hiç kimse denk değildir.
Allah’ın salât ve selamı efendimiz Hz. Muhammed’in,
ehlibeytinin ve bütün ashabının üzerine olsun. Alemlerin
rabbi olan Allah’a hamd olsun.

CUMARTESİ 
Gündüz Duasının Türkçe Okunuşu


Bismillâhirrahmânirrahîym

Ve men ya’tasımu billâhi fekad hudiye ilâ sıratın
mustakıym. 
El-hamdu lillâhilleziy ehalleniy himâ lutfillâh. Elhamdu
lillâhilleziy enzeleniy cennete rahmetillâh. Elhamdu
lillâhilleziy ecleseniy fiy makami mehabbetillâh.
Elhamdulillâhilleziy ezâkaniy min mevâidi mededillâh.
Elhamdu lillâhilleziy vehebeliy letâfetel idâfeti li’ıstıfâillâh.
Elhamdu lillâhilleziy sekaâniy min mevâridi vâridi ve fâillâh.
Elhamdu lillâhilleziy kesanî hulele sıdkıl ubûdiyyetillâh. Küllü
zâlike alâ mâ ferrat’tu fiy cenbillâh. Ve dayyâ’tu min
hukûkıllâh. Fezâlikel fadlu minellâh. Ve men yağfirizzunûbe
illâllâhu. İlâhiy in’âmuke aleyye bil’iycâdi min ğayri cihâdin ve
lâ ictihâd. Ve ceret matâmi’iy min keremike alâ bülûğil
murâd. Min ğayri istihkaâkın liy velâ isti’dâd. Es’eluke
bivâhidil ahâd ve meşhûdil eşhâd. Selâmete minhatil vidâdi
min mihnetil biâd. Ve mahve zulmeti’l inâdi. Binûri
şemsirreşâdi. Ve fethi ebvâbi’s-sedâdi. Bieydi mededi
innellâhe latiyfun bil’ibâdi. Rabbi es’eluke fenâe eyniyyeti
vücûdi. Ve bekaâe emniyyeti şuhûdiy. Ve firâka beyniyyeti
şâhidî ve meşhûdî. Bi cem’i ayniyyeti mevcûdi livücûdiy.
Seyyidi sellim ubûdiyyetî bihakkike min amâi vehmi ru’yetil
ağyâr ve elhık biy kelimetekes sâbikate lilmustafeynel ahyâr.
Ve eğlib alâ emriy bi’ihtiyârike fiyl-etvâri vel’evtâri. Vansurniy
bittevhiydi velistivâi fiy’l haraketi ve’listıkrâr. Habiybi es’eluke
seriy’al visâli ve bediy’a cemâl. Ve meniy’al celâl. Ve refiy’al
kemâl. Fiy külli hâlin ve mâlin. Yâ men huve yâ huve. Ve
men leyse illâ huve. Es’eluke bilğaybi’l atlasi. Bilğaynil
akdesi. Fiylleyli izâ as’as. Vessubhi izâ teneffes. İnnehu
lekavlu resûlun keriym. Ziy kuvvetin inde zilarşi mekiyn.
Mutaâ’in semme emiyn. Bilisâni arabiyyin mübiyn. Ve innehu
le tenziylu rabbil âlemiyn. Hükme muhkimil emri birûhihil
meknûn. Fiy
sıyğıttebyin. Bisun’ittemkiyn.
Ve
es’elukellâhumme hamle zâlike lizâtiy alâ yedi nesiymi
hayâtiy biervâhi tehiyyâti. Fiy salavâtiket (:::)ât. Ve
teslimâtike’d-dâimât. Alâ vesiyleti husûlil metâlib. Ve vusletin
vusûlil habâib. Ve alâ külli mensûbin ileyhi fiy külli’l merâtib.
İlâhel hakkıl mübiyn. Vec’alnâ min havâssıhim aâmiyn. Ve
sallallâhu alâ seyyidinâ muhammedin ve âlihi ve sahbihi
ecmaiyn subhâne rabbike rabbil izzeti ammâ yasifûne ve
selâmun alel murseliyn velhamdulillâhi rabbil âlemiyn.

CUMARTESİ 
Gündüz Duasının Türkçe Anlamı


Bismillahirrahmanirrahîym

Kim Allah’a sarılırsa o dosdoğru yola iletilmiştir. Beni
Allah’ın lütfunun himayesine alan Allah’a hamdolsun. Beni
Allah’ın rahmeti cennetine misafir eden Allah’a hamdolsun.
Beni Allah’ın sevgisi makamına oturtan Allah’a hamdolsun.
Allah’ın yardımları sofrasından beni rızıklandıran Allah’a
hamdolsun. Beni Allah’ın seçimine layık görülme lütfuna
mazhar kılan Allah’a hamdolsun. Beni Allah’ın vefası
sunumları kaynaklarından besleyen Allah’a hamdolsun. Beni
Allah’a kulluk doğruluğu hırkalarıyla giyindiren Allah’a
hamdolsun. Allah hakkında onca kusur işlememe, Allah’ın
haklarını zayi etmeme rağmen bütün bunlara nail oldum. Bu
lütuf Allah’dandır. Allah’dan başka günahları kim
bağışlayabilir.
İlahi! Beni var etmen şeklindeki nimetin cehdim ve
çabam olmadan gerçekleşmiştir. Keremine yönelik umudum
muradın sınırına kadardır. Bunda benim bir istihkakım ve
istidadım söz konusu değildir. Birlerin teki ve şahidlerin
müşahede ettiklerinin hakkı için senden istiyorum ki kulluk
mihnetinden sevgi kaynakları selametine beni ulaştır, inat
karanlığını doğruluk güneşinin ışığıyla gider, yardım eliyle
doğruluk kapılarını aç. Çünkü Allah kullara karşı lütufkardır. 
Rabbim! Varlığımın mekana aitliğini yok etmeni,
müşahedemin güvenliğini baki kılmanı istiyorum. Şahidimin
ve meşhudumun arasındaki ayrılığı kaldır. Varlığıma ait
mevcudiyetin bütün ayniliğini gider. 
Efendim! Bana kulluğumu başkasını görme vehminin
körlüğünden uzak kıl. Hayırlılar arasından seçilmiş iki nebî
hakkında önceden verdiğin sözü bana ulaştır. Her tavır ve
ihtiyaç karşısında iradenle benim işime galip ol. Hareket ve
duruşta tevhid ve istiva ile bana yardım et. 
Habibim! Senden her hal ve durumda en hızlı vuslatı, en
göz kamaştırıcı cemali, en görkemli celali, en yüksek kemali
istiyorum. 
Ey O olan O! Ey O! Ey O’dan başka kimse olmayan!
Belirsiz gayb ve kutsal gayn ile senden istiyorum: 
“Geri dönüp giden geceye, aydınlanan sabaha andolsun.
Muhakkak o kerem sahibi nebinin sözüdür. Yüce arşın
yanında güçlü, orada itaat edilen ve güvenilirdir. Apaçık
arabçadır. Şüphesiz o alemlerin rabbi tarafından indirilmiştir.” 
İşi gizli ruhla sağlamlaştıran hüküm istiyorum senden.
Beyan sigasıyla ve sağlam bir üslupla istiyorum. 
Allah’ım! Hayatımın nesimi eliyle tahiyyatım ruhlarıyla
zatıma yüklemeni istiyorum bunları. Tertemiz salâvatların,
daimi selamların arasında isteklerin hasıl oluş vesilesi
kılmanı istiyorum. Sevenlere ulaşma aracı k
ıl. Her
mertebede Ona tabi olanlara, mensup bulunanlara selam
olsun. Apaçık Hak ilah! Bizi onlara has kimselerden kıl.
Amin. 
Salât ve selam Muhammed’in, ehlibeytinin ve bütün
ashabının üzerine olsun. İzzet sahibi Rab, senin Rabbin
onların yakıştırmalarından münezzehtir.
Gönderilmiş
Rasullere selam olsun. Alemlerin rabbi olan Allah’a
hamdolsun.   
Amin…
HİTİTLER

SİY ASAL TARİH
1. TARIHÖNCESİNDEN TARİHE

Toplumların Tarihöncesi çağları, henüz kendileriyle ilgili
dolaysız bilgi veren yazılı belgelerin bulunmadığı, başka bir
deyişle herhangi bir yazı sistemini dillerine uygulamaya
geçmedikleri zaman kesitleridir. Bu dönemlerde toplumların
yarattıkları uygarlıkların düzeyi ve yaşam biçimleriyle ilgili
bilgiler, günümüze gelebilmiş maddi belgeler'in arkeologlar
tarafından yapılan kazılarda ortaya çıkarılması sonucu elde
edilmektedir. Maddi belgelerden, günümüzde artık yaşama
yan insan topluluklarından kalan her türlü eşya ile, mimarlık
ve sanat eserleri anlaşılmaktadır. Bu suskun belgelerin
dışında, bir de o günkü toplumların fikir ürünleri
diyebileceğimiz yazılı belgeler bulunmaktadır ki, bunların
okunması ile elde edilen bilgilerin ışığı altında insanlığın
geçmişi hemen her yönüyle anlaşılabilir bir duruma gelir. Bu
aşamaya gelen toplumlar, tarihöncesi çağlardan tarihsel
çağlara geçmiş sayılırlar. Eğer, bir toplum henüz kendisiyle
ilgili dolaysız bilgi sağlayan belge yaratma aşamasına
gelmemiş, fakat çevresinde bulunan ve yazıyı kullanmasını
bilen başka toplumların belgeleri o toplumla ilgili bilgi
veriyorsa, söz konusu insan topluluğu protohistoril bir çağ
yaşıyor demektir. ·
Anadolu'da 'yaşayan toplumlar da tarih çağlarına geçmeden
önce, Ön Asya adını verdiğimiz ve yaklaşık olarak batıda Ege
Adaları'ndan başlayarak Anadolu, Suriye, Filistin, Mısır,
Mezopotamya ve !ran'ı içine alan coğrafi alanda yaşamış
yazıyı kullanmaya Anadolulu insanlardan çok önce başlamış
toplumların bıraktıkları yazılı belgeler yardımıyla böyle bir
protohistorik çağa ulaşmıştır.
Anadolu, Ön Asya'nın kapsamına giren yukarıdaki alanlar
içinde iki bakımdan önemli bir yere sahipti. Bu önemin birinci
nedeni Anadolu'nun coğrafi konumundan kaynaklanmaktay
18 -ı
dı; Ege dünyası ile Doğu dünyası arasında ilişkiyi sağlayan
Anadolu Yarımadası idi. Ancak, bu durumu nedeniyle
Anadolu'yu çoğu kez görüldüğü gibi, bir köprü olarak da
nitelemek doğru değildir, çünkü köprü daha çok bir geçiş
aracıdır; oysa Anadolu sadece bir yerden bir yere geçilen bir
toprak parçası değil, yerleşilen, yurt edinilen, yöresindeki
bütün kültürlerden etkilenen ve onları etkileyen, değerli bir
yaşam alanı idi. Anadolu'nun ikinci önemli yönü ekonomikti.
Anadolu, ilgili komşu toplumların yazılı belgelerinden
sağlanan ilk bilgilere bakılacak olursa ön Asya'nın,
özellikle Mezopotamya'mn, inşaat ahşabı, bakır ve gümüş
gereksinmesini karşılayan bir hammadde deposu durumun
daydı. Anadolu toplumları henüz büyük bir devıet haline
gelmemişken, Mezopotamya'da bir İmparatorluk kurmuş olan
Akad Kralı Sargon (IÖ 2340-2284), tarihsel içerikli
y~zıtlarında Amanus ve Toros Dağları'na, yani Anadolu'nun
guneydoğu sınırlarına değin geldiğinden söz etmektedir,
Kendinden sonra,_ fakat yine Akadlı Sargon'a atfen yazılan,
daha çok efsanevı karakter taşıyan ve literatüre Savaş Kralı
Efsanesi olarak geçmiş belgede ise, Sargon'un Anadolu
içlerine sefer düzenlediği anlatılmaktadır. Belgeye göre,
Anadolu'da bulunan ve Hitit dönemindeki Puruşhanda kenti
ile eşitliği kuşkusuz olan Burşahanda kenti tüccarlarından
bir kurul Dilnyanın kralı olarak niteledikleri Sargon'a
başvurarak, ondan kendilerini korumasını, rica ederler;
çilnkil onlar asker değildirler. Sargon'un gideceği ülke çeşitli
ağaçlarla dolu, ormanlık, zengin bir ülkedir; ama,
Burşahanda'ya değin yol uzun ve zahmetli bir yolculuk
gerektirecektir. Sargon'un bu sefere girişip, girişmediğini bu
belgeden öğrenemiyoruz. Fakat, eğer Puruşhanda kenti,
araştırıcıların Hitit metinlerinden çıkardıkları sonuca göre
gerçekten

SİYASAL TARİH

1. TARIHÖNCESİNDEN TARİHE


Toplumların Tarihöncesi çağları, henüz kendileriyle ilgili
dolaysız bilgi veren yazılı belgelerin bulunmadığı, başka bir
deyişle herhangi bir yazı sistemini dillerine uygulamaya
geçmedikleri zaman kesitleridir. Bu dönemlerde toplumların
yarattıkları uygarlıkların düzeyi ve yaşam biçimleriyle ilgili
bilgiler, günümüze gelebilmiş maddi belgeler'in arkeologlar
tarafından yapılan kazılarda ortaya çıkarılması sonucu elde
edilmektedir. Maddi belgelerden, günümüzde artık yaşama
yan insan topluluklarından kalan her türlü eşya ile, mimarlık
ve sanat eserleri anlaşılmaktadır. Bu suskun belgelerin
dışında, bir de o günkü toplumların fikir ürünleri
diyebileceğimiz yazılı belgeler bulunmaktadır ki, bunların
okunması ile elde edilen bilgilerin ışığı altında insanlığın
geçmişi hemen her yönüyle anlaşılabilir bir duruma gelir. Bu
aşamaya gelen toplumlar, tarihöncesi çağlardan tarihsel
çağlara geçmiş sayılırlar. Eğer, bir toplum henüz kendisiyle
ilgili dolaysız bilgi sağlayan belge yaratma aşamasına
gelmemiş, fakat çevresinde bulunan ve yazıyı kullanmasını
bilen başka toplumların belgeleri o toplumla ilgili bilgi
veriyorsa, söz konusu insan topluluğu protohistoril bir çağ
yaşıyor demektir. ·
Anadolu'da 'yaşayan toplumlar da tarih çağlarına geçmeden
önce, Ön Asya adını verdiğimiz ve yaklaşık olarak batıda Ege
Adaları'ndan başlayarak Anadolu, Suriye, Filistin, Mısır,
Mezopotamya ve !ran'ı içine alan coğrafi alanda yaşamış
yazıyı kullanmaya Anadolulu insanlardan çok önce başlamış
toplumların bıraktıkları yazılı belgeler yardımıyla böyle bir
protohistorik çağa ulaşmıştır.
Anadolu, Ön Asya'nın kapsamına giren yukarıdaki alanlar
içinde iki bakımdan önemli bir yere sahipti. Bu önemin birinci
nedeni Anadolu'nun coğrafi konumundan kaynaklanmaktay
18 -ı
dı; Ege dünyası ile Doğu dünyası arasında ilişkiyi sağlayan
Anadolu Yarımadası idi. Ancak, bu durumu nedeniyle
Anadolu'yu çoğu kez görüldüğü gibi, bir köprü olarak da
nitelemek doğru değildir, çünkü köprü daha çok bir geçiş
aracıdır; oysa Anadolu sadece bir yerden bir yere geçilen bir
toprak parçası değil, yerleşilen, yurt edinilen, yöresindeki
bütün kültürlerden etkilenen ve onları etkileyen, değerli bir
yaşam alanı idi. Anadolu'nun ikinci önemli yönü ekonomikti.
Anadolu, ilgili komşu toplumların yazılı belgelerinden
sağlanan ilk bilgilere bakılacak olursa ön Asya'nın,
özellikle Mezopotamya'mn, inşaat ahşabı, bakır ve gümüş
gereksinmesini karşılayan bir hammadde deposu durumun
daydı. Anadolu toplumları henüz büyük bir devıet haline
gelmemişken, Mezopotamya'da bir İmparatorluk kurmuş olan
Akad Kralı Sargon (IÖ 2340-2284), tarihsel içerikli
y~zıtlarında Amanus ve Toros Dağları'na, yani Anadolu'nun
guneydoğu sınırlarına değin geldiğinden söz etmektedir,
Kendinden sonra,_ fakat yine Akadlı Sargon'a atfen yazılan,
daha çok efsanevı karakter taşıyan ve literatüre Savaş Kralı
Efsanesi olarak geçmiş belgede ise, Sargon'un Anadolu
içlerine sefer düzenlediği anlatılmaktadır. Belgeye göre,
Anadolu'da bulunan ve Hitit dönemindeki Puruşhanda kenti
ile eşitliği kuşkusuz olan Burşahanda kenti tüccarlarından
bir kurul Dilnyanın kralı olarak niteledikleri Sargon'a
başvurarak, ondan kendilerini korumasını, rica ederler;
çilnkil onlar asker değildirler. Sargon'un gideceği ülke çeşitli
ağaçlarla dolu, ormanlık, zengin bir ülkedir; ama,
Burşahanda'ya değin yol uzun ve zahmetli bir yolculuk
gerektirecektir. Sargon'un bu sefere girişip, girişmediğini bu
belgeden öğrenemiyoruz. Fakat, eğer Puruşhanda kenti,
araştırıcıların Hitit metinlerinden çıkardıkları sonuca göre
gerçekten

bulunulmuşsa
da,
bunlar
başarısız
kalmıştır.
1893-94 yıllarında E. Chantre bu tabletlerin Kültepe'de
bulunabileceğini düşünmüş, ~cak bu düşünce bir türlü
doğrulanamamış ve 1925'e değin her yıl daha çok sayıda
tablet
eski eser pazarlarına sunulmuştur. Sonunda Çek
bilgini B.Hrozny, Kültepe'de kazılar yapmaya başladığında,
tabletlerin höyükten değil de, çok yakinındaki bir tarladan
çıkarıldığını köylülerden öğrenebilmiş ve gerçekten de orada
başlattığı kazıda 1000 kadar tablet ele geçirmiştir. Daha
sonra Hrozny bu ~azıları sürdürememiş ve araya giren 2.
Dünya Savaşı nedeniyle araştırmalara ara verme zorunlulu
ğu doğmuştur.
Gerek Kültepe Höyüğü'nde, gerek Asurlu tüccarların
oturmuş olduğu anlaşılan ve tabletlerin bulunduğu yerleşme
de, 1948 yılından beri Türk Tarih Kurumu adına Prof. Dr.
Tahsin Özgüç tarafından sistemli kazılar yapılmaktadır. Bu
kazılar sonucunda, bir Asurlu tüccarlar kolonisi olarak
niteleyebileceğimiz yerleşmenin 4 tabakası olduğu saptanmış
br. Bunlardan IV. ve III. tabakalar en eski yerleşmeler olup,
yazılı belgeden yolrnuııdur. il ve 1b tabakalarında bulunan
tabletlerin sayısı ise onbine varmaktadır._
2. ASUR TİCARET KOL-ONİLERİ
Mezopotamya'da kurulmuş devletlerin tarihleri, ilk kuruluş
evreleri dış,a- tutulacak olursa, Anadolu'nuıı tarihine göre
daha iyi bilinir. Bunun nedeni, Mezopotamya'da yapılmış ve
bugün de sürmekte olan yoğun arkeolojik araşbrmalarda ele
geçen yazılı belge sayıslDlll fazlalığı kadar, bu yazılı belgeler
arasında bulunan kral listelerinin varlığıdır. Kral listeleri,
habrlanabilen
ilk krallardan,
belgenin yazıldığı ana kadar
başa geçmiş bütün kralları tahtta kalış süreleri ile birlikte
sıralar. Aradan geçen zamanla ilk kralların tümü akılda
tutulamamış olduğundan, adları bilinen krallara çok uzun
egemenlik süreleri verilmiş; böylece daha iyi hatırlanan
krallarla
ilk . başa geçenlar
arasında oluşan boşluk
kapatılmaya çalışılmıştır. Bundan dolayı, başlangıç evreleri
için bu listeler fazla güvenilir tarih kaynakları değilse de,
daha sonraki tarihsel gelişimin öğrenilmesinde yararları
büyüktür. Yukardaki açıklamadan da anlaşılacağı gibi, kral
listeleri sadece hangi kralın hangisinden sonra geldiğini, kaç
yıl başta kaldığını gösteren ve devletlerin göreli (nisbi)
kronolojisini belirleyen kaynaklardır. Örneğin, Kral A, 10 yıl
hükümdarlık etmiş, sonra başa geçen Kral B, 25 yıl tahtta
kalmıştır. Listede üçüncü kral olarak görünen Kral C ile
Kı:a~ A arasında 35 yıllık bir süre olduğu hesaplanabilmekte
akıp
dir, ancak bu 35 yıllık za_man dilimi, dünyanın yaratılışından
bugüne
giden
ve
çeşitli
takvim
sistemleri
ile
_kavrayabildiğimiz zaman içinde nereye oturtulmalıdır?
Örneğin 1800-1835 arasına mı ya da 1210-1245 arasına mı?
İşte kral listeleri bu sorulara yanıt vermez, ama dolaylı
olarak bunların yanıtlanmasına da yardım eder. Göreli
kronolojiyi, kesin kronoloji haline sokmak için, yukarıdaki -örnekte"Verdiğinıiz zaman dilimi içinde bir değişmez nokta
bulmak gerekmektedir. Bu kesin noktayı da bize Mısır ve
Mezopotamya kaynaklı olan astronomi çalışmaları ve
gökyüzü cisimlerinin hareketlerine, ay ve güneş tutulmaları
na ait gözlemlerin kaydedilmiş olduğu belgeler sağlar. Bu gibi
olaylar bazen çok uzun aralıklarla da olsa: periyodik olarak
tekrarlanmakta
ve bu periyodların süresi biliniyorsa, aynı
durumun ne. zamanlar görülmüş olabileceği geriye doğru
hesapl_an~~ktadır. Sözgelimi eğer Kral B döneminin 3. yılında
tam bır guneş tutulması olduğu belgelenmişse, bu kralın
yaşamış olduğu sanılan zaman kesiti içine rastlayan güneş
tutulması hesaplanır ve diyelim ki. 10 1337 yılı bulunur.

Bundan sonrası arlık kolaydır; elde edilen bu değişmez
noktadan hareketle, yalnız Kral B'nin değil, listede adı geçen
bütün kralların tarihleri saptanabilir, dolayısıyla bir devletin
kronolojisi anahatları ile ortaya çıkar.
Kültepe yanındaki Asurlu tüccarlara ait yerleşme yerinde
saptanan II. tabakada bulunan tabletlerde geçen İrişum,
Sargan ve Puzuraşşur gibi Asur kral adları ve her yıl atanan
ve yıllara adlarını veren yıl memurlan'n~n adları yardımıyla
bu tabaka İÖ 19.yüzyıla, Ib tabakası ıse, tö 18. yüzyıla
tarihlenebilmektedir.
Buradaki tabletlerden anlaşıldığına göre , yönetim merkezi
Mezopotamya'daki Asur (bugün ~.alat Şergat) kenti olan
Asur Devleti vatandaşlan-· olan tuccarlar, İÖ 19. ve 18.
yüzyıllarda Kültepe'de. ol?uğu gibi, An~~o}u'~un d~ğiş~k
yerlerinde ticaret kolonılerı kurmuşlar ve ıyı orgutlenmış bır
pazar ağı geliştirmişlerdi. Bu ağ, iki tür ticaret merkezinden
oluşmaktaydı. Bunlardan biri, Anadolu'da o zaman varlığı
yine tabletlerden
anlaşılan, henüz merkezi bir devlet
otoritesine bağlı olmayan kent beylikleri yakınında kurulmuş
·olan, Asurlu tüccarların belirli bir serbesti içinde yaşayıp
mesleklerini icra ettikleri, adına karıun denilen ve Asurca
liman ve nhbm anlamına gelen yerleşmeler, büyük
yerleşmelerdi. Diğer bir yerleşme ise Asurca ubrıun/
wabruın sözcüğünden türetilmiş olan wabartuın'lar [anlamı
misafir) bulunmaktaydı ki, bunlar herhalde ana merkezler
arasında tüccarların konakladıkları, belki mallarını geçici
olarak depoladıkları, bir çeşit kervansaraylardı.
Ticaret kolonisi terimi . Asur'un Anadolu içine uzanan siyasal
egemenliği olarak anlaşıımamaııctır. Hunlar, hem Asurlu
tiiccarlara,
hem de koruması altına girdikleri kent beylerine
karşılıklı çıkarlar sağlayan bir ticaret sistemin parçalarıydı.
Dikkat edilmesi gereken ikinci bir nolctA nA. bu kolonilerin
uluslararası bir karakter göstermesidir. Ele geçen belgeler
deki tüccar adları incelendiğinde, burada yalnız Asurlular'ın
yerli
Anadolu halkına ait kişilerin de ticaret
değil,
şirketlerine sahip oldukları ortaya çıkmaktadır. Bunların
yanında Kuzey Suriye ve Kuzey Mezopotamya kökenli kişiler
de ticaret yapmaktaydı. Bu nedenle, çoğunluğu Asurla sıkı
ilişkili tüccarlardan
oluşan bir topluluğu barındırmasına
karşın bu yerleşmelerin, yabancı devletlerin ve hükümdarla
rın egemenliğinde olmadığını vurgulamak gerekmektedir.
Sözünü ettiğimiz ticaret ağı, Kültepe karum'unun II. katı ile
çağdaş belgelerde 10, Ib ile çağdaş belgelerde ise 4 adet
olarak görülmektedir. Wabartum'lar ise, II. tabakaya ait
belgelerde yine 10, Ib'de bulunmuş belgelerde ise 2 adet
olarak belirmektedir. Bütün bu örgütlenme içinde, sistemli
bir biçimde kazıldığı için en iyi tanınanı ve en çok yazılı belge
,ereni,
eski adının Kaneş olduğu anlaşılan Kültepe'deki
karum'dur. Tablet veren diğer 2 karum, sonradan Hititler'in
başkentini oluşturacak olan Boğazköy'deki karuın Hattuş,
diğeri ise, eski adını kesinlikle bilmediğimiz Alişar'daki
tüccar yerleşmesidir. Bu iki karum'da da Kaneş karum'una -oranla çok daha az sayıda tablet bulunmuştur.
Asur ile Anadolu arasındaki ticaretin temelini, Asur'dan
Anadolu'ya kalay ve dokuma ürünleri dışalımı, karşılığında
da Anadolu'dan genellikle gümüş, bazen de altın dışsatırnı
oluşturmaktaydı. Anadolu'dan
Asur'a
bakır· dışsatımı
yapıldığı bilinmekteyse de, bakır ticaretinin Kaneş karum'un
dan değil de bakır madenleri yakınında kurulmuş başka bir
karurn'dan yapıldığı anlaşılmaktadır; Kaneş karum'unda ele
geçen belgelerde bakır yollanması ile ilgili bir şey yoktur.
Büyük bir olasılıkla bakır ticaretini elinde tutan ve Fırat
yakınındaki Ergani bakır madenleri ile ilişkili olan bir karum
bulunmaktaydı. Asurlu tüccarların Anadolu'ya getirdikleri
21
rnıayın da Mezopotamya'dan değil, Iran'da bulunan kalay
kaynaklarından alındığı sanılmaktadır. Asur'dan getirilen
tekstil ürünlerinin ise, Asur'a başka bölgelerden dışalıını
yapılan yünün dokunması ile oluşturulduğunu ve dokumacılık
işinde, genellikle kocaları Kaneş karumu'nda
ticaretle
uğraşan kadınların çalıştığını öğreniyoruz. Bu arada bazı
tekstil ürünlerinin
Asur aracılığıyla güneydeki Babil'den
alındığını, işlenmiş eşya olarak bazı tunç malzemenin Asur'a
dışsatımının yapıldığını yazılı belgelerden
anlamaktayız.
Mezopotamya ile İndus Bölgesi'nin de ticaret ilişkileri
olduğuna dair ipuçlarına sahip olmaınıza karşılık, buradan
alınan eşyanın Asurlu tüccarlar aracılığı ile Anadolu'ya
gönderilip gönderilmediğini kesinlikle bilmiyoruz.
Ticaret kervanlarında eşekler kullanılmaktaydı. Her tüccarın
ya da firmanın Asur'dan birkaç eşeklik kervanlarla yola
çıktığı, fakat bunların birleşerek konvoylar oluşturduğu
anlaşılmaktadır. Yollarda bazı tehlikeli durumlarla karşıla
şıldığı kesindir. Tabletlerde tepenin Usttınde pusuya yatmış
kara bir köpek, dağınık kervanları bekliyor; gözleri iyi
insanları kolluyor biçiminde, haydutları anlatan ya~ı-ede?i
türde anlatımlara rastlanır. Buna karşın, bu tehlikelerın
Ortaçağ'da Akdeniz ticaretini olumsuz yönde etkileyen
korsanların yarattığından daha az olduğu da söylenebilir.
Kervanı korumakla yükümlü olan kişiye yapılan ödemelerden
bazı belgelerde söz edilmekle beraber, büyük güvenlik
güçlerinin gerekli olduğunu gösteren bir kayıt yoktur.
Anadolu ile yapılan ticaretin Asurlu tüccarlara
büyük
kazançlar sağladığı, özellikle tunç alaşımında kullanılan
kalayın Anadolu'ya
getirilmesinin
°/o
getirdiği, eldeki yazılı belgelerden öğrenilmektedir. Alıcının
lOO'ü aşan kar
borçlanması durumunda O/o 30 oranında faiz elde edilmektey
di. Kolonilerin bulundu~ kentlerdeki verel Anadolu kralları

dışalımı yapılan mallar üzerinden
dokumalardan 1/20, kalaydan 2/65 oranında vergi almak
taydılar. Ayrıca, kervan yollarının geçtiği bölgelerdeki başka
beylere malın °/o 10'u oranında yol vergisi ödemekteydiler.
Kaneş gibi, karum'ların yakınında kurulu kentlerin kralları,
meteorik demir ve değerli taşları doğrudan kendileri satma
hakkına da sahiptiler. Bu nedenle, bazı malları yerel krallara
haber vermeden kaçak olarak onların bölgelerine sokan ve
vergiden kurtulma yollarına başvuran tüccarlar
da yok
değildi. Bir belgede ... kaçak mallar yakalandı; saray
Puşu-ken adlı tüccarı hapse atb. Gardiyanlar çok uyanık.
Bütlln ülkelere kaçakçılık bildirildi ve nöbetçiler kondu.
Dikkat! Kaçakçılık yapmayın! biçiminde tüccarları uyaran
bir
metin dikkati çekmektedir. Yerel kralların Asurlu
tüccarları koruma yükümlülüğünden başka, soygunlar
nedeniyle oluşan kayıplarını garanti etme yönünde de
görevleri vardı. Tüccarlar ise, siyasal ve adli bakımdan Asur
yönetimine bağlıydılar.
Asurlu tüccarların yerleşmelerinde yaratmış oldukları maddi
kültür,
Anadolulu bir karaktere sahiptir. Avluları tam
merkezde olmayan, tek ya da iki katlı dikdörtgen ev~eri,
çanak-çömlek, madeni araçları ve pişmiştoprak heykelcikleri
Anadolu'nun kültür çerçevesine çok uygundur. Geometrik
motiflerle bezenmiş aslan, boğa ve diğer hayvan ya da
ayakkabı biçiminde yapılrrnş kaplar, bu yerleşmenin kendine
özgü ürünleridir.
Tabletler üzerinde görülen mühürler de
üslup bakımından aynı dönemdeki Mezopotamya örneklerin
den farklıdır.
Anlaşıldığına göre, Asurlu tüccarların oluşturdukları kültür,
maddi belgelerde kendini belli etmemekte, Anadolu'ya
yabancı kişilerin buralarda yaşadığı, sadece yazılı belgeler
den öğrenilmektedir. Bu tüccarların Anadolu kültürüne

etkileri de fazla olmamıştır. İlişkileri, daha çok korunması
altında bulundukları saraylarla olmuş, doğal olarak .kültürel
bakımdan daha tutucu olan yerel halk, Asurlular'ın ne
clilinden, ne de toplumsal ve dinsel görüşlerinden fazla
etkilenmemiştir. tleride sözünü edeceğimiz bir mektubun
gösterdiği gibi, bu kolonistlerin zamanında yerel Anadolu
krallarının keneli aralarındaki yazışmalarında bile kullanmış
oldukları Eski Asur dili, Asur yerleşmelerinin ortadan
kalkışından sonra tamamen silinip kaybolmuştur.
Asur Ticaret Kolonileri'nin hangi nedenlerle sona ercliğini
kesinlikle bilemiyoruz. Ancak.kazılardan elde edilen verilere
ülkeme saldırdı, 12 kentimi yıkıp, sığır ve koyunları
yağmaladı. Bu belge, koloni çağı Anadolu'sunda
küçük
bölgeleri egemenliği altında tutan ve sahip oldukları askeri
güç nedeniyle başka kralları da kendilerine bağımlı kılan
yerel
kralların varlığını açıkça ortaya
koymaktadır.
Genişleme siyasetlerinin birbirine ters düşmesi nedeniyle,
bunlar arasında zaman zaman sert mücadeleler olmakla
beraber, zaman zaman da anlaşmalarla çıkarlarını daha iyi
göre, bunlar büyük bir yıkım sonunda yok olmuşlardır,
Karum II ve Ib tabakaları arasındaki yangın bunun kanıtıdır.
Ib
katında, ticaret
ilişkilerinin
az
da
olsa
yeniden
canlandığını, fakat eski canlılığına kavuşmadan, Asur ile
olan btığların tümüyle kesilcliğini görmekteyiz.
3. HİTİTLER 'İN ORTAYA ÇIKIŞI
Asur Ticaret Kolonileri sırasında Anadolu'nun gevşek bir
siyasi dokuya sahip olduğundan. yani o dönemde henüz güçlü
bir merkezi otoritenin varolmadığından yukarda söz etmiştik.
Kültepe'de ele geçen ve Mama Kralı Anum-Hirbi'den, Kaneş
Kralı Warşama'ya yazılmış bir mektup, Anadolu'nun siyasal
durumu ile ilgili çok ayrıntılı bilgi vermekteclir. Bu belgede
Anum-Hirbi, Kaneş kralına şöyle demekteclir: Sen bana şöyle
yazmışsın: Taişamalı benim kölemdir, ben onu saldnleştiri
rim. Fakat sen kölen Sibuhalı'yı yatışbrabillyor musun?
Taişamalı senin köpeğin ise, o nasıl oluyor da diğer
bil.lctlmdarlara karşı bağımsız gibi davranabiliyor? Benim
köpeğim Sibuhalı diğer bil.lctlmdarlara karşı istediği gibi
davranıyor mu? Taşimalı aramızda nerdeyse üçüncü lcral mı
olacak? Benim düşmanım beni yendiğinde, Taişamalı benim
koruyacak ·ittifaklar oluşturulmaktaydı. Bu mektubun başka
bir yerinde, gerçekten de Warşama'nın babası Kaneş kralı
İnar döneminde, iki yerel devlet arasında bir anlaşma
imzalandığı ve aralarında elçiler aracılığı ile diplomatik
ilişkiler kurulmuş olduğu yazılıdır.
Mektupta kullanılan clil, Asurlu tüccarların da belgelerinde
kullanmış oldukları Asurca'nın Eski lehçesiclir. Bu nokta
Anadolu için çok önemliclir ve Asurca'nın siyasal yazışma clili
olarak yerel hükümdarlar arasında da geçerli olduğunu
kanıtlamaktadır. Fakat sonradan bu clil Anadolu'dan silinmiş
ve yerini ilerde göreceğimiz gibi, Hint-Avrupa dil ailesinin bir
üyesi olan Hititçe almıştır.
Asur Ticaret Kolonileri'nde bulunmuş yazılı belgelerde,
aslında Asurca olmayan birçok teknik terim geçer. Bu
clil ailesine
terimler, köken bakımından dilbilimciler tarafından Hint-Av
rupa
bağlanmaktadır. Bu özel sözcüklerin
yanında, belgelerde bulunan kişi adlarından birçoğu da,
yine etimolojik açıdan Hint-Avrupa kökenli olarak analiz
edilebilmekte ve Hititler'in İÖ 19. yüzyılda Anadolu'da
varolduklarının kanıtı sayılmaktadır. Daha ilerideki bölüm
lerde göreceğimiz gibi, kendilerini Kültepe'de krallık yapmış
kişilerin soyuna bağlayan Hititler'in öncülleri, Asur Ticaret
Kolonileri çağında Anadolu'ya çoktan girmiş. dil ve
varlıklarını duyurmağa başlamış ve hatta yerel devletlerin
21

yönetiminde etkin bir rol oynamağa başlamışlardı. Hint-Av
rupa soyundan olan Hititler'in, Anadolu'nun yerli halkı
olmadıkları bilinmekte, ancak göç tarihleri ve Anadolu'ya
giriş yolları henüz kesinlikle saptanamamaktadır. Hititler'in
ya da daha genel bir terimle Hint-Avrupalı toplulukların
Anadolu'ya,
Trakya
ve
Kafkaslar yoluyla Derbent Kapıları'ndan, hatta Balkanlar'ın
Karadeniz'e olan kıyılarından deniz yoluyla Orta Karadeniz'e
geldikleri yönünde varsayımlar bugün tartışma konusu
olmaktadır. Arkeolojik veriler, bunlardan hangisinin daha
doğru olduğunu kanıtlayacak sağlam ipuçlarını henüz ortaya
koyamamıştır.
Bilim dünyasının Hititler ile ilk karşılaşması 1887 yılına
rastlar.
Orta Mısır'daki Tell el-Amarna'da yapılan kaçak
kazılarda, büyük bir tablet arşivine ait ilk belgeler bu tarihte
eski eser pazarlarına sürülmüştü. Bu belgeler, İÔ. 14.
yüzyılda Mısır firavunları olan 3. Amenofis, 4. Amenofis ve
Tutenkamon'un, Ön Asya'daki başka devletlerin kralları ile
olan diplomatik yazışmalarını içermekteydi. Çiviyazısı ve
Babil lehçesi ile yazılmış olan bu tabletlerin birinde, Hitit
Kralı Şuppiluliuma, firavun'a kardeşim diye hitab ediyor,
kendisini
onunla
eşdeğer bir hükümdar olarak kabul
ediyordu. Bazı belgelerde ise, Hititler'in Suriye üzerinde
siyasal bir baskı öğesi oldukları ve buraya girdikleri
kaydediliyordu. Mısır'ın Yeni İmparatorluk dönemine ait
başka mektuplarda
ise,
Mısır-Hitit çatışmalarından söz
edilmekteydi. Bütün bunlar, Martin Luther'in İncil çevirisin
de, İbranca Hittim'in karşılığı olarak kullanılan Hititler ya da
Het oğullarının, tö 2. bin yılda büyük bir siyasal güç olarak
bütün Ön Asya'ya kendilerini kabul ettirdiklerinin kanıtıydı.
Burada hemen şu noktayı belirtmemiz gerekir ki, İncil'de, İÔ
1. bin yılda Filistin'de yaşamış oldukları söylenen Hititler ile,
IO 2. bin yılda Anadolu'da bir devlet kurmuş Hititler aynı
kişiler değillerdi; ancak, daha ileride göreceğimiz gibi,
bunlar da dil ve köken bakımından asıl Hititler'in akrabası,
Boğazlar üzerinden;
Doğu'da
onların bir bakıma devamı idiler. El-Amarna belgeleri
arasında 2 mektup daha vardı ki, bunlar o güne kadar
bilinmeyen bir dille, fakat yine de çiviyazısı ile yazılmışlardı.
Bu belgeleri 1902 yılında inceleyen Norveçli bilim adamı J.A.
Knudtzon, bu mektupların dilinin bir Hint-Avrupa dili
olduğunu dünyaya duyurdu. Ne var ki, Knudtzon'un bu
buluşu, diğer bilim adamları arasında kuşku ile karşılandı ve
hemen hemen hiç yandaş bulamadı. Aradan 4 yıl geçtikten
sonra,
1834 yılında Ch. Texier tarafından bulunan,
Ankara'nın 150 km. kadar doğusundaki Boğazköy'de H.
Winckler
tarafından 1906 yılında başlatılan kazılarda.
yukarıda sözünü ettiğimiz El-Amarna'da
bulunmuş ve
Arzawa kralına gönderildiği anlaşıldığı için, adına Arzawa
mektuplan denen bu 2 belgenin yazıldığı dilde kaleme alınmış
olan başka-tabletler de ele geçirilmeğe başlandı. Winckler
kazılarını 1913 yılına kadar sürdürdükten
sonra ölünce,
Alman Şarkiyat Cemiyeti, aslen bir Çek bilgini olan B.
Hrozny'yi İstanbul'a göndererek, Boğazköy'den çıkan bu
tabletleri incelemesini istedi. Bu sırada patlayan ı. Dünya
Savaşı nedeni ile Hrozny, İstanbul Arkeoloji Müzesi'ndeki
çalışmalarını kısa kesmek zorunda kaldıysa da, araştırmala
rını olumlu bir yönde geliştirmeyi başararak, 24 Kasım 1915
tarihinde,
Berlin
Ön Asya Cemiyeti'nde verdiği Hitit
sorununun çözümü konulu bir konferansta bu belgelerdeki
dilin gerçekten bir Hint-Avrupa dili olduğu tezini tekrar
ortaya attı. Aynı yılın içinde yayınlanan bir kitapta Hrozny,
Eski Yuna~ca, Latince ve Eski Hintçe ile yaptığı karşılaştır
malarla, bırçok Hititçe sözcüğün anlamını saptamayı ve Hitit
dilinin ilk gramer kurallarını ortaya koymayı başardı.

Böylece, bugün Hititoloji olarak tanınan bilim dalının doğuşu
gerçekleşmiş oluyordu.
4. BOĞAZKÖY ARŞİVİNİN ÖĞRIITTİKLERİ
Hititçe'nin çözülmeğe başlanması ile, Boğazköy'de bulunmuş
binlerce tabletin okunması ve anlaşılması yolu açılmış oldu.
İlk dikkati çeken nokta, konuları bakımından bu tabletlerin
çeşitliliği oldu. Arşiv denince ilk akla gelen, devlet yönetimi
ile
ilgili belgelerin
saklandığı bir yer olmasına karşın,
Boğazköy arşivinde tarih, edebiyat, mitoloji, din; sihir ve
büyü , hukuk gibi hemen bütün yazın ~ürl~rini kaps~y~~
tabletler bulunması, bu arşivin daha çok bır kitaplık nıteliğını
taşıdığını göstermektedir.
Şaşırtıcı olan bir diğer nokta da, bu kitaplıkta ele geçen
belgelerin Hititçe'nin yanında, o zamana kadar bilinm~~en,
daha birçok eski dilin varlığını ortaya çıkarması oldu. Hititçe
ile
aynı zamanda ve aynı coğrafi alanda kullanılmış
olduklarından, komşu diller olarak adlandırılan bu dillerin
içinde en fazla belge bırakanı, doğal olarak Hititçedir.
Hititler'in
kendileri tarafından Neşa kentinin dili olarak
nitelenen Hititçe, Anadolu'da İÔ 2. binyılda konuşulmuş olan
tek Hint-Avrupa kökenli dil değildi.
Güneybatı Anadolu'ya lokalize edilen Luwiya ülkesinin dili
olan Luwi dili, yine Hint-Avrupa dil ailesinin bir üyesi idi.
Anlaşıldığına göre bu dil, bazı lehçe ayrıcalıkları da
göstermekteydi. Bu dilin yayılma alanı da oldukça genişti ve
Çukurova Bölgesi'ne değin bütün Akdeniz kıyı kesimini
kapsamaktaydı. Hitit dünyasında kullanılan ikinci bir yazı
sistemi olan hiyeroglif yazısının da Luwiler tarafından icad
edildiği sanılmaktadır. Mısır'daki gibi bir resimyazısı olan,
Hitit ya da daha doğru bir terimle Luwi hiyeroglifleri, özollik
le büyük boyutlu kaya yazıtlarında ve mühürler üzerinde
çöküşünden sonra
güneydoğu Anadolu ve Kuzey Suriye'de varlıklarını sürdilren
ve adına G_eç Hitit Devletleri dediğimiz yerel krallıklar
zamanında ısa, yaygın olarak stel denilen dikili taşlar ve
mimarlık eserlerindr
uygulama alanı bulmuştur. Iô 700
yıllarına değin süren bu zaman dilimi içinde yaşayan
toplumlar, İncil'de sözü edilen Het oğullarıdır.
Luwice ve dolayısıyla Hititçe ile akraba bir başka
Hint-Avrupa dili, Anadolu'nun kuzeybatısında bulunan Pala
~~sinin
diliydi. ~u dilde yazılmış belge sayısı az olmakla
bırlikte, her 3 dil arasındaki yakınlık kuşku götürmez bir
biçimde kanıtlanabilmektedir.
Bunlarla hiçbir dilbilimsel akrabalığı bulunmayan fakat
özellikle din ve sanat açısından Hititler'i çok etkilemiş bir
toplum ~lan Hurriler tarafından konuşulduğu için, Boğazköy
belge_ler!~d_e de s~a
rastlanan bir başka dil de Hur ya da
Hurrı dılid~ ~e Hi_nt-Avrupa dillerine göre çok değişik bir
yapıya sahıptır. Hint-Avrupa dillerinin Almanca, İngilizce,
Farsça ve başkaları gibi günümüzde de yaşayan üyeleri
olmaşına karşılık, Hur dilinin yaşayan bir akrabası kesinlikle
~aptanamamıştır; ~a.<;lece ke,ndisinden sonra, lô ı. bin yılın
ilk yarısında Van Golu merkez olmak üzere yayılmış bir devlet
olan Urartular'ın konuştukları ve yine çiviyazısı ile yazdıkları
Urartuc~ il? akraba~
bağları açıkça görülebilmektedir.
Gerek sozclik haznesındeki benzerlikler, gerekse dilbilgisi
kurallarındaki uyum. her iki dilin ayııı kökenden türediğini,
zaman ve alan ayrılıkları yüzünden zaman değişikliklere
uğradığını kanıtlamaktadır. Yapı bakımından bu dile en çok
benzeyen modern diller, bazı Kafkas dilleridir. Boğazköy
belgelerinde, özefil!<le dinsel bayramların anlatıldığı metinler
de, ver ver Hurrıce yazılmış bölümlere rastlanmaktadır.
25 HİTİTLER
Anlaşıldığına göre, Kuzey Mezopotamya ve Suriye'de
yerleşmiş Hurlar, Mezopotamya kültür ve sanat etkinliğinin
Anadolu toplumuna aktarılmasında aracı rolü oynamışlardır.
Hitit ülkesinin adı Hatti'dir. Bu ad Hint-Avrupalı Hititler'in
göçünden önce de vardı. Hititler, ülkeleri için aynı adı
kullanmışlar, fakat dillerine az önce değindiğimiz gibi, Neşa
kentinin dili adını vermişlerdi. Onların gelişinden önce
burada yaşayan dil, Hatti dili idi. Aslında Hititçe teriminin bu
sonradan
dil için kullanılması daha doğru olurdu. Fakat ülkenin adı ile
Hititler'in konuştukları dil,ilk araştırmalarda aynı tutulmuş
ve
Hititler'in
kendi dillerine başka bir ad
verdikleri anlaşıldıktan sonra da bu yanlışlık, karışıklığa
neden olmamak için düzeltilmemiştir. Hitit metinlerinde de bu
dilde yazılmış bölümler bulunmaktadır. Hititler'in Anadolu'
ya ilk göç ettikleri zamanda henüz canlılığını koruyan bu
dilin, !O 2. bin yıl içinde zamanla kaybolduğu anlaşılmakta
dır. Ön Asya 'nın diğer dilleri ile Hattice'nin akrabalığını
gösterebilecek bir kanıt, biraz da bu dildeki belge sayısının
azlığı nedeniyle, henüz bulunamamıştır.
Bunlardan ayrı olarak, adının Hattuşa olduğu belgelerden
anlaşılan Boğazköy arşivlerinde, zamanın diplomasi dili olan
Akadça (Asur-Babil dili) ile yazılmış tabletler de vardır.
Ancak, bu dildeki tabletler yalnız siyasal içerikli olan bazı
yazışma ve devletlerarası antlaşmalardan ibaret değildir;
ilk Hitit büyük kralının siyasal bir vasiyetname niteliği
taşıyan metni ile yine onw1 yaptıklarınıanlattığı belge çift-dilli
olarak kaleme alındığı gibi, bazı kehanet ve fal tabletleri ile
dinsel içeriğe sahip birkaç metin de Akadçadır. Diğer yön
den, Hitit yazı dilinde Akadça ve Sumerce sözcükler de yer
almaktadır. Anadolu'nun Hititler dönemindeki dilleri ile ilgili
bilgi sahibi olabilmemizin nedeni, Hititler'in kendi kültürleri
ni dış etkenlere karşı kapalı tutmamış ve beraber yaşadıkları
toplumlardan pek çok kültür öğcsi alınış olmalarıdır. Bütün
bu öğeler bir Hatti uygarlığı içinde birleşmiş, yeni bir kültür
oluşumuna yol açmıştır. Bu, herhalde sadece Hititler'in
büyiik bir hoşgörüye sahip olmaları ile açıklanacak bir şey
değildir. Hititler'in göçebe bir topluluk olarak Anadolu'ya
girdikleri zaman, orada kendilerininkinden
çok üstün bir
uygarlık düzeyi ile karşılaşmış oldukları kesindir. Etkilendik
leri
pek çok maddi kültür öğesini kullanmaya zorunlu
kalmışlar , topluma, Kültepe'deki Kaniş karum'u belgelerinin
gösterdiği biçimde her düzeyde sızmışlar, sözünü ettiğimiz
gevşek siyasal dokudan yararlanarak
yerel
krallıkların
yönetiminde söz sahibi olmaya dahi başlamışlardı. Sonuçta
bütün Anadolu'yu egemenlikleri altına alıp, büyük bir siyasal
güç halinde tarih sahnesine çıktıklarında da, ilk zamanlar
dan beri alışageldikleri kültürel etkileşmeleri yine sürdür
müşlerdi.
5. GÖÇEBELİKTEN DEVLETE
Anadolu tarihinin kilit noktalarından biri olduğu, sürekli
adının geçmesinden de belli olan Kült~pe'de el~. geç_en ve bir
çeşit noterlik belgesi niteliği taşıyan bır tablet uzerınde k~al
Pithana ve merdiven büyüğü Anitta adları geçmektedir.
Merdiven büyüğü ya da Asurca biçimiyle rab~ similtim
ünvanının hem veliahta hem de saraya çıkan merdıvenlerde,
yani bir tür açık hava ~ahkemesinde hukuksal işle~? b~kan
bulunsaydı
kişilere verildiği sanılmaktadır. Sadece bu belge uzerınde
tarih açısından çok büyük önemi olduğu
herhalde ~nlaşılamıyacak bu adlar, birkaç yazılı belgede
daha geçerek, Hitit tarihinin ilk evrelerinin sorunl~r~a ışık
tutmakta ve Hitit Devleti ile Asur Ticaret Kolonilerı çağı
arasında köprü lcurulmasını sağlamakta~. Yuk_a~ıd_a a<;Iı
geçen ve yapılan kazılarda eski adını bılemediğımız bır
karum'a sahip olduğu anlaşılan Alişar'da ele geçen 2 tablet
üzerinde yine Anitta 'nın adına rastlanmaktadır. Bunlardan
birinde, kral Anitta'nın mührll yazısı vardır ki, Kültepe'de
veliaht olarak tanıdığımız bu kişinin, belgenin yazıldığı za~a~
babası Pithana'nın yerine geçtiğini kanıtlamaktadır. tıdncı
belgede ise Büyük Kral Anitta, merdiven büyüğü Benıwa
adlarını bulmaktayız. Buradan da, Anitta'nın krallıkla da
yetinmeyip Büyük Kral Unvanını aldığını ve oğl~ Beruwa'yı
veliaht atadığını anlıyoruz. Diğer yönden, Anıtta'nın hem
26
Kültepe'de, hem Alişar'da belge bırakmış olması, ege°:enlik
alanı oldukça geniş olan bir devletin varlığına ışaret
etmektedir. Anitta'ya ait başka bir önemli belge, yine Kültepe
Höyüğü 'nde elde edilmiştir. Önce hançer oldu_~ ~anıl~n,
sonra bir mızrak ucu olduğu anlaşılan bu belge uzerınde ıse
"kral Anitta'nın sarayı" yazısı vardır. Bütün bunlar bize,
Koloni çağında Anadolu'da kurulmuş bir yerel devletin iki
kralını ve bir prensini tanıtmaktadır._ Beruwa'nın kral olup
olmadığını ise bilmiyoruz.
Kazılar sonunda Hititler'in başkenti Hattuşa olduğu anlaşılan
Boğazköy'de, önce 1906-07 ve 1911-12 yıllarında H. Winckl_er
tarafından başlatılan kazılar, ı. Dünya Savaşı'nın çıkması ile
kesintiye
uğramış, 1931 yılında K. Bitte! yönetiıı~~de
çalışmalara tekrar başlanarak, 1939'da bu kez de 2. Dunya
Savaşı'nın patlamasına kadar sürdürülmüştür. Aynı bilim
adamının yönetiminde bugüne değin sistemli ve sürekli olarak
yapılan üçüncü dönem Boğazköy kazılarının başlangıç tarihi
1951 yılıdır. Şimdiye kadar ele geçen tablet sayısı 25.000'i
aşmıştır. İlk dönemde bulunanların bir bölümü Doğu Berlin
Müzeleri'nde,
Müzesi'ndeki
bir
bölümü İstanbul Eski Şark Eserleri
Çiviyazılı Belgeler
Arşivi'nde, 2. Dünya
Savaşı'ndan sonraki kazı dönemlerinde ortaya çıkarılanlar
ise Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nde saklanmakta
dır.
Bu tabletler
arasında bulunan 8 tanesi, 79 satırlık bir
belgenin birbirlerini tamamlayan üç nüshasını oluşturur. A
nüshasının t;;ski Hitit dilinin özelliklerini taşıdığı, diğer iki
nüsha otan B ve C 'nin ise, yine dil ve yazı açısından Hitit
dilinin yeni evresine ait özellikleri yansıttığı ve bu yüzden A
nüshasının daha sonra yapılmış kopyaları olduğu anlaşılmak
tadır.
Boğazköy'de bulunan bu belge sayesinde, Alişar ve Kültepe
belgeleri üzerinde rastlanan Anitta'nın kişiliği açık seçik
ortaya çıktığı gibi, Hitit başkenti ile Asur Ticaret Kolonileri
çağı'ndaki Alişar ve Kültepe ile de tarihsel köprüler
kurulabilmektedir.
Kısaca Anitta Metni olarak bilinen bu
belge şu sözlerle başlamaktadır:
Anitta, Pithana'nııı oğlu, Kuşşara kralı, söyle: Gökyüzü'nün
Fırtına Tanrısı'nııı sevgilisi idi. Kuşşara kralı, kentten büyük
bir kudretle inip, Neşa'yı bir gecede gücü sayesinde aldı
Neşa kralına saldırdı, ama Neşa'nııı halkına kötülük etmedi.
Onlan 'analar' ve 'babalar' yaptı (yani öyle davrandı).
Babam Pithana'dan sonra ben bir isyanı bastırdım; hangi
ülke ayaklandı ise, onu tanrı Şiu'nun yardımıyla yendim, Kral
Anitta, bundan sonra giriştiği askeri seferlerden söz etmekte,
bu arada
Hatti ülkesiyle olan savaşımını anlatmaktadır.
Daha sonra tekrar geriye dönerek, babası Pithana
zamanında deniz kenarındaki Zalpa olarak adlandırılan bir
kentle aralarındaki savaşlara değinerek, şöyle demektedir:
Bu sözleri bir tablet üzerinde kapıma koydurdum. Gelecekte
bu tableti kimse kırmasın, kim kırarsa, o Neşa'nın düşmanı
olsun I Burada dikkati çeken nokta, kendini Kuşşar kralı
olarak tanıtan Anitta'nın, sözlerini üzerine yazdırıp kapısına
koydurduğu tableti kıranın, Neşa kentinin düşmanı olması
biçimindeki
lanetleme
anlatımıdır. Bu tableti
kıranın
Kuşşar'ın değil, Neşa'nın düşmanı olacağının belirtilmesi,
Anitta'nın, ileride tekrar göreceğimiz gibi, Neşa'yı kendi
kenti olarak benimsediğini göstermektedir. Metin şöyle sürer:
Bir zaman önce , Zalpa kralı Uhııa, tannmız Şiu'yu (yani
onun yontusunu) Neşa'dan Zalpa'ya kaçırmıştı. Fakat ben,
büyüle kral Anitta, bizim tanrımız Şiu'yu, Zalpa'dan Neşa'ya
geri getirdim. Zalpa kralı Huzziya'yı ise, canlı olarak Neşa'ya
getirdim. Tabletin bundan sonraki bölümü soı;· :ıdan Hitit
Devleti'nin başkenti olarak tarih sahnesinde çok önemli bir
rol oynayacak Hattuşa'nın adının geçmesi nedeniyle ilgi
çekicidir:
Hattuşa kenti açWctan lcınlınca, tannm Şiu, onu
taht tanrıçası Halmaşuit'e teslim etti; ve ben bir gecede onu
güçle aldım ve kentin yerine yabani otlar ektim. Bundan
sonra kim kral olur da Hattuşa'yı yeniden iskan ederse, o,
Gökyüzünün Fırtına Tannsı'nın lanetine uğrasın! Bundan
sonra Anitta, Neşa kentini sağlamlaştırdı~ıru orada tanrısı
Şiu, Gökyüzünün Fırtına Tanrısı ve Taht Tanrıçası Halmaşuit
çin tapınaklar yaptırdığını, seferlerinden elde ettiği ganimet

ile bunları donattığını, ayrıca aslanlar, yabandomuzları,
leoparlar ve dağ keçileri gibi 120 vahşi hayvan getirerek, bir
hayvanat
bahçesi
kurdurduğunu anlatmaktadır.
bayındırlık işlerinin ardından Anitta'mn
başka
düşmanlara yöneldiğini, onları da yenip, tutsaklal', savaş
arabaları ile altın ve gümüş ele geçirdiğini metinden
okumaktayız. Belge şu sözlerle sona ermektedir: Ben sefere
çıhnca, Puruşhandalı adam (yani kral) bana armağanlar
getirdi; bunlar demirden yapılma bir tahta ile, yine demirden
yapılma bir asa idi. Neşa'ya geri dönerken Puruşhandalı
adamı da birlikte göttırdllm. O , taht odasına (B nüshası:
Zalpa'ya ) girince, önUmde, sağda oturacak .
Buradaki
Puruşhanda kenti, birinci bölümde sozunu
ettiğimiz, Sargon'dan yardım isteyen tüccarların oturmuş
oldukları kenttir. Yine yukardaki bölümde adı geçen Zalpa
kentinin önemine ise biraz sonra değineceğiz. Görüldüğü gibi,
Anitta metninde Neşa kentinin önemi açıkça vurgulanmasına
karşİlık, kendisinin bir sarayı bulunduğunu az önce sözünü
ettiğimiz belgeden öğrendiğimiz Kaniş'e hiç değinilmemekte
dir.
Buna bir açıklama getirmek isteyen araştırıcılar,
Kaniş'in daha Anitta'nın babası zamanında ele geçirilmiş
olduğu için Anitta metninde yer almadığını öne sürmekteydi
ler. Fakat bu pek kabul edilebilir bir varsayım olamazdı.
Çünkü Anitta, babasının da başarılarım belirttiği gibi, kendi
sarayı. bulunan bir kentten söz etmeyi ihmal etmemiş
olmalıydı. Bazı araştırıcılar ise, soruna başka bir açıdan
yaklaşmayı denediler. Onlara göre Kaniş ve Neşa, aynı yer~
değişik biçimlerde yazılmış adlarıydı. Gerçekten de bu kentin
asıl adı Kneşa ise, bunun, hece sistemi kullanan ve
dolayısıyla sessiz harfleri tek tek belirtemeyen çiviyazısı jle
ancak Ka-neşa olarak yazılabileceği açıktır.
Durum böyle olunca, günümüzdeki bazı modern Hınt- Avrupa
HİTİTLER
Sol üst: l.Hattuşili'nin vasiyetname
tabletinin Hititçe nüshası. Alt: Aynı
tabletin Akadça nüshası.Anadolu
Medenıyet/eri Müzesi-Ankara. Sag·
Anitta 'nın Kültepe'de bulunmuş o/on çivi
yazılı hançeri.
dil ailesi~e a!t dillerdeki, örneğin İngilizce'de başta bulunan
~-. sessızlerınden k-'nın telaffuz edilmemesi (know. knee
Bu
yine
.
gıbı) olayına benzer bir biçimde, Kneşa'nın Neşa olarak
okunması ve zamanla yazıda da k- sessizinin düşerek, kent
~dının N?şa biç~m.!nde kalması olasıdır. Eğer bu kuram doğru
ıse,. n:etınde sozu geçen Neşa, Kaneş'ten başka bir yer
değıldır.
Bu sorun, Anitta hançeri olarak arkeoloji
literatürüne geçen mızrak ucunun bulunduğu 1957 yılından
Boğazköy'de 1970 yılında ortaya çıkarılan bir tableti~
okunmasına değin, yeri geldikçe tartışıldı. Söz konusu bu
tab_let, efsane türünde bir anlatımı içermektedir, fakat
tarıhsel olaylara da ışık tutabilecek ipuçlarına sahip olması
bakımından çok ilgi çekicidir: Kaneş kraliçesi bir yıl içinde 30
erk~k çocuk d~~du.
'
Ben ne biçim bir şey doğurdum !'
dedi; kapları pıslilcle doldurdu, çocukları içine koyup, ırmağa
bıraktı. Irmak onları Zalpuwa ülkesinde denize çıkarttı.
Tanrılar __ ço~ukları denizden aldılar ve onları büyüttüler.
Burada uzerınde durulacak bazı noktalara hemen değinmek
gereklidir. Çocukların ırmağa atılması ve tanrılar tarafından
büyütülmesi. Ön Asya'da pek sevilen bir motiftir. Akadlı
Sargan ve Hz. Musa ile ilgili bu tür efsaneler vardır.
Genellikl_e ~-oplumsal kök~n bakımından geldikleri yiiksek yere
uygun gorulmeyen, yanı soylu sınıftan olmayan yönetici ve
ö~der~erle ilgili bu tür efsaneler uydurularak, esas soyları
gızlenilmeğe çalışılmakta ya da efsaneleşmiş kişiler tanrısal
bir gücün koruyuculuğunda büyütülmüş gibi gösterilmekte
di_~
·
Burada, Kaniş kraliçesinin çocuklarını attığı ırmak,
Kultepe yakınında bir kolu bulunan Kızılırmak olsa gerektir.
Kızılırmak ise, Bafra'da Karadeniz'e dökülür. Zalpuwa ya da
aynı metinde biraz aşağıda Zalpa olarak görülen ülke, bu
nedenle Kızılırmak ağzı yakınlarında bir yerde olmalıdır.
Metin özetle şöyle sürmektedir: Aradan yıllar geçti. Kraliçe
27

bu sefer de 30 kız çoculc doğurdu. Onları lcendisi büyüttü. Bıı.
sırada oğullar Neşa'ya doğru yola çıktılar. Tamarınara
denilen yerde lconakladılar. 'Şimdiye değin nereye gittilcse,
orada kadınlar yılda sadece bir çoculc doğurur, bizi ise
anamız bir babnda doğurmuş' dediler. Kentin insanlan ise,
'bizim Kaniş kraliçemiz de bir kez, bir babnda 30 · ){ız
doğurdu, yine öyle doğurduğu oğlanlar ise kayboldu' dediler.
Oğlanlar bütün kalpleriyle 'daha ne anyoruz, işte anamızı
buldÜk, gelin Neşa'ya gidelim 1' dediler. Neşa'ya vardıkların
da anaları onları tanıyamadı ve hzlannı oğullanna verdi. ttk
oğullar kız kardeşlerini tanımadılar ama sonuncu oğul dedi ki
'kız kardeşlerimizi almayalım, günah işlemeyelim'. Görüldüğü
gibi, metinde Kaniş ve Neşa adları birbirinin yerine sık sık
kullanılmaktadır. Bu belge yardımıyla, önce sadece bir
varsayım olarak tartışması yapılan Kaniş = Neşa eşitliği,
kesinlikle kanıtlanmış olmaktadır. Zalpa ya da Zalpuwa
olarak geçen kentin yaklaşık yerine yulcarıda değindik,
arkeolojik veriler henüz yetersiz olduğu için, kesin bir şey
söylenememekle beraber, buranın Bafra yakınındaki tkiztepe
Höyüğü olabileceği düşilnülmektedir. Eğer bu doğrulanırsa,
metinde geçen üç önemli yerin . nerede olduğu tümüyle
belirlenmiş olacaktır (Kaniş, Hattuşa, Zalpa). 1Bunların
dışında Kuşşar'ın lokalizasyonunu saptamak olası değildir.
Ancak, kendini Kuşşar kralı olarak tanıtan Anitta'nın
belgelerinden 2 tanesi de Alişar'da bulunduğuna göre,
Kuşşar = Alişar eşitliği de akla yatkın gelmektedir.
Gerek Anitta Metni'nin, gerekse yulcarıda anahaJlarrm
verdiğimiz Zalpa Öyküsü olarak bilinen belgenin Hitit
başkenti Hattuşa'da bulunması, Asur Koloni ça_ğında
kurulmuş yerel devletlerle büyük bir siyasal otorite halini
almış Hitit Devleti arasındaki bağları açık bir biçimde ortaya
koymaktadır. Bu bağların sadece bu kadarla da kalmadığı,
Hitit Devleti'nin ilk kralı kabul edebileceğimiz ı. Hattuşili'nin
yine Boğazköy'de ele geçmiş, Akadça ve Hititçe olarak
yazılmış 2 belgesinden anlaşılmaktadır. Bunlardan biri,
kralın Kuşşar kentinde, hasta yatağında yazdırdığı ve
~~ndisind~n sonra Hitit tahtına oturacak veliahtı belirlediği,
ıçın_de tarıhs~l olayla_r~ da anlatıldığı, siyasal içerikli bir
vasıyetnamedir. Metni ozetlemeden önce hemen açıklamamız
gereken nokta, Anitta'nın lanetlemesine karşın Hattuşa'nın
Hititlerce ye~den iskan edilmesi ve bu belgeyi yazdıranın
burayı devletin başkenti yaptığı için kendi adrm da Hattuşalı
anlamına gelen Hattuşili olarak değiştirmesidir. Asıl adının
Labarna ya da Tabarna olduğu anlaşılan Hattuşili'nin
vasiyetnamesi~. şöyle özetlemek olasıdır: Hattuşili, bir tür
soylular
melcısı olan pankuş'un üyelerine
önce evlat
edine:~k . veliaht ilan ettiği ve iyiliği için he~ şeyi yaptığı
(kendisı ıle aynı adı taşıyan) Labarna adlı prensi, kötü
'davran_ış!arı nedeniyle şikayet etmektedir. Hattuşili'nin kız
kar~eşının oğlu olan bu prens, annesi ve kardeşlerinin
entrıkalarına alet olmuştur. Prensle kralın arasındaki
baba-oğul ilişkisi kesilince, oğlunun taht üzerindeki hakkının
kalmadığını gören Hattuşili'nin kız kardeşi bir sığır
gibi böğürmeye ve yakarmaya başlar, ama b~ da yarar
sağlamaz. Kralın gözünde o da bir yılan• dır. Hattuşili,
b!3basına. sevgi_ şöstermeyenin, uyruğuna karşı da sevgi
gosteremeyeceğini söyler. Prens öç almaya kalkarsa ülkenin
kargaşa içine düşebileceği qüşünülerek, kralın bar;ş içinde
tuttuğu ülkesini başkalarının çökertmesine izin vermeyeceği
vurgulanır ve Labarna, ılımlı bir biçimde 'enterne' edilir. Evi,
tarlası ve hayvanları olacaktır; hatta iyi davranışı görülürse,
kente dahi gelebilecektir. Ama kötülüğü görülürse, gözaltın
dan kurtulamıyacaktır. Kral, şimdi Murşili'yi veliaht ilan
etmektedir. Murşili'nin yetiştirilmesine adamlar görevlendi
rilir; bunlar
kralın gösterdiği biçimde davranacaklardır.
Emirlere kesinlikle uyulacak, uymayan eskiden de olduğu gibi
cezalandırılacaktır. Veliahtın aklını çelmek için başkaları ile
ilgili suçlamalarda bulunmıık ve bazı kent yaşlılarının devlet
işlerine karışmaları yasaklanmıştır. Böyle davranışların iyi
sonuçlar getirmediğine, Hattuşili'nin bir başka oğlu olan
Huzziya örnektir; ~ir zamanlar o da, yöneticisi bulunduğu
Tappaşanda kenti yaşWarının kışkırtması ile babasına
başkaldırmış ve bu nedenle görevinden alınmıştı. Bu isyan
ülkede kargaşalıklar yaratmış, bu arada kralın kızlarından
biri de kendi oğlunu tahta varis yapmak için entrikalara
girişmişti. Bu isyan da bastırılmış, prenses de enterne
~dilmişti. Ülkenin büyiikleri de düzenli yaşamalıdır, yoksa
ulke karışır. Hattuşili'nin büyükbabası (adı verilmemekle
beraber
. Puşar_ruma olabileceği, aşağıda değineceğimiz
kurban listele~ıne dayanılarak ileri sürülmektedir), yine
Labarna adlı hır prensi veliaht ilan etmişse de, ileri gelenler
Papahdilmah'ı tahta çıkarmışlar ve ülke kötü durumlara
düşmüştü. Kralın vasiyeti tutulmalı ve her ay Murşili'ye
okunarak, iyice belletilmelidir. Tanrılara saygılı olunmalı,
günah işlemekten kaçınılmalı, gereğinde pankuş'un fikrine
başvurulmalıdır. Hattµşili'nin vasiyetnamesi, karısı Haşta
yar'a
hitaben
geleneklere
şu
sözlerle
sona
ermektedir:
Cesedimi
uygun biçimde yıka; beni kollarına al ve
kollarında toprağa veri
Hattuşili'nin diğer belgesi, daha çok askeri icraatının
anlatıldığı, yine çift-dilli olarak kaleme alınmış ve 1957
yılında Boğazköy kazılarında ortaya çıkarılmış bir tablettir.
Bu belgenin başlangıç bölümünde Hattuşili kendisini şöyle
tanıtmaktadır: Hattuşili, büyüle Kral, Hattuşa kralı, Kuşşarlı
adam. Bu sözler Kuşşar kralı Anitta ile Hitit kral ailesinin
bağlantısını, artık kuşkuya hiç yer bırakmayacak biçimde
gözler önüne sermektedir. Ne yazık ki eldeki belgeler, Anitta
ile Hattuşili arasında geçen dönemde neler olup bittiğini bize
daha açık anlatacak kadar fazla değildir. Ancak, Hattuşili'
nin ilk metninde sözü edilen tarihsel geriye bakışlar, devletin
ilk kuruluş yıllarında tahta geçmiş kişileri ve çıkan
karışıklıkları, tam kronolojik bir sıra içinde olmasa da,
belirtmektedir. Hitit dinsel inançlarına göre, öldükten sonra
tanrı olan krallar için yapılacak · kurbanları düzenleyen
kurban listeleri olarak nitelediğimiz belgeler de bu konuda
fazla yardımcı olmamaktadır. Bunlarda Hattuşili'ye değin
Kantuzili, Tuthaliya, Puşarruma ve Pawahtelmah adları
görülmektedir.
Anitta
Bu adlardan Pawahtelmah ile yukarıdaki
belgede geçen Papahdilmah aynı olduğuna göre, Kuşşar
soylu Hitit kralı sülalesini gerilere doğru götürmek ve
yaklaşık olarak İÖ 1650-1620 arasına tarihlenen 1.Hattuşili
ile
(yak. İÖ 1750) arasındaki boşluğu kısmen
doldurmak olası görülmektedir. Böylece, Anadolu'ya sonra
dan göç eden Hint-Avrupalı· Hititler'in hangi aşamalardan
geçtikten sonra bir sülale kurdukları ve yerel krallıkları
yavaş yavaş kendilerine b_ağlayarak merkezi otoriteyi
güçlendirdikleri,
yazılı
belgelerden
sağlanan bilgilerin
mozayik taşları gibi yan yana getirilmesiyle, ana çizgileriyle
de olsa, gözler önüne serilmektedir.
6. ESKİ HİTİT DEVLITİ'NİN KURULUŞU: HATTUŞA
Devletleri ilk kuruldukları andaki sınırları dışına iten, başka
topraklar ü~erinde yayılmaya zorlayan etkenlerin başlıcası,
büyük imparatorluklar kurma, daha büyük alanları ve daha
kalabalık toplumları. egemenlik altına alma gibi tutkuların
yanında, hiç kuşkusuz ekonomik faktörlerdir.
Devlet,
ekonomik, askeri, dinsel ve sosyal her alanda örgütlenme
demektir. Bu örgütlemeyi yapabilmek ve yiirütebilmek ise,
tümüyle ekonomik güce dayanır. Tanrılara düzenli kurbanlar
atlanmasından, kentlerde savunma sistemleri inşa edilmesine
değin her şey, devletin maddi varlığı ile orantılı olarak
gerçekleştirilebilir. Btı, bakımdan, Hitit Devleti de kuruluş
evresini tamamlar tamamlamaz, ekonomik gücünü artırmak
için zengin alanlara yönelik bir genişleme siyaseti izlemeğe
başlamıştır. 1. Hattuşlli'nin önceki bölümde sözünü ettiğimiz
çüt - dilli olan ve askeri icraatını konu alan belgesi, bu
siyasetin ana ilkelerini saptamaktadır.
ı. 1-fattuşili'nin bu belgesine göre ilk seferler güneydoğu
Anadolu ve Kuzey Suriye Bölgesi'ne
düzenlenmiştir. Bu
alandaki en büyük başarı, Alalah kentinin alınmasıdır.
Bugün Hatay ilindeki Teli Açana olan Alalah, Kuzey Suriye
kapılarının kilidi durumundaydı. Bu kentin düşmesi ile
beraber, daha güneydeki alanlar Hitit kuvvetlerine açılmış
oluyordu. Ancak, Anadolu'nun batısı ve Hitit Devleti'nin
çekirdeğini oluşturan Kızılırmak kavsi içinde ka,lan toprakla.
rın kuzey ve güneyinde de düşman toplumlar vardı. Belgeden
anlaşıldığına göre; ı. Hattuşili güneydoğuya yönelince,
Anadolu Yarımadası'nın güneybatısına lokalize edilen
Arzawa, Hititler'e karşı gelmiş, bu kez kral o yöne yiirümek
zorunda kalmıştı. Bu durumda ise, güneydoğuda ele geçirdiği
topraklarda
kıpırdanmalar başlamış ve Hititler iki ateş
arasında kalmışlardı; öyle ki, belgedeki anlatımla- üllcelerin
tümü Hititler'den kopmuş, geriye yalnız Hattuşa kalmışb.
Ancak, Hitit kralı kısa sürede toparlanmayı başarmıştı:
Güneş Tanrıçası, gözdesi Büyüle Kralı dizlerine oturttu, onun
elinden tuttu ve savaşa onun önünde koştu, artık kentler
birbiri ardından düşüyor, Büyüle Kral bir aslanın pençesiyle
yapbğı gibi ülkeleri yeniyordu. Altın ve gümüşün ne başı ne
sonu vardı, Hattuşa'yı ganimetle doldurdu ... aldığı kentlerin
tanrılarının altın ve gümüş heykelİerini ülkesine
getirdi ve onları kendi tanrı ve tanrıçalarının tapınaklarına
koydurdu. Büyük Kral, aldığı ülkelerdeki kadın köleleri de
kendi ülkesine getiriyor ve Arinna'nın Güneş Tannçası'nın
hizmetine veriyordu. Hattuşili'nin en büyük başarısı da
belgede şu sözlerle anlatılmaktadır: Fırat lrmağı'm benden
öncekiler hiç geçmemişti. Ben, Büyüle Kral, onu yaya geçtim,
ordularım da benim ardımdan yaya geçtiler. (Akadlı] Sargon
da onu geçip, Hahhu ordusunu yenmişti. Ama, Hahhu'ya
kötülük yapmam.ışb; kenti ateşe vermemiş, dumanını
Gökyüzünün Fırtına Tanrısı'na yükseltmemişti. Fakat ben,
Büyüle Kral, Haşşu kralını ve Hahhu kralını- yendim,
kentlerini ateşe verdim ve dumanlarını Gökyüzünün Fırtına
Tanrısı'na ve Güneş Tannsı'na yükselttim ve Hahhu kralını
bir yük arabasına koştum!
·
~u ~etinden de görüldüğü gibi, Hitit genişleme siyaseti
oncelikle Kuzey Suriye'ye yönelikti. Önce Alalah, sonra
Hahhu ile Haşşu'nun ele geçirilmesi, Hititler'e miktarı
~esaplanamıyacak kadar çok altın ve gümüş ile içinde
ınsa~ar da olan ç~şitli zengin ganimetler sağlamıştı. Aynı
metnın başka yerlerınde, Anadolu içindeki düşmanlara karşı
yapılan asken seferlerde kazanılan ganimetler, sadece koyun
ve sığır olarak bildirilmektedir. Şu halde Hitit kralının neden
ı~:arla ş~eydo?uyu topraklarına katm~k istediğini anlamak
g~ç değıldır. İlgı çekici bir başka nokta yenik düşen ülkelere
aıt tanrı heykellerininAnadolu'daki
T~~~ı .. hey~e~eri
sadece
maddi
tapınaklara taşınmasıdır.
değerleri bakımından
goturulmemıştır; eğer böyle olsaydı, bunlar eritilip, başka
eşyaların yapımında kullanılırdı. Bunlar, Hititler'in kendi
tanrıları~a ait t_aJ?~akla'rda kutsanıyor ve böylelikle Hitit
pantheon u dediğımız -tanrılar toP,luluğunun birer üyesi
o!uyorl~r.dı. Bu olay bize, ilerki bölümlerde değineceğimiz
gıbı, Hıtı~ı:_r tarafından kutsanan tanrıların neden fazla
olduğ~~ şostermektedir. Belgedeki diğer önemli bir nokta,
Hatt~şılı nın ~ırat Irmağı'nı geçmekle övünmesidir. Hitit kralı
Fırat ı k_endinden önce geçen Akadlı Sargon'dan söz
~t~~ktedır. Bu kral, birinci bölümde Savaş kralı efsanesi ile
ılgı!~ olarak ~nlattığımız Sargon'dur ve Hattuşili ile arasında
7 yuzyıllık hır zaman vardır. Bu, Hititler'deki tarih bilincini
k~nıtladığı kadar, Sargon'un bütün Ön Asya'da nasıl yaygın
b!r efsane kahramanı halini almış olduğunu da göstermekte
dir.
Hat_~uşi~'nin güneydoğudaki askeri faaliyetleri başka tablet
ler uzerınde de anlatılmaktadır. Bunlar, gerçi küçük ve kırık
par_çalar olmasına karşın bu bölgeye Hititler tarafından
v~r_ilen önemi belirtmeye yeterlidir.
Hitit
genişleme siyasetinin
uygulanmasının pek kolay
o~a~ğı, toprakların genişlemesi ile birlikte, askeri ve
yonetım kademelerinde görev yapanların zaman zaman
ihmallfr
ve yanlışlar yaparak, Hitit çıkarlarına zarar
vderme e:i yüzünden cezalandırılmalarını ~onu alan metinler
en belli olmaktadır. Urşu adlı kentin sarılması ve düşmeye
29
---•r
HİTİTLER
zorlanması sırasında görevlilerin Hattuşili'ye iha tl ·
b
u
·b·ı
·
gı ı arın,
d..
nl

ne erı ve
uşma__ arın yandaşları durumunda olan
Karkamış, ~';llpa_ (bugun Halep) ve Hurriler tarafından nasıl
desteklendiğı, ~ır. ta?l?tte çok açık dile getirilmektedir.
Yukarı.da _an':1 91~gilerını verdiğimiz ve Hattuşili'nin vasiyet
n_amesı nıteliğını ta~ıy'.1~ ~elgede, bu kral zamanında iç
sıyasette de her şe~ın ıyı _gıtmediği, tahta geçmek için bazı
P~l':ns ve prenseslerın dahi komploların içine girdiği, belirgin
bıçım~e ortaya konm_?,kta?"'. Anc~k bütün zorluklara karşın,
d:vle~
esasları ve ozellikle dış sıyasetinin ilkeleri Hattu ili
donemınde saptanmış oluyordu.
7. BAŞARILI BİR KRAL: 1. MURŞİLİ
Hattuşili'nin hasta ~atağında, Kuşşar kentinde bir vasiyet
n~me yazdırdığını bılmekle beraber, ölüm nedenini öğrene
mıyoruz. Ancak kralın Kuzey Suriye seferlerinden birinde
y~ralann:ıış olması, güçlü bir olasılık olarak kabul edilmekte
dır.
Ve~aht olarak ilan edilen Murşili'nin bize kalan
belgelerınden, ~~!t~şili'nin gerçekten iyi bir seçim yapmış
olduğu ve_ Murşili nın dedesi, babası ya da babalığı (il<lsi
arasındakı akr?balık tam anlaşılamamaktadır) tarafından
konmuş dış sıyaset hedeflerini benimseyerek
bunların
gerçe_~~~tirilmesi yönünde hareket ettiği görülmektedir.
Murşıli nın askeri icraatının ağırlık noktasını 2 kentin
alınması oluşturur: Halpa ve Babil. Bunlardan birincisinin
Hattuşili döneminde yayılma siyasetinin ilk hedefi olarak
k!lbul ?dildiğini biliyoruz. Halep'in Hititler'in egemenliğine
gırı:nesı s~nu~u, Ön Asya'daki kuvvet dengesi bu devletin
lehine değışmış, aynı zamanda ticaret yollarının denetimi de
Hititler'in
eline
geçmiş oluyordu. Aynı zamanda bu
kentlerden pek çok ganimet ve tutsak da alınmış, bunlar da
Anadolu içlerine taşınmıştı. Kuzey Suriye'nin fethi, Murşili
ye Mezopotamya kapılarını açan en büyük etken olmuştu.
Halep düşünce, aynı bölgede egemen olan Hurri kökenli
prensler de Hitit ordusu karşısında tutunamayınca, Murşili
Fırat'ı izleyerek güneye inmiş ve Babil önlerine varmıştı.
Gerçi bu seferin ayrıntıları ile ilgili fazla bilgi sahibi
olamıyoruz; daha sonraki Hitit krallarından Telepinu'nun
Fermanında bu olay, sadece sonra Babil'e sefere çıktı ve
Babil'i yıkb sözleriyle anlatılır. Ancak bir Babil tabletinde bu
olayla ilgili görünen kısa bir not sayesinde Babil seferinin
tarihi de saptanmaktadır. Samsuditana zamanında Hititli,
Akad ülkesine ( = Orta Mezopotamya) yürüdü biçimindeki bu
anlatım, Murşili'nin kimin çağdaşı olduğunu öğrenmemize
yardım etmekte ve bu koşutluktan, Babil'in İÖ 1594 yılında
fethedilmiş olabileceği ortaya çıkmaktadır. Babil'in Hatti
ülkesine olan uzaklığı ve her iki bölgenin birbirine bağlandığı
yolların askeri yönden denetiminin güçlüğü düşünülecek
olursa,
aslında bu seferin Orta Mezopotamya'ya değin
uzanan bütün alanların Hitit İmparatorluğu'na sürekli olarak
kazandırılması amacı ile yapılmadığı anlaşılır. Bu seferler,
Hatti ülkesine pek çok ganimet yanında, belki ondan da çok
ün kazandırmış, Hititler'in kendilerini büytılc devletler
arasında Ön Asya toplumlarına kabul ettirmelerini sağlamış
yıllık
Dışa dönük askeri başarılarını sürdürürken,
Murşili'nin
Anadolu içindeki düşmanlarının arkadan vurmasına meydan
verip vermediğini bilmiyoruz, ama onun sonunu hazırlayan
lar düşmanları değil, kendi yakınları olmuştur.
8. KARGAŞA DÖNEMİ
Hattuşili'nin kendinden sonra gelenlere vasiyet ettiği birlik,
tutkular,
özellikle yönetici sınıftan kişilerin tutkuları sonucu bozulmuş,
bu
Murşili'nin
ş
askeri
faaliyetler
Hattuşa'dan uzun zaman ayrı kalması ile de herhalde
körüklenmişti. Askeri alandaki başarıları çekemeyenler ve
onun,, özellikle Babil'i alarak adeta bir efsane kahramanı
olacağından korkan kral ailesinin üyeleri, Murşili'nin sonunu
hazırlayan komplolara girişmişlerdi. Bu komplolar sonucun
da yalnız Murşili'ye kötülük edilmekle kalmamış, Hitit Devleti
yüzünden
çok uzun süren bir kargaşanın içine itilmiş, taht kavgaları ve
cinayetler birbirini izlemişti. Hattuşili'nin uyarılarına karşın,
iç barışın ortadan kalkması, o giine değin silah zoru ile
kazanılmış olan toprakların elden çıkmasına ve Anadolu
içinde yerel devletler arasında sağlanan bağların kopmasına
neden olmuştu.
Bu karışık dönemle ilgili bilgi edindiğimiz yazılı kaynak,
Murşili'den yaklaşık 70 yıl sonra İÖ 1525 yılında Hitit
Devleti'nin başında bulunan Telipinu'nun ferman niteliği
taşıyan belgesidir. Bu belge, adı geçen kralın kendinden önce
oluşmuş olayları da özetlediği, fakat en önemlisi, tahta geçiş
için belirli bir sistem çerçevesinde kurallar koyduğu bir
metindir. Telipinu, Murşili'nin sonunun nasıl olduğunu şu
ı;özlerle anlatır: Hantili 'içki sunucu' idi. Ve Murşili'nin hz
kardeşi Harapşili ile evliydi. Hantili, Zidanta ile birlik olup,
ihanet etti. Ve fena bir şey yaptılar. Murşili'yi öldürdiller,
kan döktiller. Görüldüğü gibi, Murşili'yi kendi eniştesi
öldürmüş ve başa geçmişti. Yaklaşık İÖ 1590 yıllarındaki bu
olaydan sonra, başka tabletlerin yardımıyla anlaşıldığına
göre, Hitit Devleti bir bocalama dönemine girmişti. Hantili,
yeni askeri seferlerle Kuzey Suriye'deki Hitit etki alanını elde
tutm~ya çalışmış ise de, bunda başarı kazanamamış,
Hurriler Anadolu'ya girmişler ve kendi nüfuzlarını artırarak
güçlenmişlerdi. Bu arada Halep, eskiden içinde bulundu~
kudretli durumu yeniden tam olarak kazanmasa bile Hitit
egemenliğinden kurtulmuştu. Anadolu'daki durum da' Hitit
}er'in aleyhine bozulmuş, özellikle Karadeniz kıyılarında
yaşayan, yarı yerleşik bir toplum olan Kaşkalar Hitit
Devleti'nin çekirdeğini oluşturan İç Anadolu'ya değin ~kınlar
yaparak,
devlet için çok tehlikeli durumlar yaratmaya
başlamışlardı. Başka belgelerde okuduğumuz ve Hantili'ıün
~adolu'nun
değişik y~rle~inde kaleler yaptırdığına ilişkin
~ır no~U?•. !(aşka te~e~!-°e
karşı kralın almak istediği
onlemle ılgılı olduğu duşunülebilir. Tam anlamı ile kanıtlan
m_amış~a da, Hattuşa'daki bir bölüm surların Hantili
donemınde yapıldığı ileri sürülmektedir. Siyasal kayıpların
yanı sıra, yine_ ?.a~ı cinayet olaylarının olduğunu, Hantili'nin
kTarliı_s~ Harfapşili nın oğulları ile birlikte öldürüldüğünü, yine
e pınu ermanından öğreniyoruz. Bu bölümde tablet fazla
tır. Murşili'nin Babil seferinden herhalde en karlı çıkan, 150
Hammurabi sülalesinin Hitit istilası sonucunda,
yıkılması ile ortaya çıkan kuvvet boşluğundan yararlanarak,
Babil'i ellerine geçiren ve dilleri bakımından ne Asurlular ile
ne de Sumerler ile akraba olan Kasitler oldu. Orta Fırat
Bölgesi'nde yaşayan Kasit beyleri, uzun bir süredir Babil'i
zaten etkiliyorlardı; Hititler'in buraya kadar inmelerinde
onların da yardımcı olduklarını düşünmek gerekmektedir.
Hitit ordusunun kendi ana üssünden bu denli uzakta çok uzun
süre dayanamamış olması doğaldır. Babil'e egemen olan
Kasit krallarından 2. Agum'nın bir belgesinde, adı geçen
kralın, Hititler'in Anadolu'ya götüremeden yarı yolda Hana
ülkesinde bırakmak zorunda kaldıkları, biri önemli tanrılar
dan Marduk'a ait iki yontuyu tekrar Babil'e getirdi~ini
okuyoruz. Bu olay, Hititler'in dönüş yolunun pek kolay
olmadığını açıkça ortaya koymaktadır. Hitit ordusu, kendini
daha güvenli kabul ettiği Anadolu topraklarına bir an önce
ulaşabilmek için, ağırlıklarının bir bölümünü yolda terk
etmel!e zorıınlu kalmıs olmalıdır.
kırık olduğundan, kesin _olmamakla beraber, bu olay, yeri
tam saptanamayan Şukzıya kentinde geçmişti. Bu kırımdan
kurt~l?,n: Hantili'nin bir başka oğlu olan Kaşşeni idi.
Hantıli ~ _son~. ?~ pek parlak olmadı; Telipinu onun
egemenliğının bıtişını de şöyle anlatır: Hantili ihtiyarlayıp,
tanrı. ~~aya yüz tutun~a (yani öltlme yaklaşınca), Zidanta,
Hantili ~ oğl'! Kaşşem'yi oğullan ile birlikte öldürdü, ileri
gı:len hizmetkarları da öldürdü. Ve Zidanta kral oldu.
Boylece, Murşili'nin öldürülmesi sırasında Hantili'nin suç
orta~ığını yapan Zidanta, bu kez de Hantili'nin tahta varis
olabılecek oğlunu, ailesiyle beraber ortadan kaldırıp, Hitit
tahtına oturmuştu. Ancak onun d kr fulT-.n,n
sürmediğ" · ·
T li
'
a
a
6=
uzun
ını ~~ . e pinu fermanında okuyoruz: Sonra,
•~ar
tannlar Ka_şşem ~ kanını aradılar (yani, öcünü aldılar). Ve
Zidanta nın oğlu Ammuna 'yı babasına düşman
ettiler. Ve o, babası Zidanta 'yı öldürdü. Ve A.mmuna kral
oldu. Fakat, tannlar babası Zidanta'nın kanını aradılar:
tahılı, ~ahçe ve bağlan, sığırları, koyunları iyi (yani
bereketli) lcılınadılar ve pek çok ülke ona düşman oldu. Ordu
her yere savaşa gitti ve başarısız geri döndü. Görülatiğü gibi,
HİTİTLER
Eski Hitit Devletrnin çeşitli
krallarına ait mühür baskıları.
Sal üst: /şputahşu. Alt:
Tahurwaili. Orta üst:
Alluwamna. Alt: Huzziya. Satı
üst. orta, alt: Anonim Tabarna
mühür baskıları.
etmemiz yanlış olmayacaktır. Saray muhafızlarının başı
Hitit Devleti'nin çöküşü yaklaşık IÖ 1550 yılında başa geçen
Ammuna döneminde sürmüş, siyasal başarısızlıkların
yanında bir de oluşan kuraklık, tanrısal güçlerin de bu
cinayetleri kınadığına, Hititler'i daha çok inandırmıştı. Fakat
başlarına gelen bütün felaketler, kral ailesi içindeki başa
geçme tutkularını söndürmeye yetmemişti. Bundan sonraki
olayları yine elimizdeki belgede buluyoruz: Ammuna da tanrı
olunca, saray muhafızlannın başı olan Zuru, oğlu 'altın
mızrağın adamı' (unvanını taşıyan) Tahurwaili'yi gizlice
gönderdi ve o, Tittiya'yı ve oğullarını ailesi ile birlikt~
öldürdü. 'Haberci' (unvanını taşıyan) Taruhşu'yu gönderdi
ve o Hantili'yi oğullan ile birlikte öldürdü. Ve Hıızziya kral
oldu.Belgede adı geçen bu kişilerle ilgili daha ayrıntılı bilgi
olmadığından, anlatılan olayları daha ıyi anlayabilmek için
metni
okumakla vetinmemek, onu biraz yorumlamak
gerekmektedir.
önce,
öldürülen
Tittiya
v~ Hantili'_nin
ortadan kaldırılma nedenini araştırmak gerekir. Genellikle
tarih boyunca her devlette kral ailesinde cinayete kurban
gidenler, tahtın mirasçıları ya da taht üzerinde hak sahibi
kişiler olmuştur. Bu bakımdan adı geçen 2 kurban, olasılıkla,
Ammuna'nın oğullarıydı. Bu varsayım doğru ise, onları
öldürenlerin, yani Tahurwaili ve Taruhşu'nun tahta geçen
kişinin yakınları olması gerekirdi; öyleyse, bunları Huzziya'
nın kardeşleri kabul etmekte bir sakınca yoktur. Diğer
yönden Telipinu, okuduğumuz fermanında kendisinin Hıızzi
ya 'nın i.11 kız kardeşi ile evli olduğunu bildirmektedir. Aynı
metnin bir başka yerinde onlar 5 kardeşti anlatımı
bulunmakta, bir yerde de Tanuwa adında birinden, Taruhşu
ve Tahurwaili ile birlikte söz edilmektedir. Buna dayanarak,
Zuru'nun çocukları olarak Taruhşu, Tahurwaili, Tanuwa,
kral olan Huzziya ve Telipinu'nun karısı İştapariya'yı kabul
görevindeki Zuru'nun oğullarını tahta çıkarmakta kendini
haklı görmesine neden, kesin olmamakla beraber, kral
Ammuna'nın kız kardeşi ile evli olması ve dolayısı ile Hitit
sülalesine akraba olmasıdır. Telipinu, herkesin bildiğini
düşündüğü için olsa gerek, babasının kim olduğunu açıkça
vermemiştir. Ancak metnin devamından, onun babasının da
Ammuna olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda ortaya bir
sorun çıkmaktadır: Tittiya ve Hantili, Ammuna'nın oğulları
oldukları için bertaraf edilmişlerdir de, Telipinu'ya niçin
dokunulmam1ştır? Bu sorunun yanıtı kolaydır; Telipinu,
İştapariya ile evli olması nedeniyle, tahta geçen Huzziya'nın
·eniştesi ve doğal olarak, cinayetleri işleten Zuru'nun da
damadıdır. Ne var ki, kardeşlerinin öldürülüp, Telipinu'nun
akrabalık yüzünden bağışlanması, Huzziya'nın iktidarının
çabuk sona ermesini hazırlamıştı. Bunu, Telipinu'nun
ağzından dinleyelim: Ve Hıızziya kral oldu. Telipinu onun i.11
kız kardeşi ile evliydi. Hıızziya onlan da öldürecekti, fakat
plam anlaşılınca, Telipinu onlan bertaraf etti. Onlar 5
kardeşti. Telipinu onlara evler yapb. 'Gitsinler, otursunlar!
Yesinler, içsinler! Onlara lcötUlülc yapmayın! Ve ben
söylüyorum lci,onlar bana lcötülülc ettiler, ben onlara lcötUlülc
etmemi' Burada Telipinu'nun, zamanında kendi canını
b~ğışlayan bu kardeşlere vicdan borcunu ödeyerek, onları
elinde olduğu halde öldürtmediğini ve sadece enterne etmekle
yetindiğini görüyoruz. Huzziya sürgün edilince, doğal olarak
Telipinu kral olmuş, kendi deyimiyle babasının tahtına
~ılcmışbr. Devletin yönetimini ele aldığında, durumun hiç de
ıç
açıcı olmadığı bellidir. İç çekişmelerin devleti zayıf
düşürmesinden sadece Kuzey Suriye'deki yerel krallar
yararlanmamış, Anadolu içindeki merkeze bağlı bölgelerden
de kopmalar başlamıştı. Yaklaşık olarak bugünkü Çukurova
31
HİTİTLER
ile eşitleyebildiğimiz Kizzuwatna'nın en önemli kentlerinden
olan Adaniya (bugün Adana) dahi bağımsız duruma gelmişti.
Böylece Hitit egemenlik alanı daralarak,
dönemlerindeki,
Hattuşa ve yöresinden
ilk
kuruluş
oluşan,
çekirdeğinin sınırları içine çekilmişti. Diğer yandan
'kendisine karşı katliam planları hazırladığı halde, Telipin~
tarafından affedilen eski kral Huzziya'nın kardeşleri de
ana
tekrar komplolar düzenlemeye kalkışmışlardı. Telipinu bu
sefer onları panku'nun yargılamasına izin vermiş, soylular
meclisi, suçluların ölümle cezalandırılmasına karar vermişti.
Fakat çok insancıl bir kişiliği olduğu anlaşılan Telipinu
onların canlarını şu sözlerle bağışlamıştı: ... Tanuwa'
Tanıhşu ve Tahurwaili'yi getirdiler ve panlcu onlan ölüm~
mah.lruın etti. Ve ben, kral, söyledim 'niçin ·ölsünler? Onlar
yüzlerini sallarlar
(yani utanırlar). Ben, kral onlan
(birbirlerinden) ayırdım, onlan çiftçi yapbm. Silahl~
sağ
yanlarından .aldım ve onlara boyunduruk verdim!' Bu
insancıllığa karşın, cinayetler yine de durmamıştı. Telipinu
yeni olayları da şöyle anlatır: Kral ailesi içinde kan dölcme
arttı. Kraliçe İştapariya öldü, kralın oğlu Ammuna da öldü.
Tannlann insanlan (yani bütün halk) diyor ki 'bale ı
Hattuşa 'da kan dökülmesi çoğaldı '. Bunun üzerine ben,
Telipinu, Hattuşa'da bir toplantı düzenledim. Şimdiden sonra
Hattuşa 'da kral ailesinin oğluna kimse kötülük yapmasın, ona
hançer çelcmesinl Telipinu bundan sonra taht kavgalarına
son vermek üzere, tahta geçiş sırasına açıklık kazandıracak
kurallarını koyar: Birinci prens kral olsun. Birinci dereceden
prens yoksa, ikinci dereceden bir oğul kral olsun. Eğer tahta
geçecek bir erkek çocuk yoksa, birinci dereceden bir
prensese bir içgilveyi koca versinler ve o, kral olsun! Benden
sonra kim kral olursa, onun kardeşleri, oğullan, alıabalan,
ailesinin bireyleri ve askerleri birlik olsun I Ve sen gel,
düşman üll:eleri gücünle yeni Fakat, şöyle söyleme: 'her şeyi
bağışlıyorum'. Aksine hiçbir şeyi bağışlama, onlara· (yani
suçlulara) baskı yap. Kral ailesinden kimseyi öldürme; bu
kötü sonuçlar verir; Bundan sonra kim erkelc ya da kız
kardeşlerine kötülük etmeyi tasarlarsa, siz onun panlcu
üyelerisiniz, ona açıkça deyin lci Ican dölcme ile ilgili bu
tableti okul Hattuşa'da Ican dölcme arttığı zaman, tannlar
kral ailesini cezalandırdılar. Kim erlcek ve kız kardeşlerine
zarar verirse, kralın başını tehlilceye sokarsa, mahlcemeyi
çağınn. O (yani sanıJc), o zaman planını uygulamaya
kalkarsa, kendi başı ile ödesin! Fakat, onu Zuru, Tanuwa,
Tahurwaili ve Taruhşu gibi (yani onların yapbklan gibi)
gizlice öldürtme. Onun evine, karısına ve çoculclanna zarar
vermesinler. Eğer bir prens de lcötülük ederse, o. da
yapbklannı başı ile ödesin. Ancak, onun da e~e,
çocuklarına zarar vermesinler. Ceza onlann evlenne,
tarlalanna, bağlarına, samanlıklarına, tutsalclanna,. sığır ve
koyunlarına uygulanmasın! Prenslerin mallannı ve ınsanla
nnı başkasına vermek de do~ değildir. Y!"'sl:Ic. mem~l~r
dan prensi avuçlarına almak ısteyenler diyebilirler ki bu
kent benimdir'· ve kentin efendisine (yani yöneticisine) zarar
verirler. Bundan böyle, Hattuşa'da siz (memurlar), _bu
olaylan hatırlayın. Tanuwa, Tahurwaili ve Taruhşu sıze
örnek olsun! Bundan sonra kim, hangi yüksek memur olursa
olsun, kötülük yaparsa, siz soylular meclisi üyeleri onu
karşınıza çağırın ve onu cezalandırın 1
Görüldüğü gibi, Telipinu'nun,
serbest
_
?ır
• • •
çevırı
ıle
özetlediğimiz bu metni, gerçek bir. ferman: bır kral buy:uğu
niteliği taşımaktadır. Telipinu burada, ~Ik ~~ esas .~or~v
olarak, taht kavgaları yüzünden devletın _ıçıne duşmuş
olduğtı sıkıntıları . engellemek
üzere
ve
cezalandırıcı mekanizmalar koymayı kabul atmıştır. Soylular
yem . ~rallar
\
meclisine bu yönde yetki vermekte, suç işleyen kralın dahi
yargılanmasını bu meclise bırakmaktadır. Buyrukta hukuk
açısından göze çarpan öneraji bir nokta, cez~nın s_adece ~uçu
işleyene verilmesi ilkesidir. Suçlunun · aıle bıreylerı ve
mallarının korunması, Telipinu'nun adalet anlayışına ve
insancıl karakterine
de uygun düşmektedir. Tahta geçişte
benimsen!)n ilkelere gelince, açıklanması gereken bazı yerler
vardır, Bunlardan ilki, çocukların birinci, ikinci biçiminde
derecelendirilmesidir.
Bu sınıflandırmadan, yaşça en büyük
3:l
ve daha küçük olanları anlamak -olasıdır.· Ancak, Hitit
krallarının esas eşleri yanında, bir harem'e sahip oldukları
bir gerçektir. Bu bakımdan, ikinci dereceden sözü ile, bir
• harem kadınından olma çocuğun da kasdedilmiş olabileceği
hatırda tutulmalıdır. Tahta varis olabilecek biç erkek
çocuğun bulunmaması halinde, en büyük kıza verilecek bir
içgüveyi kocanın kral olması da, Telipinu açısından dikkati
çekmektedir. Kralın belgesinden öğrendiğimize göre, Telipi
nu'nun varisi olaiı Ammuna, kraliçe İştapariya ile birlikte bir
cinayete
kurban gittiği için, devletin ypnetimini kendi
ıoyıından birine bırakmak amacı ile, tahta geçişi belirleyerı
iüzenleme içine bu kural da konulmuş olmalıdır.
Telipinu'nun, ülkenin iç işleriyle uğraşmayı ve iç barışı
sağlamayı, dışa dönük bir yayılma siyaseti izlemeğe yeğlediği
anlaşılmaktadır ki, onun döıtemine qeğin geçen karışıklıklar
düşünülecek olursa, bu doğaldır.· Elimizde fazla belge
olmamasına karşın, Telipinu'nun bazı diplomatik girişimlerle,
ülkesinin dışa karşı güvence kazanmasına çalıştığını da
biliyoruz. Tabletin kendisi bulunmamış olmakla beraber,
Hitit arşivleri.İldeki belgelerin içeriğini bildirmeye yarayan
bir tablet kataloğundalci bir nottan, Hatti kralı Telipinu ile
Kizzuwatna kralı İşputahşu arasında bir antlaşma yapıldığını
öğreniyoruz. Bu, bir zamanlar Hitit Devleti'ne bağlı olan
Kizzuwatna'nın bağımsızlığını elde ettikten sonra, durumun
Hitit kralı tarafından da zorunlu kabul edildiğini göstermek
tedir.
Arkeoloji ve eski diller fılolojisinin, gerek maddi,
gerekse yazılı belgeleri toplayarak nasıl sentezlere varabildi
ğine iyi bir örnek, Tarsus'daki
Gözlükule kazılarında
İşputahşu'nun mührünün bulunmasıdır. Mühürde, kendini
Pariyawatri oğlu İşputahşu olarak tanıtan bu kralın, bu
buluntu sayesinde hem tarihsel kişiliği kamtlanmakta, hem
de Kizzuwatna'nın bugünkü Çukurova dolaylarına yerleştiril
m'esinin doğruluğu ortaya çıkmaktadır.
Telipinu'nun ölümü ile ilgili hiçbir şey bilmiyoruz. Yalnız, son
yıllarda Boğazköy kazılarında bulunan bir mühür baskısı,
Telipinu'dan sonra ülkede bazı karışıklıklar çıkmış' olabi
leceğin_i düşündürmektedir. Adı gecen mülıür Büyük Kral
Tahurwaili'ye aittir. Mühür, 'üslup bahmınctan çok gelişkın
olup, güzel bir işçilik gösterir. Kurban listelffi'ine göre
Telipj.nu'dan sonra kralın kızı Harapşili ile evli olan
Alluwamna tahta geçmiştir. Bundan sonra ise, yine listelerde
Hantili
(2.), , Zidanta
(2.)
ve
Huzziya (2.)'nin
gelmektedir. Bu belgeler üzerinde Tahurwaili'nin
adları
adı hiç
yoktur. Hitit Devleti'ne bu denli kötülükleri dokunmuş olan
.-:lantili, Zidanta ve Huzziya'nın aynı sırayla başa geçen
krallara
verilmiş olması mantığa ters düşmektedir Bu
bakımdan sadec~ ~stelere bakarak, .~u kralların v~lığı
kanıtlanamaz. Elimızde bulunan 2 mühür baskısı da bu
sor~na ışık ~tma~9:1cta,. aksine daha da karmaşık duruma
getirmektedir. Telipınu dan sonra yönetimi ele alan Allu
wamna 'nın mühürü, üslup bakımından Tahurwaili'ninkind
daha_ ~elcnı:. Eğer gerçekt~n 2 J:I~ziya krallık yapmış is:~
hangısıne aıt olduğunu bilmediğımiz, hangisinin
olduğu
saptanamayan bir Huzziya mühürü, Tahurwaili mühr ..
benzerlik göstermektedir. Sadece üslup acısından değer~~
dirilirse, mühürleri, eskiden yeniye Alluwamna H
H
.

·
Tahurwaili olarak sıralamak gerekir. Böyle yapılır' uzzıhya v 2 e
1ıx
uzzıya nın var 6ını a
k bul
T h
a
·1· il
urwaı ı __ e
T li ·
k
etme , hem de mühr' ·· bul
sş,
c
u
em .
unan
e pınu ıermanında adı geçen Tahurwaili' ·
ayrı ~yrı k!.ş~~~- o!_arak görmek, zorunlu olur. Bu nedeni:
Huzzıya mühurunu 1. Huzziya'nın saymak Talı
ili'
.'
Telipinu'nun öldürtmediği kişi ile bir tutmak' ve Allurwa yı,
··hr·· ··
ılı
b kı
d
mu unun yap ş a mm an illcql oluşunu müh' ·· k
uwamna
k
t
ı.::..
,
ur
azıyıcı
nın pe ns a owıayışına bağlamak', tarihsel rekonstrüksiyon
·
bakımından daha doğru olacaktır. Burada ayrıntı!
k · t
dix· · b k
ınme ıs eme 6.ımız aş a kanıtlarla da destekl
varsa yıma gore,
T h
ili.
ene
a urwa , Telipinu'nun ölum·· ·· d
e~
lci
11 . .
kl
.
f
z1
arına a e
bil
en
b
U
un en sonra
e~e erım g~rç~ eş~mek için isyan ederek kısa, bir
sure tahtı ele geçırmış, f~a~ Jelipinu fermanındaki kurallara
sadık kalan soylular meclisınce devrilerek yerın· T li · •
nun
d x
d
ama - dı All
·
k
b
.
,
uwamna getirilmiş olmalıdır B
li
1
.
. b
.
e
e pınu
u varsayım
o6ru ıse, ur an ~te e~ını u karışık dönem için güvenilmez
saymak gerekecektir. Dı~er yandan, Kizzuwatna kr.alları ile


antlaşmalar yaptıkları bazı tablet yarçal_a~ından a~laşılan
Zidanta Hantili ve Huzziya'nın da yıne Telıpınu metnınde adı
geçenle;le aynı kişiler olduklarını kabul etmek ~ereke?e~tir.
Ancak bu takdirde de, Alluwamna ile, aşağı~a gorec~ğımız 2.
Tuthaliya arasında bir zaman boşluğu kalabılmektedır.
9. BÜYÜK İMPARATORLUK DÖNEMİ
Telipinu sonrası ile Hitit tarihinde başlayan yeni döneme
Büyük İmparatorluk ya da Yeni İmparatorluk dönemi adı
verilir. Ama İmparatorluk teriminden, Hititler'den yüzyıllar
sonra kurul~uş Roma İmparatorluğu gibi, kıtala_r üzerine
yayılmış, geniş topraklara egeme~ olmuş . bır de~let
anlaşılmamalıdır. öte yandan, aynı_ d?ne'!.1e y~nı denmesıne
karşın, bu dönemle ilgili bildıklerımız, ozell~kle başl~n~ıç
evreleri için daha az problemli ya da daha kesın de d~ğıldır.
Hemen belirtelim ki, yaklaşık İÖ 1380 yıllarına tarıhlenen
Büyük Kral Şuppiltıliuma 'ya değin , Hitit tahtına oturmuş
kralların kesin sırasını ve dönemlerinde geçen olayların
tam bir kronolojisini sapta yamıyoruz. Bazı belgeler üzerinde
rastlanan adların gerçekten krallık yapmış olup olmadıkları
dahi bilinmemektedir.
Büyük İmparatorluk dönemine ait ilk belgelerde karşım~za
Tuthaliya (2.) ve eşi Nikalmati, Arnuwa~~a ve kralıçe
Aşmunikal adları çıkar. Kral adlar~nın Hıtıtçe olm~sın~
karşılık, kraliçe adlarının Hurri köken~ olrı~~sı he~en ~ık.~atı
çekmektedir. Buna neden, bu etnık zumrenın kulturel
etkisinin doğal sonucu kız çocuklar_a Hurri ~dları ta½:'1mas~n~n
moda halini alması ya da bu donemd~ki kral sulalesını~
Hurriler ile kaynaşmış olmasıdır. Dığer yand~n .Yem
İmparatorluk qönemindeki kral adları ~~• ., E_skı Devlet
zamanında başa geçenlere g~re.d~ha_ çok Hıtıtli dir. ~~ara
örnek olarak Şuppiluliuma gosterılebılır. Bu adı şuppı-saf,
HİTİTLER
Hitit imparatorluk dönemi krallarından 1. Arnuwanda 'ya ait iki mühür
baskısı.
temiz" luli -"kaynak" ve ethnikon eki -uma biçiminde analiz
ederek "saf kaynak-lı" olarak anlamlandırmak olasıdır.
Hattuşa-lı anlamına gelen Hattuşili de yine bunlardan biridir;
ancak bu, Hattuşa'yı başkent yaptığı için bu krala önce bir
çeşit lakap gibi verilmiş, sonra özel ad olarak diğer krallara
da takılmıştır. Arnuwanda da Hitit kökenli adlardandır.
Yalnız hatırda tutulması gereken önemli bir nokta, bazı Hitit
krallarının Hititçe adlar yanında ikinci bir Hurca ad da
taşıdıklarıdır.
Elimizde Tuthaliya (2)'nin icraatı ile ilgili bilgi veren fazla
yazılı belge yoktur. Hatta, Tuthaliya'nın hangi koşullar
altında tahta geçtiğini de bilemiyoruz. Tı.ithaliya'dan çok
sonr~ yaşamış olan Hitit kralı Muwatalli , Halep kralı
Talmışarruma ile yaptığı bir antlaşmada Tuthaliya'dan şu
sözlerle bahsetmektedir; Tuthaliya, krallığın tahbna oturdu
ğu zaman... Bu anlatım biçimi düşündürücüdür. Bütün
krallar, babalarının tahbna geçtiklerini söyledikleri halde,
Tuthaliya babasının değil de krallığın tahtına geçmiştir.
Acaba ~uthaliya, l_ıalckı olmadan tahtı zorla ele geçirmiş bir
gasıp, hır usurpator muydu'? Bu yüzden mi kendinden sonra
gelen Hitit kralları ondan böyle söz etmek zorunda
kalmışlardı'? Belgelerin azlığı bu soruları yanıtlamamıza
engel o~aktadır. Aynı antlaşma, Tuthaliya'nın siyasal
eylemlerıne de ancak bir par,ça ışık tutmaktadır. Bu belgede
a?1atıldığma göre, Halep kralı ile Tuthaliya arasında 'da önce
ht; an~aşma Y,apılmış, fakat Halep kralı sözünden dönerek
Mitannı kralı ile barış imzalamıştı. Bu nedenle Tuthaliya,
Halep ve Mitanni krallarını, ülkeleri ile birlikte yok etmişti.
Aradan l!,ıun zaman geçtikten sonra anlatılan bu başarı
gerçek m~dir. Y?1?ıa, biraz abartılmış mıdır'? Bunu kesinlikle
saptayabılınek ıçın Kuzey Suriye Devletleri yönünden de bu
olayı doğrulayacak belgelerin bulunması zorunludur. Ancak,
33

Tuthaliya döneminde dahi Hititler, 1. Murşili'nin fethetmiş
olduğu bu kent üzerinde kısa süreli bir baskı kurmuş ve Halep
kralının Mitanni ile yaptığı antlaşmayı, eski ha~~rına
dayanarak, kendilerine yapılmış bir ihanet saymış olab~ler:
Yeri gelmişken, burada. bir8:z .. da. adı geçen Mitannı
Devleti'nin gelişimi ve tarihçesı uzerınde durmamız gerek
mektedir.
Mitanni ya da başka belgelerde geç~n a _Y ~ Hanıga a _ı e
Hititler'in ilişkileri, Hitit yayılma sıyasetını~. Kuzey Surıye
üzerinde yoğunlaşmaya başladığı andan ıtı~8:re:1 or!aya
çıkar. Hatırlanacağı gibi, 1 Hattuş_ili ve 1. Murşıli donemınde
edilmişti.
dı 1
·
bu bölgelere giren Hitit kuvvetlen, Yukarı -~ezopotamya_ ve
Kuzey Suriye'deki bazı Hurri prenslerıı::ın askerlerıyle
çatışmalara girişmişlerdi. Olasılıkla İÔ !6 yuzy~lı1: sonl_arına
doğru, adı geçen coğrafi alana gelen ve ':°do-arı _koke.~ı ola_n
savaşçı ve yönetici bir sınıf, bu Hurrı prensliklerının bır
devlet örgütü kurmal~rını ~ağlaı:ruş ve_ or~aya çıkan devlete
resmi bir ad olat'ak Mitannı denılmış, ancak halkın
çoğunluğuna bakarak, Hurri adı da kulla?ıl~ay~. ~eva~
ları arasında üçüncü bir güç durumuna da gelmiştir.
Başkentleri, henüz yeri saptanamayan,
Waşşukanni olan
Hurriler ile Mısır ve Hitit kralları arasında kız alıp vermeler
olmuş, Mitanni zaman zaman esnek bir siyaset sürdürerek,
bu iki devlet arasında bir tampon bölge oluşturmuştur.
Hurri _ kültürün~
Hi~~er üzer~nde büyiik etkileri olduğuna
Jb t ·1
daha once de değınmıştik. Özellikle mitoloji ve din alanındaki
bu etkinlik,. Mezopotamya uygarlığının Hititler'e aktarılma·
sı~da .. ar~cı ol~uş, hatta daha sonra göreceğimiz bazı
m~toloıı~ oğele~ın Yunan, uygarlığına geçişini hazırlamıştır.
~tannı Devletı, İÔ. 13~0 !ardan sonra zayıflamış ve gittikçe
guçlenerek yayılan Yenı Asur İmparatorluğu'nun önce vasali
durumuna düşmüş, sonuçta İÖ 1270 yılında Asur kralı ı.
Salmanassar .tarafından siyaset sahnesinden atılarak bir
Asur eyaleti haline girmiştir.
Tuthaliya
ve
kraliçe
'
Nikalmati'den
sonra
belgelerde
~astlanan Arnuw~~da ve kraliçe Aşmunikal'in kişilik ve
ı~raatla~ını daha ıyı_ t~nıyabiliyoruz. Bu kral çiftine ait beın
!ndo-ari terimini, Hint-Avrupa dıl aılesı ıçındeki
bugünkü Hintçe ile akraba olan Doğu dillerini konuşan bir
zümreye verilen ad olarak kısaca açıklamak olasıdır.
Varlıkları İndra, Varuna ve Mitra gibi Hint tanrı adlarından,
kral adlar0ından ve özellikle at yetiştirme ile ilgili Hint kökenli
sözcüklerden anlaşılan bu yönetici sınıf, dil olarak Hurrice'yi
benimsemiş, hatta Mısır fıravunu 3. A~en_ofis ~e yapılan
yazışmalarda bu dil kullanılmıştı. İndo-arı kokenli kralların
dan Mattiwaza'nın, bu adı yanında Kili-Teşup gibi Hurri
kökenli ikinci bir ad daha taşıması, y~etici sınıfın Hurri
halkı içinde yavaş · yayaş eritildiği yönünde bir kanıt
sayılabilir. Mfüınni Devleti güçlü olduğu sıralarda Fırat'ın
batısında etkin olmaya başlamış, Mısır ve Hitit İmparatorluk
34
hiyeroglif, hem de çıvıyazısı ile yazılmış bir mühür üzerinde
şunlar okunmaktardır: Tuthaliya'nın oğlu, büyü1c kral,
tab9:rna Anuwanda'nın mührü - Tuthaliya'nın kızı, büyük
kraliçe tawa~anna Aşmunilcal'in mührü. Burada hemen
hatırlatalım ki, tabarna kralların, tawananna ise kraliçelerin
unvanıdır. Her iki sözcük de Hatti kökenli olmaları
b~1?mından, Anadolu'nun bu yerli halkının sonradan gelen
Hıtitler'e yap_tıkları lcül~irel etkinin diğer kanıtlarıdır. öte
yandan, kraliçe Aşmunikal'in sadece çiviyazısı ile yazıJ.ınıŞ
m~ünde
Nil:~ati'~
.şu sözleri okuyoruz: Büyük kraliçe Aşmuııikal,
kızı. ~u iki mühürle, kurban listelerinde geçen
Tuthaliya-Nikalmati ve ondan sonra gelen Arnuwanda ·
Aşmunikal'in sırası doğrulanmış olmakta
fakat
aynı
zamanda çözülmesi çok zor bir sorun da doğm'aıctadır. Gerek
HİTITLER
kral Arnuwanda'nın gerek kraliçe Aşmunikal'in babaları
Tuthaliya
olarak
verildiğine, Aşmunikal'in annesi ise
Nikalmati adını taşıdığına göre, Arnuwanda ve Aşmunikal'in
Tuthaliya- Nikalmati çiftinin çocukları, başka bir deyişle
kardeş olmaları gerekmektedir. Bu durumda ortaya bazı
varsayımlar çıkmaktadır: ı- İki kardeş, evlenmeden, kral ve
kraliçe Unvanlarını alarak, devleti birlikte yönetmişlerdi; 2
Daha sonra göreceğimiz Hitit yasalarında kardeşler arası
evlilik yasaklanmış ve aksine hareket edenlere ölüm cezası
konmuş olmasına karşın, iki kardeş evlenerek, kral ve kraliçe
olarak hüküm sürmüşlerdi; 3- Eğer evli idiyseler ve bu evlilik
..
kardeş evliliği değil de yasal bir evlilik ise, Aşmunikal,
Tuthaliya-Nikalmati çiftinin öz kızı, Arnuwanda ise., babasının
adı Tuthaliya olarak verildiğine göre, ya içgüveyisi giren bir
damat,. yada Tuthaliya'nın evlat edindiği bir çocuktur. Bu
varsayımlardan hangisinin doğru olduğuna karar verebilmek
güçtür. bunların her birini destekleyen, yada desteklediği
ileriye
sürülen
kanıtlar vardır. Bu çiftin hükümdarlığı
zamanında bir takım felaketli olayların oluştuğunu dile
getiren metinler ele geçmiştir. Diğer yandan, Tanrı Telipinu
(bu addaki kralla aynı adı taşıyan bir de tanrı vardır)
efsanesinde, adı geçen tanrının kraliçe Aşmunikal'e kızarak
ortadan kaybolup, birlikte bolluk ve bereketi de götürdüğü
nün anlatılması, kamu oyunda, kardeşi ile evlenmiş olduğu
için, kraliçenin günahkar olduğu inancının varlığına aracılık
eden
bir
işaret sayılabilir. Bu çiftin evli olmadığını
kanıtlamak için de, Hurri dilinde yazılmış bazı belgelerden
yararlanılmaktadır. Bunlar, Taşmişarri adlı birinin hem
Aşmunikal, hem de Taduhepa adlı kadınlarla birlikte
düzenlemiş olduğu belgelerdir. Taduhepa 'nın adı kurban
listelerinde Nikalmati ve Aşmunikal'den sonra geçmektedir.
bu bakımdan, Taduhepa, Tuthaliya ve Arnuwanda'dan sonra
Hitit tahtına oturan Şuppiluliuma'nın ilk karısı olarak kabul
edilmekteydi. Oysa Hurri metinlerinde geçen Taşmişarri, çift
adlı bazı Hitit krallarında da görüldüğü gibi, Arnuwanda'nın
Hurca
adı yani Taşmişarri =Arnuwanda
ikinci
Taduhepa da onun karısı olabilir. Buna göre Arnuwanda
önce kız kardeşi ile evlenmeden devleti yönetirken, karısı
ise,
Taduhepa
geri
planda
sadece
bir

olarak
kalmış,
Aşmunikal öldükten sonra görümcesinin yerine kraliçe
ünvanını almıştı. Kraliçe ünvanı olan tawananna makamı,
Hititler'de eşlerin ölümünden sonra da bir tür ana kraliçelik
olarak sürerdi. Bu bakımdan eski krallardan sonra tahta
geçen prenslerin zamanında da anneleri yada analıkları
ünvanlarını bırakınazlardı.
Arnuwanda-Aşmunikal çiftinin hükümdarlıkları zamanında
Hititler için en büyük sorun, VIII. bölümde varlıklarından söz
ettiğimiz Kaşkalar olmuştur. Merkezi bir otoriteye bağlı
olmadan bağımsız boylar halinde yaşayan bu insanlar, Hitit
Devleti'nin başında gerçek bir belaydı. Bazen başkente değin
inen bu yağmacı boylar ile antlaşmalar yapılmış, fakat bir
boy diğerinin Hitit kralı ile_ yaptığı_ antlaşmayl~ kendini bağlı
sayınadığı için, mutlaka bır tanesı saldırı halinde olmuştur.
Kaşkalar ile kuvvet zoruyla ~aşa <?_ıkamay~n Ar~u~an~8:-Aş
munikal çifti, aşağıdaki m~tinde ozetle goreceğımız gıbı tek
çareyi tanrılara yakarmakta bulmuşlardır: Majeste, BUyük
Kral Arnuwanda ve BUyük Kraliçe Aşmunikal şöyle söyler
•yalnız Hatti tllkesi siz tannlara karşı se.f (temiz) bir tllkedir.
Siz tannlara yalnız biz Hatti tllkesinde saygı gösteririz. Siz
tannlar, tanrısal içgUdUnUzl~ ~ilirsiniz ki; tapınaklarınızla
kimse bizim kadar ilgilenmemıştir. Ve siz tannların malları,
gUmUşü albnı, hayvan biçimli kaplan (rhyton denilen
kaplar) 've elbiseleri ile kimse bizim kadar ilgilenmemiştir.
Ayrıca, gUmüş ve albn tanrı yontulan il~ tannların
vücudunda
(yontularındaJ ne eskimlş ise, tanrıların
aletlerinden hangileri es~ş ~~, onları bizim kadar ~se
yenilememiştir. ayrıca, kimse sızın kurbanlarınızda temizliğe
bu Jlenli uymamış, gllnl~,, aylık ve yıllık bayr~~
böylesine yerine getirmemıştir. (Oysa)siz,tannl~
hizm~tli
leri ve kentleri angarya ve haraca zorlandı ve hizmetçileriniz
kadın ve erkek köle durumuna getirildi. Siz tannlara ben
BUytlk Kral Arnuwanda ve Büyük Kraliçe Aşmunikal her
konuda saygı gösterdik. Biz, sizin ekmek .ve sarap
kurbanlannızla, besili sığır ve koyunlarınızı yeniden
vereceğiz. (Siz) bizim tarafımızı tutun! Düşmanın Hatti
Ulkesine nasıl saldırdığını, Ulkeyi nasıl yağmalayıp ele
geçirdiğini size söyleyip, sizin nezdinizde onlardan davacı
olmak istiyoruz. Bu Ulkeler, siz gökyüzü tannlannın ekmek
şarap ve diıer eşyalarınızı verirlerdi (şimdi bunlar hara'c:a
bağlandı). işte buralardan, rahipler, tanrı anaları (yani
rahibeler), kutsal rahipler çalgıcı ve ilahiciler sllrllldü,
tannlann dinsel törenleri (iptal edildi) ve eşyalan oradan
atıldı. Oradan Arinna kentinin Güneş Tanrıçası'na ait
gllmüş, altın, tunç ve bakır güneş kursları ve hilaller ile
bayram elbiseleri (yani tören elbiseleri), gömlekler, kurban
ekmekleri, şaraplar ve kurbanlık sığır ve koyunlar gasp
edildi. Bu Ulkeler, Nerik, Hurşama, Kaştama, Himuwa,
Zalpuwa ve diğerleridir. Sizin bu tllkelerde sahip olduğunuz
tapınaklan Kaşkalar yıktılar, siz tannlann yontıılannı
kırdılar, rhyton 'lan, gllmüş, altın ve bronz kaplan ve sizin
bronz gereçlerinizi ve elbiselerinizi yağmalayıp paylaştılar.
Rahipleri, çalgıcı ve ilahi okuyuculan, aşçıları, fırıncıları,
çiftçi ve bahçıvanlan da aralarında paylaşıp, köle ettiler.
Kaşkalar her şeyinize sahip oldıılar. Bu yüzden, bu tllkelerde
kimse adınızı bile anmıyor; kimse size kurban sunmuyor ve
sizin için bayram düzenlemiyor. Buraya, Hatti tllkesine de
kimse sizin için vergi getirmiyor. Sizlere hiçbir yerden
rahipler, çalgıcılar gelmiyor. Kimse size güneş kursları,
hilaller, altın ve gllmilş ile elbiseler vermiyor; ekınek, şarap
ve hayvan kurban etmiyor. Size bu ülkeleri (yani Kaşkalar'ın
yağmaladığı tllkeleri) saydık. Şimdi size sürelcli yalvarıyoruz.
Kaşkalar buraya, Hattuşa'ya değin geldiler; Tuhaşuna ve
Tahantariya kentlerini vurup, kapılara kadar indiler. Biz,
tanrılara saygılı olduğumuzdan, onların bayranılanna
özellikle özen gösteriyoruz. Fakat Nerik ili Kaşkalar'ın elinde
olduğundan, Nerik'in Fırbna Tanrısı ve diğer Nerik tanrıları
için,
kurbaulan Hattuşa'dan Nerik yerine, Hakmişa'ya
yollamak istiyoruz. Kaşkalar'ı çağırıp, armağanlar verip, ant
içiririz. 'Nerik Fırtına Tanrısı'na gönderdiğimiz l..-ıırbanlara
dokunmayın, yolda onlara saldırmayın!' Ancak, onlar
armağanlan alıp, ant içerler. Ama, ayrılınca andı bozar ve
tanrıların sözUnii küçük görürler, Fırtına Tanrısı'nın andının
mllhrünü kırarlar, Hatti'dEin giden kurbanlara saldırırlar. Bu
duanın en ilgi çekici yönü, tanrılara Kaşkalar'dan
yakınılırken Kaşka saldırılarının önlenmesinin, tanrıların da
çıkar~arı bakımından gerekli olduğunun, yani Kaşkalar---
durdurulamazsa,
bundan en fazla tanrıların kendilerinin
zarar göreceğinin vurgulanmasıdır. Buna, tanrılara bir tür
şantaj yapılması da denebilir. Hititler'in ikinci yakınma
konuları da, Nerik ve yöresindeki kentlerin Kaşkalar'ın
elinde olması yüzünden, Hitit pantheon'u içinde çok önemli
bir yer tutan Nerik Fırtına Tanrısı'na armağan ve kurban
yollanamaması, Nerik yerine Hakmiş kentinde kurulan Fırtına
Tanrısı tapınağına gönderilmek istenen eşyanın da yine
Kaşka saldırılarından kurtulamamasıdır. Hakmiş kenti,
bugünkü Amasya'dır. Nerik kentinin yeri ise, henüz
bilinememekle beraber, bunun da kral Hantili döneminde
Kaşkalar'ın eline geçen, Karadeniz Bölgesin'de bir yer olması
gerekmektedir.
Kaşkalar'ın beylerine yapılan toprak bağışlarına ait belgeler
de elimize geçmiştir. Toprak sahibi yapılan Kaşka boylarının
Hititler'e dost bir topluluk haline dönüştürülmesi ve ekonomik
açıdan Hatti ülkesine bağlanmasının amaçlandığı belli
olmaktadır. Kaşka beylerine içirilen andlarda ise, Kaşka
lar'ın Hitit kralına karşı ihanet girişiınlerinde bulunmamala
kışkırtırsa,
rı, eğer biri kendilerine bir elçi gönderir de onları kötülüğe
onu yakalayıp majeste Hitit kralı önüne
çıkarmaları istenmektedir.
Sözünü ettiğimiz toprak bağışı belgeleri üzerinde, kral
Arnuwanda ve kraliçe Aşmunikal yanında, bir de tuhkaııti
unvanını taş\yan Tuthaliya adında üçüncü bir kişi
bulunmaktadır. Bunun kim olabileceğine dair bazı varsayım
lar ileri sürülmektedir.
10. ŞUPPİLULİUMA 'NIN ÖNCESİ VE SONRASI
Arnuwanda ve Aşmunikal'den sonra Hitit tahtına oturan ve

Büyük İmparatorluğun ilk güçlü kralı olarak tanıdığımız
Şuppiluliuma'nın egemenlik döneminin öncesi Hitit tarihinin
µelge açısından kısır ve bu yüzqen de üzerinde hala
tartışmalar olan bir kesitidir. İÖ 1380 '!erde başa geçtiği
anlaşılan Şuppiluliuma'nın özellikle askeri alandaki faaliyet
leri, oğlu ve halefi 2. Murşili tarafından ayrıntılı bir biçimde
kaleme alınmış olmasına karşın Murşili, dedesinin adını hiç
bir yerde vermemiştir. Ancak, yine babasının döneqıinde
başlayıp, 20 yıldır süregelen bir veba salgınına karşı
tanrılara yakardığı bir dua metninde, Murşili, babası
Şuppiluliuma'nın, Hitit Krallığı'nı Genç Tuthaliya adlı bir
kraldan zorla ele geçirdiğini anlatmaktadır. Diğer yandan bir
başka belge üzerinde kırık bölümlerinin tamamlanması ile
Şuppiluliuma'dan önce bir 2. Hattuşili'nin varlığı daha
· ortaya çıkmaktadır. Ancak yapılan tamamlamanın doğru
olup olmadığı başka belgeler yardımıyla kontrol edilemediği
için, sözühü ettiğimiz kırıklı tablet, bu kralın gerçekten
varolduğu ya da yok sayılması ile ilgili yorumların
çatışmasına neden olmaktadır. Bu kral gerçekten v~rsa,
acaba 2.Tuthaliya'dan önce mi başa geçmiştir? Böylece"VIII.
bölümün sonunda sözünü ettiğimiz zaman boşluğu doldurula
bilir mi, bunu kesinlikle bilemiyoruz. Kesin olarak bilinen şey,
Şuppiluliuma'nın 3. Tuthaliya olarak da kabul edebileceğimiz
Genç Tuthaliya'dan tahtı zorla almış olmasıdır. Öyleyse, bu
Tuthaliya kimdir? Acaba bu Tuthaliya ile, Arnuwanda-Aş
munikal zamanındaki toprak bağışı belgelerinde adı geçen
tuhlanti
unvanlı Tuthaliya
aynı mıdır? bir belgede
Tuthaliya'nın oğlunun oğl~ Tuthaliya biçimindeki bir
anlatımın bulunması, bu eşitliği doğrular görünmektedir. Bu
durumda Arnuwanda'nın, karısı Taduhepa'dan olma oğlu,
halası AşmunikaJ'in kraliçeliği sırasında tuhlcanti unvanıyla
devlet işlerinde rol almış, olasılıkla kendi annesinin
36
kraliçeliği döneminde de bu görevde kalmış, sonunda babası
Arnuwanda'nın ölümü ile boşalan tahtın sahibi
olmuşsa
~~• kısa bir süre sonra Şuppiluliuma tarafından öldürülmüş
tür. Bu varsayım akla şu soruyu getirmektedir: Şuppiluliu
ma'nın taht üzerindeki iddiası nereden kaynaklanıyordu?
Y~k~~ ,zamanlarda, Tokat'ın Zile tlçesi yakınındaki Maşat
Ho~ t~ ya~ılan kazılarda bulunan bir mühür üzerinde,
Şuppıluliuma nın babası olarak Tuthaliya verilmektedir Bu
G?nçTut~.a~ya, ya da diğer adıyla 3. Tuthaliya değil, kr~liç~
Nıkalmatı nın kocası ola.n. 2. Tutha~ya olmalıdır. Eğer bu
varsayımdan hareket edilirse, Şuppıluliuma da Arnuwanda
v~ ~şmunikal'i.n. en küçük kardeşidir ve yaşça onlardan
k~ç~ ~lduğu ıçın babası Tuthaliya'nın ölümünden sonra
yonet~m~ ele alamamış, tahta ağabeyi ve ablası ortaklaşa
geçmı~tır. Ancak ağ~beyinin '>lümünde boşalan krallığa
yeğenı Genç
bertaraf
Tuthaliya'~ın geçmesini hoş görmemiş ve
ederek, olgun bır yaşta devletin yönetimini ele
almıştır.
Şuppiluliuma•~ oğlu ve halefi 2. Murşili bu olayı veba
dualarında şoyle anlatmaktadır: Genç Tuthaliya Hatti
Ulkesinde egemen ilcen, ona bütün prensler, memurlar ve
askerler bağhlık andı içmişlerdi. Babam da ona bağhlık andı
içmişti. Fakat babam Tuthaliya'yı cezalandırmaya kalbşın·
ca, prensler, soylular , Hattuşa'daki yüksek memurların
hepsi babamın tarafını tuttular ... Tuthaliya 'yı ve ona yardım
eden kardeşlerini öldürdüler, (ailesinin diğer bireylerini ise)
Alaşiya 'ya yolladılar. Buna karşın siz tannlar, efendilerim,
babamı korudunuz. Hatti Ulkesinin topraklan düşman eline
geçtiğinde, bl!bam onlara karşı sefere çıhp, onlan yendi,
topraklan gen aldı. Düşman Ulkelerinden de topraklan Hatti
~esine
katb. Onun döneminde Hatti Ulkesi iyi idi, UJkedeki
ınsanlar, sığırlar ve koyıınlar çoğalıyordu. Fakat, siz

tanrılar, efendilerim, (sonradan) Genç Tuthaliya'nın öcllnu
babamdan aldınız; babam, Tuthaliya'nın katli yüzllnden
öldll. Babamın tarafını tutan prensler, beyler, memurlar ve
askerler de bu yüzden öldüler. Hatti ülkesi de bu yüzden
perişan oldu. Şimdi veba daha da kötüleşti; Hatti ülkesi ağır
zarara ·uğradı. Tanrılar, şimdi ben Murşili, size babamın
suçunu itiraf ettim. Babam (işlediği suçun affedilmesi için)
kurbanlar yapmışb. Ama, Hattuşa böyle kurbanlar yapma
mışh ... Şimdi ben, Murşili, size efendim olan tanrılara ülke
adına da kefaret ödiyeceğim. Siz tanrılar, efendilerim,
Tuthaliya'nın (dökülen) kanının öcllnll almak istiyorsunuz,
(ama) Tuthaliya'yı öldürenler (yaptıklarını) ödediler, Hatti
ülkesi de ödedi. Şimdi, (felaket) benim üzerime de gelince,
ben de tüm ailenıle kefan~t ödeyeceğim ... Ben kötll bir şey
yapmadığıma ve günah işlemiş olanlardan kimse hayatta
kalmadığına göre ... benim yakarışlarımı duyunuz! ... (herkes
ölünce) size .kimse kurbanlar getirmez ... Vebayı kovunuz, onu
dllşman ülkelere gönderiniz. Hatti ili.kesine karşı yine iyi
olunuz! Ben sizin bir rahibiniz ve hizmetçiniz olduğuma göre,
bana karşı merhametli olunuz. Kalbimde.ki bu acıyı ve
ruhumda.ki bu korl.,ıyu alınız! Bu duada da dikkati çeken
nokta, veba salgınının ülkeden uzaklaştırılmasında tanrıların
çıktırının olacağı, aksi halde ta:1rılara kurban sunup, dua
edecek .kimsenin kalmıyacağı gozdağının vurgulanmasıdır.
Bugünkü Kıbrıs ile eşitlenen Alaşiya 'nın,. sürgün ye!i ol~rak
seçilmesi de ilginçtir; bu ada daha sonrakı krallar donamında
de sürgünlerin yollandığı bir yer olarak kullanılıyordu.
Şuppiluliuma tahtı ele geçir~~!nd~ siy~s~l. du~umun iyi
olmadığı, Hatti topraklarının buyuk bır kesımının duşmanlar~
kaptırıldığı, yukarıdaki veba_ ~-ua.~ı~?a . ~a açıkça . be~lı
olmaktadır. Tarih boyunca gorulduğu gıbı, devletlerın ıç
karışıklıkları düşmanların vayılma doğrultusundaki ·istekleri•
HİTİTI..ER
Şuppiluliumo·yo on üç mühür
baskısı.
ni sürekli çogaitmış, her zayıflama, istila ve toprak
kayıplarını beraberinde getirmiştir. Fa.kat Şuppiluliuma daha
prensliğinden başlayarak, genellikle hasta olduğu anlaşılan
babasını askeri faaliyetlerde temsil ettiğinden, kral olunca
çok deneyimli ve yetenekli bir komutan olarak, düşman
ülkelerle başa çıkmayı başarabilmiştir. Oğlu 2. Murşili
tarafından anlatılan icraatına göre, Şuppiluliuma babasının
Kaşkalar ile yaptığı savaşlarda büyük yararlılıklar göster
miş, ayrıca Kaşka korkusu yüzünden boşalmış ola11 sınır
bölgelerinde kaleler ve tahkimatlar yaptırarak, kaçan halkı
yeniden buralara yerleştirmiştir. Ayrıca Hatti ülkesinin
doğusunda, bugünkü Kuzeydoğu Anadolu'ya yerleştirilen
Hayaşa ile Anadolu'nun batı ya da güneybatısındaki
Arzawa'ya karşı girişilen seferlerde de yine önemli bir rol
oynamıştır. Askerlikten anladığı ve bu işi sevdiği, savaşlara
hep gönüllü olarak katıldığı, bunu belirten bölümlerde11
anlaşılmaktadır: Bllyükbabam (yani Murşili'nin adını hiç
vermediği bllyükbabası, doğal olarak Şuppiluliuına'nın da
babası) Kaş.kalı Piyapili'nin ya.klaştığını duyunca, kendisi
hasta olduğundan sordu 'Kim gidecek?', babam dedi lci 'Ben
gideceğimi' . Böylece, bllyll.kbabam, babamı yolladı. Babam,
büyllkbabama şöyle dedi 'Ey efendimi Arzawalı düşmana
karşı beni gönder!'. Böylece büyükbabam Arzawalı düşmana
karşı babamı gönderdi.
Şuppiluliuma krallık tahtına çıktığı zaman, herhalde uzun bir
süre Anadolu içindeki kargaşanın yatışması ile uğraşmak
zorunda kalmıştı. Krallığının ilk yıllarında Toros sıradağları
nın ötesine doğru yayılma girişiminde bulunmuşsa da,
anlaşıldığına göre bunda pek başarılı olamamıştı. İlk olarak,
bugünkü Elazığ dolayları ile eşitlenebilen İşuwa ülkesi ile bir
çatışması olmuş, arkasından Mitanni kralı ile arasında bir
sürtüşme başlamıştı. Mitanni kralına gel dövüşelim diye
37
HİTİTLER
haber göndermesine karşın, kral, başkenti Waşukanni'den
çıkmamış, Hitit ordusu oraya ilerleyince, herhalde Mitanni
kuvvetlerince yakılan ekinler ve kapatılan kuyular yüzünden
aç ve susuz kalarak geri çekilmek zorunda kalmıştı. Bu sırada
Mitanni kralı Tuşratta'nın eline geçen ganimetler, Mısır
firavunu 3. Amenofis'e
armağan edilmişti. Hatti-Mitanni
çekişmesinin Şuppiluliuma aleyhine sonuçlanması üzerine,
Kaşkalar tekrar
saldırıya geçmişler ve kral, yayılma
siyasetini bir süre için terk edip, iç düşmanlarla savaşmak
için
kuzeye yönelmişti. Kaşkalar yatıştırılınca, tekrar
güneydoğuya ağırlık verilebilirdi, ki 2. Murşili'nin babası ile
ilgili anlattıklarından böyle olduğunu anlıyoruz. Ancak
yayılma siyasetini yeniden başlatmadan önce, Anadolu
içindeki
güvenliğin sağlama alınması gerekiyordu.
r,üzd~~• ö~celikle Anadolu'nun
Bu
doğusundaki Azzi-Hayaşa
ülkesı ile_bır_ antlaşma yapıldı. Bu antlaşmayı pekiştirmek için
de Şuppiluliuma, Hayaşa kralı Hukkana'ya kızını vermiş,
fakat
antlaşma metnine,
göreneklerin
ayrı
ilci
ülke
arasındaki gelenek
olduğunu, bu nedenle kızının eşlik
haklarının korunması için bazı koşulları kabul etmesi
gerektiğini de koymuştu. Örneğin, karının kız kardeşi ya da
bir başka kadın akrabası sana gelirse, ona yiyecek, içecek
ver; yiyin, için ve neşelenin, ama onunla cinsel ilişkiye
girmeye kalkışma. Buna izin verilemez ve bunun cezası
ölümdür! sözleriyle Hukkana uyarılmıştı. Antlaşmaya göre,
gerektiğinde isyan ya da savaş halinde silahla yardıma
koşmak, düşmanın ihanetini haber vermek, tutsakları geri
vermek gibi yükümlülükler de getirilmişti. Aynı amaçlara,
yani, siyasal alanda güçlenmeye yönelik bir antlaşma da
Kizzuwatna kralı Şunaşşura ile imzalanmıştı. Mitanni ülkesi
nasıl Hatti ile Mısır arasında bir tampon oluşturuyor idiyse,
Kizzuwatna
da
Mitanni
ile
Hatti
arasında aynı rolü
oynuyordu. Bu bakımdan, zamanla yine Mitanni yanında yer
alan bu ülkenin tekrar Hititler'in yanına çekilmesi gerekmişti.
Böylelikle, gerek Mitanni'ye karşı durum sağlamlaştırılmış,
gerekse Suriye yolu açılmış olmaktaydı. Antlaşma yapılan
Kizzuwatna kralının adının Şunaşşura gibi tam anlamıyla
İndo-Ari bir kökene sahip olması dahi, Mitanni'nin yönetici
sınıfının buraya da el atmış olduğunu göstermeye yeterli bir
kanıttır. Şuppiluliuma bu yüzden Kizzuwatna'yı kendi yanına
çekerken, çok akıllı bir dil kullanmıştı: Hurriler Şunaşşura'ya
köle diyorlardı. Şimdi ise, majesteleri (yani Hitit kralı) onu
gerçek bir kral yaptı... Şunaşşura majestenin huzuruna
gelince, majestenin büyü.kleri onun önünde ayağa kalkacak,
kimse oturur durumda kalmayacak. Mitanni kralının,
armağanlar vererek Kizzuwatna kralını küçük düşürmesini
önlemek amacıyla, antlaşmaya şöyle bir bölüm de eklenmişti:
Horlar, Şunaşşura'nın Hurri kralından ayrılıp, majeste ile
anlaştığını duyar da, Hurri kralı majesteye kutlama
armağanları yollarsa,
ben,
majeste
Hurri kra~dan
Şunaşşura dolayısıyla verilen bu armağanı kabul etmıyece
ğim. Böylece Şunaşşura, alınıp-satılan bir köle durll:mund~~
çıkarılmış olacaktı. Antlaşmanın diğer maddelerınde ıki
devlet arasındaki sınırlar da belirleniyor, gerekli durumlarda
Kizzuwatna'nın kaç piyade ve kaç arabalı asker gö~?~:ec~
ği saptanıyordu. Herhalde, Kizzuwatna kralını ağır yukuml~
lükler
altına sokarak
ürkütmemek
için,
askerlerın
beslenme işini Hitit kralı üstlenmişti. Ayrıca, suçluların
bu
geriye
verilmesi
de
konu edilmişti. İki kral arasına
arabozuculuk sokmak isteyeceklerin bulunacağını da hesaba
katan Şuppiluliuma, aralarında gönderilecek elçilerin gerçek
ve doğruluğuna güvenilebilir haberler taşımaları konusunda
da titizlik göstermişti. Yollanan haber, bir tablette yazılı
olarak da sunulacak, eğer elçinin söyledikleri ile tabletteki
haber birbirini tutuyorsa, elçiye güvenilecekti.
Kizzuwatna ile antlaşma yapılıp, bu ülkenin arkad_a!1
saldırrnıyacağı konusunda güvenceye sahip olunca, Hıtıt
orduları Kuzey Suriye üzerinde baskı kurmaya başla?'lış~ardı.
Hurri kuvvetlerinin bir bölümü de yenilmiş, Şuppıluliuma,
Kinza ( = Kadeş, bugün Humus kentinin güneybatısındaki
Tel1 Nebı Mend) ve Amurru (bugün Trablusşam yakınların
daki kıyı kesimi ) Bölgeleri'ni ele geçirmişti. Ayrıca kıyı
kesiminden doğuya doğru içerlere girip, Hurri egemenlik
38
·alanında kalan Kargamış kentini de kuşatmıştı. Kuşatma
sırasında Lupakki ve Tarhuntazalma
adında iki generali,
bugünkü Bika Vadisi'ndebulunan Amka ülkesine göndermişti.
Bunlar, Amka'yı yağmalayıp pek çok tutsak, sığır ve kayım
getirmişlerdi. Bu hareket aslında Mısır nüfuz bölgesine
saldırmak anlamına geliyordu. Ancak bu arada Mısır
firavunu
Tutenkaınon ölmüş, devlet başsız kalmıştı.
Olasılıkla kendilerini güçsüz duydukları için olacak ki, Mısır
tarafından bir karşı saldırı olmamıştı. Bu sırada Mısır
kraliçesinden Şuppiluliuma'ya bir elçi geldi; elçinin elindeki
belgede şöyle yazıyordu: Benim kocam öldü. Oğlum ise yok.
Senin çok oğlun olduğu söyleniyor. Sen oğullarından birini
bana verecek olursan, o benim kocam olur. Ben asla
kölelerimden birini seçip, kendime koca yapmam. Şuppiluli
uma bu haberi dinleyince büyü.kleri toplantıya çağırdı ve
onlara dedi ki: 'Böyle bir şey yaşamım boyunca başıma
gelmedi'. Sonra Hattuşaziti'yi şu emri vererek Mısır'a yolladı
'Git ve bana doğru haberi getiri Onlar belki beni aldabyorlar,
belki efendilerinin bir oğlu vardır. Sen işin doğrusunu bana
bildir! Bu habercinin
Mısır'a gönderilmesinden
sonra
Kargamış kuşatması Hititlerce başarı ile tamamlanıp, kent
fethedildi.
Kuşatma 7 gün sürmüş ve 8. gün kent
Şuppiluliuma'nın eline geçmişti. 2. Murşili babasının bu
başarısından şöyle söz etmektedir: Babam tannlardan
korktuğundan, yııkarı kentte tapınaklara kimseyi sokmadı,
kendisi de tek bir tapınağa yanaşmadı, hatta onlara saygı
gösterdi. Fakat aşağı kentteki halkın gilmilş, albn ve tunç
eşyalannı alıp, Hattuşa'ya taşıdı. Saraya getirdiği tutsakla
rın sayısı 3.330 idi. Hititler'in ülkelerine götürdüklerinin
sayısı ise belli değildi. Sonra oğlu Şarrikuşuh'a Kargamış
kenti ve ülkesinin yöneticiliğini verdi; onu kral yapb.
Şuppiluliuma'nın Ön Asya içindeki siyaseti bu bölümlerle
gayet
açık bir biçimqe ortaya konmaktadır. Yapılan
antlaşmalar, olmadığı zaman güce başvurulması, kazanılan
toprakları merkezi otoriteye kesinlikle bağlı oğulların·
yönetimine terk etmek, bu Hitit kralırun gerçekten iyi bir
devlet adamı ve iyi bir asker olduğunu göstermektedir.
Kargamış kralı olan oğlunun adı başka kaynaklarda Piyaşili
olarak geçmektedir. Şarrikuşuh bir Hurri adı olduğuna göre,
belki de çoğunluğu Hurri kökenli olması gereken Kargamış
kenti halkına hoş görünmek için bu ikinci ad prense takılmış
olabilir; tanrılara karşı saygılı davranmak da, yine aynı
taktik amaca yönelik olsa gerektir. Aynı işlem Halep için de
uygulanmış, Şuppiluliuma oraya da oğullarından rahip
unvanı ile bilinen Telipinu'yu göndermiştir. Kargamış'ın Hitit
egemenliğine girmesinden sonra, Mısır'a doğru haber
getirmesi
için gönderilen elçi sonunda geri dönmüştü.
Yanında Mısır elçisi Hani de vardı. Bu elçinin Mısır
kraliçesinden getirdiği haberde şöyle deniyordu: Sen neden
'beni aldatıyorlar' diyorsun? Benim oğlum olsa idi, benim ve
ülkemin bu utanc~ yabancı bir ülkeye yazar mıydım? Ben
başka ülkeye değil,yalnız sana yazdım. Senin için oğlu çok
diyorlar. Birini bana veri O, bana koca, Mısır'a,kral olsun!
Şuppilu~~ma'nın t::11sır:1~ ilişkileri, yukarda adı geçen iki
g?neralinın Amka ~~sını yağma etmesine değin iyi gitmişti.
Fırav:un. 4. Amenofıs ın
taht~
geçişini kutlamak
için
Şuppiluliuma ona armağanlar gondermişti. Fakat Amka'da
Hititler'in
görünmesiyle,
Suriye
topraklarındaki küçük
k:all~J<lar, ~ısır vr:ı Hitit güçleri arasında kalmış ve iki yanlı
bır sıyaset ızlemeğe çalışmışlardı. Şuppiluliuma bunları da
kendi emri altına almayı başarmış ve yanına çekmeyi bilmişti
Şuppiluliuma'nın nüfuz alanı artık Mısır sınırına kad~
dayanmıştı. Anlaşıldığına göre, Mısır ile doğrudan bir
çatışmaya girmeye de istekli değildi. Mısır kraliçesinden
~lumlu yanıt ?~tine~, oğullarından Zannanza'yı Mısır'a
fıravun olmak ıçın gondermeye karar verdi. 2. Murşili'nin
anlatımı ile artık Hatti ve Mısır sürekli dost kalacaklar'dı.
Ama bu istek gerçekleşemedi. Şuppiluliuma'nın kraliçenin
ilk mektubu üzerine harekete geçmeyip beklem;si, Mısır'da
tahta geçme tutkusuna sahip kişilere zaman kazandırmıştı.
Onlar da kendi p~anlarını uygulamak için hazırlanmışlardı.
Sarayhlardan
hırı, tahtı çoktan
ele geçirmişti. Zannanza
Mısır'a-varmadan yolda öldürüldü. Mısır kronolojisine gör;
yak. İÖ 1350'lerde oluşan bu olay, Şuppiluliuma tarafından
haber alınınca, kral Zannaza için ağıtlar yakh; tanrılara
şöyle dedi: 'ey tanrılar!' Ben bir kötülük yapmadım, ama
Mısır halh bana bunu yapb. Şimdi de sınırlanma saldırdılar.
Hititler'in reaksiyonu doğal olarak sert oldu. Şuppiluliuma
sefere çıktı ve Mısır yaya ve arabalı askerlerini yendi.
Yakaladığı tutsalclan üllcesine getirdi. Bu galibiyetin, Mısır
topraklarında olmadığı, yenilen Mısır güçlerinin Mısır
ordusunun tümünü oluşturmadığı sanılmaktadır. Fakat ne
olursa olsun bu çatışma, daha ilerde Kadeş Antlaşması ile
bitecek olan Mısır-Hitit savaşına yol açan bir olaydı.
Mitanni ile ilk sürtüşmesi başarısızlıkla sonuçlanan Şuppilu
liuma düşmanı olan bu ülkenin içişlerini her zaman dikkatle
izlemiş ve patlak veren bazı iç çekişmeleri kendi lehine
kullanmak istemişti.Fakat Mitanni kolayca çözümlenebilecek
bir sorun değildi. Şuppiluliuma'nın geri çekilirken bıraktığı
ganimetleri Mısır'a armağan gönderen 3. ve 4. Amenofis'e
yazdığı mektuplarda kızına selam söylemesinden, kızlarından
birini Mısır sarayına gelin gönderdiği anlaşılan Tuşratta'nın
ön Asya içindeki ilişkileri sağlam temellere dayanmaktaydı.
Bu kralın tahta geçişi sırasında çıkan kargaşalıklarda
Şuppiluliuma, kendi tarafına çekmeyi başardığı Artatama
adlı birini başa geçirmeye çalışmıştı. Olasılıkla Mısır
güçlerine karşı elde ettiği başarılardan sonra Hatti kralı,
Mitanni üzerine ikinci bir ı,efer düzenlenmiş, Waşşukanni'yi
yağmalamıştı. Bu yenilgi üzerine Mitanni ülkesinde bazı
soylular Tuşratta'ya karşı ayaklanmışlar ve onu öldürmüşler
di. Ülke, güçlenmeye başlayan Asur ve Yukarı Dicle
Bölgesi'nde olduğu düşünülen Alşe arasında paylaşılmıştı. Bu
savaşımlar arasında Mitanni tahtına geçmek isteyen
Mattiwaza. Hitit ülkesine kaçarak, Şuppiluliuma'ya sığındı.
Hatti kralı ona kızım verdi ve bir antlaşma yaptı.Adı geçen
H1T1TI.ER
Şunoşuro ile Kizzuwotno orasındaki antlaşmanın metni. Ba. 10408. Eskı
Şark Eserleri Müzesi -lstanbul.
antlaşl}lada Şuppiluliuma şöyle diyordu: Kral Tuşratta'nın
oğlu Mattiwaza'yı elinden tuttum; onu babasının tahbna
oturtacağım. Büyüle bir ülke olan Mitanni, mahva uğramasın
diye, kızının batırma büyüle Hatti kralı, bu üllceyi yeniden
canlandırdı. Tuşratta'nın oğlu Mattiwaza'yı elinden tuttum
ve kızımı ona eş olarak verdim. Mattiwaza kralı olduğuna
göre, Hatti üllcesinin kralının kızı da Mitanni üllcesinde
kraliçedir. Sen, ey Mattiwaza, kızımın üzerine başka ka~
alına! Ona, başka bir kadın eşdeğer duruma gelınesin; kızımı
ikinci kadın derecesine indirme. Mattiwaza, gelecekte benim
oğullarımın gerçek kardeşi ve eşitidir. Mattiwaza'nın
çocukları da benim çocuk ve torunlanmın eşiti olacakbr.
Hatti ve Mitanni üllcesinin halkı gelecekte birbirlerine kötülük
etmeyeceklerdir ... Hatti üllcesi kralı savaşa giderse Mitanni
kralı da onunla gidecektir. Mitanni'nin düşmanı olan,·
Hatti'nin de düşmanı olacakbr. Hatti'nin dostu olan,
Mitanni'nin de dostu olacakbr. Bundan önceki bölümde de
değindiğimiz gibi, Hitit desteği ile ayakta duran Mitanni,
özellikle Kargamış kralı olan Hitit prensi Şarrikuşuh (diğer
adı Piyaşili)'un çabalarına karşın, Şuppiluliuma'nın ülkede
çıkan ve olasılıkla Suriye seferlerinde alınan tutsaklardan
kaynaklanan bir veba salgını sonucu ölmesi ile, Asur baskısı
altında çökmüştür.
Şuppiluliuma'mn dış siyasetinde önemli bir rol oynayan
sülaleler arası evlilikler, yalnız Hitit sarayından başka
ülkelere prenses gönderilmesi ile kalmamış, Şuppiluliuma da
başka sülalelerden kadınlar almıştı. Belgelerde bu kralın
eşlerinden biri olarak, Babilli bir prensese rastlıyoruz.
S~riye'deki krallıklardan biri olan Ugarit'te (bugün Suriye'
nın Akdeniz kıyısındaki Ras Şamra), kral 2: Niqmadu ile
yapılan diplomatik yazışmalardan biri üzerindeki mühürde,
kocasının adı yanında, Tawananna unvam ile bulunan bu
dedim ki: 'Efendim Arinna'nın Gtlneş Tannçasıl Bana kUçUJc
diyen ve beni saymayan yöredeki düşman Ulleleri sUreldi
senin topraklanın ~a ~aya
uğraşırlar. Bana, aşağı gel ve
benimle bu Ullelen yeni Arinna 'nın Gtlneş Tannçası benim
sözlerimi işitip, bana geldi ve ben babamın tahbna geçer
ge~~ez, 10 yıl için~~ ~öredeki düşman Ulleleri yendik. Bu
bölumden 2. Murşili nın, daha babası ölmeden zorluklarla
karşılaştığı, kardeşinin de hayatta fazla kalmayış_ı yüzünden,
düşmanların Hatti topraklarına göz diktikleri anlaşılmakta
dır. Ayrıntılı yıllıklarda bulunan şu parça da ilginçtir:
onlar (düşmanlar), aşağı Ullenin valisi Hannuti'nin
öldüğünü öğrenince bana şu sözleri yazdılar: 'Sen daha
çocuksun ve (bir şeyden) anlamazsın. Senin Ullen yıkılmaya
(mahkum). Piyadelerin ve arabalı askerl~rin azalmış. Benim
piyadelerim ve arabalı askerlerim seninkilerden çok.
Babanın askeri, arabası çoktu. Sen çocuksun onunla nasıl bir
olabilirsin?' Beni böyle aşağıladılar ve uyruğumdan (olanları)
geriye vermediler. 2. Murşili'nin ilk yıllarında Kaşkalar ile
uğraşmak zorunda kaldığı, bu arada Kuzey Suriye'de de bazı
düşmanca hareketler olduğu anlaşılmaktadır. Kargamış kralı
olan amcası Şarrikuşuh, Hitit güçlerinin en büyük desteğiydi.
Bu bölge üzerinde Asur etkileri artınca, Kargamış kralı
Asurlular
ile savaşılması emrini vermiş, fakat Hititler'in
burada kendilerine karşı hazırlıklarını duyan Asur komutan
ları savaşmaktan çekinmişlerdi. Firavun Haremheb dönemin
de, Mısırlılar'ın da Suriye'ye akınlar yaptıkları ve Halep'in
güneyindeki Nuhaşşe'nin Hatti ülkesinden koptuğu sırada,
yine
Şarrikuşuh'un yardımlarıyla Mısır askerleri geri
çekilmeye zorlanmıştı. Fakat Kargamıs kralı. Kummanni
kentinin, tanrıçası Hepat'ın bfr bayramını kutlamak için Hatti
kralı ile Kizzuwatna'da bulustu~u sırada nastalanıp ölünce,
bu bölgedelo denge, Hitit ülkesi aleyhine bozulmuştu. Bunun
üzerine Nuhaşşe yeniden isyan etmişse de, 2. Murşili onları
ekonomik açıdan çökertecek bir önleme başvurarak, yola
getirmeyi başarınıştı:Onu piyadeler ve arabalı askerlerle
Nuhaşşe'ye gönderdim. Ve ona şöyle talimat verdim:
'Nuhaşşeliler düşman olduklarından, git, onların ekinlerini
yak ve onları zarara sok!' O, gidip, Nuhaşşe'nin ekinlerini
yaktı. Onları zarara soktu. Nuhaşşe kralları, babama ve
bana ettikleri andı bozmuş olduklarından, ant tanrıları
tanrısal güçlerini gösterdiler... Kinza ( = Kadeş) kralı
Aitalcama'nın en büyüle oğlu, (yandaşı olan Nuhaşşe'nin)
nasıl zarara uğradığını ve ekinlerinin azaldığını görünce,
babası Aitakama 'yı öldürdü ... Kinza ( = Kadeş) ülkesi tekrar
benim yanıma geçti. Fakat ben, onları uyruk olarak kabul
etmedim. içtikleri andı bozdukları için, onlara şöyle söyle
dim: 'Ant tanrıları öçlerini alsınlar. Oğlu babasını öldürsün,
kardeş kardeşini öldürsün ve o kendi etini kendi canını
bitirsin'. O (lcomutanlardan biri) Kinza 'ya gitti ve Kinza 'yı
aldı. 2. Murşili'nin acımasızca elde ettiği bu başa:ıdan sonra'.
Kargarnış'ı da yeniden düzene soktuğunu_ v~ _ol~1: ağa~eyı
Şarrikuşuh yerine, onun oğlunu tahta_ ~eçırdığını ~ğrenıyo
ruz. Eskiden Halpa (Halep) kr~lı olan, ~ığer a~ab~yı Telıpınu
yerine de yine onun oğlu Talmışarruma yı geçırdi ve on~a
bir
antlaşma yaparak, ıcendine bağladı. Kuzey . Surıye
krallıklarından Amurru'nun
kralı
Duppi-Teşup ıle de,
Şuppiluliuma'nın aynı ülkenin kralı Azif'u ile imzal~~~ğı .?ibi,
bir antlaşma yaptı. Bu belgenin ge~ıye bakış ~olumun~e
özetle
şöyle yazılmıştır: Ey Duppı-Teşup, Aziru senın
büytlkbabandı. O babama başkaldırdıysa da, babam on~ yola
getirmişti. Sonra ise, Nuhaşşe ve Kinza kralları ona ısyan
ettiklerinde Aziru onlara katılmamıştı. Babam düşmanlarıy
la savaşırk~n. senin büytikbaban A~u da ,ol!unla gitti. O,
babamı hep korumuş, hiç öfkelendirmemışti. Babam da
Azinı'yu ve ülkesini korumuştu, Babamın, büytikbabandan
istemiş olduğu 300 şekel ( = bir ağırlılc birimi) temizlenmiş,
birinci kalite altını, her yıl büytikbaban ödemiş, hiç karşı
gelmemiş, onu kızdırmamıştı...
. .
Ugarit arşivlerinde bulunan yazılı belgelerde de, 2. Murşili
döneminde bu bölgenin de Hitit nüfuz al~nı içind~ kaldığl;fil
belli eden anlatımlar görülmektedir. Ugarıt kralı Nıqmepa ıle
yapılan bir antlaşmaya göre Hitit kralı, Ugarit ile sınırı olan
bir ülkeyle savaş halinde bulunursa, Niqmepa'nın esas
görevi, onun yardımına koşmalc olacaktı. Aynı antlaşma
metninde, Şuppiluliuma tarafından belil\l.enen eski sınırlar da
onaylanıyordu. Ancak, bazı ufak sınır düzeltmeleri ile,
Kargamış kralının egemenlik alanı genişletilmiş ve Ugarit o
güne değin işlettiği tuz yataklarından yoksun kalmıştı. 2.
Murşili'nin desteği ile tahta geçtiği anlaşılan Niqmepa, buna
karşı koyamıyorsa da, ödediği haracın orantılı olarak
azaltılmasını istemiş ve bU-istem, Hitit kralı tarafından da
olumlu karşılanmıştı.
Anadolu içindeki duruma gelince, bu alanda Hititler'in en
büyük sorununun Kaşkalar olduğunu ve 2. Murşili'nin de ilk
yıllarda bunlarla
uğraşmak zorunda kaldığını ~arı~a
belirtmiştik. Ancalc bu dönemde, Kaşkaların yone~
biçiminde büyiik bir değişiklik olmuş ve o . za~a1;1a ?~~
bağımsız boylar halinde yaşayan Kaşkalar, şımdi b~. kiş~
yönetiminde toplanmışlardı. Bu olayı 2. Murşili şoyle
aktarmaktadır: Pihhuniya Kaşka tarzında hüldlm sürmüyor
du. Kaşka ülkesinde tek bir kişinin hüldlmdarlığı olağan
değildi· Pihhuniya birdenbire lcral gibi yönetmeye başladı. O
zaman' ben majeste ona karşı çılcıp, bir elçi yollayıp şöyle
yazclım'. 'sürllp Kaşka'ya götUrdllğün ve benim uyruğumdan
olanları bana geri gönder'. Pihhuniya ise bana şöyle yanıt
verdi: 'Sana hiçbir şeyi geri vermiyeceğim. Ve sen eğer bana
karşı sefere çıkarsan, savaşı hiçbir zaman kendi toprakla
rımda kabul etmiyeceğim. Seninle senin ülkende savaşa
gireceğim'. Kaska kralının bu meydan okumasına karşı, 2.
Murşili'nin karsısında tutunamadığı ve yenilerek. ülkesinin
bir kesiminin yakılıp yıkıld,ığı, PihhliİliJa'nın da tutsak edilip
Hattuşa'ya götürüldüğü, yine 2. Murşili tarafından anlatıl
maktadır.
Anadolu'nun doğusundaki Azzi-Hayaşa Bölgesi de Hititler ile
sürekli sürtüşme halinde kalmış bir yerdir ve 2. Murşili
döneminde de savaşımın sürdüRii anlaşılmalctadır. Krallığı
nın 10. yılında 2.Murşili bu ülkeyi barışa zorlamayı başarmıştı
Kendi anlatımı şöyledir: Azzi ülkesinin insanları, tahkim
edilmiş kentleri savaşta fethettiğinıi görünce, kendileri de dile
yamaçlarda, yüksek dağlarda ve tahkim edilmiş .kentlerde
tutunabilen Azzi halkı korktular. O zaman, Ullenin en
yaşlıları bana gelip, ayaklanma kapandılar ve dediler lci:
'Efendimiz I Bizi mahvetme! Bizi uyruğun olarak kabul et. Biz
de şimdiden sonra, sürekli olarak askerlerimizi ve arabalı
savaşçılarımızı efendimizin enırine verelim. Bizde bulunan
Hatti uyrulclu kişileri de geriye verelim. O zaman ben
majeste, onları mahvetmedim; onları uyrukluğa aldım. Yıl
kısaldığı için (yani kış yaklaştığı için), Azzi Ullesini düzene
sokmadım, fakat Azzi insanlarına
ant içirdim. Sonra
Hattuşa'ya döndüm ve kışı Hattuşa'da geçirdim ... İlkbahar
da, Azzi'yi düzen·e sokmağa gidecektim. Ama, Azzi halkı
majeste'nin geldiğini duyunca, bana (birini) gönderip şu
haberi ve~<ll!er: 'Sen, efendimiz, bizi bir kez mahvettiğin için,
0
ey efendimiz, tekrar gelme. Bizi uyrukluğa al' ... Bana
uyruğumdan 100 kişiyi geriye verdiler Ben de Azzi'ye
p!IDedim ve onları uyrukluğa kabul ettim.
Bu yıl (yani 11, yıl
ıçın_de)_ başka sefere çıkmadım ve Ankuwa'ya gidip orada kışı
s.eçırdim.
~!kani~ batı ve. güneybatısındaki Mira, Kuwaliya, gibi
ulkelerın kr~_lları ıle de kimi zaman antlaşmalar yoluyla, kimi
zaman da guç kullanılarak bir denge sağlanmaya çalışılmış
o~d~ğu anloşı.~aktadır. Bazen Arzawa ülkeleri 'bir yıldırım
gıbı g~len Hıtıt ordusu tarafından ezilmiş, bazen ise Sen,
M!şhuilm~a.' kaçıp babama sığınm.ışbn . Babam seni kabul
edip, kendisıne damat yapmış, kızı, kız kardeşim Muwatti' yi
sana eş ol~rak_ "\'ermişti. Fakat, sonradan seninle ilgilene
!°f:mlş,. senın ~üşmanlannı yenememişti. Oysa ben seninle
ilgilendim, senın düşmanlannı yendim. Aynca kentler kurup,
onları ~ahlcim edip, askerle donatbm. Ve ben seni Mira
lllkesinin beyliğine getirdim sözleri ile ülkenin babsında
yandaşlar aranmıştı.
2. Murşili döneminde çok ilginç bir saray entrikasına şahit
olmaktayız. Şuppiluliuma'nın ilk karısı Henti'den başka bir de
Babi~ bir. eşi olduğuna yukarıda değinmiştik. Sonradan
M_~iı:_ıgal diye 'bir Hurri adı da ta.kılan bu kraliçe, ele geçen
muhurlere ızöre Tawananna ünvanına da sahipti. Gerek

Arnuwanda'nın kısa egemenlik döneminde, gerek ondan
sonra başa geçen 2. Murşili'nin krallık zamanının başlarında
da, Malnigal, Tawananna unvanını ve bunun kendisine
verdiği hak ve yetkilerinden yararlanmayı sürdürmüştü. 2.
Murşili- bu durumu şöyle anlatıyor: Babam tanrı. olduğunda,
kardeşim Arnuwanda ve ben Tawananna 'ya hiç kötülillc
etmedll:, onu görevinden indirmedik. O, babamın zamanında
sarayı ve Hatti nllcesini nasıl yönettiyse, kardeşimin
döneminde de öyle yönetti. Kardeşim de tanrı olunca, ben de
ona kötülillc etmedim, Tawananna'yı hiçbir zaman indirme
dim ... Siz tanrılar, onun babamın sarayını bir 'türbe'ye
çevirdiğini görmüyor musunuz? Babil'den eşya (?) getirtti,
başka eşyaları ise Hattuşa 'da bütün hallca da$}tb; geriye
hiçbir şey kalmadı. 2. Murşili bunlara karşın, Tawananna'ya
iyi davranmıştı. Fakat Tawananna, gece gündüz tanrıların
önünde durup 2. Murşili'nin karısını lanetlemeye başlayıp
da, bu beddualar sonucu gelini ölünce, iş ciddileşmişti.
Bunun üzerine sarayda
Malnigal'den
bir
mahkeme düzenlendi ve
Tawanannalık unvanı ve yetkileri alınıp,
saraydan kovuldu ve kendisine bir ev ile yaşamını sağlayacak
yeterli maddi olanaklar verildi. Bütün toplumlarda var olan
kaynana-gelin çekişmelerine Hitit döneminden bir örnek olan
bu olayın nedeni , eldeki belgelerin yetersizliğ! yüzünden
kesinlikle anlaşılamamRktAriır. Ancak ölen gelinin adının
Gaşşulawiya olduğu sanılmaktadır,
12. 3. HAITUŞİLİ VE PUDUHEPA
2.
Murşili'nin uzun yıllar süren egemenliğinin nasıl
noktalandığı (İÖ 1310) halckında bilgimiz yoktur. OndAn sonra
Hitit Devleti'nin başına geçen ilci kral, Muwatalli (İÖ 1310
1282) ve 3. Murşili (prenslik adı Urhi-Teşup, İÔ 1282 -1275)ile
ilgili en ayrıntılı bilgileri sağlayan kaynak, bu ikisi zamanında
42
da çok önemli askeri ve idari görevlerde bulunmuş ve
büyük başarılar kazanmış bir prensken, yeğeni 3. Murşili'yi
bertaraf ederek tahtı eline geçiren 3. Hattuşili'nin (yaklaşık
İÖ 1275-1250) kaleme aldığı ve otobiyografi niteliğindeki
metnidir. 3. Hattuşili, Hitit tarihi içinde eşi Pudulıepa ile
birlikte, tanıdığımız en kişilik sahibi hükümdardır. Gerek
askerlikteki yeteneği, gerekse iç ve dış siyasetteki etkinliği
ile, Ön Asya'da bir döneme kendi damgasını vurmuş olan bu
kralın otobiyografisindeki ilk bölüm şöyledir: Büyillc Kral,
Hatti ülkesi kralı Murşili'nin oğlu, Büyillc Kral Hatti üllcesi
kralı Şuppiluliuma 'nın torunu , Kuşşar kralı• Hattuşili'nin
s~yundan,. B.üyillc Kral, ~atti üllcesi kralı Tabarna Hattuşili'
nın sözlerıdir: Tanrıça Iştar'm kudretinden söz edeceğim;
bunu herkes duymalıdır. Ve gelecekte tanrılar içinde İştar ...
özellikle kutsanmalıdır. Babam Murşili'nin 4 çocuğu oldu:
Halpaşulupi, Muwatalli, Hattuşili ve (bir de) kız çocuk. Bu
saydıklarımın içinde ben en küçükleriydi.m ... Efendim İş tar
kardeşim Muwatalli'yi, babam Murşili'ye rüyasında gönder
di: 'yıllar Hattuşili için kısadır (yani ömrü •ızun değildir)· o
sağlıklı değildir. Onu bana ver; o , benim rahibim olsun.' O
zam.an sağlıklı olu~•· Ve.babam beni, küçillc çocı,ğunu, aldı ve
be°! tanı:ıçanm hizmetine verdi ... Ve İştar, benim efendim,
benım elimden tuttu, bana hillcmetti. Babam Murşili tanrı
olduğunda, kardeşim Muwatalli babasının tahbna oturdu.
Kardeşimin yanında ben de ordu komutanı oldum. Kardeşim
beni saray baş muhafızı mevkiine çıkardı ve Yukan Ülke'yi
(İç Anadolu'nun kuzey kesimleri) benim yönetimime verdi. Ve
ben, Yukarı Ülke'yi egemenliği.m albna aldım ... Efendim İştar
beni e.sirgediği ve kardeşim Muwatalli de beni iyi tuttuğu için,
efendim İştar'm bana olan koruyuculuğunu ve kardeşimin
bana iyi davrandığını görenler, beni kıskandılar. (Benden
önceki vali ve diğerleri ... benim kötülüğümü istediler. Ve
bana karşı iftira edilmeye başlandı. Ve kardeşim Muwatalli
benim için soruşturma açb. Fakat efendim Tanrıça İştar,
Die Kunsr
olan ilişkileri _hakkında elimizde bazı belgeler varsa da
bunların hangı krallara tarihlenmesi gerektiği noktasında
bana rüyada göründü ve bana rüyada dedi ki: 'seni bir
tannya emanet edeceğim. Korkma 1' . Ve ben (bu) tanrının
yardımıyla temize çıktını ... Efendim Tanrıça İştar beni hiçbir
zaman ihmal etmedi; beni hiç düşmanlarıma terketmedi. Beni
mahkemede karşıtlanma, beni hskananlara karşı yalnı:ı:
bırakmadı. Düşmanlardan olsun, mahkemedeki karşıtlanın
dan olsun, lcral sarayından olsun, bana karşı edilen sözlere
karşı, İştar, beni savundu, her .fırsatta beni ~ardı.
Düşmanlanmı, beni çekemiyenieri be~
elime teslim etti,
ben onların (işini) tamamladım. Kardeşım, sorunun (aslını)
anlayınca, bana hiçbir kötUIUlc yapmadı. Ve beni tekrar
(korumasına) aldı, Hatti'nin ordusunu v~ arabalı savaşçıları
nı bana teslim etti... butUn Hatti Ulkesındeki komutayı ben
üstlendim. Ve beni efendim İştar'ın onurlandırması ile, hangi
düşman Ulkesine doğru döndüysem, düşman bana karşı
gelmedi. Düşman Ulkelere karşı_ .~e-p b_e~. ~alip ~!•~ ! ·
Muwatalli'nin
kardeşi 3. Hattuşılı nın kişıliğınde buyük hır
yardımcı ve ~sker bulduğuna kuşku yokt~. ı:ıattuşili,
şimdiye değin dizginlenemeyen Kaşkalar ı s~rekli olarak
yenmiş ve kuzey bölgelerinin tek egemenı durumtL?a
gelmiştir. O kadar ki, 3. Hattuşili, b:1gü?kü Amasya ıle
eşitlenen Hakmiş kentinde özerkliğe sahıp hır kral olmuştur.
Bu dönemde Kaşkalar üzerindeki baskısını artırarak, çok
eskiden Hantili zamanından beri Hatti toprakları dışında
kalmış 'olan kutsal kent Nerik'i te~ar _ele geç~rme~
başarmıştır. 3. Hattuşili'nin böylece ulkenın kuzeyındeki
düşmanı frenlemesi ve Kaşka tehlikesini ortadan kaldırması
sayesindedir ki kral Muwatalli ülkenin batı ve güneybatısına
karşı başarılı ;eferler düzenleyebilmiş ve özellikle Mısır'a
karşı sert bir tutum takınabilmiştir. Anadolu'nun batısıyla
ha.la tartışmalar sürmektedir. Ancak, Muwatalli'nin batıda
birtakım kendine bağlı yerel krallıklar kurarak bu kesimi
güvence altına almaya çalıştığı belli olmaktadır. •
Hatti
ülkesinin
batısında ve güneybatısında yerleşmiş
toplumların kralları ile yapılan antlaşmalarda geçen bazı yer
ve kişi adları da çeşitli yorum ve tartışmaların ortaya
çıkmasına neden olmuştur. Örneğin, hangi Hitit kralı
zamanında yazıldığı tartışmalı olan belgelerden biri üzerinde
şunlar okunmaktadır: Ahhiyalı Attarşiya seni Madduwat
ta •~ Ulkeoden kovdu .. Sen, majestenin babasına kaçbn ...
maiye~,,
Sem, Madduwatta'yı, majestenin babası karın çocukların
askerlerin ve arabalı sava~çılarutla birlikte,
Attarşıya ?1° kılıcından kurtardı. Yoksa sizi açlıktan
köpekle~ l'.IY~cekti. B~adaki Ahhiya ya da başka metinlerde
geçen ?ıç~yle. Ahhiya~a ile Yunan belgelerinden bilinen
Akaların ülkesı; Attarşıya ile, yine Yunan efsanesindeki
Atreus,. yukarıda verdiğimiz belgenin sonlarına doğru çok
kırık b!r yerde o~abilen
Mukşu adıyla, yine Yunan
e~sanesıne göre Troıa savaşlarından sonra Anadolu'nun
guney kıyı_larında ':'e Çukurova'da kent kurduğu söylenen
Mopsos eşıtle°!11ek ıstenmiştir. Aynı biçimde başka metinler
de_ rastlanan ~ır yer adı Apaşa ile Efesos, Milawanda adıyla
M~etos ve Milyas aynı tutulmak istenmiştir. Muwatalli'nin
Wıluşe.lı Alakşandu ile yaptığı antlaşma da aynı tartışmala
rı~ açılm!lsını gerektirmiştir. Alakşandu ile Alaksandros,
Wıluşa ıle ise İllion (Troia dolayları) eşitlenmiştir.
Anadolu'nun batı kesiminin kimi zaman Hitit egemenliğine
girdiği.kimi zaman bağımsız kaldığı.bazı dönemlerde devasal
olarak
Hattuşa'ya bağlandığı gerek yazılı belgelerden,
gerekse Karabel'deki
(İzmir'in doğusu) ve Niobe-Sipylos
(İzmir'in doğusu)'daki Hitit hiyeroglif yazıtları ile mühür ve
heykelcikler gibi bazı küçük eserlerden anlaşılmaktadır.
Diğer yandan Troia. Efesos. Miletos, Kolofan ve Müsgebi gibi
Batı Anadolu'nun arkeolojik merkezlerinde de Aka varlığına
işaret edecek maddi belgeler ele geçirilmiştir. Bu nedenle
yukarıda sözünü dtliğimiz eşitle_ı:ne!_eri, bera~erlerinde
getirdikleri bazı sorunlar da olsa, tumuyle geçersız saymak
yanlış olacaktır.
Muwatalli, batı sorununu çözüme kavuşturduktan sonra,
kardeşinin de kuzeyde güçlü bir durumda kendisine yardımcı
olması sayesinde, bir müddet Hatti'de kalıp bazı di~sel işleri
tamamlamıştı. Ülkenin güneydoğu ~ınırları: Mısır__f ıravun!~
rının toprak istekleri yüzünden tehlıkedeydı. Bu yuzden Hıtıt
kralı, seferlerini
Hatıuşili
nakledilmesinden
olarak
'
'
'
yönelteceği güneydoğu bölgelerine daha
yakın bir askeri üs kurmak amacı ile başkentini, Hntıuşa'dan,
yeri kesinlikle henüz saptanan:ıayan Datı.aşa ya taşıdı., 1.
zamanında başkentın Kuşşar dan Hatıuşa ya
sonra.
burası
hiç
kesintisiz yönelim merkezi ol_~rak kalmıştı. Şimdiy~ değin
Kuzey Suriye üzerine sefer duzenleyen pek çok Hıtıt kralı.
başkenti. yapacakları askeri operasyon ala_nlarına yakla.~tı:
maya gereksinme duymadık!a:ı halde, belkıd~ MuwatAll'._nın
bu işe girişmesine, kardeşının Yukarı Ülke de f~zla !~uf~z
sahibi olmasından korkması da rol oynamış olabılccegı goz
önünde tutulmalıdır. Muwatalli'nin Aşağı Ülke'ye çekilmesi,
bu bakımdan, İmparatorluğun ikiye ayrıldığına bir işaret
da
sayılabilir. Diğer yandan kralın Hatt~ışa'dan
ayrılınca, bu bölgenin yönetiı:ni~i Ya~Tl_la~ların Başı Mıllanna
muwa 'ya terk etmesi de çok ılgı çekıcı bır olaydır. Adı geçen
yazman daha sonraki dönemlerde pek çok belgede yazar
olarak adı bulunan Walwazili'nin. de babasıd11, ve bu.
yazmanların ne clenli önemli görevlerde bulunabileceklerini
kanıtlamaktadır.
2. Ramses'in Mısır tahtına oturması ile (İÖ 1290). Suriye
siyasetinde Hititler'in aleyhine değişiklikler oldu. Adı geçen
firavun, herhalde Hititler'e karşı girişeceği büyük bir savaşa
hazırlık olmak üzere daha egemenliğinin 4. yılın_da Suriye
üzerine yürümüş ve elde ettiği başarılar sonucunda, önceki
bölümde adı geçen küçük ülkelerden Amurru 'nun kralı
Beiıteşina, Hititler ile yaptığı ittifakı bozarak.
Mısır'ın
yanında yer almak zorunda kalmıştı. Firavunun 5. egemenlik
yılında ise, Hitit-Mısır ilişkileri çok gergin bir durum
gösteriyordu.
Savaş kaçınılmaz olmuştu (İÖ 1285). 2.
Ramses'in komutasındaki Mısır ordusu Kadeş'e yaklaştı.
Savaşın hazırlık evresi için Hitit belgeleri
fazla
bilgi
vermemektedir. Sadece 3. Hattuşili otobiyografisinde savaş
tan şöyle söz etmektedir: Kardeşim Mısır'a sefere çı.ktığında,
benim yeniden iskan ettiğim (Hattuşili, olasılıkla Kaşla
Halli
, Devleti'nin
tehlikesi yüzünden terk edilmiş olan bölgelere yeniden
yerleşmeler yaphğını söyler) bölgelerden aldığım askerleri ve
a~abalı savaşçıları Mısır ülkesine, kardeşimin seferine
götilrdüm ... Komuta bendeydi. 2. Ramses'in zafer kitabında
i~e,_ ~tit
ordusu içinde Kaşka, Maşa, Arzawa. Kizzuwatna
gıb~ ~ol_geler_in askerlerinin bulunduğu yazılıc•~. Yine savaş1;11
gelı~ımıne donecek olursak, anlaşıldığına göre 2. Ramses, ?1:1"
l~ktı_k. ha tası yapmış ve ordusunu oluşturan dört birli~.
bırbırınden çok uzak mesafede Kadeş üzerine sürmüştü.
Ancak tutsak alınan bazı Hitit gözcülerinin anlatımından
durumun farkına varıldı: Muwatalli Mısırlılar'ın umdukları
gibi. Halep yakınında değil, hem'en Kadeş'in gerisind~
beklıyordu. Mısır orduları bu duruma göre savaş düze1!1
almaya başlayamadan, Hitit savaş arabaları MısırWar 1
yandan vurdular. Mısır kaynaklarına göre, Hitit ordusunda
3500 araba ve 17000 yaya asker bulunuyordu. Bundan sonra
ne olduğunu kesinlikle bilemiyoruz. 2. Ramses, zafer
kazandığından söz etmekteyse de, bu gerçeğe pek uygun
görünmemektedir. Çjinkü, Hitit kuvvetlerinin. ~am'a kadar
ülkeyi yakıp yıktıkları ve Amurru'nun tekrar Hıtıt ~asallığına
döndüğü bilinmektedir.
HİTİTLER
3. Hottuşili ve eşi kraliçe Puduhepo'yo ait
mühür baskıları.
kadınından olan oğlu Urhi-Teşup geçmişti. Telipinu fermanı
na göre, böyle ikinci dereceden
oğullar, ancak birinci
d~r~ceden (ya da yaşça en büyük; bu derecelendirme için bak.
Bolum VIII) erkek çocuk· yoksa, kral olabileceklerdi.
Hititler'e
ihanet
etm!ş sayıl~1:
Benteşina da krallıktan uzaklaştırılmış, yerme Şapılı
getirilmiştir.
. .
,
3. Hattuşili, kardeşi Hitit kralı Muwatallı ye ~ısır_ a karş~
kazanılan bu savaşta yardım ettik~en s?nra _ul½esıne g_erı
dönerken, Lawazantiya (kesin yerı bellı d?ğıld_ır) kentıne
uğradığını ve orada Tanrıça Şauşga 'nı~ (_İş tar ın dığer adı) ra
duruma
göre,
Muwatalli'nin
böyle
bir
Bu
oğlu olmadığı
anlaşılmaktadır. 3. Hattuşili , Urhi-Teşup'un tahta geçişinde
kendisinin yardımcı olduğunu belirtmekte ise de, kendisinin
onu devirerek krallığı elde etmesinde, 3. Murşili adıyla tahta
çıkan Urhi-Teşup'un bir harem kadınından doğmuş olmasının
~o~~ olmalıdır. Hattuşili'nin ona karşı isyan edişine bu da bir
hibi olan Pentipşarri'nin kızı ve kendısı de ?Ynı tanrıç?1:ı1:
rahibesi
görevinçle
bulunan
Pu~~hepa
ıle
_e_vlendığını
yazmaktadır. Hattuşili, otobiyografısınde _bu_ evlı_lığe kutsal
bir hava vermeyi, bu e.vlili_ğin tanrıların bır ısteğ_ı ol~u~unu
söylemeyi de ihmal etmemektedir. Bu eş, kocası ıle bırlıkte,
Hitit tarihinin en etkin kraliçesi olacaktır.
.
Hattuşili'nin kardeşinin krallığı sır~sında, sonr~kı ?ış
siyasetini de etkileyecek bir başka ıcraatı da, ulkesıne
dönerken. Dattaşa'daki Muwatalli'ye uğrayıp, onun tahtın
dan indirdiği Amurru kralı Bonteşina 'yı. kurta_rması ve
beraberinde
Hakmiş kentine götürmesidir. Rangı .1:edenle
buna gerek duyduğunu bilemiyoruz. Ancak, Hakmış te ona
bir ev vermiş ve kendi deyimiyle hiç kötülük yapmamıştır.
Hattuşili'nin yokluğunu fırsat bilen Kaşk~!ar'ın ülke~in kuzey
kesimlerini.
Hakmiş'i de içine almak uzere yemden ele
geçirdiklerini . yine onun ağzından öğ_r~n_iyoruz. _Fakat o,
Kaşkalar'ı sürmüş ve bu kez kendısını Hakmış kralı.
Puduhepa'yı da kraliçe ilan etmiştir. Böylece, yukarıd~
değindiğimiz gibi. ülke onunla resmen Hitit kralı olan kardeşı
arasında adeta paylaşılmış olur.
.
Muwatalli'nin ölumünden sonra Hitit tahtına . bır harem
ozur oluşturmuştur. Otobiyografisinde bu açıkça bellidir;
Hattuşili kardeşine olan saygısından onun ölümünden sonra
bir şey yapmadığını belirtmektedir. '
3. Murşili adıyla tahta oturan Urhi-Teşup'un ilk işi, başkenti
tekrar Hattuşa'ya nakletmek olmuştu. Zaten yeni kralın iç
s~y~setinin temelini,_ merkezi otoritenin
Yukarı Ülke'yi
gıttikçe daha çok etkileyecek biçimde genişletilmesi oluştur
maktaydı. Babası Muwatalli'nin Aşağı Ülke'de bulunduğu
·sırada Hattuşa ve yöresinin yönetimi kendisine verilmiş olan
ve amcası Hattuşili ile iyi dost oldukları anlaşılan Baş
Yazman Mittannamuwa'nın Urhi-Teşup tarafından görevden
alınması da, yine kuvvetin tek elde toplanması yolunda
atılmış bir adımdı.
U_rhi~Teşup ( = 3. Murşili)'un dış siyaseti ile ilgili fazla bir şey
bilmıyoruz. Amcası, onu pek tecrübesiz ve yeteneksiz bir kral
gibi göstermek 'istemektedir. Fakat elimizde, Hattuşili'nin
oğlu kral 4. Tuthaliya zamanında yazılmış bir belge vardır ki,
b~~n y~rdımı ile, Urhi-Teşup ( = 3. Murşili)'un Asur kralı ile
bırbırlerıne karşılıklı mektup ve elçi gönderdikleri ve dost
oldukları ~nlaşılmaktaır. Ayrıca kız kardeşini Anadolu'nun
batı_:3ında_kı Şeha Irmağı ülkesinin beyine eş olarak verdiğini
de oğrenıyoruz.Hattuşili'niiı anlatımına göre Urhi-Teşup'un
amcasını en öfkelendiren hareketi, onun elinden en önemli 2
kenti almak istemesi olmuştur: Ve benim elimden Ha1cmiş ve
Nerik'i aldı. Artık dayanamadım ve ona isyan ettiın. Falcat
ona isyan ederken (din açısından) pis (bir şey) yapıp, ona
arabada
ya
da
evde saldırmadım. Ona (sadece) şöyle
düşmanca haber ilettiın: 'Bana karşı kavgayı başlattın. Ve
sen büyüle lcralsm, senin bana bıraktığın tele kalede, yalnız
ben lcralım. Haydi! Bizim halclcımızda Şamuha kenti İştar'ı ve
Nerik kenti Fırtına Tannsı karar versin.'
Ben Urhi-Teşup'a
böyle yazdığımda, eğer biri deseydi lci 'Sen onu önce lcrallılc
mevlciine çıkarttın da, şimdi neden ona isyan e_ttiğini
yazıyorsun?' (O zaman diyecek oydu lci) 'Benimle kavgaya
başlamasaydı! (O iyi davransaydı, tannlar) bir küçüle lcralın
bir büyüle lcrala yenilmesine izin verirler miydi?' ... Ben ona
bu sözleri yazınca, o , Maraşş_antiya ( = Kızılırmak)
kentinden
hareketle,
Armadatta 'nm
Yukarı Ullce'ye geldi. Yanında,
(yani Hattuşili'den önce Yukarı iJllce'nin
valisi olan ve bu yüzden Hattuşili'ye düşman olan kişi) oğlu
Şipaziti de vardı; onu Yukan iJllce'nin o~dularma karşı asker
çılcarmalcla görevlendirmişti. Falcat, Şıpazlti bana düşman
olduğundan, bana karşı hiç haşan kazanamadı. Efendim
Tannça İştar bana lcrallığı daha önce söz verdiğinden, o
sırada,lcanmm rüyasında göründü: 'Kocana destele olacağım.
Bütün Hattuşa da kocanın yanını tutacalc. Ben onu üstün
tuttuğum için, onu kötü bir (tannsal) mahlcemeye, ~ir kötü
(niyetli) tannya, hiçbir zaman terle etmem., Onu şımdi de
yükselteceğim ve Arinna'nın Güneş Tannçası nm rahipliğine
getireceğim. Sen de, bana, İştar'a güven'. İştar, efendim,
benim.le ilgilendi ve bana söylediği gibi de oldu. İştar'ın
kudretine burada da mazhar oldum. Urhi Teşup'un bir
zamanlar kovduğu (yani ııörevinden uzalclaşbrdığı) beylerin
rüyalarında da efendim lştar göründü ve onlan (uyardı):
'Bütün Hatti ülkelerini ben İştar tekrar Hattuşili'ye verdim'.
O (yani tanrıça) Urhi-Teşup'u hiçbir yere bırakmadı, onu
Şamuha kentinde, bir domuzu ahırına hapseder gibi,
hapsetti.
Bana düşman olan Kaşkalar da tekrar bana
döndüler, bütün Hattuşa tekrar bana döndü. Kardeşime olan
saygımdan, ben ona bir şey yapmadım, Urhi-Teşup'u bir esir
gibi yanıma alaralc
Şamuha'dan çıktım. Ona Nuhaşşe
ülkesinde müstahkem kentler verdim ve orada oturdu. O yeni
bir isyana kalkışıp, Babil'e kaçacaktı. Ben bunu işitince, onu
yakaladım ve deniz tarafına gönderdim. Şipaziti'nin de sının
geçmesine göz yumuldu, ama, ben onun evini aldım ve
Tanrıçam İştar'a verdim...
Prenstim,
saray
muhafızları
komutanı oldum; saray muhafızları komutanı idim, Habnİş
kralı oldum; Hakmiş kralı idim, (sonunda) büyük kral
oldum ... Efendim Tannça İştar bana Hatti ülkesinin krallığını
verdi,
büyük
kral
oldum...
Benden
önceki
krallara.
öncüllerime dost olan (krallar) bana da dost oldular. Bana
elçiler yollayıp armağanlar gönderdiler. Bana gönderdilleri
armağanları benim babalanma ve atalanma göndermemiş
lerdi. Bana uyruk olmak zorunda olan krallar, uyruk oldular,
Bana düşman olanları, ben yendim. Hatti ülkelerine toprak
üzerine
t_oprak kattım... Oğlum Tuthaliya'yı da senin
(Tanrıça lştar'ın) hizmetine verdim. İştar tapınağını oğlUJII
:uthaliya
üstlenecel'tir.
Ben nasıl tanrıçanın hizmetle~
ısem, o da tanrıçanın hizmetkarı olsun. Gelecekte, Hattuşili
ve Puduhepa 'nın soyundan olanların elinden kim İştar'e
hizmet görevini alırsa, kim Şamuha İştan'na ait tapınağa,
!Dala, mülke, eşya ve ambarlarına göz dikerse, o, Şamuhe
lştarı'nın mahkemesi
önüne
çıkacaktır. Kimse (on!Jlll
mallarından vergi alınasın. Ve gelecekte,
Hattuşili ve
Puduhepa'nın çoculclan, torunlan
ve
onlann
soyundan
olanlardan kim başa ~eçerse, tannlann arasında (en fazla)
Şamuha İştan'ın kutsasın!
Görüldüğü gibi, Hattuşili, 3. Murşili adıyla tahta çıkmış olan
yeğeni Urhi-Teşup'u, sürekli Tanrıçası İştar'm yardımıyla alt
ettiğini vurgulamaktadır. Onu, hiçbir zaman krallık adı olan
Murşili adıyla anmaması da ilginçtir ve Urhi-Teşup'un
amcasının gözünde hiçbir zaman kral say_ılmadığı;111_ kanıtla
maktadır. Hattuşili'nin kral olmaya nıyetlendiğı, karısı
Puduhepa'run da onu kral olarak görmek ist~diği, __
anlatılan
rüyalardan açıkça belli olmaktadır. Puduhepa nın ruyasında,
Hattuşili'nin 1ştar tarafından Arinna:nın Güneş T~n:.ıçası'nın
rahipliğine yükseltilmesi, bu görevın sadece buyuk kra~~
sahip olabildiği bir dinsel unvan olması dolayısıyl!3, ~~lt~şılı
tarafından kendisine İştar'ın krallık vaad ettığı bıçımınde
yorumlan~aktadır. Görüldüğü gibi, kralın yaşa~ında
rüyalar
çok önemli bir yer tut~aktadır .. İştar, yuksek
mevkilerde bulunan beylerin de ruy~sı~a gırere_~ ... onlara,
krallığı Hattuşili'ye vereceğini bildirmıştır. O~l~ gorulme~t~
dir ki, Hattuşili bir rahip ve İştar'a bağlı hırı olduğ~ _ı~ır.
arkasına tüm rahip kitlesini almış ve onların ?a etkisı ıle
yandaşlarının sayısını artırmıştır. Ayrıca kendı tutkularını
da gizleyerek, yaptıklarının tanrı isteği olduğuna, etraf~~ı
olduğu kadar, herhalde kendini d_e inandırmıştı.r. ~?t~_uşı~.
yeğeni ile doğrudan-bir savaştan s?z etmemektedır. Buyuk b!r
olasılıkla, kendi yanına çekmeğı başardığı beyler, Urh~
Teşup 'u kaçmasına fırsat vermed~n tutuklamışlardır. Urhı
Teşup'un Nuhaşşe'ye gönderilmesı, arkasında kaçış P.la~la
rının haber alınmasından sonra de~ . yö_n~ne. sur~~n~
gönderilmesi anlatımlarından, özellikle ıkınc~sı, bıraz ustu
kapalı geçiştirilmeye çalışıl?n . bir g~_rçe?.ın anlatılması
izlenimini yaratmaktadır. Denız yönün~ sozleı ınden acaba ne
kasdedilmektedir? Eğer, sürgün yerı olarak Kıbrıs Ada~ı
seçilmiş ise, bunun açıkça belirtilmesinden kaçınılmasının bır
HİTİTIER
Sol üst. Kodeş Antloşması'nı yapan
fara/lordan Mısır Firavunu 2.Ramses'in
heykeli. Alt ve sag üst: Mısır kaynoklarına
göre Kadeş Savaşı'nda tutsak alınan HititJi
askerler. Yan sayfa: Hitit/er ile Mısırlılar
arasında yapılan ilk devletlerarası antlaşma
olan Kadeş Antlaşması'nın metni. Bo. 10403.
Eski Şark Eserleri Müzesi-lsıanbuJ.
nedeni olmalıdır. Belki de Hattuşili, Urhi-Teşup'un aldığı
bütün önlemlere karşın, elinden kurtulduğunu söylemek
istememekte ve bundan dolayı dolambaçlı anlatımlara
başvurmaktadır. Gerçekten de Mısır firavunu 2. Ramses,
Anadolu'nun
batı
değ~diğinıi,z, ~ra
kesiminde bulunduğuna daha önce
ülkesi kralına yazdığı bir mektupta
Urhı-Teşup tan saz etmektedir. Anlaşıldığına göre Mira beyi,
Ramses'e daha önce bir mektup yazarak, Urhi-Teşup'un
?uru~ı.u. ile ilg!li bazı _bilgiler vermiş ya da ondan bilgiler
ıstemıştır .. ~elki ?e Urhı-Teşup'u Hattuşili'ye karşı kullanmak
amacını guden ıs teklerde bulunmuştur. Ramses ise mektu
bun?a, duru~~
_Mira beyinin yazdığı gibi olmadığından
bahısle, kendısı ıle Hatti kralı arasında bir antlaşma
bulunduğunu (bu antlaşma 1270 yıllarında imzalanan ve
~~deş savaşının sonucunu belirleyen belgedir) ve artık barış
19ınde yaşamak istediklerini yazmaktadır. Ayrıca, yine
fıravunun anlatımına göre, Hatti kralı ondan Urhi-Teşup'un
olasılıkla kaçarken beraberinde götürdüğü altın, gümüş ve
bakır eşyasını ve a Uarını vermesini de istemiştir. Mektubun
ondan sonrası kırıktır, ancak, Ramses'in Mira kralına, bu işe
is~em_ed_iğini
bulaşmak ve Urhi-Teşup yüzünden Hatti ile arasını bozmak
yazmasının nedenini anlamak güç değildir.
İşın ~gınç yanı, bu mektubun Hattuşa arşivinde elimize
geçmış_ olmasıdır. Büyük bir olasılıkla, iyi bir diplomat olan
Mısır fıravunu, Urhi-Teşup'u Hattuşili'ye geri vermemiş, ama
onun başkaları tarafından Hitit kralına karşı bir koz olarak
kul!anılma~ı~a da en_gel olmuştur. Herhalde iyi niyetini
belırtmek ıçın de, Mıra kralına yazdığı ve onu bu işe
karışmaması için uyardığı mektubun bir kopyasını Hattuşili'
ye de göndermiştir. Böylece, Hatti kralına kendi sadakatini
kanıtlamış olmakta, hem de ona karşı girişilen komplolardan
onu haberdar
etmektedir.
Hattuşili ise, Urhi-Teşup'un
47
HİTİTLER
Mısır'da kalmasının kendisi için bir tehlike yaratmıyacağına
emin olmalıdır ki, bildiğimiz kadarıyla bu yüzden Ramses ile
aralarında yeni bir sorun çıkmamıştır.
3. Hattuşili'ye ait yeterli belgeye sahibiz. Ancak, bunları
kronolojik bir sıraya sokmakta güçlük çekiyoruz. Buna karşın
özellikle dış siyasetinin ne olduğu ana çizgileriyle belirlene
bilmektedir.
Kendi otobiyografisinde
de anlatıldığı gibi,
zorunlu olanlar zaten Hititler ile dost geçinmeye çalışmış,
karşı çıkanlar ise, eğer yeteri derecede güçlü değiller ise,
Hattuşili tarafından yenilmişlerdi. Bu arada, iki düşmanı
birbirine
kırdırmak gibi taktiklere başvurulduğunu da
öğrenmekteyiz.
3. Hattuşili, 1. Salmanasar döneminde Asur ile iyi ilişkiler
içindeydi. Oysa ondan önce Adadnirari dôneminde, Asur'un
Hatti ülkesine pek dost olmadığı, yazarı belirlenemeyen bir
Hitit kralımn şu mektup müsveddesinden anlaşılmaktadır:
.. . Hurriler'e karşı kazandığın zaferlerden söz edip duruyor
sun. Silah gücüyle kazanmışsın ... büyüle lcral olmuşsun. Falcat
neden hep kardeşlilcten dem vuruyorsun? Sen ve ben sanki
bir anadan mı doğduk? Bunun yazarının Muwatalli olması
olasıdır. Hattuşili döneminde işlerin düzeldiği, elçilerin gidip
gelmesinden ve armağanların karşılıklı gönderilmesinden
bellidir. Fakat bu ilişkilerin nasıl iyi duruma gelebildiği, eğer
şu mektup Asur kralına yazıldı ise (bunu kesin olarak
sapta yamıyoruz), kolay anlaşılır gibi değildir: Ben lcrallığa
geçtiğimde, sen bana elçigöndermedinOysabir
lcralm tahta
geçmesinde gelenek, kendi düzeyindelci lcrallarm ona güzel
kolculu yağlar ve bir lcrali elbise armağan etmesidir. Oysa sen
bunların hiçbirini yapmadın! Diğer yandan, Babil kralına
Hattuşili'nin yazdığı bir mektupta da şunları okuyoruz:
Duydum li, kardeşim erkek olmuş, ava çıbyormuşl Kardeşim
Kadaşman-Turgu'nun adını Fırbna Tannsı yükselttiği için,
çok sevinçliyim. Şimdi kıırdeşime diyorum ki: 'artık git ve
düşman Ullcesini yağmala I Düşman Ullcesine sefer düzenle ve
düşmanı yen I Bil ki, sefere çıktığın Ullce karşısında sayıca 3-4
kez daha UştilnsUnl Düşman ülkesinin adım vermemesine
karşın, bunun Asur'dan ·başka bir ülke olamıyacağı açıktır.
Aynı tür bir anlatıma da 3. Hattuşili'den sonra tahta geçen
oğlu 4.Tuthaliya'nın, Asur kralı Tukultininurta'ya yolladığı
meıcnıpta rastlanır. tsunda da, .l<I'aıın ıcendisinden 3-4 kat
daha az sayıda olan bir düşman ülkesine sefer yapması
dileğinde bulunulmaktadır. Hattuşili'nin Asur ve Babil
siyaseti, iki gücün birbirine düşman edilmesi ve böylece
özellikle Asur'un dikkatinin Hatti sımrından uzaklaştırılması
biçiminde uygulanmıştır. Dış görünüşteki dostluğa karşın, iki
tarafın birbiri için iyi emeller beslemediği böylece ortaya
çıkmaktadır.
Yukarıda, 3. Hattuşili'nin, kardeşi 1\:fuwatalli'nin Amurru
tahtından attığı Benteşina'yı onun elinden alıp, Hakmiş'e
götürdüğüne değinilmişti. Benteşina'nın Urhi-Teşup zamanın
da
da
orada
kaldığını düşünmek hatalı olmayacaktır.
Hattuşili otobiyografisinde, yeğeni Urhi-Teşup'a 7 yıl sabırla
dayandığım belirtmektedir. Bu kadar uzun süre Benteşina
orada ne yapmıştır, bunu bilmiyoruz. Fakat hemen şunu da
söylememiz gerekir ki, Hattuşili tahta geçmek için 7 yıl
beklememiş de olabilir. Bu 7 sayısı, uzun süre beklediğini
anlatmak
için
kullanılmış bir mecaz da sayılabilir.
Urhi-Teşup'u krallıktan atar atmaz Hattu~ili,_ eski dostu
Benteşina 'yı yeniden Amurru krallığına geç~rmış ve onunla
bir antlaşma imzalamıştır. Bu antlaşmanın aile bağlarıyla da
pekiştirildiği, şu satırlarda okunmaktadır: Büyük Kral
Muwatalli ölünce ben Hattuşili, babamın tahbna oturdum.
Benteşina'ya ilin~i kez Amıırnı (lcrallığmı) verdim; babasının
evini :(yani sarayını) ve krallık tacını ona verdim. Aramızda
(gerçek bir) dostluk kurduk. Benim oğlu,m Nerikkaili,
Amurrulu Benteşina'nın ku:ını eş olar~ aldı. Ben de kızını
Gaşşulawi'yi, Amurnı lcrah sarayına, Benteşina'ya eş plarak
verdim. O Amurnı'da lcraliçelik mevliine geçecek. Amurru
Ullcesinde lcrallığı kızımın çocukları, torunları sürdürecek
ler...
Amurnı Ullcesinin egemenliğini , Benteşina'nın,
oğlunun, tonınunun, Benteşina'nın kardeşinin ve benim
bmnın soyunun elinden kimse almasın .. , Bugünden sonra
sen, efendin Büyüle Kral Hattuşili'yi ve efendin Büyük Krallçe
48
Puduhepa 'yı VA onların tonınunu lcrallık açısından kolla
mazsan, tanrılar önün.de e~ğ_in bu an~ (~ lanetine uğra!).
Böylece, Amurru ülkesınde Hıtitler kendilerıne bağlı birvasa}
kral daha yaratmışlardır.
Mısır'la olan ilişkilere gelince; Muwatalli ile 2. Ramses
arasındaki Kadeş Savaşı'nın ardından yıllar geçmesine
karşın iki ülke arasında ne yeni bir savaş çıkmış, ne de barış
antlaş~ası yapılmıştı. İki taraf _ta. stat~ko'nun ~o~ını
arzu etmiyor gibi davranıyor, bırbırlerınden çekiniyorlardı.
Savaş, Ramses'in 5. ~allık ~~a olmuştu, _l~a~ ve Mısır
arasındaki antlaşma ıse Ramses ın tahta geçışının 21. YlWla
rastlamaktadır. Aradaki bu 16 yıllık süre içinde, Hattuşili ile
Mısır firavunu arasında elçiler ve mesajlar gidip gelmiştir,
Urhi-Teşup'un Mısır'a k~çmış v~ ~~ri ve:_ilmemiş olmasınında
antlaşmasının gecikmesınde buyük rolu olmuştur. Sonuçta
imzalanan antlaşmanın Urhi-Teşup'un da geleceğini eilileyip
etkilemediğini bilmiyoruz. Antlaşma metni daha önce
ve
değindiğimiz gibi, o zamanın diplomatik yazışma dili olan
Akadça
Mısır .. dilinde
hazırl~nınıştı:. -~ir yiizünde
Hattuşili, diğer yüzunde Puduhepa nın mühur damgala_rı
bulunan, gümüş bir tablet üzerine kazıttırılarak yazılmış ve
Mısır'a gönderilmiş olduğunu bildiğimiz Akadça nüshası, ne
yazık ki şimdiye değin elimize geçmemiştir. Fakat, aynı
metnin kil bir tabletteki kopyası Boğazköy arşivlerinde
bulunmuştur. Mısır tapınaklarında aynı konuyu işleyen
yazıtlarda ise, Kadeş Antlaşması'nın, özellikle baş bölümleri
Mısır'ı daha kazançlı ve Hititler'den daha üstün göstermek
amacı ile değiştirilmiştir. Oysa, antlaşma tümüyle eşitlik
temeli üzerine kurulmuştur. Bunda her iki kral da birbirlerini
kardeş saymakta, yapılan antlaşmanın Hatti ve Mısır ülleleri
arasında güzel kardeşlik ve güzel barışın sonsuz olacağı
belirtilmektedir.
Yalnız antlaşmayı yapaİl taraflar değil,
Hattuşili ve Ramses'in çocukları da bu barış içinde kardeş
olmuşlardır. Antlaşmada, karşılıklı dayanışma ve saldırmaı
lık fikri de öncelik taşımaktadır. Ne Büyüle Kral, Mısır krah
Ramses, sonsuza değin Hatti ülkesinden birşey almak için
saldıracak, ne de Büyük Kral, Hatti kralı Hattuşili, sonmuı
değin Mısır'dan bir şey almalc için saldıracaktır. Diğer
yandan,
eğer bir başka düşman, Hatti Ullcesine sefer
düzenlerse ve Büyük Kral, Hatti ülkesi icralı Hattuşili, bana
haber yollarsa 'gel, bana ona karşı yardım et,', Büyük Kral,
Mısır ülkesi kralı Ramses savaşçılarını ve- arabalannı
yollayacalc, Hatti Ullcesinin öcünü alacalctır. Antlaşmada
üstünde durulan sorunlardan biri de içteki isyanlardır: Ve
eğer Hattuşili, Büyük Kral, Hatti ülkesi icralı, hizmetkarlarına
( = uyruklarına) kızarsa ve onlar, ona karşı suç işlerse ve sen
Büyük Kral, Mısır Ullcesi icralı Ramses'e haber yollarsan,
Ramses arabalarını ve askerlerini gönderecek ve karşı
gelenleri yok ~decektir. Doğal olarak, Hattuşili de, kardeşi
Ra~ses, ?öyle i_steklerde bulunursa,
2
aynı yükümlülükleri
yerme getırecektır. Suçluların geriye verilmesi de antlaşmada
yer almaktadır: Ve Hatti ülkesinden bir adam kaçarsa, ya da
ada1? ya da 3 adam, Büyüle Kral, Mısır Ullcesi kralı,
kardeşım Ramses'e gelirse, Ramses onları yakalayacak ve
kardeşi Hattuşili'ye geri yollatacaktır. Bu sonsuz kardeşlik ,,e
banş antlaşması ile Hitit - Mısır ilişkileri bir daha
bozulmamıştır.
Hattuşili'nin Puduhepa ile olan evliliği Hitit tarihi içinde
baş½başına bir bölüm oluşturur. Çünkü, kişiliği ve kudreti ile
kraliçe
Puduhepa'yı Hattuşili döneminden soyutlamaya
olanak yoktur.
Hattuş~li. ot~biyografisi_nde, Puduhepa'ya rastladığı ve onunla
evlendiğı doneme değın, ailesi ile ilgili fazla bilgi vermez.
Aslında, kardeşlerinin adlarım sayması dahi, diğer Hitit
krallarının bel~e-~e~inde ana adı bile verilmediği düşünülecek
olur~a: ~at!'1şıli_ mn olağandan fazla aile bağlarına önenı
verdiğ_ım gosterır. Kardeşlerden Muwatalli'nin,
icraatını
daha once ~ördüğümüz Hitit kralı olduğunu biliyoruz. Adının
~alp~şulul?ı olduğu bilinen diğer erkek kardeşten bir daha
~ç .~oz edilmemektedir. Bunun, Muwatalli tahta geçmede~
olmuş olduğu düşünülebilir. Kız kardeş ise, Muwatalli
zamanı1:1da Batı Anadolu beylerinden Şaha Irmağı Ülkesi'nin
Maşturı adlı kralına gelin gitmiştir. 3. Hattuşili bu
HİTİTLER
kardeşlerim saydıktan sonra, kendisinin Puduhepa'dan önce
evli olup olmadığını: evlenmiş ise, çocuklarını da hiç söz
konusu_ etmemekte~r.
Ancak bildiğimiz, Kadeş Savaşı'nda,
kardeşı Muwatallı ye yardım edip ülkesine dönerken
Lawazantiya kentine uğradığı ve orada Pentipşarri'nin kız~
varsayarak
Pu~u!ı~pa ile tanrıların isteği üzerine evlendiğidir. Evlenme
tarıhı ıle Kadeş Savaşı ~r1;1s!nda bir yıl geçmiş olduğunu
İÖ 1284 tarıhinı elde ederiz. Gerek babası
Pentipşarri, gerekse
Puduhepa,
Hurri
kökenli
adlar
taşımaktadırlar. Lawazantiya kentinin yeri belli değildir.
A?cak Pudll?epa, bir yer~e Kizzuwatna ülkesinin kızı, başka
bır belgede ıse Kummannı ülkesinin kızı olarak geçmektedir.
Kizzuwatna, daha önce değindiğimiz gibi, bugünkü Çukurova
ve dolaylarına, Kummanni ise (Roma dönemindeki adı
Commana) günümüzdeki Şar'a yerleştirilmektedir. Her iki
yerin, Hititler döneminde aynı bölgenin sınırları içinde kabul
edildiği, belgelerden
anlaşılmaktadır. Hem babanın hem
kızının hizmetinde oldukları tanrı ise, Lawazantiya İştar'ı
ya da Hurca adıyla Şauşgq olarak bilinen tanrıçadır. Bütün
bunlar, Puduhepa'nın Hurri kökenini açıkça vurgulamakta
dır.
Hattuşili ve Puduhepa'nın, kral ve kraliçe olmadan önce
rahip ve rahibe görevlerinde
bulundukları düşünülecek
olursa,
bize kalan belgelerinde neden bu kadar dindar
gözüktükleri, neden her işlerinde tanrısal güçlerin karışma
sına değindikleri daha iyi anlaşılır. Kraliçenin mühürlerinden
biri üzerinde dahi dindarlığı belli olmaktadır: Hatti llllcesi
prensesi, yeryüzünün efendisi Arinna'nın Güneş Tannçası'
nın gözdesi, Tannçanın hizmetkarı, Kizzuwatna üllesinin lıcızı
Puduhepa'nın mührü. Bu anlatımın elimize geçmeyen ve
Mısır'a gönderildiği söylenen, Kadeş Antlaşması'nın yazılmış
olduğu gümüş tabletteki mühür üzerinde kullanıldığı, bunun
başka belgelerdeki tanımından öğrenilmektedir. Puduhepa
gibi, Hattuşili de dinsel görevlerini Ugarit'te bulunmuş bir
mühründe belirtmiştir. Büyüle Kral, Hatti üllesi icralı,
kahraman, Arinna'nın Güneş Tannçası'nın, Nerilc kentinin
Fırtına Tannsı'nın ve Şamuha kentinin İştan'nın gözdesi,
Hattuşili. Puduhepa'nın, her fırsatta tanrılara dua ettiğini,
özellikle kocasının sağlığı ve uzun ömürlü olması için
yakardığını, elimize geçen dua metinlerinden biliyoruz.
Puduhepa, pek çok resmi belgeye, kocası ile birlikte mührünü
koymuştur. Bunlardan çoğu ferman niteliği taşıyan metinler
dir. Kraliçenin dış siyasette etken olduğu, Ramses il~ yapılan
antlaşmaya da mührünü basmasından anlaşıldığı gıbı, Mısır
kralından gelen mektuplardan bir bölümü doğrudan doğruya
kraliçeye gönderilmiştir. Ramses'in 34. krallık yılında, bir
Hitit prensesinin
firavuna gelin gönderildiği bilinmektedir·.
Mısır'daki Abu Simbel'de bulunan ve düğün steli adıyla
bilinen eserde,
prensesin
Mısır'a gelmesi anlatılırsa da
Hattuşili'nin Mısır'a gitmemek ıçin bahaneler bulduğu ve
böyle bir seyahatten
kaçındığ> ~nl~ş.ıl~~ktadır. Raıı_ıses,
... kardeşim beni görmeye gelse, bırbınmızın yüzünü görsek
diye, Hatti kralını çağırmış, an~a~ Hattu_şili bu çağrıya
majestenin ayaJclannın yanması ıyı .. olur 01In:a~ ~~ac~ğıı_ıı
yazarak, Iç~rşılık vermiştir. R1;1mses ın hare~ıne !ki~~ı bır
Hitit
prensesinin
daha
gelin
olarak
gonderıldığı de
belgelerden öğrenilmektedir. ~ısır kaynakları b_u olayı ~u
sözlerle açıklamaktadır: Hatti prensı, Ramses e, Mısıra
ikinci kızını gönderdiğinden, Hatti ülkesinden, Kaşlca
üllesinden Arzawa üllesinden çok ganimetler ve aynca pek
çok at sUrüİeri pek çok sığır sürüleri, pek çok koyun sürüleri,
pek çok küçüle baş hayvan s';""illeri gönderdi. İşte ,bu
evlenmelerle ilgili olarak, Ramses ten doğrudan Puduhepa ya
yollanan
mektup çok ilgi çekici bir anlatım ve içerik
taşımaktadır: Tanrı Amon'un gözdesi, Güneşin oğlu, Mısır
üllesi kralı Büyüle Kral Ramses şöyle der: 'Hatti üllesinin
kraliçesi, büyüle kraliçe Puduhepa 'ya söyle ki, işte ben,
lcardeş!fi, iyiyim. Evlerim, oğullarul!•. ?rdularım, atlarım,
arabalanm
iyidirler.
Ülkemde çok ıyililc vardır. Sen, lcu
kardeşim, iyi olasın! Evlerin, oğulların, o~~~arın, atların
arabaların iyi olsunlar! Ülkende çok ıyililc olsun! Kı;
kardeşime şöyle söyle ki, işte elçilerim, hz kardeşimin elçilerı
ile birlikte bana geldiler. Onlar bana, kardeşimin, Hatti
ülkesinin kralı, Büyüle Kralın iyiliğini bildirdiler. Kardeşimin,
hz kardeşimin ve üllelerinizin iyi haberlerini alınca çok
sevindim ve şöyle dedim 'Çok şükür, iyidirler!'. Kız
kardeşimin bana gönderdiği mektubu gördüm ve Hatti
üllesinin Büyüle Kraliçesi olan hz kardeşimin çok güzel bir
biçimde yazdığı konulan işittim. Kız kardeşime söyle ki,
kardeşim Hatti ülkesinin kralı, Büyüle Kral baı;ıa şöyle yazdı:
'Kızımın başına güzel kokulu yağı dökecek kişileri gönder;
onlar onu (prensesi) Mısır kralının, Büyüle Kralın evine
götürsünler'. İşte, kardeşim bana böyle yazdı. Kardeşimin
hana haber verdi2i hu karar colc ve nele cok ~eldir.
Mısır
ülkesinin tannlan ve Hatti üllesinin tanrılan ili büyüle ülkeyi
ebediyyen bir ülke olarak birleştirmek için bizi bu karara
yönelttiler!. Söz konusu edilen, gelinin başına bir tür parfüm
olan iyi kokulu yağ sürme işlemi, anlaşıldığına göre nişan
töreninin bir bölümüydü . Tahta çıkacak veliahtların başına
da parfüm sürmenin, bu çağın geleneklerinden
olduğunu
bilmekteyiz.
Kraliçe
Puduhepa'nın başka ne gibi devlet
işleriyle uğraşmış olduğunu gösteren bir başka belge de,
Kuzey Suriye'nin Akdeniz kıyısında, Ras Şamra'da bulunan
ve bu dönemde Hitit İmparatorluğu'na bağlı bir krallık olan
Ugarit'teki Hitit uyruklu tüccarlarla
ilgilidir. Bu tüccarlar,
klasik dönemdeki adı Olba, şimdiki adı ise Uzuncaburç olan,
Ura kentinde (Mersin'in batısında) oturmakta ve Suriye
limanları ile iş yapmaktaydılar. Ugarit kralı Niqmepa'ya
hitaben yazılmış bu belgede şöyle denmektedir: Senin bana
yazdığın 'Ura halkından olan tüccarlar, hizmetkarının
üllesine yüle olmaktadır' konusunda, ben, majeste Ura ve
Ugarit hal.lcı ile ilgili olarak şu karara vardım: Ura halla iyi
mevsimlerde Ugarit'teki işlerini görsünler. Fakat lcışın
Ugarit'ten kendi üllelerine
dönmeye zorunlu olsunlar.
Böylece Ura halla, lcışın Ugarit'te kalmaya, ev ve arazi satın
almaya izinli değillerdir. Bu da Hattuşili yanında Puduhepa '
nın mührünü taşımaktadır.
Puduhepa ve Hattuşili'nin kendi çocukları yanında, Hattuşi
li'nin önceki bir evliliğinden ya da harem kadınlarından da
çocukları doğmuş olmalıdır. Benteşina'nın kızını alan
Nerikkaili ve Benteşina'ya !:JŞ olarak verilen Gaşşuiawi'nin
Puduhepa'mn doğurduğu çocuklar olmaması gerekir. Çünkü,
Benteşina, Hattuşili'nin, yeğeni Urhi-Teşup'u tahttan indir
mesinden hemen sonra, yeniden Amurru krallığına geçirilmiş
ve kendisi ile bir antlaşma imzalanmıştır. Bu tarihte Hattuşili
ile Puduhepa'nın evliliği üzerinden ancak 9 ya da 10 yıl geçmiş
olmalıdır ki, o zaman Nerikkaili ve Gaşşulawi'nin evlenecek
yaşa gelmedikleri açıktır. Ancak, eğer, Benteşina ile yapılan
antlaşma, onun tahta çıkarılışından çok sonra yazılmış ise,
bu
çocukların da Puduhepa'nın doğurduğu çocukları
olabilmesi olasıdır. Ramses'e verilen kızların, bu Hitit çiftinin
ç?c.ukları ol~8:sı, yaşları açısından uygundur. Hatırlanacağı
gıbı, Hattuşıli ıle Puduhepa'nın evliliği Ramses'in 5. ya da 6.
krallık yılına, bu prenseslerden
birinin
karşı_n'.
Ramses'e
gelin
gönder_H,~~si ise, fir~vunu~ 34. krallık yılına rastlar.
Hattuşıli nın Puduhepa dan once evlendiğini söylememesine
herhalde
çocukları vardı. Zaten Puduhepa'nın
k~n?.ıs~. ?.e, sar_?ya geldiğinde bulduğu çocukları bizzat
buyuttuğunden soz eder. Ayrıca bir başka tablet üzerinde de,
pek açık olmayan bir anlatım kullanılarak, Hattuşili'nin
oğulları ve torunları ile, Puduhepa'nın soyu birbirinden
ayrılmıştır.
Hattuşili'ni~ ne zaman öldüğünü kesinlik.le saptayamıyoruz.
Ama k~ndınden ~onra devletin başına, P1Jduhepa·nın
doğurmuş olduğu bır oğulun geçtiğini belgeler kanıtlıyorlar.
Bu oğul ise 4.'l\ıthsı.liya'dır (IO 1250).
13. PARLAK BİR DÖNEMİN VARİSİ: 4. TIITHALlYA
Puduhepa'nın kraliçelik
Unvanını ve bunun kendisine
sağladığı hak ve yetkileri, kocası 3. Hattuşili'nin ölümünden
sonra
kr~l o_lan oğlu Tuthaliya zamanında sürdürdüğü,
belgeler uze_rı_nde bulunan mühürlerinden anlaşılmaktadır.
~u.°;1ar?an bırı, Şahurunuwa adlı birisine verilen topraklarla
ılgılı_ bır bağış belgesidir. Toprak bağışı, kral Tuthaliya ve
kra~çe ~~duhepa tarafından düzenlenmiş, şahit olarak ta
Nerıkkaılı, Dattaşa kralı Ulmi-Teşup ve Kargamış kralı
İni-Teşup hazır bulurunuşlardır. Bunlardan Nerilc.kaili, 3.
Hatıuşili'nın oğlu ve habrlanacağı üzere, babası tarafından
·.eniden Amurru krallığına geçirilen Benteşina'nın damadı
dır. !kinci şahit durumundaki kişinin Dattaşa kentinin kralı
iin ·amnı taşıması da ilgimizi çekmektedir. Kral Muwatalli
d vrınde bir ara başkent durumuna getirilen, fakat, Urhi
.ı:surada zarara
uğrayan ve herhalde
Hitit
~
~;ı
Devleti'nin
uyruğunu taşıyan Şukku, ne görevle Ugarit'te bulurunaktaydı
bilmiyoruz. Tazminab alacak kişi ise, biı: tüccar ya da gemi
Teşup ( = 3. Murşili) zamanında başkentin eskisi gibi
Ha ttuşa ",•a nakledilmesi ile, herhangi bir Hitit kenti halini
,1lan Dattaşa'nın, buna karşın yönetim ba~ımından _bir
:wrıecılıgA sahip
olduğu görülmektedir .. ~-Teşup ~se,
Şuppiluliurna 'nın Kargamış'ta kral ilan ettiğı oğlu Şarrıku-.uh'un torunudur.
:u!ale.
Tuthaliya
Demek oluyor ki, Kargamış'ta kurulan
dönemine değin kesintisiz s~rebil~ştir.
~1·:a bu dönemde belki de Asur İmparatorluğunun gıderek
c.'UYümesı ve Hitit Devleti'nin güney sınırları için güçlü _bir
;e~'.ü
oluşturması nedeniy~e. Kargamış'ın dalı~ da ö~~m
~dzandıgı. özerkliğinin daha da artmış olduğı_ı soyle?~bılir;
.., ,:, rlt1 ~r,receğimiz bazı belgeler bunu doğrular bıçırnde,
~:.···
rnlının yanında, Kargamış kralı . ta~afı~dan da
rm. · ü,·'.,mmiştir. Bunların Ugarit ve A~urru ~le ı!~ı~. konula~ı
L,µ:,&mış olması, Kargamış'ın bu ülkelerın ustünde hır
med .. ıd bulunduğunu kanıtlamaktadır.
TJ~ı çe i i bir başka belgede sadece ~uduhepa'n~
mührün~
ı,ôr.ıyoruz. Kraliçenin
tek başına. hır belg~ ?uzenlemesı,
bildiğim.iz kadarıyla sık rastlan~
~ır. olay değildir. Adı şeçen
nı>lı;e. bir mahkeme kararı niteliğını taşımalctadır: MaJeste,
l lgarit halı Amınistamru 'ya der ki 'Ugaritli adam ve Şullu,
majestenin bUDlnllla mahkeme için çıktıkları zaman, Şullu
şöyle s6yledi: Onun gemisi byıda parçalandı. Fa.kat, Ugaritli
adam: Hayır, Şullu isteyerek gemimi parçaladı. Majeste
şöyle htlknm verdi: Ugarit gemicilerinin batı ant içsin; ondan
son.ra Şullu onun gemisini ve içindeki mallan lkleyecektir'.
sahibi olmalıdır.
'\Sur İmparatorluğu'nun büyümesinin, Hatti ülkesi için artan
hır tehlike yaratbğını yukarda belirtmiştik. Gerçekten de,
Tutlıaliya döneminin bütün dış siyaseti, bu tehlikeye karşı
önlemler alma üzerine kurulmuştur. Asur ile olan ilişkilerin
elden geldiği
kadar dostluk havası içinde yürütülmey~
çalışılmış olması Asur'dan çek.inildiğine işaret etmektedir.
Salmanassar'ın tahta çıkışı dolayısı ile Tuthaliya'nın yolla~
bir
mektup bulurunuştur. Ondan sonra Asur kralı olan
Tukultininurta'ya
aynı biçimde blı- kutlama mesajı
da
yollanmış ve bunda ili ülkenin arasında hiçbir sorun yolamış
kralına
gibi dostane bir anlabm kullanılmışbr. Hitit kralı Asur
artık bir babadan ve bir anadan (doğmu'ş) gibi
olduklarını ya~mak~a?IT· A~~ç, herhalde içten olmaktan çok,
Asur ~alı~ ofkesını Hatti ülkesinin üzerine çekmemek olsa
~~re~ır. İki devlet adamının birbirlerini ziyaret etmesinin de
ıyı ~ır şey olacağı aynı mektupta söz konusu edilmektedir: O
benun .ü!keme gelse: ~e.n onun ülkesine gitsem; birbirimiıiıı
ekmeğini yesek. Bu ıyınıyet gösterilerinden
esas,
soruna
sonra
da .. değinerek, Tukultininurta ·~
Dağı na
sefer
duzenlememesini,
çünkü
Tutlıaliya
Papanhi
dağların U«ı
olduğunu yazmaktadır. Hitit kralının niyetinin
Asurlular'ı
b~ dağlardaki köttılllklerden korumak olmadığı, A.nadolu'nun
guneydoğus?-1:1a Asur o~d~arının yaklaşmasından korktuğu
açıkça bellidir. Tuthaliya nın bu çabalarının boşa gittiği,
planlarından hiç ödün vermeden.
Asur lmparatoru'nun
istediği yeri yağmaladığı, Hitit ülkesi halhndan 28.800 kişiyi,
Fırat'ın öte ya.kasından stl.rüp götllrdtlğtlnn anlatmasından
anlaşılmaktadır. Sürülüp. topraklarından edilen bu insanla
HITITLER
rın sayısı, bel.ki de abartmalı olmakla beraber, Asur'un
dehşet saçan bir savaş makinesi halini aldığı artık
görülmektedir: dostluk gösterileri işe yaramamış, Asur'un
açıkça başlattığı bu düşmanlıklara karşı somut önlemler
almak zamanı gelmiştir. Bu yüzden yapılacak iş, Asur ve Hitit
toprakları arasına, Hatti Devleti'ne sadık birer krallık olan
Amurru ve Ugarit'in güçlendirilerek sokulması, iki gücün
doğrudan ilişkisini önleyecek bir tampon bölge yaratılması
dır.
Bu bakımdan, Kuzey Suriye ilişkilerinin sıklaştığı elimizde
bulunan belgelerden izlenmektedir. Önce, bel.ki de Hatti'ye
ihanet ettikleri kuşkusu ile , iki Ugarit prensi, mallarının
kendilerinde
kalması koşuluyla Alaşiya'ya sürülür. Bu
kararı, Tuthaliya'nın yanında Kargamış kralı İni- Teşup da
mühürlemiştir. Diğer yandan Amurru ve Ugarit arasındaki
olası sürtüşmelere meydan vermemek amacı ile, Amurru
kralı Benteşina'nın kızlarından biri ile evlenmiş olan Ugarit
kralı 2. Ammistamru'nun boşanmalarına, fakat kızın çeyizini
geri
götürmesi ve ondan doğan oğulun velihat kalması
koşuluyla izin verilir. Sonradan kızın kardeşi, Amurru kralı
Şauşgamuwa ile de bir antlaşma yapılır. Adı geçen boşanma
belgesi üzerinde yine Tuthaliya'nınki ile birlikte İni-Teşup'un
mührü yer almaktadır.
Amurru kralı Şauşgamuwa ile imzalanan antlaşmanın amacı,
Asur'a karşı bir ittifak ve yine Asur'a karşı uygulanmak
istenen bir ekonomik ambargonun sağlanmasıdır. Yukarıda
değindiğimiz gibi Tukultininurta, Hitit topraklarına saldırmış
ve açıktan düşmanlık etmeye girişmişti. Tuthaliya buna
misilleme olarak kuvvetle karşılık vermekten çekinmiş
olmalıydı ki, Asur'u ekonomik açıdan yıpratma yoluna gitti.
Şauşgamuwa antlaşmasının ana çizgileri şöyledir: Şimdi ben,
majeste, Büyük Kral seni, Şauşgamuwa'yı elinden tuttum ve
seni kendime damat yapbm ve kızımı sana eş olarak verdim.
Ve Amurru ülkesinde seni kral yapbm. Şimdi majesteyi
hUktlmdarlığıııdan ötUrU koru! Sonra, majestenin oğullarını
ve oğullarının oğullarını ve (onların) soylannı htıkUmdarlıkla
nndan öturtl koru! Başka bir efendi isteme! Bu konuda
tanrılara içtiğin an~a bağlısın! ... . Mısır kralı, Babil kralı ve
Asur kralı (tablette, daha önce yazılmış Ahhiyawa kralı
sözleri silinmiştir) benimle eşdeğer krallardır. Mısır kralı
benimle dost ise, sana da dost olacaktır! (yani sen de ona dost
olacaksın). Eğer majesteye düşmansa, senin için de düşman
olacaktır! Babil kralı bana dostsa, senin için de dost
olacaktır! Eğer majesteye düşman ise, senin için de düşman
olacaktır! Asur kralı ise, bana düşman olduğundan, senin
için de düşman sayılmalıdır! Senin (uyruğundaki bir tüccar)
Asur ülkesine gitmeyecektir. Oradan gelen bir tUccan da sen
ülkene bırakmayacaksın! O senin ülkenin içinden de
geçmiyecektirl
Senin ülkene girerse, onu yakala ve
majestenin (huzuruna) yolla I Bu konuda tannya içtiğin antla
bağlı sayılacaksın I Ve ben, majeste, Asur kralı ile savaşta
olduğumdan, sen de katılacak ve bir ordu ve bir arabalı
savaşçı birliği kuracaksın. Sürat ve etkinlil majeste için ne
anlamda (önemliyse), senin için de sürat ve etkinlil o
(derecede önemli) olacaktır! Öyleyse, şimdi, sadık bir
biçimde, ordu ve arabalı savaşçı birliğini kur! Bu konuda
tanrıya içtiğin antla bağlı sayılacaksın!. Ekonomik ilişkilerin
kesilmesi ile Asur'un ticaretine sekte vurulması yanında,
askeri hazırlıklara girişilmesi, durumun gerginliğini ortaya
koymaktadır. Bu hazırlıklar sırasında görüldüğü gibi,
Amurru'dan
ordu kurması istenirken, Ugarit'ten de bu
yükümlülük kaldırılmış ve yerine maddi yardım yapılması,
her nedense daha uygun görülmüştür. Bu düzenlemeyi, şu
belge üzerinde okumaktayız: Kargamış kralı İni-Teşup'un
huzurunda, Büyük Kral, Hatti ülkesi kralı, Tuthallya, Ugarit
kralı Amınistamru'yu ordu birlikleri vo arabalı savaşçı
birlikleri kurma ytıkUmlUlüğUnden affetmi.ştir. Asur ile savaş
hali sona erinceye değin Ugarit ask:erleri ve arabalı
savaşçılan yardıma gelmiyecektir. Ugarit: kralı majesteye 50
mina ( = yanın kiloya yakın bir ağırlık birimi) altın vermiştir.
Gittikçe artan bu gerginlik savaşma noılctasına varmadan.
kendili~inden
sona ermiştir. Tukultininurta,
egemenlik
döneminin ikinci yarısında Fırat sınırında yeni operasyonlara
gırişememiş ve ogıuyla tutuştuğu iktidar .kavgaları sırasında
öldürülmüştür.
Asur tehlikesi atlatılmış, fakat Tuthaliya döneminde bu sefer
de bir açlık tehlikesi baş göstermiştir. Olasılıkla büyük bir
kuraklık sonucu olan bu felaketin, yalnız dar bir bölgede
kalmadığı, yaygın olduğu anlaşılmaktadır. Mısır ile Hattuşili
döneminde kurulmuş dostluk ilişkileri, Hatti ülkesinde açlığın
önlenmesinde çok işe yaramış, fıravun Merneptah krallığının
ilk yıllarına rastlayan bu kuraklıkta, Hatti ülkesine gemilerle
tahıl yardımı yapmıştır. Bu sırada Hitit kralından Ugarit
0
kralına gelen bir mektupta, açlıktan söz edilmekte, yukarıda
adı geçen Ura kentine tahıl götürecek gemilere yer
sağlanması istenmektedir. Durumun ne kadar ciddi olduğunu
nektubun son cümlesi vurgulamaktadır: Bu, hayat memat
ııonınudur! Mısır'daki Karnak yazıtında fıravun Merneptah
da olayı şu sözlerle anlatmaktadır: Hatti ülkesini yaşatmak
ıçin, Asyalılar'a gemiler içinde tahıl gönderdim. Bu kuraklık
döneminde ya da daha sonra Ugarit'te Hititler'in bazı
sorunlarla
karşılaştıklarını da öğreniyoruz. Hitit kralı,
Ugarit'te krallık tahtına geçmiş birine şöyle çıkışmaktadır:
Ugarit'te htıkUmdar olduğundan beri niçin majestenin
huzunına gelmedin ? Ve neden elçilerini göndermedin ? Şimdi
bak, majeste bu duruma çok kızmıştır I Kargamış'tan gelen
mektuplarda da bir askeri denetim dolayısıyla, bir Hitit
prensinin gelişinden ve onun Ugarit'te kalacağından söz
edilmektedir.
Bu olayın, Ugarit'teki
yeni
kralın hoş
karşılanmayan davranışları yüzünden, askeri önlemler alma
ya da oraya askeri müdahale etme anlamlarına geldiği
düşünülebilir.
Anadolu içindeki durumun 4. Tuthaliya döneminde de arada
sırada geleneksel düşman Kaşkalar tarafından bozulduğu
görülüyor. Özellikle, Hitit kralının başka yerlerdeki askeri
harekatlarını fırsat bilerek, Hitit topraklarına saldırmak,
alışılagelmiş bir Kaşka davranışıdır. 4. Tuthaliya zamanında
Aşşuwa ülkeleri ile savaş halinde iken, kuzeyde Kaşka
akınları olmuş, fakat anlaşıldığı kadarıyla bunlar fazla zarar
vermeden defedilmiştir. Bu arada kesintiye uğrayan Aşşuwa
seferinde Kikkuli adlı biri, vasal kral olarak adı geçen
bölgenin yöneticiliğine getirilmişti. Hatti kralı Kaşkalar ile
uğraşırken yeni bir isyan daha çıkmıştı, bunun sonucunu
kesin olarak saptayamıyoruz. Fakat, batıda yapılan ilk savaşa
Hititler'in
10.000 asker ve 600 araba ile katıldıkları
belirtilmektedir.
Bu rakkamlar, savaşın ufak bir çatışma
olmadığını kanıtlamaktadır. Şauşagamuwa adlı Amurru kralı
ile
yapılmış olan ve yukarıda metnini özetlediğimiz
antlaşmada, Hatti kralının kendiyle eşdeğer kralları
sayarken Ahhiyawa kralının adını da bunlar arasına önce
.kattığı, fakat sonradan sildirdiği göz önüne alınacak olursa,
Tuthaliya döneminde, ülkenin batısındaki devletlerin çok
güçlenmiş oldukları sonucuna varılmaktadır.
Hiç kuşkusuz. Tuthaliya kendisine bırakılan güçlü bir mirasın
bilincinde idi. Hattuşili ve Puduhepa'nın kudretli bir ordu ve
akıllı bir siyasetle yarattıkları, Ön Asya dünyasında saygın
bir yer tutan Hitit İmparatorluğu, onun krallık döneminde
ortaya çıkan güneydoğudaki Asur ve batıdaki Ahhiyawa gibi
yeni güçlerin yarattığı sorunların üstesinden, böyle sağlam
bir zemine dayandığı için gelebilmişti.
4.
Tuthaliya yönetim örgütünün ve dinsel işlerin yeniden
düzenlenmesi ile çok ilgilenmiş bir kraldır. Tapınakların
durumu, rahip ve görevlilerin sayısı ve tapınak eşyasının
ayrıntılı envanterleri çıkarılmıştır. Arşivlerin içeriği için de
aynı işlem uygulanmıştır. Önemli dinsel metinlerden çok
sayıda kopyalar çıkarılarak çoğaltılmış, özellikle dinsel
bayramlarda yapılan törenlerin anlatıldığı metinler, tahta
tabletlerden
kil tabletlere
aktarılmıştır. Yeri gelmişken
burada Hitit yazıcılığının malzemesine değinmekte yarar
vardır. Daha önce de sözünü ettiğimiz gibi metinlerin, kilden
yapılmış levhalar üzerine yazıldığını, .ele geçen binlerce
tablet
beraber,
göstermektedir.
belgelerden
Ancak elimize geçmemiş olmakla
öğrendiğimize göre, önemli bazı
metinler, tunç, demir ya da Kadeş Antlaşması'nda olduğu
gibi gümüş tabletlere de yazdırılıyordu. Madeni tabletlerden
hiçbiri günümüze kadar gelmemiştir. Diğer tahta tablet vt3
51
HİTİTLER
tania tablet yazmam terimlerine de belgelerde rastlıyoruz.
Anadolu'nun iklim koşulları, bunların da toprak altında
çürümeden kalabilmesine engel olmuştur. Fakat Hattuşa-Bo
ğazköy kazılarında çıkan, Üzerlerinde mühür baskıları
bulunan çok sayıdaki kil topakçıklarının bunlarla ilgili olduğu
kuşkusuzdur. Tahta tabletlere yazılan belgelere, mühür
basılmış bu topraklar bir iple bağlanıyor ve böylece belgenin
imzalanması sağlanıyordu. Bu tahta tabletlere
kilden
olanlara yapıldığı gibi, sivri bir araçla bastırılarak, çiviyazısı
işaretlerinin kazınmasına olanak yoktu. Belki de, tahta
tabletlerde kullanılan yazı sistemi, bir tür resimyazısı olan
Luwi ya da daha eskiden denildiği gibi Hitit Hiyeroglifleri idi.
Hiyeroglif yazısı, genellikle mühürler ve anıtsal kaya
yazıtlarında kullanılmış olmakla beraber, kazınmak suretiyle
kurşun levhalar üzerine de yazılmıştı. Bu tür levhalar, daha
doğrusu uzun kurşun şeritler, Asur'da ve yakın zamanlarda
da Kayseri - Sivas·arasındaki Kululu adlı yerde bulunmuştur.
Bu bakımdan, tahta tabletlere de herhalde boya ile hiyeroglif
yazısı uygulanmış olabilir. Diğer yandan, Asur'da Üzerleri
balmumu bir tabaka kaplanmış, tahta ya da fildişi tabletlerin
varlığını biliyoruz. Balmumu tabakasının eriyip akmaması
için tahta tablet biraz oyularak, kenarları çerçeve halinde
yüksek bırakılıyordu. Balmumunun tahta yüzeyine iyi
yapısması için de, tahtanın yüzeyi pürüzlü hale sokuluyordu.
metinler
Anadolu'da böyle tabletler yapıldığını ve Üzerlerine çivıyazısı
ile
yazdırıldığını varsaymak
herhalde
yanlış
olınayacaktır. Bu tür tabletlerin kullanış açısından ıyi bir
tarafı da, balmumunun ısıtılıp yumuşatılarak, yazıların
silinmesi
ve
tabletin
getirilebilmesidir.
yeniden
yazıya hazır duruma
Bu olanak, mahkeme tutanakları, dikte
ettirilen
mektuplar ya da yazman yetiştiren okullardaki
öğrencilerin alıştırmaları için kolaylık sağlıyordu. Önce
bunlara
yazılan karalamalar, gerektiğinde, kitaplıklara
konulmak üzere, kil tabletler üzerine temize çekiliyordu.
4. Tuthaliya hukuk alanında da düzenlemeler yapmış ve yasa
maddelerini kapsayan tabletler onun zamanında yeniden
kopya ettirilmiştir. Bu kralın bayındırlığa dönük icraatini de
Boğazköy kazıları kanıtlamıştır.
14. SONUN BAŞLANG~CI
4. Tuthaliya'nın hangi koşullar altında öldü~ünü bilmiyoruz.
Kendisinden sonra oğlu 3.Arnuwanda Hitit devletinin başına
geçmişti (İÖ 1220 dolayları). Bu kral, Hitit sülalesi arasında
bu adı taşıyan üçüncü kişi idi. Ne yazık ki, 3. Arnuwanda'nın
döneminde oluşmuş olayları anlatan pek az belge bulunmuş
tur. Elimizdeki tabletlerden, bu kralın döneminde de, ülkenin
kuzeyindeki Kaşkalar ile savaşın yapıldığını, Anadolu'nun
güneydoğusunda ise, buraya göçmüş (?) bir toplumun başı
olan
Mita'nın, Hitit Devleti'nin
topraklara
çekirdeğini oluşturan
değin sokulduğunu öğrenebiliyoruz. 8. yüzyıl
Asur kral yıllıklarında, Muşki adlı bir ulusun kra~ ol~n
Mita'dan söz edilmektedir. Bu 2. Mita ise Fryg kralı Midas ıle
eşitlenmektedir. Bunlar
arasındaki ad benzerliklerini,
Arnuwanda döneminde başlamış bir uluslar göçü ya da ~e.r
değiştirmesi olarak yorumlamak olası görünmekt~di:· ~t~t
İmparatorluğu'nun yıkılmasına, birazdan göre~eğımız, gıbı:
deniz ve ,kara yoluyla gelen ve adlarına Denız Kavimlen
denen ulusların katkıda bulundukları anlaşılmaktadır.
Elimizde bir mühründen başka bir belgesi olmayan _bu _Hitit
kralı öldüğünde, krallık tahtına kardeşi 2. Şuppıluliuma
geçmişti. Bu kral adının yazılışında, aynı adı taşıyan
atasınınkine göre de küçük bir fark göze çarpmak.tadır. Bu
kral, belgelerde Şuppiluliyama olarak geçmektedir. Arnu
wanda'nın tahta geçebilecek hiçbir çocuk tıı[akmadığı, hatta
harem kadınları arasın~ da, ölümünü izleyen günlerde
hamile bir kadın bulunmaaığı, bu nedenle tahta kardeşinin
geçmesinin zorunlu olduğu, şu belgeden anlaşılmaktadır:
Efendim, başka kimseyi değil, beni kabul etti ... beni ktıçllk bir
köpek gibi. .. btlytltttl. Majestenin kardeşi kral olduğu zaman,
ben (artılı:} btıyllk bir memurdum ve hep onu korudum; ona
karşı hiçbir ihmalim olıµadı. Ona, efendime temiz kalple ...
hizmet ettim... Sonradan Hatti hallı:ı (başka} zorlulı:lar
çılı:ardılı:larında, seni hiç ortada bırakmadım... Hatti hallı:ı
ona ( = krala) karşı gtınah işledillerinde: ben (yine) sadık
kaldım. Eğer onun çoculı:lan olsaydı, onları da sayar ve onlan
da korurdum. Onun çocukları olmadığı için, hamile bir kadın
olup olmadığını soruşturdum; hamile bir kadın yoktu .. .
Arnıİwanda geride çocul bırakmadı diye, günah işleyip .. .
başka birisini efendi yapabilir miydim ? Anlaşılacağı gibi, adı
geçen son krallara karşı Hatti ülkesinde bazı ayaklanmalar
olmuştu. Arnuwanda'nın çocuğu olmamasını fırsat bilenler
de herhalde vardı. Ama, sadık memurlar yardımıyla ölen
kralın yerine kardeşi Şuppiluliyama geçirilebilmişti. Ancak,
iç kargaşanın ne boyutlara ulaşabileceği şu sözlerle açığa
vurulmaktadır: Ordu krala isyan edebilir, kralın askerleri ve
tllkeleri ayaklanabilir ya da dtışmanın silahı kralın en
yalcınlannı tutsak alabilir ya da bunları öldürebilir ya da
yüksek memurları krala isyan eder ya da kral hastalamr ya
da kral uzak bir sefere çıkar ya da daha kötü durumlar
ortaya çıkabilir; işte sen (o· zaman} isyana kalkma, (bir)
kenara çelcilme veya tllkene ihanet etme; sadakatinin sonunu
sadece öltlm getirebilsin! Sadakat konusu şu metinde de
işlenmiştir. Vücudunda bir elbiseyi nasıl taşıyorsan, bu andı
da öyle taşıyacaksın ... Gökytlztlntln güneşi albnda Şuppiluli
yama 'ya ya da Şuppiluliyama 'nın oğluna bir köttılllk etmeye
kalkarsan, o zaman seni bin ant tanrısı ve güneşin ateşi yok
etsini Eğer bunu gece yaparsan, seni karın, çocukların ve
tllken ile birlikte .. . ay .. . yok etsin I Sadık kalmaları için
kişilere içirilen antları, aslında sadakatsizlik ve ihanetin çok
sık rastlanan
olaylar haline geldiğinin kanıtları saymak
gerekir. Bu antlarda, ülke ve devleti kötülüklerden sakınmak
olduğu kadar, kral soyunun tahtta kalması da amaçlanmak
tadır:
Ben, sadece efendim Şuppiluliyama'nın soyundan
olanları koruyacağım. Birinci Şuppiluliuma 'nın soyundan,
Murşili'nin soyundan, Muwatalli'nin soyundan, Tuthaliya'
nın soyundan olan bir kimsenin tarafına geçmiyeceğim 1
VESON
15.
Sözünü ettiğimiz bu bağlılık antlarının tutulmasına dahi
zaman kalmadığını artık biliyoruz; Şuppiluliyama tanıdığımız
son Hitit kralıdır ve onun so~dan
kimse başa geçemeden,
devlet
çökmüştür. (yak. Iö 1200) Devletlerin
siyaset
sahnesinden göçüşlerinin kuşkusuz tek bir nedeni olamaz.
Yıkılışı, bir çok öğenin bir araya gelmesi yaratır. Devletin
içindeki kargaşa, ekonomik güçlükler ve kurulu dengeleri
değiştiren uluslararası kaynaşmalar, bir diğerinin aleyhine
yayılan ve kuvvetlenen yeni devletler, doğan yeni'koşullara
uymayan ya da kendilerini kurtaracak
yeni
dengeler
kuramayan toplulukları silerler. Hitit İmparatorluğu'nun
çöküşünde de bütün bunların rolü vardır.
Asur kralı Tukultininurta 'nın taht kavgaları sonunda oğlu
tarafından öldürülmüş olduğuna yukarıda değinmiştik.
Ancak, Hitit İmparatorluğu'nun bu son döneminde Asur
yeniden güçlenmiş, yeniden büyüme emellerinin peşine
düşmüştü. Yıllardan beri bana karşı gelen, sonra belclemeye
(başlayan} şu Asur'dald dtlşman, silahla güçlenir ya da
be~
tllke~e
gelirse...
sözlerinden
Asur'un
yeniden
çekinılecek bır devlet durumuna geldiği anlaşılmaktadır.
Kuzey ~uriye'd_e K~rg~~ış hala Hititler'in
yanındadır.
Şuppıluliyama, onceki bolumlerde sözü edilen lni-Teşup'un
oğlu Talmi-Teşup ile bir antlaşma yapmıştı. Bu kralın adına
Ugarit belgelerinde de rastlanmaktadır. Ugarit'te onunla
çağd_aş olan kralın adı Ammurapi'dir. Bu Ugarit kralına,
Ala~ıy? ( := Kıbrıs) kralının gönderdiği mektup, Kuzey
Surıye deki durumu aydınlatmakta ve ondan silahlanmasını,
asker ve arabalarını savaşa hazır tutmasını istemektedir.
Halbuki, Ugarit'i.? yakl~şan düşmana yapacak bir şeyi
yoktur; Ammurapı, Ugarıt kralına şöyle yanıt yazar- Babam
bilmiyor mu ki, benim btlttln askerlerim Hatti ülkesinde
tıslenıniştir ve bllttln ge~eriın Luklı:a ( = Lykia Bölgesi,
güneyb~b An~d_olu hyılanlJfilesindedir. Bundan anlaşıldı
ğına gore, Hıtıt kralı~ ısteğiyle Ugarit donanması ve
ordusu,
yaklaşan düşmana karşı, Anadolu'nun batı ve
güneybatısına gitmiştir. Değil Kıbrıs'a yardım etmek kendini
savunacak gücü bile yoktur. Şuppiluliyama'nın bir belgesin
den, zaten gelen düşmanların Kıbrıs'ı ele geçirdilcleri belli
Şuppiluliyama. Ve benimle Alaşiya gemileri ( = Kıbns'ı alan
::,o/ üst: 3. Arnuwancta·ya ait bır
mühür baskısı. Alt: Kral 2.
Şuppiluliuma'ya ait Bogaıköy'de
bulunan hiyeroglifli Nişantaş
yazıtı. Sag üst ve alt: 2.
Şuppiluliuma (ŞuppiluJiyamaJya
ait iki mühür baskısı.
Kizzuwatna, Kargamış, Arzawa, Afaşiya ... Yine Ramses'e
dilşmanlarm) denizin ortasında üç kez savaşa tutuştular.
Gemileri yakalayıp, denizin ortasında ateşe ~ererek, onları
yok ettim. Fakat, ben kıyıya dönünce, Alaşıya düşmanları
sürüler halinde benimle savaşa geldiler ve ben onları
yendim ... Donanması yakılan ?üşmanın Anad?~u kıyılarına
nasıl gelebildiği anlaşılmaz bır olaydır ve Hıtıt kralı pek
doğruyu yansıtmamaktadır. Böylec~, aynı met~ kırı~ o!an
baş bölümlerinin yorumu.na göre (ki bu pek kesın değıl~r),
babası zamanında ele geçirilen ve haraca bağlanan Alaşıva,
denizden gelen düşmanın eline geçmiştir. Artık düşmanın
Ugarit kıyılarına varabilmesflçin
önünde engel kalmamıştır.
Ugarit'te yapılan kazılarda, tabletlerin pişirilerek sertleşti
rildiği tablet
fırını
içinde
yaklaşık 100 kadar tablet
bulunmuştur. Arkeologların bulgularına gö_re, bu tabletler
fırından alınmaya fırsat bulunmad.a~,. UgarıJ .sarayı rık_ı~a
uğramıştır. Tabletlerin çoğu Ugarıt ın kendi ,ıç yönetimı ıle
ilgili konuları içermektedir. ı:al~ız iç~erin~e~ 2_ t_anesi, Hitit
Devleti'nin sonu ile ilgili bılgı verır. Bırıncısı, adı tam
okunamayan bir kişiden Ugarit k_ralına g~len ve açlık
tehlikesine karşı yiyecek yardımı ısteyen_ bır . m~kt~ptur.
İkincisi
ise,
Hitit
kralı
tarafından gonderılmıştır ve
Ammurapi'nin 2 yıldır geciken _ziyareti _dolay.ısıyla_ ı_najestenin
yakınması iletilmekte, ayrıca yıyecek gonderılmesı ıstenmekte•
tedir. Bu mektubun yazılışı ile, Ugarit'in düşman istilasına
uğraması arasında ne kadar zaman geçmiştir bilmiyoruz
ama, Hitit kralının son belgesi bu olmalıdır. Bundan sonra,
Hattuşa ve Ugarit arşivlerinin ikisi de susar; neler olup bittiği
sadece
Mısır firavunu
3.
Ramses'in
şu
öğrenilebilir: .. birdenbire devletler yıkılıp dağıldılar. Hiçbir
sözlerinden
ülke onların silahl~
karşısında dayanamadı: Hatti,
göre, bir tek o, denizden ve öküz arabalarıyla karadan gelen
bu sürülere karşı güçlükle direnebilmişti.
Anadolu'nun çeşitli yerlerinde yapılan kazılar, bu dönemde,
Hattuşa'da içinde olmak üzere, pek çok kentin yangınlarla
yıkıntı
haline geldiğini göstermektedir. tık gelen düşman
dalgaları sonucunda Hitit İmparatorluğu hemen çökmüş
müdür, yoksa bir süre daha başka başkentlere çekilerek
tutunmaya çalışmış mıdır? Bunu bilemiyoruz. Şuppiluliyama,
devletinin çöküşünü görebilmiş midir? Bunu da yanıtlayamı
yoruz.
Ancak bildiğiıniz, Ön Asya'nın görkemli bir
İmparatorluğu olan Hatti'nin artık devlet olarak yaşamadığı
dır.
Devletlerin yıkılması ile uluslar hemen kaybolmaz. Hititler ile
akraba olan Luwiler de, yeni gelenlerin baskısı sonunda
Kuzey Suriye'ye çekilınişler, orada Saıni ırktan olan Araıniler
ile kaynaşmışlar ve 1ö 1200 yıllarından sonra da küçüle yerel
devletler halinde yaşamlarını sürdürmüşlerdir. Kendilerini
kültürel bağlarla Hitit İmparatorluğu'na bağlı saydıkları,
kullanmış oldukları hiyeroglif yazısından ve krallarına
koydukları eski Hitit adlarından bellidir. İşte Geç Hitit
Devletleri dönemini başlatanlar ve Tevrat'ta Het oğulları
olarak anılanlar bunlardır.

Kaynak

Anadolu Tarihi Ansiklopedisi

Doç. Dr. Ali M. Dinç ol
HİTİTLER ÖNCESİNDE ANADOLU 1

1. AVCILIK VE TOPLAYICILIKTAN İLK ÜRETİME GEÇİŞ
İlk insan topluluklarının yaşam düzenleri,
avlanma
yenilebilir bitkilerin derlenmesine
dayanıyordu. Bunların
barındıkları yerler de, mağaralar ve doğal etkilerden az da
olsa korunmuş olan kaya sığınaklarıydı. Bu bakımdan,
insanlar daha bereketli avlanma alanları buldukları zaman,
oralara
kolayca göç edebiliyor, yer değiştirebiliyorlardı;
belirli bir mekan veya konutla yaşam alanları sınırlandırılmış
değildi. Bu insanların bıraktıkları maddi kültür belgeleri,
yani onlardan günümüze kadar gelebilmiş kalıntılar,
·genellikle, çakmak taşlarının yontulmasıyla biçimlendirilmiş
baltalar, kesiciler, deliciler ve kazıyıcılar gibi aletler
olduğundan, yarattıkları kültüre Eski Taş Devri demek olan
Paleolitilc çağ adı verilmektedir. Diğer yandan, yaşam
biçimlerinin henüz besin üretimi aşamasına erişmediğine
balolarak, bu kültür evresine Toplayıcılık ve Avcılık Dönemi
adı da verilmektedir. Besinlerini üret memelerine karşılık, bu
insanların yaratıcı güçten yoksun oldukları söylenemez.
Yaptıkları taş aletlerin yukarıda saydığımız işlevlere uygun
biçimlerde işlenmesi, Afrika'da, İspanya'da, Fransa'da ve
yeni yapılan araştırmalarn göre de, Anadolu'daki mağara
larda (Antalya'da Beldibi. Adıyaman'da Palanlı Mağaraları)
görülen boyalı resimler, insan düşüncesinin daha bu devirde
olgun bir düzeye eriştiğini kanıtlamaktadır.
Anadolu'da bu çağ, özellikle, Antalya yakınındaki Karain
mağarası ile yine aynı yöredeki Beldibi, Belbaşı, Öküzini,
Kumbucağı mağaraları ve Alanya'daki Kadıini, Isparta'daki
Kapalıin ve Hatay - Samandağ'daki Mağaracık mağaraların
da yapılan anı9tırmalarla aydınlanmıştır.
Orta Taş D!!vr: anlamındaki Mezolitik çağda da insanların
yine taş aletler
kullandıkları, ancak besin üretimine
geçmemekle beraber toplayıcılık ve avcılıkta daha yoğun
olarak faaliyet gösterdikleri anlaşılmaktadır. Bu çağın da
Anadolu'daki varlığı, yine Antalya dolaylarındaki mağara
larda bulunmuş olan belgelerden anlaşılmaktadır.
Anadolu'nun çok değişik yörelerinde bulunmuş olan taş
aletler Paleolitik çağ insanlarının burada yaşamış oldukları
nın kanıtlarıdır.
Yaşam biçimindeki en köklü değişme kuşkusuz insanların
besin üretimine geçmeleri ile meydana gelmiştir. Yabani tahıl
türlerinden elde edilen tohumların ekilmesiyle başlayan ve
giderek gelişen tarıma paralel olarak bazı hayvanların
evcilleştirilmesi sonucunda insanlar, besinlerini ürettikleri
topraklara
bağlanmaya mecbur kalmışlar ve böylece
göçebelik devri sona ermiştir. Tarım toprakları daha çok
ovalarda bulunduğundan, mağara veya kaya sığınaklarında
yaşayıp, uzak tarlalarda
çalışmanın zorluğu hemen anlaşıl
mış, bu ihtiyaç konut yapımı gereğini ortaya çıkarmıştır.
Gerek besinlerin üretilmesi, gerek ilk yerleşik köy-toplumları
nın oluşması, insanlık tarihinde yeni bir çağın başlangıcıdır.
Yeni Taş Devri anlamına gelen Neolitik çağ, bu yüzden bir
devrim olarak nitelenmektedir.
Ön Asya'nın çeşitli yerlerinde, Ürdün'de, İran'da, Irak'da
yapılan kazılarda yerleşik düzende yaşayan tarım toplulukla
rının varlığı meydana çıkarılmıştır. 20 yıl kadar önce, 1961
yılında Konya'nın 50 km. kadar güneydoğusunda, 600 m.
uzunluğunda, 350 m. genişliğinde ve bugünkü ova düzeyinden
17 m. yükseklikteki Çatalhöyük'te bilinen en büyük Neolitik
yerleşmenin kazısına başlandı. Çatalhöyük'ün kazı~ı henüz
bitmemiştir. Şimdiye kadar saptanan
14 yerl_eşım katı,
Radyokarbon ya da Karbon Ondört (C 14) metodu ıle yapılan
tarihlemeye göre tö 6250-5400 yılları arasına ko~m~~ta
dır. Son zamanlarda
eskiye oranla daha da gelıştırılen
DendroJcronoloji, yani ağaç halkaları yardımıyla tarihle~e
metoduna dayanarak,
bu tarihler bin yıl daha gerıye 1ö 7100-6300 yılları arasına 
kaydırılmış ve Çatalhöyük'ün
yerleşime sahne olduğu ileri sürülmüştür. Saptanan yerleşım
katlarının kesin tarihlerini belirlemek güçtür ,ancak bunların
yaklaşık elUşer yıl sürdükleri kabul edilmektedir. Hemen
hemen her kat, evlerin yeniden yapılmasını gerektiren bir
yangınla tahrip olmuştur. Böylece, Çatalhöyük insanları 900
yıl aynı yerde yaşamışlar ve kültürlerini sürdürmüşlerdir.
Radyokarbon metodu, özellikle tarihöncesi arkeolojisine atom
fiziği araştırmaları sonucunda kazandırılan ve buluntuların 
tıadece uıri.ıirlerine oranla ve eskilik ya da yeniliklerinin
 belirlenebildiği göreli ya da eski deyimiyle nisbi kronoloji
yerine, bunların günümüzden ne kadar eski olduklarını
gösteren kesin veya absolut kronolojiyi getiren bir tarihleme
metodudur. Bu metodun esasını, tüm organik maddelerde
bulunan radyoaktif karbonun (C 14), bunların can1ılı.klarını
yitirmelerinden sonra, belirli bir tempoda azaldığının
gözlenmiş olması oluşturmaktadır. Ölmüş organizmalardaki
radyoaktif karbon miktarının 5730 yılda yarı yarıya azaldığı
bilindiği için, kazılarda ortaya çıkan organik kalıntılardaki C
14 miktarlarının belirlenmesiyle bunların yaşı saptanabil
mektedir. Ağaç halkalarıyla tarihleme metodu Dendrokronoloji, çeşitli
devirlere ait ağaçlardan alınan kesitlerde görülen yaş
halkalarının çaloştırılması ile gittikçe eskiye doğru giden bir
halkalar çizelgesi yapılması ilkesine dayanır. Örneğin, 1960
yılında kesilen bir ağaçta 200 yaş halkası bulduğumuzu
varsayalım. Bu bize, ağacın 1760 yılında büyümeye
başladığını gösterir. Halkaların kalınlık ve incelikleri ise, bu
200 yıllık sürede meydana gelen iklim değişikliklerini belirtir.
Bu ağacın kesitindeki halkaları bir şerit halinde kağıda
aktardıktan sonra, oldukça eski bir yapıdan, örneğin, bir
camideki hatıllardan bir örnek aldığımızı düşünelim. 100
halkalık bu örneğin yaş halkalarını da bir şeride işleyelim, iki
şeridi alt alta koyup, her ikisinde tümüyle aynı olan, yani
çakışan bir losım bulunana kadar karşılaştıralım. Eğer bir
çaloşma noktası varsa ve bu, cami ha !ılının dış halkaları ile
ıg50 yılında kesilmiş ağacın iç halkaları arasında 50
halkalık, yani 50 yıllık bir kesimde ise, cami hatılında
kullanılan ağacın 1810 yılında kesilmiş olduğu ortaya çıkar.
100 halkalık olduğu için bu ağacın 1710 yılında büyümeye
başladığı da bulunmuş olur. Her bölge için bu yaş halkaları
şeritleri hazırlanır ve hep daha eskiye giden, çakışan
örnekler toplanabilirse, Dendrokronoloji, Radyokarbon meto
dundan daha kesin bir kronoloji verebilir.
Çatalhöyük'deki bu Neolitik merkezin konumu da çok ilgi
çekicidir. Toros Dağları'ndan Konya Ovası'na akan Çarşam
ba Çayı Çatalhöyüğü iki kısma ayırmaktadır. Konya Ovası
yaklaşık İÖ 16.000 yıllarına kadar bir çanak gölüydü. Bu
bakımdan, Çatalhöyük, eski göl alanındaki hayvancılığa çok
uygun otlaklar ile sulak ve verimli alüvyal tarım arazisinin
birleştiği bir kesimdedir. Otlaklar ve bataklıklar Neolitik
çağda doğu ve batıya, tuzlu batak arazi ise kuzeye doğru
uza_n~aktaydı. Buralarda, aralarında aslanın da bulunduğu
9eşıtli yaban har.vanları yaşıyordu. Daha güneyde ve batıda
ıse,_ ormanlık bolge başlamaktaydı. Burada ise leoparlar,
geyıkler ve ayılar vardı. Daha önemlisi orman konut yapımına
gerekli "ahşap"1ı sağlıyor9u_._ Bu~ün, ormanlar bölgeden
kaybolmuştur. Ovanın buyuk bır kısmında ise tarım
yapılmaktadır.
Çat~lhöyük• tü~üyle ka.:.ılmadığı halde, ortaya çıkarılan
kesım qu ~e_olitı~ ~erk~zdeki yerleşim ve yaşam hakkında
ayrın_tı~ _b~lgı edırulmesıne yeterli olmaktadır. Çatalhöyük
evlerı bıtışık olarak yapılmış ve dışa dönük yüzlerine pencere
veya kapı .. a~~lma~ıştır. Bu yüzden, yerleşim alanı aynı
za~anda _tuı:n1;1yle bır savunma sistemi durumundaydı. Evler
daıma bırbırınden daha yüksek yapılıyor komş

ça ısın ~n uza ı an ır mer ıven aracılığı ile eve düz dama
evın
açılan bır kapı ya da kapaktan giriliyordu. Pencereler çatının
hem?n ~-!tında bul~~~y~~d~: BU.tün bu düzenlemeler tüm
kentın onceden duşunulmuş bir plana göre yap ld ğ
gos erme e ır. apı ma zemesi, alüvyon ovasının
sun~uğu kerpi~tir. Evlerin dlş yüzbri
ç~°uıur~
sıvanmıştır; ıçte ağaç dıkmeler ve bunların üzerı·nd
a ı ar, uzerı opra a aplı düz çatıları destekle
D!key ağaçlar, genellikle ince olan duvarlara çatıyı ~:şı~~d~
boylece yardımcı oluyordu. Ancak, bu Neolitik merkezin
daha geç katlarında ağaç dikmelerin yerini b lirli
aralıklarla konmuş olan, "paye" adını verdiğimiz dikd- ~
kesitli duvar çıkıntıları ya da başka bir deyimle or gen
sütunlar almaktaydı. yarım
İki ya da tek odalı Y_~pıl~rın i?l?ri genellikle aynıdır. 25 m2'yi
bulan tek odanın guneyınde gırış merdiveni ve ocak f e
bir deponun yer aldığı mutfak kısmı bulunmaktadır. Yuf~~ıda
değinilen ağaç dikmeler doğu taraftadır. Odanın duvarlarına
b!tiş!~ olarak ya~ılan_sekiler, oturma ve yatma için kullanılan
bır tur_ kez:evet gore~ı Y_?-J?.maktaydı.Ölüler de evlerin içine ve
bu sekılerın altına şomı:luyordu. Duvarlar boya ile panolara
ayrılıyor: b1;t1'.ların_ıçlerı kırmızı boya ile boyanıyordu.
Bu evle~ı~ ıçındekı eşyalar ,bize Neolitik devrin teknoloji ve
ekonomısı hakkında ayrıntılı bilgi vermektedir. Çanak-çömlek
en eski katta daha az kullanılmaktayken daha sonraları
yayg~1'.laşmıştır. ~uz:~da_ ~emen söylememiz gerekir ki,
Neolitık ça~da _besın uretımıne geçilmiş olmasına rağmen, ilk
başlarda pışmış toprak kaplar yapılması bilinmiyordu. Bu
nedenle, Neolitik çağın bir evresi Akeramik dediğimiz çanak
çömleksiz bir dönemdir ve Anadolu'da birkaç Neolitik
merkezde bu evre s~ptanabilmiştir. Çatalhöyük'de kapların
yapımında sadece kıl kullanılmıyordu; geniş kaplar çeşitli
büyüklüklerde kaseler ve kapaklı kutular tahtadan ya,pılmak
taydı. Tahıl samanından veya bataklık sazlarından yer
hasırları örüldüğü gibi kapaklı sepetler rı,, üretiliyordu.
Kemiklerden ise, bız, iğne, kaşık ya da çeşıtli aletlere sap
yapmakta yararlanılıyordu. Aletler ve silahlar, genellikle,
kalın şişe camını andıran "obsidyen" adını verdiğimiz siyah
renkli volkanik camdan ve çakmaktaşından yapılıyordu.
Obsidyenin çok geniş bir kullanımı olmasına karşılık,
çakmaktaşı sadece, tören hançerleri gibi, özel aletlerin
yapımında hammadde olarak işe yarıyordu. Ok ve mızrak
uçları, her çeşit bıçak ve orakların maddesi ise obsidyen
idi.
Bundan, dünyada bildiğimiz ilk aynalar da yapılmıştı. Bt
aynalar yalnız süslenme amacıyla değil.fakat herhalde büyiı
ve tapınma için de kullanılıyordu. Çatalhöyük en eski dokuma
ürünlerinin de bulunduğu yerdir. Kömürleşmiş kumaş
kalıntılarından, bunların, bitki liflerinden ya da yün ve
hayvan kılı karışımından dokunmuş olduğu anlaşılmıştır.
Diğer yandan, hayvan postları, kürk ve derilerden de giysi
olarak yararlanılmıştır. Kadın giysileri omuzda iğne ile
tutturuluyor, erkek giysilerinde ise kemer veya kemik
iğnelerle kumaşların kaymaması sağlanıyordu. Süs eşyası
olarak boncuklar kullanılmıştı. Törenlerde ise, leopar derisi
giyildiği duvar fresklerinde görülmektedir.
Maden işçiliğinin ilk örnekleri de Çatalhöyük'de ortaya
çıkarılmıştır. Kurşun ve bakırdan yapılmış bazı boncuk ve
iğne gibi küçük eşyalar metalurjinin ilk örnekleridir. Diğer
yandan Çatalhöyük'deki aşağıda sözünü edeceğimiz duvar
resimlerini yapmak için kullanılan boyaların üretilmesinde de
çeşitli minerallerin gerekli olduğu düşünülürse.Neolitik çağda
dahi insanların bazı madenleri işleyebilme düzeyine
eriştiklerini söylemek mümkündür. Yalnız Çatalhöyük'de
değil, Diyarbakır'ın Ergani ilçesinin 7 km. güneybatısında
bulunan Çayönü Tepesi'nde de bakır ve malahit'den
dövülerek yapılmış bız parçaları, telden dövülmüş iğneler,
boncuklar ve ufak kürecikler Neolitik çağda başka yerlerde
de insanların maden kullanmaya geçmiş olduklarını
kanıtlamaktadır. Ancak, bu maden kullanımı yaygın değildir
ve çok ilkel olduğu anlaşılan yöntemlerle (ısıtma ve dövme)
yapılmaktadır. .
Çatalhöyüğün, Anadolu'dan hatta komşu ülkelerden soyutlan
mış bir kültür olmadığı, Neolitik çağda dahi gelişkin bir
ticaret yaşamının var olduğu, bulunan çeşitli eşyadan
anlaşılmaktadır. örneğin, Akdeniz kökenli bazı deniz hayvanı
kabukları, Ergani madeninden gelen bakır, Toroslar'dan ·
çıkarılan kurşun, Suriye'den getirilen tablasal çakmak taşı,
iç Anadolu'da bulunan türkuvaz benzeri apatit taşı, uzak ve
yakın çeşitli merkezler arasında gelişkin bir ticaret ağının
kurulmuş olduğunu vurgulamaktadır.
Evlerden bazıları, tapınak olarak düzenlenmiştir. Bunlar,
plan ve iç bölümleme bakımından diğer evlerden farklı
değildir. Buralarda rahip ya da rahibeler aileleri ile birlikte
oturmaktaydılar. Ancak, farklı olan şey, duvarlardaki
resimler ve dinsel içerikli kabartmalar ile heykelcikler ve
sekilerin altında bulunan, daha zengin gömü a·rmağanları
konulmuş mezarlardır. Heykelciklerde çoğunlukla kadınlar
tasvir edilmiştir, erkek tasvirleri azdır. Bunlarda her yaş
gurubu temsil edilmektedir. Figürinler arasında genç kızlar
ve erkeklerle yaşlı kadınla_r ve eriskin erkekler. insanlarla

hayvanların bir arada tasvirlerine de rastlanmaktadır.
Doğuran veya doğurganlığı vurgulanmış, iki yanına konmuş
leoparların başlarına yaslanmış bir tanrıça ile çift başlı bir
kadın figürini dikkati çeken örneklerdendir. Kabartmalar iki
tiptedir. Yüksek kabartmalar ve tam plastik olarak işlenmiş
hayvan başları. Kabartmalarda genel olarak, kollarını ve
bacaklarını iki yana açmış, veya sadece kollarını dans eder
durumda açmış olarak gösterilen kadınlar tasvir edilmiştir.
Kabartmalarda erkek figürlerine rastlanmamakla birlikte,
bunların yerini yine plastik olarak işlenmiş boğa başlarının
tuttuğuna inanılmaktadır. Bu boğa başlarının boynuzları
gerçek hayvan boynuzları ile yapılmıştır. Tüm ?!ara~ tasvir
edilen tek hayvan leopardır. Duvar resımlerı konu
bakımından büyük bir değişkenlik göstermektedir. Bazıları
sadece tek renkli kırmızı panolardan ibaretken, diğerleri
geometrik tekstil motifleri ile bezenmiştir. Ayrıca, ev biçimli
bezemeler dikkati çekmektedir. Diğer yandan bazı duvar
resimleri konuludur. Bir tanesinde bir kentin arkasında
bulunan bir yanardağın indifa etmesi tasvir edilmiştir.
Birkaçı ise, ölümle ilgili sahneleri içermektedir. Böylelerinde,
başsız cesetleri gagalayan abartılmış büyüklükteki akbaba
lar; bir akbabayı elindeki sapan taşıyla, parçalamaya
çalıştığı cesetten uzaklaştırmaya uğraşan bir insan veya
kanlı insan başlarını taşıyan bir adam gibi, dehşet verici
konular canlandırılmıştır. Bir resimde, saz ve hasırlardan
yapılmış bir yapının altında insan başları ve insan bedenine
ait parçalar tasvir edilmiştir. Birkaç duvar resmi ise
hayvanların tuzağa düşürülerek yakalanmasını konu almıştır.
İlgi çekici olan taraf bu hayvanların yakalanmaya çalışılması
fakat ·avlanmamasıdır. Tasvir edilen hayvanlar boğalar,
yaban geyikleri, yaban domuzları, aslanlar ve ayılardır.
Duvar resimleri beyaz badanalanmış ve perdahlanarak
parlatılmış bir zemin üzerine yağ ile karıştırılarak elde edilen
ve genellikle maden kökenli olan, kırmızı, sarı ve siyah renkli
doğal boyalarla yapılmıştır. Resimler, üzerlerine tekrar
badana çekilmek suretiyle yenileniyor, bazı sahneler aynen
tekrarlandığı gibi, bazıları da konu değişikliğine uğruyordu.
Bazı duvar resimlerinin yüz kez yapılıp bozulduğu
üzerlerindeki ince boya tabakalarından anlaşılmaktadır.
Kabartmalar ise saman topakları, tahta veya çamur üzerine
ince kil ile yapılmıştır.
Çatalhöyük insanları bilinmeyen bir nedenle, hafire göre 1 Ö
6300, genellikle kabul edilen tarihlemeye göre ise 1 Ö
5700-5600 yıllarında Çarşamba Çayı'nın diğer kıyısındaki Batı
Çatalhöyük'e geçmişlerdir. Hemen hemen aynı tarihlerde,
Çatalhöyük'den yaklaşık 300 km. batıda Burdur'un 26 km.
güney~atısında bulunan Hacılar Höyüğü'nde saptanan Geç
Neolilık evrede de bir tahribat görülmektedir. Bu devreden
sonra 'Anadolu tarihöncesinde yeni bir dönem, kelime anlamı
Bakır-taş olan Kalkolitik çağ başlamaktadır.
~nadolu'd~k( Neolitik 1;1erkezler, sadece bu adı geçenlerden
ıbaz:et d~ğ_ıld_~r ... Tarsus ta, Mersin'de, Hatay Amuk Ovası'n
dakı çeşıtlı hoyuklerde, Göller Bölgesi'nde (Erbaba, Suberde)
ve İç Anadolu'da (Aşıklı Höyük, Can Hasan) bu çağa ait
yerleşmeler bulunmaktadır.
2. NEOLİTİK'DEN KALKOLİTİK ÇAĞA GEÇİŞ
1957-60 y_ılla_rı _arasında kazılan Hacılar'da başlıca 3 kültür
saptanabılmıştır: Bunlardan en yenisi Erken Kalkolitik devre
ait ikincisi Geç Neolitik, en eskisi ise Akeraınilc Neolitik kültüre aittir.
Hacılar'ın G~ç N~oli~k yerleşmesiyle Çatalhöyük Neolitik'i
arasınd~ mımarı yonden göze batan başlıca ayrılık
Hacılar da evlere_ kapıdan değil, doğrudan doğruya bir
avluya açılan genış kapılardan girilmesidir. Evler arasında
bulunan dar sokaklar da, kent dokusu içinde ilk defa burada görülmeye başlar.
Avcılığın, tarımın öncelik kazanması sonucu etkinliğini
kaybetmesiyle Kalkolitik toplum yaşamında bazı değişimler
ortaya çıkmıştır. Örneğin, Erken Neolitik sonlarında
azalınaya başlayan avlanma ile ilgili büyük duvar resimleri
y:3pılm~z olmuş, erkek tasvirleri azalarak, bereketlilik
sımgesı olan kadın figürleri artmış ve yaygınlaşmıştır.
Çatalhöyük'deki t~pınaklar da Hacılar'da artık yokt11r.
Çakmaktaşı aletlerin yapımı herhalde gittikçe daha çok
kullanılan bakır karşısında gerilemiştir.
Hacılar'da ölüler evlerin içine değil de yerleşme dışındakı
mezarlıklara gömülmeye başlamıştır.
Dini tasvirler figürleri eski geleneklere
çok azalmakla beraber leoparlarla birlikte gösterilen
tanrıça heykelcikleri sanat
eserleri repertuarında önemli bir yer tutmaktadır. Bunlarda
kullanılan malzeme içinde kil, taşa göre ağırlık kazanmıştır.
Resim sanatı da, duvarlara değil, boya bezekli pişmiştoprak
kaplara çoğu kez geometrik motifler biçimin_d~ uygulan~~k
tadır. Hacılar Erken Kalkolitik çağı keramığı, gerek bıçım
gerek bezeme yönünden aşılamaz bir düzeye ulaşmış!_ır:.'
Erken Kalkolitik çağın sonlarına doğru Hacılar buy~k bıı:
yıkıma uğramış, yeni gelenler burada bir savunma sıstemı
yapmışlar. fakat bu yerleşme de düşman saldırısı sonunda
tümüyle ortadan kalkarak höyük terk~ edilmiştir. Anc~k:
Mersin ve yine Konya bölgesindeki Can . l_-lasan gıbı
yerleşmelerde bir Orta Kalkolitik çağ [yakl_aşık IÖ 47~0-4?00)
gelişmesini sürdürmüştür. Çok renklı bezemeli,
ınce
keramiğin ortaya çıkışı bu çağın özelliğidir. Piş~ıiştoprak
figürin ve heykelciklerin yapımında bu ~ağda ?ır azalma
olduğu da gözlenmektedir. Bunun nedenı, belkı ele lev~a
halinde dövülmüş bakırdan yapılma figürinlerin artık ter?ıh
edilmesidir. Balkanlar'da
bu tip figürinler ele geçmcsıne
rağmen Anadolu'da böyle eşyanın en çok çıktığı mezarlıklar 
bu döneme ait- henüz bulunamadığı için bu Vfll'sayımın
doğruluğunu kesinlikle iddia etmek mümkün olamamaktadır.
Geç Kalkolitik çağı (lö 4000-3000) en iyi biçimde yansıtan
merkez Denizli-Çivril yakınındaki, Büyük Menderes'in
kaynağında bulunan Beycesultan'dır. Hiç kesintisiz bir
yerleşmeye sahne olan bu höyükte 40 tabaka saptanmıştır.
Bunlardan en eski 20 kat Geç Kalkolitik çağa tarihlenmelcte
dir.
Bu çağdaki y~rleşim merkezleri, lstanbul'da
göre sürmektedir: Erkek Fikirtepe'den,
Samsun'da İkiztepe'ye, Çanailale bölgesindeki Kumtepe'den
İç Anadolu'daki
Büyük Güllücek'e, Göller Bölgesi'ndelci
yine çocuklar ya da Kuruçay'dan,
Amuk Ovası'na ve Doğu Anadolu'ya kadar
yayılan, geniş bir dağılım gösterirler.
.
Beycesultan'a yerleşen insanların göçebe olmadıkları tarım
ve hıwvancılığı bildikleri, dokuma üretiminde usta oldukları
kurdukları ilk yerleşmed~ çıkan buluntulardan anlaşılmakta
dır. Buradakı başka bır belge de, erken devirlere ait
katlard~n. birinde çıkan bir madeni eşya topluluğudur. 13ir
çôml~k-ıçme -~o~muş b~ eşyalar, bir hançer parçası, bir
o~a~:ıki .?ı~, uç ığne, bırkaç parça dövülmüş bakır ile bir
·
gumuş yuzukten meydana gelen bir koleksiyon oluşturmakta
d~:1'
O_ zamanın değerli bir madeni olan bakırın, böyle
g~n~elik yaşamda kullanılabilen eşyaların yapımına harcana
bılmış olması, bu madenin eskiye oranla daha bol
bulunabildiğini kanıtlamaktadır.·
Bu çağın yapıl~rı. genellikle, içlerinde ocakları ve tahıl
depolama yer!erı bulunan, bazılarında seki veya platformlar
yapılmış dık?ortgen planlı, tek odalı, kerpiç evlerdir. Evlerin
bazılarına bınanın dar kenarında bulunan bir sundurmadan
geçilerek girildiği dikkati çekmektedir. Bu ev planı daha
s?_nraki çaŞ,larda ö~ellikle Batı Anadolu'da
ve Ege
dunyasında megaron olarak nitelenen yapılarda uygulan
mıştır. Evlerin döşemelerinin altında kaba çömlekler içine
konmuş çocuk iskeletleri bulunmasına karşılık erişkin
insanlara ait mezarlara rastlanmaması mezarlıl<lar~n yerleş
me dışında olması gerektiğimı işaret etmektedir. Dinsel
görüşler hakkında bilgi verecek fazla malzeme yoktur. özel
olarak yapılmış tapınaklar Geç Kalkolitik çağa ait yerleşme

katlarında bulunmamıştır. Ancak, çağın sonlarında, stilize
gövdeli, daire biçimli başlı, mermer bir idol tipi ortaya
çıkmaktadır.
Keramik, eski devrelerden çok farklıdır. Bu çağın ağır ve
kaba çanak-çömleği ile örneğin Hacılar'ın üstün bir beğeni
anlayışı ile bezenmiş boyalı keramiği arasındaki ayrılı~. her
iki çağın apayrı geleneklere sahip
olduğunu açıkça gostermektedir.

3. ESKİ TUNÇ ÇAĞI

Anadolu'da madenciliğin yaygınlaşması, ?ne?. de ?eğındığımız
gibi, daha çok eskilerden beri madenlerın, ozellıkl~ b1;1:kırı?,
az da olsa kullanılmasından kaynaklanan uzun bır surecın
sonucudur Gelişimini 'eski' 'orta', 'son' olarak üç döneme
böldüğümü
Tunç çağlarıdın ıooo yılı ~şkın bir sür~yi
kapsayan 'eski' döneminin ancak son evresınde tunç eşya ılk
kez gerçekten çoğalmıştır. Bakır eşya hep yeniden eritilerek
tekrar tekrar kullanıldığı için, arkeologlar. armağan olar~k
ınezarlara konmuş veya yangın gibi bir felake~le tahrıp
edilmiş bir yapıda bırakılmak zorunda kalınmış değılse, bakır
eşyaya çok sık rastlamazlar. Bu bakımdan, Eski Tunç çağının
ilk iki evresinde madenciliğin önem kazanmış olduğu, ele
geçen tunç eşyanın sayısının fazla oluşundan çok, taş
aletlerin ortadan kalkmış olmasından ve bu çağların parlak
perdahlı yüzleri, madeni kulpların benzeri kul?.ları, ~eski~
omurgaları, akıtacaklarındaki sert kıvrımlar ve uzer~erındekı
oluk ve yiv biçimindeki bezemeleriyle açıkça madem kapları
taklit eden çanak-çömleğinden anlaşılmaktadır.
Eski Tunç çağı, genellikle İÔ 3~2-~
Batıda Troia ve çevresinde, güneyde Elmalı yakınındaki
Semayük'te, Konya yakınındaki Karahöyük ve ay~. yöredeki
diğer höyüklerde, İç Anadolu'da
Karaoğlan, 'Etiyokuşu,
Ahlatlıbel, Polatlı, Bitik, Gordion, Koçuınbeli, Yazırhöyük,
Büyük Güllücek, Alişar, Alacahöyük, Kültepe, Hashüyük,
Acem Höyük'te, Doğu Anadolu'da Malatya dolaylarında,
Elazığ bölgesinde, Erzurum'daki Karaz, Pulur ve Güzelova'da
ve Kuzey Anadolu'da Samsun-Sinop dolaylarında görülmek
tedir. Fakat, metalurji alanındaki büyük gelişmeler, özellikle
iç Anadolu'nun kuzey kesiminde ortaya çıkarılan buluntular
yardımıyla kanıtlanmaktadır. Alacahöyük'deki mezarlarda
bulunmuş olan ve artık herkes tarafından tanınan güneş
kursları, dağ keçileri, boğalar ve sistruın adını verdiğimiz
çıngıraklar bu çağın eserleridir. Dikdörtgen biçimli, üstleri
ağaç veya taşlarla kapatılmış mezar odalarında gömü
armağanı olarak böyle değerli eşyanın çok sayıda bulunması,
bu mezarların yönetici sınıfa ait kişilerin gömüldüğü yerler
olduğunda kuşku bırakmamaktadır. O devirdeki yöneticilerin
zenginliği başka merkezlerdeki
mimari kalıntılarla da
doğrulanmaktadır. Mersin ve Troia'da bu çağa ait tahkimatlı
yapılar meydana çıkarılmıştır. Özellikle, ilk kazıların
üstünden bir yüzyıl geçmesine rağmen henüz gerçekten
Homeros'un Troia'sı olup olmadığı tartışılan, fakat artık hep
bu adla anılan Çanakkale bölgesindeki Hisarlık Höyüğü'nün
ikinci katında, yani Tı ıia II'de bulunan, etrafı kalın surlarla
çevrilmiş bir alanın ortasındaki dikdörtgen planlı, içlerine
dar taraflarındaki bir verandadan
geçilerek megaron adı ile arkeoloji literatürüne
girilen ve girmiş yapılar, ~~ll~rı 8:rasına
tarihlenir. Bu 1000 yıl içinde yeşermış bu tun kulturlerın ayn~
özellikleri parlaşması beklenemez. Bu çağın yerleş~elerı
güneydoğuda slahiye Bölgesi, Çukurova ve Amuk Ovasında,
yöneticilere
ait saray ya da saray kompleksi olarak
nitelenmektedir. Troia'nın 45 m. uzunlukta ve 13 ın. genişlikte
olan bu sarayına karşılık, halkın evleri, Mersin'de ya da
Lesbos Adası'nda Thermi'de yapılan kazıların gösterdiği gibi,

çok daha basit ve mütevazi ölçülerdedir.
Bu çağın dinsel yapıları Beycesultan'ın bu döneme
tarihlenen _katlarında gün ışığına çıkarılmıştır. Tapınak
olarak kullanılan mekanlarda genellikle bir tanrı ve bir
tanrıçadan oluşan bir kutsal çifti simgeleyen figürler ve
bunların önünde sunulacak kurbanlar için kaplar bulunmak
tadır. Ayrıca, kutsal mekanın dışında, herhalde tanrılara
sunulan kurban ekmeklerinin hazırlanması için ocaklar da
vardır. Tapınakların bazılarında -Çatalhöyük'deki
gibi
stilize boynuz çıkıntılar ile boğa başını simgeleyen sunaklar
dikkati çekmektedir. Eski Bronz çağı Anadolu kültürleri gerek
kendilerinden önceki, gerek sonraki çağlarla olduğu kadar
komşu coğrafi mekanlarla da bir bağıntı içindedir. Neolitik
Çatalhöyük'den tanınan kutsal hayvan boğa, Beycesultan
_sunaklarında ve Alacahöyük standartlarında sürdüğü gibi,
Hitit tanrılar topluluğunun başındaki fırtına tanrısının da
kutsal hayvanı olarak önemini korumuştur. Hatti ve sonra
Hitit dinsel inançlarının birçoğunun köklerinin Neolitik çağa
kadar gittiğini tahmin etmek güç değildir. Anadolu bu çağda
keramik biçimleri, ev türleri ve yapı teknikleri ile dinsel
semboller bakımından, bir yandan Ege dünyası ve Balkanlar
ile ilişkili görünürken, ettiğimiz
madencilik diğer yandan yukarıda sözünü
eserleri açısından Kafkasya ile
bağıntısını açıkça belli etmektedir. Kafkasya'nın Kuban
bölgesindeki Maikop'ta Kurgan adı verilen mezarlarda
bulunan madeni eşya ile İç Anadolu'nun kuzey kesimindeki
Alacahöyük ya da Horoztepe gibi merkezlerde gün ışığına
çıkarılan madeni eşyalar arasındaki benzerlik, metalurji
alanında gelişkin bir ustalık düzeyine ulaşmış bir toplumun
Kafkasya'dan Anadolu'ya yayılmış olmasıyla açıklanmak
istenmektedir.
Gerçekten de, bu eserlerin yaratıcıları
genellikle kabul edildiği gibi Anadolu'nun yerli halkıolan
Hattiler
midir, yoksa halk Hattili'dir de, bu mad_encilik
bilgisini getirenler Alaca mezarlarının sahipleri olan yönetici
sınıftan kişiler Hititler'in öncüleri ve onlarla aynı soydan olan
Hint-Avrupa kökenli insanlar mıdır? Yoksa, bütün benzerlik
ler Neolitik çağdan beri var olan bölgeler arası ticaret
nedeniyle oluşan bir kültürel etkileşmenin sonucu mudur?
Henüz bunların cevabını kesinlikle veremiyoruz, ama bilinen
bir
gerçek şudur ki, tarihöncesi Anadolusu, insanlığın
gelişiminde saptanabilen bütün aşamaları yaşamış şanslı bir
toprak parçasıdır.
Eski Bronz Çağından sonra Anadolu, önce Protohistorilc
sonradan Historilc çağlarına başlamış ve maddi kültür
belgelerinin yanında bundan sonra yazılı belgeler de yer
almıştır.

BİBUOGRAFY A

Hitit Öncesinde Anadolu
ALKIM, U.B., Anatolia I, Geneva, 1968.
BLEGEN, C. W., Troy and Trojans, London, 1963.
BLEGEN, C.W., Troy, CambridgeAncientHistory,
1964.
ESİN, U., ilk üretimcilige geçiş evresinde Anadolu ve Güney Dogu Avrupa,
II- Kültürler Sorunu, İstanbul, 1981.
LLOYD, S., Early Anatolia, Harmondsworth, 1956.
LLOYD, S., MELLAART, J., BeycesuJtan I., London, 1962.
LLOYD, S., Early Highland Peoples of Anatolia, London, 1967.
MELLAART, J . .Anatolia (c. 4000-2300 B.C.), Cambridge Ancient History,
1965.
MELLAART, J . .Anatolia before c. 4000 B.C. and Anatolia c. 2300-1750 B.C ..
Cambridge Ancient History, 1966 a.
MELLAART, J.,The Chalcolithic and Early Bronza Ages in the Near East and
Anatolia, Beirut, 1966 b.
MELLMRT. J.,Çatal Hüyük, a neolithic Town in Anatolia, London, 1967.
MELLAART, J . .Excavations at Hacılar, Edinburg, 1970
MELLAART, J. ,The Neolithic of the Near East, London, 1975.
MELLAART, J.,The Archaeologyof Ancient Turkey, London. 1978.

Kaynak


Anadolu Tarihi Ansiklopedisi

Doç. Dr. Ali M. Dinç ol

RAŞiT TUNCA

BAŞAĞAÇLI RAŞiT TUNCA
Raşit Tunca

FORUMUMUZDA
Dini Bilgiler...
Kültürel Bilgiler...
PNG&JPG&GiF Resimler...
Biyografiler...
Tasavvufi Vaaz Sohbetler...
Peygamberler Tarihi...
Siyeri Nebi
PSP&PSD Grafik

BOARD KISAYOLLARI

ALLAH

Allah



BAYRAK

TC.Bayrak



WEB-TUNCA


Radyo Karoglan

Foruma Misafir Olarak Gir


Forumda Neler Var


Karoglan-Raşit Tunca - Dini - islami - Dini Resim - FIKIH - Kuran - Sünnet - Tasavvuf - BAYRAK - Milli - Eğlence - PNG - JPEG - GIF - WebButtons - Vaaz - Sohbet - Siyeri Nebi - Evliyalar - Güzel Sözler - Atatürk - Karoglan Hoca - Dini Bilgi - Radyo index - Sanal Dergi




GALATASARAY

G A L A T A S A R A Y


FENERBAHÇE


F E N E R B A H C E


BEŞiKTAŞ

B E Ş i K T A Ş


TRABZONSPOR

T R A B Z O N S P O R


MiLLi TAKIM

M i L L i T A K I M


ETKiNLiKLERiMiZ


“Peygamberimiz Buyurdular ki Birbirinize Temiz ağız ile Dua edin. Bizde Sayfamızı ziyaret edenlerin ve bu bölümü ziyaret edenlerin kendilerinin Ruhaniyetine, geçmişlerinin Ruhuna Yasin Okuyup hediye ediyoruz Tıkla, ya sende oku yada okunmuş Yasinlerden Nasibini Al”
(Raşit Tunca)



MEVLANA'DAN

“ Kula Bela Gelmez Hak Yazmadıkca, Hak Bela Yazmaz Kul Azmadıkca, Hak intikamını, Kulunun Eliyle Alır da, Bilmiyenler Kul Yaptı Sanır."
(Hz. Mevlana)