MUHAMMED

Muhammed


BAYRAK

TC.Bayrak



Welcome, Guest
You have to register before you can post on our site.

Username
  

Password
  





Forum Statistics
Members:» Members: 7
Latest member:» Latest member: Muhammed
Forum threads:» Forum threads: 5,258
Forum posts:» Forum posts: 5,849

Full Statistics Full Statistics

DOWNLOADEN


“Downloaden Bölümümüzden BEDAVA Grafik Paketleri,E-Kitaplar ve Bedava Bilgisayar Programlarını Tek TIKLA BEDAVA indirebilirsiniz”
(Raşit Tunca)




AYET

“Yeryüzüne muhakkak benim iyi kullarım varis olacaktır”
ENBİYA Suresi 105


FELSEFEMiZ

“ iSLAM OKUMAK YAZMAK YADA ÇiZMEK DEĞiLDiR, Yahutta O Hadis şöyle, Bu Ayette böyle diyor Diye Papağanlıkda Değildir. islam Kuranı ve sünneti HAYATINA TATBiK edip, Onunla Yaşayabilmekdir”
(Karoglan Raşit Tunca Sözü)


Raşit Tunca Sözü

“Yüzme bilmek Denizden çıkmana fayda vermez, taaki yüzme biliyorsan, denizedee düştüysen, ellerini, kollarını, ayaklarını çırpacaksın, ve birde tutuncak dal bulacak, tutunup çıkacaksın. ilimde böyledir, bir ilmi bilmek fayda etmez, taaki, onu hayatında tatbik edesiye, Dinde böyledir, din bilmek imanını kurtarmaz, taaki, ne zaman, bildiğin öğrendiğin dinini hayatında tatbik edip, yaşadın, o zaman belki kurtulursun.”
(Karoglan Raşit Tunca Sözü)

GÜZEL SÖZ

“ Bazen Hata Yapıvermek, Doğruyu bulmanın ilk Basamağıdır.
(Başağaçlı Raşit Tunca Sözü)



İSTİSKA NAMAZI
İstiska (yağmur isteme) namazı, müekked bir sünnettir, Hz. Peygam
ber (sallallahu aleyhi ve sellem) ve halifelerinin -Allah kendilerinden razı olsun
sünnetiyle sabittir. Ye r kurur ve kuraklaşacak olur, suyunu da çekmiş olur
sa bu durumda sünnet olan yağmur istemek için istiska namazını kılmaya
başvurmaktır. Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) 'den nakledildiği üzere; "O
(sallallahu aleyhi ve sellem); mütebezzil ve mütevazi bir vaziyette, tezarru içinde
musallaya kadar geldi. . . Bayram namazında kıldığı gibi, iki rekat olarak
(istiska) namazını kıldı."978 Hadiste geçen "mütebezzil" ifadesi; süslü el
bisesiyle değil de eski elbisesiyle gelmiş, demektir. Bunun yanında koku
da sürünmemiştir; çünkü koku sürünmek, süslenmenin kemal noktasıdır.
Zira o gün, tevazunun ve zelil olmanın yaşanacağı bir gündür.
Bütün insanların o gün (yağmur isteme namazı) için çıkmaları müste
hap görülmüştür. Dini bütün, salih ve afif kimselerin çıkması ve özellikle
de yaşlı (dindar) kimselerin çıkarılması daha müstehap sayılmıştır. Çün
kü onların duasına hemen icabet olabilir. Kadınlara gelince, içerisindeki
yaşlıların ve dikkat çekmeyenlerin çıkmalarında bir sakınca yoktur. Ama
genç kadınlarla, dikkat çekenlerin çıkması müstehap değildir. Çünkü bu
durumdaki bayanların çıkmalarında söz konusu olacak zarar, faydasın
dan daha çoktur.
İmama şayet (yağmur duası yapması için) ısrar ettiriliyorsa, bu du
rumda onun, insanları bir gün bir araya getirmesi ve onlara günahlardan
dolayı tevbe etmelerini emretmesi müstehap görülmüştür. Bunun yanın
da imamın bugün için, mazlumları, oruçluları, sadaka erbabını ve tartış
malardan uzak duran kimseleri de yanında çıkarması müstehaptır. Çünkü
onların dualarına icabet daha fazladır.
978 Ahmed, Cilt: 1, Sayfa: 230, 269, 355; Ebu Davud, Cilt: 1, Sayfa: 689; Tirmizl, Cilt:
2, Sayfa: 445; Beyhaki, Cilt: 3, Sayfa: 347, 348. Tirmizl: Hadis, sahihtir, demiştir.
Haşiyetu'l Müsned, Cilt: 3, Sayfa: 328, 329'da ise: Hadisin isnadı sahihtir, denmiştir.
Şöyle dedi: Aynı şekilde bu hadisi Ebu Avane ve İbn Hibban da sahih görmüşlerdir.
el-İrva, Cilt: 3, Sayfa: 1331 136 eserinde ise; Hadis hasen'dir, denmiştir.
İstiska namazının sıfatı: el-Muvaffak der ki: İstaska namazının iki
rekat olacağı noktasında ihtilaf eden kimse bilmiyoruz. İhtilaf, sadece bu
namazın sıfatı hakkında gelmiştir. Şöyle ki; Her iki rekatta da -Bayram
tekbirlerinde olduğu gibi- ilk rekatında yedi kere tekbir alınacağı, ikinci
rekatta ise beş kere tekbir alınacağı rivayet edilmiştir. Bu, Davud ve İmam
Şafü'nin kabul ettiği görüştür. Çünkü bu minvalde İbn Abbas hadisinde
şöyle geçer: "Allah'ın Elçisi (sallallahu aleyhi ve sellem), Bayram namazında
kıldığı gibi, iki rekat olarak (istiska) namazını kıldı. "979
İkinci görüşe göre ise; bu namazı nafile namaz şeklinde iki rekat ola
rak kılar. Bu, Maliki, Evzfü, Ebu Sevr ve İshak'ın mezhebidir. Çünkü bu
hususta gelen Abdullah b. Zeyd hadisi şu yönde gelmiştir: "Hz. Peygam
ber (sallallahu aleyhi ve sellem), istiska namazını iki rekat olarak kıldı ve ridasını
ters çevirdi." Buhar! ve Müslim'in ittifak etmiştir.980 Burad::ı. ise tekbir al
mayı zikretmemiştir, zira zahiren tekbir almadığı anlaşılmaktadır. Dolayı
sıyla nasıl yaparsa yapsın bu, caiz ve güzel olmuş olur.
Ebu Hanife ise şöyle demiştir: İstiska namazı ve bu sebeple (arazi
ye) çıkmak sünnet değildir. Çünkü Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem), Cuma
günü istiska duası yapmış, istiska namazı ise kılmamıştır. Bunun yanın
da Hz. Ömer de (Peygamberimizin amcası olan) Hz. Abbas ile yağmur
istemiş, namaz ise kılmamıştır. 981 Bunda (garipsenecek) bir şey yoktur.
Çünkü Abdullah b. Zeyd, İbn Abbas ve Ebu Hureyre'den sabit olduğu
üzere; Allah'ın Elçisi (sallallahu aleyhi ve sellem) çıkıp istiska namazı kılmıştır.
Onların zikrettikleri şey, bunların rivayet ettiklerine çelişki oluşturmamak
tadır. Çünkü namazın dışında da dua etmek caizdir. Nebi (sallallahu aleyhi
ve sellem) ' in ameli ve zikrettiği, bizim zikretmiş olduğumuz amele de mani
değildir. Bilakis Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), her ikisi ile de amel
etmiştir. İbn Munzir der ki: Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) ' in istiska namazı
kıldığı ve hutbe okuduğu sabit olmuştur. Bunu, Ebu Hanife dışında ilim
adamlarının geneli kabul etmiştir. Ebu Yusuf ve Muhammed b. el-Hasen
ise (hocaları olan) Ebu Hanife'ye bu konuda muhalefet etmiş ve diğer
979 Geçen hadis.
980 Buharı ile beraber Fethu'l Bari, Cilt: 2, Sayfa: 498, 514, 515; Müslim, Cilt: 2, Sayfa:
611.
981 Bu hadisi Buharı ile beraber Fethu'l Bari, Cilt: 2, Sayfa: 494 rivayet etmiştir.
alimlere katılmışlardır. Sünnet ise hiçbir görüşe ihtiyaç bırakmayacak
(aşikar bir) şekilde gelmiştir.
Kıraati sesli olarak okumak sünnettir. Çünkü bu minvalde gelen Ab
dullah b. Zeyd hadisinde: "(Hz. Peygamber) iki rekat olarak kıldı ve iki
rekatında da kıraati cehri olarak okudu." şeklinde gelmiştir. Hadis hakkın
da Buharı ve Müslim'in ittifak etmiştir.982
İstiska namazı için ezan ve kamet okumak sünnet değildir. el-Muvaffak:
Bu konuda bir ihtilaf bilmiyoruz, demiştir.
İstiska namazı için belirli bir vakit yoktur. Sadece yasak olan vakitler
içerisinde kılınmaz, bunda ihtilaf yoktur. Çünkü bu namazın vakti geniş
olduğundan dolayı, yasak vakitler içerisinde icra edilmesine hacet yoktur.
Evla olan bu namazı bayram vaktinde kılmaktır. Çünkü Hz. Aişe hadisin
de şöyle gelmiştir: "Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) güneşin hacibi
belirdiği vakit (namazgaha) çıktı. "983
İstiska namazında hutbe vermek: İstiska namazındaki hutbe ve
bunun vakti hakkında farklı bir rivayet (görüş) gelmiştir. Meşhur görüşe
göre, istiska namazından sonra hutbe verilir. Bunu, İmam Malik, İmam
Şafii ve Muhammed b. el-Hasen demiştir.
İbn Abdilberr der ki: Fakihler topluluğu bu görüşe sahiptirler. Çünkü
bu noktada gelen İbn Abbas'ın: "Bayram namazını kıldığı gibi. . . "984 kavli
yer almaktadır. Bir de istiska namazı erkenden kılınan bir namaz olması
hasebiyle, bayram namazına daha çok benzetilmektedir.
İkinci görüşe göre hutbe, namazdan önce okunur. Bu görüşe, Leys b.
Sad ve İbn Munzir sahip olmuştur. Çünkü Hz. Aişe hadisinde; Hz. Peygam
ber (sallallahu aleyhi ve sellem) ' in hutbe verip ardından namaz kıldı."985 şeklin
982 Bu hadis geçen dipnotta geçmişti.
983 Uzunca Ebu Davud, Cilt: 1, Sayfa: 692, 693; Hakim, Cilt: 1, Sayfa: 328; Beyhaki,
Cilt: 3, Sayfa: 349. Ebu Davud der ki: "Bu hadis gariptir ve isnadı iyidir." Hakim
ise: Şeyhayn şartına göre hadis sahihtir, demiştir. Zeheb! ise ona muvafakat etmiş
tir. İkisine de; "Hadisin isnadında bulunan Halid b. Nezzar ve hocası el-Kasım b.
Mebrur'un, Şeyhayn tarafından bir şey tahriç etmediği" şeklinde cevap verilmiştir.
Bu hadis ise el-İrva, Cilt: 3, Sayfa: 135, 136 eserinde hasen görülmüştür.
984 "İstiska namazının sıfatı" bölümünde geçmişti.
985 Az. önceki dipnotta geçti.
de gelmiştir. Abdullah b. Zeyd hadisinde ise o şöyle demiştir: "Allah'ın
Elçisi (sallallahu aleyhi ve sellem) namazgaha gidip yağmur duası yaptı. Kıbleye
döndükten sonra ridasını ters çevirdi. Ardından bize iki rekat namaz kıl
dırdı, iki rekatı da açıktan okudu." Buhar! ve Müslim ittifak etmiştir.986
Üçüncü görüşe göre hutbenin, namazdan önce ya da sonra okumasın
da muhayyerdir. Çünkü bu konuda gelen rivayetler, her iki durum için de
söz konusudur ve her iki sıfata da delalet etmektedir. Öyleyse Hz. Peygam
ber (sallallahu aleyhi ve sellem) ' in her ikisini de yapmış olduğu muhtemeldir.
Dördüncü görüşe göre ise; (istiska namazına ait) bir hutbe yoktur. Kişi
sadece tazarru eder ve duada bulunur. Çünkü İbn Abbas hadisinde şöyle
gelmiştir: "O (sallallahu aleyhi ve sellem) bu hutbeniz gibi bir hutbe vermedi
ancak dua ve tazarru'da bulunmaya devam etti."987
Bu görüşlerden hangisiyle amel edecek olursa, caizdir. Çünkü bütün
rivayetlere göre hutbe vacip sayılmamıştır. Öyleyse evla olan namazdan
sonra bir tane hutbe vermektir ki, bu şekilde bayram hutbesine benzemiş
olsun. İbn Abbas'ın: "O (sallallahu aleyhi ve sellem), bu hutbeniz gibi bir hutbe
vermedi. " sözü ise sıfatı nefyetmektedir yoksa hutbenin aslını nefyetmez.
Hutbe esnasında hatibin kıbleye doğru dönmesi müstehaptır. Çün
kü bu noktada gelen Abdullah b. Zeyd'in rivayetine göre; Nebi (sallallahu
aleyhi ve sellem), yağmur duası için namazgaha çıktı ve dua ederek kıbleye
doğru yöneldi.988 Kıble istikametine yönelerek duayı sessizce yapmak da
müstehaptır. Zira sessiz bir şekilde yapılmasının müstehap sayılması, ih
lasa daha yakın olmasından ve huşu, tevazu ve tazarru noktasında daha
etkili olması sebebiyledir. Allah'u Teala buyurdu ki: "Rabbinize tezarru ile
ve gizlice dua ediniz. " (Ararsuresi: ssı Duanın bir bölümünde, insanlar duasını
işitip "Amin" desinler diye sesli okunması da müstehap görülmüştür.
Kıbleye döndüğü esnada ridasını (cübbe ya da elbisesini) ters çe
virmesi de müstehap sayılmıştır. Çünkü Abdullah b. Zeyd hadisinde:
"Allah'ın Elçisi (sallallahu aleyhi ve sellem), kıbleye döndükten sonra ridasını
ters çevirdi . . . "989 ifadesi geçmektedir.
986 Buhar! ile beraber Fethu'l Bari, Cilt: 2, Sayfa: 514; Müslim, Cilt: 2, Sayfa: 611.
987 İbn Abbas'ın bu hadisi "İstiska namazı" başlığında geçmişti.
988 Önceden defalarca geçmişti.
989 Önceden defalarca geçmişti.
İlim ehlinin çoğunluğuna göre hem imamın ve hem de cemaatin
ridalarını (cübbe ya da elbiselerini) ters çevirmeleri müstehaptır.
Ebu Hanife der ki: Bu uygulama, sünnet değildir. Çünkü bu (yağ
mur isteme), bir duadır ve diğer dualarda olduğu gibi bunda elbisenin
ters çevrilmesi müstehap değildir. Ancak Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve
sellem) ' in sünneti uyulmaya en layık olandır.
İbnu'l Müseyyeb, Urve ve Sevri'den aktarıldığına göre; ridanın (cüb
be ve elbisenin) ters çevrilmesi sadece imama hastır, cemaate ise değildir.
Bu, Leys, Ebu Yusuf ve Muhammed b. el-Hasen' in görüşüdür. Çünkü bu
uygulama, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) 'den nakledilmiş; ancak
sahabe-i kiramdan nakledilmemiştir.
"Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) ' in bu uygulmasının -kendisi
hakkında has olduğuna dair bir delil olmadığı sürece- başkası hakkında
da söz konusu olduğu" şeklinde cevap verilmiştir. Rida'nın ters çevrilme
şekli ise sağ tarafı sol omuza, sol tarafı da sağ omuza koymaktır.
İstiska (yağmur isteme) da dua ederken elleri kaldırmak müstehaptır.
Nitekim Enes'ten rivayete göre, o şöyle demiştir: "Hz. Peygamber (sallallahu
aleyhi ve sellem) istiska'nın dışında hiçbir duada ellerini kaldırmazdı. Öyle
ki burada dua ederken koltuklarının beyazı görününceye kadar (ellerini)
kaldırırdı." Buhari ve Müslim' in ittifak etmiştir.990 Yine ondan gelen başka
bir rivayet ise şöyledir: "Allah'ın Elçisi (sallallahu aleyhi ve sellem) ellerini kaldı
rıp dua eder, insanlar da Onunla birlikte ellerini kaldırıp dua ederlerdi."991
Bir hutbe okur ve açılışını da bir tekbirle yapar. Zira İbn Abbas'ın
kavli şöyle gelmiştir: "O (sallallahu aleyhi ve sellem), bu hutbeniz gibi bir hut
be vermedi; ancak dua ve tazarru' da bulunmaya devam etti. "992 Bu da
onun, sükut ile oturması arasında bir fasıla yapmadığına delalet eder. Bir
de bu hususta hutbenin olacağını nakledenler, bunun iki hutbe şeklinde
olacağını nakletmemişlerdir. Zaten bundan kasdedilen; yağmurun yağ
ması için Yüce Allah'a dua etmektir. Dolayısıyla da bunda, iki hutbenin
olmasının bir etkisi yoktur.
990 Buhar! ile beraber Fethu'I Bari, Cilt: 2, Sayfa: 517; Müslim, Cilt: 2, Sayfa: 612.
991 Buhari ile beraber Fethu'I Bari, Cilt: 2, Sayfa: 516.
992 İbn Abbas'ın bu hadisi "İstiska namazı" başlığında geçmişti.
İmam Malik ve İmam Şafü der ki: Bayram hutbesinde olduğu gibi iki
tane hutbe verir. Çünkü İbn Abbas'ın kavlinde: "Hz. Peygamber (sallallahu
aleyhi ve sellem) bayramda yaptığının aynısını, istiska' da da yapmıştır. "993
ifadesi geçmektedir.
"İbn Abbas'tan sahih olarak gelen hadisin; "Hz. Peygamber (sallallahu
aleyhi ve sellem) bayramda kıldığı gibi iki rekat olarak namaz kılmıştır. "994
şeklindeki hadis olduğu ve bunun da namaza hamledildiği" şeklinde ce
vap verilmiştir.
Bayram hutbesinde olduğu gibi buradaki hutbeyi de tekbirle açması,
çokça istiğfarda bulunması, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) ' e salat
getirmesi ve namaz içinde, Yüce Allah'ın: "Dedim ki: Rabbinize istiğfar
edin; çünkü O, çok bağışlayıcıdır. (İstiğfar edin ki,) üzerinize gökten bol
bol yağmur indirsin. " !Nuh Suresi : 10 • ııı buyruğunda geçen ve istiğfarı emreden
ayetleri okuması müstehap sayılmıştır. Çünkü günahlar, yağmurun kesil
mesine sebebiyet verirken, istiğfar ve tevbe ise bu yağmurun kesilmesine
neden olan günahları silip götürür ve yerine Allah'u Teala yağmuru indi
rir. (Sonra) kişi Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) ' e salat getirip, Onun
okuduğu duaları okur.
İstiska'yı tekrar etmek: Yağmur yağacak olursa ne ala, yağma
yacak olursa bu durumda ikinci ve üçüncü günde aynısını tekrar ederler.
Bunu, İmam Malik ve İmam Şafü söylemiştir. Çünkü bu dua ve tazarru'nun
en ileri boyutu sayılır.
İshak der ki: Onlar sadece bir defa yağmur duasına çıkarlar. Çün
kü Allah'ın Elçisi (sallallahu aleyhi ve sellem) sadece bir defa çıkmıştır. Ancak
mescidlerinde toplanabilir, (normal) namaz kıldıktan sonra Yüce Allah'ı
zikreder ve duaya koyulurlar. İmam Cuma günü minberde (yağmurun
yağması için) dua eder, insanlar da "Amin" derler.
"Allah'ın Elçisi (sallallahu aleyhi ve sellem) ' nin yalnız bir defa çıkmış olma
sının, buna tekrar ihtiyaç duymamış olduğu ve ilk duasının peşine hemen
duasına icabet edildiği (ve yağmurun yağmış olduğu)" şeklinde cevap
verilmiştir.
993 İbn Abbas'ın bu hadisi "İstiska namazı" başlığında geçmişti.
994 İbn Abbas'ın bu hadisi "İstiska namazı" başlığında geçmişti.
Birinci gün (yağmur duasına) çıkmak, sonraki günlerde çıkmaktan
daha önem arz eder. Çünkü sünnet bu yönde gelmiştir. Bunun yanında
namazların peşine ve Cuma günü İmam minbere çıktığı vakit yağmurun
yağması için duada bulunması ve insanların da "Amin" demeleri müste
haptır.
el-Kadı şöyle demiştir: İstiska üç kısımdır: Bunların en üstün olanı -belirttiğimiz gibi- istiska namazı kılmak için namazgaha çıkmaktır. İkin
cisi, Cuma günü imam'ın minbere çıkıp duada bulunmasıdır. Enes'in bu
noktadaki rivayeti şöyledir: "Bir Cuma günü Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi
ve sellem) ayakta hutbe okurken adamın birisi Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi
ve sellem) ' in karşısına dikilip şöyle dedi: "Ey Allah'ın Resulü! Mallar (hay
vanlar) helak oldu, yollar da kapandı. Yüce Allah'a dua et de bize yağ
mur versin!" Hz. Peygamber hemen ellerini kaldırarak: "Ey Allahım! Bize
yağmur ver. Ey Allahım! Bize yağmur ver. Ey Allahım! Bize yağmur ver."
diye dua etti. Enes sözlerine devamla: Allah'a yemin ederim ki; o sırada
biz gökyüzünde hiçbir bulut parçası görmüyorduk. O zaman Sila dağı ile
aramızda ev, bina hiçbir şey yoktu. Derken Hz. Peygamber'in ardından,
kalkan şeklinde bir bulut parçası görüldü. Sema'nın ortasına varınca ya
yıldı, sonra da yağmur yağmaya başladı. Yemin olsun, bir hafta Güneş
yüzü göremedik. Gelecek cuma günü, yine Allah'ın Elçisi (sallallahu aleyhi
ve sellem) ayakta hutbe irat ederken aynı kapıdan birisi girip Peygamber' in
karşısına dikilerek: "Ey Allah'ın Resulü! Mallar helak oldu, yollar kesildi.
Allah'a dua et de artık bu yağmurları bizden dindirsin." dedi. Enes, bu
nun üzerine Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem) ellerini kaldırarak: "Ey
Allahım! Etrafımıza, üzerimize değil. Ey Allahım! Tepelere, bayırlara,
dere içlerine ve otlaklara (yağdır.)" diye dua etti. Bunun üzerine hemen
yağmur kesildi. Biz namazdan çıktığımızda güneşte yürüdük." Buhari ve
Müslim' in ittifak etmiştir. 995 Üçüncüsü ise; namaz sonlarında ve diğer boş
vakitlerinde Yüce Allah'a (yağmurun yağması için) dua etmektir.
Şayet yağmur yahut nehir suları çoğalacak olur da zarar verecek
aşamaya gelirse, bu durumda -Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) ' in
995 Buhar! ile beraber Fethu'l Bari, Cilt: 2, Sayfa: 501.; Müslim, Cilt: 2, Sayfa: 612,
615.
geçen hadiste dua ettiği gibi- Yüce Allah'a dua ederek yağmuru hafiflet
mesini, zararını başka yöne doğru (mesela), yağmurun fayda vereceği ve
zarar getirmeyeceği bölgelere doğru çevirmesini istemek gerekir. Çünkü
yağmurun çok olması durumunda vereceği zarar da yine bir tür zarar
sayılmaktadır. Öyleyse burada -suyun kesilmesinde olduğu gibi- izale ol
ması hakkında da dua etmek müstehap sayılmaktadır.

Kaynak

Delilleriyle Hanbeli Fıkhı el-Muğni 1
KÜSÜF NAMAZI
Küsuf (güneş ve ay tutulması) namazı, Hz. Peygamber (sallallahu aley
hi ve sellem) ' in sünneti ile sabittir. el-Muvaffak der ki: Güneş tutulmasının
meşruiyeti hakkında ilim adamları arasında bir ihtilaf bilmiyoruz. İlim eh
linin çoğuna göre ise Küsuf namazı, ay tutulması hakkında meşru' dur.
Bunu, Ata, el-Hasen, Nehai, İmam Şafü ve İshak söylemiştir. Hz. Pey
gamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: "Muhakkak ki Güneş
ve Ay hiçbir kimsenin ne ölümünden ne de doğumundan dolayı tutul
mazlar. Fakat bunlar, Allah'ın (kudretine delalet eden) alametlerindendir.
Bunların tutulduklarını görünce hemen namaz kılın." Buhari ve Müslim
ittifak etmiştir. 960 Her ikisi hakkında namaz kılınmasını bir emir şeklinde
buyurmuştur.
İmam Malik der ki: Ay tutulması hakkında bir sünnet yoktur. İmam
Malik'in, İbn Abdilberr ve Ebu Hanife' den naklettiğine göre, o ikisi şöyle
demişlerdir: "İnsanlar ay tutulmasından dolayı namazı münferit olmak
üzere, ikişer rekat olarak kılarlar, cemaatle ise kılmazlar. Çünkü bu neden
le dışarı çıkmalarında bir zorluk vardır."
"Geçen ifadelerle, bir de iki tutulmadan birisi alacağı ve bu durumda
güneş tutulmasının daha aşikar sayılacağı" şeklinde cevap verilmiştir.
Bu namazın cemaatle ve münferit olarak kılınması da sünnettir.
Bunu, İmam Malik ve İmam Şafü söylemiştir. Çünkü Allah (c.c.) şöyle
buyurmuştur: "Bunların tutulduklarını görünce hemen namaz kılın." Zira
bu, bir nafile namaz olduğuna göre -diğer nafileler gibi- münferit şekilde
kılmak da caiz olur.
Bu namazın cemaatle yerine getirilmesi daha faziletlidir. Çünkü Nebi
(sallallahu aleyhi ve sellem) bu namazı, cemaatle kılmış ve sünnet olan da
bu namazın mescidde eda etmektir. Zira Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi
960 Buhar! ile beraber Fethu'l Bari, Cilt: 2, Sayfa: 526.; Müslim, Cilt: 2, Sayfa: 618, 628,
630.
ve sellem) bu namazı mescid içersinde yerine getirmiştir. Hz. Aişe der ki:
"Allah'ın Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem) zamanında bir defa Güneş tutul
du. Bunun üzerine mescide çıktı ve insanları (namaz için) arkasında saf
yaptırdı." Buhar! ve Müslim ittifak etmiştir.961
Bu namaz, hem hazar ve hem de seferde kılınabilir. Çünkü Allah'ın
Elçisi (sallallahu aleyhi ve sellem): "Bunların tutulduk/arını görünce hemen na
maz kılın." buyurmuştur. Aynı zamanda bu namazı kadınlar da kılabilir
ler. Çünkü "Hz. Aişe ve Esma, bu namazı Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) ile
beraber kılmışlardır. "962
Küsuf namazı kılınacağı vakit; Namaz toplayıcıdır, anlamında "es
Sô./ôtu Cô.miatun" demek sünnettir. Çünkü bu noktada gelen Abdullah b.
Amr'ın rivayetine göre, o şöyle demiştir: "Allah'ın Elçisi (sallallahu aleyhi ve
sellem) zamanında güneş tutulduğu zaman, "es-Sô.lô.tu Cô.miatun (Namaz
toplayıcıdır) " diye nida edilirdi." Buhari ve Müslim ittifak etmiştir. 963 Küsuf
namazında ezan da kamet de sünnet değildir. Çünkü Nebi (sallallahu aleyhi
ve sellem), bu namazı ezan ve kamet olmadığı halde kıldırmıştır.
Küsuf namazının kıhmşı: Küsuf namazında müstehap olan, onu
iki rekat olarak kılmaktır. İftitah tekbirinden sonra açılış (dualarını) okur,
euzü çekip Fatiha'yı ve Bakara suresini ya da o uzunlukta (başka) bir
sureyi okur. Sonra rüku eder ve Yüce Allah'ı yüz defa tesbih eder. Ardın
dan kalkıp, "Semiallah'u limen Hamideh, Rabbena ve leke'/ Hamd" der
ve ardından Fatiha'yı ve Ali İmran suresini ya da bu uzunlukta bir sureyi
okur. Sonra rüku'ya gider ve ilk rükusunun üçte ikisi kadar bekler ardın
dan kalkar; "Semial/ah'u limen Hamideh, Rabbena ve leke'/ Hamd" der
ve secdeye gider ve iki secdesini de uzun tutar ve ardından ikinci rekat
için ayağı kalkar, Fatiha'yı ve Nisa suresini okur ve peşine rüku eder,
öncesi kadar onu uzatır. Ardından kalkıp, "Semial/ah'u limen Hamideh,
Rabbena ve leke'/ Hamd" der ve ardından secdeye gider ve onu uzatır.
Bu şekilde toplam iki rekat kılmış olur. Her rekatta iki kıyam, iki kıraat, iki
rüku ve iki secdesi olmuş olur. Gece de olsa gündüz de olsa kıraati cehri
961 Buharı ile beraber Fethu'I Bari, Cilt: 2, Sayfa: 533; Müslim, Cilt: 2, Sayfa: 619.
962 Buhar! ile beraber Fethu'I Bari, Cilt: 2, Sayfa: 543.
963 Buharı ile beraber Fethu'I Bari, Cilt: 2, Sayfa: 533, 538; Müslim, Cilt: 2, Sayfa:
627.
olarak okur. Söz konusu kıraatteki bu takdir, İmam Ahmed' den nakle
dilmiş değildir. Ancak ondan gelen nakilde, birinci kıraatin, ikincisinden
daha evla olacağı yönündedir. İbn Abbas'ın hadisinde gelen takdirde ise;
"Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), Bakara suresindeki kıraat mikta
rı kadar uzunca bir kıyamda durdu . . . " şeklinde geçmektedir. Buhar! ve
Müslim ittifak etmiştir. 964
Hz. Aişe hadisinde ise şöyle geçmektedir: "Allah'ın Resulü (sallallahu
aleyhi ve sellem) ' in (kıyamdaki} kıraatini tahmin ettim. Bakara Suresi ka
darını okuduğunu zannettim . . . Sonra kalkıp kıraati yine uzattı. Onun
buradaki kıraatini de tahmin ettim. Al-i İmran Suresi kadar okuduğunu
zannettim."965 Bu görüşü İmam Malik ve İmam Şafii kabul etmiştir; ancak
onlar: Secdeyi uzatmaz, demişlerdir. Bunu, onlardan İbn Munzir aktar
mıştır. Çünkü bu nakledilmiş değildir.
Buna ise Hz. Aişe hadisinde gelen: "Sonra secde etti ve secdeyi de
uzattı. . . " ve "uzunca bir secde yaptı. . . " ifadeleriyle, bir de ikinci rekat
hakkında: "Sonra birincisine benzemeyen (uzunca) bir secde yaptı. . . "
lafzıyla cevap verilmiştir.966 Bunun yanında hadis-i şerifte bu ifadenin terk
edilmiş olması Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) 'den bunun sabit
oluş meşruiyetini engellemez. 967
İmam Malik, İmam Şafii ve Ebu Hanife şöyle demişlerdir: Güneş
tutulmasından dolayı kılınacak namazda cehri olarak okunmaz, (ama)
ay tutulmasından dolayı kılınacak namazda cehri olarak okunur. Çünkü
Hz. Aişe'nin sözü: "O (sallallahu aleyhi ve sellem)'in kıraatini tahmin ettim . .
. "
şeklinde gelmiştir. Şayet kıraati cehri olarak okusaydı bu durumda bir tah
min ve zanna gerek olmazdı. Aynı şekilde İbn Abbas'ın: "Hz. Peygamber
964 Buhar! ile beraber Fethu'I Bari, Cilt: 2, Sayfa: 540; Müslim, Cilt: 2, Sayfa: 626.
965 Ebu Davud, Cilt: 1, Sayfa: 701, 702, Muhammed b. İshak tarikiyle nakletmiştir. Ken
disi bu hadisi açıkça aktardığını söylemiştir. el-Hafız da el-Feth, Cilt. 2, Sayfa: 530
eserinde bu hadise işarette bulunmuştur. Bu ziyadeyi zikretmiş ve onu Ebu Davud'a
nisbet etmiş, üzerinde (görüş belirtmeyip) susmuştur.
966 Buhar! ile beraber Fethu'l Bari, Cilt: 2, Sayfa: 529, 535, 544; Buhar!, Cilt: 2, Sayfa:
538; Müslim, Cilt: 2, Sayfa: 628. Buhar!' de yer alan Hz. Aişe'nin kavli şöyledir: "Bu
secdeden daha uzun bir secde yapmış değilim."
967 Bu araştırma hakkında bakınız: Fethu'I Bari, Cilt: 2, Sayfa: 538, 539.
(sallallahu aleyhi ve sellem), Bakara suresindeki kıraat miktarı kadar uzunca bir
kıyamda durdu . .
. " şeklindeki kavli de bu yöndedir.
Buhari ve Müslim'in ittifak ettiği968 ve Hz. Aişe'nin naklettiği: "Hz.
Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), Küsuf namazında kıraati uzun tuttu ve
açıktan okudu." hadisiyle buna cevap verilmiştir. Hz. Aişe'nin "tahmin et
tim" sözüne gelirsek; muhtemelen bu "işittim" anlamındadır ve bu lafızla
uzaklık anlamı anlaşılmaz yahut da Kur'an'ın başından olmaksızın Bakara
suresi miktarı kadar kıraat etti. . . şeklinde anlaşılmaktadır. Sonra Cehri
okunmasıyla ilgili gelen hadis, hem sahih gelmiştir ve hem de açıktır. Öy
leyse buna benzer ifadelerle nasıl çelişki oluşturabilir?
Namazın sıfatına dair söz konusu olan delile gelince, onu Hz. Aişe
rivayet etmiş ve şöyle demiştir: "Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)
zamanında güneş tutuldu. Bunun üzerine mescide çıktı. İnsanlar da onun
arkasında saf oldular. Allah'ın Elçisi (sallallahu aleyhi ve sellem) tekbir aldı ve
uzun bir kıraatle Kur' an okudu. Sonra tekbir aldı uzun bir rüku yaptı.
Ardından: "Semial/ahu limen hamideh" dedi ve doğruldu. Secde etmedi
ve uzun bir kıraatle Kur'an okudu. Bu ikinci kıraati birincisinden daha
kısa idi. Sonra tekbir aldı ve uzun bir rükuda bulundu. Bu ikinci rüku
birinciden daha kısa idi. Sonra: "Semiallahu limen hamideh, Rabbena ve
leke'l-hamd" dedi. Sonra secde etti. Bu secdeden sonra son rekatte de
aynı şeyleri birinci rekattaki gibi söyledi. Böylece Allah' ın Resulü (sallallahu
aleyhi ve sellem) iki rekatte dört secde ile dört rükuyu kemale erdirmiş oldu.
Namazdan çıkmadan önce ise güneş açıldı." Buhari ve Müslim ittifak
etmiştir. 969 İbn Abbas'tan buna benzer bir rivayet de gelmiştir. 970
Ebu Hanife şöyle demiştir: (Küsuf namazını) nafile namazı gibi iki
rekat olarak kılar. Çünkü bu noktada rivayet edilen Numan b. Beşir hadi
sinde, o şöyle demiştir: "Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) zamanın
968 Buhari ile beraber Fethu'l Bari, Cilt: 2, Sayfa: 549; Müslim, Cilt: 2, Sayfa: 620. el
Hafız der ki: Bu şekilde görmeyenler bunu ay tutulmasına dair hamletmiştir. Ancak
doğru değildir. Çünkü İsmfüli, bu hadisi Velid'den, lafzıyla başka bir yönden: "Hz.
Peygamber (s.a.v.) zamanında güneş tutuldu . . . " şeklinde rivayet etmiştir. Sonra da
hadisi zikretmiştir.
969 Buhari ile beraber Fethu'l Bari, Cilt: 2, Sayfa: 533; Müslim, Cilt: 2, Sayfa: 619.
970 Buhari ile beraber Fethu'l Bari, Cilt: 2, Sayfa: 540; Müslim, Cilt: 2, Sayfa: 626.
Namaz Bölümü
471
da güneş tutuldu. Bunun üzerine O mescide çıktı, iki rekat namaz kıldı ve
her iki rekatta da kıyamı uzattı, güneş kurtulduğunda namazdan ayrıldı. "971
Kablsa'dan nakledildiğine göre ise Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)
şöyle buyurdular: "Bunları (güneş ve ay tutulmasını) gördüğünüz zaman
en son kıldığınız farz namaz gibi namaz kılınız. "972
rekat kılar .
el-Muvaffak der ki: İleri sürdükleri hadislere gelince, bunlar ittifakla
metruk olup, kendileriyle amel edilmeyen hadislerdir. Çünkü onlar: "İki
. . " demişlerdir. Nitekim bu noktada gelen en-Numan hadisin
de: "İki rekat kılar ardından iki rekat kılar taki güneş açılmaya başlar .
. .
"
ifadesi geçerken, Kablse hadisinde ise: "Bu namazı en son kıldığınız farz
namaz gibi kılınız. " şeklinde geçmektedir. Bu durumda, her iki hadis de
diğeriyle çelişki oluşturmuş olmaktadır. Üstelik Kablsa hadisi mürseldir.
Muhtemelen Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) her bir rekatta iki rüku
yapmak suretiyle iki rekat namaz kılmıştır. Şayet bu çelişki takdir edilecek
olursa, bu durumda bizim ileri sürdüğümüz hadisleri almak daha evla
olur. Çünkü sahih oluşu ve rütbesi yanında, (Hadis) imamlarının, sıhhati
ve (rekattaki) ziyadeyi içermiş olması yönüyle, ittifak ettikleri hadislerden
sayılmaktadırlar. Zira sika (güvenilir) bir kimseden gelen bir ziyade, mak
bul sayılmıştır.
Okuyacağı bu kıraati uzun da olsa kısa da olsa, yaptığı caiz olur.
Küsuf namazında ise hutbe yoktur. Bu, Malik'i mezhebinin ve Rey asha
bının görüşüdür. İmam Şafü ise; Cuma hutbesinde olduğu gibi iki hutbesi
vardır, demiştir. Çünkü bu noktada Hz. Aişe şunu rivayet etmiştir: Sonra
güneş açılmış olduğu halde Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) na
971 Ahmed, Cilt: 4, Sayfa: 267, 269.; Ebu Davud, Cilt: 1, Sayfa: 704 ve Hakim, Cilt:
1, Sayfa: 332, Ebu Kilabe'nin farklı ve çelişkili lafızlar tarikiyle nakletmiştir. Nasbu'r
Raye, Cilt: 2, Sayfa: 228'de şöyle der: Ebu Kilabe'nin, Numan'dan yaptığı semaı
hakkında konuşulmuştur. İbn Kattan der ki: Bu hadisin isnadı hakkında tartışılmıştır.
Sonuç olarak hadis, isnad ve metin açısından muztariptir. Sahih oluşu hakkında ve
tek rüku etmeye dair delil getirme noktasında söz söylemeye engel teşkil etmektedir.
Beyhaki der ki: Bu hadisin lafızları
972 Ebu Davud, Cilt: 1, Sayfa: 701, 702, Muhammed b. İshak tarikiyle nakletmiştir. Ken
disi bu hadisi açıkça aktardığını söylemiştir. el-Hafız da el-Feth, Cilt. 2, Sayfa: 530
eserinde bu hadise işarette bulunmuştur. Bu ziyadeyi zikretmiş ve onu Ebu Davud'a
nisbet etmiş, üzerinde (görüş belirtmeyip) susmuştur.
mazdan çıktı ve halka hutbe verdi. Allah'a hamd ve sena ettikten sonra
şöyle buyurdu: "Muhakkak ki Güneş ve Ay Yüce Allah'ın kudretine dela
let eden ayetlerindendir. Bunlar, bir kimsenin ölümü ya da doğumu için
tutulmazlar. Öyleyse siz bunu (Güneş veya Ay tutulmasını) gördüğünüz
vakit hemen tekbir getirin. Allah'a duaya koyulun, namaz kılın, sadaka
verin . . . " Buhari ve Müslim'in ittifak etmiştir.973
"Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) ' in (burada) onlara namaz kıl
malarını, duaya koyulmalarını, tekbir getirmelerini ve sadaka vermelerini
emrettiği, ama onlara hutbe vermelerini ise emretmediği" şeklinde cevap
verilmiştir. Şayet hutbe vermek sünnet olsaydı onlara bunu emrederdi.
Allah'ın Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem) ' in onlara namaz sonrasında hut
beyi irad etmiş olması, sadece bunun hükmünü öğretmek içindir. Bu ise
O'na has bir uygulamadır. Zira O'nun -tıpkı Cuma namazında olduğu
gibi- iki tane hutbe irad ettiğine işaret eden bir haber bulunmamaktadır.
Allah'u Teala'yı zikretmek, duaya koyulmak, istiğfarda bulunmak, sa
daka vermek, köle azat etmek ve Yüce Allah -gücü yettiği ölçüde- yakın
olmak müstehap sayılmıştır. Çünkü bu yönde Hz. Aişe hadisi gelmiştir.
Ebu Musa hadisinde ise şöyle geçer: "Allah'ı zikretmeye, O'na dua etmeye
ve istiğfarda bulunmaya koyulun . . . " Buhari ve Müslim' in ittifak etmiştir. 974
Esma' dan gelen rivayete göre, o şöyle demiştir: "Hz. Peygamber (sallallahu
aleyhi ve sellem) güneş tutulduğu zaman köle azat edilmesini emretti. "975
Küsôf namazının hükmü ve vakti: Küsuf namazı müekked bir
sünnettir. Çünkü Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) bu namazı kıldığı gibi bir de
kılınmasını emir buyurmuştur. Bu namazın vakti; tutulma anıyla başlar,
aydınlanmaya (yani tutulmanın gitmesine) kadar da devam eder. Şaye
namaz bu vakitte kaçırılacak olursa, kazası yapılmaz. Çünkü Hz. Peygam
ber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "Bu tutulmadan bir şey görecek
olursanız, tutulma açılana değin namaz kılınız. "976 Namazın bitişini ay
973 Buharı ile beraber Fethu'I Bari, Cilt: 2, Sayfa: 529; Müslim, Cilt: 2, Sayfa: 618.
974 Buharı ile beraber Fethu'l Bari, Cilt: 2, Sayfa: 545; Müslim, Cilt: 2, Sayfa: 629.
975 Buharı ile beraber Fethu'l Bari, Cilt: 2, Sayfa: 543, 544; Cilt: 5, Sayfa: 150.
976 Bak: Buharı ile beraber Fethu'l Bari, Cilt: 2, Sayfa: 526, 546, 547; Müslim, Cilt: 2,
Sayfa: 622, 623, 628, 630 . . .
dınlanma durumu ile sınırlamıştır. Şayet namaz kılarken tutulma bitecek,
ortalık aydınlanacak olursa, hafif tutarak namazı tamamlar. Namazı biti
recek olur da tutulma da tam tepede olursa, namaza eklemede bulunmaz,
zikir ve istiğfar ile meşgul olur. Çünkü Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) ekleme
de bulunmamıştır.
Yasak vakit içerisinde kılınacak Küsuf namazı: Şayet namaz,
namaz vaktinin dışında (yani yasak olan bir vakit içerisinde) söz konusu
olursa, namaz yerine tesbihte bulunur. Bu, mezhebimizin açık görüşüdür.
Bu, aynı zamanda İmam Malik ve Ebu Hanife'nin de görüşüdür. İmam
Ahmed' den gelen nakile göre; bu durumda yasak olan vakit dahi olsa
Küsuf namazını kılabileceklerini belirtmiştir. Bu, Şafü mezhebinin de ka
bul ettiği görüştür. Her iki görüşe ait deliller ise geçmişti. 977

Kaynak

Delilleriyle Hanbeli Fıkhı el-Muğni 1
KORKU NAMAZI
Korku (havf) namazı, kitap ve sünnet ile sabittir. Yüce Allah şöyle bu
yurmuştur: "Sen de içlerinde bulunup onlara namaz kıldırdığın zaman . . .
"
(Nisa Suresi : 102l Sünnete gelince; Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), korku
namazını bizzat kıldığı sabit olmuştur. Alimlerin cumhuru, bu namazın
Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) 'den sonra da halen devam edeceği
noktasında ittifak etmişlerdir.
Ebu Yusuf şöyle demiştir: "Korku namazı sadece Allah'ın Elçisi
(sallallahu aleyhi ve sellem) ' e mahsustur. Çünkü Yüce Allah: "Sen de içlerinde
bulunup onlara namaz kıldırdığın zaman . .
. " şeklinde buyurmuştur." An
cak onun bu yorumu doğru değildir. Çünkü Allah'ın Resulü (sallallahu aleyhi
ve sellem) hakkında sabit olan bir şey -sadece O (sallallahu aleyhi ve sellem) 'e
tahsis edildiğine dair bir delil olmadıkça- bizim hakkımızda da geçerli sa
yılır. Bir de sahabe-i kiram korku namazı hakkında görüş birliğine varmış,
icma etmişlerdir. Ayetin hitabında "Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem) ' in"
tahsis edilmiş olmasına gelince bu, hüküm açısından tahsisini gerektir
mez. Kuşkusuz sahabeler de, zekatı vermeyen kimselere karşı; "Şüphesiz
Yüce Allah: 'On/arın mallarından zekat al . . .
' (Tevbe Suresi : ıo3ı diye buyurarak,
bu hükmü sadece peygamberine tahsis etmiştir (özel kılmıştır.)" diyen
kimselere şidddetle karşı çıkmışlardır.
Korku namazının sıfatı: Korku, imam ve ona uyan hepsi hakkın
da rekat sayısını etkilemez. Bu durumda, kısaltılması mübah olan bir sefer
(savaş durumu) olursa, (imam) her bir topluluğa (müfrezeye} iki rekat
namaz kıldırır ve her topluluk, tek başına geri kalan kısmını tamamlarlar.
Öyleyse imam ilk taifeye bir rekat namaz kıldırır, Fatiha suresi ile bir zam
mı sureyi okumakla da diğerleri namazı tamamlarlar. Sonra o taife gider
nöbet tutar, düşmanla karşılaşmış (savaşmış) diğer topluluk gelir, onlara
da bir rekat namaz kıldırır ve Fatiha suresi ile bir zammı sureyi okumak
la da diğerleri namazı tamamlarlar. Teşehhüd tamamlanıncaya değin de
imam kendi teşehhüdünü uzatır ve onlar için (namazı bitirip) selam verir.
Bunun caiz oluşu ancak birtakım şartlara bağlıdır. Bunlardan birisi; düş
manla sıcak bir savaş ortamının olması ve diğeri de düşmanların hücum
etmelerinden emin olunamaması durumudur.
Onlara namazı kıldırırken onu biraz hafif tutması müstehaptır. Çünkü
korku namazının konumu icabı zaten, onu hafif kılmaktır. Aynı şekilde ay
rılıp yalnız başına namazı kılan taife de hafif (kısa) bir sure okur ve ayakta
(öbürünü) karşılayıncaya kadar yerinden ayrılmaz. Çünkü ayağı kalkış
hep beraber yapılacağından dolayı imamdan önce o taifenin ayrılıp git
mesine hacet yoktur. Çünkü ayrılıp gitmek, yalnız bir mazeret söz konusu
olunca caizdir. (İmam,) bu arada onlar kavuşup yetişsinler diye, bekleme
durumunda okumayı uzatır. Şayet onlar gelmeden önce okumaya başla
yacak olur, sonra geldikleri vakit rükuya gidecek olursa ya da öncesinde
imamın rükusuna onlar kavuşacak olurlarsa, imamla birlikte rüku ederler
ve bu du durumda -sünneti terk etmeleriyle beraber- kıldıkları o rekat
sahih olur. Teşehhüd için oturmuş olursa, onlar ayağı kalkarlar ve diğer
rekatı kılarlar. (İmam) teşehhüdü birtakım dua ve tesbihlerle uzatır ki ona
taife yetişmiş olsun, peşine teşehhüd yaparlar sonra imam onlar adına
selam verip (namazı bitirir.)
İmam Malik der ki: İmamla birlikte teşehhüd yaparlar. İmam se
lam verince de onlar ayağı kalkarlar ve -namazın bir bölümünü kaçıran
mesbuk gibi- kaçırdıkları kısmını eda ederler. Ancak önceki geçen açıkla
malar daha evladır. Çünkü Yüce Allah: "Sonra henüz namazını kılmamış
olan (bu) diğer taife gelip seninle beraber namazlarını kılsınlar . . .
" !Nisa Suresi:
102ı buyurmuştur. Bu da gösteriyor ki onların tüm namazı, imamla birlikte
kılacakları namazdır. Yeri geldiği vakit buna değinilecektir. Bir de ilk taife
imamla beraber iftitah tekbirinin sevabına yetişmiş oldukları için, ikin
ci taife için imamın selam vermesi gerekir ki araları denk gelmiş olsun.
Bunu, İmam Malik ve İmam Şafii söylemiştir ancak aktarılan birtakım
ihtilaflar bulunmaktadır. Bu bağlamda Salih b. Hawat'ın, "Zô.tu'r-Rika'
savaşı meydana geldiği gün Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) ile bir
likte korku namazı kılan bir zattan rivayet ettiğine göre; "Bir taife Hz. Pey
gamber (sallallahu aleyhi ve sellem) ile birlikte (arkasında), bir başka taife de
düşmana karşı saf tutmuştu. Allah'ın Elçisi, yanındakilere bir rekat namaz
kıldırmış, sonra ayakta dururken (cemaat de) kendi kendilerine namazı
tamamlamışlar. Sonra namazdan çıkarak düşmanın karşısına saf bağla
mışlar. (Bu sefer) öteki taife gelmiş, Allah'ın Elçisi (sallallahu aleyhi ve sellem)
onlara da namazından kalan rekatı kıldırmış, sonra oturarak beklemiş, ce
maat kendi kendilerine namazı tamamlamışlar, ardından Hz. Peygamber
(sallallahu aleyhi ve sellem) onlarla selam vermiştir." Buhari ve Müslim ittifak
etmiştir.954 Sehl b. Hasne de buna benzer bir hadis rivayet etmiştir. Buhari
ve Müslim ittifak etmiştir. 955
Ebu Hanife şöyle demiştir: İki taifeden birine bir rekat kıldırır; bu ara
da diğer taife de düşman karşısında bulunuyordur. Onlar namazda iken,
ardından berikiler gelir ve imamla beraber ikinci rekatı kılarlar. Sonra
imam selam verir ve taife namazda olduğu halde düşmana karşı geri dö
ner. Bu sefer birinci taife namaz yerine gelir ve tek başına namazı kılarlar
ve onda kıraat (Kur'an) okumazlar. Çünkü imama uyma hükmündedir
ler. Ardından düşmana karşı yönelirler ve ardından diğer taife de namaz
yerine gelir ve tek başına namazı kılar ve onda kıraat da eder. Çünkü
imam, namazdan, namazı bitirdikten sonra o taife ayrılmıştır; dolayısıyla
bu namaz, mesbuk'un hükmü gibi olmuş olacaktır. Bu minvalde gelen
İbn Ömer'in rivayetine göre; "Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) iki
taifeden birine bir rekat kıldırdı. (Bu arada) diğer taife düşman karşısın
da bulunuyordu. Sonra (berikiler) namazdan ayrılıp öbürlerinin yerlerine
durunca bu sefer onlar geldi. Allah'ın Elçisi (sallallahu aleyhi ve sellem) onlara
da bir rekat namaz kıldırdı. Selam verdi. Sonra hem berikiler hem de
ötekiler birer rekat kaza ettiler." Buhari ve Müslim ittifak etmiştir. 956 Onlar
şöyle demişlerdir: Bu, daha evladır. Çünkü birinci görüşte, imamın na
mazdan ayrılmasından önce, ona uyanların ayrılabileceğinin caiz olduğu
ifade edilmektedir. İkinci taife de ise imamın ayrılışı, ameller/fiiller hakkın
da söz konusu olmuştur.
Birinci görüşle amel etmek daha evladır. Çünkü bu, Allah'ın kitabına
daha uygundur. Bunun yanında namaz ve savaş konusunda daha fazla
bir ihtiyatı aşılamaktadır. Kitaba olan muvafakatına gelince, Allah (c.c.)
954 Buhar! ile beraber Fethu'I Bari, Cilt: 7, Sayfa: 421; Müslim, Cilt: 1, Sayfa: 575, 576.
955 Buhari ile beraber Fethu'I Bari, Cilt: 7, Sayfa: 422; Müslim, Cilt: 1, Sayfa: 575.
956 Buhari ile beraber Fethu'I Bari, Cilt: 7, Sayfa: 422; Müslim, Cilt: 1, Sayfa: 574.
şöyle buyurur: "Sonra henüz namazını kılmamış olan (bu) diğer taife ge
lip seninle beraber namazlarını kılsınlar .
. . " Ayet, Onların tüm namazları
nı, imamla birlikte kılacaklarını gerektirmiş oluyor. Halbuki Ebu Hanife'ye
göre imam ile birlikte sadece bir rekat kılarlar. "Henüz namazını kılma
mış olan" buyruğunun mefhumundan anlaşılan ise "birinci taifenin" tüm
namazını kılmış oldukları yönündedir. Onun (Ebu Hanife'nin) görüşüne
göre ise o namazın yalnız bir bölümünü kılmış oluyor.
Namazdaki ihtiyatı aşılamasına gelince; her bir taife gelip peşpeşe
namazlarını kısım kısım olarak kılarken, bir grup imamla birlikte fiili olarak
denk gelirken, diğer grup ise ayrılıp gidiyor ve gelip tek başına bir mesbO.k
gibi namazını kaza ediyor. Ona göre ise namaz içerisinde olduğu halde
bir yerden başka yere yönünü çevirmiş oluyor. Kimi zaman yürüyor, kimi
zaman da bineğine biniyordur. . . Bu ise çokça amel demektir, kıbleden
yönü çevirip sırtını vermektir ki, namazın {geçerliliğini) nefyetmektedir.
İki rekatın arasını çok büyük bir ayrımla nefyetmektedir. Sonra bir de bi
rinci taifeyi, selam verdiği halde imama uyma durumunda ve o hükümde
görmektedir. Halbuki imam selam verdikten sonra, ona uymaya gelen
taifenin, me'mO.m (uyan) olarak rekatı kılması caiz değildir.
Savaştaki ihtiyatı aşılamasına gelince; çünkü bu durumda darbe al
maktan temkinli bir hal alınmış olur ve düşman tarafından göremediği
olası bir tehlikeyi diğerine haber vermek, bunun yanında imamla beraber
namaz kılanlara da haber vermek söz konusu olmaktadır. Bu ise onla
rın görüşlerine göre mümkün değildir. Bir de korku namazının hafifletme
üzere bina edildiği var. Çünkü onlar, zaten buna bir ihtiyaç içerisinde bu
lunmaktadırlar. Onların (Hanefilerin) görüşüne göre namazın çokça uza
tılması emniyet durumunda söz konusu olur. Öyleyse hafif tutma gerekçe
si bulunduğu halde, korku durumunda olan bir kimseye namazı uzatmayı
nasıl mükellef kılabilirler? İmamın bir özre binaen ayrılması ise caizdir,
hatta -iki görüşe göre- kaçınılmaz bir durum dahi olabilir.
Şayet imam, onlara Ebu Hanife'nin mezhebinde olduğu gibi namazı
kıldıracak olursa, bu caizdir; ancak evla ve en güzel olanı terketmiş sayılır.
Bunu, İbn Cerir ve Şafü ashabından bazıları söylemiştir. 957
957 Bak: Fethu'I Bari, Cilt: 7, Sayfa: 424.
Hazarda kılınan korku namazı: Düşmanın yakın bir mesafeden
Müslüman beldesine saldırması durumu gibi, ihtiyaç duyulduğu vakit kor
ku namazını hazar da kılmak caizdir. Bunu, Evzfü, İmam Şafü ve Malik' in
ashabı söylemiştir. Zira "Sen de içlerinde bulunup onlara namaz kıldırdı
ğın zaman . .
. " (Nisa Suresi : 102l Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) ' in hazarda
iken korku namazını kılmamış olmasının nedeni, korkunun hazarda iken
hiç gündeme gelmemiş olmasından dolayıdır.
İmam Malik'ten nakledildiğine göre korku namazı, hazarda iken kıl
mak caiz değildir. Çünkü ayet-i kerime sadece iki rekata işaret etmiştir;
halbuki hazarda kılınacak olan namaz dört rekattır.
Onların: "Çünkü ayet-i kerime sadece iki rekata işaret etmiştir." söz
lerine gelince, buna şöyle cevap verilir: Bir defa bazı namazlar hazarda
iken de iki rekat kılınmaktadır, Sabah ve Cuma namazı gibi. Akşam ise üç
rekattır ve yolculukta korku durumunda bu şekilde kılınması da caizdir.
Çünkü bu, korku durumudur ve seferde olduğu gibi korku namazını eda
etmek caizdir.
İmam cemaate dört rekatlık namazı korku namazı olarak kıldıracak
olursa; her taife iki rekat kılar ve birinci taife sadece Fatiha'yı okuyarak
namazı tamamlar. Çünkü taifenin imamının ayrılmasından sonra iki rekat
son namazı olmaktadır. Diğer taife ise Fatiha ve bir zammı sureyi okuya
rak namazı tamamlar. Çünkü kaza ettikleri, taifenin ilk namazıdır.
Dört rekatlık bir namazda şayet imam, iki taifeyi ayıracak olursa, ilk
taifeye üç rekat kıldırır, ikinci taifeye de bir rekat kıldırırsa yahut ilk taifeye
bir, ikinci taifeye de üç rekat kıldırırsa, bu durumda namaz sahih olur.
Çünkü iki taifenin beklemelerine (herhangi) bir artırım yapmaz, şeriat bu
ikisinin benzerini getirmiştir zaten. Bunu, İmam Şafü söylemiştir. Ancak o;
Sehiv secdesi de yapar, demiştir. Oysaki buna bir ihtiyaç yoktur; çünkü
secde yanılmadan dolayı yapılır, ortada ise herhangi bir yanılma (sehiv)
yoktur.
Şayet kılınan namaz akşam ise (imam) ilk taifeye iki rekat kıldırır, taife
kendi başına Fatiha'yı okuyarak bir rekat kılarak tamamlar. İkinci taifeye
de bir rekat kıldırır ve taife kendi başına Fatiha'yı ve bir de zammı sure
okuyarak iki rekat kılarak tamamlar. Bunu ise İmam Malik, Evzai, Süfyan
ve iki görüşünden birisine göre İmam Şafü söylemiştir. Diğer görüşünde
ise şöyle demiştir: İlk taifeye bir rekat kıldırır, ikinci taifeye ise iki rekat
kıldırır. Çünkü evla olan imamla beraber iftitah tekbirinin ve başlangıcın
faziletine yetişmektir. Onun için ikinci taifenin rekatları fazlalaştırması ge
rekir. Bu görüşe, "şayet faziletten gerçekten de bir şey elde edilmediğinde,
birinci taifenin daha çok hak sahibi olacağı" şeklinde karşılık verilmiştir.
Bunun yanında imamla birlikte selama yetişmesiyle ikinci taifenin kaçır
mış olmasına mecbur bırakmıştır. Zira ikinci taife tüm namazını imama
uyma hükmünde olduğu halde kılarken, birinci taife ise bazı bölümlerini
münferid olarak eda etmiştir. Hangisini yapmışsa şayet bu caizdir.
Korku namazı kılarken silah taşımak: Korku namazı kılarken
silah taşımak müstehaptır; çünkü Yüce Allah: "Onlar da ihtiyat tedbirleri
ni ve silahlarını alsınlar . .
. " (Nisa Suresi: ıozı buyurmuştur. Çünkü düşmaniarın
ansızın kendilerine saldırıp saldırmayacaklarını bilemezler. Bunda müs
tehap olan şey, kişinin öncelikle kendi nefsine zarar gelmesinden emin
olması, (taşırken) ağır gelmemesi ve kendisini düzgün secde yapmaktan
engellememesi, yanındakilere vb. de eziyet vermemesidir. Necis olan bir
silahı taşımak ve -mazeret dışında- namazın bir rüknünü ihlal etmesi caiz
değildir.
Silah taşımak, caiz değildir. Bu görüş ise Ebu Hanife'nin, ilim ehli
nin çoğunun ve İmam Şafü'nin iki görüşünden birisini oluşturmaktadır.
Çünkü silah taşımakla ilgili gelen emir, sadece silaha yakın olmak ve onu
koruyup (kaybetmemek) açısından söz konusu olmuştur, yoksa vacip an
lamında değildir.
Vacip olma ihtimali de vardır. Bunu ise Davud (ez-Zahiri) ve diğer
görüşüne göre İmam Şafü söylemiştir. Delil ise onların lehindedir; çünkü
emrin zahiri, vacip olduğunu ifade etmektedir. Şüphesiz vacibin kasdedil
diğine işaret eden Yüce Allah'ın şu kavli gelmiştir: "Eğer size yağmurdan
bir eziyet olur yahut hasta bulunursanız silahlarınızı bırakmanızda size
günah yoktur." (Nisa Suresi: 102ı Eziyet şartı sebebiyle günahın kaldırılmış olma
sı, bulunmadığı zaman da (silah taşımanın) gerekli olduğuna delil teşkil
etmektedir.
Değişik şekillerde kılınan korku namazı: Korku namazını Hz.
Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) ' in kılmış olduğu farklı şekillerde olduğu
gibi kılmak, caizdir. İmam Ahmed der ki: Korku namazı hakkında rivayet
edilen tüm hadislerle amel etmek caizdir. (Yine) şöyle demiştir: Bu nokta
da altı yahut yedi şekilde kılınan korku namazı ile ilgili rivayetlerin hepsi
de caizdir.
el-Esrem der ki: Ebu Abdullah'a (İmam Ahmed'e); "Sen bütün ha
dislerle amel caiz diyorsun, halbuki her hadisin kendisine ait bir konumu
olmuştur. Peki, bunlardan birisini seçmeyelim mi?" diye sordum. Bunun
üzerine o: "Ben diyorum ki; Her kim bu hadislerin hepsiyle de amel etse
bu güzeldir. Ama ben Sehl hadisini tercih ediyorum." cevabını vermiştir.
Korku namazı bir rekattır: İmam Ahmed'in sözünün genelinden
bunun caiz olacağı anlaşılmaktadır. Çünkü o, bu namaza ait altı tane
(farklı) şeklin olduğunu zikretmiştir. el-Muvaffak der ki: Ben bu noktada
altı (farklı) şekilden başkasını bilmiyorum, arkadaşlarımız ise buna karşı
çıkmışlardır. el-Kadı ise şöyle demiştir: "Korkunun rekat sayılarına bir et
kisi yoktur." Bu, içlerinde Sevri, İmam Malik, İmam Şafü, Ebu Hanife ve
ashabının da yer aldığı ilim ehlinin çoğunluğunun görüşüdür. Bazı belde
alimleri ise bunun bir rekat oluşunu caiz görmemişlerdir. Onlardan kimisi
de; bir rekatın yalnız savaşın şiddetlendiği durumda söz konusu olabile
ceğini ifade etmiştir.
Korku çoğalıp savaş da kızıştığı zaman: Ama korku çoğalır ve
savaş da kızışacak olursa, bu durumda nasıl imkan bulurlarsa o şekilde
namazlarını kılarlar. İster yaya, ister binek üzerinde, mümkünse kıbleye
doğru, değilse kıbleden başka yöne doğru kılabilirler. Güçleri yettiği öl
çüde rüku ve secdeyi ima ile kılarlar. Secdeyi rükudan biraz daha eğerek
yaparlar, İleri doğru giderler, geriye çekilirler, düşmanla vuruşurlar, sıçrar
lar, kaçarlar (her türlü hareket ederler) ancak namazı, vaktinin dışına çı
karamazlar. Bu, ilim adamlarının çoğunluğunun görüşüdür. Çünkü Yüce
Allah: "(namazlarınızı) yürüyerek yahut binmiş olarak (kılın.)" (Bakara Suresi:
239ı buyurur.
İbn Ömer der ki: "Şayet korku bundan da fazla olursa, o zaman ayak
ta iken, ayaklarınız üzerinde yahut da bineklerin üzerinde kıbleye yönel
miş yahut yönelmemiş olarak kılınız." Buharı ve Müslim ittifak etmiştir. 958
İmam Malik der ki: Nafi şöyle demiştir: "İnanıyorum ki Abdullah b.
Ömer, bu sözü mutlaka Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) 'den (işitip)
zikretmiştir. "959
Ebu Hanife ise şöyle demiştir: Kılıçla çarpışırken ve yürürken korku
namazını kılamaz. Çünkü Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem), Hendek savaşında
(bu şekilde) namazı kılmamıştır, namazı ertelemek durumunda kalmıştır.
"Bu hadisenin henüz korku namazı nazil olmadan önce vuku bul
duğu" şeklinde cevap verilmiştir. Sonra (Ebu Hanife'nin) bu itirazı batıl
dır. Zira Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) ' in korku namazı kıldığında
ihtilaf edilmemiştir, hatta Yüce Allah, kitabında bunu emir dahi buyur
muştur. Bu durumda, kitap ve icmaya muhalif olan delil göstermelerde
bulunmak caiz değildir. Muhtemeldir ki Allah'ın Resulü (sallallahu aleyhi ve
sellem), namazı unuttuğundan dolayı ertelemiştir. Bunun doğruluğunu ise
O'nun henüz savaşmadan önce namazı kılmayı unuttuğu ve sonrasında
namazdan engelleyen bir savaşın meydana gelmiş olduğu gerçeğidir.
İmam Şafü der ki: Bu durumda namazı kılar; ancak yürüyecek ya da
savaşacak veyahut pozisyonunu uzatacak bir amel olursa, o zaman nama
zı batıl olur. Çünkü böylesi bir durum, namazı bozanlar arasında sayılır.
Buna ise "Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) ' in, ashabına kor
kunun şiddetlenmediği zamanda dahi namaz kıldırmasıyla" cevap veril
miştir. Onlara bizzat düşmana karşı yürümelerini emretmiştir. Sonra geri
kalan (ve kılamadıkları) namazı dönüp kaza ederler. İşte bu tür bir yürü
yüş çok sayılır ve uzunca bir amel anlamı taşır. Bir de kıbleden yönünü
dönmek demektir. İşte tüm bunlara (Allah'ın Resulü), korku şiddetli ol
madığı halde cevaz vermiştir. Durum böyle iken korkunun şiddetlenmesi
durumunda böyle kılmak daha evladır. Şaşırılacak bir durumdur ki Ebu
Hanife, bu şekli tercih etmiş, diğerlerine yani namaz esnasında -hareket
etmesi mümkün olduğu halde- amel etmemeye ve namazın, kendisi dışın
daki ile de mümkün olabileceği (gerçeğine) ise yanaşmamıştır. Sonra da
ancak kendisiyle güç yetirilen bir durumda men edilmesini öngörmüştür.
Halbuki aksine olan daha evladır. Özellikle de Yüce Allah'ın, bu durum
altında ruhsat verdiğine dair nassı bulunduğu halde . . .
958 Buhar! ile beraber Fethu'l Bari, Cilt: 8, Sayfa: 199; Müslim, Cilt: 1, Sayfa: 574.
959 Buhar! ile beraber Fethu'l Bari, Cilt: 8, Sayfa: 199.
İmam Şafü ise bunu, korku sebebiyle yapılması mübah olan bir amel
olacağı şeklinde tahsis etmiş olduğundan dolayı namazı da bozmuş ol
mamaktadır. Mesela kıbleye sırtını dönmek, binek üzerinde kılmak ya da
ima ile kılmak gibi. Zira böylece, ameli kesir'e {çok yapılan amele) ihtiyaç
oluşturacağından dolayı, şu üç husus söz konusu olur:
1) Ya namazı vaktinden çıkarmak gerekir ki, bunun haram olduğu
hususunda bir ihtilafımız yoktur.
2) Ya savaşı terk edecek ki, bunda da onun helak olması söz konusu
dur. Müslümanların icmasına göre bu, ona gerekli değildir.
3) Yahut da hakkında tartışma bulunan bir amele uyması gerekir. Bu
ise icmaya göre caizdir.
Öyleyse amel etmek (3. madde) kesinleşir ve bu şekilde namaz kıl
mak da batıl olmaz.
Kim düşmandan, selden, yırtıcı hayvandan ya da yangından kaça
cak olur da -kaçmak dışında- bunlardan kurtulamayacak olursa, bu du
rumda korkunun şiddeti sebebiyle namaz kılabilir. Bunda hazar ya da
sefer de olması arasında bir fark yoktur. Çünkü mübah olan, helak olma
korkusudur, burada ise söz konusu olmuştur. Öyleyse bunların dışında
kurtulabilecek bir çıkış yolu olur ya da ufak bir zararla kurtulacaksa onun
korku namazı kılması doğru olmaz. Çünkü korku namazı, ancak mazerete
binaen caizdir, bu nedenle de zaruretin mevcut olmasına hastır.
Birtakım vecibelerini ihlal etmekle birlikte, korkunun şiddeti sebebiyle
bazı kimseler, korku namazı kılacak olurlar da namaz esnasında emniyet
vuku bulacak olursa, bu vecibeleri tamamlayarak namazı eda ederler ve
namazı geçen kısımlara bina ederler. Çünkü geçen kısımları emniyet ön
cesi sahih olmuştur, bu nedenle de üzerine bina edip kılmaları caizdir.
Sanki hiçbir vecibeyi ihlal etmemiş gibi . . . Şayet emniyetinden dolayı söz
konusu vecibelerden bir şeyi ihlal edecek olurlarsa namaz geçersiz olur.
Şart ve vecibelerini yerine getirerek emin bir şekilde namaza başla
dıktan sonra, bir korku peyda olup {korku) da şiddetlenecek olursa, ihti
yaç duyduğu durumuna göre namazını tamamlar ve namazından geçen
kısımlarının üzerine bina ederek namazını eda eder.

Kaynak

Delilleriyle Hanbeli Fıkhı el-Muğni 1
BAYRAM NAMAZI

Bayram namazının temeli, kitap, sünnet ve icma'ya dayanmaktadır.
Yüce Allah şöyle buyurur: "Rabbin için namaz (bayram namazı) kıl, kur
ban kes. " !Kevser Suresi : 2ı Sünnete gelince; tevatüren sabit olduğuna göre Hz.
Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), bayram namazlarını kılmış ve Müslü
manlar da bayram namazlarının sabit oluşu hakkında icma etmişlerdir.
Bayram namazı, mezhebimizin zahir görüşüne göre farz-ı kifayedir.
Bunu, Şafü'in ashabından bazıları da söylemişlerdir. Çünkü Allah'u
Teala: "Rabbin için namaz (bayram namazı) kıl, kurban kes. " !Kevser Suresi: 2l
buyurmuştur. Emir ise vücup ifade eder. Bunun yanında Hz. Peygamber
(sallallahu aleyhi ve sellem) ' in bu namazları devamlı kılmış olması da yine bu
nun vacip olduğuna işaret etmektedir. Çünkü bayram namazları bu dinin
açık ilamıdır ve tıpkı Cuma gibi vaciptir.
Ebu Hanife ise şöyle demiştir: Bayram namazı farz değildir, sadece
vacib-i ayandır. Çünkü bu namazda hutbe meşru kılınmıştır ve böylelikle
vacib-i ayandır (herkesin kılması vaciptir); ancak Cuma namazı gibi farz
değildir.
"Bunda ezanın meşru olmaması hasebiyle, vacib-i ayan olmayacağı
ve tıpkı cenaze namazı hükmünde olduğu" şeklinde cevap verilmiştir.
Bayram namazının vacip değil de, müekked sünnet olduğu söylen
miştir. Bunu, İmam Malik ve Şafü ashabının çoğu söylemiştir. Çünkü Nebi
(sallallahu aleyhi ve sellem), bir bedeviye: "(Beş vakit namazın dışında sorumlu
tutulacağı bir namazın olmadığını, sadece) nafile olarak kıldığın namaz
hariç . . . "92s buyurmuştur.
Buna, "bir vatana ve yerleşim yerine sahip olmadığı için o bedeviye
Cuma namazının vacip olmayacağı, bayram namazının ise bundan daha
öncelikli sayılacağı" şeklinde cevap verilmiştir. Sonra buna benzer bir du
925 "Namaz kitabı" bölümünde geçmişti.
rum, vacip olduğuna dair delillerde zikri geçen ifadelere mahsustur. Zira
orada ise "beş vakit namazın" vacip (farz) olduğu açıkça ifade edilmiştir.
Nitekim beş vakit namazı özellikle ifade etmiş, pekiştirmiş, farz-ı ayn ol
duğunu belirtmiş, her gün ve gece tekrar edilerek sürekli olarak kılınma
sını ibraz etmiş olmaktadır. Beş vakit namazın dışındaki namazlar ise bazı
durumlarda ve bir arızi sebebe bağlı olarak yerine getirilen vaciplerdir:
Cenaze ve Bayram namazı buna birer örnektir.
Bayram gecelerinde tekbir almak: İnsanların bayram gecelerin
de, mescidlerinde, evlerinde ve yollarında -yolcu da olsalar mukim de
olsalar- aşikar (aleni) olarak tekbir getirmeleri müstehap sayılmıştır. Çün
kü Allah (c.c.) şöyle buyurur: "Bütün bunlar, sayıyı tamamlamanız ve size
doğru yolu göstermesine karşılık, Allah'ı tazim etmeniz (tekbir getirme
niz), şükretmeniz içindir. " (Bakara Suresi: ıssı Te kbirin izhar edilmesinin anlamı
ise sesin (tekbir getirilerek) yükseltilmesidir. İslam şiarlarını izhar ettiği ve
başkasına bunu hatırlattığı için bunların izhar edilerek söylenmesi müste
hap görülmüştür.
Bayram için temizlik yapmak ve süslenmek: Cuma'da olduğu
gibi (Bayramda da) kişinin temizlenmesi, bulduğu en güzel giysiyi giymesi
ve kokulanıp misvak kullanması müstehaptır. İbn Ömer şöyle demiştir:
"Hz. Ömer bir defosında ipekten bir cübbe buldu, onu alıp Hz. Peygam
ber (sallallahu aleyhi ve sellem) ' e getirdi ve: Ey Allah'ın Resulü! Şu cübbeyi alıp
da bayram günleri ve sana elçiler geldiğinde giysen, dedi. Buna karşılık
Allah'ın Elçisi (sallallahu aleyhi ve sellem): Bunu ancak ahirette nasibi olma
yanlar giyer, buyurdu." Buharı ve Müslim ittifak etmiştir. 926 Bu da gösteri
yor ki bu günlerde süslenmek sahabelerce de meşhur idi.
Namazdan önce bir şey yemek: Sünnet olan, (bayram) namazın
dan önce bir şey yemektir. Kurban bayramı günü ise namaz kılıncaya ka
dar bir şey yenmez. Bu, ilim ehlinin çoğunluğunun görüşüdür. el-Muvaffak
der ki: Bu noktada bir ihtilaf bilmiyoruz. Enes şöyle der: "Allah'ın Elçisi
(sallallahu aleyhi ve sellem), Ramazan bayramında, sayıca tek olan birkaç hur
ma yemedikçe namaza gitmezdi."927 Büreyde'den nakledildiğine göre, o
şöyle demiştir: "Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem), Ramazan bayramı günü bir
926 Buhar! ile beraber Fethu'l Bari, Cilt: 2, Sayfa: 439; Müslim, Cilt: 3, Sayfa: 1639.
927 Buhar! ile beraber Fethu'l Bari, Cilt: 2, Sayfa: 446.
şey yemeden namaza çıkmaz, Kurban bayramında ise namazı kılıncaya
kadar bir şey yemezdi. "928
Namazgahta eda edilen Bayram namazı: Sünnet olan, bayram
namazının (büyük) namazgahta kılınmasıdır. Bunu, Evzfü ve Rey ashabı
güzel görmüşlerdir. Çünkü Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem), namazgaha çıkar,
mescidinden ayrılırdı. Ondan sonra halifeleri de aynısını yapmışlardır.
Şüphesiz Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), mescidi yakınında oldu
ğu halde en faziletli olanı terketmezdi, uzakta da bulunmuş olsa ameli tam
olarak gerçekleştirmeyi yeğlerdi. O (sallallahu aleyhi ve sellem) ' in -bir özür ol
madıkça- mescidinde bayram namazı kıldırdığı nakledilmiş değildir. Bun
da, müslümanların icması da vardır. Çünkü -mescid dar da olsa geniş de
olsa- insanlar her zaman ve her yerde (bayram namazını eda etmek için)
namazgaha çıkmaktadırlar.
İmam Şafü' den nakledidiğine göre; Şayet beldenin mescidi geniş
olursa, orada namaz kılmak daha faziletlidir. Çünkü bu, yerin en hayırlı
ve en temiz yeri sayılır. Bu nedenledir ki Mekke halkı, Mescid-i Haram' da
namazlarını kılarlar.
Buna ise "Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) ' in, şerefli olmasına
rağmen mescidinde bayram namazını kılmayıp namazgaha çıkmasıyla
cevap verilmiştir. Bir de evde nafile namazı kılmak, şerefli olmasına rağ
men mescidde kılmaktan daha faziletlidir."
Sabah namazından sonra bayram namazına erkenden gitmek müste
haptır; ancak imam bunun dışındadır; çünkü o, bayram namazına yakın
vakitte gider. Çünkü Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem), böyle yapardı. Bu min
valde Ebu Said hadisinde şöyle geçmektedir: "Allah'ın Elçisi (sallallahu aleyhi
ve sellem), Kurban ve Ramazan Bayramı günlerinde namaz için namazgaha
giderdi ve orada öncelikle namaza başlardı. . . "929 İmamın dışındakilerin
ise erkenden gitmeleri ve imamın yakınında yer almaları müstehap sa
928 Ahmed, Cilt: 5, Sayfa: 360; Tirmizl, Cilt: 2, Sayfa: 426. Hadisin lafzı Tirmizl'ye aittir.
Hakim, Cilt: 1, Sayfa: 294. O da hadisi sahih görmüş ve Zeheb) de ona muvafakat
etmiştir. Aynı şekilde bu hadisi İbn Kattan da sahih görmüştür. Bunu da "et-Tallku'l
Muğnl ale'd Darakutnl"de zikretmiştir. Haşiyetu'l Müşkat, Cilt: 1, Sayfa: 452 eserin
de: Hadisin isnadı sahihtir, denmiştir.
929 Sahih-i Müslim, Cilt: 2, Sayfa: 605.
yılmıştır. Böylelikle erken gelmenin ecrini ve namazı bekleme sevabını
elde etmiş olur. İmama yakın olmak için ilerlerken, insanların üzerinden
(omuzlarına) çarpmaksızın ve onlara eziyet vermeksizin gitmelidir.
Bayrama giderken -tıpkı Cuma' daki gibi- yürüyerek, vakarlı ve sa
kin bir şekilde gitmek müstehap sayılmıştır. Yürüyerek gitmeyi müstehap
sayanlardan birisi de Ömer b. Abdulaziz, Nehai, Sevri, İmam Şafii ve
başkaları olmuştur.
Yolda ilerlerken sesli şekilde tekbir alır (Allahuekber, der). Bunu, İmam
Malik, İshak ve Ebu Sevr söylemiştir. Ebu Hanife ise; Kurban bayramında
tekbir getirir, Ramazan bayramında ise tekbir getirmez, demiştir.
Kadınların namazgaha çıkmaları: Bayram namazını kılmak için
kadınların namazgaha çıkmalarında bir sakınca yoktur. Çünkü Ümmü
Atiyye hadisine göre, kendisi şöyle demiştir: "Hz. Peygamber (sallallahu
aleyhi ve sellem) her iki bayramda da bize, evlenmemiş genç kızları, per
de ehli hanımları namazgaha götürmemizi emretti. Hayızlı kadınlara da
müslümanların namaz kılacakları yerden uzaklaşmalarını emir buyurdu."
Buhari ve Müslim ittifak etmiştir. 930
Nehai, Yahya el-Ensari, Süfyan ve İbn Mübarek ise bunu kerih gör
müşlerdir. Bunun yanında Rey ashabı ise yaşlı kadının namazgaha çık
masına ruhsat verirken, bir tür fitnenin çıkabileceği endişesinden dolayı
genç bir kızın namazgaha çıkmasını ise kerih görmüşlerdir. Hz. Aişe şöyle
demiştir: "Şayet Allah'ın Elçisi (sallallahu aleyhi ve sellem), kadınların ortaya
çıkardıkları şeyleri görmüş olsaydı, İsrail oğullarının, kadınlarını engelle
dikleri gibi O da onları engellerdi. "931
el-Muvaffak der ki: Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) ' in sünneti
(her konuda) uyulmaya daha layıktır. Hz. Aişe'nin sözü ise sadece birta
kım kadınların ihdas ettikleri konulara has bir mevzu ile ilgilidir. Elbetteki
(fitne çıkartan) bu tip kadınların namazgaha çıkmalarının mekruhluğunda
şüphe yoktur.
930 Buhar! ile beraber Fethu'I Bari, Cilt: 1, Sayfa: 423, 466.; Müslim, Cilt: 2, Sayfa: 605,
606.
931 Buhar! ile beraber Fethu'I Bari, Cilt: 2, Sayfa: 349; Müslim, Cilt: 1, Sayfa: 329.
Bayram namazının vakti ve sayısı: el-Muvaffak şöyle demiştir:
İlim ehli, imam ile birlikte kılınan bayram namazının iki rekat olduğu hu
susunda ihtilaf etmemişlerdir. Nitekim Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve
sellem) 'den mütevatir olarak geldiğine göre O, bayram namazını iki rekat
olarak kılardı. Ondan sonra günümüze değin gelen imamlar da yine bu
namazı iki rekat kılmışlardır. Bundan başkasını kılanların varlığını ise bil
miyoruz ve bu konuda bir hilaf da yoktur.
Bayram namazının vakti, güneş doğup, bir mızrak boyu yükseldikten
sonra başlar, bir kişinin öğle boyunu aştığı yani zeval vaktine kadar de
vam eder. Bu, nafile namazı kılmanın yasak olduğu iki vakit arasındaki
zaman dilimidir.
Şafii ashabı şöyle der: Bayram namazının ilk vakti, güneşin doğma
sıyla başlar. Çünkü bu hususta, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) ' in
arkadaşı Abdullah b. Busr'un naklettiği hadis şöyledir: "Nebi (sallallahu aley
hi ve sellem), Ramazan veya Kurban bayramı günü insanlarla birlikte çıktı.
İmam'ın gecikmesini yadırgayıp; Biz bu saatte namazı bitirmiş olurduk.
Şüphesiz bu vakit, nafile (kuşluk) vaktidir, buyurdu. "932
"Söz konusu o imamı yadırgaması, yalnız cemaatle kılınacak olan o
vakti geciktirmesi sebebiyle olmuştur." şeklinde cevap verilmiştir. Çünkü
durum, bundan başkası olsaydı bir gecikme olmazdı ve yadırganması da
caiz olmazdı. Dolayısıyla Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), bunu ya
sak bir vakit içerisinde yapmış şeklinde yorumlanması caiz olmaz; çünkü
yasak vakit içerisinde namaz kılmak, ittifakla mekruhtur, faziletli olan da
bunun tersini yapmaktır. Kuşkusuz Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem),
ne bir mekruhta ve ne de faziletsiz bir konuda devamlılık göstermiştir.
Kurban kesimine bol vakit kalsın diye Kurban bayram namazını daha
öne alarak kılmak ve buna mukabil, fıtır sadakasını çıkarmaya vakit kalsın
932 Ebu Davud, Cilt: 1, Sayfa: 675; İbn Mace, Cilt: 1, Sayfa: 418; Hakim, Cilt: 1, Sayfa:
295. Hakim: "Hadis Buhar) şartına göre sahihtir." demiştir. Zehebl de ona muvafa
kat etmiştir. Nevevl, el-Hülasa eserinde -aynı şekilde Nasbu'r Raye, Cilt: 2, Sayfa:
211 de: "Hadisin isnadı Müslim şartına göre sahihtir. Bunu İmam Buharı kesinlik
sigasıyla muallak aktarmıştır" der. Bununla beraber bakınız: el-Feth: Cilt: 2, Sayfa:
456.
diye de Ramazan bayram namazını ertelemek sünnettir. Bu, Şafii mezhe
binin görüşüdür. el-Muvaffak: Bu konuda ihtilaf edeni bilmiyorum, de
miştir.
Bayram namazında ezan ve kamet yoktur: el-Muvaffak şöyle
der: Bu konuda, muhalefet eden olarak bilinen kimselerden dahi bir ih
tilaf bilmiyoruz. Şöyle denilmiştir: Bayram da ilk defa ezan okuyan İbn
Ziyad olmuştur. Bu da göstermektedir ki, ondan önce bayramda ezan
ve kametin olmadığı noktasında icma edilmiş olmaktadır. Bunu, İmam
Malik, Evzfü, İmam Şafii ve Rey ashabı söylemiştir. Sabit olduğuna göre
Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem), bayram namazını ezansız ve kametsiz olarak
kılardı. Cabir' in naklettiğine göre; "Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem),
namaza hutbeden önce, ezansız ve kametsiz olarak başladı. . . "933 Cabir b.
Semura'dan rivayete göre, o dedi ki: "Allah'ın Elçisi (sallallahu aleyhi ve sel
lem) ile beraber bir değil, iki değil. . . (bir çok kez) bayram namazını ezansız
ve kametsiz olarak kıldım. "934
el-Muvaffak şöyle der: Bizim arkadaşlarımızdan bazıları: "O gün;
"es-Salôtu Camiatun (Namaz toplar, bir araya getirir.)" diye nida edilir,
demişlerdir. Bu, İmam Şafii'nin de görüşüdür. (Ancak) Hz. Peygamber
(sallallahu aleyhi ve sellem) ' in sünneti uyulmaya daha layıktır.
Bayram namazındaki kıraat ve cehri okunması: el-Muvaffak
şöyle demiştir: İlim ehli arasında; Bayram namazının her rekatında,
"Fatiha suresi"ni ve bir (zammı) surenin okunmasının meşruiyeti hakkın
da ve bunları sesli olarak okumanın sünnet olduğu, sadece Hz. Ali' den,
onun bayram namazlarında yanı başındakilere kıraatı işittirdiği, ama sesli
olarak okumadığı rivayeti935 dışında bir ihtilaf bilmiyoruz. Hz. Peygamber
(sallallahu aleyhi ve sellem) ' in bayramlarda (açıktan) kıraat ettiğine dair gelen
haberler, Onun sesli olarak okuduğuna delildir. Çünkü bu namazlar, bay
ram namazlarıdır ve Cuma namazına benzemektedir.
933 Sahih-i Müslim, Cilt: 2, Sayfa: 603, 604. Yine Müslim, İbn Abbas ve Cabir' den şöyle
dediklerini nakletmiştir: "Ne Ramazan ve ne de Kurban bayramında (bayram na
mazı için) ezan okundu." Aynı şekilde Buhari'de rivayet etmiştir. Bakınız: Buhar!,
el-Feth ile beraber, Cilt: 2, Sayfa: 451.
934 Sahih-i Müslim, Cilt: 2, Sayfa: 604.
935 İbn Ebu Şeybe, Cilt: 2, Sayfa: 180.
Birinci rekatta "sebbeha (yani Ala), ikinci rekatta ise "Gaşiye" suresini
okuması müstehaptır. Çünkü bu hususta gelen en-NO.man b. Beşir hadisi
ne göre, o şöyle demiştir: "Allah'ın Elçisi (sallallahu aleyhi ve sellem), Cuma ve
Bayramlarda "Sebbehe (yani Ala)" suresini ve "Gaşiye" suresini okurdu.
(en-NO.man b. Beşir} şöyle demiştir: Eğer bayram ve Cuma namazı aynı
güne rastlarsa bu durumda yine her iki namazda da aynısını okurdu."936
İmam Şafü ise şöyle demiştir: "Kaf" ve "İkterebeti's-saatu ve'n
Şakka'l-Kamer" surelerini okur. Çünkü Ebu Vakıd el-Leysi şöyle demiş
tir: "O -yani Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)- bu namazlarda "Kaf
ve'l-Kur'ani'l-Mecid" ile "İkterebeti's-saatu ve'n-Şakka'l-Kamer" sureleri
ni okurdu. "937
Ebu Hanife ise; Bu hususta zorunlu bir şey yoktur, demiştir.
Kişi, bu ikisinden hangisini okuyacak olursa, kafidir. Ancak birinci
rivayette olanı okuyacak olursa, bu daha güzeldir.
Bayram namazında tekbir getirmek: İlk rekatta iftitah (başlan
gıç) tekbiri ile birlikte yedi tekbir getirir ve buna, rükO.'ya vardığı tekbiri
eklemez. İkinci rekatta da kalkış ve rükO.'ya gidiş tekbirleri olmaksızın beş
tekbir getirir. Bu, Yedi Medine fakihlerinden, Ömer b. Abdulaziz, Zühri,
İmam Malik ve el-Müzeni tarafından rivayet edilmiştir. Bunu, aynı zaman
da Evzai, İmam Şafü ve İshak da söylemiştir. Ancak onlar: Birinci rekatta
iftitah tekbiri dışında yedi tekbir getirir." demişlerdir.
İbn Abdilberr şöyle demiştir: "Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve
sellem) ' den hasen yoluyla gelen bir çok nakilde O (sallallahu aleyhi ve sellem) ' in,
bayram namazlarının ilk rekatında yedi, ikinci rekatında da beş tekbir ge
tirdiği vakidir. Bunlar; Abdullah b. el-As, Cabir, Hz. Aişe, Amr b. Avf, İbn
Ömer ve Ebu Vakid el-Leysi'den . . . gelen hadislerdir."938 Allah'ın Elçisi
(sallallahu aleyhi ve sellem) ' den bunların tersine dair kuwetli ve zayıf bir nakil
ise gelmemiştir. Amel edilen en evla şekli de budur.
Ebu Hanife ve Sevri ise; birinci ve ikinci rekatta üçer defa tekbir alınır,
demişlerdir ve bu görüşlerine ise zayıf hadisle delil göstermişlerdir. 939
936 Sahih-i Müslim, Cilt: 2, Sayfa: 598.
937 Sahih-i Müslim, Cilt: 2, Sayfa: 607.
938 et-Temhid, Cilt: 16, Sayfa: 37, 38. Bak: İrvau'l Galil, Cilt: 3, Sayfa: 107, 112.
939 Bak: Mealimu's Sünen, Cilt: 2, Sayfa: 31.
İftitah tekbiri ile birlikte, tekbir alırken elleri kaldırmak müstehaptır.
Bunu, Ata, Evzfü, Ebu Hanife ve İmam Şafii söylemiştir. Tekbir alırken
ellerin kaldırılması hakkında geçen bilgiler ile Hz. Ömer'in uygulaması940
bu yönde olmuştur. Bir de sahabeden buna muhalefet eden bilinmemek
tedir.
İmam Malik ve Sevri ise; İftitah tekbiri dışında, tekbir alırken eller
kaldırılmaz. Çünkü bu tekbirler, namaz esnasında yerine getirildiği için
bunlar, secdeye giderken alınan tekbirler gibidir.
"Bunların secdeye gidilen tekbirlerden olmayacağı, çünkü bunların
kıyam halindeyken iki elin kaldırılmasıyla icra edildiğini, böylelikle de İfti
tah tekbiri hükmünde sayılacağı" şeklinde cevap verilmiştir.
Namaza açılış yapmak ve tekbirler arasında zikirde bulun
mak: Birinci tekbirin peşine açılış duası yapar. Sonra bayram tekbirlerini
alır ardından "Euzü" çeker ve (Kur'an) okur. Bu, Şafii mezhebinin görü
şüdür.
İmam Ahmed'den gelen başka bir rivayete göre; açılış duaları
(Subhaneke vb.) tekbirlerden sonra okunur. Bu ise Evzfü'nin görüşüdür.
Çünkü açılış, "Euzü"nun peşine alur ve bu da "Euzü" ise (Kur'an) kıra
atinden önce olur. Ebu Yusuf der ki: Bu kimse tekbirden önce "Euzü"yu
çeker ki bu şekilde açılış ile Eüzü'nün arasında fasıla olmamış olsun.
el-Muvaffak der ki: Bizim mezhebe göre açılış (duaları), kendisiyle ilk
olarak namaz açıldığı için meşru kılınmıştır. Onun için -diğer namazlarda
olduğu gibi- bu namazda da başta okunur. "Euzü" ise kıraat için meşru
kılınmıştır, kıraate tabidir, kıraatin başında söz konusu olur.
Açılışı (dualarını) bitirdiği zaman Allah'a hamd ve sena eder, Hz.
Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) 'e salat getirir sonra da bunu her iki
tekbir arasında yapar. Bunu, İmam Şafii söylemiştir. Nitekim bu noktada
Alkame'nin, İbn Mesud'dan yaptığı nakile göre, "tekbir" konusunda o
şöyle demiştir: "Namazı açacağın (iftitah) tekbirini alırsın, Rabbine hamd
eder, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) ' e salat getirirsin. Sonra dua ------�-
940 Beyhaki, Cilt: 2, Sayfa: 293. Bak: Müsned-i Ahmed, Cilt: 2, Sayfa: 133, 134.
eder, tekbir alır ve bunun aynısını yaparsın. Sonra da tekbir alır, bunun
aynısını yaparsın . . . "94ı
Ebu Hanife, İmam Malik ve Evzfü ise şöyle demişlerdir: Peşpeşe tek
bir alır ve aralarda herhangi bir zikirde bulunmaz. Çünkü aralarında şayet
meşru bir zikir bulunmuş olsaydı, bu bize -tekbirlerin nakledildiği gibi
nakledilmiş olurdu. Bir de bu, sünnet cinsinden bir zikir olduğundan do
layı -rüku ve secdedeki tesbihler gibi- peşpeşe gelmiştir.
"Tekbirin tersine tesbih'in, gizli olup, açıktan söylenmeyen bir zikir
olduğu şeklinde" cevap verilmiştir. Onların bu noktadaki kıyasları, cena
zedeki tekbirlerle çelişki oluşturmaktadır ki, bu tekbirlerde zikir söz konu
sudur.
Tekbirlerle, zikrin arasında bulunanlar sünnettir, vacip değildir. Do
layısıyla kasden ya da sehven terk edilmiş de olsa namazı bozmaz. el
Muvaffak: Bunda ihtilaf edeni bilmiyorum, demiştir.
Bayramda hutbe: Bayram hutbeleri namazdan sonra verilir. el
Muvaffak der ki: Bu hususta Ümeyyeoğulları dışında, müslümanlar
arasında ihtilaf edeni bilmiyoruz. . . Şüphesiz Ümeyyeoğullarının ihtilaf
oluşturmasına itibar edilmez. Çünkü onlardan önce de bu hususta icma
edilmiştir. Onların bu ihtilafı, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) ' in sa
hih sünnetine de terstir. Onların bu amellerine karşı çıkılmıştır, bir bidat
türetmiş olacakları ve sünnete tezat oluşturmuş oldukları ortada . . . Nite
kim İbn Ömer'den nakledildiğine göre, o şöyle demiştir: "Hz. Peygam
ber (sallallahu aleyhi ve sellem), Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer, bunların hepsi iki
bayram namazını hutbeden önce kıldırırlardı." Buhar! ve Müslim ittifak
etmiştir. 942
941 Beyhaki, Cilt: 3, Sayfa: 291, 292. Hadisin isnadı iyidir. el-İrva, Cilt: 3, Sayfa: 114,
115 eserinde de bu şekilde geçer. Bu hadise ait diğer tarikleri de zikretmiştir ki, bun
lar; Taberan'i'nin, el-Kebir eserinde ve el-Mehamili'nin Salatu'l Ideyn'de geçer, hadisi
'
.se o sahih saymıştır. Beyhaki şöyle demiştir: Bu, Abdullah b. Mesud'un kavli olup
mevkuf rivayetidir. Biz de her iki tekbir arasında zikredilmesine dair mevkufluğu nok
tasında mutabaat ediyoruz. Zira bunun hilafına ondan başka nakleden olmamıştır."
942 Buhar! ile beraber Fethu'l Bari, Cilt: 2, Sayfa: 453; Müslim, Cilt: 2, Sayfa: 605.
İbn Abbas'tan rivayete göre, o şöyle demiştir: "Bayram namazını, Hz.
Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), Hz. Ebubekir, Hz. Ömer ve Hz. Osman
ile birlikte kıldım. Onların hepsi de bayram namazını hutbeden önce kılar
lardı." Buharı ve Müslim ittifak etmiştir. 943
Bu durumda kim namazdan önce hutbe verecek olursa, bu kimse
hutbe vermemiş kimse gibidir. Çünkü o, hutbe mahalli (zamanı) dışında
hutbe vermiş demektir; tıpkı Cuma namazından sonra hutbe vermiş gibi
olur.
Bu, sabit olduğuna göre iki (bayram) hutbesinin sıfatı, tıpkı Cuma
hutbesinin sıfatı gibi olmuş sayılır; ancak birinci (bayram) hutbesi, peşpe
şe dokuz tane tekbirle açılış yaparken, ikinci hutbe ise peşpeşe yedi tane
tekbirle hutbe açılışı yapar. Hutbede tekbirleri çoğaltmak ise müstehap
görülmüştür.
Şayet Ramazan bayramı ise bu durumda (imam) onlara fıtır sadaka
sını emreder, bunun vacip ve sevap olduğunu hatırlatır. Bunun yanında
fıtır sadakasının miktar ve cinsini, kimlere vacip olduğunu ve ödeme vak
tini de beyan eder. Şayet Kurban bayramı ise; onlara kurbanı, faziletini
ve bunun müekked sünnet olduğunu, yeterli olan hususu, kesim vakti
ni, kusurlu hayvanların kurban olamayacağını, aradaki ayrım keyfiyetini
ve kurban keserken ne söyleyeceğini hatırlatır. Bu iki bayram hutbesi de
sünnettir ve orada hazır bulunup onları dinlemek ise vacip değildir.
Bayram namazından önce ve sonra nafileyi o yerde kılmak:
İmam ve uyanlar için, Bayram namazından önce ya da sonra nafile na
mazı aynı yerde kılmak mekruhtur. Bunu, İmam Malik ve başkaları söy
lemiştir. Çünkü bu noktada İbn Abbas'ın rivayetine göre; "Nebi (sallallahu
aleyhi ve sellem), Ramazan bayramında iki rekat namaz kıldırdı, ne önce
sinde ve ne de sonrasında (nafile) kılmadı. . ." Buhari ve Müslim ittifak
etmiştir. 944 Zira bu noktada icma vardır.
Bayram namazından önce nafile kılınmayacağı, ama sonrasında kılı
nabileceği söylenmiştir. Bu, Sevri, Evzfü ve Rey ashabının görüşüdür.
943 Buhar! ile beraber Fethu'l Bari, Cilt: 2, Sayfa: 453; Müslim, Cilt: 2, Sayfa: 602.
944 Buhar! ile beraber Fethu'l Bari, Cilt: 2, Sayfa: 453, 4 76; Müslim, Cilt: 2, Sayfa:
606.
İmam Şafii der ki: Cemaatin değil de imamın nafile kılması mekruh
tur. Çünkü imamın bu durumda namazla meşgul olması müstehap sayıl
maz, kendisine uyanlara (cemaate) ise mekruh değildir. Çünkü bu vakit,
içerisinde namaz kılmanın yasaklandığı vakit değildir.
Bu hadisi, sahabelerin rivayet ettikleri ve bununla da amelde bulun
dukları yönünde cevap verilmiştir. Sahabelerin yaptıkları tefsir ve izahlar
ise başkalarım tefsir ve izahlarından daha önceliklidir. Şayet, (bu vakitte)
namazla meşgul olduğu için imamın nafile kılması mekruh olursa, o za
man namaz öncesindeki durumu da bu yönde tahsis edilecektir. Çünkü
namazdan sonra da kendisini meşgul eden bir kimse kalmayacaktır. Bir
de bayram namazı vaktinde namazgahta nafile kılmış olmakla -kendisine
selam verenler gibi- mekruha girmiş olacaktır.
Nafile namaz kılmanın mekruh oluşu, sadece Bayram namazı kılınan
o namazgah için geçerlidir. Başka yerde kılmaya gelince, bunda bir sakın
ca yoktur. Aynı şekilde namazgahtan dışarı çıkıp gitse ve sonra geri dö
nüp gelse, Bayram namazından sonra nafile namazı kılmasında bir beis
yoktur.
Bayram namazını kaçıran kimse: Bayram namazını kaçıran kim
se, onu kaza yapmaz. Çünkü bu namaz farz-ı kifayedir ve onu bir toplu
luğun kılmasıyla söz konusu farz yerine getirilmiş olur. Eğer bunu illa da
kaza yapmayı isterse, bu durumda dilerse onu dört rekat olara kılar. Bu,
Sevri'nin kavlidir. Çünkü bu hususta gelen İbn Mesud hadisinde, o şöyle
der: "Kim, bayram namazlarını kaçıracak olursa, dört rekat kılsın."945
Dilerse de bunu -nafile namaz gibi- iki rekat kılar. Bu ise Evzfü'nin gö
rüşüdür. Çünkü bir nafile namazı konumunda olmuş olur. Dilerse de onu,
tekbirlerle (normal) bir bayram namazı gibi kılar. Bu ise Nehai, İmam
Malik, İmam Şafii ve Ebu Sevr' in kabul ettiği görüştür. Zira bu minvalde
gelen Enes rivayetine göre; "Kendisi imamla birlikte bayram namazını ka
çırdığı zaman, ailesini toplar ve onlara imamın cemaate bayram namazı
kıldırdığı gibi namaz kıldırırdı. "946
945 Abdurrezzak, Cilt: 3, Sayfa: 300; İbn Ebu Şeybe, Cilt: 2, Sayfa: 183.
946 İbn Ebu Şeybe, Cilt: 2, Sayfa: 183; Beyhaki, Cilt: 3, Sayfa: 305. Hadisin lafzı ona
aittir.
Bayram namazının sadece zevalden sonra olacağı bilinecek
olursa: Şayet Bayram namazının sadece zevalden sonra olacağı biline
cek olursa, bu durumda (imam) bir gün sonrasında çıkıp, bayram nama
zını kıldırır. Bunu, Evzai, Sevri ve İshak söylemiştir. Çünkü bu noktada
Ebu Umeyr, ashabdan olan amcalarından rivayet ettiğine göre, o şöyle
demiştir: "Bulutlar sebebiyle Şewal hilalini göremedik. Bunun üzerine
oruçlu sabahladık. Bir süre sonra gündüzün sonlarına doğru bir kervan
gelerek, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) ' e bir gün ewel hilali gör
düklerine dair şahidlik ettiler. Bunun üzerine Hz. Peygamber onlara oruç
larını açmalarını sabah olunca da Bayram namazını kılmak için musalla
ya gelmelerini emretti. "947
el-Hattabi şöyle demiştir: Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) ' in
sünneti daha evladır ve Ebu Umeyr hadisi de sahihtir; öyleyse buna dö
nüş yapmak vacip olur. 948
Ebu Hanife'den nakledildiğine göre; Bayram namazının kazası ol
maz. İmam Şafü ise; Şayet güneş battıktan sonra bayram bilinecek olursa,
ertesi gün kılınır. Ama zevalden sonra bilinecek olursa o zaman kılınmaz;
çünkü artık vaktini geçirmiştir. Bu namaz, ancak güneş battıktan sonra
bilinmesi durumunda kılınır; zira bu halde bayram ertesi gün olmuş olur.
Bunlara "birinci görüşte" gösterilen delil çıkarımlarıyla karşılık verilmiştir.
Kurban bayramında tekbir getirmek: Kurban bayramında ifa
edilen tekbirlerin meşruiyeti hakkında ilim adamları arasında bir ihtilaf
yoktur. Onlar sadece bu tekbirlerin süresi hakkında ihtilaf etmişlerdir.
İmam Ahmed'e göre bu tekbirler, Arefe günü sabah namazında başlar
ve son teşrik günlerinin ikindi namazına kadar devam eder. Bu görüşe,
Sevri, İbn Uyeyne, Ebu Yusuf, Muhammed, Ebu Sevr ve bazı görüşlerine
göre İmam Şafü sahip olmuştur. Çünkü Cabir' den rivayete göre, o şöyle
der: "Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), Arefe günü sabah namazın
da tekbir almaya başladı ve son teşrik günlerinin ikindi namazına kadar
947 Ahmed, Cilt: 5, Sayfa: 58; Ebu Davud, Cilt: 1, Sayfa: 684; Nesal, Cilt: 3, Sayfa:
180; Darakutnl, Cilt: 2, Sayfa: 170. Darakutnl: "Hadisin isnadı hasendir" demiştir.
Beyhaki ise: "Bu isnad sahihtir" demiştir. et-Telhis, Cilt: 2, Sayfa: 87 eserinde der ki:
"Bu hadisi İbn Munzir, İbn Seken ve İbn Hazın sahih görmüşlerdir."
948 Mealimu's Sünen, Cilt: 2, Sayfa: 33.
bu (tekbirler) devam etti."949 Çünkü bu noktada sahabenin icması yer
almaktadır.
Ebu Hanife ise; (tekbirler) Arefe sabahından, kurban/kesim günü
ikindi namazına kadardır. Çünkü Yüce Allah: "Allah'ın kendilerine rızık
olarak verdiği kurbanlık hayvanlar üzerine belli günler de Allah 'ın ismini
ansınlar." (Hac Suresi: 28l Bunlardan kasıt ise Zilhicce'nin ilk on günüdür. İc
mamıza göre arefe gününden önce tekbir alınmaz, bu durumda arefe ve
kurban gününde tekbir getirilmesi gerekmektedir.
İmam Malik ve meşhur görüşüne göre İmam Şafii ise şöyle demiştir:
Tekbirler; kurban bayramı günü öğle namazında başlar ve son teşrik gün
lerinin sabah namazına kadar devam eder. Çünkü insanlar bunda hac
yapanlara tabilerdir. Hacılar ise ilk (şeytan) taşlama ile beraber telbiyeyi
keserler ve kurban günü taş atarak tekbir getirirler. Sonrasındaki ilk na
maz ise öğle namazı, son namaz ise teşrik günlerinde üçüncü gün olarak
eda ettikleri mina sabahındaki (sabah) namazıdır.
"Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiği kurbanlık hayvanlar üzerine
belli günler de Allah 'ın ismini ansınlar." (Hac Suresi : 28l ayetine gelince, bundan
kasdedilenin, hediyelik ve kurbanlıklar . . . üzerinde Yüce Allah'ı anmak ve
zikretmek olduğu şeklinde cevap verilmiştir. Şayet onların bu açıklamaları
doğru ise kuşkusuz bilinmelidir ki Yüce Allah: "Sayılı günlerde (eyyam-ı
teşrikte telbiye ve tekbir getirerek) Allah'ı anın . . .
" (BakaraSuresi : 2o3ı buyurmuş
tur. Bu sayılı günler ise teşrik günleridir ve bunlarda da yine (tekbirler
le) amel edilmektedir. Ama ihramlı olanlara gelince, onlar kurban günü
öğle namazında tekbir getirirler; çünkü onlar öncesinde telbiye getirmekle
949 Darakutni, Cilt: 2, Sayfa: 49, 50; Beyhaki, Cilt: 3, Sayfa: 315'te Amr b. Şemr tari
kiyle, Cabir el-Cafi'den, onun da Abdurrahman b. Sabit'ten aktarmıştır. Beyhaki
der ki: "Amr b. Şemr ve Cabir el-Cafi ile delil gösterilemez." Beyhaki, Cilt: 3, Sayfa:
314'te mana itibariyle Hz. Ali'nin bu yöndeki amelini aktarmış ve senedi sahihtir,
demiştir. Bunun benzerini de İbn Abbas'tan nakletmiştir. Hakim, Cilt: 1, Sayfa: 299,
300 ise bunun benzerini Hz. Ali'den, İbn Mesud ve İbn Abbas'tan aktarmıştır. el
Feth, Cilt: 2, Sayfa: 462'de şöyle der: "Bu noktada Hz. Peygamber (s.a.v.)'den bir
hadis sabit olmamıştır. Bu konuda en sahih olarak gelen sahabelerden Hz. Ali ve İbn
Mesud'un: "Tekbirler, Arafe günü sabah namazından, Mina günlerinin sonuna ka
dardır." sözleridir. Bunu İbn Munzir ve başkaları rivayet etmişlerdir. Allah, en iyisini
bilir.
meşgul idiler. Ancak muktezanın varlığı sebebiyle ve haklarında kısıtlayı
cı bir durum olmadığı (yani hacı olmadıkları) için, hacıların dışındakiler
ise Arafe gününden olmak üzere tekbirlere başlarlar. Onların: "İnsanlar
hacılara tabidirler" sözlerine gelince, bu, delilden yoksun ve kimseden
işitilmemiş mücerret bir iddia dan öteye geçmez.
Tekbirin sıfatı şöyledir: "Allahuekber, Allahuekber, La ilahe illallahu
vallahuekber, Allahuekber ve lillahi'l Hamd." Bunu, Sevri, Ebu Hanife ve
İshak söylemiştir.
İmam Malik ve İmam Şafü ise; tekbirin şekli üç defa: "Allahuekber,
Allahuekber, Allahuekber. " şeklinde demektir. İmam Ahmed' den meşhur
olarak geldiğine göre cemaat, farz namazların peşine tekbirleri getirir. Bu,
Sevri ve Ebu Hanife'nin mezhebidir. Çünkü bu noktada İbn Ömer'in bir
pratiği950 de bulunmaktadır. İbn Mesud'un kavline gelince; "Tekbir sadece
cemaatle namaz kılanlar için gerekir." şeklindedir. Bu iki sahabeye muha
lefet eden bir sahabe çıkmamıştır, o halde bu bir icma halini almış oldu.
İmam Ahmed'den nakledildiğine göre; tek başına dahi olsa kişi farz
için tekbir getirir. Bu, İmam Malik' in mezhebini de oluşturmaktadır. İmam
Şafü ise şöyle der: Farz olsun, tek olarak kıldığı nafile olsun yahut da ce
maatle kıldığı bir namaz olsun peşine tekbir alır.
Zikredilenler konusunda yolcular da mukim olanlar gibidir. Aynı şe
kilde kadınlar da cemaatle namaz kılarken tekbir getirirler. Tek başına
namaz kılarken, tekbir getirmelerinde -erkeklerde olduğu gibi- iki görüş
gelmiştir. Bunun yanında kadınlar, tekbir getirirken, erkekler duymasın
diye seslerini kısmaları gerekmektedir.
İmam Ahmed' den gelen diğer bir rivayete göre; kadınlar tekbir ge
tirmezler. Çünkü tekbir, sesli olarak yerine getirilmesi meşru bir zikirdir;
dolayısıyla -ezan gibi- kadınlar hakkında meşru değildir.
Namazın bir bölümüne yetişmiş (mesbuk) kişi de aynı şekilde nama
zından kaçırdığını kılıp tamamlamasıyla tekbir alır. Bu, ilim adamlarının
çoğunluğunun görüşüdür. Şayet namaz kılan kişi, selam verdikten sonra
sehiv secdesi yapacak durumda olursa, secdesini yapar ardından da tek
950 Bak: Buharı ile beraber Fethu'I Bari, Cilt: 2, Sayfa: 461, 462.
bir getirir. Bunu, Sevri, İmam Şafii, İshak ve Rey ashabı söylemiştir. el
Muvaffak; bu noktada ihtilaf edeni bilmiyorum, demiştir.
Mutlak olarak (her yerde) tekbir getirmek: Namazların dışında
da tekbir getirmek meşru' dur. Nitekim İbn Ömer, tüm bu (teşrik) günlerin
de Mina'da iken, namazların akabinde, yatağının üzerinde, evinde (çadı
rında), oturduğu sohbet yerinde ve yol güzergahında hep tekbir alırdı. "951
Aynı şekilde Zilhicce'nin ilk on gününde tekbir almak da müstehap
tır. İbn Abbas der ki: "Eyyam-ı Malumat, Zilhicce'nin ilk on günüdür.
Eyyam-ı Madudat ise teşrik günleridir."952 İmam Buharl953 şöyle demiştir:
"İbn Ömer ve Ebu Hureyre, öşür günlerinde çarşıya çıkar, tekbir getirirler
di ve insanlar da onların bu tekbirlerine katılarak tekbir alırlardı."
Zilhicce'nin ilk on gününde zikir, namaz, oruç, sadaka ve diğer güzel
hayır amellerini gayretle yerine getirmek, müstehap sayılmıştır.
951 Bunu, Buhar! muallak olarak rivayet etmiştir. el-Hafız der ki: "İbn Munzir, bu hadisi
vasletmiş ve el-Fakihi ise Ahbar-u Mekke eserinde, İbn Cüreyc tarikiyle; Bana Nafi
haber verdi ki, İbn Ömer . . . şeklinde aynısını aktarmıştır." Bak: Buharı ile beraber
Fethu'l Bari, Cilt: 2, Sayfa: 461, 462.
952 Buharı muallak olarak rivayet etmiştir. el-Hafız der ki: "Bunu Abd b. Hamid vas
letmiştir . . . Aynı şekilde İbn Marduyeh de öyle . . . Hadisin isnadı ise sahihtir." Bak:
Buhar! ile beraber Fethu'l Bari, Cilt: 2, Sayfa: 457, 458.
953 Muallak olarak rivayet etmiştir. el-Hafız şöyle demiştir: "İkisinden (İbn Ömer ve Ebu
Hureyre) bu hadisi mevsul olarak bulamadım." Bak: Buhar! ile beraber Fethu'l Bari,
Cilt: 2, Sayfa: 457, 458.

Kaynak

Delilleriyle Hanbeli Fıkhı el-Muğni 1
Saçlarımız niçin uzuyor?

Çünkü aksi takdirde berberler işsiz kalırdı! Ha, ha! Şaka bir yana
vücudumuzdaki kılların çok önemli görevleri vardır. Saçlarımız başımızı yazın
güneşten, kışın soğuktan korurlar. Kaşlarımız terimizin, kirpiklerimiz küçük
parçaların gözümüze girmelerine engel olurlar. Burun ve kulaklarımızdaki kıllar
tozların girmesini önler. Vücudumuzdaki diğer kıllar ise derimizi serin tutar, ısı
kaybını önler. 
Bizler sadece saçımızın, sakalımızın, koltukaltlarında ve genital bölgelerimizdeki
kılların uzadığını, kollarımız, bacaklarımız ve diğer yerlerdeki kıllarımızın
uzamadığını düşünürüz. Gerçekte saçımız da uzamasını bir süre sonra durdurur
ama bunun için bayağı uzun bir süre geçer. 
Vücudumuzdaki kılların her biri topraktaki çim gibi, derimizin altındaki kendi
torbasında yetişir ve büyür. Bu torbalardaki yeni saç hücreleri kılların köklerini
oluşturur. Yeni hücreler oluştukça, eskilerini torbalardan dışarı iterler ve bu
hücreler dışarı itildikçe canlı olma özelliklerini kaybederler, yani ölürler ve de
kıllarımızın ve saçlarımızın bizim görebildiğimiz kısmını oluştururlar. 
Vücudumuzun hangi kısmında olduklarına bağlı olarak, kıl torbasında belirli bir
sürede yeni kıl hücreleri üretilir. Bu süreye 'büyüme süreci' denir. Sonra büyüme
bir süre için durur. Buna da 'durma süreci' denir. Bu sürecin de sonunda kılların
yine büyüdüğü 'büyüme süreci' gelir ve bu böyle devam eder, gider. 
Durma sürecinde kıl kopar ve alttan gelen bir yenisi yerini alır. Yani bir kılın
veya saç telinin ulaşabileceği en uzun boyutu bu büyüme sürecinin uzunluğu
belirler. Kollarımızdaki kılları oluşturan hücrelerin büyüme süreci birkaç ay
olarak programlanmıştır. Bu nedenle kıllar kısa bir süre içinde uzar, bir
santimetre civarında bir uzunluğa geldiklerinde artık uzamazlar, belirli bir
sürenin sonunda da alttan yenileri gelir.
Diğer taraftan saçlarımızın büyüme süreci iki seneden altı seneye kadar değişir.
Eğer kesmezseniz bir metre hatta daha da fazla bir uzunluğa ulaşabilir.
Saçlarımız üç aylık bir uzamanın ardından bir durma evresi geçirir ve bu sırada
alttan gelen yeni saçlar eskilerini atar, yani dökülmelerine sebep olur. Bunu
banyo yaptıktan sonra lavaboya dökülen saçlarınızdan anlayabilirsiniz. Bu yolla
bir insan her gün 70-100 arasında saç teli döker. 
Saç ve kıllarımızın her birinin büyüme ve durma süreçlerine başlama zamanları
farklı olduğu için, hepsi birden aynı anda dökülmediklerinden devamlı olarak
başımızda saç, vücudumuzda kıl olur. Hayvanlarda bu süreçler aynı zamanda
başlayıp bittiğinden onlar yılın belirli zamanlarında tüylerini dökerler. 

Kaynak

Lüzsumsz Bilgiler Ansiklopedisi
Renklerden nasıl etkileniriz?

Renklerin insan davranışını ve psikolojisini önemli ölçüde etkilediği bugün
kesinleşmiştir. Kanada'da bir okulda yapılan deneyde, odaların renk ve ışık
düzenlerinin değiştirilmesi ile bazı öğrencilerin zeka düzeylerinin ve disiplin
sorunlarının olumlu biçimde etkilendiği tespit edilmiştir. Ancak insan gözünün
ışık ve rengi algılayan ağ tabakasının görme sinirleri vasıtasıyla bunu beyne
ilettikten sonra beyinde nasıl fizyolojik etkiler yarattığını renkbilimciler henüz
açıklayamıyor. 
Aslında gözümüze gelen görüntü iki çeşit görme hücresi aracılığı ile taranır.
Silindir veya çomak şeklinde olanlar ışığı, koni şeklinde olanlar ise rengi algılar.
Gözümüzde 7 milyon konik ve 100 milyon kadar silindirik hücre vardır. 
Renge duyarlı konik hücreler ağ tabakasının ortasında, ışığa duyarlı silindirik
hücreler ise kenarında daha yoğundur. Bu nedenle gece gökyüzünde gözümüzün
kenarından gördüğümüz bir yıldızı, ona doğrudan bakınca göremeyiz. Çünkü
burada ışığa hassas silindirik hücreler daha az olduğundan görüntü kaybolur.
Aynı şekilde gözümüzün kenarıyla baktığımız şekillerde renkler kaybolur. 
Yapılan deneylerde, pembe renge bakan kişilerin rahatladıkları, kırmızı, turuncu
ve sarı gibi sıcak renklere bakanlarda tansiyonun yükseldiği, nabzın ve
solunumun hızlandığı, terlemenin çoğaldığı, mavi rengin ise tam tersi etki
yarattığı belirlenmiştir.

Araştırmalar insanların en çok mavi rengi sevdiklerini, bunu kırmızı ve yeşilin
takip ettiğini göstermektedir. Erkekler yeşil, deniz mavisi, turuncu ve koyu mor
renkleri tercih ederken, kadınlar firuze yeşili, açık mavi, pembe gibi açık-uçuk
renkleri, çocuklar ise mavi, kırmızı, yeşil, sarı ve turuncu gibi canlı renkleri daha
çok sevmektedirler. 
Bir binada sarı renge boyanmış bir tavan, odayı daha yüksek, sarı renkli
duvarlar ise daha geniş gösterir. Kliniklerin sıcak renklere boyanması, beyaz
rengin hastalarda yarattığı hüzün duygusunu azaltır. Ayaküstü hazır yiyecek
satan dükkanların duvarları iştah açtıran portakal rengine boyanırken yarış
arabalarında kırmızı veya turuncu-sarı renkler tercih edilir. Aslında bir renk
olmayan, daha doğrusu renksizlik olan siyah da makam araçlarının klasik
rengidir. 
Kırmızı renk kan rengidir, asırlar boyu tehlikenin ve tahribatın simgesi
olmuştur. Trafik ışıklarında 'dur' sinyali olarak kullanılmasının nedeni de budur.
Ameliyathanelerde, bulaşan kan rengini belli etmeyeceği için mantıken kırmızı
giysi kullanılması gerekirken, teskin edici mavi ve yeşil renkler tercih edilir.

Kaynak

Lüzsumsz Bilgiler Ansiklopedisi
Bozuk paraların kenarları niçin tırtıllıdır?

Özellikle kağıt para devrinden önce, alışverişte kullanılan paralar altın ve gümüş
içeriyorlardı. Her devirde olduğu gibi, o devirde de bulunan bazı düzenbazlar, bu
paraları kenarlarından kazı(Zeker), çok az miktarda da olsa, bu değerli madenleri
biriktiriyor, parayı da tekrar kullanabiliyorlardı. 
O devirlerde tüccarlar, parayı tartıyorlar ve ağırlığı eksikse kabul etmiyorlardı.
Tabii, para da elinizde kalıyordu. Antik para kataloglarında dikkat ederseniz,
paraların büyük bir kısmının tam yuvarlak olmadığını görürsünüz. 
Bu sorunu çözmek ve halkı eksik paraya karşı korumak için bozuk paraların
kenarları tırtıllı yapılmaya başlandı. Bu tırtıllar sayesinde paranın kenarının
kazındığı hemen belli oluyordu ve kenarı kazınmış parayı kimse almıyordu. 
Bu adet günümüze kadar devam etti. Artık içinde değerli bir maden
bulunmamasına rağmen, bozuk paralarımızın kenarlarında ya tırtıl ya da bir
yazı vardır. 
Günümüzde madeni paralar 'bozukluk' veya 'ufaklık' adı altında sadece
küsuratları ödemede kullanılıyor. Bozuk paralar da para olma niteliklerini
kanundan almalarına rağmen, kullanılmalarında bazı sınırlamalar vardır. 
Gerek kağıt, gerekse madeni para olsun, her ikisiyle de yapılan ödemeleri kabul
etmemek mümkün değildir. Buna 'Kanuni Tedavül Mecburiyeti' denilir ki, kağıt
paralarda bu mecburiyet sınırsızdır. Ödenen miktar ne kadar büyük olursa
olsun, bunu karşı taraf kabul etmek mecburiyetindedir. 
Madeni paraların ise mecburiyeti sınırlıdır. En çok üzerlerinde yazan değerin 50
katını tamamen bozuk para ile ödeyebilirsiniz. Örneğin 50 bin liralıklarla, 2,5
milyona kadar ödemelerinizi yapabilirsiniz ama daha fazlasını da bozuk para ile
ödeme isteğinizi karşı taraf kabul etmeyebilir. 
Kağıt paraların Merkez Bankası tarafından basıldığı bilinir de, madeni paraları
Maliye Bakanlığı'nın çıkardığı pek bilinmez. Madeni paraların toplam para stoku
içindeki oranı da yaklaşık yüzde l civarındadır. 
Hiç dikkat ettiniz mi? İnsan yüzleri kağıt paralarda önden, madeni paralarda ise
yandandır. Madeni paralarda yer çok küçük olduğundan, kabartma tekniği ile
bir yüzün tam detayını vermek mümkün olamamaktadır. Yandan bir profil kişiyi
daha iyi tanınır kılmaktadır

Kaynak

Lüzsumsz Bilgiler Ansiklopedisi
Sinekler tavanda nasıl yürüyebiliyorlar?

Sineklerin duvarlarda, camlarda hatta tavanlarda baş aşağı bu kadar rahat
hareket etmeleri, yer çekimi yasasına meydan okurmuşçasına davranışları hep
merak konusu olmuş, bilim insanlarının da dikkatini çekmiştir. Bu arada şunu
söyleyelim ki, sinek diye küçümsememek gerekir. Dünyamızda bulunan her canlı
organizmanın doğrudan veya dolaylı olarak, kendi tabiatı ve eko sistemi içinde,
insana bir faydası vardır. 
Vücutlarının hacimlerine oranla, sinekler ağır sayılmazlar ve onları yere çeken
güç pek önemli değildir. Bu güce karşı gelen de, ayaklarındaki kılların ucunda
bulunan vantuzlardır. Bu vantuzlar ayrıca yapıştırıcı, yağlı bir madde
salgılarlar. Sinekler ayaklarındaki bu yüzlerce vantuz ve salgıları sayesinde her
türlü yüzeyde gezinebilirler. Ancak yüzeyin yağ çözücü, örneğin solvent gibi bir
madde ile kaplanmamış olması gerekir. Sinekler tavanda yürürken, 6
bacaklarından ikisi hareketlidir. Diğer 4 bacak daima sabit durumdadır. 
Karıncalarda ise durum biraz farklıdır. Ortalama bir karıncanın vücudunun
hacmine göre ağırlığı, sineğe nazaran daha fazladır. Hatta toprakta yaşayan bazı
türleri düz bir zemine bile tırmanamazlar. Evlerimize giren küçük karıncalar,
çok hafif olduklarından duvarlarda yürüyebilirler. 
Belki böyle şeyler ilginizi çekmiyor olabilir ama, asıl merak edilen konu
sineklerin tavanda nasıl yürüyebildiklerinden çok oraya nasıl konduklarıdır.
Öyle ya, başı yukarıda, ayakları aşağıda uçan bir sineğin tavana tepetakla
konabilmesi için bir yerde takla atması, uçuş konumunu değiştirmesi gerekir,
ama nerede, ne zaman ve nasıl? 
Uzun süre inanılan teoriye göre, sinekler tam konma anında, yuvarlanan bir
varil gibi yandan yarım dönüş yapıyorlardı. Bu teorinin yanlış olduğu, ancak
yüksek süratli, saniyede birçok film çekebilen kameralar sayesinde ortaya çıktı
ve sineklerin bir sırrı daha açıklığa kavuştu. 
Çekilen filmlerden görüldü ki, sinekler tavana konarken yandan değil,
sirklerdeki trapezciler gibi geriye yarım ters takla atmaktadırlar. Tavana
yaklaşınca, ön ayaklarını başlarının üzerine çekerek ters dönmekte ve tavana
önce ön ayakları ile dokunmaktadırlar. Sonra sıra ile diğer ayaklarını da koyarak
vücutlarının tavanda tutunmasını sağlamaktadırlar.

Kaynak

Lüzsumsz Bilgiler Ansiklopedisi
Nebe Suresi Özel

Nebe Suresi, Mekke döneminde inmiştir. 40 âyettir. Sûre, adını ikinci âyette geçen “enNebe’”kelimesinden almıştır. Nebe’, haber demektir. Sûrede, ölüm ötesi hayatınvarlığını ispat çerçevesinde, kıyamet, öldükten sonra dirilme ve hesap için toplanma konularına yer verilmektedir.

Nebe Suresi Arapça Oku
Nebe Suresi Arapça yazılı olarak okumak için lütfen sayfayı aşağı kaydırın.

Nebe Suresi Arapça 1. Sayfa
بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
عَمَّ يَتَسَٓاءَلُونَۚ١عَنِ النَّبَأِ الْعَظ۪يمِۙ٢اَلَّذ۪ي هُمْ ف۪يهِ مُخْتَلِفُونَۜ٣كَلَّا سَيَعْلَمُونَۙ٤ثُمَّ كَلَّا سَيَعْلَمُونَ٥اَلَمْ نَجْعَلِ الْاَرْضَ مِهَاداًۙ٦وَالْجِبَالَ اَوْتَاداًۖ٧وَخَلَقْنَاكُمْ اَزْوَاجاًۙ٨وَجَعَلْنَا نَوْمَكُمْ سُبَاتاًۙ٩وَجَعَلْنَا الَّيْلَ لِبَاساًۙ١٠وَجَعَلْنَا النَّهَارَ مَعَاشاًۖ١١وَبَنَيْنَا فَوْقَـكُمْ سَبْعاً شِدَاداًۙ١٢وَجَعَلْنَا سِرَاجاً وَهَّاجاًۖ١٣وَاَنْزَلْنَا مِنَ الْمُعْصِرَاتِ مَٓاءً ثَجَّاجاًۙ١٤لِنُخْرِجَ بِه۪ حَباًّ وَنَبَاتاًۙ١٥وَجَنَّاتٍ اَلْفَافاًۜ١٦اِنَّ يَوْمَ الْفَصْلِ كَانَ م۪يقَاتاًۙ١٧يَوْمَ يُنْفَخُ فِي الصُّورِ فَتَأْتُونَ اَفْوَاجاًۙ١٨وَفُتِحَتِ السَّمَٓاءُ فَـكَانَتْ اَبْوَاباًۙ١٩وَسُيِّرَتِ الْجِبَالُ فَـكَانَتْ سَرَاباًۜ٢٠اِنَّ جَهَنَّمَ كَانَتْ مِرْصَاداًۙ٢١لِلطَّاغ۪ينَ مَاٰباًۙ٢٢لَابِث۪ينَ ف۪يهَٓا اَحْقَاباًۚ٢٣لَا يَذُوقُونَ ف۪يهَا بَرْداً وَلَا شَرَاباًۙ٢٤اِلَّا حَم۪يماً وَغَسَّاقاًۙ٢٥جَزَٓاءً وِفَاقاً٢٦اِنَّهُمْ كَانُوا لَا يَرْجُونَ حِسَاباًۙ٢٧وَكَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا كِذَّاباًۜ٢٨وَكُلَّ شَيْءٍ اَحْصَيْنَاهُ كِتَاباً٢٩فَذُوقُوا فَلَنْ نَز۪يدَكُمْ اِلَّا عَذَاباً۟٣٠
Nebe Suresi Arapça 2. Sayfa
اِنَّ لِلْمُتَّق۪ينَ مَفَازاًۙ٣١حَدَٓائِقَ وَاَعْنَاباًۙ٣٢وَكَوَاعِبَ اَتْرَاباًۙ٣٣وَكَأْساً دِهَاقاًۜ٣٤لَا يَسْمَعُونَ ف۪يهَا لَغْواً وَلَا كِذَّاباًۚ٣٥جَزَٓاءً مِنْ رَبِّكَ عَطَٓاءً حِسَاباًۙ٣٦رَبِّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَاۙ الرَّحْمٰنِ لَا يَمْلِكُونَ مِنْهُ خِطَاباًۙ٣٧يَوْمَ يَقُومُ الرُّوحُ وَالْمَلٰٓئِكَةُ صَفاًّۜ لَا يَتَكَلَّمُونَ اِلَّا مَنْ اَذِنَ لَهُ الرَّحْمٰنُ وَقَالَ صَوَاباً٣٨ذٰلِكَ الْيَوْمُ الْحَقُّۚ فَمَنْ شَٓاءَ اتَّخَذَ اِلٰى رَبِّه۪ مَاٰباً٣٩اِنَّٓا اَنْذَرْنَا‌كُمْ عَذَاباً قَر۪يباًۚ يَوْمَ يَنْظُرُ الْمَرْءُ مَا قَدَّمَتْ يَدَاهُ وَيَقُولُ الْـكَافِرُ يَا لَيْتَن۪ي كُنْتُ تُرَاباً

Nebe Suresi Türkçe Oku
Nebe Suresi Türkçe latin alfabeysiyle yüzünden okumak için lütfen sayfayı aşağı kaydırın.
  1. Nebe Suresi Türkçe 1. SayfaBismillahir rahmanir rahim.
  2. Amme yetesaelun.
  3. Anin nebeil azim.
  4. Ellezi hum fihi muhtelifun.
  5. Kella se ya’lemun.
  6. Summe kella se ya’lemun.
  7. E lem nec’alil arda mihada.
  8. Vel cibale evtada.
  9. Ve halaknakum ezvaca.
  10. Ve cealna nevmekum subata.
  11. Ve cealnel leyle libasa.
  12. Ve cealnen nehare meaşa.
  13. Ve beneyna fevkakum seb’an şidada.
  14. Ve cealna siracen vehhaca.
  15. Ve enzelna minel mu’sırati maen seccaca.
  16. Li nuhrice bihi habben ve nebata.
  17. Ve cennatin elfafa.
  18. İnne yevmel faslı kane mikata.
  19. Yevme yunfehu fis suri fe te’tune efvaca.
  20. Ve futihatis semau fe kanet ebvaba.
  21. Ve suyyiretil cibalu fe kanet seraba.
  22. İnne cehenneme kanet mirsada.
  23. Lit tagine meaba.
  24. Labisine fiha ahkaba.
  25. La yezukune fiha berden ve la şeraba.
  26. İlla hamimen ve gassaka.
  27. Cezaen vifaka.
  28. İnnehum kanu la yercune hısaba.
  29. Ve kezzebu bi ayatina kizzaba.
  30. Ve kulle şey’in ahsaynahu kitaba.
  31. Fe zuku felen nezidekum illa azaba.
    Nebe Suresi Türkçe 2. Sayfa
  32. İnne lil muttekine mefaza.
  33. Hadaika ve a’naba.
  34. Ve kevaıbe etraba.
  35. Ve ke’sen dihaka.
  36. La yes’meune fiha lagven ve la kizzaba.
  37. Cezaen min rabbike ataen hısaba.
  38. Rabbis semavati vel ardı ve ma beynehumer rahmani la yemlikune minhu hitaba.
  39. Yevme yekumur ruhu vel melaiketu saffa, la yetekellemune illa men ezine lehur rahmanu ve kale sevaba.
  40. Zalikel yevmul hakk, femen şaettehaze ila rabbihi meaba.
  41. İnna enzernakum azaben kariba, yevme yenzurul mer’u ma kaddemet yedahu ve yekulul kafiru ya leyteni kuntu turaba.
Nebe Suresi Türkçe Meali Oku
Nebe Suresi Türkçe Meali okumak için lütfen sayfayı aşağı kaydırın.
  1. Nebe Suresi Türkçe Meali 1. SayfaRahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla.
  2. Birbirlerine neyi soruyorlar?
  3. O büyük haberden (kıyametten) mi?
  4. ki Onlar onda görüş ayrılığına düşüyorlar.
  5. Hayır, ileride bilecekler!
  6. Hayır, hayır, ileride bilecekler!
  7. Biz, yeryüzünü bir döşek yapmadık mı?
  8. Dağları da birer kazık (yapmadık mı)?
  9. Sizleri çift çift yarattık.
  10. Uykunuzu bir dinlenme yaptık.
  11. Geceyi bir örtü yaptık.
  12. Gündüzü bir geçim vakti yaptık.
  13. Üstünüze yedi sağlam bina (gök) çattık.
  14. İçlerine parıl parıl parlayan bir kandil astık.
  15. O yoğun bulutlardan şarıl şarıl bir su indirdik.
  16. Onunla taneler ve otlar çıkaralım diye.
  17. Ve sarmaş dolaş bağlar bahçeler.
  18. Şüphesiz ki, o fasıl (kıyamet) günü belirlenmiş bir vakit olmuştur.
  19. Sur’a üfürüldüğü gün, bölük bölük gelirsiniz!
  20. Gök de açılmış, kapılar oluşmuştur.
  21. Dağlar yürütülmüş, bir serap olmuştur.
  22. Şüphesiz, cehennem bir gözetleme yeri olmuştur.
  23. Azgınlara bir barınak olmuştur.
  24. İçinde devirlerce kalacaklardır.
  25. Orada ne bir serinlik tadacaklar, ne de bir içecek.
  26. Yalnızca bir kaynar su ve irin.
  27. Yaptıklarına tamamen uygun bir ceza olarak.
  28. Çünkü onlar, hiçbir hesap ummazlardı.
  29. Ayetlerimize yalan diye diye tam bir yalancı olmuşlardı.
  30. Biz ise her şeyi sayıp bir kitaba geçirmişiz.
  31. Artık tadın! Artık, azabınızı artırmaktan başka birşey yapacak değiliz!
    Nebe Suresi Türkçe Meali 2. Sayfa
  32. Şüphesiz, takva sahipleri için bir kurtuluş ve murada erme var
  33. Bahçeler var, bağlar var.
  34. Turunç göğüslü yaşıt (kızlar) var.
  35. Dopdolu bir kadeh var.
  36. Orada ne boş bir laf işitirler ne de bir yalan isnadı.
  37. Rabbinden bir karşılık ki, yeter mi yeter!
  38. O, göklerin, yerin ve aralarındakilerin Rabbidir, Rahman’dır. O’na bir hitapta bulunma gücüne sahip olamazlar.
  39. Ruh’un (Cebrail’in) ve meleklerin saf saf kıyama duracakları gün, Rahman’ın izin verdiğinden başka hiç kimse konuşamaz; o da doğruyu konuşacaktır.
  40. O gün gerçektir, o halde dileyen Rabbine varacak bir yüz edinsin, bir yol tutsun!
  41. Çünkü Biz size yakın bir azabı ihtar ettik. O gün kişi ellerinin önceden gönderdiğine bakacak ve kafir ise: “Ah ne olurdu ben bir toprak olsaydım!” diyecektir.
Nebe Suresi Konusu

Nebe Suresi konusu, Sûrede ağırlıklı olarak kıyamet, öldükten sonra dirilme, hesap, ceza ve mükâfat konuları ele alınmış, Allah’ın varlık ve kudretini gösteren deliller ile melekler konusuna da yer verilmiştir

Nebe Suresi Nuzül

Mushaftaki sıralamada yetmiş sekizinci, iniş sırasına göre sekseninci sûredir. Meâric sûresinden sonra, Nâziât sûresinden önce Mekke’de inmiştir.

Nebe Suresi Fazileti

Nebe Suresi fazileti,

Nebe Suresi Hakkında Sıkça Sorulan Sorular
Nebe Suresi Kur’an-ı Kerim’de kaçıncı sayfadadır?

Nebe Suresi, Kur’an-ı Kerim’de 581. sayfada başlar, 582. sayfada biter.


Nebe Suresi kaç ayettir?

Nebe Suresi, 40 ayetten oluşur.


Nebe Suresi hangi cüzde yer alır?

Nebe Suresi, Kur’an-ı Kerim’de 30. cüzde yer alır.


Nebe Suresi kaç sayfadır?

Nebe Suresi, Kur’an-ı Kerim’de toplam 2 sayfa içinde yer alır.


Nebe Suresi Tefsiri
Kur’an Yolu Tefsiri kitabından Nebe Suresi Tefsiri aşağıdadır.
Nebe Suresi 1-5. Ayet Tefsiri
Nebe’ “önemli haber” demektir. Burada ise “kıyamet haberi” anlamında kullanılmıştır. Kıyamet gününde evrendeki mevcut kozmik düzenin bozulması, Allah’tan başka var olan her şeyin yok olması, öldükten sonra yeniden dirilme, hesaba çekilme vb. önemli olaylar meydana geleceği için onunla ilgili habere “büyük haber” denilmiştir. “Haberden maksat kıyamet olayları değil onu bildiren Kur’an’dır veya Hz. Muhammed’in peygamberliğidir” diyenler de vardır (Ateş, X, 286; krş. Sâd 38/67). Tefsirlerde anlatıldığına göre Hz. Peygamber müşriklere Allah’ın birliğinden ve öldükten sonra dirilmenin gerçekleşeceğinden bahsedip de onlara Kur’an âyetlerini okuyunca, “Muhammed ne getirdi? Neler anlatıyor?” diye birbirlerine sormaya başlamışlar, bunun üzerine açıklanan âyetler inmiştir (Şevkânî, V, 419-420). Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 5 Sayfa: 535
Nebe Suresi 6-11. Ayet Tefsiri
İnsanlığın yaşamasına uygun bir duruma getirilmiş olan yer küresi, üstünde insanların oturup kalkmasına, yatıp uyumasına elverişli olan döşeğe benzetilirken dağlar da arzı yerinde ve dengede tutmak için çakılmış kazıklara benzetilmiştir. Çünkü dağlar yer yuvarlağının dengesini sağlamaktadır. Nitekim başka âyet-i kerîmelerde insanları sarsmasın diye yeryüzüne sabit dağların yerleştirildiği bildirilmiştir (meselâ bk. Nahl 16/15; Mürselât 77/27). Dağların, içinde madenlerin bulunması, suların birikmesi, üstünde çeşitli bitki ve ormanların oluşması vb. sayılamayacak kadar çok faydaları vardır. Allah Teâlâ, yaratıp dağlarla dengesini sağladığı bu yeryüzünde insanların huzur ve sükûn içerisinde mutlu bir şekilde yaşamaları ve nesillerini devam ettirmeleri için onları erkekli dişili çiftler yaratmıştır; 8. âyet bunu ifade eder (krş. Rûm 30/21; Necm 53/45). “Dinlenme” vesilesi diye çevirdiğimiz sübât kelimesi sözlük mânaları yanında mecaz olarak “ölüm” anlamında da kullanılmaktadır. Uyku bir dereceye kadar hareket ve faaliyeti kestiği için ölüme benzetilerek ona da sübât denmiştir (Zemahşerî, IV, 207; Şevkânî, V, 421). Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 5 Sayfa: 536
Nebe Suresi 12-16. Ayet Tefsiri
“Üstünüzde yedi kat sağlam gök yaptık” meâlindeki 12. âyet bazı farklılıklarla Kur’an’da birkaç defa geçmiş, oralarda gereken açıklama yapılmıştır (meselâ bk. Bakara 2/29; Mülk 67/3). Kubbemsi gökleri, alev alev yanarak dünyayı aydınlatan güneşi, bolca yağmur indirerek yeryüzünde birçok nimetin yetişmesine ve hayatın devam etmesine vesile olan bulutları yaratan yüce kudret, bu evreni yok edip mahiyeti ve sistemiyle yeni bir âlem kurmaya elbette kadirdir; işte o âhiret âlemidir. Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 5 Sayfa: 536
Nebe Suresi 17-20. Ayet Tefsiri
“Ayırım günü”nden maksat hakkın bâtıldan, haklının haksızdan, müminin inkârcıdan ayırt edileceği ve dünyada yapılanların karşılığının verileceği büyük hesap günüdür. Cenâb-ı Allah’ın belirlediği ve yalnız kendisinin bildiği kıyametin zamanı geldiğinde insanlar ve diğer bütün canlılar bir araya gelecek ve yüce Allah onların arasında hükmünü verecek, böylece dünyada işlenmiş bütün haksızlıklar karşılığını bulacak, kusursuz adalet gerçekleşecektir. İşte o güne “ayırım günü” veya “hüküm günü” denmesinin sebebi budur (Kurtubî, XIX, 173). Bu âyet “Şüphesiz buluşma günümüz ayırım günü olacaktır” şeklinde de anlaşılabilir. O gün sûra üflenince insanlar kabirlerinden kalkıp bölük bölük mahşer yerinde toplanacaklardır (sûr hakkında bilgi için bk. En‘âm 6/73; Hâkka 69/13). Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 5 Sayfa: 536-537
Nebe Suresi 21-28. Ayet Tefsiri
Sûrenin başından buraya kadar Yüce Allah’ın kudretini gösteren deliller sıralanarak yeniden dirilmenin gerçekleşeceği açıkça ortaya konduktan sonra inkârcıların âhiretteki durumları ele alınmıştır. Mülk sûresinin 8. âyetinde canlı bir varlık gibi tasvir edilerek neredeyse öfkesinden çatlayacak duruma geleceği bildirilen cehennem, burada da pusuda düşmanı gözetleyen bir savaşçı gibi tasvir edilmektedir. 23. âyetteki ahkåb kelimesi “belirsiz uzun süre” anlamına gelen hukubun çoğuludur. Bu kelimenin cehennem azabının süresiyle ilgili olması, İslâm âlimleri arasında önemli bir görüş ayrılığının ortaya çıkmasında etkili olmuştur. İlk dönemlerden itibaren aralarında Hz. Ömer, Hz. Ali ve Abdullah b. Abbas ile İbn Teymiyye gibi önde gelen Sünnîler’in de bulunduğu bazı âlimler ve İbnü’l-Arabî, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî gibi bir kısım mutasavvıflar, diğer bazı âyetler yanında (meselâ bk. En‘âm 6/128; Hûd 11/106-108), özellikle “Orada yıllar ve yıllar boyu kalırlar” meâlindeki konumuz olan 23. âyete, ayrıca Allah’ın rahmetinin her şeyi kuşattığını (A‘râf 7/156), rahmetinin azabına üstün geldiğini, azabını geçtiğini (Buhârî, “Tevhîd”, 15, 55; Müslim, “Tevbe”, 14-16) bildiren âyet ve hadislere dayanarak cehennemin ve / veya cehennem azabının, uzun asırlar ifade eden bir sürenin ardından sona ereceğini yahut içindekilerin azaptan etkilenmeyecek hale geleceklerini düşünmüşlerdir. Ehl-i sünnet âlimlerinin büyük çoğunluğu ise diğer bazı deliller yanında, Kur’ân-ı Kerîm’in ilgili birçok yerinde sık sık ebedîlik anlamı içeren “hulûd” ve “ebed” kavramlarının kullanılmasına ve daha başka delillere dayanarak, inkârcılar ve müşrikler için cehennem azabının sonsuzluğunu savunmuşlardır (bu konuyla ilgili tartışmalar ve ileri sürülen deliller hakkında geniş bilgi için bk. Yusuf Şevki Yavuz, “Azap”, DİA, IV, 305-309; Bekir Topaloğlu, “Cehennem”, VII, 231-232). Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 5 Sayfa: 537
Nebe Suresi 29-30. Ayet Tefsiri
Ağırlıklı yoruma göre 29. âyette kayıt altına alındığı bildirilen, “her şey” ile insanların sorumluluğu gerektiren inanç ve amelleri, iyilik ve kötülükleri; bunların kaydedildiği “kitap” ile de amel defteri veya levh-i mahfûz kastedilmiştir. Âyet, insanların dünyada yaptıklarından hiçbir şeyin Allah’a gizli kalmayacağını, yaptıkları her şeyden hesaba çekileceklerini gösterir. Hesapları görüldükten sonra inkârcılara, “Tadın artık! Bundan sonra size arttırarak vereceğimiz şey ancak azaptır” diye hitap edilir. Hz. Peygamber’in, Kur’an’da en ağır hitabın bu âyet olduğunu söylediği rivayet edilmiştir (Kurtubî, XIX, 182). Durumu açıklayan başka âyetlere göre onların derileri yandıkça yenilenecek (Nisâ 4/56), cehennemin ateşi hafifledikçe de ateş arttırılarak azapları devam edecektir (İsrâ 17/97). Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 5 Sayfa: 537-538
Nebe Suresi 31-36. Ayet Tefsiri
Yeri geldikçe belirtildiği, özellikle bir kutsî hadiste de ifade buyurulduğu üzere, 31. âyette “müttakiler” şeklinde anılan itaatkâr müminler için âhirette hazırlanan nimetler, lutuf ve ikramlar “gözlerin görmediği, kulakların işitmediği ve hiçbir beşer aklının tam olarak tasavvur edemeyeceği türdendir” (Buhârî, “Tevhîd”, 35; Müslim, “Îmân”, 312). Çünkü bütünüyle âhiret gayb alanıdır; gaybı da Allah’tan başkası bilemez (bk. Bakara 2/3). Bununla birlikte, Allah Teâlâ, kullarının uhrevî nimetlere dair yaklaşık bir fikir edinmelerini sağlamak ve onlarda bir arzu uyandırmak için, birçok âyette olduğu gibi burada da idrak ve anlama gücüne göre temsilî bir anlatımla bu dünyada en çok ihtiyaç duydukları, arzuladıkları, sevdikleri nesneler ve hazlardan örnekler vermiştir. Bu anlatımda Kur’an’ın ilk muhataplarının beklentilerinin dikkate alındığı da söylenebilir, kezâ bu anlatımdan, âhirette cennete girmeyi hak eden her bir insana, dünyadaki ameline zihnî ve ruhî kemaline, mutluluk anlayışına ve beklentisine göre neleri istiyor ve bekliyorsa onların verileceği sonucunu çıkarmak da mümkündür (bk. Fussılet 41/30-33). “Bunlar rabbinin bol bol lutfettiği karşılıktır, bağıştır” diye tercüme ettiğimiz 36. âyete, “Bunlar rabbinden, amellerine göre hesap ve takdir edilmiş bolca mükâfatlardır” şeklinde de mâna verilmiştir (İbn Âşûr, XXX, 47-48). Burada kapalı bir şekilde ifade edilmiş olan amellerin karşılığının, başka âyetlerde Allah’ın lutfu olarak on katı (En‘âm 6/160), 700 katı (Bakara 2/261), hatta hesapsız (Zümer 39/10) bir şekilde kat kat verileceği bildirilmiştir. 26. âyette azgınlara verilecek cezanın dünyada yaptıklarına uygun bir karşılık olduğu bildirilmişti. Burada da müminlerin yaptıklarına karşılık olarak verilecek ödülün Allah’ın bolca lutfu ve bağışı olduğu belirtilmektedir. 36. âyette müminlere âhirette verilecek nimetlerin niceliğini bildiren hisâben kelimesi, “çok, bol bol, yeter deyinceye kadar” şeklinde yorumlandığı gibi, “yeterli, kâfi miktarda, amellerin miktarına göre, hak edişe göre” şeklinde de açıklanmıştır. Ancak meâlde biz, kısmen birbirinden farklı olan bu iki yorumdan ilkini tercih ettik. Çünkü ödülün, amellere göre kat kat fazlasıyla, hatta hesapsız verileceğini bildiren âyetler de vardır (Bakara 2/261; Zümer 39/10; Gåfir 40/40) ve bu âyetlerde ahirette ödüllerin hak edişe göre ölçülü değil, Allah’ın razı olduğu kullarına, ölçüye ve hesaba sığmaz lutufları olarak verileceği belirtilmektedir. Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 5 Sayfa: 539-540
Nebe Suresi 37-38. Ayet Tefsiri
Burada Allah Teâlâ’nın, müminlerin de müşriklerin de rabbi olduğuna bir ima vardır. Çünkü yüce Allah yerlerin, göklerin ve evrendeki her şeyin rabbidir. O, rahmân isminin bir tecellisi olarak bütün insanlara rahmetiyle muamele edip her türlü nimeti lutfettiği halde, müşrikler cehâlet ve nankörlüklerinin sonucu olarak Allah’ı bırakıp başka varlıklara tapmışlar, onların kendilerini Allah’a yaklaştıracağını (bk. Zümer 39/3) ve O’nun huzurunda kendileri için şefaatçi olacaklarını iddia etmişlerdir (Yûnus 10/18). Böylece Allah’ın rahmân isminin gereği olan rahmetten de kendi iradeleriyle kendilerini mahrum bırakmışlardır. Hesap gününde bu yaptıklarının yanlış olduğunu anlayınca özür dilemeye kalkışsalar dahi kendilerine ne konuşma izni verilecek ne de özür dileme izni (krş. Mürselât 77/36). Çünkü o gün, kulların kendilerine düşeni yapma günü değil, dünyada yaptıklarının karşılığını görme günüdür, hüküm ve hesap günüdür. Bu sebeple o gün sadece Allah’ın hoşnut olduğu ve konuşmasına izin verdiği kimseler konuşacaklar ve bunlar da ancak gerçeği söyleyeceklerdir. Bütün bu açıklamaların asıl maksadı ise insanların fırsat eldeyken akıllı hareket ederek Allah’ın iradesine uygun bir hayat çizgisi benimseyip o çizgide sapmadan ilerlemeleridir. Müfessirler 38. âyette zikredilen ruh hakkında farklı yorumlarda bulunmuşlardır; “meleklerden büyük bir melek, Cebrâil, meleklerin ileri gelenleri” diyenler bulunduğu gibi, Allah’ın melek olmayan ordularından bir ordu, Âdemoğulları, Âdemoğulları’nın ruhları veya Kur’an olduğunu söyleyenler de vardır (bk. Râzî, XXXI, 24; Şevkânî, V, 428). Ruh ve melekler, Allah’a yakın olmalarına rağmen O izin vermedikçe hiçbir kimse hakkında şefaat edemeyeceklerdir (krş. Yûnus 10/3). Ayrıca, konuşmalarına izin verilenler ancak doğruyu söyleyecekler; çünkü orada hiçbir şeyi gizlemek mümkün olmayacaktır. Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 5 Sayfa: 540-541
Nebe Suresi 39-40. Ayet Tefsiri
Âhiret gününün gerçek olduğu tekrar vurgulanmış; ancak insanların, Allah’a giden yolu seçip seçmeme hususunda serbest bırakıldıkları hatırlatılmıştır. 40. âyette insanların uyarıldığı bildirilen “yakın azap”tan maksat âhiret azabıdır. “Gelecek olan her şey yakındır” anlayışına göre âhiret azabına da “yakın azap” denilmiştir. Ayrıca her bir insan bakımından kıyametin uzaklığının sadece onun ömrü kadar olduğu söylenebilir; çünkü ölümüyle birlikte kendisi için dünya hayatı da bitmiştir. Nitekim bazı hadislerde insanın kabre girmesiyle birlikte ruhunun da hayattaki ameline göre bir tür ödüllendirilme veya cezalandırılma sürecine gireceği bildirilmektedir. Nihayet dünyadaki zaman kavramının sadece yaşayanlar için bir anlam taşıdığı gerçeği dikkate alınırsa kabre girişle kıyametin kopması arasındaki “berzah” denilen dönemin “zaman” dışı veya farklı bir zaman boyutu olduğunu, dolayısıyla kabre giren için artık âhiretin uzakta olmadığını kabul etmek gerekir. Bu gerçekler ışığında baktığımızda âhiretin uzaklarda olduğu kanaati beşerin bir yanılgısından başka bir şey değildir. Bu sebeple sûrenin bu son âyetinde yüce rabbimiz, 37 ve 38. âyetlerde geçen rahmân isminin bir tecellisi olarak, kullarına rahmet sıfatıyla hitap etmekte; “yakın bir azap” konusunda onları vaktinde uyarmaktadır. Uyarının anlamı şudur: Sakın âhiretten kuşku duymayın, O bir gerçektir. Yönünüzü rabbinize dönmeniz, O’na doğru giden bir yol tutmanız için muhtaç olduğunuz fırsat ve özgürlüğünüz vardır. Uyarıldığınız azabı uzakta zannedip çok kısa ve çok değerli olan hayatınızı boş yere tüketmeyin; hayat kısa, şu halde âhiret ve hesap yakındır. O gün, baktığınızda karşınızda göreceğiniz şey, bu dünyadayken oraya gönderdikleriniz, yani kendi imanınız ve amelinizdir. O gün, inançsızların toprak olmayı insan olmaya yeğleyecekleri dehşetli bir gün olacaktır. Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 5 Sayfa: 541-542
Nebe Suresi Hakkında
Mekke döneminin sonlarında nâzil olmuştur. Adını 2. âyette geçen nebe’ ([büyük] haber) kelimesinden alır. Birinci âyetteki Amme, Amme yetesâelûn ibareleri, ayrıca Tesâül ve 14. âyetteki Mu‘sırât (yoğunlaşan bulutlar) isimleriyle de anılmıştır (Âlûsî, XXX, 281). Kırk âyet olup fâsılası “ا، م، ن” harfleridir.
Nebe’ sûresinin konusu öldükten sonra dirilmenin vukuu ve âhiretteki hayatın kısa tasvirinden ibarettir. Sûre, “İnkâr yoluna saplananlar kendi aralarında neyi tartışıp duruyorlar, üzerinde bir türlü anlaşamadıkları o büyük haberi mi?” ifadesiyle başlar ve ardından onun tartışma kabul etmeyen bir gerçek olduğunu yakında anlayacakları ifade edilir (âyet: 1-5). Burada söz konusu edilen “büyük haber”in bazı müfessirlerce Kur’an olduğu söylenmişse de sûrenin devamından anlaşılacağı üzere kişiye sorumluluk duygusu kazandıran ve davranışlarını kontrol etme bilinci aşılayan kıyamet günüdür (İbn Kesîr, VII, 195). Ardından yer küresinde görülen kozmolojik düzene ve buranın insan hayatına elverişli oluşuna temas edildikten sonra (âyet: 6-16), âhiretin isimlerinden biri olan “yevmü’l-fasl” (doğru ile yanlışın kesin çizgilerle ayrılacağı gün) terkibiyle kıyametin kopmasına geçilir ve “azgınların varacağı yer” olarak nitelendirilen cehennemin kısa tasviri yapılır, arkasından gelen altı âyette de müttakilere ait olduğu belirtilen cennetten söz edilir (âyet: 17-36). Sûrenin dört âyetten oluşan son kısmında rahmân olan Allah’tan izin almadan kıyamet gününde Cebrâil ve diğer melekler dahil olmak üzere hiç kimsenin konuşamayacağı ve konuşanların da sadece gerçekleri dile getirebileceği ifade edilir. Sûrenin sonunda, kıyametin mutlaka vuku bulacağı hatırlatılıp herkesin önceden yaptığının karşılığını bulacağı o günde inkâr yoluna saplananların toprak olmayı temenni edeceği bildirilir.
Nebe’ sûresi, Kur’ân-ı Kerîm’in birçok âyetinde vurgulanan Allah’a ve âhiret gününe iman ilkelerini pekiştirmektedir. Bunlardan birincisine dolaylı şekilde temas edilirken ikincisi etkileyici bir üslûpla zihni ve gönlü gerçeklere açık olanlara anlatılmaktadır. Sûrenin ilk muhatabı olan Mekke halkı ile diğer insanların çoğu kâinatı yaratan ve yöneten yüce bir varlığın mevcudiyetini inkâr etmiyor, ancak O’na karşı sorumluluklarını vurgulayan ikinci ve ebedî hayatı benimsemeye nefsânî arzuları engel oluyordu. Sûre özellikle bu konuyu vurgulamaktadır.
Hz. Peygamber’in Nebe’ sûresini Mürselât sûresiyle birlikte namazın bir rek‘atında okuduğu bilinmektedir (Buhârî, “Feżâǿilü’l-Ķurǿân”, 6, 28; Müslim, “Śalâtü’l-müsâfirîn”, 275-279; krş. İbrâhim Ali, s. 306-307, 342-343). “Amme yetesâelûn sûresini okuyan kimseye Cenâb-ı Hak kıyamet gününde soğuk içecekler lutfedecektir” meâlindeki rivayetin (Zemahşerî, VI, 303; Beyzâvî, IV, 374) mevzu olduğu belirtilmiştir (Zemahşerî, I, 684-685 [neşredenlerin notu]; Muhammed et-Trablusî, II, 725).
Nebe’ mushafın otuzuncu cüzünün ilk sûresini teşkil eder. Amme cüzü diye bilinen bu kısmın içerdiği otuz yedi sûrenin hepsi -birkaçı hariç- Mekkî’dir, namaz sûreleri de bu kısmın sonunda yer almaktadır. Amme cüzü ayrı olarak yazılıp basılmış ve müstakil tefsirleri yapılmıştır. Bunlardan Nebe’ Tefsiri Tercümesi-Ebülleys Semerkandî adıyla basılan risâle (İstanbul 1317) Amme cüzüne ait muhtasar bir tercüme niteliğinde olup Semerkandî’ye nisbeti şüpheli görünmektedir (krş. Ziriklî, VIII, 27; DİA, XIX, 315). Kemalpaşazâde’nin Risâle fî Sûreti’n-Nebe’ (Resâilü İbn Kemâl içinde [nşr. Ahmed Cevdet], İstanbul 1316, I, 33-40), Kazâbâdî’nin Ĥâşiye Ǿalâ Tefsîri Sûreti’n-Nebeǿ ve’n-NâziǾât ve ǾAbese (DİA, XXV, 120), Muhammed Abduh’un Tefsîru cüzǿi ǾAmme (Kahire 1322), Saâdetullah Han Muhammed’in LevâmiǾu’l-beyân (Haydarâbâd-Dekken 1345), Muhammed Mübârek Abdullah’ın Tefsîru cüzǿi ǾAmme maǾa muķaddimeti’t-tefsîr (Kahire 1963), Mahmûd Ahmed Nahle’nin Dirâsât Ķurǿâniyye fî cüzǿi ǾAmme (İskenderiye 1988) ve Muhammed Abdülmün‘im Ali Mütevellî’nin Min esrâri’t-taǾbîri’l-Ķurǿânî fî sûreti’n-Nebeǿ (baskı yeri yok, 1997) adlı eserleri bu konudaki çalışmalardan bazılarıdır. Özcan Tabaklar ve Ulyâ Nisâr, Mustafa b. Muhammed’e ait Amme Cüzü Tefsiri üzerine dil açısından yüksek lisans tezi hazırlamış (1987, İÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü), Mehmet Doğu adı bilinmeyen bir müellife ait Amme Tefsiri’yle ilgili aynı mahiyette bir çalışma gerçekleştirmiştir.
BİBLİYOGRAFYA:
Buhârî, “Feżâǿilü’l-Ķurǿân”, 6, 28; Müslim, “Śalâtü’l-müsâfirîn”, 275-279; Zemahşerî, el-Keşşâf (nşr. Âdil Ahmed Abdülmevcûd v.dğr.), Riyad 1418/1998, I, 684-685; VI, 303; Beyzâvî, Envârü’t-tenzîl, Beyrut 1410/1990, IV, 374; İbn Kesîr, Tefsîrü’l-Ķurǿâni’l-Ǿažîm, Beyrut 1385/1966, VII, 195-203; Muhammed et-Trablusî, el-Keşfü’l-ilâhî Ǿan şedîdi’ż-żaǾf ve’l-mevżûǾ ve’l-vâhî (nşr. M. Mahmûd Ahmed Bekkâr), Mekke 1408/1987, II, 725; Âlûsî, Rûĥu’l-meǾânî, Beyrut 1421/2000, XXX, 281; İbrâhim Ali es-Seyyid Ali Îsâ, Feżâǿilü süveri’l-Ķurǿâni’l-Kerîm, Kahire 1421/2001, s. 306-307, 342-343; Ziriklî, el-AǾlâm, Beyrut 2002, VIII, 27; Abdülkadir Yuvalı, “İbn Arabşah, Şehâbeddin”, DİA, XIX, 315; Mustafa Öz, “Kazâbâdî”, a.e., XXV, 120; Seyyid Muhammed Hüseynî – Mahbûbe Müezzin, “Sûre-i Nebeǿ”, DMT, IX, 402-403.
Bekir Topaloğlu

Kaynak

suresi com tr

RAŞiT TUNCA

BAŞAĞAÇLI RAŞiT TUNCA
Raşit Tunca

FORUMUMUZDA
Dini Bilgiler...
Kültürel Bilgiler...
PNG&JPG&GiF Resimler...
Biyografiler...
Tasavvufi Vaaz Sohbetler...
Peygamberler Tarihi...
Siyeri Nebi
PSP&PSD Grafik

BOARD KISAYOLLARI

ALLAH

Allah



BAYRAK

TC.Bayrak



WEB-TUNCA


Radyo Karoglan

Foruma Misafir Olarak Gir


Forumda Neler Var


Karoglan-Raşit Tunca - Dini - islami - Dini Resim - FIKIH - Kuran - Sünnet - Tasavvuf - BAYRAK - Milli - Eğlence - PNG - JPEG - GIF - WebButtons - Vaaz - Sohbet - Siyeri Nebi - Evliyalar - Güzel Sözler - Atatürk - Karoglan Hoca - Dini Bilgi - Radyo index - Sanal Dergi




GALATASARAY

G A L A T A S A R A Y


FENERBAHÇE


F E N E R B A H C E


BEŞiKTAŞ

B E Ş i K T A Ş


TRABZONSPOR

T R A B Z O N S P O R


MiLLi TAKIM

M i L L i T A K I M


ETKiNLiKLERiMiZ


“Peygamberimiz Buyurdular ki Birbirinize Temiz ağız ile Dua edin. Bizde Sayfamızı ziyaret edenlerin ve bu bölümü ziyaret edenlerin kendilerinin Ruhaniyetine, geçmişlerinin Ruhuna Yasin Okuyup hediye ediyoruz Tıkla, ya sende oku yada okunmuş Yasinlerden Nasibini Al”
(Raşit Tunca)



MEVLANA'DAN

“ Kula Bela Gelmez Hak Yazmadıkca, Hak Bela Yazmaz Kul Azmadıkca, Hak intikamını, Kulunun Eliyle Alır da, Bilmiyenler Kul Yaptı Sanır."
(Hz. Mevlana)