MUHAMMED

Muhammed


BAYRAK

TC.Bayrak



Welcome, Guest
You have to register before you can post on our site.

Username
  

Password
  





Forum Statistics
Members:» Members: 7
Latest member:» Latest member: Muhammed
Forum threads:» Forum threads: 5,258
Forum posts:» Forum posts: 5,849

Full Statistics Full Statistics

DOWNLOADEN


“Downloaden Bölümümüzden BEDAVA Grafik Paketleri,E-Kitaplar ve Bedava Bilgisayar Programlarını Tek TIKLA BEDAVA indirebilirsiniz”
(Raşit Tunca)




AYET

“Yeryüzüne muhakkak benim iyi kullarım varis olacaktır”
ENBİYA Suresi 105


FELSEFEMiZ

“ iSLAM OKUMAK YAZMAK YADA ÇiZMEK DEĞiLDiR, Yahutta O Hadis şöyle, Bu Ayette böyle diyor Diye Papağanlıkda Değildir. islam Kuranı ve sünneti HAYATINA TATBiK edip, Onunla Yaşayabilmekdir”
(Karoglan Raşit Tunca Sözü)


Raşit Tunca Sözü

“Yüzme bilmek Denizden çıkmana fayda vermez, taaki yüzme biliyorsan, denizedee düştüysen, ellerini, kollarını, ayaklarını çırpacaksın, ve birde tutuncak dal bulacak, tutunup çıkacaksın. ilimde böyledir, bir ilmi bilmek fayda etmez, taaki, onu hayatında tatbik edesiye, Dinde böyledir, din bilmek imanını kurtarmaz, taaki, ne zaman, bildiğin öğrendiğin dinini hayatında tatbik edip, yaşadın, o zaman belki kurtulursun.”
(Karoglan Raşit Tunca Sözü)

GÜZEL SÖZ

“ Bazen Hata Yapıvermek, Doğruyu bulmanın ilk Basamağıdır.
(Başağaçlı Raşit Tunca Sözü)



[attachment=145341]

Karpuzun Faydaları Nelerdir?

Karpuzun Besin Değeri

Karpuz, magnezyum, potasyum, A ve C vitaminleri de dahil olmak üzere çeşitli besin maddeleri barındıran bir meyvedir. Aynı zamanda en çok su içeren ve kalorisi düşük besinler arasında yer alır.

150 gram yani ortalama 1 su bardağı içerisindeki karpuz şu besin değerlerini içerir:

    Kalori: 46
    Karbonhidrat: 11,5 gram
    Lif: 0,6 gram
    Şeker: 9,4 gram
    Protein: 0,9 gram
    Yağ: 0,2 gram
    Potasyum: GD'nin %4'ü
    Magnezyum: GD'nin %4'ü
    A Vitamini: Günlük Değerin (GD) %5’i
    C Vitamini: Günlük Değerin %14'ü

Karpuz, karotenoidler, likopen ve cucurbocitrin gibi antioksidan içeriği sayesinde serbest radikallere karşı da savaşır. Karpuz kan basıncını düşürme ve sinir fonksiyonlarını desteklemeyi sağlayan potasyum ve tüketilen proteinleri parçalamada rol alıp, bağışıklığı güçlendiren B6 vitamini açısından zengindir. Biotin, B1 vitamini, bakır, magnezyum içinde iyi bir kaynaktır. Bir porsiyon yani 200 gramlık bir karpuz 60 kalori olmasıyla da iyi bir diyet besinidir. 200 gram karpuz 15 gram karbonhidrat, 0,80 gram lif ve 8 miligram likopen içermektedir.

Karpuzun Faydaları Nelerdir?

Karpuz, kan basıncını dengeler, A vitamini sayesinde göz ve cilt sağlığını destekler, dehidrasyonu önler, özellikle içerisinde yer alan karotenoidler damarların sertleşmesi, kan pıhtıları, felç ve kalp krizi riskini azaltarak kalp sağlığını korur.

Günlük C vitamini ihtiyacının yüzde 16’sı karşılayabilen karpuzun faydaları şunlardır:

    Kan basıncını düzenler, tansiyonu kontrol altına alır
    Diyabet, obezite, kalp ve kanser gibi kronik hastalık riskini azaltır
    Vücutta yağ birikimini engeller
    Oksidatif stresi azaltarak kalbi korur
    Sindirimi düzenleyip, kabızlığı, hazımsızlığı önler
    Dehidrasyonu önler
    İçerdiği kolin sayesinde hafızayı güçlendirir
    Karpuz tüketimi kas ağrılarını azaltır
    Diüretiktir, doğal bir idrar söktürücüdür
    Güçlü bir antioksidan olan likopen içerir
    Kolajen üretimini arttırır, cildi nemlendirir
    Saç hücrelerini destekler

Günlük C vitamini ihtiyacının yüzde 16’sı karşılar

İçerisinde yer alan C vitamini sayesinde günlük olarak alınması gereken C vitamini ihtiyacı karşılanır. Bunun yanında C vitamini, enfeksiyonlarla savaşmada etkilidir bu da bağışıklık sistemini destekler.

Kan basıncını düzenleyerek, tansiyonu kontrol altına alır

Magnezyum ve potasyum içeren karpuz, kan basıncına etki ederek tansiyonun düşmesini sağlar. Böylelikle kan damarlarındaki gerginlik azaltılarak kan akışı uyarılır. Kalp üzerindeki stres de azaltılmış olur.
Kanser vakalarında yan etkinin azalmasına yardımcı olur

Antioksidan yapısı ve zengin su içeriği sayesinde kanser hastaları için destekleyici bir meyve görevi görür.

Vücutta yağ birikimini engeller

Karpuz, lifli yapısı ve düşük kalorisi sayesinde kilo vermek isteyen kişiler için tüketilen bir meyvedir. Buna bağlı olarak vücutta yağ birikimini engelleyerek sindirim sisteminin desteklenmesine yardımcı olur.

Oksidatif stresi azaltarak kalbi korur

Antioksidan yapısından dolayı karpuz, vücutta serbest radikallerin neden olduğu oksidatif stresi azaltır bu da hücrelerin korunmasına yardımcı olur. Böylelikle bağışıklık sistemi sağlığını destekler.

Sindirimi düzenleyip, kabızlığı ve hazımsızlığı önler

En çok su içeren meyveler arasında yer alan karpuz lifli yapısıyla beraber sindirim sisteminin düzenli çalışmasını sağlar. Buna bağlı olarak kabızlığı ve hazımsızlığı da önler.

Susuzluğa çare olur

Yüzde 92’i su olan karpuz tüketildiği zaman susuzluğu giderebilir. Su sağladığından vücut direncinin korunmasını sağlayarak bağışıklık sistemini destekler.

İçerdiği kolin sayesinde hafızayı güçlendirir

Vücut içerisinde kolin seviyesini yükselmesi bilişsel işlev ve daha güçlü bir hafızanın oluşmasını sağlar. Karpuz içerisinde yer alan kolin de bu durumların desteklenmesin önemli rol oynar.

Kas ağrılarının azalmasını sağlar

Egzersiz sonrasında tüketilen karpuz, kas ağrılarının azalmasını sağlayarak güçlü kalmaya yardımcı olur. Egzersiz sonrasında toparlanma sürecini desteklemek da karpuzun faydaları arasında sayılır.

Cildi nemlendirip, saç hücrelerini geliştirir

Karpuzda yer alan ve beta-karoten tarafından üretilen A vitamini, cilt hücrelerinin onarılmasını sağlar. Kuru cildin ve pullanmanın önler. B6 vitamini sivilceyi önlemeye yardımcı olur.

Karpuz Çekirdeğinin Faydaları Nelerdir?

Kötü kolesterolü düşürmek, kan basıncını dengelemek ve böbrek fonksiyonlarının düzenlenmek karpuz çekirdeğinin faydaları arasındadır. Cucurbocitrin adlı maddenin yer aldığı karpuz özellikle kan basıncına etki eder bu da kalp sağlığının korunmasını sağlar. 1 avuç karpuz çekirdeği tüketildiği durumda hafıza güçlendirir, yağ emilimini sağlar, sinir iletimini destekler vücuttaki inflamasyonu azaltır.

Karpuzun Faydaları Hakkında Sık Sorulan Sorular

Böbrek hastaları tüketebilir mi?

Birçok araştırma karpuz gibi bitkisel besinlerin tüketilmesini obezite, diyabet, genel ölüm oranlarının azalması, kanser ve kalp hastalıklarının azalması ile ilişkilendirmektedir. Ancak karpuz potasyum içeriği yüksek olan meyvelerden biridir. Bu sebeple potasyum kısıtlaması olanlarda, böbrek hastalarında tüketimi beslenme uzmanları kontrolünde olmalıdır.

Karpuz hangi hastalıklara iyi gelmez?

Karpuz, özellikle diyabet, insülin direnci ve hipoglisemisi bulunan kişilerin kontrollü tüketmesi gereken bir besindir. Bunun yanında migreni tetikleyebilecek bir amino asit olan yüksek düzeyde tiramin içerdiğinde migreni bulunanların da doğru oranda tüketmesi gerekir.

Kaynak

memorial.com.tr

[attachment=145341]

[attachment=145342]

[attachment=145343]

[attachment=145306]

Portakalın Faydaları Nelerdir?

Portakal Nasıl Bir Meyvedir?

Portakal, yaygın olarak Brezilya, ABD, Meksika ve Çin’de üretilen; özellikle C vitamini ve antioksidanlardan zengin bir narenciye türüdür. Tatlı ve ekşi türleri olmakla birlikte özellikle en yaygın kullanılan türleri meyve suyu üretiminde kullanılan türü olan Valencia, Cara Cara, Navel portakalı ve kan portakalıdır.

İspanya, Türkiye, Hindistan, Mısır ve Yunanistan ise yıllık 1 milyon tonun üzerinde portakal üretirken, Alanya ve Finike portakalı ise yalnızca Türkiye'de yetişen türleridir. Portakal, taze meyve olarak tüketiminin yanı sıra;  taze sıkılmış suyu ve kurutulmuş haliyle de günlük beslenmede oldukça yer tutmaktadır.

Portakalın Faydaları Nelerdir?

Portakal içerdiği C vitamini sayesinde hücre hasarını engeller, kansere neden olan serbest radikaller ile savaşır. Bağışıklık sistemini destekler ve mikroorganizmalara karşı korur. Yaşa bağlı maküler dejenerasyonu yavaşlatarak göz sağlığını destekler. Demir emilimini arttırarak anemiyi iyileştirmeye yardımcı olur.

    Kan basıncını düzenlemeye yardım eder
    İnflamasyonu azaltır
    Doğumsal defektleri önler
    Böbrek taşı oluşumunu önler
    Hücre hasarını engeller
    Bağışıklık sistemini güçlendirir
    Göz sağlığına iyi gelir
    Kalp sağlığına fayda sağlar
    Demir emilimini arttırarak anem riskini azaltır

Kan basıncını düzenler

Portakalın içerdiği C vitamini, stres hormonu olan kortrizolü baskılayarak kan basıncının düzenlenmesine yardımcı olmaktadır.
İnflamasyonu azaltır

Portakal, diyabet, kalp ve damar hastalıkları, artrit ve Alzheimer gibi hastalıklarda inflamasyonu azaltmayı sağlayabilmektedir.

Doğumsal defektleri önler

DNA sentezi için önemli bir vitamin olan folik asit de portakalda bulunmaktadır. Bu nedenle özellikle gebelerde portakal tüketimi yeterli folik asit alımını destekleyerek doğumsal defektleri önleyebilmektedir.

Böbrek taşı oluşumunu önler

Portakal tüketimi böbrek taşına da iyi gelebilmektedir. Portakalın içerdiği sitrat, böbreklerde kalsiyum birikimini önleyerek taş oluşumunun önüne geçebilmektedir.

Portakal Yağı Faydaları Nelerdir?

Yapılan çalışmalar, portakal yağının bazı bakteri ve mantar türlerinin üremesini durdurduğunu, stres düzeyini azaltarak anksiyete ve depresyonu azaltabildiğini, öğütülmüş zencefil ile birlikte cilde uygulandığında diz ağrılarını azaltmaya yardımcı olduğunu göstermektedir. Ayrıca, bir araştırma portakal yağının solunumu akciğer fonksiyonlarının ve koşu süresinin belirgin derecede arttığını göstermiştir, ancak bu konuda yeterli bilimsel veri yoktur.

Portakal Suyunun Faydaları Nelerdir?

Portakal suyu, demir eksikliği olan kişilerde demir kaynağı besinlerle birlikte tüketildiğinde anemiyi tedavi etmeye yardımcı olur, 1 su bardağı portakal suyu günlük C vitamini ihtiyacını fazlasıyla karşılar. Kalp sağlığını iyileştirir, böbrek taşı riskini azaltır, melanin pigmentinin üretimini azaltarak cilt lekelerinin oluşumunu önleyebilir. Kemik ve diş sağlığını destekleyen kalsiyum içerir. Anti-inflamatuar özelliklere sahiptir.

    Kansızlığı önler
    Günlük C vitamini ihtiyacını karşılar
    Kalp sağlığını destekler
    Böbrek taşı riskini azaltır
    Cilt lekesi oluşumunu önleyebilir
    Kemik ve diş sağlığını korur
    Anti-inflamatuardır.

Kurutulmuş Portakaların Faydaları Nelerdir?

Kabuğu ile birlikte kurutulmuş portakal iyi bir diyet lifi kaynağıdır. Bu nedenle bağırsak hareketlerinin düzenlenmesine ve kabızlığın önlenmesine yardımcı olabilmekte; sindirim sistemi sağlığını desteklemektedir.

Portakalın Zararları Nelerdir?

Portakal asitli bir meyve olduğundan özellikle gastrit, reflü veya ülser gibi sindirim sistemi rahatsızlığı olan kişilerde mide yanması, şişkinlik veya gaz gibi şikayetlere neden olabillir. Kumarin grubu kan sulandırıcı ilaç kullanan kişiler günlük portakal tüketimini 1 adet ile sınırlı olmalıdır. Diyabet veya insülin direnci olan kişilerin daha iyi bir kan şekeri kontrolü sağlayabilmek adına portakalı ara öğünlerinde; yanına kavrulmamış kuruyemiş veya süt, yoğurt gibi bir protein kaynağı ile tüketmesi ve porsiyon kontrolüne özen göstermesi önemlidir.

Portakal ile İlgili Sık Sorulan Sorular

Portakal yağı nedir?

Portakal yağı, tatlı portakalın soğuk sıkımı ile elde edilmektedir. Portakal yağı içerisinde portakalın yaprak ve çiçekleri de kullanılabilmektedir. Portakal yağı genellikle sprey formunda, aromaterapide difüzyon yolu ile veya masaj yağı olarak kullanılmaktadır.

Portakalda en çok hangi vitamin bulunur?

Portakal yüksek miktarda C vitamini ve potasyum içermektedir. 1 orta boy portakal yetişkin bir bireyin günlük C vitamini ihtiyacını karşılamak için yeterlidir. Portakal C vitaminin yanı sıra A vitamini, folik asit ve diyet lifi kaynağıdır.

Günde kaç tane portakal yenilmelidir?

Kişinin günlük enerji ihtiyacına göre 1-2 adet portakal tüketmesi yeterli olacaktır. Özellikle sigara kullanan kişilerde günlük C vitamini ihtiyacı 2 kat arttığından bu bireylerin günlük 2 adet portakal tüketmesi, C vitamini alımının yeterli olmasına yardımcı olabilir. 

Portakal suyunu kimler içmemelidir?

Yüksek tansiyon tedavisinde kullanılan beta bloker grubuna giren celiprolol içeren ilaçları kullanan kişiler yüksek miktarda portakal suyu tüketiminden kaçınmalıdır. Çünkü yüksek miktarda portakal suyu tüketimi vücutta celiprolol düzeyini arttırabilmektedir. Yine yüksek kolesterolü olan kişilerin kullandığı pravastatin portakal suyu ile etkileşime girebilmektedir. Ayrıca ürtiker gibi alerjik semptomların tedavisinde kullanılan ve etken maddesi fexofenadin olan ilaçlar da portakal suyu ile etkileşim gösterebilmektedir. Portakal suyunun kandaki düzeyini yükselttiği ilaçlardan birisi de parazit tedavisinde kullanılmaktadır. İlaç kullanımı esnasında portakal suyu tüketim miktarına dikkat etmek yararlı olacaktır.

İlaç kullanımın yanı sıra zayıflama diyeti uygulayan kişilerin porsiyon kontrolünü sağlayabilmek adına portakal suyu yerine taze meyve tüketmesi çok daha faydalıdır. Diyabeti, reaktif hipoglisemisi veya insülin direnci olan bireyler ise portakal suyu yerine meyveyi lifi ile birlikte bütün olarak tüketmelidir.

Portakal yemek kilo aldırır mı?

Günlük meyve tüketiminin ihtiyacın üzerinde olması kilo artışına sebebiyet verebilmektedir. Yetişkin bireylerde meyve tüketiminin günlük 2-4 meyve ile sınırlandırılması gerekmekte; günlük 1 portakal tüketimi C vitamini ihtiyacının büyük bir kısmını karşılamada yeterli olmaktadır. Ayrıca portakalın suyunu sıkarak içmek yerine taze meyve olarak tüketmek hem daha iyi bir lif alımı sağlayacak hem de porsiyon kontrolünü kolaylaştıracaktır.

Portakal çekirdeği zararlı mıdır?

Portakalın çekirdeğini tüketmek sindirim yolunda tıkanmaya dolayısıyla apandisite neden olabileceğinden zararlıdır.

Bebeklere portakal veya portakal suyu verilmeli midir?

Bebeklere ilk 6 ay anne sütü veya uygun formül mama dışında başka bir besin önerilmemektedir. Özellikle turunçgiller besin alerjisi yaratma riski olan bir meyve grubudur. Bu nedenle 1 yaşından önce bebeklere portakal ve portakal suyu verilmemesi önerilmektedir.

Portakal demir eksikliğine iyi gelir mi?

Demir eksikliği olan kişilerde yumurta, et gibi demirden zengin kaynaklar ile birlikte C vitamini alabilmek adına portakal suyu tüketimi yararlı olabilmektedir.

Portakalın Faydaları Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

Portakal Kilo Aldırır mı?

Gün içerisinde belirli bir miktarda portakal tüketmek kilo alımına neden olmaz. Fakat aşırı miktarda portakal yenmesi halinde, meyvelerin içerisinde yer alan doğal şekere bağlı olarak kilo alımı gözlemlenmesi mümkün hale gelir. Yetişkin kişilerin günde en az iki en fazla ise dört adet meyve tüketmesi uygun görülür. Dört adetten fazla meyve tüketmek kilo aldırır ve şeker problemine yol açabilir. Bu nedenle hangi meyveyi tüketiyor olursanız olun, aşırı miktarda tüketmeniz sizlere fazla kilo olarak geri döner.


Portakal Suyu Faydalı mıdır?

Taze sıkılmış olan portakal suları oldukça faydalı içeceklerdir. Fakat hazır olarak satılan portakal suları, evde kendi sıktığınız portakal suyu ile aynı faydaları sağlamaz. Hazır market meyve sularının içerisinde farklı tatlandırıcılar yer alır. Bu tatlandırıcı ek ürünler ise insan sağlığını olumsuz yönde etkileyici bazı özellikleri ile bilinir. Kendinizin evde kolaylıkla hazırlayabileceği birçok meyve suyu vardır. Dalından toplanan meyvelerin suyunu sıkarak hem kendinize hem de çocuklarınıza sağlıklı içecekler hazırlayabilirsiniz. Portakal suyunun insan sağlığı açısından bilinen bazı faydaları şu şekildedir;

    Portakal suyunun içerisinde bol miktarda demir vardır. Özellikle demir eksikliği olan kişiler için portakal suyu çok faydalıdır
    Günlük C vitamini ihtiyacının karşılanmasını sağlar
    Sıcak yaz aylarında içinizi ferahlatır
    Anemi hastalığının tedavi sürecinde etkilidir
    Günlük meyve ve sebze tüketiminin yeterli olmadığında ek gıda olarak fayda sağlar
    Çocukların meyveleri sevmesini sağlar ve meyve tüketimini arttırır

Portakal Suyu İçmemesi Gerekenler

Portakal suyu tüketimi bazı kişiler için sakıncalıdır. Bunun nedenlerinin en başında isse portakal suyunun asitli bir yapıya sahip olması yer alır. Portakal suyunun asitli yapısı, mide problemine sahip olan kişiler için sakıncalıdır. Yüksek tansiyon hastalarının portakal suyu tüketmesi pek fazla önerilen bir durum değildir. Yüksek tansiyonu dengelemek adına hastaya verilmiş olan ilaçların, portakal suyu ile etkileşime girme ihtimali yüksektir. Bu nedenle yüksek tansiyon hastalarının doktor onayı olmadan portakal suyu tüketmemesi gerekir.

Yüksek kolesterol hastalarının kullandığı bazı ilaçlar da yine tansiyon hastalarında olduğu gibi portakal suyu ile etkileşime girmeye müsaittir. Bu nedenle kolesterol ilacı kullanan kişilerin de doktor onayı olmadan portakal suyu içmemesi gerekir. Kilo vermek isteyen ve sağlıklı diyet yapan kişilerinde portakal suyu içmek yerine direkt olarak portakal tüketmeleri önerilir.

Kaynak

memorial.com.tr
medicalpark.com.tr

[attachment=145306]

[attachment=145307]

[attachment=145308]

[attachment=145272]

Elmanın Besin Değeri Nedir?

100 gram ağırlığındaki bir elmanın yaklaşık %85’i sudan oluşur. Elmanın içerisinde yer alan birçok besin değeri farklı hastalıklara ya da sağlık problemlerine karşı koruma sağlar.

Elmanın besin değeri şu şekildedir:

    Kalori: 104
    Karbonhidrat: 11.6 gr
    Lif: 5 gr
    C Vitamini: Günlük Değerin (GD) %10'u
    Bakır: GD'nin %6'sı
    Potasyum: GD'nin %5'i
    K Vitamini: Günlük Değerin %4'ü

Elmanın glisemik indeksi, protein ve yağ içeriği düşüktür. Elma, lifli bir yapısı olması nedeni ile bağırsak tembelliğine iyi gelen, bununla beraber kolesterol ve karbonhidratların emilimini düzenlemeye yardımcı çözünür bir lif olan pektin içeriği en yüksek meyvelerden biridir.

Elmada C, A, K, B6 ve E vitaminleri bulunur. C vitamini besinler yoluyla sağlanmalıdır. Yorgunluğu azaltmaya yardımcı olur, sinir sisteminin düzgün çalışması ve bağışıklık savunması için gereklidir, demir emilimini artırır. İçerisinde bulunan polifenoller sayesinde antioksidan özelliklere sahiptir.

Elma, potasyum, fosfor, kalsiyum, çinko, demir gibi mineraller içermektedir. Potasyum, normal kan basıncını ve kas fonksiyonunu korumaya yardımcı olan bir mineraldir.

Elmadaki vitaminden en iyi şekilde yararlanmak için elma çiğ olarak, kabuklu veya kabuğu soyulduktan hemen sonra tüketilmeli çünkü C vitamini havadaki ısı ve oksijenin etkisine karşı hassastır. Elma, enerji metabolizmasına katkıda bulunur ve hücreleri oksidatif strese karşı korur. 

Elmanın Faydaları Nelerdir?

Düşük protein, yağ ve zengin pektin içeren elma, kolesterolü dengeler, kanı temizler, vücuttan toksin atımını kolaylaştırır, sindirim sistemini düzenler, bulantıyı azaltır ve karbonhidrat emilimini kontrol altında tutar.

Elmanın en yaygın olarak bilinen faydaları şöyle sıralanabilir:

    Vücuttaki iltihabı hafifletir
    Toksin atılımını kolaylaştırır
    Kanı temizlemeye yardımcı olur
    Sindirim sistemini düzenler ve mide rahatsızlıklarına iyi gelir
    Kalp ve damar hastalıkları, diyabet ve obezite oluşumunu önler
    Bağırsak sağlığını destekler
    Serbest radikallerin etkilerine karşı vücut direncini arttırır
    Yaşlanma karşıtı bir besindir
    Hücre koruyucudur ve enerji verir
    Vücuda gerekli olan suyu sağlar
    Ağız ve diş sağlığına faydalıdır

Hücre koruyucudur ve enerji verir

C, A, K, E ve B vitaminleri açısından zengin olan elma içerdiği mineraller ve eser elementlerle hem enerji verir hem de hücre koruyucudur.

Vücuda gerekli olan suyu sağlar

Zengin su içeriği ile vücudun düzgün çalışması için gerekli olan hidrasyonu sağlar.

Vücuttaki iltihabı hafifletir

Antioksidan olan lif ve kuersetin gibi anti-inflamatuar maddeler içeren elma, solunum sisteminde yer alan iltihabın azalmasına yardımcı olur. Bunun yanında kanda yer alan c-reaktif proteinleri azaltır.

Kalp ve damar hastalıkları, diyabet ve obezite oluşumunu önler

Elmanın zengin lif ve antioksidan bileşenleri kolesterol düşürücü etkileriyle kalp ve damar hastalıklarına karşı koruma sağlamakta, diyabet ve obezite oluşumunun önlenmesinde yardımcı olmaktadır. Özellikle meyve ve sebzelerden oluşan lif açısından zengin bir beslenme birçok kronik hastalık riskinin azalmasına katkıda bulunur.

Bağırsak sağlığını destekler ve tok tutar

Elma çözünen ve çözünmeyen lif bakımında zengin bir içeriğine sahip olduğu için tok tutar, iştahı keser, bağırsakları çalıştırır, bağırsak sağlığını destekler ve kabızlığı önler. Bağırsak sağlığını koruması bağışıklık sistemini de desteklemektedir.

Serbest radikallerin etkilerine karşı korur

Antioksidanlar serbest radikallerin zararlı etkileriyle mücadele etme özelliğine sahiptir. Serbest radikaller hücrelerin erken yaşlanmasına neden olurlar. Tütün veya alkol tüketimi, güneşe maruz kalma, kirlilik vb. durumlarında serbest radikallerin üretimi artar. Serbest radikallerin etkilerine karşı koymak için yeterli miktarda antioksidan tüketmek sağlıklı bir yaşam için gereklidir.

Yaşlanma karşıtı bir besindir

Elmanın antioksidanlar ve özellikle polifenollerdeki zenginliği, cilt dahil olmak üzere hücresel yaşlanmayı hızlandıran serbest radikallere karşı savaşarak elmayı yaşlanma karşıtı bir besin haline getirir.

Kansere yakalanma riskini azaltır

Elma polifenollerinin, özellikle kuersetin gibi flavonoidleri, çeşitli kanser ve metastaz türlerinin riskini azaltma potansiyeline sahiptir. Karaciğer,  akciğer ve kolon kanserine yakalanma riskini azaltır. Kuersetinin, antiviral ve antienflamatuar özellikleri de bulunmaktadır.

Ağız ve diş sağlığına faydalıdır

Elmayı ısırarak yemek ağız ve diş sağlığı için faydalıdır. Çiğneme periodontal hastalıklara karşı koruma sağlar.

Elmanın Cilde Faydaları Nelerdir?

Elma içeriğindeki C, A ve E vitaminleri, antioksidanlar, özellikle polifenoller ile ciltte yaşlanma karşıtı ve nemlendirici etkileri bulunmaktadır. Bu bileşenler cildi, saçları ve tırnakları daha sağlıklı ve güçlü yapmaktadır. Elma sirkesi de yine cilde temizler ve parlaklık vermektedir. Elma sirkesi cilde direkt uygulanmamalıdır. Hassas ciltlerde kızarıklık ve tahrişe neden olabilmektedir. Bitkisel bile olsa bir uzmana danışmadan cilde uygulamamak gerekmektedir.

Elmanın Faydaları Hakkında Sık Sorulan Sorular

Günlük kaç porsiyon elma tüketilmeli?

Ergenler ve yetişkinler için 100 ila 150 g elma tüketilmesi önerilmektedir. Elma suyu veya komposto ile karşılaştırıldığında, bütün elma en iyi tokluğu sağlayan formdur. Glisemik indeksi düşük olsa da meyve şekeri içermektedir bu sebeple diyabet hastalarının elmayı ölçülü bir şekilde tüketmesi gerekmektedir.

Elma nasıl muhafaza edilmeli?

Serin ve karanlık oda ısısında 7-8 gün, buzdolabında 4 ila 6 hafta muhafaza edilebilir. Elma kesildiğinde ya da soyulduğunda havayla temas ettiği için kararan bir meyvedir. Yarım elma yenmek istendiğinde kalan yarısına limon sıkılıp streç film ile kaplanarak muhafaza edilebilir.

Kırmızı Elmanın Faydaları

Kırmızı elma, diğer elma çeşitlerine oranla daha yüksek oranda antioksidan bileşen içeriğine sahiptir. Kırmızı elmanın faydaları arasında aşağıdakiler yer alır:

    Kabuklu halde tüketilen kırmızı elma, pektin adı verilen çözünebilir ve selüloz adı verilen çözünmez lif içeriği sayesinde dışkı hacmini artırır ve bağırsak hareketlerini hızlandırabilir. Elmadaki lifler, bağırsak sağlığının korunmasına yardımcı olan dost bakteriler için besin kaynağıdır.
    Elmada bulunan antioksidan bileşikler beyin hücrelerine zarar veren serbest radikalleri yok ederek beyin sağlığının korunmasına yardımcı olur ve alzheimer, parkinson gibi hastalıklara yakalanma riskini azaltabilir.
    Kırmızı elma, içeriğindeki C vitamini ve antioksidan bileşikler sayesinde bağışıklık sisteminin normal fonksiyonlarını yerine getirmesine yardımcı olur.
    Elmadaki C vitamini ve A vitamini gibi bileşenler, göz sağlığının korunmasında önemli rol oynar. Katarakt ve gece körlüğüne neden olabilen serbest radikallerin ortadan kaldırılmasında etkili olan antioksidan bileşikler açısından zengindir.
    Düzenli olarak kırmızı elma tüketmek, kandaki kolesterol seviyelerinin azalmasına yardımcı olarak damar tıkanıklarının önlenmesini ve kalp hastalıklarına yakalanma riskinin azalmasını destekleyebilir.


Yeşil Elmanın Faydaları

Yeşil elma, diğer elma çeşitlerine oranla daha yüksek oranda lif içerir. Aynı zamanda protein içeriği açısından daha zengindir ve karbonhidrat oranı daha düşüktür. Yeşil elmanın faydaları arasında aşağıdakiler yer alır:

    Düşük karbonhidrat içeriği ile dikkat çeken yeşil elma kan şekerinin düzenlenmesine yardımcı olabilir. İçerisindeki bazı antioksidan bileşenler ve lif, glikozun sindirimi ve emilimini yavaşlatarak kan şekerinin aniden yükselmesini önleyebilir.
    İçerisindeki antioksidan bileşenlerin serbest radikalleri yok etme etkisi sayesinde kolon ve mide kanser başta olmak üzere kansere yakalanma riskini azaltmak yeşil elmanın faydaları arasında sayılabilir.
    Yeşil elmadaki pektin lifi, bağırsaklardaki dost bakterilerin enerji kaynağıdır. Normal şartlar altında bağırsaklarda dost bakteriler ve hastalık yapıcı bakteriler bir arada uyumlu bir biçimde yaşar. Ancak herhangi bir nedenden dolayı hastalık yapıcı bakteri sayısında artış yaşandığında bağırsak fonksiyonları bozulur: hazımsızlık, şişkinlik, gaz, ishal ya da kabızlık gibi sindirim problemleri gözlenir. Lif açısından zengin olan yeşil elma, sindirim sistemini düzenleyerek hem kabızlığın hem de ishalin önlenmesine yardımcı olabilir.
    Yüksek lif içeriği sayesinde kan şekerinin ve bağırsak sağlığının düzenlenmesine yardımcı olan yeşil elma, düşük kalorili bir besindir. Uzun süre tokluk hissi sağlamasının yanı sıra mide hacmini artırarak daha fazla besin tüketilmesini önleyebilir. Günlük kalori alımının kısıtlanmasını destekleyerek kilo verme sürecine katkıda bulunmak yeşil elma faydaları arasında sayılabilir.


Yeşil Elma Zararları Neler?

Yeşil elmanın herhangi bir zararı bulunmamaktadır ancak günde bir ya da iki taneden fazla elma tüketmek her besinin fazlası tüketildiğinde olduğu gibi mide bulantısı ya da şişkinlik yapabilir.

Kaynak

memorial.com.tr
medicalpark.com.tr

[attachment=145272]

[attachment=145273]

[attachment=145274]

[attachment=145275]
Meryem Uzerli Kimdir Biyografisi

Meryem Sarah Uzerli (12 Ağustos 1983, Almanya[2]), Türk-Alman oyuncu. Muhteşem Yüzyıl dizisinde canlandırdığı Hürrem Sultan karakteri ile tanınmaktadır.[3]

Hayatı
Çocukluk ve eğitim hayatı


12 Ağustos 1983 tarihinde, 4 çocuklu bir ailenin en küçük ve ikinci kızı olarak Almanya'nın Hessen eyaletinin Kassel Şehri'nde Türk babası Hüseyin ve Alman annesi Ursula'dan doğdu.[3][4] Büyük büyükannesi Hırvatistanlıdır.[5] İlerleyen yaşlarında Hamburg'a yerleşti ve Schauspiel Studio Frese'de oyunculuk ve tiyatro eğitimi aldı.[3]

İki ağabeyi ve caz müzisyeni olan Canan isminde bir ablası vardır.[3] Ana dili Almanca ve Türkçe olan oyuncu, aynı zamanda iyi derecede İngilizce bilmektedir.

2000'den 2003'e kadar Hamburg'daki Schauspiel Studio Frese'de oyunculuk eğitimi aldı. Mezun olduktan sonra birkaç Alman yapımında küçük rollerde yer aldı.

2011-2013: Muhteşem Yüzyıl

Timur Savcı'nın yapımcılığını üstlendiği ve senaryosunu Meral Okay'ın ölümünün ardından Yılmaz Şahin'in yazdığı Muhteşem Yüzyıl adlı diziye bir "Hürrem Sultan" seçmek için Türkiye'de bütün oyuncu ajansları ve bütün tiyatro kurslarından oyuncular seçilerek, onlar arasında eleme yapıldı. Uzerli ise aralarından en uygunu görüldü ve Almanya'dan çağırılarak Hürrem Sultan rolünü üstlendi.

2011 yılında "Hürrem Sultan" rolü ile üç ayrı kuruluştan en iyi kadın oyuncu ödülünü, 2012 yılında ise aynı rolüyle beş ayrı kuruluştan iyi kadın oyuncu ödülünü aldı.

2013 yılında tükenmişlik sendromuna yakalandığı açıklayarak Muhteşem Yüzyıl dizisinden ayrıldı.[6]

2014-günümüz

Uzerli, 2015 yılının yaz aylarında çekimlerine başlandığı Annemin Yarası adlı sinema filminde Ozan Güven, Okan Yalabık ve Belçim Bilgin ile başrolü paylaştı. Film, Türkiye'de 11 Mart 2016'da gösterime girdi.

2016 yılında, O3 Medya'nın yapımcılığını üstelendiği, Taylan Biraderler'in yönetmenliğini yaptığı Gecenin Kraliçesi adlı dizide "Selin" karakterini canlandıran oyuncu Murat Yıldırım ile başrolü paylaştı.

2016-2017 yılları arasında Eşkiya Dünyaya Hükümdar Olmaz'da konuk olarak rol aldı.[7] 2017 yılında Kenan İmirzalıoğlu ile birlikte Cingöz Recai filminde oynadı.[8] Aynı yıl içinde Öteki Taraf filminde Özcan Deniz ve Aslı Enver ile başrolü paylaştı.[9] 2019 yılında Uzerli, Kovan filminden elde edilen tüm geliri AHBAP'a bağışlayacağını açıkladı.[10]

Uzerli; Blue Diamond, Maison Novague ve Rus markası Faberlic'in reklam yüzüdür. FabUk dergisinin kapağında yer aldı ve Louis Vuitton ve Vogue için fotoğraf çekimleri ve videolar yaptı. Çektiği portre fotoğraflarını paylaştığı MUPortrait bir Instagram sayfası bulunmaktadır.

Kişisel hayatı

Uzerli, 2013 yılında Türkiye'den ayrıldıktan sonra kendisini aldattığını öğrendiği erkek arkadaşı Can Ateş ile ayrıldığını açıkladı.[11] Hamile olduğunu, çocuğunu doğurmak istediğini söyledi. Şubat 2014'te Lara isimli kızı dünyaya geldi.[12]

Meryem Uzerli, 3 Eylül 2020 tarihinde ikinci kez hamile olduğunu açıklayarak, hamileliğin beşinci ayında olduğunu söyledi.[13] Babasının kim olduğunu belirtmedi.

Meryem Uzerli, 8 Ocak 2021 tarihinde ikinci kız çocuğunu dünyaya getirdi. Instagram hesabında yeni doğan bebeğinin isminin "Lily Koi" olduğunu duyurmuştu.[14]

Uzerli aynı zamanda bir modeldir. Elidor, Blue Diamond, FLO gibi markaların reklamlarında oynamanın yanı sıra Elle, Marie Claire, InStyle, HELLO! ve daha birçok derginin kapağında yer aldı.[15][16]

Temmuz 2020'de iş hayatına atılarak Berlin'de Nosh Nosh isimli bir kafe-tatlıcı açtı.[17] Eylül ayında Berlin'de ikinci kafesini açtı.[18]

Meryem Uzerli günümüzde Almanya'nın başkenti Berlin'de yaşamaktadır.[19]

Filmografisi
Ülke Yıl Yapım Rol Oyunculuk türü Tür

Almanya 2008 Inga Lindström Britta Yardımcı oyuncu Televizyon dizisi
2009 Das total verrücktes Wochenende Sinema filmi
The Line Anna Kısa film
Sterne über dem Eis Öğrenci Sinema filmi
2010 Journey of No Return Hostes
Ein Fall für zwei Ankel Televizyon dizisi
Türkiye 2011-2013 Muhteşem Yüzyıl Hürrem Sultan Başrol oyuncusu
2016 Gecenin Kraliçesi[20] Selin
Annemin Yarası Marija Sinema filmi
Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz Suzi Konuk oyuncu Televizyon dizisi
2017 Cingöz Recai Göze Başrol oyuncusu Sinema filmi
Öteki Taraf Sara
2020 Kovan Ayşe
2023 O Ses Türkiye Yılbaşı Özel Kendisi Jüri Yarışma programı
Yakında Sonsuz Bir Aşk Başrol oyuncusu Sinema filmi
2024- RU[21] Reyan İnternet dizisi
Kaynak:[22][23][24][25][26]

Reklamlar
Yıl Marka Ürün Slogan Kaynak

1998 BP Mobil BP SuperV "Ağzı Olan Konuşuyor"

[27][28]
2012-2013, 2015 Elidor Elidor X Meryem Uzerli "Yeniden Başlasın" [29][30][31][32][33][34][35][36]
2019 FLO FLO X Meryem Uzerli "Her Moda FLO" [37][38][39][40][41][42][43][44][45][46][47]
2022 Faberlic Faberlic X Meryem Uzerli [48][49][50][51][52][53][54]
2022-günümüz Blue Diamond Blue Diamond x Meryem Uzerli ''Her Kadının Hakkı" [48][55][56]
Ödülleri
Yıl Ödül töreni Kategori Yapım Kaynak Sonuç
2010 47. Altın Portakal Film Festivali Jüri Özel Ödülü Journey of No Return [57][58] Kazandı
2011 24. Uluslararası Tüketici Zirvesi Ödülleri En İyi Kadın Oyuncu Muhteşem Yüzyıl [59] Kazandı
Gümüş At Ödülleri [60][61] Kazandı
2. Ayaklı Gazete Yılın Televizyon Yıldızları [62] Kazandı
38. Altın Kelebek Ödülleri Televizyon Yıldızları Özel Ödülü [63][64][65] Kazandı
2011 TV Oscarları En İyi Kadın Oyuncu [66][67] Kazandı
2012 İstanbul Kültür Üniversitesi Drama dalında En İyi Kadın Oyuncu [68] Kazandı
39. Altın Kelebek Ödülleri [69] Kazandı
Galatasaray Üniversitesi En İyi Sinema-Dizi Kadın Oyuncusu [70] Kazandı
İstanbul Aydın Üniversitesi 8.İletişim Ödülleri En İyi Kadın Oyuncu Kazandı
Yıldız Teknik Üniversitesi Yılın Yıldızları Ödülleri Kazandı
Magazinci.com Onur Ödülleri [71] Kazandı
Magazin Gazetecileri Derneği [72][73] Kazandı
Radikal Ödülleri Kazandı
Andy-Ar Ödülleri Yılın Enler Kadın Oyuncusu Kazandı
Esenler Belediyesi Televizyon Ödülleri Yılın En İyi Kadın Oyuncusu [74][75][76] Kazandı
GQ Türkiye Men of The Year Ödülleri Yılın Kadını [77] Kazandı
2013 11. Yılın Yıldızları Ödül Töreni 2012 Yılında En Beğenilen Kadın Dizi Oyuncusu Muhteşem Yüzyıl [78][79] Kazandı
20. İTÜ Emös Başarı Ödülleri En İyi Kadın Oyuncu [80] Kazandı
2. Kristal Fare Ödülleri [81][82][83] Kazandı
4. AyakliGazete.com Yılın Televizyon Yıldızları Dönem Dizisi En İyi Kadın Oyuncusu [84] Kazandı
4. Antalya Televizyon Ödülleri Dram Dizisi En İyi Kadın Oyuncu [85][86] Kazandı
1. En LAÜ Ödülleri En İyi Kadın Oyuncu Kazandı
2016 BIAF-Beirut Uluslararası Ödüller Festivali Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz [87][88] Kazandı
2020 Cana Dorada Film Festivali En İyi Uluslararası Kadın Oyuncu Kovan [89] Kazandı
Chelsea Film Festivali En İyi Kadın Oyuncu [90][91][92] Kazandı


Kaynak ve Dipnotlar

Wikipedia
Muharrem Ayında Yapılacak Dua ve İbadetler

Muharrem ayında ne yapılır? Hicri yılın ilk ayı olan Muharrem ayında yapılacak dua ve ibadetler...

“Muharrem” hürmet edilen anlamındadır. Bu ay, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem tarafından Allah’ın ayı diye nitelendirilmiştir. (Müslim, Sıyâm, 202; Ebû Dâvûd, Savm 55; Tirmizî, Savm, 40) Bu niteleme Muharrem ayının faziletine, ilahî feyz ve bereketinin bolluğuna işarettir.
MUHARREM AYINDA YAPILACAK DUA VE İBADETLER

Oruç Tutmak

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz şöyle buyurmuştur:

“Ramazan orucu dışında en fazîletli oruç, Allâh’ın ayı Muharrem’de tutulan oruçtur. Farzlar dışında en faziletli namaz da gece namazıdır (teheccüd).” (Müslim, Sıyâm 202, 203; Nesâî, Kıyâmu’l-leyl, 6)

Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem Muharrem’in 9-10 veya 10-11’inci günlerinde Aşûre orucu tutardı. (Bkz. Buhârî, Savm 47, 69, Enbiyâ 24; Müslim, Sıyâm, 113-133; Tirmizî, Savm, 48; Ahmed, I, 241.)

Senenin Birinci Günü Okunacak Duâ

[attachment=145013]

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ وَصَلَّى اللَّهُ عَلَى
سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَالِهِ وَصَحْبِهِ وَسَلَّمَ. اَللَّهُمَّ أنْتَ الْأَبَدِى الْقَدِيمُ الأَوَّلُ وَعَلَا فَضْلُكَ
الْعَظِيمُ وَجُودُكَ الْعَمِيمُ المُعَوَّلُ وَهَذِهِ عَامٌ
جَدِيدٌ قَدْ أَقْبَلَ نَسْتَلُكَ الْعِصْمَةَ فِيهِ مِنَ
الشَّيْطَانِ وَأَوْلِيَائِهِ وَجُنُودِهِ وَالْعَوْنَ عَلَى هَذِهِ النَّفْسِ الْأَمَّارَةِ بِالسُّوءِ وَالْاِشْتِغَالَ بِمَا
يُقَرِّبُنِي إِلَيْكَ زُلْفَى يَا ذَا الْجَلَالِ وَالإِكْرَامِ
وَصَلَّى اللَّهُ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ النَّبِيِّ الْأُمِّيِّ
وَعَلَى الِهِ وَأَصْحَابِهِ الطَّيِّبِينَ الطَّاهِرِينَ
وَالْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

MUHARREM'İN 1. VE 10. GÜNLERİNDE OKUNACAK DUÂ

Her kim Muharrem ayının ilk on gününde, özellikle birinci ve onuncu Aşûra günleri sabahleyin üç kere bu duâyı okursa Allah Zü’l-celâl Hazretlerinin o kimseyi tâ gelecek senenin Muharrem ayına kadar cemî’ belâlardan emîn ve muhafaza buyuracağı rivâyet olunmaktadır.

[attachment=145014]

بِسمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ اللَّهُمَّ أَنْتَ
الْأَبَدِي الْقَدِيمُ الْحَيُّ الْكَرِيمُ الْحَنَّانُ الْمَنَّانُ
وَهَذِهِ سَنَةٌ جَدِيدَةٌ اَسْتَلُكَ فِيهَا الْعِصْمَةَ مِنَ
الشَّيْطَانِ الرَّحِيمِ. وَالْعَوْنَ عَلَى هَذِهِ النَّفْسِ
الأَمَّارَةِ بِالسُّوءِ وَالْاِشْتِغَالَ بِمَا يُقَرِّبُنِي إِلَيْكَ يَا ذَا الْجَلَالِ وَالْإِكْرَامِ بِرَحْمَتِكَ يَا أَرْحَمَ
الرَّاحِمِينَ


AŞURE GÜNÜ YEDİ DEFA OKUNACAK DUA


[attachment=145015]

2. Bol Erzak Alma

“Kim Aşûre günü (nafaka hususunda) ailesine geniş davranırsa Allah Teâlâ da bütün sene boyunca onun rızkına bolluk ihsân eyler.” (Taberânî, Evsat, IX, Kebîr, X, 77; Beyhakî, Şuab, III, 366)

Câbir –radıyallâhu anh– bu rivâyetle alâkalı olarak;

“–Biz bunu denedik ve öyle (büyük bir bereket) bulduk.” buyuruyor. Yine İbn-i Uyeyne de:

“–Biz bunu elli sene, altmış sene tecrübe ettik.” (Münâvî, Feyzu’l-Kadîr, VI, 306)
3. Aşure Günü Orucu

“Aşûre orucunu tutun; ancak bir gün ön­ce veya bir gün sonra da tutmak sûretiyle yahudîlere mu­hâlefet edin!” buyruldu. (Ahmed, I, 241; Bezzâr, no. 1052; Heysemî, III, 188)
4. Aşure Günü Yapılacak 6 Faziletli İbadet

Gusül abdesti alın!
Oruç tutun!
İftar verin!
Sadaka verin ve ikramlarda bulunun!
Evinize 10 çeşit ihtiyaç alın!
En az 10 kişiye selam verin!

Aşure Günü Yaşanalar

10 Muharrem (Aşûre) günü, içerisinde büyük tecellîlerin yaşandığı bir gündür:

Hazret-i Âdem aleyhisselâmʼın tevbesi bu günde kabul edilmiştir. Demek ki bugün “tevbe-istiğfar” günüdür.
Hazret-i Nûh aleyhisselâmʼın tufandan kurtulup, gemisinin selâmete erdiği gündür. Demek ki bugün Nûh aleyhisselâmʼın 950 sene süren çilelerle dolu tebliğ hayatındaki “sabır ve sebât”ını tefekkür günüdür.
Hazret-i İbrahim aleyhisselâmʼın Nemrut’un ateşine atılıp Cenâb-ı Hakk’ın lûtfuyla kurtarıldığı gündür. Demek ki bugün Hakkʼa dostluk yolunda karşılaştığımız ilâhî imtihanlardaki hâlimizi muhâsebe etme günüdür.
Hazret-i Mûsâ aleyhisselâmʼın Firavun’un zulmünden, Hazret-i Yusuf aleyhisselâm’ın zindandan kurtulduğu gündür. Demek ki bugün, büyük saâdetlerin, büyük çilelerden sonra geldiğini idrâk etme günüdür.
Hazret-i Eyyûb aleyhisselâmʼın hastalık ve iptilâlardan kurtulduğu gündür. Demek ki bugün, ilâhî imtihan tecellîleri karşısındaki “sabır, rızâ ve şükür” hâlimizi gözden geçirme günüdür.

Ayrıca bugün, İslâm tarihinin gördüğü en acı felâketlerden biri olan, Peygamber Efendimizʼin aziz torunu Hazret-i Hüseyin radıyallâhu anhʼın hunharca katledildiği gündür. Diğer bir ifâdeyle İslâmʼın bağrına fitne hançerinin vurulduğu bir gündür.

O menfur cinayete, hangi mezhepten olursa olsun her Müslümanın yüreği feryat hâlindedir.

Bu hususta ümmet-i Muhammed’in birlik ve beraberliğini zedeleyecek tarzda kuru çekişmelere girmek, en başta o azîz şehidlerin mübârek rûhlarını incitecek hareketlerdir. Şunu da unutmamak gerekir ki o tarihte Müslümanlar arasında Şialık ve Sünnîlik gibi bir ayrılık yoktu. Dolayısıyla bugün; “Mü’minler ancak kardeştirler!..” (el-Hucurât, 10) hükmü etrafında, bir ve beraber olma günüdür…

İslam ve İhsan

[attachment=144568]

Kuran'da Karınca İle İlgili Ayetler Nelerdir?

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

وَحُشِرَ لِسُلَيْمَٰنَ جُنُودُهُۥ مِنَ ٱلْجِنِّ وَٱلْإِنسِ وَٱلطَّيْرِ فَهُمْ يُوزَعُونَ
حَتَّىٰٓ إِذَآ أَتَوْا۟ عَلَىٰ وَادِ ٱلنَّمْلِ قَالَتْ نَمْلَةٌ يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّمْلُ ٱدْخُلُوا۟ مَسَٰكِنَكُمْ لَا يَحْطِمَنَّكُمْ سُلَيْمَٰنُ وَجُنُودُهُۥ وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ
فَتَبَسَّمَ ضَاحِكًا مِّن قَوْلِهَا وَقَالَ رَبِّ أَوْزِعْنِىٓ أَنْ أَشْكُرَ نِعْمَتَكَ ٱلَّتِىٓ أَنْعَمْتَ عَلَىَّ وَعَلَىٰ وَٰلِدَىَّ وَأَنْ أَعْمَلَ صَٰلِحًا تَرْضَىٰهُ وَأَدْخِلْنِى بِرَحْمَتِكَ فِى عِبَادِكَ ٱلصَّٰلِحِينَ

Ve huşire li suleymâne cunûduhu minel cinni vel insi vet tayrı fe hum yûzeûn(yûzeûne).
Hattâ izâ etev alâ vâdin nemli kâlet nemletun yâ eyyuhen nemludhulû mesâkinekum, lâ yahtımennekum suleymânu ve cunûduhu ve hum lâ yeş’urûn(yeş’urûne).
Fe tebesseme dâhıken min kavlihâ ve kâle rabbi evzı’nî en eşkure ni’metekelletî en’amte aleyye ve alâ vâlideyye ve en a’mele salihan terdâhu ve edhılnî bi rahmetike fî ibâdikes sâlihîn(sâlihîne).


Süleyman’ın, cinlerden, insanlardan ve kuşlardan meydana gelen orduları onun önünde toplandı. Hep birlikte düzenli olarak sevk ediliyorlardı.

Nihayet karınca vadisine geldikleri vakit bir karınca, “Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin, Süleyman ve ordusu farkına varmadan sizi ezmesinler” dedi.
Süleyman, onun bu sözüne tebessüm ile gülerek dedi ki: “Ey Rabbim! Beni; bana ve ana babama verdiğin nimetlere şükretmeye ve razı olacağın salih ameller işlemeye sevk et ve beni rahmetinle salih kullarının arasına kat!”

Neml Suresi, 17-18-19. ayetler


İlgili ayetin meali:

    “(Süleyman askerleriyle) karınca vadisine geldikleri zaman bir karınca: 'Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin ki, Süleyman ve orduları farkında olmayarak sizi ezmesinler.' dedi." (Neml, 27/18).

Hayvanların aklı olmazsa da Allah tarafından verilen ilhamla hareket edebiliyorlar. Arıya vahyeden / ilahama mazhar kılan Allah, karıncaya da, örümceğe de vahyeder / ilhama mazhar kılar. Kur’an’da bu ayetin geçtiği surenin isminin “Neml” olması, bu olayın ilahî boyutla olan ilgisine dikkat çekmektedir.

Demek ki bu hadise normal bir hadise değildir. Bilakis hususî manada sadece oradaki karıncalara mahsus bir mucize eseri olabilir. Yani, her karınca gelen insanları tanımaz ve içlerindeki duygularını okumaz. Ayette yer alan karıncanın şu “Süleyman ve orduları farkında olmayarak sizi ezmesinler.” sözü, olayı daha ehemmiyetli kılmakta ve hususiyetini daha pekiştirmektedir.

Şüphesiz Allah -şuurlu şuursuz- her canlıyı kendi işini yapabilecek bir donanıma sahip kılmış ve hususî işini ona ilham etmiştir. Ancak, karıncanın gelen orduyu tanıması, kendi görev alanı içerisinde olmadığını düşünüyoruz. Hem şanlı bir peygamber, hem nüfuzlu bir sultan olan, cinlere ve şeytanlara bile emirler yağdıran, kuşların dilini bilen Hz. Süleyman (as) gibi bir harika insanın, içinde bulunduğu bir hârika olayın harikalığına şaşmamak gerekir..


TEFSİR:

Süleyman (a.s.) cinlerden, insanlardan ve kuşlardan oluşan kalabalık bir orduya sahipti. Bir gün bir gaza için bunlar Hz. Süleyman’ın huzurunda düzenli bir ordu halinde toplandılar ve yürümeye başladılar. Bunları sevk ve idâre eden Hz. Süleyman’ın kendisiydi. Sağ ve solu, ön ve arkası, manga ve bölükleriyle bütün ordu onun emrine göre hareket ediyor ve ilerliyordu. Nihâyet “karıncalar vâdisi”ne ulaştılar. Burası karıncaların bol olduğu bir vâdiydi. Kur’ân-ı Kerîm, bunun nerede ve nasıl bir vâdi olduğunu belirtmeğe gerek görmediği için, biz de tafsilat vermekten sarf-ı nazar ediyoruz. Mühim olan karıncalar reisinin durumu, konuşması, Allah’ın verdiği hususi bir ilimle Hz. Süleyman’ın bunu anlaması, kendine lütfedilen bu ilâhî ihsan karşısında gönül dünyasının bir çağlayan gibi coşarak Allah’a yönelmesi ve kıyamete kadar insan ruhuna istikâmet verecek muhteva, derinlik ve güzellikteki o muhteşem niyazını yapmasıdır. Nitekim şu ibretli hâdisedeki görülen durum da aynı ruh hassasiyetinin sonraki çağlarda tecelli eden izdüşümlerinden biridir:

Bir gün Kânûnî Sultan Süleyman, sarayın bahçesindeki armut ağaçlarını kurutan karıncaların öldürülebilmesi için Şeyhulislâm Ebussuûd Efendi’den aşağıdaki beyitle fetvâ istemişti:

Dırahta ger ziyân etse karınca

Zararı var mıdır ânı kırınca?

Pâdişâh’ın bu fetvâ talebi üzerine, Ebussûd Efendi de, bir beyitle şöyle cevap verdi:

Yarın Hakk’ın dîvânına varınca;

Süleyman’dan hakkın alır karınca!

Ordu karıncalar vâdisine gelince karıncaların reisi, “Süleyman ve ordusu farkınıza varmadan sizi çiğnemesin” diye oradaki tüm karıncaları uyarıyor. İşin dikkat çeken tarafı o karınca, Hz. Süleyman’ı ve ordusunu tanıyor. Onların mü’min, adâletli, şefkat ve merhametli kimseler olduğunu biliyor. Küçücük bir karıncayı bile bilerek ezmeyecek, onun hukukunu koruyacak seviyede ince ruhlu ve faziletli kişiler olduklarına şâhitlik ediyor.

Şâir, şu beytiyle bütün varlıkların hukukunu korumanın ve her sahibine hakkını vermenin huzurlu bir toplum hayatı için vazgeçilmez bir kaide olduğunu ne güzel ifade eder:

“Umûmu müstefîd etmez husûsun hakkını ibtâl

Sakın bir ferdi ezme gayret-i efrâd lâzımsa.” (Nâilî-i Cedîd)

“Birkaç kişinin veya bir zümrenin hakkını ellerinden alıvermekle bütün bir milleti memnun ederim zannına kapılma! Eğer bütün bir insan topluluğunu memnun etmek istiyorsan, onlar arasından bir tek kişiyi bile ezmemek lâzımdır.”

Karıncanın konuşmasından şöyle bir işaret çıkarmak mümkündür: “Ben kavmimi dünyaya karşı zâhid olmaya teşvik ediyorum. Eğer sizi bu mülk ve saltanat içinde görürlerse buna rağbet etmelerinden korktum da zühd duygularının zedelenmemesi için yuvalarına girmelerini emrettim.” Bu izahı doğru kabul edersek, burada büyüklerin evlât, âile ve cemaatlerini iyiye yönlendirmedeki vazifelerine dikkat çekilmektedir. (Kuşeyrî, Letâifü’l-işârât, II, 414) Zâten âyet-i kerîmede, vukuundan korkulan tehlikelere karşı en güzel şekilde korunmanın lüzûmuna bir delil olduğu açıktır. Hayat sahibi varlıklar, fıtratları gereği böyle bir dikkat ve temyiz kuvvetine sahiptirler.

Rivayete göre karınca Süleyman (a.s.)’a:

“- Allah’ın sana verdiği en büyük şeref nedir?” diye sorar. Hz. Süleyman:

“- Allah, benim emrime havayı Mûsâhhar kıldı” der. Bunun üzerine karınca:

“- Bunda, sana verilen tüm bu nimetlerden elinde «hava»dan başka bir şey kalmayacağına bir işaret olduğunu anlamaz mısın?” nasihatinde bulunur. (Kuşeyrî, Letâifü’l-işârât, II, 414)

Ziyâ Paşa’nın şu beyti de bu mânayı telmih eder:

“Derler ki hava üzre gezer taht-ı Süleymân,

Ol saltanatın yeller eser şimdi yerinde.”

Hz. Süleyman, karıncanın konuşmasını duydu, ne demek istediğini anladı. Bu konuşma onun çok hoşuna gitti, sevindi, neşelendi. Hemen ve istediği şekilde cezalandırmaya muktedir bir adamın, cezasından kurtulmaya çalışan küçük birinin o kurtulma çabasına sevindiği gibi sevindi. Bu sebeple tatlı bir mutluluk içinde tebessüm etti. Fakat bu neşe ve tebessüm, dünyevî bir başarıya değil, ilmî, manevî ve ruhânî bir güzelliğe duyulan hayranlığın bir tezâhürü idi. Bu sebepledir ki, bu ilâhî lutuf karşısında Süleyman (a.s.), zerre miktarı bir taşkınlığa meyletmeksizin, tüm varlığıyla kulluk zırhına bürünüp Allah’a yöneldi ve:

“Rabbim! Bana, anama ve babama verdiğin nimetlere şükretmeye ve râzı olacağın sâlih ameller işlemeye beni muvaffak kıl. Rahmetinle beni sâlih kullarının arasına ilhak eyle!” (Neml 27/19) diye dua etti.

Süleyman (a.s.), bu duayla Rabbinden üç mühim talepte bulunmuştur:

Birincisi; hem kendisine, hem de ana-babasına verilen nimetlere şükre muvaffak kılması. Çünkü Cenâb-ı Hak kullarından şükür istemekte, şükredenlere nimetleri artıracağını müjdelemekte, fakat şükreden kulların da sayıca çok az olduklarını haber vermektedir. Diğer taraftan nankörlüğü asla sevmemekte ve nankörlük yapanları cezalandıracağını bildirmektedir. (bk. İbrâhim 14/7; Sebe’ 34/13) Buna göre şükre muvaffak olabilmek büyük bir mazhariyettir. Süleyman (a.s.)’ın duasına “ana-babasına” verilen nimetlere şükrü de katması, kulun sadece kendine mahsus nimetlere değil, Allah’ın verdiği hususi ve umûmi tüm nimetlere şükretmesi gerektiğini gösterir.

İkincisi; Allah’ın râzı olacağı sâlih ameller yapmaya muvaffak kılması. Kulun tüm niyet, söz, fiil ve davranışlarının Allah’ın rızâsına uygun olması çok büyük bir başarıdır. Bunu başaran kişi, aynı zamanda Allah’ı gazaplandıran işlerden de uzak kalabilecektir. Fakat bunu kuluna nasip edecek olan yalnızca Allah olduğundan, böyle bir duaya devamın ehemmiyeti açıktır.

Üçüncüsü; Allah’ın rahmetiyle sâlih kullar arasına girebilmesi, hüsn-i hâtime istemesi. Buradaki “salâh”tan maksat, hiçbir günah lekesi olmayarak rahmet-i rahmâna kavuşmaktır. Kişinin iyi hâlinin devam etmesi, ahlâkının peyderpey kemâle ermesi, kulluktaki sadakat ve samimiyetinin artması ve hüsn-i hâtimeyle Rabbine varabilmesi için sâlih ve sâdıkların arasında bulunması zaruridir. Dünyada sâlih ve sâdık kullarla dost olanlar, âhirette de onlarla birlikte cennete gireceklerdir. Bu sebeple en seçkin kullar olan peygamberler bile Cenâb-ı Hak’tan sâlihlerle beraber olmayı istemişlerdir. Nitekim Yûsuf (a.s.):

“Rabbim! müslüman olarak canımı al ve beni sâlih kullarının arasına kat!” (Yûsuf 12/101) diye dua etmiştir.

Allah Teâlâ da bunun ehemmiyetine binâen:

“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının; özü sözü doğru, samimi ve dürüst insanlarla beraber olun!” (Tevbe 9/119) buyurur.

Hükümdarlık ve saltanatının en muhteşem bir deminde Süleyman (a.s.)’ın bu duası ile ortaya koyduğu bu yüce ruh hâli, her türlü fazilette toplumlarına örnek olmaları lazım gelen devlet adamlarına yüksek ilhamlar verecek pek mühim dersler ihtivâ etmektedir.

Süleyman (a.s.)’ın kuşların dilinden anlamasına gelince:

Kaynak: Ömer Çelik Tefsiri


    "Derken Karınca vadisine geldiklerinde, onları gören bir karınca: 'Ey karıncalar, haydin yuvalarınıza girin. Süleyman ve orduları, sizi farketmeyerek ezip çiğnemesinler!' diye seslendi." (Neml, 27/18)

Cinlerden, insanlardan ve kuşlardan askerleri toplanmıştı (En'âm Sûresi'ndeki "Böylece biz, her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman kıldık." 6/112 âyetinin tefsirine bkz.) da hepsi bir arada (onun tarafından) düzenli olarak sevkediliyorlardı. Hatta karınca vâdisi üzerine vardıklarında, "hatta" ibtidaiyyedir, yani bu sözün başladığını göstermekle beraber, aynı zamanda onun önceki söze bir nihayet olduğunu da gösterir. "Bir hayli gittiler, hatta karınca vâdisi üzerine vardılar" demek olur. "Üzerine" denilmesi de inmek üzere yüksekten geldiğine işaret eder. Karınca Vâdisi Şam'da veya Tâif'te veya Yemen'de karıncası çok bir derenin adı olduğu söyleniyor. Bununla beraber, karınca vâdisi, karınca alanı gibi, küçük bir hayvanlar âlemini akla getiriyor. Karınca, küçük hayvanlardan mesel olageldiği gibi, kanatlı cinsi de bulunduğundan uçanlar kısmına da girer. Ve burada bu sebeple zikredildiği söylenmiştir. Bundan dolayı "hattâ" kelimesi, kuş mantığını bilmenin de bir gayerini ifade etmiş oluyor. Karıncalar birçok hayvan meraklıları tarafından incelenmiş ve birçok ilginç hikayeler anlatılmıştır. Topluluk halinde yaşadıkları herkes tarafından bilindiği gibi güçleri ve çalışmaları da bilinmektedir. Komuta ile hareket ettikleri ve birbirlerine tebliğat yaptıkları ve postacıları ve kontrolörleri bulunduğu kaydedilmiştir. Nasıl söylediklerini bilmesek de, herhalde bir şeyler anlattıklarını biliyoruz.

Burada şunu kaydedelim; karıncaları araştıran bir uzman, yuvalarının önüne bir şeker koyuyor, bir kısmı bunu haber alıp yemeye başlıyorlar. Derken şekerin üzerine biraz rakı döküyor; bir kısmı kaçıyor, bir kısmı yiyor, sarhoş oluyor. Kaçanlara da, yiyenlere de başka renkte boya ile işaret ediyor; kaçanlar yuvaya haber veriyorlar, bir müddet sonra kalabalıkla gelip sarhoş olanları öldürüyorlar.

Bir karınca dedi ki, -hem "gâlet" denildiğine göre, dişi bir karınca- "Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin, yerlerinize çekilin yoldan, Süleyman ve ordusu farkına varmadan sizi ezmesin. Yani bile bile bir karıncayı sebepsiz öldürmezler, ama farkında olmadan kırar geçirirler. Onun için yerlerinize çekilin de kendinizi kırdırmaya sebep olmayın, diye edeb ve incelik içerisinde bilgiç bir tavırla arkadaşlarını korudu ki, burada ince bir karınca siyaseti vardır.

Fahreddin Razî der ki; bazı kitaplarda gördüğüme göre, o karıncanın diğerlerine içeri girmelerini emretmesi şunun içindir ki, kavmi, Süleyman (a.s.) 'ın büyüklüğünü görürler de yüce Allah'ın kendilerine olan nimeti hakkında inkâra düşerler, diye korktu. "Sakının sizi kırmasınlar" demekten kasdı bu idi, yani morallerinin kırılması idi. Bu şekilde dünyalığa dalmış kimselerle oturup kalkmanın sakıncalı olduğuna bir uyarı vardır.

(Elmalılı M. Hamdi YAZIR, Hak Dini Kur'an Dili)
[attachment=144558]

Karınca Hakkında Bilgiler

Karınca, karıncalar (Formicidae) familyasını oluşturan, yaban arıları ve arılarla birlikte zar kanatlılar (Hymenoptera) takımında yer alan, sosyal yaşam gösteren böceklere verilen ortak addır. Karıncalar, Kretase Dönemi'nin ortalarında, 110 ile 130 milyon yıl önce yaban arısına benzeyen hayvanlardan türemiş ve çiçekli bitkilerin ortaya çıkışından sonra çeşitlenmiştir. Günümüzde 12.000'den fazla türü sınıflandırılmıştır ve yaklaşık 14.000 civarında türü olduğu sanılmaktadır.[1][2] Dirsekli antenleri ve ince bellerini oluşturan düğümsü yapıları ile kolaylıkla tanınırlar.

Karıncalar, boyutları küçük doğal boşluklarda yaşayan birkaç düzine avcı bireyden, çok büyük bölgeleri kaplayan ve sayıları milyonlarca bireyi içeren oldukça yüksek oranda organize kolonilere kadar oluşan topluluklar içinde yaşarlar. Büyük koloniler çoğunlukla "işçi" ve "asker" sınıflarını oluşturan kısır dişilerden oluşur. Bu kolonilerde aynı zamanda verimli erkekler ile bir ya da daha fazla ve "kraliçe" adı verilen verimli dişiler de bulunur. Bu koloniler bazen "süperorganizmalar" olarak tanımlanır çünkü karıncalar tek bir vücut hâlinde koloniyi desteklemek için bir arada çalışırlar.[3]

Karıncalar (Dünya) üzerinde hemen hemen her kara parçasında bulunur. Kendine özgü karınca türleri bulunan ender yerler Antarktika ile birlikte bazı uzak ve uygun olmayan adalardır. Karıncalar ekosistemlerin çoğunda yaşayabilir ve kara hayvanları biyokütlesinin yaklaşık %15 ile %25'ini oluştururlar.[4] Bu başarıları sosyal örgütlenmelerine, yaşam alanlarını değiştirebilmelerine, kaynaklardan yararlanmalarına ve kendilerini savunmalarına bağlanmıştır. Diğer türlerle birlikte geçirdikleri uzun evrim sürecinde, benzerlik, ortakçılık, asalaklık ve karşılıklılık içeren türler arası ilişkiler geliştirmişlerdir.[5]

Özellikler

Karıncalar biçim bilimi açısından, dirsekli duyargaları, metaplöral bezleri ve ikinci karın kısımlarının düğüm şeklinde bir petiyol ile bağlanması ile diğer böceklerden ayrılırlar. Kafa, mesosoma ve metasoma ya da gaster, üç ayrı gövde kısmıdır. Petiyol, mesosoma (toraks ile buna kaynamış olan ilk karın bölgesi) ile gaster (petiyol dışında kalan karın bölgesi) arasında ince bir bel oluşturur. Petiyol bir ya da iki düğümden oluşabilir.[6]
Güçlü çeneleri ve mükemmel görüş sağlayan büyük petek gözleriyle Mrymecia cinsi karınca.

Diğer böcekler gibi karıncaların da gövdeleri etrafında koruyucu görevi gören ve kasların bağlanmasını sağlayan bir dış iskeletleri vardır. Böceklerin akciğerleri yoktur ve oksijen ile karbondioksit gibi gazlar, dış iskeletten spirakulum denen küçük deliklerden geçer. Böceklerin aynı zamanda kapalı kan damarları da yoktur bunun yerine gövdelerinin üst kısmında bir kalp gibi iç sıvıların dolaşımını sağlayarak kafaya doğru hemolenfi pompalayan ince ve uzun delikli bir tüp bulunur. Sinir sistemi gövde boyunca uzanan, birkaç düğümü bulunan ve gövdeye bağlı organlara dallarla ayrılan bir ventral sinir telinden oluşur.[7]

Bir karıncanın kafasında birçok algı organı bulunur. Birçok böcek gibi karıncalarda birbirine bağlı sayısız küçük lenslerden oluşan petek göz vardır. Karıncaların gözleri hızlı hareketleri tespit etmede iyi olsa da optik çözünürlüğü yüksek değildir. Ayrıca kafalarının üstünde ışık düzeylerini ve polarizasyonu ayırdeden üç küçük sade göz de bulunur.[8] Omurgalılarla kıyaslandığında karıncaların görüşü kötü ile orta düzey arasındadır, hatta yeraltında yaşayan bazı türler tamamen kördür. Avustralya'da yaşayan Myrmecia cinsi gibi bazı karıncaların görüşü ise oldukça iyidir. Kafalarına bağlı olan iki anten kimyasalları, hava akımlarını ve titreşimleri algılar ve dokunma yoluyla sinyal iletişimine olanak sağlar. Kafada yiyecek taşımaya, nesneleri hareket ettirmeye, yuva kurmaya yarayan ve aynı zamanda savunma amaçlı kullanılan iki kuvvetli çene bulunur.[7] Bazı türlerde ağzın içinde bulunan küçük keselerde besin saklanabilir ve bu besin diğer karıncalara ya da larvalarına verilebilir.[9]

Sınıflandırma

Taksonomi

Karınca familyasına bağlı taksonlar (2022):

Altfamilyalar:

    Aenictinae
    Aenictogitoninae
    Aneuretinae
    Apomyrminae
    Armaniinae
    Cerapachyinae
    Dolichoderinae
    Dorylinae
    Ecitoninae
    Formiciinae
    Formicinae
    Leptanillinae
    Leptanilloidinae
    Myrmeciinae
    Myrmicinae
    Nothomyrmeciinae
    Paleosminthurinae
    Ponerinae
    Pseudomyrmecinae
    Sphecomyrminae

Cinsler:

    Calyptites - Scudder, 1877

Evrim

Formicidae familyası, içinde yaprak arıları, arılar ve yaban arılarını da barındıran Hymenoptera takımında yer alır. Karıncalar, Vespoidea yaban arılarını da içinde barındıran ortak bir atadan türemiştir. Filogenetik analizler karıncaların Kretase Dönemi'nin ortalarında, yaklaşık 110 ile 130 milyon yıl önce ortaya çıktığını gösterir. Yaklaşık 100 milyon yıl önce çiçekli bitkilerin ortaya çıkmasından sonra karınca türleri çeşitlenmiş ve 60 milyon yıl önce ekolojik üstünlüğüne erişmiştir.[11][12][13] 1966 yılında, E.O. Wilson ve meslektaşları Kretase Dönemi'nde yaşamış olan bir karıncanın (Sphecomyrma freyi) fosil kalıntılarını tanımladılar. Kehribar içinde kalmış olan fosil örneği 80 milyon yıl öncesinden kalmaydı ve hem karıncaların hem de yaban arılarının ortak özelliklerini gösteriyordu.[14]

Kretase Dönemi'nde kuzey yarımkürede bulunan süperkıta Laurasia üzerinde yalnızca birkaç ilkel karınca türü yaygındı. Tüm böcek popülasyonunun yalnızca %1'ini oluşturuyorlardı. Karıncalar Tersiyer Dönemi'nin başlarında, çevresel koşullara uyarak, doğal seleksiyon sonucu baskın tür olmuşlardır. Oligosen ve Miyosen dönemlerinde karıncalar bulunan tüm fosil kalıntılarının %20 ile %40'ını oluşturur. Eosen Dönemi'nde yaşamış karınca cinslerinin onda biri günümüze kadar gelmiştir. Baltık bölgesi kehribarlarında bulunan karınca fosillerinde rastlanan cinslerin %56'sı, Dominik Cumhuriyeti kehribarlarında bulunanların ise %92'si günümüze kadar gelmiştir.[11][15]

Termitler karıncalar ile yakın akraba değildir ve Isoptera takımında yer alırlar. Sosyal yaşamlarının bazı yönleri karıncalarla benzerlik taşır. Karınca arıları büyük karıncalara benzer ama kanatsız dişi yaban arılarıdır.[16][17]

Dağılım ve habitat

Bölge Tür

sayısı [18]
Neotropik 2162
Nearktik 580
Avrupa 180
Afrika 2500
Asya 2080
Melanezya 275
Avustralya 985
Polinezya 42

Karıncalar, Antarktika ve Grönland, İzlanda gibi bazı büyük adalar dışında tüm kıtalarda yaşar, Polinezya'nın bazı bölümleri ve Hawaii Adaları gibi adalarda ise kendine özgü türler yoktur.[19][20] Karıncalar ekolojik nişlerin geniş bir kesiminde bulunur ve doğrudan ya da dolaylı otçul, avcı ve leşçi olarak çok kapsamlı besin kaynaklarından yararlanır. Türlerin çoğunluğu genel hepçildir ama bazı türler besin konusunda özelleşmiştir. Ekolojik baskınlıkları biyokütleleriyle ölçülebilir. Çeşitli ortamlarda yapılan tahminler ortalama biyokütlelerinin, kara üstünde yaşayan tüm hayvanların %15-20 arasında olduğunu ortaya koyar. Bu biyokütle omurgalı hayvanların biyokütlesinin üzerindedir.[4]

Karıncaların boyutları 0,75 mm ile 52 mm arasındadır.[21][22] Çoğunlukla kırmızı ve kara renkli olan karıncalar çeşitli renklerdedir, yeşil renge daha az rastlanır ve bazı tropik türlerin metalik bir parlaklığı vardır. Günümüzde 12.000'den fazla karınca türü sınıflandırılmıştır ve türlerin 14.000 civarı olduğu sanılmaktadır. En çok çeşitlilik tropiklerdedir. Karıncaların sınıflandırılması konusunda taksonomik çalışmalar devam etmektedir. "AntBase"[23] ve "Hymenoptera Name Server"[24] gibi çevrimiçi bilgi bankaları bilinen ve yeni keşfedilen karınca türlerini izlemeye yardımcı olmaktadır. Kolay bulunmaları ve incelenebilmeleri nedeniyle, biyoçeşitlilik çalışmalarında karıncalar belirleyici türler olarak kullanılmaktadır.[25]

Türkiye'deki durumu

2020 yılında yayımlanan listeye göre, Türkiye'de tür ve alt türler olmak üzere 362 farklı çeşit karınca bulunmaktadır.[26]

Kaynak ve Dipnotlar

Wikipedia

[attachment=144558]

[attachment=144566]

[attachment=144567]
[attachment=144557]

Kuran'da Örümcek İle İlgili Ayetler Nelerdir?

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

مَثَلُ ٱلَّذِينَ ٱتَّخَذُوا۟ مِن دُونِ ٱللَّهِ أَوْلِيَآءَ كَمَثَلِ ٱلْعَنكَبُوتِ ٱتَّخَذَتْ بَيْتًا ۖ وَإِنَّ أَوْهَنَ ٱلْبُيُوتِ لَبَيْتُ ٱلْعَنكَبُوتِ ۖ لَوْ كَانُوا۟ يَعْلَمُونَ

Meselullezînettehazû min dûnillâhi evliyâe ke meselil ankebût(ankebûti), ittehazet beytâ(beyten) ve inne evhenel buyûti le beytul ankebût(ankebûti), lev kânû ya’lemûn(ya’lemûne).

Allah’tan başkalarını dost edinenlerin durumu, kendine bir ev edinen örümceğin durumu gibidir. Evlerin en dayanıksızı ise şüphesiz örümcek evidir. Keşke bilselerdi!

Ankebut Suresi, 41. ayet

Kur'an-ı Kerim'de, Cenab-ı Hak şöyle buyurur:

    "Allah'tan başka veli edinenlerin hâli, örümceğin durumu gibidir. Örümcek de bir yuva yapar; fakat yuvaların en zayıfı, örümceğin yuvasıdır; keşke bilseler!" (Ankebut, 29/41).

Burada bilimin ortaya koyduğu ile Kur’an-ı Kerim’in bildirdiği arasında bir zıtlık yoktur. Kur’an-ı Kerim, teşbihlerle, yani benzetmelerle birtakım hakikatlere işaret eder. Bunu yaparken de avamın, yani ilim sahibi olmayan sıradan bir kimsenin de anlayabileceği şekilde örnekler verir. Bundan havas da, yani ilim sahipleri de hisselerini alırlar.

Yukarıdaki ayette Cenab-ı Hak, kendisini bırakıp başka ilahlar edinenlerin halini, elle dokununca dahi parçalanıveren örümcek ağına benzetiyor. Böyle bir ev veya yuvanın ne kadar dayanıksız olduğunu, en cahil bir kimse dahi anlar. Ama bir serçe veya saksağan ya da bir leylek yuvası öyle bir parmakla hafifçe dokunmakla bozulmaz.

Örümcek ağının kendi inceliğine göre esnekliğinin ve dayanıklılığının, aynı kalınlıktaki başka cisimlerden daha dayanıklı olması, bu misale ters düşmez. Buradaki benzetmede nazara verilen, ağaç parçalarından yapılmış bir saksağan veya leylek yuvasını meydana getiren odun, yani selüloz moleküllerinin, örümceğin ağını meydana getiren moleküllerin esnek ve dayanıklılığıyla kıyaslama değildir. Burada Kur’an’ın dikkat çektiği husus, yuvanın dayanıksızlığıdır. Dolayısıyla misal tam yerinde ve bilime de uygundur.

Ayrıca, Kur'an ayetleri, sınırlı sayıda kelime ve cümleleri bulunmakla beraber, sonsuz mana ifade etme gücüne sahiptir. Soruda geçen ayete bu açıdan da bakmak gerekir. Ayet Allah'tan başkasına sığınanların durumunu, en güzel bir temsille izah ediyor. Halkımız “Ağaca dayanma çürür, insana dayanma ölür.” diyerek, sadece ve sadece Allah'a dayan mesajını vermektedir. Bu âyet ise, örümcek ağını kendilerine yuva yapanları, o kötü ağa sığınıp dayananları anlatıyor. Örümcek ağına sığınan sineklere ne olur. Onları o tuzağa düşüren örümcek yer. Dişi örümcek erkeğini bile aşılamadan sonra hemen kaçıp gitmezse, kolundan bacağından yakalayıp yemeye başlar. Örümcek ağı, işte böyle bir sığınak. Yani Allah'tan başkasına sığınan ve hâmî arayanlar, tıpkı örümcek ağına sığınan zavallı sinekler gibidir.

"Evlerin en çürüğü örümcek evidir." ifadesine dikkat edecek olursak, ilmî bir gerçekle karşılaşırız. Çünkü ev ve ağ olarak örümcek yuvası en çürük en kötü sığınaktır, ama ip olarak aynı kalınlıktaki en güçlü çelik iplerden bile dört kat daha güçlüdür. İşte Kur'an âyetlerinin ifadesindeki incelik ve dikkat. Eğer Allah kelâmı olmasa idi 1.400 sene önceki bir anlayışla iplerin en çürüğü örümcek ipidir, diye yanlış bir şey de zuhur edebilirdi. Ama Kur'anî dikkatte öyle bir yanlışlık asla olmaz, çünkü Allah'ın sonsuz ilminden gelmiş bir vahiydir. Onun için,

    "Kur'an'ı gereği gibi düşünmeyecekler mi? Eğer Kur'an Allah'tan başkasına ait olsaydı elbette içinde birçok tutarsızlıklar bulurlardı." (Nisa, 4/82)

mealindeki ayet bu gerçeği açıkça ifade etmektedir.

Diğer taraftan, Ankebut suresi Mekkî olduğu cihetle, ayette Mekke’nin imana gelmeyen reislerinin, ileride bir örümceğe mağlup olacaklarına da bir işaret vardır. Örümceğin evi olan ağ, en zayıf bir perde iken, o kuvvetli reisleri mağlup edeceğini göstermekle ayet:

    “En zayıf bir hayvana mağlup olacaklarını faraza bilseydiler, bu cinayete ve suikasde teşebbüs etmeyeceklerdi.” diyor. (Nursî, Emirdağ Lahikası, s.379)

O halde, göklerin ve yerin orduları elinde olan Allah, eğer isterse bütün ordularını Peygamber'ini (asm) korumada kullanabilir. Fakat buna hiç lüzum olmadan en zayıf bir evle, en büyük bir peygamberini, en şiddetli düşmanlarından korumuştur.

İşte Kur'an âyetleri çok çeşitli yönlerden ayrı ayrı derinlikte ele alınırsa bir nebze mucizeliğin zevki tadılabilir.

Not: Ümit Şimşek’in “Yuvaların en zayıfı ÖRÜMCEK AĞI... “  isimli şu makalesini de okumanızı tavsiye ederiz:

ÖRÜMCEK AĞI, yuvaların en zayıfıdır: her iki anlamıyla da.

İlk olarak akla gelen anlam, milimetrenin yüzde biri kalınlığındaki ağın sağlam bir yuva teşkil etmeyeceğidir.  Bunun doğruluğunda kuşku yoktur.  Termit gibi, bir santim boyundaki kör bir böcek, içinde bir milyon nüfusu barındıracak depreme dayanıklı gökdelenler inşa ederken, örümceğin ördüğü ağ, bir çalı süpürgesinin ucunda son buluverir. Hattâ çoğu zaman örümcek ağının süpürgeyi bekleyecek kadar ömrü de olmaz.  Bahçe örümceği, ördüğü ağı her gün yer ve yeniden yapar! Örümcek ağı kalıcı ve sağlam bir konut olarak hizmet vermek üzere değil, böcek yakalamak için düzenlenmiştir.

Diğer yandan, âyette geçen "beyt", yani, “ev” sözcüğü, aynı zamanda “yuva” anlamını da ifade ederek aile hayatını çağrıştırmaktadır ki, bu açıdan bakıldığında da, örümcek ağı, zayıflık konusunda verilebilecek en tipik örneği teşkil eder

Eğer örümceğin aile hayatından söz edilecekse, daha ailenin kuruluşunda karşımıza ölümcül ilişkiler çıkar.  Çünkü baba örümceğin ilişkiden sonra sağ kalma şansı pek zayıftır.  Bazı türlerde dişinin ancak yüzde biri kadar cüssesi bulunan erkek örümcek, hele ilişkiden sonra gücünü tüketmiş halde iken, dişinin önünde hazır bir lokma teşkil eder.  Gerçi kaçabilirse kaçar; fakat çoğu zaman buna dermanı yoktur.  Kaçamadığı takdirde ise dişi örümcek tarafından yutulma ihtimali pek yüksektir.  Hattâ bazı türlerde, ilişki sırasında veya hemen sonrasında erkek kendiliğinden ölüverir.

Erkeğini her ne kadar haklamış olsa da, dişi örümceğin de istikbali çok parlak değildir.  Çoğu örümcek türlerinde, o da yumurtladıktan bir süre sonra, yavrularının yumurtadan çıkışını göremeden ölür.

Örümcek ailesinin ölümcül ilişkileri bu kadarla bitmez.  Yavrular yumurtadan çıkmaya başladığında, sona kalanlar yine tehlike altındadır.  Eğer ilk çıkan yavrular kendi yumurta kabuklarını gövdeye indirdikten sonra etrafta yiyecek bir şey bulamazlarsa, döner, henüz yumurtadan çıkmamış olan kardeşlerini yerler.

Kardeşini yiyen, hemcinsini niye yemesin ki? Örümcek yetiştirerek onların ağından yararlanmayı insanlar yüzyıllarca hayal etmiş, ancak bir türlü başaramamışlardır.  Çünkü örümcekleri bir arada tutmanın yolunu kimse bulamamış; ne zaman böyle bir şeye teşebbüs edilecek olsa örümceklerin birbirini yedikleri görülmüştür.

Böylece, örümceğin aile hayatı, anne, baba, yavru, kardeş ve hemcins arasındakilerin tümünü kapsayan bir ölümcül ilişkiler yumağı hâlinde karşımıza çıkmakta ve, âyetin mucizeli ifadesiyle, “yuvaların en zayıfını” gözlerimizin önüne sermektedir.

Gerçi otuz bin kadar türüyle, örümcekler oldukça geniş bir âlem teşkil ederler; bu türler arasında farklı özellikler ve farklı hayat biçimleriyle karşılaşabiliriz.  Ancak örümceğin aile hayatından, genel bir ifadeyle anlatacaklarımız bundan ibarettir.

Allah’tan başkalarını dost edinerek işlerini onlara havale eden ve onlardan yardım, iyilik ve koruma umanların da bu ilişkilerden bekleyebilecekleri sonuç, ya yutmak veya yutulmaktan başka bir şey değildir ki, buna dair verilebilecek en canlı ve en kapsamlı örnek, örümceğin yuvasıdır.

Fakat örümceğin de hakkını vermeden geçmeyelim.

Hiç kuşku yok ki, Allah, yarattığı her mahlûk gibi, örümceği de bir hikmetle ve belli görevlerle yaratmış, onu da İlâhî hikmetinin ve sanatının mucizevî eserleriyle süslemiştir.  Fakat ona güçlü bir yuva ihsan etmemiş, aile bağlarından fazlaca bir nasip vermemiştir, o kadar.  Lâkin, Yer ve Gökler Rabbinin kudreti, bazen zayıfların da en zayıfında tecellî eder de, dünyada kendilerinden güçlü kimsenin bulunmadığını sananlara dersini öylece verir.

Örümceğin o zayıf ağına, Allah düşmanlarının en amansız saldırıları karşısında Kâinat Efendisini (asm) korumuş olmak gibi bir şeref yetmez mi?

Kaynak

Sorularla İslamiyet
[attachment=144556]

Örümcek Hakkında Bilgiler

Örümcek, eklembacaklılar (Arthropoda) şubesinin örümceğimsiler (Arachnida) sınıfından Araneae takımının üyelerine verilen genel ad. Hemen hemen dünyanın her tarafında yaşar. 2012 rakamlarına göre 112 familyada ve 3879 cinste toplanan 43.244 türü bilinmektedir.[3]

Örümceklerin baş ve göğüsleri kaynaşmıştır. Karınları, göğüsü ince bir bel (pedisel) ile bağlanmıştır. Aynı büyüklükte başka hiçbir bir hayvanın beli bu kadar ince değildir. İçinden sindirim borusu, kan damarları soluk boruları ve sinir sistemi geçer. Örümceklerin boyları, birkaç cm'den 35 cm'ye kadar değişir. Ağzının önünde iki zehir çengeli (keliser) ve iki his ayağı (pedipalp) yer alır. Göğüslerinde ise, gelişmiş dört çift yürüme bacağı vardır; bacakların uçları, tarak gibi dişli iki çengelle sonlanır. Örümcek bunların sayesinde ağ üzerinde rahatça dolaşır. Bir kısmı ileriye, geriye ve yanlara doğru yürüyebilir. Çoğunun başında 3 veya 4 çift osel (basit) göz bulunur. Gözlerin dizilişi, sınıflandırmada önemli bir özelliktir. Yuvarlak olan karın kısmı yumuşak ve esnek olup, alt kısmında solunum delikleri, ipek bezleri, anüs ve eşey organları yer alır.

Örümcekler, dünyanın birçok ekosistemine uyum sağlamış, böylece çok farklı ekosistemlerde yaşayan bir grup halini almıştır. Örümceklere Everest tepelerinden kanyonların derin çukurlarına, akarsu veya göl içlerine kadar değişik yaşam ortamlarında rastlamak mümkündür. Bütün örümcekler etoburlardur. Bazıları serbest dolaşıp avlandığı halde diğer bazıları örmüş oldukları ağa bağımlı olarak yaşamaktadır.

Güney Amerika'da yaşayan Goliath Kuş öldürücü, 175 g kütle ve 13 cm'e çıkan vücut uzunluğuyla dünyanın en büyük örümceğidir.
Dünyanın en büyük örümceği olan Goliath kuşöldüreni

Genel özellikleri

Örümcekler, yırtıcı hayvanlardır. Birbirlerine saldırmaktan çekinmezler. Avları çok çeşitlidir. Çoğu, böceklerle beslendiklerinden faydalı sayılırlar. Bazı tropikal türler amfibyum, sürüngen, küçük kuş ve memeli gibi omurgalıları avlarlar. Örümceklerin hepsi avlarını yakalamak için tuzak ağları kurmaz. Bir kısmı avlarını kovalayarak veya üzerlerine sıçrayarak yakalar. Suda böcek, kurbağa ve balık avlayanlar da vardır. Yakaladığı avını, kıskaçlarına açılan zehir salgısı ile felce uğratır. Sonra ısırarak avının iç organlarına, eritici enzimler ihtiva eden tükürük salgısını akıtır. Kısa bir zaman zarfında, avın iç organları eriyerek sıvı haline gelir. Örümcek, emici midesini bir pompa gibi kullanarak bu sıvıyı emer. Av, kısa bir sürede içi boş kabuğa döner. Örümcek, bu boş kabuğu ya olduğu yere bırakır veya başka bir yere atar. Böcekler, küçük kuşlar bu avlar arasındadırlar.

Güney Amerika'da yaşayan, bacakları hariç 10 cm boyunda olan, toprakaltı inlerinde barınan bazı türler, tavşan ve tavukların içini boşaltabilecek güçtedir. Örümceklerin özofagusları (yemek borusu) çok dar olduğundan böyle beslenmek zorundadırlar. Ayrıca, ağız parçaları da bir sineği bile parçalayacak güçte değildir. Zehir çengelleri, avı delmeye ve zehir akıtmaya yarar. Uçtaki iğneli kısımları, bir şırınga gibi birer yan delikle biter. Deliğin böyle enjektörvari oluşu, tıkanma tehlikesini önler.

İğne ava girince, zehir bu delikten sızar. Örümcekler, iki keliseri de kullanırlar. Isırdıkları zaman yan yana iki delik olması bu yüzdendir. Keliser, aynı zamanda, delik açma ve küçük cisimleri taşıma işlerine de yarar.

Örümceklerin böceklerden ayrılan birçok özelliği vardır. Böceklerin çoğu kanatlı olduğu halde, örümcekler kanatsızdır. Böceklerde 6 bacak olmasına karşılık örümceklerde 8 bacak vardır. Antenleri olmadığından, ağız önündeki pedipalpler bu görevi üstlenirler. Dış görünüşleri bacağa benzediğinden bunlara duyu bacakları da denir. Üzerleri duyu algılayıcı tüylerle kaplı olup, dokunma, tat alma ve çevreyi koklayıp araştırma gibi görevler yaparlar. Üreme dönemlerinde erkeklerde spermaları biriktirip dişiye aktaran bir kopulasyon (çiftleşme) organı olarak da iş görürler. ve her tehlikeye karşı sperleri vardır. Örümceklerde trakealar (solunum boruları), akreplerde olduğu gibi karın altında kitap akciğerleri tipindedir. Kitap yaprakları şeklindeki deri kıvrımlarından dolayı solunum organları bu adı alır. İki veya dört tane kitap akciğerleri vardır. Eğer örümcekte bunlar iki ise, eksikliği ek solunum boruları ile tamamlanır.

Örümcek ağı

Örümceklerde, diğer eklembacaklılar gibi açık bir dolaşım sistemi bulunur. Kılcal damarları yoktur. Hemen hemen her yerde rastlanan örümcek ağı, aslında bir sanat şaheseridir. Yapılış maksadı avlanmak olan ağ, bir nevi tuzaktır. Fakat her örümcek türü ağ yapmaz. Ancak bütün örümcekler ağ tellerinden yumurtalarının etrafını saran kozalar yaparlar. Bazıları da ağ bezlerini, yaprakları yapıştırmakta, yuvalarının içini döşemede, açtıkları çukurun çevresini kapatmakta vs. işlerde kullanırlar. Ağ kurmayan bu tür avcı örümcekler de, arkalarında ağdan bir iz bırakarak, rüzgarla sürüklenmekten korunurlar. Erkekler, dişileri bulmakta da bu izlerden faydalanırlar.

Karın altlarının arka taraflarında üç çift ağ organları bulunur. Her birinin dışarıya ayrı bir çıkışı vardır. Bezlerden meydana gelen yapışkan ve sıvı iplik maddesi, havayla temas edince sertleşir. Her ağ memeciğinde 100 kadar ince ve küçük kanalcıklar bulunur. Bu ince kanalcıklardan sızan iplikçikler bir araya gelerek büküldükleri zaman tek iplik durumuna gelirler. Esnek ve yapışkandırlar. Bir sinek ne kadar sert çarpsa da kopmazlar. Ağ yapmak isteyen örümcek, ağ organlarını bacaklarının bir kısmı ile bastırarak ağ maddesinin akışını başlatır. Örümcekler, iplik deliklerinden çıkan tellerin hepsini toplayıp bir tek tel halinde kullandıkları gibi bunlardan ayrı ayrı incecik tel de yaparlar.

Düşme esnasında bir yere taktığı ağ telini, kendi yere varıncaya kadar uzatabilir. Genç örümcekler, ağ tellerinin sayesinde uzun mesafelere uçabilirler. Bunun için telin bir ucunu bir yere bağlayarak kendilerini hava akımlarına bırakırlar. Böylece yerlerinden havalanan örümcekler, karada 5 km, denizde ise yüzlerce km uzaklara savrulabilirler. Okyanuslardaki ıssız adalarda yaşayan örümcekler, hep böyle havadan gelmişlerdir. Sonbaharda bol bol rastlanan ağ telleri de uçan genç örümceklerden kalmıştır.

Ağ yapacak olan bir örümcek, önce yüksekçe bir yere tırmanarak, ağın ucunu bulunduğu kısma yapıştırarak ipek iplik yardımıyla aşağı süzülür. Gözüne kestirdiği bir dala ulaşarak bağlantı kurar. Sonra o iplik üzerinde gidip gelerek ağı kalınlaştırır. Daha sonra vücudundan çıkmakta olan ipliğin bir ucunu ilk ipliğe tutturarak kendini boşluğa bırakır. Ağa bağlı halde bir yere varınca, o ucu vardığı yere yapıştırır. Bu yolla birkaç gidiş gelişte ağın kaba iskeleti meydana gelir. Bundan sonra iskeletin merkezi çevresinde dairevi halkalar yaparak ağı tamamlar.

Ağ örümü çoğunlukla gece olur. Örülmesi en fazla 60 dakika alır. Ağın ortasında spiral ve yapışkan bir yer vardır. Diğer iplikçikler kurudur. Bir sinek ağa konsa hemen yapışır. Kurtulmak için çırpındıkça daha da yapışır. İkaz iplikçiği ile avın yakalandığını anlayan örümcek gelerek avını zehirler. İkaz iplikçiğinin bir ucu ağa bağlı, diğer ucu ise daima kendindedir.

Ağlar, genellikle yere dik vaziyettedir. Maksat, uçan arı ve sinekleri yakalamaktır. Her örümcek türünün, kendine has ağ örme stili vardır. Ancak dikkati çeken nokta, ağlarda geometrik inceliklerin her zaman varlığıdır. Ağ örme işi örümceklerin, doğuştan kazandıkları bir sanattır. Küçük bir örümcek, daha önce hiç ağı görmemiş ve örmemiş olmasına rağmen büyüklere benzer ağlar örer.

Düşmanlardan korunma


Bazı örümcekler düşmanlarından korunmak için çeşitli hilelere başvururlar. Güneydoğu Asya'da bir örümcek türü yaptığı büyük ve dairevi ağının ortasında durur. Bu duruş örümcek yiyen kuşlar için kolay bir hedef teşkil eder. Örümcek, düşmanlarını yanıltmak için, birkaç adet sahte ağ merkezi tesis eder. Yediği avlarının kalıntılarını da ağ merkezlerine takarak manken örümcekler kullanır. Başka bir örümcek çeşidi de diken ve ağaç kabuklarından manken örümcekler yapar. Örümcek ağlarının ipleri ipektir. Bu iplikler, aynı çaptaki çelik telden daha sağlamdır.

Örümceğin ipeği, ipekböceğinin ipeğinden daha ince ve daha dayanıklıdır. Üstelik bildiğimiz ipekten daha güzeldir. Ancak yapılan araştırmalar göstermiştir ki, örümcek ipeği tellerinden ince ipek elde etmeye imkân yoktur. Daha doğrusu, çok pahalıya mal olmaktadır. Bunun başlıca sebebi, örümcekleri bir arada tutmanın zorluğudur. Zira bir arada bulunan örümcekler birbirini yerler.

Üreme

Yavrularını sırtında taşıyan örümcek (Lycosidae, Alopecosa fabrilis)

Örümcekler ayrı eşeyli canlılardır. Dişileri erkeklerden daha iridir. Bazı türlerde erkekler de ağ yapar. Örümceklerde bir arada yaşamak, toplum ve aile hayatı yoktur dense de bazı türlerin birkaç birey olarak yaşadıkları literatüre geçmiştir. Erkekten daha iri olan dişiler, çiftleşme sonrası diğer örümceği yiyebilirler. Örümceklerde en ilgi çekici hususlardan biri de erkeklerde duyu bacaklarının eşleşme organı vazifesi görmesidir. Erkek önce bir sperma ağı örerek üzerine bir damla spermatozoon sıvısı bırakır. Sonra ters dönerek bu sıvıyı şırıngaya çeker gibi pedipalplerin şişkin kısmına doldurur. Bundan sonra dişiyi aramaya çıkar.

Örümceklerin çiftleşmesinde erkek örümcek, daima ölümle karşı karşıyadır. Çiftleşme zamanında erkek örümcekler dişilerin karşısında çeşitli hareketlerle, dişilere açlığını unutturmaya çalışırlar. Sıçramalarla yaptığı bu hareketlere örümceğin sevgi dansı denir. Dişi örümceğe açlığını unutturmak için dans yaparken ondan uzak durmaya da dikkat eder. Zira bir anda yakalanmak tehlikesi vardır. Bazıları, çiftleşme öncesi dişi örümceğe bir böcek ikram ederek açlığını giderir. Bir tehlike kalmadığını anlayınca dişiye yaklaşır. Açlığını hatırlayan dişi, erkeği yemeyi düşündüğü için, erkekler çiftleşmeden sonra hemen kaçarlar. Genelde erkek, dişi aramaktan, sevgi dansından ve çiftleşmekten yorulduğu için dişi için çiftleşme sonrası en yakın protein kaynağı olarak görülür ve birçok örümcek kaçmaya fırsat bulamadan dişi örümceğe yem olur. Fakat her çiftleşmeden sonra dişinin mutlaka erkek örümceği yediği söylenemez.

Dişi örümcekler yumurtalarını, ağ ipiyle yaptıkları kokon adı verilen kozalara (torbalara) bırakırlar. Bir kozada bazen yüzlerce yumurta olabilir. Genellikle yazın sonlarında döllenen yumurtalar, ilkbaharda yavru verir. Yaz başlarında döllenen yumurtalardan 20-60 gün içinde yavru çıkar. Örümcek, sonbaharda sarımsı beyaz renkli kokon adı verilen ipek bir koza içine bıraktığı yumurtalarına karşı çok şefkatli olmasına rağmen dişilerin yumurtaları veya yavruları yediği de olur. Bu durum yumurtaların döllenmemiş olduğunu gösterebilir. Yumuşak ve çok küçük olan bu yumurtalarla dolu kozayı bir dala, taş altına duvar yarığına, ağaç kovuğuna veya çalılıklar arasına emin bir yere yapıştırır. Kokon, anne örümcek tarafından çevrilerek alttaki yavrularında hava alması sağlanır. İlkbaharda doğan yavrular ana-babalarına benzerler. Doğduktan birkaç gün sonra iyi bir ağ kurup kendi kendilerine beslenirler. Çoğu türlerde, yavrular erişkinliğe erdiği zaman babaları çoktan ölmüş olacaktır. Zira erkek örümcekler erişkinlikten sonra birkaç yıl yaşarlar.

Avrupa'daki durumu

Avrupa'da yabancı türler hariç 4491 yerli örümcek türü bulunur ve bunların 2041 tanesi endemik ya da tek yerden kayıtlıdır. Avrupa örümcek tür (alt türler ve yabancı türler dahil değil) sayısının kesinleşmiş familyalara göre dağılımı 2012 yılı itibarıyla şöyledir:[4]
familya yerli türler endemik türler (yüzdesi)
bütün Avrupa türleri 4491 2041 (% 45.4)
Agelenidae 200 93 (% 50.0)
Araneidae 150 56 (% 40.0)
Dysderidae 331 227 (% 70.5)
Gnaphosidae 480 178 (% 41.3)
Linyphiidae 1366 534 (% 42.4)
Lycosidae 303 124 (% 44.1)
Nemesiidae 62 36 (% 61.0)
Philodromidae 106 38 (% 41.8)
Salticidae 400 136 (% 39.4)
Theridiidae 258 72 (% 30.2)
Thomisidae 193 64 (% 36.2)
Zodariidae 111 60 (% 55.0)

Türkiye'deki durumu

Örümceklerin Türkiye'de 2012 rakamlarına göre 53 familyada toplam 958 türü bulunur.[5] 131 tür ile Gnaphosidae familyası ilk sıradadır ve bunu Linyphiidae (105 tür), Salticidae (98 tür), Thomisidae (87 tür), Theridiidae (77 tür), Lycosidae (73 tür), Agelenidae (55 tür), Araneidae (54 tür), Dysderidae (49 tür) ile Philodromidae (39 tür) takip eder.

Türkiye'deki örümcek familyaları göz sayısına göre 6 ya da 8 gözlüdür.

    Altı gözlüler: Dysderidae, Segestridae, Scytodidae
    Sekiz gözlüler: Erinesidae, Titanoecidae, Filistatidae, Pholcidae, Zodariidae, Salticidae, Lycosidae, Pisauridae, Zoridae, Gnaphosidae, Clubionidae, Miturgidae, Oxyopidae, Theridiidae, Nesticidae, Agelenidae, Tetragnathidae, Thomisidae, Philodromidae, Sparassidae, Linyphiidae, Araneidae.

Kaynak ve Dipnotlar


Wikipedia

RAŞiT TUNCA

BAŞAĞAÇLI RAŞiT TUNCA
Raşit Tunca

FORUMUMUZDA
Dini Bilgiler...
Kültürel Bilgiler...
PNG&JPG&GiF Resimler...
Biyografiler...
Tasavvufi Vaaz Sohbetler...
Peygamberler Tarihi...
Siyeri Nebi
PSP&PSD Grafik

BOARD KISAYOLLARI

ALLAH

Allah



BAYRAK

TC.Bayrak



WEB-TUNCA


Radyo Karoglan

Foruma Misafir Olarak Gir


Forumda Neler Var


Karoglan-Raşit Tunca - Dini - islami - Dini Resim - FIKIH - Kuran - Sünnet - Tasavvuf - BAYRAK - Milli - Eğlence - PNG - JPEG - GIF - WebButtons - Vaaz - Sohbet - Siyeri Nebi - Evliyalar - Güzel Sözler - Atatürk - Karoglan Hoca - Dini Bilgi - Radyo index - Sanal Dergi




GALATASARAY

G A L A T A S A R A Y


FENERBAHÇE


F E N E R B A H C E


BEŞiKTAŞ

B E Ş i K T A Ş


TRABZONSPOR

T R A B Z O N S P O R


MiLLi TAKIM

M i L L i T A K I M


ETKiNLiKLERiMiZ


“Peygamberimiz Buyurdular ki Birbirinize Temiz ağız ile Dua edin. Bizde Sayfamızı ziyaret edenlerin ve bu bölümü ziyaret edenlerin kendilerinin Ruhaniyetine, geçmişlerinin Ruhuna Yasin Okuyup hediye ediyoruz Tıkla, ya sende oku yada okunmuş Yasinlerden Nasibini Al”
(Raşit Tunca)



MEVLANA'DAN

“ Kula Bela Gelmez Hak Yazmadıkca, Hak Bela Yazmaz Kul Azmadıkca, Hak intikamını, Kulunun Eliyle Alır da, Bilmiyenler Kul Yaptı Sanır."
(Hz. Mevlana)