MUHAMMED
BAYRAK
| Welcome, Guest |
|
You have to register before you can post on our site. |
| Forum Statistics |
» Members: 7 » Latest member: Muhammed » Forum threads: 5,258 » Forum posts: 5,849 Full Statistics |
DOWNLOADEN
AYET
FELSEFEMiZ
Raşit Tunca Sözü
GÜZEL SÖZ
[attachment=147056]
Keçilerin Gözleri Neden Bu Kadar Tuhaf
Kabul edelim ki keçilerin gözleri bir hayli tuhaf görünür, çok estetik oldukları da söylenemez ancak bunun sebebini araştırdığımızda oldukça estetik bir nedenle karşılaşıyoruz.
Keçilerin göz bebeği bizimkinin ve yılan, kedi gibi hayvanların aksine yataydır; hatta ince bir dikdörtgen şeklindedir.
Ürkütücü ve sıra dışı görünen bu yatay yarıklar hakkında çalışma yapan UC Berkeley ve Durham Üniversitesinden araştırmacılar, keçiler de dahil olmak üzere toplam 213 kara türünün gözbebeği şeklini incelediklerinde; ekolojik nişin, gözleri nasıl şekillendirdiğini daha net bir şekilde görme fırsatı bulmuşlar.
Gözbebeği şekli, hayvanın ekolojik nişi veya rolüyle bağlantılı.
Etoburların hedefi olan otoburların bazıları, kendilerini yırtıcılardan korumak adına bu gözbebeği çeşidine sahiptir. Daha geniş bir görüş alanı sunan yatay yarıklı gözbebekleri, evrimin sağladığı bir avantajdır.
Otlarken bile, etrafında gizlenme ihtimali olan avcı olup olmadığını kontrol edebilirler. Bu tuhaf şekil, çeşitli yönlerden yaklaşan davetsiz misafirleri algılayabilen panoramik bir görüş sağlar. Böylece bir kaçış planı yapmaları gerektiğinde daha erken harekete geçebilirler.
Otlamak için başlarını eğdiklerinde göz yarıkları yere her zaman paralel olur.
Bilgisayar modellerini kullanan araştırmacılar, iki farklı tarafta bulunan gözlerin bizimkine benzer gözlerden çok daha geniş bir görüş alanı ürettiğini belirtiyor.
Keçilerin bir gözleri 50 dereceden fazla dönebilir, bu da insan gözünden 10 kat daha fazla dönebildikleri anlamına geliyor.
Keçiler 320-340 derecelik bir görüşe sahipken insanlar ise 210 derecelik bir görüşe sahiptir. Keçilerdeki monoküler (tek gözün gördüğü) ve binoküler (iki gözün gördüğü) görüş derecesi 20-60 iken, insanlardaki binoküler görüş derecesi 114 yatay ve 150 dikeydir.
Üstelik yatay göz bebekleri, hayvanın hemen önündeki nesnelerin görüntü kalitesini de artırır.
Bu net ön görüntü sayesinde keçiler engebeli bir arazide hızla hareket edebilir. Bu tip uzun bir göz bebeği şekli, yüksek ışıktaki renk sapmasını azaltarak odağı iyileştirir ve yerdeki neslerin görüntü kalitesi artırır.
Peki yılan ve küçük kediler gibi yırtıcılar neden dikey göz bebeklerine sahiptir?
Çünkü bu sayede mesafeyi daha iyi değerlendirebilirler ve avının üzerine atlamaları daha kolay olur.
Aslan, kaplan gibi diğer bazı yırtıcıların göz bebekleri yuvarlaktır.
Bunun nedeni ise "yere yakınlık"tır. Yerden uzaklaştıkça derinlik algısına olan ihtiyaç azaldığı için kaplan gibi boylu poslu yırtıcılar yuvarlak göz bebeklerine sahiptir.
Yerde derinlik algısına daha çok ihtiyaç vardır.
Genişleyip daralarak derinlik algısını değiştirebilirler (ayağınıza saldırmak için odaklanan kedinizin gözlerini hatırlayın). Ayrıca bu tip canlılar geceleri avlandığı için böyle bir göz şekli, düş ışıktan bile faydalanmalarını sağlar.
Keçilerin yatay göz şekli, onlar için bazı konularda avantaj sağlar ancak keçilerin bir cisimle aralarındaki mesafeyi bulmakta zorlanmalarına neden olur.
Bunun nedeni ise kedi ve yılanlardaki gibi dikey göz bebeklerine sahip olmamalarıdır. Derinlik algıları zayıf olduğu için gölgelerden, zemindeki renklerdeki değişiklikten kaçma eğilimindedirler.
Araştırmacılar, bir sonraki odaklarının ise karada yaşamayan hayvanların göz bebekleri üzerinde olacağını söylüyor.
Ahtapotların gözleri de keçilerin gözlerine çok benziyor. Onlar da etraflarına geniş bir açıyla bakabilmektedir. Ancak bu canlılar keçilerin aksine hem otçul hem etçil oldukları için bu konuda daha fazla araştırma yapılması gerekiyor.
Kaynak
webtekno.com
Keçilerin Gözleri Neden Bu Kadar Tuhaf
Kabul edelim ki keçilerin gözleri bir hayli tuhaf görünür, çok estetik oldukları da söylenemez ancak bunun sebebini araştırdığımızda oldukça estetik bir nedenle karşılaşıyoruz.
Keçilerin göz bebeği bizimkinin ve yılan, kedi gibi hayvanların aksine yataydır; hatta ince bir dikdörtgen şeklindedir.
Ürkütücü ve sıra dışı görünen bu yatay yarıklar hakkında çalışma yapan UC Berkeley ve Durham Üniversitesinden araştırmacılar, keçiler de dahil olmak üzere toplam 213 kara türünün gözbebeği şeklini incelediklerinde; ekolojik nişin, gözleri nasıl şekillendirdiğini daha net bir şekilde görme fırsatı bulmuşlar.
Gözbebeği şekli, hayvanın ekolojik nişi veya rolüyle bağlantılı.
Etoburların hedefi olan otoburların bazıları, kendilerini yırtıcılardan korumak adına bu gözbebeği çeşidine sahiptir. Daha geniş bir görüş alanı sunan yatay yarıklı gözbebekleri, evrimin sağladığı bir avantajdır.
Otlarken bile, etrafında gizlenme ihtimali olan avcı olup olmadığını kontrol edebilirler. Bu tuhaf şekil, çeşitli yönlerden yaklaşan davetsiz misafirleri algılayabilen panoramik bir görüş sağlar. Böylece bir kaçış planı yapmaları gerektiğinde daha erken harekete geçebilirler.
Otlamak için başlarını eğdiklerinde göz yarıkları yere her zaman paralel olur.
Bilgisayar modellerini kullanan araştırmacılar, iki farklı tarafta bulunan gözlerin bizimkine benzer gözlerden çok daha geniş bir görüş alanı ürettiğini belirtiyor.
Keçilerin bir gözleri 50 dereceden fazla dönebilir, bu da insan gözünden 10 kat daha fazla dönebildikleri anlamına geliyor.
Keçiler 320-340 derecelik bir görüşe sahipken insanlar ise 210 derecelik bir görüşe sahiptir. Keçilerdeki monoküler (tek gözün gördüğü) ve binoküler (iki gözün gördüğü) görüş derecesi 20-60 iken, insanlardaki binoküler görüş derecesi 114 yatay ve 150 dikeydir.
Üstelik yatay göz bebekleri, hayvanın hemen önündeki nesnelerin görüntü kalitesini de artırır.
Bu net ön görüntü sayesinde keçiler engebeli bir arazide hızla hareket edebilir. Bu tip uzun bir göz bebeği şekli, yüksek ışıktaki renk sapmasını azaltarak odağı iyileştirir ve yerdeki neslerin görüntü kalitesi artırır.
Peki yılan ve küçük kediler gibi yırtıcılar neden dikey göz bebeklerine sahiptir?
Çünkü bu sayede mesafeyi daha iyi değerlendirebilirler ve avının üzerine atlamaları daha kolay olur.
Aslan, kaplan gibi diğer bazı yırtıcıların göz bebekleri yuvarlaktır.
Bunun nedeni ise "yere yakınlık"tır. Yerden uzaklaştıkça derinlik algısına olan ihtiyaç azaldığı için kaplan gibi boylu poslu yırtıcılar yuvarlak göz bebeklerine sahiptir.
Yerde derinlik algısına daha çok ihtiyaç vardır.
Genişleyip daralarak derinlik algısını değiştirebilirler (ayağınıza saldırmak için odaklanan kedinizin gözlerini hatırlayın). Ayrıca bu tip canlılar geceleri avlandığı için böyle bir göz şekli, düş ışıktan bile faydalanmalarını sağlar.
Keçilerin yatay göz şekli, onlar için bazı konularda avantaj sağlar ancak keçilerin bir cisimle aralarındaki mesafeyi bulmakta zorlanmalarına neden olur.
Bunun nedeni ise kedi ve yılanlardaki gibi dikey göz bebeklerine sahip olmamalarıdır. Derinlik algıları zayıf olduğu için gölgelerden, zemindeki renklerdeki değişiklikten kaçma eğilimindedirler.
Araştırmacılar, bir sonraki odaklarının ise karada yaşamayan hayvanların göz bebekleri üzerinde olacağını söylüyor.
Ahtapotların gözleri de keçilerin gözlerine çok benziyor. Onlar da etraflarına geniş bir açıyla bakabilmektedir. Ancak bu canlılar keçilerin aksine hem otçul hem etçil oldukları için bu konuda daha fazla araştırma yapılması gerekiyor.
Kaynak
webtekno.com
[attachment=147054]
Kromozom Nedir? Canlı Türlerinde Kromozom Sayısı
Kromozom, (Yunanca, chromos (renk), soma (vücut)); DNA'nın "histon" proteinleri etrafına sarılmasıyla, yoğunlaşarak oluşturduğu, canlılarda kalıtımı sağlayan genetik birimlerdir. Kromozomlar mikrometre boyutunda olup hücre bölünmesinin metafaz aşamasında ışık mikroskobu ile görüntülenebilmektedirler.
Hücre, bitkisel ya da hayvansal her türlü yaşam biçiminin en küçük birimidir. Her hücre bir sitoplazma ve çekirdekten meydana gelir. (Prokaryot canlılar hariç) Kromozomlar hücre çekirdeği içinde bulunurlar ve ipliksi yapıdadırlar. Kromozomlar, molekül yapıları çok iyi bilinen DNA (deoksiribo nükleik asit) zinciri ile histon denilen protein zincirinden oluşur. DNA zincirleri de özgül proteinleri sentezlemekle görevli gen adı verilen birimlerden oluşur.
Oluşum
Karyokinez bölümü sırasında mitoz bölünmenin interfaz evresinde kromatin ağı şeklinde bulunan DNA, profaz evresinde kısalıp kalınlaşmaya başlar ve metafaz evresinde en kısa duruma gelir. Yaklaşık 10.000 kat kısalmış haliyle ışık mikroskobunda 100'lük objektifte incelenebilir. Kromozomlar, İ, V, J harfleri gibi biçimlerde görünür ve boyutları mikronla ölçülür. Kromozomların sayısı canlı türlerinde değişiklik gösterir. Örneğin sirke sineğinde 8, kurbağada 26, farede 42, köpekte 78 kromozom vardır. İnsanın kromozom sayısı ise 46'dır. 22'si çift otozom kromozomdur. İnsan hücresinde 1 çift de eşeysel kromozom bulunur ve toplam sayı 46 eder. Eşey kromozomları kadınlarda XX, erkeklerde XY dir.
Döllenme sırasında annenin yumurtasındaki 23 kromozom, babanın spermindeki 23 kromozomla birleşir. İşte bu 46 kromozom insanın yaşamında belirleyici rol oynar. Kromozomlarda yer alan ve sayıları 25 bin ile 30 bin arasında olduğu tahmin edilen genlerin oluşturduğu zincir, kişinin göz renginden boyuna, yaşam süresinden yakalanacağı hastalıklara kadar pek çok şeyi programlar. Bu genetik programlar, nükleotit denen (A, T, C, G) yapıların farklı dizilimleriyle şifrelenir.
Kromozomların mikroskop altında incelendiği bilim dalına "Sitogenetik" adı verilir. Bu şekilde kromozom sayısında (ör. Down sendromunda 47, Turner sendromunda 45) veya yapısındaki (delesyon veya translokasyon vb.) değişiklikler bu şekilde saptanabilir. Ancak kromozomlardaki bir değişikliğin mikroskopta görülebilmesi için en az 3 milyon nükleotitlik bir kısmın değişmesi gerekir, daha küçük değişiklikler ancak moleküler genetik yöntemlerle incelenebilir.
İnsan Kromozomları
Hücrede bölünme zamanının dışındaki dönemlerde uzun ve ipliksi şekil alır. Bu şekle "kromatin ağ" denir. Bölünme esnasında kromatin ağ kısalır ve kalınlaşır. Böylece kromozomu oluşturur. Kromozomun yapısında DNA ve protein vardır. Kromozomların şekli, büyüklüğü ve sayısı her tür için farklı ve sabittir. Aynı kromozom sayısına sahip olma iki canlının birbirine benzemesini gerektirmez. Canlıların benzerliği farklılık ve gelişmişlik kromozom sayısına değil DNA'daki bazı dizilişlere bağlıdır.
İnsan hücresinde
46 adet kromozom bulunur. Bunların içerdiği baz sayıları şöyledir:
[attachment=147057]
Canlıların Gelişmişlik Düzeyi Ve Kromozom Sayıları
Canlıların genetik özelliklerinin hemen tamamına yakını kromozomlarda toplanmıştır. Kromozomlar DNA’lardan meydana gelir. Bu DNA’ların üzerinde de GEN adı verilen belirli bölgelerde genetik yapı şifrelenmiştir. Kromozom sayıları 2n ile gösterilir. Bu, canlıdaki mevcut kromozomun yarısının anneden ve yarısının da babadan geldiğini ifade etmektedir.
Canlıların gelişmişlik düzeyi ile kromozom sayıları arasında doğrudan bir ilgi yoktur. Çok ilkel kabul edilen bir canlıdaki kromozom sayısı bazen yüzün üzerinde olabildiği halde, yine aşağı yapılı bir canlının kromozom sayısı 5-10 arasında olabiliyor.
Kromozom sayıları ile canlılar arasında akrabalık bağlarını kurmak, bilimsel bir yaklaşım değildir. Evrimciler bu amaçla özellikle maymun-insan arasındaki kromozom sayısının birbirine yakınlığına dikkati çekerler. Bilindiği gibi insanın kromozom sayısı 46, maymununki ise 42’dir. Halbuki Kurtbağrı bitkisinin de kromozom sayısı insandaki kadardır. Aynı şekilde Moli balığının da kromozom sayısı 46’dır. Diğer taraftan patatesin ve eriğin kromozom sayısı 48’dir. Patates ve erik, kromozom sayısı bakımından insana, maymundan daha yakındır. Maymunla insan arasında kromozom farkı 4, patates ve erikle insan arasında kromozom sayısı farkı ise 2’dir. Bazı canlıların kromozom sayıları aşağıda gösterilmiştir.
Sonuç olarak, canlılar arasında kromozom sayılarına dayanarak akrabalık bağı kurmak mümkün değildir, bilimsel de değildir. Dolayısıyla varlıkların kromozom sayısı benzerliğini evrime delil göstermek bilimsel bilgiye değil, felsefi düşünce ve kanaate dayanmaktadır.
Domatesin Kromozom Sayısı: 24
Ayçiçeğinin Kromozom Sayısı: 34
Erik Kromozom Sayısı: 48
Patatesin Kromozom Sayısı: 48
Mısır Kromozom Sayısı: 20
Canlı Türlerinde Kromozom Sayısı
Kromozom sayısı, farklı canlı türlerinde değişiklik göstermektedir. İşte bazı canlıların kromozom sayıları:
İnsan kromozom sayısı: 46
Maymun kromozom sayısı: 42
Kedi kromozom sayısı: 38
Köpek kromozom sayısı: 78
Sığır cinsi hayvanların kromozom sayısı: 60
At gibi tek tırnaklı hayvanların kromozom sayısı: 64
Soğanın kromozom sayısı: 16
Patatesin kromozom sayısı: 48
Domatesin kromozom sayısı: 24
Buğday bitkisinin kromozom sayısı: 42
Ayçiçeği kromozom sayısı: 34
Solucanın kromozom sayısı: 2
Sineğin kromozom sayısı: 12
[attachment=147055]
Kaynak
Wikipedia
zaferdergisi
kromozom.gen.tr
eodev.com
Kromozom Nedir? Canlı Türlerinde Kromozom Sayısı
Kromozom, (Yunanca, chromos (renk), soma (vücut)); DNA'nın "histon" proteinleri etrafına sarılmasıyla, yoğunlaşarak oluşturduğu, canlılarda kalıtımı sağlayan genetik birimlerdir. Kromozomlar mikrometre boyutunda olup hücre bölünmesinin metafaz aşamasında ışık mikroskobu ile görüntülenebilmektedirler.
Hücre, bitkisel ya da hayvansal her türlü yaşam biçiminin en küçük birimidir. Her hücre bir sitoplazma ve çekirdekten meydana gelir. (Prokaryot canlılar hariç) Kromozomlar hücre çekirdeği içinde bulunurlar ve ipliksi yapıdadırlar. Kromozomlar, molekül yapıları çok iyi bilinen DNA (deoksiribo nükleik asit) zinciri ile histon denilen protein zincirinden oluşur. DNA zincirleri de özgül proteinleri sentezlemekle görevli gen adı verilen birimlerden oluşur.
Oluşum
Karyokinez bölümü sırasında mitoz bölünmenin interfaz evresinde kromatin ağı şeklinde bulunan DNA, profaz evresinde kısalıp kalınlaşmaya başlar ve metafaz evresinde en kısa duruma gelir. Yaklaşık 10.000 kat kısalmış haliyle ışık mikroskobunda 100'lük objektifte incelenebilir. Kromozomlar, İ, V, J harfleri gibi biçimlerde görünür ve boyutları mikronla ölçülür. Kromozomların sayısı canlı türlerinde değişiklik gösterir. Örneğin sirke sineğinde 8, kurbağada 26, farede 42, köpekte 78 kromozom vardır. İnsanın kromozom sayısı ise 46'dır. 22'si çift otozom kromozomdur. İnsan hücresinde 1 çift de eşeysel kromozom bulunur ve toplam sayı 46 eder. Eşey kromozomları kadınlarda XX, erkeklerde XY dir.
Döllenme sırasında annenin yumurtasındaki 23 kromozom, babanın spermindeki 23 kromozomla birleşir. İşte bu 46 kromozom insanın yaşamında belirleyici rol oynar. Kromozomlarda yer alan ve sayıları 25 bin ile 30 bin arasında olduğu tahmin edilen genlerin oluşturduğu zincir, kişinin göz renginden boyuna, yaşam süresinden yakalanacağı hastalıklara kadar pek çok şeyi programlar. Bu genetik programlar, nükleotit denen (A, T, C, G) yapıların farklı dizilimleriyle şifrelenir.
Kromozomların mikroskop altında incelendiği bilim dalına "Sitogenetik" adı verilir. Bu şekilde kromozom sayısında (ör. Down sendromunda 47, Turner sendromunda 45) veya yapısındaki (delesyon veya translokasyon vb.) değişiklikler bu şekilde saptanabilir. Ancak kromozomlardaki bir değişikliğin mikroskopta görülebilmesi için en az 3 milyon nükleotitlik bir kısmın değişmesi gerekir, daha küçük değişiklikler ancak moleküler genetik yöntemlerle incelenebilir.
İnsan Kromozomları
Hücrede bölünme zamanının dışındaki dönemlerde uzun ve ipliksi şekil alır. Bu şekle "kromatin ağ" denir. Bölünme esnasında kromatin ağ kısalır ve kalınlaşır. Böylece kromozomu oluşturur. Kromozomun yapısında DNA ve protein vardır. Kromozomların şekli, büyüklüğü ve sayısı her tür için farklı ve sabittir. Aynı kromozom sayısına sahip olma iki canlının birbirine benzemesini gerektirmez. Canlıların benzerliği farklılık ve gelişmişlik kromozom sayısına değil DNA'daki bazı dizilişlere bağlıdır.
İnsan hücresinde
46 adet kromozom bulunur. Bunların içerdiği baz sayıları şöyledir:
[attachment=147057]
Canlıların Gelişmişlik Düzeyi Ve Kromozom Sayıları
Canlıların genetik özelliklerinin hemen tamamına yakını kromozomlarda toplanmıştır. Kromozomlar DNA’lardan meydana gelir. Bu DNA’ların üzerinde de GEN adı verilen belirli bölgelerde genetik yapı şifrelenmiştir. Kromozom sayıları 2n ile gösterilir. Bu, canlıdaki mevcut kromozomun yarısının anneden ve yarısının da babadan geldiğini ifade etmektedir.
Canlıların gelişmişlik düzeyi ile kromozom sayıları arasında doğrudan bir ilgi yoktur. Çok ilkel kabul edilen bir canlıdaki kromozom sayısı bazen yüzün üzerinde olabildiği halde, yine aşağı yapılı bir canlının kromozom sayısı 5-10 arasında olabiliyor.
Kromozom sayıları ile canlılar arasında akrabalık bağlarını kurmak, bilimsel bir yaklaşım değildir. Evrimciler bu amaçla özellikle maymun-insan arasındaki kromozom sayısının birbirine yakınlığına dikkati çekerler. Bilindiği gibi insanın kromozom sayısı 46, maymununki ise 42’dir. Halbuki Kurtbağrı bitkisinin de kromozom sayısı insandaki kadardır. Aynı şekilde Moli balığının da kromozom sayısı 46’dır. Diğer taraftan patatesin ve eriğin kromozom sayısı 48’dir. Patates ve erik, kromozom sayısı bakımından insana, maymundan daha yakındır. Maymunla insan arasında kromozom farkı 4, patates ve erikle insan arasında kromozom sayısı farkı ise 2’dir. Bazı canlıların kromozom sayıları aşağıda gösterilmiştir.
Sonuç olarak, canlılar arasında kromozom sayılarına dayanarak akrabalık bağı kurmak mümkün değildir, bilimsel de değildir. Dolayısıyla varlıkların kromozom sayısı benzerliğini evrime delil göstermek bilimsel bilgiye değil, felsefi düşünce ve kanaate dayanmaktadır.
Domatesin Kromozom Sayısı: 24
Ayçiçeğinin Kromozom Sayısı: 34
Erik Kromozom Sayısı: 48
Patatesin Kromozom Sayısı: 48
Mısır Kromozom Sayısı: 20
Canlı Türlerinde Kromozom Sayısı
Kromozom sayısı, farklı canlı türlerinde değişiklik göstermektedir. İşte bazı canlıların kromozom sayıları:
İnsan kromozom sayısı: 46
Maymun kromozom sayısı: 42
Kedi kromozom sayısı: 38
Köpek kromozom sayısı: 78
Sığır cinsi hayvanların kromozom sayısı: 60
At gibi tek tırnaklı hayvanların kromozom sayısı: 64
Soğanın kromozom sayısı: 16
Patatesin kromozom sayısı: 48
Domatesin kromozom sayısı: 24
Buğday bitkisinin kromozom sayısı: 42
Ayçiçeği kromozom sayısı: 34
Solucanın kromozom sayısı: 2
Sineğin kromozom sayısı: 12
[attachment=147055]
Kaynak
Wikipedia
zaferdergisi
kromozom.gen.tr
eodev.com
Gusül Nedir? Gusül Yapmayı Gerektiren Hâller Farzları Sünnetleri Gusül Nasıl Yapılır
VII. GUSÜL
A) Gusül Nedir?
Gusül (Boy abdesti), bedenin her tarafını yıkamak demektir. Buna, “Tahâret-i Kübrâ = Büyük temizlik,” bu temizliğin yapılmasını gerektiren hâllere de “Hades-i Ekber = Büyük kirlilik” denir.
B) Gusül Yapmayı Gerektiren Hâller
Gusül yapmayı gerektiren hâller şunlardır:
1. Dokunmak, bakmak, düşünmek ve ihtilam olmak (rüyada cinsel ilişkide bulunmak) suretiyle şehvetle (cinsel arzu ile) gelen meninin dışarı çıkması ve ergenlik çağında olan erkek ve kadının cinsel ilişkide bulunması hâllerinde cünüplük meydana gelir ve yıkanmak farz olur.
Cinsel ilişkide bulunan erkek ve kadın, (bu ilişki çok az da olsa) meni gelmese bile her ikisi de cünüb olur ve gusül yapmaları gerekir. Meni, şehvetle gelen ve tenasül organı yoluyla dışarı çıkan beyaz ve koyu bir sıvıdır.
İhtilam olan veya cinsel ilişkide bulunan kimse, idrar yapmadan veya epeyce yürümeden yahut da uyumadan yıkanıp da sonra kendisinden meninin kalanı çıkarsa tekrar gusül yapması gerekir.
İdrar yaptıktan veya epeyce yürüdükten yahut da uyuduktan sonra yıkandığı takdirde kalan meninin sonradan şehvetsiz olarak çıkmasından dolayı tekrar yıkanması gerekmez.
Bir kimse, uykudan uyanınca ihtilam olduğunu (yani, rüyada cinsel ilişkide bulunduğunu) hatırlar ve üzerinde de yaşlık görürse kendisine gusül lazım gelir. Uykudan uyanınca ihtilam olduğunu hatırlamayan fakat üzerinde yaşlık gören kimsenin de gusül yapması lazımdır. İhtilam olduğu hâlde bir yaşlık yoksa yani dışarıya meni çıkmamışsa yıkanması gerekmez.
Yeni Müslüman olan bir kimsenin (cünüp ise) gusül yapması farzdır. Âdet hâlinde veya lohusa iken Müslüman olan bir kadının da âdet (aybaşı) veya lohusalık hâlleri sona erince gusül yapması gerekir.
Mezi: Tenasül organından şehvetsiz olarak çıkan beyaz ve ince bir sıvıdır. Mezinin gelmesi gusül yapmayı gerektirmez, fakat abdesti bozar.
Vedi: İdrarın peşinden tenasül organından çıkan koyu ve bulanık bir sıvıdır. Vedinin çıkmasından dolayı da gusül gerekmez.
2. Hayız akıntısı kesilince.
Yani kadınların âdet hâli (aybaşı) sona erince,
3. Nifas kanı kesilince. Yani çocuk doğuran kadının lohusalık hâli bitince, gusül yapmaları farz olur.
C) Guslün Farzları
Guslün farzları üçtür:
1. Ağza su alıp çalkalamak.
2. Buruna su çekip yıkamak.
3. Bütün vücudu yıkamak.
Gusülde suyun, saçların diplerine, sakal, bıyık ve kaşların altına ulaştırılması, göbek boşluğu ve kulakların iç kısmının da yıkanması gerekir. Küpe deliklerine de suyun ulaşması sağlanmalı, varsa, küpe hareket ettirilir, yoksa üzerinden yıkayarak küpe deliğine suyun ulaşması sağlanır. Küpe deliğine çöp sokulması gerekmez. Parmaklarda sık olan yüzük hareket ettirilerek altı yıkanır.
Dişlerin arasında kalan yemek artıkları çıkarılarak dişlerin arası temizlenir. Vücuda yapışmış olan ve suyun vücuda nüfuz etmesine engel olan şeyler giderilir.
D) Guslün Sünnetleri
1. Besmele ile başlamak.
2. Niyet etmek.
3. Besmele ile niyeti, guslün evvelinde, elleri yıkarken söylemek.
4. Ellerini yıkamak ve bedenin herhangi bir yerinde pislik varsa önceden onları gidermek.
5. Edep yerlerini (pislik olmasa bile) yıkamak.
6. Gusülden önce abdest almak.
7. Abdestte (yıkandığı yerde su birikiyorsa) ayakların yıkanmasını sonraya bırakmak, su birikmiyorsa ayakları da yıkamak.
8. Bedene üç defa su dökmek ve her döküşte suyu bedenin her tarafına ulaştırmak.
9. Su dökmeye baştan başlamak, sonra sağ omuza, daha sonra da sol omuza dökmek.
10. Suyu ilk döküşte bedeni ovmak.
11. Gusülde suyu israf etmemek, az da kullanmamak (Akarsuda yıkanırken israf söz konusu değildir.).
12. Yıkandıktan sonra bedeni havlu veya benzeri bir şeyle silmek.
13. Kimsenin görmeyeceği bir yerde yıkanmak.
E) Guslün Edepleri
Abdestte edep olan şeyler gusülde de edeptir. Ancak gusülde kıbleye dönülmez (Edep yerleri kapalı ise sakıncası yoktur.).
F) Guslün Mekruhları
Abdestte mekruh olan şeyler gusülde de mekruhtur. Fazla olarak gusülde dua okumak da mekruhtur.
G) Gusül Nasıl Yapılır
Önce Besmele okunarak “Niyet ettim cünüplükten temizlenmek için yıkanmaya” diye niyet edilir. Eller bileklere kadar yıkandıktan sonra bedenin herhangi bir yerinde pislik varsa onlar temizlenir, sonra edep yerleri yıkanır.
Bundan sonra yukarıda tarif edildiği üzere namaz abdesti gibi abdest alınır.
Abdest bitince evvela başa, sonra sağ omuza, sonra sol omuza, daha sonra da vücudun diğer taraflarına üçer defa su dökülerek vücut yıkanır. Her döküşte su bedenin her tarafına ulaştırılarak ovuşturulur. İğne ucu kadar kuru bir yer kalmamak üzere vücudun her tarafı üç defa iyice yıkanır.
Yıkanırken suyun, saçların diplerine, sakal, bıyık ve kaşların altına, göbek boşluğuna, kulakların iç kısmına ve küpe deliklerine ulaştırılması sağlanır.
Parmaklarda sık olan yüzükler yerinden oynatılarak altları yıkanır. Vücuda yapışmış olan ve suyun bedene ulaşmasına engel olan şeyler giderilir. Dişlerin arasında kalan yemek ve ekmek kırıntıları temizlenir.
Gusül yaparken dua okunmaz, edep yerleri örtülü değilse kıbleye dönülmez ve gereksiz yere konuşulmaz.
Farzlarına, sünnet ve edeplerine riayet edilerek yapılan gusül budur.
Gusül yapması gereken bir kimse, ağzına ve burnuna su alıp iyice yıkadıktan sonra akar bir suya, denize veya büyük bir havuza girerek vücudunun her tarafını ıslatırsa gusül yapmış olur.
H) Gusül Çeşitleri
Gusül üç çeşittir:
1. Farz olan gusül: Yukarıda anlatıldığı gibi a) Erkek ve kadının cünüp olması; b) Kadınların âdet (aybaşı) hâlinin bitmesi; c) Çocuk doğuran kadınların lohusalıklarının sona ermesi hâllerinde gusül yapmak farzdır.
2. Sünnet olan gusül: Gusül yapmanın farz olduğu hâller olmaksızın şu durumlarda gusül yapmak sünnettir: a) Cuma namazı için; b) Bayram namazları için; c) Hac ve Umre için ihrama girerken; d) Hac vazifesini yapan kimsenin zeval vaktinden sonra Arafat’ta.
3. Mendub olan gusül: Baygınlıktan, çılgınlıktan ve sarhoşluktan ayılan, ölü yıkayan, günahından tevbe eden, temiz iken (önceden gusül yapmış olarak) Müslümanlığı kabul eden, yoldan gelen, bir topluluğa giden, yeni elbise giyen, yağmur duasına çıkan, Berat ve Kadir gecelerine kavuşan kimselerin gusül yapmaları da mendubdur.
I) Cünüb Olan Kimsenin Yapması Haram Olan Şeyler
1. Namaz kılmak.
2. Kur’an okumak.
Cünüb olan kimse Kur’an okuyamaz. Ancak dua niyetiyle dua ayetlerini okuyabilir. Şükretmek maksadıyla “Elhamdülillah” diyebilir. Yemekte veya başka bir şeye başlarken “Besmele” söyleyebilir. Kelime-i Tevhid’i okuyabilir. Cünüb olan kimse, ellerini ve ağzını yıkadıktan sonra yiyip içebilir. Ellerini ve ağzını yıkamadan yiyip içmesi mekruhtur.
3. Kur’an’a el sürmek.
Cünüp olan kimse, Kur’an-ı Kerim’e el süremediği gibi, ayet yazılı bir kâğıdı veya üzerinde Kur’an’dan bir parça yazılı olan parayı da tutamaz.
Fakat Kur’an’dan ayrı bir kap veya kılıf ile Kur’an’a dokunabilir, ayet yazılı parayı kese ile tutabilir. Cünüp kişinin, elini sürmeden Kur’an’a bakmasında bir sakınca yoktur.
4. Camiye girmek.
Zorunlu bir durum olmadıkça cünüp kimse camiye giremez. Düşman, yırtıcı hayvan ve soğuktan korunmak veya başka yerde bulunmadığı hâlde camide olan sudan almak gibi, zorunlu durumlarda camiye girebilir. Ancak camiye girmek için teyemmüm yapılması uygun olur.
5. Kâbe’yi tavaf etmek.
Cünüp olan kimse Kâbe’yi tavaf edemez. Tavaf edebilmek için gusül yapmış olması ve abdestli bulunması gerekir.
İ) Kadınların Özel Hâlleri
Kadınlara ait özel hâller üç çeşittir:
1. Hayız (Âdet hâli)
Kadınlar ergenlik çağına gelince hayız görmeye başlar. “Hayız, bir hastalık veya lohusalık durumu olmaksızın rahimden gelen kandır. Buna, “âdet hâli” denir.
Kadınlar en erken dokuz yaşında âdet görmeye başlayabilirler. Dokuz yaşına giren ve âdet görmeye başlayan bir kız ergenlik (buluğ) çağına girmiş olur.
Âdet hâli genellikle elli beş yaşında sona erer. Elli beş yaşından sonra gelen kan hayız kanı değildir.
Âdet hâlinin en azı geceleri ile beraber üç gün (72 saat), en çoğu geceleri ile beraber on gündür (240 saat). Üç günden az gelen kan ile ayhalinin en çoğu olan on günden fazla devam eden kan, ayhali kanı değil, istihazedir. Yani özürdür. Bununla ilgili bilgi istihaze kısmında verilecektir. Âdet hâli kadından kadına değişir. Her ayın belirli günlerinde gelen âdet kanı, bazen de değişir. Âdet günlerinde gelen kanın devamlı olması şart değildir. Akıntı ara sıra kesilse bile, bu süreler de âdet hâlinden sayılır.
Kadından, âdet (aybaşı) günlerinde kırmızı, sarı ve bulanık renklerde gelen yaşlıkların hepsi aybaşı kanıdır. Gelen yaşlığın rengi bembeyaz hâle gelince, aybaşı kanı kesilmiş demektir.
Aybaşı bittikten sonra onu takip eden temizliğin (yani iki ayhali arasındaki temizliğin) en kısa süresi on beş gündür. Temizlik süresinin en uzunu hakkında belirli bir sınır yoktur. Bu temizlik bazen yıllarca sürebilir.
Ayhali ve lohusalıkla ilgili birçok dinî hüküm bulunduğundan, kadınların ve yeni yetişen kızların bu konuya dikkat etmeleri ve yeterli bilgiye sahip olmaları büyük önem taşımaktadır.
Kadın ilk defa ayhali olunca, ergenlik çağına girmiş olur. Üç günden az olmamak ve on günü de geçmemek üzere kendisinden kaç gün kan gelmiş ise bu süre onun “ayhali”dir.
Mesela, kendisinden ilk defa kan gelmeye başlayan bir kızın kanı yedi gün devam edip, ondan sonra 23 gün temiz olsa, onun ayhali yedi gün olarak belirlenmiş olur. Bu durumda, kendisinden kan gelmeye başlayınca namazı ve orucu bırakır.
Bir kız ilk defa ayhali olsa da kan hiç kesilmeden devam etse, bu kızın her ayın on günü ayhali, yirmi günü de temizlik süresi kabul edilir.
Kadın her zaman aynı durumda olmaz. Çeşitli tesirlerle bünyesinde meydana gelen değişiklikler sebebiyle ayhali süresi bazen artıp eksilebilir. Bazen de ay içinde belirli olan yeri değişerek önceki aylara göre daha önce veya daha sonra meydana gelebilir.
Önceden ayhali süresi beş gün olan bir kadın, daha sonraki ayda beşinci günün bitiminde temizlenmeyip kendisinden altıncı, yedinci, sekizinci, dokuzuncu ve onuncu günlerde de kan gelmeye devam etse, bu durum on günü geçmediği takdirde önceki beş günden sonraki akıntılar da ayhalinden sayılır. Yani kaç gün kan gelmişse ayhali süresi o kadardır.
Eğer önceki aylarda ayhali süresi beş gün olan kadının kan akıntısı on günü geçerse, mesela, 12 gün olursa onun ayhali yine beş gündür. Beş günden fazla olan yedi günlük süre istihaze, yani özür sayılır. Bu günlerde kılınmayan namazların kaza edilmesi gerekir. Namaz vaktinde (o namazı kılmadan) kadın ayhali olsa o vaktin namazı kendisinden düşmüş olur.
Ayhalinden temizlenen bir kadının, gusül yapıp namaz kılacak kadar bir zamanı varsa, o vaktin namazını kaza etmesi lazımdır. Gusül yapıp namaz kılacak kadar zaman yoksa o namazı kaza etmesi gerekmez.
Kan üç günden az bir sürede kesilirse, bu, ayhali olmaz. Kendisinden ilk defa kan gelmeye başlayan genç bir kız, namazı ve orucu bırakır. Eğer kan üç günden önce kesilirse ayhali olmadığı anlaşılır ve kılmadığı namazları kaza eder, oruçlarını da tutar. Ayhali on günden önce kesilirse, kadın yıkanmadıkça onunla cinsel ilişkide bulunmak caiz olmaz. Kadın hemen yıkanmayıp, aradan gusül yapıp iftitah tekbiri alacak kadar bir zaman geçerse cinsel ilişkide bulunmak helal olur.
Ayhali on gün devam ettikten sonra kesilirse, yıkanmadan onunla cinsel ilişkide bulunmak caizdir.
Eğer ayhali, üç günden fazla sürer fakat kadının bilinen ayhali süresini doldurmadan kesilirse, kadın yıkansa bile eski ayhali süresini doldurmadıkça onunla cinsel ilişkide bulunmak helal olmaz.
Ayhali ve lohusalık hâllerinde oruç tutamayan bir kadının, yemeyip içmeyip oruçlu gibi durması doğru değildir. Temiz iken niyet edip, oruca başlayan bir kadın, imsakten sonra gündüzün herhangi bir saatinde ayhali veya lohusa olsa orucu bozulur. O günü akşama kadar oruçlu geçirmesi caiz değildir. Oruçlu gibi yemeden ve içmeden durması uygun değildir. Ancak açıktan değil, gizli olarak yemesi lazımdır. Ayhali olan bir kadın gündüz temizlense, yani ayhali sona erse, günün geri kalanını akşama kadar yemeden, içmeden geçirmesi uygun olur.
Bir kadın kendisine borç olan iki ay keffaret orucunu tutarken ayhali olsa, o günlerde oruç tutamaz. Fakat ayhali biter bitmez ara vermeden hemen kaldığı yerden keffaret orucuna devam eder ve bu şekilde oruçlarını birbirine ekleyerek hesap edip 60 günü tamamlar. Eğer ayhali günlerinden temizlendikten sonra hemen oruca devam etmeyip bir veya iki gün ara verirse keffaret bozulmuş olur ve keffaret orucuna yeniden başlaması gerekir. Çünkü keffaret orucunu ara vermeden tutmak lazımdır.
Ayhali olan kadının edep yerine pamuk veya bir bez koyması ve âdet kanının kötü kokusunu gidermek maksadıyla güzel koku sürünmesi sünnettir. Ayhali ve lohusalık devam ederken geceleyin edep yerine konulan bez üzerinde sabahleyin akıntının tamamen beyaz renkte olduğu görülürse pamuğu koyduğu vakitten itibaren lohusalık veya ayhalininin sona erdiğine hükmedilir ve kılınmayan yatsı namazının kaza edilmesi gerekir.
Temiz olan bir kadın geceleyin edep yerine pamuk koyup sabahleyin üzerinde kan görse, kanı gördüğü vakitten itibaren ayhali başlamış olur. Bir kadın, ayhali olacağını hissetse fakat kan görünmese veya kanın gelmesi herhangi bir şeyle önlense, o kadın ayhali olmuş sayılmaz ve böyle bir durumda abdesti de bozulmaz. Ancak kendisinden ayhali kanı geldikten sonra kanın gelmesini herhangi bir şeyle önlerse ayhali hükmü devam eder.
2. Nifas (Lohusalık)
Doğum yaptıktan sonra kadının rahminden gelen kandır. Bu durumda olan kadına “lohusa” denir.
Kadın gebe kaldıktan sonra ayhali olmaz. Lohusalık hâli, çocuğun doğmasından itibaren en çok kırk gün devam eder. Eğer kırk günden fazla sürerse, fazla olanı istihazedir. Lohusalığın azının sınırı yoktur. Kırk günden önce de sona erebilir. Bu durumda olan kadın, gusül yaparak ibadetleri yerine getirir, kocası ile cinsel ilişkide bulunabilir, kırk günün tamamlanmasını beklemez.
Lohusalık günlerinde akıntı bir süre kesilip sonra devam etse, akıntının kesildiği bu günler de lohusalık hâlinden sayılır.
Vücudun el, ayak veya parmak gibi bazı yerleri belli olan bir düşük de doğum sayılır ve kadın bununla lohusa olur. Hiçbir organı belirmemiş olan düşükten sonra gelen kan üç gün devam eder ve ondan önce görülen ayhali ile düşükten sonra gelen kan arasında en az on beş gün temizlik süresi bulunursa düşükten sonra gelen kan ayhalidir. Eğer düşükten sonra gelen kan üç gün devam etmez veya bir önceki ayhali ile bunun arasında en az on beş günlük bir temizlik süresi bulunmazsa görülen bu kan istihazedir.
Çocuk doğurduktan sonra kendisinden kan gelmeyen bir kadın yıkanır ve ibadetlerine devam eder.
Lohusa olan kadından gelen kan kırk günü geçerse, eğer o kadının daha önce yaptığı doğumu takip eden lohusalık süresi, mesela, 30 gün ise son durumdaki lohusalığı da önceki gibi otuz gündür. Otuz günden itibaren devam edip kırk günü geçen kanlar istihaze, yani özür sayılır. Bu sebeple özürlü sayılan bu günlerde kılınmayan namazların kaza edilmesi gerekir.
Önceki lohusalık süresi 30 gün olan bir kadından, sonraki doğumda gelen kan 30 günden fazla devam etse, bu süre kırk günü geçmediği takdirde fazla olan günlerin hepsi lohusalıktır.
Önceden lohusalık görmemiş bir kadının lohusalık süresi de en çok kırk gün olur. Böyle ilk defa lohusa olan bir kadından gelen kan kırk günden fazla devam ederse bunun kırk günü lohusalık, fazlası ise özür kanı sayılır. Bu durumda olan bir kadın kırk günün bitiminde gusül yaparak özür sahipleri gibi namazını kılar. Kocası ile cinsel ilişkide bulunabilir. Gebe olan bir kadının çocuğu ameliyatla veya başka bir şekilde karnı yarılarak dünyaya gelse, eğer kan tenasül organı yoluyla gelirse lohusalık kanıdır. Başka bir yerden gelirse o kadın lohusa olmaz.
3. İstihaze
Bir damardan çıkıp tenasül organı yolu ile gelen kandır. Rahimden değil, bir hastalık sebebiyle damardan gelen bu kanın kokusu yoktur. Bu durum kadınlar için bir hastalık ve özürdür.
Kadından gelen kan üç günden eksik olursa bu, ayhali değil kadın için bir özür sayılır. Ayhali on günden fazla devam etmişse bu fazlalık ile lohusalığın kırk günden fazlası da istihazedir. Dokuz yaşından önce ve elli beş yaşından sonra gelen kan da böyledir.
Ayhali ve Lohusa Olan Kadınlara Haram Olan Şeyler
Ayhali ve lohusa olan kadınlar aşağıdaki şeyleri yapamazlar:
1. Namaz kılmak
Kadın bu durumlarda kılamadığı namazları kaza etmez. Namaz her gün tekrarlandığı için dinimiz kadınlara kolaylık göstermiştir. Peygamberimiz (sas.), kendisine ayhali hakkında soru soran bir kadına,
“Ayhali olduğun zaman namazı bırak, ayhali sona erince gusül yap ve namazını kıl.”92 buyurmuştur.
2. Oruç tutmak
Kadınlar bu hâllerde tutamadıkları oruçları daha sonra kaza ederler. Hz. Âişe (ra.) diyor ki:
“Peygamberimiz’in (sas.) zamanında biz ayhalinden temizlenince orucu kaza eder, namazı kaza etmezdik.”93
3. Kur’an okumak
Peygamberimiz (sas.) şöyle buyurmuştur:
لاَ تَقْرَاِ الْحَائِضُ وَلاَ الْجُنُبُ شَيْئًا مِنَ الْقُرْانِ
“Ayhali olan kadın ve cünüp olan kimse Kur’an’dan hiçbir şey okuyamaz.”94
Ancak, ayhali olan bir kadın öğretici, Kur’an okumak niyeti ile değil de öğretmek maksadıyla harf harf, kelime kelime Kur’an öğretebilir. Bu durumda olan kadın dua ayetlerini dua niyetiyle okuyabilir. Şükretmek maksadıyla “elhamdülillah” diyebilir. “Besmele” çekebilir, Allah’ı zikr ve tesbih edebilir.
4. Kur’an’a el sürmek
Ayhali ve lohusa olan bir kadın Kur’an’a el süremez.
Bu konuda Kur’an-ı Kerim’de,
َا يَمَسُّهُٓ اِلَّا الْمُطَهَّرُونَ
“Ona (Kur’an’a) ancak temizlenenler dokunabilir.”95 buyrulmuştur. Peygamberimiz de, “Kur’an’ı ancak temiz olan kimse tutabilir.”96 uyarısında bulunmuştur.
Müslüman olmayan bir kimseye isteği hâlinde hidayete ermesi ümidi ile Kur’an-ı Kerim ve dinî bilgiler öğretilebilir. Ancak, gusül yapmadıkça Kur’an’a el sürdürülmez.
Ayhali ve lohusa olan kadın, tefsirden başka dinî kitapları tutabilir. Giydiği elbisenin yeni ile Kur’an’ı tutmak mekruhtur. İçinde Kur’an-ı Kerim bulunan bir kutuyu taşımak caizdir.
Yüzüğün taşında Kur’an’dan bir parça veya Allah’ın isimlerinden biri yazılı olsa bu yüzük parmakta iken helaya girmek mekruh olur. Üzerinde Kur’an yazılı olan bir şey cebe konur veya bir şeye sarılı olursa mekruh olmaz. Bununla beraber bu gibi davranışlardan sakınmak daha uygundur.
Ayhali, lohusa ve cünüp olan kimsenin Kur’an’a bakması caizdir.
5. Camiye Girmek
Cami namaz kılınan kutsal bir mekândır. Ayhali veya lohusa olan kadın namaz kılamayacağı için ibadet maksadıyla camiye giremez. Ancak, düşman, yırtıcı hayvan ve soğuktan korunmak veya zorunlu ihtiyaçları için camiye girebilir.
6. Kâbe’yi tavaf etmek
Ayhali ve lohusa olan kadın Kâbe’yi tavaf edemez.
7. Cinsel İlişkide Bulunmak
Ayhali ve lohusa olan bir kadınla cinsel ilişkide bulunmak erkeğe haram olduğu gibi buna imkân hazırlamak ve rıza göstermek kadına da haramdır. Bu durumda cinsel ilişkide bulunan kimse büyük günah işlemiş olur ve bundan tevbe etmesi gerekir. Kur’an-ı Kerim’de bu konuda şöyle buyrulmuştur:
فَاعْتَزِلُوا النِّسَآءَ فِي الْمَحٖيضِ وَلَا تَقْرَبُوهُنَّ حَتّٰى يَطْهُرْنَ
“Ayhalinde olan kadınlardan uzak durun (onlarla cinsel ilişkide bulunmayın). Temizleninceye kadar onlara yaklaşmayın.”97
Ayhali esnasında cinsel ilişkide bulunmanın birçok kadın hastalıklarına sebep olduğu bugün tıbben de sabit olmuştur.
Kadının ayhali hakkında kocasına yanlış bilgi vermesi helal olmaz. Mesela, ayhali olduğu hâlde ilişkide bulunmasını sağlamak için kocasından bunu saklamak veya ayhali olmadığı hâlde kocasının isteğini önlemek için yalandan ayhali olduğunu söylemek helal değildir.
Ayhali ve lohusa olan kadınla yatılır. Göbeği ile dizkapağı arasında kalan kısmın dışında kendisine sarılmak ve öpmekte sakınca yoktur.
J) Özür Sahibi Olanların Durumu
Abdesti bozan şeyin bir namaz vakti kesilmeden devam etmesine “özür” denir.
İdrarın devamlı olarak gelmesi, burundan veya bir yaradan sürekli kan akması, bir hastalıktan dolayı göz, kulak ve memelerden gelen akıntı özür olduğu gibi, daha önce anlattığımız istihaze kanı da kadınlar için özürdür. Kendisinde böyle bir özür olan kimseye “özür sahibi” denir.
Bu özürlerden biri, abdest alıp namaz kılacak kadar bir süre ara vermeden namaz vaktinin evvelinden sonuna kadar devam eder ve ondan sonraki her namaz vaktinde de bu özür en az bir defa meydana gelirse, o kimse özür sahibi sayılır.
Eğer özür, bir namaz vakti içinde hiç meydana gelmezse özür ortadan kalkmış olur ve o kimse de özür sahibi olmaktan çıkar. Özür sahibi özrü devam ettiği sürece her namaz vakti abdest alır ve bu abdestle o namaz vakti içinde —başka bir şeyle abdesti bozulmadıkça— dilediği kadar farz ve nafile namazı kılabildiği gibi, kazaya kalmış namazları, cenaze ve bayram namazlarını da kılabilir ve Kur’an-ı Kerim’i tutabilir.
Namaz vakti çıkınca özür sahibinin abdesti bozulur. Mesela, güneş doğunca sabah namazının vakti çıktığından özür sahibinin de abdesti bozulmuş olur. Namaz vaktinin girmesi ile abdest bozulmayacağından güneş doğduktan sonra bayram ve kuşluk namazları için abdest alan kimse bu abdestle öğle namazını kılabilir.
Özürlü kimseden akan kan, irin ve sidik çamaşırına dokunsa bunu yıkadığı takdirde, akıntı devamlı olduğundan dolayı yine pislenecekse çamaşırını yıkaması gerekmez. Tekrar dokunmayacaksa yıkaması lazımdır.
Kaynak
Diyanet islam ilmihali
VII. GUSÜL
A) Gusül Nedir?
Gusül (Boy abdesti), bedenin her tarafını yıkamak demektir. Buna, “Tahâret-i Kübrâ = Büyük temizlik,” bu temizliğin yapılmasını gerektiren hâllere de “Hades-i Ekber = Büyük kirlilik” denir.
B) Gusül Yapmayı Gerektiren Hâller
Gusül yapmayı gerektiren hâller şunlardır:
1. Dokunmak, bakmak, düşünmek ve ihtilam olmak (rüyada cinsel ilişkide bulunmak) suretiyle şehvetle (cinsel arzu ile) gelen meninin dışarı çıkması ve ergenlik çağında olan erkek ve kadının cinsel ilişkide bulunması hâllerinde cünüplük meydana gelir ve yıkanmak farz olur.
Cinsel ilişkide bulunan erkek ve kadın, (bu ilişki çok az da olsa) meni gelmese bile her ikisi de cünüb olur ve gusül yapmaları gerekir. Meni, şehvetle gelen ve tenasül organı yoluyla dışarı çıkan beyaz ve koyu bir sıvıdır.
İhtilam olan veya cinsel ilişkide bulunan kimse, idrar yapmadan veya epeyce yürümeden yahut da uyumadan yıkanıp da sonra kendisinden meninin kalanı çıkarsa tekrar gusül yapması gerekir.
İdrar yaptıktan veya epeyce yürüdükten yahut da uyuduktan sonra yıkandığı takdirde kalan meninin sonradan şehvetsiz olarak çıkmasından dolayı tekrar yıkanması gerekmez.
Bir kimse, uykudan uyanınca ihtilam olduğunu (yani, rüyada cinsel ilişkide bulunduğunu) hatırlar ve üzerinde de yaşlık görürse kendisine gusül lazım gelir. Uykudan uyanınca ihtilam olduğunu hatırlamayan fakat üzerinde yaşlık gören kimsenin de gusül yapması lazımdır. İhtilam olduğu hâlde bir yaşlık yoksa yani dışarıya meni çıkmamışsa yıkanması gerekmez.
Yeni Müslüman olan bir kimsenin (cünüp ise) gusül yapması farzdır. Âdet hâlinde veya lohusa iken Müslüman olan bir kadının da âdet (aybaşı) veya lohusalık hâlleri sona erince gusül yapması gerekir.
Mezi: Tenasül organından şehvetsiz olarak çıkan beyaz ve ince bir sıvıdır. Mezinin gelmesi gusül yapmayı gerektirmez, fakat abdesti bozar.
Vedi: İdrarın peşinden tenasül organından çıkan koyu ve bulanık bir sıvıdır. Vedinin çıkmasından dolayı da gusül gerekmez.
2. Hayız akıntısı kesilince.
Yani kadınların âdet hâli (aybaşı) sona erince,
3. Nifas kanı kesilince. Yani çocuk doğuran kadının lohusalık hâli bitince, gusül yapmaları farz olur.
C) Guslün Farzları
Guslün farzları üçtür:
1. Ağza su alıp çalkalamak.
2. Buruna su çekip yıkamak.
3. Bütün vücudu yıkamak.
Gusülde suyun, saçların diplerine, sakal, bıyık ve kaşların altına ulaştırılması, göbek boşluğu ve kulakların iç kısmının da yıkanması gerekir. Küpe deliklerine de suyun ulaşması sağlanmalı, varsa, küpe hareket ettirilir, yoksa üzerinden yıkayarak küpe deliğine suyun ulaşması sağlanır. Küpe deliğine çöp sokulması gerekmez. Parmaklarda sık olan yüzük hareket ettirilerek altı yıkanır.
Dişlerin arasında kalan yemek artıkları çıkarılarak dişlerin arası temizlenir. Vücuda yapışmış olan ve suyun vücuda nüfuz etmesine engel olan şeyler giderilir.
D) Guslün Sünnetleri
1. Besmele ile başlamak.
2. Niyet etmek.
3. Besmele ile niyeti, guslün evvelinde, elleri yıkarken söylemek.
4. Ellerini yıkamak ve bedenin herhangi bir yerinde pislik varsa önceden onları gidermek.
5. Edep yerlerini (pislik olmasa bile) yıkamak.
6. Gusülden önce abdest almak.
7. Abdestte (yıkandığı yerde su birikiyorsa) ayakların yıkanmasını sonraya bırakmak, su birikmiyorsa ayakları da yıkamak.
8. Bedene üç defa su dökmek ve her döküşte suyu bedenin her tarafına ulaştırmak.
9. Su dökmeye baştan başlamak, sonra sağ omuza, daha sonra da sol omuza dökmek.
10. Suyu ilk döküşte bedeni ovmak.
11. Gusülde suyu israf etmemek, az da kullanmamak (Akarsuda yıkanırken israf söz konusu değildir.).
12. Yıkandıktan sonra bedeni havlu veya benzeri bir şeyle silmek.
13. Kimsenin görmeyeceği bir yerde yıkanmak.
E) Guslün Edepleri
Abdestte edep olan şeyler gusülde de edeptir. Ancak gusülde kıbleye dönülmez (Edep yerleri kapalı ise sakıncası yoktur.).
F) Guslün Mekruhları
Abdestte mekruh olan şeyler gusülde de mekruhtur. Fazla olarak gusülde dua okumak da mekruhtur.
G) Gusül Nasıl Yapılır
Önce Besmele okunarak “Niyet ettim cünüplükten temizlenmek için yıkanmaya” diye niyet edilir. Eller bileklere kadar yıkandıktan sonra bedenin herhangi bir yerinde pislik varsa onlar temizlenir, sonra edep yerleri yıkanır.
Bundan sonra yukarıda tarif edildiği üzere namaz abdesti gibi abdest alınır.
Abdest bitince evvela başa, sonra sağ omuza, sonra sol omuza, daha sonra da vücudun diğer taraflarına üçer defa su dökülerek vücut yıkanır. Her döküşte su bedenin her tarafına ulaştırılarak ovuşturulur. İğne ucu kadar kuru bir yer kalmamak üzere vücudun her tarafı üç defa iyice yıkanır.
Yıkanırken suyun, saçların diplerine, sakal, bıyık ve kaşların altına, göbek boşluğuna, kulakların iç kısmına ve küpe deliklerine ulaştırılması sağlanır.
Parmaklarda sık olan yüzükler yerinden oynatılarak altları yıkanır. Vücuda yapışmış olan ve suyun bedene ulaşmasına engel olan şeyler giderilir. Dişlerin arasında kalan yemek ve ekmek kırıntıları temizlenir.
Gusül yaparken dua okunmaz, edep yerleri örtülü değilse kıbleye dönülmez ve gereksiz yere konuşulmaz.
Farzlarına, sünnet ve edeplerine riayet edilerek yapılan gusül budur.
Gusül yapması gereken bir kimse, ağzına ve burnuna su alıp iyice yıkadıktan sonra akar bir suya, denize veya büyük bir havuza girerek vücudunun her tarafını ıslatırsa gusül yapmış olur.
H) Gusül Çeşitleri
Gusül üç çeşittir:
1. Farz olan gusül: Yukarıda anlatıldığı gibi a) Erkek ve kadının cünüp olması; b) Kadınların âdet (aybaşı) hâlinin bitmesi; c) Çocuk doğuran kadınların lohusalıklarının sona ermesi hâllerinde gusül yapmak farzdır.
2. Sünnet olan gusül: Gusül yapmanın farz olduğu hâller olmaksızın şu durumlarda gusül yapmak sünnettir: a) Cuma namazı için; b) Bayram namazları için; c) Hac ve Umre için ihrama girerken; d) Hac vazifesini yapan kimsenin zeval vaktinden sonra Arafat’ta.
3. Mendub olan gusül: Baygınlıktan, çılgınlıktan ve sarhoşluktan ayılan, ölü yıkayan, günahından tevbe eden, temiz iken (önceden gusül yapmış olarak) Müslümanlığı kabul eden, yoldan gelen, bir topluluğa giden, yeni elbise giyen, yağmur duasına çıkan, Berat ve Kadir gecelerine kavuşan kimselerin gusül yapmaları da mendubdur.
I) Cünüb Olan Kimsenin Yapması Haram Olan Şeyler
1. Namaz kılmak.
2. Kur’an okumak.
Cünüb olan kimse Kur’an okuyamaz. Ancak dua niyetiyle dua ayetlerini okuyabilir. Şükretmek maksadıyla “Elhamdülillah” diyebilir. Yemekte veya başka bir şeye başlarken “Besmele” söyleyebilir. Kelime-i Tevhid’i okuyabilir. Cünüb olan kimse, ellerini ve ağzını yıkadıktan sonra yiyip içebilir. Ellerini ve ağzını yıkamadan yiyip içmesi mekruhtur.
3. Kur’an’a el sürmek.
Cünüp olan kimse, Kur’an-ı Kerim’e el süremediği gibi, ayet yazılı bir kâğıdı veya üzerinde Kur’an’dan bir parça yazılı olan parayı da tutamaz.
Fakat Kur’an’dan ayrı bir kap veya kılıf ile Kur’an’a dokunabilir, ayet yazılı parayı kese ile tutabilir. Cünüp kişinin, elini sürmeden Kur’an’a bakmasında bir sakınca yoktur.
4. Camiye girmek.
Zorunlu bir durum olmadıkça cünüp kimse camiye giremez. Düşman, yırtıcı hayvan ve soğuktan korunmak veya başka yerde bulunmadığı hâlde camide olan sudan almak gibi, zorunlu durumlarda camiye girebilir. Ancak camiye girmek için teyemmüm yapılması uygun olur.
5. Kâbe’yi tavaf etmek.
Cünüp olan kimse Kâbe’yi tavaf edemez. Tavaf edebilmek için gusül yapmış olması ve abdestli bulunması gerekir.
İ) Kadınların Özel Hâlleri
Kadınlara ait özel hâller üç çeşittir:
1. Hayız (Âdet hâli)
Kadınlar ergenlik çağına gelince hayız görmeye başlar. “Hayız, bir hastalık veya lohusalık durumu olmaksızın rahimden gelen kandır. Buna, “âdet hâli” denir.
Kadınlar en erken dokuz yaşında âdet görmeye başlayabilirler. Dokuz yaşına giren ve âdet görmeye başlayan bir kız ergenlik (buluğ) çağına girmiş olur.
Âdet hâli genellikle elli beş yaşında sona erer. Elli beş yaşından sonra gelen kan hayız kanı değildir.
Âdet hâlinin en azı geceleri ile beraber üç gün (72 saat), en çoğu geceleri ile beraber on gündür (240 saat). Üç günden az gelen kan ile ayhalinin en çoğu olan on günden fazla devam eden kan, ayhali kanı değil, istihazedir. Yani özürdür. Bununla ilgili bilgi istihaze kısmında verilecektir. Âdet hâli kadından kadına değişir. Her ayın belirli günlerinde gelen âdet kanı, bazen de değişir. Âdet günlerinde gelen kanın devamlı olması şart değildir. Akıntı ara sıra kesilse bile, bu süreler de âdet hâlinden sayılır.
Kadından, âdet (aybaşı) günlerinde kırmızı, sarı ve bulanık renklerde gelen yaşlıkların hepsi aybaşı kanıdır. Gelen yaşlığın rengi bembeyaz hâle gelince, aybaşı kanı kesilmiş demektir.
Aybaşı bittikten sonra onu takip eden temizliğin (yani iki ayhali arasındaki temizliğin) en kısa süresi on beş gündür. Temizlik süresinin en uzunu hakkında belirli bir sınır yoktur. Bu temizlik bazen yıllarca sürebilir.
Ayhali ve lohusalıkla ilgili birçok dinî hüküm bulunduğundan, kadınların ve yeni yetişen kızların bu konuya dikkat etmeleri ve yeterli bilgiye sahip olmaları büyük önem taşımaktadır.
Kadın ilk defa ayhali olunca, ergenlik çağına girmiş olur. Üç günden az olmamak ve on günü de geçmemek üzere kendisinden kaç gün kan gelmiş ise bu süre onun “ayhali”dir.
Mesela, kendisinden ilk defa kan gelmeye başlayan bir kızın kanı yedi gün devam edip, ondan sonra 23 gün temiz olsa, onun ayhali yedi gün olarak belirlenmiş olur. Bu durumda, kendisinden kan gelmeye başlayınca namazı ve orucu bırakır.
Bir kız ilk defa ayhali olsa da kan hiç kesilmeden devam etse, bu kızın her ayın on günü ayhali, yirmi günü de temizlik süresi kabul edilir.
Kadın her zaman aynı durumda olmaz. Çeşitli tesirlerle bünyesinde meydana gelen değişiklikler sebebiyle ayhali süresi bazen artıp eksilebilir. Bazen de ay içinde belirli olan yeri değişerek önceki aylara göre daha önce veya daha sonra meydana gelebilir.
Önceden ayhali süresi beş gün olan bir kadın, daha sonraki ayda beşinci günün bitiminde temizlenmeyip kendisinden altıncı, yedinci, sekizinci, dokuzuncu ve onuncu günlerde de kan gelmeye devam etse, bu durum on günü geçmediği takdirde önceki beş günden sonraki akıntılar da ayhalinden sayılır. Yani kaç gün kan gelmişse ayhali süresi o kadardır.
Eğer önceki aylarda ayhali süresi beş gün olan kadının kan akıntısı on günü geçerse, mesela, 12 gün olursa onun ayhali yine beş gündür. Beş günden fazla olan yedi günlük süre istihaze, yani özür sayılır. Bu günlerde kılınmayan namazların kaza edilmesi gerekir. Namaz vaktinde (o namazı kılmadan) kadın ayhali olsa o vaktin namazı kendisinden düşmüş olur.
Ayhalinden temizlenen bir kadının, gusül yapıp namaz kılacak kadar bir zamanı varsa, o vaktin namazını kaza etmesi lazımdır. Gusül yapıp namaz kılacak kadar zaman yoksa o namazı kaza etmesi gerekmez.
Kan üç günden az bir sürede kesilirse, bu, ayhali olmaz. Kendisinden ilk defa kan gelmeye başlayan genç bir kız, namazı ve orucu bırakır. Eğer kan üç günden önce kesilirse ayhali olmadığı anlaşılır ve kılmadığı namazları kaza eder, oruçlarını da tutar. Ayhali on günden önce kesilirse, kadın yıkanmadıkça onunla cinsel ilişkide bulunmak caiz olmaz. Kadın hemen yıkanmayıp, aradan gusül yapıp iftitah tekbiri alacak kadar bir zaman geçerse cinsel ilişkide bulunmak helal olur.
Ayhali on gün devam ettikten sonra kesilirse, yıkanmadan onunla cinsel ilişkide bulunmak caizdir.
Eğer ayhali, üç günden fazla sürer fakat kadının bilinen ayhali süresini doldurmadan kesilirse, kadın yıkansa bile eski ayhali süresini doldurmadıkça onunla cinsel ilişkide bulunmak helal olmaz.
Ayhali ve lohusalık hâllerinde oruç tutamayan bir kadının, yemeyip içmeyip oruçlu gibi durması doğru değildir. Temiz iken niyet edip, oruca başlayan bir kadın, imsakten sonra gündüzün herhangi bir saatinde ayhali veya lohusa olsa orucu bozulur. O günü akşama kadar oruçlu geçirmesi caiz değildir. Oruçlu gibi yemeden ve içmeden durması uygun değildir. Ancak açıktan değil, gizli olarak yemesi lazımdır. Ayhali olan bir kadın gündüz temizlense, yani ayhali sona erse, günün geri kalanını akşama kadar yemeden, içmeden geçirmesi uygun olur.
Bir kadın kendisine borç olan iki ay keffaret orucunu tutarken ayhali olsa, o günlerde oruç tutamaz. Fakat ayhali biter bitmez ara vermeden hemen kaldığı yerden keffaret orucuna devam eder ve bu şekilde oruçlarını birbirine ekleyerek hesap edip 60 günü tamamlar. Eğer ayhali günlerinden temizlendikten sonra hemen oruca devam etmeyip bir veya iki gün ara verirse keffaret bozulmuş olur ve keffaret orucuna yeniden başlaması gerekir. Çünkü keffaret orucunu ara vermeden tutmak lazımdır.
Ayhali olan kadının edep yerine pamuk veya bir bez koyması ve âdet kanının kötü kokusunu gidermek maksadıyla güzel koku sürünmesi sünnettir. Ayhali ve lohusalık devam ederken geceleyin edep yerine konulan bez üzerinde sabahleyin akıntının tamamen beyaz renkte olduğu görülürse pamuğu koyduğu vakitten itibaren lohusalık veya ayhalininin sona erdiğine hükmedilir ve kılınmayan yatsı namazının kaza edilmesi gerekir.
Temiz olan bir kadın geceleyin edep yerine pamuk koyup sabahleyin üzerinde kan görse, kanı gördüğü vakitten itibaren ayhali başlamış olur. Bir kadın, ayhali olacağını hissetse fakat kan görünmese veya kanın gelmesi herhangi bir şeyle önlense, o kadın ayhali olmuş sayılmaz ve böyle bir durumda abdesti de bozulmaz. Ancak kendisinden ayhali kanı geldikten sonra kanın gelmesini herhangi bir şeyle önlerse ayhali hükmü devam eder.
2. Nifas (Lohusalık)
Doğum yaptıktan sonra kadının rahminden gelen kandır. Bu durumda olan kadına “lohusa” denir.
Kadın gebe kaldıktan sonra ayhali olmaz. Lohusalık hâli, çocuğun doğmasından itibaren en çok kırk gün devam eder. Eğer kırk günden fazla sürerse, fazla olanı istihazedir. Lohusalığın azının sınırı yoktur. Kırk günden önce de sona erebilir. Bu durumda olan kadın, gusül yaparak ibadetleri yerine getirir, kocası ile cinsel ilişkide bulunabilir, kırk günün tamamlanmasını beklemez.
Lohusalık günlerinde akıntı bir süre kesilip sonra devam etse, akıntının kesildiği bu günler de lohusalık hâlinden sayılır.
Vücudun el, ayak veya parmak gibi bazı yerleri belli olan bir düşük de doğum sayılır ve kadın bununla lohusa olur. Hiçbir organı belirmemiş olan düşükten sonra gelen kan üç gün devam eder ve ondan önce görülen ayhali ile düşükten sonra gelen kan arasında en az on beş gün temizlik süresi bulunursa düşükten sonra gelen kan ayhalidir. Eğer düşükten sonra gelen kan üç gün devam etmez veya bir önceki ayhali ile bunun arasında en az on beş günlük bir temizlik süresi bulunmazsa görülen bu kan istihazedir.
Çocuk doğurduktan sonra kendisinden kan gelmeyen bir kadın yıkanır ve ibadetlerine devam eder.
Lohusa olan kadından gelen kan kırk günü geçerse, eğer o kadının daha önce yaptığı doğumu takip eden lohusalık süresi, mesela, 30 gün ise son durumdaki lohusalığı da önceki gibi otuz gündür. Otuz günden itibaren devam edip kırk günü geçen kanlar istihaze, yani özür sayılır. Bu sebeple özürlü sayılan bu günlerde kılınmayan namazların kaza edilmesi gerekir.
Önceki lohusalık süresi 30 gün olan bir kadından, sonraki doğumda gelen kan 30 günden fazla devam etse, bu süre kırk günü geçmediği takdirde fazla olan günlerin hepsi lohusalıktır.
Önceden lohusalık görmemiş bir kadının lohusalık süresi de en çok kırk gün olur. Böyle ilk defa lohusa olan bir kadından gelen kan kırk günden fazla devam ederse bunun kırk günü lohusalık, fazlası ise özür kanı sayılır. Bu durumda olan bir kadın kırk günün bitiminde gusül yaparak özür sahipleri gibi namazını kılar. Kocası ile cinsel ilişkide bulunabilir. Gebe olan bir kadının çocuğu ameliyatla veya başka bir şekilde karnı yarılarak dünyaya gelse, eğer kan tenasül organı yoluyla gelirse lohusalık kanıdır. Başka bir yerden gelirse o kadın lohusa olmaz.
3. İstihaze
Bir damardan çıkıp tenasül organı yolu ile gelen kandır. Rahimden değil, bir hastalık sebebiyle damardan gelen bu kanın kokusu yoktur. Bu durum kadınlar için bir hastalık ve özürdür.
Kadından gelen kan üç günden eksik olursa bu, ayhali değil kadın için bir özür sayılır. Ayhali on günden fazla devam etmişse bu fazlalık ile lohusalığın kırk günden fazlası da istihazedir. Dokuz yaşından önce ve elli beş yaşından sonra gelen kan da böyledir.
Ayhali ve Lohusa Olan Kadınlara Haram Olan Şeyler
Ayhali ve lohusa olan kadınlar aşağıdaki şeyleri yapamazlar:
1. Namaz kılmak
Kadın bu durumlarda kılamadığı namazları kaza etmez. Namaz her gün tekrarlandığı için dinimiz kadınlara kolaylık göstermiştir. Peygamberimiz (sas.), kendisine ayhali hakkında soru soran bir kadına,
“Ayhali olduğun zaman namazı bırak, ayhali sona erince gusül yap ve namazını kıl.”92 buyurmuştur.
2. Oruç tutmak
Kadınlar bu hâllerde tutamadıkları oruçları daha sonra kaza ederler. Hz. Âişe (ra.) diyor ki:
“Peygamberimiz’in (sas.) zamanında biz ayhalinden temizlenince orucu kaza eder, namazı kaza etmezdik.”93
3. Kur’an okumak
Peygamberimiz (sas.) şöyle buyurmuştur:
لاَ تَقْرَاِ الْحَائِضُ وَلاَ الْجُنُبُ شَيْئًا مِنَ الْقُرْانِ
“Ayhali olan kadın ve cünüp olan kimse Kur’an’dan hiçbir şey okuyamaz.”94
Ancak, ayhali olan bir kadın öğretici, Kur’an okumak niyeti ile değil de öğretmek maksadıyla harf harf, kelime kelime Kur’an öğretebilir. Bu durumda olan kadın dua ayetlerini dua niyetiyle okuyabilir. Şükretmek maksadıyla “elhamdülillah” diyebilir. “Besmele” çekebilir, Allah’ı zikr ve tesbih edebilir.
4. Kur’an’a el sürmek
Ayhali ve lohusa olan bir kadın Kur’an’a el süremez.
Bu konuda Kur’an-ı Kerim’de,
َا يَمَسُّهُٓ اِلَّا الْمُطَهَّرُونَ
“Ona (Kur’an’a) ancak temizlenenler dokunabilir.”95 buyrulmuştur. Peygamberimiz de, “Kur’an’ı ancak temiz olan kimse tutabilir.”96 uyarısında bulunmuştur.
Müslüman olmayan bir kimseye isteği hâlinde hidayete ermesi ümidi ile Kur’an-ı Kerim ve dinî bilgiler öğretilebilir. Ancak, gusül yapmadıkça Kur’an’a el sürdürülmez.
Ayhali ve lohusa olan kadın, tefsirden başka dinî kitapları tutabilir. Giydiği elbisenin yeni ile Kur’an’ı tutmak mekruhtur. İçinde Kur’an-ı Kerim bulunan bir kutuyu taşımak caizdir.
Yüzüğün taşında Kur’an’dan bir parça veya Allah’ın isimlerinden biri yazılı olsa bu yüzük parmakta iken helaya girmek mekruh olur. Üzerinde Kur’an yazılı olan bir şey cebe konur veya bir şeye sarılı olursa mekruh olmaz. Bununla beraber bu gibi davranışlardan sakınmak daha uygundur.
Ayhali, lohusa ve cünüp olan kimsenin Kur’an’a bakması caizdir.
5. Camiye Girmek
Cami namaz kılınan kutsal bir mekândır. Ayhali veya lohusa olan kadın namaz kılamayacağı için ibadet maksadıyla camiye giremez. Ancak, düşman, yırtıcı hayvan ve soğuktan korunmak veya zorunlu ihtiyaçları için camiye girebilir.
6. Kâbe’yi tavaf etmek
Ayhali ve lohusa olan kadın Kâbe’yi tavaf edemez.
7. Cinsel İlişkide Bulunmak
Ayhali ve lohusa olan bir kadınla cinsel ilişkide bulunmak erkeğe haram olduğu gibi buna imkân hazırlamak ve rıza göstermek kadına da haramdır. Bu durumda cinsel ilişkide bulunan kimse büyük günah işlemiş olur ve bundan tevbe etmesi gerekir. Kur’an-ı Kerim’de bu konuda şöyle buyrulmuştur:
فَاعْتَزِلُوا النِّسَآءَ فِي الْمَحٖيضِ وَلَا تَقْرَبُوهُنَّ حَتّٰى يَطْهُرْنَ
“Ayhalinde olan kadınlardan uzak durun (onlarla cinsel ilişkide bulunmayın). Temizleninceye kadar onlara yaklaşmayın.”97
Ayhali esnasında cinsel ilişkide bulunmanın birçok kadın hastalıklarına sebep olduğu bugün tıbben de sabit olmuştur.
Kadının ayhali hakkında kocasına yanlış bilgi vermesi helal olmaz. Mesela, ayhali olduğu hâlde ilişkide bulunmasını sağlamak için kocasından bunu saklamak veya ayhali olmadığı hâlde kocasının isteğini önlemek için yalandan ayhali olduğunu söylemek helal değildir.
Ayhali ve lohusa olan kadınla yatılır. Göbeği ile dizkapağı arasında kalan kısmın dışında kendisine sarılmak ve öpmekte sakınca yoktur.
J) Özür Sahibi Olanların Durumu
Abdesti bozan şeyin bir namaz vakti kesilmeden devam etmesine “özür” denir.
İdrarın devamlı olarak gelmesi, burundan veya bir yaradan sürekli kan akması, bir hastalıktan dolayı göz, kulak ve memelerden gelen akıntı özür olduğu gibi, daha önce anlattığımız istihaze kanı da kadınlar için özürdür. Kendisinde böyle bir özür olan kimseye “özür sahibi” denir.
Bu özürlerden biri, abdest alıp namaz kılacak kadar bir süre ara vermeden namaz vaktinin evvelinden sonuna kadar devam eder ve ondan sonraki her namaz vaktinde de bu özür en az bir defa meydana gelirse, o kimse özür sahibi sayılır.
Eğer özür, bir namaz vakti içinde hiç meydana gelmezse özür ortadan kalkmış olur ve o kimse de özür sahibi olmaktan çıkar. Özür sahibi özrü devam ettiği sürece her namaz vakti abdest alır ve bu abdestle o namaz vakti içinde —başka bir şeyle abdesti bozulmadıkça— dilediği kadar farz ve nafile namazı kılabildiği gibi, kazaya kalmış namazları, cenaze ve bayram namazlarını da kılabilir ve Kur’an-ı Kerim’i tutabilir.
Namaz vakti çıkınca özür sahibinin abdesti bozulur. Mesela, güneş doğunca sabah namazının vakti çıktığından özür sahibinin de abdesti bozulmuş olur. Namaz vaktinin girmesi ile abdest bozulmayacağından güneş doğduktan sonra bayram ve kuşluk namazları için abdest alan kimse bu abdestle öğle namazını kılabilir.
Özürlü kimseden akan kan, irin ve sidik çamaşırına dokunsa bunu yıkadığı takdirde, akıntı devamlı olduğundan dolayı yine pislenecekse çamaşırını yıkaması gerekmez. Tekrar dokunmayacaksa yıkaması lazımdır.
Kaynak
Diyanet islam ilmihali
Teyemmüm Nedir? Teyemmümün Farzları Teyemmümün Sünnetleri Teyemmüm Nasıl Yapılır?
VI. TEYEMMÜM
A) Teyemmüm Nedir?
Niyet ederek temiz toprak veya toprak cinsinden bir şeye ellerini vurup yüzünü ve kollarını mesh etmeye teyemmüm denir.
Abdest almak ve gusletmek (yıkanmak) için su bulunmadığı veya bulunduğu hâlde kullanılması mümkün olmadığı durumlarda abdest ve gusül yerine teyemmüm edilir.
Teyemmüm, ibadetleri yapabilmemiz için dinimizin gösterdiği bir kolaylıktır ve bu ümmete ait özelliklerdendir.
Teyemmüm, kitap (Kur’an-ı Kerim) ve sünnet ile sabittir. Abdest ve gusül için su bulamayanların teyemmüm etmeleri ile ilgili olarak Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyruluyor:
“... Ve su bulamamışsanız temiz bir toprağa teyemmüm edin, yüzlerinizi ve ellerinizi onunla mesh edin.”91
B) Teyemmümün Sahih Olmasının Şartları
Teyemmümün sahih olmasının şartları sekizdir:
1. Niyet etmek.
Elini teyemmüm edeceği şeye vururken veya elini yere vurup yüzünü mesh edeceği sırada, “Hadesten taharete veya namaz kılmaya yahut da taharetsiz yapılması sahih olmayan bizzat maksut olan bir ibadeti yapmaya niyet etmektir.”
Bunlardan birine niyet edilmeden yapılan bir teyemmümle namaz kılınmadığı gibi Kur’an okumak, Kur’an-ı Kerim’i tutmak, camiye girmek, kabirleri ziyaret etmek için yapılan teyemmümle de namaz kılınmaz. Çünkü bunların bir kısmında taharet şart olmayıp, bir kısmı da bizzat maksut bir ibadet değildir.
2. Teyemmüm etmeyi mubah kılacak bir özür bulunmak.
Abdest almaya veya gusül yapmaya yetecek kadar suyun, kişinin bulunduğu yerden en az bir mil (dört bin adım) uzakta olması veya yanında bulunan suyu kullandığı takdirde hastalanmaktan, hastalığın artmasından veya uzamasından korkması teyemmüm yapmayı mubah kılan özürlerdendir. Ancak suyun vücuda zararlı olacağı, kişinin kendi tecrübesine veya uzman bir Müslüman doktorun vereceği bilgiye bağlıdır.
Cünüb olan bir kimse, yıkanmak için sıcak su ve yıkanabileceği sıcak, uygun bir yer bulamaz ve soğukta gusül yaptığı takdirde hastalanmaktan korkarsa, gusül yerine teyemmüm edebilir. Ancak en kısa zamanda yıkanmalıdır.
Kendisi ile alacağı su arasında bulunan düşman veya canavardan korkan, yanında içeceği kadar suyu olup bununla abdest aldığı takdirde susuz kalacağından endişe eden, kuyudan su çıkarabilmek için ip, kova gibi bir şeyi bulunmayan kimse de teyemmüm edebilir.
Bir kimse abdest almakla meşgul olduğu takdirde cenaze ve bayram namazlarına yetişemeyeceğini anlarsa bu namazları teyemmümle kılabilir.
Cuma ve vakit namazlarının geçmesinden korkmak ise teyemmüm için özür değildir. Bu sebeple abdest alan kimse cuma namazına yetişemezse öğle namazını kılar. Abdest aldığı takdirde bir farz namazın vaktinin çıkacağını anlayan kimse de teyemmüm edemez, abdest alır, namazı vaktinde kılamazsa kaza eder.
Yakında su bulunduğunu tahmin eden kimsenin bunu araştırması gerekir. Eğer yakınlarda su olmadığı kanaatinde ise araştırması gerekmez. Arkadaşında su varsa, teyemmüm etmeden önce ondan su ister, şayet vermezse ondan sonra teyemmüm eder.
Yanında su olmayan, fakat su bulacağını uman kimsenin, (kerahet vaktine girmemek ve teyemmüm edip namaz kılabilecek bir zaman kalmak şartıyla) namazı vaktin sonuna kadar tehir etmesi müstehabdır. Suyu bulursa abdest alır, bulamazsa teyemmüm ederek namazını kılar.
3. Teyemmümün yeryüzü cinsinden, pislik dokunmamış temiz bir şeyle yapılması.
Toprak, taş, kum, tuğla ve kiremit gibi şeylerle teyemmüm yapılır. Odun, bakır, demir gibi şeylerle teyemmüm yapılmaz. Ancak bunların üzerinde temiz toz bulunursa bu toz ile teyemmüm yapılabilir.
4. Teyemmümde yüzü ve kolları kaplayacak şekilde mesh etmek.
5. Meshi elin tamamı veya çoğu ile yapmak.
İki parmağı ile mesh etmek caiz değildir.
6. Elin içi ile teyemmüm edilecek şeye iki kere vurmak. Yani yeryüzü cinsinden olan şeye ellerini iki kere koymak.
Teyemmümde ilk defa elini koyduğu yere ikinci defa da elini koyabilir. Bir kimsenin teyemmüm ettiği yerde bir başkası da teyemmüm edebilir.
7. Abdest almaya veya gusül yapmaya engel hâller bitmiş ve kesilmiş olmak.
Mesela, burnu kanarken kanama kesilmeden abdest almak sahih olmadığı gibi teyemmüm yapmak da caiz olmaz. Âdet gören bir kadının âdet kanı kesilmedikçe gusül yapması sahih olmadığı gibi teyemmüm etmesi de sahih değildir.
8. Mesh edilecek organlarda meshe mani olan hamur ve benzeri şeyleri önceden gidermiş olmak.
Bunlar giderilmeden yapılan mesh bedene değil, o şeyin üzerine yapılmış olur.
C) Teyemmümün Farzları
Teyemmümün farzları ikidir:
1. Niyet etmek.
2. Ellerini temiz bir toprağa veya toprak cinsinden bir şeye vurup, birinci vuruşta yüzü, ikinci vuruşta da kolları mesh etmek.
D) Teyemmümün Sünnetleri
1. Teyemmüme başlarken besmele okumak.
2. Tertibe riayet etmek. Yani evvela yüzünü, sonra kollarını mesh etmek.
3. Bunları ara vermeden birbiri ardınca yapmak.
4. Elleri yere koyunca evvela ileri sürmek.
5. Ondan sonra elleri geriye çekmek.
6. Parmaklarını açık bulundurmak.
7. Ellerini yerden kaldırınca birbirine vurarak silkelemek.
E) Teyemmüm Nasıl Yapılır
Kollar dirseklerin yukarısına kadar sıvanır. Ne için teyemmüm edilecekse ona niyet edilir. Parmaklar açık bir hâlde eller temiz bir toprağa veya toprak cinsinden bir şeyin üzerine konur. Eller önce ileri sürülür, sonra geriye çekilerek kaldırılır, yan yana getirilip birbirine hafifçe vurularak silkelenir ve ellerin içi ile yüzün tamamı bir kere mesh edilir.
Eller ikinci defa toprağa vurulduktan sonra, sol elin içi ile sağ kol, dirseklerle beraber, sağ elin içi ile de sol kol dirseklerle beraber bir kere mesh edilir.
Abdest ile gusül için yapılan teyemmüm aynıdır. Yani yapılış bakımından aralarında fark yoktur.
Bedeninin çoğu veya yarısı yara olan kimse gusül yerine teyemmüm eder. Bedenin çoğu sağlam olursa, sağlam yerler yıkanır, yaralı olan yerler mesh edilir.
Abdest organlarının (sayı olarak) çoğunda veya yarısında yara varsa teyemmüm eder. Çoğu sağlam olup azında yara varsa sağlam olanları yıkar, yaralı olanları mesh eder, teyemmüm yapmaz.
Abdest almaya gücü yetmeyen bir kimse, kendisine abdest aldıracak kişi bulamazsa teyemmüm eder.
Eli çolak olup suyu kullanamayan kimse yüzünü ve kollarını yere sürerek teyemmüm eder, namazını terk etmez. Kolları ve ayakları kesik olan kimse de yüzünü yere sürerek teyemmüm eder, yüzünde yara varsa teyemmüm etmeden namazını kılar.
Namaz vakti girmeden teyemmüm yapılabilir. Bir teyemmümle istenildiği kadar namaz kılınabilir.
F) Teyemmümü Bozan Şeyler
1. Abdesti bozan şeyler, teyemmümü de bozar.
2. Abdest veya gusül için yeterli suyun bulunması hâlinde —suyun kullanılması mümkün ise— teyemmüm bozulur.
Teyemmümle namaz kılan bir kimse, kullanabileceği suyu namazda iken görse namazı bozulur. Suyu, namazı kıldıktan sonra görürse namazı iade etmez.
Cünüplükten dolayı teyemmüm eden kimseden abdesti bozacak bir şey meydana gelse cünüp olmaz, sadece abdestsiz olur. Bu durumda eğer abdeste yetecek kadar su varsa abdest alır, su yoksa abdest yerine tekrar teyemmüm eder.
3. Teyemmüm yapmayı mubah kılan özürlerin ortadan kalkması ile de teyemmüm bozulur. Mesela, hastalanma korkusu ile suyu kullanamadığı için teyemmüm eden kimsenin özrü kalmayınca teyemmüm bozulur.
Kaynak
Diyanet islam ilmihali
VI. TEYEMMÜM
A) Teyemmüm Nedir?
Niyet ederek temiz toprak veya toprak cinsinden bir şeye ellerini vurup yüzünü ve kollarını mesh etmeye teyemmüm denir.
Abdest almak ve gusletmek (yıkanmak) için su bulunmadığı veya bulunduğu hâlde kullanılması mümkün olmadığı durumlarda abdest ve gusül yerine teyemmüm edilir.
Teyemmüm, ibadetleri yapabilmemiz için dinimizin gösterdiği bir kolaylıktır ve bu ümmete ait özelliklerdendir.
Teyemmüm, kitap (Kur’an-ı Kerim) ve sünnet ile sabittir. Abdest ve gusül için su bulamayanların teyemmüm etmeleri ile ilgili olarak Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyruluyor:
“... Ve su bulamamışsanız temiz bir toprağa teyemmüm edin, yüzlerinizi ve ellerinizi onunla mesh edin.”91
B) Teyemmümün Sahih Olmasının Şartları
Teyemmümün sahih olmasının şartları sekizdir:
1. Niyet etmek.
Elini teyemmüm edeceği şeye vururken veya elini yere vurup yüzünü mesh edeceği sırada, “Hadesten taharete veya namaz kılmaya yahut da taharetsiz yapılması sahih olmayan bizzat maksut olan bir ibadeti yapmaya niyet etmektir.”
Bunlardan birine niyet edilmeden yapılan bir teyemmümle namaz kılınmadığı gibi Kur’an okumak, Kur’an-ı Kerim’i tutmak, camiye girmek, kabirleri ziyaret etmek için yapılan teyemmümle de namaz kılınmaz. Çünkü bunların bir kısmında taharet şart olmayıp, bir kısmı da bizzat maksut bir ibadet değildir.
2. Teyemmüm etmeyi mubah kılacak bir özür bulunmak.
Abdest almaya veya gusül yapmaya yetecek kadar suyun, kişinin bulunduğu yerden en az bir mil (dört bin adım) uzakta olması veya yanında bulunan suyu kullandığı takdirde hastalanmaktan, hastalığın artmasından veya uzamasından korkması teyemmüm yapmayı mubah kılan özürlerdendir. Ancak suyun vücuda zararlı olacağı, kişinin kendi tecrübesine veya uzman bir Müslüman doktorun vereceği bilgiye bağlıdır.
Cünüb olan bir kimse, yıkanmak için sıcak su ve yıkanabileceği sıcak, uygun bir yer bulamaz ve soğukta gusül yaptığı takdirde hastalanmaktan korkarsa, gusül yerine teyemmüm edebilir. Ancak en kısa zamanda yıkanmalıdır.
Kendisi ile alacağı su arasında bulunan düşman veya canavardan korkan, yanında içeceği kadar suyu olup bununla abdest aldığı takdirde susuz kalacağından endişe eden, kuyudan su çıkarabilmek için ip, kova gibi bir şeyi bulunmayan kimse de teyemmüm edebilir.
Bir kimse abdest almakla meşgul olduğu takdirde cenaze ve bayram namazlarına yetişemeyeceğini anlarsa bu namazları teyemmümle kılabilir.
Cuma ve vakit namazlarının geçmesinden korkmak ise teyemmüm için özür değildir. Bu sebeple abdest alan kimse cuma namazına yetişemezse öğle namazını kılar. Abdest aldığı takdirde bir farz namazın vaktinin çıkacağını anlayan kimse de teyemmüm edemez, abdest alır, namazı vaktinde kılamazsa kaza eder.
Yakında su bulunduğunu tahmin eden kimsenin bunu araştırması gerekir. Eğer yakınlarda su olmadığı kanaatinde ise araştırması gerekmez. Arkadaşında su varsa, teyemmüm etmeden önce ondan su ister, şayet vermezse ondan sonra teyemmüm eder.
Yanında su olmayan, fakat su bulacağını uman kimsenin, (kerahet vaktine girmemek ve teyemmüm edip namaz kılabilecek bir zaman kalmak şartıyla) namazı vaktin sonuna kadar tehir etmesi müstehabdır. Suyu bulursa abdest alır, bulamazsa teyemmüm ederek namazını kılar.
3. Teyemmümün yeryüzü cinsinden, pislik dokunmamış temiz bir şeyle yapılması.
Toprak, taş, kum, tuğla ve kiremit gibi şeylerle teyemmüm yapılır. Odun, bakır, demir gibi şeylerle teyemmüm yapılmaz. Ancak bunların üzerinde temiz toz bulunursa bu toz ile teyemmüm yapılabilir.
4. Teyemmümde yüzü ve kolları kaplayacak şekilde mesh etmek.
5. Meshi elin tamamı veya çoğu ile yapmak.
İki parmağı ile mesh etmek caiz değildir.
6. Elin içi ile teyemmüm edilecek şeye iki kere vurmak. Yani yeryüzü cinsinden olan şeye ellerini iki kere koymak.
Teyemmümde ilk defa elini koyduğu yere ikinci defa da elini koyabilir. Bir kimsenin teyemmüm ettiği yerde bir başkası da teyemmüm edebilir.
7. Abdest almaya veya gusül yapmaya engel hâller bitmiş ve kesilmiş olmak.
Mesela, burnu kanarken kanama kesilmeden abdest almak sahih olmadığı gibi teyemmüm yapmak da caiz olmaz. Âdet gören bir kadının âdet kanı kesilmedikçe gusül yapması sahih olmadığı gibi teyemmüm etmesi de sahih değildir.
8. Mesh edilecek organlarda meshe mani olan hamur ve benzeri şeyleri önceden gidermiş olmak.
Bunlar giderilmeden yapılan mesh bedene değil, o şeyin üzerine yapılmış olur.
C) Teyemmümün Farzları
Teyemmümün farzları ikidir:
1. Niyet etmek.
2. Ellerini temiz bir toprağa veya toprak cinsinden bir şeye vurup, birinci vuruşta yüzü, ikinci vuruşta da kolları mesh etmek.
D) Teyemmümün Sünnetleri
1. Teyemmüme başlarken besmele okumak.
2. Tertibe riayet etmek. Yani evvela yüzünü, sonra kollarını mesh etmek.
3. Bunları ara vermeden birbiri ardınca yapmak.
4. Elleri yere koyunca evvela ileri sürmek.
5. Ondan sonra elleri geriye çekmek.
6. Parmaklarını açık bulundurmak.
7. Ellerini yerden kaldırınca birbirine vurarak silkelemek.
E) Teyemmüm Nasıl Yapılır
Kollar dirseklerin yukarısına kadar sıvanır. Ne için teyemmüm edilecekse ona niyet edilir. Parmaklar açık bir hâlde eller temiz bir toprağa veya toprak cinsinden bir şeyin üzerine konur. Eller önce ileri sürülür, sonra geriye çekilerek kaldırılır, yan yana getirilip birbirine hafifçe vurularak silkelenir ve ellerin içi ile yüzün tamamı bir kere mesh edilir.
Eller ikinci defa toprağa vurulduktan sonra, sol elin içi ile sağ kol, dirseklerle beraber, sağ elin içi ile de sol kol dirseklerle beraber bir kere mesh edilir.
Abdest ile gusül için yapılan teyemmüm aynıdır. Yani yapılış bakımından aralarında fark yoktur.
Bedeninin çoğu veya yarısı yara olan kimse gusül yerine teyemmüm eder. Bedenin çoğu sağlam olursa, sağlam yerler yıkanır, yaralı olan yerler mesh edilir.
Abdest organlarının (sayı olarak) çoğunda veya yarısında yara varsa teyemmüm eder. Çoğu sağlam olup azında yara varsa sağlam olanları yıkar, yaralı olanları mesh eder, teyemmüm yapmaz.
Abdest almaya gücü yetmeyen bir kimse, kendisine abdest aldıracak kişi bulamazsa teyemmüm eder.
Eli çolak olup suyu kullanamayan kimse yüzünü ve kollarını yere sürerek teyemmüm eder, namazını terk etmez. Kolları ve ayakları kesik olan kimse de yüzünü yere sürerek teyemmüm eder, yüzünde yara varsa teyemmüm etmeden namazını kılar.
Namaz vakti girmeden teyemmüm yapılabilir. Bir teyemmümle istenildiği kadar namaz kılınabilir.
F) Teyemmümü Bozan Şeyler
1. Abdesti bozan şeyler, teyemmümü de bozar.
2. Abdest veya gusül için yeterli suyun bulunması hâlinde —suyun kullanılması mümkün ise— teyemmüm bozulur.
Teyemmümle namaz kılan bir kimse, kullanabileceği suyu namazda iken görse namazı bozulur. Suyu, namazı kıldıktan sonra görürse namazı iade etmez.
Cünüplükten dolayı teyemmüm eden kimseden abdesti bozacak bir şey meydana gelse cünüp olmaz, sadece abdestsiz olur. Bu durumda eğer abdeste yetecek kadar su varsa abdest alır, su yoksa abdest yerine tekrar teyemmüm eder.
3. Teyemmüm yapmayı mubah kılan özürlerin ortadan kalkması ile de teyemmüm bozulur. Mesela, hastalanma korkusu ile suyu kullanamadığı için teyemmüm eden kimsenin özrü kalmayınca teyemmüm bozulur.
Kaynak
Diyanet islam ilmihali
[attachment=146076]
Havucun Faydaları Nelerdir?
Havuç Nedir
Havuç (Daucus carota), maydanozgiller (Apiaceae) familyasından, koni biçimindeki etli kökü için sebze olarak yetiştirilen iki yıllık otsu bir kültür bitkisi.
Türkçede yörelere göre gelinparmağı, pürçüklü, balkamış, deper otu, yerebatan, yer otu, yerekaçan, kızıl ot gibi değişik isimlerle kullanılır.
Yayılımı
Hem yazılı tarih hem de moleküler genetik araştırmalar havucun Orta Asya kökenli olduğunu göstermektedir.[1] Akdeniz ülkelerinde, Afrika'da, Avustralya'da, Yeni Zelanda'da ve Amerika'da çok yaygın olan bir sebzedir. 60 kadar türü bilinmektedir [kaynak belirtilmeli].
Türleri
En yaygın olan türleri Daucus sativus, Daucus carota'dır
Havucun besin değeri
Havucun içeriğinde bulunan su %86-95 arasında değişiklik göstermektedir. Bir kısmı ise %10 karbonhidrattan oluşmaktadır. 100 gram havuç için besin değerleri şu şekilde sıralanabilir:
Kalori: 41
Su: %88
Protein: 0.9 gram
Karbonhidrat: 9.6 gram
Şeker: 4.7 gram
Lif: 2.8 gram
Yağ: 0.2 gram
Vitamin ve mineral kaynağı olan havuç, potasyum, A vitamini, biotin ve B6 içermektedir. Beta karoteni A vitaminine dönüştüren havuç, bağışıklık için önemli bir besin kaynağıdır. Büyüme ve gelişme çağında tüketilmesi önerilmektedir. Aynı zamanda göz sağlığını da destekler. K1 vitamini barındıran havuç, kan pıhtılaşmasını sağlayarak kemik sağlığını geliştirmektedir.
Havuçta Hangi Vitaminler Bulunur?
Havuç özellikle karoten bileşiği ile A vitamini takviyesi için önemli kabul edilir. Karoten, A vitaminin öncüsüdür. Havuçtaki karotenlerin çoğunluğu beta-karotendir. C vitamini, K vitamini ve E vitamini de barındırır. Havucun faydaları lutein, zeaksantin gibi bileşiklerden de gelir. 80 gram çiğ havuç şunları içerir:
27 kalori
0.4 gr protein
0.3 gr yağ
6.2 gr karbonhidrat
3.1 gr lif
142 mg potasyum
2 mg C vitamini
Havuç Nelere İyi Gelir?
Havuç, yemeklerde en sık kullandığımız kök sebzelerden biridir. Rengiyle salataları renklendiren, tadıyla yemekleri lezzetlendirir. Havuç ayrıca çocukluğumuzdan beri hep “Gözlerin için havuç yemelisin” sözüyle büyüdüğümüz bir sebze. Peki göz sağlığı için havucun faydalı olduğu gerçeği ne kadar doğru? Havucun vitamin, mineral ve antioksidanlarla sayısız faydası olduğu kanıtlandı. Apiaceae ailesinden gelen bu kök sebze, hem çiğ hem de pişmiş şekilde sıklıkla tüketilir. Bazı bölgelerde bitki kısmı bile salatalarda yenir. Bu çok yönlü sebzenin faydalarına geçmeden önce besin değerlerinden bahsedelim.
Havucun Faydaları Nelerdir?
Havucun faydaları ile ilgili mutlaka pek çok bilgiyi duymuşsunuzdur. Havucun cilde faydaları ya da havucun beyne faydaları konusuna geçmeden havucun göze faydaları konusundan başlayalım. Havucun sağlığa faydaları şöyle özetlenebilir:
Göz Sağlığı: Havucun en çok bilinen faydası göz sağlığına katkısıdır. Turuncu rengini beta-karoten içeriğinden alan bu sebze, kornea sağlığınızı geliştirerek yaşa bağlı gelişen sarı nokta hastalığının önlenmesinde önemli bir rol oynar. Lutein ve zeaksantin antioksidanları retina ve merceği koruyarak göz sağlığınızı iyileştirir. Turuncu havucun faydaları sadece bununla sınırlı değildir. A vitamini eksikliği sonucu gelişen kseroftalmiye karşı da bir tedbir olabilen havuç bu sayede gece körlüğü, görme kaybı gibi risklerine karşı destektir. Özellikle A vitamini eksikliği çocuklarda körlüğün temel nedenlerinden biridir.
Bağışıklık Sistemi: Genellikle kış gelip virüsler yayıldığında bağışıklık sistemimizi hatırlarız. A vitamini bağışıklık sisteminin güçlenmesinde önemlidir. Çünkü A vitamini, bağışıklığa yardımcı beyaz kan hücreleri olan T hücrelerini destekler. A vitamini, mikroplara karşı bir bariyer görevi gören mukoza zarlarının oluşmasında etkilidir. Bağışıklık deyince akla hemen C vitamini gelir. C vitamini hem bağışıklık sistemini kuvvetlendirir hem de iyileşmeyi hızlandırır.
Cilt Sağlığı: Havucun cilde faydaları yine beta-karoten özelliğinden gelir. Beta-karoten cildi UV radyasyonunun verdiği zarardan korumaya çalışır. Akne, dermatit ve döküntülü cilt hastalıklarında tedaviye yardımcı bir roldedir. Karoten içeriği sayesinde ciltteki yara ve lekelerin iyileşmesine yardımcı olur. Retinol, biotin ve likopen karotenleri havucu cilt bakımından sağlıklı bir sebze yapar.
Beyin Sağlığı: Havuçta bulunan luteolin beyin sağlığını korumak için önemlidir. Havuç hafızanızı güçlü tutarken bilişsel gerilmeyi önlemeye yardımcı olur.
Kalp Sağlığı: Kalp sağlığını korumada sebze ağırlıklı beslenmenin ne kadar önemli olduğunu bilmeyen yoktur. Sarı-kırmızı-turuncu sebzelerin kalp hastalıklarıyla savaşmadaki gücü kanıtlanmıştır. Kardiyovasküler hastalıklar ve hipertansiyona karşı koruyucu bir rol üstlenen havuç, kolesterolü düşürmede de etkili olabilir. Havuçta bulunan potasyum, vücuttaki fazla sodyumun atılmasını sağlar.
Sindirim Sistemi: Havucun prebiyotik bir rolü olduğu ve bu sayede de bağırsaklardaki yararlı bakterileri beslediği bilinmektedir. Diyet lifi ve karotenleri bol bir sebze olarak havuç, kısa ve uzun vadeli sindirim sağlığı açısından önemlidir. Kolorektal kanserlere karşı koruyan lifler, bağırsakların düzenli çalışmasını sağlayarak bağırsak sağlığınızı geliştirir. Çiğ havucun faydaları bu noktada fazla görülür. Çünkü pişmiş havuç, az miktarda da olsa çiğ havuca göre lif kaybeder.
Kan Şekeri: Havuç diğer sebzelere göre yüksek şeker içeriği ile bilinir. Ancak havuç aynı zamanda anti-diyabetiktir. Patates, ekmeğe göre daha düşük glisemik indeksli olan havuç, sağlıklı bir atıştırmalık olarak tercih edilebilir. Hatta çiğ havuç veya az pişmiş havuç, pişmiş havuca göre daha düşük indekslidir. Diyet lifi havucu düşük glisemik indeksli bir sebze yapar. Kan şekerinin düzenlenmesi için önemlidir. Ayrıca tip 2 diyabete karşı yüksek lifli beslenmek iyi bir önlemdir.
Kilo Kontrolü: Havuç gibi kalorisi düşük, lifi ve su oranı yüksek sebzeler, doygunluk hissi vermekte son derece başarılıdır. Havucun yapısı, lifi ve suyu sayesinde çabuk doyduğunuzu düşünürsünüz.
İnflamasyon: Turuncu havuç en yaygın olarak tüketilen havuç türüdür. Ancak kırmızı, sarı, beyaz, siyah veya kara, mor havuç da mevcuttur. Renklerine göre havucun faydaları da değişkenlik gösterir. Mor havucun faydaları içeriğindeki antosiyanin bileşiği sayesinde öne çıkar. Antosiyanin, antioksidan gibi çalışan bir karotenoiddir. Bu bileşik, serbest radikallerle savaşırken iltihaplanmayı da engeller. Özellikle Alzheimer, artrit ve kalp sağlığı ile ilgili kronik hastalıklarda inflamasyonla mücadele önemlidir. Siyah havucun faydaları fenolik bileşikler sayesinde dikkat çekerken, turuncu havucun faydaları alfa ve beta-karoten bileşiklerinden gelir. Kırmızı havucun faydaları ise likopen zenginliğindendir.
Kanser Karşıtı: Antioksidan zengini havuç, serbest radikallerle savaşmada etkili kabul edilir. Serbest radikallerin vücutta uzun vadede kanser ve kardiyovasküler hastalıklar gibi sağlık sorunlarına götüren oksidatif strese yol açtığı bilinir. Havuç gibi antioksidan sebze ve meyvelere beslenmenizde yer verirseniz sağlığınıza büyük bir yatırım yapmış olursunuz.
Hamilelik: Gebelikte havucun faydaları dikkat çeker. Çünkü havuç, güçlü beta-karoten ve vitaminler içerir. Kalsiyum açısından da hamilelerin havuç tüketmesi önemlidir. Hem anne adayının hem de bebeğin bağışıklığı için havuç tercih edilebilecek bir besindir. Hamilelikte havucun faydaları daha çok havuç suyu ile birlikte anlatılır. Ancak her zaman havucun sadece suyu değil, kendisi tüketilmelidir. Hamilelikte çokça ihtiyaç duyulan A vitamininin bir kısmını havuçtan alabilirsiniz. Hem enfeksiyonlarla savaşmada hem de sütünüzün kalitesinin artmasında iyi olacaktır. Ayrıca gebelik diyabetine karşı da kan şekerinizin regüle edilmesinde ve diyabetin önlenmesinde havuçtan yararlanabilirsiniz. Havuçtaki fosfor da gebelikte yaşanan krampları önlemede kasların düzgün çalışmasına yardımcı olur. Yine hamilelikte sıklıkla yaşanan kabızlık şikayetlerinin de hafifletilmesi için lif zengini havucu tüketebilirsiniz.
Havuç Nasıl Tüketilebilir?
Havuç pişirildiğinde besin değerleri değişen bir sebzedir. Çiğ havuçta C vitamini fazlayken, pişmiş havuçta beta-karoten daha fazladır. Öte yandan havuçta bulunan A vitamini, yağda çözünen bir vitamin olduğu için hafif pişirilmeyle daha çok öne çıkar.
Kilo vermeye çalışıyorsanız çiğ havucu tercih edin. Çünkü havuç piştiğinde su ve lif kaybına uğrayacaktır. Havucu ne ile birlikte pişireceğinize de dikkat edin. Patates gibi bir karbonhidrat ile pişirmeniz kilo vermeye çalışıyorsanız doğru bir tercih olmaz. Limonlu bir havuç salatası hem kilo verme hem de C vitamini açısından daha iyi bir tercih olacaktır.
Havucu pişirmek istiyorsanız da kızartmak veya kaynatmak yerine buharda pişirmeyi tercih edin. Bu sayede vitamin ve minerallerini daha çok korumuş olursunuz. Havucu tüketmenin en sağlıklı yolu çiğ ve buharda pişirmedir.
Havuç ile çeşitli salatalar yapabilirsiniz. Lahana ile birlikte hazırlayacağınız bol limonlu salata sizi mutlu edebilir.
Yulaf ile birlikte de havuç tüketebilirsiniz.
Hazırladığınız smoothie’lerinize havuç ekleyebilirsiniz.
Yaptığınız humusunuza havuç batırıp yiyebilirsiniz.
Havucunuzu fırında biraz zeytinyağı, karabiber, tuz ve dilediğiniz baharat ilavesiyle pişirebilirsiniz.
Havucu çok yememeye özen gösterin. Bol diyet lifi almak için aşırı tükettiğinizde şişkinlik, kabızlık ve mide-bağırsak sorunları yaşayabilirsiniz.
Havuç tüketmenin riskleri nelerdir?
Her besinde olduğu gibi havuç tüketimi de toksik bir etkiye sebep olabilir. Havuç, sedef hastalığı ya da akne tedavisi için kullanılan ilaçlarla etkileşime girebilmektedir. Bu kişilerin uzman doktordan görüş alarak havuç tüketmesi önemli olmaktadır. Bazı kişilerin havuca karşı alerjisi olabilir. Bu da boğazda şişme ya da solunum sorunlarına yol açabilir. Ciddi bir alerjik reaksiyon yaşamamak için mutlaka havuca alerjiniz olup olmadığını öğrendikten sonra tüketime karar vermeniz gerekmektedir.
Havuç nasıl saklanır?
Havuç, diyetlerde en çok tüketilen besin olarak bilinmektedir. Suda iyice yıkadığınız havuçları, soyarak tüketmek mümkündür. Taze havuçlar bütün şekilde buzdolabında birkaç hafta saklanabilmektedir.
Kaynak
Wikipedia
memorial.com.tr
acibadem.com.tr
[attachment=146076]
[attachment=146077]
[attachment=146078]
[attachment=146079]
Havucun Faydaları Nelerdir?
Havuç Nedir
Havuç (Daucus carota), maydanozgiller (Apiaceae) familyasından, koni biçimindeki etli kökü için sebze olarak yetiştirilen iki yıllık otsu bir kültür bitkisi.
Türkçede yörelere göre gelinparmağı, pürçüklü, balkamış, deper otu, yerebatan, yer otu, yerekaçan, kızıl ot gibi değişik isimlerle kullanılır.
Yayılımı
Hem yazılı tarih hem de moleküler genetik araştırmalar havucun Orta Asya kökenli olduğunu göstermektedir.[1] Akdeniz ülkelerinde, Afrika'da, Avustralya'da, Yeni Zelanda'da ve Amerika'da çok yaygın olan bir sebzedir. 60 kadar türü bilinmektedir [kaynak belirtilmeli].
Türleri
En yaygın olan türleri Daucus sativus, Daucus carota'dır
Havucun besin değeri
Havucun içeriğinde bulunan su %86-95 arasında değişiklik göstermektedir. Bir kısmı ise %10 karbonhidrattan oluşmaktadır. 100 gram havuç için besin değerleri şu şekilde sıralanabilir:
Kalori: 41
Su: %88
Protein: 0.9 gram
Karbonhidrat: 9.6 gram
Şeker: 4.7 gram
Lif: 2.8 gram
Yağ: 0.2 gram
Vitamin ve mineral kaynağı olan havuç, potasyum, A vitamini, biotin ve B6 içermektedir. Beta karoteni A vitaminine dönüştüren havuç, bağışıklık için önemli bir besin kaynağıdır. Büyüme ve gelişme çağında tüketilmesi önerilmektedir. Aynı zamanda göz sağlığını da destekler. K1 vitamini barındıran havuç, kan pıhtılaşmasını sağlayarak kemik sağlığını geliştirmektedir.
Havuçta Hangi Vitaminler Bulunur?
Havuç özellikle karoten bileşiği ile A vitamini takviyesi için önemli kabul edilir. Karoten, A vitaminin öncüsüdür. Havuçtaki karotenlerin çoğunluğu beta-karotendir. C vitamini, K vitamini ve E vitamini de barındırır. Havucun faydaları lutein, zeaksantin gibi bileşiklerden de gelir. 80 gram çiğ havuç şunları içerir:
27 kalori
0.4 gr protein
0.3 gr yağ
6.2 gr karbonhidrat
3.1 gr lif
142 mg potasyum
2 mg C vitamini
Havuç Nelere İyi Gelir?
Havuç, yemeklerde en sık kullandığımız kök sebzelerden biridir. Rengiyle salataları renklendiren, tadıyla yemekleri lezzetlendirir. Havuç ayrıca çocukluğumuzdan beri hep “Gözlerin için havuç yemelisin” sözüyle büyüdüğümüz bir sebze. Peki göz sağlığı için havucun faydalı olduğu gerçeği ne kadar doğru? Havucun vitamin, mineral ve antioksidanlarla sayısız faydası olduğu kanıtlandı. Apiaceae ailesinden gelen bu kök sebze, hem çiğ hem de pişmiş şekilde sıklıkla tüketilir. Bazı bölgelerde bitki kısmı bile salatalarda yenir. Bu çok yönlü sebzenin faydalarına geçmeden önce besin değerlerinden bahsedelim.
Havucun Faydaları Nelerdir?
Havucun faydaları ile ilgili mutlaka pek çok bilgiyi duymuşsunuzdur. Havucun cilde faydaları ya da havucun beyne faydaları konusuna geçmeden havucun göze faydaları konusundan başlayalım. Havucun sağlığa faydaları şöyle özetlenebilir:
Göz Sağlığı: Havucun en çok bilinen faydası göz sağlığına katkısıdır. Turuncu rengini beta-karoten içeriğinden alan bu sebze, kornea sağlığınızı geliştirerek yaşa bağlı gelişen sarı nokta hastalığının önlenmesinde önemli bir rol oynar. Lutein ve zeaksantin antioksidanları retina ve merceği koruyarak göz sağlığınızı iyileştirir. Turuncu havucun faydaları sadece bununla sınırlı değildir. A vitamini eksikliği sonucu gelişen kseroftalmiye karşı da bir tedbir olabilen havuç bu sayede gece körlüğü, görme kaybı gibi risklerine karşı destektir. Özellikle A vitamini eksikliği çocuklarda körlüğün temel nedenlerinden biridir.
Bağışıklık Sistemi: Genellikle kış gelip virüsler yayıldığında bağışıklık sistemimizi hatırlarız. A vitamini bağışıklık sisteminin güçlenmesinde önemlidir. Çünkü A vitamini, bağışıklığa yardımcı beyaz kan hücreleri olan T hücrelerini destekler. A vitamini, mikroplara karşı bir bariyer görevi gören mukoza zarlarının oluşmasında etkilidir. Bağışıklık deyince akla hemen C vitamini gelir. C vitamini hem bağışıklık sistemini kuvvetlendirir hem de iyileşmeyi hızlandırır.
Cilt Sağlığı: Havucun cilde faydaları yine beta-karoten özelliğinden gelir. Beta-karoten cildi UV radyasyonunun verdiği zarardan korumaya çalışır. Akne, dermatit ve döküntülü cilt hastalıklarında tedaviye yardımcı bir roldedir. Karoten içeriği sayesinde ciltteki yara ve lekelerin iyileşmesine yardımcı olur. Retinol, biotin ve likopen karotenleri havucu cilt bakımından sağlıklı bir sebze yapar.
Beyin Sağlığı: Havuçta bulunan luteolin beyin sağlığını korumak için önemlidir. Havuç hafızanızı güçlü tutarken bilişsel gerilmeyi önlemeye yardımcı olur.
Kalp Sağlığı: Kalp sağlığını korumada sebze ağırlıklı beslenmenin ne kadar önemli olduğunu bilmeyen yoktur. Sarı-kırmızı-turuncu sebzelerin kalp hastalıklarıyla savaşmadaki gücü kanıtlanmıştır. Kardiyovasküler hastalıklar ve hipertansiyona karşı koruyucu bir rol üstlenen havuç, kolesterolü düşürmede de etkili olabilir. Havuçta bulunan potasyum, vücuttaki fazla sodyumun atılmasını sağlar.
Sindirim Sistemi: Havucun prebiyotik bir rolü olduğu ve bu sayede de bağırsaklardaki yararlı bakterileri beslediği bilinmektedir. Diyet lifi ve karotenleri bol bir sebze olarak havuç, kısa ve uzun vadeli sindirim sağlığı açısından önemlidir. Kolorektal kanserlere karşı koruyan lifler, bağırsakların düzenli çalışmasını sağlayarak bağırsak sağlığınızı geliştirir. Çiğ havucun faydaları bu noktada fazla görülür. Çünkü pişmiş havuç, az miktarda da olsa çiğ havuca göre lif kaybeder.
Kan Şekeri: Havuç diğer sebzelere göre yüksek şeker içeriği ile bilinir. Ancak havuç aynı zamanda anti-diyabetiktir. Patates, ekmeğe göre daha düşük glisemik indeksli olan havuç, sağlıklı bir atıştırmalık olarak tercih edilebilir. Hatta çiğ havuç veya az pişmiş havuç, pişmiş havuca göre daha düşük indekslidir. Diyet lifi havucu düşük glisemik indeksli bir sebze yapar. Kan şekerinin düzenlenmesi için önemlidir. Ayrıca tip 2 diyabete karşı yüksek lifli beslenmek iyi bir önlemdir.
Kilo Kontrolü: Havuç gibi kalorisi düşük, lifi ve su oranı yüksek sebzeler, doygunluk hissi vermekte son derece başarılıdır. Havucun yapısı, lifi ve suyu sayesinde çabuk doyduğunuzu düşünürsünüz.
İnflamasyon: Turuncu havuç en yaygın olarak tüketilen havuç türüdür. Ancak kırmızı, sarı, beyaz, siyah veya kara, mor havuç da mevcuttur. Renklerine göre havucun faydaları da değişkenlik gösterir. Mor havucun faydaları içeriğindeki antosiyanin bileşiği sayesinde öne çıkar. Antosiyanin, antioksidan gibi çalışan bir karotenoiddir. Bu bileşik, serbest radikallerle savaşırken iltihaplanmayı da engeller. Özellikle Alzheimer, artrit ve kalp sağlığı ile ilgili kronik hastalıklarda inflamasyonla mücadele önemlidir. Siyah havucun faydaları fenolik bileşikler sayesinde dikkat çekerken, turuncu havucun faydaları alfa ve beta-karoten bileşiklerinden gelir. Kırmızı havucun faydaları ise likopen zenginliğindendir.
Kanser Karşıtı: Antioksidan zengini havuç, serbest radikallerle savaşmada etkili kabul edilir. Serbest radikallerin vücutta uzun vadede kanser ve kardiyovasküler hastalıklar gibi sağlık sorunlarına götüren oksidatif strese yol açtığı bilinir. Havuç gibi antioksidan sebze ve meyvelere beslenmenizde yer verirseniz sağlığınıza büyük bir yatırım yapmış olursunuz.
Hamilelik: Gebelikte havucun faydaları dikkat çeker. Çünkü havuç, güçlü beta-karoten ve vitaminler içerir. Kalsiyum açısından da hamilelerin havuç tüketmesi önemlidir. Hem anne adayının hem de bebeğin bağışıklığı için havuç tercih edilebilecek bir besindir. Hamilelikte havucun faydaları daha çok havuç suyu ile birlikte anlatılır. Ancak her zaman havucun sadece suyu değil, kendisi tüketilmelidir. Hamilelikte çokça ihtiyaç duyulan A vitamininin bir kısmını havuçtan alabilirsiniz. Hem enfeksiyonlarla savaşmada hem de sütünüzün kalitesinin artmasında iyi olacaktır. Ayrıca gebelik diyabetine karşı da kan şekerinizin regüle edilmesinde ve diyabetin önlenmesinde havuçtan yararlanabilirsiniz. Havuçtaki fosfor da gebelikte yaşanan krampları önlemede kasların düzgün çalışmasına yardımcı olur. Yine hamilelikte sıklıkla yaşanan kabızlık şikayetlerinin de hafifletilmesi için lif zengini havucu tüketebilirsiniz.
Havuç Nasıl Tüketilebilir?
Havuç pişirildiğinde besin değerleri değişen bir sebzedir. Çiğ havuçta C vitamini fazlayken, pişmiş havuçta beta-karoten daha fazladır. Öte yandan havuçta bulunan A vitamini, yağda çözünen bir vitamin olduğu için hafif pişirilmeyle daha çok öne çıkar.
Kilo vermeye çalışıyorsanız çiğ havucu tercih edin. Çünkü havuç piştiğinde su ve lif kaybına uğrayacaktır. Havucu ne ile birlikte pişireceğinize de dikkat edin. Patates gibi bir karbonhidrat ile pişirmeniz kilo vermeye çalışıyorsanız doğru bir tercih olmaz. Limonlu bir havuç salatası hem kilo verme hem de C vitamini açısından daha iyi bir tercih olacaktır.
Havucu pişirmek istiyorsanız da kızartmak veya kaynatmak yerine buharda pişirmeyi tercih edin. Bu sayede vitamin ve minerallerini daha çok korumuş olursunuz. Havucu tüketmenin en sağlıklı yolu çiğ ve buharda pişirmedir.
Havuç ile çeşitli salatalar yapabilirsiniz. Lahana ile birlikte hazırlayacağınız bol limonlu salata sizi mutlu edebilir.
Yulaf ile birlikte de havuç tüketebilirsiniz.
Hazırladığınız smoothie’lerinize havuç ekleyebilirsiniz.
Yaptığınız humusunuza havuç batırıp yiyebilirsiniz.
Havucunuzu fırında biraz zeytinyağı, karabiber, tuz ve dilediğiniz baharat ilavesiyle pişirebilirsiniz.
Havucu çok yememeye özen gösterin. Bol diyet lifi almak için aşırı tükettiğinizde şişkinlik, kabızlık ve mide-bağırsak sorunları yaşayabilirsiniz.
Havuç tüketmenin riskleri nelerdir?
Her besinde olduğu gibi havuç tüketimi de toksik bir etkiye sebep olabilir. Havuç, sedef hastalığı ya da akne tedavisi için kullanılan ilaçlarla etkileşime girebilmektedir. Bu kişilerin uzman doktordan görüş alarak havuç tüketmesi önemli olmaktadır. Bazı kişilerin havuca karşı alerjisi olabilir. Bu da boğazda şişme ya da solunum sorunlarına yol açabilir. Ciddi bir alerjik reaksiyon yaşamamak için mutlaka havuca alerjiniz olup olmadığını öğrendikten sonra tüketime karar vermeniz gerekmektedir.
Havuç nasıl saklanır?
Havuç, diyetlerde en çok tüketilen besin olarak bilinmektedir. Suda iyice yıkadığınız havuçları, soyarak tüketmek mümkündür. Taze havuçlar bütün şekilde buzdolabında birkaç hafta saklanabilmektedir.
Kaynak
Wikipedia
memorial.com.tr
acibadem.com.tr
[attachment=146076]
[attachment=146077]
[attachment=146078]
[attachment=146079]
[attachment=146064]
Patates ve Patatesin Faydaları Nelerdir?
Patates Nedir?
Patates büyük küçük pek çok kişinin en sevdiği sebzelerden biridir. Bazıları için patates püresi en sevilen yemeklerden iken bazıları için patates salatası en lezizidir. Tabii patates kızartması çocukluktan beri patatesin en çok iştah ile yenilen şeklidir. Patatesin doğru tüketildiğinde faydalı olan bir sebze olduğunu anlatmaya başlamadan önce bu besin ve türlerinden bahsedelim.
Patates Türleri Nelerdir?
Bilimsel adı Solanum tuberosum olan patates Güney Amerika kıtasına özgü bir sebzedir. Peru ve Bolivya’daki And Dağları’ndan geldiği tahmin edilen patatesin İnka yerlileri tarafından yetiştirildiği bilinir. 1500’lü yıllarda Avrupa kıtasına taşınmıştır. Çok yönlü bir sebze olan patatesin son yıllarda mor patates gibi farklı çeşitleri tüketilmeye başlandı. Patates aslında 3 türe ayrılabilir:
Nişastalı Patates: Bu patates türünün nişasta içeriği yüksektir. Kolay ezilen bu patates türü püre olarak kullanıma uygundur. Russet, Jewel Yam, Japon tatlı patatesi ve Hannah tatlı patatesi bu kategoridedir.
Mumlu Patates: Nişasta oranı düşük olan bu tür, güveç ve salata gibi yemeklerde kullanılabilir. Rose Finn Apple, Melody Patates, Russian Banana, Red Thumb, Ratte Patates bu kategoridedir.
Çeşitli Patates: Bu kategorideki patatesler ne nişastalılar kadar çok nişasta içerir ne de mumlular kadar az nişasta içerir. Çok yönlü olup farklı yemeklerde farklı şekillerde kullanılırlar. Beyaz ve Sarı Patates, Red Gold, Türkiye’de mor patates olarak bilinen Purple Majesty, Norland Red, Yukon Gold bu kategoridedir.
Patatesin Besin Değeri
Patatesin içerisindeki besin öğeleri, günlük alınması gereken birçok vitamin-minerali karşılayabilir. Ancak bu durum, patatesin nasıl pişirildiği ile doğru orantılıdır. Genel olarak patatesin içeriğinde bulunan besin öğelerinden bazıları ise şöyledir:
Protein
Lif
Kalsiyum
Demir
Magnezyum
Çinko
Potasyum
C vitamini
Quercetin
B6 vitamini
Niasin
Patatesin Kabukları Yenir Mi?
Patates kabukları, çoğu zaman kullanılmadan atılsa da yüksek miktarda antioksidan oranına sahiptir. Patatesin kabukları, patatesin kendisinden yaklaşık olarak 12 kat daha fazla antioksidan maddeler içerir. Patates kabuğu ayrıca, potasyum ve magnezyum kaynağıdır. Bu sebeple patates tüketileceği zaman kabuklarını kullanmak faydalı olabilir. Patatesin besin değerlerinden en iyi şekilde yararlanmak için sebzeyi kabuklu şekilde pişirmek daha doğru olacaktır.
Tatlı Patatesin Besin Değerleri
Tatlı patates, farklı şekillerde hazırlanan sağlıklı bir besin kaynağıdır. En iyi tüketme önerisi ise haşlama ve buharda pişirme olabilir. Genellikle; salatalarda, çorbalarda, pürelerde veya diğer sebzelerle birlikte çeşitli yemeklerde kullanılır. Tatlı patatesin içeriğinde bulunan besin değerlerinden bazıları ise şunlardır:
Vitamin A
Vitamin C
Demir
Magnezyum
Bakır
Potasyum
Fosfor
B5 ve B6 vitaminleri
Biotin
Lif
Patatesin Faydaları
Patates, dünyanın birçok farklı ülkesinde olduğu gibi ülkemizde de bolca yetiştirilen besinlerden biridir. İyi bir lif kaynağı olduğu için yüksek doyuruculuk oranına sahiptir. Patates ayrıca, yüksek kaliteli bir protein kaynağıdır. Patatesin faydaları incelendiğinde öne çıkan maddelerden bazıları ise şunlardır:
Sindirim Sağlığı: Patatesin içeriğindeki lifler, diğer sebzelerdeki liflere oranla vücutta daha yüksek çözünebilme özelliğine sahiptir. Patates lifleri ayrıca, bağırsak sağlığı için yararlı olan probiyotik görevi görür. Lifler, kabızlık ve hassas bağırsak sendromunu önlemede fayda sağlayabilir.
Hastalıkları Önleme: Patates, antioksidan bakımından zengin bir sebzedir. Antioksidanlar, vücuda giren serbest radikallerin hücrelere zarar vermesini engelleyebilir. Patatesi düzenli tüketmek, antioksidan etki sayesinde kalp hastalığı ve bakteriyel hastalıkların riskini azaltmaya yardımcı olabilir.
Kan Basıncını Dengeleme: Patates, iyi bir potasyum kaynağıdır. Potasyum açısından zengin beslenmek ise kan basıncını düşürmeye, kalp sağlığını korumaya ve felç riskini azaltmaya yardımcı olabilir.
Kemik Sağlığı: Patatesteki demir, fosfor, kalsiyum, magnezyum, çinko gibi elementler; kemik yapısının oluşturulması ve kemik sağlığının korunması için fayda sağlayabilir.
Kalp Sağlığı: Patatesin içinde kalp sağlığı için gerekli olan; lif, potasyum, C vitamini ve B6 vitamini gibi değerli maddeler bulunur. Bu maddeler, kalp sağlığının korunmasını destekleyerek çeşitli kalp hastalıklarının görülme riskini azaltabilir.
İnflamatuar (İyileştirici) Etki: Patateste bulunan kolin, vücutta inflamatuar etki yaparak bir enfeksiyon veya tahriş durumunda hızlı iyileşmeye yardımcı olabilir. Kolin ayrıca, vücutta hücre yapısını korumak ve sinir uyarılarının iletilmesini sağlamak gibi faydalar sağlayabilir.
Kanser Riskinden Koruma: Patateste yüksek düzeyde bulunan folat, DNA sentezinde ve onarımında önemli rollere sahiptir. Patates, bu özelliğiyle düzenli tüketildiğinde birçok kanser türünün oluşma riskininin önüne geçilmesinde fayda sağlayabilir.
Besleyici Özellik: Patateste önemli oranda lif bulunur. Lifler, sindirim sisteminde hacim artırıcı görev üstlenir. Bu sebeple, tokluk hissi artar ve daha uzun süre boyunca fazla kalori tüketme durumu azalabilir.
Metabolizma Sağlığı: Patates, içeriğindeki B6 vitamini sayesinde enerji metabolizmasına katkı sağlayabilir.
Cilt Sağlığı: Patatesteki C vitamini ve kolajen, genel cilt dokusunu iyileştirmeye yardımcı olabilir.
Haşlanmış Patatesin Faydaları
Haşlanmış patates faydaları incelendiğinde öne çıkan özelliğin, patatesin besin değerlerinde azalma olmamasıdır. Patatesin haşlanarak tüketilmesi, glisemik indeks (besinlerin kan şekerine etkisi) bakımından da iyi bir etkiye sahiptir. Haşlama işlemi, patatesin kimyasal yapısını değiştirir ve içerisindeki nişasta oranını düşürür. Patatesi bu şekilde tüketmek, daha iyi bir sindirim için fayda sağlayabilir. Haşlanmış patates ayrıca, kan şekerinin ani yükselmesinin önüne geçmeye de yardımcı olabilir. Haşlanmış patates suyunun faydaları ise kabızlık ve bazı sindirim sorunlarının düzeltilmesinde katkı sağlamak olarak sayılabilir.
Patates Suyunun Faydaları
Patates suyunun faydalarından yararlanmak için patatesi pişirmeden suyunu sıkmak gerekir. Patatesi çiğ olarak kullanmak, özellikle gastrit ve mide rahatsızlıkları için fayda sağlayabilir. Çiğ patates geleneksel olarak; artrit (eklem iltihabı), çıban, yanık, enfeksiyon durumlarında ve bazı göz rahatsızlıklarında kullanılabilir. Çiğ patates kabuğu ise çay olarak tüketildiğinde, vücuttaki ödemi yatıştırmaya yardımcı olabilir.
Patates Tüketirken Dikkat Edilmesi Gerekenler
Patates; hem lezzeti hemde herkesin alabileceği ekonomik bir sebze olması nedeniyle çoğu insan tarafından severek tüketilir. Ancak, pişirme yöntemleri ve kullanılan soslar patatesin besin değerlerini olumsuz yönde etkileyebilir. Sağlıksız olabilecek bazı tüketim yöntemleri, ayrıca sağlık sorunlarına da yol açabilir. Örneğin, fast food yemek firmalarında kızartılmış olarak satılan patates, normalden çok daha fazla yağ ve kalori oranına sahiptir. Bu sebeple, patatesi haşlama veya fırında pişirerek tüketmek daha sağlıklı bir tercih olabilir.
Patates Şeker Hastalığını Tetikler Mi?
Patates, başlı başına şeker hastalığına sebep olmaz. Yalnızca altta yatan genetik yatkınlıklar ve obezite durumunda çok fazla patates tüketmek, şeker hastalığı riskini yükseltebilir. Ancak, bu riskin görülebilmesi için yukarıda belirtilen risk grubundaki kişilerin normalden çok daha fazla patates tüketmesi gerekir. Patatesle ilişkilendirilen şeker hastalığı riskine ayrıca patatesin nasıl hazırlandığı ve günün hangi saatinde yenildiği gibi faktörler de etki edebilir.
Patates Nasıl Tüketilmelidir?
Patatesin sağlığa fayda sağlaması için doğru tüketilmesi gerekir. Bu doğru tüketimde pişirme önemli rol oynar. Buharda pişirilmiş patates, patates fırın, patates yemeği gibi patatesi sağlıklı bir şekilde tüketebileceğiniz yemeklerdir.
Yağsız olmasına rağmen nişasta içeriği patatesi, doğru tüketilmediğinde ‘sağlıklı besin’ kategorisinden çıkarıp ‘sağlıksız’ kılabilir. Çünkü patates kan şekerini hızlı yükseltebilir. Doğru bir pişirme yöntemiyle birlikte ölçülü tüketmek önemlidir.
Patates haşlama, kaynatma esnasında bazı minerallerin kaybolacağı endişesiyle uzun süreli olmamalıdır. Patatesi haşlayacaksınız soymadan pişirip, ocaktan aldıktan sonra soyun. Kızartıldığında da C vitamini özelliğinin yüzde 75’ini kaybeder.
Patatesin yüzeyinde çıkan filizleri gördüğünüzde patatesi tüketmeyin. Çünkü bu nişastanın şekere dönüştüğünü gösterir. Ayrıca kanserojen olabilir. Böyle olmaması için patatesleri karanlık ve serin bir yerde saklayın.
Patatesin Zararı Var Mıdır?
Patatesin bilinen ve kanıtlanmış herhangi zararı yoktur. Gıda olarak kullanıldığında GRES (genel olarak güvenli) kategorisinde bulunur. Ancak, şiddetli böbrek fonksiyonu bozukluğu olan kişilerde, aşırı tüketildiğinde hiperkalemiye (potasyum yüksekliği) neden olabileceği düşünülmektedir. Patates bu durumlara ek olarak; çürümüş, filizlenmiş veya yanmış olarak tüketilirse toksik etki yaratabilir ve karın ağrısı, ishal, kusma gibi bazı komplikasyonlara yol açabilir.
Patates Nasıl Saklanır?
Patates, kuru ve serin bir ortamda saklanıldığında uzun süre dayanıklı olabilen bir sebzedir. Patatesin en iyi saklama koşulu, 7-10 derece olan bir ortamdır. Patatesler direk güneş ışığına bırakıldığında filizlenir ve çürür. Buzdolabında saklandığında ise içerisindeki nişasta, şekere dönüşür. Patatesler ayrıca, soğanla aynı yerde bulunduğunda da daha hızlı çürüyebilir. Bu sebeplerle, belirtilen sıcaklık ve koşullarda saklanması uzun süre çürümeden korunabilmesini olanaklı hale getirir.
Patates tüketmenin riskleri nelerdir?
Yeşil görünümlü patatesler zehirli olabilmektedir. Patates, solanin, chaconine ve arsenik gibi alkaloidler içerebildiğinden vücudu zehirleme ihtimali olmaktadır.
Patatesi haşlamak yerine kızartmayı tercih etme sağlık açısından zararlara neden olabilir. Bu durum ilerde obezite ya da diyabet gibi hastalıkların ortaya çıkmasında etkilidir.
Kronik böbrek hastalığı ya da diyalize girenlerin patates tüketmemeleri tavsiye edilir.
Patateste bulunan besin kaybını azaltmamak için ipuçları
Patatesin dış kabuğu besin kaybını önlemede etkilidir. Kabuğun altındaki protein ve mineral içeriği yüksek olmaktadır. Bu yüzden patatesi soyarak pişirirseniz bu besin değerlerini de kaybetmiş olursunuz.
Patates kızartıldığında içerisindeki C vitaminin %75’i kaybolmaktadır. Bu yüzden farklı bir pişirme tekniği deneyerek patatesin içerisindeki besin değerini koruyabilirsiniz.
Kaynak
medicalpark.com.tr
acibadem.com.tr
memorial.com.tr
[attachment=146064]
[attachment=146065]
[attachment=146066]
[attachment=146067]
Patates ve Patatesin Faydaları Nelerdir?
Patates Nedir?
Patates büyük küçük pek çok kişinin en sevdiği sebzelerden biridir. Bazıları için patates püresi en sevilen yemeklerden iken bazıları için patates salatası en lezizidir. Tabii patates kızartması çocukluktan beri patatesin en çok iştah ile yenilen şeklidir. Patatesin doğru tüketildiğinde faydalı olan bir sebze olduğunu anlatmaya başlamadan önce bu besin ve türlerinden bahsedelim.
Patates Türleri Nelerdir?
Bilimsel adı Solanum tuberosum olan patates Güney Amerika kıtasına özgü bir sebzedir. Peru ve Bolivya’daki And Dağları’ndan geldiği tahmin edilen patatesin İnka yerlileri tarafından yetiştirildiği bilinir. 1500’lü yıllarda Avrupa kıtasına taşınmıştır. Çok yönlü bir sebze olan patatesin son yıllarda mor patates gibi farklı çeşitleri tüketilmeye başlandı. Patates aslında 3 türe ayrılabilir:
Nişastalı Patates: Bu patates türünün nişasta içeriği yüksektir. Kolay ezilen bu patates türü püre olarak kullanıma uygundur. Russet, Jewel Yam, Japon tatlı patatesi ve Hannah tatlı patatesi bu kategoridedir.
Mumlu Patates: Nişasta oranı düşük olan bu tür, güveç ve salata gibi yemeklerde kullanılabilir. Rose Finn Apple, Melody Patates, Russian Banana, Red Thumb, Ratte Patates bu kategoridedir.
Çeşitli Patates: Bu kategorideki patatesler ne nişastalılar kadar çok nişasta içerir ne de mumlular kadar az nişasta içerir. Çok yönlü olup farklı yemeklerde farklı şekillerde kullanılırlar. Beyaz ve Sarı Patates, Red Gold, Türkiye’de mor patates olarak bilinen Purple Majesty, Norland Red, Yukon Gold bu kategoridedir.
Patatesin Besin Değeri
Patatesin içerisindeki besin öğeleri, günlük alınması gereken birçok vitamin-minerali karşılayabilir. Ancak bu durum, patatesin nasıl pişirildiği ile doğru orantılıdır. Genel olarak patatesin içeriğinde bulunan besin öğelerinden bazıları ise şöyledir:
Protein
Lif
Kalsiyum
Demir
Magnezyum
Çinko
Potasyum
C vitamini
Quercetin
B6 vitamini
Niasin
Patatesin Kabukları Yenir Mi?
Patates kabukları, çoğu zaman kullanılmadan atılsa da yüksek miktarda antioksidan oranına sahiptir. Patatesin kabukları, patatesin kendisinden yaklaşık olarak 12 kat daha fazla antioksidan maddeler içerir. Patates kabuğu ayrıca, potasyum ve magnezyum kaynağıdır. Bu sebeple patates tüketileceği zaman kabuklarını kullanmak faydalı olabilir. Patatesin besin değerlerinden en iyi şekilde yararlanmak için sebzeyi kabuklu şekilde pişirmek daha doğru olacaktır.
Tatlı Patatesin Besin Değerleri
Tatlı patates, farklı şekillerde hazırlanan sağlıklı bir besin kaynağıdır. En iyi tüketme önerisi ise haşlama ve buharda pişirme olabilir. Genellikle; salatalarda, çorbalarda, pürelerde veya diğer sebzelerle birlikte çeşitli yemeklerde kullanılır. Tatlı patatesin içeriğinde bulunan besin değerlerinden bazıları ise şunlardır:
Vitamin A
Vitamin C
Demir
Magnezyum
Bakır
Potasyum
Fosfor
B5 ve B6 vitaminleri
Biotin
Lif
Patatesin Faydaları
Patates, dünyanın birçok farklı ülkesinde olduğu gibi ülkemizde de bolca yetiştirilen besinlerden biridir. İyi bir lif kaynağı olduğu için yüksek doyuruculuk oranına sahiptir. Patates ayrıca, yüksek kaliteli bir protein kaynağıdır. Patatesin faydaları incelendiğinde öne çıkan maddelerden bazıları ise şunlardır:
Sindirim Sağlığı: Patatesin içeriğindeki lifler, diğer sebzelerdeki liflere oranla vücutta daha yüksek çözünebilme özelliğine sahiptir. Patates lifleri ayrıca, bağırsak sağlığı için yararlı olan probiyotik görevi görür. Lifler, kabızlık ve hassas bağırsak sendromunu önlemede fayda sağlayabilir.
Hastalıkları Önleme: Patates, antioksidan bakımından zengin bir sebzedir. Antioksidanlar, vücuda giren serbest radikallerin hücrelere zarar vermesini engelleyebilir. Patatesi düzenli tüketmek, antioksidan etki sayesinde kalp hastalığı ve bakteriyel hastalıkların riskini azaltmaya yardımcı olabilir.
Kan Basıncını Dengeleme: Patates, iyi bir potasyum kaynağıdır. Potasyum açısından zengin beslenmek ise kan basıncını düşürmeye, kalp sağlığını korumaya ve felç riskini azaltmaya yardımcı olabilir.
Kemik Sağlığı: Patatesteki demir, fosfor, kalsiyum, magnezyum, çinko gibi elementler; kemik yapısının oluşturulması ve kemik sağlığının korunması için fayda sağlayabilir.
Kalp Sağlığı: Patatesin içinde kalp sağlığı için gerekli olan; lif, potasyum, C vitamini ve B6 vitamini gibi değerli maddeler bulunur. Bu maddeler, kalp sağlığının korunmasını destekleyerek çeşitli kalp hastalıklarının görülme riskini azaltabilir.
İnflamatuar (İyileştirici) Etki: Patateste bulunan kolin, vücutta inflamatuar etki yaparak bir enfeksiyon veya tahriş durumunda hızlı iyileşmeye yardımcı olabilir. Kolin ayrıca, vücutta hücre yapısını korumak ve sinir uyarılarının iletilmesini sağlamak gibi faydalar sağlayabilir.
Kanser Riskinden Koruma: Patateste yüksek düzeyde bulunan folat, DNA sentezinde ve onarımında önemli rollere sahiptir. Patates, bu özelliğiyle düzenli tüketildiğinde birçok kanser türünün oluşma riskininin önüne geçilmesinde fayda sağlayabilir.
Besleyici Özellik: Patateste önemli oranda lif bulunur. Lifler, sindirim sisteminde hacim artırıcı görev üstlenir. Bu sebeple, tokluk hissi artar ve daha uzun süre boyunca fazla kalori tüketme durumu azalabilir.
Metabolizma Sağlığı: Patates, içeriğindeki B6 vitamini sayesinde enerji metabolizmasına katkı sağlayabilir.
Cilt Sağlığı: Patatesteki C vitamini ve kolajen, genel cilt dokusunu iyileştirmeye yardımcı olabilir.
Haşlanmış Patatesin Faydaları
Haşlanmış patates faydaları incelendiğinde öne çıkan özelliğin, patatesin besin değerlerinde azalma olmamasıdır. Patatesin haşlanarak tüketilmesi, glisemik indeks (besinlerin kan şekerine etkisi) bakımından da iyi bir etkiye sahiptir. Haşlama işlemi, patatesin kimyasal yapısını değiştirir ve içerisindeki nişasta oranını düşürür. Patatesi bu şekilde tüketmek, daha iyi bir sindirim için fayda sağlayabilir. Haşlanmış patates ayrıca, kan şekerinin ani yükselmesinin önüne geçmeye de yardımcı olabilir. Haşlanmış patates suyunun faydaları ise kabızlık ve bazı sindirim sorunlarının düzeltilmesinde katkı sağlamak olarak sayılabilir.
Patates Suyunun Faydaları
Patates suyunun faydalarından yararlanmak için patatesi pişirmeden suyunu sıkmak gerekir. Patatesi çiğ olarak kullanmak, özellikle gastrit ve mide rahatsızlıkları için fayda sağlayabilir. Çiğ patates geleneksel olarak; artrit (eklem iltihabı), çıban, yanık, enfeksiyon durumlarında ve bazı göz rahatsızlıklarında kullanılabilir. Çiğ patates kabuğu ise çay olarak tüketildiğinde, vücuttaki ödemi yatıştırmaya yardımcı olabilir.
Patates Tüketirken Dikkat Edilmesi Gerekenler
Patates; hem lezzeti hemde herkesin alabileceği ekonomik bir sebze olması nedeniyle çoğu insan tarafından severek tüketilir. Ancak, pişirme yöntemleri ve kullanılan soslar patatesin besin değerlerini olumsuz yönde etkileyebilir. Sağlıksız olabilecek bazı tüketim yöntemleri, ayrıca sağlık sorunlarına da yol açabilir. Örneğin, fast food yemek firmalarında kızartılmış olarak satılan patates, normalden çok daha fazla yağ ve kalori oranına sahiptir. Bu sebeple, patatesi haşlama veya fırında pişirerek tüketmek daha sağlıklı bir tercih olabilir.
Patates Şeker Hastalığını Tetikler Mi?
Patates, başlı başına şeker hastalığına sebep olmaz. Yalnızca altta yatan genetik yatkınlıklar ve obezite durumunda çok fazla patates tüketmek, şeker hastalığı riskini yükseltebilir. Ancak, bu riskin görülebilmesi için yukarıda belirtilen risk grubundaki kişilerin normalden çok daha fazla patates tüketmesi gerekir. Patatesle ilişkilendirilen şeker hastalığı riskine ayrıca patatesin nasıl hazırlandığı ve günün hangi saatinde yenildiği gibi faktörler de etki edebilir.
Patates Nasıl Tüketilmelidir?
Patatesin sağlığa fayda sağlaması için doğru tüketilmesi gerekir. Bu doğru tüketimde pişirme önemli rol oynar. Buharda pişirilmiş patates, patates fırın, patates yemeği gibi patatesi sağlıklı bir şekilde tüketebileceğiniz yemeklerdir.
Yağsız olmasına rağmen nişasta içeriği patatesi, doğru tüketilmediğinde ‘sağlıklı besin’ kategorisinden çıkarıp ‘sağlıksız’ kılabilir. Çünkü patates kan şekerini hızlı yükseltebilir. Doğru bir pişirme yöntemiyle birlikte ölçülü tüketmek önemlidir.
Patates haşlama, kaynatma esnasında bazı minerallerin kaybolacağı endişesiyle uzun süreli olmamalıdır. Patatesi haşlayacaksınız soymadan pişirip, ocaktan aldıktan sonra soyun. Kızartıldığında da C vitamini özelliğinin yüzde 75’ini kaybeder.
Patatesin yüzeyinde çıkan filizleri gördüğünüzde patatesi tüketmeyin. Çünkü bu nişastanın şekere dönüştüğünü gösterir. Ayrıca kanserojen olabilir. Böyle olmaması için patatesleri karanlık ve serin bir yerde saklayın.
Patatesin Zararı Var Mıdır?
Patatesin bilinen ve kanıtlanmış herhangi zararı yoktur. Gıda olarak kullanıldığında GRES (genel olarak güvenli) kategorisinde bulunur. Ancak, şiddetli böbrek fonksiyonu bozukluğu olan kişilerde, aşırı tüketildiğinde hiperkalemiye (potasyum yüksekliği) neden olabileceği düşünülmektedir. Patates bu durumlara ek olarak; çürümüş, filizlenmiş veya yanmış olarak tüketilirse toksik etki yaratabilir ve karın ağrısı, ishal, kusma gibi bazı komplikasyonlara yol açabilir.
Patates Nasıl Saklanır?
Patates, kuru ve serin bir ortamda saklanıldığında uzun süre dayanıklı olabilen bir sebzedir. Patatesin en iyi saklama koşulu, 7-10 derece olan bir ortamdır. Patatesler direk güneş ışığına bırakıldığında filizlenir ve çürür. Buzdolabında saklandığında ise içerisindeki nişasta, şekere dönüşür. Patatesler ayrıca, soğanla aynı yerde bulunduğunda da daha hızlı çürüyebilir. Bu sebeplerle, belirtilen sıcaklık ve koşullarda saklanması uzun süre çürümeden korunabilmesini olanaklı hale getirir.
Patates tüketmenin riskleri nelerdir?
Yeşil görünümlü patatesler zehirli olabilmektedir. Patates, solanin, chaconine ve arsenik gibi alkaloidler içerebildiğinden vücudu zehirleme ihtimali olmaktadır.
Patatesi haşlamak yerine kızartmayı tercih etme sağlık açısından zararlara neden olabilir. Bu durum ilerde obezite ya da diyabet gibi hastalıkların ortaya çıkmasında etkilidir.
Kronik böbrek hastalığı ya da diyalize girenlerin patates tüketmemeleri tavsiye edilir.
Patateste bulunan besin kaybını azaltmamak için ipuçları
Patatesin dış kabuğu besin kaybını önlemede etkilidir. Kabuğun altındaki protein ve mineral içeriği yüksek olmaktadır. Bu yüzden patatesi soyarak pişirirseniz bu besin değerlerini de kaybetmiş olursunuz.
Patates kızartıldığında içerisindeki C vitaminin %75’i kaybolmaktadır. Bu yüzden farklı bir pişirme tekniği deneyerek patatesin içerisindeki besin değerini koruyabilirsiniz.
Kaynak
medicalpark.com.tr
acibadem.com.tr
memorial.com.tr
[attachment=146064]
[attachment=146065]
[attachment=146066]
[attachment=146067]
[attachment=146040]
Turpun Faydaları Nelerdir?
Turp, turpgiller familyasının üyesi olan bir sebze türü olarak kabul görür.
Etli meyvesi olan ve genellikle beyaz bir renge sahip olan turpun faydaları insan sağlığı açısından büyük önem taşır.
Beyaz renge sahip olduğu bilinen turpun farklı renkleri ve çeşitleri de bulunur. Turp özellikle Helenistik dönemde ve Roma döneminde sıklıkla tüketilen besinlerden birisi olarak bilinir.
Turpun faydalarından yararlanmak için geçmiş dönemlerde de belirli bir miktar turp tüketimi gerçekleştirilirdi.
Turp ile ilgili Helenistik dönemden öncesinde ise bir bilgi yoktur. Uzun kök yapısına sahip olan turplar pişirme içinde uygun olan sebzelerden birisi olarak bilinir.
Genellikle silindir şeklinde olan turpun faydalarından yararlanmak için farklı tüketim yöntemlerini denemek mümkündür.
Diploid bir tür olduğu bilinen turp, 18 kromozoma sahip bir sebzedir. Avrupa ülkelerinde ve Japonya'da yıl boyunca turp yetiştiği bilinir.
Bunun nedeni ise bu bölgelerin varyete açısından zengin olmasıdır. Bu ülkelerde turpun yetişebilmesi için gerekli olan bütün özellikler bulunur.
Turpun iyi yetişmesi için tam güneş altında olması ve iyi ışık alması gerekir. Aynı zamanda kumlu topraklar da turpun iyi yetişmesine imkân sunan diğer bir unsurdur.
Turp Çeşitleri Nelerdir?
Turpun bilinen ve net olarak bilinmeyen birçok farklı türü vardır. Bu turpların her birinin farklı sağlık problemlerine iyi geldiği hakkında bazı bilgiler bulunur.
Günlük olarak yemeklerde tükettiğimiz turp türü kırmızı turp olarak bilinir. Kırmızı turpun faydaları da bulunur.
Bu nedenle turp tüketimi oldukça önemlidir. Bunun haricinde ise beyaz turp ve kara turp gibi farklı türler de vardır.
Turp kelimesi "raphanus sativus" kelimesinden türemiştir. Bu kelimenin Türkçe karşılığı ise kokan soğan olarak bilinir.
Özellikle kırmızı turp çeşidinin ağız kokuttuğu bilinir. Bu nedenle de kokulu soğan olarak da adlandırılır.
Turpun içerisinde hangi vitamin ve mineraller bulunur?
Turp;
C vitamini
Folik asit
Potasyum açısından zengindir.
Aynı zamanda yüksek oranda antioksidan aktiviteye sahip olan turp;
B6
B2 (Riboflavin)
Magnezyum
Kalsiyum kaynağıdır.
Turp nasıl tüketilmelidir?
Turpun taze olarak tüketilmesi daha fazla vitamin ve mineral alımı sağlamaktadır. Vitamin ve mineral kaybının önlenmesi için kesildikten hemen sonra tüketilmesi önerilmektedir.
Turpun yan etkileri var mıdır?
Fazla miktarda tüketilmesi bağırsak hareketlerini artırarak ishale sebep olabilir. Turpun gaz yapıcı özelliği vardır. Bu nedenle dikkatli tüketilmelidir.
İçerdiği yüksek oksalat sebebiyle turpun fazla miktarda tüketilmesi vücutta mineral kaybına yol açar. Çünkü oksalatlar, demir ve kalsiyum gibi değerli minerallerin atılmasına neden olur.
Gastrit ve ülser gibi mide rahatsızlıkları olan kişiler turp tüketmemelidir.
Turp salatası nasıl yapılır?
Turp ile hazırlayabileceğiniz muhteşem bir salata tarifi;
Malzemeler
2 adet turp
1 demet roka
1 adet yeşil elma
1/2 çay bardağı kuru üzüm ve yaban mersini karışımı
1 yemek kaşığı kabak çekirdeği
Sosu için,
Zeytinyağı
Limon
Tuz
Nar ekşisi (isteğe bağlı)
Hazırlanışı:
Turpları ve elmaları küp küp doğrayın. Daha sonrasında diğer malzemeleri de ekleyin ve hazırladığınız sosu dökerek karıştırın.
Turpun Faydaları Nelerdir?
Turpun faydaları arasında birçok sağlık problemine iyi gelen özellikler bulunur.
Bu özelliklerin en önemlisi ise turpun içerisinde yer alan C vitaminidir. C vitamini sayesinde hastalıklara karşı korunma sağlanır.
Turpun faydaları nedir sorusunun yanıtlarını aşağıdaki gibi sıralamak mümkün;
Turp bağışıklık sistemini güçlendirir.
Soğuk algınlığına iyi gelir.
İçerisinde yüksek oranda lif bulunur. Böylece tokluk hissi verir.
Öksürük kesici özelliğe sahiptir.
Kansere karşı koruyucu etkisi bulunur.
Kabızlık problemine iyi gelir.
Bronşit için faydalıdır.
Turp tüketiminde aşırıya kaçmamaya da dikkat etmek gerekir. Fazla tüketilen turp, ishal problemine neden olur.
Fazla miktarda turp tüketimi aynı zamanda gaz sancısı yaşanmasına da yol açabilir. Gastrit ve ülser gibi mide problemi olan kişilerin turp tüketmemesi önerilir.
Kırmızı Turpun Faydaları Nelerdir?
Turp ve turpun bütün çeşitleri insan sağlığı için faydalıdır. Bilinen turp çeşitlerinin her birinin iyi geldiği farklı problemler bulunur.
Genel olarak turpların ortak bir noktası ise hepsinin içerisinde C vitamininin yer almasıdır. Kırmızı olarak yetişen turpun faydalarını inceleyecek olursak;
Kırmızı turpun antioksidan özelliği vardır.
Hücre hasarını önler.
Yaşlanmayı geciktirici etkisi bulunur.
Kolajen oluşumunu destekler.
Diyabet riskinin azaltılmasına imkan sunar.
Kan damarları için faydalıdır.
Cildin daha sağlıklı olmasını sağlar.
Vücuttaki fazla ısıyı alır. (Bu nedenle özellikle yaz aylarında tüketilir. Çocukların ateşi çıktığı zaman da kırmızı turp yedirilebilir)
Beyaz Turpun Faydaları Nelerdir?
Beyaz turp diğer turp çeşitlerine kıyasla daha uzun bir yapıya sahiptir. Aynı zamanda diğer turp çeşitleri ile karşılaştırıldığı zaman beyaz turpun tadının daha farklı olduğu sonucuna varmak da mümkündür. Beyaz turpun faydaları şu şekilde bilinir;
Vücuttaki zararlı mikroplara karşı koruma sağlar.
Vücudun savunma sistemini kuvvetlendirir.
Kanser hücrelerine karşı direnç gösterir.
Diyabet rahatsızlığına yakalanma riskini azaltır.
Cildin daha canlı bir görünüme kavuşmasına imkan sunar.
Saçları daha bakımlı gösterir.
Saçların daha güçlü olmasına imkan sunar.
Romatizma ağrılarına iyi gelir.
Migren ağrılarının hafifletilmesine yardımcı olur.
Stresi azaltır.
Yorgunluğu alır.
Strese iyi gelir.
Kan basıncını dengeler.
Sinirleri yatıştırır.
Turp Hakkında Sıkça Sorulan Sorular Nelerdir?
Kara Turpun Faydaları Nelerdir?
Siyah turp ismi ile de bilinen kara turp özellikle karaciğerde oluşabilecek hasarlara karşı etkin koruma sağlar. Yüksek kolesterolü olan kişilerinde kara turp tüketmesi önerilir. Kara turp yükselen kolesterolün dengelenmesini sağlar. Aynı zamanda kara turp sindirim problemlerine de iyi gelir. Sindirim sistemi problemi yaşıyorsanız bu sorunun önüne geçmek için günde belirli bir miktar kara turp tüketmeniz gerekir. Dışı siyah renge sahip olan bu turpun içerisi beyaz ve etli bir yapıya sahiptir. C vitamini bakımından zengin olan bu turp türü soğuk algınlığına karşı koruma sağlar.
Karaciğerinde iltihaplanma problemi olan kişilerin tedavi sürecinde kara turp tüketmesi de oldukça faydalıdır. Kara turp karaciğer başta olmak üzere vücutta oluşan iltihaplanmaların giderilmesini destekleyici özellikleri ile bilinir. Kara turp aynı zamanda bronşit problemine de iyi gelir. Kronik öksürüğü olan kişiler akşam yatmadan önce kara turpun içerisini oyup, oyulan kısma bal dökmelidir. Sabah uyanıldığında ise turpun suyu ve bal karışımı içilir. Böylelikle kara turpun öksürük kesici özellikleri ortaya çıkar. Kara turp, beyin fonksiyonlarının düzgün çalışmasını da destekler.
Turp Yaprağının Faydaları Nelerdir?
Turp oldukça faydalı bir sebze türü olarak bilinir. Turp tüketimi sağlıklı olduğu kadar turp yapraklarının tüketimi de bir o kadar sağlıklıdır. Bu nedenle turpun her bölgesinden faydalanmak da mümkün hale gelir. Turp yaprağı özellikle kışın hazırlanan salataların içerisine eklenir. Böylelikle hem salatalar tatlanmış olur hem de yaprakların faydalarından yararlanılır. Birçok kişi turp yaprağının faydalarını bilmediği için yaprak kısımlarını çöpe atar. Ancak böyle bir durumda hem turp israf edilmiş olur hem de doğal içeriklerinden tam olarak faydalanılamamış olur.
Bazı araştırmalar turpun yapraklarının turptan bile daha faydalı olduğu bilgisini verir. Özellikle demir eksikliği olan kişiler için turp yaprağı oldukça faydalıdır. Turp yaprağı demir eksikliğinin giderilmesine yardımcı olan bir besin kaynağıdır. Aynı zamanda turp yaprağı kilo verme sürecini hızlandırmaya da fayda sağlar. Turp yaprakları yorgunluğu giderici özelliğe sahiptir ve kansızlığa iyi gelir. Turp yaprağı özellikle anemi ve hemoglobin için çok fayda sağlar.
Turp yaprağında, turpta bulunandan 6 kat daha fazla C vitamini yer alır. Turp yaprağı tüketerek bağışıklık sisteminizi güçlendirmeniz mümkündür. Düzenli bir şekilde turp yaprağı tüketmeniz halinde metabolizmanızın hızlandığını fark edebilirsiniz.
Hamilelikte (Gebelikte) Turp Yaprağı Tüketmek Zararlı mıdır?
Hamilelik sürecinde olan kadınların demir seviyelerinin düşmesi oldukça normal bir durumdur. Bu nedenle vücutlarına doğal yollardan demir almaları gerekir. Turp yaprağı demir eksikliği için idealdir. Hamilelik sürecinde olan kişilerin her besini tüketmesi pek doğru bir davranış değildir. Bu nedenle bazı gıdaların tüketilebilmesi için doktor onayı gerekir. Gittiğiniz kontrollerde tüketmek istediğiniz besinleri doktorunuza danışmanız daha uygun olur.
İnsan vücudu hamilelik sürecinde farklılıklar gösterir. Bu farklılıklar sadece fiziksel ya da duygusal değişimler değildir. Vücut daha önce vermediği tepkileri vermeye başlayabilir. Bu nedenle de özellikle gıda alerjisi gibi bazı sorunlar ortaya çıkar. Bu durumlara gebelik sürecinde ekstra dikkat edilmesi gerekir.
Diyabet Riskini Azaltabilir
Turp, glisemik indeksi düşük bir bitkidir. Bu nedenle kan şekerini yükseltmez. İnsülin direncine karşı kalkan görevi görür. Turpun içerisinde kan şekerini düzenlemeye katkıda bulunan glukozinolat ve izotiyosiyanat bileşikleri bulunur. Aynı zamanda turp yemek adiponektin hormonunuzu artırır. Bu hormonun artması insülin direncine karşı sizi koruyabilir.
Kanser Riskini Azaltabilir
Turp ailesinden gelen bitkiler su ile pişirildiğinde kansere neden olan maddelerin atılmasını ve tümör oluşmasını önleyebilir. Bir araştırmaya göre turp kökünün bazı kanser hücrelerinin ölümüne katkıda bulunabilir.
Sindirim Sistemine Katkıda Bulunabilir
Lifli yapısı sayesinde turp sindirim sisteminizi rahatlatır, kabızlığı önlemeye yardımcı olur. 2008 yılında hayvanlar üzerinde yapılan bir araştırmaya göre özellikle turp yapraklarının sindirimi rahatlattığını ortaya koydu.
Yapısında kükürtlü bileşenler bulunan turp yaprakları mide enfeksiyonunu engellerken ishale karşı faydalı etki gösteriyor.
Karaciğer Sağlığınızı Destekleyebilir
Turp, hayati organlarımızdan biri olan karaciğer sağlığı açısından da önemli katkıları olan bir besindir. Turp tüketmek karaciğer detoksuna katkıda bulunur, hasarın giderilmesine yardımcı olur. Böbreklerdeki toksinlerin atılması için de etkili bir besindir.
Kalp ve Damar Sağlığınız İçin…
Turpun yapısında bol miktarda antioksidan, potasyum ve kalsiyum bulunur. Bu besinler sayesinde kalp hastalığına yakalanma ve yüksek tansiyon riskiniz, düşürebilirsiniz. Yüksek tansiyon riskinin azalması doğal olarak felç geçirme ihtimalini de azaltır. Turpta bulunan nitrat ise kan akışının düzenlenmesine yardımcı olur.
Kilo Kaybına Destek Olabilir
Turpun lifli yapısı, sindirilemeyen karbonhidratlar içermesi, yapısındaki su yoğunluğu, glisemik endeksinin düşük olması, kalori bakımından zayıflığı onu diyetlerde tercih edilebilecek bir besin haline getirir.
Turp Tüketmenin Riskleri
Genel olarak tüketilmesi güvenilir bir besin olan kırmızı turp çok fazla tüketilirse sindirim sisteminde sorunlara neden olabilir. Bu sorunlar arasında gaz, şişkinlik ve kamplar yer alır. Sık görülmese de turp bazı kişilerde alerjiye neden olarak kurdeşen gibi alerjik reaksiyonlara ya da daha ciddi sorunlara neden olabilir.
Turp Nasıl Saklanır?
Turp satın aldıktan sonra buzdolabında birkaç gün tutabilirsiniz. Eğer yapraklı olarak aldıysanız yapraklarını ayırarak saklamanız gerekir. Ayırdığınız yaprakları ise kısa sürede tüketmelisiniz. Turpları birkaç günden fazla bekletmek istiyorsanız dondurabilirsiniz. Ancak kullanım için çözdüğünüzde lezzetinde kayıp olacaktır. Turp saklamanın bir diğer yolu ise turşusunu kurmaktır.
Siyah turp ve bronşite etkisi
Bronşit ve öksürük gibi rahatsızlıklara siyah turpun etkisi çok büyüktür. Akşamdan turpun içini oyarak ve oyulan kısma bir miktar bal dökülerek bekletildiğinde ve sabah saatlerinde turp suyu ve bal karışımı içildiğinde doğal bir öksürük şurubu yapılmış olur.
Ağrı gideren alabaş
Alabaş olarak bilinen beyaz turpun ağrı giderici etkisi vardır; beyaz turp özellikle romatizma kaynaklı ağrıların azalmasına yardımcı olur. Beyaz turp, sinir, stres azaltıcıdır; yorgunluk, sinir, stres gibi problemleri kan basıncını düzenleme etkisi sayesinde azaltmaktadır
Yaşlanmayı önlüyor
Kış mevsiminde sofralarda ya da atıştırmalıklar arasında mutlaka olması gereken turp, tok tutucu özelliğiyle diyetlerde olmazsa olmazlardandır. Bunların yanında folik asit açısından zengin olduğu için hücrelerin DNA ve RNA onarımını sağlar; dolayısıyla da yaşlanmayı önler.
Turpun faydaları şöyle sıralanmaktadır:
Kana oksijen sağlar: Kırmızı turp, kırmızı kan hücrelerinin gördüğü zararı kontrol etme özelliğiyle bilinir ve kana verilen oksijeni artırır.
C vitamini deposudur: C vitamini denildiğinde akıllara narenciye gelir ama kırmızı turpun C vitamini özelliği atlanmamalıdır. C vitamini hem soğuk algınlığından korur hem de kıkırdağı oluşturan kolajenin yapılmasını sağlar.
Kalbi korur: Kırmızı turp, kalbin düzgün çalışmasını sağlayan ve kalp-damar hastalıkları riskini azaltan antosiyonin için iyi bir kaynaktır. Ayrıca kırmızı turpta folik asit ve flavonoid içeriği yüksektir.
Kan basıncını kontrol eder: Kırmızı turpta, tansiyonu düşürmeye yarayan potasyum mevcuttur.
Bağışıklığı güçlendirir: C vitamini içeriği yüksek olan turp soğuk algınlığı ve öksürükten koruyucudur. Temel bağışıklık sistemini güçlendirmek için düzenli bir şekilde tüketilmesi gerekir.
Metabolizma dostu: Canı bir şeyler atıştırmak isteyenler için çiğneme duygusunu tatmin eden kırmızı turp, diyetlerde bir numaralı yardımcıdır. Kan şekerinde oynama yapmayan kırmızı turp, uzun süre tok tutan bir özelliğe sahiptir. Ayrıca mide bulantısını da geçirir.
Besin değeri yüksek: Kırmızı turp E, A, C, B6, K vitaminlerini içerir. Ayrıca antioksidan, lif, çinko, potasyum, magnezyum, bakır, kalsiyum, demir ve manganez bakımından da zengindir. Bu nedenle turp besin değeri yüksek bir sebzedir.
Cildin dostudur: Her gün turp tüketilirse, cildi kuruluktan, sivilceden ve sivilcenin oluşturduğu kızarıklıktan korur. Bunun yanında turp suyunun saçlardaki kepeklenmeyi ve dökülmeyi önlemede yardım ettiği bilinir.
Guatr düşmanı: Guatrın en büyük nedenlerinden biri iyot eksikliğidir. Turp, iyot açısından zengin olduğu için tiroit hastalıklarından korur.
Kansere kalkan olur: Kırmızı turp sülfürlü bileşikler açısından zengin olması sebebiyle, karaciğer ve safra dostudur. Kansere karşı koruyucu olduğu da bilinmektedir.
Kırmızı Turp Nasıl Tüketilir?
Kırmızı turpun faydaları nelerdir sorusu pek çok kişi tarafından sıkça sorulsa da tüketim şekli de kafa karıştıran konulardan bir diğeridir. Turpun faydaları için tercih edilmesi durumunda basitçe hazırlanabilecek pek çok tarif bulunur. Turplar özellikle yeşil yapraklı sebzelerle zenginleştirilmiş bir salataya kolaylıkla eklenebilir. Taze haldeyken humus, zeytin ezmesi gibi soslara batırılarak atıştırmalık olarak tüketilebilir. Sandviçlerin içerisine salatalık, domates gibi sebzelerle birlikte eklenebilir. Genellikle çiğ olarak tüketilse de pişmiş şekilde de hazırlanabilir. Dilimlenen turplar, bir peçete yardımıyla suyu bir miktar alındıktan sonra direkt veya una bulanarak kızartılabilir. Yahni gibi et yemeklerine ve çeşitli sebze yemeklerine garnitür olarak eklenebilir. İçerisine sarımsak, soğan eklenip zeytinyağında sotelendikten sonra üzerine yoğurtlu sos katılarak tüketilebilir.
Mevsiminde bol miktarda bulunabilen kırmızı turp, yılın diğer dönemlerinde de tüketilebilmesi için turşu olarak hazırlanabilir. Hazırlanan bu turşular direkt tüketilebileceği gibi salata ve sandviçlere lezzet katabilir. Kırmızı turp suyunun faydaları da sebzenin kendisiyle benzerdir. Kırmızı turp suyunun faydaları için turpların havuç, elma gibi ürünlerle birlikte katı meyve sıkacağından geçirilmesi tercih edilebilir. Bunların yanında soğuk algınlığı ve grip gibi mevsimsel hastalıklardan dolayı görülen öksürüğün hafifletilmesinde kullanılan bal ve turp ile hazırlanan bazı tarifler de mevcuttur. Bu kullanımlardan kişinin damak tadı ve beslenme alışkanlıklarına uygun olanları tercih edilebilir.
Kaynak
medicalpark.com.tr
acibadem.com.tr
guven.com.tr
memorial.com.tr
[attachment=146040]
[attachment=146041]
[attachment=146042]
[attachment=146043]
[attachment=146044]
Turpun Faydaları Nelerdir?
Turp, turpgiller familyasının üyesi olan bir sebze türü olarak kabul görür.
Etli meyvesi olan ve genellikle beyaz bir renge sahip olan turpun faydaları insan sağlığı açısından büyük önem taşır.
Beyaz renge sahip olduğu bilinen turpun farklı renkleri ve çeşitleri de bulunur. Turp özellikle Helenistik dönemde ve Roma döneminde sıklıkla tüketilen besinlerden birisi olarak bilinir.
Turpun faydalarından yararlanmak için geçmiş dönemlerde de belirli bir miktar turp tüketimi gerçekleştirilirdi.
Turp ile ilgili Helenistik dönemden öncesinde ise bir bilgi yoktur. Uzun kök yapısına sahip olan turplar pişirme içinde uygun olan sebzelerden birisi olarak bilinir.
Genellikle silindir şeklinde olan turpun faydalarından yararlanmak için farklı tüketim yöntemlerini denemek mümkündür.
Diploid bir tür olduğu bilinen turp, 18 kromozoma sahip bir sebzedir. Avrupa ülkelerinde ve Japonya'da yıl boyunca turp yetiştiği bilinir.
Bunun nedeni ise bu bölgelerin varyete açısından zengin olmasıdır. Bu ülkelerde turpun yetişebilmesi için gerekli olan bütün özellikler bulunur.
Turpun iyi yetişmesi için tam güneş altında olması ve iyi ışık alması gerekir. Aynı zamanda kumlu topraklar da turpun iyi yetişmesine imkân sunan diğer bir unsurdur.
Turp Çeşitleri Nelerdir?
Turpun bilinen ve net olarak bilinmeyen birçok farklı türü vardır. Bu turpların her birinin farklı sağlık problemlerine iyi geldiği hakkında bazı bilgiler bulunur.
Günlük olarak yemeklerde tükettiğimiz turp türü kırmızı turp olarak bilinir. Kırmızı turpun faydaları da bulunur.
Bu nedenle turp tüketimi oldukça önemlidir. Bunun haricinde ise beyaz turp ve kara turp gibi farklı türler de vardır.
Turp kelimesi "raphanus sativus" kelimesinden türemiştir. Bu kelimenin Türkçe karşılığı ise kokan soğan olarak bilinir.
Özellikle kırmızı turp çeşidinin ağız kokuttuğu bilinir. Bu nedenle de kokulu soğan olarak da adlandırılır.
Turpun içerisinde hangi vitamin ve mineraller bulunur?
Turp;
C vitamini
Folik asit
Potasyum açısından zengindir.
Aynı zamanda yüksek oranda antioksidan aktiviteye sahip olan turp;
B6
B2 (Riboflavin)
Magnezyum
Kalsiyum kaynağıdır.
Turp nasıl tüketilmelidir?
Turpun taze olarak tüketilmesi daha fazla vitamin ve mineral alımı sağlamaktadır. Vitamin ve mineral kaybının önlenmesi için kesildikten hemen sonra tüketilmesi önerilmektedir.
Turpun yan etkileri var mıdır?
Fazla miktarda tüketilmesi bağırsak hareketlerini artırarak ishale sebep olabilir. Turpun gaz yapıcı özelliği vardır. Bu nedenle dikkatli tüketilmelidir.
İçerdiği yüksek oksalat sebebiyle turpun fazla miktarda tüketilmesi vücutta mineral kaybına yol açar. Çünkü oksalatlar, demir ve kalsiyum gibi değerli minerallerin atılmasına neden olur.
Gastrit ve ülser gibi mide rahatsızlıkları olan kişiler turp tüketmemelidir.
Turp salatası nasıl yapılır?
Turp ile hazırlayabileceğiniz muhteşem bir salata tarifi;
Malzemeler
2 adet turp
1 demet roka
1 adet yeşil elma
1/2 çay bardağı kuru üzüm ve yaban mersini karışımı
1 yemek kaşığı kabak çekirdeği
Sosu için,
Zeytinyağı
Limon
Tuz
Nar ekşisi (isteğe bağlı)
Hazırlanışı:
Turpları ve elmaları küp küp doğrayın. Daha sonrasında diğer malzemeleri de ekleyin ve hazırladığınız sosu dökerek karıştırın.
Turpun Faydaları Nelerdir?
Turpun faydaları arasında birçok sağlık problemine iyi gelen özellikler bulunur.
Bu özelliklerin en önemlisi ise turpun içerisinde yer alan C vitaminidir. C vitamini sayesinde hastalıklara karşı korunma sağlanır.
Turpun faydaları nedir sorusunun yanıtlarını aşağıdaki gibi sıralamak mümkün;
Turp bağışıklık sistemini güçlendirir.
Soğuk algınlığına iyi gelir.
İçerisinde yüksek oranda lif bulunur. Böylece tokluk hissi verir.
Öksürük kesici özelliğe sahiptir.
Kansere karşı koruyucu etkisi bulunur.
Kabızlık problemine iyi gelir.
Bronşit için faydalıdır.
Turp tüketiminde aşırıya kaçmamaya da dikkat etmek gerekir. Fazla tüketilen turp, ishal problemine neden olur.
Fazla miktarda turp tüketimi aynı zamanda gaz sancısı yaşanmasına da yol açabilir. Gastrit ve ülser gibi mide problemi olan kişilerin turp tüketmemesi önerilir.
Kırmızı Turpun Faydaları Nelerdir?
Turp ve turpun bütün çeşitleri insan sağlığı için faydalıdır. Bilinen turp çeşitlerinin her birinin iyi geldiği farklı problemler bulunur.
Genel olarak turpların ortak bir noktası ise hepsinin içerisinde C vitamininin yer almasıdır. Kırmızı olarak yetişen turpun faydalarını inceleyecek olursak;
Kırmızı turpun antioksidan özelliği vardır.
Hücre hasarını önler.
Yaşlanmayı geciktirici etkisi bulunur.
Kolajen oluşumunu destekler.
Diyabet riskinin azaltılmasına imkan sunar.
Kan damarları için faydalıdır.
Cildin daha sağlıklı olmasını sağlar.
Vücuttaki fazla ısıyı alır. (Bu nedenle özellikle yaz aylarında tüketilir. Çocukların ateşi çıktığı zaman da kırmızı turp yedirilebilir)
Beyaz Turpun Faydaları Nelerdir?
Beyaz turp diğer turp çeşitlerine kıyasla daha uzun bir yapıya sahiptir. Aynı zamanda diğer turp çeşitleri ile karşılaştırıldığı zaman beyaz turpun tadının daha farklı olduğu sonucuna varmak da mümkündür. Beyaz turpun faydaları şu şekilde bilinir;
Vücuttaki zararlı mikroplara karşı koruma sağlar.
Vücudun savunma sistemini kuvvetlendirir.
Kanser hücrelerine karşı direnç gösterir.
Diyabet rahatsızlığına yakalanma riskini azaltır.
Cildin daha canlı bir görünüme kavuşmasına imkan sunar.
Saçları daha bakımlı gösterir.
Saçların daha güçlü olmasına imkan sunar.
Romatizma ağrılarına iyi gelir.
Migren ağrılarının hafifletilmesine yardımcı olur.
Stresi azaltır.
Yorgunluğu alır.
Strese iyi gelir.
Kan basıncını dengeler.
Sinirleri yatıştırır.
Turp Hakkında Sıkça Sorulan Sorular Nelerdir?
Kara Turpun Faydaları Nelerdir?
Siyah turp ismi ile de bilinen kara turp özellikle karaciğerde oluşabilecek hasarlara karşı etkin koruma sağlar. Yüksek kolesterolü olan kişilerinde kara turp tüketmesi önerilir. Kara turp yükselen kolesterolün dengelenmesini sağlar. Aynı zamanda kara turp sindirim problemlerine de iyi gelir. Sindirim sistemi problemi yaşıyorsanız bu sorunun önüne geçmek için günde belirli bir miktar kara turp tüketmeniz gerekir. Dışı siyah renge sahip olan bu turpun içerisi beyaz ve etli bir yapıya sahiptir. C vitamini bakımından zengin olan bu turp türü soğuk algınlığına karşı koruma sağlar.
Karaciğerinde iltihaplanma problemi olan kişilerin tedavi sürecinde kara turp tüketmesi de oldukça faydalıdır. Kara turp karaciğer başta olmak üzere vücutta oluşan iltihaplanmaların giderilmesini destekleyici özellikleri ile bilinir. Kara turp aynı zamanda bronşit problemine de iyi gelir. Kronik öksürüğü olan kişiler akşam yatmadan önce kara turpun içerisini oyup, oyulan kısma bal dökmelidir. Sabah uyanıldığında ise turpun suyu ve bal karışımı içilir. Böylelikle kara turpun öksürük kesici özellikleri ortaya çıkar. Kara turp, beyin fonksiyonlarının düzgün çalışmasını da destekler.
Turp Yaprağının Faydaları Nelerdir?
Turp oldukça faydalı bir sebze türü olarak bilinir. Turp tüketimi sağlıklı olduğu kadar turp yapraklarının tüketimi de bir o kadar sağlıklıdır. Bu nedenle turpun her bölgesinden faydalanmak da mümkün hale gelir. Turp yaprağı özellikle kışın hazırlanan salataların içerisine eklenir. Böylelikle hem salatalar tatlanmış olur hem de yaprakların faydalarından yararlanılır. Birçok kişi turp yaprağının faydalarını bilmediği için yaprak kısımlarını çöpe atar. Ancak böyle bir durumda hem turp israf edilmiş olur hem de doğal içeriklerinden tam olarak faydalanılamamış olur.
Bazı araştırmalar turpun yapraklarının turptan bile daha faydalı olduğu bilgisini verir. Özellikle demir eksikliği olan kişiler için turp yaprağı oldukça faydalıdır. Turp yaprağı demir eksikliğinin giderilmesine yardımcı olan bir besin kaynağıdır. Aynı zamanda turp yaprağı kilo verme sürecini hızlandırmaya da fayda sağlar. Turp yaprakları yorgunluğu giderici özelliğe sahiptir ve kansızlığa iyi gelir. Turp yaprağı özellikle anemi ve hemoglobin için çok fayda sağlar.
Turp yaprağında, turpta bulunandan 6 kat daha fazla C vitamini yer alır. Turp yaprağı tüketerek bağışıklık sisteminizi güçlendirmeniz mümkündür. Düzenli bir şekilde turp yaprağı tüketmeniz halinde metabolizmanızın hızlandığını fark edebilirsiniz.
Hamilelikte (Gebelikte) Turp Yaprağı Tüketmek Zararlı mıdır?
Hamilelik sürecinde olan kadınların demir seviyelerinin düşmesi oldukça normal bir durumdur. Bu nedenle vücutlarına doğal yollardan demir almaları gerekir. Turp yaprağı demir eksikliği için idealdir. Hamilelik sürecinde olan kişilerin her besini tüketmesi pek doğru bir davranış değildir. Bu nedenle bazı gıdaların tüketilebilmesi için doktor onayı gerekir. Gittiğiniz kontrollerde tüketmek istediğiniz besinleri doktorunuza danışmanız daha uygun olur.
İnsan vücudu hamilelik sürecinde farklılıklar gösterir. Bu farklılıklar sadece fiziksel ya da duygusal değişimler değildir. Vücut daha önce vermediği tepkileri vermeye başlayabilir. Bu nedenle de özellikle gıda alerjisi gibi bazı sorunlar ortaya çıkar. Bu durumlara gebelik sürecinde ekstra dikkat edilmesi gerekir.
Diyabet Riskini Azaltabilir
Turp, glisemik indeksi düşük bir bitkidir. Bu nedenle kan şekerini yükseltmez. İnsülin direncine karşı kalkan görevi görür. Turpun içerisinde kan şekerini düzenlemeye katkıda bulunan glukozinolat ve izotiyosiyanat bileşikleri bulunur. Aynı zamanda turp yemek adiponektin hormonunuzu artırır. Bu hormonun artması insülin direncine karşı sizi koruyabilir.
Kanser Riskini Azaltabilir
Turp ailesinden gelen bitkiler su ile pişirildiğinde kansere neden olan maddelerin atılmasını ve tümör oluşmasını önleyebilir. Bir araştırmaya göre turp kökünün bazı kanser hücrelerinin ölümüne katkıda bulunabilir.
Sindirim Sistemine Katkıda Bulunabilir
Lifli yapısı sayesinde turp sindirim sisteminizi rahatlatır, kabızlığı önlemeye yardımcı olur. 2008 yılında hayvanlar üzerinde yapılan bir araştırmaya göre özellikle turp yapraklarının sindirimi rahatlattığını ortaya koydu.
Yapısında kükürtlü bileşenler bulunan turp yaprakları mide enfeksiyonunu engellerken ishale karşı faydalı etki gösteriyor.
Karaciğer Sağlığınızı Destekleyebilir
Turp, hayati organlarımızdan biri olan karaciğer sağlığı açısından da önemli katkıları olan bir besindir. Turp tüketmek karaciğer detoksuna katkıda bulunur, hasarın giderilmesine yardımcı olur. Böbreklerdeki toksinlerin atılması için de etkili bir besindir.
Kalp ve Damar Sağlığınız İçin…
Turpun yapısında bol miktarda antioksidan, potasyum ve kalsiyum bulunur. Bu besinler sayesinde kalp hastalığına yakalanma ve yüksek tansiyon riskiniz, düşürebilirsiniz. Yüksek tansiyon riskinin azalması doğal olarak felç geçirme ihtimalini de azaltır. Turpta bulunan nitrat ise kan akışının düzenlenmesine yardımcı olur.
Kilo Kaybına Destek Olabilir
Turpun lifli yapısı, sindirilemeyen karbonhidratlar içermesi, yapısındaki su yoğunluğu, glisemik endeksinin düşük olması, kalori bakımından zayıflığı onu diyetlerde tercih edilebilecek bir besin haline getirir.
Turp Tüketmenin Riskleri
Genel olarak tüketilmesi güvenilir bir besin olan kırmızı turp çok fazla tüketilirse sindirim sisteminde sorunlara neden olabilir. Bu sorunlar arasında gaz, şişkinlik ve kamplar yer alır. Sık görülmese de turp bazı kişilerde alerjiye neden olarak kurdeşen gibi alerjik reaksiyonlara ya da daha ciddi sorunlara neden olabilir.
Turp Nasıl Saklanır?
Turp satın aldıktan sonra buzdolabında birkaç gün tutabilirsiniz. Eğer yapraklı olarak aldıysanız yapraklarını ayırarak saklamanız gerekir. Ayırdığınız yaprakları ise kısa sürede tüketmelisiniz. Turpları birkaç günden fazla bekletmek istiyorsanız dondurabilirsiniz. Ancak kullanım için çözdüğünüzde lezzetinde kayıp olacaktır. Turp saklamanın bir diğer yolu ise turşusunu kurmaktır.
Siyah turp ve bronşite etkisi
Bronşit ve öksürük gibi rahatsızlıklara siyah turpun etkisi çok büyüktür. Akşamdan turpun içini oyarak ve oyulan kısma bir miktar bal dökülerek bekletildiğinde ve sabah saatlerinde turp suyu ve bal karışımı içildiğinde doğal bir öksürük şurubu yapılmış olur.
Ağrı gideren alabaş
Alabaş olarak bilinen beyaz turpun ağrı giderici etkisi vardır; beyaz turp özellikle romatizma kaynaklı ağrıların azalmasına yardımcı olur. Beyaz turp, sinir, stres azaltıcıdır; yorgunluk, sinir, stres gibi problemleri kan basıncını düzenleme etkisi sayesinde azaltmaktadır
Yaşlanmayı önlüyor
Kış mevsiminde sofralarda ya da atıştırmalıklar arasında mutlaka olması gereken turp, tok tutucu özelliğiyle diyetlerde olmazsa olmazlardandır. Bunların yanında folik asit açısından zengin olduğu için hücrelerin DNA ve RNA onarımını sağlar; dolayısıyla da yaşlanmayı önler.
Turpun faydaları şöyle sıralanmaktadır:
Kana oksijen sağlar: Kırmızı turp, kırmızı kan hücrelerinin gördüğü zararı kontrol etme özelliğiyle bilinir ve kana verilen oksijeni artırır.
C vitamini deposudur: C vitamini denildiğinde akıllara narenciye gelir ama kırmızı turpun C vitamini özelliği atlanmamalıdır. C vitamini hem soğuk algınlığından korur hem de kıkırdağı oluşturan kolajenin yapılmasını sağlar.
Kalbi korur: Kırmızı turp, kalbin düzgün çalışmasını sağlayan ve kalp-damar hastalıkları riskini azaltan antosiyonin için iyi bir kaynaktır. Ayrıca kırmızı turpta folik asit ve flavonoid içeriği yüksektir.
Kan basıncını kontrol eder: Kırmızı turpta, tansiyonu düşürmeye yarayan potasyum mevcuttur.
Bağışıklığı güçlendirir: C vitamini içeriği yüksek olan turp soğuk algınlığı ve öksürükten koruyucudur. Temel bağışıklık sistemini güçlendirmek için düzenli bir şekilde tüketilmesi gerekir.
Metabolizma dostu: Canı bir şeyler atıştırmak isteyenler için çiğneme duygusunu tatmin eden kırmızı turp, diyetlerde bir numaralı yardımcıdır. Kan şekerinde oynama yapmayan kırmızı turp, uzun süre tok tutan bir özelliğe sahiptir. Ayrıca mide bulantısını da geçirir.
Besin değeri yüksek: Kırmızı turp E, A, C, B6, K vitaminlerini içerir. Ayrıca antioksidan, lif, çinko, potasyum, magnezyum, bakır, kalsiyum, demir ve manganez bakımından da zengindir. Bu nedenle turp besin değeri yüksek bir sebzedir.
Cildin dostudur: Her gün turp tüketilirse, cildi kuruluktan, sivilceden ve sivilcenin oluşturduğu kızarıklıktan korur. Bunun yanında turp suyunun saçlardaki kepeklenmeyi ve dökülmeyi önlemede yardım ettiği bilinir.
Guatr düşmanı: Guatrın en büyük nedenlerinden biri iyot eksikliğidir. Turp, iyot açısından zengin olduğu için tiroit hastalıklarından korur.
Kansere kalkan olur: Kırmızı turp sülfürlü bileşikler açısından zengin olması sebebiyle, karaciğer ve safra dostudur. Kansere karşı koruyucu olduğu da bilinmektedir.
Kırmızı Turp Nasıl Tüketilir?
Kırmızı turpun faydaları nelerdir sorusu pek çok kişi tarafından sıkça sorulsa da tüketim şekli de kafa karıştıran konulardan bir diğeridir. Turpun faydaları için tercih edilmesi durumunda basitçe hazırlanabilecek pek çok tarif bulunur. Turplar özellikle yeşil yapraklı sebzelerle zenginleştirilmiş bir salataya kolaylıkla eklenebilir. Taze haldeyken humus, zeytin ezmesi gibi soslara batırılarak atıştırmalık olarak tüketilebilir. Sandviçlerin içerisine salatalık, domates gibi sebzelerle birlikte eklenebilir. Genellikle çiğ olarak tüketilse de pişmiş şekilde de hazırlanabilir. Dilimlenen turplar, bir peçete yardımıyla suyu bir miktar alındıktan sonra direkt veya una bulanarak kızartılabilir. Yahni gibi et yemeklerine ve çeşitli sebze yemeklerine garnitür olarak eklenebilir. İçerisine sarımsak, soğan eklenip zeytinyağında sotelendikten sonra üzerine yoğurtlu sos katılarak tüketilebilir.
Mevsiminde bol miktarda bulunabilen kırmızı turp, yılın diğer dönemlerinde de tüketilebilmesi için turşu olarak hazırlanabilir. Hazırlanan bu turşular direkt tüketilebileceği gibi salata ve sandviçlere lezzet katabilir. Kırmızı turp suyunun faydaları da sebzenin kendisiyle benzerdir. Kırmızı turp suyunun faydaları için turpların havuç, elma gibi ürünlerle birlikte katı meyve sıkacağından geçirilmesi tercih edilebilir. Bunların yanında soğuk algınlığı ve grip gibi mevsimsel hastalıklardan dolayı görülen öksürüğün hafifletilmesinde kullanılan bal ve turp ile hazırlanan bazı tarifler de mevcuttur. Bu kullanımlardan kişinin damak tadı ve beslenme alışkanlıklarına uygun olanları tercih edilebilir.
Kaynak
medicalpark.com.tr
acibadem.com.tr
guven.com.tr
memorial.com.tr
[attachment=146040]
[attachment=146041]
[attachment=146042]
[attachment=146043]
[attachment=146044]
[attachment=145565]
Kitap Okuma Alışkanlığı Nasıl Kazanılır?
Ufuk açıcı bilgilere erişmek ve farklı hayatlara dair tecrübeler edinmek için harika fırsatlar sunan kitaplar, günlük yaşantımızda önemli bir yer tutuyor. Kişisel gelişimin önemli bir parçasını oluşturan kitaplar, çok küçük yaşlardan itibaren hayatımızda yer almaya başlıyor. Henüz okuma–yazma bilmeden kitaplarla tanışan ve okul çağı boyunca okuma alışkanlığını sürdüren çocuklar, yetişkinlik döneminde de hem keyifli zaman geçirmek hem de yeni bilgiler öğrenmek için kitapların gücünden faydalanıyor.
Peki, kitap okuma alışkanlığı nasıl kazanılır? Verimli kitap okumak için neler yapılmalıdır? Bu yazımızda, kitap okuma alışkanlığı ile ilgili merak edilen bilgileri derledik.
Okuma Alışkanlığı Nedir?
Kitap okuma alışkanlığı; okumayı arada bir yapılan bir aktivite ya da boş zaman geçirme aracından ziyade, bir hayat felsefesi haline getirme durumu durumu olarak tanımlanabilir. Kitap okuma alışkanlığı, bir sürecin sonucunda elde edilir. Bu alışkanlığı küçük yaşlardan itibaren, aile ve çevrenin yardımıyla edinmek önemlidir Okuma alışkanlığını sonradan kazanmak da mümkündür; bu alışkanlığın size sunacağı faydaları göz önünde bulundurmak, süreci kolaylaştıracaktır.
Kitap Okuma Alışkanlığı Nasıl Kazanılır?
Kitap okuma alışkanlığı kazanmak için önerilebilecek birçok yöntem vardır. Aşağıda yer alan tavsiyelerimizi uygulayarak kitap okumayı kısa sürede hayat rutininiz haline getirebilirsiniz.
İşe İnce Kitaplar Okuyarak Başlayın
Bazı insanlar için çok sayfalı, kalın kitaplar göz korkutucu olabilir. Bu durumda işe ince ve akıcı kitaplar ile başlayabilirsiniz; örneğin öykü kitapları iyi bir seçenek olabilir.
Bu kitapları kolaylıkla yanınızda taşıyabilir, toplu taşıma araçlarıyla yaptığınız yolculuklar sırasında veya öğle arasında kitap okumak için zaman yaratabilirsiniz.
İlgi Alanınızı Yansıtan Okumalar Yapın
Günümüzde ilgi dağıtan birçok faktör varken, konsantre olup tüm ilginizi kitaba vermeniz bazen zorlayıcı olabilir. Özellikle kitap okuma alışkanlığı kazanmaya çalıştığınız süreçte dışarıdan gelen bir sesten rahatsız olmanız, sık sık telefona bakma ihtiyacı hissetmeniz, kitap okurken bir anda konudan uzaklaştığınızı hissedip bambaşka şeyler düşünmeye başlamanız normaldir. Dış faktörlerin etkisini olabildiğince azaltmak ve daha iyi konsantre olmak için yapabileceğiniz en iyi şey, kişisel ilgi alanlarınıza uygun kitapları tercih etmektir. Örneğin fantastik filmler ilginizi çekiyorsa, bu konuda yazılan kitapları tercih edebilir ve okuma alışkanlığı kazanma sürecini hızlandırabilirsiniz.
Kitap Okumak için Müzik Listelerinden Faydalanın
Doğru müzikler seçerek okuduğunuz kitaba çok daha iyi konsantre olabilirsiniz. Yalnızca kitap okurken dinlediğiniz parçalardan oluşan bir liste hazırlamanız, zaman içerisinde bu müzikleri her duyduğunuzda okuma eğilimi göstermenizi sağlayacaktır. Hangi parçaları seçeceğiniz konusunda kararsızlık yaşıyorsanız, müzik dinleme platformlarında yer alan kitap okuma müzikleri listelerinden faydalanabilirsiniz.
Okuma Planı Yapın
Günlük hayatta planlamalar yapmayı seviyorsanız ve belirli rutinleriniz varsa, kitap okuma alışkanlığı edinmeniz daha kolay olacaktır. Örneğin haftalık iş planlaması yapıyorsanız, spora gittiğiniz günler ya da hafta boyunca izleyeceğiniz filmler belliyse, planlarınızın arasına eklemek üzere kitap okuma saatleri belirleyebilir ya da okuyacağınız sayfa sayısını önceden kararlaştırabilirsiniz.
İlk aşamada her gün 100 sayfa okumak gibi zorlayıcı hedefler koymak yerine, haftada birkaç gün belirlemeniz ve okuyabileceğinizi düşündüğünüz kadar sayfa sayısı hedefi koymanız daha doğru olacaktır. Aksi takdirde hedeflerinize ulaşamamanız, kitap okuma alışkanlığı kazanma sürecinizi uzatabilir.
Okuma Listesi Hazırlayın
Okuma listesi hazırlamak çok keyifli ve eğlenceli bir uğraştır. Bu aşamada birçok kitabı araştırmanız, kitap zevkine güvendiğiniz arkadaşlarınızdan tavsiyeler almanız ve yeni çıkan ya da ilgi alanınız doğrultusunda en çok okunan kitapları araştırmanız gerekir. Okuma listenizi not defterinize yazmak yerine mobil uygulamalar ya da kitap okuyanların bir araya geldiği platformlar üzerinden oluşturmanız, sizinle benzer zevkleri olan insanlarla interaktif bir iletişim kurmanız açısından daha iyi olacaktır. Günümüzde kitap okuyanların bir araya gelebildiği birçok online platform bulunmaktadır.
Asla Pes Etmeyin
Bir şeyi alışkanlık haline getirmek bazen zorlayıcı olabilir. Kitap okuma alışkanlığı kazanmak için sabırlı olmalı ve bu işin üstesinden geleceğinize inanmalısınız. Okuduğunuz kitap sizi zorluyorsa ve ilginizi çekmiyorsa, onu okumak için ısrarcı olmayın. İlginizi çekmeyen bir kitabı tamamlamak zorunda hissetmeniz, kitap okuma alışkanlığı edinme sürecinizi olumsuz yönde etkileyebilir. Bunun yerine ilgi alanınıza giren, farklı bir kitaba başlayın.
Verimli Okuma Nasıl Yapılır?
- Verimli kitap okumak için ilginizin okuduğunuz kitapta olduğundan emin olun. İlginiz kitapta değilse, okumaya bir süre ara verin.
- Kitap çok ilginizi çekse dahi saatlerce ara vermeden okuma yapmayın. Aksi takdirde gözleriniz yorulabilir ve baş ağrısı yaşayabilirsiniz. Ayrıca okuduklarınızı sindirmeniz güçleşebilir.
- Kitaplarınızda daha sonra da hatırlamak isteyeceğiniz ve dönem dönem okumak isteyeceğiniz bölümleri işaretleyebilirsiniz.
- Tek bir yazar ya da türden ziyade birçok farklı konuda ve tarzda okumalar yapmaya çalışın. Bu sayede çok yönlü bakış açısı edinebilirsiniz.
- Kitaplar konusunda seçici davranın. Kitap okuma alışkanlığını yeni yeni ediniyor ve okuduklarınızdan maksimum verimi elde etmek istiyorsanız, klasikler sizin için doğru bir seçim olacaktır. İşe ilginizi çeken klasikler ile başlayabilir ve zaman içinde listenizi genişletebilirsiniz.
Kaynak
isbank.com.tr
[attachment=145565]
[attachment=145566]
[attachment=145567]
[attachment=145568]
Kitap Okuma Alışkanlığı Nasıl Kazanılır?
Ufuk açıcı bilgilere erişmek ve farklı hayatlara dair tecrübeler edinmek için harika fırsatlar sunan kitaplar, günlük yaşantımızda önemli bir yer tutuyor. Kişisel gelişimin önemli bir parçasını oluşturan kitaplar, çok küçük yaşlardan itibaren hayatımızda yer almaya başlıyor. Henüz okuma–yazma bilmeden kitaplarla tanışan ve okul çağı boyunca okuma alışkanlığını sürdüren çocuklar, yetişkinlik döneminde de hem keyifli zaman geçirmek hem de yeni bilgiler öğrenmek için kitapların gücünden faydalanıyor.
Peki, kitap okuma alışkanlığı nasıl kazanılır? Verimli kitap okumak için neler yapılmalıdır? Bu yazımızda, kitap okuma alışkanlığı ile ilgili merak edilen bilgileri derledik.
Okuma Alışkanlığı Nedir?
Kitap okuma alışkanlığı; okumayı arada bir yapılan bir aktivite ya da boş zaman geçirme aracından ziyade, bir hayat felsefesi haline getirme durumu durumu olarak tanımlanabilir. Kitap okuma alışkanlığı, bir sürecin sonucunda elde edilir. Bu alışkanlığı küçük yaşlardan itibaren, aile ve çevrenin yardımıyla edinmek önemlidir Okuma alışkanlığını sonradan kazanmak da mümkündür; bu alışkanlığın size sunacağı faydaları göz önünde bulundurmak, süreci kolaylaştıracaktır.
Kitap Okuma Alışkanlığı Nasıl Kazanılır?
Kitap okuma alışkanlığı kazanmak için önerilebilecek birçok yöntem vardır. Aşağıda yer alan tavsiyelerimizi uygulayarak kitap okumayı kısa sürede hayat rutininiz haline getirebilirsiniz.
İşe İnce Kitaplar Okuyarak Başlayın
Bazı insanlar için çok sayfalı, kalın kitaplar göz korkutucu olabilir. Bu durumda işe ince ve akıcı kitaplar ile başlayabilirsiniz; örneğin öykü kitapları iyi bir seçenek olabilir.
Bu kitapları kolaylıkla yanınızda taşıyabilir, toplu taşıma araçlarıyla yaptığınız yolculuklar sırasında veya öğle arasında kitap okumak için zaman yaratabilirsiniz.
İlgi Alanınızı Yansıtan Okumalar Yapın
Günümüzde ilgi dağıtan birçok faktör varken, konsantre olup tüm ilginizi kitaba vermeniz bazen zorlayıcı olabilir. Özellikle kitap okuma alışkanlığı kazanmaya çalıştığınız süreçte dışarıdan gelen bir sesten rahatsız olmanız, sık sık telefona bakma ihtiyacı hissetmeniz, kitap okurken bir anda konudan uzaklaştığınızı hissedip bambaşka şeyler düşünmeye başlamanız normaldir. Dış faktörlerin etkisini olabildiğince azaltmak ve daha iyi konsantre olmak için yapabileceğiniz en iyi şey, kişisel ilgi alanlarınıza uygun kitapları tercih etmektir. Örneğin fantastik filmler ilginizi çekiyorsa, bu konuda yazılan kitapları tercih edebilir ve okuma alışkanlığı kazanma sürecini hızlandırabilirsiniz.
Kitap Okumak için Müzik Listelerinden Faydalanın
Doğru müzikler seçerek okuduğunuz kitaba çok daha iyi konsantre olabilirsiniz. Yalnızca kitap okurken dinlediğiniz parçalardan oluşan bir liste hazırlamanız, zaman içerisinde bu müzikleri her duyduğunuzda okuma eğilimi göstermenizi sağlayacaktır. Hangi parçaları seçeceğiniz konusunda kararsızlık yaşıyorsanız, müzik dinleme platformlarında yer alan kitap okuma müzikleri listelerinden faydalanabilirsiniz.
Okuma Planı Yapın
Günlük hayatta planlamalar yapmayı seviyorsanız ve belirli rutinleriniz varsa, kitap okuma alışkanlığı edinmeniz daha kolay olacaktır. Örneğin haftalık iş planlaması yapıyorsanız, spora gittiğiniz günler ya da hafta boyunca izleyeceğiniz filmler belliyse, planlarınızın arasına eklemek üzere kitap okuma saatleri belirleyebilir ya da okuyacağınız sayfa sayısını önceden kararlaştırabilirsiniz.
İlk aşamada her gün 100 sayfa okumak gibi zorlayıcı hedefler koymak yerine, haftada birkaç gün belirlemeniz ve okuyabileceğinizi düşündüğünüz kadar sayfa sayısı hedefi koymanız daha doğru olacaktır. Aksi takdirde hedeflerinize ulaşamamanız, kitap okuma alışkanlığı kazanma sürecinizi uzatabilir.
Okuma Listesi Hazırlayın
Okuma listesi hazırlamak çok keyifli ve eğlenceli bir uğraştır. Bu aşamada birçok kitabı araştırmanız, kitap zevkine güvendiğiniz arkadaşlarınızdan tavsiyeler almanız ve yeni çıkan ya da ilgi alanınız doğrultusunda en çok okunan kitapları araştırmanız gerekir. Okuma listenizi not defterinize yazmak yerine mobil uygulamalar ya da kitap okuyanların bir araya geldiği platformlar üzerinden oluşturmanız, sizinle benzer zevkleri olan insanlarla interaktif bir iletişim kurmanız açısından daha iyi olacaktır. Günümüzde kitap okuyanların bir araya gelebildiği birçok online platform bulunmaktadır.
Asla Pes Etmeyin
Bir şeyi alışkanlık haline getirmek bazen zorlayıcı olabilir. Kitap okuma alışkanlığı kazanmak için sabırlı olmalı ve bu işin üstesinden geleceğinize inanmalısınız. Okuduğunuz kitap sizi zorluyorsa ve ilginizi çekmiyorsa, onu okumak için ısrarcı olmayın. İlginizi çekmeyen bir kitabı tamamlamak zorunda hissetmeniz, kitap okuma alışkanlığı edinme sürecinizi olumsuz yönde etkileyebilir. Bunun yerine ilgi alanınıza giren, farklı bir kitaba başlayın.
Verimli Okuma Nasıl Yapılır?
- Verimli kitap okumak için ilginizin okuduğunuz kitapta olduğundan emin olun. İlginiz kitapta değilse, okumaya bir süre ara verin.
- Kitap çok ilginizi çekse dahi saatlerce ara vermeden okuma yapmayın. Aksi takdirde gözleriniz yorulabilir ve baş ağrısı yaşayabilirsiniz. Ayrıca okuduklarınızı sindirmeniz güçleşebilir.
- Kitaplarınızda daha sonra da hatırlamak isteyeceğiniz ve dönem dönem okumak isteyeceğiniz bölümleri işaretleyebilirsiniz.
- Tek bir yazar ya da türden ziyade birçok farklı konuda ve tarzda okumalar yapmaya çalışın. Bu sayede çok yönlü bakış açısı edinebilirsiniz.
- Kitaplar konusunda seçici davranın. Kitap okuma alışkanlığını yeni yeni ediniyor ve okuduklarınızdan maksimum verimi elde etmek istiyorsanız, klasikler sizin için doğru bir seçim olacaktır. İşe ilginizi çeken klasikler ile başlayabilir ve zaman içinde listenizi genişletebilirsiniz.
Kaynak
isbank.com.tr
[attachment=145565]
[attachment=145566]
[attachment=145567]
[attachment=145568]
[attachment=145380]
Kavunun Faydaları Nelerdir?
Kavun Çeşitleri Nelerdir?
Anadolu’da ve Trakya’da yetiştirildiği bölgenin ismiyle anılan kavun çeşitleri; yeşil, sarı veya beyaz renkte, oval veya yuvarlak şeklindedir. Özellikle Anadolu’daki çeşitleri pürüzsüz ve kaba bir kabuğa sahiptir. Küçük boyutta olanından kilolarca ağırlığa sahip kavununun Anadolu ve Trakya’da bilinen çeşitleri Hasanbey, Kırkağaç (altınbaş), yuva, Van (kantalup) (cantaloupe) (cep kavunu),
Meriç ve Topatandır.
Avrupa’da ise İspanya, Yunanistan veya İtalya'da yaz aylarında yetiştirilmektedir.
Mini kavun
Mini kavunun Avrupa’da özel bir yetiştirme alanı yoktur. Bahçede veya balkondaki küçük bir toprak parçasında kolaylıkla oluverir. Yaz sonunda ve sonbaharda çapı 10 ila 15 santimetre olan kavunlar olgunlaşır ve hasat edilir.
Ballı kavun
Oval ballı kavun Avrupa kıtasında çok popülerdir. Güneş sarısı rengiyle, pürüzsüz ve dikey çizgileriyle dikkat çeker. Soluk sarı içi, içindeki tohumları çevreler. Bu kavun türü 3 kilograma kadar ulaşabilmektedir.
Galia kavunu
Galia kavunu, bir ağ ile kaplanmış gibi görünen özel kabuğundan dolayı ağ kavunu olarak da isimlendirilir. Sarı ve kahverengimsi renktedir. Yuvarlak kabuğunun altındaki etli doku açık yeşil ve beyazdır. Olgunluk derecesine ulaştığında yoğun bir koku yayar. Olgun kavunların ağırlıkları 1,5 kilogram kadardır.
Charentais kavun
Yuvarlaktır ve kabuğunda genellikle koyu yeşil çizgiler vardır. Açık yeşil ve sarımsı bir kabuğa sahiptir. Posası sulu ve tatlıdır ve çıkarılması kolay olan çekirdekleri ortasındadır. Boyutları oldukça küçük olan kavun, ideal olgunluk derecesine ulaştığında çok hoş kokar.
Kavunun Besin Değeri Nedir?
İçeriğinde türüne göre değişebilen çok sayıda önemli mineral ve vitamin vardır. A, C, B1, B2, B5 vitamini ile potasyum, sodyum, kalsiyum, magnezyum, fosfat açısından zengindir. Fitokimyasallar da içermektedir. Likopen ve beta-karoten gibi bitkisel besinler bulunmaktadır.
Bir porsiyon kavunda 11,84 karbonhidrat (g), 2,00 protein (g), 0,18 yağ(g), 1,62 lif (g), 16,20 sodyum (mg), 327,60 potasyum (mg) ve 19,80 kalsiyum (mg), 0,61 vardır.
Kavun, vücut hücrelerini UV ışınlarından koruyan özellikle yüksek bir E vitamini içeriğine sahiptir. Bu fitokimyasallar serbest radikalleri yakalar ve hücre hasarını önler. A vitamini karpuzlarda ve tatlı kavunlarda bol miktarda bulunur. Cildi ve saçı esnek tutar ve göz sağlığı için önemlidir.
Ayrıca kavun çekirdekleri; A, B ve C vitaminler ile magnezyum içermektedir. İçeriğinde demir, kalsiyum ve değerli yağlar bulunmaktadır. Kavun çekirdekleri bütün olarak yutulmamalı, çiğnenmeli, öğütülmeli veya doğranarak tüketilmelidir.
Kavunun Faydaları Nelerdir?
Kavun beta-karoten ve likopen gibi antioksidanlar yanı sıra potasyum ve C vitamini elektrolit kaynakları açısından da zengindir. Kavun, sindirime yardımcı olur ve bağırsak sağlığını destekler, kan basıncını dengeler, kas fonksiyonlarının iyi şekilde çalışmasına yardım eder.
Kavunun faydaları genel olarak şunlardır:
Bağışıklık sistemini güçlendirir
Damar tıkanıklığını önlemeye yardım eder
Göz sağlığını destekler
Böbrek taşları ve kumlarını düşmesine yardımcı olur
Uyku sorunu olanlara iyi gelir
İdrar söktürücüdür
Kabızlık için faydalıdır
Cildi nemlendirir
Romatizma ağrılarını hafifletir
Hızlı bir şekilde kilo vermeyi sağlar
Bağışıklığı destekler ve güçlendirir
Bağışıklık sistemini güçlendirir. Düzenli olarak tüketildiğinde içeriğindeki potasyum ve c vitamini bağışıklık sistemini destekler. Bağışıklık sistemi güçlendirdiği için hastalıklara karşı vücut direnci sağlar.
Kalp sağlığını korur
Kavun, kalbe ve kansızlığa iyi gelir, tansiyonu düzenler. Kavunu aşırıya kaçmamak şartıyla kalp hastalarının tüketmesi gerekir. Zengin besin değerleri nedeniyle kansızlık sorunu olanlarda etkilidir. Ayrıca kalp krizi riskini düşürür. Kalp damar sorunu olanların özellikle yaz aylarında kavunu düzenli olarak tüketmeleri önerilir.
Kilo vermeyi kolaylaştırır
Sindirilmesi kolay olan meyveler arasında yer alan kavun, kilo vermek isteyen ancak metabolizma hızı yavaş olanlara önerilir. Diyet programlarında yer alan kavun hızlı bir şekilde kilo vermeyi sağlamakta ve metabolizmayı da hızlandırmaktadır.
Kavun Kaç Kaloridir?
Kavun düşük kalorili ve oldukça lifli bir meyvedir. 150 gramında yani bir porsiyon kavunda 1,5 gram lif bulunur. Kavunun 150 gramı tat ve su durumuna göre 25-50 kilokalori (kcal) içerir. Çok miktarda sarı ve turuncu meyve beta karoteni açısından zengindir. Lif içeriği yüksek olan kavun bağırsakların çalışmasına da yardımcı olur.
Kavunun Zararı Var mı?
Şeker içeriği yüksek olan kavunun aşırı tüketimi bazı sorunlara neden olabilir. Şeker hastaları fazla tüketmemeli, en azından ne kadar tüketeceği uzman doktor ve diyetisyenler tarafından belirlenmelidir. Kavun alerjisi olanlar bu meyveden uzak durmalıdır. Kavuna karşı aşırı seviyede alerjisi olanlarda ‘anafilaksi’ olarak bilinen şiddetli bir reaksiyon ortaya çıkabilmektedir.
Kavun ile İlgili Sık Sorulan Sorular
Kavun tüketmek sağlıklı mıdır?
Olgun tatlı bir kavunda % 10 oranında şeker vardır. Bu nedenle 100 gram posa başına yaklaşık 55 kilokaloriyle önemli bir enerji kaynağıdır. Yüksek oranda potasyum ve provitaminin yanı sıra A vitamini ile değerli kalsiyum, C, B1 ve B2 vitamini, fosfor ve demir değerleriyle dikkat çeker. Kavunun ana kısmı yaklaşık % 85’i sudan oluşur.
Özellikle spor aktivitelerinden sonra veya aralarda harika bir susuzluk gidericidir.
Kavun alırken nelere dikkat edilmeli?
Olgunlaşması uzun süren kavunu alırken bazı kriterler göz önünde bulundurulmalıdır. Öncelikle olgun olanları tercih edilmelidir. Ancak kabuğu nedeniyle olgunluk derecesi belirlenememektedir. Ancak koku ve kabuğu olgunluğu konusunda ipuçları vermektedir. Bu nedenle kavun alırken kabuğu çok sert olmayan, kabuğunda çatlak veya ezik bulunmayan, hoş ve tatlı kokulu olanları tercih edilmelidir. Kabuğa bastırıldığında hissedilen yumuşaklık olgunluk derecesini belirtmektedir. Olgun kavunlar aromatiktir. Bu nedenle satın alırken yoğun bir koku yayanlar belirlenip alınmalıdır.
Kavun nasıl tüketilmeli?
Kabuğu sağlam olarak dilimlenmemiş kavun, serin bir yerde bir hafta saklanabilir. Dilimlenmiş kavunlar yakından incelenmeli ve küf kontrolü yapılmalıdır. Küçük ebatta dilimlenen kavunlar çok çabuk bozulur. İkiye kesilmiş kavun buzdolabında sorunsuz bir şekilde saklanabilir, ancak streç film ile kaplanmalıdır. Çabuk bozulmaması için dilimleme sırasında kavunun çekirdekleri tamamen çıkarılmalıdır. Kavunlar, üretim sırasında ya da sonrasında kötü hijyen koşullarında patojenlerle temas edebilir. Ayrıca, enfekte kişiler, uygun şekilde hijyenik değillerse patojenleri doğrudan kavuna bulaştırabilir.
Patojenler eller yoluyla veya kontamine mutfak eşyaları (bıçaklar, tahtalar) yoluyla insanlara bulaşabilir. Gıda enfeksiyonu riskini en aza indirmek için, kavun dilimlerken genel mutfak hijyeni kurallarına uyulması önemlidir: Ellerin yıkanması, temiz bıçak ve kesme tahtaları kullanılması çapraz bulaşmayı önleyecektir. Bu kurallar toplu yemek yapan işletmelerde de kesinlikle uygulanmalıdır.
Kavun hangi öğünlerde yenmeli?
Aşırıya kaçmamak şartıyla kavun her öğün tüketilebilir. Kavun kahvaltıda tüketilebileceği gibi yemeklerden sonra ve tokluk hissi vermesi nedeniyle ara öğün olarak tercih edilebilir.
Kavun nasıl saklanmalı?
Kavun buzdolabında belli bir ısı derecesinde tutulursa uzun süre taze kalır. Kesilen yüzeyleri her zaman bir miktar streç film ile kapatılmalı veya kesilmiş yüzeyi aşağı bakacak şekilde bir tabağa koyulmalıdır. Böylece kavun kurumayacak ve taze kalacaktır.
Kavun ne kadar süre saklanmalı?
Kavunlar bütün halde buzdolabında uzun süre saklanabilir. Kesilmişlerse 2-3 gün içinde tüketilmelidir. Buzdolabı dışında saklanacaksa bütün halde oda sıcaklığında 1-2 haftaya kadar bozulmayacaktır.
Kavunu çocuklar tüketmeli mi?
A ve C vitamini açısından zengin olan kavun, potasyum ve kalsiyum içeriği nedeniyle çocukların kesinlikle tüketmesi gereken bir besindir. Kolay yenebilir olması, tadı ve kokusu nedeniyle çocuklar tarafından da tercih edilmektedir. 8-9 aylık bebeklerde diğer meyveler gibi ezildikten sonra az miktarda verilmelidir. Çocukların kavuna karşı herhangi bir alerjisi yoksa tüketmeleri kesinlikle önerilmektedir.
Kavun Neye İyi Gelir?
Yaz aylarında genellikle karpuzdan sonra en çok tercih edilen meyvelerden biri olan kavun, yüksek potasyum içeriğiyle dikkat çeker. Kavundaki vitaminler de bu bol sulu meyvenin tercih edilme nedenlerinden biri olabilir. A ve C vitaminleri yönünden zengin olan kavun, özellikle yaz aylarında ferahlatırken sağlığa pek çok fayda sağlar. Karpuzla aynı aileden gelen kavunun dünyada kantalup (Van veya cep kavunu), ballı, galya, hami, Charentais gibi pek çok türü bulunur. Türkiye’de ise daha çok Hasanbey, Kırkağaç (Altınbaş), yuva, Van, topatan, Mollaköy, ballı, Casaba ve galya türleri yaygındır.
Kabakgiller ailesine üye bu meyve, türüne göre minik değişikler gösterebilir. Örneğin; bir kase kantalup kavunu, 53 kalori olup iyi bir folat ve potasyum kaynağı olmasının yanı sıra gündelik A vitamini ihtiyacının yüzde 106’sını, gündelik C vitamini ihtiyacının yüzde 95’ini içerir. Aynı miktar ballı kavun ise 60 kalori olup günlük C vitamini ihtiyacının yüzde 51’ini, günlük potasyum ihtiyacının yüzde 11’ini karşılar. Ayrıca lif, B6 vitamini ve folat içerir. Ballı kavun isminin aksine yüksek miktarda şeker içermez. Bir kasesi yaklaşık 15 gram karbonhidrat içerir. Kavunun faydaları şöyle açıklanabilir:
Su Kaybını Önlemeye Yardımcıdır
Bir fincan kavun yaklaşık olarak 155 gram su barındırır. Bu su, kavunun ağırlığının yaklaşık yüzde 90’ı kadardır. Tükettiğiniz suyun yanı sıra yediğiniz meyveler ve sebzelerdeki su da vücutta su ve elektrolit dengesinin sağlanması için yardımcı olur. Özellikle yazın terleme ile kaybedilen suyun yerine konması için kavun iyi bir ara öğün olabilir. Egzersiz sonrası için de sağlıklı bir atıştırmalıktır.
Kalp Sağlığını Destekler
Düşük sodyum ve yüksek potasyum içeriği tansiyonun dengelenmesinde faydalı olabilir. Potasyum, kan damarlarını gevşeterek kan akışını düzenlemeye yardım eder. B vitaminleri ve folat kaynağı olan kavunun, vücuttaki inflamasyona işaret eden homosistein düzeylerini düşürmede rol oynayabilir. Yeterli folat tüketimi, felç riskini düşürmeye de yardımcıdır. Ancak yüksek potasyum içeriği nedeniyle böbrek hastalarının doktor kontrolünde kavun tüketmesi önerilir.
Cildinizi Onarabilir
Kavun yemenin faydalarını cildinizde de hissedebilirsiniz. C vitamini içeriği, kavunu cilt dokusunun onarımı için gerekli olan kolajen oluşumunu destekler. Kolajen ayrıca güneşin zararlı ışınları UV’ye karşı cildinizi korumaya yardımcı olur. Vücudunuz tarafından üretilmeyen, sadece meyve ve sebzelerle alınabilecek olan C vitamini, gündelik C vitamini ihtiyacını ciddi oranda karşılar. C vitamini ayrıca sağlık için son derece önemli olan antioksidanlar açısından da güçlüdür.
Canlı Saçlar İçin…
A vitamini, saç sağlığı için önemli bir rol oynar. A vitamini, saçların sağlıklı olmasına yardımcı olan yağ bezlerini sebum üretmesi için uyarır. Daha canlı ve parlak saçlar için kavunu beslenmenize ilave edebilirsiniz.
Gözleri Savunur
Yaşlanma ve güneş ışığına maruziyet, gözlerde katarakt ve yaşa bağlı sarı nokta hastalığına yol açabilir. Zamanla ciddi görme sorunları yaratan bu hastalıklara karşı kavun, beta-karoten lutein ve zeaksantin gibi antioksidanlar içerir. Bu antioksidanlar görmeyi korur ve çevresel hasarlara karşı etkileri azaltır.
Bağırsaklara İyi Gelir
“Kavun neye iyi gelir?” sorusunun cevaplarından biri de bağırsaklardır. Lif içeriği sayesinde kavun, bağırsak hareketlerini düzenlemede önemlidir. Yüksek su içeriği de yine lif içeriği gibi bağırsaklara iyi gelir. Kabızlık gibi sorunları olan kişileri oldukça mutlu eder. C vitamini içeriği tabii ki kavunun faydalarını bağışıklık sistemini yönünden de artırır. Güçlü antioksidan olan C vitamininin yanı sıra bağırsak sağlığı için faydalı olan fitokimyasallar (A vitamini ve beta-karoten) içerir. Güçlü bir bağırsak sağlığı, güçlü bir bağışıklık ile doğrudan ilişkilidir. Bağırsaklarla dost bakteriler, vücudun da sağlıklı olmasına yardımcı olur. C vitamini vücudun virüs, bakteri gibi çeşitli tehlikelerden korunması için önemli olan beyaz kan hücrelerinin üretilmesi için uyarıcıdır.
Kemikleri Güçlendirebilir
Dişler de dahil kemikleriniz için kalsiyum önemli bir mineraldir. Kavun kalsiyum zengini bir meyvedir. Anti-inflamatuvar olan bu meyve, artrit gibi iltihaplı hastalıklar ve osteoporoz gibi hastalıklar için başa çıkmada kemikleri güçlendirir.
Ciğerlerinizi Tazeler
Düzenli A vitamini tüketmek, vücudunuzu yeniler. Vücudunuzda zamanla sigara, zararlı maddeler gibi nedenlerle A vitamini azalır. Bu da ciğerlerinizi zayıflatmada bir etkendir. Ciğerlerinizi daima genç tutmak nefes almanızı da iyileştirir. Kavundaki A vitamini, özellikle nefes darlığı çekenler için yardımcı bir besin olabilir.
Kavun Sakinleştirir
Kavunun yine potasyum içeriği, vücutta sakinleştirici bir etki yaratır. Stres giderici bir besin olarak nitelendirilen kavun, odaklamayı kolaylaştırır. Potasyum, kalp atışını normalleştirerek beyne oksijen gidişini kolaylaştırır. Bu da sakinleşmenizi ve odaklanmanızı sağlar.
Diyabeti Olanlar İçin Porsiyon Kontrolü Şart
Diyabet hastalarının kavun tüketirken dikkatli olmasında fayda var. Glisemik indeksi yüksek olan kavunun şeker oranı da yüksektir. Bu yüzden porsiyona dikkat etmek gerekir.
Kavun genel olarak tek başına alerjik bir meyve değildir. Çapraz bulaşma nedeniyle polen, vb sebeplerle daha basit alerjilere sebep olabilir. Ancak diyabet hastaları mutlaka kavun tüketimi için doktora danışmalıdır.
Kavun Seçerken Bunlara Dikkat!
Mükemmel kavun seçmek istiyorsanız birkaç noktaya dikkat etmelisiniz. Öncelikle herhangi bir yerinde bere olmayan, sert bir kavun seçin. Bütün kavunlar aslında boyutlarına göre ağırdır ve böyle olmalıdır. Bu hoş kokulu, sulu bir kavun alacağınız anlamına gelir. Ballı kavunun bir çeşidi olan Santa Claus, olgunlaştıkça sarıya döner. Yani ne kadar sarı olursa lezzeti o kadar iyi olur. Kavunu aldıktan sonra tüketileceği zaman suyla yıkayın ve ardından kesin. Ağzı sıkı kapalı bir kabın içinde buzdolabında 4 gün kadar saklayabilirsiniz.
Kaynak
memorial.com.tr
acibadem.com.tr
[attachment=145380]
[attachment=145381]
[attachment=145382]
[attachment=145383]
Kavunun Faydaları Nelerdir?
Kavun Çeşitleri Nelerdir?
Anadolu’da ve Trakya’da yetiştirildiği bölgenin ismiyle anılan kavun çeşitleri; yeşil, sarı veya beyaz renkte, oval veya yuvarlak şeklindedir. Özellikle Anadolu’daki çeşitleri pürüzsüz ve kaba bir kabuğa sahiptir. Küçük boyutta olanından kilolarca ağırlığa sahip kavununun Anadolu ve Trakya’da bilinen çeşitleri Hasanbey, Kırkağaç (altınbaş), yuva, Van (kantalup) (cantaloupe) (cep kavunu),
Meriç ve Topatandır.
Avrupa’da ise İspanya, Yunanistan veya İtalya'da yaz aylarında yetiştirilmektedir.
Mini kavun
Mini kavunun Avrupa’da özel bir yetiştirme alanı yoktur. Bahçede veya balkondaki küçük bir toprak parçasında kolaylıkla oluverir. Yaz sonunda ve sonbaharda çapı 10 ila 15 santimetre olan kavunlar olgunlaşır ve hasat edilir.
Ballı kavun
Oval ballı kavun Avrupa kıtasında çok popülerdir. Güneş sarısı rengiyle, pürüzsüz ve dikey çizgileriyle dikkat çeker. Soluk sarı içi, içindeki tohumları çevreler. Bu kavun türü 3 kilograma kadar ulaşabilmektedir.
Galia kavunu
Galia kavunu, bir ağ ile kaplanmış gibi görünen özel kabuğundan dolayı ağ kavunu olarak da isimlendirilir. Sarı ve kahverengimsi renktedir. Yuvarlak kabuğunun altındaki etli doku açık yeşil ve beyazdır. Olgunluk derecesine ulaştığında yoğun bir koku yayar. Olgun kavunların ağırlıkları 1,5 kilogram kadardır.
Charentais kavun
Yuvarlaktır ve kabuğunda genellikle koyu yeşil çizgiler vardır. Açık yeşil ve sarımsı bir kabuğa sahiptir. Posası sulu ve tatlıdır ve çıkarılması kolay olan çekirdekleri ortasındadır. Boyutları oldukça küçük olan kavun, ideal olgunluk derecesine ulaştığında çok hoş kokar.
Kavunun Besin Değeri Nedir?
İçeriğinde türüne göre değişebilen çok sayıda önemli mineral ve vitamin vardır. A, C, B1, B2, B5 vitamini ile potasyum, sodyum, kalsiyum, magnezyum, fosfat açısından zengindir. Fitokimyasallar da içermektedir. Likopen ve beta-karoten gibi bitkisel besinler bulunmaktadır.
Bir porsiyon kavunda 11,84 karbonhidrat (g), 2,00 protein (g), 0,18 yağ(g), 1,62 lif (g), 16,20 sodyum (mg), 327,60 potasyum (mg) ve 19,80 kalsiyum (mg), 0,61 vardır.
Kavun, vücut hücrelerini UV ışınlarından koruyan özellikle yüksek bir E vitamini içeriğine sahiptir. Bu fitokimyasallar serbest radikalleri yakalar ve hücre hasarını önler. A vitamini karpuzlarda ve tatlı kavunlarda bol miktarda bulunur. Cildi ve saçı esnek tutar ve göz sağlığı için önemlidir.
Ayrıca kavun çekirdekleri; A, B ve C vitaminler ile magnezyum içermektedir. İçeriğinde demir, kalsiyum ve değerli yağlar bulunmaktadır. Kavun çekirdekleri bütün olarak yutulmamalı, çiğnenmeli, öğütülmeli veya doğranarak tüketilmelidir.
Kavunun Faydaları Nelerdir?
Kavun beta-karoten ve likopen gibi antioksidanlar yanı sıra potasyum ve C vitamini elektrolit kaynakları açısından da zengindir. Kavun, sindirime yardımcı olur ve bağırsak sağlığını destekler, kan basıncını dengeler, kas fonksiyonlarının iyi şekilde çalışmasına yardım eder.
Kavunun faydaları genel olarak şunlardır:
Bağışıklık sistemini güçlendirir
Damar tıkanıklığını önlemeye yardım eder
Göz sağlığını destekler
Böbrek taşları ve kumlarını düşmesine yardımcı olur
Uyku sorunu olanlara iyi gelir
İdrar söktürücüdür
Kabızlık için faydalıdır
Cildi nemlendirir
Romatizma ağrılarını hafifletir
Hızlı bir şekilde kilo vermeyi sağlar
Bağışıklığı destekler ve güçlendirir
Bağışıklık sistemini güçlendirir. Düzenli olarak tüketildiğinde içeriğindeki potasyum ve c vitamini bağışıklık sistemini destekler. Bağışıklık sistemi güçlendirdiği için hastalıklara karşı vücut direnci sağlar.
Kalp sağlığını korur
Kavun, kalbe ve kansızlığa iyi gelir, tansiyonu düzenler. Kavunu aşırıya kaçmamak şartıyla kalp hastalarının tüketmesi gerekir. Zengin besin değerleri nedeniyle kansızlık sorunu olanlarda etkilidir. Ayrıca kalp krizi riskini düşürür. Kalp damar sorunu olanların özellikle yaz aylarında kavunu düzenli olarak tüketmeleri önerilir.
Kilo vermeyi kolaylaştırır
Sindirilmesi kolay olan meyveler arasında yer alan kavun, kilo vermek isteyen ancak metabolizma hızı yavaş olanlara önerilir. Diyet programlarında yer alan kavun hızlı bir şekilde kilo vermeyi sağlamakta ve metabolizmayı da hızlandırmaktadır.
Kavun Kaç Kaloridir?
Kavun düşük kalorili ve oldukça lifli bir meyvedir. 150 gramında yani bir porsiyon kavunda 1,5 gram lif bulunur. Kavunun 150 gramı tat ve su durumuna göre 25-50 kilokalori (kcal) içerir. Çok miktarda sarı ve turuncu meyve beta karoteni açısından zengindir. Lif içeriği yüksek olan kavun bağırsakların çalışmasına da yardımcı olur.
Kavunun Zararı Var mı?
Şeker içeriği yüksek olan kavunun aşırı tüketimi bazı sorunlara neden olabilir. Şeker hastaları fazla tüketmemeli, en azından ne kadar tüketeceği uzman doktor ve diyetisyenler tarafından belirlenmelidir. Kavun alerjisi olanlar bu meyveden uzak durmalıdır. Kavuna karşı aşırı seviyede alerjisi olanlarda ‘anafilaksi’ olarak bilinen şiddetli bir reaksiyon ortaya çıkabilmektedir.
Kavun ile İlgili Sık Sorulan Sorular
Kavun tüketmek sağlıklı mıdır?
Olgun tatlı bir kavunda % 10 oranında şeker vardır. Bu nedenle 100 gram posa başına yaklaşık 55 kilokaloriyle önemli bir enerji kaynağıdır. Yüksek oranda potasyum ve provitaminin yanı sıra A vitamini ile değerli kalsiyum, C, B1 ve B2 vitamini, fosfor ve demir değerleriyle dikkat çeker. Kavunun ana kısmı yaklaşık % 85’i sudan oluşur.
Özellikle spor aktivitelerinden sonra veya aralarda harika bir susuzluk gidericidir.
Kavun alırken nelere dikkat edilmeli?
Olgunlaşması uzun süren kavunu alırken bazı kriterler göz önünde bulundurulmalıdır. Öncelikle olgun olanları tercih edilmelidir. Ancak kabuğu nedeniyle olgunluk derecesi belirlenememektedir. Ancak koku ve kabuğu olgunluğu konusunda ipuçları vermektedir. Bu nedenle kavun alırken kabuğu çok sert olmayan, kabuğunda çatlak veya ezik bulunmayan, hoş ve tatlı kokulu olanları tercih edilmelidir. Kabuğa bastırıldığında hissedilen yumuşaklık olgunluk derecesini belirtmektedir. Olgun kavunlar aromatiktir. Bu nedenle satın alırken yoğun bir koku yayanlar belirlenip alınmalıdır.
Kavun nasıl tüketilmeli?
Kabuğu sağlam olarak dilimlenmemiş kavun, serin bir yerde bir hafta saklanabilir. Dilimlenmiş kavunlar yakından incelenmeli ve küf kontrolü yapılmalıdır. Küçük ebatta dilimlenen kavunlar çok çabuk bozulur. İkiye kesilmiş kavun buzdolabında sorunsuz bir şekilde saklanabilir, ancak streç film ile kaplanmalıdır. Çabuk bozulmaması için dilimleme sırasında kavunun çekirdekleri tamamen çıkarılmalıdır. Kavunlar, üretim sırasında ya da sonrasında kötü hijyen koşullarında patojenlerle temas edebilir. Ayrıca, enfekte kişiler, uygun şekilde hijyenik değillerse patojenleri doğrudan kavuna bulaştırabilir.
Patojenler eller yoluyla veya kontamine mutfak eşyaları (bıçaklar, tahtalar) yoluyla insanlara bulaşabilir. Gıda enfeksiyonu riskini en aza indirmek için, kavun dilimlerken genel mutfak hijyeni kurallarına uyulması önemlidir: Ellerin yıkanması, temiz bıçak ve kesme tahtaları kullanılması çapraz bulaşmayı önleyecektir. Bu kurallar toplu yemek yapan işletmelerde de kesinlikle uygulanmalıdır.
Kavun hangi öğünlerde yenmeli?
Aşırıya kaçmamak şartıyla kavun her öğün tüketilebilir. Kavun kahvaltıda tüketilebileceği gibi yemeklerden sonra ve tokluk hissi vermesi nedeniyle ara öğün olarak tercih edilebilir.
Kavun nasıl saklanmalı?
Kavun buzdolabında belli bir ısı derecesinde tutulursa uzun süre taze kalır. Kesilen yüzeyleri her zaman bir miktar streç film ile kapatılmalı veya kesilmiş yüzeyi aşağı bakacak şekilde bir tabağa koyulmalıdır. Böylece kavun kurumayacak ve taze kalacaktır.
Kavun ne kadar süre saklanmalı?
Kavunlar bütün halde buzdolabında uzun süre saklanabilir. Kesilmişlerse 2-3 gün içinde tüketilmelidir. Buzdolabı dışında saklanacaksa bütün halde oda sıcaklığında 1-2 haftaya kadar bozulmayacaktır.
Kavunu çocuklar tüketmeli mi?
A ve C vitamini açısından zengin olan kavun, potasyum ve kalsiyum içeriği nedeniyle çocukların kesinlikle tüketmesi gereken bir besindir. Kolay yenebilir olması, tadı ve kokusu nedeniyle çocuklar tarafından da tercih edilmektedir. 8-9 aylık bebeklerde diğer meyveler gibi ezildikten sonra az miktarda verilmelidir. Çocukların kavuna karşı herhangi bir alerjisi yoksa tüketmeleri kesinlikle önerilmektedir.
Kavun Neye İyi Gelir?
Yaz aylarında genellikle karpuzdan sonra en çok tercih edilen meyvelerden biri olan kavun, yüksek potasyum içeriğiyle dikkat çeker. Kavundaki vitaminler de bu bol sulu meyvenin tercih edilme nedenlerinden biri olabilir. A ve C vitaminleri yönünden zengin olan kavun, özellikle yaz aylarında ferahlatırken sağlığa pek çok fayda sağlar. Karpuzla aynı aileden gelen kavunun dünyada kantalup (Van veya cep kavunu), ballı, galya, hami, Charentais gibi pek çok türü bulunur. Türkiye’de ise daha çok Hasanbey, Kırkağaç (Altınbaş), yuva, Van, topatan, Mollaköy, ballı, Casaba ve galya türleri yaygındır.
Kabakgiller ailesine üye bu meyve, türüne göre minik değişikler gösterebilir. Örneğin; bir kase kantalup kavunu, 53 kalori olup iyi bir folat ve potasyum kaynağı olmasının yanı sıra gündelik A vitamini ihtiyacının yüzde 106’sını, gündelik C vitamini ihtiyacının yüzde 95’ini içerir. Aynı miktar ballı kavun ise 60 kalori olup günlük C vitamini ihtiyacının yüzde 51’ini, günlük potasyum ihtiyacının yüzde 11’ini karşılar. Ayrıca lif, B6 vitamini ve folat içerir. Ballı kavun isminin aksine yüksek miktarda şeker içermez. Bir kasesi yaklaşık 15 gram karbonhidrat içerir. Kavunun faydaları şöyle açıklanabilir:
Su Kaybını Önlemeye Yardımcıdır
Bir fincan kavun yaklaşık olarak 155 gram su barındırır. Bu su, kavunun ağırlığının yaklaşık yüzde 90’ı kadardır. Tükettiğiniz suyun yanı sıra yediğiniz meyveler ve sebzelerdeki su da vücutta su ve elektrolit dengesinin sağlanması için yardımcı olur. Özellikle yazın terleme ile kaybedilen suyun yerine konması için kavun iyi bir ara öğün olabilir. Egzersiz sonrası için de sağlıklı bir atıştırmalıktır.
Kalp Sağlığını Destekler
Düşük sodyum ve yüksek potasyum içeriği tansiyonun dengelenmesinde faydalı olabilir. Potasyum, kan damarlarını gevşeterek kan akışını düzenlemeye yardım eder. B vitaminleri ve folat kaynağı olan kavunun, vücuttaki inflamasyona işaret eden homosistein düzeylerini düşürmede rol oynayabilir. Yeterli folat tüketimi, felç riskini düşürmeye de yardımcıdır. Ancak yüksek potasyum içeriği nedeniyle böbrek hastalarının doktor kontrolünde kavun tüketmesi önerilir.
Cildinizi Onarabilir
Kavun yemenin faydalarını cildinizde de hissedebilirsiniz. C vitamini içeriği, kavunu cilt dokusunun onarımı için gerekli olan kolajen oluşumunu destekler. Kolajen ayrıca güneşin zararlı ışınları UV’ye karşı cildinizi korumaya yardımcı olur. Vücudunuz tarafından üretilmeyen, sadece meyve ve sebzelerle alınabilecek olan C vitamini, gündelik C vitamini ihtiyacını ciddi oranda karşılar. C vitamini ayrıca sağlık için son derece önemli olan antioksidanlar açısından da güçlüdür.
Canlı Saçlar İçin…
A vitamini, saç sağlığı için önemli bir rol oynar. A vitamini, saçların sağlıklı olmasına yardımcı olan yağ bezlerini sebum üretmesi için uyarır. Daha canlı ve parlak saçlar için kavunu beslenmenize ilave edebilirsiniz.
Gözleri Savunur
Yaşlanma ve güneş ışığına maruziyet, gözlerde katarakt ve yaşa bağlı sarı nokta hastalığına yol açabilir. Zamanla ciddi görme sorunları yaratan bu hastalıklara karşı kavun, beta-karoten lutein ve zeaksantin gibi antioksidanlar içerir. Bu antioksidanlar görmeyi korur ve çevresel hasarlara karşı etkileri azaltır.
Bağırsaklara İyi Gelir
“Kavun neye iyi gelir?” sorusunun cevaplarından biri de bağırsaklardır. Lif içeriği sayesinde kavun, bağırsak hareketlerini düzenlemede önemlidir. Yüksek su içeriği de yine lif içeriği gibi bağırsaklara iyi gelir. Kabızlık gibi sorunları olan kişileri oldukça mutlu eder. C vitamini içeriği tabii ki kavunun faydalarını bağışıklık sistemini yönünden de artırır. Güçlü antioksidan olan C vitamininin yanı sıra bağırsak sağlığı için faydalı olan fitokimyasallar (A vitamini ve beta-karoten) içerir. Güçlü bir bağırsak sağlığı, güçlü bir bağışıklık ile doğrudan ilişkilidir. Bağırsaklarla dost bakteriler, vücudun da sağlıklı olmasına yardımcı olur. C vitamini vücudun virüs, bakteri gibi çeşitli tehlikelerden korunması için önemli olan beyaz kan hücrelerinin üretilmesi için uyarıcıdır.
Kemikleri Güçlendirebilir
Dişler de dahil kemikleriniz için kalsiyum önemli bir mineraldir. Kavun kalsiyum zengini bir meyvedir. Anti-inflamatuvar olan bu meyve, artrit gibi iltihaplı hastalıklar ve osteoporoz gibi hastalıklar için başa çıkmada kemikleri güçlendirir.
Ciğerlerinizi Tazeler
Düzenli A vitamini tüketmek, vücudunuzu yeniler. Vücudunuzda zamanla sigara, zararlı maddeler gibi nedenlerle A vitamini azalır. Bu da ciğerlerinizi zayıflatmada bir etkendir. Ciğerlerinizi daima genç tutmak nefes almanızı da iyileştirir. Kavundaki A vitamini, özellikle nefes darlığı çekenler için yardımcı bir besin olabilir.
Kavun Sakinleştirir
Kavunun yine potasyum içeriği, vücutta sakinleştirici bir etki yaratır. Stres giderici bir besin olarak nitelendirilen kavun, odaklamayı kolaylaştırır. Potasyum, kalp atışını normalleştirerek beyne oksijen gidişini kolaylaştırır. Bu da sakinleşmenizi ve odaklanmanızı sağlar.
Diyabeti Olanlar İçin Porsiyon Kontrolü Şart
Diyabet hastalarının kavun tüketirken dikkatli olmasında fayda var. Glisemik indeksi yüksek olan kavunun şeker oranı da yüksektir. Bu yüzden porsiyona dikkat etmek gerekir.
Kavun genel olarak tek başına alerjik bir meyve değildir. Çapraz bulaşma nedeniyle polen, vb sebeplerle daha basit alerjilere sebep olabilir. Ancak diyabet hastaları mutlaka kavun tüketimi için doktora danışmalıdır.
Kavun Seçerken Bunlara Dikkat!
Mükemmel kavun seçmek istiyorsanız birkaç noktaya dikkat etmelisiniz. Öncelikle herhangi bir yerinde bere olmayan, sert bir kavun seçin. Bütün kavunlar aslında boyutlarına göre ağırdır ve böyle olmalıdır. Bu hoş kokulu, sulu bir kavun alacağınız anlamına gelir. Ballı kavunun bir çeşidi olan Santa Claus, olgunlaştıkça sarıya döner. Yani ne kadar sarı olursa lezzeti o kadar iyi olur. Kavunu aldıktan sonra tüketileceği zaman suyla yıkayın ve ardından kesin. Ağzı sıkı kapalı bir kabın içinde buzdolabında 4 gün kadar saklayabilirsiniz.
Kaynak
memorial.com.tr
acibadem.com.tr
[attachment=145380]
[attachment=145381]
[attachment=145382]
[attachment=145383]
RAŞiT TUNCA
BAŞAĞAÇLI RAŞiT TUNCA

FORUMUMUZDA
Dini Bilgiler...
Kültürel Bilgiler...
PNG&JPG&GiF Resimler...
Biyografiler...
Tasavvufi Vaaz Sohbetler...
Peygamberler Tarihi...
Siyeri Nebi
PSP&PSD Grafik
ALLAH
BAYRAK
Radyo Karoglan
Foruma Misafir Olarak Gir
Forumda Neler Var
GALATASARAY
FENERBAHÇE
BEŞiKTAŞ
TRABZONSPOR
MiLLi TAKIM
ETKiNLiKLERiMiZ
Portal
Forum
Search
Community 
Forum Statistics
Forum Team
Calendar
Members
» Latest member:
» Forum threads: 5,258
» Forum posts: 5,849
Read More / Comment 
