MUHAMMED
BAYRAK
| Welcome, Guest |
|
You have to register before you can post on our site. |
| Forum Statistics |
» Members: 7 » Latest member: Muhammed » Forum threads: 5,280 » Forum posts: 5,871 Full Statistics |
DOWNLOADEN
AYET
FELSEFEMiZ
Raşit Tunca Sözü
GÜZEL SÖZ
Funda Arar Kimdir? Biyografisi
Funda Arar (d. 8 Nisan 1975, Ankara), Türk pop müzik şarkıcısı. Bugüne kadar bir Altın Kelebek Ödülü ve bir Türkiye Video Müzik Ödülü dâhil olmak üzere çok sayıda ödül kazanılmıştır.
Hayatı
İlköğrenimini Ankara Ahmet Vefik Paşa İlköğretim Okulunda, orta ve lise öğrenimini Muğla ve Adapazarı'nda tamamlayan Funda Arar, 1996 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı'ndan mezun olmuştur. Eğitiminin ardından iki yıl boyunca müzik öğretmenliği ve sahne çalışması yaptı.[1]
Müzikal kariyeri
2000: İlk yılları
Yaklaşık bir buçuk yıl ilk albümü için çalışmalarını sürdüren Funda Arar'ın Sevgilerde albümü TMC etiketiyle 11 Şubat 2000'de yayınlandı. Albümde ağırlıklı olarak müzisyen Yücel Arzen ile çalışan sanatçı çıkış şarkısı olarak Necip Fazıl Kısakürek'in şiiri "Kaldırımlar" seçilmiş, aynı şarkıya Hakan Yonat yönetmenliğinde müzik klibi çekilmiştir. Aynı albümde bestelenen şiirlerden olan Behçet Necatigil'den "Sevgilerde", Gülsüm Cengiz'den "Yağmur" ve Şeyda Kılınç'tan ise "Ay Doğmadan Gel" şiirleri de yer almaktadır. Daha sonra sırasıyla "Aysel" ve sözü ile bestesi Yücel Arzen'e ait olan "Sonu Yok Bu Aşkın" adlı şarkılar kliplendirilmiştir. Yine aynı yıl Funda Arar dönemin popüler dizilerinden olan Ruhsar'da konuk oyuncu olarak rol almıştır. Dizide Sevgilerde albümünden "Ah Oğlan" adlı şarkı ön plana çıkarılmıştır.
İlk albümünün ardından Funda Arar, çalıştığı müzik şirketi TMC'nin diğer bir sanatçısı olan Kıraç ile 14 Şubat 2001 yılında Sevgiliye adında bir düet albümü çıkarmışlardır. Albüme adını veren şarkıda düet yapan iki sanatçı, bu şarkıyı da kliplendirmişlerdir. Albümde Funda Arar tarafından solo olarak yorumlanan söz ile müziği kendisine ait "Seni Düşünürüm" şarkısı da daha sonra kliplenmiştir. Sanatçı 2002 yılında ise Magazin Gazetecileri Derneğinden Kıraç ile birlikte yaptığı Sevgiliye albümü ile "En İyi Çıkış Yapan Sanatçı" ödülünü almıştır.
2002-07: Kariyerinin yükselişi
Funda Arar 2002 yılında ikinci solo albümü Alagül'ü çıkarmıştır. Albüme adını veren "Alagül" şarkısı çıkış şarkısı olarak düşünülmüş ve klibi yine Hakan Yonat tarafından çekilmiştir. Albümde bulunan, Erkin Koray yorumu ile bilinen "Arapsaçı" şarkısının Febyo Taşel tarafından yapılan yeni düzenlemesiyle Türk pop müziğinde bilinirliğini arttırmıştır. "Arapsaçı" da dâhil olmak üzere toplamda beş şarkının kliplendirildiği albüm aynı zamanda sanatçının kendi bestelerine yer verdiği albümü olmuş, 2003 yılının Ekim ayında çıkartmış olduğu üçüncü solo albümü Sevda Yanığı ile aynı ismi taşıyan "Sevda Yanığı" adlı şarkı ilgi çekmiş aynı albümde Fikret Kızılok yorumuyla bilinen, Ahmed Arif'e ait "Haberin Var mı" adlı parçayı tekrar yorumlayan Funda Arar, Sevda Yanığı albümü ile Altın Kelebek Ödülleri'nde "En İyi Çıkış Yapan Sanatçı" ödülünü kazanmış, 2005 yılında Kanaltürk'te yayınlanan Funda Arar'la Performans programını yapmıştır.
2006 yılında Son Dans adlı albümü yayınlanan sanatçısının bu albümü için çıkış şarkısı olarak "Karartma Günleri" çekilmiş, Funda Arar aynı albümde geçmişte Bergen'in seslendirdiği "Benim İçin Üzülme" adlı şarkıyı yeniden yorumlayarak albümde yer vermiştir. Toplamda altı şarkının kliplendirildiği albüm yıl içinde en çok satan ilk 10 albüm arasına girmiştir ve Mü-yap tarafından "Platin Ödülü" ile ödülendirilmiştir.[2] Yine aynı yıl aynı müzik şirketinde çalıştığı için beraber bir düet albüm çıkardığı, çeşitli konserler verdiği sanatçı Kıraç ile yeniden bir ortak proje gerçekleştirmiştir. Gölgeler adlı televizyon programında iki sanatçı müzik tarihinde kalıcı eserler bırakmış olan sanatçıların şarkılarını yeniden seslendirmişlerdir. TRT 1 kanalında başlamış program daha sonraları Show TV'de devam etmiş, 2007 yılında 12. Kasdav Liselerarası Müzik Yarışması'nda jüri koltuğunda yer almıştır.
2008-09: Yenilikler
Funda Arar, popüler müziğin yanı sıra eğitimini de gördüğü Türk Sanat Müziği eserlerinden oluşan bir albüm de yapmak istediğini belirtmiştir ve 2008 yılında Rüya'yı çıkarmıştır.[3] Sanatçı, 2008 yılında Aile İçi ve Kadına Şiddet 'e tepki göstermek ve önlenmesine dikkat çekmek amacıyla 13 kadın sanatçıdan oluşan Güldünya Şarkıları albümünde yer almıştır. Bu albümde Arar, Zuhal Olcay'ın seslendirdiği "Dünden Sonra Yarından Önce" adlı şarkıyı yorumlamış, Olcay ise Funda Arar'ın Sevda Yanığı albümünde bulunan "Neyse" adlı şarkıyı seslendirmiştir.[4] Aynı yıl Kral TV'de başlayan Söz Müzik Funda Arar programıyla televizyon seyircisi ile buluşmuş, ancak program 2009 yılında sona ermiştir.
2009 yılında Zamanın Eli adlı albümü yayınlanan Funda Arar, bu albümünden dört şarkısını kliplendirmiş ve her albümünde olduğu gibi bir cover şarkıya da yer vermiş, daha önce Zerrin Özer'in seslendirdiği "Ateş Düştüğü Yeri Yakar" adlı şarkıyı Febyo Taşel düzenlemesiyle yorumlamıştır. Sanatçının en çok satan albümlerinden biri olan Zamanın Eli ile Funda Arar birçok ödüle layık görülmüştür. Albümde bulunan "Yak Gel" adlı şarkı dijital ortamda en çok indirilen şarkı olmuştur. Albüm konserlerini ise Türkiye genelinde Söz-Müzik Funda Arar adını verdiği turneyle gerçekleştirmiştir.
2010-günümüz
Nâzım Hikmet'in şiiri olan ve daha sonra Cem Karaca tarafından bestelenen "Herkes Gibisin" adlı eseri yorumladığı Aşkın Masum Çocukları adlı albümü 2011 yılında yayınlanan Funda Arar, aynı albümde yer alan, söz ve müziği kendisine ait "Sevdiklerim" adlı şarkıya da yer vermiştir. Aşkın Masum Çocukları yılın en çok satan ilk beş albümü içine girmiştir.[5] Albüm konserlerinin yanı sıra konsept konserlerle de sevenleriyle buluşmuş, Kuruçeşme Arena ve Harbiye Açıkhava Tiyatrosu'nda verdiği proje konserlerinde Türk müziğinde klasikleşmiş şarkılarla repertuvar oluşturmuştur.[6] Aşkın Masum Çocukları albümünden sonra Sessiz Sinema 2012 yılında Emre Grafson Müzik etiketiyle yayınlamıştır. Bu albümde sanatçı, müzisyen eşi Febyo Taşel başta olmak üzere Yıldız Tilbe, Niran Ünsal ve Onur Baştürk gibi isimlerle çalışmıştır.
2013 yılında Enbe Orkestrası eşliğinde "Hafıza" isimli bir single yayınlayan sanatçı 2015 yılının Şubat ayında Hoşgeldin isimli albümünü DMC yapımcılığında çıkarmış ve çıkış şarkısı olarak "Hayatın Hesabı" seçilmiş, şarkı Nihat Odabaşı yönetmenliğinde kliplendirilmiştir. Geçmişte Müslüm Gürses tarafından seslendirilen "Kaç Kadeh Kırıldı", Ümit Sayın tarafından seslendirilen "Ben Tabii ki" ve Levent Yüksel tarafından seslendirilen "Onursuz Olmasın Aşk" adlı şarkılara aynı albümde yeniden yer vermiştir. Albümün müzik direktörlüğünü ve çoğu şarkının besteciliğini kendi gibi müzisyen olan eşi Febyo Taşel yapmıştır. Arabesk projesiyle 2018'in en çok satan albümlerinden birine imza atan Funda Arar, yeni teklisi "Çık Aradan"ı 2019 yılının Temmuz ayında müzikseverlere sunmuştur.[7]
Özel hayatı
2004 yılından bu yana Febyo Taşel ile evlidir. Evlilik günü için 28 Haziran ve 29 Haziran tarihleri arasında İstanbul'da yapılan 2004 İstanbul Zirvesi'ni[8] seçtiğini belirten Arar, "Farklı bir tarihte evlenmeyi düşünüyorduk ama fazla duyulmasın diye bugünü seçtik" demiştir.[9] Arar, bir röportajında eşi Taşel için, "O benim ne istediğimi çok iyi biliyor, ben de onun ne beklediğini biliyorum. Ama biz çalışırken aramızda sevgili ya da karı-koca ilişkisi olmuyor" demiştir.[10] 9 Temmuz 2013 tarihinde Aras adını verdiği bir oğlu olmuştur.[11]
Diskografisi
Stüdyo albümleri
2000: Sevgilerde
2002: Alagül
2003: Sevda Yanığı
2006: Son Dans
2008: Rüya
2009: Zamanın Eli
2011: Aşkın Masum Çocukları
2012: Sessiz Sinema
2015: Hoşgeldin
2017: Aşk Hikayesi
2018: Arabesk
Single'lar
2007: Rüya Gibi (Cem Yıldız ile)
2013: Hafıza
2015: Bağışla
2017: Aşk Olsun
2019: Çık Aradan
2020: O Şarkıyı Çal
2021: Gerisi Bende
2022: Al Sevgilim (Semicenk ile)
2022: Virane Gönlüm
EP'ler
2001: Sevgiliye (Kıraç ile)
2007: Beyaz Gelincik (Kıraç ile)
2020: Doldur Yüreğimi
Filmografisi
2009 Altın Kızlar Kendisi Konuk oyuncu
2000 Ruhsar Kendisi Konuk oyuncu
Televizyon programları
Funda Arar'la Performans (2005)
Gölgeler (2006)
Söz Müzik Funda Arar (2008-2009)
Ödülleri
2001 7. Kral Tv Video Müzik Ödülleri En İyi Çıkış Yapan Kadın Sanatçı Adaylık
2002 MGD Altın Objektif Ödülleri En İyi Çıkış Yapan Sanatçı Kazandı
2003 9. Kral Tv Video Müzik Ödülleri En İyi Pop Müzik Kadın Sanatçı Adaylık
2004 31. Altın Kelebek Ödülleri En İyi Çıkış Yapan Solist Kazandı
2007 YTÜ Yılın Yıldızları Ödülleri En Beğenilen Kadın Şarkıcı Kazandı
Radyo Televizyon Gazetecileri Derneği Ödülleri Yılın En İyi Müzik - Eğlence Programı (Gölgeler) Kazandı
Our Future Müzik Ödülleri En İyi Kadın Pop Müzik Sanatçısı Kazandı
5. MÜ-YAP Müzik Ödülleri Platin Albüm (Son Dans) Kazandı
13. Kral Tv Video Müzik Ödülleri En İyi Pop Müzik Kadın Sanatçı Adaylık
Marmara Üniversitesi Yılın En'leri Ödülleri En İyi Pop Kadın Sanatçısı Kazandı
2008 14. Kral Tv Video Müzik Ödülleri En İyi Pop Müzik Kadın Sanatçı Adaylık
Yılın Şarkısı (Bu Sabah Güneş Doğmuyor) Adaylık
2009 YTÜ Yılın Yıldızları Ödülleri En Beğenilen Kadın Şarkıcı Kazandı
İstanbul FM Müzik Ödülleri En İyi Kadın Albüm / Kadın (Zamanın Eli) Kazandı
2010 16. Siyaset Dergisi Ödülleri Yılın En İyi Yorumcusu Kazandı
16. Kral Tv Video Müzik Ödülleri En İyi Kadın Sanatçı Adaylık
En İyi Albüm (Zamanın Eli) Adaylık
Yasal Ortamda En Çok İndirilen Şarkı (Yak Gel) Kazandı
2011 Türkiye'nin En'leri Ödülleri En Beğenilen Kadın Ses Sanatçısı Kazandı
2012 18. Kral Tv Video Müzik Ödülleri En İyi Kadın Sanatçı Adaylık
En İyi Albüm (Aşkın Masum Çocukları) Adaylık
3. Quality Of Magazine Dergisi Ödülleri En Quality Kadın Sanatçı Kazandı
2013 1. Türkiye Müzik Ödülleri En İyi Kadın Sanatçı Adaylık
2014 13. Magazinci.com İnternet Medyası (En İyiler) Yılın En İyi Kadın Pop Yorumcusu[12] Kazandı
MGD 20. Altın Objektif Ödülleri En İyi Kadın Yorumcu[13] Kazandı
2015 Zihinsel Engelliler Rehabilitasyon ve Eğitim Vakfı Yılın En'leri Ödülleri Yılın En İyi Kadın Pop Kadın Sanatçısı Kazandı
DMC Ödülleri Dijital Satış Ödülü (Bağışla) Kazandı
2016 16. Magazinci.com İnternet Medyası (En İyiler) Yılın Kadın Pop Yorumcusu Kazandı
MGD 22. Altın Objektif Ödülleri En İyi Albüm (Hoşgeldin) Kazandı
Kaynak ve Dipnotlar
Wikipedia
Tarih Tekerrürden mi İbarettir
4 Mevsim her sene yeniden yeniden tekrar ediyor.
Her günün sonunda gece, gecenin sonunda da, sabah tekrar ediyor. Her saatin sonunda, dakika yine bir den başlıyor.
Her çocuk önce apılıyor, sonra ayağa kalkıyor, sonra yürüyor, sonra konuşuyor, sonra yiyor, sonra tuvalet adabını öğreniyor, sonra okumayı öğrenyor,.... her yeni doğan çocuk da yine aynı şeyleri tekrar ediyor...
--oOo--
Her gün bir yerden göçmek ne iyi,
Her gün bir yere konmak ne güzel,
Bulanmadan, donmadan akmak ne hoş.
Dünle beraber gitti cancağızım,
Ne kadar söz varsa düne ait…
Şimdi yeni şeyler söylemek lazım…
"Dün dünde kaldı cancağızım. Bugün yeni şeyler söylemek lazım!"
(Mevlâna Celâleddin Rumi)
--oOo--
Peygamber Efendimiz Buyurdular
''İki günü eşit olan zarardadır.''
(Beyheki)
Peygamber Efendimiz Buyurdular
İki günü eşit olan aldanmış; bugünü dününden kötü olan ise lanetlenmiştir.
(Beyheki)
Peygamber Efendimiz Buyurdular
Akıllı ve olgun Mü'min aynı delikten iki defa sokulmaz, ısırılmaz.
(Buhârî, Edeb, 83; Müslim, Zühd, 63)
a+b=abc
b+c=abc
c+a=abc
a=c
b=a
a-c=0
Ne saçmalık bu problem, sıfırı bulmaya çalışıyoruz, sonucu sıfır olacak bir işlemin sonucunu bulmaya çalışmak kadar saçmalık olamaz. Eğer sonuç Sıfır, ya da Yok, ya da hiçbrşey ise , sonuçta elde edeceğin hiçbirşey için kendini bu kadar yormanın anlamı ne? ne saçmalıyorsunuz siz yahuuuu, daha dün helak olup batan ümmetler mesela "mu, agarta, ve lemurlar, atlantis,..."
toprağı kazdıkça alttan batmış ümmetlerin kalıntılarını çıkarıyoruz da bunlar nasıl yere batmış demiyoruz
Ve döngü aynı yine ayni döngüye geldik güneş batıdan doğacak ve dünya ters düz olcak ve karalar sular ile dolacak
neresi yukarda kalır Allahu alem, tarih tekerrürden ibaret gibi gözüküyor, bunca yüzyıllar boyu bu böyle olmuş, sonunda helak olan ümmetler, bu helak olan ümmetler Kuran da defalarca anlatılıyorlar da ders alan yok, durum aynı sonuç, alametler bizim de sona geldiğimizi gösteriyor, ve eğer başaramazsak, dünyamız ve insanlık ve doğa ve kainat için, kalıcı salih ameller yapamazsak, peygamberin dediği gibi, 'müslüman aynı delikten iki defa.. ya da iki günü eş ve aynı olan.... yani tekarrür etmeyen bir sonuç var müslüman'a diyor ya da demek istiyor, öyle olunca, ümmeti necat, hep bir kurtulanlar olmasaydı, batan ümmetler ile, insanlık yok olurdu, hep bir kurtulanlar ümmeti, yani ümmeti necat olmuş. Bu devirde de, mehdi ve sevenleri, peygamberin sözü ile, inşallah o kurtulanlar ümmeti olur, ümmeti necat olur, bizlerde inşallah o ümmettenizdir, bizler helak olmayıp kaldığımız yerden devam edenler olabilirz umarım...
Peygamber Efendimiz Buyurdular
Güneş batıdan doğmadıkça, Kıyamet kopmaz. O zaman herkes iman ederse de fayda vermez.
(Buhari, Müslim)
Ebu Zer (r.a) tarafından rivayet edilen hadiste, Hz. Peygamber (asm) şöyle buyurmuştur:
“Güneş battığı bir sırada mescide girdim. Rasülullah (asm.) oturuyordu. Bana:
'Ey Ebu Zer, şu güneş nereye gidiyor, biliyor musun? dedi. Ben,
‘Allah ve Rasülü bilir.’ dedim. Şöyle buyurdu:
‘Secde yapmak için müsaade almaya gidiyor ve kendisine müsaade ediliyor. Sanki bir gün ona ‘Buradan Doğ!’ denilecek, o da battığı yerden doğacaktır.’ Rasülullah (asm.) daha sonra,
‘Güneş, kendisine tayin edilmiş bir yere doğru akıp gider.’
(Yasin, 36/38) ayetini okudu.”
(Tirmizi, Fiten, 22)
Peygamber Efendimiz Buyurdular
Huzeyfe b. Üseyd (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Biz aramızda kıyameti müzakere ederken Rasûlullah (s.a.v.) üst kattan bize baktı ve şöyle buyurdu: On alamet görülmeden kıyamet kopmayacaktır;
1- Deccal ve fitneleri
2- Güneşin batıdan doğması,
3- Ye’cûc ve Me’cûc’ün çıkması,
4- Neml sûresinin 82. ayetinde belirtilen Dabbe’nin çıkması,
5- Biri doğuda biri batıda bir diğeri de Arap yarımadasında meydana gelecek yere batma hadisesi, çöküntüler,
6- Aden’den çıkacak bir ateş ki daima insanlarla beraber olacak, onlarla beraber gelip gidecek ve onlarla beraber istirahat edecektir. (İbn Mâce, Fiten: 29)
7 - Duhan veya Duman Çöl İklimi ve Gece ve gündüz arasındaki sıcaklık farkından doğan sis
8- Hz Mehdi
9- Hz isa
10- Kuraklık ve “Fırat nehrinin suyu çekilip, aktığı yatakta bulunan bir altın dağı meydana çıkmadıkça ve kurtulup kazanan ben olayım diye birbiriyle çarpışan her yüz kişiden doksan dokuzu ölmedikçe kıyamet kopmaz.” (Buhârî, Fiten 24; Müslim, Fiten 29. Ayrıca bk. İbni Mâce, Fiten 25)
Dünya herc-ü merc* içinde kaldığında, fitneler zuhur ettiğinde, yollar kesildiğinde, bazıları bazısına hücum ettiğinde, büyük küçüğe merhamet etmediği, büyüğe vakarlı davranmadığında Allah, bu sırada onlardan adavetin (düşmanlığın) kökünü kazı(Zeker) dalalet kalelerini fethedecek ve evvelce benim ayakta tuttuğum gibi, ahir zamanında dini ayakta tutacak, önceden zulümle dolu olan dünyayı adaletle dolduracak birini (Mehdi) gönderecektir.
Herc-ü merc nedir ya Rasulallah? dediler
Herc-ü merc : Biri doğuda biri batıda bir diğeri de Arap yarımadasında meydana gelecek yere batma hadisesi dir.
(Huzeyfe b. Üseyd (r.a.) ve Kitab-ül Burhan Fi Alameti-il Mehdiyy-il Ahir Zaman)
dikatinizi çekerim "Arap yarımadası" yani kurtulcak olan mezepotamya hikayesi fasa fiso, yere batcak yerlerden biriside israil mescidi aksa tarafları ve mekke medine bütün mezepotamya bunun yanına fırat dicle hadisinide katınca Türkiye de bunlara dahil oluyor vesselam
Kabe ve mekke viran olur
“Simsiyah ve sıska bacaklının, Kabe’nin taşlarını bir bir söktüğünü görür gibi oluyorum.”
(Sahih-i Buhari’de s. 261-262)
“Kâbe'yi bacakları sıska, cılız bir habeşli yıkacaktır.”
(Buhari; Tefsiru sureti’l-Maide, 97)
Hz İbrahim’in Allah’ın emri ile Kâbe’nin bulunduğu yere gittiği ve Kâbe’nin temellerini bularak o temeller üzerine bugünkü mevcut Kâbe’yi inşa ettiği kabul edilmiştir.
Tarih boyunca değişik zamanlarda çeşitli restorasyon ve inşa muamelesine tabi, tutulan Kâbe’nin en meşhur bir inşası da Hz. Muhammed (asm) 35 yaşında iken yapılmıştır.
“İbrahim, İsmail ile birlikte Beytullah'ın (Kâbe’nin) temellerini yükseltiyor.” (Bakara, 2/ 127)
yani bir zamanlar Kabe de yere batmış vaziyetteymiş, Hz ibrahim, yere batmış vaziyette ki, Kâbe’nin ilk, ya da, önceki temellerini bularak, o temeller üzerine, bugünkü mevcut Kâbe’yi inşa etmiş vesselam.
"Benden sonra halifeler bulunacaktır. Halifelikten sonra emirler, emirlerden sonra krallar, krallardan sonra da zâlim idareciler olacaktır.
Daha sonra Ehl-i Beyt'imden bir adam çıkacak, yeryüzü zulümle dolduğu gibi onu adaletle dolduracaktır."
(Câmiu's-Sağîr: 4768)
"Kıyametin kopmasına bir gün bile kalsa, Allah-u Teâlâ o günü uzatarak benim soyumdan bir kişi gönderecektir. Adı adımın, babasının adı babamın adının aynısı olacak, zulüm ve zorbalık altında inleyen yeryüzünü huzur ve adaletle dolduracaktır."
(Ebu Dâvud, Tirmizî)
"Mehdi Bizden, Ehl-i Beyt'imizdendir. Allah Onu Bir Gecede Islah Eder."
(İbn-i Mâce: 4085)
"İnsanların üzerine belâ üzerine belâ yağdığı ve onun çıkışından ümit kesildiği bir sırada Mehdi zuhur eder."
(İmam-ı Suyuti)
"Hepsi de Allah'ın peygamberi olduğunu iddiâ eden otuza yakın yalancı deccaller türemedikçe kıyamet kopmaz."
(Tirmizî)
"Siz beşeriyet için meydana çıkarılmış en hayırlı bir ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülüğü vazgeçirmeye çalışırsınız ve Allah'a inanırsınız."
(Âl-i imrân: 110)
"Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacak, bunların içinden bir fırkası ehl-i necat (Kurtulanalar) olacaktır."
buyurmuş. Ashab sormuşlar:
"Yâ Resûlâllah, o kurtulan fırka hangi fırka olacaktır?"
Şöyle cevap vermiş:
"Benim sünnetimden şaşmayanlar kurtulanlardan olacaktır! Yâni Ehl-i sünnet ve cemaat mensuplarıdır."
(Tirmizi, İman, 18; İbnu Mace, Fiten, 17)
işte Ahirmzamanda Hz Mehdiyi arayıp bulup O'na katılan O'na ve emrilerine itat edip Allahu Tealan'ın O'na Gösterdiği rota ve istikamatte hareket edereketen, bu devre sonu kapanışından, kurtulacak olanlara, kurtulanlar Ümmeti, veya Kurtulan millet, yada "Ümmeti Necat" denilir.
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif'lerinde:
"Belâ ve fitneden başka dünyanın hiçbir şeyi kalmadı!" buyurmuşlardır.
(İbn-i Mâce: 4035)
"O'nun ilmi dışında bir yaprak dahi düşmez." buyuruyor.
(En'âm: 59)
İbn-i Mes'ud -radiyallahu anh- anlatıyor: "Biz, Resulullah Aleyhisselâm'ın yanında iken Benî Hâşim'den bir grup genç geldi. Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- onları görünce, gözü doldu ve rengi değişti. Ben: Ey Allah'ın Resul'ü! Şimdiye kadar, mübarek yüzünüzde hoşumuza gitmeyen bir manzara hiç görmemiştik, (şimdi ne oldu da bizi üzen bir ifade ile karşılaşıyoruz?)" dedim. Şu cevabı verdiler:
"Biz öyle bir Ehl-i Beyt'iz ki, Allah bizim için dünyaya mukabil ahireti tercih etmiştir. Benim Ehl-i Beyt'im benden sonra belâ, kaçırılma ve sürgüne maruz kalacak. Nihayet, doğu tarafından beraberlerinde Siyah Bayraklar olan bir kavim gelecek. Bunlar hayır (saltanat) isteyecekler, fakat istekleri yerine getirilmeyecek. Bunun üzerine onlar savaşacak. Allah onlara yardım edecek. Bundan sonra istedikleri (hükümdarlık) kendilerine verilecek. Ne var ki, onlar bunu kabul etmeyip emirliği Ehl-i Beyt'imden bir adama tevdi edecekler. Bu (Emîr) de, insanlar yeryüzünü daha önce zulüm ile doldurdukları gibi, yeryüzünü adaletle dolduracaktır. Artık sizden kim o güne yetişirse kar üstünde emeklemek suretiyle de olsa onlara varsın (katılsın)"
(İbn-i Mâce: 4082)
"De ki: Ey mülkün sahibi Allah! Sen mülkü kime dilersen ona verirsin. Kimden dilersen ondan alırsın. Kime dilersen ona izzet verirsin, yükseltirsin. Kime dilersen ona zillet verirsin, alçaltırsın. Hayır senin elindedir, sen her şeye kadirsin." (Âl-i imrân: 26)
Bir gün 24 saat ve, saat 24 olunca yani iki tur atınca saat tekrardan sıfırdan başlıyor yani bir gün didinip devinmek bile saçmalık aslında, sonuç başa dönmek ise, ama o sona vardığın günden, birşeyler kazandınsa, sonu sıfır değilidr, saat sıfırdan başlasa da, sen başa dönsen de, sonuç sıfır değildir, eğer o gün elli lira, ya da elli sevap kazandınsa, sonuç sıfır değildir, sonuç plus elli dir, yani +50. Bu kazanç senin kazanım yaptığın bilgi ve tecrübe de de böyledir, eğer geçmişteki hatalarından ders alıp, o hataya br daha düşmeden yol alabilirsen yani peygaberin sözü ile aynı delikden ikinci defa sokulmadıysan sen kazanmışsındır.
Bu bir Karoglan Başağaçlı Raşit Tunca Makalesidir
Raşit Tunca
Schrems, 25.10.2022
Telefonunuzdaki Fotoğrafları ve videoları içe (Bilgisayara) aktarmak için yapılacak işlemler
İlk önce, telefonunuzu dosya aktarabilen bir USB kablosuyla bilgisayarınıza bağlayın.
Telefonunuzu ve kilidini açın. Cihaz kilitliyse bilgisayarınız cihazı bulamaz.
Bilgisayarınızda, Fotoğraflar uygulamasını açmak için Başlat düğmesini’ ve ardından Fotoğraflar ’ı seçin.
İçeri aktar > Bağlı bir cihazdan öğesini seçin ve ardından yönergeleri izleyin. İçeri aktarmak istediğiniz ögeleri ve bunları kaydedeceğiniz konumu seçebilirsiniz. Algılama ve aktarma işleminin tamamlanması için birkaç dakika bekleyin.
İçeri aktarmak istediğiniz fotoğrafların bulutta değil cihazda bulunduğundan emin olun.
Android cihazları
Telefonunuzdaki kamera uygulamasıOneDrive veya Google fotoğraflar gibi bir bulut depolama alanıyla zaten eşitlenmiş olabilir. Öyleyse, fotoğraflarınız ve videolarınız otomatik olarak buluta yüklenir. Bu fotoğraflara veya videolara bilgisayarınızdan erişmek istediğinizde bulutta depolanan fotoğrafları ve videoları bulut depolama alanından indirmek için bir web tarayıcısı kullanabilirsiniz.
Son fotoğraflar için Microsoft Store’dan Telefonunuz uygulamasını kullanın. Bu uygulamayla, kameranızdaki ve ekran görüntüsü klasörünüzdeki en son fotoğrafları görüntülemek ve kopyalamak için ayrıca bir USB kablosu gerekmez. Bu özellik yalnızca son fotoğrafları içerir, videoları içeri aktarmaz. Telefonunuz uygulaması, Android OS 7.0 veya daha yenisine sahip bir Android telefon gerektirir.
Doğrudan cihazınızdan dosya indirmek amacıyla USB kablosu kullanıyorsanız medya veya fotoğraf aktarmak için USB ayarını değiştirmeniz gerekebilir. Google'ın sağladığı güncel bilgiler için Bilgisayarınızla Android cihaz arasında dosya aktarma sayfası’na bakın.
iPhone'lar
iOS cihazda Bu Bilgisayara Güvenmenizi isteyen bir komut görebilirsiniz. Devam etmek için Güven’i ya da İzin Ver’i seçin. Apple'ın sağladığı güncel bilgiler için Apple'ın web sitesindeki iPhone, iPad veya iPod touch'ınızdan fotoğraf ve video aktarma sayfasındaki "Bilgisayarınıza aktarma" konusuna bakın.
iOS cihazınızda iCloud etkinse fotoğraflarınızı veya videolarınızı indiremezsiniz. Görüntüleriniz iCloud'da bulunur ancak cihazınızda yer almaz. Bu fotoğrafları veya videoları açmak ya da bilgisayarınıza aktarmak istiyorsanız bu işlemi iCloud masaüstü uygulamasını kullanarak yapabilirsiniz. Daha fazla bilgi için Apple’ın web sitesindeki iCloud fotoğraflarıyla ilgili yardım alma sayfasına bakın.
Bütün Müezzinlere Selam Olsun!
Peygamberimiz (asm) sıkıntılı anında şöyle seslenirdi: Rahatlat bizi Bilal!
Peygamber Efendimize (sav) bir zorluk, bir sıkıntı yanaşınca Hz. Bilal'e seslenirdi. 'Erihna Ya Bilal!' Rahatlat bizi Bilal. Yani ezanla topla bizi. Namaza çağır. Bizi rahatlat ya Bilal" derdi.
İlahiyatçı Nihat Hatipoğlu, Kur'an'ı dinlemek, okumak ve yaşamak gerektiğini belirterek, "Kur'an, anlaşılmak için indi. Kur'an Rabbimizi tanıtıyor. Peygamberimizi de. Kur'an'la ilişkinizi, ahdinizi, misakınızı yenileyin" dedi.
Sabah'taki yazısından "çaresiz kaldığınızda, daraldığınızda, sarsıldığınızda O'na yönelin. İmanınızı O'nunla güçlendirin. Zamanınızı O'na ayırın. Kur'an'la namazı birleştirin. Kur'an'da namazı arayın, namazda Kur'an'ı" diyen Hatipoğlu, daha sonra Peygamber Efendimizin sıkıntı karşısında ne yaptığını söyledi:
"Peygamber (s.a.v.)'e bir zorluk bir sıkıntı yanaşınca Hz. Bilal'e seslenirdi. 'Erihna Ya Bilal!' Rahatlat bizi Bilal. Yani ezanla topla bizi. Namaza çağır. Bizi rahatlat ya Bilal.
Hz. Bilal'in sesiyle camiye doluşurlardı. Gündüzün en dolu-düzgün saatinde namazla ruhu arındırırdı.
Aslında gecenin en derin saatinde (el-Müzemmil 1-4) Allah O'nu namaza uyandırırdı. "Ey elbisesine bürünen! Gecenin birazı hariç olmak üzere tümü için kalk gecenin yarısı miktarınca yahut ondan birazını eksilt. Yahutta üzerine ekle. Kuran'ı da açık açık, tane tane oku" buyururdu.
Tercihini sen yap ey Habibim. Bazı geceler şu kadar, bazı geceler belki daha çok. Belki daha az. İhtiyacına göre.
Kur'an'la habibini, Kur'an'la Hz. Resul'ü birleştir. Böyle an.
Sahabe toplanmış. Efendimizin tanıttığı gibi Peygamberleri anıyorlar. Dediler ki Hz. Adem Allah'ın halifesidir. Hz. Musa Allah'ın konuştuğudur (Kelimidir). Hz. İbrahim Allah'ın dostudur (Halil). Hz. İsa Allah'ın kelimesidir. Bunları duvarın ötesinden duydu. Dışarı çıktı. Şöyle buyurdu: Ben de Allah'ın sevgilisiyim (Habibiyim) bu sözüyle Ali İmran 31 ve 32. ayetlerini hatırlatıyordu.
Allah kitabında şöyle buyurmuştu: Onlara de ki (Ey Muhammed) siz Allah'ı seviyorsanız bana uyun. Bana uyun ki, Allah da sizi sevsin. (Ali İmran, 31) Sadece itaate ve sevgiye davetle burada yetinmiyor.
Allah'ın kitabı şöyle devam ediyor: 'De ki (Ey Muhammed onlara) Allah'a ve Resulüne itaat edin. Eğer yüz çevirirlerse şüphesiz Allah kafirleri sevmez.' (Ali İmran 32)
Ayet, Hz. Peygamber'e itaat etmeyeni Kafir ilan ediyor. Hüküm ağır, ama beklenen.
Allah'ın kelamına ve sevgilisinin davetine kayıtsız kalanlar şöyle dediler: Kalplerimiz senin de dediğine perdelidir. (Bakara, 88) Kalplerimiz kılıflanmıştır. (Nisa, 155)
Kuran cevap verdi bu inkarcılara; Kalplerinde hastalık vardır. (Bakara,10)
Kuran'ı ve Peygamberi dinlemeyenlere cevap: Siz hastasınız.
İşte bu hastalığı kaldırmak için Kuran'la Hz. Resul'ü beraber oku. Okuduğun her ayette Hz. Resulullah'ı bulamıyorsan, okuduğun kitap değil, uyduğun nefsindir. Unutma ki, okuduğun her ayetler O'nun hayatına göre şekillenmiş veya o, ayetlere göre Cibril'le yönlendirilmiş. Aynı kapıya çıkıyor yol.
İlk kutlu nesil sahabe Bilal'in her sözünü duyduklarında camiye bu imanlarını tecdid için koşarlardı. Biz ezana veya Kuran'a çağırıldığımızda acaba bu teslimiyet ve sadakatle davete icabet ediyor muyuz?
Künyesi Ebu Abdullah (Ebu Abdulkerim veya Ebu Amr)
Babası Rebah. O da Cumah kabilesinin bir kölesiydi.
Annesi Hamâme hatun. O da bir köleydi. İlk günlerde Müslüman oldu ve işkencelere maruz kaldı. Bu hanımı da Hz. Ebu Bekir satın alarak azad etti. Bilal, annesine nisbet edilerek İbn Hamâme diye de anılır. Bi’setten otuz yıl kadar önce Habeş asıllı bir köle olarak Arabistan’ın batı tarafındaki Serât’ta veya Mekke’de Cumah kabilesi içinde dünyaya geldi.
Bilal, Benî Cumah’tan Ümeyye b. Halef’in kölesi idi.
Her ne zaman kendisini taltif eden bir söz duysa başını önüne eğer ve şöyle derdi: “Ben düne kadar Habeşli bir köleydim”.
İslamiyeti Kabulü
Bilal otuz yaşlarında İslâmiyet’i kabul etti. İslam’ı ilk kabul edenler arasında onun da adı sayılmaktadır. İslam’dan önceki hayatı hakkında bir bilgi bulunmamaktadır. Mekke’de müslüman olduğunu açıkça söyleyen ilk yedi kişiden biri de Bilal’dir. Peki kimdir bu yedi kişi? Birincisi Resûlullah’dır (s.a.), ikincisi Hz. Ebu Bekir’dir ve üçüncüsü Bilal b. Rebah’tır.
Devamlı söylediğimiz bir şey var, Müslüman olmak kolaydır. O devirde asıl iş Müslüman olduktan sonrasıdır. Çünkü o dönemde “ben de Müslümanlardanım” demek, tüm Mekke’yi, tüm Kureyşi karşına almak demektir. Bilal’in efendisi Ümeyye b. Halef İslam’ın en azılı düşmanlarından biridir. Kölesi Bilal’in İslam’ı kabul ettiğini öğrenince dayanılmaz işkencelere başladı. Bilal’i öğle vakitlerinde kızgın güneş altında sırt üstü yatırır, büyük bir kaya parçasını göğsü üzerine koydurur, onu İslâmiyet’ten vazgeçerek Lât ve Uzzâ’ya tapmaya zorlardı. Fakat her defasında Bilal, “Rabbim Allah’tır; O birdir” diyerek bu dayanılmaz işkenceye imanıyla göğüs gererdi. Kendisine işkenceyi artırdıkları zaman Bilâl “Ahad, Ahad [Allah] birdir, birdir.” diyordu. Ona “Bizim söylediğimizi söyle!” dediklerinde o, “Ona dilim dönmüyor.” diyordu.
Hz. Peygamber onun bu şekilde işkence görmesine son derecede üzülürdü. Hz. Ebû Bekir beş ya da yedi ukiyye karşılığında Bilâl’i Ümeyye b. Halef’in elinden kurtardı ve azat etti. Parayı aldıktan sonra Ümeyye Hz. Ebu Bekir’e “yemin ederim ki, bir ukiyye verseydin yine onu sana satacaktım” dedi. Bunun üzerine Hz. Ebu Bekir adeta Bilâl’in değerini ifade etmek için şöyle söyledi: “Allah’a yemin ederim ki, yüz ukiyye isteseydin onu tastamam öder yine Bilal’i alırdım”.
Hz. Ömer, Bilal’in değerine ve Hz. Ebu Bekir’in onu azat ettiğine işaret ederek şöyle derdi.
أَخْبَرَنَا جَابِرُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ رضى الله عنهما قَالَ: كَانَ عُمَرُ يَقُولُ: أَبُو بَكْرٍ سَيِّدُنَا ، وَأَعْتَقَ سَيِّدَنَا . يَعْنِى بِلاَلاً
“Ebû Bekir efendimizdir; efendimizi (Bilâl’i) azat etmiştir”. (Buhârî, Fezâilü’s-sahâbe, 23)
Medine’ye Hicreti
Hz. Peygamber, Bilâl’i Medine’ye hicretten sonra da Ebû Ruveyha Abdullah b. Abdurrahman el-Has‘amî ile kardeş yaptı. Medine’nin havasına alışamayan bazı sahâbîler gibi Hz. Ebû Bekir ile Bilâl’in de hastalandılar. Mekke’ye duydukları derin hasretle şiirler söyledikleri hadis kitaplarında zikredilir. Resûlullah efendimiz bu durumu görünce Allah’a şöyle dua etmiştir: “Allahım! Ashabıma Mekke’yi sevdirdiğin gibi, hatta daha fazla Medine’yi de sevdir”.
İslam’ın İlk Müezzini
Hicret tamamlanmış, mescid inşa edilmişti. Artık Müslümanlar beş vakit namaz için mescitte toplanıyor ve Resûlullah’ın (s.a.) arkasında saf olup namazlarını kılıyorlardı. Ancak namaz vaktinin girdiğini belirlemek için bir işaret gerekiyordu. Bunun için sahabîler mescitte oturmuş kendi aralarında konuşuyorlardı. Biri, namaz vaktini belirlemek için çan çalalım, dedi. Kabul edilmedi. Diğeri, boru öttürelim, dedi. Bu da kabul görmedi. Nihayet Abdullah b. Zeyd Resûlullah’ın (s.a.) huzuruna gelerek gördüğü rüyasını anlattı. Hz Ömer de aynı rüyayı gördüğünü haber verince bugün okunan ve kıyamete kadar minarelerden okunacak olan ezanın şekli belirlenmiş oldu.
Bilâl-i Habeşî hicretin 1. yılında meşru kılınan bu ezanı, Hz. Peygamber’in öğrettiği şekliyle ilk defa okumakla meşhur oldu. Bundan sonra hayatı boyunca hazarda ve seferde Hz. Peygamber’in müezzinliğini Bilâl yaptı. Sabah ezanını çok erken okuyan Bilâl’in bu ezana, es-Salâtü hayrün mine’n-nevm (Namaz uykudan hayırlıdır) sözünü eklemesi Hz. Peygamber’i memnun etti ve bunu her sabah ezanında tekrarlamasına izin verdi.
Katıldığı Savaşlar
Bilâl Bedir savaşına katıldı. Uhud savaşında, Hendekte, Hudeybiye’de bulundu. Mekke’nin fethine katıldı. Resûlullah ile birlikte veda haccında bulundu.
İslam’ın Düşmanına Haddini Bildiriyor
İslam tarihinin ilk savaşı Bedir gazvesiydi. Olaylar biranda gelişmişti. Kureyşin Şam taraflarından gelen kervanını Müslümanların vuracağı haberi Mekke’ye ulaşınca derhal savaş hazırlıkları başlamıştı. Ümeyye b. Halef savaşa katılmak istemiyordu. Ancak Ukbe b. Ebi Muayt onu kışkırttı ve orduyla birlikte Bedir’e gelmeye zorladı.
Hak ile Batıl taraftarları arasında savaş başladı. Bilal’e türlü işkenceler yapan Ümeyye, Abdurrahman b. Avf’a teslim olmuştu. Esir alınan Ümeyye b. Halef’i görünce Bilal, “İşte küfrün başı! Eğer o kurtulursa ben buna dayanamam” diyerek onu öldürdü. Evet, Ümeyye’nin ölümü, dayanılmayacak türlü işkenceleri uyguladığı ve bir zamanlar kölesi olan Bilal b. Rebâh’ın elinden olmuştu. Mazlumun hakkını Allah işte böyle alıyordu…
Kâbe’nin Damında
Mekke’nin fethedildiği gün Resûlullah’ın emriyle Kâbe’nin damına çıkarak ezan okudu. Aynı gün Hz. Peygamber ile Kâbe’nin içine girdi. Hz. Peygamber’in Kâbe’nin içinde soldaki iki direk arasında iki rekât namaz kıldığını rivayet eden odur. (Buhârî, Salât, 30)
Bilâl-i Habeşî hayatı boyunca Hz. Peygamber’in yanından hiç ayrılmadı, Vedâ haccında Resûlullah bineğinin üzerinde meşhur hutbesini irâd ederken devesinin yularını Bilal tutuyordu.
Hz. Bilal’in Görevleri
Resûlullah’ın abdest suyunu temin etmek,
Sütre olarak kullandığı asayı taşımak,
Savaşta özellikle geceleri korunmasını, gündüzleri ise gölgelenmesini sağlamak,
Yemeğini hazırlamak,
Beytülmâl işlerine bakmak,
Hz. Peygamber’in emriyle bazı ödemeler yapmak,
Elçileri ağırlamak,
Seriyye kumandanlarına sancak vermek,
Resûl-i Ekrem’in emirlerini halka duyurmak,
Kadın esirleri muhafaza etmek.
Halifeler Dönemi
Hz. Peygamber vefat etmişti ancak henüz toprağa verilmemişti. Namaz vakti girdiğinde Bilâl ezan okumaya başladı. “Eşhedü enne Muhammeden Resûlullah” dediği zaman, mescid-i nebevî hıçkırıklarla sarsıldı. Bu, Bilâl’in Medine’de son ezan okuyuşu oldu.
Bilal, Halife Hz. Ebu Bekir’in huzuruna çıkmış, Hz. Peygamber’in kendisine, “Ey Bilâl! Allah yolunda cihaddan daha faziletli bir amel yoktur” dediğini hatırlatıp cihad için Suriye’ye gitmek istediğini söylemişti. Hz. Ebu Bekir üzerindeki hakkını hatırlatıp kendisini bırakıp gitmemesini rica etti. Bunun üzerine halife Ebu Bekir’e şunları söyledi: “Eğer beni kendi işlerin için satın aldıysan, tamam, beni burada alıkoyabilirsin. Yok eğer beni Allah rızası için satın aldıysan, o zaman bırak onun yolunda bulunayım”. Hz. Ebu Bekir bu söz üzerine: “Elbette Allah rızası için satın aldım, serbestsin istediğin gibi hareket et” dedi. (Buhârî, Fedâilu’s-Sahâbe, 23)
Bilâl, Medine’den ayrılarak Suriye’de birçok şehir ve bölgenin fethine iştirak etti.
Hz. Ömer Şam’daki Müslümanların listesini (divanını) hazırlarken Bilâl’in isteği üzerine onu ve diğer Habeşliler’i, Ebû Ruveyha’nın kabilesi olan Has‘amlılar’la birlikte aynı divan defterine yazdırdı.
Bazı müslümanlar Bilâl’in ezan okuması için halifeye müracaat ettiler; halifenin isteği üzerine Bilâl Suriye’de veya Kudüs’ün fethi günü Mescid-i Aksa’da bir defa daha ezan okudu ve dinleyenleri ağlattı.
Cennet Müjdesi
Bir defasında Hz. Peygamber ona, “Bu gece cennette, önümde senin terliklerinin tıkırtısını duydum” diyerek kendisinin cennetlik olduğunu müjdelemiş ve hangi ameli sebebiyle bu dereceyi elde etmiş olabileceğini sormuştu. O da her abdest aldıktan sonra “Allah Teâlâ’nın nasip ettiği kadar” nafile namaz kılma âdetinden söz etmişti.
Evliliği
Bilal’in bilinen tek hanımı Hind el-Hülâniyye’dir. kendisinden sonra geriye evladı kalmamıştır.
Vefatı
Bilal 60 yaşlarında hastalandı. Artık ölüm döşeğindeydi. Etrafındakiler ağlıyorlar, hanımı da “eyvah başıma gelenler!” deyip gözyaşı döküyordu. Bilal gözlerini açtı ve hanımına şunları söyledi: “Eyvah başıma gelenler! deme, Ne mutlu! de. Zira yarın sevdiğime kavuşacağım, Muhammed (s.a.) ve arkadaşlarıyla bulaşacağız”.
Bilâl-i Habeşî altmış küsur yaşında Şam’da hicri 17 yılında vefat etti ve Bâbüssagır’deki kabristana defnedildi. Bilâl-i Habeşî’nin nesli devam etmedi. Kaynaklarda hanımı ve çocukları hakkında bilgi bulunmamaktadır. Sadece Halid adlı bir erkek ve Gufre (Gufeyre) adlı bir kız kardeşi olduğu zikredilmektedir.
Herkesin Tanıdığı Bir Köle
Bilal, Habeşli zenci bir köle olmasına rağmen asrı saadet erlerinden Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer kadar tanınmış bir sahabîdir. Bu da onun İmanı, dindeki samimiyeti ve Resûlullah’a yaptığı hizmeti sebebiyledir.
Kamboçya’da ve Endonezya’nın bazı bölgelerinde müezzinlere “Bilâl” veya “Bilâl-i gayr-i Habeşî” denilir. Amerika’daki bazı zenci müslümanlar da, kendilerine «Bilâlîler» mânasında «The Bilalians» derler; ayrıca bu isimle bir de gazete çıkarmaktadırlar.
Ebu Ali ez-Za‘ferânî’nin, Bilâl’in merfû olarak rivayet ettiği bazı hadisleri derlediği Müsnedü Bilâl adlı risâlesi Mecmûatü’l-buhûsi’l-İslâmiyye’de (XIV, s. 227-243) yayımlanmıştır.
Bilal b. Rebâh Hz. Peygamber’den 44 hadis rivayet etmiştir.
Rahatlat Bizi Ey Bilal!
حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، حَدَّثَنَا مِسْعَرٌ، عَنْ عَمْرِو بْنِ مُرَّةَ، عَنْ سَالِمِ بْنِ أَبِي الْجَعْدِ، عَنْ رَجُلٍ مِنْ أَسْلَمَ، أَنَّ النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: يَا بِلَالُ! أَرِحْنَا بِالصَّلَاةِ.
Sâlim b. Ebi’l-C‘ad’ın Eslem kabilesinden bir kişiden rivayet ettiğine göre Allah Resûlü (s.a.) şöyle buyurdu: “Kalk ey Bilal! Bizi namazla rahatlat”. [Sahih] (Müsned, V, 364. Ayrıca bk. Ebu Davud, Edeb, 4986; Beyhakî, I, 390) (Tercüme, II, 604)
Cennette Ayak Sesleri
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بِشْرٍ، حَدَّثَنَا أَبُو حَيَّانَ، عَنْ أَبِي زُرْعَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ قَالَ: قَالَ نَبِيُّ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ لِبِلَالٍ عِنْدَ صَلَاةِ الْفَجْرِ: يَا بِلَالُ! خَبِّرْنِي بِأَرْجَى عَمَلٍ عَمِلْتَهُ مَنْفَعَةً فِي الْإِسْلَامِ؟ فَإِنِّي قَدْ سَمِعْتُ اللَّيْلَةَ خَشْفَ نَعْلَيْكَ بَيْنَ يَدَيَّ فِي الْجَنَّةِ. قَالَ: مَا عَمِلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ فِي الْإِسْلَامِ عَمَلًا أَرْجَى عِنْدِي مَنْفَعَةً مِنْ أَنِّي لَمْ أَتَطَهَّرْ طُهُورًا تَامًّا قَطُّ فِي سَاعَةٍ مِنْ لَيْلٍ أَوْ نَهَارٍ إِلَّا صَلَّيْتُ بِذَلِكَ الطُّهُورِ لِرَبِّي مَا كُتِبَ لِي أَنْ أُصَلِّيَ.
Ebu Hureyre (r.a.) der ki: Hz. Peygamber (s.a.)sabah namazı vakti Bilal’e (r.a.) şöyle buyurdu: “Ey Bilâl! Müslümanken, sana en çok faydası dokunacak hangi ameli yaptığını bana söyle! Zira dün gece cennette iken önümde senin ayak seslerini işittim”. Bilal şöyle dedi: “Ey Allah’ın Resûlü! Müslümanken yaptığım ve en çok faydasını umduğum bir amelim yok. Fakat gece veya gündüz ne zaman güzelce abdest aldıysam o abdestle mutlaka Rabbimin takdir ettiği kadar namaz kılmışımdır.” [Sahih] (Müsned, II, 333. Ayrıca bk. Buhârî, Teheccüd, 17; Müslim, Fedâilu’s-sahâbe, 108) (Tercüme, V, 272)
Cennette Müezzin Bilal
حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ مُحَمَّدٍ، قَالَ عَبْد اللَّهِ بْن أَحْمَد: وَسَمِعْتُهُ أَنَا مِنْهُ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ قَابُوسَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ قَالَ: لَيْلَةَ أُسْرِيَ بِنَبِيِّ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ دَخَلَ الْجَنَّةَ، فَسَمِعَ مِنْ جَانِبِهَا وَجْسًا، قَالَ: يَا جِبْرِيلُ! مَا هَذَا؟ قَالَ: هَذَا بِلَالٌ الْمُؤَذِّنُ، فَقَالَ نَبِيُّ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ حِينَ جَاءَ إِلَى النَّاسِ: قَدْ أَفْلَحَ بِلَالٌ، رَأَيْتُ لَهُ كَذَا وَكَذَا…
İbn Abbas der ki: İsrâ gecesi Resûlullah (s.a.) miraca çıkarıldığında cennete girdi. Cennetin köşesinde bir ses işitti. “Ey Cibril! Bu ses ne?” diye sordu. Cibril: “Bu müezzin Bilal’in sesidir” dedi. Hz. Peygamber (s.a.) insanların arasına döndüğünde şöyle buyurdu: “Bilal kurtuldu! Zira onunla ilgili şunu şunu gördüm”. [Hasen] (Müsned, I, 257) (Tercüme, XVIII, 630)
Sabah Namazı Gecikince
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ، حَدَّثَنِى أَبِى، حَدَّثَنَا أَبُو الْمُغِيرَةِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الْعَلاَءِ، حَدَّثَنِى أَبُو زِيَادٍ عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ زِيَادٍ الْكِنْدِىُّ، عَنْ بِلاَلٍ، أَنَّهُ حَدَّثَهُ أَنَّهُ أَتَى النَّبِىَّ صلى الله عليه وسلم يُؤْذِنُهُ بِصَلاَةِ الْغَدَاةِ، فَشَغَلَتْ عَائِشَةُ بِلاَلاً بِأَمْرٍ سَأَلَتْهُ عَنْهُ حَتَّى أَفْضَحَهُ الصُّبْحُ وَأَصْبَحَ جِدًّا، – قَالَ: – فَقَامَ بِلاَلٌ فَآذَنَهُ بِالصَّلاَةِ، وَتَابَعَ بَيْنَ أَذَانِهِ فَلَمْ يَخْرُجْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، فَلَمَّا خَرَجَ فَصَلَّى بِالنَّاسِ أَخْبَرَهُ أَنَّ عَائِشَةَ شَغَلَتْهُ بِأَمْرٍ سَأَلَتْهُ عَنْهُ حَتَّى أَصْبَحَ جِدًّا، ثُمَّ إِنَّهُ أَبْطَأَ عَلَيْهِ بِالْخُرُوجِ فَقَالَ: « إِنِّى رَكَعْتُ رَكْعَتَىِ الْفَجْرِ ». قَالَ: يَا رَسُولَ اللَّهِ! إِنَّكَ قَدْ أَصْبَحْتَ جِدًّا. قَالَ: « لَوْ أَصْبَحْتُ أَكْثَرَ مِمَّا أَصْبَحْتُ فَرَكَعْتُهُمَا وَأَحْسَنْتُهُمَا وَأَجْمَلْتُهُمَا ».
Ebu Ziyâd Ubeydullah b. Ziyâd el-Kindî bildiriyor: Bilal sabah namazı vaktinin girdiğini haber vermek için Resûlullah’ın (s.a.) yanına geldi. Ancak Âişe (r.anha) ona bazı şeyler sordu ve ortalık iyice aydınlanıncaya kadar Bilal’i orada tuttu. Ardından Bilal, sabah namazı vaktinin girdiğini Resûlullah’a (s.a.) haber verdi. Ancak tekrarlamasına rağmen Allah Resûlü (s.a.) dışarıya çıkmadı. Bir müddet sonra çıkıp namazı kıldırdıktan sonra Bilal ona, ortalık aydınlanıncaya kadar Âişe’nin bir şeyler sorması sebebiyle oyalandığını söyledi. Resûlullah’ın da (s.a.) biraz geç çıktığını ifade etti. Hz. Peygamber (s.a.): “Sabah namazının iki rekat sünnetini kılıyordum” karşılığını verdi. Bilal: “Ey Allah’ın Resûlü! Ama ortalık iyice aydınlandı” deyince, Resûlullah (s.a.): “Şayet ortalık bundan daha fazla aydınlanmış olsa bile yine bu iki rekatı en güzel şekilde kılardım” buyurdu. [Sahih] Müsned, VI, 14. Ayrıca bk. Ebu Davud, Salât, 1257) (Tercüme, III, 125)
Essalatu Hayrun Mine’n-nevm
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ، حَدَّثَنِى أَبِى، حَدَّثَنَا حَسَنُ بْنُ الرَّبِيعِ وَأَبُو أَحْمَدَ قَالاَ: حَدَّثَنَا أَبُو إِسْرَائِيلَ – قَالَ أَبُو أَحْمَدَ فِى حَدِيثِهِ: – حَدَّثَنَا الْحَكَمُ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِى لَيْلَى، عَنْ بِلاَلٍ قَالَ: أَمَرَنِى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنْ لاَ أُثَوِّبَ فِى شَىْءٍ مِنَ الصَّلاَةِ إِلاَّ فِى صَلاَةِ الْفَجْرِ. وَقَالَ أَبُو أَحْمَدَ فِى حَدِيثِه: ِ قَالَ لِى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم :« إِذَا أَذَّنْتَ فَلاَ تُثَوِّبْ ».
Bilal der ki: Resûlullah (s.a.) sabah namazı dışındaki ezanlardan hiç birinde tesvib (es-Salâtu hayrun mine’n-nevm demek) yapmamamı emretti.
Ebu Ahmed bunu rivayet ederken Resûlullah’ın (s.a.) Bilal’e şöyle buyurduğunu zikreder: “Ezan okuduğun zaman tesvib yapma”. [Hasen] (Müsned, VI, 14. Ayrıca bk. Tirmizî, 198; İbn Mâce, 715) (Tercüme, III, 270)
Sabah Namazına Niçin Geciktin
حَدَّثَنَا عَبْدُ الصَّمَدِ، حَدَّثَنَا عَمَّارٌ يَعْنِي أَبَا هَاشِمٍ صَاحِبَ الْبَغُوتِ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، أَنَّ بِلَالًا بَطَّأَ عَنْ صَلَاةِ الصُّبْحِ، فَقَالَ لَهُ النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: مَا حَبَسَكَ؟ فَقَالَ: مَرَرْتُ بِفَاطِمَةَ وَهِيَ تَطْحَنُ، وَالصَّبِيُّ يَبْكِي، فَقُلْتُ لَهَا: إِنْ شِئْتِ كَفَيْتُكِ الرَّحَا وَكَفَيْتِنِي الصَّبِيَّ، وَإِنْ شِئْتِ كَفَيْتُكِ الصَّبِيَّ وَكَفَيْتِنِي الرَّحَا، فَقَالَتْ: أَنَا أَرْفَقُ بِابْنِي مِنْكَ، فَذَاكَ حَبَسَنِي، قَالَ: فَرَحِمْتَهَا رَحِمَكَ اللَّهُ.
Enes b. Mâlik bildiriyor: Bir gün Bilal (r.a.) sabah namazına geç gelince Hz. Peygamber (s.a.): “Neden geciktin?” diye sordu. Bilal (r.a.) şöyle dedi: “Fatıma’ya uğradım, tahıl öğütüyordu, çocuğu da bir kenarda ağlıyordu. Ona: “istersen ben öğüteyim sen çocuğu sustur, istersen ben çocuğa bakayım sen tahılı öğüt” dedim. O da: “ben çocuğuma senden daha yumuşak davranırım” dedi. İşte bundan dolayı geciktim.” Bunun üzerine Resûlullah (s.a.) şöyle buyurdu: “Fatıma’ya şefkat gösterdin, Allah da sana merhamet etsin”. [Zayıf] (Müsned, I, 150) (Tercüme, XVIII, 631)
Hz. Peygamber’in Kâbe’de Namaz Kılması
24609- حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ، حَدَّثَنِى أَبِى، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، عَنِ السَّائِبِ بْنِ عُمَرَ، حَدَّثَنِى ابْنُ أَبِى مُلَيْكَةَ، أَنَّ مُعَاوِيَةَ حَجَّ، فَأَرْسَلَ إِلَى شَيْبَةَ بْنِ عُثْمَانَ أَنِ افْتَحْ بَابَ الْكَعْبَةِ. فَقَالَ: عَلَىَّ بِعَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، قَالَ: فَجَاءَ ابْنُ عُمَرَ، فَقَالَ لَهُ مُعَاوِيَةُ: هَلْ بَلَغَكَ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم صَلَّى فِى الْكَعْبَةِ؟ فَقَالَ: نَعَمْ! دَخَلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الْكَعْبَةَ فَتَأَخَّرَ خُرُوجُهُ، فَوَجَدْتُ شَيْئاً فَذَهَبْتُ، ثُمَّ جِئْتُ سَرِيعاً فَوَجَدْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خَارِجاً، فَسَأَلْتُ بِلاَلَ بْنَ رَبَاحٍ: هَلْ صَلَّى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِى الْكَعْبَةِ؟ قَالَ: نَعَمْ! رَكَعَ رَكْعَتَيْنِ بَيْنَ السَّارِيَتَيْنِ.
İbn Ebi Müleyke bildiriyor: Muâviye hac için geldiğinde, Kâbe’nin kapısını açması için Şeybe b. Osman’a haber gönderdi. Sonra: “Bana Abdullah b. Ömer’i çağırın” dedi. İbn Ömer geldiğinde, Muaviye: “Resûlullah’ın (s.a.) Kâbe içinde namaz kıldığı haberi sana ulaştı mı?” diye sordu. İbn Ömer (r.a.) şöyle dedi: “Evet kıldı. Resûlullah (s.a.) Kâbe’ye girince çıkmakta gecikti. Ben de bir iş için oradan ayrıldım. İşimi bitirip aceleyle geri geldiğimde Resûlullah’ın (s.a.) içerden çıktığını gördüm. Bilal b. Rebah’a: ‘Resulullah (s.a.) Kâbe’nin içinde namaz kıldı mı?’ diye sorduğumda: ‘Evet, iki sütun arasında iki rekat namaz kıldı’ dedi.” [Sahih] (Müsned, VI, 12. Ayrıca bk. Buhârî, Salat, 97; Hac, 329; Ebu Davud, Hac, 2023; Tirmizî, Hac, 874) (Tercüme, III, 589)
24618- حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ، حَدَّثَنِى أَبِى، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ، حَدَّثَنَا مَالِكٌ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم دَخَلَ الْكَعْبَةَ، وَعُثْمَانُ بْنُ طَلْحَةَ وَأُسَامَةُ بْنُ زَيْدٍ وَبِلاَلٌ قَدْ غَلَقَهَا، فَلَمَّا خَرَجَ سَأَلْتُ بِلاَلاً: مَاذَا صَنَعَ النَّبِىُّ صلى الله عليه وسلم؟ قَالَ: تَرَكَ عَمُودَيْنِ عَنْ يَمِينِهِ وَعَمُوداً عَنْ يَسَارِهِ وَثَلاَثَةَ أَعْمِدَةٍ خَلْفَهُ ثُمَّ صَلَّى، وَبَيْنَهُ وَبَيْنَ الْقِبْلَةِ ثَلاَثُ أَذْرُعٍ.
İbn Ömer (r.a.) bildiriyor: Resûlullah (s.a.), Osman b. Talha, Usame b. Zeyd ve Bilal ile birlikte Kâbe’nin içine girdi. Girdikten sonra Bilal içeriden kapıyı kapattı. Çıktıklarında Bilal’e sordum: “Resûlullah (s.a.) içeride ne yaptı?” Bilal: “Sağında iki, solunda bir, arkasında üç sütun kalacak ve duvarla arasında üç arşınlık bir mesafe olacak şekilde durup namaz kıldı” dedi. [Sahih] (Müsned, VI, 13) (Tercüme, III, 590)
Hz. Peygamber Nasıl Meshetti
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ، حَدَّثَنِى أَبِى، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَكْرٍ، وَعَبْدُ الرَّزَّاقِ قَالاَ: أَخْبَرَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، أَخْبَرَنِى أَبُو بَكْرِ بْنُ حَفْصِ بْنِ عُمَرَ، أَخْبَرَنِى أَبُو عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ أَبِى عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّهُ سَمِعَ عَبْدَ الرَّحْمَنِ بْنَ عَوْفٍ، يَسْأَلُ بِلاَلاً كَيْفَ: مَسَحَ النَّبِىُّ صلى الله عليه وسلم عَلَى الْخُفَّيْنِ؟ قَالَ: تَبَرَّزَ ثُمَّ دَعَا بِمِطْهَرَةٍ – أَىْ إِدَاوَةٍ –، فَغَسَلَ وَجْهَهُ وَيَدَيْهِ ثُمَّ مَسَحَ عَلَى خُفَّيْهِ وَعَلَى خِمَارِ الْعِمَامَةِ.
قَالَ عَبْدُ الرَّزَّاقِ ثُمَّ دَعَا بِمِطْهَرَةٍ بِالإِدَاوَةِ.
Ebu Abdurrahman’ın bildirdiğine göre Abdurrahman b. Avf (r.a.), Bilal’e (r.a.), Resûlullah’ın (s.a.) mestlerinin üzerine nasıl meshettiği sordu. Bilal (r.a.) şöyle dedi: “Hz. Peygamber (s.a.) abdest bozduktan sonra bir ibrik istedi, yüzünü ve ellerini yıkadıktan sonra mestlerine ve sarığına meshetti”. [Sahih] (Müsned, VI, 12) (Tercüme, II, 191)
Bilal (r.a.) Şam’da
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ، حَدَّثَنِى أَبِى، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، عَنِ الْجُرَيْرِىِّ، عَنْ أَبِى الْوَرْدِ بْنِ ثُمَامَةَ، عَنْ عَمْرِو بْنِ مِرْدَاسٍ قَالَ: أَتَيْتُ الشَّامَ أَتْيَةً، فَإِذَا رَجُلٌ غَلِيظُ الشَّفَتَيْنِ – أَوْ قَالَ: ضَخْمُ الشَّفَتَيْنِ – وَالأَنْفِ، إِذَا بَيْنَ يَدَيْهِ سِلاَحٌ، فَسَأَلُوهُ وَهُوَ يَقُولُ: يَا أَيُّهَا النَّاسُ! خُذُوا مِنْ هَذَا السِّلاَحِ، وَاسْتَصْلِحُوهُ، وَجَاهِدُوا فِى سَبِيلِ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ، قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم. قُلْتُ: مَنْ هَذَا؟ قَالُوا: بِلاَلٌ.
Amr b. Mirdâs der ki: Bir defasında Şam’a gittiğimde iri dudaklı ve büyük burunlu birini gördüm. Elinde silah vardı. İnsanlar ona bir şeyler sorarken o şöyle diyordu: “Ey insanlar! Bu silahı alın, iyi kullanın ve Allah yolunda cihad edin. Zira Resûlullah (s.a.) şöyle buyurdu…” Bu adamın kim olduğunu sordum: “Bilal” dediler. [Hasen] (Müsned, VI, 13) (Tercüme, IX, 203)
Kuran'ı dinlemek, okumak ve yaşamak lazım. Kuran, anlaşılmak için indi. Kuran Rabbimizi tanıtıyor.
Peygamberimizi de. Kuran'la ilişkinizi, ahdinizi, misakınızı yenileyin.
Çaresiz kaldığınızda, daraldığınızda, sarsıldığınızda O'na yönelin. İmanınızı onunla güçlendirin. Zamanınızı ona ayırın.
Kuran'la namazı birleştirin. Kuran'da namazı arayın, namazda Kuran'ı. Hz.
Peygamber (s.a.v.)'e bir zorluk bir sıkıntı yanaşınca Hz. Bilal'e seslenirdi. 'Erihna Ya Bilal!' Rahatlat bizi Bilal. Yani ezanla topla bizi.
Namaza çağır. Bizi rahatlat ya Bilal.
Hz. Bilal'in sesiyle camiye doluşurlardı.
Gündüzün en dolu-düzgün saatinde namazla ruhu arındırırdı.
Aslında gecenin en derin saatinde (el-Müzemmil 1-4) Allah O'nu namaza uyandırırdı. "Ey elbisesine bürünen! Gecenin birazı hariç olmak üzere tümü için kalk gecenin yarısı miktarınca yahut ondan birazını eksilt. Yahutta üzerine ekle. Kuran'ı da açık açık, tane tane oku" buyururdu.
Tercihini sen yap ey Habibim. Bazı geceler şu kadar, bazı geceler belki daha çok. Belki daha az.
İhtiyacına göre.
Kuran'la habibini, Kuran'la Hz. Resul'ü birleştir.
Böyle an. Sahabe toplanmış. Efendimizin tanıttığı gibi Peygamberleri anıyorlar. Dediler ki Hz. Adem Allah'ın halifesidir. Hz. Musa Allah'ın konuştuğudur.
(Kelimidir) Hz. İbrahim Allah'ın dostudur. (Halil) Hz.
İsa Allah'ın kelimesidir. Bunları duvarın ötesinden duydu. Dışarı çıktı. Şöyle buyurdu: Ben de Allah'ın sevgilisiyim (Habibiyim) bu sözüyle Ali İmran 31 ve 32. ayetlerini hatırlatıyordu. Allah kitabında şöyle buyurmuştu: Onlara de ki (Ey Muhammed) siz Allah'ı seviyorsanız bana uyun. Bana uyun ki, Allah da sizi sevsin. (Ali İmran, 31) Sadece itaate ve sevgiye davetle burada yetinmiyor.
Allah'ın kitabı şöyle devam ediyor: 'De ki (Ey Muhammed onlara) Allah'a ve Resulüne itaat edin.
Eğer yüz çevirirlerse şüphesiz Allah kafirleri sevmez.' (Ali İmran 32) Ayet: Hz. Peygamber'e itaat etmeyeni Kafir ilan ediyor. Hüküm ağır, ama beklenen.
Allah'ın kelamına ve sevgilisinin davetine kayıtsız kalanlar şöyle dediler: Kalplerimiz senin de dediğine perdelidir. (Bakara, 88) Kalplerimiz kılıflanmıştır. (Nisa, 155) Kuran cevap verdi bu inkarcılara;
Kalplerinde hastalık vardır. (Bakara,10) Kuran'ı ve Peygamberi dinlemeyenlere cevap:
Siz hastasınız.
İşte bu hastalığı kaldırmak için Kuran'la Hz. Resul'ü beraber oku. Okuduğun her ayette Hz. Resulullah'ı bulamıyorsan, okuduğun kitap değil, uyduğun nefsindir. Unutma ki, okuduğun her ayetler O'nun hayatına göre şekillenmiş veya o, ayetlere göre Cibril'le yönlendirilmiş.
Aynı kapıya çıkıyor yol.
İlk kutlu nesil sahabe Bilal'in her sözünü duyduklarında camiye bu imanlarını tecdid için koşarlardı. Biz ezana veya Kuran'a çağırıldığımızda acaba bu teslimiyet ve sadakatle davete icabet ediyor muyuz?
Dedem küçükken "irâhat durun" derdi.
Belki de İrâhat ٌإرَاحَة ile rahatlatın bizi; fazla ses yapmayın, koşmayın demek istiyormuş. Eskiler başkaymış
Peygamber Efendimiz (s.a.v) de ezan vakti gelince, "Erihna ya Bilâl!" أرِحْناَ يَا بِلاَل "Bizi ferahlat ey Bilâl" buyururmuş.
“Ey Bilâl! Bizi Namazla Rahatlat "
Okunan ezanlar ruhları okşar
Münacata davet eyleyince yâr
Sineler miracın aşkıyla coşar
Huzurda, huzurla durmaya niyet
Secdeye huşuyla varmaya niyet
Besmele çekilir hasbi niyetle
Hazırlık yapılır teslimiyetle
Sıyrılıp gafletten, samimiyetle;
Edeple varılır suyun başına
Güneş doğar müminlerin kışına
Dualarla niyaz eylerken diller
Tevazuyla suyla buluşur eller
Yıkanır azalar, dökülür kirler
Bulunmaz cihanda pahada eşi
Sineden yükselir iman güneşi
Ey ruh tekkesinin hamuru namaz
Gözün nuru gönlün sûrûru namaz
Aşığın dinmeyen yağmuru namaz
İçimde tarifi imkansız acı
Korkarım olursun, benden davacı
Umudum duacı olman da bana!
Kaç kere huşuyla durdum ki sana;
Bütün varlığımla dalıp ummana
Seni ihyâ etmek, gafile zor iş
Bağrında inleyip durur iç çekiş
Bize ikramıdır Yüce Allah’ın
Başının tacıdır veliyullahın
Buyurduğu gibi Resulullah’ın (s.a.v.)
"Yâ Bilâl (r.a.) namazla rahatlat bizi"
Sevinci kaplasın tâ içimizi
Erihna Yâ Bilâl
Yorulduğumuzu hissettiğimizde, yaptıklarımızın kâfi olduğunu düşündüğümüzde, bu vesile ile sorumluluklarımızı ertelediğimizde, mazeretler arkasına saklanarak görevlerimizi ötelediğimizde, ‘Erihnâ Yâ Bilâl!”…. Bizi Rabbimizle buluştur, O’nun huzurunaçağır, ey Bilâl…
Dünya meşgalelerinin bizleri çevreleyip sarmaladığı, seküler anlayış ve düşüncelerin sürüklediği insan seline bizim de kapıldığımız, seküler gözlükleri takıp her şeyi bu gözlükle görmeye başladığımız zaman, ‘Erihnâ Yâ Bilâl!”…. Bizi Rabbimizle buluştur ey Bilâl…
Despot, zalim, müstekbir ve tağuti rejimlerin ve sistemlerin baskı uygulayıp, ezmeye çalıştığında, müminleri inançlarından, teslimiyetlerinden, benimsedikleri hayat tarzlarından, kitabi ve mektebi öğretilerinden vazgeçirmeye çalıştığında, imtihan süreçlerinde ‘Erihnâ Yâ Bilâl!”…. Bizi Rabbimizle buluştur ey Bilâl…
Hayatta dost, veli, kardeş, arkadaş, can-ciğer olarak bilinen insanların zamanla dünyevileşip, bunların yerine; karabet ve aşiret yer aldığında ‘Erihnâ Yâ Bilâl!”…. Bizi Rabbimizle buluştur ey Bilâl…
Kuru ekmek ve bir yudum suyu paylaştıktan sonra, Allah’ın fazlından ve kereminden, rızkından ve katından verdiği dünya metaını, doları, eoruyu, dinarı, riyalı, lirayı paylaşamadığımızda; dün ümmetin malı, bu gün benim malım dediğimizde, ‘Erihnâ Yâ Bilâl!”…. Bizi Rabbimizle buluştur ey Bilâl…
İmtihan gereği, müminlerden dört duvar arasına girenlerin; ülkelerini, ailelerini, işlerini bırakmak zorunda kalıp hicret edenleri unutulmaya yüz tutuğumuzda, ‘Erihnâ Yâ Bilâl!”…. Bizi Rabbimizle buluştur ey Bilâl…
Dirliğimiz ve birliğimizin, samimiyet ve bağlılığımızın, kardeşlik ve dostluğumuzun, velayet ve bütünlüğümüzün yok olmaya başlamasıyla sünnetullahın işleyeceği helak ve (kevni büyük kıyamet gelmeden, daha dünya hayatında iken yaşayacağımız) kıyametten önce ‘Erihnâ Yâ Bilâl!”…. Bizi Rabbimizle buluştur ey Bilâl…
Bizleri ayağa kaldır ey Bilâl…
Kur’an ayetlerini hep başkasına okuyup kendimizi unuttuğumuzda, hep başkalarıyla uğraşıp kendi nefsimizi unuttuğumuzda, başkalarını eleştirip kendimizi ‘Beraat belgesini’ almış gibi hissettiğimizde; ‘Erihnâ Yâ Bilâl!”…. Bizi Rabbimizle buluştur ey Bilâl…
Davet yolunda dökülenleri üzülerek (bazen de bıyık altında gülerek/sırıtarak) okurken, çok geçmeden tökezlenirken farkında olmadan hayata devam ettiğimizde, bu hal apaçık ortadayken hidayet üzere kendimizi hissettiğimizde, ‘Erihnâ Yâ Bilâl!”…. Bizi Rabbimizle buluştur ey Bilâl…
Öğrendiklerimizin entelektüel boyuta düşüp, ihlaslı pratiklerden yoksun kaldığında, amellerimizi övünç kaynağı saydığımızda, yeni amellerimiz olmadığından geçmiş kahramanlıkları (!) saya saya bitiremediğimizde (!),‘Erihnâ Yâ Bilâl!”…. Bizi Rabbimizle buluştur ey Bilâl…
Bilgimiz ve bildiklerimizle; makam, mevki, sosyal statü, para, pul ve dünyevi olanaklarımızdan dolayı istiğna hastalığı bizde belirdiğinde, ‘Erihnâ Yâ Bilâl!”…. Bizi Rabbimizle buluştur ey Bilâl…
Müminleri kardeşlik kategorisinden çıkardığımızda, onları ötekileştirdiğimizde, ‘Erihnâ Yâ Bilâl!”…. Bizi Rabbimizle buluştur ey Bilâl…
Çalışmaların egoyu tatmine dönüştüğü zaman, ‘Erihnâ Yâ Bilâl!”…. Bizi Rabbimizle buluştur ey Bilâl…
Ey Bilal! Buluştur bizi Rabbimizle… Ey Bilâl, seslen de Rabbimizin huzurunda el-pençe duralım; kulluğumuzu şuur edelim… Zaaflarımızı, marazlarımızı, fakirliğimizi, miskinliğimizi, muhtaç oluşumuzu fark edelim. Bizi çağır ilahi huzura. Duralım ki, üzerimize O’nun sekineti, yardımı, ihsanı, rahmet ve bereketi insin.
‘Erihnâ Yâ Bilâl!”…. Bizi Rabbimizle buluştur ey Bilâl…O’nun huzurunda huzur bulmaya çağır, kendimizle yüzleşmeye çağır…
Bizi buluştur ki, iç dinamiklerimiz güçlensin, zihnimiz ve kalbimiz halisleşsin, ufkumuz genişlesin, dünyevileşmiş temayüllerimiz uhrevileşsin… Kendi gerçeğimizi, gerçeklerimizi görüp ‘yola devam' arzumuz arttın…
‘Erihnâ Yâ Bilâl!”…. Bizi Rabbimizle buluştur ey Bilâl… Sesini çok özledik ey Bilâl! Senin gür, parazitsiz, samimi ve hesapsız nidanı çok özledik.. Seslen de icabet edelim. Tüm benliğimizi, hesaplarımızı, meşguliyetlerimizi ve su-i zanlarımızı bırakıp, haykırdığın o tevhidi ilke, haykırışlara icabet edelim…
[1] ‘Erihnâ Yâ Bilâl!” sözünün kelime kelime tercümesi ‘Ey Bilal, bizi rahatlat”tır. Fakat bu çevirisi makalenin içeriğine göre ‘Bizi Rabbimizle buluştur ey Bilâl” demeyi daha uygun bulduk. Bu, Hz. Peygamber’in (s.a.s), Bilâl’e namaz için kamet getirmesi için söylediği bir sözdür. Müslümanlar arasında sıkıntı, kargaşa, korku, bitkinlik, moral bozukluğu, bezmişlik, yorgunluk vs. hasıl olduğunda, Hz. Peygamber (s.a.s), Bilal’e (r.a) ‘Erihnâ Yâ Bilâl!”… "Bizi Rabbimizle buluştur ey Bilâl” derdi. O da namaz için kamet getirir, Peygamber’in (s.a.s) imametinde Müslümanlar namaz kılarlardı.
Bütün Müezzinlere Selam Olsun!
Kaynaklar
Konunun TAMAMI Internet Sayflarindan ALINTIDIR
[attachment=133233]
Menopoz ve Andropoz Nedir?
Menopoz Nedir?
Menopoz, kadınların adet döngülerinin bitişine işaret eden biyolojik ve doğal bir süreçtir. Bu süreç genel olarak, kadınların 12 normal adet döneminde hiç adet görmemesi ile teşhis edilmektedir. Üreme ve adet görme döneminden menopoza geçilen dönem ise “menopoz esnasında” anlamına gelen perimenopoz olarak isimlendirilir. Menopoz yaşı normal şartlarda 40 ila 50'li yaş gruplarında olurken, bazı durumlarda perimenopoza bağlı olarak adet düzensizliği 30’lu yaşlardan başlayarak da ortaya çıkabilmektedir. Ancak bu durum, erken menopozun her zaman gerçekleşebileceği anlamına gelmemektedir.
Perimenopoz süresi boyunca kişinin vücudundaki östrojen düzeyi, yani kadınlık hormonu düzeyi düzensiz bir biçimde yükselip azalmaya başlar. Buna bağlı bir biçimde menopoz dönemi boyunca kişide ortaya çıkabilecek sıcak basması, vajinal kuruluk ve enerji düşüklüğü gibi fiziksel belirtilerin yanı sıra, duygusal durumu etkileyen belirtiler sebebiyle de uyku düzeni bozulabilir. Bu belirtilerin hafifletilmesi ve giderilmesi amacıyla hormon tedavisinden hayat tarzı değişimine kadar birçok tedavi yöntemi bulunmaktadır.
Menopoz Dönemleri Nelerdir?
Dünya Sağlık Örgütü'nün yapmış olduğu sınıflandırmaya göre menopoz üç döneme ayrılır:
Premenopoz: İlk semptomların görüldüğü dönemden menopoza kadar olan zamanı kapsar. Yumurtalıklarda folikül aktivitesi yavaşlayıp adetler düzensizleşir. Bu süreç 1-2 aydan 1-2 yıla kadar sürebilmektedir.
Menopoz: En son âdet kanamasının görüldüğü dönemdir.
Postmenopoz: Menopozdan yaşlılık dönemine kadar olan 6 ila 8 senelik süreyi kapsar. Bir kadının postmenopoz olabilmesi için 12 ay boyunca adet görmüyor olması gerekmektedir.
Menopoz Çeşitleri Nelerdir?
Menopoz oluşum biçimine göre de sınıflandırılmaktadır:
Doğal Menopoz
Menopozun bilindiği üzere gerçekleşmesidir.
Erken Menopoz
Erken menopoz, menopozun 45 yaşından önce meydana gelmesi durumudur. Erken menopoz nedenleri genel olarak şu şekilde sıralanabilir;
Nedeni belirsiz durumlar,
Otoimmün hastalıklar,
Radyoterapi,
Kemoterapi,
Enfeksiyonlar,
Çevresel nedenler,
Kürtaj ve düşükler,
Sık gebelik,
Aşırı şişmanlık,
Hipotiroidizm.
Erken Menopoz Belirtileri Nelerdir?
Erken yaşta menopoz görülmesi sıkça karşılaşılan bir durumdur. Erken menopoz belirtileri ise;
Ateş,
Uyku problemleri,
Depresyon,
Sıcak basması,
Gergin olma ve çok kolay sinirlenme,
Cinsel fonksiyon bozukluğu,
Saç dökülmesi,
Duygu ve durum bozuklukları,
Aşırı kilo alımı,
Kemik erimesi,
Bilişsel fonksiyonlarda düşüş olarak sıralanabilir.
Cerrahi Menopoz
Bazı cerrahi müdahaleler zamanından önce menopoza girmeye sebebiyet verebilmektedir. Adet gören bir kadının yumurtalıkları ameliyat ya da cerrahi bir işlem sonucunda alınırsa, adet kesilir ve menopoz oluşur. Ayrıca radyasyon tedavileri ve kemoterapi gibi kanser tedavileri de menopoza sebep olabilmektedir. Ancak kanser kemoterapileri sırasında görülen yumurtalıkta işlev kaybı geri dönüşümlüdür.
Menopoz Nedenleri Nelerdir?
Sıkça sorulan ‘’Menopoz neden olur?’’ sorusuna cevap olarak, sürecin gelişimine neden olan birkaç sebep verilebilir. Bunlardan en sık görüleni, yaşa bağlı olarak üreme hormonlarındaki doğal azalmadır. Bu nedenle, özellikle de kadınlar arasında menopoz yaşı çok merak edilmektedir. Kişiler 30'lu yaşların bitişine doğru yaklaştığında yumurtalıklar menstrüasyonu (âdeti) düzenleyen östrojen ve progesteron hormanlarını daha az miktarda üretmeye başlar. Bu da doğurganlığın azalmasına sebep olmaktadır.
40’lı yaşlardan başlayarak, ortalama 51 yaşına kadar adet dönemlerinde sürenin azalma uzama ya da dönemin daha hafif, daha ağır veya hiç yaşanmama gibi değişiklikler gözlemlenebilmektedir. Bu dönem, yumurtalıkların yumurta üretimini tamamen durdurup adet dönemine girmemeye kadar uzanan doğal bir süreçtir.
Kişinin rahminin alındığı fakat yumurtalıklarının alınmadığı bir histerektomi işlemi çoğunlukla hemen menopoza sebep olmaz. Kişi artık adet görmüyor olsa bile, yumurtalıkları hala yumurta ile östrojen ve progesteron hormonu üretir. Fakat hem rahmin hem de yumurtalıkların çıkarıldığı total histerektomi gibi cerrahi uygulamalar hemen menopoza sebep olabilir. Böylelikle kişinin adet dönemleri anında durur. Normal koşullarda birkaç yıl içerisinde ortaya çıkabilecek hormonal değişimler aniden gerçekleştiği için şiddetli sıcak basmaları, ağrılar ve diğer menopoz semptomlarının ortaya çıkması muhtemeldir.
Diğer yandan radyasyon tedavisi ve kemoterapi gibi kanser tedavileri, hem doğrudan menopoza sebebiyet verebilir hem de tedavi esnasında ya da hemen tedavi sonrasında sıcak basması gibi menopoz belirtilerinin ortaya çıkmasına davetiye hazırlayabilir. Kemoterapiden sonra gerçekleşen menstrüasyonun ve doğurganlığın durması durumu ise çoğu vakada kalıcı değildir. Ancak yine de doğum kontrol önlemlerinin alınması, önlem alma açısından gerekli olabilmektedir.
Erken menopoz veya erken yumurtalık yetmezliği ise kadınların yaklaşık olarak %1’inde 40 yaşından önce ortaya çıkmaktadır. Genetik etkenlerden ya da otoimmün hastalıklardan kaynaklanan nedenlerden dolayı kişinin yumurtalıkları yeterli seviyede üreme hormonu üretemediğinde erken menopoz durumu ortaya çıkabilmektedir. Fakat birçok vakada buna neden olacak olabilecek hiçbir durum bulunmamaktadır. Bu durumun meydana geldiği vakalarda beyin, kalp ve kemiklerin sağlığı ve yapısını korumak amacıyla doktorlar tarafından en azından doğal menopoz yaşına kadar süren bir hormon tedavisi önerilmektedir.
Menopoz Belirtileri Nelerdir?
Menopoz belirtileri ve bulguları her kadında, menstrüasyon düzenindeki değişimler de dâhil olmak üzere, farklılık göstermektedir. Düzenli üreme ve adet döneminden menopoz dönemine kadar olan perimenopoz sürecinin oluşumunu sağlayan aylar ya da yıllarda kişi, başta düzensiz adet dönemleri olmak üzere;
Cilt kuruluğu,
Gece terlemeleri,
Kilo artışı,
Yavaşlayan metabolizma,
Memede dolgunluk kaybı,
Ruh halinde ani değişimler,
Saç tellerinin incelmesi,
Sıcak basmalar,
Üşüme,
Uyku problemleri,
Vajinal kuruluk gibi çeşitli belirti ve bulgulardan muzdarip olabilir.
Perimenopoz esnasında adet döneminde atlama olması, sık görülen ve beklenen bir durumdur. Çoğunlukla adet dönemleri bir ay atlar ve sonraki dönemde tekrardan başlar veya birkaç ayı atlayıp birkaç ay boyunca tekrardan aylık döngüler başlatır. Ayrıca adet dönemi daha kısa döngüler biçiminde gerçekleşme eğilimindedir. Bu sebeple daha sık tekrarlayabilmektedir.
Fakat düzensiz dönemlere rağmen gebelik gelişimi mümkündür. Bu nedenle de bir adet dönemini atlayan, fakat menopoz geçişine başlayıp başlamadığından emin olamayan kadınların hamilelik testi yaptırması önerilmektedir. Menopoz sürecinin sonrasında vajinada hala kanama varsa, bu durumda mutlaka bir doktora başvurulmalıdır. Zira erken kontrol ve buna bağlı olarak gerçekleşen erken teşhis, tedavi sürecine çok büyük katkı sağlar.
Menopoz ile Ortaya Çıkabilecek Komplikasyonlar Nelerdir?
Menopoz döneminden sonra kişilerin bazı tıbbi durumlarla karşılaşma riskinde artış gözlemlenmektedir. Bu tıbbi durumlar arasında öncelikle kardiyovasküler hastalıklar, yani kalp ve dolaşım sistemi sorunları görülmektedir. Kalp hastalıkları, kadınlarda da erkeklerde olduğu gibi en önde gelen ölüm sebepleri arasında bulunmaktadır. Bundan dolayı düzenli egzersiz yapma, sağlıklı beslenme ve sağlıklı kiloyu korumak kişinin sağlığı için önemlidir.
Ayrıca kişiler bu durumdan doğabilecek yüksek kolesterolü ya da tansiyonu kontrol altında tutulması için yapılması gereken şeyleri öğrenmek üzere bir doktora başvurmalıdır. Böylece ortaya çıkabilecek komplikasyonlar en aza indirgenmiş olur.
Osteoporoz, kişide kemiklerin kırılgan ve zayıf olmasına sebebiyet veren kırık riskinin artmasına sebep olmaktadır. Kişiler menopoz döneminden sonraki ilk birkaç sene içerisinde, kemik yoğunluğunu hızlı bir biçimde kaybederek yüksek osteoporoz riski ile karşı karşıya kalır. Bu süreç içerisinde kadınlar özellikle bilek, kalça ve omurga üzerinde meydana gelebilecek kırıklara karşı hassas hale gelirler.
Ayrıca perimenopoz süreci esnasında ve menopozdan sonra metabolizma yavaşladığı için kişilerde kilo alma durumları görülebilir. Kişi mevcut ağırlığını korumak için daha az yemek yeme ve daha fazla egzersiz yapma ihtiyacı duyabilmektedir.
Diğer yandan vajina ve üretra dokularındaki elastikliğin yitirilmesi neticesinde ise bahsi geçen kişinin;
İdrar yolu enfeksiyonları,
Sık, ani ve güçlü idrara çıkma dürtüsü,
İstem dışı idrar kaçırma,
Öksürme, gülme ya da ağırlık kaldırma sebebiyle idrar kaçırma gibi sorunlar yaşaması olasıdır.
Bireyin Kegel egzersizleri ile pelvik kaslarını güçlendirmesi ve topikal vajinal östrojen tedavisi alması, bu şikâyetleri hafifletmeye yardımcı olabilir. Buna ek olarak doktor kontrolünde gerçekleşecek ve sürdürülecek bir hormon tedavisi, aynı zamanda idrar tutamama ve menopozal idrar yolu ile sonuçlanabilen vajinal değişimler için etkili bir tedavi yöntemi olabilmektedir.
Menopoz Cinsel Hayatı Etkiler mi?
Menopozda cinsellik, merak edilen diğer bir konudur. Vajinada azalan nem ve elastikiyet kaybından kaynaklanan vajinal kuruluk, cinsel ilişki esnasında ağrılara, yaralanmalara ve hafif kanamalara sebebiyet verebilmektedir. Ayrıca, duyu azalması bireyin cinsel isteğini azaltabilir. Bu durumlarda kullanılacak su bazlı vajinal nemlendirici ya da kayganlaştırıcılar kişiye cinsel ilişki esnasında yardımcı olabilir. Eğer vajinal kayganlaştırıcıların kullanımı yeterli sonuçları sağlamazsa, yine doktor önerisinin ardından vajinal krem, tablet ya da halka şeklinde bulunan bölgesel vajinal östrojen tedavisi pozitif sonuçlar verebilmektedir.
Menopoz Tanı Yöntemleri Nelerdir?
Menopozu teşhis etmek için normal koşullar içerisinde testlere gerek yoktur. Menopoz belirti ve bulgularının ortaya çıkması çoğunlukla menopoz geçişine, yani perimenopoza başlangıç tanısının konulması için yeterli olmaktadır. Düzensiz adet dönemleri ya da sıcak basması gibi belirtilere ilişkin endişeleri olan kişiler doktorlarına başvurmalıdır. Bazı durumlarda ise daha ileri tanı konulması gerekli olabilir. Bu tür durumlarda ilgili hekim, çeşitli hormonların düzeylerini kontrol etmek için kan testi önerebilmektedir.
Bu testlerin içerisinde FSH yani folikül uyarıcı hormon ve östrojen yani estradiol testleri yer almaktadır. Menopoz ortaya çıktıkça kişinin FSH düzeylerinde artış gözlemlenirken, östradiol düzeylerinde azalma gözlemlenir. Tiroit uyarıcı hormon testi ise hipotiroidizmin yani yetersiz tiroidin menopozdakiler ile benzer belirtilere sebep olup olmadığının saptanması için kullanılabilir.
Menopoz Tedavi Yöntemleri Nelerdir?
Menopoz herhangi bir tıbbi tedavi gerektirmez. Tıbbi tedaviden ziyade menopoz tedavisi, kişiye rahatsızlık verebilecek olan belirti ve bulguları hafifletmeye ve yaşlanma ile meydana gelebilecek kronik durumların önüne geçmeye ya da yönetmeye odaklanır.
Menopoz semptomlarını yönetmek için kullanılacak tedaviler içerisinde öncelikle hormon tedavisi bulunmaktadır. Östrojen tedavisi, menopozda ile kişide ortaya çıkan sıcak basmalarını gidermek için en etkili tedavi yöntemidir. Ayrıca östrojen kemik kaybını önlemeye yardımcı olmaktadır. Doktor kişinin bireysel ve ailevi tıbbi geçmişine bağlı bir şekilde belirtilerin giderilmesi için gerekli en kısa süre boyunca en düşük dozda olan östrojen tedavisini önerebilir.
Rahmi alınmayan kişilerin östrojene ek olarak denge sağlamak amacıyla progestine ihtiyacı olmaktadır. Uzun süreli hormon tedavisi gören kişilerde bazı kardiyovasküler ve meme kanseri riskleri artmaktadır. Fakat menopoz dönemi süresince hormon kullanımı bazı vakalarda tedaviye önemli katkılar sağlamıştır. Risklerin en aza indirilmesi için bu tür bir tedaviye başlamadan önce mutlaka doktor tarafından görüş ve tavsiye alınması gerekmektedir.
Vajinal kuruluğu gidermek için ise vajinal östrojenden yararlanmak mümkündür. Bu tedavi tekniğinde östrojen vajinal krem, tablet ya da halka kullanılarak doğrudan vajinaya iletilebilir. Bu tedavi, vajinal dokular tarafından emilen az miktarda östrojeni vücuda sağlar ve vajinal kuruluk problemi gibi cinsel ilişkiyi olumsuz etkileyebilecek sorunları veya bazı idrar sorunu belirtilerini hafifletmeye yardımcı olabilir.
SSRI olarak isimlendirilen seçici serotonin geri alım inhibitörü ilaç sınıfında bulunan bazı antidepresanlar az miktarda kullanıldıkları takdirde, menopozun sebep olduğu sıcak basmalarını azaltmaya yardımcı olabilmektedir. Diğer sağlık durumları sebepleriyle östrojen alamayan ya da herhangi bir duygudurum bozukluğu için antidepresan kullanmak zorunda olan kişilerde sıcak basmalarının doğru bir şekilde yönetilmesi için hekim önerisi ile düşük dozlu bir antidepresan alımı yararlı olabilmektedir.
Normal koşullarda nöbet geçirme vakalarında kullanılan ilaçların aynı zamanda sıcak basmalarını azaltmaya yardımcı olduğu da gözlemlenmiştir. Bununla birlikte, östrojen tedavisini alamayan kadınlarda veya gece sıcak basması sorunu yaşayan bireylerde yarar sağlayabilmektedir. Tipik olarak yüksek tansiyonu tedavi etmek amacıyla kullanılan ilaçlar sıcak basmalarına karşı bireye biraz rahatlama sağlayabilmektedir.
Doktorlar osteoporozun önüne geçmek ya da tedavi etmek amacıyla kişinin bireysel sağlık durumunun gerektirdiği ihtiyaçlara bağlı kalarak çeşitli ilaçları tavsiye edebilmektedir. Kemik kaybı ve kırık riskini en aza indirgemeye yardımcı olan birkaç ilaca ek olarak kemikleri güçlendirmeye yardımcı olan D vitamini takviyelerinin kullanımı, ancak doktor önerisinden sonra mümkün olabilmektedir.
Menopozun Belirtileri nelerdir?
Sıcak basmaları, gece terlemeleri, ciltte kızarma, uykusuzluk, çarpıntı, konsantrasyon kaybı yaygın olarak görülen menopozun ilk belirtileridir. Menopozdaki tüm bu belirtilerin nedeni temel kadınlık hormonu olan östrojenin artık yumurtalıklar tarafından yapılmıyor olmasıdır. Azalan östrojen hormonu kadınlarda daha nadir olarak unutkanlık, baş ağrısı, sinirlilik, depresyon, cinsel isteksizlik, uyarılmada yetersizlik, vajinada kuruluk, ağrılı cinsel ilişki, sık idrara çıkma, kilo almaya yatkınlık, eklem ağrıları gibi belirtilere yol açabilmektedir. Östrojen azlığının uzun dönemdeki etkileri boy kaybı, ciltte incelme, meme dokusu kaybı, kolesterol düzeyinde değişiklikler, kalp hastalığı riski, kemik erimesi (osteoporoz),kemik kırığı artışı gibi yaşam kalitesini olumsuz etkileyen sonuçlardır.
Menopozun cinsel organlar üzerindeki etkileri en belirgin hissedilen değişikliklerdir. Menopozun ilerleyen dönemlerinde vajinada atrofi adı verilen incelme elastikiyet kaybı meydana gelmektedir. Giderek artan bu durumun nedeni östrojen hormonunun çok düşük olmasıdır. Bu dönemde vajina mukozası kollajen ve yağ dokusunu yitirir ve sıvı tutma yeteneğini kaybeder. Bunun sonucu olarak vajina duvarındaki esnemeyi sağlayan rugalar düzleşir. İncelen mukoza küçük bir travma ile zedelenebilir hale gelmektedir. Bu durum ağrılı cinsel ilişkiye yol açabilmektedir. İleri yaşlılık dönemlerinde vajinadaki atrofi nedeniyle giderek daha az cinsel ilişkiye girme sonucu vajinada darlık gelişmektedir.
Östrojen azalması vajinada koruyucu vasıfta olan laktobasillerin azalmasına sebep olmakta ve bu durum asidik (normalde pH:5 ) olması gereken vajina ortamının alkalen hale gelmesine yol açmaktadır. Alkalen vajina ortamında fırsatçı mikroplar vajinada kolayca yerleşerek vajinit oluşmaktadır. Bu enfeksiyonlar idrar yollarına da kolayca yayılabilmektedir.
Vajina atrofisi sonucu cinsel ilişki sırasında ağrı, yanma ve kanama, vajinit, kaşıntı, vajinada darlık oluşabilmektedir. İdrar kanalı (üretra) ve mesane mukozasında da incelme oluşmakta ve bu yüzden idrar yanması, ani idrar hissi (urge inkontinans) ile birlikte idrar kaçırması ve sık idrar yapma hissi gibi yakınmalar oluşabilmektedir.
Yine ilerleyen menopoz dönemlerinde cinsel organları yerinde tutan bağlarda da incelme oluşmakta ve yapısal yatkınlık durumlarında rahimde ve vajinada sarkmalar hızlanabilmektedir.
Vaginada atrofi belirtileri olan kadınlarda vajina içine (lokal) düşük dozlu östrojen hormonu içeren ilaçlar bu sorunu büyük ölçüde ortadan kaldırabilmektedir. Bu ilaçların kullanım süresi 1 yılı geçince genel kontrollerin yapılması gerekmektedir.
Menopozda Cinsellik
Cinselliğin menopoz dahil her yaşta sağlık belirtisi olduğu kabul edilmektedir. Cinsellik yaşam boyu devam etmekte, ancak zamanla fizyolojik farklılıklar oluşmaktadır. Yaşlandıkça diğer tüm bedensel işlevlerde olduğu gibi cinsel işlevlerde doğal değişiklikler meydana gelmektedir. Menopozdan sonra kadınlarda cinsel açıdan uyarılma ve ıslanmada gecikme veya azalma, orgazma ulaşma süresinde uzama veya şiddetinde azalma olabilmektedir. Yaşın ilerlemesiyle birlikte, erkeklerin cinsel açıdan uyarılmaları için gereken süre uzamaktadır.
Kadınlar yaşlanırken özellikle menopoz döneminde cinselliğinin bittiğini düşünebilmektedirler. Aksine, menopoz hamile kalma tehdidi ortadan kalktığı için kadın açısından cinsel özgürlüğün başladığı bir dönemdir.
Cinsel yaşam odaklı bir yaşlanma süreci hem erkekler hem kadınlar için yaşlanmayı sağlıklı hale getirmektedir. Yaşlanma ile oluşan doğal farklılıklar nedeniyle cinsel birleşme dışında cinsel haz ve doyum sağlayan birçok cinsel eylem çiftler tarafından uygulanmalıdır. Dokunarak cinsel açıdan uyarılma ve dokunmanın yarattığı cinsel hazza odaklanma sağlıklı ve mutlu bir cinsel yaşam için çiftlerin uygulayabileceği etkili yöntemlerdir.
Bu nedenle hem kadınlar hem erkekler bedenlerindeki yaşa bağlı fizyolojik değişikliklerini bilerek, doyumlu bir cinselliği yaşam boyu sürdürmenin yollarını aramalıdırlar. Doyumlu bir cinsel yaşamın bedensel ve ruhsal sağlığa da olumlu katkı sağlayacağı bilinmelidir. Her yaşta ve her zaman karşı cinse sevgi, cinsel arzu duyulmaktadır. Yaşam devam ettiği sürece cinselliğin hiçbir zaman bir sonu yoktur.
Menopozda Kemik Erimesi (Osteoporoz) riski artar
Menopozla birlikte kemik kütlesinde hızlı bir erime oluşmaktadır. İlerleyen menopoz dönemlerinde zayıflamış kemiklerde kırık riski artmaktadır. En sık kırıklar bel omurlarında (çökme kırığı şeklinde) ve kalçada (femur kemiği boynunda) görülmektedir. Östrojenin azalması kemik erimesi sürecini hızlandırmaktadır. Erken menopoza giren (40 yaşından önce menopoz durumu),steroid hormonu kullanan, ailede ve geçmişinde kemik kırığı öyküsü olan, vücut ağırlığı 57’nin altında olan, sigara kullanan ve yetersiz D vitamini- kalsiyum alan kadınlar kemik erimesi için daha fazla risk altındadırlar. İnsanlar hayatlarında en yüksek kemik kütlesine 20’li yaşlarda ulaşmaktadır. 50’li yaşlardan itibaren herkeste kemik kaybı hızla artmaktadır. Kadında ve erkekte görülen bu durumun nedeni cinsiyet hormonlarındaki azalmadır. Kadınlar erkeklere göre kemik erimesi sorunuyla daha fazla karşılaşmaktadırlar. Başlangıçta düşük kemik kütlesine sahip kadınlar menopozdaki hızlı kemik kaybından daha fazla etkilenirler. O yüzden menopoza geçiş döneminde her kadına ‘kemik mineral dansitometrisi’ yapılarak kişideki kemik erimesi risk boyutu değerlendirilmelidir.
Kadınlarda kemik erimesi hiçbir şikayete yol açmayacağı gibi ağrı, boyda kısalma veya kemik kırıklarıyla kendini belli edebilir. Teşhis ‘kemik mineral yoğunluğunun ölçümü’ ile kesin olarak konabilmektedir. Tedavide günde 1-1.5 gr kalsiyum ve 800Ü D vitamini ağız yoluyla alınması gerekmektedir. Kişinin yaşam tarzına ilişkin alabileceği tedbirler; yeterince güneşlenmek, yeterince balık, süt ve süt ürünlerini tüketmek, sigara kullanmamak, düzenli yürüyüş ve yüzme egzersizleri yapmak sayılabilir. Ciddi düzeyde olan kemik erimesi durumları (T skoru >-2.5) veya kırık yaşamış olanlarda kemik kütlesini artırıcı ilaçlar doktorun belirleyeceği planda uygulanabilir.
Menopozda Damar Hastalıkları ve Kan Pıhtılaşması daha sık görülür
Menopozun getirdiği beden değişiklikleri içinde yaşamsal kötü sonuçları olan en yaygın hastalık, kalp damar hastalıklarıdır. Gerek kolesterol düzeylerindeki artış, gerek damar elastikiyetindeki bozulma, gerekse pıhtılaşmaya eğilim nedeniyle kalp ve beyin damarlarında oluşan daralma ve tıkanmalar menopozun hızlandırdığı önde gelen ölüm nedenleridir. Östrojen hormonu 50 yaşından önce kadını kalp hastalıklarından korumaktadır. 60 yaşından sonra kadınlar ile erkeklerin kalp damar hastalığına yakalanma riskleri eşitlenmektedir.
Ailede erken kalp krizi veya inme hikayesi olan, sigara içen, insülin direnci olan, kolestrol yüksekliği olan kişilerde damar tıkanıklığı ve kan pıhtılaşması sorunları daha fazla görülmektedir. 60 yaş üstündeki kadınlarda hormon kullanmanın bu riskleri artırdığı son yıllarda yapılan çalışmalarla ortaya konulmuştur. O yüzden menopozu takip eden yıllarda damar hastalıklarının öngörüsü ve önleyici tedbirlerin alınması için düzenli sağlık kontrollerinin yapılması gerekmektedir.
Menopozda Meme kanseri görülme sıklığı artar
Menopozu takip eden yıllarda kadınların en korkulan hastalığı meme kanseridir. Günümüzde meme kanserinin erken teşhisi ve tedavisinde büyük yol alınmasına rağmen halen kadınlarda en sık görülen kanser türüdür. 65 yaşından sonra görülme sıklığı artmaktadır. 50’li yaşlarda on yıldan uzun süre hormon kullanımı, şişmanlık, radyasyona maruz kalmak, meme kanseri riskini artırmaktadır. En fazla risk artışı ailede (kız kardeş, anne, teyze) iki veya daha fazla kişide meme kanseri olmasıdır. Yine ailesel meme ve yumurtalık kanserine yol açan BRCA gen mutasyonu varlığı da risk oluşturmaktadır. Ancak meme kanseri olan kadınların %85’inde bir risk faktörü bulunamamış olmasına dikkat edilmelidir. Bu yüzden her kadın meme kanseri riski taşıdığını bilmelidir. Kadının kendisinin ve hekimin yapacağı periyodik meme muayeneleri ve mamografi ve meme ultrasonu gerekirse meme MR tetkiki yoluyla erken meme kanseri teşhisi yapılabilmektedir.
Menopozda yapılması gereken sağlık kontrolleri nelerdir?
Menopozda düzenli yapılması gereken sağlık kontrolleri ve testler vardır. Bunlar:
Menopoza geçiş dönemi olan 45-55 yaşları arasında düzenli jinekolojik muayeneler yapılmalıdır. Bu muayenelerde smear alınması (servikal sitoloji) ve vajinal yolla ultrason yapılması gerekmektedir. Ultrasonda menopoz sonrası dönemdeki kadınlarda rahim iç zarı (endometrium) kalınlığının 5 mm’nin altında, yumurtalıkların boyutunun normalden küçük (1-2 cm boyutlarında) olmasına bakılmalıdır. Bu incelemenin menopozun ilk beş yılında 6 ayda bir, sonra yılda bir yapılması önerilmektedir.
Kan sayımı, açlık kan şekeri, açlık insülin düzeyi, şeker yükleme testi, kolesterol ve trigliserit düzeyleri, böbrek ve karaciğer fonksiyon testleri, tiroid hormon testleri ve idrar tetkiki kadının taşıdığı risk faktörlerine göre belirli arlıklarla yapılmalıdır.
Kan basıncı ölçümü ve kalp hastalığı riskleri için düzenli kardiyolojik sağlık kontrolleri yapılmalıdır.
Kemik erimesinin varlığını araştırmak için menopozun başlangıcında bir kez ve daha sonraki yıllarda riskli kişilerde yılda bir, risk yoksa 3 yılda bir kemik mineral dansitometrisi yapılmalıdır.
Düzenli meme muayenesi kadının kendisi tarafından ve hekim tarafından 6 ayda bir yapılmalıdır. İlave risk faktörü (ailede meme kanseri öyküsü) yok ise yılda bir mamografi ve meme ultrasonu menopoz sonrası dönemlerde yapılması gerekmektedir.
Menopozun Tedavisi
Günümüzden on yıl öncesine kadar menopoz tedavisinde azalan hormonların yerine konmasının yararlı sonuçlarına inanılmakta ve sıkça kullanılmakta idi. Ancak 2002 yılında sonuçlanan WHI çalışması menopoz sonrası verilen östrojen hormonunun kalp damar hastalıklarını önlemediği veya geciktirmediği, dahası, koruma yapmamasının ötesinde kalp damar hastalık riskinde hafif bir artışa yola açtığı gösterilmiştir. Hormon tedavisi ile inme ve venöz tromboembolizm (atardamar ve toplar damarlarda pıhtı oluşumu ve pıhtı atması) gibi ölümcül seyredebilen sorunlarda risk artışı saptanmıştır. Östrojen ve progesteron hormonlarının beş yıldan uzun kullanımı ile meme kanserinde mevcut risklerde artış olabileceği bu çalışmada ortaya konulmuştur. Bu bilgilerin ardından menopozda hormon kullanımı sadece belli durumlarla ve belli sürelerle kısıtlanmıştır.
Menopozun neden olduğu şiddetli sıcak basması, vajina atrofisi dışında günümüzde hormon tedavisinin kullanım alanı yoktur. Bu sorunlar için alternatif tedavilerin olduğu da bilinmelidir. Sıcak basmasının varlığında östrojen hormonu içeren ilaçlar yararları ve riskleri karşılaştırılarak, mümkün olan en kısa süre boyunca ve en düşük dozda cilt yoluyla veya ağızdan verilebilmektedir. Vajina atrofisi için düşük dozlu östrojen hormonu içeren ilaçlar vajina içine uygulanarak sınırlı sürelerde kullanılabilmektedir. Hormon tedavisinin menopoza girilen ilk yıllarda (sadece ilk beş yılda) ve en fazla beş yıl süreyle olmak üzere kullanımı şu anki bilgiler ışığında güvenli gibi görülmektedir.
Kadınların Düzenli Yaptırması Gereken Jinekolojik Muayene ve Testler nelerdir?
Teknoloji her alanda olduğu gibi tıp alanında da günlük hayatımıza giderek daha fazla giriyor. Ultrason teknolojisi de hızla gelişiyor, daha kaliteli yeni cihazlar üretiliyor. Ultrasonun sağlık alanında kullanımı giderek yaygınlaşıyor. Günümüzde ultrasonun kullanılmadığı jinekolojik muayeneden ve gebelik takibinden bahsetmek mümkün değil. Ultrason tecrübeli ve bilgili bir kullanıcının elinde en iyi teşhis imkanını sunabiliyor.
Ultrason kullanmadan yapılan jinekolojik muayene son derece yetersiz ve eksik kalmaktadır. Ülkemizde kamu hastanelerinin çoğunda, özel sağlık kurumlarının tümünde kadın doğum kliniklerinde rutin olarak ultrason kullanılmaktadır. Ancak cihaz kalitesi ve kullanıcı deneyimlerinin standardı yoktur. Bu yüzden yeni teknolojiyi ve güncel bilgiyi yakından takip eden sağlık kurumlarında hizmetin kalitesi daha yüksektir.
Jinekolojik muayene hangi sıklıkta yapılmalı?
Kadınların herhangi bir şikayetleri olmasa da yılda bir kez düzenli olarak ultrason eşliğinde jinekolojik muayene olmaları gereklidir. Deneyimli ultrason kullanıcısı tarafından, yüksek çözünürlükte ultrason eşliğinde yapılan muayenede rahmin ve yumurtalıkların iç yapısı ve fonksiyonları değerlendirilmelidir. Adet düzensizliği olan ve ailede jinekolojik kanser öyküsü olan kadınların, doktorlarının önerdiği sıklıklarda muayene olmaları gerekir.
Smear testi ve HPV testi ne zaman yapılmalı?
Smear testi, rahim ağzına fırça ile yapılan sürüntüde yüzey hücrelerinin mikroskop altında incelenmesi testidir. Bu testin yapılmasındaki esas amaç rahim ağzı kanserinin erken saptanmasıdır. Smear testinin 21 yaşından önce yapılması gereksizdir. Smear testi 21-29 yaşlarında 3 yılda bir yapılmalıdır. 30 yaşından sonra her kadının en az bir defa Smear testi ile birlikte HPV testini yaptırması gerekmektedir. Smear testi normal ve HPV testi negatif olan kadınlar daha sonraki rahim ağzı kontrollerini 5 yılda bir yaptırmaları yeterlidir. HPV testinin smear gibi 21 yaş öncesinde yapılması gereksizdir. 21-29 yaşları arasında, sadece smear testi normal olmayan kadınlarda yüksek riskli (tip 16,18) HPV varlığını araştırmak için HPV testi yapılması gerekebilir.
30 yaşından sonra rahim ağzında yüksek riskli (Tip16, 18) HPV testi pozitif olan kadınlar ise takiplerini her yıl yaptırmaya devam etmelidir. Bu kadınlar, bu alanda deneyimli bir hekimin kontrolü altında smear testi, kolposkopi ve HPV testi takiplerini ve tedavilerini yaptırmaları gerekir.
HPV aşısı ne zaman ve nasıl yapılır?
HPV aşılarının ideal olarak hem kadında hem erkekte cinsel aktivitenin henüz başlamadığı 11-12 yaşlarında yapılması gerekmektedir. HPV aşılarının kadında 26'dan sonra erkekte 21'den sonra uygulanması yeterli yarar sağlamamaktadır. 45 yaşından sonra aşıların uygulanması gereksiz kabul edilmektedir.
Günümüzde iki çeşit yüksek riskli HPV aşısı vardır. İkili aşı (Tip 16, 18’e etkili) Cervarix ve siğillere de etkili dörtlü aşı (Tip16, 18 ve Tip 6,11) Gardasil adı ile piyasada bulunmaktadır. Her iki aşı da rahim ağzı kanseri için önleyici etkiye sahiptir. Yakın zamanda piyasaya verilmesi beklenen dokuzlu aşı (kanserojen HPV Tip 16, 18, 45, 31, 33, 52, 58 ve Tip 6,11’e etkili) rahim ağzı kanserine karşı korunmada daha büyük katkı sağlayacaktır. Tüm HPV aşıları koldan kas içine 3 ayrı doz olarak yapılmaktadır. Gardasil aşı, ilk dozdan sonra 2. ve 6.ayda tekrar dozları, Cervarix aşı da ise ilk dozdan sonra 2. ve 6. ayda tekrar dozlarının yapılması gerekir.
Meme kanseri erken teşhisi için mamografi ne zaman yapılmalı?
Her kadın meme kanseri riski taşımaktadır. Ailesinde (kız kardeşi, anne ve teyzesinde) meme kanseri olan kişilerde meme kanseri için risk artmıştır. Ailede iki veya daha fazla kişide meme kanseri varsa risk 10 kat artmaktadır. Menopozda on yıldan uzun süre hormon kullanımı, şişmanlık, radyasyona maruz kalmak da meme kanseri riskini artırmaktadır. Meme kanseri en sık 60-69 yaşlarında görülür. Meme kanseri erken teşhis edildiğinde tedavi başarısı daha yüksektir.
Ailesinde meme kanseri olan kadınların meme incelemesine (muayene, mamografi ve meme ultrasonu),kanserin görüldüğü yaştan 10 yıl daha önce başlanmalıdır. Riskli olmayan grupta 40-49 yaş aralığında tarama için mamografi yapılmasına gerek olmadığı kabul edilmektedir. 50-59 yaş aralığında 2 yılda bir mamografi yapılması, 60-69 yaşlarında yılda bir tarama amaçlı mamografi ve meme ultrasonu yapılması önerilmektedir. 60 yaş öncesinde her yıl mamografi yapılmasından vazgeçilmesinin nedeni, gereksiz biyopsi, müdahale ve gereksiz stres yaratma gibi riskleridir. Kadının kendisinin ve hekimin yapacağı periyodik meme muayeneleri ilerlemiş meme kanserini ortaya koymakta yararlı olabilir.
Kemik erimesi taraması ne zaman yapılmalı?
Kemik erimesinin varlığını araştırmak için menopozun başlangıcında bir kez ve menopozdan sonraki yıllarda 3 yılda bir ‘kemik mineral dansitometrisi’ (KMD) yapılması gerekir. Erken menopoz, kortizon hormonu kullanımı, ailede ve geçmişinde kemik kırığı öyküsü, minyon vücut yapısı (< 57kg), sigara kullanımı, yetersiz D vitamini- kalsiyum alımı olan kadınlar kemik erimesi için daha fazla risk altındadırlar. Bu kişilerin kemik erimesi (osteoporoz) ve kırık riskini ortaya koymak için KMD testini kendilerini takip eden doktorlarının belirleyeceği sıklıkta yaptırmaları gerekir.
Sağlıklı bir menopoz sonrası hayat için neler yapılabilir?
Bedensel etkinliği arttırmak için her gün veya en azından haftada birkaç gün en az 30 dakika orta düzeyde egzersiz yapılmalı.
Kafein, şeker, tuz ve alkol tüketiminin azaltılmalı veya engellenmeli.
Sigara içilmemeli.
Yağdan fakir, yeterli ve dengeli beslenmeye özen gösterilmeli, yeterli miktarda kalsiyum ve D vitamini içeren gıdalar tüketilmeli.
Düzenli ve yeterli uyku uyunmalı, uykusuz kalınmamalı.
Andropoz Nasıl Geçer?
Andropoz, eğer yaşlanmaya bağlı bir durumdan kaynaklanıyorsa kendiliğinden geçmez ve zaman içerisinde belirti ve semptomları daha ağır hale gelebilir. Testosteron seviyelerinde düşme eğer farklı tıbbi nedenlerden kaynaklanıyorsa, altta yatan sorunların giderilmesi durumun ortadan kalkmasına yol açabilir.
Andropoz Nasıl Tedavi Edilir?
Birçok birey andropoz belirti ve semptomlarını durum kendisine ciddi zorluklara neden olmadıkça veya hayatını aksatmadığı sürece, muhtemelen tedavi olmaksızın yönetebilir. Andropoz semptomları için en yaygın tedavi türü düzenli egzersiz yapma, sağlıklı beslenme, stresi azaltma ve yeterli uyku düzenine sahip olma gibi daha sağlıklı yaşam tarzı seçimleri yapmaktır.
Bu yaşam tarzı alışkanlıkları tüm bireylerin hayat kalitesinde yükselme ve fayda sağlayabilir. Andropoz semptomları yaşayan erkekler bu alışkanlıkları benimsedikten sonra genel sağlıklarında dramatik bir değişiklik gözlemleyebilir.
Depresyon ve anksiyete gibi psikolojik durumlarda hekim kontrolünde yapılacak ilaç tedavisi, bilişsel davranış terapisi ve yaşam tarzı değişiklikleri etkili olabilir.
Eğer tanı sürecinde yapılan kan testlerinin sonuçları, bireyde testosteron eksikliğini olduğunu gösteriyorsa, birey hormon sorunları konusunda uzman bir endokrinologa yönlendirilebilir.
Uzman bu teşhisi doğrularsa, hormon eksikliğini düzeltmek ve bireyin belirtilerini hafifletmek için bireye testosteron yerine koyma tedavisi önerebilir. Testosteron yerine koyma tedavisi tabletler, bantlar, jeller, implantlar veya enjeksiyonlar şeklinde gerçekleştirilebilir.
Andropoz İçin Yaşam Tarzı Değişiklikleri Ve Evde Bakım
İlerleyen yaşla birlikte hemen herkesin testosteron seviyelerinde düşüş olması normaldir. Çoğu erkek için semptomlar tedavi olmaksızın yönetilebilir. Eğer belirtiler kişinin hayat kalitesini düşürüyorsa, hekime danışılmalıdır.
Doktor durumun belirti ve semptomlarını yönetmeye veya tedavi etmenize yardımcı olacak öneriler sunabilir. Ancak sağlıklı yaşam önerileri andropoz için en önemli çözüm yollarından birisidir.
Andropoz Belirtileri
Diğer pek çok hastalıkta olduğu gibi, andropoz belirtileri de kişiden kişiye farklılık gösterir. Ortaya çıkan belirtiler; fiziksel, cinsel ya da psikolojik olabilir. Yaş ilerledikçe belirtilerin şiddeti artabilir.
Testosteron; cinsel dürtü ve fonksiyonların düzgün şekilde çalışması için oldukça önemlidir. Vücuttaki hormon seviyesi düştükçe, kişide ereksiyon problemleri görülebilir. Aynı zamanda, sperm sayısında da azalma gözlenir.
Andropoz belirtileri ile beraber kişide birtakım duygusal problemler de yaşanabilir. Genel depresyon hali sıklıkla görülen bir durumdur. Hayattan keyif alamama, sürekli mutsuzluk ve sinirli ruh hali görülebilir. Testosteron seviyesinin düşmesine bağlı olarak zayıflayan ve azalan kas dokuları nedeniyle kişi kendini bitkin ve yorgun hisseder. Aynı zamanda, uyku düzeninde de birtakım problemler görülebilir.
Testosteron seviyesinin azalmasına bağlı olarak ortaya çıkan belirtilerden biri de özellikle karın ve bel bölgesinden kilo alınmasıdır. Vücudun yağ tutmaya daha eğilimli hale gelmesi nedeniyle göğüs ve karın bölgesinde yağlanma görülebilir.
Diğer sık görülen belirtiler ise şu şe şekildedir:
•Cinsel isteksizlik ve iktidarsızlık
•Erken boşalma
•Testislerde küçülme
•Kısırlık
•Unutkanlık
•Kilo alma
•Özgüven kaybı
•Vücut tüylerinde azalma
•Kemik erimesi
•Anemi
•Anksiyete
•Motivasyon kaybı
Yukarıda sayılan belirtiler çoğu durumda erken yaşlarda çok yavaş ve fark edilmeyecek kadar hafif olsa da bazı özel durumlarda andropozun görülmesi beklenen yaş aralığından daha öncesinde de şiddetli belirtilerle karşılaşabilir. Bu erken belirtilere neden olan en yaygın faktör ise testis kanseri veya başka bir nedenden dolayı ameliyatla testislerin alınmasıdır. Bu duruma ek olarak, prostat kanseri hastaları testosteron seviyesini sınırlayıcı ve düşürücü bazı ilaçlar kullanırlar. Bu nedenle, bu ilaçları kullanan kişilerde, ileri yaşlarda beklenen andropoz belirtileri daha erken ortaya çıkabilir.
Andropoz; her erkekte görülebilecek doğal bir süreçtir. Ancak, belirtilerin kişinin sosyal ve iş yaşamını sekteye uğratması çeşitli psikolojik sorunlara neden olabilir. Türü ve şiddeti kişiden kişiye değişen belirtiler, bazı durumlarda hayat kalitesini ciddi anlamda azalttığı için bu konuda psikolojik destek alınabilir.
Andropoz Tedavisi
Yaşam tarzında yapılacak bazı değişiklikler ve bazı hususlara dikkat edilmesi andropoz belirtilerinin daha geç yaşlarda ortaya çıkmasını sağlayabilir. Sağlıklı yaşam alışkanlıkları edinmek, hormon seviyesini daha uzun süreler boyunca istenilen seviyelerde tutacaktır. Özellikle sigara ve alkol tüketiminden kaçınmak, düzenli egzersiz yapmak ve sağlıklı beslenme düzenine sahip olmak belirtilerin daha geç ortaya çıkması ve daha hafif geçmesini sağlar.
Hem andropoz sonucunda ortaya çıkan hem de kişinin sosyal yaşamında karşılaşabileceği sorunlarla şiddetlenen psikolojik problemlerin önüne geçmek için antidepresan kullanılabilir. Aynı zamanda, psikoterapi de andropoz belirtilerinin şiddetli görüldüğü kişiler için yararlı olabilir.
Kadınlara uygulanan hormon replasman tedavisine benzer şekilde, erkeklerde de testosteron replasman tedavisine başvurulabilir. Her hormon tedavisinde olduğu gibi, testosteron replasman tedavisinin de ciddi yan etkileri bulunur. Uzman doktorlardan bu konu hakkında detaylı bilgi almak ve bu tedavinin kişinin tıbbı geçmişine ne kadar uygun olduğunu tespit etmek büyük önem taşır. Bu tedavi yöntemi, daha çok belirti gösteren kişilerde uygulanan bir yöntemdir.
Testosteron vücuda birçok farklı yoldan verilebilir. En sık kullanılan yöntemler arasında testosteron bantlarıyla deriden testosteron verilmesi ve direkt cilde uygulanan testosteron kremleri bulunur.
Bu yönteme ek olarak kapsül halinde alınabilecek ilaçlar da mevcuttur. Ancak, karaciğer yetersizliği olan ve böbrek ya da kalp rahatsızlığı geçmişi olan kişiler için yan etkilerinden dolayı kapsül tedavisi önerilmez.
Testosteron iğnesi de andropoz tedavisinde başvurulan diğer bir yöntemdir. Testosteron iğnesi direkt olarak kas içine uygulanır. Ani hormon değişimi nedeniyle, bu tedavi uygulandıktan sonra ani duygu durum değişiklikleri görülebilir.
Testosteron replasman tedavisi; prostat ve meme kanseri hastaları, şiddetli uyku apnesi yaşayan kişiler ve çeşitli kalp rahatsızlığı olan hastalara önerilmez. Kişiye uygun tedavi yöntemi, tıbbi geçmiş göz önünde bulundurularak uzman doktor tarafından seçilir.
Belirtilerin şiddeti ve kişide ne gibi etkilere sebep olduğu uygulanacak tedavi planını da etkileyecektir. Yan etkileri ve riskleri nedeniyle, hormon tedavisine başlanmadan önce kişinin bu durumu iyice düşünmesi ve ortaya çıkabilecek komplikasyonlar hakkında detaylı bilgi edinmesi gerekir.
Andropoz Nedenleri Nelerdir?
Her erkekte testosteron üretimi farklı düzeydedir. Orta yaşa gelen tüm erkeklerin testosteron seviyesinde bir miktar azalma olsa da kişi üzerinde yarattığı etkileri aynı düzeyde olmayabilir. Farklı bir deyişle 40 yaşından sonra erkeklerde testosteron seviyesi gerilese de bu gerileme, her erkekte aynı seviyede olmaz. Bu yönüyle andropoz, kadınlarda görülen menopoz döneminden oldukça farklıdır. Kan dolaşımındaki testosteron hormonunun azalması en önemli andropoz nedeni olarak bilinir. Ancak erkeklerde yaşın ilerlemesiyle birlikte oluşan tek farklılık, testosteron seviyesinin azalması değildir. Özellikle seks hormonu bağlayan globülin (SHBG) de andropoz oluşumunda önemli bir rol oynar. SHBG, kanda bulunan ve vücut için gerekli olan testosteronun bir kısmını bağlayan hormondur. Yaşın ilerlemesiyle birlikte kanda SHBG hormon düzeyi de artar. Bu durum, biyolojik olarak kullanılabilir durumda olan testosteron seviyesinin azalmasına yol açar. Tüm bunlara bağlı olarak testosteron seviyesi geriler ve testosteron ihtiyacı olan doku ve organlar testosteron hormonunu yeterince alamaz. Kişide testosteron eksikliğine bağlı olarak görülen şikayetler oluşmaya başlar ve böylece kişi, andropoz dönemine girmiş olur
Psikolojik Belirtileri
Kendinizi iyi hissetmiyorsanız,
Hayattan zevk almamaya başladıysanız,
En iyi zamanlarınızın geride kaldığını hissediyorsanız,
Kendinizi tükenmiş, dibe vurmuş hissediyorsanız,
Karamsarlık, kaygı ve huzursuzluk hislerinizle başa çıkamıyorsanız,
En ufak şeylere alınmaya ve sinirlenmeye başladıysanız,
Bedensel Belirtileri
Aşırı terleme, sıcak basması problemleri yaşıyorsanız,
Cildinizde kuruluk ve tüylerinizde azalma varsa,
Sürekli bir halsizlik ve yorgunluk hissiyle kendinizi daha güçsüz hissediyorsanız,
Dikkatinizi toplamakta zorlanıyorsanız,
Sırt ağrılarınız, yaygın kas ve eklem ağrılarınız varsa,
Memelerinizin büyüdüğünü fark ediyorsanız,
Kemik erimesi ve kemik kırıkları görülmeye başladıysa,
Deri altı ve karın içi yağ dokunuzdaki artışla birlikte göbek bölgenizde yağlanma varsa,
Kansızlık şikayetleriniz başladıysa,
Uyku problemleri yaşıyorsanız,
Zihinsel faaliyetlerde zayıflama,
Cinsel Belirtileri
Cinsel isteğinizde azalma varsa,
Sertleşme problemi yaşıyorsanız,
Meni miktarında azalma ve kıvamında değişiklik görüyorsanız,
Sabah ve gece sertliğinde azalma varsa mutlaka bir üroloji uzmanına başvurmanız gerekir.
Andropoz Tedavisi Var mıdır?
Andropoz, çok basit bir kan tahlili ile kişinin hormonlarına bakılarak tespit edilir. Kişinin erkeklik hormonu düşüklüğü ve oranı test edilir. Üroloji uzmanı, kişinin şikayetlerini dinler ve sonrasında fiziksel muayene yapar, hastanın testislerinde ufalma, kıvamda yumuşama, küçülme gibi belirtiler andropoz belirtisidir. Eğer üroloji uzmanı uygun görürse hastaya dışarıdan erkeklik hormonu tableti, iğne ya da yavaş emilimli bantlar ile bu sorun çözülebilir. Bu tedaviyi alan çoğu erkekte bedensel belirtilerin düzeldiğini, kendine olan güvenini kazandığını, fiziksel gücünün arttığı ve cinsel arzudaki azalmanın durduğu gözlenmiştir.
Andropoza Girmemek için Alınması Gereken Tedbirler Nedir?
Andropoz doğanın erkekler için getirdiği bir süreçtir. Bu süreç önlenemez ancak ertelenebilir. Bu süreci ertelemek için yaşam kalitenizi artırmanız gerekir.
Beslenme alışkanlıklarınıza dikkat etmelisiniz. Yağlı, kızarmış yiyeceklerden özellikle fast-food ürünlerinden uzak durmalısınız. Yaban mersini, kırmızı biber, istiridye, domates, yeşil çay, brokoli tüketmeniz faydalı olacaktır.
Alkolü günde en fazla iki kadehle sınırlayın ve tercihinizi kırmızı şaraptan yana kullanın. İşlenmiş şekerlerden, pastanelik ürünlerden, yağlı ve kızartılmış yiyeceklerden ve özellikle de fast-food'dan kaçının.
Beslenmenize özellikle B6, B12 ve folik asit gibi B grubu vitaminleri ve çinko, magnezyum, selenyum gibi mineralleri ekleyin.
Fazla kilolarınızdan kurtulmalı ve formda kalmaya çalışmalısınız. Düzenli yürüyüşler yaparak sağlığınızı korumalısınız.
Kendinize zaman ayırmalısınız. Eşinizle, çocuklarınızla kaliteli zamanlar geçirmeli, seyahat, sinema gibi etkinliklere katılmalısınız.
Olası kalp, şeker , kolesterol hastalıklara yakalanmadan önce tedbir almalısınız. Bunun yolu da yine sağlıklı beslenmeden geçiyor.
Uyku düzeninize özen göstermeli yeterince uyumalısınız.
Bu etmenler andropoz dönemine girmenizi geciktirir. Ancak yaşınız 50 olduğunda mutlaka bir doktora gidip testosteron seviyenizi kontrol ettirin. Eğer testosteron seviyeniz de bir azalma söz konusu ise gereken tedaviler hemen başlayın.
Resim Kaynak :
Pixabay
Menopoz ve Andropoz Nedir?
Menopoz Nedir?
Menopoz, kadınların adet döngülerinin bitişine işaret eden biyolojik ve doğal bir süreçtir. Bu süreç genel olarak, kadınların 12 normal adet döneminde hiç adet görmemesi ile teşhis edilmektedir. Üreme ve adet görme döneminden menopoza geçilen dönem ise “menopoz esnasında” anlamına gelen perimenopoz olarak isimlendirilir. Menopoz yaşı normal şartlarda 40 ila 50'li yaş gruplarında olurken, bazı durumlarda perimenopoza bağlı olarak adet düzensizliği 30’lu yaşlardan başlayarak da ortaya çıkabilmektedir. Ancak bu durum, erken menopozun her zaman gerçekleşebileceği anlamına gelmemektedir.
Perimenopoz süresi boyunca kişinin vücudundaki östrojen düzeyi, yani kadınlık hormonu düzeyi düzensiz bir biçimde yükselip azalmaya başlar. Buna bağlı bir biçimde menopoz dönemi boyunca kişide ortaya çıkabilecek sıcak basması, vajinal kuruluk ve enerji düşüklüğü gibi fiziksel belirtilerin yanı sıra, duygusal durumu etkileyen belirtiler sebebiyle de uyku düzeni bozulabilir. Bu belirtilerin hafifletilmesi ve giderilmesi amacıyla hormon tedavisinden hayat tarzı değişimine kadar birçok tedavi yöntemi bulunmaktadır.
Menopoz Dönemleri Nelerdir?
Dünya Sağlık Örgütü'nün yapmış olduğu sınıflandırmaya göre menopoz üç döneme ayrılır:
Premenopoz: İlk semptomların görüldüğü dönemden menopoza kadar olan zamanı kapsar. Yumurtalıklarda folikül aktivitesi yavaşlayıp adetler düzensizleşir. Bu süreç 1-2 aydan 1-2 yıla kadar sürebilmektedir.
Menopoz: En son âdet kanamasının görüldüğü dönemdir.
Postmenopoz: Menopozdan yaşlılık dönemine kadar olan 6 ila 8 senelik süreyi kapsar. Bir kadının postmenopoz olabilmesi için 12 ay boyunca adet görmüyor olması gerekmektedir.
Menopoz Çeşitleri Nelerdir?
Menopoz oluşum biçimine göre de sınıflandırılmaktadır:
Doğal Menopoz
Menopozun bilindiği üzere gerçekleşmesidir.
Erken Menopoz
Erken menopoz, menopozun 45 yaşından önce meydana gelmesi durumudur. Erken menopoz nedenleri genel olarak şu şekilde sıralanabilir;
Nedeni belirsiz durumlar,
Otoimmün hastalıklar,
Radyoterapi,
Kemoterapi,
Enfeksiyonlar,
Çevresel nedenler,
Kürtaj ve düşükler,
Sık gebelik,
Aşırı şişmanlık,
Hipotiroidizm.
Erken Menopoz Belirtileri Nelerdir?
Erken yaşta menopoz görülmesi sıkça karşılaşılan bir durumdur. Erken menopoz belirtileri ise;
Ateş,
Uyku problemleri,
Depresyon,
Sıcak basması,
Gergin olma ve çok kolay sinirlenme,
Cinsel fonksiyon bozukluğu,
Saç dökülmesi,
Duygu ve durum bozuklukları,
Aşırı kilo alımı,
Kemik erimesi,
Bilişsel fonksiyonlarda düşüş olarak sıralanabilir.
Cerrahi Menopoz
Bazı cerrahi müdahaleler zamanından önce menopoza girmeye sebebiyet verebilmektedir. Adet gören bir kadının yumurtalıkları ameliyat ya da cerrahi bir işlem sonucunda alınırsa, adet kesilir ve menopoz oluşur. Ayrıca radyasyon tedavileri ve kemoterapi gibi kanser tedavileri de menopoza sebep olabilmektedir. Ancak kanser kemoterapileri sırasında görülen yumurtalıkta işlev kaybı geri dönüşümlüdür.
Menopoz Nedenleri Nelerdir?
Sıkça sorulan ‘’Menopoz neden olur?’’ sorusuna cevap olarak, sürecin gelişimine neden olan birkaç sebep verilebilir. Bunlardan en sık görüleni, yaşa bağlı olarak üreme hormonlarındaki doğal azalmadır. Bu nedenle, özellikle de kadınlar arasında menopoz yaşı çok merak edilmektedir. Kişiler 30'lu yaşların bitişine doğru yaklaştığında yumurtalıklar menstrüasyonu (âdeti) düzenleyen östrojen ve progesteron hormanlarını daha az miktarda üretmeye başlar. Bu da doğurganlığın azalmasına sebep olmaktadır.
40’lı yaşlardan başlayarak, ortalama 51 yaşına kadar adet dönemlerinde sürenin azalma uzama ya da dönemin daha hafif, daha ağır veya hiç yaşanmama gibi değişiklikler gözlemlenebilmektedir. Bu dönem, yumurtalıkların yumurta üretimini tamamen durdurup adet dönemine girmemeye kadar uzanan doğal bir süreçtir.
Kişinin rahminin alındığı fakat yumurtalıklarının alınmadığı bir histerektomi işlemi çoğunlukla hemen menopoza sebep olmaz. Kişi artık adet görmüyor olsa bile, yumurtalıkları hala yumurta ile östrojen ve progesteron hormonu üretir. Fakat hem rahmin hem de yumurtalıkların çıkarıldığı total histerektomi gibi cerrahi uygulamalar hemen menopoza sebep olabilir. Böylelikle kişinin adet dönemleri anında durur. Normal koşullarda birkaç yıl içerisinde ortaya çıkabilecek hormonal değişimler aniden gerçekleştiği için şiddetli sıcak basmaları, ağrılar ve diğer menopoz semptomlarının ortaya çıkması muhtemeldir.
Diğer yandan radyasyon tedavisi ve kemoterapi gibi kanser tedavileri, hem doğrudan menopoza sebebiyet verebilir hem de tedavi esnasında ya da hemen tedavi sonrasında sıcak basması gibi menopoz belirtilerinin ortaya çıkmasına davetiye hazırlayabilir. Kemoterapiden sonra gerçekleşen menstrüasyonun ve doğurganlığın durması durumu ise çoğu vakada kalıcı değildir. Ancak yine de doğum kontrol önlemlerinin alınması, önlem alma açısından gerekli olabilmektedir.
Erken menopoz veya erken yumurtalık yetmezliği ise kadınların yaklaşık olarak %1’inde 40 yaşından önce ortaya çıkmaktadır. Genetik etkenlerden ya da otoimmün hastalıklardan kaynaklanan nedenlerden dolayı kişinin yumurtalıkları yeterli seviyede üreme hormonu üretemediğinde erken menopoz durumu ortaya çıkabilmektedir. Fakat birçok vakada buna neden olacak olabilecek hiçbir durum bulunmamaktadır. Bu durumun meydana geldiği vakalarda beyin, kalp ve kemiklerin sağlığı ve yapısını korumak amacıyla doktorlar tarafından en azından doğal menopoz yaşına kadar süren bir hormon tedavisi önerilmektedir.
Menopoz Belirtileri Nelerdir?
Menopoz belirtileri ve bulguları her kadında, menstrüasyon düzenindeki değişimler de dâhil olmak üzere, farklılık göstermektedir. Düzenli üreme ve adet döneminden menopoz dönemine kadar olan perimenopoz sürecinin oluşumunu sağlayan aylar ya da yıllarda kişi, başta düzensiz adet dönemleri olmak üzere;
Cilt kuruluğu,
Gece terlemeleri,
Kilo artışı,
Yavaşlayan metabolizma,
Memede dolgunluk kaybı,
Ruh halinde ani değişimler,
Saç tellerinin incelmesi,
Sıcak basmalar,
Üşüme,
Uyku problemleri,
Vajinal kuruluk gibi çeşitli belirti ve bulgulardan muzdarip olabilir.
Perimenopoz esnasında adet döneminde atlama olması, sık görülen ve beklenen bir durumdur. Çoğunlukla adet dönemleri bir ay atlar ve sonraki dönemde tekrardan başlar veya birkaç ayı atlayıp birkaç ay boyunca tekrardan aylık döngüler başlatır. Ayrıca adet dönemi daha kısa döngüler biçiminde gerçekleşme eğilimindedir. Bu sebeple daha sık tekrarlayabilmektedir.
Fakat düzensiz dönemlere rağmen gebelik gelişimi mümkündür. Bu nedenle de bir adet dönemini atlayan, fakat menopoz geçişine başlayıp başlamadığından emin olamayan kadınların hamilelik testi yaptırması önerilmektedir. Menopoz sürecinin sonrasında vajinada hala kanama varsa, bu durumda mutlaka bir doktora başvurulmalıdır. Zira erken kontrol ve buna bağlı olarak gerçekleşen erken teşhis, tedavi sürecine çok büyük katkı sağlar.
Menopoz ile Ortaya Çıkabilecek Komplikasyonlar Nelerdir?
Menopoz döneminden sonra kişilerin bazı tıbbi durumlarla karşılaşma riskinde artış gözlemlenmektedir. Bu tıbbi durumlar arasında öncelikle kardiyovasküler hastalıklar, yani kalp ve dolaşım sistemi sorunları görülmektedir. Kalp hastalıkları, kadınlarda da erkeklerde olduğu gibi en önde gelen ölüm sebepleri arasında bulunmaktadır. Bundan dolayı düzenli egzersiz yapma, sağlıklı beslenme ve sağlıklı kiloyu korumak kişinin sağlığı için önemlidir.
Ayrıca kişiler bu durumdan doğabilecek yüksek kolesterolü ya da tansiyonu kontrol altında tutulması için yapılması gereken şeyleri öğrenmek üzere bir doktora başvurmalıdır. Böylece ortaya çıkabilecek komplikasyonlar en aza indirgenmiş olur.
Osteoporoz, kişide kemiklerin kırılgan ve zayıf olmasına sebebiyet veren kırık riskinin artmasına sebep olmaktadır. Kişiler menopoz döneminden sonraki ilk birkaç sene içerisinde, kemik yoğunluğunu hızlı bir biçimde kaybederek yüksek osteoporoz riski ile karşı karşıya kalır. Bu süreç içerisinde kadınlar özellikle bilek, kalça ve omurga üzerinde meydana gelebilecek kırıklara karşı hassas hale gelirler.
Ayrıca perimenopoz süreci esnasında ve menopozdan sonra metabolizma yavaşladığı için kişilerde kilo alma durumları görülebilir. Kişi mevcut ağırlığını korumak için daha az yemek yeme ve daha fazla egzersiz yapma ihtiyacı duyabilmektedir.
Diğer yandan vajina ve üretra dokularındaki elastikliğin yitirilmesi neticesinde ise bahsi geçen kişinin;
İdrar yolu enfeksiyonları,
Sık, ani ve güçlü idrara çıkma dürtüsü,
İstem dışı idrar kaçırma,
Öksürme, gülme ya da ağırlık kaldırma sebebiyle idrar kaçırma gibi sorunlar yaşaması olasıdır.
Bireyin Kegel egzersizleri ile pelvik kaslarını güçlendirmesi ve topikal vajinal östrojen tedavisi alması, bu şikâyetleri hafifletmeye yardımcı olabilir. Buna ek olarak doktor kontrolünde gerçekleşecek ve sürdürülecek bir hormon tedavisi, aynı zamanda idrar tutamama ve menopozal idrar yolu ile sonuçlanabilen vajinal değişimler için etkili bir tedavi yöntemi olabilmektedir.
Menopoz Cinsel Hayatı Etkiler mi?
Menopozda cinsellik, merak edilen diğer bir konudur. Vajinada azalan nem ve elastikiyet kaybından kaynaklanan vajinal kuruluk, cinsel ilişki esnasında ağrılara, yaralanmalara ve hafif kanamalara sebebiyet verebilmektedir. Ayrıca, duyu azalması bireyin cinsel isteğini azaltabilir. Bu durumlarda kullanılacak su bazlı vajinal nemlendirici ya da kayganlaştırıcılar kişiye cinsel ilişki esnasında yardımcı olabilir. Eğer vajinal kayganlaştırıcıların kullanımı yeterli sonuçları sağlamazsa, yine doktor önerisinin ardından vajinal krem, tablet ya da halka şeklinde bulunan bölgesel vajinal östrojen tedavisi pozitif sonuçlar verebilmektedir.
Menopoz Tanı Yöntemleri Nelerdir?
Menopozu teşhis etmek için normal koşullar içerisinde testlere gerek yoktur. Menopoz belirti ve bulgularının ortaya çıkması çoğunlukla menopoz geçişine, yani perimenopoza başlangıç tanısının konulması için yeterli olmaktadır. Düzensiz adet dönemleri ya da sıcak basması gibi belirtilere ilişkin endişeleri olan kişiler doktorlarına başvurmalıdır. Bazı durumlarda ise daha ileri tanı konulması gerekli olabilir. Bu tür durumlarda ilgili hekim, çeşitli hormonların düzeylerini kontrol etmek için kan testi önerebilmektedir.
Bu testlerin içerisinde FSH yani folikül uyarıcı hormon ve östrojen yani estradiol testleri yer almaktadır. Menopoz ortaya çıktıkça kişinin FSH düzeylerinde artış gözlemlenirken, östradiol düzeylerinde azalma gözlemlenir. Tiroit uyarıcı hormon testi ise hipotiroidizmin yani yetersiz tiroidin menopozdakiler ile benzer belirtilere sebep olup olmadığının saptanması için kullanılabilir.
Menopoz Tedavi Yöntemleri Nelerdir?
Menopoz herhangi bir tıbbi tedavi gerektirmez. Tıbbi tedaviden ziyade menopoz tedavisi, kişiye rahatsızlık verebilecek olan belirti ve bulguları hafifletmeye ve yaşlanma ile meydana gelebilecek kronik durumların önüne geçmeye ya da yönetmeye odaklanır.
Menopoz semptomlarını yönetmek için kullanılacak tedaviler içerisinde öncelikle hormon tedavisi bulunmaktadır. Östrojen tedavisi, menopozda ile kişide ortaya çıkan sıcak basmalarını gidermek için en etkili tedavi yöntemidir. Ayrıca östrojen kemik kaybını önlemeye yardımcı olmaktadır. Doktor kişinin bireysel ve ailevi tıbbi geçmişine bağlı bir şekilde belirtilerin giderilmesi için gerekli en kısa süre boyunca en düşük dozda olan östrojen tedavisini önerebilir.
Rahmi alınmayan kişilerin östrojene ek olarak denge sağlamak amacıyla progestine ihtiyacı olmaktadır. Uzun süreli hormon tedavisi gören kişilerde bazı kardiyovasküler ve meme kanseri riskleri artmaktadır. Fakat menopoz dönemi süresince hormon kullanımı bazı vakalarda tedaviye önemli katkılar sağlamıştır. Risklerin en aza indirilmesi için bu tür bir tedaviye başlamadan önce mutlaka doktor tarafından görüş ve tavsiye alınması gerekmektedir.
Vajinal kuruluğu gidermek için ise vajinal östrojenden yararlanmak mümkündür. Bu tedavi tekniğinde östrojen vajinal krem, tablet ya da halka kullanılarak doğrudan vajinaya iletilebilir. Bu tedavi, vajinal dokular tarafından emilen az miktarda östrojeni vücuda sağlar ve vajinal kuruluk problemi gibi cinsel ilişkiyi olumsuz etkileyebilecek sorunları veya bazı idrar sorunu belirtilerini hafifletmeye yardımcı olabilir.
SSRI olarak isimlendirilen seçici serotonin geri alım inhibitörü ilaç sınıfında bulunan bazı antidepresanlar az miktarda kullanıldıkları takdirde, menopozun sebep olduğu sıcak basmalarını azaltmaya yardımcı olabilmektedir. Diğer sağlık durumları sebepleriyle östrojen alamayan ya da herhangi bir duygudurum bozukluğu için antidepresan kullanmak zorunda olan kişilerde sıcak basmalarının doğru bir şekilde yönetilmesi için hekim önerisi ile düşük dozlu bir antidepresan alımı yararlı olabilmektedir.
Normal koşullarda nöbet geçirme vakalarında kullanılan ilaçların aynı zamanda sıcak basmalarını azaltmaya yardımcı olduğu da gözlemlenmiştir. Bununla birlikte, östrojen tedavisini alamayan kadınlarda veya gece sıcak basması sorunu yaşayan bireylerde yarar sağlayabilmektedir. Tipik olarak yüksek tansiyonu tedavi etmek amacıyla kullanılan ilaçlar sıcak basmalarına karşı bireye biraz rahatlama sağlayabilmektedir.
Doktorlar osteoporozun önüne geçmek ya da tedavi etmek amacıyla kişinin bireysel sağlık durumunun gerektirdiği ihtiyaçlara bağlı kalarak çeşitli ilaçları tavsiye edebilmektedir. Kemik kaybı ve kırık riskini en aza indirgemeye yardımcı olan birkaç ilaca ek olarak kemikleri güçlendirmeye yardımcı olan D vitamini takviyelerinin kullanımı, ancak doktor önerisinden sonra mümkün olabilmektedir.
Menopozun Belirtileri nelerdir?
Sıcak basmaları, gece terlemeleri, ciltte kızarma, uykusuzluk, çarpıntı, konsantrasyon kaybı yaygın olarak görülen menopozun ilk belirtileridir. Menopozdaki tüm bu belirtilerin nedeni temel kadınlık hormonu olan östrojenin artık yumurtalıklar tarafından yapılmıyor olmasıdır. Azalan östrojen hormonu kadınlarda daha nadir olarak unutkanlık, baş ağrısı, sinirlilik, depresyon, cinsel isteksizlik, uyarılmada yetersizlik, vajinada kuruluk, ağrılı cinsel ilişki, sık idrara çıkma, kilo almaya yatkınlık, eklem ağrıları gibi belirtilere yol açabilmektedir. Östrojen azlığının uzun dönemdeki etkileri boy kaybı, ciltte incelme, meme dokusu kaybı, kolesterol düzeyinde değişiklikler, kalp hastalığı riski, kemik erimesi (osteoporoz),kemik kırığı artışı gibi yaşam kalitesini olumsuz etkileyen sonuçlardır.
Menopozun cinsel organlar üzerindeki etkileri en belirgin hissedilen değişikliklerdir. Menopozun ilerleyen dönemlerinde vajinada atrofi adı verilen incelme elastikiyet kaybı meydana gelmektedir. Giderek artan bu durumun nedeni östrojen hormonunun çok düşük olmasıdır. Bu dönemde vajina mukozası kollajen ve yağ dokusunu yitirir ve sıvı tutma yeteneğini kaybeder. Bunun sonucu olarak vajina duvarındaki esnemeyi sağlayan rugalar düzleşir. İncelen mukoza küçük bir travma ile zedelenebilir hale gelmektedir. Bu durum ağrılı cinsel ilişkiye yol açabilmektedir. İleri yaşlılık dönemlerinde vajinadaki atrofi nedeniyle giderek daha az cinsel ilişkiye girme sonucu vajinada darlık gelişmektedir.
Östrojen azalması vajinada koruyucu vasıfta olan laktobasillerin azalmasına sebep olmakta ve bu durum asidik (normalde pH:5 ) olması gereken vajina ortamının alkalen hale gelmesine yol açmaktadır. Alkalen vajina ortamında fırsatçı mikroplar vajinada kolayca yerleşerek vajinit oluşmaktadır. Bu enfeksiyonlar idrar yollarına da kolayca yayılabilmektedir.
Vajina atrofisi sonucu cinsel ilişki sırasında ağrı, yanma ve kanama, vajinit, kaşıntı, vajinada darlık oluşabilmektedir. İdrar kanalı (üretra) ve mesane mukozasında da incelme oluşmakta ve bu yüzden idrar yanması, ani idrar hissi (urge inkontinans) ile birlikte idrar kaçırması ve sık idrar yapma hissi gibi yakınmalar oluşabilmektedir.
Yine ilerleyen menopoz dönemlerinde cinsel organları yerinde tutan bağlarda da incelme oluşmakta ve yapısal yatkınlık durumlarında rahimde ve vajinada sarkmalar hızlanabilmektedir.
Vaginada atrofi belirtileri olan kadınlarda vajina içine (lokal) düşük dozlu östrojen hormonu içeren ilaçlar bu sorunu büyük ölçüde ortadan kaldırabilmektedir. Bu ilaçların kullanım süresi 1 yılı geçince genel kontrollerin yapılması gerekmektedir.
Menopozda Cinsellik
Cinselliğin menopoz dahil her yaşta sağlık belirtisi olduğu kabul edilmektedir. Cinsellik yaşam boyu devam etmekte, ancak zamanla fizyolojik farklılıklar oluşmaktadır. Yaşlandıkça diğer tüm bedensel işlevlerde olduğu gibi cinsel işlevlerde doğal değişiklikler meydana gelmektedir. Menopozdan sonra kadınlarda cinsel açıdan uyarılma ve ıslanmada gecikme veya azalma, orgazma ulaşma süresinde uzama veya şiddetinde azalma olabilmektedir. Yaşın ilerlemesiyle birlikte, erkeklerin cinsel açıdan uyarılmaları için gereken süre uzamaktadır.
Kadınlar yaşlanırken özellikle menopoz döneminde cinselliğinin bittiğini düşünebilmektedirler. Aksine, menopoz hamile kalma tehdidi ortadan kalktığı için kadın açısından cinsel özgürlüğün başladığı bir dönemdir.
Cinsel yaşam odaklı bir yaşlanma süreci hem erkekler hem kadınlar için yaşlanmayı sağlıklı hale getirmektedir. Yaşlanma ile oluşan doğal farklılıklar nedeniyle cinsel birleşme dışında cinsel haz ve doyum sağlayan birçok cinsel eylem çiftler tarafından uygulanmalıdır. Dokunarak cinsel açıdan uyarılma ve dokunmanın yarattığı cinsel hazza odaklanma sağlıklı ve mutlu bir cinsel yaşam için çiftlerin uygulayabileceği etkili yöntemlerdir.
Bu nedenle hem kadınlar hem erkekler bedenlerindeki yaşa bağlı fizyolojik değişikliklerini bilerek, doyumlu bir cinselliği yaşam boyu sürdürmenin yollarını aramalıdırlar. Doyumlu bir cinsel yaşamın bedensel ve ruhsal sağlığa da olumlu katkı sağlayacağı bilinmelidir. Her yaşta ve her zaman karşı cinse sevgi, cinsel arzu duyulmaktadır. Yaşam devam ettiği sürece cinselliğin hiçbir zaman bir sonu yoktur.
Menopozda Kemik Erimesi (Osteoporoz) riski artar
Menopozla birlikte kemik kütlesinde hızlı bir erime oluşmaktadır. İlerleyen menopoz dönemlerinde zayıflamış kemiklerde kırık riski artmaktadır. En sık kırıklar bel omurlarında (çökme kırığı şeklinde) ve kalçada (femur kemiği boynunda) görülmektedir. Östrojenin azalması kemik erimesi sürecini hızlandırmaktadır. Erken menopoza giren (40 yaşından önce menopoz durumu),steroid hormonu kullanan, ailede ve geçmişinde kemik kırığı öyküsü olan, vücut ağırlığı 57’nin altında olan, sigara kullanan ve yetersiz D vitamini- kalsiyum alan kadınlar kemik erimesi için daha fazla risk altındadırlar. İnsanlar hayatlarında en yüksek kemik kütlesine 20’li yaşlarda ulaşmaktadır. 50’li yaşlardan itibaren herkeste kemik kaybı hızla artmaktadır. Kadında ve erkekte görülen bu durumun nedeni cinsiyet hormonlarındaki azalmadır. Kadınlar erkeklere göre kemik erimesi sorunuyla daha fazla karşılaşmaktadırlar. Başlangıçta düşük kemik kütlesine sahip kadınlar menopozdaki hızlı kemik kaybından daha fazla etkilenirler. O yüzden menopoza geçiş döneminde her kadına ‘kemik mineral dansitometrisi’ yapılarak kişideki kemik erimesi risk boyutu değerlendirilmelidir.
Kadınlarda kemik erimesi hiçbir şikayete yol açmayacağı gibi ağrı, boyda kısalma veya kemik kırıklarıyla kendini belli edebilir. Teşhis ‘kemik mineral yoğunluğunun ölçümü’ ile kesin olarak konabilmektedir. Tedavide günde 1-1.5 gr kalsiyum ve 800Ü D vitamini ağız yoluyla alınması gerekmektedir. Kişinin yaşam tarzına ilişkin alabileceği tedbirler; yeterince güneşlenmek, yeterince balık, süt ve süt ürünlerini tüketmek, sigara kullanmamak, düzenli yürüyüş ve yüzme egzersizleri yapmak sayılabilir. Ciddi düzeyde olan kemik erimesi durumları (T skoru >-2.5) veya kırık yaşamış olanlarda kemik kütlesini artırıcı ilaçlar doktorun belirleyeceği planda uygulanabilir.
Menopozda Damar Hastalıkları ve Kan Pıhtılaşması daha sık görülür
Menopozun getirdiği beden değişiklikleri içinde yaşamsal kötü sonuçları olan en yaygın hastalık, kalp damar hastalıklarıdır. Gerek kolesterol düzeylerindeki artış, gerek damar elastikiyetindeki bozulma, gerekse pıhtılaşmaya eğilim nedeniyle kalp ve beyin damarlarında oluşan daralma ve tıkanmalar menopozun hızlandırdığı önde gelen ölüm nedenleridir. Östrojen hormonu 50 yaşından önce kadını kalp hastalıklarından korumaktadır. 60 yaşından sonra kadınlar ile erkeklerin kalp damar hastalığına yakalanma riskleri eşitlenmektedir.
Ailede erken kalp krizi veya inme hikayesi olan, sigara içen, insülin direnci olan, kolestrol yüksekliği olan kişilerde damar tıkanıklığı ve kan pıhtılaşması sorunları daha fazla görülmektedir. 60 yaş üstündeki kadınlarda hormon kullanmanın bu riskleri artırdığı son yıllarda yapılan çalışmalarla ortaya konulmuştur. O yüzden menopozu takip eden yıllarda damar hastalıklarının öngörüsü ve önleyici tedbirlerin alınması için düzenli sağlık kontrollerinin yapılması gerekmektedir.
Menopozda Meme kanseri görülme sıklığı artar
Menopozu takip eden yıllarda kadınların en korkulan hastalığı meme kanseridir. Günümüzde meme kanserinin erken teşhisi ve tedavisinde büyük yol alınmasına rağmen halen kadınlarda en sık görülen kanser türüdür. 65 yaşından sonra görülme sıklığı artmaktadır. 50’li yaşlarda on yıldan uzun süre hormon kullanımı, şişmanlık, radyasyona maruz kalmak, meme kanseri riskini artırmaktadır. En fazla risk artışı ailede (kız kardeş, anne, teyze) iki veya daha fazla kişide meme kanseri olmasıdır. Yine ailesel meme ve yumurtalık kanserine yol açan BRCA gen mutasyonu varlığı da risk oluşturmaktadır. Ancak meme kanseri olan kadınların %85’inde bir risk faktörü bulunamamış olmasına dikkat edilmelidir. Bu yüzden her kadın meme kanseri riski taşıdığını bilmelidir. Kadının kendisinin ve hekimin yapacağı periyodik meme muayeneleri ve mamografi ve meme ultrasonu gerekirse meme MR tetkiki yoluyla erken meme kanseri teşhisi yapılabilmektedir.
Menopozda yapılması gereken sağlık kontrolleri nelerdir?
Menopozda düzenli yapılması gereken sağlık kontrolleri ve testler vardır. Bunlar:
Menopoza geçiş dönemi olan 45-55 yaşları arasında düzenli jinekolojik muayeneler yapılmalıdır. Bu muayenelerde smear alınması (servikal sitoloji) ve vajinal yolla ultrason yapılması gerekmektedir. Ultrasonda menopoz sonrası dönemdeki kadınlarda rahim iç zarı (endometrium) kalınlığının 5 mm’nin altında, yumurtalıkların boyutunun normalden küçük (1-2 cm boyutlarında) olmasına bakılmalıdır. Bu incelemenin menopozun ilk beş yılında 6 ayda bir, sonra yılda bir yapılması önerilmektedir.
Kan sayımı, açlık kan şekeri, açlık insülin düzeyi, şeker yükleme testi, kolesterol ve trigliserit düzeyleri, böbrek ve karaciğer fonksiyon testleri, tiroid hormon testleri ve idrar tetkiki kadının taşıdığı risk faktörlerine göre belirli arlıklarla yapılmalıdır.
Kan basıncı ölçümü ve kalp hastalığı riskleri için düzenli kardiyolojik sağlık kontrolleri yapılmalıdır.
Kemik erimesinin varlığını araştırmak için menopozun başlangıcında bir kez ve daha sonraki yıllarda riskli kişilerde yılda bir, risk yoksa 3 yılda bir kemik mineral dansitometrisi yapılmalıdır.
Düzenli meme muayenesi kadının kendisi tarafından ve hekim tarafından 6 ayda bir yapılmalıdır. İlave risk faktörü (ailede meme kanseri öyküsü) yok ise yılda bir mamografi ve meme ultrasonu menopoz sonrası dönemlerde yapılması gerekmektedir.
Menopozun Tedavisi
Günümüzden on yıl öncesine kadar menopoz tedavisinde azalan hormonların yerine konmasının yararlı sonuçlarına inanılmakta ve sıkça kullanılmakta idi. Ancak 2002 yılında sonuçlanan WHI çalışması menopoz sonrası verilen östrojen hormonunun kalp damar hastalıklarını önlemediği veya geciktirmediği, dahası, koruma yapmamasının ötesinde kalp damar hastalık riskinde hafif bir artışa yola açtığı gösterilmiştir. Hormon tedavisi ile inme ve venöz tromboembolizm (atardamar ve toplar damarlarda pıhtı oluşumu ve pıhtı atması) gibi ölümcül seyredebilen sorunlarda risk artışı saptanmıştır. Östrojen ve progesteron hormonlarının beş yıldan uzun kullanımı ile meme kanserinde mevcut risklerde artış olabileceği bu çalışmada ortaya konulmuştur. Bu bilgilerin ardından menopozda hormon kullanımı sadece belli durumlarla ve belli sürelerle kısıtlanmıştır.
Menopozun neden olduğu şiddetli sıcak basması, vajina atrofisi dışında günümüzde hormon tedavisinin kullanım alanı yoktur. Bu sorunlar için alternatif tedavilerin olduğu da bilinmelidir. Sıcak basmasının varlığında östrojen hormonu içeren ilaçlar yararları ve riskleri karşılaştırılarak, mümkün olan en kısa süre boyunca ve en düşük dozda cilt yoluyla veya ağızdan verilebilmektedir. Vajina atrofisi için düşük dozlu östrojen hormonu içeren ilaçlar vajina içine uygulanarak sınırlı sürelerde kullanılabilmektedir. Hormon tedavisinin menopoza girilen ilk yıllarda (sadece ilk beş yılda) ve en fazla beş yıl süreyle olmak üzere kullanımı şu anki bilgiler ışığında güvenli gibi görülmektedir.
Kadınların Düzenli Yaptırması Gereken Jinekolojik Muayene ve Testler nelerdir?
Teknoloji her alanda olduğu gibi tıp alanında da günlük hayatımıza giderek daha fazla giriyor. Ultrason teknolojisi de hızla gelişiyor, daha kaliteli yeni cihazlar üretiliyor. Ultrasonun sağlık alanında kullanımı giderek yaygınlaşıyor. Günümüzde ultrasonun kullanılmadığı jinekolojik muayeneden ve gebelik takibinden bahsetmek mümkün değil. Ultrason tecrübeli ve bilgili bir kullanıcının elinde en iyi teşhis imkanını sunabiliyor.
Ultrason kullanmadan yapılan jinekolojik muayene son derece yetersiz ve eksik kalmaktadır. Ülkemizde kamu hastanelerinin çoğunda, özel sağlık kurumlarının tümünde kadın doğum kliniklerinde rutin olarak ultrason kullanılmaktadır. Ancak cihaz kalitesi ve kullanıcı deneyimlerinin standardı yoktur. Bu yüzden yeni teknolojiyi ve güncel bilgiyi yakından takip eden sağlık kurumlarında hizmetin kalitesi daha yüksektir.
Jinekolojik muayene hangi sıklıkta yapılmalı?
Kadınların herhangi bir şikayetleri olmasa da yılda bir kez düzenli olarak ultrason eşliğinde jinekolojik muayene olmaları gereklidir. Deneyimli ultrason kullanıcısı tarafından, yüksek çözünürlükte ultrason eşliğinde yapılan muayenede rahmin ve yumurtalıkların iç yapısı ve fonksiyonları değerlendirilmelidir. Adet düzensizliği olan ve ailede jinekolojik kanser öyküsü olan kadınların, doktorlarının önerdiği sıklıklarda muayene olmaları gerekir.
Smear testi ve HPV testi ne zaman yapılmalı?
Smear testi, rahim ağzına fırça ile yapılan sürüntüde yüzey hücrelerinin mikroskop altında incelenmesi testidir. Bu testin yapılmasındaki esas amaç rahim ağzı kanserinin erken saptanmasıdır. Smear testinin 21 yaşından önce yapılması gereksizdir. Smear testi 21-29 yaşlarında 3 yılda bir yapılmalıdır. 30 yaşından sonra her kadının en az bir defa Smear testi ile birlikte HPV testini yaptırması gerekmektedir. Smear testi normal ve HPV testi negatif olan kadınlar daha sonraki rahim ağzı kontrollerini 5 yılda bir yaptırmaları yeterlidir. HPV testinin smear gibi 21 yaş öncesinde yapılması gereksizdir. 21-29 yaşları arasında, sadece smear testi normal olmayan kadınlarda yüksek riskli (tip 16,18) HPV varlığını araştırmak için HPV testi yapılması gerekebilir.
30 yaşından sonra rahim ağzında yüksek riskli (Tip16, 18) HPV testi pozitif olan kadınlar ise takiplerini her yıl yaptırmaya devam etmelidir. Bu kadınlar, bu alanda deneyimli bir hekimin kontrolü altında smear testi, kolposkopi ve HPV testi takiplerini ve tedavilerini yaptırmaları gerekir.
HPV aşısı ne zaman ve nasıl yapılır?
HPV aşılarının ideal olarak hem kadında hem erkekte cinsel aktivitenin henüz başlamadığı 11-12 yaşlarında yapılması gerekmektedir. HPV aşılarının kadında 26'dan sonra erkekte 21'den sonra uygulanması yeterli yarar sağlamamaktadır. 45 yaşından sonra aşıların uygulanması gereksiz kabul edilmektedir.
Günümüzde iki çeşit yüksek riskli HPV aşısı vardır. İkili aşı (Tip 16, 18’e etkili) Cervarix ve siğillere de etkili dörtlü aşı (Tip16, 18 ve Tip 6,11) Gardasil adı ile piyasada bulunmaktadır. Her iki aşı da rahim ağzı kanseri için önleyici etkiye sahiptir. Yakın zamanda piyasaya verilmesi beklenen dokuzlu aşı (kanserojen HPV Tip 16, 18, 45, 31, 33, 52, 58 ve Tip 6,11’e etkili) rahim ağzı kanserine karşı korunmada daha büyük katkı sağlayacaktır. Tüm HPV aşıları koldan kas içine 3 ayrı doz olarak yapılmaktadır. Gardasil aşı, ilk dozdan sonra 2. ve 6.ayda tekrar dozları, Cervarix aşı da ise ilk dozdan sonra 2. ve 6. ayda tekrar dozlarının yapılması gerekir.
Meme kanseri erken teşhisi için mamografi ne zaman yapılmalı?
Her kadın meme kanseri riski taşımaktadır. Ailesinde (kız kardeşi, anne ve teyzesinde) meme kanseri olan kişilerde meme kanseri için risk artmıştır. Ailede iki veya daha fazla kişide meme kanseri varsa risk 10 kat artmaktadır. Menopozda on yıldan uzun süre hormon kullanımı, şişmanlık, radyasyona maruz kalmak da meme kanseri riskini artırmaktadır. Meme kanseri en sık 60-69 yaşlarında görülür. Meme kanseri erken teşhis edildiğinde tedavi başarısı daha yüksektir.
Ailesinde meme kanseri olan kadınların meme incelemesine (muayene, mamografi ve meme ultrasonu),kanserin görüldüğü yaştan 10 yıl daha önce başlanmalıdır. Riskli olmayan grupta 40-49 yaş aralığında tarama için mamografi yapılmasına gerek olmadığı kabul edilmektedir. 50-59 yaş aralığında 2 yılda bir mamografi yapılması, 60-69 yaşlarında yılda bir tarama amaçlı mamografi ve meme ultrasonu yapılması önerilmektedir. 60 yaş öncesinde her yıl mamografi yapılmasından vazgeçilmesinin nedeni, gereksiz biyopsi, müdahale ve gereksiz stres yaratma gibi riskleridir. Kadının kendisinin ve hekimin yapacağı periyodik meme muayeneleri ilerlemiş meme kanserini ortaya koymakta yararlı olabilir.
Kemik erimesi taraması ne zaman yapılmalı?
Kemik erimesinin varlığını araştırmak için menopozun başlangıcında bir kez ve menopozdan sonraki yıllarda 3 yılda bir ‘kemik mineral dansitometrisi’ (KMD) yapılması gerekir. Erken menopoz, kortizon hormonu kullanımı, ailede ve geçmişinde kemik kırığı öyküsü, minyon vücut yapısı (< 57kg), sigara kullanımı, yetersiz D vitamini- kalsiyum alımı olan kadınlar kemik erimesi için daha fazla risk altındadırlar. Bu kişilerin kemik erimesi (osteoporoz) ve kırık riskini ortaya koymak için KMD testini kendilerini takip eden doktorlarının belirleyeceği sıklıkta yaptırmaları gerekir.
Sağlıklı bir menopoz sonrası hayat için neler yapılabilir?
Bedensel etkinliği arttırmak için her gün veya en azından haftada birkaç gün en az 30 dakika orta düzeyde egzersiz yapılmalı.
Kafein, şeker, tuz ve alkol tüketiminin azaltılmalı veya engellenmeli.
Sigara içilmemeli.
Yağdan fakir, yeterli ve dengeli beslenmeye özen gösterilmeli, yeterli miktarda kalsiyum ve D vitamini içeren gıdalar tüketilmeli.
Düzenli ve yeterli uyku uyunmalı, uykusuz kalınmamalı.
Andropoz Nasıl Geçer?
Andropoz, eğer yaşlanmaya bağlı bir durumdan kaynaklanıyorsa kendiliğinden geçmez ve zaman içerisinde belirti ve semptomları daha ağır hale gelebilir. Testosteron seviyelerinde düşme eğer farklı tıbbi nedenlerden kaynaklanıyorsa, altta yatan sorunların giderilmesi durumun ortadan kalkmasına yol açabilir.
Andropoz Nasıl Tedavi Edilir?
Birçok birey andropoz belirti ve semptomlarını durum kendisine ciddi zorluklara neden olmadıkça veya hayatını aksatmadığı sürece, muhtemelen tedavi olmaksızın yönetebilir. Andropoz semptomları için en yaygın tedavi türü düzenli egzersiz yapma, sağlıklı beslenme, stresi azaltma ve yeterli uyku düzenine sahip olma gibi daha sağlıklı yaşam tarzı seçimleri yapmaktır.
Bu yaşam tarzı alışkanlıkları tüm bireylerin hayat kalitesinde yükselme ve fayda sağlayabilir. Andropoz semptomları yaşayan erkekler bu alışkanlıkları benimsedikten sonra genel sağlıklarında dramatik bir değişiklik gözlemleyebilir.
Depresyon ve anksiyete gibi psikolojik durumlarda hekim kontrolünde yapılacak ilaç tedavisi, bilişsel davranış terapisi ve yaşam tarzı değişiklikleri etkili olabilir.
Eğer tanı sürecinde yapılan kan testlerinin sonuçları, bireyde testosteron eksikliğini olduğunu gösteriyorsa, birey hormon sorunları konusunda uzman bir endokrinologa yönlendirilebilir.
Uzman bu teşhisi doğrularsa, hormon eksikliğini düzeltmek ve bireyin belirtilerini hafifletmek için bireye testosteron yerine koyma tedavisi önerebilir. Testosteron yerine koyma tedavisi tabletler, bantlar, jeller, implantlar veya enjeksiyonlar şeklinde gerçekleştirilebilir.
Andropoz İçin Yaşam Tarzı Değişiklikleri Ve Evde Bakım
İlerleyen yaşla birlikte hemen herkesin testosteron seviyelerinde düşüş olması normaldir. Çoğu erkek için semptomlar tedavi olmaksızın yönetilebilir. Eğer belirtiler kişinin hayat kalitesini düşürüyorsa, hekime danışılmalıdır.
Doktor durumun belirti ve semptomlarını yönetmeye veya tedavi etmenize yardımcı olacak öneriler sunabilir. Ancak sağlıklı yaşam önerileri andropoz için en önemli çözüm yollarından birisidir.
Andropoz Belirtileri
Diğer pek çok hastalıkta olduğu gibi, andropoz belirtileri de kişiden kişiye farklılık gösterir. Ortaya çıkan belirtiler; fiziksel, cinsel ya da psikolojik olabilir. Yaş ilerledikçe belirtilerin şiddeti artabilir.
Testosteron; cinsel dürtü ve fonksiyonların düzgün şekilde çalışması için oldukça önemlidir. Vücuttaki hormon seviyesi düştükçe, kişide ereksiyon problemleri görülebilir. Aynı zamanda, sperm sayısında da azalma gözlenir.
Andropoz belirtileri ile beraber kişide birtakım duygusal problemler de yaşanabilir. Genel depresyon hali sıklıkla görülen bir durumdur. Hayattan keyif alamama, sürekli mutsuzluk ve sinirli ruh hali görülebilir. Testosteron seviyesinin düşmesine bağlı olarak zayıflayan ve azalan kas dokuları nedeniyle kişi kendini bitkin ve yorgun hisseder. Aynı zamanda, uyku düzeninde de birtakım problemler görülebilir.
Testosteron seviyesinin azalmasına bağlı olarak ortaya çıkan belirtilerden biri de özellikle karın ve bel bölgesinden kilo alınmasıdır. Vücudun yağ tutmaya daha eğilimli hale gelmesi nedeniyle göğüs ve karın bölgesinde yağlanma görülebilir.
Diğer sık görülen belirtiler ise şu şe şekildedir:
•Cinsel isteksizlik ve iktidarsızlık
•Erken boşalma
•Testislerde küçülme
•Kısırlık
•Unutkanlık
•Kilo alma
•Özgüven kaybı
•Vücut tüylerinde azalma
•Kemik erimesi
•Anemi
•Anksiyete
•Motivasyon kaybı
Yukarıda sayılan belirtiler çoğu durumda erken yaşlarda çok yavaş ve fark edilmeyecek kadar hafif olsa da bazı özel durumlarda andropozun görülmesi beklenen yaş aralığından daha öncesinde de şiddetli belirtilerle karşılaşabilir. Bu erken belirtilere neden olan en yaygın faktör ise testis kanseri veya başka bir nedenden dolayı ameliyatla testislerin alınmasıdır. Bu duruma ek olarak, prostat kanseri hastaları testosteron seviyesini sınırlayıcı ve düşürücü bazı ilaçlar kullanırlar. Bu nedenle, bu ilaçları kullanan kişilerde, ileri yaşlarda beklenen andropoz belirtileri daha erken ortaya çıkabilir.
Andropoz; her erkekte görülebilecek doğal bir süreçtir. Ancak, belirtilerin kişinin sosyal ve iş yaşamını sekteye uğratması çeşitli psikolojik sorunlara neden olabilir. Türü ve şiddeti kişiden kişiye değişen belirtiler, bazı durumlarda hayat kalitesini ciddi anlamda azalttığı için bu konuda psikolojik destek alınabilir.
Andropoz Tedavisi
Yaşam tarzında yapılacak bazı değişiklikler ve bazı hususlara dikkat edilmesi andropoz belirtilerinin daha geç yaşlarda ortaya çıkmasını sağlayabilir. Sağlıklı yaşam alışkanlıkları edinmek, hormon seviyesini daha uzun süreler boyunca istenilen seviyelerde tutacaktır. Özellikle sigara ve alkol tüketiminden kaçınmak, düzenli egzersiz yapmak ve sağlıklı beslenme düzenine sahip olmak belirtilerin daha geç ortaya çıkması ve daha hafif geçmesini sağlar.
Hem andropoz sonucunda ortaya çıkan hem de kişinin sosyal yaşamında karşılaşabileceği sorunlarla şiddetlenen psikolojik problemlerin önüne geçmek için antidepresan kullanılabilir. Aynı zamanda, psikoterapi de andropoz belirtilerinin şiddetli görüldüğü kişiler için yararlı olabilir.
Kadınlara uygulanan hormon replasman tedavisine benzer şekilde, erkeklerde de testosteron replasman tedavisine başvurulabilir. Her hormon tedavisinde olduğu gibi, testosteron replasman tedavisinin de ciddi yan etkileri bulunur. Uzman doktorlardan bu konu hakkında detaylı bilgi almak ve bu tedavinin kişinin tıbbı geçmişine ne kadar uygun olduğunu tespit etmek büyük önem taşır. Bu tedavi yöntemi, daha çok belirti gösteren kişilerde uygulanan bir yöntemdir.
Testosteron vücuda birçok farklı yoldan verilebilir. En sık kullanılan yöntemler arasında testosteron bantlarıyla deriden testosteron verilmesi ve direkt cilde uygulanan testosteron kremleri bulunur.
Bu yönteme ek olarak kapsül halinde alınabilecek ilaçlar da mevcuttur. Ancak, karaciğer yetersizliği olan ve böbrek ya da kalp rahatsızlığı geçmişi olan kişiler için yan etkilerinden dolayı kapsül tedavisi önerilmez.
Testosteron iğnesi de andropoz tedavisinde başvurulan diğer bir yöntemdir. Testosteron iğnesi direkt olarak kas içine uygulanır. Ani hormon değişimi nedeniyle, bu tedavi uygulandıktan sonra ani duygu durum değişiklikleri görülebilir.
Testosteron replasman tedavisi; prostat ve meme kanseri hastaları, şiddetli uyku apnesi yaşayan kişiler ve çeşitli kalp rahatsızlığı olan hastalara önerilmez. Kişiye uygun tedavi yöntemi, tıbbi geçmiş göz önünde bulundurularak uzman doktor tarafından seçilir.
Belirtilerin şiddeti ve kişide ne gibi etkilere sebep olduğu uygulanacak tedavi planını da etkileyecektir. Yan etkileri ve riskleri nedeniyle, hormon tedavisine başlanmadan önce kişinin bu durumu iyice düşünmesi ve ortaya çıkabilecek komplikasyonlar hakkında detaylı bilgi edinmesi gerekir.
Andropoz Nedenleri Nelerdir?
Her erkekte testosteron üretimi farklı düzeydedir. Orta yaşa gelen tüm erkeklerin testosteron seviyesinde bir miktar azalma olsa da kişi üzerinde yarattığı etkileri aynı düzeyde olmayabilir. Farklı bir deyişle 40 yaşından sonra erkeklerde testosteron seviyesi gerilese de bu gerileme, her erkekte aynı seviyede olmaz. Bu yönüyle andropoz, kadınlarda görülen menopoz döneminden oldukça farklıdır. Kan dolaşımındaki testosteron hormonunun azalması en önemli andropoz nedeni olarak bilinir. Ancak erkeklerde yaşın ilerlemesiyle birlikte oluşan tek farklılık, testosteron seviyesinin azalması değildir. Özellikle seks hormonu bağlayan globülin (SHBG) de andropoz oluşumunda önemli bir rol oynar. SHBG, kanda bulunan ve vücut için gerekli olan testosteronun bir kısmını bağlayan hormondur. Yaşın ilerlemesiyle birlikte kanda SHBG hormon düzeyi de artar. Bu durum, biyolojik olarak kullanılabilir durumda olan testosteron seviyesinin azalmasına yol açar. Tüm bunlara bağlı olarak testosteron seviyesi geriler ve testosteron ihtiyacı olan doku ve organlar testosteron hormonunu yeterince alamaz. Kişide testosteron eksikliğine bağlı olarak görülen şikayetler oluşmaya başlar ve böylece kişi, andropoz dönemine girmiş olur
Psikolojik Belirtileri
Kendinizi iyi hissetmiyorsanız,
Hayattan zevk almamaya başladıysanız,
En iyi zamanlarınızın geride kaldığını hissediyorsanız,
Kendinizi tükenmiş, dibe vurmuş hissediyorsanız,
Karamsarlık, kaygı ve huzursuzluk hislerinizle başa çıkamıyorsanız,
En ufak şeylere alınmaya ve sinirlenmeye başladıysanız,
Bedensel Belirtileri
Aşırı terleme, sıcak basması problemleri yaşıyorsanız,
Cildinizde kuruluk ve tüylerinizde azalma varsa,
Sürekli bir halsizlik ve yorgunluk hissiyle kendinizi daha güçsüz hissediyorsanız,
Dikkatinizi toplamakta zorlanıyorsanız,
Sırt ağrılarınız, yaygın kas ve eklem ağrılarınız varsa,
Memelerinizin büyüdüğünü fark ediyorsanız,
Kemik erimesi ve kemik kırıkları görülmeye başladıysa,
Deri altı ve karın içi yağ dokunuzdaki artışla birlikte göbek bölgenizde yağlanma varsa,
Kansızlık şikayetleriniz başladıysa,
Uyku problemleri yaşıyorsanız,
Zihinsel faaliyetlerde zayıflama,
Cinsel Belirtileri
Cinsel isteğinizde azalma varsa,
Sertleşme problemi yaşıyorsanız,
Meni miktarında azalma ve kıvamında değişiklik görüyorsanız,
Sabah ve gece sertliğinde azalma varsa mutlaka bir üroloji uzmanına başvurmanız gerekir.
Andropoz Tedavisi Var mıdır?
Andropoz, çok basit bir kan tahlili ile kişinin hormonlarına bakılarak tespit edilir. Kişinin erkeklik hormonu düşüklüğü ve oranı test edilir. Üroloji uzmanı, kişinin şikayetlerini dinler ve sonrasında fiziksel muayene yapar, hastanın testislerinde ufalma, kıvamda yumuşama, küçülme gibi belirtiler andropoz belirtisidir. Eğer üroloji uzmanı uygun görürse hastaya dışarıdan erkeklik hormonu tableti, iğne ya da yavaş emilimli bantlar ile bu sorun çözülebilir. Bu tedaviyi alan çoğu erkekte bedensel belirtilerin düzeldiğini, kendine olan güvenini kazandığını, fiziksel gücünün arttığı ve cinsel arzudaki azalmanın durduğu gözlenmiştir.
Andropoza Girmemek için Alınması Gereken Tedbirler Nedir?
Andropoz doğanın erkekler için getirdiği bir süreçtir. Bu süreç önlenemez ancak ertelenebilir. Bu süreci ertelemek için yaşam kalitenizi artırmanız gerekir.
Beslenme alışkanlıklarınıza dikkat etmelisiniz. Yağlı, kızarmış yiyeceklerden özellikle fast-food ürünlerinden uzak durmalısınız. Yaban mersini, kırmızı biber, istiridye, domates, yeşil çay, brokoli tüketmeniz faydalı olacaktır.
Alkolü günde en fazla iki kadehle sınırlayın ve tercihinizi kırmızı şaraptan yana kullanın. İşlenmiş şekerlerden, pastanelik ürünlerden, yağlı ve kızartılmış yiyeceklerden ve özellikle de fast-food'dan kaçının.
Beslenmenize özellikle B6, B12 ve folik asit gibi B grubu vitaminleri ve çinko, magnezyum, selenyum gibi mineralleri ekleyin.
Fazla kilolarınızdan kurtulmalı ve formda kalmaya çalışmalısınız. Düzenli yürüyüşler yaparak sağlığınızı korumalısınız.
Kendinize zaman ayırmalısınız. Eşinizle, çocuklarınızla kaliteli zamanlar geçirmeli, seyahat, sinema gibi etkinliklere katılmalısınız.
Olası kalp, şeker , kolesterol hastalıklara yakalanmadan önce tedbir almalısınız. Bunun yolu da yine sağlıklı beslenmeden geçiyor.
Uyku düzeninize özen göstermeli yeterince uyumalısınız.
Bu etmenler andropoz dönemine girmenizi geciktirir. Ancak yaşınız 50 olduğunda mutlaka bir doktora gidip testosteron seviyenizi kontrol ettirin. Eğer testosteron seviyeniz de bir azalma söz konusu ise gereken tedaviler hemen başlayın.
Resim Kaynak :
Pixabay
Asal Sayılar Nedir, Hangileridir? 1’den 1000’e Kadar Asal Rakamlar Listesi
Matematik alanının en çok karşılaşılan konulardan birisi de asal sayılardır. Sonsuz olduğu tahmin edilen asal sayılar üzerine araştırma ve incelemeler yapılmıştır. Ancak geçmişten bu yana asal sayılar ile ilgili halen cevap verilemeyen sorular bulunur. Matematik ile ilgilenen kişilerin kafasını karıştıran pek çok soru vardır. Bunlardan bazıları asal sayı nedir ve asal sayılar hangileridir? 1’den 1000’e kadar asal rakamlar tablosu ve çift asal sayılar ile ilgili detaylı bilgi almak için “Asal Sayılar Tablosu” içeriğimize göz atabilirsiniz.
Asal sayılar matematiğin en önemli konuları arasında yer alır. Bazı işlemleri yapabilmek için asal sayıları bilmek gerekir. Bir sayının yalnızca bir ve kendisi ile kalansız bir şekilde bölünmesi asal sayı olmasını sağlar. Sonsuz olduğu düşünülen asal sayıların tamamını bulmak mümkün değildir.
Asal Sayılar Nedir ve Hangileridir?
Asal sayılar yalnız kendisi ile bölünebilen tüm doğal sayılardır. Asal sayılar yalnızca kendisine ve 1'e bölünebilir. Başka hiçbir sayıya bölünemezler. Ayrıca asal sayılar pozitif tam sayılardır. Böylece asal sayıları yalnız kendisine ve 1'e bölünebilen pozitif tam sayılardır şeklinde tanımlayabiliriz.
En küçük asal sayı 2'dir. Asal sayılar arasında 2'den başka çift sayılar bulunmamaktadır. Bunun sebebi çift sayıların hepsi 2'ye bölünmesidir. Bu sebeple 2'den başka çift asal sayı bulunmamaktadır. 2 ise yalnız kendisine ve 1 bölünebildiği ve başka bölene uymadığı için asal sayıdır. 1 sayısı ise asal sayı değildir. Çünkü asal sayıların sadece 2 pozitif tam sayı böleni olmalıdır. 1 ise sadece 1'e bölünebildiği için yalnız tek böleni bulunmaktadır.
İlk 100 Asal Sayılar
1 ile 100 arasındaki asal sayılar;
2, 3, 5, 7, 11, 13, 17, 19, 23, 29, 31, 37, 41, 43, 47, 53, 59, 61, 67, 71, 73, 79, 83, 89 ve 97'dir.
İlk 1000’e Kadar Asal Rakamlar Tablosu
2, 3, 5, 7, 11, 13, 17, 19, 23, 29 31, 37, 41, 43, 47, 53, 59, 61, 67, 71, 73, 79, 83, 89, 97, 101, 103, 107, 109, 113, 127, 131, 137, 139, 149, 151, 157,
163, 167, 173, 179, 181, 191, 193, 197, 199, 211, 223, 227, 229, 233, 239, 241, 251, 257, 263, 269, 271, 277, 281, 283, 293, 307, 311, 313, 317, 331,
337, 347, 349, 353, 359, 367, 373, 379, 383, 389, 397, 401, 409, 419, 421, 431, 433, 439, 443, 449, 457, 461, 463, 467, 479, 487, 491, 499, 503, 509,
521, 523, 541, 547, 557, 563, 569, 571, 577, 587, 593, 599, 601, 607, 613, 617, 619, 631, 641, 643, 647, 653, 659, 661, 673, 677, 683, 691, 701, 709,
719, 727, 733, 739, 743, 751, 757, 761, 769, 773, 787, 797, 809, 811, 821, 823, 827, 829, 839, 853, 857, 859, 863, 877, 881, 883, 887, 907, 911, 919,
929, 937, 941, 947, 953, 967, 971, 977, 983, 991, 997, 1009, 1013, 1019, 1021, 1031, 1033, 1039, 1049, 1051, 1061, 1063, 1069, 1087, 1091, 1093,
1097, 1103, 1109, 1117, 1123, 1129, 1151, 1153, 1163, 1171, 1181, 1187, 1193, 1201, 1213, 1217, 1223, 1229, 1231, 1237, 1249, 1259, 1277, 1279,
1283, 1289, 1291, 1297, 1301, 1303, 1307, 1319, 1321, 1327, 1361, 1367, 1373, 1381, 1399, 1409, 1423, 1427, 1429, 1433, 1439, 1447, 1451, 1453,
1459, 1471, 1481, 1483, 1487, 1489, 1493, 1499, 1511, 1523, 1531, 1543, 1549, 1553, 1559, 1567, 1571, 1579, 1583, 1597, 1601, 1607, 1609, 1613,
1619, 1621, 1627, 1637, 1657, 1663, 1667, 1669, 1693, 1697, 1699, 1709, 1721, 1723, 1733, 1741, 1747, 1753, 1759, 1777, 1783, 1787, 1789, 1801,
1811, 1823, 1831, 1847, 1861, 1867, 1871, 1873, 1877, 1879, 1889, 1901, 1907, 1913, 1931, 1933, 1949, 1951, 1973, 1979, 1987, 1993, 1997, 1999,
2003, 2011, 2017, 2027, 2029, 2039, 2053, 2063, 2069, 2081, 2083, 2087, 2089, 2099, 2111, 2113, 2129, 2131, 2137, 2141, 2143, 2153, 2161, 2179,
2203, 2207, 2213, 2221, 2237, 2239, 2243, 2251, 2267, 2269, 2273, 2281, 2287, 2293, 2297, 2309, 2311, 2333, 2339, 2341, 2347, 2351, 2357, 2371,
2377, 2381, 2383, 2389, 2393, 2399, 2411, 2417, 2423, 2437, 2441, 2447, 2459, 2467, 2473, 2477, 2503, 2521, 2531, 2539, 2543, 2549, 2551, 2557,
2579, 2591, 2593, 2609, 2617, 2621, 2633, 2647, 2657, 2659, 2663, 2671, 2677, 2683, 2687, 2689, 2693, 2699, 2707, 2711, 2713, 2719, 2729, 2731,
2741, 2749, 2753, 2767, 2777, 2789, 2791, 2797, 2801, 2803, 2819, 2833, 2837, 2843, 2851, 2857, 2861, 2879, 2887, 2897, 2903, 2909, 2917, 2927,
2939, 2953, 2957, 2963, 2969, 2971, 2999, 3001, 3011, 3019, 3023, 3037, 3041, 3049, 3061, 3067, 3079, 3083, 3089, 3109, 3119, 3121, 3137, 3163,
3167, 3169, 3181, 3187, 3191, 3203, 3209, 3217, 3221, 3229, 3251, 3253, 3257, 3259, 3271, 3299, 3301, 3307, 3313, 3319, 3323, 3329, 3331, 3343,
3347, 3359, 3361, 3371, 3373, 3389, 3391, 3407, 3413, 3433, 3449, 3457, 3461, 3463, 3467, 3469, 3491, 3499, 3511, 3517, 3527, 3529, 3533, 3539,
3541, 3547, 3557, 3559, 3571, 3581, 3583, 3593, 3607, 3613, 3617, 3623, 3631, 3637, 3643, 3659, 3671, 3673, 3677, 3691, 3697, 3701, 3709, 3719,
3727, 3733, 3739, 3761, 3767, 3769, 3779, 3793, 3797, 3803, 3821, 3823, 3833, 3847, 3851, 3853, 3863, 3877, 3881, 3889, 3907, 3911, 3917, 3919,
3923, 3929, 3931, 3943, 3947, 3967, 3989, 4001, 4003, 4007, 4013, 4019, 4021, 4027, 4049, 4051, 4057, 4073, 4079, 4091, 4093, 4099, 4111, 4127,
4129, 4133, 4139, 4153, 4157, 4159, 4177, 4201, 4211, 4217, 4219, 4229, 4231, 4241, 4243, 4253, 4259, 4261, 4271, 4273, 4283, 4289, 4297, 4327,
4337, 4339, 4349, 4357, 4363, 4373, 4391, 4397, 4409, 4421, 4423, 4441, 4447, 4451, 4457, 4463, 4481, 4483, 4493, 4507, 4513, 4517, 4519, 4523,
4547, 4549, 4561, 4567, 4583, 4591, 4597, 4603, 4621, 4637, 4639, 4643, 4649, 4651, 4657, 4663, 4673, 4679, 4691, 4703, 4721, 4723, 4729, 4733,
4751, 4759, 4783, 4787, 4789, 4793, 4799, 4801, 4813, 4817, 4831, 4861, 4871, 4877, 4889, 4903, 4909, 4919, 4931, 4933, 4937, 4943, 4951, 4957,
4967, 4969, 4973, 4987, 4993, 4999, 5003, 5009, 5011, 5021, 5023, 5039, 5051, 5059, 5077, 5081, 5087, 5099, 5101, 5107, 5113, 5119, 5147, 5153,
5167, 5171, 5179, 5189, 5197, 5209, 5227, 5231, 5233, 5237, 5261, 5273, 5279, 5281, 5297, 5303, 5309, 5323, 5333, 5347, 5351, 5381, 5387, 5393,
5399, 5407, 5413, 5417, 5419, 5431, 5437, 5441, 5443, 5449, 5471, 5477, 5479, 5483, 5501, 5503, 5507, 5519, 5521, 5527, 5531, 5557, 5563, 5569,
5573, 5581, 5591, 5623, 5639, 5641, 5647, 5651, 5653, 5657, 5659, 5669, 5683, 5689, 5693, 5701, 5711, 5717, 5737, 5741, 5743, 5749, 5779, 5783,
5791, 5801, 5807, 5813, 5821, 5827, 5839, 5843, 5849, 5851, 5857, 5861, 5867, 5869, 5879, 5881, 5897, 5903, 5923, 5927, 5939, 5953, 5981, 5987,
6007, 6011, 6029, 6037, 6043, 6047, 6053, 6067, 6073, 6079, 6089, 6091, 6101, 6113, 6121, 6131, 6133, 6143, 6151, 6163, 6173, 6197, 6199, 6203,
6211, 6217, 6221, 6229, 6247, 6257, 6263, 6269, 6271, 6277, 6287, 6299, 6301, 6311, 6317, 6323, 6329, 6337, 6343, 6353, 6359, 6361, 6367, 6373,
6379, 6389, 6397, 6421, 6427, 6449, 6451, 6469, 6473, 6481, 6491, 6521, 6529, 6547, 6551, 6553, 6563, 6569, 6571, 6577, 6581, 6599, 6607, 6619,
6637, 6653, 6659, 6661, 6673, 6679, 6689, 6691, 6701, 6703, 6709, 6719, 6733, 6737, 6761, 6763, 6779, 6781, 6791, 6793, 6803, 6823, 6827, 6829,
6833, 6841, 6857, 6863, 6869, 6871, 6883, 6899, 6907, 6911, 6917, 6947, 6949, 6959, 6961, 6967, 6971, 6977, 6983, 6991, 6997, 7001, 7013, 7019,
7027, 7039, 7043, 7057, 7069, 7079, 7103, 7109, 7121, 7127, 7129, 7151, 7159, 7177, 7187, 7193, 7207, 7211, 7213, 7219, 7229, 7237, 7243, 7247,
7253, 7283, 7297, 7307, 7309, 7321, 7331, 7333, 7349, 7351, 7369, 7393, 7411, 7417, 7433, 7451, 7457, 7459, 7477, 7481, 7487, 7489, 7499, 7507,
7517, 7523, 7529, 7537, 7541, 7547, 7549, 7559, 7561, 7573, 7577, 7583, 7589, 7591, 7603, 7607, 7621, 7639, 7643, 7649, 7669, 7673, 7681, 7687,
7691, 7699, 7703, 7717, 7723, 7727, 7741, 7753, 7757, 7759, 7789, 7793, 7817, 7823, 7829, 7841, 7853, 7867, 7873, 7877, 7879, 7883, 7901, 7907, 7919
Asal Sayı Nasıl Bulunur?
Asal sayılar Öklid'den beri sonsuz olduğu kabul edilmiştir. Bu nedenle bütün asal sayıları bulmak mümkün değildir. 1'den 100'e kadar asal sayılar şu şekilde bulunabilir:
Bir tablo oluşturun ve 1'den 100'e kadar tüm sayıları yazın.
Tablo üzerinden 2 sayısının tüm katlarına çarpı atın.
Daha sonra 3 sayısının tüm katlarına çarpı atın.
Sayılar büyüdükçe tüm sayıların katlarına çarpı atın.
En küçük asal sayı 2 olduğu için 1 sayısına da çarpı atın.
Geriye kalan sayılar asal sayılar olacaktır.
Kısaca asal sayılar sadece kendine ve 1'e bölünebilen pozitif tam sayılardır. Bu sebeple kendisi dışında başka hiçbir sayıya bölünemezler. Karşılaşılan sayının kendisi dışında bir böleni bulunmuyor ise o bir asal sayıdır. Asal sayılar bu şekilde de bulunabilir.
Çift Asal Sayılar
Çift sayılar asal olmamaktadır. Ancak bunun tek istisna olanı 2 (iki) sayısıdır. 2 tek çift asal sayıdır ve en küçük asal sayıdır.
#################
Asal Sayılar Nedir?
Asal sayılar 1'e ve kendisine kalansız bir şekilde bölünen sayılardır. Asal sayıların tamamı 1'den büyüktür. Asal sayıların iki adet çarpanı bulunmaktadır. Bunlar 1 ve kedisidir. Asal sayılar 1 rakamı dışında iki sayının çarpımı şeklinde yazılamaz.
Örnek verecek olursak 3 rakamı bir asal sayıdır. Çünkü bakıldığı zaman kendinden ve birden başka böleni yoktur. 7 de asal bir sayıdır. Çünkü yalnızca kendisine ve 1'e kalansız bir şekilde bölünebilir. Fakat 4 rakamına baktığımız zaman asal sayı olduğunu söylemek mümkün değildir. Çünkü kendisi ve bir dışında 2 ile de tam bölünebilir. 6 rakamının da asal sayı olduğu söylenemez. Çünkü kendi ve bir dışında 2 ve 3 ile de kalansız bir şekilde bölünebilir.
Asal Sayılar Nelerdir ve Hangileridir?
1 sayısı asal bir sayı sınıfına girmez.
Asal sayılar 2'den başlamaktadır. 2 en küçük asal sayıdır.
2 haricinde bütün asal sayılar tek sayılardır. Çift sayıların tamamı 2 ile kalansız bir şekilde bölünür. Bu nedenle de 2'den büyük olan çift sayıların hepsinin en az 3 adet çarpanı bulunur. Bu sebeple de 2 dışındaki çift sayılar asal sayı kategorisine giremez.
Asal sayılar sonsuz olarak ilerlemektedir. Yani sonsuz adet asal sayı bulunduğunu söylemek mümkündür.
1'den 100'e Kadar Asal Sayılar Tablosu
1'den 100'e kadar asal sayılar sırasıyla şu şekildedir: 2, 3, 5, 7, 11, 13, 17, 19, 23, 29, 31, 37, 41, 43, 47, 53, 59, 61, 67, 71, 73, 79, 83, 89 ve 97'dir.
1'den 100'e kadar toplamda 25 adet asal sayı vardır. Asal olmayan ve 0 ile 1 haricinde kalan sayılara birleşik sayılar ismi verilmektedir. Bu sebeple de doğal sayılar kümesinin 3 adet kümenin birleşmesinden meydana geldiğini söylemek mümkündür. 0 asal bir sayı değildir. Çünkü 1'e bölünür ancak 0 bölü 0 ifadesi sonsuzdur. Bu sebeple de asal olduğu söylenemez.
Çift olup asal olan bir tane sayı vardır. O da 2'dir. 2 dışında kalan tüm çift sayılar 2 ile kalansız bir şekilde bölünebildikleri için asal olamazlar.
Asal sayıları kısaca anlatacak olursak bir sayının yalnızca bir ve kendisi ile kalansız bir şekilde bölünmesi asal sayı olmasını sağlar. 1'den 100'e kadar olan asal sayılar içerisinde yalnızca bire ve kendisine tam olarak bölünen sayılar asal sayı olarak isimlendirilmektedir.
Örnek verilecek olursa; 5 bir asal sayıdır. Çünkü yalnızca bir ve kendisine tam olarak bölünür. 9 bir asal sayı değildir. 1 ve kendisi dışında 3 ile de tam bölünebilmektedir. 11'in de asal sayı olduğu söylenebilir. Çünkü tam bölenleri 1 ve 11'dir.
Bu şekilde Asal Sayılar bir dizi halinde gider. Sonsuz sayıda asal sayı bulunmaktadır. Öklid döneminden bu yana asal sayıların sonsuz tane olduğu kabul edilmektedir. Bu nedenle de tüm asal sayıları öğrenmek çok zordur. Ortaokul çağında olan öğrencileri 1 ile 100 arasında bulunan asal sayıları bilmesi yeterli olmaktadır.
1 ile 100 arasındaki asal sayıları şu şekilde bulmak mümkündür;
Öncelikli olarak birden başlayarak 100'e kadar bir tablo oluşturulur. Daha sonra tabloda ikinin katı olan sayıları karalayın. Bu işlemden sonra üçün katı olan sayıları karalayın. Sonrasında sırası ile 3, 4, 5, ... katlarını da karalayın. Bu işlemin sonucunda karalanmadan kalan sayıların hepsi asal sayılardır.
Asrı Evvel ve Asrı Sani Nedir?
“Asr-ı evvel”, ikindi namazının ilk vakti; “asr-ı sânî” ise ikindi namazının ikinci vakti demektir. İkindi namazının vakti, öğle namazının vaktinin sona ermesi ile başlar. Öğle namazının vaktinin ne zaman sona ereceği, fakihlerin kullandıkları delillerin farklılığı sebebiyle ihtilaflı olduğu için buna bağlı olarak ikindi namazının vaktinin başlayacağı zaman da ihtilaf konusu olmuştur. Buna göre İmam Ebû Yusuf ve İmam Muhammed ile diğer üç mezhep imamına göre güneşin tepe noktasından batıya meyli sırasında oluşan gölge (fey-i zeval) hariç herhangi bir şeyin gölgesi kendisi kadar olunca öğle namazının vakti bitmiş ve ikindi namazının vakti başlamış olur (Merğînânî, el-Hidâye, I, 255-256; Şirbînî, Muğnî’l-Muhtac, I, 190; Desûkî, Hâşiye, I, 177; İbn Kudâme, el-Muğnî, II, 12-14). İşte bu vakte “asr-ı evvel” (ikindi namazının ilk vakti) adı verilir.
İmam Ebû Hanife’ye göre ise öğle namazı vakti, “fey-i zeval” hariç bir şeyin gölgesi kendisinin iki katı kadar olunca sona erer. Bu vakte ise “asr-ı sânî” (ikindi namazının ikinci vakti) adı verilir (Kâsânî, Bedâî’, I, 122; Merğînânî, el-Hidâye, I, 255-256; Zeylaî, Tebyîn, I, 80).
Diyanet İşleri Başkanlığı, yayınlamakta olduğu Diyanet Takvimi’nde ikindi namazının vaktini, “asr-ı evvel” esasına göre düzenlemiştir ve namazlar asr-ı evvel içtihadına göre kılınmaktadır.
Alacakaranlık – alacakaranlık evreleri
Alacakaranlık, güneşin doğuşundan hemen önce ve gün batımından sonra, güneşin gökyüzünü aydınlattığı ancak ufkun altında olduğu zamandır. Üç aşama vardır: sivil, denizcilik ve astronomik alacakaranlık.
Alacakaranlık evrelerinin tanımı
Alacakaranlığın üç aşaması, güneşin ufkun altındaki açısı ( derinlik açısı ) ile belirlenir. Bu, gözlemciyle aynı yükseklikte olan düz bir ufuk olduğunu varsayar. Güneş diskinin geometrik merkezi belirleyicidir.
Sivil Alacakaranlık: Güneş ufkun 6 dereceye kadar altında
Deniz Alacakaranlığı: Güneş ufkun 6 - 12 derece altında
Astronomik Alacakaranlık: Güneş ufkun 12 - 18 derece altında
Sabah sivil alacakaranlığı 6 derecelik bir derinlikte başlar ve güneşin tepesi düz ufukta görünür hale geldiğinde gün doğumunda sona erer. Akşam, sivil alacakaranlık gün batımı ile başlar (güneşin üst kenarı ufkun arkasında kaybolur) ve sıcaklık 6 derecenin altına düştüğünde sona erer.
Sivil alacakaranlık en parlak alacakaranlık aşamasıdır. Kural olarak, çoğu aktiviteyi sürdürmek için dışarıda ek yapay ışığa ihtiyacınız yoktur. Bu aşamada, yardımsız olarak sadece gökyüzündeki en parlak gök cisimleri görülebilir.
Altın saat nedir?
Deniz Şafak
Bu aşamada, güneş diskinin merkezi ufkun 6 - 12 derece altında olduğunda, çoğu aktivite için ek yapay ışık gerekir. Artık birçok yıldız çıplak gözle görülebiliyor. Yeni aydan önceki ve sonraki günlerde , eğer gökyüzü açıksa, artık yeryüzünü gözlemleyebilirsiniz .
mavi saat nedir
astronomik alacakaranlık
En karanlık alacakaranlık evresinde, güneşin merkezi ufkun 12 - 18 derece altındadır. Yıldızların çoğu artık gökyüzünde görülebilir.
Şafak nedir?
Alacakaranlığın sosyal önemi
Bazı ülkelerde, sivil alacakaranlık çeşitli kanunların temeli olarak kullanılır - örneğin havacılık, avcılık ve trafik (araba farlarının kullanımı ve sokak lambalarının değiştirilmesi) alanlarında.
İngiltere'de sürücülerin karanlık saatlerde farlarını açmaları gerekmektedir . Kanunen bu “karanlık” dönemi, gün batımından yarım saat sonra başlar ve gün doğumundan yarım saat önce sona erer.
Deniz alacakaranlığı teriminin kökenleri, yıldızların seyir yardımcıları olarak hareket ettiği geçmiş yüzyıllarda denizciliğe dayanmaktadır. Bununla birlikte, deniz alacakaranlığının da askeri önemi vardır. Örneğin, ABD Ordusu taktik planlamada BMNT ve EENT zaman tanımlarını kullanır - sabah deniz alacakaranlığının başlangıcı ve akşam deniz alacakaranlığının sonu .
Şafak ve alacakaranlık nasıl oluşur?
Ekvator ve kutuplarda alacakaranlık
Alacakaranlık evrelerinin uzunluğu enlem derecesine bağlıdır . Bunlar ekvatorda nispeten kısa ve kutuplarda çok uzundur.
Güney Kutbu'nda alacakaranlık evreleri, gece yarısı güneşi ve kutup gecesi
48.5 derece kuzey ve güney enlemlerinin ötesindeki bölgelerde, yaz aylarında şafaktan hemen sonra alacakaranlık.
Gece Yarısı Güneşi , yaz gündönümü çevresinde Kuzey ve Güney Kutuplarında hüküm sürer . Kış gündönümü civarında, yaklaşık yarım yıl boyunca güneş hiç doğmaz, kutup gecesidir . İlkbahar ekinoksu ve sonbahar ekinoksu etrafında sürekli bir alacakaranlık var . Örneğin ilkbaharda, kutup gecesi yavaş yavaş yaklaşık üç haftalık bir astronomik alacakaranlığa dönüşür, ardından deniz ve sivil alacakaranlığın biraz daha kısa aşamaları gelir - güneş doğup birkaç ay boyunca batmaz.
Deniz alacakaranlığı, üç alacakaranlık evresinden ikincisidir . Bu nedenle, ortalama alacakaranlık olarak da adlandırılır.
Alacakaranlık, gece ile gündüz arasındaki geçiştir. Güneş ufkun altında olmasına rağmen, ışınları dünya atmosferi tarafından yansıtılır ve akşam veya sabah gökyüzünü aydınlatır. Gökbilimciler alacakaranlığı üç aşamaya ayırır:
Burjuva alacakaranlık
Deniz Şafak
astronomik alacakaranlık
Bir dünya haritasında alacakaranlık evreleri
Tanım: Deniz alacakaranlığı
Güneşin derinliği , yani güneşin ufkun altındaki konumu, her bir alacakaranlık evresinin tanımı için belirleyicidir . Deniz alacakaranlığında, güneş diskinin geometrik merkezi ufkun altı ila on iki derece altındadır .
Dünya'nın Atmosferi Güneş Işığını Nasıl Yönlendirir?
Deniz alacakaranlığının adı nereden geliyor?
Açık görüş ve iyi hava ile , deniz alacakaranlığı sırasında hem ufku hem de daha parlak yıldızları ve gezegenleri görebilir. Bir sekstant - bir optik ölçüm aleti - yardımıyla denizciler bu süre zarfında yıldızların ufuktaki yüksekliğini ölçebilir ve böylece konumlarını belirleyebilirler. Bu denizcilik yöntemi, alacakaranlık evresine adını verdi.
Gece gökyüzünde yıldızları ve gezegenleri bulun
Navigasyon: Pusula neden genellikle manyetik kuzey kutbunu göstermez?
Deniz alacakaranlığının daha hafif olan kısmı, güneşin ufkun 8 ila 4 derece altında olduğu zaman, mavi saat olarak da bilinir . Atmosfer koşullarına bağlı olarak, bu aşamada soluk bir gün batımı veya şafak da meydana gelebilir .
Altın saat nedir?
Deniz Şafağı ve Deniz Alacakaranlığı
Günlük dilde, şafak ve alacakaranlık genellikle sabah ve akşam alacakaranlık evreleriyle eş anlamlı görünür. Ancak astronomide bu terimler zaman dilimlerine değil , zaman içindeki noktalara atıfta bulunur .
Deniz şafak , sabah deniz alacakaranlığının başladığı ve astronomik alacakaranlık evresini takip ettiği andır . Buna göre, akşam saatlerinde deniz alacakaranlığının sona ermesine deniz alacakaranlığı denir . Aynı zamanda, sonunda geceye dönüşen astronomik alacakaranlık başlar.
Her iki durumda da güneş diskinin merkezi ufkun tam olarak 12° altındadır.
İpuçları: Gün doğumu ve gün batımını fotoğraflayın
Deniz alacakaranlığının süresi
Her alacakaranlık evresinin uzunluğu enlem ve mevsime bağlıdır . Gün ortasında güneşin zirvesinde olduğu yerde - yani doğrudan gözlemcinin üzerinde - ufku 90°'lik bir açıyla keser. Bu, gündüz ve gece arasında çok hızlı geçişlere ve dolayısıyla nispeten kısa alacakaranlık evrelerine neden olur.
Örneğin, ekvatordaki ekinokslar sırasında durum budur. Ekvador'un başkenti Quito'da sabah ekinokslarında denizin alacakaranlığı gün doğumundan sadece 45 dakika önce başlar .
Ekvatordan ne kadar uzaktaysanız, güneşin yolunun ufka göre açısı o kadar düz olur - ve alacakaranlık evreleri o kadar uzun sürer. Bu, dünyanın kuzey yarım küresi ve güney yarım küresi için eşit olarak geçerlidir:
Madrid'de ( yaklaşık 40° kuzey) ve Wellington'da (yaklaşık 40° güney) sabah deniz alacakaranlığı gün doğumundan yaklaşık 60 dakika önce başlar.
Frankfurt am Main'de ( yaklaşık 50° kuzey) ve Falkland Adaları'nda (yaklaşık 50° güney) aynı işlem yaklaşık 70 dakika sürer.
Oslo'da ( yaklaşık 60° kuzey) ve Antarktika'nın en kuzey ucunda (yaklaşık 60° güney), deniz alacakaranlığının başlangıcından yaklaşık 103 dakika sonra güneş doğar.
Şehrinizdeki alacakaranlık evrelerinin başlangıcı ve sonu
gece yarısı güneşi ve gece yarısı alacakaranlığı
Kutuplarda ve kutup bölgelerinde yaz aylarında, hatta geceleri bile güneş batmaz. Gece yarısı güneşi orada parlıyor . Coğrafi havza alanınız günden güne değişir. Ekinokslarda , fenomen sadece Kuzey ve Güney Kutuplarında görülebilir, yaz gündönümü gününde gece yarısı güneşi tüm Kuzey Kutup Dairesi'nde geceyi aydınlatır.
Bir sonraki kış veya yaz gündönümü ne zaman?
Kutuplardan daha uzak, gece yarısı güneşinin menzili sınırında olan bölgelerde, güneş gece batar, ancak ufkun 18° altına batmaz. Bu derinlik açısı astronomik tanıma göre en karanlık alacakaranlık evresini, astronomik alacakaranlığı geceden ayırır. Bu, gün batımından gün doğumuna kadar gece yarısı alacakaranlığı olarak bilinen alacakaranlık olduğu anlamına gelir .
Yaz gündönümünde, yılın en uzun gününde, bu fenomen ılıman enlemlerde çok uzaklarda yaşanabilir. Örneğin kuzey yarım kürede, Almanya'nın büyük bir bölümünde gece yarısı alacakaranlığı da var. Ancak bu, normalde çıplak gözle geceden ayırt edilemeyen astronomik bir alacakaranlıktır.
Almanya'da deniz gece yarısı alacakaranlık
Yaz gündönümü gününde , gece yarısı deniz alacakaranlığı yaklaşık 54°33' ila 60°33' kuzey ve güney enlemleri arasında uzanır . Flensburg , Danimarka ve güney Norveç'i de kapsayan bu şeridin güney sınırına yakındır .
Kutup gecesinde deniz alacakaranlığı
Kışın kutup bölgelerinde güneş doğmaz, kutup gecesidir . Ekinokslarda, Güneş sadece Kuzey ve Güney Kutuplarında, Kuzey Kutup Dairesi boyunca kış gündönümünde ufkun altında kalır.
Kutup gecesinin toplama alanı içinde bile, tüm gün mutlaka karanlık değildir. Yılın en kısa gününde bile, kutup bölgesinin çoğu, öğle saatlerinde güneşin ufkun 18° altına yükseldiği alacakaranlık dönemleri yaşar. Gökyüzü daha sonra gün boyunca dolaylı güneş ışığı ile aralıklı olarak aydınlatılır. Daha sonra kutup gece kuşağının ilgili kutba en uzak olan bölgelerinde sivil alacakaranlık hüküm sürer ve artan enlem ile deniz ve astronomik alacakaranlık meydana gelir.
Aurora Borealis, kayan yıldızlar ve yıldızlar
Deniz alacakaranlığı Kuzey Işıklarını görmeyi zorlaştırabilir . Bununla birlikte, ışık fenomeni genellikle hala görülebilir - özellikle güneş aktivitesinin arttığı dönemlerde.
Daha parlak meteorlar (kayan yıldızlar) ve güneş sistemimizin gezegenleri bile deniz alacakaranlığına rağmen genellikle iyi görülebilir. Yeni aydan önceki ve sonraki günlerde , dünya artık berrak gökyüzü altında gözlemlenebilir .
Sivil alacakaranlık nedir?
Sivil alacakaranlık olarak da bilinen sivil alacakaranlık, üç alacakaranlık evresinin en parlak olanıdır . Güneş ufkun hemen altında.
Alacakaranlık, gece ile gündüz arasındaki geçiştir. Güneş ufkun altında olmasına rağmen, ışınları dünya atmosferi tarafından yansıtılır ve akşam veya sabah gökyüzünü aydınlatır. Gökbilimciler alacakaranlığı üç aşamaya ayırır:
Burjuva alacakaranlık
Deniz Şafak
astronomik alacakaranlık
Bir dünya haritasında alacakaranlık evreleri
Tanım: Sivil alacakaranlık
Güneşin derinliği , yani güneşin ufkun altındaki konumu, her bir alacakaranlık evresinin tanımı için belirleyicidir . Sivil alacakaranlık sırasında, güneş diskinin merkezi ufkun en fazla 6° altındadır .
Bu alacakaranlık evresi sabah güneşin doğuşuyla sona erer ve akşam güneşin batmasıyla başlar. Gün doğumu ve gün batımı, güneş diskinin tepesinin ufka değdiği zamanlar olarak tanımlanır.
Dünya'nın atmosferi gün batımını nasıl geciktirir?
Sivil alacakaranlık neye benziyor?
Güneşin sığ alan derinliği nedeniyle, güneş ışığının nispeten büyük bir kısmı dünya atmosferi tarafından yansıtılır. Hava koşulları izin verdiğinde, gökyüzü artık turuncu ve sarının parlak tonlarında görünüyor. Bu renk oyunu nedeniyle, sözde altın saate genellikle sivil alacakaranlık eklenir . Atmosfer koşullarına bağlı olarak, gün batımı veya şafak da bu aşamada meydana gelebilir .
mavi saat nedir
Gökyüzü açık olduğunda, çoğu aktivite için ek yapay ışık gerekmez. Sadece Venüs ve Jüpiter gibi en parlak yıldızlar ve gezegenler artık çıplak gözle görülebiliyor.
Gece gökyüzünde yıldızları ve gezegenleri bulun
Sivil şafak ve sivil alacakaranlık
Sivil şafak ve sivil alacakaranlık için farklı tanımlar mevcuttur . Günlük dilde, terimler genellikle sabah ve akşam sivil alacakaranlık evreleriyle eş anlamlı görünür.
Ancak astronomide, alacakaranlık evresinin periyodunu değil , sabah başladığı ve akşam bittiği zamanı belirtirler.
Sivil şafak , güneş diskinin geometrik merkezinin sabah 6° derinliğe ulaştığı anı tanımlar . Zaman, deniz alacakaranlığının sonunu ve sivil alacakaranlığın başlangıcını işaret ediyor.
Buna göre , sivil alacakaranlık , güneş diskinin geometrik merkezinin akşam 6°'lik bir derinlik açısına ulaştığı andır. Şu anda sivil alacakaranlık deniz alacakaranlığına dönüşüyor.
İpuçları: Gün doğumu ve gün batımını fotoğraflayın
Sivil alacakaranlık süresi
Her alacakaranlık evresinin uzunluğu enlem ve mevsime bağlıdır . Gün ortasında güneşin zirvesinde olduğu yerde - yani doğrudan gözlemcinin üzerinde - ufku 90°'lik bir açıyla keser. Bu, gündüz ve gece arasında çok hızlı geçişlere ve dolayısıyla nispeten kısa alacakaranlık evrelerine neden olur.
Örneğin, ekvatordaki ekinokslar sırasında durum budur. Ekvador'un başkenti Quito'da, gün doğumundan sadece 21 dakika önce sabah ekinokslarında sivil alacakaranlık başlar .
Ekvatordan ne kadar uzaktaysanız, güneşin yolunun ufka göre açısı o kadar düz olur - ve alacakaranlık evreleri o kadar uzun sürer. Bu, dünyanın kuzey yarım küresi ve güney yarım küresi için eşit olarak geçerlidir:
Madrid'de ( yaklaşık 40°K) ve Wellington'da (yaklaşık 40°G) sivil alacakaranlık sabah ekinoksunda yaklaşık 28 dakika sürer.
Frankfurt am Main'de ( yaklaşık 50° kuzey) ve Falkland Adaları'nda (yaklaşık 50° güney) aynı işlem yaklaşık 33 dakika sürer.
Oslo'da ( yaklaşık 60° kuzey) ve Antarktika'nın en kuzey ucunda (yaklaşık 60° güney) güneş, alacakaranlığın başlangıcından yaklaşık 43 dakika sonra doğar.
Şehrinizdeki alacakaranlık evrelerinin başlangıcı ve sonu
gece yarısı güneşi ve gece yarısı alacakaranlığı
Kutuplarda ve kutup bölgelerinde yaz aylarında, hatta geceleri bile güneş batmaz. Gece yarısı güneşi orada parlıyor . Coğrafi havza alanınız günden güne değişir. Ekinokslarda , fenomen sadece Kuzey ve Güney Kutuplarında görülebilir, yaz gündönümü gününde gece yarısı güneşi tüm Kuzey Kutup Dairesi'nde geceyi aydınlatır.
Bir sonraki kış veya yaz gündönümü ne zaman?
Kutuplardan daha uzak, gece yarısı güneşinin menzili sınırında olan bölgelerde, güneş gece batar, ancak ufkun 18° altına batmaz. Bu derinlik açısı astronomik tanıma göre en karanlık alacakaranlık evresini, astronomik alacakaranlığı geceden ayırır. Bu, gün batımından gün doğumuna kadar gece yarısı alacakaranlığı olarak bilinen alacakaranlık olduğu anlamına gelir .
Yaz gündönümünde, yılın en uzun gününde, bu fenomen ılıman enlemlerde çok uzaklarda yaşanabilir. Örneğin kuzey yarım kürede, Almanya'nın büyük bir bölümünde gece yarısı alacakaranlığı da var. Ancak bu, normalde çıplak gözle geceden ayırt edilemeyen astronomik bir alacakaranlıktır.
Burjuva gece yarısı alacakaranlığı—beyaz geceler
Sivil alacakaranlık yaz gündönümünde yaklaşık 60°33' ve kutup daireleri 66°33' kuzey ve güney enlemleri arasındaki bölgede hüküm sürer. Kuzey yarımkürede, bu bölge İskandinavya'nın orta kısmını kaplar ve örneğin Trondheim'ı içerir . Sürekli alacakaranlık olan gecelere beyaz geceler de denir .
Kutup gecesinde sivil alacakaranlık
Kışın kutup bölgelerinde güneş doğmaz, kutup gecesidir . Ekinokslarda, Güneş sadece Kuzey ve Güney Kutuplarında, Kuzey Kutup Dairesi boyunca kış gündönümünde ufkun altında kalır.
Kutup gecesinin toplama alanı içinde bile, tüm gün mutlaka karanlık değildir. Yılın en kısa gününde bile, kutup bölgesinin çoğu, öğle saatlerinde güneşin ufkun 18° altına yükseldiği alacakaranlık dönemleri yaşar. Gökyüzü daha sonra gün boyunca dolaylı güneş ışığı ile aralıklı olarak aydınlatılır. Daha sonra kutup gece kuşağının ilgili kutba en uzak olan bölgelerinde sivil alacakaranlık hüküm sürer ve artan enlem ile deniz ve astronomik alacakaranlık meydana gelir.
Aurora Borealis, kayan yıldızlar ve yıldızlar
Sivil alacakaranlık Kuzey Işıklarını gözlemlemeyi zorlaştırabilir. Bununla birlikte, ışık fenomeni hala görülebilir - özellikle artan güneş aktivitesinin olduğu dönemlerde.
Artık sadece en parlak meteorlar (kayan yıldızlar) ve yıldızlar görülebiliyor.
Mate de İşlem Önceliği Nedir? Hangi Matematik İşlemi Önce Yapılmalıdır?
İşlem Önceliği Nedir?
Aritmetik işlemlerin belirli bir kural ve sıraya göre uygulanmasına işlem sırası ya da işlem önceliği denmektedir.
Örneğin hesaplamalar ilk olarak soruda parantez varsa iç parantezden başlanarak yapılır. Sonrasında ise dışa doğru olacak şekilde çözüm gerçekleşir.
Parantezin olmadığı durumlarda da soldan sağa doğru bir işlem sırası dikkate alınacaktır.
Hangi Matematik İşlemi Önce Yapılmalıdır?
Bu konuda öncelikle işlem sırasına tabi tutulacak matematik işlemlerinin isimlerini bilmek gerekir.
Aynı önceliğe sahip işlemlerde sıra soldan sağa doğru yapılır. İşlem sırasında ayraca yani paranteze önem verilir. Bu durumda ilk olarak bölme ve çarpma işlemi yapılacaktır. Sonraki sırayı ise çıkartma ve toplama oluşturmaktadır.
Bilindiği gibi matematik işlemleri dört işlemden meydana gelmektedir. Bunlar toplama, çıkartma, bölme ve çarpmadır. Bu durumda çarpma ve bölme önce yapılan matematik işlemleridir. Bunu takiben toplama ve çıkartma gelmektedir.
Standart Olan İşlem Önceliği Hangileridir?
Matematik biliminde işlem önceliği yani işlem sırası denilen konu liste şeklinde bir sırayla öğrencilere verilmektedir. İşte standart kabul edilen işlem önceliği sırası şöyle sıralanmaktadır:
İlk olarak parantez işlemleri yapılır.
Eğer soruda üslü ya da köklü bir sayı varsa ikinci adımı bu işlemlerin çözülmesi oluşturmaktadır.
Sonrasında matematik işlemlerinden olan çarpma ve bölme yapılmalıdır.
Dördüncü sırada toplama ve çıkartma işleminin yapılması gelmektedir.
Son olarak da güdülmesi gereken çoklu işlemlerde işlem sürecinin soldan sağa doğru ilerlemesi olacaktır.
İşlem Önceliği Örnek Sorular ve Çözümleri
İşlem önceliği sırasını yukarıdaki başlıkta maddeler şeklinde belirttik. Bu maddelerde ilk sırayı parantez işlemleri almaktadır. İşte parantez işlemine örnek soru ve çözümü;
1. Örnek; 4 + ( 1 X 8 + 5 ) nedir?
Çözüm; Söylenildiği gibi işlem sırasına göre ilk olarak soruda parantez içi yapılır. Görüldüğü gibi sorudaki parantez içi 1 X 8 + 5 dir. Burada hem çarpma hem de toplama işlemi vardır. O halde ilk olarak parantez içi yapılırken yukarıda söylediğimiz gibi çarpma işlemine öncelik verilir. Sonrasında toplama yapılır. Bu durumda 1 X 8 işleminin sonucu 8 dir. O halde işlem artık şu duruma dönüşmüştür; 4 + ( 8 + 5 ) dir. Yine parantez içine devam edilir. 8 +5 sonucu 13 dür. Geriye 4 + 13 kalmıştır. Bu toplama işleminin sonucu yani sorunun cevabı da 17 dir.
İşlem sırasında yer alan köklü ya da üslü sayı örneği de şöyle ilerlemektedir.
2. Örnek; ( 1 + 2 ) üssü 2 kaçtır?
Çözüm; İlk olarak parantez içi yapılır. Parantez içinde görüldüğü gibi çarpmak ya da bölme yoktur. O halde direk olarak parantez içinde yer alan toplama işlemi gerçekleştirilir. ( 1 +2 ) sonucu 3 dür. İşlem artık 3 üssü 2 olmuştur. Sorunun cevabı üssü işleminin yapılmasıyla 3 X 3 yani 3 rakamının iki kere yan yana çarpılmasıdır. Sonuç ise 9 dur.
İşlem sırasında yer alan çarpma ve bölme önceliğine de örnek verelim.
3. Örnek; 2 + ( 4 X 3 : 2 ) kaçtır?
Çözüm; Görüldüğü gibi soruda hem parantez hem çarpma hem de bölme işlemi vardır. İlk olarak parantez içi yapılır. Parantez içinde çarpma ve bölme işlemi vardır. Aynı anda bulunan çarpma ve bölme işleminde soldan sağa doğru bir sıra gözetilir. Bu yüzden sol tarafta yer alan 4 X 3 işlemi yapılır. Bu işlemin sonucu 12 dir. Sağda yer alan 2 ve bölme işlemidir. İşlem artık parantez içinde 12 : 2 olmuştur. Bu işlemin sonucu da 6 dır. İşlem bu şekliyle 2 + 6 haline gelmiştir. Sorunun cevabı 8 dir.
İşlem sırasında yer alan toplama ve çıkartma önceliğine de örnek verelim.
4. Örnek; 5 + 5 X 3 nedir?
Çözüm; Soruda görüldüğü gibi parantez yoktur. Fakat çarpma ve toplama işlemi vardır. O halde öncelik toplamadan önce çarpma işleminde olacaktır. Sonrasında çıkan sonuç ile toplama işlemi yapılacaktır. Çarpma soruda 5 X 3 işlemini kapsamaktadır. Bu işlemin cevabı 15 dir. Soruda yer alan 5 + 15 şeklinde çözmeye devam edelim. Sorunun cevabı 20 dir.
Tuz Elementi Nedir? NaCl
Sodyum klorür [4], yaygın olarak 'tuz' ismiyle bilinen (deniz tuzu, aynı zamanda diğer kimyasal tuzları da içerir) kimyasal formülü NaCl; 1/1 oranında sodyum ve klorür iyonları olan iyonik bileşik. Molar kütleleri sırasıyla 22.99 ve 35.45 g/moldur. 100 g NaCl, 39.34 g Na ve 60.66 g Cl içerir. Sodyum klorür, deniz suyunun tuzluluğundan ve birçok çok hücreli organizmanın hücre dışı sıvısından en çok sorumlu olan tuzdur . Yenilebilir sofra tuzu biçiminde yaygın olarak bir çeşni ve gıda koruyucusu olarak kullanılır. Birçok endüstriyel proseste büyük miktarlarda sodyum klorür kullanılır ve daha ileri kimyasal sentezler için hammadde olarak kullanılan sodyum ve klor bileşiklerinin ana kaynağıdır. Sodyum klorürün ikinci bir ana uygulaması donma sıcaklığı altındaki havalarda yolların buzunun çözülmesidir.
Kullanımı
Tuzun bilinen ev içi kullanımlarına ek olarak, yılda yaklaşık 250 milyon ton üretimin (2008 verisi) daha baskın uygulamaları arasında kimyasallar ve buz çözme yer almaktadır.[5]
Kimyasal fonksiyonları
Dünya üretiminin çoğunu tüketen birçok kimyasalın üretiminde doğrudan veya dolaylı olarak tuz kullanılmaktadır.[6]
Klor-alkali endüstrisi
Ayrıca bakınız: Kloralkali işlemi
Kimyasal denkleme göre klor ve sodyum hidroksit üretmek için endüstriyel işlem olan kloralkali işleminin başlangıç noktasıdır.
2 NaCl + 2 H 2 O → e l e k t r o l i z Cl 2 + H 2 + 2 NaOH {\displaystyle {\ce {2 NaCl + 2 H2O ->[elektroliz] Cl2 + H2 + 2 NaOH}}} {\displaystyle {\ce {2 NaCl + 2 H2O ->[elektroliz] Cl2 + H2 + 2 NaOH}}}
Bu elektroliz ya bir cıva hücresinde, bir diyafram hücresinde ya da bir membran hücresinde gerçekleştirilir. Bunların her biri, kloru sodyum hidroksitten ayırmak için farklı bir yöntem kullanır. Elektrolizin yüksek enerji tüketimi nedeniyle diğer teknolojiler geliştirilmektedir, bu sayede verimlilikteki küçük iyileştirmeler büyük ekonomik geri ödemelere sahip olabilir. Bazı klor uygulamaları PVC termoplastiklerin üretimi, dezenfektanlar ve çözücüleri içerir.
Sodyum hidroksit, kağıt, sabun ve alüminyum vb. üretimi sağlayan birçok farklı endüstride yaygın olarak kullanılmaktadır.
Soda külü endüstrisi
Sodyum klorür, Solvay işleminde sodyum karbonat ve kalsiyum klorür üretmek için kullanılır. Sodyum karbonat ise cam, sodyum bikarbonat ve boyar maddelerin yanı sıra sayısız başka kimyasal madde üretmek için kullanılır. Mannheim işleminde, sodyum sülfat ve hidroklorik asit üretimi için sodyum klorür kullanılır.
Standart
Sodyum klorür, ASTM International tarafından oluşturulmuş uluslararası bir standarda sahiptir. Standart, ASTM E534-13 olarak adlandırılır ve sodyum klorürün kimyasal analizi için standart test yöntemleridir. Listelenen bu yöntemler, amaçlanan kullanım ve uygulama için uygun olup olmadığını belirlemek için sodyum klorürü analiz etmeye yönelik prosedürler sağlar.
Çeşitli endüstriyel kullanımlar
Sodyum klorür yoğun olarak kullanılır, bu nedenle nispeten küçük uygulamalar bile büyük miktarlarda tüketebilir. Petrol ve gaz aramalarında tuz, kuyu sondajında sondaj sıvılarının önemli bir bileşenidir. Yüksek kuyu içi gaz basınçlarının üstesinden gelmek için sondaj sıvısının yoğunluğunu pıhtılaştırmak ve arttırmak için kullanılır. Matkap bir tuz oluşumuna çarptığında, tuz tabakası içindeki çözünmeyi en aza indirmek ve çözeltiyi doyurmak için sondaj sıvısına tuz eklenir.[5] Tuz ayrıca çimentolu kaplamalarda betonun kürünü arttırmak için de kullanılır.[6]
Tekstil ve boyamada tuz, organik kirleticileri ayırmak, boyarmadde çökeltilerinin "tuzlanmasını" desteklemek ve bunları standardize etmek için konsantre boyalarla karıştırmak için tuzlu su durulaması olarak kullanılır. Ana rollerinden biri, negatif yüklü boya iyonlarının emilimini teşvik etmek için pozitif iyon yükünü sağlamaktır.[6]
Ayrıca alüminyum, berilyum, bakır, çelik ve vanadyum işlemede de kullanılır. Kağıt endüstrisinde, odun hamurunu ağartmak için tuz kullanılır. Aynı zamanda, mükemmel bir oksijen bazlı ağartma kimyasalı olan klor dioksit üretmek için sülfürik asit ve su ile birlikte eklenen sodyum klorat yapmak için de kullanılır. Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra Almanya'da ortaya çıkan klor dioksit işlemi, klorlu ağartma bileşiklerini azaltmak veya ortadan kaldırmak için çevresel baskılar nedeniyle daha popüler hale geliyor. Tabaklama ve deri işlemede, derilerin alt kısmındaki mikrobiyal aktiviteyi engellemek ve nemi deriye geri çekmek için hayvan derilerine tuz eklenir.[6]
Kauçuk imalatında buna, neopren ve beyaz kauçuk çeşitlerini yapmak için tuz kullanılmaktadır. Tuzlu su ve sülfürik asit, klorlu bütadien'den yapılmış emülsifiye edilmiş bir lateksi pıhtılaştırmak için kullanılır.[6][5]
Toprağı sabitlemek ve karayollarının yapıldığı temele sağlamlık sağlamak için de tuz eklenir. Tuz, nem ve trafik yükündeki değişiklikler nedeniyle yüzeyde meydana gelen kaymanın etkilerini en aza indirecek şekilde hareket eder.[6]
Sodyum klorür, higroskopik özellikleri nedeniyle bazen ucuz ve güvenli bir kurutucu olarak kullanılır, bu da tuzlamayı tarihsel olarak etkili bir gıda koruma yöntemi haline getirir; tuz, osmotik basınç yoluyla bakterilerden suyu çekerek, gıda bozulmasının önemli bir kaynağı olan üremesini engeller. Daha etkili kurutucular mevcut olsa da, çok azı insanların yutması için güvenlidir.
Su yumuşatma
Sert su, sabunun hareketine müdahale eden ve ev ve endüstriyel ekipman ve borularda bir alkali mineral tortusu tabakası veya tabakasının oluşmasına katkıda bulunan kalsiyum ve magnezyum iyonları içerir. Ticari ve konut su yumuşatma üniteleri, sertliğe neden olan iyonları gidermek için iyon değiştirici reçineler kullanır. Bu reçineler, sodyum klorür kullanılarak üretilir ve rejenere edilir. [6][5]
Yol tuzu
Su-NaCl karışımının faz diyagramı
Tuzun ikinci büyük uygulaması, hem kum kutularında hem de kış servis araçları tarafından yayılması yoluyla, yolların buzunu çözmek ve buzlanmayı önlemek içindir. Kar yağışı beklentisiyle, yollar tuzlu su (sudaki konsantre tuz çözeltisi) ile optimal olarak "buzlanmaz", bu da kar-buzu ile yol yüzeyi arasında yapışmayı önler. Bu işlem, kar yağışından sonra yoğun tuz kullanımını ortadan kaldırır. Buz çözme için, bazen kalsiyum klorür ve/veya magnezyum klorür gibi ek maddelerle birlikte, tuzlu su ve tuz karışımları kullanılır. -10 °C'nin altında tuz veya tuzlu su kullanımı etkisiz hale gelir.
Kışın kullanım için yol tuzu yığınları
Birleşik Krallık'ta buz çözme tuzu ağırlıklı olarak Winsford, Cheshire'daki tek bir madenden gelir. Dağıtımdan önce topaklanmayı önleyici madde olarak <100 ppm sodyum ferrosiyanür ile karıştırılır, bu da kullanımdan önce stoklanmasına rağmen kaya tuzunun kumlama araçlarından serbestçe akmasını sağlar. Son yıllarda bu katkı sofra tuzunda da kullanılmaktadır. Toplam maliyeti azaltmak için yol tuzunda başka katkı maddeleri kullanılmıştır. Örneğin, ABD'de şeker pancarı işlemesinden elde edilen bir yan ürün karbonhidrat çözeltisi kaya tuzu ile karıştırıldı ve yol yüzeylerine tek başına gevşek kaya tuzundan yaklaşık %40 daha iyi yapıştırıldı. Yolda daha uzun süre kaldığı için uygulamanın birkaç kez tekrarlanması gerekmedi, zamandan ve paradan tasarruf sağlandı.[6]
Fiziksel kimyanın teknik terimleriyle, bir su-tuz karışımının minimum donma noktası, tuzun ağırlıkça %23.31'i için -21.12 °C'dir. Ancak bu konsantrasyonun yakınında donma o kadar yavaştır ki, -22.4 °C'lik ötektik noktaya tuz ağırlığının yaklaşık %25'i ile ulaşılabilir.[7]
Çevresel etkiler
Yol tuzu tatlı su kütlelerinde son bulur ve sudaki bitkilerin ve hayvanların osmoregülasyon yeteneklerini bozarak zarar verebilir.[8] Tuzun her yerde bulunması, herhangi bir kıyı kaplama uygulamasında bir sorun teşkil eder, çünkü hapsedilmiş tuzlar yapışmada büyük sorunlara neden olur. Deniz yetkilileri ve gemi yapımcıları, inşaat sırasında yüzeylerdeki tuz konsantrasyonlarını izler. Yüzeylerdeki maksimum tuz konsantrasyonları, otoriteye ve uygulamaya bağlıdır. IMO yönetmeliği çoğunlukla kullanılır ve tuz seviyelerini sodyum klorür olarak ölçülen maksimum 50 mg/m2 çözünür tuzlara ayarlar. Bu ölçümler Bresle testi ile yapılır. Tuzlanma (artan tuzluluk, diğer adıyla tatlı su tuzlanması sendromu) ve ardından artan metal sızıntısı, Kuzey Amerika ve Avrupa tatlı su yollarında devam eden bir sorundur. [9]
Karayolu buz çözmede tuz, köprü tabliyelerinde, motorlu taşıtlarda, donatı demiri ve tellerinde ve yol yapımında kullanılan korumasız çelik yapıların korozyonu ile ilişkilendirilmektedir. Yüzey akışı, araç püskürtme ve rüzgarla savrulan eylemler ayrıca toprağı, yol kenarındaki bitki örtüsünü ve yerel yüzey suyu ve yeraltı suyu kaynaklarını da etkiler. Pik kullanım sırasında tuzun çevresel yüklenmesine dair kanıtlar bulunmasına rağmen, ilkbahar yağmurları ve çözülmeleri genellikle tuzun uygulandığı alandaki sodyum konsantrasyonlarını seyreltir.[6] 2009 yılında yapılan bir araştırma, Minneapolis-St Paul metro alanında uygulanan yol tuzunun yaklaşık %70'inin yerel su havzasında tutulduğunu buldu.[10]
İkame etme
Bazı kurumlar yol tuzu yerine bira, melas ve pancar şerbeti kullanırlar.[11] Havayolları buz çözme için tuz bazlı çözümler yerine daha çok glikol ve şeker kullanır.[12]
Gıda endüstrisi ve tarım
Ana madde: Yemek tuzu
Birçok mikroorganizma tuzlu bir ortamda yaşayamaz: osmosis yoluyla hücrelerinden su çekilir. Bu nedenle tuz, pastırma, balık veya lahana gibi bazı yiyecekleri korumak için kullanılır.
Gıdaya, gıda üreticisi veya tüketici tarafından lezzet arttırıcı, koruyucu, bağlayıcı, fermentasyon kontrol katkı maddesi, doku kontrol maddesi ve renk geliştirici olarak tuz eklenir. Gıda endüstrisindeki tuz tüketimi, azalan tüketim sırasına göre diğer gıda işleme, et paketleyiciler, konserve, fırıncılık, süt ve tahıl değirmeni ürünlerine bölünmüştür. Pastırma, jambon ve diğer işlenmiş et ürünlerinde renk gelişimini desteklemek için tuz eklenir. Koruyucu olarak tuz, bakterilerin büyümesini engeller. Tuz, et, yağ ve nemden oluşan bir bağlayıcı jel oluşturmak için sosislerde bir bağlayıcı görevi görür. Tuz ayrıca lezzet arttırıcı ve yumuşatıcı görevi görür.[6]
Birçok süt endüstrisinde, peynire renk, fermantasyon ve doku kontrol maddesi olarak tuz eklenir. Süt ürünleri alt sektörü, kremalı tereyağı, yoğunlaştırılmış ve buharlaştırılmış süt, dondurulmuş tatlılar, dondurma, doğal ve işlenmiş peynir ve özel süt ürünleri üreten şirketleri içerir. Konservede tuz, öncelikle bir lezzet arttırıcı ve koruyucu olarak eklenir. Aynı zamanda diğer bileşenler, dehidrasyon maddesi, enzim inhibitörü ve yumuşatıcı için bir taşıyıcı olarak kullanılır. Fırınlamada, ekmek hamurundaki fermantasyon oranını kontrol etmek için tuz eklenir. Ayrıca glüteni (belirli hamurlardaki elastik protein-su kompleksi) güçlendirmek ve unlu mamuller üzerinde bir üst kaplama gibi bir lezzet arttırıcı olarak kullanılır. Gıda işleme kategorisi ayrıca değirmen ürünlerini de içerir. Bu ürünler, un ve pirincin öğütülmesi ve kahvaltılık tahıl gevreği ve harmanlanmış veya hazırlanmış un üretiminden oluşur. Tuz ayrıca bir baharat ajanı olarak kullanılır, örn. patates cipsi, pretzel, kedi ve köpek mamasında.[6]
Sodyum klorür, veteriner tıbbında kusmaya neden olan madde olarak kullanılır. Sıcak doymuş çözelti olarak verilir. Kusma ayrıca az miktardaki adi tuz veya tuz kristallerinin farinjiyal yerleşiminden de kaynaklanabilir.
Tıp
Ana madde: Salin
Sodyum klorür, intravenöz tedavi için birincil çözeltilerden biri olarak suyla birlikte kullanılır. Burun spreyi genellikle bir salin çözeltisi içerir.
Yangın söndürme
Çeşitli metaller için D sınıfı bir yangın söndürücü
Sodyum klorür, magnezyum, potasyum, sodyum ve NaK alaşımları (D Sınıfı) gibi yanıcı metal yangınlarında kullanılan yangın söndürücülerdeki (Met-L-X, Super D) başlıca söndürücü maddedir. Söndürme maddesini oluşturmak için karışıma su geçirmezlik (metal stearatlar) ve topaklanma önleyici maddeler (trikalsiyum fosfat) ile birlikte termoplastik toz eklenir. Ateşe uygulandığında tuz, bir soğutucu görevi görerek ateşten gelen ısıyı dağıtır ve ayrıca yangını boğmak için oksijen içermeyen bir kabuk oluşturur. Plastik katkı maddesi erir ve yanan metal tutuşma sıcaklığının altına düşene kadar kabuğun bütünlüğünü korumasına yardımcı olur. Bu tip yangın söndürücü 1940'ların sonlarında kartuşla çalışan bir ünite olarak icat edildi, ancak depolanmış basınç versiyonları artık daha popülerdir. Yaygın boyutları 14 kg taşınabilir ve 160 kg tekerleklidir.
Temizleyici
En azından orta çağdan beri insanlar tuzu ev yüzeylerine sürtünen bir temizlik maddesi olarak kullandılar. Aynı zamanda birçok şampuan, diş macunu markasında ve araba yollarının ve buz parçalarının buzunu çözmek için yaygın olarak kullanılır.
Optik kullanım
Kusursuz NaCl kristalleri, kızılötesi ışık için, özellikle 200 nm ve 20 µm arasında, yaklaşık %90'lık bir optik geçirgenliğe sahiptir. Bu nedenle, bu spektral aralıkta çalışan emici olmayan birkaç alternatif olduğu ve mikroskobik homojensizliklerin yokluğu için gereksinimlerin görünür aralıktan daha az katı olduğu yerlerdeki optik bileşenlerde (pencereler ve prizmalar) kullanıldılar. Ucuz olmasına rağmen, NaCl kristalleri yumuşak ve higroskopiktir - ortam havasına maruz kaldıklarında yavaş yavaş "don" ile kaplanırlar. Bu, NaCl'nin kuru ortamlara, vakumla kapatılmış montaj alanlarına veya prototip oluşturma gibi kısa süreli kullanımlara uygulanmasını sınırlar. Günümüzde kızılötesi spektral aralık için NaCl yerine mekanik olarak daha güçlü ve neme karşı daha az hassas olan çinko selenit (ZnSe) gibi malzemeler kullanılmaktadır.
Kimya
Katı sodyum klorür
Ayrıca bakınız: Kübik kristal sistem
Mikroskop altında sodyum klorür kristali.
NaCl octahedra. Sarı noktalar, zıt yüklü iyonlar arasındaki elektrostatik kuvveti temsil eder.
Katı sodyum klorürde, her iyon, elektrostatik zeminlerde beklendiği gibi, zıt yüklü altı iyonla çevrilidir. Çevredeki iyonlar, düzenli bir oktahedronun köşelerinde bulunur. Yakın paketleme dilinde, daha büyük klorür iyonları (167 pm boyutunda[13]) kübik bir dizide düzenlenirken, daha küçük sodyum iyonları (116 pm[13]) aralarındaki tüm kübik boşlukları (oktahedral boşluklar) doldurur. Bu aynı temel yapı, diğer birçok bileşikte bulunur ve yaygın olarak halit veya kaya tuzu kristal yapısı olarak bilinir. İki atomlu bir yüz merkezli kübik (fcc) kafes veya iç içe geçmiş iki yüz merkezli kübik kafes olarak temsil edilebilir. Birinci atom her kafes noktasında bulunur ve ikinci atom fcc birim hücre kenarı boyunca kafes noktalarının ortasında bulunur.
Katı sodyum klorürün erime noktası 801 °C’dir. Sodyum klorürün sıcaklığın bir fonksiyonu olarak Isı iletkenliği, 8 K'da (−265.15 °C) maksimum 2.03 W/(cm K)'ye sahiptir ve 314 K'de (41 °C) 0.069'a düşer. Dopinglede azalır.[14]
Atomik çözünürlüklü gerçek zamanlı video görüntüleme, sodyum klorürün kristal çekirdeklenmesinin ilk aşamasının görselleştirilmesine olanak tanır.[15]
Sulu çözeltiler
Şablon:Chemical datatable header| NaCl'nin çözünürlüğü
(g NaCl / 1 kg çözücü 25 °C’de)[16]
Su 360
Formamid 94
Gliserin 83
Propilen glikol 71
Formik asit 52
Sıvı amonyak 30.2
Metanol 14
Etanol 0.65
Dimetilformamid 0.4
1-Propanol 0.124
Sülfolan 0.05
1-Bütanol 0.05
2-Propanol 0.03
1-Pentanol 0.018
Asetonitril 0.003
Aseton 0.00042
Katıdaki Na+ ve Cl− iyonları arasındaki çekim o kadar güçlüdür ki, yalnızca su gibi yüksek polariteye sahip çözücüler NaCl'yi iyi çözer.
NaCl(H2O)2 levhasının görünümü (kırmızı = O, beyaz = H, yeşil = Cl, mor = Na).[17]
Suda çözündüğünde, Na+ ve Cl− iyonları polar su molekülleri ile çevrelendikçe sodyum klorür çerçevesi parçalanır. Bu çözeltiler, 250 pm Na–O mesafesi ile [Na(H2O)8]+ formülüne sahip metal akua kompleksinden oluşur. Klorür iyonları da güçlü bir şekilde çözülür, her biri ortalama altı su molekülü ile çevrilidir.[18] Sodyum klorür çözeltileri saf sudan çok farklı özelliklere sahiptir. Ötektik nokta, tuzun %23.31 kütle kesri için −21.12 °C'dir ve doymuş tuz çözeltisinin kaynama noktası 108.7 °C’ye yakındır.[7] Soğuk çözeltilerden tuz, dihidrat NaCl•2H2O olarak kristalleşir.[19]
Sodyum klorür çözeltilerinin pH'ı
Bir sodyum klorür çözeltisinin pH'ı, güçlü asit HCl'nin eşlenik bazı olan Cl− iyonunun aşırı derecede zayıf bazlığı nedeniyle ≈7 olarak kalır. Başka bir deyişle, iyonik güç ve aktivite katsayılarının etkilerinin ihmal edilebilir olduğu seyreltilmiş çözeltilerde NaCl'nin sistem pH’ı[20] üzerinde hiçbir etkisi yoktur.
Beklenmeyen kararlı stokiyometrik değişkenler
Adi tuz, 1: 1 molar sodyum ve klor oranına sahiptir. 2013 yılında, farklı stokiyometrilerde sodyum ve klorür bileşikleri keşfedildi; beş yeni bileşik tahmin edildi (örn., Na3Cl, Na2Cl, Na3Cl2, NaCl3, ve NaCl7). Bazılarının varlığı yüksek basınçlarda deneysel olarak doğrulanmıştır: kübik ve ortorombik NaCl3 ve iki boyutlu metalik tetragonal Na3Cl . Bu, kimyasal sezgiyi ihlal eden bileşiklerin, ortam dışı koşullar altında basit sistemlerde mümkün olduğunu gösterir.[21]
Doğada bulunuşu
Deniz tuzu'nun küçük parçacıkları, denizden uzak baskın bulut yoğunlaşma çekirdekleridir, farklı bir şekilde kirlenmemiş havada bulutların oluşmasını sağlar.[22]
Üretimi
Tuz, halen tuzlu su kuyularından ve tuz göllerinden deniz suyunun veya tuzlu suyun buharlaştırılmasıyla topluca üretilmektedir. Kaya tuzu madenciliği de önemli bir kaynaktır. Çin dünyanın ana tuz tedarikçisidir.[6] 2017'de dünya üretiminin 280 milyon ton olduğu tahmin edildi, ilk beş üretici (milyon ton olarak) Çin (68,0), Amerika Birleşik Devletleri (43,0), Hindistan (26,0), Almanya (13,0) ve Kanada (13,0).[23] Tuz aynı zamanda potasyum madenciliğinin bir yan ürünüdür.
Yemek tuzu
Basit bir kimyasal bileşik olan sodyum klorür (NaCl), diğer adıyla yemek tuzu, yüzyıllardan beri insanlar için büyük bir önemi olan bir gıda maddesidir. Tuzun önemini artıran en büyük özeliği de tarih öncesi zamanlarda besin maddelerini uzun süre saklamak için tuzu koruyucu madde olarak kullanmalarından gelmektedir. Eski zamanlarda et balık gibi besinler tuzun içinde kurutulup saklanarak bunların bozulması engellenmiştir. Tuz insan dahil tüm canlıların besin kaynaklarındandır ve ticari bakımdan da önemli bir maddedir. Dünyanın her yerinde rastlanabilen sofra tuzu tarih boyunca önemli bir ihtiyaç ve ticaret maddesi olmuştur.[1]
Besin maddesi olması dışında tuz; dericilikte, hayvan besiciliğinde, su yumuşatma sistemlerinde ve kimya sanayisinde yaygın olarak kullanılır.
Tarihçe
15. yüzyılda Paris'te tuz ticaretini gösteren bir resim.
Tuz insanlık tarihinde büyük bir öneme sahip olup üretilmesi tarih öncesindeki antik uygarlıklara kadar dayanmaktadır.[2] Sümerlilerin ve Babillerin tuzu besin maddelerini özellikle et ve balığı uzun süre saklamak için konserve koruyucu maddesi olarak kullandıkları bilinmektedir.[3] Bunun yanında yazar Kurlansky, Tuz-İnsanlığın Tuzlu Tarihi adlı kitabında, et ve balığı tuzlayarak saklayan ilk uygarlığın Mısırlılar olabileceğini belirterek, balığı tuzda saklamaya ilişkin en eski Çin belgelerinin MÖ 2000 tarihlenirken, çok daha eski tarihlerden kalan mısır mezarlarında tuzlanmış balık ve kuş eti bulunduğuna dikkati çekmiştir. Araştırmalara göre, Mısırlılar Nil Deltasında deniz suyunu buharlaştırarak tuz üretiyorlardı.[4]
Tuzun kullanılması bellirli bölgelerle kısıtlı kalınmıştır, tuzun ticari malzeme olarak kullanılmaya başlanılmasına kadar. Tuz ticaretinin sayesinde birçok küçük şehir zengin metropoller haline gelmiştir. Buna en güzel örnek Almanya’nın Lüneburg şehri gösterilebilir.[5] Yemek tuzunu insan tarihindeki önemini ve ona verilen değeri anlamamız için onun tarihteki ismine bakmamız yeterlidir. Tuz tarihte Beyaz Altın olarak adlandırılmıştır. Tuzun değerini belirten diğer bir örnekte: Tarihte bazı ülkelerin tuzu bir tür ödeme biçimi olarak kullanmalarından anlayabiliriz.[6] Büyük Roma'da Lejyonerlerin kazancının ödemesinde tuzun kullanıldığı bilinmektedir.[7]
Tarihte tuzun koruyucu Madde olarak kullanılmasını gösteren bir fotoğraf. Hollanda 1618.
Orta Çağ'da ve daha sonraki zamanlarda tuz için büyük meblağlar ödenmekteydi. Burada tuzu pahalı yapan onu elde ediliş şeklinin dışında onun nakliyesi ve ticaretinden kaynaklanmaktaydı.[8] Bunun yanında Çinliler, Romalılar, Fransızlar, Venedikliler, Habsburglar ve diğer birçok yönetim, savaşlar için para bulmak üzere tuz vergisi koymuştu. Bilindiği kadarıyla Anadolu'da tuz ile ilgili ilk yazılı kaynaklar ise Hititler'e kadar gitmektedir.[9]
Çin'de tuz üretimine ilişkin en eski yazılı kaynak, MÖ 800'e aitti. Belgede, Xia Hanedanlığı sırasında bin yıl önceki deniz tuzu üretimi ve ticaretinden söz ediliyordu. Çin yönetimleri yüzyıllarca tuzu, bir gelir kaynağı olarak görmüşlerdi. Çin'de MÖ 12. yüzyılda tuz vergisinden söz eden metinler bulunmuştur.
Tuz elde etme yöntemleri
Deniz tuzu üretimi (Dakar, Senegal)
Türkiye tuz yatakları bakımından oldukça zengin bir ülkedir. Türkiye'deki tuz üretimi üç farklı alanda yapılmaktadır. Genel itibarıyla deniz tuzu, göl tuzu ve kaya tuzu yatakları bulunmaktadır. Türkiye'deki tuz ihtiyacının büyük kısmı göl tuzu yataklarından elde edilmektedir. Bunu ikinci sırada deniz tuzu ve çok az bir üretim payı ile kaya tuzu takip etmektedir.[10] 2013 yılında Nevşehir’in Gülşehir ilçesine bağlı Tuzköy beldesinde bir milyar tonluk kaya tuzu rezervi bulunmuştur. Bu miktar yaklaşık Türkiye'nin en az on asırlık tuz ihtiyacına karşılık gelmektedir. Yalnız şimdiye kadar imkansızlıklar yüzünden bu rezerv tam olarak ekonomiye kazandırılamamıştır.[11]
Deniz tuzu
Tuzlama bahçeleri
Tuz üretimi bütün mineral çıkarma yöntemleri arasında hemen hemen en basit ve kolay olanıdır. Türkiye'de deniz suyundan tuz üretimi Çamaltı Tuzlası'nda da yapılmaktadır ve bu tuzla 1863’ten beri üretimdedir.[12] Deniz suyundan tuz elde etme bilinen en eski tuz üretme biçimlerinden biridir. Bu yöntemle deniz suyu küçük ve derin olmayan havuzlara aktarılır. Daha sonra güneş ışığı yardımıyla su buharlaştırılır. Böylelikle deniz suyu içinde çözülmüş olan bütün iyon kristalleri sahip oldukları farklı çözünürlüklerden dolayı katmanlar oluşturacak şekilde kristalleşirler. Yemek tuzu olarak kullanılan Sodyum klorür tabakası en üstünde bulunur ve henüz tam olarak tüm suyun buharlaşmasından önce tamamı tuz kristalleri haline gelir. Yemek tuzu olarak kullanılan kısmın en üste bulunmasına rağmen yine de 100% bir saflıkta üretilmesi çok zordur. Özellikle havuzlardaki suyun tamamının buharlaştırılmasıyla istenmeyen diğer tuzların yemek tuzu olarak kullanılan tabakaya karışması ve böylelikle tuzun saflık derecesi düşük olur. Günümüzde dünya tuz ihtiyacının %20 si bu yöntemle elde edilen deniz tuzuyla karşılanmaktadır.[13]
Kaya tuzu
Ana madde: Kaya tuzu
Oldukça saf haldeki Kristal Himalaya Tuzu
Çankırı, Gülşehir, Tepesidelik, Sekili, Kağızman, ve Tuzluca Türkiye’deki kaya tuzunun üretildiği şehirlerdir. tuzundan da tuz elde edilebilir.[14]Kaya tuzu, önemli tuz kaynaklarından biri olup, içerdiği safsızlıklara bağlı olarak saydam veya yarı saydam grimsi, beyaz, turuncu, sarı, pembe ve kahverengi olabilir. Kaya tuzu, az safsızlık ve yabancı maddeler içeren yataklarda yer altına galeriler açarak parçalar halinde çıkarılır. Çözelti madenciliği olarak adlandırılan bu yöntemde, safsızlıkların fazla olması durumunda açılan sondaj kuyularına sıcak su gönderilerek suda çözünen tuzlar bulamaç halinde dışarı alınır. Bu bulamaçın kristallendirilmesi için tava veya vakum yöntemleri kullanılır.[12]
Kaya tuzu oda-topuk denilen yöntemle çıkarılmakdatır. Bu yöntemle tuz alında 3-5 metreye kadar kesilmektedir. Bu işlem sondaj makineleri yardımıyla tuzun bulunduğu yere lağam delikleri açılmakta ve bu deliklere patlayıcılar yerleştirilir. Her patlama işleminden sonra yaklaşık 1000-1200 ton kadar kaya tuzu elde edilmektedir. Paralel tünellerde tuz tabakaları kesilmekte ve bunlar da rekuplarla birleştirilmekte ve tavanın taşınması İçin kare şeklinde topuklar meyda na getirilmektedir. Bu metodla tuz ekstrak- siyon oranı % 65-75'e ulaşmaktadır. Daha sonra burada elde edilen kaya tuzu kamyonlarla işletilmek üzere fabrikaya taşınır. Burada’da bir takım işlemlerden geçtikten sonra paketlenir.[12]
Tava yöntemi
Bir tahta kapta dinlendirilen tuzlu suya magnezyum sülfatı çöktürmek için az miktarda kireç katılır. Sonra tava adı verilen buharlaştırma kabına gönderilir. Bu kabın alanı 80–100 m² olup, ocağın sıcak gazlarıyla ısıtılır. Burada önce magnezyum sülfat çöker ve alınır, daha sonra çöken tuz alınır. Alınan tuz tava üstündeki tahta davlumbaza serilir. Suyu tekrar tava içine akarken tuz da kurur. 100 m²lik bir tavada 75 °C'de 1200 kg kaba tuz, 80 °C'de 3000 kg orta ürün ve 95 °C'de 700 kg ince tuz elde edilir.
Vakum yöntemi
Bu yöntem eskimiş ve verimliliği az olan bir yöntemdir. Buna rağmen ülkemizde kullanılmaktadır. Bu yöntemde elde edilen ham tuz ilk etapta öğütülür. Buradan yıkanma kazanlarına aktarılarak 2-3 Bomeli suyla yıkanmaya başlanılır. Bu işlem esnasında yaklaşık %25’lik bir fire verilir. Bu işlemden sonra yıkanmış olan tuz vakum kazanlarına aktarılır. Burada’da vakum tüplerin yardımıyla alınan tuz santrifüj ünitesine gönderilir ve burada 15 dakikalık santrifüjleme işleminden geçirilerek ve nemin %99 atılır. Daha sonra nemi büyük oranda atılmış olan bu tuz kurutma fırınlarına alınır. Bu fırınlarda 180 °C -200 °C sıcaklıkta kurutulur. Bu işlemden sonra tuzun nem oranı %0,5 düşürülmüş olunur. Kurutulmuş tuz bundan sonra eleme yardımıyla iri, kabave ince tuz olmak üzere üç bölüme ayrılır. Bu şekilde elde edilen bu üç tuz çeşidi ayrı ayrı ambalajlanılarak satırlır. Örneğim kaba eleğin üzerinde kalan tuz, iri tuz, ham tuz olarak satılır. Kaba tuz ise 100 kg’lık çuvallarla mutfak tuzu olarak satılır. Geride kalan ince tuza burada %1 oranında MgO2 karıştırılır. Eğer burdada guatır için iyi gelinen tuz istenilirse içine ekstradan %0,005 potasyum iyodür eklenerek 1 kg’lık paketler halinde satılır. İşte market ya da bakallardan aldığımız iyotlu tuzlar bu şekilde üretilirler.[12]
Tuz çeşitleri
Yemek tuzu (ince taneli)
Yemek tuzu (ince taneli)
Yemek tuzu (iri taneli)
Yemek tuzu (iri taneli)
Deniz tuzu (ince taneli)
Deniz tuzu (ince taneli)
Deniz tuzu (iri taneli)
Deniz tuzu (iri taneli)
Himalaya tuzu (iri taneli)
Himalaya tuzu (iri taneli)
Himalaya tuzu Salz (ince taneli)
Himalaya tuzu Salz (ince taneli)
Türkiye'de tuzlar
Türkiye'de tuz eldesi; deniz, göl ve kaya tuzlalarından yapılmaktadır. Başta Çankırı, Hacıbektaş, Tepsidelik, Sarıkaya, Oltu, Kağızman, Kulp ve Sekili önemli tuzlalarımızdandır. Buralardan elde edilen tuzlar çeşitli safsızlıklar içermektedir. Örneğin Hacıbektaş'ta elde edilen tuzun analizinde % 0,53 suda çözünmeyen maddeler, % 1,65 kalsiyum sulfat, % 98,12 sodyum klorür bulunmuştur.
Tuz Gölü, Karapınar ve Palas gölleri tuz elde edilen önemli göllerimizdendir. Ankara'nın Şereflikoçhisar İlçesindeki Tuz Gölünde bulunan Kaldırım ve Kayacık tuzlalarından yılda ortalama 3.000.000 ton (2016 yılı itibarı ile), İzmir Çamaltı Tuzlasından yılda 150.000 ton tuz elde edilmektedir.
Deniz suyundan tuz elde edilen yerler arasında; Pendik (İstanbul), Tekkegöl (Edirne) ve Akçedeniz (Adana) sayılabilir.
Yurdumuzda üretilen kaliteli sofra tuzunun analizinde, % 0,24 nem, % 0,003 suda çözünmeyenler, % 0,007 Ca, % 60,52 klor ve eser miktarda Mg bulunmuştur.
2001 yılı dünya tuz üretimi 225 milyon ton [1], Türkiye'nin yıllık üretimi 1,8 milyon ton [2]dolayında gerçekleşmiştir. Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü (MTA) verilerine göre Türkiye'deki başlıca kayatuzu yataklarında tespit edilen toplam rezerv miktarı 867 milyon ton seviyesindedir. Yıldan yıla tuz üretimi değişmekle beraber yurdumuzda son yıllarda, yılda iki milyon ton civarında tuz üretilmektedir.
Tekel, rafine ve sofralık tuz üretimi yapmamaktadır. Bu tür tuz talebi özel sektör tarafından karşılanmaktadır.
Tuz giderme
Başta deniz suyu olmak üzere tuzlu suların tuzunun giderilmesi işlemidir. Dünyadaki suların % 97,2'si denizlerdedir. Artık taze su kaynaklarının yetmemesi sebebiyle günlük kullanımda veya sanayide deniz sularından faydalanma ihtiyacı doğmuştur. Bu da deniz suyundan tuz gidermek suretiyle taze su elde etme yolunu açmıştır.
Sanayide kullanmak amacıyla su üreten ilk büyük damıtma tesisi 1930'da Hollanda Antilleri'ndeki Aruba'da kurulmuştur. Damıtma en yaygın tuz giderme metodudur. Bu işlemde çok tesirli veya ani tesirli buharlaştırıcılar kullanılır.
Taze su üretiminde kullanılan metotlardan biri de zarlı metottur. Bu metotta tuzluluk oranı nispeten düşük olan kara suları arıtılır. Yarıgeçirgen bir zardan geçirilen tuzlu suyun suyu zarı geçerken, derişikleşen mineral tuzları arkada kalır.
Elektroliz metodunda ise çözünmüş tuzların artı ve eksi yüklü iyonlarının ayrı ayrı zarlı filtrelerden geçmesi maksadıyla voltaj uygulanır ve taze su iki filtre arasında kalır.
Bugün dünyada yaklaşık 1500 kadar tuz giderme tesisi kuruludur. Çoğunda damıtma metodu uygulanır. Tesislerin 300 kadarı Ortadoğu ülkelerinde kurulmuştur.
Tuz zehirlenmesi
Tuz zehirlenmesi temelde iki şekilde ortaya çıkar; su alımındaki yetersizlik ve aşırı tuz tüketimi. Sonuç olarak vücutta tuz ve dolayısıyla sodyum iyonlarının miktarı artarak zehirlenmeye neden olur. Tuz zehirlenmesine domuzlar ve kanatlı hayvanlar oldukça duyarlıdır. Kronik veya akut olarak ortaya çıkabilir.
Domuzlarda bu toksikasyonun nadir gözlenen erken bulguları; susuzluk çekme, pruritus (kaşıntı) ve konstipasyondur. Bunun yanında etkilenen domuzlarda görme yetisinin kaybı, sağırlık ve çevreye karşı ilgisizlik gözlenir; yeme-içme kesilmiş ve dış uyaranlara yanıt kaybolmuştur. Bilinçsizce hareketler, etraftaki cisimlere çarpma ve kendi etrafında dönme hareketleri görülebilir.
Su alımı sınırlı ise, 1-5 gün sonra çömelmiş vaziyette oturmayla karakterize aralıklı nöbetler geçirilir. Hayvan başını arkaya ve yukarıya doğru sallar ve sonunda tonik-klonik konvülziyonlar, kasılmalar meydana gelir. Ölümcül düzeyde olan durumlarda ise hayvan yan yatarak komatöz bir hal alır ve yaklaşık 48 saat içerisinde ölür.
Sığırlarda akut belirtiler gastrointestinal sistem ile merkezi sinir sistemi ile ilişkilidir. Hipersalivasyon, artan susama hissi, kusma veya regurgitasyon, abdominal ağrı ve diare erken bulgular olup; bunu izleyen süreçte ataksi, kendi etrafında dönme, körlük, sağırlık ve parsiyel paralizdir. Ancak sığırlarda bazen agresif ve saldırgan davranışlar da gözlenebilir. Tuz zehirlenmesinin sığırlarda meydana getirdiği bir bozukluk ise arka ayakları yürürken sürümedir.
Kanatlılarda ise, artan yoğun bir susuzluk hissi, solunum güçlüğü, gagadan sıvı akıntı gelmesi, halsizlik, diare ve ayaklarda paraliz yaygın gözlenen bulgulardır.
Genel olarak kanatlılar ve domuzlar tuz toksikasyonuna karşı daha duyarlıdır.
Lezyonlar
İlk 48 saat boyunca eozinopeni gelişir ve bunu serebral korteks ile komşu meningsler çevresinde eozinofil lökosit infiltrasyonlarının (özellikle Wirchof-Robin boşlukları) oluşturduğu kuşaklar ile beyin ödemi (veya nekrozu) izler. 3-4 günlük bir süre sonra ise bu eozinofilik infiltrason alanları genellikle daha fazla genişlemeden kalır. Gastrointestinal mukoza yangılı, konjesyone ve bazen de hemorajik ülserli noktaları içerebilir.
Sığırlarda ise eozinofilik kuşaklar gelişmez ancak; abomazal inflamasyon veya ülserleşme (ya da her ikisi birden), iskelet kaslarında ödem ve hidroperkardium görülür.
Tavuklarda hidroperikardium görülür.
Akut, hızlı gelişen olgularda makroskobik lezyonlar meydana gelmez.
Sodyum
Sodyum, periyodik cetvelde Na (Latince natrium sözcüğünden) simgesi ile gösterilen ve atom numarası 11 olan element. Sodyum yumuşak ve kaygan bir metal olup alkali metaller grubuna aittir. Doğal bileşiklerin içinde (özellikle NaCl) bol miktarda bulunur. Yüksek oranda reaktifdir, sarı bir alevle yanar, su ile şiddetli reaksiyon verir ve havada hızla oksitlenir. Dolayısıyla, vazelin, gazyağı gibi hava ve su ile temasını kesecek inert bir ortamda saklanması gerekir.
Genel özellikleri
Diğer alkali metaller gibi sodyum da hafif, yumuşak, gümüşümsü beyaz renkte ve reaktif bir metaldir. Yüksek reaktif özelliğinden dolayı, doğada hiçbir zaman saf ve elementel halde bulunmaz. Sodyum metali suda yüzer; şiddetli bir şekilde reaksiyona girerek ısı çıkışına, yanıcı hidrojen gazı çıkışına ve kostik (NaOH) çözeltisi oluşumuna yol açar.
Kan ve vücut sıvılarının sinir uyarılarının nakli, kalp faaliyetleri ve bazı metabolizma fonksiyonlarının düzenlenmesi için sodyum iyonları gereklidir. Pek çok insanın sodyumu, (sodyum klorür: NaCl) mutfak tuzu formunda gereğinden fazla tükettiği ve bunun da sağlık üzerinde olumsuz etkileri olduğu düşüncesi oldukça yaygındır.Çok kolay yükseltgendiği için ametallerin birçoğuyla, özellikle hidrojenle, halojenlerle, kükürtle birleşir. Bileşiklerinde +1 değerlik alır. İçinde belirli birçok bileşiğin bulunabildiği bir malgama vererek cıva içinde çözünür.
Ayrıca ECF'da bol miktarda bulunur ve Impuls iletiminde en etkin elementlerden biridir.
Sodyum ve Sodyumun Özellikleri
Sodyum
Kaya tuzunda sodyum klorür halinde, bazen nitrat halinde Şili güherçilesi(NaNO3) veya deniz bitkilerinde organik asitlerle birleşmiş halde çok yaygın olarak bulunur.
Meterol. Sodyum bulutu, çok yükseklerdeki rüzgarları, belli bir yükseltide bir füze tarafından yayılan sodyum kütlesinden yararlanılarak ölçme metodu; yayılan sodyum kütlesi flüorışıl hale gelir; bunların yer tarafından izlenen evrimi, atmosferi yer tarafından izlenen evrimi, atmosferin en yüksek bölgelerindeki rüzgarların veya iyonosfer rüzgarlarının evrimini incelenmesini sağlar. (Bu usulle ancak alaca karanlıkta ölçüler yapılabilir. İyonosfer rüzgarlarının ölçülmesi için 1964'te ortaya çıkartılan yeni bir usul, ölçümleri “Centaure” füzeleri tarafından püskürtülen trimetil alüminyum yardımıyla, gece yapılmasını sağlamıştır.)
Sodyumun Atom numarası 11,atom dizilişi 2-8-1dir ve kararlı hale geçerken 1 elektron verir ,atom ağırlığı Na = 22,99 olan kimyasal elementtir.Alkali madenler grubunda, lityum ile potasyum arasında yer alır. 1807’de, sodyum hidroksidin elektrolizi sayesinde Davy tarafından keşfedildi. Dövülgen ve yumuşak bir madendir; kırık yüzeyleri yeni olduğu zaman parlak beyaz renktedir, fakat havada hızla oksitlenerek donuklaşır. 0.97 g/mL, yoğunluğundadır, 98 °C’ta erir. 880 °C’ta kaynar hava etkisinden korumak için vazelin yağı veya gaz yağı içinde saklanır.
Çok kolay yükseldiğinden ametallerin birçoğuyla, özellikle hidrojenle, halojenlerle, kükürtle birleşir. Güçlü bir indirgendir: soğukta, hidrojen ve sodyum hidroksit vererek suyu ve birçok oksijenli ve halojenli bileşiği ayrıştırır. İçinde belirli birçok bileşiğin bulunabildiği bir amalgam vererek cıva içinde çözünür.
Ergemiş sodyum klorürün veya sodyum hidroksitin elektrolizinden veya sodyum karbonatın kömürle indirgenmesinden elde edilir. Sodyum, indirgen olarak kullanılır, mesela silisyum ve borun hazırlanmasını sağlar ve organik kimyada birçok uygulaması vardır. Ayrıca sodyum peroksitin (oksilit) üretiminde de kullanılır. Malgaması hidrojenleyici olarak işe yarar.
Sodyum bileşikleri. Sodyum, oksijenle birleşerek Na2O oksitini ve Na2O2 peroksitini verir. Sodyum oksit suyla tepkimeye girdiğinde NaOH (kostik soda veya sud kostik) veren bazik bir oksittir. Sodyum peroksit oksijen vererek su etkisi ile ayrışır (Bk.Oksilit) ve asitlerle oksijenli su (Hidrojen peroksit) verir. Sodyum hidroksit veya kostik soda (sud kostik) NaOH 320 °C’te a eriyen beyaz bir katıdır; akkor derecede uçucudur, suda ısı yayarak çözünür ve nem kaparak bozunur. Potasyum hidroksitle aynı özellikleri gösteren fakat ondan daha az yakıcı olan güçlü bir bazdır. Sodyum klorür çözeltisinin elektrolizi ile elde edilen, maddelerin birbirine etki etmesinden sakınarak, klor ile birlikte hazırlanır. Kirecin sodyum karbonata etkilemesiyle de elde edilebilir.
Günümüzde kullanılan solvey usulünde , derişik sodyum klorür çözeltisi amonyum hidrojen karbonatla (veya bileşenleri olan karbon dioksit veya amonyakla) birleşerek erimiş amonyum klorür ve çözünürlüğü az olan sodyumbikarbonat verir; dibe çökelen sodyum bikarbonat kavrularak nötür karbonat halinde dönüşür. Bu tepkimeler formülle şöyle gösterilebilir.
NaCl + CO2 + H2O + NH3 → NaHCO3 + NH4Cl
2NaHCO3 → Na2CO3 +H2O + CO2
Amonyum klorürü kireçle işleyerek amonyağı toplamak mümkündür. Kireç, işlem için karbon dioksit gerektiği zaman, kireç taşının kavrulması ile elde edilebilir.
Sodyum karbonat 10 mol su alarak, havada çiçeklenen klinorombik prizmalar halinde billurlaşır. Ayrışmadan erir. Sudaki çözeltisi güçlü bir alkali tepkime verir. Ayrıca sodyum karbonat, sanayide daha pahalı olan sodyum hidroksidin yerini almıştır. Camcılıkta ve birçok sodyum bileşiğinin üretiminde, çamaşırcılıkta, boyacılıkta, suların hazırlanmasında kullanılır. Sodyum hidrojen karbonat veya bikarbonat’a NaHCO3 “Vichy tuzu” da denir. Ve karbon dioksidin nötür sodyum karbonata etkimesi ile hazırlanır. Isıtılınca notür sodyum karbonat ile karbon dioksidin ayrışır. Tıpta ve seltz hazırlanmasında kullanılır.
Nötür sodyum sülfür NaS ve asit sodyum sülfür Na HS, kükürtlü hidrojenin sodyum hidrokside etkimesi ile meydana gelir. Kükürt ile ısıtılınca, suni kükürt banyolarının hazırlanmasında kullanılan polisülfürleri verir.
Sodyum sülfata NaSO bazı inorganik kaynaklarda rastlanır. 10 mol su alarak renksiz ve hacimli klinorombik prizmalar halinde (Glauber tuzu) billurlaşır ve havada çiçeklenir ayrışmadan erir. Pencere camlarının hazırlanmasında kullanılır; tıpta mushil olarak da kullanılır. Sülfüroz asit gibi, bu bileşiklerde indirgen ve renk gidericidir. Sodyum hidrit NaNO sodyum nitrattan hazırlanır ve 217 derece C’te eriyen renksiz bir katıdır. Diazon boyar maddelerinin hazırlanmasında kullanılır. Boratlar arasında, en önemlisi borakstır. NaBO.
Sodyum tuzlarının özellikleri. Hemen hemen hepsi suda çözünür; az çözümlenenler arasında, ancak periyodat ile proantimonyat sayılabilir. Hepsi Bunsen bekinin alevini sarıya boyar.
Biyokim. Sodyum, hücrelerde ve dokulardaki su metobolizmasında ve organik sıvıların asit-bas dengesini sağlamakta önemli bir rol oynar. Dokulardakine yakın bir derişilikte, böbrekler tarafından organizmadan atılır. Potasyum iyonları ile sodyum iyonları arasında bir denge vardır ve bu denge sayesinde potasyum sodyumu etkisiz hale getirir ve sodyumun dışarı atılmasını yol açar: bu sidik söktürünce etkiden, birçok hastalığın tedavisinde veya bazı ilaç tedavileri sırasında yararlanılır.
Eczc. Tedavide birçok sodyum tuzu kullanılır.
Zayıf asitlerin sodyum tuzları (bikarbonat, karbonat, borat) alkalidir ve alkali oldukları oranda kullanılır. Öbür sodyum tuzlarının tıpta kullanılma özellikleri asit köklerine bağlıdır boptik. (L)(Y)
Tarihçe
Sodyum, 1807'de Sir Humphry Davy'nin kostik sodayı elektroliz ederek elementel formda ayrıştırmasına kadar uzun süre bileşikleri halinde kullanılmıştı. Ortaçağ Avrupa'sında bir sodyum bileşiği (Latince adıyla sodanum) başağrısı ilacı olarak kullanılmaktaydı. Sodyumun simgesi, Na, yeni Latince natrium adı verilen bir sodyum bileşiğinden gelmektedir. O da Yunanca doğal bir tuza verilen nítron adından gelmiştir.
Bulunuşu
Sodyum yerkabuğunun ağırlıkça %2,6'sını oluşturur ve bu oranıyla en çok bulunan dördüncü element, ve en çok bulunan birinci alkali metaldir.
19. yüzyılın sonlarında, sodyum; sodyum karbonat ile karbonun birlikte 1100 °C ye ısıtılması ile kimyasal olarak elde edilmiştir.
Na2CO3 (sıvı) + 2 C (katı, kok) → 2 Na (buhar) + 3 CO (gaz).
Günümüzde sodyum ticari olarak, sıvı sodyum klorürün elektrolizi yoluyla üretilmektedir. İşlem Down hücresi içinde gerçekleşir ve NaCl, erime sıcaklığının 700 °C nin altına düşürülmesi için kalsiyum klorürle (CaCl2) karıştırılır. Kalsiyum, sodyumdan daha elektro-pozitif olduğu için, katotta kalsiyum toplanmaz. Bu metot, yukarıda bahsedilen sodyum hidroksitin elektrolizi metoduna göre daha ekonomiktir.
Bileşikleri
Sodyum, oksijenle birleşerek Na2O protoksit, ve Na2O2 peroksit verir. Sodyum protoksit, su ile birleşerek sodyum hidroksit (veya sud kostik, NaOH) veren bazik bir oksittir. Sodyum peroksit su etkisiyle oksijen vererek ayrışır ve asitlerle oksijenli su (hidrojen peroksit) verir.
Sodyum sülfat'a (Na2SO4) bazı inorganik kaynaklarda rastlanır. Tuzlu bataklıkların kristalleşmiş kısımlarından çıkarılır. Yapay olarak sülfürik asitin sodyum klorüre etkimesiyle de hazırlanır, tepkimede hidroklorik asit de oluşur. 10 mol su alarak renksiz ve hacimli klinorombik prizmalar halinde (Glauber tuzu) kristalleşir.
Sodyum nitrat (NaNO3) şili güherçilesini meydana getirir. Susuz romboedr'ler halinde kristalleşir, fakat nemli havada su alarak bozulur. Isıtılınca, önce oksijen ve nitrit, sonra azot, oksijen ve sodyum oksit halinde ayrışır. Gübre olarak kullanılır; ayrıca nitrik asit ve diğer nitratlar ile nitritlerin hazırlanmasında da kullanılır.
Sodyum nitrit (NaNO2), sodyum nitrattan hazırlanır ve 217 °C'ta ergiyen renksiz bir katıdır. Diazo boyar maddelerinin hazırlanmasında kullanılır.
Sodyum bileşikleri; kimya, cam, metal, kâğıt, petrol, sabun, ve tekstil ensüstrisinin vazgeçilmez ögeleridir.
Kullanım alanları
Sodyum alev testi. Parlak sarı bir alevle yanar (dalga boyu 588.99 ve 589.59 nanometre)
Sodyum, esterlerin ve organik bileşiklerin yapımında kullanılır. Bu alkali metal, yaşam için gerekli olan tuzun (sodyum klorür, NaCl) bileşenidir. Diğer kullanım alanları:
Yapılarını geliştirmek için bazı alaşımlarda,
Yağlı asitlerle birlikte sabunlarda,
Metallerin yüzeyini temizleyip düzgünleştirme amacıyla,
Erimiş tuzları saflaştırmada,
Sodyum buharlı lambalarda aydınlatma amacıyla ve
Bazı nükleer reaktörlerde ısı transfer akışkanı olarak ve yüksek performasnlı, içten yanmalı motorlarda içi boşluklu valflerde kullanılır.
İzotopları
Sodyumun bilinen 13 izotopu vardır. En kararlı olanı 23Na dur. İki adet radyo-izotopu vardır: 22Na (yarılanma ömrü = 2 bin 605 yıl) ve 24Na (yarılanma ömrü yaklaşık 15 saat).
Sodyum ve insan vücudu
β-galaktozidaz, α-amilaz enzimlerinin aktivatörüdür. 3,2 mg plazmada, 0,2 mg Eritrositlerde normal halde bulunur. Günlük ihtiyaç 4-6 g kadardır. Hücredışı sıvılarında bulunur.
Sodyum metabolizması, böbrek üstü bezinin korteks hormonları tarafından düzenlenir. İdrar yolu ile uzaklaştırılır.
Kronik böbrek hastalıkları
Yanık olayları, terleme
İshal, kusma, bağırsak tıkanmasında sodyum düzeyi azalır.
Dehidratasyon, böbrek üstü bezinin aşırı çalışmasında ise artış gösterir.
Toksikolojik önlemler
Sodyum toz halinde iken, su içinde çok patlayıcı olup zehirlidir. Bu metal her zaman dikkatli bir şekilde muamele edilmelidir. Daima inert bir atmosferde veya, sıvı hidrokarbon (mineral yağı veya gazyağı) içinde saklanmalıdır.
Klor
Klor, VIIA grubunda bulunan hafif, keskin kokulu, yeşilimsi sarı renkli, tahriş edici ve zehirleyici bir gaz. Havadan 2,5 kat ağır olan klor ilk zamanlar bir bileşik olarak kabul ediliyordu. Klor ilk olarak 1774 yılında Carl Wilhelm Scheele tarafından keşfedildi. 1810 yılında ise bugünkü ismi Humphry Davy tarafından verildi.
Özellikleri
Bir tüpün içindeki sıvı klor
Boğucu kokulu, yeşilimsi sarı renkli gazdır. Periyodik çizelgenin 17. grubunda kendisi gibi halojenlerle birlikte yer alan klorun simgesi Cl, atom numarası 17, atom ağırlığı 35,453'tür. Havadan yaklaşık 2,5 kat ağırdır; suda az çözünür (bir litre suda 2-3 litre klor); "Klor suyu" adı verilen bu çözelti, altını bile etkileyecek güçte bir yükseltgeyicidir.
-34 °C sıcaklığa kadar soğutulduğu ya da sıkıştırıldığı zaman kolayca sıvılaşan klor, flor, brom, iyot ve astatinle halojenler grubunu oluşturur; halojenlerin son yörüngelerinde yedi elektron vardır ve öbür maddelerden sekizinci bir elektron alma eğilimi gösterirler.
Mangandioksit, sodyum klorür ve sülfürik asitin tepkimeye girmesi sonucu klor açığa çıkar ve bu tepkime laboratuvarda klor elde etmek için kullanılabilir. Sanayi de ise klor, mutfak tuzunun (sodyum klorür) elektrolizi yoluyla üretilir ve yan ürün olarak hidrojen gazı ve sodyum hidroksit açığa çıkar.
Klor, aşağı yukarı bütün metalleri etkiler. İnce bir demir çubuk ısıtılıp, içinde az miktarda su olan bir klor tüpüne daldırıldığında, akkor hale gelerek, kahverengi demir klorür dumanları yayar. Tepkime sırasında sıcaklık aşırı yükseldiğinden, demir eriyerek akar; ama tüpün dibindeki su, erimiş demirin cama değerek kırmasını önler. Bakır, alüminyum, kalay, kurşun ve gümüş de klorla tepkimeye girer. Bir klor tüpüne bir miktar cıva dökülürse, hemen cıva klorür oluşarak billurlaşır ve tüp çeperine yapışır. Altın ve platine sıcakta klor gazı, soğuktaysa klor suyu etki ederek, çözünmelerine yol açar.
Klor, ametallerle de etkileşir. Söz gelimi, beyaz fosfor klora dokunduğunda erimeye başlar ve tutuşarak beyaz renkte fosfor klorür dumanları verir. Kırmızı fosforsa, klorla sıcakta tepkimeye girer. Hidrojen ve klor karışımı güneşe tutulursa, patlayarak hidroklorik aside dönüşür. Klor, kükürt iyot ve broma etki edebilir; ama bütün ametallerle, söz gelimi karbonla etkileşmez. Bu yüzden karbon, sodyum klorürün hidrolizinde anot olarak kullanılır.
Klorun bileşiklere etkisi
Brom ve iyottan daha güçlü bir yükseltgeyici olması nedeniyle klor, bu maddelerin bileşikleriyle karşılaştığında onların yerini alır: Söz gelimi bromhidrik ya da hidroiyodik asit şişesi üstüne klor şişesi kapatılırsa, kırmızı renkte brom buharları ya da mor iyot buharları açığa çıkar; bu durumda klor, brom ve iyodun yerini almıştır. Klor suya etki ederek yükseltgeyici özellikleri bulunan klor suyunu oluşturur. Sodyum karbonatla etkileştiğinde, çamaşır suyu ortaya çıkar.
Üretimi ve Kullanımı
Klor sanayide çoğunlukla doymuş tuz çözeltisinin elektrolizi yoluyla üretilir. Kimi zaman da erimiş sodyum klorürden elde edilir. Klor ve bileşikleri kâğıt ve dokuma sanayinde ağartma işlemlerinde ve kent içme sularının dezenfekte edilmesinde kullanılır. Ayrıca evlerde kullanılan ağartıcıların, mikrop öldürücülerin, çok sayıda organik ve inorganik maddelerin üretilmesinde yararlanılır. Klorlu eriticilerden, plastik maddelerin, eiastomerlerin (yapay kauçuk) üretiminde yararlanılır.
Doğada klor
Doğada klor serbest halde bulunmaz ama bol miktarda HCl (hidroklorik asit) içeren volkanik gazlarda serbest klora rastlanmıştır. Klorür iyonu Hazar denizi, Lut gölü, Utah'daki Büyük tuz gölü gibi iç denizlerin ve okyanus sularının başlıca eksi yüklü iyonudur. Ayrıca örneğin sodyumla birleşmiş halde halit (kayatuzu) biçimde evaporit minerallerinde yer alır. Klor üstün yapılı hayvanların vücut sıvılarında iyon halde, mide sindirim sıvılarında ise hidroklorik asit yer alır.
Etkileri
Klor, ilk defa I. Dünya Savaşı'nda Almanya tarafından kimyasal silah olarak kullanılmıştır. Berlin'de açılan bir kimya enstitüsünde üretilmiştir. Klor gazı suyla temas ettiğinde hidroklorik asit ve hipoklorik asit oluşturan bir tepkime gerçekleşir. Bu nedenle göz ve akciğerler gibi vücudun nemli bölgelerini tahriş eder, solunum güçlüğüne, boğazda daralmaya ve akciğer ödemine sebep olur. Litre başına 2,5 miligram klor içeren hava birkaç dakika solunursa ölüme neden olabilir.
Yükseltgenme durumu
Yükseltgenme
durumu İsim Formül Bileşikler
−1 klorür Cl− iyonik klor, organik klor,
0 klor Cl2
+1 hipoklorit ClO− sodyum hipoklorit, kalsiyum hipoklorit
+3 klorit ClO2− sodyum klorit
+5 klorat ClO3− sodyum klorat, potasyum klorat, klorik asit
+7 perklorat ClO4− potasyum perklorat, perklorik asit, organik perklorat, amonyum perklorat, magnezyum perklorat
Bunun yanında doğrudan olmayan yollarla birleşimden:
Cl2O Diklor monoksit
ClO2 Klor dioksit
Cl2O6 Diklor heksoksit
Cl2O7 Diklor heptoksit
Klor oksitlerin hepsi çok kararsız ve tepkileri çok yüksektir.
Periyodlar Cetvelinde Sodyum ve Klor Elementine Bakmak için Linke Tıkla

https://ptable.com/
Kaynak ve Dipnotlar
Wikipedia
RAŞiT TUNCA
BAŞAĞAÇLI RAŞiT TUNCA

FORUMUMUZDA
Dini Bilgiler...
Kültürel Bilgiler...
PNG&JPG&GiF Resimler...
Biyografiler...
Tasavvufi Vaaz Sohbetler...
Peygamberler Tarihi...
Siyeri Nebi
PSP&PSD Grafik
ALLAH
BAYRAK
Radyo Karoglan
Foruma Misafir Olarak Gir
Forumda Neler Var
GALATASARAY
FENERBAHÇE
BEŞiKTAŞ
TRABZONSPOR
MiLLi TAKIM
ETKiNLiKLERiMiZ
Portal
Forum
Search
Community 
Forum Statistics
Forum Team
Calendar
Members
» Latest member:
» Forum threads: 5,280
» Forum posts: 5,871
Read More / Comment 
