MUHAMMED

Muhammed


BAYRAK

TC.Bayrak



Welcome, Guest
You have to register before you can post on our site.

Username
  

Password
  





Forum Statistics
Members:» Members: 7
Latest member:» Latest member: Muhammed
Forum threads:» Forum threads: 5,280
Forum posts:» Forum posts: 5,871

Full Statistics Full Statistics

DOWNLOADEN


“Downloaden Bölümümüzden BEDAVA Grafik Paketleri,E-Kitaplar ve Bedava Bilgisayar Programlarını Tek TIKLA BEDAVA indirebilirsiniz”
(Raşit Tunca)




AYET

“Yeryüzüne muhakkak benim iyi kullarım varis olacaktır”
ENBİYA Suresi 105


FELSEFEMiZ

“ iSLAM OKUMAK YAZMAK YADA ÇiZMEK DEĞiLDiR, Yahutta O Hadis şöyle, Bu Ayette böyle diyor Diye Papağanlıkda Değildir. islam Kuranı ve sünneti HAYATINA TATBiK edip, Onunla Yaşayabilmekdir”
(Karoglan Raşit Tunca Sözü)


Raşit Tunca Sözü

“Yüzme bilmek Denizden çıkmana fayda vermez, taaki yüzme biliyorsan, denizedee düştüysen, ellerini, kollarını, ayaklarını çırpacaksın, ve birde tutuncak dal bulacak, tutunup çıkacaksın. ilimde böyledir, bir ilmi bilmek fayda etmez, taaki, onu hayatında tatbik edesiye, Dinde böyledir, din bilmek imanını kurtarmaz, taaki, ne zaman, bildiğin öğrendiğin dinini hayatında tatbik edip, yaşadın, o zaman belki kurtulursun.”
(Karoglan Raşit Tunca Sözü)

GÜZEL SÖZ

“ Bazen Hata Yapıvermek, Doğruyu bulmanın ilk Basamağıdır.
(Başağaçlı Raşit Tunca Sözü)





Peygamber Efendimiz'in çocukları hakkında

Rasûl-i Ekrem Efendimizin üçü erkek dördü kız olmak üzere yedi çocuğu doğmuştur. Bunlar doğuş sırasıyle Kasım, Zeyneb, Rukayye, Ümmü Gülsüm, Fâtıma, Abdullah, İbrahim isimlerini taşımışlardı. Bu yedi çocuğun altısı Hazreti Hadîce'den, yedincisi Mısırlı Hazreti Mâriye'den idi.
İbni İshak, Peygamberimizin (Tâhir) ile ((:::)) adında iki evlâdı daha olduğunu söylemekte ise de bunların Abdullah'ın sıfatları olduğu bildirilmiştir.
1) Kasım:
Rasûl-i Ekremin ilk çocuğu Kasım idi. Bu sebepten künyesi: Ebül-Kasım (Kasımın babası) oldu. Hazreti Peygamber, Ebûl-Kasım adiyle çağırılmasından hoşlanırdı. Ashab da kendisini bu isimle çağırırlardı. İbni Sa'de göre, Kasım iki sene yaşadı. Mekkede vefat etti. Rasûl-i Ekremin çocukları içinde ilk ölen Kasım oldu.
2) Zeyneb:
Peygamberimiz'in en büyük kızıydı. Kasım'dan sonra doğmuştu. Zeyneb doğduğu zaman, Rasûl-i Ekrem otuz yaşındaydı. Mekke'de doğmuş olan Zeyneb, Hicretin sekizinci senesi Medine'de vefat eyledi. Vefatında otuz yaşında bulunuyordu.
Zeyneb, önce, teyzesinin oğlu Ebûl'as ile evlenmişti. Ebûl as bidayette müşriklerden ayrılmadığı için, "Bedr" gazvesinde Müslümanların eline esir düşmüş, kurtulunca, Zeynebi Medine'ye göndereceğine söz vermişti. Rasûl-i Ekrem, ailesini getirmek için, "Harise oğlu Zeyd"i göndermişti. Zeynebi Medine'ye götüren Zeyd oldu. Zeyneb Medine'ye gitti ve fakat zevci Ebûl'as Mekke'de kaldı.
Ebûl'as, bir seriyye esnasında yine Müslümanların eline esir düştü ve fakat Hazreti Zeyneb'in himayesi sayesinde serbest bırakıldı. Ebûl'as, ikinci defa esirlikten kurtulunca, Mekke'ye gitti. Emanetleri sahiplerine verdikten sonra, Müslümanlığı kabul etti. Medine'ye hicret eyledi. Müslüman olduğu için nikâhları yenilendi.
Ebûl'as, Hazreti Zeynebe iyi muamele ederdi. Bu yüzden, Rasûl-i Ekremin takdirini kazandı. Zeyneb, kocasına tekrar kavuştuktan sonra çok yaşayamadı. Vefatında, cenazesi "Ümmü Eymen" ile "Hazreti Sevde" tarafından yıkandı. Namazını Rasûl-i Ekrem kıldı. Mezarına Ebûl'as indirdi.
3) Rukayye:
Rasûl-i Ekremin ikinci kızıydı. Doğduğu zaman Hazreti Peygamber Efendimiz, otuz üç yaşında bulunuyordu. Rukayye babasının peygamberliğinden önce, Ebû Leheb'in oğlu, Utbe ile nişanlanmıştı. Rasûl-i Ekrem, halkı İslama dâvete başlayınca Ebû Leheb, oğlunu çağırdı:
"Oğlum! Muhammed'in kızından ayrılmıyacak olursan, ben senden ayrılırım." dedi. Utbe de babası Ebû Leheb'in teşvikiyle "Rukayye"yi bıraktı. O zaman Rukayye, Hazreti Osman ile evlendi. Habeşistana göç eden ilk kafileye Hazreti Osman, zevcesi Hazreti Rukayye ile birlikte katılmışlardı. Hazreti Osman, Habeşistan'dan Mekke'ye dönmüş, oradan da Medine'ye hicret etmişti. Rukayye, Bedr gazası günlerinde hastalanmış, bu yüzden Hazreti Osman, Bedr muharebesinde bulunamamış, hattâ zevcesi başında kaldığı için, mazeretliler arasına konulmuştu.
Bedr gazası zaferini Harise oğlu Zeyd, Medineye ulaştırdığı gün, Hazreti Rukayye vefat etmişti. Rasûl-i Ekrem de, Bedr savaşı yüzünden, kızı Rukayye'nin cenazesinde bulunamamıştı.
4) Ümmü Gülsüm:
İslâmiyet gelmeden önce doğdu. Annesi Hazret-i Hadîce’dir. Ümmü Gülsüm İslâmiyet gelmeden önce Ebû Leheb’in ikinci oğlu Uteybe ile nişanlanmıştı. İslâmiyet gelince Ebû Leheb îmân etmedi ve İslâmiyet'in çok azgın bir düşmanı oldu. Onun hakkında (Tebbet) sûresi nâzil olunca oğluna Ümmü Gülsüm’den ayrılmasını söyledi. O da babasını dinliyerek ayrıldı.
Bedr gazasının sonunda, Hazreti Rukayye'nin ölümünden bir yıl sonra, Hicretin üçüncü yılı, Hazreti Osman'la evlendi.
Buhârînin bildirdiğine göre, Hafsa dul kalınca, Hazreti Ömer, Osman'a müracaat ettiği zaman, Hazreti Osman tereddüt etmişti. O zaman Rasûl-i Ekrem, Ömere:
"Ben sana Osman'dan, Osman'a da senden daha iyi bir adam bulacağım. Kızını bana ver, ben de kızımı Osman'a vereyim." demişti.
Hazreti Osman'la evlenen Ümmü Gülsûm, onunla altı yıl beraber yaşadı. Hicretin dokuzuncu senesi vefat etti. Cenaze namazı Rasûl-i Ekrem tarafından kılındı. Hazreti Ali Hazreti Fadl ve Hazreti Üsâme tarafından gömüldü.
Hazreti Osman, Rasûl-i Ekremin iki kızı: Rukayye ve Ümmü Gülsûm ile evlendiği için, "İki nur sahibi" mânâsına "Zinnûreyn" sıfatını kazanmıştı.
5) Fâtıma:
Rasûl-i Ekrem (as)'in en küçük ve fakat en sevgili kızıydı. İlâhî vahiy ilk geldiği zaman, Mekke'de doğdu. Hicretin ikinci senesi Medine'de Hazreti Ali ile evlendi. Evlendikleri zaman Hazreti Fâtıma on beş, Hazreti Ali yirmi dört yaşındaydı. Rasûl-i Ekrem, kızı Fâtıma için, yatak çarşafı, iki değirmen, bir su tulumu hazırlamış, Hazreti Fâtıma, değirmenlerle su tulumunu, bütün ömrü boyunca kullanmıştı.
Rasûl-i Ekrem Hazreti Ali ile Hazreti Fâtıma'nın iyi geçinmesini ister, aralarında ihtilâf çıkarsa, onları barıştırırdı. Bir gün Ali, Fâtıma'ya şiddetli bir muamelede bulunmuş, Fâtıma de Rasûl-i Ekreme başvurarak Ali'yi şikâyet eylemişti. Fâtıma'dan sonra, Ali gelmiş, o da Fâtıma'yı şikâyette bulunmuş, fakat Rasûl-i Ekrem ikisin de barıştırmıştı.
Bir defa da, Hazreti Ali ikinci bir zevce almaya kalkmış, bunu haber alan Rasûl-i Ekrem çok üzülmüş bir hutbesinde;
"Benim kızım benim ciğerparemdir. Kızımı kederlendiren her şey, beni de kederlendirir."
demiş, bunun üzerine Hazreti Ali teşebbüsünden vazgeçmiş, Hazreti Fâtıma'nın sağlığında başka bir kadınla evlenmemişti:
Hazreti Fâtıma, Hicretin on birinci senesi, babasından altı ay sonra vefat eyledi. Rasûl-i Ekrem Efendimizin irtihalinde kızı yirmi beş yaşındaydı.
Rasûl-i Ekrem, kızı Fâtıma'yı çok severdi. Hastalığı sırasında onu yanına çağırdı. Kulağına fısıldadı. O zaman Fâtıma ağladı; sonra yine fısıldadı. Bu sefer, Fâtıma'nın yüzü güldü. Hazreti Âişe sordu. Hazreti Fâtıma da:
 "Önce, Rasûl-i Ekrem, hastalığı sonunda öleceğini söyledi, ağladım. Sonra, ailesi içinde kendisine ilk kavuşacak olanın ben olduğumu haber verdi. O zaman da sevindim." 
diye cevap vermişti.
Rasûl-i Ekrem Efendimizin soyunu yaşatan Hazreti Fâtıma oldu. Fâtıma'nın beş çocuğu oldu: Hasen, Hüseyin, Muhsin, Ümmü Gülsüm, Zeyneb isimlerinde idi. Bunlardan Muhsin, küçükken vefat etmişti.
6) Abdullah:
Hicret'ten önce, on birinci senesi Mekke'de doğdu, üç ay yaşadı. Küçükken öldü. "Tâhir ve Tayyeb" Abdullah'ın diğer isimleriydi.
7) İbrahim:
Rasûl-i Ekrem'in en küçük çocuğu ve en küçük oğluydu. Hicretin sekizinci senesi Medine'de doğdu. İbn İshaka göre, Resûl-i Ekrem'in İbrahim'den başka bütün çocukları, Peygamberlikten önce doğmuşlardı. İbrahim, Mısırlı Hazreti Mâriye'den dünyaya gelmiş, Hazreti Âişe'nin rivayetine göre, on yedi veya on sekiz aylıkken vefat etmişti.
Rasûl-i Ekrem, İbrahim'in doğumundan çok memnun olmuş, yedinci günü bir ziyafet vermiş, fukaraya sadaka dağıtmış, oğluna Hazreti İbrahim'in adını takmıştı. Çünkü, Rasûl-i Ekrem'in Hazreti Hadîce'den doğmuş olan erkek çocukları küçük yaşlarındayken ölmüşlerdi. Diğer zevcelerinden de evlâdı olmamıştı.
Ebû Rafiın zevcesi Selmâ, yeni doğan İbrahime sütannelik yapmıştı. Buhârî, Ümmü Seyf'in İbrahimi emzirdiğini bildirmektedir. Rasûl-i Ekrem, sütanneye uğrar, İbrahimi görür, okşar ve öperdi.
İbrahim, Ümmü Seyf'in evinde öldü. Hazreti Peygamber, çocuğunun hastalığını duyunca, Avfoğlu Abdurrahmân ile onun yanına gitmiş, İbrahim'in ölüm pençesinde kıvrandığını görünce, dayanamamış ağlamıştı. Abdurrahmân:
"Yâ Resûlallah! Ne yapıyorsunuz?.," deyince, Rasûl-i Ekrem:
"Şefkat duygularım galeyana geldi." buyurmuştu.

Rasûl-i Ekrem, oğlunun cenaze namazını kılmış, Abbâs oğlu Fadl, Zeyd oğlu Üsâme, Maz'un oğlu Osman, İbrahimi mezarına indirmişti. Beki' mezarlığına gömüldü.
İbrahim öldüğü zaman güneş tutulmuştu. Halk, güneş de mateme katıldı, deyince Rasûl-i Ekrem:
"Güneş ile ay, Allah'ın âyetlerindendir. Bir fânînin ölümü yüzünden tutulmazlar!"
diye hitapta bulunarak, Müslümanları böyle yanlış anlayışlardan uzaklaştırmışlardı.

Kaynak

Sorularla İslamiyet


Hz. Peygamber'in kızları, kaç yaşında, kimlerle evlenmişlerdir?

Peygamber Efendimiz (asm)'in kızlarının kaç yaşında evlendiği konusunda net ve kesin bilgiler olmasa da genel bilgiler şöyledir:

Hz. Peygamber (asm)'in Hz. Hatice'den iki erkek ve dört kız çocuğu dünyaya gelmiştir. İlk çocuğu Kasım iki yaşında, Abdullah da küçük yaşta iken vefat etmiştir. Abdullah adlı çocuğuna aynı zamanda (:::) ve Tahir denildiği nakledilmektedir.

Bunların dışında Medine döneminde Mısır'lı Mariye'den İbrahim adlı oğlu olmuştur. Kızlarının doğum sırası konusunda ihtilaf bulunmakla birlikte genellikle, Zeyneb, Rukıye, Ümmü Gülsüm ve Fatıma şeklinde olduğu kabul edilmektedir.

Zeyneb: Hz. Peygamber (asm)'in ikinci çocuğu ve kızlarının en büyüğüdür. Babası otuz yaşında iken dünyaya geldiği nakledilmektedir. Hz. Hatice'nin arzusu üzerine Hz. Peygamber Zeyneb'i teyzesinin oğlu Ebü'l-As b. Rebi' ile evlendirmiştir. Bu evlilikten Zeyneb'in Ali ve Ümame adlı iki çocuğu dünyaya gelmiştir.

Zeyneb, babasına peygamberlik gelince annesi ile birlikte İslamiyet'i kabul etmiştir. Kocası Ebü'l-As ise, o dönemde iman etmemiş; ancak Müslüman olan hanımı ile beraber yaşamaktan da vazgeçmemiştir. Bu şekilde evlilikleri Bedir savaşına kadar devam etmiştir.

Hz. Peygamber (asm) Medine'ye hicret edince, ailesi ile birlikte kızı Zeyneb'i de Mekke'den getirtmek istemiş, ancak kocası ondan ayrılmak istememiştir. Bu arada Ebü'l-As, müşrikler safında katıldığı Bedir savaşında esir düşmüş, Zeyneb, kocasının fidyesi olarak bir miktar malla birlikte annesinin kendisine evlenirken çeyiz olarak verdiği gerdanlığı göndermiştir. Hz. Peygamber gerdanlığı iade ederek Ebül-As'ı serbest bırakmıştır. Ancak ondan, kızını çocukları ile birlikte Medine'ye göndermesini istemiş ve bu konuda kendisinden söz almıştır. Ebü'l-As sözünü tutarak Zeyneb'i ve çocuklarını Medine'ye göndermek üzere yola çıkarmıştır.

O sırada hamile olan Zeyneb, Mekke'de Zi Tuva adlı yerde, henüz İslam'ı kabul etmemiş bulunan Hebbar b. Esved'in saldırısı sonucu deveden düşmüş ve çocuğunu düşürmüştür. Bu olay sonucu yakalandığı hastalık ilerleyerek hicri 8. yılda onun ölümüne sebep olmuştur. Olaydan sonra Mekke'ye dönmüştür.

Bu arada Hz. Peygamber (asm) onu getirmek için Zeyd b. Harise'yi ve ensardan bir şahsı Bedir savaşından bir ay kadar sonra Mescid-i Haram'a 10 km. uzaklıkta bulunan Batn-ı Ye'cec'e kadar göndermiş, Zeyneb de yanında çocukları olduğu halde bu ikisi ile birlikte Medine'ye gelmiş ve Hz. Peygamber'in yanında yaşamaya başlamıştır.

Diğer taraftan Ebü'l-As, hicretin 6. yılında müşriklere ait bir kervanla gittiği Suriye'den dönerken İs mevkiinde karşılaştığı İslam askeri birliği tarafından Medine'ye getirilmiş ve İslamiyet'i kabul etmiştir. Hz. Peygamber Zeyneb'i eski kocası ile tekrar evlendirmiştir.

Zeyneb, Ebü'l-As'la gerçekleşen bu ikinci evliliğinden kısa süre sonra hicretin 8. yılında, vefat etmiştir. Çocuklarından Ali, Mekke'nin fethinden sonra ölmüştür. Kızı Ümame ise, teyzesi Fatıma'nın vefatından sonra Hz. Ali ile onun şehit edilmesinden sonra da Muğire b. Nevfel ile evlenmiş ve onun nikahında iken vefat etmiştir. Ümame'nin bu kocasından Yahya adında bir çocuğunun dünyaya geldiği söylenir.

Biraz sonra görüleceği üzere diğer iki kız kardeşi Rukiye ve Ümmü Gülsüm gibi Zeyneb'in nesli de devam etmemiştir.

Rukıye (Rukayye): Babası otuz üç yaşındayken dünyaya geldiği kaydedilir. Rukıye, Ebu Leheb'in oğlu Utbe ile biraz sonra bahsedilecek olan Ümmü Gülsüm de Uteybe ile nikahlandı. Hemen bütün güvenilir kaynaklar, Hz. Peygamber (asm)'in bu iki kızının Ebu Leheb'in oğullarıyla zifafa girmedikleri konusunda müttefiktirler. Ebu Leheb ve hanımı, kendilerinin İslam'a karşı tutumlarını yeren Tebbet Suresi'nin nazil olması ve aynı zamanda Rukıye ve Ümmü Gülsüm'ün İslam'ı kabul etmeleri üzerine, oğullarını Hz. Peygamber'in kızlarından ayrılmaya zorladılar. Neticede her ikisi de ayrıldı.

Bundan sonra Hz. Peygamber (asm) Rukıye'yi Hz. Osman ile evlendirdi. Rukıye kocasıyla birlikte Habeşistan hicretine katıldı. Daha sonra Mekke'ye dönerek Medine'ye hicret etti ve burada yaşamaya başladı. Hicretin 2. yılında Bedir seferi hazırlıkları esnasında kızamığa yakalandı. Hz. Peygamber, Hz. Osman'ı sefere götürmedi ve hasta hanımıyla ilgilenmesi için Medine'de bıraktı. Ancak Rukıye, Hz. Peygamber seferde iken vefat etti. Hz. Osman'dan dünyaya gelen Abdullah adındaki oğlu iki veya altı yaşında iken vefat etti.

Ümmü Gülsüm: Rukıye'den küçük olduğuna göre, babası otuz dört yaşın üzerinde iken dünyaya gelmiş olmalıdır. Yukarıda da geçtiği gibi Ebu Leheb'in oğullarından Uteybe ile nikahlandı. Annesinin ve babasının zorlaması sonucu Uteybe Ümmü Gülsüm'ü boşadı. Ümmü Gülsüm hicrete kadar babasının evinde yaşadı. Kızkardeşi Fatıma ve Hz. Peygamber'in diğer aile fertleriyle birlikte Medine'ye hicret etti. Ablası Rukıye'nin vefatından bir müddet sonra hicretin 3. yılında Hz. Osman'la evlendirildi. Hicretin 9. yılında vefat etti.

Ümmü Gülsüm'ün çocuğu olmadı. Onun vefatı üzerine Hz. Peygamber "Bir üçüncü (bazı rivayetlerde on) kızım olsaydı, yine Osman'la nikahlardım." demiştir.

Fatıma: Hz. Peygamber (asm)'in kızlarının en küçüğüdür. Doğum tarihi konusunda ihtilaf bulunmakla birlikte, genel kabul, birincisi ağırlıklı olmak üzere 609 ve 605 yıllarında yoğunlaşmaktadır. Kaynaklarımızda onun çocukluk ve gençlik yıllarıyla ilgili bilgiler azdır. Başından geçen olaylardan birisi şöyledir: Bir gün Hz. Peygamber Kabe'nin yanında namaz kılarken secdeye vardığında müşrikler bir koyunun iç organlarını sırtına koyarlar. Hz. Peygamber secdeden başını kaldıramaz. Bu sırada Fatıma gelip babasının üzerindekileri atar ve müşriklere çıkışır.

Hz. Fatıma, babasının hicretinden bir müddet sonra, içlerinde kızkardeşi Ümmü Gülsüm ve Hz. Ebu Bekir'in ailesinin de bulunduğu bir kafile ile birlikte Medine'ye hicret etti. Bir müddet sonra Hz. Ali onu babasından istedi. Hz. Peygamber kızının görüşünü alarak hicretin 2. yılında Fatıma'yı Hz. Ali ile evlendirdi.

Hz. Fatıma, evlendikten bir yıl kadar sonra ilk çocuğu Hasan'ı, ondan bir yıl sonra da ikinci çocuğu Hüseyin'i dünyaya getirdi. Daha sonraki yıllarda Ümmü Gülsüm ve Zeyneb adlı kızları ile Muhsin (veya Muhassin) adlı oğlu dünyaya geldi. Ancak bu sonuncusu küçükken vefat etti.

Hz. Fatıma'nın İslam kültüründe ünlü olduğu hususlardan birisi sağlık ve sosyal yardım alanlarındaki hizmetleridir. Nitekim Uhud savaşında gazilere su ve yiyecek taşımış, yaralıları tedavi etmiş, babasının yüzündeki kanları temizlemiştir.

Hz. Peygamber (asm)'in vefatına çok üzülmüş ve ondan altı ay kadar sonra vefat etmiştir.

Hz. Peygamber'in nesli Fatıma'nın çocukları vasıtasıyla devam etmiştir.

Kaynaklar:

Sorularlaislamiyet

- Hz. Muhammed ve Evrensel Mesajı.
- TDV İslam Ansiklopedisi ilgili maddeler.


Doymuş Yağ Nedir? Doymamış Yağ Nedir? Trans Yağ Nedir?

Yağ

Yağ, karbonhidrat ve protein ile birlikte üç temel besin maddesinden biridir. Yağ kimyasal olarak trigliserit adıyla bilinip gliserin ve üç yağ asidinden oluşan bir esterdir.

Yağ önemli bir besin maddesidir ve insanlar da dahil olmak üzere çoğu heterotrof yaşayabilmek için dışarıdan yağ almak zorundadır. Vücutta üretilemeyip dışarıdan alınması gereken yağ asitlerine esansiyel yağ asidi adı verilir. İnsanlarn beslenmesinde için iki esansiyel yağ asidi bulunur: alfa-linolenik asit (bir omega-3 yağ asidi) ve linoleik asit (bir omega-6 yağ asidi). Vücudun ihtiyaç duyduğu diğer yağlar bunlardan sentezlenebilir.

Yağlar karbon atomlarının bağlarına göre ikiye ayrılır. Doymuş yağlarda karbon atomları arasında hiç çift bağ bulunmaz; karbon atomları mümkün olan en fazla hidrojen ile bağ yapmışlardır. Doymuş yağ asitleri oda sıcaklığında katı halde bulunurlar. Diğer yağ çeşidi olan doymamış yağlarda karbon atomları arasında bir ya da daha fazla çift bağ bulunur. Bu çifte bağların sayısına göre doymamış yağlar kendi içinde ikiye ayrılır: Bir çifte bağ olduğunda tekli doymamış yağ, birden fazla çifte bağ olduğunda çoklu doymamış yağ olarak adlandırılır. Doymuş yağlardan farklı olarak doymamış yağlar oda sıcaklığında sıvı olarak bulunurlar. Doymamış yağlar ayrıca cis yağ ve trans yağ olarak da ikiye ayrılabilir.

Genellikle hayvansal yağlarda yağın çoğunluğu doymuş yağdan oluşur, bu yüzden hayvansal yağlar çoğunlukla katı halde bulunurlar. Bitkisel yağlar ise büyük oranda doymamış yağlardan oluştuklarından sıvı haldedirler. Bunun istisnaları mevcuttur. Örneğin bitkisel bir yağ olan Hindistan cevizi çoğunlukla doymuş yağdan oluşur, bu yüzden oda sıcaklığında katıdır.


Doymuş Yağ Nedir?

Doymuş yağ, yağ asidi zincirlerinin tümü veya ağırlıklı olarak tek bağlara sahip olduğu bir yağ türüdür. Bir yağ iki çeşit daha küçük molekülden yapılır: gliserol ve yağ asitleri. Yağlar uzun karbon © atom zincirlerinden yapılır. Bazı karbon atomları tek bağlarla (-C-C-) ve diğerleri çift bağlarla (-C=C -) bağlanır. Çift bağlar, tek bağlar oluşturmak için hidrojen ile reaksiyona girebilir. Buna doymuş denir çünkü ikinci bağ kırılır ve bağın her yarısı bir hidrojen atomuna (doymuş) bağlanır.

Doymuş yağ karşılık gelen doymamış yağlar daha yüksek erime noktasına sahip doymuş yağ doymamış yağ akışkanlığı derecelerinde, oda sıcaklığında sıvı olma eğilimi ise oda sıcaklığında katı olma eğilimindedir popüler anlayış yol eğilimindedir.

Çoğu hayvansal yağ doymuş. Bitki ve balık yağları genellikle doymamış. Çeşitli gıdalar farklı oranlarda doymuş ve doymamış yağ içerir. Hidrojene yağda kızartılmış yiyecekler, pizza ve sosis gibi birçok işlenmiş gıdalar doymuş yağ içeriği yüksektir. Mağazadan satın alınan bazı unlu mamuller de, özellikle kısmen hidrojene yağlar içerenler. Yüksek oranda doymuş yağ ve diyet kolesterolü içeren yiyeceklerin diğer örnekleri arasında domuz yağı veya schmaltz gibi hayvansal yağ ürünleri, yağlı etler ve yoğurt, dondurma, peynir ve tereyağı gibi tam veya azaltılmış yağlı süt ile yapılan süt ürünleri bulunur. Bazı bitkisel ürünler, hindistancevizi yağı ve hurma çekirdeği yağı gibi yüksek doymuş yağ içeriğine sahiptir.

Dünya Sağlık Örgütü de dahil olmak üzere birçok tıbbi kuruluş tarafından yayınlanan kılavuzlar, sağlığı desteklemek ve kardiyovasküler hastalık riskini azaltmak için doymuş yağ alımının azaltılmasını savunmuştur.Birçok inceleme makalesi ayrıca doymuş yağda düşük bir diyet önermektedir ve kardiyovasküler hastalıklar, diyabet veya ölüm risklerini azaltacağını savunmaktadır. Baskın tıbbi görüş doymuş yağ ve kardiyovasküler hastalık yakından ilişkili olmasına rağmen çağdaş değerlendirme az sayıdadır.

Beslenme etiketleri düzenli olarak bunları birleştirirken, doymuş yağ asitleri besin grupları arasında farklı oranlarda ortaya çıkar. Laurik ve miristik asitler en çok "tropikal" yağlarda (örneğin, palmiye çekirdeği, hindistancevizi) ve süt ürünlerinde bulunur. Et, yumurta, kakao ve fındıktaki doymuş yağ öncelikle palmitik ve stearik asitlerin trigliseritleridir.
Yaygın gıdaların doymuş yağ profili; Toplam yağ yüzdesi olarak esterlenmiş yağ asitleri [1] Gıda Laurik asit Miristik asit Palmitik asit Stearik asit
Hindistancevizi yağı % 47 % 18 % 9 % 3
Hurma çekirdeği yağı % 48 % 1 % 44 % 5
Tereyağı % 3 % 11 % 29 % 13
dana kıyma 0% % 4 % 26 % 15
Somon 0% % 1 % 29 % 3
Yumurta sarısı 0% % 0.3 % 27 % 10
Kaju fıstığı % 2 % 1 % 10 % 7
Soya yağı 0% 0% % 11 % 4

Yağ asitlerinin bazı yaygın örnekleri:

    4 karbon atomlu bütirik asit ( tereyağında bulunur )
    12 karbon atomlu laurik asit ( hindistancevizi yağı, hurma çekirdeği yağı ve anne sütünde bulunur )
    14 karbon atomlu miristik asit (inek sütü ve süt ürünlerinde bulunur)
    16 karbon atomlu palmitik asit ( palmiye yağı ve ette bulunur )
    18 karbon atomlu stearik asit ( et ve kakao yağında da bulunur )

Kalp-damar hastalığı

Doymuş yağ alımı, kan kolesterol seviyeleri ve kardiyovasküler hastalık salgını arasında güçlü, tutarlı ve dereceli ilişkiler vardır.[2] İlişkiler nedensel olarak kabul edilir.[3][4]

Beslenme ve Diyetetik Akademisi,[5] İngiliz Diyetisyenler Derneği,[6] Amerikan Kalp Derneği,[2] Dünya Kalp Federasyonu,[7] İngiliz Ulusal Sağlık Servisi,[8] gibi birçok sağlık otoritesi,[9][10] doymuş yağın kardiyovasküler hastalık için bir risk faktörü olduğunu tavsiye eder. Mayıs 2015'te Dünya Sağlık Örgütü doymuş yağlardan doymamış yağlara geçilmesini önermektedir.[11]

Az sayıda, sınırlı sayıda sistematik derleme, doymuş yağ ve kardiyovasküler hastalık arasındaki ilişkiyi incelemiş ve farklı sonuçlara varmıştır.

Randomize kontrollü Amerikan Kalp Derneği tarafından yapılan bir 2017 sistematik gözden klinik çalışmalarda diyet doymuş yağ alımını azaltmak ve tekli doymamış ve çoklu doymamış yağlar ile değiştirerek elde edilen azalmaya benzer, yaklaşık 30% oranında kardiyovasküler hastalık azaltabileceğini göstermiştir Statin korumak için tedavi kanı kolesterol normal sınırlar içinde.[2]

Randomize, kontrollü çalışmaların 2017 sistematik olarak gözden geçirilmesi, doymuş yağların çoğunlukla n-6 çoklu doymamış yağlarla değiştirilmesinin koroner kalp hastalığı (KKH) olaylarını, KKH mortalitesini veya toplam mortaliteyi azaltma olasılığının düşük olduğu sonucuna varmıştır. 2017 incelemesi, daha önceki meta-analizlerde yer alan yetersiz kontrollü çalışmaların (örneğin, diğer yaşam tarzı faktörlerini kontrol edememe) önceki sonuçları açıkladığını göstermiştir.[12]

2015 sistematik incelemesi, doymuş yağ tüketimi ile kalp hastalığı, inme veya diyabet riski arasında da bir ilişki bulamadı. Bununla birlikte, bu çalışma sadece gözlemsel çalışmalara bakmıştır ve bu nedenle neden ve etkiyi belirlemek için kullanılamaz.[13]

Yağ asitlerinin diyetle alımının gözlemsel çalışmalarına, kandaki ölçülen yağ asidi seviyelerinin gözlemsel çalışmalarına ve çoklu doymamış yağ takviyesinin müdahale çalışmalarına bakan 2014 sistematik bir derleme, bulguların long zincir omega-3 ve omega-6 ve çoklu doymamış yağ asitleri içerir ve toplam doymuş yağ asitlerinin tüketiminin azaldığını gösterir.[14] Araştırmacılar, sonuçlarına rağmen, özellikle başlangıçta sağlıklı olan insanlarda daha fazla araştırmanın gerekli olduğunu kabul ettiler. Bu derlemedeki potansiyel zayıflıklar nedeniyle, uzmanlar, insanların doymuş yağ tüketimini azaltmak için mevcut yönergeler ile kalmasını tavsiye etmektedir.[15][16] Amerikan Kalp Derneği, bu kohort çalışmalarının, klinik çalışmaların aksine, daha az doymuş yağ tüketenler için yedek bir makro besin maddesi olarak karbonhidrat tüketimini kontrol etmede daha fazla zorluk yaşadığını belirtti.[2]
Amerikan Kalp Derneği, 2017 [2] "Kardiyovasküler hastalık (KVH), 2013'teki toplam küresel ölümlerin% 31.5'ini oluşturan yıllık 17.3 milyon ölüme neden olan önde gelen küresel ölüm nedenidir. 2014 yılında, Amerika Birleşik Devletleri'nde yaklaşık 808.000 kişi kalp hastalığı, felç ve diğer KVH'lerden öldü ve her 3 ölümden yaklaşık birine dönüştü. Diyetle doymuş yağ alımının azaltılması ve tekli doymamış ve çoklu doymamış bitkisel yağ ile değiştirilmesi, statin tedavisi ile elde edilen azalmaya benzer şekilde CVD'yi yaklaşık% 30 oranında azaltmıştır. Buna karşılık, doymuş yağın çoğunlukla rafine edilmiş karbonhidratlar ve şekerlerle değiştirilmesi, düşük CVD oranları ile ilişkili değildir ve klinik çalışmalarda CVD'yi azaltmamıştır. "
DiNicolantonio, 2016 [17] Pek çok kanıt, CHD'de etyolojik olarak doymuş yağdan daha fazla şeker eklediğini göstermektedir. Diyet kılavuzlarını, doymuş yağı azaltmak için odağı önerilerden uzaklaştırmak ve ilave şekerlerden kaçınmak için önerilere yönlendirmek için çağırıyoruz.
Harcombe, 2015 [18] Serum kolesterolünde azalmalar gözlenmesine rağmen doymuş yağın çoklu doymamış yağ ile değiştirilmesi sırasında CHD ve tüm nedenlere bağlı mortalitede bir azalma gözlenmemiştir.
de Souza, 2015 [13] Doymuş yağlar tüm ölüm nedenleri, CVD, CHD, iskemik inme veya tip 2 diyabet ile ilişkili değildir, ancak kanıtlar metodolojik sınırlamalarla heterojendir.
Schwab, 2014 [19] Doymuş yağın çoklu doymamış yağla kısmen değiştirilmesinin, özellikle erkeklerde kardiyovasküler hastalık riskini azalttığına dair ikna edici kanıtlar vardı.
Chowdhury, 2014 [14] Yüksek seviyelerde doymuş yağ alımının koroner hastalık üzerinde hiçbir etkisi olmamıştır. Kanıtlar, yüksek çoklu doymamış yağ asitleri tüketimini ve düşük toplam doymuş yağ tüketimini teşvik eden kardiyovasküler kılavuzları açıkça desteklemedi.
Hooper, 2012 [20] Diyetlerde doymuş yağın azaltılması, kardiyovasküler olay riskini yüzde 14 azaltmasına rağmen, mortaliteyi azaltmadı.
Micha, 2010 [21] İnsan çalışmalarından elde edilen tutarlı kanıtlara dayanarak, doymuş yağ asitlerinin çoklu doymamış yağ ile değiştirilmesi,% 5 enerji ikamesi için ~% 10 risk azalması ile koroner kalp hastalığı riskini hafifçe azaltır; oysa SFA'nın karbonhidrat ile değiştirilmesinin bir yararı yoktur ve SFA'nın tekli doymamış yağ ile değiştirilmesinin belirsiz etkileri vardır.
Mozaffarian, 2010 [22] Bu bulgular, SFA yerine çoklu doymamış yağ (PUFA) tüketmenin, randomize kontrollü çalışmalarda (RCT) Koroner Kalp Hastalığı (KKH) olaylarını azalttığına dair kanıt sunmaktadır. Kalorilerin yüzdesi olarak doymuş yağların PUFA'larla değiştirilmesi CHD mortalitesini güçlü bir şekilde azalttı.
Siri-Tarino, 2010 [23] 347.747 denekten 5-23 yıllık takip, 11.006 KKH veya inme gelişti. Prospektif epidemiyolojik çalışmaların bir meta-analizi, diyetle doymuş yağın artmış CHD veya CVD riski ile ilişkili olduğu sonucuna varmak için önemli bir kanıt olmadığını göstermiştir.
Danaei, 2009 [24] Düşük PUFA alımının% 1-5 oranında artmış İskemik kalp hastalığı riski vardır: Düşük diyetli PUFA (SFA yerine). 30-44 yaş RR 1,05'te artış.
Mente, 2009 [25] Tek besinli RCT'ler, doymuş yağ asidi alımını azaltmanın KKH olayları riskini azaltıp azaltmadığını henüz değerlendirmemiştir. Çoklu doymamış yağ asidi alımı için, RCT'lerin çoğuna yeterince güç verilmemiştir  ve KKH sonuçlarında anlamlı bir azalma bulamadı.
Skeaff, 2009 [26] SFA alımı, 1.14 RR ile CHD mortalitesi ile anlamlı olarak ilişkili değildi. Ayrıca, KKH ölümüyle anlamlı bir ilişki yoktu. PUFA alımı, 1.25'lik bir RR ile CHD mortalitesi ile güçlü bir şekilde ilişkiliydi. Sağlık Profesyonelleri Takip Çalışması ve EUROASPIRE çalışma sonuçları toplam PUFA'nın sonuçlarını yansıttı; linoleik asit alımı KKH mortalitesi ile anlamlı derecede ilişkili idi.
Jakobsen, 2009 [27] "Dernekler, doymuş yağ asitlerinin, tekli doymamış yağ asitleri veya karbonhidratlar yerine çoklu doymamış yağ asitleri ile değiştirilmesinin, çok çeşitli alımlarda CHD'yi önlediğini ileri sürmektedir."
Van Horn, 2008 [28] % 25-35 yağ ancak <% 7 SFA ve TFA riski azaltır.

Birçok çalışma, doymuş yağlar yerine diyete çoklu doymamış yağların dahil edilmesinin daha faydalı CVD sonuçları ürettiğini bulsa da,[2] tekli doymamış yağların veya karbonhidratların ikame edilmesinin etkileri belirsizdir.[29][30]

Doymuş yağ tüketimi genellikle dislipidemi için bir risk faktörü olarak kabul edilir, bu da bazı kardiyovasküler hastalıklar için bir risk faktörüdür.[31][32][33][34]

Anormal kan lipit düzeyleri, yani yüksek toplam kolesterol, yüksek trigliserit seviyeleri, yüksek seviyelerde düşük yoğunluklu lipoprotein (LDL, "kötü" kolesterol) veya düşük seviyelerde yüksek yoğunluklu lipoprotein (HDL, "iyi" kolesterol) hepsi artmış kalp hastalığı ve inme riski ile ilişkilidir.[7]

Meta analizler doymuş yağ ve serum kolesterol düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki bulmuştur.[2][35] Birçok faktörden kaynaklanabilecek yüksek toplam kolesterol seviyeleri, artmış kardiyovasküler hastalık riski ile ilişkilidir.[36][37] Bununla birlikte, yüksek total / HDL kolesterol oranı gibi kolesterolü ölçen diğer göstergeler, toplam serum kolesterolden daha belirleyicidir . 52 ülkede miyokard enfarktüsü üzerinde yapılan bir çalışmada, ApoB / ApoA1 (sırasıyla LDL ve HDL ile ilişkili) oranı, tüm risk faktörleri arasında CVD'nin en güçlü prediktörüdür.[38] Obezite, trigliserit seviyeleri, insülin duyarlılığı, endotel fonksiyonu ve trombojenisiteyi içeren, CVD'de rol oynayan diğer yollar vardır, ancak olumsuz bir kan lipit profilinin yokluğunda, bilinen diğer risk faktörlerinin sadece zayıf bir aterojenik etki.[39] Farklı doymuş yağ asitlerinin çeşitli lipit seviyeleri üzerinde farklı etkileri vardır.[40]
Kanser
Meme kanseri


2003 yılında yayınlanan bir meta-analiz, doymuş yağ ve meme kanseri arasındaki kontrol ve kohort çalışmalarında anlamlı bir pozitif ilişki bulmuştur.[41] Bununla birlikte, daha sonraki iki derleme, doymuş yağ alımı ve meme kanseri riskinin zayıf veya önemsiz ilişkilerini bulmuştur [42][43] ve karıştırıcı faktörlerin yaygınlığına dikkat ediniz.[44]
Kolorektal kanser

Bir derleme, hayvansal yağ tüketimi ile kolorektal kanser insidansı arasında pozitif bir ilişki olduğuna dair sınırlı kanıt bulmuştur.[45]
Yumurtalık kanseri

Klinik çalışmaların meta-analizleri, yüksek doymuş yağ tüketimi ile yumurtalık kanseri riskinin arttığına dair kanıt bulmuştur.[46]
Prostat kanseri

Bazı araştırmacılar, serum miristik asit [47][48] ve palmitik asit ve diyet miristik ve palmitik [49] doymuş yağ asitleri ve alfa-tokoferol takviyesi ile birlikte serum palmitik ile ilişkili olduğunu göstermiştir. doza bağımlı bir şekilde prostat kanseri riski. Bununla birlikte, bu ilişkilendirmeler, gerçek bir neden olmaktan ziyade, ön-vakalar ve kontroller arasında bu yağ asitlerinin alımındaki ya da metabolizmasındaki farklılıkları yansıtabilmektedir.
Kemikler

Artan kanıtlar, diyetteki yağ miktarının ve türünün kemik sağlığı üzerinde önemli etkileri olabileceğini göstermektedir. Bu kanıtların çoğu hayvan çalışmalarından elde edilmiştir. Bir çalışmadan elde edilen veriler, kemik mineral yoğunluğunun doymuş yağ alımı ile negatif ilişkili olduğunu ve erkeklerin özellikle savunmasız olabileceğini gösterdi.[50]
Diyet önerileri

Doymuş yağların diyet alımını azaltmaya veya sınırlandırmaya yönelik öneriler Dünya Sağlık Örgütü,[51] Amerikan Kalp Derneği,[2] Sağlık Kanada,[52] ABD Sağlık ve İnsan Hizmetleri Departmanı,[53] İngiltere Ulusal Sağlık tarafından yapılır. Hizmet,[54] Avustralya Sağlık ve Yaşlanma Bakanlığı,[55] Singapur Sağlık Bakanlığı,[56] Hindistan Sağlık ve Aile Refahı Bakanlığı,[57] Yeni Zelanda Sağlık Bakanlığı,[58] ve Hong Kong Sağlık Bakanlığı.[59]

2003 yılında, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) uzman danışma raporu "doymuş yağ asitleri alımının doğrudan kardiyovasküler riskle ilişkili olduğu sonucuna varmıştır.[60] Geleneksel hedef, doymuş yağ asitlerinin alımını günlük enerji alımının% 10'undan daha azına ve yüksek riskli gruplar için% 7'den daha azına sınırlamaktır. Popülasyonlar% 10'dan daha az tüketiyorsa, bu alım seviyesini artırmamalıdır. Bu sınırlar dahilinde, miristik ve palmitik asitler açısından zengin gıdaların alımı, bu özel yağ asitlerinin içeriği daha düşük olan yağlarla değiştirilmelidir. Gelişmekte olan ülkelerde ise bazı nüfus grupları için enerji alımı yetersiz olabilir nerede, enerji harcaması yüksek ve vücut yağ depolar (VKİ <18.5 kg / m2) düşüktür olduğunu. Enerji ihtiyacının karşılanması gereğini akılda tutarak yağ tedarikinin miktarı ve kalitesi göz önünde bulundurulmalıdır. Hindistan cevizi ve palmiye yağı gibi belirli doymuş yağ kaynakları düşük maliyetli enerji sağlar ve yoksullar için önemli bir enerji kaynağı olabilir. "

Hastalık Kontrol Merkezleri (CDC) tarafından yayınlanan 2004 tarihli bir açıklamada, "Amerikalıların doymuş yağ alımını azaltmak için çalışmaya devam etmesi gerekiyor ..." [61] Ayrıca Amerikan Kalp Derneği tarafından yapılan incelemeler, Derneği doymuş yağ alımını azaltmayı önermeye yönlendirdi. 2006 önerilerine göre toplam kalorinin% 7'sinden daha azı.[62][63] Bu, ABD Sağlık ve İnsan Hizmetleri Departmanı tarafından, doymuş yağ tüketimindeki azalmanın sağlığı olumlu yönde etkileyeceğini ve kalp hastalığı prevalansını azaltacağını belirleyen benzer sonuçlarla örtüşmektedir.[64]

İngiltere, Ulusal Sağlık Servisi, İngilizlerin çoğunun çok fazla doymuş yağ yediğini iddia ediyor. İngiliz Kalp Vakfı ayrıca insanlara doymuş yağları azaltmalarını tavsiye eder. İnsanlara doymuş yağları azaltmaları ve satın aldıkları yiyeceklerin etiketlerini okuması tavsiye edilir.[65][66]

2004 yılında yapılan bir gözden geçirme, "spesifik doymuş yağ asidi alımının daha düşük güvenli bir sınırı tespit edilmediğini" belirtti ve farklı doymuş yağ asidi alımlarının, farklı yaşam tarzlarının ve genetik geçmişlerin bir arka planına karşı etkisinin gelecekteki çalışmalarda odaklanması gerektiğini önerdi.[67]

Daha düşük doymuş yağ için battaniye önerileri, Amerikan Diyetisyenler Derneği'nin 2010 konferans tartışmasında, sağlıklı yağların ve rafine edilmemiş karbonhidratların tüketimini vurgulamak yerine doymuş yağları azaltmaya çok dar bir şekilde odaklandığı için eleştirildi. Diyetteki doymuş yağların, özellikle sağlık yararlarına sahip olabilen çoklu doymamış yağlar pahasına yüksek obezite ve kalp hastalığı riski taşıyan rafine karbonhidratlarla değiştirilmesinin sağlık riskleri hakkında endişe dile getirildi. Panelistlerin hiçbiri, doymuş yağların ağır tüketimini önermedi, bunun yerine genel diyet kalitesinin kardiyovasküler sağlık için önemini vurguladı.[68]

Literatür ve klinik çalışmaların 2017 kapsamlı bir incelemesinde, Amerikan Kalp Derneği, doymuş yağ alımının, kardiyovasküler hastalık riskini% 30 oranında azaltabilecek bir diyet ayarlaması olan tekli doymamış ve çoklu doymamış yağlar içeren ürünlerle azaltılmasını veya değiştirilmesini önerdi.[2]

Moleküler tanım

İki boyutlu çizim, miristik asit molekülünün polikarbon kuyruğundaki karbon atomlarının her birine bağlı örtülü hidrojen atomlarına sahiptir (kuyrukta 13 karbon atomu; tüm molekülde 14 karbon atomu vardır).

Karbon atomları da iki düz çizgi arasındaki kesişme olarak tasvir edildiğinden dolaylı olarak çizilir. "Doymuş", genel olarak, Octet Kuralının izin verdiği şekilde, polikarbon kuyruğunun her bir karbonuna bağlı olan azami hidrojen atomu anlamına gelir. Bu aynı zamanda kuyruğun bitişik karbon atomları arasında sadece tekli bağların ( sigma bağları ) mevcut olacağı anlamına gelir.

Doymamış Yağ Nedir?

Özellikle diyet yapan ve sağlıklı kişilerin araştırdıkları doymamış yağ hakkında bilgileri son derece önemlidir. Vücutta üretilmeyen ancak vücudun ihtiyaç duyduğu yağ çeşidine doymamış yağ adı verilmektedir. Doymamış yağlar vücutta üretilmezler ve bu nedenle de dışarıdan takviye edilmesi gerekmektedir.

Oda sıcaklığında sıvı halde bulunan ve genellikle bitkilerden yer alan yağ çeşidine doymamış yağ denilmektedir. Doymamış yağlar temelinde iki çeşide ayrılmaktadır. Bunlar tekli ve çoklu doymamış yağ asitleri olmaktadır.

Doymamış Yağ Zararlı Mıdır?

Yağlar vücuda mutlaka alınması gereken besinlerdir. Fakat sağlıklı yağların tüketilmesi sağlık açısından çok önemlidir. Doymamış yağlar balıklardan ve bitkilerden elde edilen yağlar olduğu için sağlık açısından yararlı yağlar arasında yer almaktadır.

Doymamış yağlar kolesterolü düşürmeye yardımcı yağlardır. Özellikle kalp hastalıkları riskini ve artrit semptomlarını da azaltmaktadır. Bu nedenle zararlı olmamaktadır.

Doymamış Yağ Örnekleri Nelerdir?

Doymamış yağ örneklerine bakıldığında pek çok örnek vermek mümkündür. Doymamış yağ örneklerinden bazıları şunlardır:

- Keten tohumu
- Yeşil yapraklı sebzeler
- Fındık, ceviz, badem
- Kabuklu kuru yemişler
- Balık çeşitleri
- Avokado
- Soya yağı

Trans Yağ Nedir?

Trans yağ, trans-izomer (E-izomer) doymamış yağ asitlerine verilen yaygın ad. Terim çift karbon-karbon bağının konfigürasyonuna işaret ettiğinden trans yağlar bazen tekli bazen de çoklu doymamış yağ olabilir, ama hiçbir zaman doymuş yağ olamaz.

Trans yağlar, gerekli yağ asitlerinden değildir. Trans yağların tüketimi LDL kolesterol düzeyini arttırıp "iyi" HDL kolesterol düzeyini azalttığından[1] kalp hastalığı riskini artırır.[2][3] Dünya çapında sağlık otoriteleri trans yağlarının tüketiminin eser miktarlara azaltılması gerektiğini önermektedir. Kısmî hidrojenleşme ile oluşan trans yağlar, doğal olarak oluşan trans yağlardan daha zararlıdır.[4] Alberta Eyaleti Besi Hayvanı ve Et Ajansı[5] ve Kanada Günlük Süt Üreticileri[6] tarafından desteklenerek Kanada'da yapılan iki araştırma sonucunda, et ve süt ürünlerinde bulunan doğal trans yağ vaksenik asitin aslında hidrojenleştirilmiş sebze ya da domuz ve soya yağı karışımının[6] aksine toplam ve LDL kolesterol ve trigliserit düzeylerini azaltarak[7][8][9] sağlığa yararlı etkisi olduğunu göstermiştir.

Doymamış yağ karbon atomları arasında bir ya da daha fazla çift bağ bulunan yağ molekülüdür. Karbon atomları birbirlerine çift bağlı olduğu için hidrojen ile daha az bağı vardır dolayısıyla da daha az hidrojen atomu bulunur ve bu nedenle "doymamış" adı verilir. Cis ve trans terimleri çift bağ yapan karbon atomlarına bağlı olan iki hidrojen atomunun oryantasyonunu belirtir. Cis oryantasyonda hidrojen atomları çift bağın aynı tarafındadır. Trans oryantasyonunda ise hidrojen atomları çift bağın karşılıklı taraflarındadır.

Hidrojenleşme süreci doymamış yağlara hidrojen atomu ekleyerek çift bağları ortadan kaldırmak ve yağları kısmî ya da tamamen doymuş yağ hâline getirmektir. Ancak enzimsel olmayan kimyasal kısmî hidrojenleşme cis-izomerleri hidrojenleştirmek yerine trans-doymamış yağa çevirebilmektedir. Trans yağlar doğal olarak birkaç durumda ortaya çıkabilir: Trans yağ içeren vaksenil ve konjuge linoleil (KLA), gevişgetirenlerin et ve süt ürünlerinde doğal hâlde eser miktarda bulunabilir.

Tarihçe

Nobel Ödülü sahibi kimyager Paul Sabatier'nin 1890'ların sonuna doğru hidrojenleşme kimyası üzerine yaptığı çalışmalar sonunda margarin, yağ hidrojenleşmesi ve sentetik metanol endüstrileri doğdu.[10] Sabatier yalnızca gaz hâlinde hidrojenleşmeyi dikkate almışken Alman kimyager Wilhelm Normann, 1901 yılında, sıvı yağların da hidrojenleşme sürecinden geçebileceğini gösterdi ve 1902 yılında buluşunun patentini aldı.[11][12] 1905-1910 yılları arasında Normann, Herford şirketine bir yağ sertleştirme tesisi kurdu. Aynı zamanda buluş Joseph Crosfield & Sons, Limited. şirketi tarafından İngiltere'nin Warrington kasabasında daha büyük ölçekli bir fabrika kurulmasında kullanılmıştı. Warrington'da kurulan fabrikada sertleştirilmiş yağın başarıyla üretilmesi yalnızca iki yılı aldı ve 1909 sonbaharında fabrika üretime başladı. İlk yıl üretimi yaklaşık 3.000 ton olmuştur.[13] 1909 yılında, Procter & Gamble Normann'ın patentinin ABD haklarını aldı[14] ve 1911 yılında çoğunlukla kısmî hidrojenleşmiş çiğit yağından oluşan ilk hidrojenleşmiş yağ Crisco'yu piyasaya sürdüler. Her tarifinde Crisco kullanımını öngören bedava yemek kitaplarını dağıtan pazarlama tekniğiyle, çok başarılı oldular.

Normann'ın hidrojenleşme süreci insan tüketimi için balina yağı ve balık yağının ucuza kullanılabilmesini sağlamıştır ancak tüketicilerin hoşlanmamasını engellemek için gizli tutulmuştur.[15]

1910 yılından önce yemeklerde kullanılan yağlar tereyağ, sığır ve domuz içyağıydı. 19. yüzyılın başında, Fransa'da Napoleon rejimi sırasında askerleri beslemek için tereyağ ve sığır içyağından ibaret bir margarin bulunmuştur ama ABD'de kabul görmemiştir. 20. yüzyılın başlarında protein kaynağı olmak üzere ABD'ye soya fasulyesi girince ortaya yan ürün olarak soya yağı çıkmıştır. Bu yağla ne yapılacağı sorun hâline gelmiştir. Piyasada yeterince tereyağ bulunmamaktadır. Sıvı yağın katı yağa dönüştürülebildiği hidrojenleşme sürecinin bulunuşuyla birlikte margarin üretiminde soya yağı kullanılmıştır. Sonraları buzdolabının ortaya çıkması da trans yağ endüstrisinin gelişiminde önemli bir faktör olmuştur. Yağ endüstrisi hidrojene yağların tereyağına nazaran margarinlere bazı yeni özellikler verdiğini görmüştür. Örneğin, tereyağının aksine, buzdolabından çıkarılan margarin hemen ekmek üzerine sürülebiliyordu. Hidrojene yağların kimyasal bileşimine yapılan ufak değişiklikler ile yemek yapımında içyağından daha iyi özellikler verilmiştir. Hidrojene soya yağından yapılan margarin, teryağının yerine geçmeye başlamıştır. Crisco ve Spry gibi İngiltere'de satılan hidrojene yağlar 1920'lerde ekmek, pasta, kek ve kurabiye yapımında domuz içyağının yerine geçmeye başlamıştır.[16]

1940'larda Dr. Catherine Kousmine trans yağların kanser üzerinde etkisini araştırmıştır.

1960'lara kadar hidrojene yağların üretimi giderek arttı ve hayvan yağlarının yerine artık prosesten geçirilmiş bitkisel yağlar aldı. Başlarda daha düşük maliyete neden olduğu için ekonomik argümanlar öndeydi. Ayrıca margarinin doymamış trans yağlarının, tereyağının doymuş yağlarından daha sağlıklı olduğu bile iddia edilmiştir.[17]

En erkeni 1956'da olmak üzere bilimsel literatürde trans yağların kalp damar rahatsızlıklarının artmasının bir nedeni olabileceğine dair önermeler varsa da aradan otuz yıl geçmesine karşın konunun üzerine ciddi olarak eğilinmemiştir.[17][18] 1990'ların başlarında yapılan çalışmalar sonucunda ise trans yağların insan sağlığı üzerinde olan olumsuz etkisi nihayet kanıtlanmıştır. 1994 yılında ABD'de trans yağların yılda 20.000 kişinin kalp rahatsızlığından ölmesine neden olduğu tahmin edilmiştir.[19]

Birçok ülkede besinlerde trans yağ olduğuna dair etiketleme zorunluluğu getirilmiştir.[20] Konuyu gündeme getirmek ve gıda üreticilerinin uygulamalarını değiştirmek için aktivistler tarafından kampanyalar düzenlenmiştir.[21] 2007'nin Ocak ayında ürünlerinin satışının yasaklanması durumuyla karşı karşıya kalan Crisco ürünlerinin içeriğini değiştirerek FDA'nın "porsiyon başına sıfır gram trans yağ" (yani çorba kaşığında 1 gramdan az ya da ağırlığın %7'sinden az) tanımına uymuştur.[22][23][24]

Guelph Üniversitesi araştırma grubu trans ve doymuş yağlarla benzer yemek pişirme özelliklerine sahip olacak şekilde zeytin, soya ve kanola yağı ile su, monogliseridler ve yağ asitlerini karıştırarak bir yemek pişirme yağı bulmuştur.[25][26]
Kimya
Kimyasal anlamda, trans yağ, trans geometrik konfigürasyonda bir ya da daha fazla çift bağ içeren lipid molekülüdür. Çift bağ trans ve cis olarak iki konfigürasyon gösterebilir. Trans konfigürasyonda karbon zinciri çift bağın zıt taraflarından uzayıp giderek daha düz bir molekül oluşturur. Cis konfigürasyonda ise karbon zinciri çifte bağın aynı yanından uzayarak eğik bir molekül oluşturur.

Yağ asitleri yapılarında çift bağ bulunup bulunmamasına göre doymamış ve doymuş olarak sınıflandırılır. Eğer molekülde çift bağ yoksa doymuş olarak adlandırılır; aksi hâlde bir dereceye kadar doymamıştır.[29][30]

Yalnızca doymamış yağlar trans ya da cis yağ olabilirler; çünkü bu oryantasyonlara yalnızca çift bağ bağlanabilir. Doymuş yağlar çift bağ içermediklerinden hiçbir zaman trans yağ olarak adlandırılmazlar. Dolayısıyla tüm bağları serbestçe dönebilir. Krepeninik asit gibi üçlü bağ içeren diğer tip yağ asitlerine çok ender rastlanır ve besinsel değerleri yoktur.
Trans yağ

Karbon atomları tetravalanttır ve diğer atomlar ile dört tane kovalent bağ oluşturur. Hidrojen atomları ise yalnızca tek bir bağ oluşturabilir. Doymuş yağ asitlerinde her karbon atomu komşu iki karbon atomuna ve iki hidrojen atomuna bağlıdır. Doymamış yağlarda ise hidrojen atomu eksik olan karbon atomları diğer karbon atomlarına çift bağ ile bağlanır.

Doymamış yağ asitlerinin hidrojenleşmesi asite hidrojen atomu eklenmesiyle çift bağların tek bağ hâline gelmesi ve karbon atomlarına yeni hidrojen atomlarının bağlanmasıdır. Tam hidrojenleşme bir molekülün alabileceği maksimum sayıda hidrojen atomu almasıyla diğer bir deyişle doymamış yağ asidinin doymuş yağ asidi olmasıyla gerçekleşir. Kısmi hidrojenleşme bazı çift bağların yerine tek bağların geçmesi ve hidrojen atomlarının bağlanmasıyla olur. Tipik ticari yağlar oda sıcaklığında katı, ısıtıldığında sıvı olabilmesi için kısmî olarak hidrojenleştirilirler.

Doğal olarak oluşan doymamış yağ asitlerinin çoğunda hidrojen atomları çift bağın aynı tarafındadır yani cis oryantasyonundadır (Latince "aynı yanda" anlamında.) Halbuki kısmî hidrojenleşme kimyasal olarak satüre olmayan tüm çift bağları tekrar konfigüre ederek hidrojen atomlarının çift bağların farklı yanların olmasına neden olur. Bu konfigürasyon Latince "karşı" anlamına gelen trans oryantasyondur.[31] Trans konfigürasyon en az enerji biçimi olduğu için hidrojenleşme reaksiyonunun yan reaksiyonu olarak katalitik olarak dengelendiğinde ortaya çıkar.

Aynı sayıda atom içeren, aynı yerde çift bağı olan aynı molekül çift bağın konfigürasyonuna göre trans ya da cis yağ asidi olabilir. Örneğin hem oleik asit hem de elaidik asit C9H17C9H17O2 kimyasal formülüne sahip doymamış yağ asitleridir.[32] Her ikisinin de karbon zincirinin ortasında çift bağ vardır. Bu çift bağın konfigürasyonu iki yağ asitini birbirinden ayırır. Bu konfigürasyon molekülün fiziksel-kimyasal özelliklerine etki eder. Trans konfigürasyon düz iken, cis konfigürasyon yukarıda gösterilen üç boyutlu desendeki gibi eğiktir.

Trans yağ asiti elaidik asitin farklı bağ konfigürasyonu nedeniyle farklı kimyasal ve fiziksel özellikleri vardır. Erime derecesi 13,4 °C olan oleik asitten daha yüksek olan 45 °C'lik bir erime derecesine sahiptir. Bunun nedeni trans moleküllerin daha düz olmaları nedeniyle daha sıkı olarak istiflenerek kırılması daha zor bir katı oluşturmasıdır.[32] Bunun anlamı, insan vücudu sıcaklığında doymamış trans yağ asitlerinin katı biçiminde olacağıdır.

Besin üretiminde amaç karbon ve hidrojen atomu oranını koruyarak çift bağların konfigürasyonunu değiştirmek değil, yağ asidinde bulunan çift bağların sayısını arttırmak için hidrojen atomu sayısını arttırmaktır. Bu yağ asidinin kıvamını değiştirerek bozulmaya karşı daha dayanıklı hâle getirir çünkü serbest radikallerin saldıracağı çift bağ sayısı azalır. Trans yağ asitlerinin üretimi kısmî hidrojenleşmenin istenmeyen bir yan etkisidir.

Katalitik kısmî hidrojenleşme reaksiyon mekanizması itibarıyla mecburen trans yağ üretir. İlk reaksiyon adımında bir hidrojen atomu eklenirken diğer karbon atomu katalizöre bağlanır. İkinci adım diğer karbon atomuna hidrojen atomu bağlayarak doymuş yağ oluşturmaktır. İlk adım hidrojenin tekrar katalizör tarafından tekrar emilimiyle ters çevrilebilir ve çift bağ tekrar oluşur. Tek bir hidrojen bağlanmış olan ara bileşik çift bağ içermez ve serbest olarak dönebilir. Dolayısıyla çift bağ cis ya da trans olarak tekrar oluşabilir ama neyle başlarsanız başlayın sonunda trans konfigürasyon oluşur. Tam hidrojenleşmede ortaya çıkan trans yağlarda hidrojen eklenerek doymuş yağ hâline dönüştürülürler.

ABD Tarım Bakanlığı'nda araştırmacılar yan etkisi olan trans yağ üretilmeden hidrojenleşme yapılıp yapılamayacağını araştırdılar. Kimyasal reaksiyonun oluştuğu basıncı değiştirdiler. 2 litrelik bir kap içinde bulunan soyayağını 140 °C ile 170 °C arasında ısıtırken 1400 kPa basınç uyguladılar. Standart 140 kPa basınç altında yapılan hidrojenleşme sürecinin sonunda ağırlık olarak %40 oranında trans yağ oluşurken, yüksek basınç altında bu oran %17'ye düşmüştür. Hidrojene edilmemiş sıvı soyayağı ile karıştırıldığında yüksek basınç altında yapılan işlem sonucunda %5-6 trans yağ içeren margarin üretilmiştir. ABD'de geçerli olan etiketleme gerekliliklerine göre "bu margarin trans yağ içermiyor" olarak etiketlenebilir.[33] Trans yağların oranı hidrojenleşme sürecinin sıcaklığı ve zamanı değiştirilerek de değiştirilebilir.

Trans yağ oranları ölçülebilir. Ölçüm teknikleri arasında kromatografi, gaz kromatografisi ve infrared spektroskopi bulunmaktadır.
Besinler ve trans yağlar
Salers ineği. İneklerden ve diğer geviş getirenlerden elde edilen süt ve et içinde doğal olarak oluşmuş eser miktarda trans yağlar bulunabilir.

Sığırlar ve koyunlar gibi geviş getirenlerin süt ve vücut yağlarında, toplam yağın %2-5'i oranında doğal olarak bir çeşit trans yağ oluşur.[34] Konjuge linoleik asit (KLA) ve vaksenik asit gibi doğal yağlar bu hayvanların işkembesinde oluşur. KLA biri cis diğeri trans konfigürasyona sahip iki çift bağ içerir bu da onu hem cis hem de trans yağ asidi yapar.

Hayvan kaynaklı yağlar bir zamanlar tüketilen tek trans yağlardı. Ancak günümüzde tüketilen trans yağların tamamına yakını gıda endüstrisi tarafından bitkisel yağların kısmî hidrojenleşmesi sırasında istenmeden oluşan trans yağlardan oluşturmaktadır. Özellikle fast food olmak üzere hazır gida endüstrisinde kısmî hidrojene edilmiş yağlar, hayvan yağlarının ve bitkisel yağların yerine geçmiştir. Kısmî hidrojene edilmiş yağlar, çeşitli nedenlerle besinlerde kullanılmaktadır. Kısmî hidrojenleştirme ürünlerin raf ömrünü uzatır ve koruma gereksinimlerini azaltır. Diğer yağlara göre daha ucuzdur.
Sağlık riskleri

Kısmî hidrojene bitkisel yağlar yaklaşık 100 yıldır mutfaklar da önemli bir yer tutmaktadır ve trans yağ tüketiminin bazı zararlı etkileri bilimsel anlamda kabul görmüştür.

Trans yağların tam olarak hangi biyokimyasal yöntemlerle özel sağlık sorunları yarattığı hâlâ araştırılmaktadır. Bir teoriye göre insan lipaz enzimi yalnızca cis konfigürasyonda işleyebilir ama trans yağları metabolize edemez. Lipaz suda çözünen, trigliseridler, yağlar gibi yaşayan organizmaların çoğunda bulunan lipidlerin sindirilmesine, taşınmasına ve işlenmesine yardımcı olan bir enzimdir. Trans yağların koroner arter hastalıklarına neden olma mekanizması gayet açık anlaşılmıştır ama diyabete neden olma mekanizması hâlâ incelenmektedir.
Koroner kalp rahatsızlıkları

Trans yağ tüketiminin neden olduğu en önemli sağlık sorunu koroner kalp rahatsızlıklarıdır. 2006 yılında "New England Journal of Medicine"de yer alan bir rapora göre trans yağlar düşük tüketim oranlarında bile yüksek kalp rahatsızlığına neden olmaktadır.[4] Bu araştırmaya göre ABD'de her yıl 30.000 - 100.000 arası kalp hastalığından olan ölümlerin nedeni trans yağ tüketimine bağlanabilir.[35]

Trans yağların kalp hastalıkları üzerindeki etkilerin en önemli kanıtı, 1976 yılında başlandığından beri 120.000 kadın hemşirenin katıldığı Hemşirelerin Sağlık Araştırması'dır. Bu çalışmada, 14 yıl boyunca Hu ve çalışma arkadaşları, çalışma grubu populasyonunda 900 kalp rahatsızlığı vakasını analiz etti. Sonuçta bir hemşirenin tüketilen trans yağ kalori miktarının %2 artışına karşın kalp rahatsızlığına yakalanma riskinin kabaca iki katına çıktığı hesaplanmıştır. Buna karşılık aynı oranda risk artışı için doymuş yağ kalori tüketiminde %15'lik bir artış gerekmektedir. "Doymuş yağlar ya da trans doymamış yağların yerine cis doymamış yağ tüketiminin, yerine aynı kalori miktarında karbonhidrat tüketiminden daha fazla oranda riski azalttığı görülmüştür."[36] Hu aynı zamanda trans yağ tüketimini azaltmanın yararlarından da söz eder. Trans yağdan alınan besin enerjisinin %2'sini trans olmayan doymamış yağ ile değiştirmek kalp hastalığı riskini yarıdan fazla oranda (%53) düşürür. Benzer şekilde doymuş yağdan alınan besin enerjisini %5 oranında trans olmayan doymamış yağ ile değiştirmek kalp hastalığı riskini %43 oranında azaltır.[36]

Bir başka çalışmada kalp rahatsızlığından ölümler üzerine yapılan incelemeler sonucunda trans yağ tüketiminin ölüm oranında artış ile bağlantılı olduğu ve çoklu doymamış yağ tüketiminin ölüm oranını azalttığı gösterilmiştir.[37]

Bir kişinin kalp hastalığı riskini tespit etmek için yapılan iki test vardır; her ikisi de kan testidir. Birincisinde her iki kolesterol tipinin oranına bakılır; ikincisinde ise C-reaktif protein adı verilen sitokin sayısına bakılır. Sitokin testi daha güçlü olmasına karşın hâlen üzerinde çalışılmaktadır ve oran testi daha çok kabul görmüştür. Trans yağ tüketiminin her iki durum için etkisi şöyle belirtilmiştir:

    Kolesterol oranı: Bu oran LDL ("kötü" kolesterol) ile HDL ("iyi" kolesterol) düzeylerini karşılaştırır. Trans fat doymuş yağ gibi davranarak LDL düzeyini arttırır ancak doymuş yağın aksine, trans yağ, aynı zamanda HDL oranını da düşürmektedir. LDL/HDL oranında net artış trans yağda doymuş yağa göre yaklaşık iki kattır.[38] Yüksek LDL/HDL oranı riski artırmaktadır.
    C-reaktif protein (CRP): 700'den fazla hemşire üzerinde yapılan bir çalışma trans yağ tüketiminde dördüncü dörttebirlikte olanların kanında CRP düzeyinin birinci dörttebirlikte olanlardan %73 oranında daha yüksek olduğunu göstermiştir.[39]

Diğer etkileri

Trans yağ tüketiminin olumsuz etkilerinin kalp rahatsızlıklarının ötesine gittiğine dair önermeler bulunmaktadır. Genel olarak trans yağ tüketiminin diğer kronik sağlık problemlerine yakalanma riskini özellikle arttırdığına ilişkin daha az bilimsel fikir birliği bulunur:

    Alzheimer hastalığı: Şubat 2003'te "Archives of Neurology"de yayımlanan bir araştırma hem trans hem de doymuş yağ tüketiminin Alzheimer hastalığının ilerlemesini tetiklediği belirtilmiş,[40] ama bir hayvan modeli ile desteklenmemiştir.[41]
    Kanser: Trans yağ tüketiminin kanser riskini arttırdığına dair belirli bir bilimsel fikir birliği bulunmamaktadır. "The American Cancer Society" trans yağlar ile kanser arasında bir ilişkinin belirlenmediğini söyler.[42] Bir çalışmada prostat kanseri ile trans yağ arasında pozitif bir bağlantı bulunmuştur.[43] Ancak daha geniş bir başka çalışma trans yağlar ve yüksek derecede prostat kanserinde azalma ile ilgili bir korrelasyon ortaya çıkarmıştır.[44] Kanser ve Beslenme Üzerine İleriye Yönelik Avrupa Araştırması'nın Fransız bölümü trans yağ asitlerinin tüketiminin artmasının göğüs kanseri riskini %75 arttırabileceğini önermiştir.[45]
    Diyabet: Tip 2 diyabet riskinin trans yağ tüketiminin artmasıyla arttığına dair giderek artan endişeler bulunmaktadır. Ancak bir fikir birliğine varılamamıştır.[4] Örneğin bir çalışma trans yağ kullanımının dördüncü dörttebirliğinde olanlar için bu riskin daha yüksek olduğunu bulmuştur[46] Bir başka çalışma ise toplam yağ tüketimi ve VKI gibi diğer faktörler dikkate alındığında diyabet riski bulmamaıştır.[47]
    Obezite: Araştırmalara göre trans yağlar benzer kalori alımına nazaran kilo alımının ve karın yağlarının artışına neden olabilir.[48] Altı yıllık bir deney trans yağ diyeti ile beslenen maymunların vücut ağırlıklarının %7,2'si oranında kilo aldıklarını, tekli doymamış yağ diyeti ile beslenen maymunların ise yalnızca %1,8 oranında kilo aldıklarını göstermiştir.[49][50] Her ne kadar obezite ile trans yağ tüketimi popüler medya sıklıkla bağlantılı olarak gösterilse de,[51] bu aslında çok fazla kalori tüketmek ile alâkalıdır. Trans yağ ile obeziteyi bağlayan güçlü bir bilimsel fikir birliği oluşmamıştır.
    Karaciğer bozukluğu: Trans yağlar karaciğerde diğer yağlardan farklı metabolize olur ve delta 6 dezaturaza engel olur. Delta 6 dezaturaz gerekli yağ asitlerini hücrelerin fonksiyonu için gerekli olan arakidonik asit ve prostaglandinlere çeviren bir enzimdir.[52]
    Kadında kısırlık: 2007 yılında yapılan bir çalışmada Karbonhidratların aksine trans yağ tüketiminde %2'lik bir artışın yumurta kısırlığında %73'lük bir risk oluşturduğu gösterilmiştir.[53]
    Depresyon: İspanyol araştırmacılar altı yıl boyunca 12.059 kişinin yediklerini analiz ettiler ve daha çok trans yağ tüketenlerin tüketmeyenlere nazaran depresyona girme riskinin %48 daha yüksek olduğunu gösterdiler.[54]

Kamu tepkisi ve düzenlemeler

Uluslararası


Uluslararası gıda ticareti Codex Alimentarius ile standartlaştırılmıştır. Hidrojene sıvı ve katı yağlar Codex Stan 19'da bulunur.[55] Süt ürünü olmayan kahvaltılık yağlar Codex Stan 256-2007'da bulunur.[56] Codex Alimentarius'da trans yağ olarak etiketlendirilmesi gereken yağlar trans konfigürasyonda karbon-karbon çift bağa sahip, konjuge olmayan [en azından bir metilen grup (-CH2-CH2-) ile kesilmemiş olan] tekli ya da çoklu doymamış yağ asitlerinin geometrik izomerleri olarak tanımlanmaktadır. Bu tanım özel olarak insan sütünde, süt ve et ürünlerinde doğal olarak bulunan sağlıklı trans yağları (vaksenik asit ve konjuge linoleik asit) dışarıda bırakır.

ABD

11 Temmuz 2004'te, Food and Drug Administration gıda maddelerinin üzerinde beslenme bilgileri kısmına trans yağların belirtilmesini gerektiren düzenlemeyi çıkarttı.[22][23] Yeni kural 1 Ocak 2008'den itibaren zorunlu hâle gelmiştir. Ancak diğer ülkelerin aksine, porsiyon başına 0,5 g'dan az trans yağ içeren gıdalar sıfır trans yağ içerir diye etiketlenebilir.[57]

Arjantin

Ağustos 2006'dan itibaren trans yağ içeren gıda ürünleri etiketlenmek zorundadır.[58] 2010 yılından itibaren doğrudan tüketicilere satılan bitkisel sıvı ve katı yağlar toplam yağın yalnızca %2'si oranında trans yağ içermek zorundadır. Diğer ürünler ise toplan yağın %52'sinden fazla trans yağ içeremez.[59]

Avrupa Birliği

2004 yılında Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi trans yağ asitleri üzerine bilimsel bir görüş hazırladı.[60]

Avustralya

Avustralya federal hükümeti fast food ürünlerinde trans yağların azaltılması için aktif politika izleyeceğini belirtmiştir. Federal sağlık bakanı eski yardımcısı Christopher Pyne fast food üreticilerinin trans yağ kullanımını azaltmalarını istemiştir. Trans yağlara ve doymuş yağlara olan bağımlılığın azaltılacağı bir ana plan taslağı, 2007 yılında önerilmiştir.

Günümüzde Avustralya gıda etiketleme kanunları trans yağların toplam yağ oranından ayrı belirtilmesini gerektirmemektedir. Ancak 1996'dan beri Avustralya'da margarinde hemen hemen hiç trans yağ bulunmamaktadır.[61]

Birleşik Krallık

Ekim 2005'te Gıda Standartları Ajansı (FSA) BK'da daha iyi bir etiketleme istemiştir.[62] 29 Temmuz 2006'da British Medical Journal da daha iyi bir etiketleme isteyen bir yazı yayınlandı.[63]

13 Aralık 2007'de, Gıda Standartları Ajansı gıdalarda trans yağ oranını azaltma ile ilgili şirketlerin gönüllü olarak çalışması sonucunda tüketicileri için besinlerin güvenli düzeylere geldiğini belirtmiştir.[64][65]

15 Nisan 2010'da, BMJ (British Medical Journal) da çıkan bir yazıda bir sonraki yıl Birleşik Krallık'ta üretilen gıdalarda trans yağların tamamen ortadan kalkacağı yazılmıştır.[66]

Brezilya

Brezilya Sağlık Bakanlığı'nın 23 Aralık 2003 tarihli 360 sayılı kararıyla ülkede ilk defa olarak gıda etiketleri üzerinde trans yağ miktarının belirtilmesini istemiştir. 31 Temmuz 2006'da bu etiketleme zorunlu tutulmuştur. 2007 yılında bakanlık, 2010 sonuna kadar Brezilya'da satılan endüstriyel besinlerde bulunan toplam trans yağ oranını maksimum %2'ye düşürecek bir hedef belirlemiştir.

Danimarka

Danimarka Mart 2003'te trans yağ içeren gıda ürünlerinin satışını düzenleyen katı kanunları çıkaran ilk ülke olmuştur ve bu kanunlarla kısmî hidrojene yağların satışı yasaklanmıştır. Sınırlama insanların tükettiği besin maddelerinde toplam yağ oranının %2'sini geçmemesidir. Bu kısıtlama final üründe değil de içeriğinde kullanılan maddelerdedir. Bu yasal düzenleme ile, Danimarka dünya üzerinde hazır gıdaların da dahil olduğu bir beslenme ile günlük 1 g'dan düşük trans yağ tüketilebilen tek ülke yapmıştır.[67] Danimarka hükümetinin günlük trans yağ tüketimini 6g'dan 1 g'a azaltması ile 20 yıl içinde iskemik kalp hastalığından ölümlerin %50 azalacağı hipotezi ileri sürülmüştür.[68]

İsviçre

İsviçre, Danimarka trans yağ yasaklarını takip ederek Nisan 2008'de kendi yasaklarını uygulamaya almıştır.[69]

Kanada

Aralık 2005'ten beri, Health Canada birçok gıda maddesi için beslenme bilgileri arasında trans yağ oranının da belirtilmesini istedi. Porsiyon başına 0,2 g'dan az trans yağ içeren ürünler trans yağ içermez diye etiketlenebilir.[70] Kanada'da etiketlerde belirtilen trans yağ oranları hayvanlardan doğal olarak gelen trans yağları da içerir.[71]

Türkiye

Ağustos 2007 yılından itibaren ürün içindeki toplam yağın 100 gramında 1 gramdan az trans yağ var ise, ürünler, "trans yağ içermez" olarak etiketlenebilir. Beslenme etiketlenmesi yapıldığı durumlarda trans yağ oranı da verilmek zorundadır.[72]

Kaynak ve Dipnotlar

Wikipedia
Milliyet


Zeigarnik Etkisi Ne Demektir?  Zeigarnik-Effekt

Zeigarnik etkisi; kişilerin tamamlanmamış veya bölünmüş-yarıda kesilmiş etkinlikleri, tamamlananlara göre daha kolay hatırladığını ifade eden psikolojik bir kavram. Sovyet psikolog ve psikiyatr Bluma Zeigarnik tarafından bir restoranda yapılan gözlem sonucu bulunmuştur. Zeigarnik, garsonların siparişleri sadece servis sırasında hatırladıklarını, servis tamamlandıktan sonra siparişi hafızalarından sildiklerini fark eder. Konuyla ilgili çalışmalar ve deneyler yapar. Yaptığı çalışmalarla; bitirilmemiş, sonlandırılmamış işlerin, zihni meşgul ettiği ve iş bitince, zihnin bu meşguliyetten kendini kurtardığı sonucuna ulaşır.

İlk olarak 1900’lerin başında bulunan bu kavram bugün birçok araştırmaya konu olmuştur.

İsim babası Rus pskiyatr ve psikolog olan Bluma Wufona Zeigarnik’tir ve bir restoranda yapılan gözlem sonucu bulunmuştur. 1920’lerde Zeigarnik bir grup psikolog arkadaşıyla beraber bir restorana girmiştir ve sipariş vermişlerdir. Siparişi, tek bir garson alır. Ancak, hiçbir siparişi kaydetmez. Grup, yemeklerini yer ve restorandan çıkar. Daha sonra Ziegarnik geri dönerek aynı garsonu bulur ve bunca siparişi aklında nasıl tuttuğunu sorar.

Garson, üniversitenin onca kalabalık restoranındaki değil biraz evvel aldığı siparişi, psikologlardan oluşan grubu bile hatırlamamaktadır. Garsonun psikoloğa söylediği tek şey, siparişleri aklına yazıp, yemeklerin ilgili kişilere ulaştırılmasını sağladıktan sonra siparişleri aklından sildiğidir. Bu durum Zeigarnik’in ilgisini çok çeker ve yaptığı çalışmalarla şu sonuca ulaşır: Bitirilmemiş, sonlandırılmamış işlerin, zihni daha fazla meşgul etmektedir. İş bitince, zihin bu meşguliyetten kendini kurtarmaktadır.

Zeigarnik etkisini gösteren birçok çalışma da daha sonra psikoloji literatürüne girmiştir. Bunlardan birisi Kenneth McGraw’ın deneyidir.

Zeigarnik deneylerinden altmış yıl sonra, Kenneth McGraw, deneye katılan deneklerden belli bir ödül karşılığında olmak üzere zor bir yapbozu yapmalarını istedi. Deney başladıktan belli bir süre sonra hiç kimseye, yapbozu tamamlamasına fırsat verilmedi ve deneyin bittiği söylendi. Ancak deneklere, yapbozları tamamlamadıkları halde ücretleri ödendi. Deneyi tertipleyen uzmanlar, deneyin yapıldığı ortamdan ayrıldılar. Ancak deney, asıl bundan sonra başlıyordu. Deneye katılanların büyük çoğunluğu, kendilerinden istenmediği halde, deneyin yapıldığı ortamda kalarak yapbozu tamamlamaya devam ettiler.

Zeigarnik etkisini günlük hayatımızda örnekleyen şeyler de bulunmaktadır. Örneğin, eğitim hayatımızı düşündüğümüzde bir türlü çözemediğimiz soruların, çözdüğümüz sorulara göre daha fazla aklımızda kaldığını fark etmişsinizdir.

Diğer yandan medya ve pazarlama alanında da Zeigarnik etkisi çokça kullanılmaktadır. Örneğin, dizilerin sonlarına getirilen “…devam edecek” yazısı veya bir ürün daha satışa çıkmadan, hiçbir şekilde isminin verilmediği ama ilgi çekici reklamların yapılması bu etkiyi örneklemektedir.

Tamamlanmamış ya da yarıda kalmış olayların,tamamlananlara göre daha kolay hatırlanması.

Yarım kalan aşkların daha zor unutulması :boshayaller: erken dönülen tatillerin daha çok akılda kalması
Zeigernik Etkisi’nin örneklerindedir.

Bir diğer deyişle zeigarnik Etkisi, "Başlamak bitirmenin yarısıdır." cümlesini çok güzel bir şekilde tasdik etmektedir. Çünkü başlangıç yapıldıktan sonra psikolojik bir etki yaratarak, tamamlanmamış herhangi bir şeyin tamamlanması yönünde düşünceler oluşturmaktadır.

Yani devam etme motivasyonu, büyük oranda, başlamaktan gelmektedir.


Tempeh Nedir?

Tempeh (Cavaca: témpé), soya fasulyelerinin fermente edilmesi ile üretilen Endonezya kökenli geleneksel bir besin maddesidir.[1] Besin, fasulyelerin Rhizopus oligosporus adlı özel bir mantar ile kontrollü fermantasyon yoluyla birbirlerine bağlanması ile üretilir.

Özellikle Cava da tüketilen besin, bölgenin aynı zamanda temel protein kaynağıdır. Tofu gibi tempeh de soya fasulyesinden yapılır, ancak tofunun aksine fasulyelerin tamamı kullanılır ve bunun sonucunda tempeh farklı besin değeri ve dokusal özelliklere sahiptir. Tempehin fermantasyon süreci ve bütün fasulyenin kullanımı, daha yüksek miktarda protein, diyet lifi ve vitamin içermesine neden olur. Besin aynı zamanda sıkı bir yapıya ve bekletildikçe daha belirgin hale gelen toprağımsı bir tada sahiptir.[2][3]

Cava kökenli tempenin 12. ve 13. yüzyıllar arasında üretilmiş eski bir Cava el yazmasında bahsedilmiş olabileceği düşünülmektedir, ancak têmpê kelimesinin geçtiği tarihteki bilinen en eski kaynak, 1815'te Serat Centhini kitabıdır.[4]

Tempenin icadı Cava'ya Çinli göçmenler tarafından 17. yüzyılda getirilmiş tofu üretimine dayandırılır. Tofu üretimin yan ürünü olan fasulye kısımlarının doğal bir biçimde beyaz bir mantar tarafından kolonize edildiği, daha sonra ise bu maddenin yenilebilir olduğunun keşfedildiği düşünülmektedir.[4]

Tempeh geleneksel olarak muz yaprakları içerisinde fermente edilir ve satılır, ancak raf ömrünü uzatmak için delikli plastik paketleme tercih edilen yöntemdir.[5]

Mutlaka tanışmanız gereken yedi bitkisel protein kaynağı

Daha çok vegan ve vejetaryen beslenenlerin aşina olduğu bu bitkisel proteinleri denediğinize pişman olmayacaksınız. Protein denince akla ilk et, balık ve süt ürünleri gelse de bitkisel kaynaklardan da büyük miktarda protein alınabiliyor. Aşağıdaki besinlerden ve bunların kombinasyonlarından birbirinden lezzetli tarifler hazırlayabilir ya da vegan/vejetaryen restoranlarında hepsinin tadına bakabilirsiniz.


Seitan bir buğday proteinidir. Yeni bir yiyecek olmayıp yaklaşık 15 yüzyıldır Asya kültürlerinde tüketilmektedir. Vejetaryen olan Budistller için de popüler bir protein kaynağıdır. Buğday gluteni ve sudan elde edilir. Buğday unu önce su ile yoğrularak yapışkan bir hamur elde edilir. Bu hamur daha sonra nişastasını atması için durulanır. Geriye kalan hamur halindeki saf gluten çeşnilendirilerek pişirilir. Daha çok burger köftesi olarak kullanılır.

Seitan’ın 100 gramında 75 gram protein bulunmaktadır.

Tempeh soya temelli bir et alternatifidir. Yüzlerce yıldır Asya’da, özellikle Endonezya’da tüketilmektedir. Soya fasulyeleri önce su ile yumuşatılır, sonra pişirilir ve fermente edilir. Geleneksel olarak soya fasulyesi ile yapılsa da aslında her çeşit fasulye ile yapılabilir. Bazı tempeh’ler aynı zamanda tahıl ve tohum da içerebilirler. Tempeh, daha çok sandviçlerde ve salatalarda kullanılır fakat çok yönlü bir besin olup, çorbalarda ve sıcak tencere yemeklerinde de kullanılabilir.

Tempeh’nin 100 gramında 18,5 gram protein bulunmaktadır.

Soya sütünün kesilmesi ile elde edilir. Sık kullanılan bir soya ürünüdür. Tofu nötr tadından dolayı çok çeşitli şekillerde kullanılabilmektedir. Peynir olarak tek başına veya salatalarda tüketilebildiği gibi, çorba ve sıcak yemeklere de katılır. Sert veya ekstra sert olan tofular fırında, buharda veya wok tavada pişirilebilir. Baharat ve sosları kolayca içine çekebildiğinden pişirmeden önce marine edebilir ve dilediğiniz gibi lezzetlendirebilirsiniz. Yumuşak tofu ise kremamsı dokusundan dolayı sos yapımında kullanılabilir. Kalorisi düşük bir besindir.

Tofunun cinsine ve yapılış şekline göre 100 gramında 3,5 gram ile 48 gram arasında protein bulunmaktadır. Tofu yoğurdu 100 gramında 3,5 gram ile en düşük protein değerine sahip olan tofu formudur.

Soya sütü bitkisel sütler arasında protein oranı inek sütüne en yakın olandır. Soya fasulyeleri önce ıslatılır, öğütülür  ve kaynatılır, sonra da içerisindeki partiküller süzülerek çıkarılır. Vegan veya laktoz intoleransı olanlar arasında oldukça popülerdir. Tatlı ve smoothie yapımında, müsliye, yulafa ve kahveye eklenerek kullanılır.

Hazır soya sütünün 100 mililitresinde 3,3 gram protein bulunmaktadır. Kendiniz yaptığınız takdirde daha fazla olacaktır.

Badem sütünün ilk defa 13.yüzyılda Levant’ta yapıldığı düşünülmektedir. Bitkisel sütler içinde badem sütü özellikle lezzeti ile daha çok ön plana çıkıyor. Bademin kendine has o özel aroması ile yapılmış bir sütü tek başına içmesi oldukça lezzetli olduğu gibi smoothie, granola, müsli, sütlü tatlılar gibi farklı tariflerde kullanmak için de oldukça idealdir. Badem sütünün hem yağ oranı düşüktür hem de enerji, protein ve lif bakımından zengindir. Kalsiyum, magnezyum, demir, fosfor, sodyum, potasyum ve çinko gibi önemli mineralleri içerir. Badem sütünü evde hazırlamak da oldukça pratiktir.

Hazır badem sütlerinin 100 mililitresinde 1 gram protein bulunur. Evde yapıldığı zaman bu oran 3 gram civarında olacaktır.

Kaju fıstıklarının su ile karıştırılmasıyla kaju sütü denilen kremsi sıvı elde edilir. Laktozsuz bir süt olup kolesterol, doymuş yağ ve şeker içermez. Evde de kolaylıkla yapılabilir.  Evde yapıldığı zaman, piyasadakilerden çok daha fazla protein, vitamin ve mineral içerir. Kahvaltılar için iyi bir tamamlayıcıdır. Kaju sütüne probiyotik eklenerek yoğurdu da yapılmaktadır. Kaju yoğurdundan da ayran yapılır. Ayrıca kıvam verici olarak ağır ağır eklenerek elde edilen kaju peynirleri de bulunmaktadır.

Kaju sütünün 100 mililitresinde 1 gram protein bulunmaktadır. Kendiniz yaptığınız takdirde protein oranı %2-3 civarında olacaktır.

Edamame soya fasulyesinin henüz olgunlaşmamış yeşil haline verilen addır. Doğu Asya mutfaklarında bulunur. Japonca’da ‘eda’ kök, ‘mame’ ise fasulye demektir. Fasulyeler genellikle köklerinden ayrılmamış halde satıldığı için böyle denmektedir. Geleneksel olarak haşlanarak elle yenir. Yenmeden önce kabuğu ayrılır. Protein içeriği hayvansal ürünlerdekine oldukça yakındır, insan vücudunun üretemediği dokuz önemli aminoasiti içerir.

Edamame’nin 100 gramında 11 gram protein bulunmaktadır.

Hayvansal ürünlerdeki protein miktarları:
100 gram inek sütü: 2-3 gram protein
100 gram yumurta: 13 gram protein
100 gram ızgara köfte: 13 gram protein
100 gram ızgara tavuk: 18 gram protein
100 gram yoğurt: 3,3 gram protein
100 gram Ezine peyniri: 18,3 gram protein
100 gram beyaz peynir: 17 gram protein
100 gram kaşar peyniri: 27 gram protein
100 gram ton balığı: 27 gram protein
100 gram pişmiş somon: 26 gram protein


Chemtrails mi Chemiespry mi?

Chemtrails Komplo Teorisi” Nedir?

Chemtrail Ne Demek?

Chemtrails komplo teorisi inanan kişiler, iddia edilen kimyevî püskürtmenin nedeninin Güneş radyasyonunu kontrol etme çabası olarak, nüfus kontrolü, psikolojik manipülasyon, biyolojik ya da kimyavi savaş ortaya çıkabileceği, hava durumunu değiştirme ve bu izlerin teneffüs hastalıkları başta olmak üzere başka sağlık problemlerine de neden olabileceğini gösterirler.

Chemtrails Etkileri Nelerdir?

Duman izleri, çok yüksekliklerde 8–16 kilometre derinlikte meydana gelir. Bu yüksekliklerde püskürtülen hangi kimyevî madde olursa olsun bir zarar vermeden havada dağılarak yüzlerce kilometre uzağa düşer ya da yere inmeden yapısı bozulur iddiası ortaya atılıyor. Buna karşın, içerdiği nano partiküller canlılara ve Doğa'ya büyük zararlar verdiği iddia edilir.

Chemtrail Komplo Teorisi Nedir?

Chemtrail komplo teorisi, Sadece normal su tabanlı yoğunlaşma izleri rutin bir şekilde yüksekten uçan uçaklarca belli atmosferik şartlar altında bırakılması gerekir. Savunucularınca kimyevi püskürtmenin yapılmakta olduğunu ispatlamasına rağmen yaptıkları çeşitli incelemeler kusurlu bulunmuş ya da yanlış anlaşılmalarla açıklanmıştır. Ama bu yanlış anlaşılmalar da gerektiğinde kurgulandırma projesine dahil edilebilir. Bu teori bazı bilim insanları tarafından reddedilmiş olsa da araştırmalar hala devam diyor.

Olayın aslı Biyolojik çip yada Genetik çip fışkırtılması püskürtme
asıl isimi Chemtrails değil ki Chemispray yada chemspry


Olay zamanında, onu fışkırtan uçak izlerini gördüğünüzde, birkaç, yada bir saat sonra, o merkezde dolaştığınızda, o genetik, yada biyolojik çiplerin, vücüdünüza yapıştığını, ve vücudunuzda ki kıl deliğinden girip, yağ hücresini ele geçirip, beslendiğini, ve aynı bir telefondan, ve internetli telefondan daha iyi, merkeze, sizin hakkınızda, bilgi gönderebildiği, ve sizede,  aynı kanaldan, bilgi gelip, herhangi bir bölgenizde, ağrı ve hastlalık oluşturabildiğidir. Rüya yolu veya, yada düşnce de aktarabildiği ve sizi manuple edebileceğidir. Dışarı çıktıkdan sonra,  vücudunuzda çıplak bölgelerde yada yada kafa derinizde,  yeni şişmiş, kaşınan, kara noktalardan, yani ölmüş yağ hücrelerine rastlarsanız, bilin ki, o çip üzerinize düşmüş, ve size dahil olmuş, ve aynen Matrix filimindeki, Neo'nun göbeğinden giren kurtcuk, ve hem biyolojik hem metalik, bir iğne kadar sert bir çip,  ve bunu aynen ayrık otunun toprağı taşı itmesi ve yüze çıkması gibi, yumuşacık ayrık otu toprağı taşı nasıl deliyorsa bu çipte aynı, hem biyolojik bir hücre halinde hemde bir metal halini alabliyor, ve ayrık otunu taklit etmişler vesselam



Derleme Makale

Raşit Tunca

29.10.2022


Müslümanlardan kırk kişi bir araya geldiyse, onlardan birisi illaki evliyadır

Şafi mezhebine göre Cuma namazının sıhhat şartlarından birisi

Cuma namazını kılan cemaatin, en azından kırk kişi olması

Buna Sebeb olan Hadisi aradım bulamadim

Hadis şu minvaldeydi

müslümanlardan kırk kişi bir araya geldiyse onlardan birisi illaki evliyadir (yada allah dostudur)
yada onlarin toplam ruhu bir bütün eder (voltrani kurmak gibi) yani simurg (KIRKLAR) demek onlarin ruhu, tamaminin duasi kabul olur, namazi kabul olur, istekleri verilir, onlar hatrina yagmur yagar günes dogar hadisi kayip?

sorular ile islamaiyet sayfasinda buldugum hadisi ben biraz tamamladim

Peygamberimiz buyurdular:

“Ümmetin Ebdalleri kırk kişi olup Onlar sayesinde yağmur yağar, güneş açar, onlar sayesinde düşmana karşı zafer kazanılır ve onlar sayesinde azap uzaklaştırılır.”

(Ahmed b. Hanbel, I/112)

Bu konudaa internet aramlarimda bulabildigim diger hadisler :


Hadiste Peygamberimiz,

“Bu ümmetin Ebdalleri otuzdur. Hepsi de Halilu’r-Rahman gibidir (yani Allah’a olan sevgi ve dostluğunda çok samimidirler). Her ne zaman onlardan biri ölse, Allah onun yerine bir başkasını getirir.”

(Mecmau’z-zevaid, X/62) buyurmuştur.

Diğer bir rivayet de şöyledir.

Hz. Ali (ra) Irak’ta iken, bir gün yanında Şam halkından bahsedildi. Bazıları, onları lanetlemesini istediler.
Bunun üzerine Hz. Ali (ra) Resulüllah (sas)’tan şunları işittiğini söyledi:

“Ebdaller kırk kişi olup Şam’da ikamet ederler. Onlar sayesinde yağmur yağar, onlar sayesinde düşmana karşı zafer kazanılır ve onlar sayesinde Şam halkından azap uzaklaştırılır.”

(Ahmed b. Hanbel, I/112)

“Bu ümmetin içinde İbrahim tabiatı üzere kırk, Musa tabiatı üzere yedi, İsa tabiatı üzere üç, Muhammed (sas) fıtratı üzere bir kişi bulunur. Bunlar derecelerine göre halkın efendisi sayılırlar.”

(bk. Keşfü’l-hafa, l, 24 (35); ayrıca krş. İbn Hanbel, l, 112, V, 322; VI, 316) bir başka örnek hadistir.

Bir başka hadiste Peygamberimiz,

“Allah’ın mahlukları arasında üç yüz Ebdal denilen has veli kulları vardır. Allah onların vesilesiyle hayat verir, öldürür. Onların yüzü suyu hürmetine yağmur yağdırır, belaları def eder.”

(bk. Aclunî, Keşful-Hafa,1/33) buyurmaktadır.


ZÜMRÜDÜ ANKA KUŞU’NUN HİKAYESİ

Efsaneye göre kuşların hükümdarı olan ve Kaf Dağı’nda yaşayan Zümrüdü Anka, Bilgi Ağacı’nın dallarında yaşar ve her şeyi bilirmiş. Kuşlar Simurg’a inanır ve onun kendilerini kurtaracağını düşünürlermiş. Ama içlerinden onu gören olmamış. Simurg ortada görünmedikçe kuşkulanır olmuşlar ve sonunda umudu kesmişler. Simurg’un yuvası, etekleri bulutların üzerinde olan Kaf Dağı’nın tepesindeymiş. Bir gün uzak bir ülkede bir kuş sürüsü Simurg’un kanadından bir tüy bulmuş. Onun var olduğunu anlayan dünyadaki tüm kuşlar toplanmışlar ve hep birlikte Simurg’un huzuruna gidip, yolunda gitmeyen şeyler için yardım istemeye karar vermişler.

Kuşlar, hep birlikte göğe doğru uçmaya başlamışlar. İsteği ve sebatı az olanlar, dünyevi şeylere takılanlar yolda birer birer dökülmüşler. Yorulanlar ve düşenler olmuş. Önce ‘Aşk Denizi’nden geçmişler sonra ‘Ayrılık Vadisi’nden’ uçmuşlar. ‘Hırs Ovası’nı aşıp, ‘Kıskançlık Gölü’ne’ sapmışlar. Kuşların kimisi ‘Aşk Denizi’ne’ dalmış, kimisi ‘Ayrılık Vadisi’nde’ kopmuş sürüden. Kimi hırslanıp düşmüş ovaya, kimi kıskanıp batmış göle.

Önce Bülbül geri dönmüş, güle olan aşkını hatırlayıp; Papağan o güzelim tüylerini bahane etmiş (oysa tüyleri yüzünden kafese kapatılırmış); Kartal yükseklerdeki krallığını bırakamamış; Baykuş yıkıntılarını; Balıkçıl kuşu bataklığını özlemiş…

Ve nihayet beş vadiden geçtikten sonra gelen Altıncı Vadi ‘Şaşkınlık’ ve sonuncusu Yedinci Vadi olan ‘Yokoluş Vadisi’nde’ bütün kuşlar umutlarını yitirmiş. Kaf Dağı’na vardıklarında geriye sadece otuz kuş kalmış. Simurg’un yuvasını bulunca ögrenmişler ki ‘Simurg – otuz kuş’ demekmiş. Onların her biri birer Simurg’muş. 30 kuş anlar ki aradıkları kendileridir ve gerçek yolculuk, kendine yapılan yolculuktur.

NEANDARTEL iNSAN YADA iLK iNSANLARIN AĞZINDA 40 DiŞ Mi VARDI

Hz ADEMiN 40 ÇOCUĞU?

NEANDARTEL iNSAN YADA

iLK iNSANLARIN

AĞZINDA 40 DiŞ Mi VARDI

KAFATASI ONDAN MI

ARKAYA DOĞRU UZUN

SiMURG YANi KIRKLAR

ONLAR MI

PS: Almanlar Phonix yada Phönix diye bu horuza diyorlarmış, yani kırk uçan horuz, veya tavukları ile birlikte, bir horuz yani 39 tavuk, birisi evliya (Müslümanlardan kırk kişi bir araya geldiyse, onlardan birisi illaki evliyadır) yani horuz eril erkek, diğerleri dişi tavuk, demek ki daha önceleri, horuzlar da tavuklar da uçabiliyordu...

Derleme Makale

Raşit Tunca

Schrems, 28.10.2022


Kaynaklar

3 ler 5 ler 7 ler

Hürriyet


Murat irfan Ağcabay Kimdir? Biyografisi

Felsefeci & Öğretim Görevlisi Murat İrfan Ağcabay 1969 yılında Adana'da doğdu.

Mimar Sinan Üniversitesi Mimarlık Fakültesi İç Mimarlık bölümünden 1995 te mezun olduktan sonra Yüksek Lisansını Marmara Üniversitesi Heykel Ana Sanat Dalında yapmıştır.

Tezinde ‘Prehistorik Heykelde Aşkınlık ve İçkinlik’ başlığı altında Arkaik insanın primeval algısı, ilksel inançları ve nesnelere yükledikleri anlamları; tin, büyü, kült ve ritüelleri kapsamında araştırmalar yapmıştır. Öte yandan Çukurova Üniversitesi Arkeometri Anabilim Dalında ‘Eşyanın Felsefesi’ adı altında işlevsel malzemenin evrimi konulu insan arketipleri ve onun tinsel yansımalarını konu ettiği dersi, yüksek lisans öğrencilerine vermiştir. Halen Biruni Üniversitesinde Mühendislik ve Çevre Bilimleri Fakültesinde Öğretim Görevlisidir.
1986'da başladığı gazeteciiğe 1989'da itibari ile profesyonel olarak devam etti. Birçok dergi ve gazetenin sanat danışmanlığını, sayfa tasarımını ve bunların yanı sıra yöneticilikerinide yaptı.

Öte yandan Çukurova Üniversitesi, Arkeometri Anabilim dalında, “Eşyanın Felsefesi”, Malzemenin Evrimi konulu, insan ve arketipleri konusu olan dersi yüksek lisans öğrencilerine verdi. Araştırmacı Gazeteciliğe 1989’dan itibaren alaylı profesyonel olarak başladı. Birçok dergi ve gazetenin yanısıra yerel ve ulusal gazete dergi radyo ve tv’lerde çalıştı.1994 den bu yana doğa aktiviteleriyle ilgileniyor. 2008 den bu yana Büyük Macera adıyla anılan 4×4 lerle Çoğulcu katılımın gözetildiği uzun yol ve konvoy sosyolojisi üzerine çalışıyor. Farklı coğrafya ve kültürlerde insanı kendini tanıması konularını deneysel platformlara taşıyor.

Ayrıca halen ilkel düşünce biçimleri, kadim sembolizm, Kutsal Geometri, arkaik insanın üretimi, inanç sistemleri, kökenleri, seyri, gelişimi ve günümüzdeki izlerinin fenomolojisini kapsayan çalışmaları (saha dahil) devam etmektedir.

Murat İrfan Ağcabay, Parapsikoloji - Gizem Alanıyla ilgili onlarca TV projesi, seyahatleri ve ‘İstanbul’un Kadim Sırları’ adlı bir de kitabı vardır.

İstanbul’un Kadim Sırları kitabının yazarıdır. Murat İrfan Ağcabay kitapları; Sınır Ötesi Yayınları aracılığıyla kitapseverlerle buluşmuştur.
Murat İrfan Ağcabay tarafından yazılan son kitap "İstanbul’un Kadim Sırları", Sınır Ötesi Yayınları tarafından okurların beğenisine sunulmuştur.

Youtubede videolarını yayınladığı Kendine ait bir channeli vardır.

Kendisi ve özel hayatı hakkında daha fazla malumata sahip değiliz.

Murat irfan Ağcabay'in Youtube Channel adresi

https://www.youtube.com/@muratirfanagcabayyoutube



Sobayı Kim icat Etti?

Soba günümüzde sıkça kullandığımız ısınma gereçlerinden birisidir. Hayatımızı kolaylaştıran ve konforlu hale getiren sobanın ne zaman ve nasıl icat edildiği de merak edilir. Sobanın icadı ilk zamanlarda su ısıtma için oldu. Sonraki zamanlarda ise ısınma yöntemi olarak da kullanıldı. Güney Avrupa’ da bulunan topluluklar sobanın icadı için öne çıkan isimlerdir. Fakat İskandinav toplulukları sobayı ısınma amacıyla kullanmaya başladıkları için, icat eden arasında iki isim de geçmektedir. İskandinav insanları, 1600 lü yıllarda sobayı kutu şeklinde demir levhalardan yapmışlardır. Bu sayede ısınma problemini büyük ölçüde çözmüşlerdir.

Soba­, ismini ise Latin dillerinden farklılaşarak almıştır. Sobanın icadı sonrası her topluluk kendi dillerine göre kolay söylenen fakat eski toplumların da esin kaynağı olduğu isimler belirlemiştir. Şuan kullanılan ‘soba’ ismi ise Bulgar, Türk ve Yunan topluluklarında ortak kullanılmaktadır.

Önce kullanılan soba biçimi katı yakıt kaynaklı oldu. Toplumlar su ısıtma için kullanılan bu yöntemi, kişisel ısınma için de kullanmaya başladı. Sonraki zamanlarda farklı yakıt türleri ile icatlar yapılmıştır.
Sobanın Gelişimi ve Anadolu’ya Gelişi

Soba sonraki zamanlarda sıvı yakıtlar ile de kullanılır oldu. Teknolojinin gelişmesi ile birlikte, havagazı ile çalışan sobalar da üretilmeye başladı. Gelişen ve ilerleyen teknoloji, sobalar için farklı yakıt türleri olduğunu da kanıtladı. Her toplum kendi için uygun olan ve kolay bulunabilen yakıt türleri kullanarak işlerini kolaylaştırdı. Isınma ve yiyecek pişirmesi için aktif olarak kullanılmaya başlayan soba, Tanzimat döneminden sonra Türkiye içerisinde hızla yayılmaya başladı.

Soba, Anadolu topraklarına ise çok eski zamanlarda girmiştir. Rusya ile aralarında sadece bir deniz bulunan Karadeniz dolaylarında ilk kullanım başlamıştır. Sonraki zamanlarda Anadolu içerisinde de hızla yayılmaya başlamıştır. Karadeniz’ bolca bulunan fındık kabukları sobalar için en iyi yakıtlardan  biri oldu. Sonrasında her bölge, işini kolaylaştıracak yakıtlar bulmuştur. Linyit, kömür yakıtları Anadolu’da kullanılan sobalar için kaliteli yakıtlar arasında yerini almıştır. Sobanın icadı zamanla yerini doğalgaz yakıt türüne bırakmıştır. Kalorifer sistemleri ile soba kullanımı geride kalsa da, hala yaygın bir şekilde kullanılan bölgeler de vardır.

Sobayı kim buldu

Sobayı kim icat etti? Sobalar, ocakların üstü kapatılıp pişirme sistemleri geliştirilirken, daha çok Güney Avrupa’da su ısıtma ve yıkanma suyunun ısıtılması sorununu çözmek için üretildi....

Gaz sobasını kim buldu

Ticari açıdan kullanılabilirliği olan ilk gaz sobası, Northampton Gaz Şirketi’nin Müdür Yardımcısı James Sharp tarafından geliştirildi ve 1826 yılında Sharp’ın Northampton’daki evinin mutfağına takıldı. Satış...

Elektrik Sobası’nı kim buldu

Elektrik Sobasını kim icat etti. Soğuk kış günlerinde hızlı ısınmanın en büyük yardımcılarından birisidir elektrik sobası. Kömürli soba ve klima ile ısınmaya alternatif olarak hemen akla...

Kuzineyi kim buldu

Binlerce yıl boyunca insanlar, yemeklerini ateşin üzerinde pişirdi. Romalılar zamanından itibaren, zenginler ekmeklerini ısıtılmış tuğlalar üzerinde pişirmeye başladılar ama, yemek pişirmek için hâlâ çıplak ateş...

Kaloriferi Kim icat Etti?

Kalorifer ve radyatör dünyasına kısa bir yolculuk… İngiliz Bankası”nın Başkanı John Horley Palmer”ın, 1800”lü yıllarda Londra”nın o soğuk ve puslu kış günlerinde uşağına, bir zamanlar ülkemizde ünlü olan reklamda olduğu gibi “Yak şu kaloriferi donuyoruz “ diye seslendiğini bilemeyiz. Ancak döneminin bu ünlü bankacısı, “ buhar ısıtmalı sistemle çalışan kaloriferi “ konutta kullanan ilk kişi olarak dünya tarihine geçtiğini, kuşkusuz çok iyi biliyordu. [1]
 
Günümüze en yakın sistemin ve radyatörün mucidi sayılan Polonya asıllı Rus işadamı Franz San Galli de 1855”lerde bu icadının[2], asırlar sonra ultra modern çizgilerle evlerin ve işyerlerinin duvarlarını süsleyeceğini herhalde aklına getirmemişti. Ancak şu tartışmasız bir gerçek ki bu gün Türk tasarımcılarının, bir sanat eseri yaratırcasına yaptıkları hayal gücümüzü zorlayan radyatörler, tüm dünyanın beğenisini topluyor.
 
Radyatörler bilindiği gibi ısıtma ve soğutma amaçlı olarak termal enerjiyi bir ortamdan diğerine transfer eden ısı dönüştürücüleridir. Ancak radyatörlerin günümüzde sadece konutlarda değil ısıtılması gereken her yerde kullanılabildiğini görüyoruz. Merkezi ısıtma sistemlerinde, sıcak su veya buhar, genellikle bir kazanda üretilerek pompalar yardımıyla radyatörlere gönderilir. Tek borulu ve çift borulu olmak üzere iki tür radyatör sistemi vardır. Tek borulu radyatörler buharla, çift borulu radyatörler buhar veya sıcak su ile çalışır.[3]
 
Antik Çağdan Roma İmparatorluğuna
 
Kaloriferin tarihine şöyle bir göz atarsak ilk ısıtma sistemlerinin yaygın olarak Roma İmparatorluğu”nda kullanıldığını görürüz. Kazanlarda ısıtılan sudan elde edilen sıcak hava, o dönem binalarının yer altındaki boşluklarına ve “hypo caust” sistemi diye de bilinen duvarlardan geçirilerek borular vasıtasıyla mekânlar ısıtılırmış. Buna benzer bir ısıtma sistemi olan “ondol sistemi” Antik Çağ”da Kore”de de kullanılmış.[4]
 
Ayrıca yine M.Ö. 1. ve 2. Yüzyıllarda nüfusu 200 bin olduğu belirtilen Efes antik kentindeki evlerde de kalorifer sisteminin kullanıldığı biliniyor. Çanakkale”nin Biga ilçesindeki yapılan arkeolojik kazılarda da 2700 yıl önce Parion antik kentindeki bir villada kalorifer tesisatına rastlandığını, Ağrı Doğubeyazıt”taki tarihi İshak Paşa Sarayı”nın da merkezi ısıtma sistemiyle donatıldığını görüyoruz. Özellikle buhar ısıtmalı sistemlerin geliştirilmesi ise 1830”lu yıllara dayanıyor. 1863 yılında iki mucit Joseph Hason ve Robert Brigss, ilk defa döküm tabana vidalanmış dikey demir çubuklarla döküm radyatörü ürettiler. 1872”de ise Nelson H. Bundy, “Bundy Halkası” ismi verilen ve günümüzde de hayli popüler olan demir döküm radyatör tasarladı ve üretti. Ancak 20. Yüzyıla kadar merkezi ısıtma sistemleri ve radyatörler, günümüzdeki kadar yaygın olarak kullanılmadı. 19. Yüzyılda salgın hastalıklar, hijyene ve kişisel konfora olan ilgiyi zorunlu hale getirmişti. Bu zorunluluk, merkezi ısıtma sisteminin su ve gaz borularının döküm radyatörlerin gelişmesine yol açtı. Tüm bu sistemler endüstriyel devrimin gerçekleşmesiyle daha da ilerleme kaydetti. 19. Yüzyılda döküm radyatörlerin seri üretilmeye başlanması ise merkezi ısıtmayı daha ekonomik hale getirdi ve birçok konut sahibi, bu imkândan yararlanmaya başladı. 1960 ve 70”lerde dahi evlerde merkezi ısıtma sistemi çok yaygın değildi. 21. Yüzyılın başları ise, radyatör ve merkezi ısıtma sistemlerinin popüler olmaya başladığı zamanlardır. [5]
 
Carisa Farkı
 
Daha da ilginci radyatörler artık tüm dünyada sadece ısıtma aracı değil, evlerimizin işyerlerinin dekoratif bir eşyası olarak görülmeye başlanmıştır. Günümüzde teknoloji ve tasarımda gelişmiş ülkelerde olduğu gibi Türkiye”de de özellikle radyatör üretimindeki modeller, uluslararası fuarlarda görücüye çıkıyor ve hayranlıkla karşılanıyor. Carisa”nın son yıllarda ürettiği birbirinden muhteşem tasarımlı radyatörleri , “piyano, panflüt, org ve benzerleri, sadece merkezi ısıtmada değil, elektrikli kitleri ile de rakiplerine fark atıyor.

Odun sobası, baca sobası veya İsveç sobası, bacanın önünde veya yanında duran ve ona bir soba borusu ile bağlanan fosil veya biyojenik yakıtlar için sobadır . Hava giriş açıklıkları dışında kapalı bir yanma odasına sahip olması ve genellikle monte edilmemesi ile açık şömineden ayırt edilebilir . Pencereli kapılarda şeffaf cam- seramik kullanılmaktadır . Yaklaşık 700 °C'ye kadar ısıya dayanıklı olan bu malzeme 1970'lerden beri piyasada.

Bir soba genellikle dökme demir veya çelik sacdan yapılır. Ateş kutusunun net bir şekilde görülebilmesi için genellikle bir bölmesi (bazen birkaç) bulunur. Odun sobası, kısmen odaya radyasyon şeklinde ve kısmen de odadaki havaya iletim yoluyla ısı enerjisi yayar ve burada daha sonra konveksiyonla dağıtılır . Temel sobalar (eş anlamlısı depolama sobaları ) ısının çoğunu radyasyon yoluyla yayar. [1] Ortam havasına ısı transferi ve soba malzemeleri (çelik, şamot, doğal taş, cam) vasıtasıyla ısı transferi yanma odasındaki sıcaklığa bağlıdır.
hava besleme

Yanma odasındaki yakıtın yanması için havaya ihtiyacı vardır.

Birincil hava denilen
    kül çekmecesini alttan ızgaradan yanma odasına geçirir.
ikincil hava
    hava kanallarından kül çekmecesinden emilir. Bu dikey kanallar ateşle ısıtılır; içlerinde yükselen hava önceden ısıtılır. Kanallar genellikle yanma odasının tepesinde cam panel(ler)in yanında biter; camlar ters yıkanır ve ısıtılır, yani camlar yoğunlaşabilir maddelerle buğulanmaz ve bulanıklaşmaz. İkincil hava, odundan çıkan yanıcı gazların yakılmasına yardımcı olur.
üçüncül hava
    ayrıca gazların yanmasını da teşvik edebilir. Gazlar ne kadar tam yanarsa, yanmamış baca gazı bileşenleri o kadar az yayılır .

Su taşıyan sobalar

Sulu sobalar , ısı eşanjörleri kullanarak ısılarının büyük bir kısmını merkezi ısıtma sisteminin su devresine besler . Ayrıca (soba ile bacaya geçiş arasındaki soba borusunun yanı sıra) bulundukları odayı ısıtırlar. Enerjiyi evde eşit olarak dağıtırlar, bir ısıtma sistemi gibi davranırlar ve ayrıca sıcak su teminini sağlayabilirler. Su akışı yoluyla ısıtma sistemini boşaltırlar (veya değiştirirler). Isıtma sisteminin sıcak su deposu ile bağlantılı olarak , yangından gelen enerji akşamın ilerleyen saatlerinde kullanılabilir (örneğin ertesi sabah duş için). Almanya'da basınçlı su taşıyan sobalar için bir termal deşarj güvenlik cihazı gereklidir.öngörülen: sirkülasyon pompasının elektriği kesilirse, acil bir durumda sobadan akan içme suyuyla fazla ısı dağıtılır. Açık, basınçsız sistem olarak çalıştırılan su taşıyan sobalar, ısıl deşarj emniyet cihazı gerektirmez, çünkü elektrik kesintisine rağmen, artan sıcaklıklar nedeniyle basınç oluşmaz ve bu sobalar , tasarımları nedeniyle özünde güvenlidir .

Ocağı ve/veya pişirme bölmesi de bulunan su taşıyan bir soba, su taşıyan bir ısıtma ocağı veya pişirme ocağı olarak adlandırılır . Su taşıyan sobalara ek olarak, işlevsellik ve kullanım açısından klasik su taşıyan sobaları bile geçebilen su taşıyan pelet sobaları da vardır. Su taşısın ya da taşımasın, bir pelet sobasını kullanmak kolaydır. Bu, ısıtma ve ayrıca devam eden işletim için de geçerlidir. Otomatik pelet beslemesi ve programlanabilirliği sayesinde, siz yokken de ısı sağlanabilir ve ocakta olduğu gibi düzenli olarak daha fazla odun eklemeye gerek yoktur. Su taşıyan pelet sobaları BAFA tarafından finanse edilmektedir .
flaş fırınları

Alttan yanan sobalarda (çoğunlukla kütük kazanlar ve katı yakıtlı kazanlar), yakacak odun (yakıt) yanmadan önce ısıtılır. Gazı serbest bırakan uçucu bileşikler, temiz hava ile birlikte görünmez yanma bölgesinden (ısıtma bobinleri ile çevrili) çekilir. Türbülans ve yanma genellikle daha eksiksizdir.

Açık şömineler ve çoğu odun sobası, odunun kamp ateşi gibi yandığı ve bu bir gözetleme camından görülebildiği tepeden yanan sobalardır . Bununla birlikte, egzoz gazını dışarı atan ahşap bileşenler de egzoz gazında kısmen yanabilir veya yanmayabilir (bu, çevreye zarar verir ve bu şekilde ısıtılan bir evin yakınında koku olur).

Bir üst yanmanın (görünür, rahat alevler) avantajlarını alt yanmayla (gelişmiş tam yanma) birleştirmek için, gaz çıkışının gerçekleştiği "doğal çekişli gazlaştırıcılar" (kazanlarda olduğu gibi indüklenmiş fanlar olmadan) olarak aşağı akışlı sobalar geliştirildi. maddeler bir "ahşap kurutma odasından" çıkarılır. temiz hava ile alt katta bir vitrin bulunan bir odaya yönlendirilir.
emisyonlar

Almanya'da odun sobaları, Küçük ve Orta Ölçekli Yakma Sistemleri Yönetmeliği (1. BImSchV) düzenlemelerine tabidir. Modele bağlı olarak, emisyonlar önemli ölçüde farklılık gösterebilir. Özellikle düşük emisyonlu sobalara Blue Angel verilebilir . [2] [3] Mart 2010'dan önce üretilen daha eski sobalar, en geç 31 Aralık 2024'e kadar bir geçiş yönetmeliği olarak büyükbaba hakkına sahiptir ve daha sonra dönüştürülmeleri veya hizmet dışı bırakılmaları gerekir. [4]

Fosil yakıtlarla çalışan sobaların aksine , yakacak odun , odun briketleri veya odun peletleri gibi yenilenebilir hammaddelerden elde edilen yakıtla beslenen sobalar iklime zararsız olarak tanımlanmaktadır . Bu maddeler yakıldığında, salınan maksimum karbondioksit miktarı, bitkinin büyümesi sırasında daha önce atmosferden emilen miktardır.

Şömineler veya pelet sobaları odun, odun benzeri maddeler veya kömürle çalıştırılırsa, dioksin de yayabilir . Yakıt, klor içeren bileşikler veya safsızlıklar içeriyorsa, hidrokarbon içeren lignin (odun) veya maseraller ve artık nem (kömür) ile yanma sırasında oldukça toksik dioksinler oluşabilir .

PAH'lar (polisiklik aromatik hidrokarbonlar) , özellikle yanma sıcaklığı çok düşük olduğunda, odun yakan ve pelet sobalarından çıkan egzoz gazında da bulunabilir .

1997'de Avusturya Federal Çevre Ajansı , örneğin; eski bir dökme demir şöminede. Odunla ısıtıldığında, kömürle ısıtıldığında olduğundan çok daha az kirletici yayar. [5]

2005 yılında, bir tahmine göre, Almanya'daki odun sobaları 19.000 ton partikül madde yaydı ; 2012 yılında 27.000 ton civarında olduğu söyleniyor. Federal Çevre Ajansı , 2010 yılında kabul edilen spesifikasyonlar sonucunda emisyonların yılda 20.000 tona düşeceği varsayımını dile getirdi. [6] Almanya'daki 15 milyon soba ve şömine, karayolu trafiğinden daha fazla partikül madde yaydı. [7] [8] Ancak küçük odun fırınlarında, doğru ateşleme yöntemi (üstte tutuşturma) kullanılarak ince toz emisyonlarının yaklaşık yüzde 80'i önlenebilir. [9]

2016'dan beri, Stuttgart'taki soba operatörlerinden, ters hava koşullarında ("partikül madde alarmı") sobaları çalıştırmaktan kaçınmaları istendi. [10] 31 Ocak 2017'de eyalet hükümeti ' Hava Kalitesi Yönetmeliği - Küçük Yakma Tesisleri'ni yayınladı. O zamandan beri, partikül madde alarmı olan günlerde konfor şöminelerinin (mevcut bir ısıtma sistemini destekleyen ve temel ısı ihtiyacını karşılamayan katı yakıtlar için tek odalı ateşleme sistemleri) çalıştırılması yasaklanmıştır. [11]
Uygun aydınlatma

" Yukarıdan " aydınlatma yöntemi , "aşağıdan" yönteminden daha iyidir. [12] [13] [14] [15] [16] Bunun için ızgaraya bir veya iki kalın tahta parçası konur, üstüne bir yumak kuru kağıt konur ve üzeri birkaç kuru odunla kapatılır. piramit gibi talaşlar. Kağıdın hızlı ısı ile yanması , güçlü kaldırma kuvveti nedeniyle şöminedeki baca etkisini harekete geçirir . Aynı zamanda, talaşlar ateşlenir. İlk ısı nedeniyle, kütüklerdeki uçucu maddeler (yanıcı ve artık nem) buharlaşır ve bacadaki hava akımından kaynaklanır.sıcak yangın bölgesinden çekildi ve etkili ve verimli bir şekilde yandı. Katmanlı bir yakacak odun yığını "aşağıdan" yakıldığında, ısı yukarıdaki uçucu maddeleri buharlaştırır, ancak bunlar genellikle yalnızca kısmen, yani eksik olarak yanar. Bu , ısıtma aşamasında egzoz gazında daha fazla duman, kurum ve karbon monoksit oluşturur. Yakacak odunda bulunan suyun buharlaşması ayrıca alevleri soğutur, böylece ısınma ve eksik yanma daha uzun sürer.
yakıtlar

Bir (1) metreküp kuru, terbiyeli sert ağaç yaklaşık 500 kg ağırlığındadır ve kalorifik değeri yaklaşık 2100 kWh'dir. Bu, 210 l (yaklaşık 170 kg) EL ısıtma yağına veya 200 m³ (166 kg) doğal gaza karşılık gelir. Havada kurutulmuş kütükler (artık nem %10-20), 3,9-4,6 kWh/kg'lık bir kalorifik değere sahiptir. Kalorifik değer bir şekilde ahşabın türüne (yumuşak veya sert ağaç) bağlıdır. Ahşap briket üreticileri, yaklaşık 4,5 kWh/kg'lık bir kalorifik değer belirtmektedir. Biyoetanol yaklaşık 8 kWh/kg'a sahiptir.

Ahşabın optimal yanması 800 ve 1200 °C arasında ve yaklaşık 300 °C'lik bir egzoz gazı sıcaklığı ile gerçekleşir [17] . Bu daha sonra artık yakıt kalıntısı içermeyen açık gri bir kül ile anlaşılabilir. İşlenmemiş odundan elde edilen kül, bahçede gübre olarak kullanılabilir veya aşağıdaki gibi minerallerden oluştuğu için kompostlara eklenebilir. B. Kireç, dozlama için bkz . kullanım .
kızdırma fırını

Görüntüleme penceresine sahip modern soba, 1910'larda ABD'den Avrupa'da popüler hale gelen tarihi dökme demir hafif sobada öncülüydü. Adı, ilk kez, fırındaki açıklıkların , ateşle parıldamak üzere yapılmış yarı saydam bir malzemeden yapılmış disklerle kapatılmış olmasından geliyor .

Alevlerin ışık ve termal radyasyonunun kısmen dışarı çıkmasına izin veren mika levhalar kullanıldı . Kızdırma fırınının mika yaprakları 600 °C'ye kadar sıcaklığa dayanıklıdır, tipik olarak 0,2 mm inceliğinde, en fazla 25 × 25 cm boyutundadır, çünkü elle çıkarılan mineral kristallerinden ayrılırlar. Genellikle tek eksenli olarak kavisli (silindirik) olarak yerleştirildiler, bu da ince panellere biraz daha stabilite kazandırdı. [18]

Daha önce, yangına duyarlı malzemelerle yaşam alanlarına yerleştirilen sobalarda, daha büyük kıvılcımların sobadan kaçmasını önlemek için en iyi ihtimalle dövme demir ızgaralarda küçük açıklıklar veya yanma odası kapısında yarıklar vardı.
Öykü

Kont Palatine Karl IV tarafından 1772'de verilen emirler de evdeki şöminelerle bağlantılı yangınları önlemeye hizmet etti. Aynı dönemdeki imar yönetmeliğine göre artık ahşap baca yapılmasına izin verilmemiş , dumanı ocaktan bacaya yönlendirmek için artık tahta hortumlar yapılmamış, ayrıca pencereden soba borularının dışarı atılması da yasaklanmıştı . [19]

Bir ahşap ısıtma sistemi ahşabı yakar ve böylece odaları ve binaları ısıtmak için ısı üretir . Bina ısıtıcısıdır . Odun biyojenik bir katı yakıttır .

Yakacak odun (“ yakacak odun ”) yakacak odun , kütükler , odun briketleri , odun peletleri veya odun yongaları şeklinde yakılabilir . günlükler her zaman yakıldı; Peletler ve talaşlar, otomatik yüklemeli amaca yönelik fırınlarda yakılır.

Odun ısıtıcıları bütün bir ev ( merkezi ısıtma ) veya tek bir oda için ısı üretebilir . Bazen ısıtmayı desteklemeye de hizmet ederler ve sadece ara sıra kullanılırlar (örneğin şömineler ). Bir sistem bir veya daha fazla binayı besliyorsa, ısıtma tesisi veya biyokütle veya odunla çalışan ısıtma tesisi olarak adlandırılır .

Odunla çalışan ısıtma sistemlerinden ( partikül madde , karbon monoksit , polisiklik aromatik hidrokarbonlar (PAH) vb. [1] ) kaynaklanan emisyonlar , kısmen odunun yakıt olarak kullanımındaki keskin artışa bağlı olarak artmıştır. Bu emisyonları sınırlamak için (diğer alanlarda olduğu gibi, örneğin trafik, konvansiyonel ısıtma ) yasa ve yönetmelikler vardır. Almanya'daki küçük yakma tesisleri için , Küçük ve Orta Ölçekli Yakma Tesisleri Yönetmeliği (1. BImSchV) özellikle sınır değerleri belirler ; son yeni sürüm 22 Mart 2010'dan beri yürürlüktedir.

Merkezi ısıtma destekli sobalar

Modern yalıtıma sahip tek ve iki ailelik evler, eski binalara göre çok daha az ısıya ihtiyaç duyar; suyu bir su ısıtıcısı veya çinili soba ile ısıtabilir ve daha sonra (= zaman gecikmeli) merkezi ısıtma sistemine beslemek için bir tampon tankta saklayabilirsiniz. Bazıları ayrıca kullanım suyu ısıtmasına da izin verir , örn. B. duş almak veya banyo yapmak için. Çalışma prensibi basittir: Sobanın ısıtma elemanında, ısı eşanjör yüzeylerine su uygulanır.ayarlanmış bir minimum sıcaklığa (genellikle yaklaşık 65 °C) ulaşıldığında ısıtılır ve bir tampon tankına pompalanır. Tampon tankı, su taşıyan sobanın veya bağlanabilen diğer kaynakların (örneğin güneş enerjisi sistemi) performansına bağlı olarak genellikle 500, 750 veya 1.000 litre tutar. Isı ihtiyacına bağlı olarak, müstakil bir eve soba çalışmıyorken daha uzun süre ısı verilebilir. Su taşıyan sobalar söz konusu olduğunda, yıllar içinde iki farklı sistem galip gelmiştir:

    Aşağı akışlı ısı eşanjörleri, fırın eklentisinden gelen baca gazında bulunan baca gazı sıcaklığını kullanır;
    sözde kazan cihazları, sıcak suyu doğrudan suyla yıkanan yanma odasında üretir .

Bireysel durumda hangi sistemin daha uygun olduğu, sobanın kurulu olduğu odadaki ısı ihtiyacı ile gerekli su çıkışı arasındaki ilişkiye bağlıdır. Sistemin yanlış tasarımı, su çıkışı tampon tankına hizmet etmek için çok düşükken kurulum odasının aşırı ısınmasına neden olabilir. Tersine, çinili sobanın kurulu olduğu odada ısıtma için yeterli güç yoksa, tampon depolama tankı aşırı şarj edilebilir. Sobanın monte edildiği ve hafif ısıtma desteği olan odada yüksek ısı gereksinimi olan eski bir bina için, alt su kaydına sahip çinili sobalar daha uygundur. Kazan cihazlarının ise düşük enerjili evlerde kullanılması daha olasıdır; orada, genellikle nispeten düşük bir fırın çıktısı ve büyük bir tampon tankına hizmet etmek için nispeten yüksek bir su çıktısı gereklidir.
Baca
→ Ana madde : Şömine


Şömine , bir odayı ısıtmak ve ince aydınlatma sağlamak için kullanılan bir cihazdır. Bacalar tamamen oda duvarına gömülür veya odanın içine biraz çıkıntı yapar. Ocak genellikle oturma odasına açıktır ve ısıyı doğrudan odadaki havaya verir. Yüksek ve kontrol edilemeyen hava beslemesi nedeniyle, yanma sırasında baca yoluyla tahliye edilen nispeten büyük sayıda kirletici üretilir. Kapalı bacalarla (izleme bölmesi) hava beslemesi düzenlenebilir; yanma odasında sıcaklık, açık ateşten çok daha yüksektir; sonuç olarak, verimlilik birçok kat daha yüksektir. Şöminelerde sıcak hava sirkülasyonu olabilir; bu, ısı çıkışını (ve dolayısıyla verimliliği) biraz artırır.
soba
→ Ana madde : Soba


Odun sobası, fosil veya biyojenik yakıt sobasıdır . Çoğu odun sobası, oturma odasında bir duvarın önünde (duvara monte edilmemiş) durur ve kapalı bir yanma odasına sahiptir. Dökme demir veya çelik sacdan yapılırlar ve genellikle ateş kutusunun net bir şekilde görülmesi için cam panellere sahiptirler. Odun sobaları, yavaş yanan sobalar veya bir kapıdan manuel olarak yakıtla ateşlenen zamanla yanan sobalar olarak tasarlanabilir . Hava beslemesi genellikle sürgüler veya hava kanatları ile düzenlenebilir. En verimli sobaların verimi %80'in üzerine çıkar.
çinili soba
→ Ana madde : Çinili soba


Çini soba genellikle şamot tuğladan yapılmış, üzeri kiremitle kaplanmış bir oda sobasıdır . İçinde kütükler ve odun briketleri, bazılarında da kömür yakabilirsiniz. Bir çinili soba, büyük bir depolama kütlesine (ör. kil, fayans vb.) sahip olduğu için depolama sobası olarak da adlandırılır. Bu kütle ısıyı emer, depolar ve 80 ila 125 °C sıcaklıkta oda havasına bırakır. Ateşleme anı ile ısı salınımının başlangıcı arasında biraz zaman vardır.
Pişirme sobası veya ısıtma sobası

Isıtmalı ocak, entegre bir pişirme alanına ve bazen de bir pişirme bölmesine sahip bir ocaktır. Su taşıyan modeller ısıtma sistemine bağlanabilir ve böylece bir sıcak su tankına, tampon tankına ve/veya eve ısı sağlayabilir. Kalorifer sobaları da tıpkı şömineler gibi yanma odasındaki yangını görme imkanı sunar. Yeni Birinci Federal Emisyon Kontrol Yönetmeliğine (1. BImSchV) göre, Almanya'da soba sobaları için minimum %75 verim sağlanmaktadır. Konutlarda kullanılmasının yanı sıra tatil evlerinde de tam ısınma amaçlı kullanılmaktadır. Avrupa'da güvenlik ve emisyon testi, DIN EN 12815'e göre tek tip olarak gerçekleştirilir.
Verimlilik artışı

Yukarıdakilerin verimliliği Fırınlar , fırınların merkezi ısıtma sistemine bağlanmasını sağlayan bir egzoz gazı ısı eşanjörü ile yükseltilebilir . Ayrıca soğutma kanatçıkları veya benzerleri olan soba boruları da vardır; ortak tanımlamalar sıcak hava eşanjörleri , egzoz gazı soğutucuları veya egzoz gazı ısı eşanjörleridir .
merkezi ısıtma kazanı

Merkezi ısıtma , birkaç odayı veya tüm binayı ısıtabilen bir ısıtma sistemidir. İyi uygunluğu nedeniyle (hazır bulunabilen, zararsız, yüksek özgül ısı kapasitesi ), su genellikle bir ısı taşıyıcı veya verici olarak ve tampon depolama tanklarında genellikle bir ısı depolama ortamı olarak kullanılır.
odun gazlaştırma kazanı
→ Ana madde : Odun gazlaştırma kazanı


Odun gazlaştırma kazanları , kontrollü bir fan yanma sırasında optimum hava beslemesini sağladığından, doğal çekişli kazanlardan daha verimlidir ve önemli ölçüde daha düşük emisyon değerlerine sahiptir . Odun gazlaştırma kazanı bir kez doldurulur (“yüklenir”) ve ardından birkaç saat içinde yanar. Tampon tankı, kazan için yeterince büyük olmalıdır.enerjik olarak uygun tam yük işletiminde tüm yanma süresi boyunca çalışabilir. Depolanan ısıya daha sonra ihtiyaç duyulduğunda daha uzun bir süre boyunca (birkaç gün) erişilebilir. Eski bir aile evinin ısıtma suyu devresi birkaç yüz litre su içerebilir (büyük boru çapları; büyük su içeriğine sahip radyatörler); ayrıca ısının bir kısmını tamponlayabilir. Öte yandan, yeni binaların devresinde nispeten az su var.
doğal çekişli kazan

Doğal çekişli kazanlar, bir sıcaklık kontrol cihazına bağlı bir damper açılarak veya manuel olarak açılarak kontrol edilir. Gücü kontrol edebilirsiniz; yangın "çok az hava" alırsa, eksik yanma (=> artan karbon monoksit emisyonu vb.) meydana gelebilir. Serbest bırakılan ısıtma enerjisi mevcut gereksinimden daha yüksekse, bir tampon depolama tankına ihtiyacınız vardır. Doğal çekişli kazanlar, tek ısıtma olarak veya mevcut bir petrol , gaz veya pelet ısıtma sistemi ile birlikte kullanılabilir .
odun pelet kazanı
→ Ana madde : Pelet ısıtma


Odun pelet kazanları, operasyon otomatikleştirilebildiğinden (vidalı konveyör ile yükleme, sıcak hava ile ateşleme ve çalkalama ile kazan temizliği) klasik yağ veya gazla ısıtmanın konforunu sunar. Odun peletlerinde tanımlanan artık nem derecesi ve kontrollü yanma nedeniyle, az miktarda kül üretilir. Modern pelet ısıtma sistemleri diğer odun ateşleme sistemlerine göre daha verimli ve daha düşük egzoz gazı değerlerine sahiptir.
odun yongası kazanı
→ Ana madde : Talaşlar


Odun talaşlı kazanlar ayrıca, operasyon otomatik olduğu için (konveyör vidası ile talaş besleme , sıcak hava ile ateşleme ve çalkalama ile kazan temizliği) klasik yağ veya gazla ısıtmanın konforunu sunar . Kontrollü yanma sayesinde ( lamda probu vasıtasıyla ) az miktarda kül üretilir.
Odun ısıtmasından kaynaklanan emisyonlar
Bir odun fırınının egzoz dumanı

Prensip olarak, odun ısıtma sistemleri, karşılaştırılabilir çıktıya sahip gaz veya akaryakıt ısıtma sistemlerine göre daha fazla ince toz , polisiklik aromatik hidrokarbonlar (PAH) ve kurum yayar.

Egzoz gazları çok fazla kurum veya kül partikülü içeriyorsa duman gri görünecektir . Kurum içeriği gri tonuna göre tahmin edilebilir. Gri ton ne kadar koyu olursa kurum içeriği o kadar yüksek olur. Beyaz duman, bacadan kaçtıktan sonra yoğuşan veya halihazırda sis yoğuşması - aerosol olarak çıkan su buharından kaynaklanır . Nemli odun yakarken , alev sıcaklığını düşüren ve uçucu organik bileşiklerin yanmasını önleyen suyu buharlaştırmak için ısı kullanılır (ayrıca bkz. Soba#Hava beslemesi ve Çinili soba#Tamamlanmamış yanma), burada eksik yanmanın (ayrıca bkz. için için için yanan ) bir sonucu olarak soğutulmuş baca gazında kurum ve su buharı üretilir. Karbon monoksit gibi birçok kirletici buhar veya gaz renksizdir ve bu nedenle görünmezdir. Kirleticilerin kesin nicel tespiti ancak ölçümle mümkündür.

Yanan yağ, gaz ve odun her zaman az miktarda karbon monoksit (CO) üretir (eksik yanma nedeniyle). Atmosferde hızla seyreltilir. Karbon monoksit, doğal ve insan yapımı ortamlarda oluşur. Atmosferdeki tipik bir konsantrasyon 0.1 ppm'dir. [2] Konut binalarındaki normal konsantrasyonlar 0,5 ila 5 ppm'dir, ancak gaz brülörlerinin yakınında 15 ppm'ye kadar konsantrasyonlar oluşabilir. Şöminelerdeki odun yangınları 5 ‰'ye kadar karbon monoksit (= 5000 ppm'ye kadar) salabilir. [3]

Ahşabın ısıtılmasıyla salınan karbondioksit , daha önce ağaç tarafından büyüme sırasında emilir ve bu nedenle karbon döngüsünün bir parçası olabilir . Ahşabın taşınması ve gerekirse endüstriyel kurutma, yanmaya ek olarak ek CO2'ye neden olabilir . Federal Çevre Ajansı, odun ısıtmasının iklim üzerindeki etkisini eleştiriyor. [4]

Avrupa'da, yenilenebilir enerjilerle bağlantılı olarak "sürdürülebilir" bir enerji kullanımı biçimi olarak yayılan odun ateşlerinin artan kullanımıyla ilişkili artan sağlık riski her şeyden önce tartışılmaktadır. [5]
Almanya

2000'den 2005'e kadar, odun yakma sistemlerinin daha düşük emisyonlu formları aracılığıyla partikül maddedeki azalmalar, odun yakma sistemlerindeki artışla geçersiz kılındı. Federal Çevre Ajansı tarafından yapılan bir araştırmaya göre , odunla çalışan sistemlerden kaynaklanan ince toz emisyonları , karayolu trafiğinden (sadece yanma) kaynaklanan 22.700 ton emisyonu aştı. [6]

Odun yakılmasından kaynaklanan partikül madde emisyonları sorununu azaltmak için, Almanya'daki yasa koyucu, 1 Ocak 1975'ten önce en son tip testine tabi tutulan sistemlerin ya 2017'nin sonuna kadar güçlendirilmesi ya da kapatılması gerektiğine karar verdi. Daha yeni sistemler için gereksinimler, 2010 yılında Federal Emisyon Kontrol Yasası'nın (1. BImSchV) uygulanmasına yönelik ilk yönetmelikte kararlaştırıldı .

Küçük odun ısıtma sistemlerinde (nominal gücü 15 kW'a kadar olan özel şömineler veya sobalar), sadece 1. BImSchV'nin 3. Maddesinde, No. 1 - 4 ve 5a'da belirtilen yakıtlar kullanılabilir, yani doğal, pütürlü odun veya odun kompaktlar halinde işlenir. Vernikli, boyalı veya emprenye edilmiş ahşabın yakılması, proseste çeşitli kirleticiler üretildiği için yasaktır.

İşlem görmüş ahşabın yanması daha sonra bir kurum örneği ile doğrulanabilir ve şüphe durumunda bir kontrol yapılabilir.

3 Aralık 2009 tarihinde onaylanan 1. BImSchV değişikliği ile ince toz (0,10 g toz/m 3 ) ve diğer kirleticiler için sınır değerler belirlenmiştir. 2015'ten beri yeni tesisler için bir sıkma olmuştur (0,02 g partikül madde/m 3 ). [7]

Sınır değerler, tek odalı ateşleme sistemleri hariç, 4 kW veya daha fazla çıkışa sahip sistemler için geçerlidir. Belediyeler inşaata (yasaklamalara kadar varan) koşullar getirebilirler. Yani ör. Örneğin, Ekim 2010'da Aachen'de şehir bölgesi için yerel bir katı yakıt yönetmeliği yürürlüğe girdi. [8.]

Teknik açıdan bu, öncelikle bir lambda probu kullanılarak yanma sıcaklığının düzenlenmesiyle veya baca gazının temizlenmesiyle sağlanabilir .
İsviçre

Revize edilmiş Temiz Hava Yönetmeliği (LRV) 1 Eylül 2007'den beri yürürlüktedir. Odun fırınlarından kaynaklanan partikül madde emisyonları için yeni sınır değerleri içerir.
enerji arzının payı

Yakacak odun, insanlığın en eski yakıtıdır ve yaklaşık 400.000 yıldır kullanılmaktadır. Büyük talep, diğer şeylerin yanı sıra, 18. yüzyılın sonunda Orta Avrupa'da odun kıtlığına yol açtı ve bunun bir sonucu, 19. ve 20. yüzyıllarda odunun fosil yakıtlarla ikame edilmesiydi. Günümüzde ahşabın bu konudaki önemi yeniden artmaktadır.

Almanya'da 2018'de baca temizleme ticareti üzerine yapılan bir araştırmaya göre [9] , katı yakıtlar için bireysel ateşleme sistemlerinin toplam sayısı 11,3 milyon civarındaydı:

Almanya

2012 yılında Almanya'daki toplam odun miktarının 135,4 milyon m³'ü (orman odunu, peyzaj koruma ve kısa rotasyon plantasyonlarından elde edilen odun, eski odun ve ayrıca odun endüstrisinden yan ürünler, yan ürünler ve atık ürünler dahil) , yaklaşık yarısı (68,3 milyon m³) enerji üretimi için, diğer yarısı malzeme. [10]

Odun enerjisi şu anda Almanya'da öncelikle doğrudan ısı temini için kullanılmaktadır ve özel haneler en büyük odun enerji tüketicilerini temsil etmektedir (33,9 milyon metreküp odun). [11] Isıtma sektöründe odun, yenilenebilir enerjinin en önemli kaynağıdır . 2016 yılında odun, yaklaşık 114,5 milyar kilovat saat (milyar kWh) ısı sağladı. [12] Almanya'nın 2016'daki ısı tüketiminin yaklaşık yüzde dokuzu odun enerjisiyle karşılandı. [12] Atık yakma tesislerinde geri dönüştürülen atığın biyokütle kısmı (ısı tüketiminin yüzde 0,9'u) ile birlikte, tek başına katı biyokütle yenilenebilir ısının yüzde 75'ini sağlıyordu.

Öte yandan ahşap, elektrik üretmek için yalnızca daha az oranda kullanılmaktadır. 2016 yılında brüt elektrik üretiminin yüzde 7'si biyoenerjiden geldi. [13] Yalnızca odun, 2016 yılında 10,9 milyar kilovat saat (milyar kWh) ile yüzde 0,005'lik bir paya sahipti. [12]

Ahşap, en geç İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana ulaşım sektöründe bir rol oynamamıştır. Örneğin, çiftçiler, yakıt sıkıntısının olduğu, ancak tarlaların hâlâ sürülmek zorunda olduğu İkinci Dünya Savaşı sırasında odun gazlaştırıcılı makinelerin yeniden keşfini yaşadılar. O zaman, traktörler (örneğin Lanz şirketinden) yeniden odun gazlaştırıcıları tarafından güçlendirildi. Ancak çalışma saatinde 1 yıldız odun tüketimi çok yüksekti.
İsviçre

Hidroelektrikten sonra ahşap, İsviçre'de ikinci en önemli yenilenebilir enerji kaynağıdır.

İsviçre ormanlarındaki yıllık odun büyümesinin yarısından biraz fazlası 2006/07'de kullanıldı. Potansiyel tükenirse, ahşap İsviçre'deki toplam enerji tüketiminin %5'ini veya ısıtma ihtiyacının %10'unu karşılayabilir.

Genel olarak, odun enerjisi 2005 yılında toplam enerji ihtiyacının yaklaşık %3.4'ünü veya ısı ihtiyacının yaklaşık %7'sini karşılamıştır. 2007 yılında, kurulu ısıtma sistemlerinde enerji üretmek için yaklaşık 3,8 milyon metreküp odun kullanıldı. 2017 yılında, tüm konut binalarının %10,1'inde bina ısıtması için ana enerji kaynağı ahşaptı. [14]

İsviçre'deki otomatik odun ısıtma sistemlerinin sayısı 1990'dan bu yana neredeyse üç katına çıkmış ve odun tüketimi bir buçuk kat artarak ikiye katlanmıştır. Sonuç olarak, İsviçre'de bile, kötü işletilen küçük odun fırınları artık yıllık ortalama olarak karayolu trafiğinden daha fazla ince toz kirliliğine katkıda bulunuyor. [15]

50 kW'tan fazla güce sahip odun ısıtma sistemlerinde, İsviçre'deki tüm sistemlerin %19'u yoğun ağaçlıklı Bern kantonundadır, onu Zürih (%12) ve Luzern (%11) takip etmektedir. Toplam kurulu kapasite açısından da Bern, %15 ile Zürih (%13) ve Luzern'in (%10) önündedir. Bu, ağırlıklı olarak kırsal kesimden gelen insanların odunla ısınmasıyla da açıklanabilir.
yeterlik

Genel olarak, ısı depolama kütlesi olmayan açık şömineler en düşük yanma verimine sahiptir. Yavaş yavaş daha iyi olan , ısı depolama kütlesi ve odun sobası olan çinili sobalardır . Su taşıyan sobalar, ısının çoğunu baca gazlarından çekebilir. Buna göre, düşük emisyonlu su taşıyan aşağı akışlı fırınlar , yaşam alanları için bireysel fırınların en iyi ateşleme verimliliğine sahip olanlar olarak kabul edilir.

Kütük odun sobaları için ateşleme verimliliği (kalorifik değerle ilgili) için en son teknoloji ( daha doğrusu "mevcut en iyi teknoloji 2018" ) 2010 [16] verileriyle %86'dır. [16] [17] Yanma verimliliğinden bağımsız olarak, istenmeyen baca çekişlerinden kaynaklanan durma kayıpları , ısıtma sisteminin genel verimliliğini azaltabilir. Teorik nominal verimliliği önemli ölçüde azaltın

    ahşabın su içeriği, [18]
    (bir) ısıtma teknolojisi süreçleri, [19]
    Baca gazındaki artık kalorifik değeri veya artık kalorifik değeri olan ve ısı üretimi sırasında kaybolan maddeler, örneğin
        karbon monoksit emisyonları
        odun gazları gibi yanmamış uçucu organik bileşikler ,
        parlak kurum
    tüm buharlaşmış ve yoğunlaşmamış bileşiklerin buharlaşma ısısı kaybı .

Odun ısınmasından kaynaklanan emisyonlar ( partikül madde , karbon monoksit , polisiklik aromatik hidrokarbonlar (PAH) vb. [20] ) ve ahşabın yakıt olarak kullanımındaki keskin artış nedeniyle emisyonlar artmıştır. Emisyonları sınırlamak için yasal düzenlemeler çıkarılmıştır, örneğin Almanya'da küçük ve orta ölçekli yakma tesislerine ilişkin yönetmelik (1. BImSchV).
eleştiri

Almanya'daki tüm küçük odun ateşleme sistemlerinden kaynaklanan 18.450 ton partikül madde emisyonları, yaklaşık 66.000 erken ölüme yol açan yaklaşık 7.000 ton [21] karayolu trafiğinden kaynaklanan egzoz emisyonlarını aşmaktadır. [22] Gerçekçi olmayan ölçüm yöntemleri ve zayıf piyasa gözetimi nedeniyle "şu anda sobalar için geçerli olan onay testlerinin [...] gerçeklikle çok az ilgisi olduğu" eleştiriliyor . [23] , sadece "optimum kütük boyutunda en iyi ahşapla" kararlı çalışma işlemi test edilecektir, ancak daha yüksek emisyonlu veya kullanıcının ısıtma davranışına sahip kararsız ısıtma ve soğutma aşamaları test edilmeyecektir. [23]İsviçre'de, 2010 yılında, odun yakma, bir bütün olarak İsviçre'deki ince toz emisyonlarının (PM10) yaklaşık %16'sına neden oldu. İyi yakıt kalitesi ve bir sistemin doğru kontrolü emisyonları azaltabilir. [24]

Küçük odun ateşleme sistemlerinden kaynaklanan yıllık partikül madde emisyonları 18.600 ton PM 10'dur . Pelet ısıtma sistemleri ve odun yongası ısıtma sistemlerinin kazanları nispeten düşük emisyonlara sahipken, ayrık kütüklerle çalıştırılan tek odalı sobalar özellikle kritiktir. [25] Federal Çevre Ajansı Başkanı Dirk Messner, hava kalitesi açısından çok fazla zarara neden olduğu için evlerde odunla ısıtmaya veda önerdi. [26]

Odun briketleri , odun talaşı veya talaş gibi kuru, işlenmemiş odun parçacıklarının mekanik olarak preslenmesiyle yapılan bir odun yakıtı şeklidir . Elde edilen briketlerin çapı en az 25 milimetredir, daha küçük kompaktlara ahşap pelet denir . Briketler, homojen olarak yüksek bir yoğunluğa ve tek tip bir enine kesite, genellikle de tek tip bir uzunluğa sahiptir.



Odun briketleri daha az kül üretir (100 kg odun briketi 1 kg'dan daha az kül üretir) ve linyitten daha düşük kükürt içeriğine sahiptir. CO2 dengesi nötrdür - eğer ahşap briketlerin taşınması ve üretimi için gereken enerjiyi hesaba katmazsanız - çünkü ahşap briketler atmosfere sadece yeniden büyüyen bir ağacın fotosentez yoluyla emdiği kadar CO2 yayar.
kalite standartları

Eylül 2014'ten itibaren, ISO 17225 "Katı biyoyakıtlar - Yakıt özellikleri ve sınıfları" dünya çapında ahşap briketler için geçerli olacaktır. Bölüm 3: Ahşap briketlerin sınıflandırılması ve Bölüm 1: Genel gereksinimler geçerlidir. O zamana kadar EN 14961 “Katı biyoyakıtlar – yakıt özellikleri ve sınıfları” uygulanıyordu. Bölüm 1 "Genel gereksinimler" ve Bölüm 3 "Endüstriyel olmayan kullanım için ahşap briketler" kullanılmıştır. Eylül 2011'e kadar, Almanya'da işlenmemiş ahşap briketler ve peletler için gereksinimler ve testler DIN 51731'de standart hale getirildi.

Ahşap briketler DIN EN ISO 17225-3'e göre sertifikalandırılabilir. DIN CERTCO mbH tarafından verilen DINplus kalite işareti, tüketicilere ahşap briketlerin DIN EN ISO 17225-3'ün tüm gereksinimlerini karşıladığını gösterir. Standardın gerekliliklerine ek olarak, aşınma davranışı test edilir. DINplus sertifikasını uzatabilmek için kimyasal analiz testleri ve aşınma davranışı yıllık olarak doğrulanmalıdır.

ISO 17225-3'e göre, ahşap briketler için aşağıdaki gereksinimler geçerlidir:
su içeriği ≤ %12 (teslim edildiği gibi)
Kül içeriği (550 °C) ≤ %1,0 (susuz)
kütle yoğunluğu ≥ 1.0 g/cm³ (teslim edildiği gibi)
katkı maddeleri ≤ %2 (susuz) Tip ve miktar belirtilecektir
kalorifik değer ≥ 15,5 MJ/kg, ≥ 4,3 kWh/kg
kalorifik değer ve yanma süresi

%10'dan az olan düşük su içeriği, kg başına 4,8 kWh ila 5,5 kWh arasındaki yüksek enerji içeriğinin bir nedenidir.

Karşılaştırma için:

    Ormandan taze odun %50 su içeriğine sahiptir, yaklaşık 2,5 kWh/kg,

    1000 kg odun briketi, yaklaşık 2,25 metreküp kuru yakacak odunun enerji içeriğine karşılık gelir (nem içeriği %20).

Briket söz konusu olduğunda, sert ahşabın yumuşak ahşaba göre avantajları vardır. Briketler aynı özgül ağırlığa (1 ila 1,2 t/m³) preslenir. Reçineli yumuşak ağaçların en büyük dezavantajı, çok çabuk yanmaları ve buharlaşan reçinenin neden olduğu boyutsal stabilitedir. Briket daha hızlı parçalanır ve sızan reçine buharı normal sobalarda tamamen yanamaz, bu da sobanın siyah camlarına da yansır. İyi parke briketleri çok daha temiz yanar ve ayrıca daha az ince toz üretir.

Bir yüzey ne kadar pürüzsüz ve sıkı olursa, alevlerin "sönmesi" o kadar uzun sürer. Sert ağaç briketleri genellikle ince öğütme talaşlarından üretilir (örneğin parke üretimi); bu nedenle daha homojen ve sağlam bir yüzeye sahiptirler. Yumuşak ağaç briketleri ise genellikle talaşlardan preslenir. Yüzeyleri daha kabadır ve bu nedenle tutuşmaları daha hızlıdır. Bu nedenle, bir ateş yakmak ve hızlı bir şekilde ısı üretmek için uygundurlar, sert ağaç briketleri ise közleri biraz daha uzun süre tutmak ve ısı üretmek için daha uygundur. Sert ağaç briketleri yarım saatten (ör. ağaç kabuğu briketleri) iki saate (ör. yumuşak ağaç briketleri) kadar herhangi bir yerde yanabilir.

yakacak odun

Yakacak odun veya yakacak odun , ısıtma veya pişirme için kullanılan odun anlamına gelir.
Taşımadan önce yakacak odun olarak kütükler

Kuru odun, bir yardımcı yangında yakmak için kullanılır . İnsanlığın en eski yakıtıdır ve yaklaşık 400.000 yıldır kullanılmaktadır. 20. yüzyılda sanayileşmiş ülkelerde odun kullanımından daha yüksek enerji yoğunluğu ve daha düşük fiyatlı yakıtlar lehine odun kullanımı terk edilirken , 21. yüzyılın başından itibaren tekrar odunla ısı üretimi artarak devam etmiştir. Gelişmekte olan ülkelerde , kömür brülörleri tarafından yapılan kömür , genellikle yemek pişirmek için - açık ateşten duman çıkmasını önlemek için - yeşil taze odun yerine kullanılır .

Yakacak odun veya yakacak odun, "fırına hazır kütükler", " kütükler " ve "yakacak odun" gibi çeşitli ticaret biçimleri için genel bir terim olan " enerji odunu " için geniş konuşma dili terimleridir . Odun peletleri ve odun briketleri de odundan oluşur, ancak halk dilinde yakacak odun olarak sayılmaz. Burada korunmuş yapı çok önemlidir.

Yakacak odunun değeri için kalorifik değer merkezi bir öneme sahiptir . Diğer ilgili özellikler yanma süresinin yanı sıra optik ve yanma sırasındaki koku olabilir.

kalorifik değer

Ahşap doğal bir ürün olduğu için yapısı ve bileşimi dalgalanmalara tabidir. Bu aynı zamanda kütle başına (örneğin kWh / kg cinsinden) veya hacim başına (örneğin kWh / kübik desimetre cinsinden ) kalorifik değeri de etkileyebilir .

Kütle birimi başına kalorifik değer (kWh/kg veya MWh/t) söz konusu olduğunda , odun türlerinin farklı yoğunlukları önemsizdir. Ancak su içeriği önemlidir, su içeriği  w% olarak verilir .

Nemli ahşabın kalorifik değeri, içindeki su içeriğini buharlaştırmak için gereken enerjinin çıkarılması gereken kuru maddenin kalorifik değerinden kaynaklanır. Bu, kg su başına 0,63 kilovat saattir.

Kesinlikle kuru sert ağacın kalorifik değeri 5 kWh/kg civarındadır. Ahşabın farklı kimyasal bileşimi (daha yüksek reçine içeriği) nedeniyle yumuşak ahşabın kalorifik değeri 5,2 kWh/kg'da biraz daha yüksektir.

Mantar ve böceklerin neden olduğu biyolojik bozunma süreçleri (örn. yanlış depolama, yani esas olarak çok nemli depolama nedeniyle), yakacak odunda kuru madde ve kalori değeri kaybına neden olabilir. [1] [2]

%20 su içeriğine sahip 1 kilogram yakacak odunun kalorifik değeri için örnek hesaplama :
%80 *
5.2kWh   -    %20 *
0,63kWh   =    4.03kWh
_

Mutlak
kuru maddenin kalorifik değeri eksi
Su
fraksiyonunun buharlaşma ısısı aynı Kalorifik değer
normal
1 kg yakacak odunun kalorifik değeri ( kuru madde ): 5,2 kWh
1 kg suyun buharlaştırılması için enerji: 0,63 kWh

Örnek hesaplama, artan su içeriği ile kütleye bağlı kalorifik değerdeki düşüşün, esas olarak kuru madde içeriğindeki azalmadan ve yalnızca ikincil olarak, yanma sırasında enerji verimini azaltan, suyun artan buharlaşma ısısından kaynaklandığını göstermektedir.

Şöminenin verimliliği de dikkate alınmalıdır. Bu, açık şömineler için yüzde 30 arasında ve modern sobalar için yüzde 80'in üzerinde olabilir. [3]
Isıtma yağı eşdeğeri ve enerji yoğunluğu

Fuel oil eşdeğeri , belirtilen yakıt miktarı ile aynı kalorifik değere sahip fuel oil miktarıdır. Yakacak odun kalori değeri su içeriğine bağlı olduğundan, her kalori değeri ile birlikte belirtilmelidir. Yüzde 0 su içeriğine sahip "kesinlikle kuru" ahşap (= atro) doğal kurutma ile elde edilemez, sadece teknik kurutma ile elde edilebilir. Doğal kurutmanın son noktası, yaklaşık yüzde 15 su içeriği ile "hava kuru = hava kuru" durumudur. Odun satın alımını eşdeğer miktarda ısıtma yağının maliyetiyle karşılaştırmak istiyorsanız, ısıtma yağı eşdeğeri kullanılabilir. Bununla birlikte, metreküp başına kalorifik değerin(Rm), ahşap yoğunluğunun dalgalanma aralığından ve katı metreyi (Fm, m³) metreküpe dönüştürme faktörünün dalgalanma aralığından kaynaklanan güçlü bir dalgalanma aralığına sahiptir. Aşağıdaki tablo, bir ağaç türünün metreküp başına ortalama kalorifik değerini içerir.
Ahşap türü hava kuru Kalorifik değer
(kWh/kg olarak) Kalorifik değer
(MJ/kg olarak) Kalorifik değer
(MWh/Rm cinsinden) Yoğunluk
(kg/dm³ cinsinden) Ticari Yoğunluk
(kg/Rm olarak)
kayın, kül 4.2 15 2.0 0.74 480
Meşe 4.2 15 2.0 0.69 470
huş ağacı 4.2 15 1.9 0.68 450
karaçam 4.3 15.5 1.8 0,58 420
Çene 4.3 15.5 1.6 0,51 360
Ladin 4.3 15.5 1.4 0.44 330
akaryakıt 12 43 10 0.84 840
linyit briketleri 5.3 19 2.2 0.60

Bir metreküp kuru yaprak döken odun , yaklaşık 200 litre ısıtma yağının veya 200 m³ doğal gazın yerini alır . İğne yapraklı ağaç ise birim ağırlık başına biraz daha yüksek bir kalorifik değere sahiptir, ancak daha düşük kütle yoğunluğu nedeniyle daha fazla yer kaplar ve daha hızlı yanar.
iltihap
Yaygın bir aydınlatma yönteminde, kolay yanıcı, kuru, odunca zengin gazete önce yakılmak üzere sobaya yerleştirilir ve ardından gevşek bir şekilde katmanlı artık oluklu mukavva veya eşit derecede ince, kuru sunta veya ağaç yongaları.Mumla ıslatılmış odun yünü de eşdeğer bir ateşleme yardımcısı olarak kullanılır . Kolay tutuşabilen kağıdı kullanarak kibritin alevi onu yakmaya yeter. Kuru çam kozalakları da aydınlatma için çok uygundur. Ahşabın zayıf termal iletkenliği nedeniyle, parlama noktasına hızlı bir şekilde ulaşılması gerçeğiyle birlikteahşabın veya ahşabın gaz yapan bileşenlerinin ( iğne yapraklı ağaç durumunda terpenler , huş veya kayın ağacında uçucu yağlar , ateşleme yardımcılarında mum buharı), talaşlar hızla tutuşur ve sonuç olarak daha kaba kütükleri ateşe verir .

Henüz odun gazlaştırma kazanları olarak çalışmayan merkezi ısıtma kazanları söz konusu olduğunda (ancak bunlar, örneğin KfW ve Bafa gibi kamu sübvansiyonlarından hariç tutuldukları için aşamalı olarak kullanımdan kaldırılan modellerdir ve ayrıca Küçük ve Orta Ölçekli Yakma Sistemleri Yönetmeliği (1. BImSchV) tarafından giderek daha fazla kullanılmaya başlandığında, bir sobayı odunla istiflemek ve ardından alttan takmak yerine aşağıdaki ısıtma varyantı daha doğru olacaktır. Ancak, burada ikilem devam ediyor, ısınmadan sonra, müteakip doldurma "zorunlu olarak" üste geliyor ve sonra sorun tekrar ortaya çıkıyor. Bir odun gazlaştırma sobası/kazanı çalıştırın:

Kütükler ateşleme yardımcısı üzerine yığılmışsa, kütüklerden kaçan ahşap bileşenlerin bu baca gazları tutuşmadan önce bacayı yanmadan bıraktığı bir üst yanma meydana gelir ; yangın kalın kütüklerde tutuşturulursa , bunların gaz çıkaran uçucu bileşikleri , alt yanığa eşdeğer olan yangın bölgesinden iletilir . Yakıt daha verimli kullanılır. Nemli odun yakıldığında, bu uçucu maddeler, kaçan su buharı veya su sisi ile birlikte yoğunlaşır ve kurum parçacıkları ile birlikte duman olarak algılanır .
yanma

Odun yakma, ilk aşama olarak ahşabın gazlaştırılması ve ikinci aşama olarak gazların ve odun kömürünün oksidasyonu ile iki aşamalı bir işlemdir.

Odun yakılırken, kısmen aynı anda ve kısmen birbiri ardına aşağıdaki alt işlemler gerçekleşir:

    Alevden, köz yatağından ve yanma odası duvarlarından gelen ısının yansıması ve sıcak egzoz gazı akışının bir sonucu olarak yakıtın ısınması
    Uçucu ahşap bileşenlerinin buharlaşması ( terpenler vb.)
    Buharlaştırma ve suyun uzaklaştırılması yoluyla kurutma (100 °C'den itibaren)
    Ahşabın sıcaklığın etkisiyle bozunması (250 °C'den itibaren)
    Gazlar ve katı karbon oluşturmak için ahşabın birincil hava ile gazlaştırılması (250 °C'den itibaren)
    Karbonun gazlaştırılması (500 °C'den itibaren)
    700 °C ila 1500 °C arasındaki sıcaklıklarda (maksimum yaklaşık 2000 °C) karbon oksitler (karbon monoksit ve karbon dioksit) ve su oluşturmak üzere yanıcı gazların oksidasyonu
    Alevin çevredeki duvarlara ısı dağılımı ve yeni sağlanan yakıt

Tüm kurutma ve buharlaştırma işlemleri, alevin veya egzoz gazının sıcaklığında bir azalmaya, yani yakıtın kalorifik değerinde bir azalmaya yol açar.

Bir odun fırınında, bu maddeler ahşabın köz yatağında gazlaştırılması yoluyla (hava eksikliği, yani yanma havası oranı lambda < 1) durumunda salınır. Bu amaçla "birincil hava" sağlanır. Isıtıldığında, kuru odun kütlesinin ağırlıkça yüzde 80 ila 90'ı gaz olarak salınır. İlk ve en önemlileri karbon monoksit (CO), hidrojen (H 2 ) ve hidrokarbonlardır (C mHn ). Kalan katı içerik kül olarak kalır, kurum olarak çöker veya partiküller halinde çevreye salınır.

Gazlar daha sonra yanma havası ile karıştırılır ve yanma odasında uzun bir alevle yakılır. Gazları yakmak için genellikle "ikincil hava" sağlanır. Gazlar uzun alevde yandığı için oduna uzun alev yakıtı denir. Köz yatağındaki kömür ise yavaş ve az alev oluşumu ile (egzoz gazında daha fazla karbon monoksit oluşumu ile) yanar.

"Üstten yanmalı" fırınlar, kaçan gazları soğutabilir ve eksik yanabilir, "alttan yanmalı" fırınlarda gazlar, kor yatağından yönlendirilir, yani daha yoğun ısıtılır ve daha tam olarak oksitlenir.
emisyonlar

Yanma sırasında ana bileşenler olarak karbondioksit (CO 2 ) ve su buharı (H 2 O) açığa çıkar. Odun az miktarda nitrojen içerir (≈900 mg/kg). Yanma havasında bulunan azot gibi, bu da yanma sırasında kısmen su (buhar) ile reaksiyona girerek asitleri oluşturan ve çevreyi kirleten azot oksitlere dönüştürülür. Ahşabın içinde de bulunan kükürt (~120 mg/kg) esas olarak küle bağlıdır, böylece çok az kükürt dioksit salınır .

Ahşabın nem içeriği ne kadar yüksek olursa , bu suyun buharlaşması için o kadar fazla ısı gerekir, bu da alevlerin soğuması ve "eksik yanma" meydana gelmesi anlamına gelir - aynı zamanda aşırı hava durumunda (tesisattan çekilen ikincil hava) "açık şömine" durumunda oda) Bu, bir yandan eksik oksidasyon ve ayrıca organik bileşiklerin veya karbondioksitin kurum veya odun katranına indirgenmesi anlamına gelir . Hava eksikliği (zayıf baca çekişi veya hava beslemesinin kesilmesi nedeniyle) veya zayıf yanma (yanma odasında yetersiz türbülans) da eksik yanmaya neden olabilir. Bu süreçte, değişen derecelerde yeni bileşikler oluşur ve yayılır, örneğin:

    yanmayan, ancak baca yoluyla kullanılmayan uçucu yakıt olarak çevreye yakılan yukarıda belirtilen bileşiklerin tümü
    karbon monoksit (CO)
    parlak siyah ©
    Hidrokarbonlar (C x H y )
    Hidrojen (azaltmadan kuruma kadar küçük miktarlar)
    ince kül tozu
    mineral maddeler

Yoğuşan maddeler soğuk yerlerde (kazanlardaki ısı eşanjörleri, uzun soba boruları, bacada ) yoğuşabilir ve birikebilir. Tortular yapışkandır (yoğunlaşmış sudan dolayı da) ve üzerlerine tozlar takılır, bu da topaklaşarak ve yakalanarak diğer tozları çeker.

Son araştırmalar, odun yakılmasından kaynaklanan ince tozun neden olduğu toplam kirliliğin, Almanya'da kayıtlı motorlu taşıtlardan kaynaklanan ince toz emisyonlarının toplamını aştığını göstermektedir. [4] Küçük odun yakma sistemlerinden kaynaklanan yıllık partikül madde emisyonları 18.600 ton PM 10'dur. [5] Bununla birlikte , odun ısıtma sistemlerinden kaynaklanan emisyonlar uygun kazanların seçiminden etkilenebilir . Pelet ısıtma ve talaş ısıtma kazanları iseNispeten düşük emisyonlara sahip olduğundan, bölünmüş kütüklerle çalıştırılan tek odacıklı sobalar özellikle kritiktir. Federal Çevre Ajansı Başkanı Dirk Messner, hava kalitesi açısından çok fazla zarara neden olduğu için evlerde odunla ısıtmaya veda önerdi. [6]

Yenilenebilir bir hammadde olarak yakacak odun , CO2'ye dönüştürülen karbonun , ağacın büyümesi sırasında fosil yakıtlara ( örneğin petrol , kömür , doğal gaz ) kıyasla çok daha hızlı emilmesi avantajına sahiptir.

Doğal ahşap, düşük ağır metal ve klor içeriğine sahiptir; Kirlenmiş atık odun yakıldığında, ağır metaller ( arsenik , kurşun , kadmiyum , krom , bakır , nikel , cıva , çinko ve diğerleri) ve dioksinler egzoz gazı ve kül yoluyla kesinlikle yayılabilir. [7] Aynısı, kullanılan yapıştırıcılar, kaplamalar veya boyaların bir sonucu olarak toksinlerin salınabileceği sunta veya kontrplak gibi ahşap bazlı malzemeler için de geçerlidir.
ahşap türleri
Isıtma amacıyla çeşitli ahşap türleri kullanılmaktadır . Ağırlıklı olarak kalori değeri, yanma süresi ve kullanım rahatlığına (alev deseni, koku) göre bir ayrım yapılır.

Sert ağaç ve sert ağaç, yumuşak ağaç veya iğne yapraklı ağaçtan hacim (m²) başına önemli ölçüde daha yüksek bir kalori değerine sahiptir. Bununla birlikte, ağırlık başına, yumuşak ahşabın kalorifik değeri, sert ahşabınkinden biraz daha yüksektir . Yumuşak ahşap, sert ağaçtan daha hızlı yanar ve daha yüksek sıcaklıklar geliştirir. Bu esas olarak daha yüksek reçine içeriğinden kaynaklanmaktadır .

Isıtma amacıyla, genellikle sürekli ısı üretimi arzu edilir. Her şeyden önce, yakma teknolojisi her durumda hangi ahşap türlerinin daha uygun olduğuna karar verir. Saf ısı üretimi için modern odun gazlaştırma kazanlarında , yüksek sıcaklıkta yanma nedeniyle her türlü yakacak odun kısıtlama olmaksızın optimum şekilde kullanılabilir.

Tüm sert ağaçlar, açık şömineler veya sobalar için enerji kaynağı olarak çok uygundur . Yumuşak ağaçtan daha yavaş ve daha uzun süre yanarlar, ancak biraz daha fazla kül üretirler ( bakım ). Bu nedenle daha büyük sistemlerde daha ucuz iğne yapraklı ağaç tercih edilir.

Mutfak sobaları için, daha hızlı yanan yumuşak odun arzu edilir, çünkü çabuk ısı sağlar (soğuk bir sobayı 'ısıtmak', ocak gözünün sıcaklığının daha doğrudan kontrolü). Ancak daha uzun bir aleve sahiptir ve bu nedenle daha fazla alev alanına ve daha yüksek oksijen kaynağına ihtiyaç duyar. Bu nedenle, mutfak sobaları genellikle ısıtma sobalarından tamamen farklı şekilde yapılır.

Yakacak odun olarak kullanıldığında, farklı ağaç türlerinin avantajları ve dezavantajları vardır:

    Ladin , nispeten hızlı yanan ve yanan bir ağaçtır ve bu nedenle yanmaya çok uygundur. Ayrıca temel fırınlarda /gazlaştırma kazanlarında da sıklıkla kullanılır. Avrupa'da ladin ormanı yaygındır ve odunu ucuza satın alınabilir. Açık şömine için daha az uygundur, çünkü reçine kabarcıklarının patlaması közün dışarı fırlamasına neden olabilir.
    Köknar , ladin ile benzer bir oranda yanar, ancak daha az belirgin reçine kabarcıkları nedeniyle önemli ölçüde daha az kıvılcıma neden olur. Köknar, açık ocaklar için Alpler'den gelen klasik yakacak odundur, ancak sıralanması zordur.
    Çam ve karaçam - benzer yanma davranışına sahip - çok daha iyi kalitededir, ancak yalnızca ısıtma ortamı olarak bölgesel bir rol oynar.
    Huş ağacı genellikle açık şömineler için kullanılır . Kayın veya dişbudak genellikle ilk olarak bahsedilse bile, huş ağacı 'klasik' yakacak odundur, çünkü uçan kıvılcımlara neden olan reçine kabarcıkları oluşturmaz ve güzel alev desenine (oldukça hafif, mavimsi) ek olarak (oldukça hafif, mavimsi) nedeniyle ( reçineli maddeler yerine) ağırlıklı olarak içerdiği uçucu yağlar da çok hoş kokar. Huş ağacı, kayın veya dişbudak ağacından biraz daha hızlı yanar, ancak yumuşak ağaçtan çok daha yavaş yanar.
    Kayın , güzel bir alev desenine ve iyi bir kor gelişimine sahip olduğu için çok uygun bir yakacak odun olarak kabul edilir. Aynı zamanda, sadece çok az kıvılcım (sıçrama) gösterir ve çok yüksek bir kalorifik değere sahiptir. Kayın ağacının ısıl değeri/ısıl değeri, diğer ağaçlara kıyasla sıklıkla referans değer olarak kullanılır. Kayın ağacı, değerli kokusu ve tadı nedeniyle çoğunlukla sigara yemeklerinde kullanılır. Kayın ağacı çok popülerdir ve bu nedenle üst fiyat aralığındadır. Ancak, genellikle iyi kayın ağacı elde etmek zordur; sağlıklı gövdeler çoğunlukla mobilya veya kaplamalar için kullanılır. Yakacak odun olarak genellikle yalnızca taç odunu (nispeten daha fazla kabuklu, yani daha az kalorifik değere ve daha fazla küle sahip) veya küflü gövdeler (daha düşük kalorifik değere sahip) mevcuttur.
    Beyaz kayın veya gürgen genellikle kayın olarak da adlandırılır, ancak kayın (Fagaceae) ile ilgisi yoktur, ancak huş ailesine (Betulaceae) aittir. Gürgen ayrıca kurutulduğunda çok ağırdır ve bu nedenle hacmine göre (meşe gibi) özellikle yüksek bir kalorifik değere sahiptir. Gürgen güzel bir alev desenine sahiptir, çok az kıvılcım çıkar ve çok uzun süre yanar. Kesilmesi ve ayrılması özellikle zordur.
    Meşe , aslında ısı üretmeye yarayan tüm sobalarda (çimento sobası, odun sobası, atölye sobası) kullanılabilir. Açık şömineler için tercih edilmez, çünkü iyi köz oluşturur ancak çok güzel bir alev deseni oluşturmaz. Kalorifik değeri kayın ağacından biraz daha yüksektir ve yanma süresi çok uzundur. Meşe ağacı, uygun olmayan şekilde yakıldığında (yetersiz hava beslemesi), egzoz borularına ( kuruma ) saldıran nispeten büyük miktarda tanik asit içerir . Bu nedenle sobalar için çok uygundur, ancak açık şömineler için uygun değildir. Tahta (zaten bölünmüş) başlangıçta açık havada bir kapak olmadan depolanırsa, tanen içeriği azaltılabilir; tanenlerin büyük bir kısmı yağmurla yıkanır.
    Kızıl meşe , sadece yaklaşık 250 yıl önce Avrupa'ya tanıtılan Amerika'ya özgü bir ağaç türüdür. Kırmızı meşe meşe ile sadece biraz karşılaştırılabilir. Yakacak odun olarak kayın ağacına benzer. Kırmızı meşe zor ve çok ağırdır. Bölünmesi kolaydır (düz gövdeli) ve en az iki yıl kurutulmalıdır.
    Dişbudak , kayın ağacına benzer bir kalori değerine sahiptir ve huş ağacının yanında en güzel alev desenini geliştirir. Aynı şekilde, kıvılcım çıkarmaması nedeniyle açık şömineler için de uygundur. Dişbudak ağacı sert ve sağlamdır (bölünmesi kolay fakat kesilmesi zordur) ve bu nedenle kayın gibi pahalıdır.
    Akçaağaç , robinia ve karaağaç yakacak odun olarak çok uygundur, ancak diğer türlü her tür soba için de uygundur. 4,1 kWh/kg'da kalorifik değer kayın veya meşenin biraz altındadır.
    Linde birim hacim başına düşük kalorifik değere sahiptir, ancak kg başına yüksek kalorifik değere sahiptir.

Yaprak döken kavak ve söğüt ağaçları , benzer şekilde düşük enerji yoğunluğuna sahip oldukları ve nispeten hızlı yandıkları için yanma davranışı açısından yumuşak ağaçlara benzer (aslında daha da kötüdür). Enerji endüstrisinde ise kavak hibrit çeşitleri , son derece hızlı büyümeleri nedeniyle çok ekonomik bir ağaç türüdür. Tercihen kontrollü yakıt beslemeli büyük ölçekli yakma tesislerinde talaş olarak kullanılır , ancak sadece yaz aylarında kullanılır, çünkü yüksek ısı talebi olduğunda kavak ve söğüt ile bu sağlanamaz.
Ticaret, işleme ve depolama
ticari formlar


Prensip olarak odun, kesildikten kısa bir süre sonra taze odun olarak satın alınabilir veya kuru olarak satın alınabilir . Taze odun en az bir, tercihen iki kış saklanır. Ahşabın su içeriği ne kadar yüksek olursa, dumansız ve mümkün olduğunca az kurumla yanmak için o kadar uzun süre depolanması gerekir.
yanan çubuklar
Dalgalar : [8] Yanan çubuk demetleri

Ticari formlar örneğin:

    Rundholz , Blochholz ( Avusturya ): Uzunlamasına kesilmiş ama bölünmemiş
    Bölünmüş odun, metreye göre kütükler : kabaca bölünmüş , yaklaşık bir metre uzunluğunda kesilmiş
        Kütükler , yakacak odun: bir metrenin yaklaşık üçte biri kadar kesilir
        Kütükler : fırına hazır, yarım metre (50 cm), metrenin üçte biri (33 cm) ve çeyrek metre (25 cm) olacak şekilde kesilmiş; aynı zamanda sadece "yakacak odun" olarak da adlandırılır, ancak aynı zamanda kömür üretimi için odun da içerir
    Yanan çalı odunu, çapı 7 cm olan masif ahşap kalınlığına ulaşmayan ahşaptır ( dallar ve dallar )
        Şaftlar , dal ve kütük karışımından yapılmış, şaft adı verilen bir demet içinde birbirine bağlanmış dal demetleridir . [9]

yakacak odun boyutları

Geleneksel olarak, yakacak odun ticareti yapılır ve alan veya hacim açısından ücretlendirilir. Yakacak odun hacmi başına kalorifik değer, ağırlıktan ziyade farklı nem seviyelerinden çok daha az etkilenir. Ayrıca son kullanıcı hacmi ağırlıktan daha iyi belirleyebilir. Almanca konuşulan ülkelerde ortak boyutlar şunlardır: [10]

    1 metreküp (fm) = 1 m³ boşluksuz odun kütlesi, kütüklerin yarılma öncesi kalınlık ve uzunluğundan hesaplanır.
    1 metreküp (rm) veya stere (st) = 1 m³ yığılmış kütükler veya boşluklu kütükler
    1 gevşek metreküp (srm) = 1 m³ yığılmış kütük (genellikle 25 veya 33 cm fırına hazır uzunluklarda)

Aşağıdaki tablo, kayın örneğini kullanarak kaba bir dönüşüm için kullanılabilir, diğer ahşap türleri ile hafif sapmalar vardır:
Bavyera Teknoloji ve Tanıtım Merkezi'ne (TFZ) göre kayın ağacı dönüşümü (Temmuz 2006) [11] [12] [13] ahşap türü katı metre metreküp (yuvarlak ahşap, 100 cm,

bölünmemiş, tabakalı)
metreküp (kütükler,

100 cm, katmanlı)
metreküp (kütükler,

33 cm, katmanlı)
dökme metreküp (kütükler,

33 cm, dökülmüş)
kayın 1.00 saat 1.70 mil 1.98rm 1.61rm 2.38 nm
kayın 0,59 1.00 dm 1.17rm 0.95rm 1.40 nm
kayın 0,50 saat 0.86rm 1.00 dm 0.81rm 1.20 nm
kayın 0.62 fm 1.05rm 1.23rm 1.00 dm 1.48 nm
kayın 0.42 0.71rm 0.83 rm 0.68rm 1.00 nm
Tarihsel yakacak odun boyutları

Farklı boyutlarda yakacak odun yaygındı: [14]

Yakacak odun kordonu 5 fit yüksekliğinde ve 5 fit genişliğinde hesaplanmıştır. Günlük uzunluğu olarak 3 fit olmalıdır. Nürnberger Werkmaß olarak adlandırıldı. Ahşabın kuruması dikkate alınarak bir kütük fazlalık olarak belirtilmiştir. Fazla olmayan kulaç 75 Nürnberg fit küpü , yani 2.1066 yıldızdı. 6 Kasım 1811 tarihli Würzburg Hükümet Gazetesi'nde Büyük Dük bu önlemi ortaya koydu.

Würzburg'da bir yakacak odun arabasının 4½ fit genişliğinde ve 5½ fit yüksekliğinde olduğu belirlendi. Daha sonra, yakacak odun arabası eski Nürnberg ölçüsüne göre 4 fit 19 inç genişliğinde ve yüksekliğindeydi. Günlük uzunluğu daha sonra 3 fit idi. Sepet şimdi 1,9685 stere idi. 1822'den itibaren yakacak odun Bavyera ½ kulaç tarafından satıldı. Bir ölçüm çerçevesi 18 Bavyera fit kare içeriyordu. Bavyera Krallığı'nın kendisinde kulaç 6 × 6 × 3½ fit olarak tanımlandı, bu da 3.1325 ster veya 126 fit küp idi. Yakacak odun da iplik ve reep ile yapılmıştırölçüldü. İplik şeffaf çerçeve içinde 6 × 6 × 2 fitte ölçüldükten sonra. Sonuç 72 fit küp veya 1,7442 Fransız steresi (stert) idi. Reep, daha büyük miktarlarda odun için ayrıldı. Uzunluk 2½ fit, yani 2.45 stert idi. Grindelein [15] aynı zamanda bir Bavyera yakacak ölçüsüydü. Yakacak odun ticaretinde, kordon veya ölçü, çeyrek, sekizlik ve köşelere (1/16) bölünmüştür. Isenburg yakacak odun boyutlarına 6 × 6 ayakkabı ve 3½ fit uzunluk verildi. Yakacak odun boyutlarının çoğu bölgesel özelliklere tabiydi.

Fransa'da Voie de Paris , Pariser Fuhre, corde de grand bois, corde de port (port kablosu) ve corde d'ordonnance ile kordonu andıran corde vardı. [16]
işleme

Yakacak odun en iyi şekilde kütükler halinde bölünmüş kütükler halinde işlenebilir ve ayrıca ormancılık tarafından bu biçimde sunulur . Tahta parçası son kullanıcı için çok büyükse, bir testere (esas olarak bir tahterevalli ) ile istenen uzunlukta kesilir.

Yakacak odunları elle bölmek için, yaklaşık 30 cm'lik ağaç dilimleri, örneğin bir elektrikli testere ile önce kesilir ve daha sonra ıslakken (taze kesilmiş) bölünür. Önce odun kurutulursa, ki bu daha büyük parçalar nedeniyle çok daha uzun sürer, çoğu tür için bölmek çok daha zordur. Bölme sırasında ahşabı yukarıdan aşağıya (taç → kök) ayırmak avantajlıdır çünkü daha az kuvvet gerekir. Kaba bir anımsatıcı şudur: "Odun, kuş pisliği gibi gözyaşı döker."

Bölme için motorlu bir kütük ayırıcı veya bir yarma çekici kullanılabilir .
iş güvenliği

Yakacak odun işlenirken iş güvenliği nedeniyle kişisel koruyucu ekipman ( PSA -Forst ) giyilmelidir . Buna örneğin iş eldivenleri , güvenlik ayakkabıları , işitme koruması ve koruyucu gözlükler dahildir . Motorlu testereleri kullanırken , uygun koruma kategorisindeki kesilmeye karşı koruyucu pantolonlar da giyilmelidir. Özellikle daire testereyle ve aynı zamanda kütük yarıcı veya yarma çekici/ yarma baltasıyla çalışırken artan kaza riski vardır . İşleme sırasında oluşan sert ağaç tozu(kayın, meşe) kanserojen etki yapabilir.
depolamak
Taze kesilmiş iğne yapraklı ağaçların nem içeriği yaklaşık yüzde 55 ila 70 (su içeriği yüzde 35 ila 41), sert ağaçta değer yüzde 70 ila 100 arasındadır (su içeriği yüzde 41 ila 50). Bu nedenle, odundaki nem, odun yakma için depolama veya teknik kurutma yoluyla yüzde 20'den daha az (su içeriği < yüzde 16) olağan kalıntı değerine düşürülmelidir. Ahşabın başlangıçtaki nem içeriği, kuru depolama süresi için belirleyicidir. Bu, hava ve ağaç türlerine ve önceki depolamaya (ormanda veya kütük bahçelerinde kütük depolama) bağlı olarak değişebilir. Doğru depolama kurutması ile genellikle bir yıllık bir süre yeterlidir. [17]Özellikle kuru ilkbahar ve yaz aylarında, yaklaşık 6 aylık depolamadan sonra fırında hazır kurutma koşullarına ulaşılır. [17] Ahşap nemi bir nem sensörü ile kontrol edilebilir.

Depolama türü - örneğin yığılmış, dökülmüş veya bir siloda - yakacak odunun işlenme şekline bağlıdır. Yakacak odun için en uygun koşullarla (ince bölünmüş ve çok uzun olmayan kütükler rüzgara açık kapalı kafes kutularında veya açık havada yakacak odun kapları), yedi ay bazen yeterlidir. Yakacak odun da açık havada bir odun yığınında çok iyi depolanır.veya aynı anda iyi havalandırmaya sahip bir çatı altında. Örneğin mahzenlerde ve garajlarda bulunmayan rüzgar akışı, kurutma için belirleyici bir ön koşuldur, bu nedenle geçmişte yaygın olan ahşap hangarların genellikle havalandırmaya izin veren belirli bir mesafeye sahip çıtalardan yapılmış duvarları vardır. Bir gölgelik altındaki (ideal olarak güneydeki) bir ev duvarında, evin duvarına en az 5 ila 10 cm mesafe bırakmalısınız.

Teknik kurutma, daha uzun depolamadan kaçınmayı mümkün kılar, ancak yavaş kuruyan ahşaba kıyasla yanma özelliklerinin daha kötü olması dezavantajına sahiptir. Hazneli veya tamburlu kurutma sistemleri, başlangıçtaki nem içeriğine bağlı olarak yaklaşık bir hafta içinde ahşabı ideal nem içeriğine getirebilir. Diğer tesislerden gelen atık ısı, sistemlerin enerji verimliliğini ve maliyet etkinliğini sağlamak için sıklıkla kullanılır.
Çeşitli
Modern enerji yönetimi, paletler üzerinde eve teslimat ve kurutulmuş kompaktların ( tahta peletler veya ahşap briketler ) kullanımı bağlamında birim kilogram giderek daha önemli hale geliyor . Ahşabın içerdiği su (artık nem, su içeriği) ağırlıkta oda boyutlarına göre çok daha büyük bir rol oynar. Ağırlığa göre bir satın alma, yalnızca kalitenin (bileşim, kalan nem, su içeriği) tartım ve laboratuvar testi olanakları verildiğinde düşünülmelidir.

Fiyat için hesaplama esası ormandan, orman yolundan/ orman yolundan veya depodan (erişilebilirliğe bağlı olarak kendiniz alın) veya serbest ikametgahtan teslim edilir, ancak giderek artan bir şekilde perakende mağazalarında, örneğin hırdavatçılarda.

Potsdam şehir yönetimi tarafından bir bina ilan edilen yakacak odun yığını vakası ulusal olarak bilinir hale geldi. [18]

odun pelet

Odun peletleri , tamamen veya esas olarak testere yan ürünlerinden veya kesilemeyen endüstriyel ahşaptan yapılmış , maksimum uzunluğu 25 milimetre [1] olan çubuk şeklinde peletlerdir . [2] Odun peletleri esas olarak yakıt olarak kullanılır, diğer yakıt peletleri saman peletleri veya saman benzeri biyokütleden elde edilen topaklar, turba peletleri, zeytin çukurlarından ve preslenmiş zeytin pirinasından elde edilen topaklar , [3] [4] hindistancevizi kabukları veya diğer biyojenik kalıntılardır . [5] [6] [7]
Yaklaşık 7 mm çapında ahşap peletler
peletleme makinesi
Peletleme makinesinin halka kalıbı

Peletleme, özel pelet ısıtma sistemlerinde yakıt olarak otomatik kullanım gibi diğer biyojenik katı yakıtlara göre çeşitli avantajlar sunar (daha fazla avantaj için bkz. Pelet#Amacı ).

25 milimetre çapındaki ahşap kompaktlar, bazı durumlarda başka gereksinimlerin geçerli olduğu ahşap briketler olarak adlandırılır. [8.]

Odun peletleri küçük fırınlarda, endüstriyel fırınlarda ve enerji santrallerinde yakılır. [9]

Tahta talaşları , yakma sistemleri için artık ahşabı hazırlamanın başka bir yoludur. 1960 civarında, yaşam alanlarını ısıtmak için elle doldurulmuş silindirik çelik sac kartuşlarla talaş sobaları hala vardı. Bir dolgu birkaç saat yandı.

Odun peletlerinin üretimi 1930'larda Kuzey Amerika'da başladı . [10] 1978'de, ABD'deki 1973 petrol fiyatı krizinin ardından , uçak teknisyeni Jerry Whitfield , zamanın tavşan yemlerine benzeyen preslenmiş talaş kalıntılarıyla ısıtılan bir pelet sobası [11] yaptı. Böylece egzoz gazlarında odun sobalarına göre daha az toz emisyonu elde etti. [12] 1984'te yıllık Wood Heating Alliance Show'da ( Reno , Nevada ) buluşunu sunduğunda , [13] dört günde 1.000'den fazla soba siparişi aldı. [12] [14]Avrupa'da, ahşap pelet kullanımı ilk olarak İsveç, Danimarka ve Avusturya'da bir yer edinmiştir. 1985'ten itibaren, İsveç'teki enerji santrallerini ateşlemek için kurutulmuş odun peletleri kullanıldı, çünkü ıslak odun yongalarının taşınması ve yakılması çok pahalı olurdu. [11] 1993'ten itibaren Avusturyalı kazan üreticileri ABD'ye pelet sobası ihraç etmeye ve aynı zamanda Avusturya'daki pazarı geliştirmeye başladı. [11] 1996 yılında, odun peletleri Almanya'da yakıt olarak onaylandı ve kısa sürede Alman pazarında yer edindi. [15]
üretme

Odun peletlerinin üretimi - en azından Almanya'da - çoğunlukla hammadde kaynağına yakın bir yerde gerçekleşir. Bunlar örn. B. Yan ürün olarak odun atıklarının ( talaş , talaş ve talaş ) üretildiği kereste fabrikaları ve planya fabrikaları . Odun peletlerinin yaklaşık %10'u da kesilemeyen endüstriyel ahşaptan üretilmektedir. [2]

Pelet tesisine ulaştığında, ham madde genellikle %35 ila 45 m su içeriğine sahiptir. Hammaddeler daha sonra örneğin bir çekiçli değirmen ile ezilir . Pelet fabrikasına veya odun işleme tesisine bağlı biyokütle ısıtma tesisleri veya biyokütle termik santralleri , hammaddelerin kurutulması için ısı sağlayabilir. Bir sonraki adımda, malzeme şartlandırılır. Amaç, hammaddede homojen bir su içeriği elde etmektir. Bu adımda presleme yardımcısı olarak nişasta da eklenebilir. Bunu, peletlerin bir peletleme tesisinde oluşturulduğu gerçek presleme süreci takip eder. Malzeme, yüksek basınç altında çelik bir kalıptan (halka veya düz kalıp ) itilir.) istenilen pelet çapında (kalıba bağlı olarak 6 veya 10 mm) delikler ile preslenir. [16] Pres kanalındaki basınç ve sürtünme nedeniyle ısınma meydana gelir. Bu , ahşapta bulunan lignini sıvılaştırır, böylece bir bağlayıcı madde görevi görür. [17] Kalıptan çıkarken, bir doktor bıçağı genellikle telleri istenen uzunlukta (örneğin maksimum uzunluk 40 mm) topaklar halinde keser. Bununla birlikte, peletlerin bir döner hareketle boyuna kesildiği daha yeni teknolojiler zaten var. [18] Peletler presleme işlemi sırasında 130 °C'ye kadar ısınabildiğinden hemen ardından soğutulur. [16]

Kereste fabrikası atıklarından pelet üretmek için gereken enerji miktarı genellikle enerji içeriğinin yaklaşık %2,7'sidir. Bu çaba, doğal gaz (%10) ve kalorifer yakıtı (%12) gibi diğer yakıtlara kıyasla çok düşüktür. [19] Öte yandan, peletleme için nemli endüstriyel veya artık orman odunu kullanılıyorsa, gereken enerji %3 ile %17 arasında olabilir.
Özellikler ve standardizasyon

ISO 17225 "Katı biyoyakıtlar - Yakıt özellikleri ve sınıfları" odun peletleri için geçerlidir. Standardın Bölüm 1 "Genel gereksinimler" ve Bölüm 2 "Odun peletlerinin sınıflandırılması" kullanılmaktadır. Bölüm 1, standardın diğer bölümlerinde atıfta bulunulan çeşitli katı biyoyakıtlar için hammaddelerin menşeini ve kaynağını tanımlar. Ayrıca, odun peletleri de dahil olmak üzere yakıtlar için temel kalite parametreleri için sınır değer sınıfları tanımlanmıştır. Bölüm 2, küçük yakma sistemleri ("ticari ve evsel kullanım") için odun peletleri ile endüstriyel kullanım için odun peletleri arasında ayrım yaparak, peletlerin sınıflandırılmasına ilişkin spesifikasyonları tanımlar. Bölüm 1 ile karşılaştırıldığında, burada kalite sınıfları oluşturulur,[20] [21]
endüstriyel kullanım için odun peletleri

ISO 17225'e göre endüstriyel kullanım için peletleri tanımlamak için iki seçenek vardır: ya ISO 17225-1'e göre bireysel parametreler için sınır değerleri derleyerek ya da endüstriyel kullanım için pelet için önceden tanımlanmış sınıfları ("I-sınıfları") kullanarak ISO 17225-2. Odun peletleri dört boyut sınıfında ve maksimum su içeriği %10 olan M10 u su içeriği sınıfında işlem görmektedir. Sınıflar ayrıca kül içeriği (A), mekanik mukavemet (DU), ince madde içeriği (F) ve kütle yoğunluğu (BD) ile kükürt (S), azot (N) ve klor içeriği (Cl) için de belirtilmiştir. Katkı maddelerinin içeriği ağırlıkça %3'ten az ile sınırlıdır ve türü ve miktarı beyan edilmelidir. Kül yumuşama noktası DT de belirtilmelidir. Yığın yoğunluğu en az 600 kg/m³ olmalıdır.[22]
Ticari ve evsel kullanım için ahşap peletler

ISO 17225-2'ye göre, endüstriyel olmayan kullanım için yalnızca M10 su içeriği sınıfında D06 ve D08 boyutlarına sahip peletler kullanılır. Yığın yoğunluğu en az 600 kg/m³ olmalı, toz oranı %1'i ve katkı maddesi içeriği %2'yi geçmemelidir. Üç özellik sınıfı tanımlanmıştır: A1, A2 ve B. En katı gereksinimler A1 kalite sınıfı için geçerlidir. [23]A1 ve A2 sınıfı peletler, taze hasat edilmiş ahşaptan veya kimyasal olarak işlenmemiş ahşap artıklarından yapılır, A1 olması durumunda kül ve azot içeriği düşük olan malzemeden, A2 olması durumunda biraz daha yüksek kül ve azot içeriğine sahip malzemeler (örn. bütün ağaçlardan, artık orman ahşabından veya ağaç kabuğundan elde edilen topaklarla). B Sınıfı peletler ayrıca endüstriyel atık odun ve kimyasal olarak işlenmemiş kullanılmış odundan oluşabilir ve daha yüksek kül ve nitrojen içeriğine sahip olabilir. Ek olarak, kalorifik değer ve mekanik mukavemet için bir minimum değer belirtilir. [24]ISO 17831-1'e göre mukavemet testi, darbe plakalı dönen bir kutuda on dakikalık bir işlem içerir. Bu işlemden önce ve sonra numune, yeni oluşan ince tanelerin miktarını kontrol etmek için 3.15 mm çapında deliklere sahip delikli bir plakadan elenir. [25]
karakteristik A1 Sınıfı A2 Sınıfı B sınıfı
kül içeriği A0.7 %0.7 veya daha az A1.2 maksimum %1,2 A2.0 maksimum %2,0
azot içeriği N0.3 maksimum %0.3 N0.5 %0.5 veya daha az N1.0 maksimum %1.0
kuvvet DU97.5 en az %97.5 DU97.5 en az %97.5 DU96.5 en az %96,5
kalorifik değer Q16.5 >16,5 MJ/kg Q16.5 >16,5 MJ/kg Q16.5 >16,5 MJ/kg

Kükürt, klor ve ağır metal içerikleri için sınır değerler belirlenmiştir. Kül yumuşama noktası (DT) için sınır değerler tanımlanır, ancak kül erime davranışını karakterize eden diğer parametreler için tanımlanmaz. Ancak, karşılık gelen sıcaklıkların (büzülme başlangıcındaki sıcaklık, yarım küre sıcaklık ve akış sıcaklığı) belirtilmesi önerilir. Tüketiciler için ISO 17225-2 ile uyumluluğu sağlamak için Almanya'da iki sertifika sistemi vardır: ENplus ve DINplus. [26] Her ikisinde de üretim tesisleri yıllık olarak denetlenmektedir. 2021'in sonundan bu yana ENplus sertifikalı üretim tesislerinde pelet kalitesi habersiz bir şekilde denetlenmektedir.

"ENplus" kalite mührü, Deutsche Pelletinstitut GmbH'nin tescilli ticari markasıdır. Almanya dışında kullanım hakları 2011 yılında Avrupa biyokütle derneği Bioenergy Europe'a devredildi . Bu, Avrupa Pelet Konseyi ve ulusal pelet dernekleri aracılığıyla pelet üreten, ticareti yapan veya taşıyan ve kalite sertifikası gerekliliklerini karşılayan şirketlere kullanım haklarını vermektedir . ENplus-A1, ENplus-A2 ve ENplus-B contaları için pelet gereksinimleri, ISO 17225-2 standardının ilgili niteliklerine dayanmaktadır. [27]Ek olarak, son müşteriye kadar tüm tedarik zinciri kaydedilir ve ilgili depolama ve nakliye koşulları belirlenir. Araçlar ve depolar için gerekliliklere ek olarak, kendi kendini izleme ve personel eğitimi için de gereklilikler vardır. Ayrıca, referans numuneler (15 kg'lık torbalardaki teslimatlar hariç) her zaman alınmalı ve tüm teslimatların üreticiye geri izlenebilirliği garanti edilmelidir. [28] Ayrıca, belgelendirilen firmalar, belgelendirme kuruluşu tarafından yıllık olarak kontrol edilmektedir. [27]Bu sertifikasyon sistemi ile sadece üreticiler değil, pelet bayileri ve servis sağlayıcılar da kontrol edilmektedir. Bu, peletlerin daha fazla elleçlenmesi ve taşınması sırasında bile kalitenin son müşteriye kadar garanti edilebilmesini ve depolama veya nakliyeden olumsuz etkilenmemesini sağlar. [29]

Almanya, AB'de en fazla ENplus sertifikalı üretici ve tüccara sahip ülkedir. Nisan 2021'de Almanya'daki 57 pelet fabrikası ve 141 pelet bayisi ENplus sertifikalıydı. [30]

DINplus kalite işaretine sahip ( DIN CERTCO Uygunluk Değerlendirme Derneği mbH markası), piyasadaki bir başka yerleşik sertifikadır. Ancak kalite gereklilikleri yalnızca fabrikadan çıkan peletlere yöneliktir, bu da peletlerini DINplus kalite işaretiyle sertifikalandırabilecekleri anlamına gelir. Ticaret yaparken daha fazla kontrol yoktur. ISO 17225-2 standardının gereksinimlerine ek olarak, ürün için ek gereksinimler de vardır. ENplus'ta olduğu gibi, torbalı malların ceza içeriği standartta olduğu gibi %0,5'i ve %1'i geçmemelidir. [31] Üreticilerin yıllık incelemeleri yapılır. [32]
Daha eski standartlar ve sertifikalar: ÖNORM/DIN/SN – DINplus/SWISSPELLET/PVA

2011 yılına kadar, DIN 51731 [33] ve SN 166000 [34] ve Avusturya'daki ÖNORM M7135 [35] standartlarının aynı içeriği , Almanya ve İsviçre'de işlenmemiş ahşaptan yapılan peletlerin özellikleri açısından belirleyiciydi. Buna karşılık, ÖNORM daha yüksek mekanik gereksinimler belirlerken, DIN ve SN de ağır metaller için sınır değerler belirledi.

Odun peletlerinin kalitesi uygun olmayan nakliye veya depolama nedeniyle düşebileceğinden, Mayıs 2019'a kadar peletlere yönelik iki ÖNORM standardı daha vardı. Avusturya ÖNORM M 7136'da, odun peletleri için nakliye ve depolama lojistiğinde kalite güvencesi gereklilikleri, son kullanıcıda pelet depolaması için standart M 7137 gerekliliklerinde tanımlanmıştır. Her iki standart da Mayıs 2019'da geri çekildi. [36] [37]

Artık feshedilmiş olan Pelletverband Avusturya (PVA), birkaç yıl boyunca kendi kalite mührünü sundu ve bu, sertifikalı pelet partilerine üzerlerinde bir kod basılı olan ahşap parçalarının eklenmesiyle kendini farklılaştırdı.

SWISSPELLET sertifika programı, 2002'den 2007'ye kadar İsviçre için mevcuttu. Bu etiket altında sadece İsviçre'de üretilen peletler mevcuttu. [38]

Avusturya Pelet Birliği'nin eski kalite mührü, DINplus sertifikası (halen piyasada, şimdi ISO 17225-2 olarak da anılmaktadır) ve eski SWISSPELLET etiketi, daha yüksek gereksinimler nedeniyle ürün özelliklerinin geniş kapsamlı bir standardizasyonu ile sonuçlanmıştır. belirtilen sertifika programları uygulanmıştır.

Odun peletleri için ulusal kalite standartları, 2011 yılında Avrupa standartları EN 14961 ile değiştirildi. [39] Bölüm 1, ham maddenin menşei ve kaynağı da dahil olmak üzere katı biyoyakıtlar için genel gereklilikleri tanımlar. 2. ila 6. kısımlarda, çeşitli biyojenik katı yakıtlar için kalite sınıfları belirtilmiş, 2. kısım odun peletleri ile ilgilidir. Avrupa standartlar serisi, 2014 yılında uluslararası standartlar serisi ISO 17225 ile değiştirildi, [40] ISO 17225-2, ahşap pelet gereksinimlerini tanımlar. ISO standartları 2021'de temelden revize edildi. [41]

Temel pelet özellikleri için sınır değerlere sahip kalite sınıflarını tanımlayan kalite standartlarına ek olarak, dikkatli kullanım ve kalite yönetimi için gereksinimleri belirleyen standartlar vardı ve hala var. Avrupa ürün standardı serisi EN 14961'e paralel olarak, EN 14961'de ele alınan katı yakıtların üretimi ve işlenmesi için kalite güvence önlemlerini tanımlayan EN 15234 standartları serisi 2011 yılında yayınlanmıştır. Bölüm 2, ahşap peletlerle ilgili kalite güvence önlemlerini kapsar. Standart hala yürürlüktedir, ancak çok az pratik önemi vardır. [42]
anlam

Odun peletlerinin önemi son yıllarda Almanya ve Avrupa'da istikrarlı bir şekilde artmıştır. 1999'da Almanya'da konut binalarına sadece 800 pelet ısıtma sistemi kuruldu. Sayı 2004'te 27.000'e, 2008'de yaklaşık 100.000'e ve 2013'te 180.000'e yükseldi. [43] 2016'da Almanya'da yaklaşık 422.000 pelet ısıtma sistemi kuruldu, [44] 2021'de 570.000 pelet ısıtma sistemi kuruldu. [45] Pelet kazanlarının yanı sıra pelet sobaları da buna dahildir. [46]

Avusturya'da 2000 yılında 7.000, 2012'de 100.000'den fazla ve 2020'de 150.000 pelet kazanı faaliyetteydi. [47] Küresel pelet üretimi de 2002'de 2,5 milyon tondan 2008'in başında 14 milyon tona ve 2012'de 23 milyon tona yükseldi. Bioenergy Europe'un “İstatistik Raporu 2020”ye göre 2019 yılında 39,5 milyon tondu. Bunun yaklaşık 17,8 milyon tonu Avrupa'da (EU28) üretildi. [48]
yakıt maliyetleri

Peletler esas olarak kereste fabrikası endüstrisinin yan ürünlerinden yapıldığından, üretim inşaat endüstrisi, genel ekonomik durum (ambalaj ahşabı) ve yuvarlak ahşabın miktarı (fırtına veya böcek felaketlerinden zarar görmüş ahşap ) ile bağlantılıdır. [49]

Son yıllarda pelet piyasasında arz ve talepte değişen zaman gecikmeleriyle güçlü bir büyüme olmuştur . 1990'ların sonunda piyasaya sürülmesinden sonra başlangıçta oldukça yüksek bir fiyattan sonra, 2002'den 2005'e kadar Almanya'da yaklaşık 3.50 cent/kWh civarında nispeten düşük fiyatların olduğu bir aşama geldi. Bunu 2006/07 kışında birkaç ay takip etti. arz darboğazları nedeniyle 5 sent/kWh kWh'den fazla yüksek pelet fiyatları. O zamandan beri üreticiler sürekli olarak kapasitelerini genişletiyorlar, böylece 2011'den 2020'ye kadar olan dönemde ticari değer 4,62 cent/kWh ile 5,46 cent/kWh arasındaydı. 2021 yılında 6 tonluk bir alım miktarı için fiyat 4,82 cent/kWh civarındaydı.

2022'nin başında Almanya, Avusturya ve İsviçre'de pelet fiyatları önemli ölçüde yükseldi ve genellikle olduğu gibi ilkbaharda mevsim nedeniyle düşmedi. [50] Sebepler, Rusya'nın Ukrayna'daki savaşının neden olduğu artan üretim ve nakliye maliyetlerinin yanı sıra genel olarak çok yüksek taleptir. [51]
Maliyet karşılaştırması

Bir pelet ısıtma sisteminin karlılığı değerlendirilirken, yakıt maliyetlerine ek olarak, belirli depolama ve yanma maliyetleri de dikkate alınmalıdır. Özellikle, daha düşük spesifik kalorifik değer, daha yüksek bir depolama hacmi gerektirir. Spesifik kalorifik değere dayalı bir pelet tedariği, bu nedenle, ısıtma yağının depolanmasından en az %10 veya depolama maliyeti olmaksızın ısıtma gazının sağlanmasından en az %20 daha ucuz olmalıdır. Avusturya'da, ekstra hafif ısıtma yağına kıyasla peletlerin maliyet avantajı 2017'den bu yana ortalama %52,4'tür. [52] Almanya'da peletlerin kalorifer yakıtına göre fiyat avantajı 2010-2021 yılları arasında ortalama %29,4 olmuştur. [51]

Kömür

Kömür, katmanlı tortul çökellerin arasında bulunan katı, koyu renkli, karbon ve yanıcı gazlar bakımından zengin kayaçtır. taşkömürü torkugillerden oluşur. Kömür çoğunlukla diğer elementlerin değişken miktarlarda bulunmasıyla oluşur. Asıl bileşeni karbondur; bunun yanında değişken miktarda hidrojen, kükürt, oksijen ve azot içerir.[1]. Isı için yakılan bir fosil yakıt olan kömür dünyanın birincil enerjisinin yaklaşık dörtte birini ve elektriğinin beşte ikisini sağlar.[2] Bazı demir ve çelik üretimi yapan işletmeler ve diğer endüstriyel faaliyetler kömürü yakar. Kömürün ekstraksiyonu ve kullanımı birçok erken ölüme ve çok fazla hastalığa neden olur.[3] Kömür'den her yıl binlerce kişi erken ölüyor.[4][5]

Dünyanın çoğu bölgesinde bulunan kömüre, yerin yüzeye yakın bölümlerinde ya da çeşitli derinliklerde rastlanır. Kömür çok miktarda organik kökenli maddenin kısmi ayrışması ve kimyasal dönüşüme uğraması sonucunda oluşan birçok madde içerir. Bu oluşum sürecine kömürleşme denir.
Tarihçe

İlk olarak milattan önceki yıllarda Çinliler tarafından kullanıldığı bilinmektedir. Kömür işletmeciliğine ait dokümanlar 12. yüzyıla aittir. Kömürün yoğun olarak kullanımı ise 18. yüzyılın ikinci yarısına rastlar. Özellikle gelişen sanayi ve endüstri, kömür kullanımını arttırmış, kömürü önemli bir mineral haline getirmiştir. Roma döneminde kentte demir işçiliği için kömürün kullanıldığına dair kanıtlar bulunmuştur.[6] Kömür demir-çelik sanayisinin hammaddesi olarak kullanılmış ve buharlı motorlarda, buharın oluşumu için yakıt olarak kullanılmıştır. Sanayi Devriminin gelişimi ile buhara olan ihtiyaç kömürün büyük ölçekli kullanımına yol açtı. Kömür bir enerji kaynağı olarak bulunmasaydı İngiltere, 1830'lu yıllarda su değirmenlerini çevirmek için tüm kaynaklarını tüketirdi.[7]. Bitümlü kömür ve Antrasit arasındaki bir sınıf, bir zamanlar buharlı lokomotifler için yakıt olarak yaygın  kullanıldığı için "buhar kömürü" olarak biliniyordu. Kuru küçük buhar somunları  olarak da adlandırılan küçük "buhar kömürü", evsel su ısıtması için yakıt olarak kullanılmıştır. Bugün çıkarılan kömürün büyük bölümü ise elektrik üretimi ve çeşitli alanlarda kullanılmaktadır. Kömürün en büyük tüketici ve ithalatçısı Çin'dir. Çin, Dünya kömürünün neredeyse yarısını çıkarıyor, Çin'in ardından Hindistan yaklaşık onda biri ile takip ediyor. Avustralya, Dünya kömür ihracatının yaklaşık üçte birini oluşturuyor ve onu da Endonezya ve Rusya takip ediyor.[8]
Etimoloji

"Kömür" kelimesi Öztürkçe olup muhtemelen Eski Türkçede "yanmak" anlamına gelen "köñ-" fiil köküne "+mUr" ekinin getirilmesi sonucunda oluşmuştur. Aynı fiil kökü, "köz" ve (yöresel bir kelime olan) "göyünmek" sözcüklerinin de kökenidir. Sevan Nişanyan, bu fiil köküyle Akadca "gumāru", Süryanice "gumartā" ("odun kömürü, köz") ve Arapça "camr/camra(t)" sözcükleri arasında bir benzerlik olduğunu işaret ederek Eski Ortadoğu medeniyetleri ile Eski Orta Asya Türkleri arasında MÖ 1. binyıl başlarına dayanan bir etkileşimin varlığı ihtimalini sorgulamaktadır.[9]
Jeoloji

Kömür makerallar, mineraller ve sudan oluşur. Fosiller ve kehribar kömürde bulunabilir.[10]
Kömürün oluşumu
Bu teori, yaklaşık 360 milyon yıl önce, bazı bitkilerin selülozlarını daha sert ve daha odunsu hale getiren karmaşık bir polimer olan lignin üretme yeteneğini geliştirdiğini belirtiyor.. Böylece ilk ağaçlar gelişti. Ancak bakteri ve mantar, lignini ayrıştırma yeteneğini hemen geliştirmedi, bu yüzden odun tamamen çürümedi, tortu altında gömüldü ve sonunda kömüre dönüştü.

Bataklıklarda uygun nem ve sıcaklığın oluşması, ortamın asit miktarının artması, gerekli organik maddelerin ortamda bulunmasıyla bozunmuş, çürüyen bitkilerin su altına inmesi ve bataklığın zamanla üstünün örtülmesi gibi olaylar sonucu oluşur. Yaklaşık 300 milyon yıl önce, mantarlar ve bakteriler bu yeteneği geliştirerek dünya tarihinin ana kömür oluşum dönemini sona erdirdi. Yüksek basınç ve yüksek sıcaklık altında ölü bitki örtüsü yavaşça kömüre dönüştü. Ölü bitki örtüsünün kömüre dönüşmesine kömürleşme denir. Daha sonra milyonlarca yıl boyunca derin gömünün ısısı ve basıncı su, metan ve karbondioksit kaybına ve karbon oranında bir artışa neden olur.[11] Böylece ilk linyit ("kahverengi kömür" olarak da bilinir), daha sonra alt bitümlü kömür ve son olarak Antrasit ("sert kömür" veya "kara kömür" olarak da bilinir) oluşabilir.[12][13]
    Deltalar (en kalın kömür damarlarının oluştuğu ortamlardır)
    Göller ve nehirler (göl kıyıları, kalın kömür damarlarının meydana geldiği uygun bataklık ortamlardır)
    Lagünler (deniz etkisinin olduğu ince kömür damarcıklarını meydana getirirler)
    Akarsu taşma ovaları (ince kömür damarcıklarını oluştururlar).
Jeolojik devirde iki büyük kömür oluşum çağı vardır. Bunlardan daha eski olanı Karbonifer (345-280 milyon yıl önce) ve Permiyen (280-225) dönemlerini kapsar. Kuzey Amerika'nın doğusu ile Avrupa'daki taşkömürü yataklarının çoğu Karbonifer döneminde; Sibirya, Asya’nın doğusu ve Avustralya'daki kömür yatakları Permiyen döneminde oluşmuştur. İkinci büyük kömürleşme çağı ise Kretase (tebeşir) döneminde başladı ve tersiyer dönemi sırasında sona erdi. Dünyadaki linyitlerin ve yağsız kömürlerin çoğu bu dönemde oluşmuştur. Kömürlerin türediği bitkilerden geriye çok az iz kalmıştır. Kömür katmanlarının altında ve üstünde yer alan kayaçlarda eğreltiotları, kibritotları, atkuyrukları ve birçok bitki fosiline rastlanabilir. Kömürler yoğunluk, gözeneklilik, sertlik ve parlaklık bakımından farklılık gösterebilir. Genellikle kömür türleri bazı inorganik maddeler, genellikle de killer, sülfürler ve klorürler içerir. Bunlar da az miktarda cıva, titan ve manganez gibi bazı elementler de içerir.

Kömür: Bitkiler öldükten sonra, bakteriler etkisiyle değişime uğrar. Eğer su altında kalarak değişime uğrarsa, C (karbon) miktarı artarak kömürleşme başlar. C miktarı %60 ise turba, C miktarı %70 ise linyit, C miktarı %80–90 ise taş kömürü, C miktarı %94 ise antrasit adını alır.
Sınıflandırma / Türler

Kömürler çeşitli şekillerde sınıflandırılabilir. Dört tip kömür vardır: antrasit, taş kömürü, linyit ve turbadır.

Antrasit en değerli kömür türüdür. Pahalı olduğu için kullanımı sınırlıdır. Güçlükle tutuşan, koku ve duman çıkarmadan yana bir çeşit kaş kömürüdür.[14] %95'i karbondan oluşur. En sert kömür türü olup yandığında diğerlerinden daha fazla ısı verir. Kömürün en üst sıradaki antrasit öncelikle konut ve ticari alan ısıtması için kullanılır. Parlak siyah bir kömürdür. Taş kömürünün %70’i, Linyitin %50'sinden daha az bir kısmı karbondan oluşur. Kömürler organik olgunluklarına göre linyit, alt bitümlü kömür, bitümlü kömür ve antrasit tiplerine ayrılırlar.

Linyit; Sağlığa en az zararlı kömür olan linyit veya kahverengi kömür açıkçası sadece elektrik enerjisi üretimi için yakıt olarak kullanıldı.[15] Jet bazen cilalı kompakt bir linyit formudur. Üst Paleolitik dönemden beri süs taşı olarak kullanılmaktadır.

Linyit ve kısmen alt bitümlü kömürler genellikle yumuşak, kolayca ufalanabilen ve mat görünüştedirler. Bu tip kömürlerin ana özelliği göreceli olarak çok yüksek nem içerirler ve karbon içerikleri düşüktür. Antrasit ve bitümlü kömürler ise genellikle daha sert, dayanıklı, siyah renkli ve camsı parlak görünüştedirler. Göreceli olarak nem içerikleri daha düşük olup, karbon oranları daha yüksektir. Buhar-elektrik enerji üretiminde ve kok kömürü üretiminde öncelikle yakıt olarak kullanılır. Özellikleri linyit ile bitümlü kömürün özellikleri arasında değişen alt bitümlü kömür, öncelikle buhar-elektrik, güç üretimi için yakıt olarak kullanılır.

Grafit; tutuşması zordur ve yakıt olarak yaygın olarak kullanılmaz. Siyah-gri renkte ve dokusu yağlıdır. En çok kalemlerde kullanılır veya yağlama için tozlanır.

Kanal kömürü [16] (bazen "mum kömürü" olarak da adlandırılır), temel olarak liptinitten[17] oluşan ve önemli hidrojen içeriğine sahip, ince taneli, yüksek rütbeli bir kömürdür.

Jeolojik olarak kömürlerin yaşları 400 milyon ile 15 milyon yıl arasında değişir. Genellikle yaşlı kömürler daha kalitelidir.

Kömürler mikroskobik homojen bileşenlerine göre çeşitli kayaç tiplerine de ayrılır. Bu sınıflandırma kömürün türediği malzemeyi ve kömürleşme süreçlerini ele aldığından, aslında genetik bir sınıflandırmadır. Bu sistemde kömür dört temel tipe ayrılır: vitren, klaren, düren ve füzen.

kömür sınıflandırması genellikle uçucuların içeriğine de dayanmaktadır.

Bir başka sınıflandırma sistemi de kömürün ticari değerine yer verir madde içeriğine ve içerdiği katışıklar dikkate alınır.

Kömür; çok eskilerden beri enerji üretiminde, sentetik boyaların çözücülerin, ilaçların hazırlanmasında ara madde olarak ve çeşitli hoş kokulu maddelerin elde edilmesinde kullanılmaktaydı. Ayrıca kömürün yakılmasıyla elde edilen gazlardan yakıt olarak yararlanılır.
Kömürün gazlaştırılması

Kömürün gazlaştırılması işlemi 18. yüzyılda ortaya çıkmış bir düşüncedir. Kömürler ve Kömürü gazlaştırıp özellikle doğal gaz ve petrolün yerini alması düşüncesi vardı ve bu çalışmalar 20. yüzyılın ikinci yarısında hız verilip özellikle 1972-75 yılları arasında yaşanan petrol krizinde hız verilmiş yeni projeler üretilmeye başlanmıştır. Değişik enerji kaynakları bulma çabaları çerçevesinde kömürün ham petrole benzeyen bir sıvı yakıta dönüştürülmesi çabalarına başlanmıştır. Bu amaçla uygulanmaya çalışılan bir yöntemde proliz ve hidrojenlemedir. Bu yöntem yüksek basınç altında bir katalizör yardımıyla hidrojen ile kömürün tepkimeye sokulmasıyla gerçekleşir. II. Dünya Savaşı sırasında Almanya'da kömürün hidrojenlenmesi yaygın olarak kullanılan bir teknikti, ama bu üretim yöntemi petrolden benzin elde etmekten çok daha pahalıya mal olduğundan giderek ticari önemini yitirdi.
Odun kömürü

Öte yandan ağacın havasız ortamda yavaş yavaş kısmen yakılmasıyla elde edilen ve siyah barut üretiminde ve metallerin sert yüzeylerinin kaplanmasında kullanılan "odun kömürü" veya "mangal kömürü" denir. Hammaddesi daha çok meşe odunundan sağlanır.
Kok kömürü

Taş kömürünün havasız ortamda, bütün uçucu bileşenlerinin giderildiği yüksek sıcaklıklara kadar ısıtılmasıyla elde edilen özellikle bazı önemli ya da önemsiz işlemlerinde kullanılan malzemeye ise kok kömürü denir.

Kok; gerçek anlamda bir kömür değildir. Tabiatta serbest halde bulunmaz, fabrikalarda taş kömürünün içindeki gazların çıkartılmasından sonra elde edilen kömürdür.
Havagazı

Havagazı ilk kez 18. yüzyılın sonlarında ayrımsal damıtma yoluyla İngiltere'de üretildi. Hava gazı elektriğin dünyada yaygınlaşmasından önce sokakların aydınlatımasında, merkezî ısıtmada ve konutların ısıtılmasında yaygın olarak kullanıldı. Yerini zamanla doğal gaz almış olmasına rağmen doğal gazın giderek pahalıaşması üzerine kömürden gaz elde etmek için değişik yöntemler aranmaya başlandı. Üzerinde çalışılan yöntemlerden biri de 1870'te geliştirilmiş olan kömürün toz halinde üretildikten sonra yüksek sıcaklıklarda hava ve buharla karıştırılmasıdır.
Dünyada kömür

Bilinen kömür yatakları incelendiğinde, Güney ve Kuzey yarımküreler arasında önemli bir farklılık olduğu görülmektedir. Güney yarım küre kömür bakımından oldukça yoksundur. Bunun nedeni Devoniyen dönem ve daha önceki dönemlerin alçak ovalarında kömür yataklarını oluşturacak ölçüde kalın bitki depolarının birikmesine elverişli bitkisel yaşamın olmayışıdır. Dünya sıralamasında, en büyük kömür tüketici ilk iki ülke Çin ve Hindistan'dır.[18] 2018 yılı, inşaata başlama, inşaat öncesi faaliyetler ve projelerin tamamlanması dahil olmak üzere, kömüre dayalı elektrik üretimine dair tüm belli başlı büyüme göstergelerinde büyük düşüş görülen ardı ardına üçüncü yıl olarak kayda geçti.[19] Kömür talebi 2015 ve 2016 yıllarda %4.2 düştü.[20]
Emisyon Yoğunluğu

Emisyon yoğunluğu, üretilen elektrik birimi başına bir jeneratörün ömrü boyunca yaydığı sera gazıdır.[21] Şu anda yaygın olarak kullanılan elektrik üretme yöntemlerinden biri olan kömür ve petrolün emisyon yoğunluğu yüksektir çünkü üretilen her kWh için yaklaşık 1000g CO2 yayarlar; Doğalgaz ise  kWh başına yaklaşık 500g CO2 ile orta emisyon yoğunluğundadır. Diğer tüm üretim yöntemleri  kWh başına 100g'nin altına denk düşerek düşük emisyon yoğunluğundadır. Kömürün emisyon yoğunluğu tipe ve jeneratör teknolojisine göre değişir ve bazı ülkelerde kWh başına 1200 g'ı aşar.[22]
Enerji Yoğunluğu

Kömürün enerji yoğunluğu, yani ısıtma değeri kilogram başına yaklaşık 24 megajoule'dır.[23] % 40 verimliliğe sahip bir kömür santrali için bir yıl boyunca 100 W'lık ampule güç vermek için tahmini 325 kg (717 lb) kömür gerekir.[24] Dünya enerjisinin% 27,6'sı 2017 yılında kömürle sağlandı ve Asya Kıtası bunun neredeyse dörtte üçünü kullandı.[25]
Kimya
Kompozisyon


Kömürün bileşimi, ya yakın bir analiz (nem, uçucu madde, sabit karbon ve kül) ya da nihai bir analiz (kül, karbon, hidrojen, azot, oksijen ve kükürt) olarak rapor edilir."Uçucu madde" kendi başına mevcut değildir (bazı adsorbe edilmiş metan hariç), ancak kömürün ısıtılmasıyla üretilen ve uzaklaştırılan uçucu bileşikleri belirtir. Tipik bir bitümlü kömür, ağırlık bazında kuru ve kül içermeyen% 84.4 karbon,% 5.4 hidrojen,% 6.7 oksijen,% 1.7 azot ve% 1.8 kükürt temelli bir nihai analize sahip olabilir.[26]
Kok kömürü ve demir kokusu için kok kullanımı

Kok kömürü, çelik ve diğer demir ürünlerinin üretiminde kullanılan koklaşabilir kömürden (düşük küllü,düşük kükürtlü bitümlü kömür, aynı zamanda metalurjik kömür olarak da bilinir) elde edilen katı bir karbonlu kalıntıdır. Kok kömürü, yüksek fırındaki aşırı yükün ağırlığına dayanacak kadar güçlü olmalıdır. Koklaşabilir taş kömürü, geleneksel yolu kullanarak çelik yapımında çok önemlidir. Kok kömürü kül, kükürt ve fosfor bakımından düşük olmalıdır, böylece bunlar metale göç etmez.[27] Bazı ortak yapım işlemleri, kömür katranı, amonyak, hafif yağlar ve kömür gazı da dahil olmak üzere yan ürünler üretir.
Döküm bileşenlerinde kullanım

Bu uygulamada deniz kömürü olarak bilinen ince öğütülmüş bitümlü kömür, döküm kumunun bir bileşenidir. Erimiş metal kalıp içinde iken, kömür yavaşça yanar, basınçta gazları azaltır ve böylece metalin, kumun gözeneklerine nüfuz etmesini önler. Isıtıldığında, kömür ayrışır ve gövdesi hafifçe kırılgan hale gelir ve erimiş metale dokunmak için açık delikleri kırma işlemini kolaylaştırır.[28]
Kok alternatifleri

Hurda, çelik bir elektrik ark ocağında geri dönüştürülebilir; eritme ile demir yapmanın bir alternatif yolu doğrudan azaltılmış demirdir, sünger veya pelet demir yapmak için herhangi bir karbonlu yakıt kullanılabilir. Karbondioksit emisyonlarını azaltmak için indirgeyici ajan olarak hidrojen kullanılabilir.[29] Karbon kaynağı olarak biyokütle veya atık kullanılabilir.[30]
Gaz haline getirme

Gazlaştırma sırasında kömür, ısıtılır ve basınçlandırılma sonrası oksijen ve buharla karıştırılır. Reaksiyon sırasında, oksijen ve su molekülleri, kömürü karbonmonokside (CO) ederken hidrojen gazı (H2) salar. Bu, yeraltı kömür madenlerinde yapılırdı ve tüketicilere aydınlatma, ısıtma, pişirme için borulu şehir gazı yapmak için kullanılırdı.

3C (as Coal) + O2 + H2O → H2 + 3CO

Syngas, veya (sentez gaz) olarak da bilinen gaz en büyük etken olan hidrojen ve karbonmonoksit dahil olmak üzere karbondioksit, metan gibi bileşenleri içeren bir yakıt gazı karışımıdır.[31] Syngas genellikle kömür gazlaştırma ürünüdür ve ana uygulama alanı elektrik üretimidir. Syngas ayrıca Fischer-Tropsch yöntemi ile benzin ve dizel gibi nakliye yakıtlarına dönüştürülebilir. Sentez gazı, doğrudan yakıta karışabilir veya metanol yardımıyla benzine dönüştürülebilir.[32][33] Fischer-Tropsch teknolojisi ile birleştirilmiş gazlaştırma, Güney Afrika'nın Sasol Kimya Şirketi tarafından kömür ve doğalgazdan motorlu taşıt yakıtları yapmak için kullanılmaktadır.
Sıvılaştırma

Kömür, hidrojenasyon veya karbonizasyon ile doğrudan benzine veya dizele eşdeğer olan sentetik yakıtlara dönüştürülebilir.[34][35] Kömür sıvılaşması, ham petrolden elde edilen sıvı yakıt üretiminden yayılan karbondioksit miktarından daha fazla karbondioksit yayar. Devlete ait Çin Enerji Yatırım'ı bir kömür sıvılaştırma tesisi işletmektedir ve iki tane daha inşa etmeyi planlıyor.[36]
Kimyasalların üretimi
Kömürden kimyasal madde üretimi


Kimyasallar 1950'lerden beri kömürden üretilmektedir. Kömür, çeşitli kimyasal gübrelerin ve diğer kimyasal ürünlerin üretiminde hammadde olarak kullanılabilir. Syngas üretmek için kömür gazlaştırması bu ürünlere giden ana yoldur. Doğrudan sentez gazından üretilen birincil kimyasallar arasında metanol, hidrojen ve karbonmonoksit bulunur. Birincil kimyasalların yüksek değerli türevi ürünlerin öncüsü olarak sentez gazının çok yönlülüğü, çeşitli değerli emtialar üretmek için kömür kullanma seçeneği sunar. Kimya endüstrisi, en uygun maliyetli olan hammaddeleri kullanma tercihindedir. Kömürden kimyasal üretimi, çok miktarda kömür madeni bulunan Güney Afrika ve Çin gibi ülkelerde çok daha fazla ilgi görüyor. Çin'de doğal gaz kaynaklarının eksikliği ile birlikte kömür madeninin  bolluğu orada kimya endüstrisine kömür için güçlü bir teşvikidir. Sasol Güney Afrika'da kömürden, kimyasal tesisler inşa ederek işletti. Kimyasal işlemler için kömür önemli derecede su kaynağı gerektirir.[37]
Elektrik Üretmek İçin Kömür
Yanma öncesi arıtma


Rafine kömür, nemi ve belirli kirleticileri alt bitümlü ve linyit (kahverengi) kömürler gibi düşük işlevli kömürlerden uzaklaştıran kömür iyileştirme teknolojisinin ürünüdür. Yakma işleminden önce kömürün özelliklerini değiştiren kömür için yapılan bir ön işlemdir. Termal verimlilik iyileştirmesi, gelişmiş ön kurutma (linyit ve biyokütle gibi yüksek nem yakıtlarıyla ilgili) ile elde edilebilir.[38][39] Yanma öncesi kömür teknolojisinin amacı kömür yakıldığında verimliliği artırmak ve emisyonları azaltmaktır. Ön yanma teknolojisi, bazen kömürle çalışan kazanlardan kaynaklanan emisyonları test etmek amaçlı yanma sonrası teknolojilere ek olarak kullanılabilir.
Santral yanması
Buldozer Ljubljana Güç İstasyonunda kömür itiyor.

Termal kömür, elektrik üretmek için kömür santrallerinde katı yakıt olarak yakılan kömür çeşitidir. Kömür, yanma yoluyla çok yüksek sıcaklıklar üretmek için de kullanılır. Dünya genelinde kömür kullanımını azaltma çalışmalarında bazı bölgeler daha düşük karbon kaynağı olan doğalgaz ve elektriğe geçişine yol açmıştır. Kömür elektrik üretimi için kullanıldığında, toz haline getirilir ve daha sonra kazanlı bir fırında yakılır.[40] Fırın ısısı, kazan suyunu buhara dönüştürür, bu daha sonra jeneratörleri çeviren ve elektrik üreten türbinleri döndürmek için kullanılır.[41] IGCC enerji santralleri, toz haline getirilmiş kömür yakıtlı santrallere göre daha az yerel kirlilik yayar; ancak gazlaştırma ve yakmadan önce karbon tutma ve depolama teknolojisinin bugüne kadar kömürle kullanılması çok pahalı olduğu belirlenmiştir.[42] 2017 yılında dünyadaki elektriğin% 38'i, 30 yıl önceki aynı yüzde olan kömürden geldi.[43] 2013 yılında maksimum kömür kullanımına ulaşıldı.[44][45]
Kömür Endüstrisi
Kömür madenciliği


Her yıl yaklaşık 8000 Mt kömür üretilmektedir, bunların neredeyse % 90'ı taşkömürü ve % 10 linyittir.Yeraltı madenciliğinde yüzey madenciliğinden daha fazla kaza meydana gelir. Tüm ülkeler madencilik kazası hakkında bulunan istatistikleri yayınlamamaktadır, bu nedenle dünya çapındaki rakamlar belirsizdir, ancak ölümlerin çoğunun Çin'de kömür madenciliği kazalarında meydana geldiği düşünülmektedir. 2017'de Çin'de 375 kömür madenciliği hakkında ölüm oldu.[46] Maden kömürünün çoğu termal kömürdür (elektrik üretmek, buhar yapmak için kullanılan buhar kömürü olarak da bilinir), ancak metalurjik kömür (demir yapmak için kullanılan kok kömürü olarak kullanılan "koka kömürü" olarak da adlandırılır)küresel kömür kullanımının %10 ila %15'ini oluşturur.[47]
İşlem gören kömür

Çin, dünya kömürünün neredeyse yarısını madenler, ardından Hindistan'ın ise onda birini madenler.[48] Avustralya dünya kömür ihracatının yaklaşık üçte birini oluşturmaktadır ve bunu Endonezya ve Rusya takip etmektedir. Kömür' ün en büyük ithalatçıları ise Japonya ve Hindistan'dır. Metalurjik kömürün fiyatı termal kömürün fiyatından çok daha yüksektir,[49] çünkü metalurjik kömürde kükürt oranı daha düşük olmalıdır ve daha fazla temizlik gerektirir.[50] Kömür Vadeli Sözleşmeleri, kömür üreticilerine ve elektrik enerjisi endüstrisine riskten korunma ve risk yönetimi için önemli bir araç sağlar.
Pazar eğilimleri

Kömür üreten ülkelerden en fazla olanı Çin madenleridir, dünya kömürünün neredeyse yarısı çıkartırlar ve Hindistan % 10'dan daha az olarak Çin'den sonra geliyor. Çin açık ara en büyük tüketicidir. Fazla olması nedeniyle, piyasa eğilimleri Çin Enerji Politikasına bağlıdır.[51]
Türkiye’de kömür
Ana madde: Türkiye'de kömür

Türkiye linyit kömürü açısından zengin bir ülke olup, bunun haricinde taş kömürü de çıkartılmaktadır.
Sağlığa zararları

Kömürün yıllık sağlık maliyeti en az 800.000 erken ölüm hesaplanmıştır.[52] Madencilik silikozis sebep oluyor.[53] Cıva önemli bir risk taşımaktadır.[54]
Çevresel zararları

Kömürlü termik santraller çevre sağlığına zarar vermektedir.[55] Küresel ısınmanın başlıca aktörlerinden biri de kömürdür.[56]
Yeraltı yangınları

Dünyada yeraltında binlerce kömür madeni yanıyor.[57] Yeraltında yananların bulunması zor olabilir ve çoğunlukla birçoğu söndürülemez. Yangınlar üst zeminlerin de çökmesine neden olabilir, yanma sırasındaki gazlar insan yaşamı için tehlikelidir ve yüzeye çıkması dahilinde yüzey yangınlarını başlatabilir. Kömür yatakları kendiliğinden yanması veya bir maden yangını sonucu veya yüzeyde çıkan yangın ile temas ederek ateşe verilebilir. Yıldırım çarpması önemli bir tutuşma kaynağıdır. Kömür alanındaki bir çim yangını, onlarca kömür yatağını ateşe verebilir.[58] Çin'deki kömür yangınları yılda yaklaşık 120 milyon ton kömür yakıyor. Terkedilmiş antrasit şerit maden ocağında bulunan ilçe depolama alanındaki çöp yangını nedeniyle 1962'de ateşlenmiştir. Yangını söndürme girişimleri başarısız olmuş ve hala bu güne kadar yeraltında yanmaya devam ediyor.
Küresel Isınma

Kömür kullanımının büyük ve uzun vadeli etkisi, iklim değişikliğine ve küresel ısınmaya neden olan bir sera gazı olan karbondioksit salınımıdır.2016 yılında dünya kömür kullanımından kaynaklanan brüt karbondioksit emisyonları 14.5 gigaton'dur.[59] 2013 yılında BM iklim ajansı başkanı, felaket olan küresel ısınmadan kaçınmak için dünyanın kömür rezervlerinin çoğunun toprağa bırakılması gerektiğini önerdi.[60]
Kömür Kirliliğinin Azaltılması

Tarihsel olarak, asıl odak asit yağmuruna sebep açan ve en önemli gaz olan SO2 ve NOx idi. Görünür hava kirliliği, hastalık ve erken ölümlere neden olan parçacıklar saçar. Cıva emisyonları % 95'e kadar azaltılabilir. Bununla birlikte, karbondioksit emisyonlarının yakalanması genellikle ekonomik olarak uygun değildir.[61][62][63]
Standartlar

Yerel kirlilik standartları; Çin, Hindistan, Endüstriyel Emisyonlar Direktifi (AB) ve Temiz Hava Yasası'nı (ABD) içerir.
Uydu izleme

Uydu izleme artık ulusal verileri kontrol etmek için kullanılıyor, örnek olarak Sentinel-5 Habercisi, Çin'in SO2 kontrolünün kısmen başarılı olduğunu göstermiştir.
Kombine çevrim santralleri

Kömür gazlaştırma ile birkaç Entegre gazlaştırma kombine çevrim (IGCC) için kömür yakıtlı enerji santrali inşa edilmiştir.
Karbon yakalama ve depolama

Kömür dışındaki bazı kullanımlar için hala yoğun bir şekilde araştırılmaya, ekonomik olarak uygun görülmesine rağmen; karbon yakalama ve depolama, Petra Nova ve Sınır Barajında, kömürle çalışan enerji santrallerinde test edilmiş ve teknik olarak mümkün olduğu ancak kömürle kullanım için ekonomik olarak uygun olmadığı bulunmuştur.
Ekonomi

2018'de kömür adına 80 milyar dolarlık yatırım yapıldı, ancak neredeyse hepsi yeni maden açmak yerine üretim seviyelerini korumak için kullanıldı. Uzun vadede kömür ve petrol, dünyaya trilyonlarca dolara mal olabilir. Kömür tek başına Avustralya'ya milyarlarca dolara mal oluyor.[64] Kömürden (iklim değişikliği yoluyla) en fazla zarar gören ekonomiler, karbonun en yüksek sosyal maliyetine sahip ülkeler oldukları için Hindistan ve ABD olabilir.[65] Kömürü finanse etmek için banka kredileri Hindistan ekonomisi için bir risktir. En büyük üretici olduğu bilinen Çin'in kömür santrallerinin beşte ikisinin zarar verici olduğu tahmin ediliyor.[66][67]
Siyaset

Çin, Hindistan ve Japonya gibi yeni kömürle çalışan elektrik santralleri inşa eden veya finanse eden ülkeler, Paris Anlaşması'nın amaçladığı hedefleri engellediği gerekçesiyle uluslararası eleştirilerle karşı karşıya kalkmaktadırlar.[68] 2019'te, Pasifik Adası ülkeleri (özellikle Vanuatu ve Fiji) Avustralya'yı, emisyonlarını olduğundan daha hızlı bir oranda azaltmadığı için eleştirdi, kıyıya su baskını ve erozyonla ilgili endişelerini dile getirdiler.[69]
Bozulma

Hindistan'da ve Çin'de yolsuzluk iddiaları soruşturuluyor.[70]
Kömür' e Muhalefet

Kömür kirliliğine muhalefet, Modern Çevre Hareketinin 19. yüzyılda başlatılmasının ana nedenlerinden biriydi.
Kömürden Geçiş

Küresel iklim hedeflerine ulaşmak için 2040 yılına kadar kömür gücü yaklaşık 10.000 TWh'den 2.000 TWh'nin altına düşürülmelidir.
Zirve kömür

Birçok ülkede yeraltında kömür bulunmasına rağmen hepsi tüketilmeyecektir. Günümüzde "'pik kömür'", kömür tüketiminin maksimuma ulaştığı nokta anlamına gelmektedir. Kömür kullanımı 2013 yılında zirve yaptı.[71][72]
İş

Bazı kömür madeni işçileri, geçiş sürecinde işlerinin kaybedilebileceğinden endişe ediyorlar.[73]
Biyoremediasyon

Diplococcus bakterisinin kömürü bozduğu ve sıcaklığını artırdığı bulunmuştur.[74]
Kültürel Kullanımı

Bazı Batı kültürlerinde, kötü davranan çocukların Noel çoraplarında hediye yerine Noel Baba'dan sadece bir parça kömür alacağını söylenir.

Yılbaşı gününde kömür hediye etmek, İskoçya'da ve İngiltere'nin kuzeyinde şanslı sayılır. Gelecek yıl için sıcaklığı temsil eder.[75]

Kaynak ve Dipnotlar

Wikipedia
internet Sayflarindan alinti

RAŞiT TUNCA

BAŞAĞAÇLI RAŞiT TUNCA
Raşit Tunca

FORUMUMUZDA
Dini Bilgiler...
Kültürel Bilgiler...
PNG&JPG&GiF Resimler...
Biyografiler...
Tasavvufi Vaaz Sohbetler...
Peygamberler Tarihi...
Siyeri Nebi
PSP&PSD Grafik

BOARD KISAYOLLARI

ALLAH

Allah



BAYRAK

TC.Bayrak



WEB-TUNCA


Radyo Karoglan

Foruma Misafir Olarak Gir


Forumda Neler Var


Karoglan-Raşit Tunca - Dini - islami - Dini Resim - FIKIH - Kuran - Sünnet - Tasavvuf - BAYRAK - Milli - Eğlence - PNG - JPEG - GIF - WebButtons - Vaaz - Sohbet - Siyeri Nebi - Evliyalar - Güzel Sözler - Atatürk - Karoglan Hoca - Dini Bilgi - Radyo index - Sanal Dergi




GALATASARAY

G A L A T A S A R A Y


FENERBAHÇE


F E N E R B A H C E


BEŞiKTAŞ

B E Ş i K T A Ş


TRABZONSPOR

T R A B Z O N S P O R


MiLLi TAKIM

M i L L i T A K I M


ETKiNLiKLERiMiZ


“Peygamberimiz Buyurdular ki Birbirinize Temiz ağız ile Dua edin. Bizde Sayfamızı ziyaret edenlerin ve bu bölümü ziyaret edenlerin kendilerinin Ruhaniyetine, geçmişlerinin Ruhuna Yasin Okuyup hediye ediyoruz Tıkla, ya sende oku yada okunmuş Yasinlerden Nasibini Al”
(Raşit Tunca)



MEVLANA'DAN

“ Kula Bela Gelmez Hak Yazmadıkca, Hak Bela Yazmaz Kul Azmadıkca, Hak intikamını, Kulunun Eliyle Alır da, Bilmiyenler Kul Yaptı Sanır."
(Hz. Mevlana)