MUHAMMED
BAYRAK
| Welcome, Guest |
|
You have to register before you can post on our site. |
| Forum Statistics |
» Members: 7 » Latest member: Muhammed » Forum threads: 5,258 » Forum posts: 5,849 Full Statistics |
DOWNLOADEN
AYET
FELSEFEMiZ
Raşit Tunca Sözü
GÜZEL SÖZ
ilk Ninemiz - The First 9 - Hanne Anne Kimdir - irem Kimdir?
Aslında İmran Demek Irem Demektir İrem'in Asma Bahçeleri Demek Meryem'in Dedesinin Asma Bahçeleri Ve 9. Harika Ve Babil Demektir Yani 9 Defa Dünyanın Sıfırlanması Ve 9.Sıfırlanma Kapanis Babil'in Helakı
Al Imran Imran "İrem'in" Ümran Üm Ran - imRan - Yada - I Ran - Iran Yada - Teh Ra N - Ra nın Ehli Soyu Demek Iran Persler Ondan Sonraki Başlangıçta Oraya Yerleşenler
El Ümran Hac Vakti Dışında Kutsal Mescidi Ziyaret Edenlere Verilen İsim "Umreciler" Demek El Ümran Veya imran Umreciler Demek Son Hacılar Yani Kurtulanlar O Zamanki Ümmeti Necat Hacda Neden Toplanılıyormuş Yani Hz. Mehdi nin Yanında Neden Toplanmak Gerekiyormuş Sebeb Ne? Kabe Değil? Maksat Orda Toplanmak? Maksat Wait Point, Waypoint,Merkez , Zirve , Son Sıfırlanmadan Önceki Buluşup Toplanma Yeri Demek Yani Vaktinden Önceki Hacca Verilen İsim Yani Kapanmadan Sıfırlanmadan Önceki Hac Demek Len Yani Toplanma Yeri Ve Bugün Bu Hz Mehdinin Yanı dır Ne Mescidi Aksa Ne Kabe Ve Sadece Mehdinin Yanı Muhammed Kabeye Gidin Demedi Mescidi Aksaya Gidin Demedi Amma Mehdiyi Gidin Dedi Son Hac Son Toplanma Mehdi'nin Başında yani Ya Da Yanında Toplanilacak Demekdir Bu. Ahmak insan Ne Savaşı ne Kabe Savaşı Yapıyorsun Sen Daha Ahmak
Hanne Anne Kimdir
Hanne veya Anne, Hristiyan geleneğine göre Meryem'in annesi ve İsa'nın büyükannesidir. Meryem'in annesi kilise kanununa göre belirlenen (kanonik) İncilller'de adlandırılmamış olup yazılı olarak Hanne ile Yehoiakim adları, sadece Yeni Ahit apokrifasında geçmektedir.
Kilise geleneği
Hikâye, annesi Hannah'ın da çocuksuz olduğu Samuel'in doğumuna benzerlik göstermektedir. Her ne kadar Hanne, 12. yüzyılın sonlarından önce Latin Kilisesi'nde çok az ilgi görse de[3] Doğu Hristiyanlığında Hanne'ye bağlılık, 6. yüzyılın başlarında gerçekleşmiştir.[4] Doğu Ortodoks Kiliseleri ve Doğu Katolik Kiliselerinde, Hannah olarak görülmektedir.[4]
İslamiyet
İslam'ın erken dönemini kapsayan yüzyıllarda Müslümanlar arasında Yahudi-Hristiyan geleneği ile ilgili karakterlerin isim, kimlik ve jenealoji bilgilerinin çok iyi ve aslına uygun şekilde bilinerek ifade edildiği söylenemez. Konu ile ilgili kişi ve yer isimleri ayrıntılı bilgilere Kur'an'da rastlanılmamaktadır. İslam dünyasında bu bilgiler yine Hristiyan/Yahudi apokrif geleneğinden gelen rivayetlerle şekillenir. Ayrıca tefsirler ve rivayetler yazarının hayal ürünü olan süslemeler ve tutarsızlıklarla doludurlar.[5] Taberi bu rivayetleri tefsirinde toplamıştır. Taberiye göre Hanne son derece manevi bir kadın olarak ve Meryem'in annesidir. Hanne göre yaşlılığına kadar çocuksuz olan Fazuka'nın (Fakud) kızıdır.[6]
Rivayetlere göre bir gün, Hanne bir ağacın gölgesinde otururken çocuk sahibi olma arzusunu uyandıran bir olay yaşadı. Olayda bir kuş, yavrusunu besliyordu. Bir çocuk için dua etti ve sonunda gebe kaldı; kocası Yehoiakim (Kur'an'a göre İmran), çocuk doğmadan öldü. Çocuğun erkek olmasını bekleyen Hannah, onu İkinci Tapınak'ta tecrit ve hizmete adamaya söz verdi.[7][8]
Fakat Hanne'nin erkek değil bir kız çocuğu oldu ve adını Meryem koydu. Annesinin sözleri, kızı Meryem'e güçlü mistik bir şekilde etki ediyordu ve erkek çocuk isterken bu kızın (Meryem'in) tanrının bir lütfu olduğunu anladı.[7][8]
« Onu doğurunca, "Rabbim!" dedi, "Onu kız doğurdum." -Oysa Allah, onun ne doğurduğunu daha iyi bilir- "Erkek, kız gibi değildir. Ona Meryem adını verdim. Onu ve soyunu kovulmuş şeytandan senin korumana bırakıyorum." Bunun üzerine Rabbi onu güzel bir şekilde kabul buyurdu ve onu güzel bir şekilde yetiştirdi. Zekeriya'yı da onun bakımıyla görevlendirdi. Zekeriya, onun bulunduğu bölmeye her girişinde yanında bir yiyecek bulurdu. "Meryem! Bu sana nereden geldi?" derdi. O da "Bu, Allah katından" diye cevap verirdi. Zira Allah, dilediğine hesapsız rızık verir. »
(Âl-i İmrân Suresi, 36-37[9][10])
irem'in Asma Bahçeleri Âl-i İmrân ve Babil ve Babil'in Asma Bahçeleri
Babil'in Asma Bahçeleri, Helen kültürü tarafından listelenen Antik Dünyanın Yedi Harikasından biriydi. Çamur tuğlalardan inşa edilmiş büyük yeşil bir dağa benzeyen çok çeşitli ağaçlar, çalılar ve asmalar içeren artan bir dizi bahçe ile dikkate değer bir mühendislik başarısı olarak tanımlandılar. Bahçelerin Irak'ın Babil eyaletine bağlı Hille yakınlarındaki antik Babil kentinde inşa edildiği söyleniyor. Asma Bahçeler'in adı Grekçe: κρεμαστός; yükseğe asılı) kelimesinden türetilmiştir. "Asma" kelimesinden daha geniş bir anlama sahip olan ve teras gibi yükseltilmiş bir yapı üzerine dikilen ağaçları ifade eder.[1][2][3]
Bir efsaneye göre, Asma Bahçeler, Yeni Babil Kralı II. Nebukadnezar (MÖ 605 ile 562 yılları arasında hüküm süren) tarafından, Orta Çağ'daki eşi Kraliçe Amytis için İnsanlık Harikası olarak bilinen büyük bir sarayın yanına inşa edildi. Çünkü O memleketinin yeşil tepeleri ve vadileri olan memleketini özlüyordu. Bu, MÖ 290'da yazan Babilli rahip Berossus tarafından onaylandı, daha sonra Josephus tarafından aktarılan bir açıklamadır. Asma Bahçeler'in yapımı da efsanevi kraliçe Semiramis'e de [4] atfedilmiş ve alternatif bir isim olarak Semiramis'in Asma Bahçeleri denilmiştir.[5]
Bahçeler, Antik dünyanın Yedi Harikasından yeri kesin olarak belirlenmemiş tek yerdir.[6] Babil metinleri Bahçelerden bahsetmez ve Babil'de kesin bir arkeolojik kanıt bulunamamıştır.[7][8] Bunu açıklamak için üç teori öne sürülmüştür: Birincisi, bunların tamamen mitsel oldukları ve eski Yunan ve Roma yazılarında bulunan tasvirlerin (Strabo, Diodorus Siculus ve Quintus Curtius Rufus'unkiler dahil) romantik bir doğu bahçesi idealini temsil ettiği;[9] İkincisi, Babil'de var oldukları, ancak MS birinci yüzyılda gibi bir zamanda yok edildikleri;[4][10] ve Üçüncüsü, efsanenin Asur Kralı Sanherib'in (MÖ 704-681) başkenti Ninova'da Dicle Nehri üzerinde, modern Musul kenti yakınlarında inşa ettiği iyi belgelenmiş bir bahçeye atıfta bulunulduğu varsayımı.[1][11]
Harici video Arkeolog Mesut Alp, Babil'in Asma Bahçeleri ile Firdevs (Paradise; Cennet) kelimesi arasında etimolojik bağlantı olduğunu ifade ediyor).
Klasik edebiyatta betimlemeler
Babil betimlemeleri bugün bir biçimde var olan beş ana yazar vardır. Bu yazarlar kendilerini Asma Bahçelerin büyüklüğü, genel tasarımı, sulama araçları ve neden inşa edildikleri ile ilgilenmektedir.
Josephus (y. 37–100 AD), Marduk'un bir Babil rahibi olan Berossus tarafından yazılan bahçelerin bir tanımını aktarır [6], bu yazı y. 290 BC, bahçelerin bilinen en eski sözüdür.[5] Berossus, II. Nebukadnezar'ın saltanatını tanımladı ve Asma Bahçeler'in inşasıyla bu krala itibar eden tek kaynaktır.[12][13]
“ Bu sarayda, taş sütunlarla desteklenen çok yüksek duvarlar inşa etti; ve bir pensile cenneti olarak adlandırılan şeyi dikerek ve onu her türlü ağaçla doldurarak, manzarayı dağlık bir ülkeye tam olarak benzer hale getirdi. Bunu kraliçesini memnun etmek için yaptı, çünkü Kraliçe Media'da büyümüştü ve dağlık bir duruma düşkündü.[14] ”
[ Joseph. contr. Appion.] lib. 1. c. 19.—Syncel. Chron. 220.—Euseb. Præp. Evan. lib. 9.
17 Mayıs 2021 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi.
Semiramis'in Asma Bahçeleri, H. Waldeck
Diodorus Siculus (aktif MÖ 60-30), hem Cleitarchus'un (Büyük İskenderin tarihçisi) hem de Cnidus'lu Ctesias'ın MÖ 4. yüzyıl metinlerine başvurmuş gibi görünüyor. Diodorus, inşaatı bir Suriye kralına atfediyor. Bahçenin bir kare şeklinde olduğunu ve her bir kenarı yaklaşık olarak dört plethra uzunluğunda olduğunu belirtir. Bahçe, en üstteki galeri 50 arşın yüksekliğinde olacak şekilde katmanlıydı. 22 fit kalınlığındaki duvarlar tuğladan yapılmıştır. Kademeli bölümlerin tabanları, en büyük ağaçların kök büyümesini sağlayacak kadar derindi ve bahçeler yakındaki Fırat'tan sulandı.[15]
Quintus Curtius Rufus (MS 1. yüzyıl) muhtemelen Diodorus ile aynı kaynaklardan yararlanmıştır.[16] Bahçelerin çevresi 20 stadyum büyüklüğünde olan bir kalenin tepesinde yer aldığını belirtir. Bahçelerin inşasını yine kraliçesinin vatanını özlediği için bir Suriye kralına bağlıyor.
Strabon'un ifadeleri (y. 64 BC – 21 AD) muhtemelen tanımını MÖ 4. yüzyıldan kalma Onesicritus'un kayıp kayıtlarına dayanıyordu.[17] Bahçelerin Fırat nehrinden bahçelere açılan bir Arşimet vidasıyla sulandığını belirtir.
Diğerlerinden bağımsız olduğu düşünülen klasik kaynakların sonuncusu, paradoksograf Philo of Byzantion'un MS 4. ve 5. yüzyıllarda kaleme aldığı A Handbook to the World'ün Yedi Harikası'dır . Strabon'un tarif ettiği vidalı kibritlerle su yükseltme yöntemidir.[18] Philo, çevreleyen arazinin doğal seviyesinin çok üzerinde, muazzam bir kütleye sahip olan geniş derin toprak alanlarını inşa etmenin mühendisliğini ve yaratıcılığını ve ayrıca sulama tekniklerini övüyor.
Tarihsel varlığı
Ninova'daki Kuzey Asurbanipal Sarayı'ndan (MÖ 669-631) bir kabartmanın bu kopyası, bir su kemeriyle sulanan lüks bir bahçeyi göstermektedir.
Çağdaş Babil kaynaklarında belge bulunmaması nedeniyle Asma Bahçeler'in gerçek bir yapı mı yoksa şiirsel bir yaratım mı olduğu belirsizdir. Ayrıca Nebukadnezar'ın karısı Amyitis'ten (veya başka herhangi bir eşten) söz edilmez, ancak bir Medyan veya Farslı ile siyasi bir evlilik olağandışı olmazdı.[19] Nebukadnezar'ın eserlerine dair birçok kayıt mevcuttur, ancak onun uzun ve eksiksiz yazıtlarında herhangi bir bahçeden bahsedilmemektedir.[20] Bununla birlikte, daha sonraki yazarların onları tarif ettiği zamanda bahçelerin hala var olduğu söylendi ve bu hesapların bazılarının Babil'i ziyaret eden insanlardan kaynaklandığı düşünülüyor.[2] Tarihleri'nde Babil'i anlatan Herodot, Asma Bahçeler'den bahsetmez [21], ancak ziyareti sırasında bahçeler Yunanlar tarafından henüz iyi bilinmemiş olabilir.[2]
Bugüne kadar, Babil'de Asma Bahçeler için hiçbir arkeolojik kanıt bulunamadı.[6] Fırat'ın altında şu anda güvenli bir şekilde kazılmayan kanıtların olması mümkündür. Nehir, II. Nebukadnezar zamanında mevcut konumunun doğusundan akıyordu ve Babil'in batı kısmı hakkında çok az şey biliniyordu.[22] Rollinger, Berossus'un Bahçeleri siyasi nedenlerle Nebukadnezar'a atfettiğini ve efsaneyi başka bir yerden benimsediğini öne sürdü.[23]
Ninova'da Sanherib'in bahçeleriyle özdeşleşme
Oxford bilgini Stephanie Dalley, Babil'in Asma Bahçeleri'nin aslında Asur kralı Sanherib (MÖ 704 - 681) tarafından Ninova'daki sarayı için inşa edilen iyi belgelenmiş bahçeler olduğunu öne sürdü; Dalley, aradan geçen yüzyıllarda iki yerleşimin karıştırıldığını ve Sanherib'in sarayındaki geniş bahçelerin II. Nebukadnezar'ın Babil'ine atfedildiğini ileri sürüyor.[1] Arkeolojik kazılarda Dalley, Ninova'ya suyu taşıyan geniş bir su kemerleri sistemi, bahçelerin üst katlarına çıkarmak için kullanılan su yükseltici vidalarla taşımak için kullanılan kanal, baraj ve su kemerleri dizisinin izlerini buldu.[24]
Dalley, argümanlarını çağdaş Akad yazıtlarının analizindeki son gelişmelere dayandırıyor.[25]
Kral Sanherib'in bahçesi yalnızca güzelliği ve tozlu bir yaz manzarasında yıl boyu yemyeşil bir vaha oluşuyla değil, aynı zamanda bahçeyi koruyan su mühendisliğinin harikulade başarılarıyla da biliniyordu.[26] Asur kraliyet bahçesi inşa etme geleneği vardı. Kral Asurnasirpal II (MÖ 883-859), dağları kesen bir kanal oluşturmuştu. Meyve ağaçları yanında çamlar, selviler ve ardıçlardan; badem ağaçları, hurma ağaçları, abanoz, gül ağacı, zeytin, meşe, ılgın, ceviz, menekşe, dişbudak, köknar, nar, armut, ayva, incir ve üzüm dikilmişti. Asurbanipal'in yontulmuş bir duvar paneli, bahçeyi olgunluk döneminde gösteriyor. Biri orijinal, diğeri çizim iki panel British Museum'da tutuluyor, ancak ikisi de halka açık değildir. Bu çağdaş görüntülerde klasik yazarların bahsettiği bazı özellikler fark edilebilir.l
Ninova'daki bahçeleri gösteren Asur duvar kabartması
Sanherib'in sarayından, sel koruması güçlendiren devasa kireçtaşı bloklardan bahseder. Sarayın bazı bölümleri 19. yüzyılın ortalarında Austin Henry Layard tarafından kazılmıştır. Kale planı, Sanherib'in bahçesiyle tutarlı olacak dış hatlar gösteriyor, ancak konumu doğrulanmadı. Bölgenin son zamanlarda askeri üs olarak kullanılması, daha fazla araştırma yapmayı zorlaştırıyor.
Böyle bir bahçenin sulanması, Ninova şehrine daha iyi su sağlanmasını gerektiriyordu. Kanallar dağlara doğru 50 kilometre (31 mi) uzanıyordu. Sanherib, kullandığı teknolojilerden gurur duyuyor ve bunları yazıtlarında biraz ayrıntılı olarak anlatıyor. Bavian'ın (Kinnis) kaynak sularının başındaki [27] yazıtı otomatik savak kapılarından bahseder. Jerwan'da vadiyi geçen devasa bir su kemeri, iki milyonun üzerinde işlenmiş taştan inşa edilmiştir. Taş kemerler ve su geçirmez çimento kullandı.[28] Üzerinde şunlar yazılıdır:
“ Asur'un dünya kralı Sanherib kralı. Çok uzaklarda, suları birleştiren, Ninova çevresine yönlendirilmiş bir su yolum vardı... Dik kenarlı vadiler üzerinde beyaz kireçtaşı bloklardan bir su kemeri oluşturdum, o suları onun üzerinden akıttım. ”
Sanaherib "Tüm Halklar İçin bir Harika" inşa ettiğini iddia etti ve anıtsal (30 tonluk) bronz dökümleri için "kayıp mum" işlemi yerine yeni bir döküm tekniği uygulayan ilk kişi olduğunu söyledi. Suyu daha yüksek dağlardan geldiği için bahçesine yüksek seviyede getirebildi ve ardından yeni su vidalarını açarak suyu daha da yükseltti. Bu, terasların tepesinde büyük ağaçların olduğu manzaranın üzerinde yükselen seleflerini aşan, çarpıcı bir sanatsal bahçe inşa edebileceği anlamına geliyordu.
Bitkiler
Hurma, Babylon'da yaygın bir ağaç türüdür.
Bahçeler, sanat eserlerinde tasvir edildiği gibi, açan çiçekler, olgun meyveler, fışkıran şelaleler ve zengin yeşilliklerle dolu teraslar içeriyordu. Babil edebiyatına, geleneğine ve bölgenin çevresel özelliklerine göre, bahçelerde aşağıdaki bitkilerden bazıları bulunmuş olabilir:[29][kaynak güvenilir mi?] ]
Zeytin (Olea europaea)
Ayva (Cydonia oblonga)
Adi armut (Pyrus communis)
İncir (Ficus carica)
Badem (Prunus dulcis)
Adi üzüm asması (Vitis vinifera)
Hurma ağacı (Phoenix dactylifera)
Athel ılgın (Tamarix aphylla)
Atlas Dağı sakız ağacı (Pistacia atlantica)
Bahçelerde bulunabilecek ithal bitki çeşitleri arasında sedir, selvi, abanoz, nar, erik, gülağacı, müren, ardıç, meşe, dişbudak, köknar, mür, ceviz ve söğüt sayılabilir .[30] Bu bitkilerin bir kısmı terasların üzerine asılmış ve duvarlarının altına kemerlerle örtülmüştür.
İMRÂN
عمران
İmrân kelimesinin aslının İbrânîce Amram olduğu söylendiği gibi Süryânîce’den geldiği de ileri sürülmektedir. Öte yandan Arapça amr kökünden türediği, İslâm’dan önce Arabistan’da kullanıldığı, Safevî kitâbelerinde bu isme rastlandığı nakledilmektedir. Ancak Meryem’in babasının adı olması sebebiyle kelimenin İbrânî menşeli olduğunu kabul etmek daha isabetli görünmektedir (Jeffery, s. 217).
Âl-i İmrân sûresinin 33. âyetinde Âdem’in, Nûh’un, İbrâhim ailesiyle İmrân ailesinin seçilip âlemlere üstün kılındığı belirtilmektedir. Aynı sûrenin 35. âyetinde İmrân’ın karısının doğacak çocuğu rabbe adadığını ve ona Meryem adını verdiğini bildiren kısımdan ve Tahrîm sûresinde (66/12) “İmrân kızı Meryem” ifadesinden anlaşıldığına göre İmrân ailesinden maksat Hz. Meryem ile oğlu Îsâ’dır. Tevrat’a göre İmrân (Amram) Hz. Mûsâ, Hârûn ve kız kardeşleri Meryem’in (Miriam/Miryâm) babası olup Îsâ’nın annesi Meryem’le bir alâkası yoktur. Amram, Ya‘kūb’un torunu Kohat’ın oğludur (Sayılar, 26/59; I. Tarihler, 6/2-3; 23/12-13).
Kur’an’da adı geçen İmrân’ın kim olduğu hususunda İslâm âlimleri tarafından farklı görüşler ileri sürülmüştür. Mukātil, “İmrân ailesi” ifadesindeki İmrân’ın Mûsâ ve Hârûn’un babası olup şeceresinin Hz. Ya‘kūb’a dayandığını söylemekte, Kelbî ise Meryem’in babası ve Hz. Süleyman’ın soyundan olduğunu nakletmektedir (Kurtubî, IV, 63). Ancak aynı adı taşıyan sûrede Âl-i İmrân ile alâkalı olarak anlatılanlar dikkate alındığında İmrân’ın Hz. Mûsâ’nın değil Hz. Meryem’in babası olduğu anlaşılır. Zemahşerî, Âl-i İmrân hakkında bilgi verirken bunların, İmrân b. Yashur’un çocukları Mûsâ ve Hârûn veya İmrân b. Masan’ın kızı Meryem ile oğlu Îsâ olduklarına dair rivayetleri naklettikten sonra bu iki İmrân arasında 1800 yıl bulunduğunu belirtir ve âyetteki İmrân’ın Hz. Meryem’in babası olduğunu kaydeder (el-Keşşâf, I, 185).
Hıristiyanlara göre Meryem’in babası Ahd-i Cedîd’de zikredilmemekte, apokrif kabul edilen İnciller’den Protevangelium’da isminin Yoakim (Joachim) olduğu belirtilmektedir. Yine bu apokrif İncil’de Meryem’in dedesi Mathan’ın Meryem, Sobe ve Hannah adlarında üç kızı olduğu, kızlardan Sobe’nin Zekeriyyâ’nın hanımı Elisabeth’in annesi, Hannah’ın da Bâkire Meryem’in annesi olduğu nakledilmektedir (DB, I/1, s. 629).
Kur’an’da Meryem ayrıca Hârûn’un kız kardeşi olarak tanıtılmış, Îsâ’yı dünyaya getirdikten sonra kavmi kendisini, “Ey Hârûn’un kız kardeşi! Senin baban kötü bir insan değildi; annen de iffetsiz değildi” diyerek babasız bir çocuk dünyaya getirdiği için kınamıştır (Meryem 19/28).
Kitâb-ı Mukaddes literatürü çerçevesinde bilinen yegâne Hârûn, Hz. Mûsâ ile Meryem’in kardeşi Hârûn’dur. İmrân da (Amram) bunların babası olduğu için hıristiyanlar, İslâmî kaynaklarda bir taraftan Hz. Îsâ’nın annesi Meryem’in Hârûn’un kız kardeşi olarak takdim edilmesini (Meryem 19/28), diğer taraftan İmrân’ın Hz. Mûsâ, Hârûn ve kız kardeşleri Meryem’in babası iken Hz. Îsâ’nın annesi Meryem’in babası olarak gösterilmesini iki Meryem’in karıştırılması olarak değerlendirmektedir. Müslümanlara göre ise iki İmrân, iki Hârûn ve iki Meryem’in mevcudiyeti görüşünden hareketle birinci grup, Hârûn ve kız kardeşi Meryem ile babaları İmrân’dan, ikinci grup İmrân, kızı Meryem ve Meryem’in erkek kardeşi Hârûn’dan oluşmaktadır. Mûsâ, Hârûn ve Meryem ile babaları Amram Tevrat’ta yer almakta, dolayısıyla yahudiler ve hıristiyanlarca bilinmektedir. Ancak Hz. Meryem’in babası yalnız Kur’an’da İmrân diye adlandırılmakta ve hiçbir hıristiyan kaynağında Meryem’in babasının adı olarak yer almamakta, yine Hz. Îsâ’nın annesi Meryem’in Hârûn adında bir kardeşinin mevcudiyeti bilinmemektedir. Böylece müfessirler biri Mûsâ’nın, diğeri Meryem’in babası olmak üzere iki İmrân bulunduğunu, Kur’an’da adı geçen İmrân’ın Meryem’in babası olduğunu kaydetmektedir. Hz. Mûsâ’nın babası İmrân’ın şeceresi İmrân b. Yashur b. Kahes (Fahas) b. Levi b. Ya‘kūb b. İshak; Hz. Meryem’in babası İmrân’ın şeceresi de Îsâ b. Meryem b. İmrân b. Masan (Matan) b. Süleyman b. Dâvûd b. İşa b. Yehuza b. Ya‘kūb b. İshak olarak verilmektedir (Zemahşerî, I, 185; Kurtubî, IV, 63).
Muhammed Hamîdullah’a göre Kur’an’daki “imreetü İmrân” ifadesi “İmrân’ın soyundan gelen kadın” anlamındadır ve burada İmrân bir şahıs adından çok kabile adı olarak anılmaktadır. Hamîdullah, “Ey Hârûn’un kız kardeşi” olarak tercüme edilen âyeti (Meryem 19/28), “Hârûn’un kızı, ey kız kardeş” şeklinde çevirmekte ve Hârûn’un soyundan gelen kız kardeş diye anlamaktadır. Zira Arapça’da “uht” kelimesi bir kabilenin mensubu için de kullanılmaktadır (Le Saint Coran, s. 54, 307; ayrıca bk. Arnaldez, s. 33-34).
Batılı âlimlerin yukarıda zikredilen tenkitleri kutsal kitaplarındaki ifadelerle çelişmektedir. Luka İncili’ne göre Zekeriyyâ’nın eşi Elisabeth, Hz. Îsâ’nın annesi Meryem’in akrabası olup Hârûn kızlarındandı (İncil, 1/5, 36). Meryem’in annesiyle Yahyâ’nın annesinin kardeş oldukları kabul edilmektedir (DB, II/2, s. 1689). Zekeriyyâ, Abiya ailesinden bir kâhin (I. Tarihler, 24/10; Luka, 1/5), eşi Elisabeth de ruhban sınıfından bir aileye mensup olup babası yoluyla Hârûn’un soyundan ve Levi kabilesindendir, dolayısıyla Hz. Hârûn’un kızlarındandır (a.g.e., II/2, s. 1689). Bu geleneğe sahip bulunan halkın, böyle bir aileden gelen ve mâbede adanan Meryem’e “Hârûn’un kız kardeşi” demesi tabiidir.
The First 9 = iLK DOKUZLU DEMEK, BiRDE LASTIKLI TÜRKCE iLE OKUYUNCA "BiRiNCi NiNE" demek kinayeli
INGILIZCE RAKAMLAR
Zero zirou 0 sıfırıncı
1 One van 1st: First birinci
2 Two tu 2nd: Second ikinci
3 Three tıri 3rd: Third üçüncü
4 Four for 4th: Fourth dördüncü
5 Five fayf 5th: Fifth beşinci
6 Six siks 6th: Sixth altıncı
7 Seven sevın 7th: Seventh yedinci
8 Eight eyt 8th: Eighth sekizinci
9 Nine nayn 9th: Ninth dokuzuncu
10 Ten ten 10th: Tenth onuncu
Bu Bir Derleme Karoglan Rasit Tunca Makalesidir
Raşit Tunca
Schrems,14.10.2023
Kaynak ve Dipnotlar
Wikipedia
islam Ansiklopedisi
Aslında İmran Demek Irem Demektir İrem'in Asma Bahçeleri Demek Meryem'in Dedesinin Asma Bahçeleri Ve 9. Harika Ve Babil Demektir Yani 9 Defa Dünyanın Sıfırlanması Ve 9.Sıfırlanma Kapanis Babil'in Helakı
Al Imran Imran "İrem'in" Ümran Üm Ran - imRan - Yada - I Ran - Iran Yada - Teh Ra N - Ra nın Ehli Soyu Demek Iran Persler Ondan Sonraki Başlangıçta Oraya Yerleşenler
El Ümran Hac Vakti Dışında Kutsal Mescidi Ziyaret Edenlere Verilen İsim "Umreciler" Demek El Ümran Veya imran Umreciler Demek Son Hacılar Yani Kurtulanlar O Zamanki Ümmeti Necat Hacda Neden Toplanılıyormuş Yani Hz. Mehdi nin Yanında Neden Toplanmak Gerekiyormuş Sebeb Ne? Kabe Değil? Maksat Orda Toplanmak? Maksat Wait Point, Waypoint,Merkez , Zirve , Son Sıfırlanmadan Önceki Buluşup Toplanma Yeri Demek Yani Vaktinden Önceki Hacca Verilen İsim Yani Kapanmadan Sıfırlanmadan Önceki Hac Demek Len Yani Toplanma Yeri Ve Bugün Bu Hz Mehdinin Yanı dır Ne Mescidi Aksa Ne Kabe Ve Sadece Mehdinin Yanı Muhammed Kabeye Gidin Demedi Mescidi Aksaya Gidin Demedi Amma Mehdiyi Gidin Dedi Son Hac Son Toplanma Mehdi'nin Başında yani Ya Da Yanında Toplanilacak Demekdir Bu. Ahmak insan Ne Savaşı ne Kabe Savaşı Yapıyorsun Sen Daha Ahmak
Hanne Anne Kimdir
Hanne veya Anne, Hristiyan geleneğine göre Meryem'in annesi ve İsa'nın büyükannesidir. Meryem'in annesi kilise kanununa göre belirlenen (kanonik) İncilller'de adlandırılmamış olup yazılı olarak Hanne ile Yehoiakim adları, sadece Yeni Ahit apokrifasında geçmektedir.
Kilise geleneği
Hikâye, annesi Hannah'ın da çocuksuz olduğu Samuel'in doğumuna benzerlik göstermektedir. Her ne kadar Hanne, 12. yüzyılın sonlarından önce Latin Kilisesi'nde çok az ilgi görse de[3] Doğu Hristiyanlığında Hanne'ye bağlılık, 6. yüzyılın başlarında gerçekleşmiştir.[4] Doğu Ortodoks Kiliseleri ve Doğu Katolik Kiliselerinde, Hannah olarak görülmektedir.[4]
İslamiyet
İslam'ın erken dönemini kapsayan yüzyıllarda Müslümanlar arasında Yahudi-Hristiyan geleneği ile ilgili karakterlerin isim, kimlik ve jenealoji bilgilerinin çok iyi ve aslına uygun şekilde bilinerek ifade edildiği söylenemez. Konu ile ilgili kişi ve yer isimleri ayrıntılı bilgilere Kur'an'da rastlanılmamaktadır. İslam dünyasında bu bilgiler yine Hristiyan/Yahudi apokrif geleneğinden gelen rivayetlerle şekillenir. Ayrıca tefsirler ve rivayetler yazarının hayal ürünü olan süslemeler ve tutarsızlıklarla doludurlar.[5] Taberi bu rivayetleri tefsirinde toplamıştır. Taberiye göre Hanne son derece manevi bir kadın olarak ve Meryem'in annesidir. Hanne göre yaşlılığına kadar çocuksuz olan Fazuka'nın (Fakud) kızıdır.[6]
Rivayetlere göre bir gün, Hanne bir ağacın gölgesinde otururken çocuk sahibi olma arzusunu uyandıran bir olay yaşadı. Olayda bir kuş, yavrusunu besliyordu. Bir çocuk için dua etti ve sonunda gebe kaldı; kocası Yehoiakim (Kur'an'a göre İmran), çocuk doğmadan öldü. Çocuğun erkek olmasını bekleyen Hannah, onu İkinci Tapınak'ta tecrit ve hizmete adamaya söz verdi.[7][8]
Fakat Hanne'nin erkek değil bir kız çocuğu oldu ve adını Meryem koydu. Annesinin sözleri, kızı Meryem'e güçlü mistik bir şekilde etki ediyordu ve erkek çocuk isterken bu kızın (Meryem'in) tanrının bir lütfu olduğunu anladı.[7][8]
« Onu doğurunca, "Rabbim!" dedi, "Onu kız doğurdum." -Oysa Allah, onun ne doğurduğunu daha iyi bilir- "Erkek, kız gibi değildir. Ona Meryem adını verdim. Onu ve soyunu kovulmuş şeytandan senin korumana bırakıyorum." Bunun üzerine Rabbi onu güzel bir şekilde kabul buyurdu ve onu güzel bir şekilde yetiştirdi. Zekeriya'yı da onun bakımıyla görevlendirdi. Zekeriya, onun bulunduğu bölmeye her girişinde yanında bir yiyecek bulurdu. "Meryem! Bu sana nereden geldi?" derdi. O da "Bu, Allah katından" diye cevap verirdi. Zira Allah, dilediğine hesapsız rızık verir. »
(Âl-i İmrân Suresi, 36-37[9][10])
irem'in Asma Bahçeleri Âl-i İmrân ve Babil ve Babil'in Asma Bahçeleri
Babil'in Asma Bahçeleri, Helen kültürü tarafından listelenen Antik Dünyanın Yedi Harikasından biriydi. Çamur tuğlalardan inşa edilmiş büyük yeşil bir dağa benzeyen çok çeşitli ağaçlar, çalılar ve asmalar içeren artan bir dizi bahçe ile dikkate değer bir mühendislik başarısı olarak tanımlandılar. Bahçelerin Irak'ın Babil eyaletine bağlı Hille yakınlarındaki antik Babil kentinde inşa edildiği söyleniyor. Asma Bahçeler'in adı Grekçe: κρεμαστός; yükseğe asılı) kelimesinden türetilmiştir. "Asma" kelimesinden daha geniş bir anlama sahip olan ve teras gibi yükseltilmiş bir yapı üzerine dikilen ağaçları ifade eder.[1][2][3]
Bir efsaneye göre, Asma Bahçeler, Yeni Babil Kralı II. Nebukadnezar (MÖ 605 ile 562 yılları arasında hüküm süren) tarafından, Orta Çağ'daki eşi Kraliçe Amytis için İnsanlık Harikası olarak bilinen büyük bir sarayın yanına inşa edildi. Çünkü O memleketinin yeşil tepeleri ve vadileri olan memleketini özlüyordu. Bu, MÖ 290'da yazan Babilli rahip Berossus tarafından onaylandı, daha sonra Josephus tarafından aktarılan bir açıklamadır. Asma Bahçeler'in yapımı da efsanevi kraliçe Semiramis'e de [4] atfedilmiş ve alternatif bir isim olarak Semiramis'in Asma Bahçeleri denilmiştir.[5]
Bahçeler, Antik dünyanın Yedi Harikasından yeri kesin olarak belirlenmemiş tek yerdir.[6] Babil metinleri Bahçelerden bahsetmez ve Babil'de kesin bir arkeolojik kanıt bulunamamıştır.[7][8] Bunu açıklamak için üç teori öne sürülmüştür: Birincisi, bunların tamamen mitsel oldukları ve eski Yunan ve Roma yazılarında bulunan tasvirlerin (Strabo, Diodorus Siculus ve Quintus Curtius Rufus'unkiler dahil) romantik bir doğu bahçesi idealini temsil ettiği;[9] İkincisi, Babil'de var oldukları, ancak MS birinci yüzyılda gibi bir zamanda yok edildikleri;[4][10] ve Üçüncüsü, efsanenin Asur Kralı Sanherib'in (MÖ 704-681) başkenti Ninova'da Dicle Nehri üzerinde, modern Musul kenti yakınlarında inşa ettiği iyi belgelenmiş bir bahçeye atıfta bulunulduğu varsayımı.[1][11]
Harici video Arkeolog Mesut Alp, Babil'in Asma Bahçeleri ile Firdevs (Paradise; Cennet) kelimesi arasında etimolojik bağlantı olduğunu ifade ediyor).
Klasik edebiyatta betimlemeler
Babil betimlemeleri bugün bir biçimde var olan beş ana yazar vardır. Bu yazarlar kendilerini Asma Bahçelerin büyüklüğü, genel tasarımı, sulama araçları ve neden inşa edildikleri ile ilgilenmektedir.
Josephus (y. 37–100 AD), Marduk'un bir Babil rahibi olan Berossus tarafından yazılan bahçelerin bir tanımını aktarır [6], bu yazı y. 290 BC, bahçelerin bilinen en eski sözüdür.[5] Berossus, II. Nebukadnezar'ın saltanatını tanımladı ve Asma Bahçeler'in inşasıyla bu krala itibar eden tek kaynaktır.[12][13]
“ Bu sarayda, taş sütunlarla desteklenen çok yüksek duvarlar inşa etti; ve bir pensile cenneti olarak adlandırılan şeyi dikerek ve onu her türlü ağaçla doldurarak, manzarayı dağlık bir ülkeye tam olarak benzer hale getirdi. Bunu kraliçesini memnun etmek için yaptı, çünkü Kraliçe Media'da büyümüştü ve dağlık bir duruma düşkündü.[14] ”
[ Joseph. contr. Appion.] lib. 1. c. 19.—Syncel. Chron. 220.—Euseb. Præp. Evan. lib. 9.
17 Mayıs 2021 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi.
Semiramis'in Asma Bahçeleri, H. Waldeck
Diodorus Siculus (aktif MÖ 60-30), hem Cleitarchus'un (Büyük İskenderin tarihçisi) hem de Cnidus'lu Ctesias'ın MÖ 4. yüzyıl metinlerine başvurmuş gibi görünüyor. Diodorus, inşaatı bir Suriye kralına atfediyor. Bahçenin bir kare şeklinde olduğunu ve her bir kenarı yaklaşık olarak dört plethra uzunluğunda olduğunu belirtir. Bahçe, en üstteki galeri 50 arşın yüksekliğinde olacak şekilde katmanlıydı. 22 fit kalınlığındaki duvarlar tuğladan yapılmıştır. Kademeli bölümlerin tabanları, en büyük ağaçların kök büyümesini sağlayacak kadar derindi ve bahçeler yakındaki Fırat'tan sulandı.[15]
Quintus Curtius Rufus (MS 1. yüzyıl) muhtemelen Diodorus ile aynı kaynaklardan yararlanmıştır.[16] Bahçelerin çevresi 20 stadyum büyüklüğünde olan bir kalenin tepesinde yer aldığını belirtir. Bahçelerin inşasını yine kraliçesinin vatanını özlediği için bir Suriye kralına bağlıyor.
Strabon'un ifadeleri (y. 64 BC – 21 AD) muhtemelen tanımını MÖ 4. yüzyıldan kalma Onesicritus'un kayıp kayıtlarına dayanıyordu.[17] Bahçelerin Fırat nehrinden bahçelere açılan bir Arşimet vidasıyla sulandığını belirtir.
Diğerlerinden bağımsız olduğu düşünülen klasik kaynakların sonuncusu, paradoksograf Philo of Byzantion'un MS 4. ve 5. yüzyıllarda kaleme aldığı A Handbook to the World'ün Yedi Harikası'dır . Strabon'un tarif ettiği vidalı kibritlerle su yükseltme yöntemidir.[18] Philo, çevreleyen arazinin doğal seviyesinin çok üzerinde, muazzam bir kütleye sahip olan geniş derin toprak alanlarını inşa etmenin mühendisliğini ve yaratıcılığını ve ayrıca sulama tekniklerini övüyor.
Tarihsel varlığı
Ninova'daki Kuzey Asurbanipal Sarayı'ndan (MÖ 669-631) bir kabartmanın bu kopyası, bir su kemeriyle sulanan lüks bir bahçeyi göstermektedir.
Çağdaş Babil kaynaklarında belge bulunmaması nedeniyle Asma Bahçeler'in gerçek bir yapı mı yoksa şiirsel bir yaratım mı olduğu belirsizdir. Ayrıca Nebukadnezar'ın karısı Amyitis'ten (veya başka herhangi bir eşten) söz edilmez, ancak bir Medyan veya Farslı ile siyasi bir evlilik olağandışı olmazdı.[19] Nebukadnezar'ın eserlerine dair birçok kayıt mevcuttur, ancak onun uzun ve eksiksiz yazıtlarında herhangi bir bahçeden bahsedilmemektedir.[20] Bununla birlikte, daha sonraki yazarların onları tarif ettiği zamanda bahçelerin hala var olduğu söylendi ve bu hesapların bazılarının Babil'i ziyaret eden insanlardan kaynaklandığı düşünülüyor.[2] Tarihleri'nde Babil'i anlatan Herodot, Asma Bahçeler'den bahsetmez [21], ancak ziyareti sırasında bahçeler Yunanlar tarafından henüz iyi bilinmemiş olabilir.[2]
Bugüne kadar, Babil'de Asma Bahçeler için hiçbir arkeolojik kanıt bulunamadı.[6] Fırat'ın altında şu anda güvenli bir şekilde kazılmayan kanıtların olması mümkündür. Nehir, II. Nebukadnezar zamanında mevcut konumunun doğusundan akıyordu ve Babil'in batı kısmı hakkında çok az şey biliniyordu.[22] Rollinger, Berossus'un Bahçeleri siyasi nedenlerle Nebukadnezar'a atfettiğini ve efsaneyi başka bir yerden benimsediğini öne sürdü.[23]
Ninova'da Sanherib'in bahçeleriyle özdeşleşme
Oxford bilgini Stephanie Dalley, Babil'in Asma Bahçeleri'nin aslında Asur kralı Sanherib (MÖ 704 - 681) tarafından Ninova'daki sarayı için inşa edilen iyi belgelenmiş bahçeler olduğunu öne sürdü; Dalley, aradan geçen yüzyıllarda iki yerleşimin karıştırıldığını ve Sanherib'in sarayındaki geniş bahçelerin II. Nebukadnezar'ın Babil'ine atfedildiğini ileri sürüyor.[1] Arkeolojik kazılarda Dalley, Ninova'ya suyu taşıyan geniş bir su kemerleri sistemi, bahçelerin üst katlarına çıkarmak için kullanılan su yükseltici vidalarla taşımak için kullanılan kanal, baraj ve su kemerleri dizisinin izlerini buldu.[24]
Dalley, argümanlarını çağdaş Akad yazıtlarının analizindeki son gelişmelere dayandırıyor.[25]
Kral Sanherib'in bahçesi yalnızca güzelliği ve tozlu bir yaz manzarasında yıl boyu yemyeşil bir vaha oluşuyla değil, aynı zamanda bahçeyi koruyan su mühendisliğinin harikulade başarılarıyla da biliniyordu.[26] Asur kraliyet bahçesi inşa etme geleneği vardı. Kral Asurnasirpal II (MÖ 883-859), dağları kesen bir kanal oluşturmuştu. Meyve ağaçları yanında çamlar, selviler ve ardıçlardan; badem ağaçları, hurma ağaçları, abanoz, gül ağacı, zeytin, meşe, ılgın, ceviz, menekşe, dişbudak, köknar, nar, armut, ayva, incir ve üzüm dikilmişti. Asurbanipal'in yontulmuş bir duvar paneli, bahçeyi olgunluk döneminde gösteriyor. Biri orijinal, diğeri çizim iki panel British Museum'da tutuluyor, ancak ikisi de halka açık değildir. Bu çağdaş görüntülerde klasik yazarların bahsettiği bazı özellikler fark edilebilir.l
Ninova'daki bahçeleri gösteren Asur duvar kabartması
Sanherib'in sarayından, sel koruması güçlendiren devasa kireçtaşı bloklardan bahseder. Sarayın bazı bölümleri 19. yüzyılın ortalarında Austin Henry Layard tarafından kazılmıştır. Kale planı, Sanherib'in bahçesiyle tutarlı olacak dış hatlar gösteriyor, ancak konumu doğrulanmadı. Bölgenin son zamanlarda askeri üs olarak kullanılması, daha fazla araştırma yapmayı zorlaştırıyor.
Böyle bir bahçenin sulanması, Ninova şehrine daha iyi su sağlanmasını gerektiriyordu. Kanallar dağlara doğru 50 kilometre (31 mi) uzanıyordu. Sanherib, kullandığı teknolojilerden gurur duyuyor ve bunları yazıtlarında biraz ayrıntılı olarak anlatıyor. Bavian'ın (Kinnis) kaynak sularının başındaki [27] yazıtı otomatik savak kapılarından bahseder. Jerwan'da vadiyi geçen devasa bir su kemeri, iki milyonun üzerinde işlenmiş taştan inşa edilmiştir. Taş kemerler ve su geçirmez çimento kullandı.[28] Üzerinde şunlar yazılıdır:
“ Asur'un dünya kralı Sanherib kralı. Çok uzaklarda, suları birleştiren, Ninova çevresine yönlendirilmiş bir su yolum vardı... Dik kenarlı vadiler üzerinde beyaz kireçtaşı bloklardan bir su kemeri oluşturdum, o suları onun üzerinden akıttım. ”
Sanaherib "Tüm Halklar İçin bir Harika" inşa ettiğini iddia etti ve anıtsal (30 tonluk) bronz dökümleri için "kayıp mum" işlemi yerine yeni bir döküm tekniği uygulayan ilk kişi olduğunu söyledi. Suyu daha yüksek dağlardan geldiği için bahçesine yüksek seviyede getirebildi ve ardından yeni su vidalarını açarak suyu daha da yükseltti. Bu, terasların tepesinde büyük ağaçların olduğu manzaranın üzerinde yükselen seleflerini aşan, çarpıcı bir sanatsal bahçe inşa edebileceği anlamına geliyordu.
Bitkiler
Hurma, Babylon'da yaygın bir ağaç türüdür.
Bahçeler, sanat eserlerinde tasvir edildiği gibi, açan çiçekler, olgun meyveler, fışkıran şelaleler ve zengin yeşilliklerle dolu teraslar içeriyordu. Babil edebiyatına, geleneğine ve bölgenin çevresel özelliklerine göre, bahçelerde aşağıdaki bitkilerden bazıları bulunmuş olabilir:[29][kaynak güvenilir mi?] ]
Zeytin (Olea europaea)
Ayva (Cydonia oblonga)
Adi armut (Pyrus communis)
İncir (Ficus carica)
Badem (Prunus dulcis)
Adi üzüm asması (Vitis vinifera)
Hurma ağacı (Phoenix dactylifera)
Athel ılgın (Tamarix aphylla)
Atlas Dağı sakız ağacı (Pistacia atlantica)
Bahçelerde bulunabilecek ithal bitki çeşitleri arasında sedir, selvi, abanoz, nar, erik, gülağacı, müren, ardıç, meşe, dişbudak, köknar, mür, ceviz ve söğüt sayılabilir .[30] Bu bitkilerin bir kısmı terasların üzerine asılmış ve duvarlarının altına kemerlerle örtülmüştür.
İMRÂN
عمران
İmrân kelimesinin aslının İbrânîce Amram olduğu söylendiği gibi Süryânîce’den geldiği de ileri sürülmektedir. Öte yandan Arapça amr kökünden türediği, İslâm’dan önce Arabistan’da kullanıldığı, Safevî kitâbelerinde bu isme rastlandığı nakledilmektedir. Ancak Meryem’in babasının adı olması sebebiyle kelimenin İbrânî menşeli olduğunu kabul etmek daha isabetli görünmektedir (Jeffery, s. 217).
Âl-i İmrân sûresinin 33. âyetinde Âdem’in, Nûh’un, İbrâhim ailesiyle İmrân ailesinin seçilip âlemlere üstün kılındığı belirtilmektedir. Aynı sûrenin 35. âyetinde İmrân’ın karısının doğacak çocuğu rabbe adadığını ve ona Meryem adını verdiğini bildiren kısımdan ve Tahrîm sûresinde (66/12) “İmrân kızı Meryem” ifadesinden anlaşıldığına göre İmrân ailesinden maksat Hz. Meryem ile oğlu Îsâ’dır. Tevrat’a göre İmrân (Amram) Hz. Mûsâ, Hârûn ve kız kardeşleri Meryem’in (Miriam/Miryâm) babası olup Îsâ’nın annesi Meryem’le bir alâkası yoktur. Amram, Ya‘kūb’un torunu Kohat’ın oğludur (Sayılar, 26/59; I. Tarihler, 6/2-3; 23/12-13).
Kur’an’da adı geçen İmrân’ın kim olduğu hususunda İslâm âlimleri tarafından farklı görüşler ileri sürülmüştür. Mukātil, “İmrân ailesi” ifadesindeki İmrân’ın Mûsâ ve Hârûn’un babası olup şeceresinin Hz. Ya‘kūb’a dayandığını söylemekte, Kelbî ise Meryem’in babası ve Hz. Süleyman’ın soyundan olduğunu nakletmektedir (Kurtubî, IV, 63). Ancak aynı adı taşıyan sûrede Âl-i İmrân ile alâkalı olarak anlatılanlar dikkate alındığında İmrân’ın Hz. Mûsâ’nın değil Hz. Meryem’in babası olduğu anlaşılır. Zemahşerî, Âl-i İmrân hakkında bilgi verirken bunların, İmrân b. Yashur’un çocukları Mûsâ ve Hârûn veya İmrân b. Masan’ın kızı Meryem ile oğlu Îsâ olduklarına dair rivayetleri naklettikten sonra bu iki İmrân arasında 1800 yıl bulunduğunu belirtir ve âyetteki İmrân’ın Hz. Meryem’in babası olduğunu kaydeder (el-Keşşâf, I, 185).
Hıristiyanlara göre Meryem’in babası Ahd-i Cedîd’de zikredilmemekte, apokrif kabul edilen İnciller’den Protevangelium’da isminin Yoakim (Joachim) olduğu belirtilmektedir. Yine bu apokrif İncil’de Meryem’in dedesi Mathan’ın Meryem, Sobe ve Hannah adlarında üç kızı olduğu, kızlardan Sobe’nin Zekeriyyâ’nın hanımı Elisabeth’in annesi, Hannah’ın da Bâkire Meryem’in annesi olduğu nakledilmektedir (DB, I/1, s. 629).
Kur’an’da Meryem ayrıca Hârûn’un kız kardeşi olarak tanıtılmış, Îsâ’yı dünyaya getirdikten sonra kavmi kendisini, “Ey Hârûn’un kız kardeşi! Senin baban kötü bir insan değildi; annen de iffetsiz değildi” diyerek babasız bir çocuk dünyaya getirdiği için kınamıştır (Meryem 19/28).
Kitâb-ı Mukaddes literatürü çerçevesinde bilinen yegâne Hârûn, Hz. Mûsâ ile Meryem’in kardeşi Hârûn’dur. İmrân da (Amram) bunların babası olduğu için hıristiyanlar, İslâmî kaynaklarda bir taraftan Hz. Îsâ’nın annesi Meryem’in Hârûn’un kız kardeşi olarak takdim edilmesini (Meryem 19/28), diğer taraftan İmrân’ın Hz. Mûsâ, Hârûn ve kız kardeşleri Meryem’in babası iken Hz. Îsâ’nın annesi Meryem’in babası olarak gösterilmesini iki Meryem’in karıştırılması olarak değerlendirmektedir. Müslümanlara göre ise iki İmrân, iki Hârûn ve iki Meryem’in mevcudiyeti görüşünden hareketle birinci grup, Hârûn ve kız kardeşi Meryem ile babaları İmrân’dan, ikinci grup İmrân, kızı Meryem ve Meryem’in erkek kardeşi Hârûn’dan oluşmaktadır. Mûsâ, Hârûn ve Meryem ile babaları Amram Tevrat’ta yer almakta, dolayısıyla yahudiler ve hıristiyanlarca bilinmektedir. Ancak Hz. Meryem’in babası yalnız Kur’an’da İmrân diye adlandırılmakta ve hiçbir hıristiyan kaynağında Meryem’in babasının adı olarak yer almamakta, yine Hz. Îsâ’nın annesi Meryem’in Hârûn adında bir kardeşinin mevcudiyeti bilinmemektedir. Böylece müfessirler biri Mûsâ’nın, diğeri Meryem’in babası olmak üzere iki İmrân bulunduğunu, Kur’an’da adı geçen İmrân’ın Meryem’in babası olduğunu kaydetmektedir. Hz. Mûsâ’nın babası İmrân’ın şeceresi İmrân b. Yashur b. Kahes (Fahas) b. Levi b. Ya‘kūb b. İshak; Hz. Meryem’in babası İmrân’ın şeceresi de Îsâ b. Meryem b. İmrân b. Masan (Matan) b. Süleyman b. Dâvûd b. İşa b. Yehuza b. Ya‘kūb b. İshak olarak verilmektedir (Zemahşerî, I, 185; Kurtubî, IV, 63).
Muhammed Hamîdullah’a göre Kur’an’daki “imreetü İmrân” ifadesi “İmrân’ın soyundan gelen kadın” anlamındadır ve burada İmrân bir şahıs adından çok kabile adı olarak anılmaktadır. Hamîdullah, “Ey Hârûn’un kız kardeşi” olarak tercüme edilen âyeti (Meryem 19/28), “Hârûn’un kızı, ey kız kardeş” şeklinde çevirmekte ve Hârûn’un soyundan gelen kız kardeş diye anlamaktadır. Zira Arapça’da “uht” kelimesi bir kabilenin mensubu için de kullanılmaktadır (Le Saint Coran, s. 54, 307; ayrıca bk. Arnaldez, s. 33-34).
Batılı âlimlerin yukarıda zikredilen tenkitleri kutsal kitaplarındaki ifadelerle çelişmektedir. Luka İncili’ne göre Zekeriyyâ’nın eşi Elisabeth, Hz. Îsâ’nın annesi Meryem’in akrabası olup Hârûn kızlarındandı (İncil, 1/5, 36). Meryem’in annesiyle Yahyâ’nın annesinin kardeş oldukları kabul edilmektedir (DB, II/2, s. 1689). Zekeriyyâ, Abiya ailesinden bir kâhin (I. Tarihler, 24/10; Luka, 1/5), eşi Elisabeth de ruhban sınıfından bir aileye mensup olup babası yoluyla Hârûn’un soyundan ve Levi kabilesindendir, dolayısıyla Hz. Hârûn’un kızlarındandır (a.g.e., II/2, s. 1689). Bu geleneğe sahip bulunan halkın, böyle bir aileden gelen ve mâbede adanan Meryem’e “Hârûn’un kız kardeşi” demesi tabiidir.
The First 9 = iLK DOKUZLU DEMEK, BiRDE LASTIKLI TÜRKCE iLE OKUYUNCA "BiRiNCi NiNE" demek kinayeli
INGILIZCE RAKAMLAR
Zero zirou 0 sıfırıncı
1 One van 1st: First birinci
2 Two tu 2nd: Second ikinci
3 Three tıri 3rd: Third üçüncü
4 Four for 4th: Fourth dördüncü
5 Five fayf 5th: Fifth beşinci
6 Six siks 6th: Sixth altıncı
7 Seven sevın 7th: Seventh yedinci
8 Eight eyt 8th: Eighth sekizinci
9 Nine nayn 9th: Ninth dokuzuncu
10 Ten ten 10th: Tenth onuncu
Bu Bir Derleme Karoglan Rasit Tunca Makalesidir
Raşit Tunca
Schrems,14.10.2023
Kaynak ve Dipnotlar
Wikipedia
islam Ansiklopedisi
ilk Ninemiz - The First 9 - Hanne Anne Kimdir - irem Kimdir?
Aslında İmran Demek Irem Demektir İrem'in Asma Bahçeleri Demek Meryem'in Dedesinin Asma Bahçeleri Ve 9. Harika Ve Babil Demektir Yani 9 Defa Dünyanın Sıfırlanması Ve 9.Sıfırlanma Kapanis Babil'in Helakı
Al Imran Imran "İrem'in" Ümran Üm Ran - imRan - Yada - I Ran - Iran Yada - Teh Ra N - Ra nın Ehli Soyu Demek Iran Persler Ondan Sonraki Başlangıçta Oraya Yerleşenler
El Ümran Hac Vakti Dışında Kutsal Mescidi Ziyaret Edenlere Verilen İsim "Umreciler" Demek El Ümran Veya imran Umreciler Demek Son Hacılar Yani Kurtulanlar O Zamanki Ümmeti Necat Hacda Neden Toplanılıyormuş Yani Hz. Mehdi nin Yanında Neden Toplanmak Gerekiyormuş Sebeb Ne? Kabe Değil? Maksat Orda Toplanmak? Maksat Wait Point, Waypoint,Merkez , Zirve , Son Sıfırlanmadan Önceki Buluşup Toplanma Yeri Demek Yani Vaktinden Önceki Hacca Verilen İsim Yani Kapanmadan Sıfırlanmadan Önceki Hac Demek Len Yani Toplanma Yeri Ve Bugün Bu Hz Mehdinin Yanı dır Ne Mescidi Aksa Ne Kabe Ve Sadece Mehdinin Yanı Muhammed Kabeye Gidin Demedi Mescidi Aksaya Gidin Demedi Amma Mehdiyi Gidin Dedi Son Hac Son Toplanma Mehdi'nin Başında yani Ya Da Yanında Toplanilacak Demekdir Bu. Ahmak insan Ne Savaşı ne Kabe Savaşı Yapıyorsun Sen Daha Ahmak
Hanne Anne Kimdir
Hanne veya Anne, Hristiyan geleneğine göre Meryem'in annesi ve İsa'nın büyükannesidir. Meryem'in annesi kilise kanununa göre belirlenen (kanonik) İncilller'de adlandırılmamış olup yazılı olarak Hanne ile Yehoiakim adları, sadece Yeni Ahit apokrifasında geçmektedir.
Kilise geleneği
Hikâye, annesi Hannah'ın da çocuksuz olduğu Samuel'in doğumuna benzerlik göstermektedir. Her ne kadar Hanne, 12. yüzyılın sonlarından önce Latin Kilisesi'nde çok az ilgi görse de[3] Doğu Hristiyanlığında Hanne'ye bağlılık, 6. yüzyılın başlarında gerçekleşmiştir.[4] Doğu Ortodoks Kiliseleri ve Doğu Katolik Kiliselerinde, Hannah olarak görülmektedir.[4]
İslamiyet
İslam'ın erken dönemini kapsayan yüzyıllarda Müslümanlar arasında Yahudi-Hristiyan geleneği ile ilgili karakterlerin isim, kimlik ve jenealoji bilgilerinin çok iyi ve aslına uygun şekilde bilinerek ifade edildiği söylenemez. Konu ile ilgili kişi ve yer isimleri ayrıntılı bilgilere Kur'an'da rastlanılmamaktadır. İslam dünyasında bu bilgiler yine Hristiyan/Yahudi apokrif geleneğinden gelen rivayetlerle şekillenir. Ayrıca tefsirler ve rivayetler yazarının hayal ürünü olan süslemeler ve tutarsızlıklarla doludurlar.[5] Taberi bu rivayetleri tefsirinde toplamıştır. Taberiye göre Hanne son derece manevi bir kadın olarak ve Meryem'in annesidir. Hanne göre yaşlılığına kadar çocuksuz olan Fazuka'nın (Fakud) kızıdır.[6]
Rivayetlere göre bir gün, Hanne bir ağacın gölgesinde otururken çocuk sahibi olma arzusunu uyandıran bir olay yaşadı. Olayda bir kuş, yavrusunu besliyordu. Bir çocuk için dua etti ve sonunda gebe kaldı; kocası Yehoiakim (Kur'an'a göre İmran), çocuk doğmadan öldü. Çocuğun erkek olmasını bekleyen Hannah, onu İkinci Tapınak'ta tecrit ve hizmete adamaya söz verdi.[7][8]
Fakat Hanne'nin erkek değil bir kız çocuğu oldu ve adını Meryem koydu. Annesinin sözleri, kızı Meryem'e güçlü mistik bir şekilde etki ediyordu ve erkek çocuk isterken bu kızın (Meryem'in) tanrının bir lütfu olduğunu anladı.[7][8]
« Onu doğurunca, "Rabbim!" dedi, "Onu kız doğurdum." -Oysa Allah, onun ne doğurduğunu daha iyi bilir- "Erkek, kız gibi değildir. Ona Meryem adını verdim. Onu ve soyunu kovulmuş şeytandan senin korumana bırakıyorum." Bunun üzerine Rabbi onu güzel bir şekilde kabul buyurdu ve onu güzel bir şekilde yetiştirdi. Zekeriya'yı da onun bakımıyla görevlendirdi. Zekeriya, onun bulunduğu bölmeye her girişinde yanında bir yiyecek bulurdu. "Meryem! Bu sana nereden geldi?" derdi. O da "Bu, Allah katından" diye cevap verirdi. Zira Allah, dilediğine hesapsız rızık verir. »
(Âl-i İmrân Suresi, 36-37[9][10])
irem'in Asma Bahçeleri Âl-i İmrân ve Babil ve Babil'in Asma Bahçeleri
Babil'in Asma Bahçeleri, Helen kültürü tarafından listelenen Antik Dünyanın Yedi Harikasından biriydi. Çamur tuğlalardan inşa edilmiş büyük yeşil bir dağa benzeyen çok çeşitli ağaçlar, çalılar ve asmalar içeren artan bir dizi bahçe ile dikkate değer bir mühendislik başarısı olarak tanımlandılar. Bahçelerin Irak'ın Babil eyaletine bağlı Hille yakınlarındaki antik Babil kentinde inşa edildiği söyleniyor. Asma Bahçeler'in adı Grekçe: κρεμαστός; yükseğe asılı) kelimesinden türetilmiştir. "Asma" kelimesinden daha geniş bir anlama sahip olan ve teras gibi yükseltilmiş bir yapı üzerine dikilen ağaçları ifade eder.[1][2][3]
Bir efsaneye göre, Asma Bahçeler, Yeni Babil Kralı II. Nebukadnezar (MÖ 605 ile 562 yılları arasında hüküm süren) tarafından, Orta Çağ'daki eşi Kraliçe Amytis için İnsanlık Harikası olarak bilinen büyük bir sarayın yanına inşa edildi. Çünkü O memleketinin yeşil tepeleri ve vadileri olan memleketini özlüyordu. Bu, MÖ 290'da yazan Babilli rahip Berossus tarafından onaylandı, daha sonra Josephus tarafından aktarılan bir açıklamadır. Asma Bahçeler'in yapımı da efsanevi kraliçe Semiramis'e de [4] atfedilmiş ve alternatif bir isim olarak Semiramis'in Asma Bahçeleri denilmiştir.[5]
Bahçeler, Antik dünyanın Yedi Harikasından yeri kesin olarak belirlenmemiş tek yerdir.[6] Babil metinleri Bahçelerden bahsetmez ve Babil'de kesin bir arkeolojik kanıt bulunamamıştır.[7][8] Bunu açıklamak için üç teori öne sürülmüştür: Birincisi, bunların tamamen mitsel oldukları ve eski Yunan ve Roma yazılarında bulunan tasvirlerin (Strabo, Diodorus Siculus ve Quintus Curtius Rufus'unkiler dahil) romantik bir doğu bahçesi idealini temsil ettiği;[9] İkincisi, Babil'de var oldukları, ancak MS birinci yüzyılda gibi bir zamanda yok edildikleri;[4][10] ve Üçüncüsü, efsanenin Asur Kralı Sanherib'in (MÖ 704-681) başkenti Ninova'da Dicle Nehri üzerinde, modern Musul kenti yakınlarında inşa ettiği iyi belgelenmiş bir bahçeye atıfta bulunulduğu varsayımı.[1][11]
Harici video Arkeolog Mesut Alp, Babil'in Asma Bahçeleri ile Firdevs (Paradise; Cennet) kelimesi arasında etimolojik bağlantı olduğunu ifade ediyor).
Klasik edebiyatta betimlemeler
Babil betimlemeleri bugün bir biçimde var olan beş ana yazar vardır. Bu yazarlar kendilerini Asma Bahçelerin büyüklüğü, genel tasarımı, sulama araçları ve neden inşa edildikleri ile ilgilenmektedir.
Josephus (y. 37–100 AD), Marduk'un bir Babil rahibi olan Berossus tarafından yazılan bahçelerin bir tanımını aktarır [6], bu yazı y. 290 BC, bahçelerin bilinen en eski sözüdür.[5] Berossus, II. Nebukadnezar'ın saltanatını tanımladı ve Asma Bahçeler'in inşasıyla bu krala itibar eden tek kaynaktır.[12][13]
“ Bu sarayda, taş sütunlarla desteklenen çok yüksek duvarlar inşa etti; ve bir pensile cenneti olarak adlandırılan şeyi dikerek ve onu her türlü ağaçla doldurarak, manzarayı dağlık bir ülkeye tam olarak benzer hale getirdi. Bunu kraliçesini memnun etmek için yaptı, çünkü Kraliçe Media'da büyümüştü ve dağlık bir duruma düşkündü.[14] ”
[ Joseph. contr. Appion.] lib. 1. c. 19.—Syncel. Chron. 220.—Euseb. Præp. Evan. lib. 9.
17 Mayıs 2021 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi.
Semiramis'in Asma Bahçeleri, H. Waldeck
Diodorus Siculus (aktif MÖ 60-30), hem Cleitarchus'un (Büyük İskenderin tarihçisi) hem de Cnidus'lu Ctesias'ın MÖ 4. yüzyıl metinlerine başvurmuş gibi görünüyor. Diodorus, inşaatı bir Suriye kralına atfediyor. Bahçenin bir kare şeklinde olduğunu ve her bir kenarı yaklaşık olarak dört plethra uzunluğunda olduğunu belirtir. Bahçe, en üstteki galeri 50 arşın yüksekliğinde olacak şekilde katmanlıydı. 22 fit kalınlığındaki duvarlar tuğladan yapılmıştır. Kademeli bölümlerin tabanları, en büyük ağaçların kök büyümesini sağlayacak kadar derindi ve bahçeler yakındaki Fırat'tan sulandı.[15]
Quintus Curtius Rufus (MS 1. yüzyıl) muhtemelen Diodorus ile aynı kaynaklardan yararlanmıştır.[16] Bahçelerin çevresi 20 stadyum büyüklüğünde olan bir kalenin tepesinde yer aldığını belirtir. Bahçelerin inşasını yine kraliçesinin vatanını özlediği için bir Suriye kralına bağlıyor.
Strabon'un ifadeleri (y. 64 BC – 21 AD) muhtemelen tanımını MÖ 4. yüzyıldan kalma Onesicritus'un kayıp kayıtlarına dayanıyordu.[17] Bahçelerin Fırat nehrinden bahçelere açılan bir Arşimet vidasıyla sulandığını belirtir.
Diğerlerinden bağımsız olduğu düşünülen klasik kaynakların sonuncusu, paradoksograf Philo of Byzantion'un MS 4. ve 5. yüzyıllarda kaleme aldığı A Handbook to the World'ün Yedi Harikası'dır . Strabon'un tarif ettiği vidalı kibritlerle su yükseltme yöntemidir.[18] Philo, çevreleyen arazinin doğal seviyesinin çok üzerinde, muazzam bir kütleye sahip olan geniş derin toprak alanlarını inşa etmenin mühendisliğini ve yaratıcılığını ve ayrıca sulama tekniklerini övüyor.
Tarihsel varlığı
Ninova'daki Kuzey Asurbanipal Sarayı'ndan (MÖ 669-631) bir kabartmanın bu kopyası, bir su kemeriyle sulanan lüks bir bahçeyi göstermektedir.
Çağdaş Babil kaynaklarında belge bulunmaması nedeniyle Asma Bahçeler'in gerçek bir yapı mı yoksa şiirsel bir yaratım mı olduğu belirsizdir. Ayrıca Nebukadnezar'ın karısı Amyitis'ten (veya başka herhangi bir eşten) söz edilmez, ancak bir Medyan veya Farslı ile siyasi bir evlilik olağandışı olmazdı.[19] Nebukadnezar'ın eserlerine dair birçok kayıt mevcuttur, ancak onun uzun ve eksiksiz yazıtlarında herhangi bir bahçeden bahsedilmemektedir.[20] Bununla birlikte, daha sonraki yazarların onları tarif ettiği zamanda bahçelerin hala var olduğu söylendi ve bu hesapların bazılarının Babil'i ziyaret eden insanlardan kaynaklandığı düşünülüyor.[2] Tarihleri'nde Babil'i anlatan Herodot, Asma Bahçeler'den bahsetmez [21], ancak ziyareti sırasında bahçeler Yunanlar tarafından henüz iyi bilinmemiş olabilir.[2]
Bugüne kadar, Babil'de Asma Bahçeler için hiçbir arkeolojik kanıt bulunamadı.[6] Fırat'ın altında şu anda güvenli bir şekilde kazılmayan kanıtların olması mümkündür. Nehir, II. Nebukadnezar zamanında mevcut konumunun doğusundan akıyordu ve Babil'in batı kısmı hakkında çok az şey biliniyordu.[22] Rollinger, Berossus'un Bahçeleri siyasi nedenlerle Nebukadnezar'a atfettiğini ve efsaneyi başka bir yerden benimsediğini öne sürdü.[23]
Ninova'da Sanherib'in bahçeleriyle özdeşleşme
Oxford bilgini Stephanie Dalley, Babil'in Asma Bahçeleri'nin aslında Asur kralı Sanherib (MÖ 704 - 681) tarafından Ninova'daki sarayı için inşa edilen iyi belgelenmiş bahçeler olduğunu öne sürdü; Dalley, aradan geçen yüzyıllarda iki yerleşimin karıştırıldığını ve Sanherib'in sarayındaki geniş bahçelerin II. Nebukadnezar'ın Babil'ine atfedildiğini ileri sürüyor.[1] Arkeolojik kazılarda Dalley, Ninova'ya suyu taşıyan geniş bir su kemerleri sistemi, bahçelerin üst katlarına çıkarmak için kullanılan su yükseltici vidalarla taşımak için kullanılan kanal, baraj ve su kemerleri dizisinin izlerini buldu.[24]
Dalley, argümanlarını çağdaş Akad yazıtlarının analizindeki son gelişmelere dayandırıyor.[25]
Kral Sanherib'in bahçesi yalnızca güzelliği ve tozlu bir yaz manzarasında yıl boyu yemyeşil bir vaha oluşuyla değil, aynı zamanda bahçeyi koruyan su mühendisliğinin harikulade başarılarıyla da biliniyordu.[26] Asur kraliyet bahçesi inşa etme geleneği vardı. Kral Asurnasirpal II (MÖ 883-859), dağları kesen bir kanal oluşturmuştu. Meyve ağaçları yanında çamlar, selviler ve ardıçlardan; badem ağaçları, hurma ağaçları, abanoz, gül ağacı, zeytin, meşe, ılgın, ceviz, menekşe, dişbudak, köknar, nar, armut, ayva, incir ve üzüm dikilmişti. Asurbanipal'in yontulmuş bir duvar paneli, bahçeyi olgunluk döneminde gösteriyor. Biri orijinal, diğeri çizim iki panel British Museum'da tutuluyor, ancak ikisi de halka açık değildir. Bu çağdaş görüntülerde klasik yazarların bahsettiği bazı özellikler fark edilebilir.l
Ninova'daki bahçeleri gösteren Asur duvar kabartması
Sanherib'in sarayından, sel koruması güçlendiren devasa kireçtaşı bloklardan bahseder. Sarayın bazı bölümleri 19. yüzyılın ortalarında Austin Henry Layard tarafından kazılmıştır. Kale planı, Sanherib'in bahçesiyle tutarlı olacak dış hatlar gösteriyor, ancak konumu doğrulanmadı. Bölgenin son zamanlarda askeri üs olarak kullanılması, daha fazla araştırma yapmayı zorlaştırıyor.
Böyle bir bahçenin sulanması, Ninova şehrine daha iyi su sağlanmasını gerektiriyordu. Kanallar dağlara doğru 50 kilometre (31 mi) uzanıyordu. Sanherib, kullandığı teknolojilerden gurur duyuyor ve bunları yazıtlarında biraz ayrıntılı olarak anlatıyor. Bavian'ın (Kinnis) kaynak sularının başındaki [27] yazıtı otomatik savak kapılarından bahseder. Jerwan'da vadiyi geçen devasa bir su kemeri, iki milyonun üzerinde işlenmiş taştan inşa edilmiştir. Taş kemerler ve su geçirmez çimento kullandı.[28] Üzerinde şunlar yazılıdır:
“ Asur'un dünya kralı Sanherib kralı. Çok uzaklarda, suları birleştiren, Ninova çevresine yönlendirilmiş bir su yolum vardı... Dik kenarlı vadiler üzerinde beyaz kireçtaşı bloklardan bir su kemeri oluşturdum, o suları onun üzerinden akıttım. ”
Sanaherib "Tüm Halklar İçin bir Harika" inşa ettiğini iddia etti ve anıtsal (30 tonluk) bronz dökümleri için "kayıp mum" işlemi yerine yeni bir döküm tekniği uygulayan ilk kişi olduğunu söyledi. Suyu daha yüksek dağlardan geldiği için bahçesine yüksek seviyede getirebildi ve ardından yeni su vidalarını açarak suyu daha da yükseltti. Bu, terasların tepesinde büyük ağaçların olduğu manzaranın üzerinde yükselen seleflerini aşan, çarpıcı bir sanatsal bahçe inşa edebileceği anlamına geliyordu.
Bitkiler
Hurma, Babylon'da yaygın bir ağaç türüdür.
Bahçeler, sanat eserlerinde tasvir edildiği gibi, açan çiçekler, olgun meyveler, fışkıran şelaleler ve zengin yeşilliklerle dolu teraslar içeriyordu. Babil edebiyatına, geleneğine ve bölgenin çevresel özelliklerine göre, bahçelerde aşağıdaki bitkilerden bazıları bulunmuş olabilir:[29][kaynak güvenilir mi?] ]
Zeytin (Olea europaea)
Ayva (Cydonia oblonga)
Adi armut (Pyrus communis)
İncir (Ficus carica)
Badem (Prunus dulcis)
Adi üzüm asması (Vitis vinifera)
Hurma ağacı (Phoenix dactylifera)
Athel ılgın (Tamarix aphylla)
Atlas Dağı sakız ağacı (Pistacia atlantica)
Bahçelerde bulunabilecek ithal bitki çeşitleri arasında sedir, selvi, abanoz, nar, erik, gülağacı, müren, ardıç, meşe, dişbudak, köknar, mür, ceviz ve söğüt sayılabilir .[30] Bu bitkilerin bir kısmı terasların üzerine asılmış ve duvarlarının altına kemerlerle örtülmüştür.
İMRÂN
عمران
İmrân kelimesinin aslının İbrânîce Amram olduğu söylendiği gibi Süryânîce’den geldiği de ileri sürülmektedir. Öte yandan Arapça amr kökünden türediği, İslâm’dan önce Arabistan’da kullanıldığı, Safevî kitâbelerinde bu isme rastlandığı nakledilmektedir. Ancak Meryem’in babasının adı olması sebebiyle kelimenin İbrânî menşeli olduğunu kabul etmek daha isabetli görünmektedir (Jeffery, s. 217).
Âl-i İmrân sûresinin 33. âyetinde Âdem’in, Nûh’un, İbrâhim ailesiyle İmrân ailesinin seçilip âlemlere üstün kılındığı belirtilmektedir. Aynı sûrenin 35. âyetinde İmrân’ın karısının doğacak çocuğu rabbe adadığını ve ona Meryem adını verdiğini bildiren kısımdan ve Tahrîm sûresinde (66/12) “İmrân kızı Meryem” ifadesinden anlaşıldığına göre İmrân ailesinden maksat Hz. Meryem ile oğlu Îsâ’dır. Tevrat’a göre İmrân (Amram) Hz. Mûsâ, Hârûn ve kız kardeşleri Meryem’in (Miriam/Miryâm) babası olup Îsâ’nın annesi Meryem’le bir alâkası yoktur. Amram, Ya‘kūb’un torunu Kohat’ın oğludur (Sayılar, 26/59; I. Tarihler, 6/2-3; 23/12-13).
Kur’an’da adı geçen İmrân’ın kim olduğu hususunda İslâm âlimleri tarafından farklı görüşler ileri sürülmüştür. Mukātil, “İmrân ailesi” ifadesindeki İmrân’ın Mûsâ ve Hârûn’un babası olup şeceresinin Hz. Ya‘kūb’a dayandığını söylemekte, Kelbî ise Meryem’in babası ve Hz. Süleyman’ın soyundan olduğunu nakletmektedir (Kurtubî, IV, 63). Ancak aynı adı taşıyan sûrede Âl-i İmrân ile alâkalı olarak anlatılanlar dikkate alındığında İmrân’ın Hz. Mûsâ’nın değil Hz. Meryem’in babası olduğu anlaşılır. Zemahşerî, Âl-i İmrân hakkında bilgi verirken bunların, İmrân b. Yashur’un çocukları Mûsâ ve Hârûn veya İmrân b. Masan’ın kızı Meryem ile oğlu Îsâ olduklarına dair rivayetleri naklettikten sonra bu iki İmrân arasında 1800 yıl bulunduğunu belirtir ve âyetteki İmrân’ın Hz. Meryem’in babası olduğunu kaydeder (el-Keşşâf, I, 185).
Hıristiyanlara göre Meryem’in babası Ahd-i Cedîd’de zikredilmemekte, apokrif kabul edilen İnciller’den Protevangelium’da isminin Yoakim (Joachim) olduğu belirtilmektedir. Yine bu apokrif İncil’de Meryem’in dedesi Mathan’ın Meryem, Sobe ve Hannah adlarında üç kızı olduğu, kızlardan Sobe’nin Zekeriyyâ’nın hanımı Elisabeth’in annesi, Hannah’ın da Bâkire Meryem’in annesi olduğu nakledilmektedir (DB, I/1, s. 629).
Kur’an’da Meryem ayrıca Hârûn’un kız kardeşi olarak tanıtılmış, Îsâ’yı dünyaya getirdikten sonra kavmi kendisini, “Ey Hârûn’un kız kardeşi! Senin baban kötü bir insan değildi; annen de iffetsiz değildi” diyerek babasız bir çocuk dünyaya getirdiği için kınamıştır (Meryem 19/28).
Kitâb-ı Mukaddes literatürü çerçevesinde bilinen yegâne Hârûn, Hz. Mûsâ ile Meryem’in kardeşi Hârûn’dur. İmrân da (Amram) bunların babası olduğu için hıristiyanlar, İslâmî kaynaklarda bir taraftan Hz. Îsâ’nın annesi Meryem’in Hârûn’un kız kardeşi olarak takdim edilmesini (Meryem 19/28), diğer taraftan İmrân’ın Hz. Mûsâ, Hârûn ve kız kardeşleri Meryem’in babası iken Hz. Îsâ’nın annesi Meryem’in babası olarak gösterilmesini iki Meryem’in karıştırılması olarak değerlendirmektedir. Müslümanlara göre ise iki İmrân, iki Hârûn ve iki Meryem’in mevcudiyeti görüşünden hareketle birinci grup, Hârûn ve kız kardeşi Meryem ile babaları İmrân’dan, ikinci grup İmrân, kızı Meryem ve Meryem’in erkek kardeşi Hârûn’dan oluşmaktadır. Mûsâ, Hârûn ve Meryem ile babaları Amram Tevrat’ta yer almakta, dolayısıyla yahudiler ve hıristiyanlarca bilinmektedir. Ancak Hz. Meryem’in babası yalnız Kur’an’da İmrân diye adlandırılmakta ve hiçbir hıristiyan kaynağında Meryem’in babasının adı olarak yer almamakta, yine Hz. Îsâ’nın annesi Meryem’in Hârûn adında bir kardeşinin mevcudiyeti bilinmemektedir. Böylece müfessirler biri Mûsâ’nın, diğeri Meryem’in babası olmak üzere iki İmrân bulunduğunu, Kur’an’da adı geçen İmrân’ın Meryem’in babası olduğunu kaydetmektedir. Hz. Mûsâ’nın babası İmrân’ın şeceresi İmrân b. Yashur b. Kahes (Fahas) b. Levi b. Ya‘kūb b. İshak; Hz. Meryem’in babası İmrân’ın şeceresi de Îsâ b. Meryem b. İmrân b. Masan (Matan) b. Süleyman b. Dâvûd b. İşa b. Yehuza b. Ya‘kūb b. İshak olarak verilmektedir (Zemahşerî, I, 185; Kurtubî, IV, 63).
Muhammed Hamîdullah’a göre Kur’an’daki “imreetü İmrân” ifadesi “İmrân’ın soyundan gelen kadın” anlamındadır ve burada İmrân bir şahıs adından çok kabile adı olarak anılmaktadır. Hamîdullah, “Ey Hârûn’un kız kardeşi” olarak tercüme edilen âyeti (Meryem 19/28), “Hârûn’un kızı, ey kız kardeş” şeklinde çevirmekte ve Hârûn’un soyundan gelen kız kardeş diye anlamaktadır. Zira Arapça’da “uht” kelimesi bir kabilenin mensubu için de kullanılmaktadır (Le Saint Coran, s. 54, 307; ayrıca bk. Arnaldez, s. 33-34).
Batılı âlimlerin yukarıda zikredilen tenkitleri kutsal kitaplarındaki ifadelerle çelişmektedir. Luka İncili’ne göre Zekeriyyâ’nın eşi Elisabeth, Hz. Îsâ’nın annesi Meryem’in akrabası olup Hârûn kızlarındandı (İncil, 1/5, 36). Meryem’in annesiyle Yahyâ’nın annesinin kardeş oldukları kabul edilmektedir (DB, II/2, s. 1689). Zekeriyyâ, Abiya ailesinden bir kâhin (I. Tarihler, 24/10; Luka, 1/5), eşi Elisabeth de ruhban sınıfından bir aileye mensup olup babası yoluyla Hârûn’un soyundan ve Levi kabilesindendir, dolayısıyla Hz. Hârûn’un kızlarındandır (a.g.e., II/2, s. 1689). Bu geleneğe sahip bulunan halkın, böyle bir aileden gelen ve mâbede adanan Meryem’e “Hârûn’un kız kardeşi” demesi tabiidir.
The First 9 = iLK DOKUZLU DEMEK, BiRDE LASTIKLI TÜRKCE iLE OKUYUNCA "BiRiNCi NiNE" demek kinayeli
INGILIZCE RAKAMLAR
Zero zirou 0 sıfırıncı
1 One van 1st: First birinci
2 Two tu 2nd: Second ikinci
3 Three tıri 3rd: Third üçüncü
4 Four for 4th: Fourth dördüncü
5 Five fayf 5th: Fifth beşinci
6 Six siks 6th: Sixth altıncı
7 Seven sevın 7th: Seventh yedinci
8 Eight eyt 8th: Eighth sekizinci
9 Nine nayn 9th: Ninth dokuzuncu
10 Ten ten 10th: Tenth onuncu
Bu Bir Derleme Karoglan Rasit Tunca Makalesidir
Raşit Tunca
Schrems,14.10.2023
Kaynak ve Dipnotlar
Wikipedia
islam Ansiklopedisi
Aslında İmran Demek Irem Demektir İrem'in Asma Bahçeleri Demek Meryem'in Dedesinin Asma Bahçeleri Ve 9. Harika Ve Babil Demektir Yani 9 Defa Dünyanın Sıfırlanması Ve 9.Sıfırlanma Kapanis Babil'in Helakı
Al Imran Imran "İrem'in" Ümran Üm Ran - imRan - Yada - I Ran - Iran Yada - Teh Ra N - Ra nın Ehli Soyu Demek Iran Persler Ondan Sonraki Başlangıçta Oraya Yerleşenler
El Ümran Hac Vakti Dışında Kutsal Mescidi Ziyaret Edenlere Verilen İsim "Umreciler" Demek El Ümran Veya imran Umreciler Demek Son Hacılar Yani Kurtulanlar O Zamanki Ümmeti Necat Hacda Neden Toplanılıyormuş Yani Hz. Mehdi nin Yanında Neden Toplanmak Gerekiyormuş Sebeb Ne? Kabe Değil? Maksat Orda Toplanmak? Maksat Wait Point, Waypoint,Merkez , Zirve , Son Sıfırlanmadan Önceki Buluşup Toplanma Yeri Demek Yani Vaktinden Önceki Hacca Verilen İsim Yani Kapanmadan Sıfırlanmadan Önceki Hac Demek Len Yani Toplanma Yeri Ve Bugün Bu Hz Mehdinin Yanı dır Ne Mescidi Aksa Ne Kabe Ve Sadece Mehdinin Yanı Muhammed Kabeye Gidin Demedi Mescidi Aksaya Gidin Demedi Amma Mehdiyi Gidin Dedi Son Hac Son Toplanma Mehdi'nin Başında yani Ya Da Yanında Toplanilacak Demekdir Bu. Ahmak insan Ne Savaşı ne Kabe Savaşı Yapıyorsun Sen Daha Ahmak
Hanne Anne Kimdir
Hanne veya Anne, Hristiyan geleneğine göre Meryem'in annesi ve İsa'nın büyükannesidir. Meryem'in annesi kilise kanununa göre belirlenen (kanonik) İncilller'de adlandırılmamış olup yazılı olarak Hanne ile Yehoiakim adları, sadece Yeni Ahit apokrifasında geçmektedir.
Kilise geleneği
Hikâye, annesi Hannah'ın da çocuksuz olduğu Samuel'in doğumuna benzerlik göstermektedir. Her ne kadar Hanne, 12. yüzyılın sonlarından önce Latin Kilisesi'nde çok az ilgi görse de[3] Doğu Hristiyanlığında Hanne'ye bağlılık, 6. yüzyılın başlarında gerçekleşmiştir.[4] Doğu Ortodoks Kiliseleri ve Doğu Katolik Kiliselerinde, Hannah olarak görülmektedir.[4]
İslamiyet
İslam'ın erken dönemini kapsayan yüzyıllarda Müslümanlar arasında Yahudi-Hristiyan geleneği ile ilgili karakterlerin isim, kimlik ve jenealoji bilgilerinin çok iyi ve aslına uygun şekilde bilinerek ifade edildiği söylenemez. Konu ile ilgili kişi ve yer isimleri ayrıntılı bilgilere Kur'an'da rastlanılmamaktadır. İslam dünyasında bu bilgiler yine Hristiyan/Yahudi apokrif geleneğinden gelen rivayetlerle şekillenir. Ayrıca tefsirler ve rivayetler yazarının hayal ürünü olan süslemeler ve tutarsızlıklarla doludurlar.[5] Taberi bu rivayetleri tefsirinde toplamıştır. Taberiye göre Hanne son derece manevi bir kadın olarak ve Meryem'in annesidir. Hanne göre yaşlılığına kadar çocuksuz olan Fazuka'nın (Fakud) kızıdır.[6]
Rivayetlere göre bir gün, Hanne bir ağacın gölgesinde otururken çocuk sahibi olma arzusunu uyandıran bir olay yaşadı. Olayda bir kuş, yavrusunu besliyordu. Bir çocuk için dua etti ve sonunda gebe kaldı; kocası Yehoiakim (Kur'an'a göre İmran), çocuk doğmadan öldü. Çocuğun erkek olmasını bekleyen Hannah, onu İkinci Tapınak'ta tecrit ve hizmete adamaya söz verdi.[7][8]
Fakat Hanne'nin erkek değil bir kız çocuğu oldu ve adını Meryem koydu. Annesinin sözleri, kızı Meryem'e güçlü mistik bir şekilde etki ediyordu ve erkek çocuk isterken bu kızın (Meryem'in) tanrının bir lütfu olduğunu anladı.[7][8]
« Onu doğurunca, "Rabbim!" dedi, "Onu kız doğurdum." -Oysa Allah, onun ne doğurduğunu daha iyi bilir- "Erkek, kız gibi değildir. Ona Meryem adını verdim. Onu ve soyunu kovulmuş şeytandan senin korumana bırakıyorum." Bunun üzerine Rabbi onu güzel bir şekilde kabul buyurdu ve onu güzel bir şekilde yetiştirdi. Zekeriya'yı da onun bakımıyla görevlendirdi. Zekeriya, onun bulunduğu bölmeye her girişinde yanında bir yiyecek bulurdu. "Meryem! Bu sana nereden geldi?" derdi. O da "Bu, Allah katından" diye cevap verirdi. Zira Allah, dilediğine hesapsız rızık verir. »
(Âl-i İmrân Suresi, 36-37[9][10])
irem'in Asma Bahçeleri Âl-i İmrân ve Babil ve Babil'in Asma Bahçeleri
Babil'in Asma Bahçeleri, Helen kültürü tarafından listelenen Antik Dünyanın Yedi Harikasından biriydi. Çamur tuğlalardan inşa edilmiş büyük yeşil bir dağa benzeyen çok çeşitli ağaçlar, çalılar ve asmalar içeren artan bir dizi bahçe ile dikkate değer bir mühendislik başarısı olarak tanımlandılar. Bahçelerin Irak'ın Babil eyaletine bağlı Hille yakınlarındaki antik Babil kentinde inşa edildiği söyleniyor. Asma Bahçeler'in adı Grekçe: κρεμαστός; yükseğe asılı) kelimesinden türetilmiştir. "Asma" kelimesinden daha geniş bir anlama sahip olan ve teras gibi yükseltilmiş bir yapı üzerine dikilen ağaçları ifade eder.[1][2][3]
Bir efsaneye göre, Asma Bahçeler, Yeni Babil Kralı II. Nebukadnezar (MÖ 605 ile 562 yılları arasında hüküm süren) tarafından, Orta Çağ'daki eşi Kraliçe Amytis için İnsanlık Harikası olarak bilinen büyük bir sarayın yanına inşa edildi. Çünkü O memleketinin yeşil tepeleri ve vadileri olan memleketini özlüyordu. Bu, MÖ 290'da yazan Babilli rahip Berossus tarafından onaylandı, daha sonra Josephus tarafından aktarılan bir açıklamadır. Asma Bahçeler'in yapımı da efsanevi kraliçe Semiramis'e de [4] atfedilmiş ve alternatif bir isim olarak Semiramis'in Asma Bahçeleri denilmiştir.[5]
Bahçeler, Antik dünyanın Yedi Harikasından yeri kesin olarak belirlenmemiş tek yerdir.[6] Babil metinleri Bahçelerden bahsetmez ve Babil'de kesin bir arkeolojik kanıt bulunamamıştır.[7][8] Bunu açıklamak için üç teori öne sürülmüştür: Birincisi, bunların tamamen mitsel oldukları ve eski Yunan ve Roma yazılarında bulunan tasvirlerin (Strabo, Diodorus Siculus ve Quintus Curtius Rufus'unkiler dahil) romantik bir doğu bahçesi idealini temsil ettiği;[9] İkincisi, Babil'de var oldukları, ancak MS birinci yüzyılda gibi bir zamanda yok edildikleri;[4][10] ve Üçüncüsü, efsanenin Asur Kralı Sanherib'in (MÖ 704-681) başkenti Ninova'da Dicle Nehri üzerinde, modern Musul kenti yakınlarında inşa ettiği iyi belgelenmiş bir bahçeye atıfta bulunulduğu varsayımı.[1][11]
Harici video Arkeolog Mesut Alp, Babil'in Asma Bahçeleri ile Firdevs (Paradise; Cennet) kelimesi arasında etimolojik bağlantı olduğunu ifade ediyor).
Klasik edebiyatta betimlemeler
Babil betimlemeleri bugün bir biçimde var olan beş ana yazar vardır. Bu yazarlar kendilerini Asma Bahçelerin büyüklüğü, genel tasarımı, sulama araçları ve neden inşa edildikleri ile ilgilenmektedir.
Josephus (y. 37–100 AD), Marduk'un bir Babil rahibi olan Berossus tarafından yazılan bahçelerin bir tanımını aktarır [6], bu yazı y. 290 BC, bahçelerin bilinen en eski sözüdür.[5] Berossus, II. Nebukadnezar'ın saltanatını tanımladı ve Asma Bahçeler'in inşasıyla bu krala itibar eden tek kaynaktır.[12][13]
“ Bu sarayda, taş sütunlarla desteklenen çok yüksek duvarlar inşa etti; ve bir pensile cenneti olarak adlandırılan şeyi dikerek ve onu her türlü ağaçla doldurarak, manzarayı dağlık bir ülkeye tam olarak benzer hale getirdi. Bunu kraliçesini memnun etmek için yaptı, çünkü Kraliçe Media'da büyümüştü ve dağlık bir duruma düşkündü.[14] ”
[ Joseph. contr. Appion.] lib. 1. c. 19.—Syncel. Chron. 220.—Euseb. Præp. Evan. lib. 9.
17 Mayıs 2021 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi.
Semiramis'in Asma Bahçeleri, H. Waldeck
Diodorus Siculus (aktif MÖ 60-30), hem Cleitarchus'un (Büyük İskenderin tarihçisi) hem de Cnidus'lu Ctesias'ın MÖ 4. yüzyıl metinlerine başvurmuş gibi görünüyor. Diodorus, inşaatı bir Suriye kralına atfediyor. Bahçenin bir kare şeklinde olduğunu ve her bir kenarı yaklaşık olarak dört plethra uzunluğunda olduğunu belirtir. Bahçe, en üstteki galeri 50 arşın yüksekliğinde olacak şekilde katmanlıydı. 22 fit kalınlığındaki duvarlar tuğladan yapılmıştır. Kademeli bölümlerin tabanları, en büyük ağaçların kök büyümesini sağlayacak kadar derindi ve bahçeler yakındaki Fırat'tan sulandı.[15]
Quintus Curtius Rufus (MS 1. yüzyıl) muhtemelen Diodorus ile aynı kaynaklardan yararlanmıştır.[16] Bahçelerin çevresi 20 stadyum büyüklüğünde olan bir kalenin tepesinde yer aldığını belirtir. Bahçelerin inşasını yine kraliçesinin vatanını özlediği için bir Suriye kralına bağlıyor.
Strabon'un ifadeleri (y. 64 BC – 21 AD) muhtemelen tanımını MÖ 4. yüzyıldan kalma Onesicritus'un kayıp kayıtlarına dayanıyordu.[17] Bahçelerin Fırat nehrinden bahçelere açılan bir Arşimet vidasıyla sulandığını belirtir.
Diğerlerinden bağımsız olduğu düşünülen klasik kaynakların sonuncusu, paradoksograf Philo of Byzantion'un MS 4. ve 5. yüzyıllarda kaleme aldığı A Handbook to the World'ün Yedi Harikası'dır . Strabon'un tarif ettiği vidalı kibritlerle su yükseltme yöntemidir.[18] Philo, çevreleyen arazinin doğal seviyesinin çok üzerinde, muazzam bir kütleye sahip olan geniş derin toprak alanlarını inşa etmenin mühendisliğini ve yaratıcılığını ve ayrıca sulama tekniklerini övüyor.
Tarihsel varlığı
Ninova'daki Kuzey Asurbanipal Sarayı'ndan (MÖ 669-631) bir kabartmanın bu kopyası, bir su kemeriyle sulanan lüks bir bahçeyi göstermektedir.
Çağdaş Babil kaynaklarında belge bulunmaması nedeniyle Asma Bahçeler'in gerçek bir yapı mı yoksa şiirsel bir yaratım mı olduğu belirsizdir. Ayrıca Nebukadnezar'ın karısı Amyitis'ten (veya başka herhangi bir eşten) söz edilmez, ancak bir Medyan veya Farslı ile siyasi bir evlilik olağandışı olmazdı.[19] Nebukadnezar'ın eserlerine dair birçok kayıt mevcuttur, ancak onun uzun ve eksiksiz yazıtlarında herhangi bir bahçeden bahsedilmemektedir.[20] Bununla birlikte, daha sonraki yazarların onları tarif ettiği zamanda bahçelerin hala var olduğu söylendi ve bu hesapların bazılarının Babil'i ziyaret eden insanlardan kaynaklandığı düşünülüyor.[2] Tarihleri'nde Babil'i anlatan Herodot, Asma Bahçeler'den bahsetmez [21], ancak ziyareti sırasında bahçeler Yunanlar tarafından henüz iyi bilinmemiş olabilir.[2]
Bugüne kadar, Babil'de Asma Bahçeler için hiçbir arkeolojik kanıt bulunamadı.[6] Fırat'ın altında şu anda güvenli bir şekilde kazılmayan kanıtların olması mümkündür. Nehir, II. Nebukadnezar zamanında mevcut konumunun doğusundan akıyordu ve Babil'in batı kısmı hakkında çok az şey biliniyordu.[22] Rollinger, Berossus'un Bahçeleri siyasi nedenlerle Nebukadnezar'a atfettiğini ve efsaneyi başka bir yerden benimsediğini öne sürdü.[23]
Ninova'da Sanherib'in bahçeleriyle özdeşleşme
Oxford bilgini Stephanie Dalley, Babil'in Asma Bahçeleri'nin aslında Asur kralı Sanherib (MÖ 704 - 681) tarafından Ninova'daki sarayı için inşa edilen iyi belgelenmiş bahçeler olduğunu öne sürdü; Dalley, aradan geçen yüzyıllarda iki yerleşimin karıştırıldığını ve Sanherib'in sarayındaki geniş bahçelerin II. Nebukadnezar'ın Babil'ine atfedildiğini ileri sürüyor.[1] Arkeolojik kazılarda Dalley, Ninova'ya suyu taşıyan geniş bir su kemerleri sistemi, bahçelerin üst katlarına çıkarmak için kullanılan su yükseltici vidalarla taşımak için kullanılan kanal, baraj ve su kemerleri dizisinin izlerini buldu.[24]
Dalley, argümanlarını çağdaş Akad yazıtlarının analizindeki son gelişmelere dayandırıyor.[25]
Kral Sanherib'in bahçesi yalnızca güzelliği ve tozlu bir yaz manzarasında yıl boyu yemyeşil bir vaha oluşuyla değil, aynı zamanda bahçeyi koruyan su mühendisliğinin harikulade başarılarıyla da biliniyordu.[26] Asur kraliyet bahçesi inşa etme geleneği vardı. Kral Asurnasirpal II (MÖ 883-859), dağları kesen bir kanal oluşturmuştu. Meyve ağaçları yanında çamlar, selviler ve ardıçlardan; badem ağaçları, hurma ağaçları, abanoz, gül ağacı, zeytin, meşe, ılgın, ceviz, menekşe, dişbudak, köknar, nar, armut, ayva, incir ve üzüm dikilmişti. Asurbanipal'in yontulmuş bir duvar paneli, bahçeyi olgunluk döneminde gösteriyor. Biri orijinal, diğeri çizim iki panel British Museum'da tutuluyor, ancak ikisi de halka açık değildir. Bu çağdaş görüntülerde klasik yazarların bahsettiği bazı özellikler fark edilebilir.l
Ninova'daki bahçeleri gösteren Asur duvar kabartması
Sanherib'in sarayından, sel koruması güçlendiren devasa kireçtaşı bloklardan bahseder. Sarayın bazı bölümleri 19. yüzyılın ortalarında Austin Henry Layard tarafından kazılmıştır. Kale planı, Sanherib'in bahçesiyle tutarlı olacak dış hatlar gösteriyor, ancak konumu doğrulanmadı. Bölgenin son zamanlarda askeri üs olarak kullanılması, daha fazla araştırma yapmayı zorlaştırıyor.
Böyle bir bahçenin sulanması, Ninova şehrine daha iyi su sağlanmasını gerektiriyordu. Kanallar dağlara doğru 50 kilometre (31 mi) uzanıyordu. Sanherib, kullandığı teknolojilerden gurur duyuyor ve bunları yazıtlarında biraz ayrıntılı olarak anlatıyor. Bavian'ın (Kinnis) kaynak sularının başındaki [27] yazıtı otomatik savak kapılarından bahseder. Jerwan'da vadiyi geçen devasa bir su kemeri, iki milyonun üzerinde işlenmiş taştan inşa edilmiştir. Taş kemerler ve su geçirmez çimento kullandı.[28] Üzerinde şunlar yazılıdır:
“ Asur'un dünya kralı Sanherib kralı. Çok uzaklarda, suları birleştiren, Ninova çevresine yönlendirilmiş bir su yolum vardı... Dik kenarlı vadiler üzerinde beyaz kireçtaşı bloklardan bir su kemeri oluşturdum, o suları onun üzerinden akıttım. ”
Sanaherib "Tüm Halklar İçin bir Harika" inşa ettiğini iddia etti ve anıtsal (30 tonluk) bronz dökümleri için "kayıp mum" işlemi yerine yeni bir döküm tekniği uygulayan ilk kişi olduğunu söyledi. Suyu daha yüksek dağlardan geldiği için bahçesine yüksek seviyede getirebildi ve ardından yeni su vidalarını açarak suyu daha da yükseltti. Bu, terasların tepesinde büyük ağaçların olduğu manzaranın üzerinde yükselen seleflerini aşan, çarpıcı bir sanatsal bahçe inşa edebileceği anlamına geliyordu.
Bitkiler
Hurma, Babylon'da yaygın bir ağaç türüdür.
Bahçeler, sanat eserlerinde tasvir edildiği gibi, açan çiçekler, olgun meyveler, fışkıran şelaleler ve zengin yeşilliklerle dolu teraslar içeriyordu. Babil edebiyatına, geleneğine ve bölgenin çevresel özelliklerine göre, bahçelerde aşağıdaki bitkilerden bazıları bulunmuş olabilir:[29][kaynak güvenilir mi?] ]
Zeytin (Olea europaea)
Ayva (Cydonia oblonga)
Adi armut (Pyrus communis)
İncir (Ficus carica)
Badem (Prunus dulcis)
Adi üzüm asması (Vitis vinifera)
Hurma ağacı (Phoenix dactylifera)
Athel ılgın (Tamarix aphylla)
Atlas Dağı sakız ağacı (Pistacia atlantica)
Bahçelerde bulunabilecek ithal bitki çeşitleri arasında sedir, selvi, abanoz, nar, erik, gülağacı, müren, ardıç, meşe, dişbudak, köknar, mür, ceviz ve söğüt sayılabilir .[30] Bu bitkilerin bir kısmı terasların üzerine asılmış ve duvarlarının altına kemerlerle örtülmüştür.
İMRÂN
عمران
İmrân kelimesinin aslının İbrânîce Amram olduğu söylendiği gibi Süryânîce’den geldiği de ileri sürülmektedir. Öte yandan Arapça amr kökünden türediği, İslâm’dan önce Arabistan’da kullanıldığı, Safevî kitâbelerinde bu isme rastlandığı nakledilmektedir. Ancak Meryem’in babasının adı olması sebebiyle kelimenin İbrânî menşeli olduğunu kabul etmek daha isabetli görünmektedir (Jeffery, s. 217).
Âl-i İmrân sûresinin 33. âyetinde Âdem’in, Nûh’un, İbrâhim ailesiyle İmrân ailesinin seçilip âlemlere üstün kılındığı belirtilmektedir. Aynı sûrenin 35. âyetinde İmrân’ın karısının doğacak çocuğu rabbe adadığını ve ona Meryem adını verdiğini bildiren kısımdan ve Tahrîm sûresinde (66/12) “İmrân kızı Meryem” ifadesinden anlaşıldığına göre İmrân ailesinden maksat Hz. Meryem ile oğlu Îsâ’dır. Tevrat’a göre İmrân (Amram) Hz. Mûsâ, Hârûn ve kız kardeşleri Meryem’in (Miriam/Miryâm) babası olup Îsâ’nın annesi Meryem’le bir alâkası yoktur. Amram, Ya‘kūb’un torunu Kohat’ın oğludur (Sayılar, 26/59; I. Tarihler, 6/2-3; 23/12-13).
Kur’an’da adı geçen İmrân’ın kim olduğu hususunda İslâm âlimleri tarafından farklı görüşler ileri sürülmüştür. Mukātil, “İmrân ailesi” ifadesindeki İmrân’ın Mûsâ ve Hârûn’un babası olup şeceresinin Hz. Ya‘kūb’a dayandığını söylemekte, Kelbî ise Meryem’in babası ve Hz. Süleyman’ın soyundan olduğunu nakletmektedir (Kurtubî, IV, 63). Ancak aynı adı taşıyan sûrede Âl-i İmrân ile alâkalı olarak anlatılanlar dikkate alındığında İmrân’ın Hz. Mûsâ’nın değil Hz. Meryem’in babası olduğu anlaşılır. Zemahşerî, Âl-i İmrân hakkında bilgi verirken bunların, İmrân b. Yashur’un çocukları Mûsâ ve Hârûn veya İmrân b. Masan’ın kızı Meryem ile oğlu Îsâ olduklarına dair rivayetleri naklettikten sonra bu iki İmrân arasında 1800 yıl bulunduğunu belirtir ve âyetteki İmrân’ın Hz. Meryem’in babası olduğunu kaydeder (el-Keşşâf, I, 185).
Hıristiyanlara göre Meryem’in babası Ahd-i Cedîd’de zikredilmemekte, apokrif kabul edilen İnciller’den Protevangelium’da isminin Yoakim (Joachim) olduğu belirtilmektedir. Yine bu apokrif İncil’de Meryem’in dedesi Mathan’ın Meryem, Sobe ve Hannah adlarında üç kızı olduğu, kızlardan Sobe’nin Zekeriyyâ’nın hanımı Elisabeth’in annesi, Hannah’ın da Bâkire Meryem’in annesi olduğu nakledilmektedir (DB, I/1, s. 629).
Kur’an’da Meryem ayrıca Hârûn’un kız kardeşi olarak tanıtılmış, Îsâ’yı dünyaya getirdikten sonra kavmi kendisini, “Ey Hârûn’un kız kardeşi! Senin baban kötü bir insan değildi; annen de iffetsiz değildi” diyerek babasız bir çocuk dünyaya getirdiği için kınamıştır (Meryem 19/28).
Kitâb-ı Mukaddes literatürü çerçevesinde bilinen yegâne Hârûn, Hz. Mûsâ ile Meryem’in kardeşi Hârûn’dur. İmrân da (Amram) bunların babası olduğu için hıristiyanlar, İslâmî kaynaklarda bir taraftan Hz. Îsâ’nın annesi Meryem’in Hârûn’un kız kardeşi olarak takdim edilmesini (Meryem 19/28), diğer taraftan İmrân’ın Hz. Mûsâ, Hârûn ve kız kardeşleri Meryem’in babası iken Hz. Îsâ’nın annesi Meryem’in babası olarak gösterilmesini iki Meryem’in karıştırılması olarak değerlendirmektedir. Müslümanlara göre ise iki İmrân, iki Hârûn ve iki Meryem’in mevcudiyeti görüşünden hareketle birinci grup, Hârûn ve kız kardeşi Meryem ile babaları İmrân’dan, ikinci grup İmrân, kızı Meryem ve Meryem’in erkek kardeşi Hârûn’dan oluşmaktadır. Mûsâ, Hârûn ve Meryem ile babaları Amram Tevrat’ta yer almakta, dolayısıyla yahudiler ve hıristiyanlarca bilinmektedir. Ancak Hz. Meryem’in babası yalnız Kur’an’da İmrân diye adlandırılmakta ve hiçbir hıristiyan kaynağında Meryem’in babasının adı olarak yer almamakta, yine Hz. Îsâ’nın annesi Meryem’in Hârûn adında bir kardeşinin mevcudiyeti bilinmemektedir. Böylece müfessirler biri Mûsâ’nın, diğeri Meryem’in babası olmak üzere iki İmrân bulunduğunu, Kur’an’da adı geçen İmrân’ın Meryem’in babası olduğunu kaydetmektedir. Hz. Mûsâ’nın babası İmrân’ın şeceresi İmrân b. Yashur b. Kahes (Fahas) b. Levi b. Ya‘kūb b. İshak; Hz. Meryem’in babası İmrân’ın şeceresi de Îsâ b. Meryem b. İmrân b. Masan (Matan) b. Süleyman b. Dâvûd b. İşa b. Yehuza b. Ya‘kūb b. İshak olarak verilmektedir (Zemahşerî, I, 185; Kurtubî, IV, 63).
Muhammed Hamîdullah’a göre Kur’an’daki “imreetü İmrân” ifadesi “İmrân’ın soyundan gelen kadın” anlamındadır ve burada İmrân bir şahıs adından çok kabile adı olarak anılmaktadır. Hamîdullah, “Ey Hârûn’un kız kardeşi” olarak tercüme edilen âyeti (Meryem 19/28), “Hârûn’un kızı, ey kız kardeş” şeklinde çevirmekte ve Hârûn’un soyundan gelen kız kardeş diye anlamaktadır. Zira Arapça’da “uht” kelimesi bir kabilenin mensubu için de kullanılmaktadır (Le Saint Coran, s. 54, 307; ayrıca bk. Arnaldez, s. 33-34).
Batılı âlimlerin yukarıda zikredilen tenkitleri kutsal kitaplarındaki ifadelerle çelişmektedir. Luka İncili’ne göre Zekeriyyâ’nın eşi Elisabeth, Hz. Îsâ’nın annesi Meryem’in akrabası olup Hârûn kızlarındandı (İncil, 1/5, 36). Meryem’in annesiyle Yahyâ’nın annesinin kardeş oldukları kabul edilmektedir (DB, II/2, s. 1689). Zekeriyyâ, Abiya ailesinden bir kâhin (I. Tarihler, 24/10; Luka, 1/5), eşi Elisabeth de ruhban sınıfından bir aileye mensup olup babası yoluyla Hârûn’un soyundan ve Levi kabilesindendir, dolayısıyla Hz. Hârûn’un kızlarındandır (a.g.e., II/2, s. 1689). Bu geleneğe sahip bulunan halkın, böyle bir aileden gelen ve mâbede adanan Meryem’e “Hârûn’un kız kardeşi” demesi tabiidir.
The First 9 = iLK DOKUZLU DEMEK, BiRDE LASTIKLI TÜRKCE iLE OKUYUNCA "BiRiNCi NiNE" demek kinayeli
INGILIZCE RAKAMLAR
Zero zirou 0 sıfırıncı
1 One van 1st: First birinci
2 Two tu 2nd: Second ikinci
3 Three tıri 3rd: Third üçüncü
4 Four for 4th: Fourth dördüncü
5 Five fayf 5th: Fifth beşinci
6 Six siks 6th: Sixth altıncı
7 Seven sevın 7th: Seventh yedinci
8 Eight eyt 8th: Eighth sekizinci
9 Nine nayn 9th: Ninth dokuzuncu
10 Ten ten 10th: Tenth onuncu
Bu Bir Derleme Karoglan Rasit Tunca Makalesidir
Raşit Tunca
Schrems,14.10.2023
Kaynak ve Dipnotlar
Wikipedia
islam Ansiklopedisi
Selma Ergeç Kimdir? Biyografisi
Selma Ergeç, (d. 1 Kasım 1978, Hamm, Almanya) Türk-Alman sinema, dizi oyuncusu ve manken.[4] Tıp Fakültesi öğrenimini yarıda bırakıp oyunculuğa başlamıştır.[5]
Hayatı ve kariyeri
Selma Ergeç, 1 Kasım 1978 tarihinde Türk bir baba ve Alman bir annenin ilk çocuğu olarak Almanya'nın Hamm şehrinde dünyaya geldi. Babası Adanalı Türk bir doktor, annesi ise Alman bir hemşireydi. Yurt dışında tıp fakültesinde okurken öğretiminin üçüncü yılında Türkiye'ye staja geldi. Öğretimine altı ay ara vermek isterken eroin bağımlısı bir genç kız castı için oyuncu arandığını gördü ve tıp fakültesinden ayrıldı.[6] Best Model of Turkey (Türkiye'nin En İyi Mankeni) adlı yarışmada da derecesi olan tescilli bir profesyonel modeldir.
Emre Altuğ'un Sıcak albümünde yer alan Gidecek Yerim Mi Var şarkısının video klibinde oynadı. Selma Ergeç, oyunculuğa Böyle mi Olacaktı dizisi ile başladı, ardından Yarım Elma, Şöhret, Körfez Ateşi ve Hırçın Kız gibi dizilerde rol aldı. Asi adlı dizide "Defne" karakterini canlandırdı ve bu dizi ile birlikte tanınmaya başladı. Sis ve Gece filminde Uğur Polat'la, Ses filminde ise Mehmet Günsür ile başrolü paylaştı. Halide Edib Adıvar'ın bir romanından uyarlanan Kalp Ağrısı adlı dizide "Azize" karakterini, Muhteşem Yüzyıl adlı dizide de üç sezon boyunca "Hatice Sultan"ı canlandırdı. 2012 yılında Magnum reklam filminde Orlando Bloom ile oynamıştır. 2015 yılından başlayarak günümüze kadar QNB Finansbank'ın reklam tanıtımlarında reklam yüzü olarak bulunmaktadır.
Kişisel hayatı
Ergeç, çok iyi düzeyde İngilizce, Fransızca, Almanca, Türkçe ve sınırlı düzeyde İtalyanca bilmektedir.[7]
26 Eylül 2015'te Can Öz ile evlenmiştir. Çiftin düğünü Selma Ergeç'in Almanya'da iken yaşadığı kasabada gerçekleşti.[8] Çiftin Yasmin ismini verdikleri kızı 8 Nisan 2016'da dünyaya geldi.[9]
Filmografisi
Sinema
Yıl Yapım Rol
2006 Beş Vakit Öğretmen
The Net 2.0 Resepsiyonist
2007 Sis ve Gece Mine
2010 Ses Derya
2013 Senin Hikayen Esra
2014 Kırımlı Maria Koseckhi
2021 Mevlana Mest-i Aşk Kerra
Televizyon
Yıl Yapım Rol Notlar
1997 Böyle mi Olacaktı Merve atv
2002-2003 Yarım Elma Ayça Kanal D, Show TV
2005 Şöhret Natalie atv
Körfez Ateşi Pınar
2007 Hırçın Kız Gül FOX
2007-2009 Asi Defne Kozcuoğlu Kanal D
2010 Kalp Ağrısı Azize atv
2011-2013 Muhteşem Yüzyıl Hatice Sultan Show TV,
Star TV
2014-2015 Gönül İşleri Saadet Star TV
2017 Vatanım Sensin Halide Edip Adıvar Kanal D
2021-2023 Camdaki Kız Selen Koroğlu
İnternet
Yıl Yapım Rol Platform
2018 Yaşamayanlar Karmen BluTV
2021 Atiye Umut Netflix
Reklamlar
Yıl Marka Ürün Sloğan Kaynak
2001 Yapı Kredi Bankası
2002 Yataş
Arko
2004 Beko Beko Dizüstü Bilgisayar "Beko Bir Dünya Markası" [14]
2005 Gillette
Avea
2012 Magnum Orlando Bloom Magnum Kadınını Anlatıyor [15][16]
Elidor "Elidor Isıldayan Parlaklık Serisiyle Muhteşem Saçlar" [17]
2013 Türkiye İş Bankası İş Bankası Maxımum Nakit Noktası "Maxımum Nakit Noktası Yanınızda" [18]
Trendyol YAYA bu Hotiç Backstage [19]
2015-2021 QNB Finansbank QNB Finansbank ‘Kredi’ “Kredi Finansçıdan alınır”, “İhtiyaç Duyduğunuz Her An Yanınızda” [20][21][22][23][24][25]
2019 Gliss Gliss Serum Bakımı "İstediğim Sen" [26][27]
Ödülleri
Yıl Ödül töreni Kategori Dizi - Film Kaynak Sonuç
2001 Best Model of Turkey Yılın En Güzel Mankeni - [28] Kazandı
2011 16. Sadri Alışık Ödülleri Yılın En İyi Kadın Oyuncusu Ses [29][30][31] Kazandı
2012 Ahi Evran Üniversitesi Yılın En Başarılı Genç Kadın Oyuncusu Muhteşem Yüzyıl Kazandı
[attachment=110075]
Kaynak ve Dipnotlar
Wikipedia
KUR’AN-I KERİM’İ DOĞRU ANLAMANIN 25 YOLU
Kur’ân’ı doğru anlamak için düşünmek ve yöntem geliştirmek
hepimizin görevidir. Aşağıda zikredilen maddeler (25 yol) bu
çabanın bir ürünüdür. Buna göre;
1. Başlangıçta şeytanın şerrinden/saptırmasından Allah’a
sığınmak gerekir. Çünkü Kur’ân okuyan kişiyi, şeytan saptırmak
ister. “Sen Kur’ân okurken kovulmuş şeytanın şerrinden Allah’a
sığın.” (Nahl, 16/98)
2. Doğru anlamak için Rahman ve Rahim olan Allah’tan
yardım istenmelidir. Bu da Allah’ın adı ile başlamak demektir.
Allah adı ile başlanmayan bir işte bereket yoktur, sonu kesiktir.
(Bk. Ahmed b. Hanbel, 2/359; Nesai, Sünen-i Kübra, 6/128 (10331))
3. Her gün bir parça (cüz veya hizip) Kur’ân okumayı plân-
lamak faydalı olur. Düzenli olmak (hayatımızı plânlamak) gele-
ceğimiz açısından önemlidir.
4. Kur’an okurken abdestli olunmalıdır. “Ona ancak temiz
olanlar dokunabilir.” (Vâkıa, 56/79). Her ne kadar bu ayet meleklerle
ilgili olup; Kur’ân’ın, meleklerin koruması altında olduğunu be-
yan etse de, gökte nasıl ona meleklerden başkası dokunamazsa
yeryüzünde de abdest alarak tertemiz/melek gibi olanlar do-
kunabilir, şeklinde anlamak doğru olur.
5. Kur’ân, sorulu cevaplı okunmalıdır. Örneğin, Fatiha sure-
sini okurken; Allah’a niçin hamd edilir? sorusu sorulur ve cevap
aranır. Çünkü O; âlemlerin Rabbidir, Rahman ve Rahimdir, gele-
cek hesap gününün sahibidir (Bk. Fâtiha, 1/1-3). Bu şekilde okumak
ayetlerin kalıcı olmasını sağlar.
6. Uzun surelerin özetleri okunmalıdır. Değilse okuyucu
bazen ayetler arasında kaybolup gider. Örneğin, Bakara suresi
286 ayettir. Özeti okunmadan sureye başlanırsa surenin temel
mesajları algılanmadan okuma gerçekleşebilir. Bu da Kur’ân’dan
istenen faydanın (hidayetin/rehberliğin) oluşmaması demektir.
7. Kur’ân’ın 3 temel konusu vardır: Tevhid, risalet ve ahi-
ret. Sureler bu üç temel konu üzerine kurgulanır. Sureleri
okurken bu örgüyü ve mesajları yakalayabilmek gerekir. Ör-
neğin, Bakara suresinde farklı bir açıdan tevhid anlatımı vardır,
diğer surelere benzemez. Her surenin kendisine ait bir kimliği
vardır.
8. Aslında Kur’ân 114 kitapçıktan (klasörden) oluşmakta-
dır. Her surenin kendi içinde bir dosya ya da küçük bir kitap
olduğunu düşünerek okumak ve sure özelinde mesajları an-
lamaya çalışmak önemli bir olgudur. Meselâ, Bakara suresi ile
Âl-i İmran veya Yasin ile Mülk surelerinin yapısı-mesajı farklıdır.
9. Kur’ân’daki temel kavramları bilmek okumayı ve anla-
mayı kolaylaştırır. Örneğin; Rab, sırat-ı müstekîm, gayb, ilah,
ibadet, iman, küfür, nifak, insan tipleri (ki bunlar iki kısımdır:
a-Olumlu: Peygamber, Sıddık, Salih ve Şehitler. b-Olumsuz:
Firavun, Ebû Leheb, Haman, Nemrut, Zalimler vs.), ayrıca va-
hiy, takva, cihad, infak ve zühd gibi kavramlar bizim ufkumuzu
açacaktır.
10. Kur’ân’ın genel mesajları ayetlerde aranmalıdır. Bunlar;
(a)-Kainatın Rabbi Allah’tır. (b)-İnsan başıboş ve sorumsuz ya-
ratılmamıştır. ©-Peygamberler ve kitaplar rehberlik eder. Bu
ikisinden bağımsız iman ve takva bilinci gelişmez ya da eksiktir.
(d)-Bu dünya geçicidir. Ebedî olan öbür âlemdir ki buna ahiret
denir. Ahirette her kişi yaptığının karşılığını görecektir. (e)-Hata
yapan kişi ya da topluluklara tövbe kapısı açıktır... gibi.
11. Okuduğumuz kısımları yaşamak ve anlatmak gerekir.
Peygamber Efendimiz ve sahabe Kur’ân’ı öncelikle yaşamak ve
anlatmak için okurlardı. Pratik hale gelmeyen ve yaşanmayan
bilgiler faydasızdır. Okuduğumuz kısımları başkalarına anlat-
mak bilgiyi paylaşmak, demektir. Kabınızdaki suyu başkaları ile
paylaşın. Cömert olanları Allah sever.
12. Her hatmi farklı bir meal ve tefsirden okumak, belki de
yapabileceğimiz en faydalı/hayırlı çalışmalardan birisi ola-
caktır. Çünkü her alimin farklı bir bakış açısı vardır. Bal niçin
bu kadar tatlıdır, lezzetlidir? Çünkü arı onları yüzlerce, binlerce
çiçekten almaktadır. Çok sayıda alimden ders alan kişinin gö-
rüşleri daha güzel, daha olgun, oturmuş ve pişmiş olur.
13. Her hatmi farklı bir gözle/bir fikrin peşine düşerek
okumak zihnimizi uyanık ve diri tutacaktır. Dolayısıyla Kur’an
okurunun zihni uyanık/diri olmalı, ayetlerle verilen mesajın
farkında olmalıdır. Bundan dolayı her okuyuşta bir konuya odak-
lanmak gerekir. Örneğin, Kur’ân’da; Allah’a iman, tarih felsefesi,
peygamberler ve insanlar gibi konular seçilir ve bunlar ile ilgili
bilgi almak için sureler dikkatlice okunur. Gerektiğinde not alınır
ve bilgi kalıcı hale gelir, başkalarına aktarırken de size kolaylık
sağlar.
14. Sure ve ayetleri başkaları ile müzakere etmek bereket-
tir. Çünkü cemaatte bereket vardır. Cemaatle okunan, mukabele
ve müzakere edilen Kur’ân; daha güzel, doğru ve zengin anlaşılır.
15. Kur’ân’ı ağır ağır ve düşünerek okumak gerekir. Her
kitabı aynı derecede okuyamazsınız. Mesela, bir gazeteyi hızlı
okursunuz, ama bir felsefi metni aynı hızda okuyamazsınız.
16. Siyer okumayan Kur’ân’ı doğru anlayamaz. Hz. Peygam-
ber’in hayatını ve tarihî süreci okumak/bilmek bizim ufkumuzu
açacak, tarihî bilgileri okurken taşlar yerine oturacaktır. Mesela,
Haşr suresinin konusu sorulsa bir çok kişi diriliş ile ilgilidir,
diyecektir. Çünkü Haşr, diriliş demektir. Ama Haşr kelimesinin;
toplanmak ve isyan etmek manası da vardır. Bu sure Medine’deki
ilk Yahudi isyanı ile ilgilidir. Sureyi anlamak için önce Beni Nadîr
olayını okumanız gerekir. Sonra Haşr suresini okursanız, sure
sanki canlanır; ete kemiğe bürünür ve ayağa kalkar (Bk. Haşr, 2).
17. Anlamaya yardımcı olan kitaplar okunmalıdır. Muteber
tefsir kitapları yanında, Kur’an’ın edebi yapısını ve temel hedef-
lerini anlamaya yönelik eserler de okunmalıdır.
18. Farklı okuma şekillerini deneyin.
a. Baştan sona okumak,
b. Sure seçerek okumak,
c. Nüzul sırasına göre okumak… gibi.
Bunları birer kere de olsa mutlaka deneyin.
19. Anlamadaki en önemli olgulardan birisi de Kur’ân şu
anda bana iniyor, düşüncesi ile okumaktır. Önce kendimi-
ze/nefsimize okumak gerekir. Biz Kur’ân’ın tarihsel değil de,
evrensel bir kitap olduğuna inanırız. Okurken tarihsel bir kitabı
okuyor gibi davranmamalıyız.
20. Kur’ân mealini ve tefsirini kitap olarak okumanın ya-
nında ayrıca boş zamanlarda tv, mp3, teyp vb. araç ve gereç-
lerden istifade ederek dinlemek bize gün boyunca büyük bir
Kur’ân kültürüyle iç içe olmamızı sağlayacaktır.
21. Haftalık Kur’ân okumaları, beraber düşünmeyi gerçek-
leştirecektir. Beyin fırtınası, gelişmenin ve terakkinin en önemli
unsurudur. Örneğin, bir hafta Yasin suresini herkes evinde okur,
tercüme ve tefsirlerinden anlamaya çalışır. Hafta sonu bir kişi
tarafından surenin özeti yapılıp ana mesajları aktarılır. Sonra
diğer katılımcıların katkıları/müzakereleri ile konu olgunlaşır.
22. Kısa surelerin manasını Arapçaları ile birlikte öğren-
meye çalışmalıyız, çocuklarımıza da böyle öğretmeliyiz. En
azından namaz sureleri dediğimiz kısa sureler üzerinde yoğun-
laşmak gerekir. Mesela, Tebbet suresi. (Manası yanında iniş se-
bebi bilinmelidir. Örneğin; Peygamberimiz zamanında Ebû Leheb
diye birisi vardı…gibi).
23. Muteber hadis kitaplarını okumalıyız. Çünkü Hz. Pey-
gamber Kur’ân’ın en önemli müfessiridir. Onun Kur’ân’ı beyan
(açıklama) görevi vardır (Bk. İbrahim, 4).
24. Ahkam ayetlerini okurken acele etmemeliyiz. Bu konuda
mutlaka tefsir veya fıkıh kitaplarına müracaat etmeliyiz ve an-
laşılmayan yerleri alimlere sormalıyız. Bütünü bilmeyenler için
ayetlerden parçacı bir şekilde yanlış hüküm ve fetva verme riski
vardır. Bir konuda bilgisi olmayanların fetva vermesi haramdır.
Araştırmak ve bilenlere sormak gerekir. Aslında bu durum bütün
ayetler için geçerlidir, özellikle ahkam ayetlerine dikkat etmek
gerekir.
25. Son olarak dua etmeliyiz. Ya Rabbi! Kur’ân’ı anlamada
bana yardım et. Bana doğru yolu gösterdikten sonra ayağımı
kaydırma ve kendi yolundan ayırma. Amin...
Kaynak
RIFAT ORAL
KUR’ÂN’IN TEMEL KONULARI
DiYANET YAYINLARI
Kur’ân’ı doğru anlamak için düşünmek ve yöntem geliştirmek
hepimizin görevidir. Aşağıda zikredilen maddeler (25 yol) bu
çabanın bir ürünüdür. Buna göre;
1. Başlangıçta şeytanın şerrinden/saptırmasından Allah’a
sığınmak gerekir. Çünkü Kur’ân okuyan kişiyi, şeytan saptırmak
ister. “Sen Kur’ân okurken kovulmuş şeytanın şerrinden Allah’a
sığın.” (Nahl, 16/98)
2. Doğru anlamak için Rahman ve Rahim olan Allah’tan
yardım istenmelidir. Bu da Allah’ın adı ile başlamak demektir.
Allah adı ile başlanmayan bir işte bereket yoktur, sonu kesiktir.
(Bk. Ahmed b. Hanbel, 2/359; Nesai, Sünen-i Kübra, 6/128 (10331))
3. Her gün bir parça (cüz veya hizip) Kur’ân okumayı plân-
lamak faydalı olur. Düzenli olmak (hayatımızı plânlamak) gele-
ceğimiz açısından önemlidir.
4. Kur’an okurken abdestli olunmalıdır. “Ona ancak temiz
olanlar dokunabilir.” (Vâkıa, 56/79). Her ne kadar bu ayet meleklerle
ilgili olup; Kur’ân’ın, meleklerin koruması altında olduğunu be-
yan etse de, gökte nasıl ona meleklerden başkası dokunamazsa
yeryüzünde de abdest alarak tertemiz/melek gibi olanlar do-
kunabilir, şeklinde anlamak doğru olur.
5. Kur’ân, sorulu cevaplı okunmalıdır. Örneğin, Fatiha sure-
sini okurken; Allah’a niçin hamd edilir? sorusu sorulur ve cevap
aranır. Çünkü O; âlemlerin Rabbidir, Rahman ve Rahimdir, gele-
cek hesap gününün sahibidir (Bk. Fâtiha, 1/1-3). Bu şekilde okumak
ayetlerin kalıcı olmasını sağlar.
6. Uzun surelerin özetleri okunmalıdır. Değilse okuyucu
bazen ayetler arasında kaybolup gider. Örneğin, Bakara suresi
286 ayettir. Özeti okunmadan sureye başlanırsa surenin temel
mesajları algılanmadan okuma gerçekleşebilir. Bu da Kur’ân’dan
istenen faydanın (hidayetin/rehberliğin) oluşmaması demektir.
7. Kur’ân’ın 3 temel konusu vardır: Tevhid, risalet ve ahi-
ret. Sureler bu üç temel konu üzerine kurgulanır. Sureleri
okurken bu örgüyü ve mesajları yakalayabilmek gerekir. Ör-
neğin, Bakara suresinde farklı bir açıdan tevhid anlatımı vardır,
diğer surelere benzemez. Her surenin kendisine ait bir kimliği
vardır.
8. Aslında Kur’ân 114 kitapçıktan (klasörden) oluşmakta-
dır. Her surenin kendi içinde bir dosya ya da küçük bir kitap
olduğunu düşünerek okumak ve sure özelinde mesajları an-
lamaya çalışmak önemli bir olgudur. Meselâ, Bakara suresi ile
Âl-i İmran veya Yasin ile Mülk surelerinin yapısı-mesajı farklıdır.
9. Kur’ân’daki temel kavramları bilmek okumayı ve anla-
mayı kolaylaştırır. Örneğin; Rab, sırat-ı müstekîm, gayb, ilah,
ibadet, iman, küfür, nifak, insan tipleri (ki bunlar iki kısımdır:
a-Olumlu: Peygamber, Sıddık, Salih ve Şehitler. b-Olumsuz:
Firavun, Ebû Leheb, Haman, Nemrut, Zalimler vs.), ayrıca va-
hiy, takva, cihad, infak ve zühd gibi kavramlar bizim ufkumuzu
açacaktır.
10. Kur’ân’ın genel mesajları ayetlerde aranmalıdır. Bunlar;
(a)-Kainatın Rabbi Allah’tır. (b)-İnsan başıboş ve sorumsuz ya-
ratılmamıştır. ©-Peygamberler ve kitaplar rehberlik eder. Bu
ikisinden bağımsız iman ve takva bilinci gelişmez ya da eksiktir.
(d)-Bu dünya geçicidir. Ebedî olan öbür âlemdir ki buna ahiret
denir. Ahirette her kişi yaptığının karşılığını görecektir. (e)-Hata
yapan kişi ya da topluluklara tövbe kapısı açıktır... gibi.
11. Okuduğumuz kısımları yaşamak ve anlatmak gerekir.
Peygamber Efendimiz ve sahabe Kur’ân’ı öncelikle yaşamak ve
anlatmak için okurlardı. Pratik hale gelmeyen ve yaşanmayan
bilgiler faydasızdır. Okuduğumuz kısımları başkalarına anlat-
mak bilgiyi paylaşmak, demektir. Kabınızdaki suyu başkaları ile
paylaşın. Cömert olanları Allah sever.
12. Her hatmi farklı bir meal ve tefsirden okumak, belki de
yapabileceğimiz en faydalı/hayırlı çalışmalardan birisi ola-
caktır. Çünkü her alimin farklı bir bakış açısı vardır. Bal niçin
bu kadar tatlıdır, lezzetlidir? Çünkü arı onları yüzlerce, binlerce
çiçekten almaktadır. Çok sayıda alimden ders alan kişinin gö-
rüşleri daha güzel, daha olgun, oturmuş ve pişmiş olur.
13. Her hatmi farklı bir gözle/bir fikrin peşine düşerek
okumak zihnimizi uyanık ve diri tutacaktır. Dolayısıyla Kur’an
okurunun zihni uyanık/diri olmalı, ayetlerle verilen mesajın
farkında olmalıdır. Bundan dolayı her okuyuşta bir konuya odak-
lanmak gerekir. Örneğin, Kur’ân’da; Allah’a iman, tarih felsefesi,
peygamberler ve insanlar gibi konular seçilir ve bunlar ile ilgili
bilgi almak için sureler dikkatlice okunur. Gerektiğinde not alınır
ve bilgi kalıcı hale gelir, başkalarına aktarırken de size kolaylık
sağlar.
14. Sure ve ayetleri başkaları ile müzakere etmek bereket-
tir. Çünkü cemaatte bereket vardır. Cemaatle okunan, mukabele
ve müzakere edilen Kur’ân; daha güzel, doğru ve zengin anlaşılır.
15. Kur’ân’ı ağır ağır ve düşünerek okumak gerekir. Her
kitabı aynı derecede okuyamazsınız. Mesela, bir gazeteyi hızlı
okursunuz, ama bir felsefi metni aynı hızda okuyamazsınız.
16. Siyer okumayan Kur’ân’ı doğru anlayamaz. Hz. Peygam-
ber’in hayatını ve tarihî süreci okumak/bilmek bizim ufkumuzu
açacak, tarihî bilgileri okurken taşlar yerine oturacaktır. Mesela,
Haşr suresinin konusu sorulsa bir çok kişi diriliş ile ilgilidir,
diyecektir. Çünkü Haşr, diriliş demektir. Ama Haşr kelimesinin;
toplanmak ve isyan etmek manası da vardır. Bu sure Medine’deki
ilk Yahudi isyanı ile ilgilidir. Sureyi anlamak için önce Beni Nadîr
olayını okumanız gerekir. Sonra Haşr suresini okursanız, sure
sanki canlanır; ete kemiğe bürünür ve ayağa kalkar (Bk. Haşr, 2).
17. Anlamaya yardımcı olan kitaplar okunmalıdır. Muteber
tefsir kitapları yanında, Kur’an’ın edebi yapısını ve temel hedef-
lerini anlamaya yönelik eserler de okunmalıdır.
18. Farklı okuma şekillerini deneyin.
a. Baştan sona okumak,
b. Sure seçerek okumak,
c. Nüzul sırasına göre okumak… gibi.
Bunları birer kere de olsa mutlaka deneyin.
19. Anlamadaki en önemli olgulardan birisi de Kur’ân şu
anda bana iniyor, düşüncesi ile okumaktır. Önce kendimi-
ze/nefsimize okumak gerekir. Biz Kur’ân’ın tarihsel değil de,
evrensel bir kitap olduğuna inanırız. Okurken tarihsel bir kitabı
okuyor gibi davranmamalıyız.
20. Kur’ân mealini ve tefsirini kitap olarak okumanın ya-
nında ayrıca boş zamanlarda tv, mp3, teyp vb. araç ve gereç-
lerden istifade ederek dinlemek bize gün boyunca büyük bir
Kur’ân kültürüyle iç içe olmamızı sağlayacaktır.
21. Haftalık Kur’ân okumaları, beraber düşünmeyi gerçek-
leştirecektir. Beyin fırtınası, gelişmenin ve terakkinin en önemli
unsurudur. Örneğin, bir hafta Yasin suresini herkes evinde okur,
tercüme ve tefsirlerinden anlamaya çalışır. Hafta sonu bir kişi
tarafından surenin özeti yapılıp ana mesajları aktarılır. Sonra
diğer katılımcıların katkıları/müzakereleri ile konu olgunlaşır.
22. Kısa surelerin manasını Arapçaları ile birlikte öğren-
meye çalışmalıyız, çocuklarımıza da böyle öğretmeliyiz. En
azından namaz sureleri dediğimiz kısa sureler üzerinde yoğun-
laşmak gerekir. Mesela, Tebbet suresi. (Manası yanında iniş se-
bebi bilinmelidir. Örneğin; Peygamberimiz zamanında Ebû Leheb
diye birisi vardı…gibi).
23. Muteber hadis kitaplarını okumalıyız. Çünkü Hz. Pey-
gamber Kur’ân’ın en önemli müfessiridir. Onun Kur’ân’ı beyan
(açıklama) görevi vardır (Bk. İbrahim, 4).
24. Ahkam ayetlerini okurken acele etmemeliyiz. Bu konuda
mutlaka tefsir veya fıkıh kitaplarına müracaat etmeliyiz ve an-
laşılmayan yerleri alimlere sormalıyız. Bütünü bilmeyenler için
ayetlerden parçacı bir şekilde yanlış hüküm ve fetva verme riski
vardır. Bir konuda bilgisi olmayanların fetva vermesi haramdır.
Araştırmak ve bilenlere sormak gerekir. Aslında bu durum bütün
ayetler için geçerlidir, özellikle ahkam ayetlerine dikkat etmek
gerekir.
25. Son olarak dua etmeliyiz. Ya Rabbi! Kur’ân’ı anlamada
bana yardım et. Bana doğru yolu gösterdikten sonra ayağımı
kaydırma ve kendi yolundan ayırma. Amin...
Kaynak
RIFAT ORAL
KUR’ÂN’IN TEMEL KONULARI
DiYANET YAYINLARI
KUR’ÂN’IN TEMEL KONULARI
Kur’ân okumalarının bir başka şekli de mukabele olarak asr-ı
saadetten bize intikal etmiştir. Mukabele bir kişinin Kur’ân
okuyup diğer kişi ya da kişilerin onu dinlemesi ve okuduğunu
kontrol etmesidir. Bu şekilde hem Kur’ân nüshaları hem de oku-
nan Kur’ân her defasında yeniden kontrol edilir, okuyan ya da
dinleyenler hatalarını düzeltir. Mukabele, Hz. Peygamber (a.s.)
döneminden gelen bir gelenektir. Asr-ı saadette Peygamberimiz
her sene Cebrail ile Kur’ân ayetlerini ve surelerini mukabele
ederlerdi. Bazen Peygamberimiz okur Cebrail dinler, bazen de
Cebrail okur Peygamberimiz (a.s.) dinlerdi. Hicretin 10. yılında
Peygamberimiz (a.s.) ömrünün sonuna yaklaştığını hissetmişti ya
da bu ona bildirilmişti. O sene Cebrail ile iki defa Kur’ân’ı mu-
kabele etmişlerdi. Bu son mukabele idi. Bu şekilde Kur’an karşı
tarafa arz edildiği için buna mukabele veya muaraza denilmiştir.
(Bk. Buhari, Fedailü’l-Kur’ân, 7; Ahmed, II/399; VI/282)
Kur’an sürekli okunması, mukabele ve müzakere edilmesi,
üzerinde düşünülmesi gereken bir kitaptır. Zira Kur’ân’daki her
cüz sanki müstakil bir kitaptır ve farklı konular ile insanlardaki
iman, ibadet ve ahlak bilincini yenilemekte, güçlendirip diri tut-
maktadır. Elinizdeki bu çalışma da Kur’ân okumalarında faydalı
olması ve bir takva (sorumluluk) bilinci kazandırması için her
cüzden 3 temel konu seçilerek oluşturulmuştur. Kur’ân okurken
bitirilen cüzden sonra o cüzdeki temel konuları/meseleleri ve
mesajları yeniden hatırlamak ve genel hatlarıyla anlamak/müza-
kere etmek hayatımızı ve toplumları değiştirecektir. Bu nedenle
camide ya da evde her cüz okumalarından sonra söz konusu
cüzle ilgili bölümün bu eserden okunması ve müzakere edilmesi
güzel sonuçlara yol açacaktır.
Kur’ân’ı her okuyuşta ya da her hatimde; farklı gözle ve he-
defle okumak tavsiye edilir ki hem okuyucunun zihni diri kalsın
hem de her okuyuşta Kur’ân’ın farklı bir yönünü keşfetsin.
YİRMİ ALTINCI CÜZ
(s. 501 - 520)
Yirmi altıncı cüzde; Casiye suresinin son sayfası ve Ahkaf,
Muhammed, Fetih, Hucurat ve Kaf surelerinin tamamı ve Zariyat
suresinin ilk yarısı bulunmaktadır. Ahkaf suresinde risalet ile
ilgili haberler, bir başka bölgedeki peygamberlerin mücadele-
leri üzerinden anlatılmaya devam etmektedir. Bu cüzdeki temel
konular şunlardır:
1. PEYGAMBERLERİN TEBLİĞİ
Hz. Hud ve Ad kavmine Ahkaf (kum tepeleri) bölgesinden
tebliği ve uyarıları anlatılır.
2. KAVİMLERİN HELAK SEBEBİ
Sonra onların Hz. Hud’a karşı mücadeleleri ve helak olmaları
anlatılır (Ahkâf, 46/21-34). Ahkaf suresi ile Ha-mim (حم) sureleri
bu şekilde tamamlanır. (Bk. Ha-mim sureleri ile ilgili 25. cüzün
özeti ve temel konuları). Suredeki son mesaj şudur: “Ulu’l-azm
peygamberler gibi sen de sabret (dirençli ol).” (Ahkâf, 46/35).
3. İNANANLARIN BAŞARILARI
Bundan sonra gelen beş surenin ana teması risalet, cihad ve
vahiy eğitimidir: Muhammed suresinde; iman, tebliğ ve cihad
konuları açıklanmakta (Muhammed, 47/1-11); bu bağlamda peygam-
berlere iman edip güzel işler yapanların cennete gidecekleri,
peygambere savaş açıp kötü işler yapanların ise cehenneme
atılacakları anlatılmaktadır (Muhammed, 47/12-18). İlgili emir ve tav-
siyeler ile konu devam etmektedir (Muhammed, 47/19-38). Sonra
gelen Fetih suresi, önceki surenin devamı niteliğindedir: Sure
Resûlullah’a fetih müjdesi ile başlar. Bu müjde dar anlamıyla o
günkü Mekke’nin fethi ile ilgili olsa da (Fetih, 48/1-10), aslında son
peygambere genel anlamıyla bütün yeryüzü fethi müjdelenmek-
tedir. Çünkü Mekke fethedildiği anda o bölgedeki bütün Arap-
lar İslam’ın hakimiyetini kabul edeceklerdi. Sonraki ayetler de
İslâm’ın yeryüzü hakimiyetini müjdelemektedir. (Fetih, 48/18- 28)
Mekke ve kutsal bölgeye hakim olan güç, Ortadoğuya da ha-
kim olur. Ortadoğuya hakim olan, bütün dünyaya hakim olur.
Onun için savaşlar sürekli Ortadoğu merkezli devam etmekte,
dış güçler sürekli buraya hakim olmanın mücadelesi ve strate-
jisini yürütmektedir. Burası âdeta dünyanın merkezidir. Fetih
suresinin son ayetinde ise; Hz. Muhammed (a.s.) ve ashabının
önemli vasıfları özetlenerek âdeta bize başarının ve fethin for-
mülü verilmektedir (Fetih, 48/29). Sonra gelen Hucurat suresi de
bir önceki surenin devamı niteliğindedir. Çünkü burada İslam
toplumunun eğitimine ışık tutulmaktadır. Bu eğitimi iki kısımda
inceleyebiliriz.
a. Allah ve Resûlüne karşı tavsiye edilen davranış biçimle-
ri-âdab (Fetih, 48/1-5),
b. Müminlerin birbirlerine karşı davranış biçimleri (Hucurât,
49/6-18).
Sonraki Kaf Suresi de bir öncekinin devamı gibidir. Burada da
sahabenin ve diğer müminlerin önceki kavimlerin hatalarından
ders almaları istenir: İşte Nuh kavmi, Ashab-ı ress (Nebatlılar),
Semud ve Ad kavimleri, Firavun güçleri, Lut kavmi, Ashab-ı Eyke
(Medyenliler) ve Tübba kavmi… Onların helak sebepleri anlatılır.
Âdeta tarihin bir bölümü, bütün/blok halinde gözler önüne se-
rilir (Kâf, 50/12-15). Bunları takiben; ölüm ve diriliş gerçeği, ayrıca
şeytanın kandırdığı kişileri ahirette yalnız bırakacağı haberi ha-
tırlatılır. (Kâf, 50/16-36). Sure sonunda Hz. Peygamber’e ve mümin-
lere verilen son mesajlar (sabır, kulluk ve ahiret bilinci) ile sure
tamamlanır (Kâf, 50/39-45).
c. Bu cüz Zariyat suresinin ilk yarısı ile sona erer. Bu sure-
de diriliş ve ahiret konuları devam eder. Zariyat suresi yemin
ile başlar. Yeminle başlayan Mekkî Sûreler bundan sonra sü-
rer, daha sonraki bölümlerde vurgulu ve etkili Mekkî sureler
bulunmaktadır.
YİRMİ YEDİNCİ CÜZ
(s. 521 - 540)
Yirmi yedinci cüzde; Zariyat suresinin son kısmı ile Tur, Necm,
Kamer, Rahman, Vâkıa ve Hadid surelerinin tamamı bulunmak-
tadır. Bu cüzdeki temel konular şunlardır:
1. İNSANLAR VE PEYGAMBERLER
Zariyat suresinin son kısmında, önceki ümmetlerden bazı
haberler verilir:
a. Hz. İbrahim’in tebliğ yolculuğu,
b. Lut kavmi ve helak edilişi anlatılır. Sonra Tur suresi; kutsal
şeylere ve mekanlara yemin ile başlar. Müşriklerin vahiy karşı-
sındaki tavırları ve diyalogları anlatılır (Tûr, 52/9-28). Başarıya giden
yollar açıklanır (Tûr, 52/44-49). Necm suresinde de, yemin ile söze
başlanır, risaletin ilanı ve miraç konuları açıklanır (Necm, 53/19-30).
Sonra müşriklerin putları ve acizliği, Allah’ın yüce kudreti ve
vasıfları dile getirilir (Necm, 53/41-62). Kamer suresinde kıyamet
hatırlatılır, mucizeler karşısında müşrikler ve tavırları anlatılır
(Kamer, 54/1-8). Burada Kur’ân’ın tarih bilinci oluşturmadaki mis-
yonu ve önceki ümmetlerin vahiy karşısındaki tavırları açıklanır
(Kamer, 54/9-42).
2. ALLAH’IN NİMETLERİ
Rahman suresinde Allah’ın kudreti ve nimetleri hatırlatılır,
sonra belirli periyotlarla insan ve cinlere; bu nimetlerin hangisini
inkâr edebilecekleri sorulur/sorgulanır. Vâkıa suresinde kıyamet
sonrası ahiret olayları ve oradaki 3 grup anlatılır.
3. KADER
Allah’ın Gücü ve Hakimiyeti: Her Şey O’nun Kontrolündedir
Hadid suresinde, Allah’ın gücü anlatılmaya devam eder (Hadîd,
57/1-6). Sonra fedakârlık ve şahsiyet oluşumundan bahsedilir.
İnfak, karz-ı hasen ve zikir konuları anlatılır (Hadîd, 57/7-20). Daha
sonra kader konusu mükemmel bir şekilde 2 ayette açıklanır (Ha-
dîd, 57/21-22). Son ayetteki takva tavsiyesi ile de sure tamamlanır
(Hadîd, 57/28-29).
YİRMİ SEKİZİNCİ CÜZ
(s. 541 - 560)
Yirmi sekizinci cüzde; Mücadele, Haşr, Mümtehine, Saff,
Cuma, Münafikûn, Teğabün, Talak ve Tahrim surelerinin tamamı
bulunmaktadır. Bu cüzdeki surelerin bir kısmı tesbih (Allah’ı yü-
celterek), diğerleri ise Hz. Peygamber’e hitap ile başlamaktadır.
28. cüzdeki temel konular şunlardır:
1. HAKKIN KORUNMASI
İlk sureler olan Mücadele, Haşr ve Mümtehine’de hakkın korun-
ması için mücadele ve çözüm yolları aktarılmaktadır. Mücadele
suresinde, zıhar yapan kocasından ayrılmaması/boşanmaması
gerektiğine dair Hz. Peygamber ile tartışan bir sahabi kadın örneği
üzerinden hak arayışı ve hakkın korunması mesajı verilir. Zıhar,
cahiliye döneminde boşanma sebebi sayılırken, İslam döneminde
bu olaydan sonra hükmü değişti ve Mücadele suresinde zıharın
yemin olduğu açıklandı. Ancak ağır bir yemin olduğu için keffa-
reti de farklıydı. Zıhar yapan kişi eşine dönmek isterse 2 ay (60
gün) peş peşe oruç tutmalı, oruca gücü yetmeyen ise 60 fakiri
sabahlı akşamlı doyurmalı/fidye vermelidir. Bunları yerine getir-
dikten sonra eşine yaklaşabilir (Mücâdele, 58/1-13). Haşr suresinde,
Medine’deki ilk toplu Yahudi isyanı (Haşr) ve buna karşı yapılan
sefer ve savaş, elde edilen ganimetler ve bunların dağıtılması ko-
nuları anlatılmaktadır (Haşr, 59/1-10). (Bu surenin doğru anlaşılması
için öncelikle bir siyer kitabından Beni Nadîr savaşı okunmalıdır.)
Surede Yahudileri kandıran ve ayaklandıran münafıkların; mağlu-
biyet ortaya çıkınca onları yalnız bırakmaları ve yardıma gelme-
meleri durumu da, şeytanın ahirette kandırdıklarını/yandaşlarını
yalnız bırakması ve yardıma gelmemesine benzetilmektedir (Haşr,
59/11-17). Son 3 ayet (Hüvallahüllezi) ile de tevhid inancı özetlen-
mekte ve bu konuda bir bilinç eğitimi verilmektedir. Allah; zatı ve
sıfatları ile eşsiz ve benzersizdir, en güzel isimler O’na aittir (Haşr,
59/22-24). Daha sonra Mümtehine suresinde, hicret eden kadınların
durumları anlatılmakta, onların aile ve sosyal hayatla ilgili prob-
lemlerine çözümler getirilmekte ve hayatın bir imtihan olduğu
mesajı verilmektedir (Mümtehine, 60/10-13).
2. HAKTA BİRLEŞMEK
Bu cüzdeki ikinci grup sureler; Saff ve Cuma olup söz konusu
sureler birlik ve beraberlik mesajları taşımaktadır. Müslümanla-
ra, düşmanlarına karşı Allah yolunda (birbirlerine duvarlar gibi
kenetlenmiş saflar halinde) savaşmaları emredilmektedir. (Saf,
61/4 ve 11). Sonra Allah ve Resûlü’nün dinine itaat etmemiz, bu
dava için çalışarak Allah’ın ensar kulları olmamız istenmektedir
(Saf, 61/9-14). Sonraki Cuma suresinde de Kur’an’ı okuyup, anlayıp
hayatı ona göre yaşama sorumluluğu anlatılır ve Yahudiler gibi
sorumluluktan kaçılmaması gerektiği bize (yeniden) hatırlatılır
(Cuma, 62/5-8). Daha sonra Cuma namazına çağrı, peygamberi
dinlemek ve itaat konuları ile sure tamamlanır. Cuma namazı
İslam’da birleşmenin sembolüdür (Cuma, 62/9-11).
3. HAKTAN AYRILMAMAK
Bu cüzdeki üçüncü grup sureler ise; Münafikûn, Teğabün,
Talak ve Tahrim’dir. Bunların hepsi ayrılık problemleri üzerine
yoğunlaşmaktadır. Münafikûn suresinde, İslam toplumundan
ayrılan ve kendilerini gizleyip Müslüman gösteren kişilere karşı
dikkatli olunması mesajı verilmekte, münafıkların önemli va-
sıfları açıklanarak âdeta deşifre edilmektedir (Münâfikûn, 63/1-8).
Sure müminlere önemli tavsiyelerle sona erer (Münâfikûn, 63/9-11).
Bundan sonra Teğabün suresinde, kıyametteki büyük toplanma
gününün (yevmü’l-cem’in), aslında dünyevi aldanmaların ortaya
çıktığı gün (yevmü’t-teğâbün) olduğu açıklanır. Dünyada kim Al-
lah’a iman edip güzel (salih) işler yaptıysa, ahirette Allah o kişinin
kötülüklerini örter ve cennete koyar (Tegâbün, 64/9). Sure mümin-
lere bazı önemli tavsiyelerle tamamlanır. Mallarınız, eşleriniz
ve çocuklarınız sizin için birer imtihan vesilesidir. Dikkat edin,
dünya sizi aldatmasın (Tegâbün, 64/12-18). Sonraki Talak suresinde
ise, boşanma adabı anlatılır. Allah gereksiz yere boşanan, zevki-
ne düşkün erkek ve kadınları sevmez, mesajı verilir. Kadınların
adet sırasında boşanmaması, temizlik döneminin beklenmesi
emredilir. Adet sırasında boşamak haramdır. Ayrıca birden faz-
la talak ile de boşamak haramdır. (Bu iki harama Müslümanlar
dikkat etmelidir.) Sünnete uygun olan boşama; ihtiyaç anında,
ilişkiye girilmemiş temizlik döneminde bir talak ile boşamaktır
(Talâk, 65/1-2). Sonra kadın iddet bekler:
a. Hayız gören kadınlar, 3 hayız süresince,
b. Hayızdan kesilen ve menopoz döneminde olanlar 3 ay,
c. Hamile olanlar da doğum yapıncaya kadar iddet beklerler.
İddet bitince başkasıyla evlenebilirler (Talâk, 65/3-7). Bu cüzün
son suresi ise Tahrim suresidir. Burada Allah ve Resûlüne itaat
emredilir ve Peygambere eziyet edilmemesi istenir. Özellikle
Hz. Peygamber’in eşlerine, dikkatli olmaları emredilir. Çünkü
onlar müminlerin anneleridir ve diğer mümin kadınlara da örnek
olacak bir hayat yaşamaları gerekir. Bu bağlamda kendilerine
tarihte yaşamış iki saliha ve iki kâfire/fasıka olan 4 kadın örnek
verilir. Ya güzel bir hayat yaşayıp Firavun’un karısı Asiye ve İm-
ran’ın kızı Meryem gibi cennetlik olacaksınız ya da Hz. Nuh ve
Lut’un hanımları gibi cehennemlik olabilirsiniz mesajı verilir. Eş-
ler birbirlerine iyi davranmalı ve müsamahalı olmalılar ki dünya
ve ahiretleri cennet olsun (Tahrîm, 66/10-12).
YİRMİ DOKUZUNCU CÜZ
(s. 561 - 580)
Yirmi dokuzuncu cüzde; Mülk, Kalem, Hâkka, Me’âric, Nuh,
Cin, Müzzemmil, Müddessir, Kıyamet, İnsan ve Mürselât su-
relerinin tamamı bulunmaktadır. Cüzdeki surelerin mesajları:
Allah’ın hakimiyetini kabul edin, vahye ve peygambere destek
olun, tebliğe sabırla devam edin ve yaklaşan felaket/son olan
kıyamete ve sorguya hazır olun, şeklindedir. 29. cüzdeki temel
konular ise şunlardır:
1. GERÇEKLER
İlk bölümde bulunan Mülk, Kalem, Hâkka ve Me’âric surelerinin
ortak teması (konusu), gerçekler (tevhid, risalet ve âhiret)tir. Mülk
suresinde, “Allah tek otorite sahibidir ve her şey O’na itaat eder”
mesajı verilmekte ve insanların da iradeleri ile teslim olmaları
gerektiği anlatılmaktadır (Mülk, 67/1-30). Kalem suresinde, bilginin
önemi yeminle vurgulandıktan sonra, gerçek bilgi olan vahye
ve onun tebliğcisi peygambere destek olunması istenmektedir
(Kalem, 68/1-7). Aksi takdirde, bahçe sahipleri gibi hüsrana düşme
tehlikesine dikkat çekilmektedir (Kalem, 68/17-32). Hâkka suresinde
ise, gerçekleşecek büyük felaketten (Hâkka’dan) haber verilir
(Hâkka, 69/1-18). Bu surede ahiretteki iki grup insan anlatılır: Kitabı
sağından verilen başarılı insanlar ve kitabı solundan verilen ba-
şarısız insanlar (Hâkka, 69/19-52). Meâric suresinde, önceki surede
başlayan kıyamet ve ahiret konuları anlatılmaya devam eder (Meâ-
ric, 70/1-18). Burada da iki grup insan misali verilir: (Hırs, sabırsızlık
ve cimrilik gibi) zaafları olanlar ve (namaz, infak, namus ehli ve
güvenilir olan) kuvvetliler (Meâric, 70/19-44).
2. GERÇEKLERİN TEBLİĞİ
İkinci grup surelerin genel teması; doğruların ve gerçeklerin
insanlara tebliğ edilmesidir. Buradaki sureler Nuh, Cin, Müddessir
ve Müzzemmil’dir. Nuh suresinde, Hz. Nuh’un tebliğ hayatı an-
latılarak bir tebliğcinin sabrı, dua ve istiğfarı bize öğretilir (Nûh,
71/1-28). Cin suresinde, Resûlullah’ın, Hz. Musa gibi cinlerin de
peygamberi olduğu, cinlerin Kur’ân’dan etkilenmeleri ve vahiy
konusunda şeytanın kendilerini kandırdığını itiraf etmeleri ak-
tarılır (Cin, 72/1-17). Müzzemmil suresinde ise, Hz. Peygamber’in ilk
tebliğ çalışması bağlamında sözünün etkili olması için gece tehec-
cüt namazına devam etmesi gerektiği açıklanır (Müzzemmil, 73/1-11).
Sonra hiç bırakmadan teheccüde devam eden Hz. Peygamber ve
bazı sahabe-i kiram, hicretten sonra inen ayet ile tebrik edilir,
övülür (Müzzemmil, 73/20). Müddessir suresinde de tebliğde devam-
lılığın esas olduğu ve örtülere bürünüp oturma yerine tebliğ ça-
lışmalarına devam edilmesi gerektiği anlatılır. Tebliğde süreklilik
ve sistematik çalışma önemlidir (Müddessir, 74/1-7).
3. İNSANIN SERÜVENİ
Üçüncü bölümdeki sureler; Kıyamet, İnsan ve Mürselât’tır.
Kıyamet suresinde, yoğun bir şekilde kıyamet ve diriliş konuları
anlatılmaya devam eder (Kıyâmet, 75/1-40). İnsan (Dehr) suresinde,
insanın yaratılışı, dünya ve ahiret hayatı özetlenir. Bu insanın
serüvenidir. (Önce yokluk, sonra yaratılış, dünyada hidayet veya
dalalet, ahirette ise cennet veya cehennem.) (İnsân, 76/1-31). Bu
cüzdeki en son sure ise Mürselât’tır. Burada Allah’ın gücü son
defa hatırlatılır: Melekler, rüzgar, yıldızlar, dağlar ve her şeyin
sonu olan kıyamet (Mürselât, 77/1-50).
OTUZUNCU CÜZ
(s. 581 - 600)
Otuzuncu cüzde; Nebe, Naziât, Abese, Tekvir, İnfitar, Mutaf-
fifîn, İnşikak, Buruc, Tarık, A’lâ, Ğaşiye, Fecr, Beled, Şems, Leyl,
Duha, İnşirah, Tin, Alak, Kadir, Beyyine, Zilzal, Adiyat, Karia,
Tekasür, Asr, Hümeze, Fil, Kureyş, Mâûn, Kevser, Kafirûn, Nasr,
Leheb, İhlas, Felak ve Nas surelerinin tamamı bulunmaktadır.
Cüzdeki surelerin mesajı: Geleceği doğru okuyun ve takva sahibi
olun, şeklindedir. 30. cüzdeki temel konular şunlardır:
1. KIYAMET VE AHİRET
İlk bölümde bulunan sureler; Nebe, Naziât, Abese, Tekvir,
İnfitar, Mutaffifîn, İnşikak, Buruc, Tarık, A’lâ, Ğaşiye, Fecr, Beled,
Şems ve Leyl sureleridir. Bu surelerde; gelecekteki büyük felaket
olan kıyamet ve sonrasındaki ahiret hayatı farklı açılardan ele
alınmakta, insanlar hesap günü gelmeden önce kulluğa davet
edilmektedir. Abese suresinde, tebliğin herkese yapılması ve
kimsenin küçük görülmemesi mesajı verilir (Abese, 80/1-16). Bi-
lemeyiz, belki de o tebliğ ettiğimiz kişilerden örnek şahsiyetli
bireyler çıkar ve bütün dünyayı değiştirirler. Sonra Tekvir ve
İnfitar surelerinde kıyametin dehşeti anlatılmaya devam eder.
Mutaffifîn suresinde ise, ticaret ahlakı ve helal rızık üzerinde
durulur (Mutaffifîn, 83/1-36). Buruc suresinde zalimler ve sonları
Ashab-ı Uhdud üzerinden izah edilir (Burûc, 85/1-22). Tarık ve A’lâ
surelerinde Allah’ın gücü ve yüceliği hatırlatılır, insanlar tevhid
inancına çağrılır. Fecr suresinde, sıkıntıların yakında sona ere-
ceği ve zalimlerin helak edileceği mesajı verilir (Fecr, 89/1-14). Be-
led suresinde, Mekke’den dünyaya yayılan çağrıya dikkat çekilir
(Beled, 90/1-7). Bu konuda başarılı olmak için infak etmek (cömert
olmak), bir de iman edip hakkı ve sabrı da tavsiye edenlerden
(sadık Müslümanlardan) olmak gerektiği açıklanır. Burada bize
bir aidiyet ve kimlik bilinci verilir (Beled, 90/12-18). Şems ve Leyl
surelerinde Allah’ın nimetleri ve insanların sorumluluklarına
dikkat çekilir.
2. GEÇİCİ DÜNYA
İkinci bölümdeki sureler; Duha, İnşirah, Tin, Alak, Kadir, Bey-
yine, Zilzal, Adiyat, Karia, Tekasür, Asr ve Hümeze sureleridir.
Duha suresi, bir önceki Leyl suresinin devamı niteliğindedir. Bu
surede Allah’ın, Hz. Muhammed’e olan yardımı ve desteği hatır-
latılıp, Hz. Peygamberin de insanlara ve zayıflara iyi davranması
gerektiği belirtilir (Duhâ, 93/1-11). İnşirah suresinde, Hz. Peygam-
ber’e verilen nimetlerin anlatımı devam eder. Tin suresinde,
kutsal bölgelere yemin edilerek insanın mükemmel yaratıldığı
anlatılır, ondan da iman edip güzel işler yapması istenir (Tîn,
95/1-8). Alak suresinde, Mekke’de ilk inen ayetler bulunmaktadır.
Burada insanın Allah’ın adıyla vahyi (Kur’ân’ı) okuması ve ilimle
başkalarına tebliğ etmesi emredilir (Alak, 96/1-5). Kadr ve Beyyine
surelerinde, Kur’ân’ın yeryüzüne inmesi ve düşünce/zihniyet
gelişimindeki misyonu beyan edilir. Zilzal ve Kâria surelerinde,
kıyamet son defa gündeme getirilir. Dünyanın ve kainatın sonu-
nun büyük deprem (zilzal) ve büyük patlama (kâria) ile olacağı
açıklanır. Tekasür suresinde, insanın hırsının kabre girinceye
kadar devam ettiği vurgulanır (Âdiyât, 100/1-11). Asr suresinde, her
şeyin geçici olduğu, sadece iman, amel-i salih, bir de hakkı ve
sabrı tavsiye etmenin kalıcı olduğu belirtilir (Asr, 103/1-3). Hümeze
suresinde ise, Peygambere ve Müslümanlara düşmanlık yapan,
sermayenin ve mülkün kendisini ebedî kılacağını zanneden kişi-
lere değinilip, bunların Hutame’den (her şeyi param parça eden
cehennemden) kurtulamayacağı vurgulanır (Hümeze, 104/1-9).
3. ALLAH’A KULLUK VE YOL AYIRIMI
Üçüncü bölümdeki sureler ise; Fil, Kureyş, Mâûn, Kevser, Ka-
firûn, Nasr, Leheb, İhlas, Felak ve Nas sureleridir. Fil suresinde
Allah’ın yardımı hatırlatılır ve en zor zamanda bile Mekke’yi Fil
ordusundan koruduğu anlatılır (Fîl, 105/1-5). Kureyş suresinde ise,
bu (Fil suresindeki) nimet karşılığında Arapların cahiliyedeki yö-
neticileri sayılan Kureyş kabilesinin putlara değil, sadece Allah’a
kulluk etmeleri gerektiği açıklanır (Kureyş, 106/1-4). Maûn suresin-
de, müşrik ve münafıkların insanlara nasıl zulmettikleri ve kul-
luğu terk ettikleri aktarılır (Maûn, 107/1-7). Kevser suresinde, Müs-
lümanlardan, o dönemdeki müşriklerin hatalarına düşmemeleri,
kulluk edip cömert davranmaları istenir (Kevser, 108/1-3). Kafirûn
suresinde, bir yol ayırımına gidilir. Müslümanların hiçbir zaman,
Allah ile birlikte putlara tapmayacakları, şirk koşmayacakları
mesajı verilir (Kâfirûn, 109/1-6). Nasr suresi, tek parça halinde inen
en son suredir. Veda haccı sırasında Mekke’de inmiştir. Burada
Allah’ın yardımı gelip zafer/feth gerçekleştiğinde; şımarmamak
ve insanlara zulmetmemek, bilakis Allah’ı zikir ve hatalar için
istiğfara devam etmek gerektiği belirtilir (Nasr, 110/1-3). Tebbet
(Mesed) suresinde ise, Mekke’deki ilk tebliğ günleri hatırlatılır
ve Ebu Leheb dahil müşriklerin saldırıları ve beddualarının fayda
vermediği, bilakis kendilerine zarar verdiğine işaret edilir. İhlas
suresinde, tevhid inancı son defa hatırlatılır (İhlâs, 112/1-4). Felak
ve Nas surelerinde; tüm kötülüklerden, kötülüklerin sebebi olan
insan ve cin şeytanlarının şerrinden Allah’a sığınma ile Kur’ân
tamamlanır.
SADAKALLAHÜ’L-AZÎYM
(Allah Kur’ân’ın başından sonuna kadar her konuda doğruyu
söyledi.)
Kaynak :
Rıfat ORAL
Ankara - 2020
Diyanet YAYINLARI
KUR’ÂN’IN TEMEL KONULARI BÖLÜM6
Kur’ân okumalarının bir başka şekli de mukabele olarak asr-ı
saadetten bize intikal etmiştir. Mukabele bir kişinin Kur’ân
okuyup diğer kişi ya da kişilerin onu dinlemesi ve okuduğunu
kontrol etmesidir. Bu şekilde hem Kur’ân nüshaları hem de oku-
nan Kur’ân her defasında yeniden kontrol edilir, okuyan ya da
dinleyenler hatalarını düzeltir. Mukabele, Hz. Peygamber (a.s.)
döneminden gelen bir gelenektir. Asr-ı saadette Peygamberimiz
her sene Cebrail ile Kur’ân ayetlerini ve surelerini mukabele
ederlerdi. Bazen Peygamberimiz okur Cebrail dinler, bazen de
Cebrail okur Peygamberimiz (a.s.) dinlerdi. Hicretin 10. yılında
Peygamberimiz (a.s.) ömrünün sonuna yaklaştığını hissetmişti ya
da bu ona bildirilmişti. O sene Cebrail ile iki defa Kur’ân’ı mu-
kabele etmişlerdi. Bu son mukabele idi. Bu şekilde Kur’an karşı
tarafa arz edildiği için buna mukabele veya muaraza denilmiştir.
(Bk. Buhari, Fedailü’l-Kur’ân, 7; Ahmed, II/399; VI/282)
Kur’an sürekli okunması, mukabele ve müzakere edilmesi,
üzerinde düşünülmesi gereken bir kitaptır. Zira Kur’ân’daki her
cüz sanki müstakil bir kitaptır ve farklı konular ile insanlardaki
iman, ibadet ve ahlak bilincini yenilemekte, güçlendirip diri tut-
maktadır. Elinizdeki bu çalışma da Kur’ân okumalarında faydalı
olması ve bir takva (sorumluluk) bilinci kazandırması için her
cüzden 3 temel konu seçilerek oluşturulmuştur. Kur’ân okurken
bitirilen cüzden sonra o cüzdeki temel konuları/meseleleri ve
mesajları yeniden hatırlamak ve genel hatlarıyla anlamak/müza-
kere etmek hayatımızı ve toplumları değiştirecektir. Bu nedenle
camide ya da evde her cüz okumalarından sonra söz konusu
cüzle ilgili bölümün bu eserden okunması ve müzakere edilmesi
güzel sonuçlara yol açacaktır.
Kur’ân’ı her okuyuşta ya da her hatimde; farklı gözle ve he-
defle okumak tavsiye edilir ki hem okuyucunun zihni diri kalsın
hem de her okuyuşta Kur’ân’ın farklı bir yönünü keşfetsin.
YİRMİ ALTINCI CÜZ
(s. 501 - 520)
Yirmi altıncı cüzde; Casiye suresinin son sayfası ve Ahkaf,
Muhammed, Fetih, Hucurat ve Kaf surelerinin tamamı ve Zariyat
suresinin ilk yarısı bulunmaktadır. Ahkaf suresinde risalet ile
ilgili haberler, bir başka bölgedeki peygamberlerin mücadele-
leri üzerinden anlatılmaya devam etmektedir. Bu cüzdeki temel
konular şunlardır:
1. PEYGAMBERLERİN TEBLİĞİ
Hz. Hud ve Ad kavmine Ahkaf (kum tepeleri) bölgesinden
tebliği ve uyarıları anlatılır.
2. KAVİMLERİN HELAK SEBEBİ
Sonra onların Hz. Hud’a karşı mücadeleleri ve helak olmaları
anlatılır (Ahkâf, 46/21-34). Ahkaf suresi ile Ha-mim (حم) sureleri
bu şekilde tamamlanır. (Bk. Ha-mim sureleri ile ilgili 25. cüzün
özeti ve temel konuları). Suredeki son mesaj şudur: “Ulu’l-azm
peygamberler gibi sen de sabret (dirençli ol).” (Ahkâf, 46/35).
3. İNANANLARIN BAŞARILARI
Bundan sonra gelen beş surenin ana teması risalet, cihad ve
vahiy eğitimidir: Muhammed suresinde; iman, tebliğ ve cihad
konuları açıklanmakta (Muhammed, 47/1-11); bu bağlamda peygam-
berlere iman edip güzel işler yapanların cennete gidecekleri,
peygambere savaş açıp kötü işler yapanların ise cehenneme
atılacakları anlatılmaktadır (Muhammed, 47/12-18). İlgili emir ve tav-
siyeler ile konu devam etmektedir (Muhammed, 47/19-38). Sonra
gelen Fetih suresi, önceki surenin devamı niteliğindedir: Sure
Resûlullah’a fetih müjdesi ile başlar. Bu müjde dar anlamıyla o
günkü Mekke’nin fethi ile ilgili olsa da (Fetih, 48/1-10), aslında son
peygambere genel anlamıyla bütün yeryüzü fethi müjdelenmek-
tedir. Çünkü Mekke fethedildiği anda o bölgedeki bütün Arap-
lar İslam’ın hakimiyetini kabul edeceklerdi. Sonraki ayetler de
İslâm’ın yeryüzü hakimiyetini müjdelemektedir. (Fetih, 48/18- 28)
Mekke ve kutsal bölgeye hakim olan güç, Ortadoğuya da ha-
kim olur. Ortadoğuya hakim olan, bütün dünyaya hakim olur.
Onun için savaşlar sürekli Ortadoğu merkezli devam etmekte,
dış güçler sürekli buraya hakim olmanın mücadelesi ve strate-
jisini yürütmektedir. Burası âdeta dünyanın merkezidir. Fetih
suresinin son ayetinde ise; Hz. Muhammed (a.s.) ve ashabının
önemli vasıfları özetlenerek âdeta bize başarının ve fethin for-
mülü verilmektedir (Fetih, 48/29). Sonra gelen Hucurat suresi de
bir önceki surenin devamı niteliğindedir. Çünkü burada İslam
toplumunun eğitimine ışık tutulmaktadır. Bu eğitimi iki kısımda
inceleyebiliriz.
a. Allah ve Resûlüne karşı tavsiye edilen davranış biçimle-
ri-âdab (Fetih, 48/1-5),
b. Müminlerin birbirlerine karşı davranış biçimleri (Hucurât,
49/6-18).
Sonraki Kaf Suresi de bir öncekinin devamı gibidir. Burada da
sahabenin ve diğer müminlerin önceki kavimlerin hatalarından
ders almaları istenir: İşte Nuh kavmi, Ashab-ı ress (Nebatlılar),
Semud ve Ad kavimleri, Firavun güçleri, Lut kavmi, Ashab-ı Eyke
(Medyenliler) ve Tübba kavmi… Onların helak sebepleri anlatılır.
Âdeta tarihin bir bölümü, bütün/blok halinde gözler önüne se-
rilir (Kâf, 50/12-15). Bunları takiben; ölüm ve diriliş gerçeği, ayrıca
şeytanın kandırdığı kişileri ahirette yalnız bırakacağı haberi ha-
tırlatılır. (Kâf, 50/16-36). Sure sonunda Hz. Peygamber’e ve mümin-
lere verilen son mesajlar (sabır, kulluk ve ahiret bilinci) ile sure
tamamlanır (Kâf, 50/39-45).
c. Bu cüz Zariyat suresinin ilk yarısı ile sona erer. Bu sure-
de diriliş ve ahiret konuları devam eder. Zariyat suresi yemin
ile başlar. Yeminle başlayan Mekkî Sûreler bundan sonra sü-
rer, daha sonraki bölümlerde vurgulu ve etkili Mekkî sureler
bulunmaktadır.
YİRMİ YEDİNCİ CÜZ
(s. 521 - 540)
Yirmi yedinci cüzde; Zariyat suresinin son kısmı ile Tur, Necm,
Kamer, Rahman, Vâkıa ve Hadid surelerinin tamamı bulunmak-
tadır. Bu cüzdeki temel konular şunlardır:
1. İNSANLAR VE PEYGAMBERLER
Zariyat suresinin son kısmında, önceki ümmetlerden bazı
haberler verilir:
a. Hz. İbrahim’in tebliğ yolculuğu,
b. Lut kavmi ve helak edilişi anlatılır. Sonra Tur suresi; kutsal
şeylere ve mekanlara yemin ile başlar. Müşriklerin vahiy karşı-
sındaki tavırları ve diyalogları anlatılır (Tûr, 52/9-28). Başarıya giden
yollar açıklanır (Tûr, 52/44-49). Necm suresinde de, yemin ile söze
başlanır, risaletin ilanı ve miraç konuları açıklanır (Necm, 53/19-30).
Sonra müşriklerin putları ve acizliği, Allah’ın yüce kudreti ve
vasıfları dile getirilir (Necm, 53/41-62). Kamer suresinde kıyamet
hatırlatılır, mucizeler karşısında müşrikler ve tavırları anlatılır
(Kamer, 54/1-8). Burada Kur’ân’ın tarih bilinci oluşturmadaki mis-
yonu ve önceki ümmetlerin vahiy karşısındaki tavırları açıklanır
(Kamer, 54/9-42).
2. ALLAH’IN NİMETLERİ
Rahman suresinde Allah’ın kudreti ve nimetleri hatırlatılır,
sonra belirli periyotlarla insan ve cinlere; bu nimetlerin hangisini
inkâr edebilecekleri sorulur/sorgulanır. Vâkıa suresinde kıyamet
sonrası ahiret olayları ve oradaki 3 grup anlatılır.
3. KADER
Allah’ın Gücü ve Hakimiyeti: Her Şey O’nun Kontrolündedir
Hadid suresinde, Allah’ın gücü anlatılmaya devam eder (Hadîd,
57/1-6). Sonra fedakârlık ve şahsiyet oluşumundan bahsedilir.
İnfak, karz-ı hasen ve zikir konuları anlatılır (Hadîd, 57/7-20). Daha
sonra kader konusu mükemmel bir şekilde 2 ayette açıklanır (Ha-
dîd, 57/21-22). Son ayetteki takva tavsiyesi ile de sure tamamlanır
(Hadîd, 57/28-29).
YİRMİ SEKİZİNCİ CÜZ
(s. 541 - 560)
Yirmi sekizinci cüzde; Mücadele, Haşr, Mümtehine, Saff,
Cuma, Münafikûn, Teğabün, Talak ve Tahrim surelerinin tamamı
bulunmaktadır. Bu cüzdeki surelerin bir kısmı tesbih (Allah’ı yü-
celterek), diğerleri ise Hz. Peygamber’e hitap ile başlamaktadır.
28. cüzdeki temel konular şunlardır:
1. HAKKIN KORUNMASI
İlk sureler olan Mücadele, Haşr ve Mümtehine’de hakkın korun-
ması için mücadele ve çözüm yolları aktarılmaktadır. Mücadele
suresinde, zıhar yapan kocasından ayrılmaması/boşanmaması
gerektiğine dair Hz. Peygamber ile tartışan bir sahabi kadın örneği
üzerinden hak arayışı ve hakkın korunması mesajı verilir. Zıhar,
cahiliye döneminde boşanma sebebi sayılırken, İslam döneminde
bu olaydan sonra hükmü değişti ve Mücadele suresinde zıharın
yemin olduğu açıklandı. Ancak ağır bir yemin olduğu için keffa-
reti de farklıydı. Zıhar yapan kişi eşine dönmek isterse 2 ay (60
gün) peş peşe oruç tutmalı, oruca gücü yetmeyen ise 60 fakiri
sabahlı akşamlı doyurmalı/fidye vermelidir. Bunları yerine getir-
dikten sonra eşine yaklaşabilir (Mücâdele, 58/1-13). Haşr suresinde,
Medine’deki ilk toplu Yahudi isyanı (Haşr) ve buna karşı yapılan
sefer ve savaş, elde edilen ganimetler ve bunların dağıtılması ko-
nuları anlatılmaktadır (Haşr, 59/1-10). (Bu surenin doğru anlaşılması
için öncelikle bir siyer kitabından Beni Nadîr savaşı okunmalıdır.)
Surede Yahudileri kandıran ve ayaklandıran münafıkların; mağlu-
biyet ortaya çıkınca onları yalnız bırakmaları ve yardıma gelme-
meleri durumu da, şeytanın ahirette kandırdıklarını/yandaşlarını
yalnız bırakması ve yardıma gelmemesine benzetilmektedir (Haşr,
59/11-17). Son 3 ayet (Hüvallahüllezi) ile de tevhid inancı özetlen-
mekte ve bu konuda bir bilinç eğitimi verilmektedir. Allah; zatı ve
sıfatları ile eşsiz ve benzersizdir, en güzel isimler O’na aittir (Haşr,
59/22-24). Daha sonra Mümtehine suresinde, hicret eden kadınların
durumları anlatılmakta, onların aile ve sosyal hayatla ilgili prob-
lemlerine çözümler getirilmekte ve hayatın bir imtihan olduğu
mesajı verilmektedir (Mümtehine, 60/10-13).
2. HAKTA BİRLEŞMEK
Bu cüzdeki ikinci grup sureler; Saff ve Cuma olup söz konusu
sureler birlik ve beraberlik mesajları taşımaktadır. Müslümanla-
ra, düşmanlarına karşı Allah yolunda (birbirlerine duvarlar gibi
kenetlenmiş saflar halinde) savaşmaları emredilmektedir. (Saf,
61/4 ve 11). Sonra Allah ve Resûlü’nün dinine itaat etmemiz, bu
dava için çalışarak Allah’ın ensar kulları olmamız istenmektedir
(Saf, 61/9-14). Sonraki Cuma suresinde de Kur’an’ı okuyup, anlayıp
hayatı ona göre yaşama sorumluluğu anlatılır ve Yahudiler gibi
sorumluluktan kaçılmaması gerektiği bize (yeniden) hatırlatılır
(Cuma, 62/5-8). Daha sonra Cuma namazına çağrı, peygamberi
dinlemek ve itaat konuları ile sure tamamlanır. Cuma namazı
İslam’da birleşmenin sembolüdür (Cuma, 62/9-11).
3. HAKTAN AYRILMAMAK
Bu cüzdeki üçüncü grup sureler ise; Münafikûn, Teğabün,
Talak ve Tahrim’dir. Bunların hepsi ayrılık problemleri üzerine
yoğunlaşmaktadır. Münafikûn suresinde, İslam toplumundan
ayrılan ve kendilerini gizleyip Müslüman gösteren kişilere karşı
dikkatli olunması mesajı verilmekte, münafıkların önemli va-
sıfları açıklanarak âdeta deşifre edilmektedir (Münâfikûn, 63/1-8).
Sure müminlere önemli tavsiyelerle sona erer (Münâfikûn, 63/9-11).
Bundan sonra Teğabün suresinde, kıyametteki büyük toplanma
gününün (yevmü’l-cem’in), aslında dünyevi aldanmaların ortaya
çıktığı gün (yevmü’t-teğâbün) olduğu açıklanır. Dünyada kim Al-
lah’a iman edip güzel (salih) işler yaptıysa, ahirette Allah o kişinin
kötülüklerini örter ve cennete koyar (Tegâbün, 64/9). Sure mümin-
lere bazı önemli tavsiyelerle tamamlanır. Mallarınız, eşleriniz
ve çocuklarınız sizin için birer imtihan vesilesidir. Dikkat edin,
dünya sizi aldatmasın (Tegâbün, 64/12-18). Sonraki Talak suresinde
ise, boşanma adabı anlatılır. Allah gereksiz yere boşanan, zevki-
ne düşkün erkek ve kadınları sevmez, mesajı verilir. Kadınların
adet sırasında boşanmaması, temizlik döneminin beklenmesi
emredilir. Adet sırasında boşamak haramdır. Ayrıca birden faz-
la talak ile de boşamak haramdır. (Bu iki harama Müslümanlar
dikkat etmelidir.) Sünnete uygun olan boşama; ihtiyaç anında,
ilişkiye girilmemiş temizlik döneminde bir talak ile boşamaktır
(Talâk, 65/1-2). Sonra kadın iddet bekler:
a. Hayız gören kadınlar, 3 hayız süresince,
b. Hayızdan kesilen ve menopoz döneminde olanlar 3 ay,
c. Hamile olanlar da doğum yapıncaya kadar iddet beklerler.
İddet bitince başkasıyla evlenebilirler (Talâk, 65/3-7). Bu cüzün
son suresi ise Tahrim suresidir. Burada Allah ve Resûlüne itaat
emredilir ve Peygambere eziyet edilmemesi istenir. Özellikle
Hz. Peygamber’in eşlerine, dikkatli olmaları emredilir. Çünkü
onlar müminlerin anneleridir ve diğer mümin kadınlara da örnek
olacak bir hayat yaşamaları gerekir. Bu bağlamda kendilerine
tarihte yaşamış iki saliha ve iki kâfire/fasıka olan 4 kadın örnek
verilir. Ya güzel bir hayat yaşayıp Firavun’un karısı Asiye ve İm-
ran’ın kızı Meryem gibi cennetlik olacaksınız ya da Hz. Nuh ve
Lut’un hanımları gibi cehennemlik olabilirsiniz mesajı verilir. Eş-
ler birbirlerine iyi davranmalı ve müsamahalı olmalılar ki dünya
ve ahiretleri cennet olsun (Tahrîm, 66/10-12).
YİRMİ DOKUZUNCU CÜZ
(s. 561 - 580)
Yirmi dokuzuncu cüzde; Mülk, Kalem, Hâkka, Me’âric, Nuh,
Cin, Müzzemmil, Müddessir, Kıyamet, İnsan ve Mürselât su-
relerinin tamamı bulunmaktadır. Cüzdeki surelerin mesajları:
Allah’ın hakimiyetini kabul edin, vahye ve peygambere destek
olun, tebliğe sabırla devam edin ve yaklaşan felaket/son olan
kıyamete ve sorguya hazır olun, şeklindedir. 29. cüzdeki temel
konular ise şunlardır:
1. GERÇEKLER
İlk bölümde bulunan Mülk, Kalem, Hâkka ve Me’âric surelerinin
ortak teması (konusu), gerçekler (tevhid, risalet ve âhiret)tir. Mülk
suresinde, “Allah tek otorite sahibidir ve her şey O’na itaat eder”
mesajı verilmekte ve insanların da iradeleri ile teslim olmaları
gerektiği anlatılmaktadır (Mülk, 67/1-30). Kalem suresinde, bilginin
önemi yeminle vurgulandıktan sonra, gerçek bilgi olan vahye
ve onun tebliğcisi peygambere destek olunması istenmektedir
(Kalem, 68/1-7). Aksi takdirde, bahçe sahipleri gibi hüsrana düşme
tehlikesine dikkat çekilmektedir (Kalem, 68/17-32). Hâkka suresinde
ise, gerçekleşecek büyük felaketten (Hâkka’dan) haber verilir
(Hâkka, 69/1-18). Bu surede ahiretteki iki grup insan anlatılır: Kitabı
sağından verilen başarılı insanlar ve kitabı solundan verilen ba-
şarısız insanlar (Hâkka, 69/19-52). Meâric suresinde, önceki surede
başlayan kıyamet ve ahiret konuları anlatılmaya devam eder (Meâ-
ric, 70/1-18). Burada da iki grup insan misali verilir: (Hırs, sabırsızlık
ve cimrilik gibi) zaafları olanlar ve (namaz, infak, namus ehli ve
güvenilir olan) kuvvetliler (Meâric, 70/19-44).
2. GERÇEKLERİN TEBLİĞİ
İkinci grup surelerin genel teması; doğruların ve gerçeklerin
insanlara tebliğ edilmesidir. Buradaki sureler Nuh, Cin, Müddessir
ve Müzzemmil’dir. Nuh suresinde, Hz. Nuh’un tebliğ hayatı an-
latılarak bir tebliğcinin sabrı, dua ve istiğfarı bize öğretilir (Nûh,
71/1-28). Cin suresinde, Resûlullah’ın, Hz. Musa gibi cinlerin de
peygamberi olduğu, cinlerin Kur’ân’dan etkilenmeleri ve vahiy
konusunda şeytanın kendilerini kandırdığını itiraf etmeleri ak-
tarılır (Cin, 72/1-17). Müzzemmil suresinde ise, Hz. Peygamber’in ilk
tebliğ çalışması bağlamında sözünün etkili olması için gece tehec-
cüt namazına devam etmesi gerektiği açıklanır (Müzzemmil, 73/1-11).
Sonra hiç bırakmadan teheccüde devam eden Hz. Peygamber ve
bazı sahabe-i kiram, hicretten sonra inen ayet ile tebrik edilir,
övülür (Müzzemmil, 73/20). Müddessir suresinde de tebliğde devam-
lılığın esas olduğu ve örtülere bürünüp oturma yerine tebliğ ça-
lışmalarına devam edilmesi gerektiği anlatılır. Tebliğde süreklilik
ve sistematik çalışma önemlidir (Müddessir, 74/1-7).
3. İNSANIN SERÜVENİ
Üçüncü bölümdeki sureler; Kıyamet, İnsan ve Mürselât’tır.
Kıyamet suresinde, yoğun bir şekilde kıyamet ve diriliş konuları
anlatılmaya devam eder (Kıyâmet, 75/1-40). İnsan (Dehr) suresinde,
insanın yaratılışı, dünya ve ahiret hayatı özetlenir. Bu insanın
serüvenidir. (Önce yokluk, sonra yaratılış, dünyada hidayet veya
dalalet, ahirette ise cennet veya cehennem.) (İnsân, 76/1-31). Bu
cüzdeki en son sure ise Mürselât’tır. Burada Allah’ın gücü son
defa hatırlatılır: Melekler, rüzgar, yıldızlar, dağlar ve her şeyin
sonu olan kıyamet (Mürselât, 77/1-50).
OTUZUNCU CÜZ
(s. 581 - 600)
Otuzuncu cüzde; Nebe, Naziât, Abese, Tekvir, İnfitar, Mutaf-
fifîn, İnşikak, Buruc, Tarık, A’lâ, Ğaşiye, Fecr, Beled, Şems, Leyl,
Duha, İnşirah, Tin, Alak, Kadir, Beyyine, Zilzal, Adiyat, Karia,
Tekasür, Asr, Hümeze, Fil, Kureyş, Mâûn, Kevser, Kafirûn, Nasr,
Leheb, İhlas, Felak ve Nas surelerinin tamamı bulunmaktadır.
Cüzdeki surelerin mesajı: Geleceği doğru okuyun ve takva sahibi
olun, şeklindedir. 30. cüzdeki temel konular şunlardır:
1. KIYAMET VE AHİRET
İlk bölümde bulunan sureler; Nebe, Naziât, Abese, Tekvir,
İnfitar, Mutaffifîn, İnşikak, Buruc, Tarık, A’lâ, Ğaşiye, Fecr, Beled,
Şems ve Leyl sureleridir. Bu surelerde; gelecekteki büyük felaket
olan kıyamet ve sonrasındaki ahiret hayatı farklı açılardan ele
alınmakta, insanlar hesap günü gelmeden önce kulluğa davet
edilmektedir. Abese suresinde, tebliğin herkese yapılması ve
kimsenin küçük görülmemesi mesajı verilir (Abese, 80/1-16). Bi-
lemeyiz, belki de o tebliğ ettiğimiz kişilerden örnek şahsiyetli
bireyler çıkar ve bütün dünyayı değiştirirler. Sonra Tekvir ve
İnfitar surelerinde kıyametin dehşeti anlatılmaya devam eder.
Mutaffifîn suresinde ise, ticaret ahlakı ve helal rızık üzerinde
durulur (Mutaffifîn, 83/1-36). Buruc suresinde zalimler ve sonları
Ashab-ı Uhdud üzerinden izah edilir (Burûc, 85/1-22). Tarık ve A’lâ
surelerinde Allah’ın gücü ve yüceliği hatırlatılır, insanlar tevhid
inancına çağrılır. Fecr suresinde, sıkıntıların yakında sona ere-
ceği ve zalimlerin helak edileceği mesajı verilir (Fecr, 89/1-14). Be-
led suresinde, Mekke’den dünyaya yayılan çağrıya dikkat çekilir
(Beled, 90/1-7). Bu konuda başarılı olmak için infak etmek (cömert
olmak), bir de iman edip hakkı ve sabrı da tavsiye edenlerden
(sadık Müslümanlardan) olmak gerektiği açıklanır. Burada bize
bir aidiyet ve kimlik bilinci verilir (Beled, 90/12-18). Şems ve Leyl
surelerinde Allah’ın nimetleri ve insanların sorumluluklarına
dikkat çekilir.
2. GEÇİCİ DÜNYA
İkinci bölümdeki sureler; Duha, İnşirah, Tin, Alak, Kadir, Bey-
yine, Zilzal, Adiyat, Karia, Tekasür, Asr ve Hümeze sureleridir.
Duha suresi, bir önceki Leyl suresinin devamı niteliğindedir. Bu
surede Allah’ın, Hz. Muhammed’e olan yardımı ve desteği hatır-
latılıp, Hz. Peygamberin de insanlara ve zayıflara iyi davranması
gerektiği belirtilir (Duhâ, 93/1-11). İnşirah suresinde, Hz. Peygam-
ber’e verilen nimetlerin anlatımı devam eder. Tin suresinde,
kutsal bölgelere yemin edilerek insanın mükemmel yaratıldığı
anlatılır, ondan da iman edip güzel işler yapması istenir (Tîn,
95/1-8). Alak suresinde, Mekke’de ilk inen ayetler bulunmaktadır.
Burada insanın Allah’ın adıyla vahyi (Kur’ân’ı) okuması ve ilimle
başkalarına tebliğ etmesi emredilir (Alak, 96/1-5). Kadr ve Beyyine
surelerinde, Kur’ân’ın yeryüzüne inmesi ve düşünce/zihniyet
gelişimindeki misyonu beyan edilir. Zilzal ve Kâria surelerinde,
kıyamet son defa gündeme getirilir. Dünyanın ve kainatın sonu-
nun büyük deprem (zilzal) ve büyük patlama (kâria) ile olacağı
açıklanır. Tekasür suresinde, insanın hırsının kabre girinceye
kadar devam ettiği vurgulanır (Âdiyât, 100/1-11). Asr suresinde, her
şeyin geçici olduğu, sadece iman, amel-i salih, bir de hakkı ve
sabrı tavsiye etmenin kalıcı olduğu belirtilir (Asr, 103/1-3). Hümeze
suresinde ise, Peygambere ve Müslümanlara düşmanlık yapan,
sermayenin ve mülkün kendisini ebedî kılacağını zanneden kişi-
lere değinilip, bunların Hutame’den (her şeyi param parça eden
cehennemden) kurtulamayacağı vurgulanır (Hümeze, 104/1-9).
3. ALLAH’A KULLUK VE YOL AYIRIMI
Üçüncü bölümdeki sureler ise; Fil, Kureyş, Mâûn, Kevser, Ka-
firûn, Nasr, Leheb, İhlas, Felak ve Nas sureleridir. Fil suresinde
Allah’ın yardımı hatırlatılır ve en zor zamanda bile Mekke’yi Fil
ordusundan koruduğu anlatılır (Fîl, 105/1-5). Kureyş suresinde ise,
bu (Fil suresindeki) nimet karşılığında Arapların cahiliyedeki yö-
neticileri sayılan Kureyş kabilesinin putlara değil, sadece Allah’a
kulluk etmeleri gerektiği açıklanır (Kureyş, 106/1-4). Maûn suresin-
de, müşrik ve münafıkların insanlara nasıl zulmettikleri ve kul-
luğu terk ettikleri aktarılır (Maûn, 107/1-7). Kevser suresinde, Müs-
lümanlardan, o dönemdeki müşriklerin hatalarına düşmemeleri,
kulluk edip cömert davranmaları istenir (Kevser, 108/1-3). Kafirûn
suresinde, bir yol ayırımına gidilir. Müslümanların hiçbir zaman,
Allah ile birlikte putlara tapmayacakları, şirk koşmayacakları
mesajı verilir (Kâfirûn, 109/1-6). Nasr suresi, tek parça halinde inen
en son suredir. Veda haccı sırasında Mekke’de inmiştir. Burada
Allah’ın yardımı gelip zafer/feth gerçekleştiğinde; şımarmamak
ve insanlara zulmetmemek, bilakis Allah’ı zikir ve hatalar için
istiğfara devam etmek gerektiği belirtilir (Nasr, 110/1-3). Tebbet
(Mesed) suresinde ise, Mekke’deki ilk tebliğ günleri hatırlatılır
ve Ebu Leheb dahil müşriklerin saldırıları ve beddualarının fayda
vermediği, bilakis kendilerine zarar verdiğine işaret edilir. İhlas
suresinde, tevhid inancı son defa hatırlatılır (İhlâs, 112/1-4). Felak
ve Nas surelerinde; tüm kötülüklerden, kötülüklerin sebebi olan
insan ve cin şeytanlarının şerrinden Allah’a sığınma ile Kur’ân
tamamlanır.
SADAKALLAHÜ’L-AZÎYM
(Allah Kur’ân’ın başından sonuna kadar her konuda doğruyu
söyledi.)
Kaynak :
Rıfat ORAL
Ankara - 2020
Diyanet YAYINLARI
KUR’ÂN’IN TEMEL KONULARI BÖLÜM6
KUR’ÂN’IN TEMEL KONULARI
Kur’ân okumalarının bir başka şekli de mukabele olarak asr-ı
saadetten bize intikal etmiştir. Mukabele bir kişinin Kur’ân
okuyup diğer kişi ya da kişilerin onu dinlemesi ve okuduğunu
kontrol etmesidir. Bu şekilde hem Kur’ân nüshaları hem de oku-
nan Kur’ân her defasında yeniden kontrol edilir, okuyan ya da
dinleyenler hatalarını düzeltir. Mukabele, Hz. Peygamber (a.s.)
döneminden gelen bir gelenektir. Asr-ı saadette Peygamberimiz
her sene Cebrail ile Kur’ân ayetlerini ve surelerini mukabele
ederlerdi. Bazen Peygamberimiz okur Cebrail dinler, bazen de
Cebrail okur Peygamberimiz (a.s.) dinlerdi. Hicretin 10. yılında
Peygamberimiz (a.s.) ömrünün sonuna yaklaştığını hissetmişti ya
da bu ona bildirilmişti. O sene Cebrail ile iki defa Kur’ân’ı mu-
kabele etmişlerdi. Bu son mukabele idi. Bu şekilde Kur’an karşı
tarafa arz edildiği için buna mukabele veya muaraza denilmiştir.
(Bk. Buhari, Fedailü’l-Kur’ân, 7; Ahmed, II/399; VI/282)
Kur’an sürekli okunması, mukabele ve müzakere edilmesi,
üzerinde düşünülmesi gereken bir kitaptır. Zira Kur’ân’daki her
cüz sanki müstakil bir kitaptır ve farklı konular ile insanlardaki
iman, ibadet ve ahlak bilincini yenilemekte, güçlendirip diri tut-
maktadır. Elinizdeki bu çalışma da Kur’ân okumalarında faydalı
olması ve bir takva (sorumluluk) bilinci kazandırması için her
cüzden 3 temel konu seçilerek oluşturulmuştur. Kur’ân okurken
bitirilen cüzden sonra o cüzdeki temel konuları/meseleleri ve
mesajları yeniden hatırlamak ve genel hatlarıyla anlamak/müza-
kere etmek hayatımızı ve toplumları değiştirecektir. Bu nedenle
camide ya da evde her cüz okumalarından sonra söz konusu
cüzle ilgili bölümün bu eserden okunması ve müzakere edilmesi
güzel sonuçlara yol açacaktır.
Kur’ân’ı her okuyuşta ya da her hatimde; farklı gözle ve he-
defle okumak tavsiye edilir ki hem okuyucunun zihni diri kalsın
hem de her okuyuşta Kur’ân’ın farklı bir yönünü keşfetsin.
YİRMİ BİRİNCİ CÜZ
(s. 401 - 420)
Yirmi birinci cüzde; Ankebut suresinin son tarafı, Rum, Lok-
man, Secde surelerinin tamamı ve Ahzab suresinin baş tarafı
bulunmaktadır. Bu cüzdeki temel konular şunlardır:
1. EHL-İ KİTAP İLE GÜZELCE MÜCADELE
Ankebut suresinin son taraflarında; ehl-i kitap ile güzelce
mücadele edin, Kur’ân’ı tebliğ edin, sıkıntılı durumlarda hicret
ve cihat edin, ölümden korkmayın, mesajları verilmektedir.
2. TARİHİ DEĞİŞTİRENLER
Bu cüzde ayrıca Rum, Lokman ve Secde surelerinin tamamı
bulunmaktadır. Sanki bu üç sure, Ankebut suresinin devamı ni-
teliğinde olup, onun gibi bu sureler de elif-lam-mim (الم) harfleri
ile başlamaktadır. Rum suresinde, tarihin akışını gerekli gördüğü
zamanlarda değişmesine imkan veren Allah’tır (Rûm, 30/1-5), me-
sajı verildikten sonra tarihin akışının değişmesi için yapılması
gereken bazı şeyler zikredilmektedir: İman edip salih amel iş-
lemek, dua edip Allah’a güvenmek, infak edip faizden kaçınmak,
yeryüzünü iyi gözlemleyip analiz etmek, ümitsizliğe düşmemek,
ilim ve iman sahiplerine itaat etmek, ahirete inanmak, sabretmek
(direnmek) ve düşmanı hafife almadan çalışmaya devam etmek
gerekir (Rûm, 30/27-60). Lokman suresinde de önceki suredeki
konu devam etmektedir: Tarihin akışına yön vermek için ayrıca
iki ayrı tavsiye bulunmaktadır:
a. Kur’ân’ı okuyun, anlayın ve emirlerini dinleyin (Lokmân, 31/1-11).
b. Çocuklarınızı doğru eğitin.
Bu bağlamda onlara tevhid inancı, anne-babaya saygılı olmak,
namaz kılmak, doğrunun yanında olup desteklemek, yanlışın
karşısında olup mücadele etmek ve güzel ahlak sahibi olmak
gibi inanç ve değerleri öğretin, onları eğitin tavsiyesinde bulu-
nulmaktadır (Lokmân, 31/12-19). Secde suresinde ise, bu konunun
devamı olarak Kur’ân’ın uyarılarını dikkate alıp yaratılıştaki esrarı
düşünün, yeryüzündeki olayları iyi analiz edin, hidayet önder-
lerine itaat edin; onlar da peygamberler ve Rabbani alimlerdir,
mesajı verilmektedir (Secde, 32/1-30).
3. MÜMİN KADINLARIN VASIFLARI
Bu cüzün son kısmında ayrıca Ahzab suresinin baş tarafı
bulunmaktadır. Ahzab suresinde; değişim için çalışın, Allah’tan
başkasından korkmayın ve fitnelere karşı uyanık olun mesajları
verilmektedir. Surenin başında (Ey Peygamber… diye) Hz. Pey-
gamber’e hitap bulunmakta, sanki onun şahsında bütün Müslü-
manlara seslenilmektedir. Sonra başarılı olmak için dikkat edil-
mesi gereken şeyler anlatılmakta, tehlikelere karşı dikkatli ve
hazırlıklı olun mesajı verilmektedir. Özellikle iç ve dış tehlikelere
karşı hazırlıklı olunması istenmektedir (Ahzâb, 33/1-27). Bundan
sonra Peygamberin hanımlarına özel tavsiyelerde bulunulup
onların şahsında diğer mümin kadınların da bu özelliklere sahip
olmaları gerektiği mesajı verilmektedir. Bu tavsiyeler;
a. Dünyevileşmemek (dünyanın büyüsüne kapılmamak),
b. Hayalı olmak,
c. Allah ve Resûlüne itaat etmek,
d. Tesettüre dikkat etmek, cahiliye kadınları gibi açılıp
saçılmamak,
e. Namaz kılmak, zekat vermek,
f. Kur’ân okuyup düşünmek ve anlamak,
g. Allah’ı zikretmek… şeklinde sıralanmaktadır.
Bu bölüm; söz konusu tavsiyelere (emirlere) dikkat eden ka-
dınlar ve erkeklere Allah’ın affı/mağfireti ve büyük ödülleri müj-
delenmektedir (Ahzâb, 33/28-36).
YİRMİ İKİNCİ CÜZ
(s. 421 - 440)
Yirmi ikinci cüzde; Ahzab suresinin son tarafı, Sebe ve Fatır
surelerinin tamamı, Yasin suresinin de baş tarafı bulunmaktadır.
Bu cüzdeki temel konular şunlardır:
1. SORUMLULUKLAR
Ahzab suresinin son tarafında müminlere bazı uyarılar bu-
lunmakta, sorumluluklar hatırlatılmakta ve sure; dağların kabul
etmediği ağır yükü/sorumluluğu insanın kabul ettiğini beyan
ile tamamlanmaktadır (Ahzâb, 33/37-73).
2. ALLAH’IN NİMETLERİ
Sonra gelen Sebe ve Fatır sureleri hamd ile başlamakta ve
sanki birbirlerinin tamamlayıcısı olduğu mesajı verilmektedir.
Sebe suresinde Allah’ın nimetleri sayılmakta, en büyük nimetin
risalet (peygamberin/kitabın gönderilmesi) olduğu açıklanmak-
ta, bu büyük nimeti inkâr edenlerin ahirette cezalandırılacakları
uyarısı ile sure tamamlanmaktadır (Sebe’, 34/1-54). Bunu takip eden
Fatır suresinde de Allah’ın nimetleri anlatılmaya devam etmekte,
ancak şeytan ve dünya nimetlerinin aldatıcı olduğuna dikkat
çekilip Allah’ın yarattığı varlıklar hatırlatılmakta ve asıl nimet
sahibinin unutulmaması gerektiği açıklanmaktadır (Fâtır, 35/1-
44). Fatır suresi; “Yaptığınız yanlışlar/günahlar sebebiyle Allah
hemen azap gönderseydi, yeryüzünde kimse kalmazdı, ancak
hesap belli bir süreye kadar tehir edilmektedir.” dikkat edin
uyarısı ile tamamlanmaktadır (Fâtır, 35/45).
3. TEVHİD VE KULLUK
Bu cüzde Yasin suresinin baş tarafı da bulunmaktadır. Yasin
suresinde 3 temel mesajı vardır: Allah’ın uyarılarına kulak verin,
peygamberi destekleyin ve ahiret hayatını unutmayın. Surenin
baş tarafında tevhid’e giden yolun risalet ve ahiret inancından
geçtiği hatırlatılmakta (Yâsîn, 36/1-12), sonra örnekler üzerinden
peygamberi destekleyenler ve peygamber karşıtlarının sonla-
rı/akıbetleri açıklanmaktadır (Yâsîn, 36/13-32). Daha sonra yer-
yüzünde Allah’ın kevnî ayetlerine, kainattaki kozmos’a (düzen
ve yüksek sisteme) dikkat çekilmekte ve insanın bu gerçekleri
tefekkür edip sadece Allah’a kul olması gerektiği mesajı veril-
mektedir (Yâsîn, 36/33-47).
YİRMİ ÜÇÜNCÜ CÜZ
(s. 441 - 460)
Yirmi üçüncü cüzde; Yasin suresinin son kısmı, Saffât ve Sâd
surelerinin tamamı, Zümer suresinin baş tarafı bulunmaktadır.
Bu cüzdeki temel konular şunlardır:
1. YARATILIŞ VE TEKRAR DİRİLİŞ
Yasin suresinin son tarafında, yeryüzünde Allah’ın kevnî ayet-
lerine, kainattaki kozmos’a (düzen ve yüksek sisteme) dikkat
çekilmekte ve her insanın bu gerçekleri tefekkür edip sade-
ce Allah’a kul olması gerektiği açıklanmaktadır (Yâsîn, 36/33-47).
Sonra ahiret ve diriliş gerçeği hatırlatılmakta (Yâsîn, 36/48-68), bu
Kur’ân’ın şiir (ve insanların dinleyip sadece zevk alacağı bir kitap)
değil, bilakis diriler için (bugüne ve geleceğe ait) büyük uyarılar
taşıyan önemli bir mesaj olduğu açıklanmaktadır (Yâsîn, 36/34-43).
2. HER ŞEY ALLAH’A İTAAT EDER
Yasin’den sonra Saffât suresi gelmektedir. Sure meleklerin
gücü ile başlamakta, âdeta “siz mi güçlüsünüz, yoksa onlar mı
güçlü, onlar Allah’a itaat ediyorlar, ya siz?” sorusu sorulmakta
(Sâffât,37/1-12), sonra Allah’ın gücünü inkâr edenlerin kaybettik-
leri ve kabul edenlerin kazandıkları anlatılmakta (Sâffât, 37/13-74),
peygamberler ve mücadeleleri aktarılıp müşriklerin meleklerle
ilgili yanlış inançları açıklanarak sure tamamlanmaktadır (Sâffât,
37/75-182). Daha sonra Sâd suresi gelmekte ve bu sure; önceki
ümmetlerin hatalarını tekrar etmeyin, inananlar galip gelecektir
mesajını vermektedir. Surede, Kur’ân’ın, doğruları hatırlatan bir
kitap olduğu, Mekkeli müşriklerin vahiy karşısındaki hallerinin;
gurur, şaşkınlık ve parçalanmışlık olduğu açıklanmakta (Sâd, 38/1-
11), önceki kavimlerin de aynı hataya düştükleri ve helak oldukları
haber verilip (Sâd, 38/12-16), bizim kullarımız daha güçlüdür ve
galip geleceklerdir, yakında bunları bileceksiniz, uyarısı ile sure
tamamlanmaktadır (Sâd, 38/17-48).
3. HER ZÜMRE YAPTIKLARINDAN SORUMLUDUR
Daha sonra Zümer suresi gelmektedir. Bu surede farklılıklara
dikkat çekilmektedir. Surenin başında Kur’ân’ın Allah’tan gelen
bir kitap olduğu ve Allah’ın da gökleri ve yeri yaratan Tek İlah
ve Rab olduğu gerçeği vurgulanmakta; bundan sonra iyi ve kötü
kulların vasıfları açıklanmaktadır (Zümer, 39/1-22).
YİRMİ DÖRDÜNCÜ CÜZ
(s. 461 - 480)
Yirmi dördüncü cüzde; Zümer suresinin son kısmı, Mümin ve
son sayfası hariç Fussilet suresinin tamamı bulunmaktadır. Bu
cüzdeki temel konular şunlardır:
1. İYİ VE KÖTÜ
Zümer suresinin son tarafında farklılıklar anlatılmaya devam
etmektedir. Kizb (yalan) ile sıdk (doğruluk), zulüm ile adalet
ve cehennem ile cennet.. ve sure hamd ile tamamlanmaktadır
(Zümer, 39/23-75).
2. PEYGAMBERE DESTEK OLAN CESUR MÜMİN
Mümin suresinde ise kitapla mücadele edenler anlatılıp (Mü’min,
40/4-15), ahirette hüküm sahibinin Allah olduğu açıklanmakta
(Mü’min, 40/16-22); bu tevhid ve şirk mücadelesinin tarihin her dö-
neminde olduğu belirtilip konu Hz. Musa ve ona kurulan tuzak
üzerinden anlatılmaya devam edilmektedir ve ona yardım eden
cesur bir müminin çalışmaları aktarılmaktadır (Mü’min, 40/23-44).
3. AKIBET FARKLI OLACAKTIR
Sonra gelen Fussilet suresinde ise; “Bu kitapta size Allah, kâi-
nat ve insan hakkında bilgiler verildi.” denilerek inkârcıların/kâ-
firlerin sonu olan azap ile iman edip salih amel işleyenlerin
karşılaşacakları mükâfatlar anlatılmakta, bu iki şey arasındaki
farkın fark edilmesi gerektiği bildirilmektedir (Fussilet, 41/13-40).
YİRMİ BEŞİNCİ CÜZ
(s. 481 - 500)
Yirmi beşinci cüzde; Fussilet suresinin son kısmı ile Şura,
Zuhruf, Duhan sureleri ve son sayfası hariç Casiye suresinin ta-
mamı bulunmaktadır. Önceki cüzde bulunan Zümer suresinden
itibaren Ha-Mim (حم) ile başlayan sureler bu cüzde de devam
etmektedir. Şura, Zuhruf, Duhan ve Casiye sureleri… Sanki bu-
nunla bir toplu mesaj verilmekte ve konu birliği aktarılmaktadır.
Ha-Mim ile başlayan 7 sureye Ha-mim sureleri de denilmektedir.
Buna göre 25. cüzdeki temel konular şunlardır:
1. PEYGAMBERLERİN İNSANLARLA DİYALOĞU
Bu cüzdeki Şura suresinde kitabın toplumları değiştirici mis-
yonu ile ilgili olarak peygamberlerin mücadeleleri ve kavimleriyle
olan iletişimleri/diyalogları aktarılmaktadır (Şûrâ, 42/23-26).
2. TEVEKKÜL VE DUA
Zuhruf suresinde ise Allah yolundaki bir hayatta/mücadelede
Allah’a tevekkül ve dua konusu gündeme getirilmekte (Zuhruf,
43/12-25); dünya hırsına kapılan Hz. İbrahim kavmi, Musa ve İsa
peygamberlerin dünyaya aldanan kavimleri ile mücadeleleri an-
latılmakta ve Muhammed ümmetine bu konuda dikkatli olmaları
gerektiği mesajı verilmektedir (Zuhruf, 43/26-89).
3. KIYAMETİN DEHŞETİ
Duhan suresinde ise, Kur’ân’ın mübarek bir gecede indirildiği
bildirilmekte (Duhân, 44/1-9), sonra kıyamet konusuna geçilmekte-
dir. Sanki iki gün ve gece arasındaki farka burada dikkat çekil-
mekte; birisi Kur’ân’ın indiği mübarek gün-gece, diğeri de kıya-
metin başlangıcı olan dumanlı gün/gece (duhan) ve sonundaki
hesap günleri... (Duhân, 44/10-16). Bundan sonra peygamberlere
savaş açanlar bağlamında Hz. Musa ve Firavun’un mücadelesi
hatırlatılmakta ve safların belirlenmesi gerektiği mesajı veril-
mektedir (Duhân, 44/17-32). Bunu diriliş ve ahiret ile ilgili ayetler
takip etmektedir (Duhân, 44/33-59). Bu cüzde ayrıca Casiye suresi
bulunmaktadır. Casiye suresinde vahiy-insan ilişkisi ve vahiy
karşısındaki insanların davranış biçimleri anlatılmakta (Câsiye,
45/6-17), sonra vahye itaat etmeleri ve boyun eğmeleri isten-
mektedir. Dünyada Allah’a itaat etmeyenlerin; kıyamet ve ahiret
günü korkudan diz çöküp boyun eğecekleri (Casiye) ve Allah’a
hesap verecekleri hatırlatılmaktadır (Câsiye, 45/28-29). Dünyada
itaat edenlerin ise ahirette güzel bir şekilde cennete girecek-
leri bildirilmektedir (Câsiye, 45/30). Sure “Göklerde ve yerde bütün
azamet/ululuk O’na aittir. Yalnız O, izzet ve hüküm sahibidir”
ayeti ile tamamlanmaktadır (Câsiye, 45/37)
Kaynak :
Rıfat ORAL
Ankara - 2020
Diyanet YAYINLARI
KUR’ÂN’IN TEMEL KONULARI BÖLÜM5
Kur’ân okumalarının bir başka şekli de mukabele olarak asr-ı
saadetten bize intikal etmiştir. Mukabele bir kişinin Kur’ân
okuyup diğer kişi ya da kişilerin onu dinlemesi ve okuduğunu
kontrol etmesidir. Bu şekilde hem Kur’ân nüshaları hem de oku-
nan Kur’ân her defasında yeniden kontrol edilir, okuyan ya da
dinleyenler hatalarını düzeltir. Mukabele, Hz. Peygamber (a.s.)
döneminden gelen bir gelenektir. Asr-ı saadette Peygamberimiz
her sene Cebrail ile Kur’ân ayetlerini ve surelerini mukabele
ederlerdi. Bazen Peygamberimiz okur Cebrail dinler, bazen de
Cebrail okur Peygamberimiz (a.s.) dinlerdi. Hicretin 10. yılında
Peygamberimiz (a.s.) ömrünün sonuna yaklaştığını hissetmişti ya
da bu ona bildirilmişti. O sene Cebrail ile iki defa Kur’ân’ı mu-
kabele etmişlerdi. Bu son mukabele idi. Bu şekilde Kur’an karşı
tarafa arz edildiği için buna mukabele veya muaraza denilmiştir.
(Bk. Buhari, Fedailü’l-Kur’ân, 7; Ahmed, II/399; VI/282)
Kur’an sürekli okunması, mukabele ve müzakere edilmesi,
üzerinde düşünülmesi gereken bir kitaptır. Zira Kur’ân’daki her
cüz sanki müstakil bir kitaptır ve farklı konular ile insanlardaki
iman, ibadet ve ahlak bilincini yenilemekte, güçlendirip diri tut-
maktadır. Elinizdeki bu çalışma da Kur’ân okumalarında faydalı
olması ve bir takva (sorumluluk) bilinci kazandırması için her
cüzden 3 temel konu seçilerek oluşturulmuştur. Kur’ân okurken
bitirilen cüzden sonra o cüzdeki temel konuları/meseleleri ve
mesajları yeniden hatırlamak ve genel hatlarıyla anlamak/müza-
kere etmek hayatımızı ve toplumları değiştirecektir. Bu nedenle
camide ya da evde her cüz okumalarından sonra söz konusu
cüzle ilgili bölümün bu eserden okunması ve müzakere edilmesi
güzel sonuçlara yol açacaktır.
Kur’ân’ı her okuyuşta ya da her hatimde; farklı gözle ve he-
defle okumak tavsiye edilir ki hem okuyucunun zihni diri kalsın
hem de her okuyuşta Kur’ân’ın farklı bir yönünü keşfetsin.
YİRMİ BİRİNCİ CÜZ
(s. 401 - 420)
Yirmi birinci cüzde; Ankebut suresinin son tarafı, Rum, Lok-
man, Secde surelerinin tamamı ve Ahzab suresinin baş tarafı
bulunmaktadır. Bu cüzdeki temel konular şunlardır:
1. EHL-İ KİTAP İLE GÜZELCE MÜCADELE
Ankebut suresinin son taraflarında; ehl-i kitap ile güzelce
mücadele edin, Kur’ân’ı tebliğ edin, sıkıntılı durumlarda hicret
ve cihat edin, ölümden korkmayın, mesajları verilmektedir.
2. TARİHİ DEĞİŞTİRENLER
Bu cüzde ayrıca Rum, Lokman ve Secde surelerinin tamamı
bulunmaktadır. Sanki bu üç sure, Ankebut suresinin devamı ni-
teliğinde olup, onun gibi bu sureler de elif-lam-mim (الم) harfleri
ile başlamaktadır. Rum suresinde, tarihin akışını gerekli gördüğü
zamanlarda değişmesine imkan veren Allah’tır (Rûm, 30/1-5), me-
sajı verildikten sonra tarihin akışının değişmesi için yapılması
gereken bazı şeyler zikredilmektedir: İman edip salih amel iş-
lemek, dua edip Allah’a güvenmek, infak edip faizden kaçınmak,
yeryüzünü iyi gözlemleyip analiz etmek, ümitsizliğe düşmemek,
ilim ve iman sahiplerine itaat etmek, ahirete inanmak, sabretmek
(direnmek) ve düşmanı hafife almadan çalışmaya devam etmek
gerekir (Rûm, 30/27-60). Lokman suresinde de önceki suredeki
konu devam etmektedir: Tarihin akışına yön vermek için ayrıca
iki ayrı tavsiye bulunmaktadır:
a. Kur’ân’ı okuyun, anlayın ve emirlerini dinleyin (Lokmân, 31/1-11).
b. Çocuklarınızı doğru eğitin.
Bu bağlamda onlara tevhid inancı, anne-babaya saygılı olmak,
namaz kılmak, doğrunun yanında olup desteklemek, yanlışın
karşısında olup mücadele etmek ve güzel ahlak sahibi olmak
gibi inanç ve değerleri öğretin, onları eğitin tavsiyesinde bulu-
nulmaktadır (Lokmân, 31/12-19). Secde suresinde ise, bu konunun
devamı olarak Kur’ân’ın uyarılarını dikkate alıp yaratılıştaki esrarı
düşünün, yeryüzündeki olayları iyi analiz edin, hidayet önder-
lerine itaat edin; onlar da peygamberler ve Rabbani alimlerdir,
mesajı verilmektedir (Secde, 32/1-30).
3. MÜMİN KADINLARIN VASIFLARI
Bu cüzün son kısmında ayrıca Ahzab suresinin baş tarafı
bulunmaktadır. Ahzab suresinde; değişim için çalışın, Allah’tan
başkasından korkmayın ve fitnelere karşı uyanık olun mesajları
verilmektedir. Surenin başında (Ey Peygamber… diye) Hz. Pey-
gamber’e hitap bulunmakta, sanki onun şahsında bütün Müslü-
manlara seslenilmektedir. Sonra başarılı olmak için dikkat edil-
mesi gereken şeyler anlatılmakta, tehlikelere karşı dikkatli ve
hazırlıklı olun mesajı verilmektedir. Özellikle iç ve dış tehlikelere
karşı hazırlıklı olunması istenmektedir (Ahzâb, 33/1-27). Bundan
sonra Peygamberin hanımlarına özel tavsiyelerde bulunulup
onların şahsında diğer mümin kadınların da bu özelliklere sahip
olmaları gerektiği mesajı verilmektedir. Bu tavsiyeler;
a. Dünyevileşmemek (dünyanın büyüsüne kapılmamak),
b. Hayalı olmak,
c. Allah ve Resûlüne itaat etmek,
d. Tesettüre dikkat etmek, cahiliye kadınları gibi açılıp
saçılmamak,
e. Namaz kılmak, zekat vermek,
f. Kur’ân okuyup düşünmek ve anlamak,
g. Allah’ı zikretmek… şeklinde sıralanmaktadır.
Bu bölüm; söz konusu tavsiyelere (emirlere) dikkat eden ka-
dınlar ve erkeklere Allah’ın affı/mağfireti ve büyük ödülleri müj-
delenmektedir (Ahzâb, 33/28-36).
YİRMİ İKİNCİ CÜZ
(s. 421 - 440)
Yirmi ikinci cüzde; Ahzab suresinin son tarafı, Sebe ve Fatır
surelerinin tamamı, Yasin suresinin de baş tarafı bulunmaktadır.
Bu cüzdeki temel konular şunlardır:
1. SORUMLULUKLAR
Ahzab suresinin son tarafında müminlere bazı uyarılar bu-
lunmakta, sorumluluklar hatırlatılmakta ve sure; dağların kabul
etmediği ağır yükü/sorumluluğu insanın kabul ettiğini beyan
ile tamamlanmaktadır (Ahzâb, 33/37-73).
2. ALLAH’IN NİMETLERİ
Sonra gelen Sebe ve Fatır sureleri hamd ile başlamakta ve
sanki birbirlerinin tamamlayıcısı olduğu mesajı verilmektedir.
Sebe suresinde Allah’ın nimetleri sayılmakta, en büyük nimetin
risalet (peygamberin/kitabın gönderilmesi) olduğu açıklanmak-
ta, bu büyük nimeti inkâr edenlerin ahirette cezalandırılacakları
uyarısı ile sure tamamlanmaktadır (Sebe’, 34/1-54). Bunu takip eden
Fatır suresinde de Allah’ın nimetleri anlatılmaya devam etmekte,
ancak şeytan ve dünya nimetlerinin aldatıcı olduğuna dikkat
çekilip Allah’ın yarattığı varlıklar hatırlatılmakta ve asıl nimet
sahibinin unutulmaması gerektiği açıklanmaktadır (Fâtır, 35/1-
44). Fatır suresi; “Yaptığınız yanlışlar/günahlar sebebiyle Allah
hemen azap gönderseydi, yeryüzünde kimse kalmazdı, ancak
hesap belli bir süreye kadar tehir edilmektedir.” dikkat edin
uyarısı ile tamamlanmaktadır (Fâtır, 35/45).
3. TEVHİD VE KULLUK
Bu cüzde Yasin suresinin baş tarafı da bulunmaktadır. Yasin
suresinde 3 temel mesajı vardır: Allah’ın uyarılarına kulak verin,
peygamberi destekleyin ve ahiret hayatını unutmayın. Surenin
baş tarafında tevhid’e giden yolun risalet ve ahiret inancından
geçtiği hatırlatılmakta (Yâsîn, 36/1-12), sonra örnekler üzerinden
peygamberi destekleyenler ve peygamber karşıtlarının sonla-
rı/akıbetleri açıklanmaktadır (Yâsîn, 36/13-32). Daha sonra yer-
yüzünde Allah’ın kevnî ayetlerine, kainattaki kozmos’a (düzen
ve yüksek sisteme) dikkat çekilmekte ve insanın bu gerçekleri
tefekkür edip sadece Allah’a kul olması gerektiği mesajı veril-
mektedir (Yâsîn, 36/33-47).
YİRMİ ÜÇÜNCÜ CÜZ
(s. 441 - 460)
Yirmi üçüncü cüzde; Yasin suresinin son kısmı, Saffât ve Sâd
surelerinin tamamı, Zümer suresinin baş tarafı bulunmaktadır.
Bu cüzdeki temel konular şunlardır:
1. YARATILIŞ VE TEKRAR DİRİLİŞ
Yasin suresinin son tarafında, yeryüzünde Allah’ın kevnî ayet-
lerine, kainattaki kozmos’a (düzen ve yüksek sisteme) dikkat
çekilmekte ve her insanın bu gerçekleri tefekkür edip sade-
ce Allah’a kul olması gerektiği açıklanmaktadır (Yâsîn, 36/33-47).
Sonra ahiret ve diriliş gerçeği hatırlatılmakta (Yâsîn, 36/48-68), bu
Kur’ân’ın şiir (ve insanların dinleyip sadece zevk alacağı bir kitap)
değil, bilakis diriler için (bugüne ve geleceğe ait) büyük uyarılar
taşıyan önemli bir mesaj olduğu açıklanmaktadır (Yâsîn, 36/34-43).
2. HER ŞEY ALLAH’A İTAAT EDER
Yasin’den sonra Saffât suresi gelmektedir. Sure meleklerin
gücü ile başlamakta, âdeta “siz mi güçlüsünüz, yoksa onlar mı
güçlü, onlar Allah’a itaat ediyorlar, ya siz?” sorusu sorulmakta
(Sâffât,37/1-12), sonra Allah’ın gücünü inkâr edenlerin kaybettik-
leri ve kabul edenlerin kazandıkları anlatılmakta (Sâffât, 37/13-74),
peygamberler ve mücadeleleri aktarılıp müşriklerin meleklerle
ilgili yanlış inançları açıklanarak sure tamamlanmaktadır (Sâffât,
37/75-182). Daha sonra Sâd suresi gelmekte ve bu sure; önceki
ümmetlerin hatalarını tekrar etmeyin, inananlar galip gelecektir
mesajını vermektedir. Surede, Kur’ân’ın, doğruları hatırlatan bir
kitap olduğu, Mekkeli müşriklerin vahiy karşısındaki hallerinin;
gurur, şaşkınlık ve parçalanmışlık olduğu açıklanmakta (Sâd, 38/1-
11), önceki kavimlerin de aynı hataya düştükleri ve helak oldukları
haber verilip (Sâd, 38/12-16), bizim kullarımız daha güçlüdür ve
galip geleceklerdir, yakında bunları bileceksiniz, uyarısı ile sure
tamamlanmaktadır (Sâd, 38/17-48).
3. HER ZÜMRE YAPTIKLARINDAN SORUMLUDUR
Daha sonra Zümer suresi gelmektedir. Bu surede farklılıklara
dikkat çekilmektedir. Surenin başında Kur’ân’ın Allah’tan gelen
bir kitap olduğu ve Allah’ın da gökleri ve yeri yaratan Tek İlah
ve Rab olduğu gerçeği vurgulanmakta; bundan sonra iyi ve kötü
kulların vasıfları açıklanmaktadır (Zümer, 39/1-22).
YİRMİ DÖRDÜNCÜ CÜZ
(s. 461 - 480)
Yirmi dördüncü cüzde; Zümer suresinin son kısmı, Mümin ve
son sayfası hariç Fussilet suresinin tamamı bulunmaktadır. Bu
cüzdeki temel konular şunlardır:
1. İYİ VE KÖTÜ
Zümer suresinin son tarafında farklılıklar anlatılmaya devam
etmektedir. Kizb (yalan) ile sıdk (doğruluk), zulüm ile adalet
ve cehennem ile cennet.. ve sure hamd ile tamamlanmaktadır
(Zümer, 39/23-75).
2. PEYGAMBERE DESTEK OLAN CESUR MÜMİN
Mümin suresinde ise kitapla mücadele edenler anlatılıp (Mü’min,
40/4-15), ahirette hüküm sahibinin Allah olduğu açıklanmakta
(Mü’min, 40/16-22); bu tevhid ve şirk mücadelesinin tarihin her dö-
neminde olduğu belirtilip konu Hz. Musa ve ona kurulan tuzak
üzerinden anlatılmaya devam edilmektedir ve ona yardım eden
cesur bir müminin çalışmaları aktarılmaktadır (Mü’min, 40/23-44).
3. AKIBET FARKLI OLACAKTIR
Sonra gelen Fussilet suresinde ise; “Bu kitapta size Allah, kâi-
nat ve insan hakkında bilgiler verildi.” denilerek inkârcıların/kâ-
firlerin sonu olan azap ile iman edip salih amel işleyenlerin
karşılaşacakları mükâfatlar anlatılmakta, bu iki şey arasındaki
farkın fark edilmesi gerektiği bildirilmektedir (Fussilet, 41/13-40).
YİRMİ BEŞİNCİ CÜZ
(s. 481 - 500)
Yirmi beşinci cüzde; Fussilet suresinin son kısmı ile Şura,
Zuhruf, Duhan sureleri ve son sayfası hariç Casiye suresinin ta-
mamı bulunmaktadır. Önceki cüzde bulunan Zümer suresinden
itibaren Ha-Mim (حم) ile başlayan sureler bu cüzde de devam
etmektedir. Şura, Zuhruf, Duhan ve Casiye sureleri… Sanki bu-
nunla bir toplu mesaj verilmekte ve konu birliği aktarılmaktadır.
Ha-Mim ile başlayan 7 sureye Ha-mim sureleri de denilmektedir.
Buna göre 25. cüzdeki temel konular şunlardır:
1. PEYGAMBERLERİN İNSANLARLA DİYALOĞU
Bu cüzdeki Şura suresinde kitabın toplumları değiştirici mis-
yonu ile ilgili olarak peygamberlerin mücadeleleri ve kavimleriyle
olan iletişimleri/diyalogları aktarılmaktadır (Şûrâ, 42/23-26).
2. TEVEKKÜL VE DUA
Zuhruf suresinde ise Allah yolundaki bir hayatta/mücadelede
Allah’a tevekkül ve dua konusu gündeme getirilmekte (Zuhruf,
43/12-25); dünya hırsına kapılan Hz. İbrahim kavmi, Musa ve İsa
peygamberlerin dünyaya aldanan kavimleri ile mücadeleleri an-
latılmakta ve Muhammed ümmetine bu konuda dikkatli olmaları
gerektiği mesajı verilmektedir (Zuhruf, 43/26-89).
3. KIYAMETİN DEHŞETİ
Duhan suresinde ise, Kur’ân’ın mübarek bir gecede indirildiği
bildirilmekte (Duhân, 44/1-9), sonra kıyamet konusuna geçilmekte-
dir. Sanki iki gün ve gece arasındaki farka burada dikkat çekil-
mekte; birisi Kur’ân’ın indiği mübarek gün-gece, diğeri de kıya-
metin başlangıcı olan dumanlı gün/gece (duhan) ve sonundaki
hesap günleri... (Duhân, 44/10-16). Bundan sonra peygamberlere
savaş açanlar bağlamında Hz. Musa ve Firavun’un mücadelesi
hatırlatılmakta ve safların belirlenmesi gerektiği mesajı veril-
mektedir (Duhân, 44/17-32). Bunu diriliş ve ahiret ile ilgili ayetler
takip etmektedir (Duhân, 44/33-59). Bu cüzde ayrıca Casiye suresi
bulunmaktadır. Casiye suresinde vahiy-insan ilişkisi ve vahiy
karşısındaki insanların davranış biçimleri anlatılmakta (Câsiye,
45/6-17), sonra vahye itaat etmeleri ve boyun eğmeleri isten-
mektedir. Dünyada Allah’a itaat etmeyenlerin; kıyamet ve ahiret
günü korkudan diz çöküp boyun eğecekleri (Casiye) ve Allah’a
hesap verecekleri hatırlatılmaktadır (Câsiye, 45/28-29). Dünyada
itaat edenlerin ise ahirette güzel bir şekilde cennete girecek-
leri bildirilmektedir (Câsiye, 45/30). Sure “Göklerde ve yerde bütün
azamet/ululuk O’na aittir. Yalnız O, izzet ve hüküm sahibidir”
ayeti ile tamamlanmaktadır (Câsiye, 45/37)
Kaynak :
Rıfat ORAL
Ankara - 2020
Diyanet YAYINLARI
KUR’ÂN’IN TEMEL KONULARI BÖLÜM5
“iyyakenabüdü” Zikrimizin Sebebi Hikmeti
SIHHAT VE HASTALIK DÖRT SINIF SEBEBTEN İLERİ GELİR
1) Maddi sebeplerdir: Bunlar azalar ve onda dolaşan yeller ile kan, safra, balgam, sevda ismi ile maruf bu dört unsur birinci sebebi teşkil ederler
2) Fail sebeplerdir: Bunlar yiyecek ve içecek şeyleri teşkil edeler. Bunların vücuttaki değişiklikleri hava, havanın içinde bulunan yabancı buharlar, dumanlar, gazlar, bunların vücutta toplanmaları, çıkmaları, iklimler, şehirler, oturulacak evler, erkeklik, dişilik ve daha birçak hastalığa tesir eden şeyler; ikinci sınıf sebebi teşkil ederler.
3) Suri sebeplerdir: Bunlar insanın şekline aittir. Bir azanın fazla büyük yada küçük olması, tabii şekilde olup olmaması üçüncü sınıf sebebi teşkil edeler.
4) Tamamlayıcı sebeplerdir: Bunlar vücuttaki kan, safra, sevda, balgam ve azaların fiillerine mahsus olan hallerdir. Bunların kendileri sağlam olur da faaliyetleri bozuk olursa, hastalık meydana gelir.
İnsanın vücudundaki en hararetli şey ruh ve kalbdir. Ruh, kalbte meydana gelir ve oradan bütün azalara yayılır. Bunlardan sonra hararette kan, karaciğer, böbrekler ve adaleler gelir.
İnsan vücudundaki soğuk olan şeyler: Balgam, kemik, kıllar, kıkırdaklar, beyin, yağ ve sümüktür.
İnsan vücudundaki rutubetli olan şeyler: Balgam, yağ, beyin, ilik, akciğer, dalak, böbrek ve adalelerdir.
İnsan vücudundaki kuru olan şeyler: Kıllar ve kemiklerdir.
1- Kanın zahiri sebebi: Normal yemekler, güzel şerbetlerden meydana gelir. Kan fazla sıcak yada soğuk olursa bu normal bir kan değildir.
2- Balgamın vücuttaki oluşunun zahiri sebebi: Soğuk yemekler ve galiz gıdalardan meydana gelir. Yapıcı sebebi ise hararetin azlığıdır. Balgam vücudun bazı ihtiyaçlarını karşılar, bunlar da mafsal gibi oynak yerleri ıslatmaya yarar.
3- Safrayı meydana getiren ise güzel ve sıcak gıdalardır. Yapıcı sebebi fazla hararettir. Faydası, bağırsakları harekete geçirerek hacet hissini uyandırır.
4- Sevdayı meydana getiren zahiri sebepler: Kuru gıdalar ve hararetli yemeklerdir. Sevda normal veya anormal olur. Normal olanı kanın bakiyesidir, karaciğerde meydana gelir, bir kısmı kana karışır, bir kısmı dalağa geçer. Kana karışan kısmı kemik gibi bazı uzuvların beslenmesine hizmet eder, bir kısmı da kanın tahallülüne mani olur.
Vücudun sağlık ve hastalığı bu dört unsura bağlıdır. Bunlar vücutta normal halde bulunurlarsa vücut sağlıklı olur. Biri diğerinden fazla olursa bünyenin sağlığı bozulur, vücutta hastalık belirtileri meydana gelir. Şimdi biz bu dört ahlatın durumlarını, onlardan meydana gelen hastalıkları ve çarelerini açıklayalım.
1- KAN: Tabiatı sıcak ve rutubetlidir. Kan tabii havadan meydana gelir. Vücuttaki yeri karaciğerdir. Tabiatı kuru ve soğuk olan bütün gıdalar kanın ilacıdır. Vücuda kan galip olursa şiddetli baş ağrısı, şişlikler, duygu organlarında tembellik, vücutta ve başta ağırlık ve bayılmalar meydana gelir. Ruyada hacametci, kan ve oyuncular görülmeye başlar. Bu hallerin meydana gelmesi ise daima yağlı, tatlı ve tabiatı sıcak, kan yapıcı gıdaların yenilmesi ile ortaya çıkar.
ÇARESİ: Kan ve kandan meydana gelen hastalıklara karşı; Ekşi nar, ekşi meyve suları ve sirkeli gıdalar yenmelidir. Bu gıdalar bir müddet alınırsa kan normale döner ve kandan meydana gelen hastalıklar da ortadan kalkar.
2- SAFRA: Tabiatı sıcak ve kurudur. Tabii kan unsurundan meydana gelir. Vücuttaki yeri safra kesesidir. Bedeni safra istila ederse baş ağrısı, migren, uykusuzluk, nabız yükselmesi, gözlerin ve vücudun sararması, dil ve burunda kuruluk meydana gelmesi, ağızda acılık, soğuk havadan hoşlanma, başta çıban ve sivilcelerin oluşması, daimi bir sıkıntı hali, uykudayken güneş, savaş ve gök gürültüsü gibi hallerin görülmesi vücudu safranın istila ettiğinin birer belirtisidir.
ÇARESİ: Safranın ve safradan meydana gelen hastalıkların ilacı tabiatı soğuk ve rutubetli olan gıdalarla birlikte şeker, keçi yağı, arpa suyu-ekmeği, hıyar, karpuz, demirhindi şerbetidir. Bu maddelerden biri ve ya birkaç tanesi ağız yolu ile alınmaya devam edilirse safra normale döner safradan meydana gelen hastalıklar da ortadan kalkar.
3- BALGAM: Tabiatı soğuk ve rutubetlidir. Su unsurundan meydana gelir. Vücuttaki yeri akciğerlerdir. Vücudu balgam istila edersebundan sedef, sekte, soğuktan olan baş ağrısı, kaşıntı, ağız ve ter kokusu, yapışkan tükürük çokluğu, vücut soğukluğu, yemeğe isteksizlik, sıcağı sevme, mide zafiyeti, hazımsızlık, ağızdan ekşi gaz çıkarma, unutkanlık, tembellik, çok uyuma, idrarın beyaz oluşu ve uykuda su görme ve yıkanma gibi hallerin görülmesi balgamdan meydana gelen hastalıkların birer belirtileridir.
ÇARESİ: Bal, zencefil, günlük, mesteki, karabiber, deve sütü, susam, mısır ve tabiatı sıcak ve kuru olan bütün gıdalar balgam ve balgamdan meydana gelen hastalıkların ilacıdır. Bu maddelerden yeteri kadar almaya devam edilirse balgam normale döner ve balgamdan meydana gelen hastalıklar ortadan kalkar.
4- SEVDA: Tabiatı soğuk ve kurudur. Toprak unsurundan meydana gelir. Vücuttaki yeri dalaktır. Sevda kanın yanmasından, mercimek, mısır, sığır eti, patlıcan, tuzlu, ekşili, fasulye ve sevdevi gıdaların cok yenmesinden meydana gelir. Belirtileri; vücutta durgunluk, uyku azlığı, şiddetli susuzluk, gözlerde kuruluk, çok su içme, kanın koyu ve siyah oluşu, düşünce bozukluğu, vesvese, idrarın kırmızıya boyanması, kuru öksürük, dalak sancısı, sıkıntı, keder, uykuda korkulu rüyaların yani siyah eşyaların ve cenazelerin görülmesi, herşeyden korkma gibi hallerin meydana gelmesi sevdanın vücudu istila ettiğinin birer belirtileridir.
ÇARESİ: Bir bardak süzme bal şerbetine 3’er gr. Çekilmiş zencefil, karabiber ve mesteki ilave edilerek içilmelidir. Şekerli inek sütü, tereyağı, şeker, pırasa, koyun sütü gibi tabiatı sıcak ve rutubetli gıdalar alınması ile birlikte sevda normale döner ve sevdadan meydana gelen hastalıklar ortadan kalkar.
(ibni Sina)
————————–
işde zikirimize devam eden sofilerde vücutta sevda ile balgamin karişmasi sonucu bazi kötü hal ve ahlaklar vardir, bunlardan kurtulmak için işde zikirimize devam eden sofiler 21 sinifda bu yukarda yazdgimiz “iyyakenabüdü” ayetine devam edince bu balgam ve sevda karişimi olan sari renkli bir balgam maydana gelir zikirin harareti onun dimaga yükselmesini saglar ve onu zikir esnasinda genize gelince tükürüp atmak lazimki, onun verdiği hastalik ve kötü ahlaklardan kurtulabilesin ey sofi. yani işde buna devam etmekle yani duruma göre 3 günde bi,r veya iki günde bir, veya cok olmasi halinda, her gün o zikire 40 gün devam edilir yine kirk günde iki günde bir yapilirsa 40 günde 20 defa okuncak demekdir, üc günde bir okunursa 13 gün okuncakdir ve ondan sonra bunu okumayi birakilir, ve 22. sinifa gecilir, yani sevda ve balgamin verdiği rahatsizliklardan kurtulmak için işde, vücutun hararet ayari degişmişdir artik, yani öyleki dedikya güneş dogmasi için zikirimiz okunur ve 45 dakika birşey yenip icilmez, ne olacak o zman vücut kazani kaynatilmiş olu,r o kaynayan kazan da, işde sevda ve balgam sari renkli koyu bir kivam alirki, bu eger birde safra ile birleşirse mide ve barsakada yanma su kaybi olur, cünkü kaynayan kazandaki su buhar olunca kapagi acinca kazandaki su nasil azalirsa, vücutun suyuda azalir cünkü o su yagmur olarak bir yerlere yagmakdadir, ve senin vücuda su ilavesi yapman lazim demekdir işde o yüzdende saf menbea suyu agzi geniş tasdan iclir dedik, ve böylece yagmurlama sistemi, ve bu sofilerin yavaaş yavaş mevsim zikiri cekebilme ve kar yagmur yagdirabilme özelliklerini kazanmasina yardimci olmaya başlar, taaki güneş makamina cikacak sofi olmaya kadar, yani öyleki hararet onlarda cok fazla olcak, cünkü kalp günde 6666 veya bir üst güneş 66 666 allah zikiri yani kazan cok kaynayacak ve hararet yükselecek, ve güneşlik makami kazanilcak, güneş makmina cikmiş bir sofi, havanin bulutlu oldugu bir yere seyahat etse bir kac saat icinde orda gündüz hava güneş acar.
diyeceklerki bunlarin dinde yeri yok batildir. batil şeyler icad ediyorlar. el cevap lan dangil
bugday nasil eikilir nasil bicilir nasil sulanir nasil sonra denesi alinir sonra degmende ögütülür, dinde bunlar bildiriliyormu? yok. ne kitapda ne sünnetde eeee ne yapacaz bunlar batildir deyip un edip ekmek yapmaycazmi, peki bunlarin dinde olup olmadiginimi arayacaz, yine ameliyat dokdoru mesala amyliyat yapcak bu sonradan dine sokuldumu diyecek, muhammed vakti ameliyat yokdumu diyecez , dangilligin lüzümü yok bunlar tecrübe meselesidir. tecrübe ile sabittir. diyorki bazi doktorlar her gün bir avuc ceviz veya bir avuc findik yiyin, yani adam bilirki onun vücuda faydasi var, ve neye yariyor, neden lazim test edilmiş, ve o yüzden tavsiye ediyor, yoksa muhammed dedi diye degil, artik bunlar muahammeden sonra tecrübe ve araştirma sonucu ögrenilmiş bilgilerdir. zikirde böyledir, her alim kendi zikiri ne sonuclar verir denedikce ögrenir, ve sofilerinide öyle egitir degilmi? bizde yolumuzdan, ardimizdan gelecek olanlara ögretemeye calişiyoruz işde. bunun muhammedde olup olmadigi sünnet olup olmadigi degildir mühim olan yani mesela patates fatihden sonra amerikanin keşfinden sonra amerikadan bu tarafa getirilmiş bir sebze, peki bunu muhammed yemedi diye yemeyelim fetvasimi vercez, yoksa günümüzün ilim bilim bitkicileri bunu yenebelbir görüp ve faydali görüp yenebilir fetvasimi vercez, sen diyebilirmisin memnu patetes yemek bidattir, ha dangil olmamak lazim degilmi.
SIHHAT VE HASTALIK DÖRT SINIF SEBEBTEN İLERİ GELİR
1) Maddi sebeplerdir: Bunlar azalar ve onda dolaşan yeller ile kan, safra, balgam, sevda ismi ile maruf bu dört unsur birinci sebebi teşkil ederler
2) Fail sebeplerdir: Bunlar yiyecek ve içecek şeyleri teşkil edeler. Bunların vücuttaki değişiklikleri hava, havanın içinde bulunan yabancı buharlar, dumanlar, gazlar, bunların vücutta toplanmaları, çıkmaları, iklimler, şehirler, oturulacak evler, erkeklik, dişilik ve daha birçak hastalığa tesir eden şeyler; ikinci sınıf sebebi teşkil ederler.
3) Suri sebeplerdir: Bunlar insanın şekline aittir. Bir azanın fazla büyük yada küçük olması, tabii şekilde olup olmaması üçüncü sınıf sebebi teşkil edeler.
4) Tamamlayıcı sebeplerdir: Bunlar vücuttaki kan, safra, sevda, balgam ve azaların fiillerine mahsus olan hallerdir. Bunların kendileri sağlam olur da faaliyetleri bozuk olursa, hastalık meydana gelir.
İnsanın vücudundaki en hararetli şey ruh ve kalbdir. Ruh, kalbte meydana gelir ve oradan bütün azalara yayılır. Bunlardan sonra hararette kan, karaciğer, böbrekler ve adaleler gelir.
İnsan vücudundaki soğuk olan şeyler: Balgam, kemik, kıllar, kıkırdaklar, beyin, yağ ve sümüktür.
İnsan vücudundaki rutubetli olan şeyler: Balgam, yağ, beyin, ilik, akciğer, dalak, böbrek ve adalelerdir.
İnsan vücudundaki kuru olan şeyler: Kıllar ve kemiklerdir.
1- Kanın zahiri sebebi: Normal yemekler, güzel şerbetlerden meydana gelir. Kan fazla sıcak yada soğuk olursa bu normal bir kan değildir.
2- Balgamın vücuttaki oluşunun zahiri sebebi: Soğuk yemekler ve galiz gıdalardan meydana gelir. Yapıcı sebebi ise hararetin azlığıdır. Balgam vücudun bazı ihtiyaçlarını karşılar, bunlar da mafsal gibi oynak yerleri ıslatmaya yarar.
3- Safrayı meydana getiren ise güzel ve sıcak gıdalardır. Yapıcı sebebi fazla hararettir. Faydası, bağırsakları harekete geçirerek hacet hissini uyandırır.
4- Sevdayı meydana getiren zahiri sebepler: Kuru gıdalar ve hararetli yemeklerdir. Sevda normal veya anormal olur. Normal olanı kanın bakiyesidir, karaciğerde meydana gelir, bir kısmı kana karışır, bir kısmı dalağa geçer. Kana karışan kısmı kemik gibi bazı uzuvların beslenmesine hizmet eder, bir kısmı da kanın tahallülüne mani olur.
Vücudun sağlık ve hastalığı bu dört unsura bağlıdır. Bunlar vücutta normal halde bulunurlarsa vücut sağlıklı olur. Biri diğerinden fazla olursa bünyenin sağlığı bozulur, vücutta hastalık belirtileri meydana gelir. Şimdi biz bu dört ahlatın durumlarını, onlardan meydana gelen hastalıkları ve çarelerini açıklayalım.
1- KAN: Tabiatı sıcak ve rutubetlidir. Kan tabii havadan meydana gelir. Vücuttaki yeri karaciğerdir. Tabiatı kuru ve soğuk olan bütün gıdalar kanın ilacıdır. Vücuda kan galip olursa şiddetli baş ağrısı, şişlikler, duygu organlarında tembellik, vücutta ve başta ağırlık ve bayılmalar meydana gelir. Ruyada hacametci, kan ve oyuncular görülmeye başlar. Bu hallerin meydana gelmesi ise daima yağlı, tatlı ve tabiatı sıcak, kan yapıcı gıdaların yenilmesi ile ortaya çıkar.
ÇARESİ: Kan ve kandan meydana gelen hastalıklara karşı; Ekşi nar, ekşi meyve suları ve sirkeli gıdalar yenmelidir. Bu gıdalar bir müddet alınırsa kan normale döner ve kandan meydana gelen hastalıklar da ortadan kalkar.
2- SAFRA: Tabiatı sıcak ve kurudur. Tabii kan unsurundan meydana gelir. Vücuttaki yeri safra kesesidir. Bedeni safra istila ederse baş ağrısı, migren, uykusuzluk, nabız yükselmesi, gözlerin ve vücudun sararması, dil ve burunda kuruluk meydana gelmesi, ağızda acılık, soğuk havadan hoşlanma, başta çıban ve sivilcelerin oluşması, daimi bir sıkıntı hali, uykudayken güneş, savaş ve gök gürültüsü gibi hallerin görülmesi vücudu safranın istila ettiğinin birer belirtisidir.
ÇARESİ: Safranın ve safradan meydana gelen hastalıkların ilacı tabiatı soğuk ve rutubetli olan gıdalarla birlikte şeker, keçi yağı, arpa suyu-ekmeği, hıyar, karpuz, demirhindi şerbetidir. Bu maddelerden biri ve ya birkaç tanesi ağız yolu ile alınmaya devam edilirse safra normale döner safradan meydana gelen hastalıklar da ortadan kalkar.
3- BALGAM: Tabiatı soğuk ve rutubetlidir. Su unsurundan meydana gelir. Vücuttaki yeri akciğerlerdir. Vücudu balgam istila edersebundan sedef, sekte, soğuktan olan baş ağrısı, kaşıntı, ağız ve ter kokusu, yapışkan tükürük çokluğu, vücut soğukluğu, yemeğe isteksizlik, sıcağı sevme, mide zafiyeti, hazımsızlık, ağızdan ekşi gaz çıkarma, unutkanlık, tembellik, çok uyuma, idrarın beyaz oluşu ve uykuda su görme ve yıkanma gibi hallerin görülmesi balgamdan meydana gelen hastalıkların birer belirtileridir.
ÇARESİ: Bal, zencefil, günlük, mesteki, karabiber, deve sütü, susam, mısır ve tabiatı sıcak ve kuru olan bütün gıdalar balgam ve balgamdan meydana gelen hastalıkların ilacıdır. Bu maddelerden yeteri kadar almaya devam edilirse balgam normale döner ve balgamdan meydana gelen hastalıklar ortadan kalkar.
4- SEVDA: Tabiatı soğuk ve kurudur. Toprak unsurundan meydana gelir. Vücuttaki yeri dalaktır. Sevda kanın yanmasından, mercimek, mısır, sığır eti, patlıcan, tuzlu, ekşili, fasulye ve sevdevi gıdaların cok yenmesinden meydana gelir. Belirtileri; vücutta durgunluk, uyku azlığı, şiddetli susuzluk, gözlerde kuruluk, çok su içme, kanın koyu ve siyah oluşu, düşünce bozukluğu, vesvese, idrarın kırmızıya boyanması, kuru öksürük, dalak sancısı, sıkıntı, keder, uykuda korkulu rüyaların yani siyah eşyaların ve cenazelerin görülmesi, herşeyden korkma gibi hallerin meydana gelmesi sevdanın vücudu istila ettiğinin birer belirtileridir.
ÇARESİ: Bir bardak süzme bal şerbetine 3’er gr. Çekilmiş zencefil, karabiber ve mesteki ilave edilerek içilmelidir. Şekerli inek sütü, tereyağı, şeker, pırasa, koyun sütü gibi tabiatı sıcak ve rutubetli gıdalar alınması ile birlikte sevda normale döner ve sevdadan meydana gelen hastalıklar ortadan kalkar.
(ibni Sina)
————————–
işde zikirimize devam eden sofilerde vücutta sevda ile balgamin karişmasi sonucu bazi kötü hal ve ahlaklar vardir, bunlardan kurtulmak için işde zikirimize devam eden sofiler 21 sinifda bu yukarda yazdgimiz “iyyakenabüdü” ayetine devam edince bu balgam ve sevda karişimi olan sari renkli bir balgam maydana gelir zikirin harareti onun dimaga yükselmesini saglar ve onu zikir esnasinda genize gelince tükürüp atmak lazimki, onun verdiği hastalik ve kötü ahlaklardan kurtulabilesin ey sofi. yani işde buna devam etmekle yani duruma göre 3 günde bi,r veya iki günde bir, veya cok olmasi halinda, her gün o zikire 40 gün devam edilir yine kirk günde iki günde bir yapilirsa 40 günde 20 defa okuncak demekdir, üc günde bir okunursa 13 gün okuncakdir ve ondan sonra bunu okumayi birakilir, ve 22. sinifa gecilir, yani sevda ve balgamin verdiği rahatsizliklardan kurtulmak için işde, vücutun hararet ayari degişmişdir artik, yani öyleki dedikya güneş dogmasi için zikirimiz okunur ve 45 dakika birşey yenip icilmez, ne olacak o zman vücut kazani kaynatilmiş olu,r o kaynayan kazan da, işde sevda ve balgam sari renkli koyu bir kivam alirki, bu eger birde safra ile birleşirse mide ve barsakada yanma su kaybi olur, cünkü kaynayan kazandaki su buhar olunca kapagi acinca kazandaki su nasil azalirsa, vücutun suyuda azalir cünkü o su yagmur olarak bir yerlere yagmakdadir, ve senin vücuda su ilavesi yapman lazim demekdir işde o yüzdende saf menbea suyu agzi geniş tasdan iclir dedik, ve böylece yagmurlama sistemi, ve bu sofilerin yavaaş yavaş mevsim zikiri cekebilme ve kar yagmur yagdirabilme özelliklerini kazanmasina yardimci olmaya başlar, taaki güneş makamina cikacak sofi olmaya kadar, yani öyleki hararet onlarda cok fazla olcak, cünkü kalp günde 6666 veya bir üst güneş 66 666 allah zikiri yani kazan cok kaynayacak ve hararet yükselecek, ve güneşlik makami kazanilcak, güneş makmina cikmiş bir sofi, havanin bulutlu oldugu bir yere seyahat etse bir kac saat icinde orda gündüz hava güneş acar.
diyeceklerki bunlarin dinde yeri yok batildir. batil şeyler icad ediyorlar. el cevap lan dangil
bugday nasil eikilir nasil bicilir nasil sulanir nasil sonra denesi alinir sonra degmende ögütülür, dinde bunlar bildiriliyormu? yok. ne kitapda ne sünnetde eeee ne yapacaz bunlar batildir deyip un edip ekmek yapmaycazmi, peki bunlarin dinde olup olmadiginimi arayacaz, yine ameliyat dokdoru mesala amyliyat yapcak bu sonradan dine sokuldumu diyecek, muhammed vakti ameliyat yokdumu diyecez , dangilligin lüzümü yok bunlar tecrübe meselesidir. tecrübe ile sabittir. diyorki bazi doktorlar her gün bir avuc ceviz veya bir avuc findik yiyin, yani adam bilirki onun vücuda faydasi var, ve neye yariyor, neden lazim test edilmiş, ve o yüzden tavsiye ediyor, yoksa muhammed dedi diye degil, artik bunlar muahammeden sonra tecrübe ve araştirma sonucu ögrenilmiş bilgilerdir. zikirde böyledir, her alim kendi zikiri ne sonuclar verir denedikce ögrenir, ve sofilerinide öyle egitir degilmi? bizde yolumuzdan, ardimizdan gelecek olanlara ögretemeye calişiyoruz işde. bunun muhammedde olup olmadigi sünnet olup olmadigi degildir mühim olan yani mesela patates fatihden sonra amerikanin keşfinden sonra amerikadan bu tarafa getirilmiş bir sebze, peki bunu muhammed yemedi diye yemeyelim fetvasimi vercez, yoksa günümüzün ilim bilim bitkicileri bunu yenebelbir görüp ve faydali görüp yenebilir fetvasimi vercez, sen diyebilirmisin memnu patetes yemek bidattir, ha dangil olmamak lazim degilmi.
KUR’ÂN’IN TEMEL KONULARI
Kur’ân okumalarının bir başka şekli de mukabele olarak asr-ı
saadetten bize intikal etmiştir. Mukabele bir kişinin Kur’ân
okuyup diğer kişi ya da kişilerin onu dinlemesi ve okuduğunu
kontrol etmesidir. Bu şekilde hem Kur’ân nüshaları hem de oku-
nan Kur’ân her defasında yeniden kontrol edilir, okuyan ya da
dinleyenler hatalarını düzeltir. Mukabele, Hz. Peygamber (a.s.)
döneminden gelen bir gelenektir. Asr-ı saadette Peygamberimiz
her sene Cebrail ile Kur’ân ayetlerini ve surelerini mukabele
ederlerdi. Bazen Peygamberimiz okur Cebrail dinler, bazen de
Cebrail okur Peygamberimiz (a.s.) dinlerdi. Hicretin 10. yılında
Peygamberimiz (a.s.) ömrünün sonuna yaklaştığını hissetmişti ya
da bu ona bildirilmişti. O sene Cebrail ile iki defa Kur’ân’ı mu-
kabele etmişlerdi. Bu son mukabele idi. Bu şekilde Kur’an karşı
tarafa arz edildiği için buna mukabele veya muaraza denilmiştir.
(Bk. Buhari, Fedailü’l-Kur’ân, 7; Ahmed, II/399; VI/282)
Kur’an sürekli okunması, mukabele ve müzakere edilmesi,
üzerinde düşünülmesi gereken bir kitaptır. Zira Kur’ân’daki her
cüz sanki müstakil bir kitaptır ve farklı konular ile insanlardaki
iman, ibadet ve ahlak bilincini yenilemekte, güçlendirip diri tut-
maktadır. Elinizdeki bu çalışma da Kur’ân okumalarında faydalı
olması ve bir takva (sorumluluk) bilinci kazandırması için her
cüzden 3 temel konu seçilerek oluşturulmuştur. Kur’ân okurken
bitirilen cüzden sonra o cüzdeki temel konuları/meseleleri ve
mesajları yeniden hatırlamak ve genel hatlarıyla anlamak/müza-
kere etmek hayatımızı ve toplumları değiştirecektir. Bu nedenle
camide ya da evde her cüz okumalarından sonra söz konusu
cüzle ilgili bölümün bu eserden okunması ve müzakere edilmesi
güzel sonuçlara yol açacaktır.
Kur’ân’ı her okuyuşta ya da her hatimde; farklı gözle ve he-
defle okumak tavsiye edilir ki hem okuyucunun zihni diri kalsın
hem de her okuyuşta Kur’ân’ın farklı bir yönünü keşfetsin.
ON ALTINCI CÜZ
(s. 300 - 320)
Başarılı olmak isteyen gençler sabırla ve
teknolojiyi doğru ve hayırlı yolda kullanarak
çalışmaya devam etmelidirler. Bir İslam
toplumu, peygamberler yolundan ihlasla
gidilerek inşa edilebilir.
On altıncı cüzde; Kehf suresinin son kısmı, Meryem ve Taha
surelerinin tamamı bulunmaktadır. Bu kısımdaki 3 konu (mesaj):
1. İMANLI GENÇLİK
Sabır, Çalışma ve Teknoloji ile Başarılı Olunur
Kehf suresinin son tarafında Zülkarneyn ve ilginç duvar inşası
ile ilgili konu işlenmektedir (Kehf, 18/83-98). Hadislerde de Kehf
suresinin Cuma günü okunması tavsiye edilmekte (Hakim, 12/368
(hasen)) ve deccal fitnesinden koruyacağı ifade edilmektedir (Müs-
lim, Salatü’l-müsafirin, 275 (709)). Gelecekteki fitnelerden korumak,
Kehf suresinin manasının ve mesajlarının anlaşılması ile olabilir.
Ashab-ı kehf ile imanlı bir gençlik yetiştirilmesi, Hz. Musa-Hızır
olayı ile bizlere kadere teslimiyet ve sabır tavsiye edilmekte,
Zülkarneyn kıssası ile teknolojiden yararlanmanın önemi an -
latılmaktadır. İşte bu mesaj ile Müslümanlar gelecekte başarılı
olurlar.
2. DİRİLİŞ ÖRNEKLERİ
Ölüyü Dirilten Allah, İsterse Ölü Bir Toplumdan Yeni Bir
İslam Toplumu Yaratır
Meryem suresinde, dirilişin âdeta örnekleri verilmektedir.
a. İhtiyarlık döneminde Hz. Zekeriya ile kısır hanımından mu-
cizevi olarak bir çocuk doğması, Yahya olarak isimlendirilmesi,
b. Bakire ve iffetli bir kız olan Meryem validemizden mucizevi
olarak (babasız) bir çocuğun doğması ve İsa olarak isimlendiril-
mesi anlatılmaktadır. Hz. Yahya ve İsa, daha doğmadan isimleri
konulan peygamberlerdendir.
c. İhtiyarlık döneminde Hz. İbrahim ile kısır hanımından mu-
cizevi olarak bir çocuk doğması, İshak olarak isimlendirilmesi,
d. Hz. Musa döneminde Turu Sina’da (Sina dağı) diriliş ve
e. Hz. İdris’in göğe çekilmesi (Meryem, 19/1-58). Surenin sonunda
dirilişi inkâr edenlerin ahiretteki halleri anlatılır (Meryem, 19/66-98).
3. BAŞARININ İLK ŞARTI
Sabırla ve İhlasla Tebliğe Devam Etmektir
Bu cüz Taha suresi ile tamamlanmaktadır. Sure, Kur’ân’ın mis-
yonu olan doğruları hatırlatma (tezkire) mesajı ile başlamakta,
Hz. Musa’nın hayatından bir kesit ile devam etmektedir. Burada
Hz. Musa’nın, Medyen başta olmak üzere, Mısır’daki uzun müca-
delesi, Firavun’un zulmünden kurtulması ve sonraki dönemlerde
yaşananlar, ümmetini eğitmek için sarf ettiği çabası ve emeği
teferruatlı bir şekilde anlatılmakta; âdeta Mekke’deki Müslüman-
lara sabırla tebliğe devam ederlerse başarılı olacakları ve zafere
ulaşacakları mesajı verilmektedir (Tâhâ, 20/1-100).
ON YEDİNCİ CÜZ
(s. 321 - 340)
Müminlerin dostu ve destekçisi; Allah,
Peygamber ve müminlerdir. Peygamberin
yolunu ve sünnetini terk edenler dinlerini
parçalarlar ve tahrif ederler. Hac, insanlara
Peygamber yolunu yeniden hatırlatan ve
onları eğiten evrensel bir ibadettir.
On yedinci cüzde; Enbiya ve Hac surelerinin tamamı bulun-
maktadır. Bu cüzdeki 3 temel konu:
1. ALLAH’IN DOSTLARI
Allah; Peygamberlerin ve Kendisinin Yolunda Çalışan
Müminlerin Dostudur/Destekçisidir
Enbiya suresi, peygamberlerin mücadeleleri ve Allah’ın hâ-
kimiyetinden bahseder. Surenin girişinde peygamberlere tavır
alanların durumu anlatılır (Enbiyâ, 21/1-47); daha sonra peygamber-
lerin mücadeleleri ve kurtuluş örnekleri aktarılır:
a. Hz. İbrahim, tevhid mücadelesi ve ateşten kurtuluşu,
b. Hz. Lut, tevhid mücadelesi ve azaptan kurtuluşu,
c. Hz. Nuh, tevhid mücadelesi ve tufandan kurtuluşu,
d. Hz. Eyüb ve sabrı ile sıkıntıdan kurtuluşu,
e. Hz. Yunus, mücadelesi ve cezadan kurtuluşu,
f. Hz. Zekeriya’nın soyunun Hz. Yahya ile devam etmesi,
g. Hz. Meryem’in soyunun Hz. İsa ile devam etmesi.
İşte bunlar İslam ümmetinin tarihsel sürecidir (Enbiyâ, 21/48-91).
2. PEYGAMBER SONRASI DURUM
Enbiya suresinde ise, peygamberlerden sonra ümmetlerinin
halleri aktarılır:
a. Dinlerini parçaladılar, tahrif ettiler,
b. Salih amel işleyenler ve sapmayanlar kurtuldu,
c. Sapanlar dünya ve ahirette cezalandırıldı (Enbiyâ, 21/92-106).
3. HACCIN EVRENSELLİĞİ
İnsanlara Peygamberler Yolunu Gösteren ve Onları Eğiten
Evrensel Bir İbadet
Hac suresinde, Allah’ın yeryüzündeki sembollerini anlamamız
ve onlara karşı saygılı olmamız istenir. Kâbe, tevhidin sembo-
lüdür, Safa ile Merve fedakârlığın sembolüdür. Kurban, Allah’a
yaklaşmanın sembolüdür. Surenin başında insanlar takvaya (so-
rumluluk bilincine) çağrılır, ölüm ve hayat üzerinde düşünmeleri
istenir (Hac, 22/1-24); daha sonra yoğun bir şekilde hac ibadeti,
tevhid inancı, Hz. İbrahim’den bugüne kadar Kâbe’nin konumu
ve önemi, hacda kesilen kurbanlarla ile ilgili hükümler, Allah
için yaşamanın ve mücadele etmenin önemi anlatılır (Hac, 22/25-
76). Bu surede, secde ayeti de bulunmaktadır. Rabbimizin bütün
emirlerine boyun büktüğümüzü ve itaat ettiğimizi secde ile
göstermemiz istenir. İbn Mes’ud şöyle dedi: “ Hac suresi, için-
de secde emri olduğu halde Resûlullah’a inen ilk suredir. Allah
Resûlü sureyi okuduktan sonra secde yaptı ve insanlar da secde
yaptılar…” (Hakim, 1/342 (803), (sahih)). Secde, Allah’a kulluğun zirvesi
ve itaatin bir sembolüdür.
ON SEKİZİNCİ CÜZ
(s. 341 - 360)
İdeal sıfatlar taşıyan her mümin, bu
dünyayı değiştirme potansiyeline sahiptir.
Müminlerin en yüksek sıfatı; ahlak ve haya
sahibi olmalarıdır. Kur’ân bu şekilde ideal
bir insan profili ile toplumda farklılık ve
farkındalık oluşturmaktadır.
On sekizinci cüzde; Müminûn ve Nur surelerinin tamamı,
Furkan suresinin baş tarafı bulunmaktadır. Bu üç surede de
ideal müminin vasıfları anlatılmaktadır. 18. cüzdeki temel ko-
nular şunlardır:
1. KURTULUŞA EREN MÜMİNLERİN SIFATLARI
Müminûn suresinin başında, (cennetlerin en güzeli) Fir-
devs cennetine girecek müminlerin vasıfları kısaca zikredilir.
(Mü’minûn, 23/1-11).
Bu vasıflara göre ideal müminler;
a. Namazlarını huşu içinde kılarlar,
b. Boş/faydasız şeyleri terk ederler (zaman onlar için
önemlidir),
c. Zekât verirler,
d. Namuslarını korurlar,
e. Emanete riayet ederler (onlar güvenilir ve dürüst
insanlardır).
Sonra Allah’ın verdiği nimetler (Mü’minûn, 23/12-22) ve bu nimet-
leri inkâr edenlerin sonları anlatılır (Mü’minûn, 23/23-53). Müslü-
manlardan da aynı hataya düşmemeleri istenir. (Mü’minûn, 23/54-91).
2. AHLAK MÜMİNLERİN EN TEMEL SIFATIDIR
Cüzdeki diğer sure ise Nur suresidir. Bu sure önceki Müminûn
suresinin tamamlayıcısı konumundadır. Buna göre; ideal mümin,
ahlaki seviyesi yüksek olan, başörtüsü ve tesettürü Allah’ın emri
olarak kabul eden, başkalarının ırzına dil uzatmayan, dedikodu-
ların peşinde koşmayan ve dilini koruyan kişidir. Bu surede iki
büyük tehlikeye dikkat çekilir: Zina ve iftira. Bunlara karşı ceza,
boykot (kamuoyu baskısı) ve ahlaki eğitim yöntemleri anlatılır.
Bu surede ideal müminin sıfatları ahlaki açıdan şöyle açıklanır:
a. Zinadan kaçarlar,
b. Başkasına iftirada bulunmazlar,
c. Günah işlediklerinde hemen tövbe ederler ve bir daha o
günahı işlemezler,
d. Hz. Peygamber’e ve eşlerine karşı saygılıdırlar,
e. Tesettüre dikkat ederler,
f. Karşı cinsi gördüklerinde gözlerini indirirler ve harama
bakmazlar.
g. Evliliğe teşvik ederler,
h. Sabah-akşam Allah’ı zikrederler ve farzları yerine getirirler,
ı. Çocuklarını doğru eğitirler,
i. Ticaretleri onları ibadetten alıkoymaz,
j. Evlere girince selam verirler ve eşlerine iyi davranırlar (Nûr,
24/2-61).
3. KUR’ÂN, MÜMİNLERDE BİR FARKINDALIK
OLUŞTURMAYA ÇALIŞIR
Bu cüzün sonunda ise Furkan suresinin giriş kısmı bulunmak-
tadır. İlk ayette; Kur’ân’ın misyonunun, âlemler için bir uyarıcı
olduğu hatırlatılır (Nûr, 24/1), sonra farklı şeylere dikkat çekilir.
Bununla bir farklılık ve farkındalık oluşturulmaya çalışılır:
a. Her şeyi yaratan Allah ile hiçbir şey yaratamayan/aciz
putlar bir değildir,
b. İyiler için cennet, kötüler/zalimler için cehennem söz
konusudur,
c. Ayrıca Kur’ân’ı kabul edenler ve reddedenler,
d. Peygamberler ve ümmetleri,
e. Gündüz ve gece, yağmur ve kıtlık/kuraklık, tatlı su ve tuzlu
su, baki ve fani, gökler ve yerler anlatılır… (Furkân, 25/2-62)
Kur’ân bu şekilde Furkan olma özelliği ile sizde bir farklılık
ve farkındalık oluşturur.
'
ON DOKUZUNCU CÜZ
(s. 361 - 380)
On dokuzuncu cüzde; Furkan suresinin son tarafı, Şuara su-
resinin tamamı ve Neml suresinin baş tarafı bulunmaktadır. Bu
cüzdeki temel konular şunlardır:
1. İDEAL MÜMİNİN SIFATLARI
Furkan suresinin son tarafında; Rahmanın (has) kulları ve ör-
nek vasıfları tanıtılır. Onlar hayatlarını ibadetle geçirip Allah’ın
yasaklarından kaçanlardır. Bu kısımda da ideal müminin vasıfları
anlatılmaya devam etmektedir:
a. Onlar mütevazıdır,
b. Cahillerle tartışmazlar, onlara selam der ve geçerler,
c. Geceleri (teheccüt namazında) Rablerine secde ederler ve
kıyamda dururlar,
d. Dua ederler,
e. Harcamaları dengelidir; ne israf ederler, ne de cimrilik
ederler,
f. Allah’ın haram kıldığı cana kıymazlar ve insan öldürmezler,
g. Zina etmezler,
h. Hata ettiklerinde ve günah işlediklerinde hemen tövbe
ederler ve hatada ısrar etmezler,
ı. Yalancı şahitlik yapmazlar,
i. Boş/faydasız şeyleri vakarlı bir şekilde terk ederler,
j. Rablerinin ayetleri hatırlatıldığında kör ve sağır gibi dav-
ranmazlar (hemen itaat ederler),
k. Onlar şöyle dua ederler: “Bize eşlerimizden ve soyumuzdan
gözümüzün nuru/alnımızın akı olacak nesiller ver ve bizi takva
sahiplerine önder/rehber eyle.”
İşte bu seçkin-temiz insanlar cennetin en yüksek makamında
olacak kişilerdir. Surenin son ayeti şu şekildedir; “De ki: Dua-
nız/kulluğunuz olmasa, Rabbim size ne diye değer versin?...”
2. İDEAL MÜMİN, SANAL GÜNDEMLERİN ETKİSİNDE
KALMAZ
Bu cüzde bulunan Şuara suresinde ise; insanların, peygamber-
lerin yolunu terk edip yapay gündeme takılmaları tenkit edilir ve
bu tehlikeye dikkat çekilir. Çünkü gündemi başkaları belirlemek-
tedir. O günkü cahiliye toplumunda şairler; zalim yöneticilerin
ve zenginlerin isteğine göre yapay bir gündem oluşturuyorlardı.
Burada cahiliye şairleri sanal gündemin ve algı oluşturmanın
sembolüdürler. Şuara suresi bu tehlikeye dikkat çekip insanların
Peygamber ve Kitab’ın yolu olan sırat-ı müstakîmden (doğru
yoldan) nasıl ayrıldıklarını anlatmakta ve önceki peygamberler
dönemi ve ümmetlerinden örnekler vererek bu tehlikenin aslın-
da her asırda yaşandığını açıklamaktadır (Şuarâ, 26/10-190).
3. İDEAL MÜMİNİN REHBERİ KİTAP VE SÜNNETTİR
Bu cüzde Neml suresinin baş tarafı da bulunmaktadır. Neml
suresinde, Kur’ân’ın insanlar için gerçek bir rehber olduğu an-
latılmaktadır. Ayrıca tarihteki Hz. Musa, Süleyman, Salih ve Lut
peygamberlerin rehberliklerinden örnekler verilmekte; insan-
ları doğru yola getirmek ve sapmalarından kurtarmak için bu
peygamberlerin yaptığı tebliğ çalışmaları ve örnek yaşayışları
aktarılmaktadır (Neml, 27/1-58).
YİRMİNCİ CÜZ
(s. 381 - 400)
Yirminci cüzde; Neml suresinin son tarafı, Kasas suresinin
tamamı ve Ankebut suresinin baş tarafı bulunmaktadır. Bu cüz-
deki temel konular şunlardır:
1. HZ. PEYGAMBER’İN REHBERLİĞİ
Neml suresinin son tarafında peygamberimizin rehberliğinden
bahsedilmektedir. Bunlar kısaca;
a. Tevhid inancı,
b. Yaratılış gerçeği,
c. İlmin önemi,
d. Kulluk bilinci,
e. Kur’ân’ın tebliği,
f. Her an hamd etme düşüncesidir (Neml, 27/59-93).
2. HZ. MUSA’NIN REHBERLİĞİ
Yirminci cüzün ortasında ise Kasas suresi bulunmaktadır. Bu
sure, önceki Neml suresinin devamı niteliğindedir. Hz. Musa’nın
hayatı ile ilgili önemli anlatım burada da devam etmektedir;
Hz. Musa’nın Medyen’e hicret edip orada 10 yıl kaldığında ya-
şadıkları anlatılmaktadır (Kasas, 28/20-47); sonra Mekkeli müşrik-
lerin Tevrat ve Kur’ân için; “Birbirini destekleyen iki sihir” söz-
leri aktarılıp onlara âdeta meydan okunmaktadır: “De ki: Allah
RIFAT ORAL | 55
katından gelen bu iki kitaptan daha faydalı/daha güzel rehberlik
edici başka bir kitap varsa, haydi getirin de, ben de ona uyayım.
Eğer sözünüzde sadıksanız (haydi getirin).” (Kasas, 28/48-49). Bu
cüzün son bölümünde ise, Hz. Musa döneminde hak nasıl galip
geldiyse, Hz. Muhammed döneminde de galip gelecektir, mesajı
verilmekte; bunun için Müslümanların Tevhid inancına sarılma-
ları ve ayrılmamaları gerektiği hatırlatılmaktadır (Kasas, 28/50-88).
3. İMAN VE FEDAKÂRLIK
Bu cüzün son kısmında ise, Ankebut suresinin baş tarafı bu-
lunmaktadır. Bu surenin daha ilk ayetlerinde imanın fedakâr-
lık olduğu açıklanmakta, iman ettik demekle işin bitmeyeceği,
bunun (mücadele ve amel-i salih ile) ispat edilmesi gerektiği
anlatılmaktadır. Münafıkların ise bu fedakârlıktan kaçtıkları/ka-
çacakları açıklanmaktadır (Ankebut, 29/1-13). Daha sonra peygam-
berlerin hayatlarından fedakârlık örnekleri verilmektedir: O
fedakâr insanların başında Hz. Nuh, İbrahim, Lut, Şuayb, Musa
ve Muhammed (a.s.) gelmektedir. Onlarla mücadele eden Ad
ve Semud kavimleri, Firavun hanedanı, Karun ve Haman gibi
güçlerin de nasıl helak oldukları, anlatılmakta ve şöyle denilmek-
tedir: “Allah’tan başka (varlıkları) dostlar/yetkililer edinenlerin
durumu, ağ örerek ev yapan örümceğin haline benzer. Evlerin en
zayıfı Ankebut (örümcek) ağıdır. Keşke bu bilince (o müşrikler) bir
ulaşsalar!” (Ankebut, 29/41) . (Ankebut, 29/41).
Kaynak :
Rıfat ORAL
Ankara - 2020
Diyanet YAYINLARI
KUR’ÂN’IN TEMEL KONULARI BÖLÜM4
Kur’ân okumalarının bir başka şekli de mukabele olarak asr-ı
saadetten bize intikal etmiştir. Mukabele bir kişinin Kur’ân
okuyup diğer kişi ya da kişilerin onu dinlemesi ve okuduğunu
kontrol etmesidir. Bu şekilde hem Kur’ân nüshaları hem de oku-
nan Kur’ân her defasında yeniden kontrol edilir, okuyan ya da
dinleyenler hatalarını düzeltir. Mukabele, Hz. Peygamber (a.s.)
döneminden gelen bir gelenektir. Asr-ı saadette Peygamberimiz
her sene Cebrail ile Kur’ân ayetlerini ve surelerini mukabele
ederlerdi. Bazen Peygamberimiz okur Cebrail dinler, bazen de
Cebrail okur Peygamberimiz (a.s.) dinlerdi. Hicretin 10. yılında
Peygamberimiz (a.s.) ömrünün sonuna yaklaştığını hissetmişti ya
da bu ona bildirilmişti. O sene Cebrail ile iki defa Kur’ân’ı mu-
kabele etmişlerdi. Bu son mukabele idi. Bu şekilde Kur’an karşı
tarafa arz edildiği için buna mukabele veya muaraza denilmiştir.
(Bk. Buhari, Fedailü’l-Kur’ân, 7; Ahmed, II/399; VI/282)
Kur’an sürekli okunması, mukabele ve müzakere edilmesi,
üzerinde düşünülmesi gereken bir kitaptır. Zira Kur’ân’daki her
cüz sanki müstakil bir kitaptır ve farklı konular ile insanlardaki
iman, ibadet ve ahlak bilincini yenilemekte, güçlendirip diri tut-
maktadır. Elinizdeki bu çalışma da Kur’ân okumalarında faydalı
olması ve bir takva (sorumluluk) bilinci kazandırması için her
cüzden 3 temel konu seçilerek oluşturulmuştur. Kur’ân okurken
bitirilen cüzden sonra o cüzdeki temel konuları/meseleleri ve
mesajları yeniden hatırlamak ve genel hatlarıyla anlamak/müza-
kere etmek hayatımızı ve toplumları değiştirecektir. Bu nedenle
camide ya da evde her cüz okumalarından sonra söz konusu
cüzle ilgili bölümün bu eserden okunması ve müzakere edilmesi
güzel sonuçlara yol açacaktır.
Kur’ân’ı her okuyuşta ya da her hatimde; farklı gözle ve he-
defle okumak tavsiye edilir ki hem okuyucunun zihni diri kalsın
hem de her okuyuşta Kur’ân’ın farklı bir yönünü keşfetsin.
ON ALTINCI CÜZ
(s. 300 - 320)
Başarılı olmak isteyen gençler sabırla ve
teknolojiyi doğru ve hayırlı yolda kullanarak
çalışmaya devam etmelidirler. Bir İslam
toplumu, peygamberler yolundan ihlasla
gidilerek inşa edilebilir.
On altıncı cüzde; Kehf suresinin son kısmı, Meryem ve Taha
surelerinin tamamı bulunmaktadır. Bu kısımdaki 3 konu (mesaj):
1. İMANLI GENÇLİK
Sabır, Çalışma ve Teknoloji ile Başarılı Olunur
Kehf suresinin son tarafında Zülkarneyn ve ilginç duvar inşası
ile ilgili konu işlenmektedir (Kehf, 18/83-98). Hadislerde de Kehf
suresinin Cuma günü okunması tavsiye edilmekte (Hakim, 12/368
(hasen)) ve deccal fitnesinden koruyacağı ifade edilmektedir (Müs-
lim, Salatü’l-müsafirin, 275 (709)). Gelecekteki fitnelerden korumak,
Kehf suresinin manasının ve mesajlarının anlaşılması ile olabilir.
Ashab-ı kehf ile imanlı bir gençlik yetiştirilmesi, Hz. Musa-Hızır
olayı ile bizlere kadere teslimiyet ve sabır tavsiye edilmekte,
Zülkarneyn kıssası ile teknolojiden yararlanmanın önemi an -
latılmaktadır. İşte bu mesaj ile Müslümanlar gelecekte başarılı
olurlar.
2. DİRİLİŞ ÖRNEKLERİ
Ölüyü Dirilten Allah, İsterse Ölü Bir Toplumdan Yeni Bir
İslam Toplumu Yaratır
Meryem suresinde, dirilişin âdeta örnekleri verilmektedir.
a. İhtiyarlık döneminde Hz. Zekeriya ile kısır hanımından mu-
cizevi olarak bir çocuk doğması, Yahya olarak isimlendirilmesi,
b. Bakire ve iffetli bir kız olan Meryem validemizden mucizevi
olarak (babasız) bir çocuğun doğması ve İsa olarak isimlendiril-
mesi anlatılmaktadır. Hz. Yahya ve İsa, daha doğmadan isimleri
konulan peygamberlerdendir.
c. İhtiyarlık döneminde Hz. İbrahim ile kısır hanımından mu-
cizevi olarak bir çocuk doğması, İshak olarak isimlendirilmesi,
d. Hz. Musa döneminde Turu Sina’da (Sina dağı) diriliş ve
e. Hz. İdris’in göğe çekilmesi (Meryem, 19/1-58). Surenin sonunda
dirilişi inkâr edenlerin ahiretteki halleri anlatılır (Meryem, 19/66-98).
3. BAŞARININ İLK ŞARTI
Sabırla ve İhlasla Tebliğe Devam Etmektir
Bu cüz Taha suresi ile tamamlanmaktadır. Sure, Kur’ân’ın mis-
yonu olan doğruları hatırlatma (tezkire) mesajı ile başlamakta,
Hz. Musa’nın hayatından bir kesit ile devam etmektedir. Burada
Hz. Musa’nın, Medyen başta olmak üzere, Mısır’daki uzun müca-
delesi, Firavun’un zulmünden kurtulması ve sonraki dönemlerde
yaşananlar, ümmetini eğitmek için sarf ettiği çabası ve emeği
teferruatlı bir şekilde anlatılmakta; âdeta Mekke’deki Müslüman-
lara sabırla tebliğe devam ederlerse başarılı olacakları ve zafere
ulaşacakları mesajı verilmektedir (Tâhâ, 20/1-100).
ON YEDİNCİ CÜZ
(s. 321 - 340)
Müminlerin dostu ve destekçisi; Allah,
Peygamber ve müminlerdir. Peygamberin
yolunu ve sünnetini terk edenler dinlerini
parçalarlar ve tahrif ederler. Hac, insanlara
Peygamber yolunu yeniden hatırlatan ve
onları eğiten evrensel bir ibadettir.
On yedinci cüzde; Enbiya ve Hac surelerinin tamamı bulun-
maktadır. Bu cüzdeki 3 temel konu:
1. ALLAH’IN DOSTLARI
Allah; Peygamberlerin ve Kendisinin Yolunda Çalışan
Müminlerin Dostudur/Destekçisidir
Enbiya suresi, peygamberlerin mücadeleleri ve Allah’ın hâ-
kimiyetinden bahseder. Surenin girişinde peygamberlere tavır
alanların durumu anlatılır (Enbiyâ, 21/1-47); daha sonra peygamber-
lerin mücadeleleri ve kurtuluş örnekleri aktarılır:
a. Hz. İbrahim, tevhid mücadelesi ve ateşten kurtuluşu,
b. Hz. Lut, tevhid mücadelesi ve azaptan kurtuluşu,
c. Hz. Nuh, tevhid mücadelesi ve tufandan kurtuluşu,
d. Hz. Eyüb ve sabrı ile sıkıntıdan kurtuluşu,
e. Hz. Yunus, mücadelesi ve cezadan kurtuluşu,
f. Hz. Zekeriya’nın soyunun Hz. Yahya ile devam etmesi,
g. Hz. Meryem’in soyunun Hz. İsa ile devam etmesi.
İşte bunlar İslam ümmetinin tarihsel sürecidir (Enbiyâ, 21/48-91).
2. PEYGAMBER SONRASI DURUM
Enbiya suresinde ise, peygamberlerden sonra ümmetlerinin
halleri aktarılır:
a. Dinlerini parçaladılar, tahrif ettiler,
b. Salih amel işleyenler ve sapmayanlar kurtuldu,
c. Sapanlar dünya ve ahirette cezalandırıldı (Enbiyâ, 21/92-106).
3. HACCIN EVRENSELLİĞİ
İnsanlara Peygamberler Yolunu Gösteren ve Onları Eğiten
Evrensel Bir İbadet
Hac suresinde, Allah’ın yeryüzündeki sembollerini anlamamız
ve onlara karşı saygılı olmamız istenir. Kâbe, tevhidin sembo-
lüdür, Safa ile Merve fedakârlığın sembolüdür. Kurban, Allah’a
yaklaşmanın sembolüdür. Surenin başında insanlar takvaya (so-
rumluluk bilincine) çağrılır, ölüm ve hayat üzerinde düşünmeleri
istenir (Hac, 22/1-24); daha sonra yoğun bir şekilde hac ibadeti,
tevhid inancı, Hz. İbrahim’den bugüne kadar Kâbe’nin konumu
ve önemi, hacda kesilen kurbanlarla ile ilgili hükümler, Allah
için yaşamanın ve mücadele etmenin önemi anlatılır (Hac, 22/25-
76). Bu surede, secde ayeti de bulunmaktadır. Rabbimizin bütün
emirlerine boyun büktüğümüzü ve itaat ettiğimizi secde ile
göstermemiz istenir. İbn Mes’ud şöyle dedi: “ Hac suresi, için-
de secde emri olduğu halde Resûlullah’a inen ilk suredir. Allah
Resûlü sureyi okuduktan sonra secde yaptı ve insanlar da secde
yaptılar…” (Hakim, 1/342 (803), (sahih)). Secde, Allah’a kulluğun zirvesi
ve itaatin bir sembolüdür.
ON SEKİZİNCİ CÜZ
(s. 341 - 360)
İdeal sıfatlar taşıyan her mümin, bu
dünyayı değiştirme potansiyeline sahiptir.
Müminlerin en yüksek sıfatı; ahlak ve haya
sahibi olmalarıdır. Kur’ân bu şekilde ideal
bir insan profili ile toplumda farklılık ve
farkındalık oluşturmaktadır.
On sekizinci cüzde; Müminûn ve Nur surelerinin tamamı,
Furkan suresinin baş tarafı bulunmaktadır. Bu üç surede de
ideal müminin vasıfları anlatılmaktadır. 18. cüzdeki temel ko-
nular şunlardır:
1. KURTULUŞA EREN MÜMİNLERİN SIFATLARI
Müminûn suresinin başında, (cennetlerin en güzeli) Fir-
devs cennetine girecek müminlerin vasıfları kısaca zikredilir.
(Mü’minûn, 23/1-11).
Bu vasıflara göre ideal müminler;
a. Namazlarını huşu içinde kılarlar,
b. Boş/faydasız şeyleri terk ederler (zaman onlar için
önemlidir),
c. Zekât verirler,
d. Namuslarını korurlar,
e. Emanete riayet ederler (onlar güvenilir ve dürüst
insanlardır).
Sonra Allah’ın verdiği nimetler (Mü’minûn, 23/12-22) ve bu nimet-
leri inkâr edenlerin sonları anlatılır (Mü’minûn, 23/23-53). Müslü-
manlardan da aynı hataya düşmemeleri istenir. (Mü’minûn, 23/54-91).
2. AHLAK MÜMİNLERİN EN TEMEL SIFATIDIR
Cüzdeki diğer sure ise Nur suresidir. Bu sure önceki Müminûn
suresinin tamamlayıcısı konumundadır. Buna göre; ideal mümin,
ahlaki seviyesi yüksek olan, başörtüsü ve tesettürü Allah’ın emri
olarak kabul eden, başkalarının ırzına dil uzatmayan, dedikodu-
ların peşinde koşmayan ve dilini koruyan kişidir. Bu surede iki
büyük tehlikeye dikkat çekilir: Zina ve iftira. Bunlara karşı ceza,
boykot (kamuoyu baskısı) ve ahlaki eğitim yöntemleri anlatılır.
Bu surede ideal müminin sıfatları ahlaki açıdan şöyle açıklanır:
a. Zinadan kaçarlar,
b. Başkasına iftirada bulunmazlar,
c. Günah işlediklerinde hemen tövbe ederler ve bir daha o
günahı işlemezler,
d. Hz. Peygamber’e ve eşlerine karşı saygılıdırlar,
e. Tesettüre dikkat ederler,
f. Karşı cinsi gördüklerinde gözlerini indirirler ve harama
bakmazlar.
g. Evliliğe teşvik ederler,
h. Sabah-akşam Allah’ı zikrederler ve farzları yerine getirirler,
ı. Çocuklarını doğru eğitirler,
i. Ticaretleri onları ibadetten alıkoymaz,
j. Evlere girince selam verirler ve eşlerine iyi davranırlar (Nûr,
24/2-61).
3. KUR’ÂN, MÜMİNLERDE BİR FARKINDALIK
OLUŞTURMAYA ÇALIŞIR
Bu cüzün sonunda ise Furkan suresinin giriş kısmı bulunmak-
tadır. İlk ayette; Kur’ân’ın misyonunun, âlemler için bir uyarıcı
olduğu hatırlatılır (Nûr, 24/1), sonra farklı şeylere dikkat çekilir.
Bununla bir farklılık ve farkındalık oluşturulmaya çalışılır:
a. Her şeyi yaratan Allah ile hiçbir şey yaratamayan/aciz
putlar bir değildir,
b. İyiler için cennet, kötüler/zalimler için cehennem söz
konusudur,
c. Ayrıca Kur’ân’ı kabul edenler ve reddedenler,
d. Peygamberler ve ümmetleri,
e. Gündüz ve gece, yağmur ve kıtlık/kuraklık, tatlı su ve tuzlu
su, baki ve fani, gökler ve yerler anlatılır… (Furkân, 25/2-62)
Kur’ân bu şekilde Furkan olma özelliği ile sizde bir farklılık
ve farkındalık oluşturur.
'
ON DOKUZUNCU CÜZ
(s. 361 - 380)
On dokuzuncu cüzde; Furkan suresinin son tarafı, Şuara su-
resinin tamamı ve Neml suresinin baş tarafı bulunmaktadır. Bu
cüzdeki temel konular şunlardır:
1. İDEAL MÜMİNİN SIFATLARI
Furkan suresinin son tarafında; Rahmanın (has) kulları ve ör-
nek vasıfları tanıtılır. Onlar hayatlarını ibadetle geçirip Allah’ın
yasaklarından kaçanlardır. Bu kısımda da ideal müminin vasıfları
anlatılmaya devam etmektedir:
a. Onlar mütevazıdır,
b. Cahillerle tartışmazlar, onlara selam der ve geçerler,
c. Geceleri (teheccüt namazında) Rablerine secde ederler ve
kıyamda dururlar,
d. Dua ederler,
e. Harcamaları dengelidir; ne israf ederler, ne de cimrilik
ederler,
f. Allah’ın haram kıldığı cana kıymazlar ve insan öldürmezler,
g. Zina etmezler,
h. Hata ettiklerinde ve günah işlediklerinde hemen tövbe
ederler ve hatada ısrar etmezler,
ı. Yalancı şahitlik yapmazlar,
i. Boş/faydasız şeyleri vakarlı bir şekilde terk ederler,
j. Rablerinin ayetleri hatırlatıldığında kör ve sağır gibi dav-
ranmazlar (hemen itaat ederler),
k. Onlar şöyle dua ederler: “Bize eşlerimizden ve soyumuzdan
gözümüzün nuru/alnımızın akı olacak nesiller ver ve bizi takva
sahiplerine önder/rehber eyle.”
İşte bu seçkin-temiz insanlar cennetin en yüksek makamında
olacak kişilerdir. Surenin son ayeti şu şekildedir; “De ki: Dua-
nız/kulluğunuz olmasa, Rabbim size ne diye değer versin?...”
2. İDEAL MÜMİN, SANAL GÜNDEMLERİN ETKİSİNDE
KALMAZ
Bu cüzde bulunan Şuara suresinde ise; insanların, peygamber-
lerin yolunu terk edip yapay gündeme takılmaları tenkit edilir ve
bu tehlikeye dikkat çekilir. Çünkü gündemi başkaları belirlemek-
tedir. O günkü cahiliye toplumunda şairler; zalim yöneticilerin
ve zenginlerin isteğine göre yapay bir gündem oluşturuyorlardı.
Burada cahiliye şairleri sanal gündemin ve algı oluşturmanın
sembolüdürler. Şuara suresi bu tehlikeye dikkat çekip insanların
Peygamber ve Kitab’ın yolu olan sırat-ı müstakîmden (doğru
yoldan) nasıl ayrıldıklarını anlatmakta ve önceki peygamberler
dönemi ve ümmetlerinden örnekler vererek bu tehlikenin aslın-
da her asırda yaşandığını açıklamaktadır (Şuarâ, 26/10-190).
3. İDEAL MÜMİNİN REHBERİ KİTAP VE SÜNNETTİR
Bu cüzde Neml suresinin baş tarafı da bulunmaktadır. Neml
suresinde, Kur’ân’ın insanlar için gerçek bir rehber olduğu an-
latılmaktadır. Ayrıca tarihteki Hz. Musa, Süleyman, Salih ve Lut
peygamberlerin rehberliklerinden örnekler verilmekte; insan-
ları doğru yola getirmek ve sapmalarından kurtarmak için bu
peygamberlerin yaptığı tebliğ çalışmaları ve örnek yaşayışları
aktarılmaktadır (Neml, 27/1-58).
YİRMİNCİ CÜZ
(s. 381 - 400)
Yirminci cüzde; Neml suresinin son tarafı, Kasas suresinin
tamamı ve Ankebut suresinin baş tarafı bulunmaktadır. Bu cüz-
deki temel konular şunlardır:
1. HZ. PEYGAMBER’İN REHBERLİĞİ
Neml suresinin son tarafında peygamberimizin rehberliğinden
bahsedilmektedir. Bunlar kısaca;
a. Tevhid inancı,
b. Yaratılış gerçeği,
c. İlmin önemi,
d. Kulluk bilinci,
e. Kur’ân’ın tebliği,
f. Her an hamd etme düşüncesidir (Neml, 27/59-93).
2. HZ. MUSA’NIN REHBERLİĞİ
Yirminci cüzün ortasında ise Kasas suresi bulunmaktadır. Bu
sure, önceki Neml suresinin devamı niteliğindedir. Hz. Musa’nın
hayatı ile ilgili önemli anlatım burada da devam etmektedir;
Hz. Musa’nın Medyen’e hicret edip orada 10 yıl kaldığında ya-
şadıkları anlatılmaktadır (Kasas, 28/20-47); sonra Mekkeli müşrik-
lerin Tevrat ve Kur’ân için; “Birbirini destekleyen iki sihir” söz-
leri aktarılıp onlara âdeta meydan okunmaktadır: “De ki: Allah
RIFAT ORAL | 55
katından gelen bu iki kitaptan daha faydalı/daha güzel rehberlik
edici başka bir kitap varsa, haydi getirin de, ben de ona uyayım.
Eğer sözünüzde sadıksanız (haydi getirin).” (Kasas, 28/48-49). Bu
cüzün son bölümünde ise, Hz. Musa döneminde hak nasıl galip
geldiyse, Hz. Muhammed döneminde de galip gelecektir, mesajı
verilmekte; bunun için Müslümanların Tevhid inancına sarılma-
ları ve ayrılmamaları gerektiği hatırlatılmaktadır (Kasas, 28/50-88).
3. İMAN VE FEDAKÂRLIK
Bu cüzün son kısmında ise, Ankebut suresinin baş tarafı bu-
lunmaktadır. Bu surenin daha ilk ayetlerinde imanın fedakâr-
lık olduğu açıklanmakta, iman ettik demekle işin bitmeyeceği,
bunun (mücadele ve amel-i salih ile) ispat edilmesi gerektiği
anlatılmaktadır. Münafıkların ise bu fedakârlıktan kaçtıkları/ka-
çacakları açıklanmaktadır (Ankebut, 29/1-13). Daha sonra peygam-
berlerin hayatlarından fedakârlık örnekleri verilmektedir: O
fedakâr insanların başında Hz. Nuh, İbrahim, Lut, Şuayb, Musa
ve Muhammed (a.s.) gelmektedir. Onlarla mücadele eden Ad
ve Semud kavimleri, Firavun hanedanı, Karun ve Haman gibi
güçlerin de nasıl helak oldukları, anlatılmakta ve şöyle denilmek-
tedir: “Allah’tan başka (varlıkları) dostlar/yetkililer edinenlerin
durumu, ağ örerek ev yapan örümceğin haline benzer. Evlerin en
zayıfı Ankebut (örümcek) ağıdır. Keşke bu bilince (o müşrikler) bir
ulaşsalar!” (Ankebut, 29/41) . (Ankebut, 29/41).
Kaynak :
Rıfat ORAL
Ankara - 2020
Diyanet YAYINLARI
KUR’ÂN’IN TEMEL KONULARI BÖLÜM4
KUR’ÂN’IN TEMEL KONULARI
Kur’ân okumalarının bir başka şekli de mukabele olarak asr-ı
saadetten bize intikal etmiştir. Mukabele bir kişinin Kur’ân
okuyup diğer kişi ya da kişilerin onu dinlemesi ve okuduğunu
kontrol etmesidir. Bu şekilde hem Kur’ân nüshaları hem de oku-
nan Kur’ân her defasında yeniden kontrol edilir, okuyan ya da
dinleyenler hatalarını düzeltir. Mukabele, Hz. Peygamber (a.s.)
döneminden gelen bir gelenektir. Asr-ı saadette Peygamberimiz
her sene Cebrail ile Kur’ân ayetlerini ve surelerini mukabele
ederlerdi. Bazen Peygamberimiz okur Cebrail dinler, bazen de
Cebrail okur Peygamberimiz (a.s.) dinlerdi. Hicretin 10. yılında
Peygamberimiz (a.s.) ömrünün sonuna yaklaştığını hissetmişti ya
da bu ona bildirilmişti. O sene Cebrail ile iki defa Kur’ân’ı mu-
kabele etmişlerdi. Bu son mukabele idi. Bu şekilde Kur’an karşı
tarafa arz edildiği için buna mukabele veya muaraza denilmiştir.
(Bk. Buhari, Fedailü’l-Kur’ân, 7; Ahmed, II/399; VI/282)
Kur’an sürekli okunması, mukabele ve müzakere edilmesi,
üzerinde düşünülmesi gereken bir kitaptır. Zira Kur’ân’daki her
cüz sanki müstakil bir kitaptır ve farklı konular ile insanlardaki
iman, ibadet ve ahlak bilincini yenilemekte, güçlendirip diri tut-
maktadır. Elinizdeki bu çalışma da Kur’ân okumalarında faydalı
olması ve bir takva (sorumluluk) bilinci kazandırması için her
cüzden 3 temel konu seçilerek oluşturulmuştur. Kur’ân okurken
bitirilen cüzden sonra o cüzdeki temel konuları/meseleleri ve
mesajları yeniden hatırlamak ve genel hatlarıyla anlamak/müza-
kere etmek hayatımızı ve toplumları değiştirecektir. Bu nedenle
camide ya da evde her cüz okumalarından sonra söz konusu
cüzle ilgili bölümün bu eserden okunması ve müzakere edilmesi
güzel sonuçlara yol açacaktır.
Kur’ân’ı her okuyuşta ya da her hatimde; farklı gözle ve he-
defle okumak tavsiye edilir ki hem okuyucunun zihni diri kalsın
hem de her okuyuşta Kur’ân’ın farklı bir yönünü keşfetsin.
ON BİRİNCİ CÜZ
(s. 201 - 220)
Mümin; hatada ısrar etmeyen, her zaman
Müslümanca duruşu olan ve şahsiyetli bir
hayat yaşayan insandır.
On birinci cüzde; Tövbe suresinin son tarafı ve Yunus suresi-
nin tamamı bulunmaktadır. Bu kısımdaki 3 konu (mesaj):
1. TÖVBE
Tövbe Etmek ve Hatadan Dönmek Erdemli Bir Harekettir
Tövbe suresinin son tarafında tövbe ve istiğfar konusu iş-
lenmektedir. Bir peygamberin, müşrikler için istiğfar etmesinin
ve af dilemesinin doğru olmadığı belirtilmektedir. Bununla ilgili
olarak Hz. İbrahim üzerinden örnek verilmektedir. Çünkü o da
kâfir olan baba(lığı) için istiğfar etmişti. Allah ise muhacir, ensar
ve diğer samimi müminlerin dua ve istiğfarlarını kabul etmek-
tedir. Bu bağlamda Tebük savaşına keyfi katılmayan, ama sonra
çok pişman olup tövbe eden 3 sahabinin durumu hatırlatılır. Bir
aydan daha fazla süre devam eden bu tövbe/pişmanlık süreci,
toplumsal tepki ve yeryüzünün onları daralttığı bir dönemde
tövbelerin kabul edilmesi ve 3 sahabinin kurtulması bizim için
önemli bir örnektir (Tevbe, 9/118). Rıyazü’s-Salihin isimli hadis ki-
tabının başındaki Tövbe bölümünde, tövbe eden bu 3 sahabinin
ilginç hikayesi ile ilgili rivayet aktarılır (Buhari, Megâzi, 80; Müslim,
Tevbe, 53). Mutlaka oradaki bu olay gibi çok farklı tövbe olayları
okunmalıdır.
2. MÜSLÜMANCA DURUŞ
Kur’ân’dan ve Peygamberlerden Öğrenmek
Bu cüzde Yunus suresi de bulunmaktadır. İlk kısmında Hz. Pey-
gamber’in Mekke’deki risalet çalışması, insanları tevhide çağrışı
ve onların tepkileri karşısında sergilediği Müslümanca duruş
anlatılmaktadır. Burası aslında bütün davetçiler için önemli bir
bölümdür.
3. ŞAHSİYETLİ OLMAK
Peygamberlerin Hayat Tarzı (Sünneti) Budur
Yunus suresinin ikinci bölümünde ise Hz. Yunus’un da içinde
bulunduğu önceki 3 peygamberin tevhid çağrısı, risalet çalışması
ve cahiliye toplumu karşısında sergiledikleri duruşları anlatılır.
Bu tevhidi duruşun bütün peygamberlerin sünneti (hayat tarzı)
olduğu hatırlatılır ve bütün davetçilere bir mesaj verilir.
ON İKİNCİ CÜZ
(s. 221 - 240)
Peygamberler gibi; insanlar tevhid, risalet
ve ahiret inancına davet edilmeli, hayatın tüm
zorluklarına karşı da sabredilmeli/dirençli
olunmalıdır
On ikinci cüzde; Hud suresinin 1. sayfası dışındaki tamamı
ve Yusuf suresinin ilk yarısı bulunmaktadır. Yunus, Hud, Yusuf,
İbrahim, Hicr sureleri aslında Elif-lam-ra (الر) ile başlayan sureler
serisidir. Bununla belki de bu 5 surenin konu bütünlüğüne/bir-
liğine dikkat çekilmekte ve dikkatli okunması gerektiği mesajı
verilmektedir. Bu kısımdaki 3 konu (mesaj):
1. PEYGAMBERLERİN MÜCADELESİ
Peygamberler Tevhid, Risalet ve Ahiret’le İlgili Bilgi Verirler
Hud suresinin girişinde (tebliğ edilmesi emredilen) tevhid, ri-
salet ve ahiret ile ilgili konular aktarılır. Bu girişten sonra önceki
ümmetlere gönderilen peygamberlerin tebliğ sırasında yaşadığı
olaylar (Yunus suresindeki kaldığı yerden) anlatılmaya devam
etmektedir; orada peygamberlerin kavmi ile ilk iletişimleri/teb-
liğleri ve kavimlerinin tepkileri anlatılırken, bu surede ise olay-
ların devamında tebliği reddeden ve peygamberlere savaş açan
o kavimlerin helakı açıklanmaktadır. Hz. Nuh ve kibirli kavminin
helak oluşu (Hud, 11/25-49), Hz. Hud ve hilekâr kavminin helak
oluşu (Hud, 11/50-60), Hz. Salih ve zalim kavminin helakı (Hud, 11/61-
68), Hz. Lut ve ahlaksız kavminin helakı (Hud, 11/77-82), Hz. Şuayb
ve sahtekâr kavminin helakı (Hud, 11/61-68), Hz. Musa ve kendisini
putlaştıran zalim Firavun ile mücadelesi ve zalimlerin sonu (Hud,
11/96-101) anlatılmakta; “Kesinlikle zalimlere meyletmeyin..” (Hud,
11/113) emri ve “Rabbin yaptıklarınızdan gafil değildir” (Hud, 11/123)
hatırlatması ile sure sona ermekte; Muhammed ümmetinin aynı
hatalara düşmemesi istenmektedir.
2. HAYATIN ZORLUKLARI
Sabretmek Gerekir
Bu cüzde Yusuf suresinin ilk kısmı da bulunmaktadır. Yusuf
suresinde sadece Yusuf peygamberin hayatı baştan sona anlatıl-
makta, başka bir yerde Hz. Yusuf ile ilgili bir bilgi verilmemek-
tedir. Sure Hz. Yusuf’un gördüğü bir rüya ile başlar. Bu rüya ile
babası Yakup Peygamberin küçük Yusuf’a sevgisi daha da artar.
Bunu kıskanan kardeşleri küçük Yusuf’tan kurtulmak isterler ve
onu bir kuyuya atarlar. Oraya su ihtiyaçları için uğrayan kervan-
daki kişiler kovalarını sarkıtınca onu bulup kurtarırlar, ancak
Mısır’a götürüp orada köle olarak satarlar.
3. SUÇSUZ OLANLAR KURTULUR
Temiz Halleri Ortaya Çıkar
Hz. Yusuf’u satın alan kişi Mısır’ın üst seviyede yöneticisi olan
bir azizdir. Eşi ile birlikte Yusuf’u büyütürler. Ancak Yusuf güzel
bir genç olunca Aziz’in hanımı tarafından rahatsız edilir ve ka-
dının yararlanma isteği etrafta duyulunca o dönemdeki skandalı
önlemek için; suçsuz olduğu halde Hz. Yusuf’u hapse atarlar.
Çünkü sonuçta o ellerindeki bir köledir ve hiçbir kıymeti yok-
tur. Hapiste Hz. Yusuf iki kişi ile tanışır. Bir gün o ikisi bu temiz
gence gördükleri ilginç rüyalarını anlatırlar. Hz. Yusuf rüyalarını
38 | KUR’ÂN’IN TEMEL KONULARI
tabir etmeden önce onlara tevhid inancını anlatır, İslam’ı tebliğ
eder. Sonra bu rüyayı; o iki kişiden birisinin hapisten kurtulup
kralın yakın adamı olacağı, diğerinin ise asılıp idam edileceği
şeklinde tabir eder ve yorumlar. Daha sonra olaylar bu şekilde
gelişir. Kurtulan kişi kralın yakın adamı olur ve Hz. Yusuf’u unu-
tur. Yıllar sonra kralın gördüğü bir rüyayı kimse tabir edemeyin-
ce, o kişinin aklına zindandaki Hz. Yusuf gelir ve onu çıkartırlar.
Hz. Yusuf bu rüyayı ileride gelecek ve yedi yıl sürecek büyük
bir kıtlık ile tabir eder. O kıtlığa hazırlık yapılması gerektiğini
söyler. Bunun üzerine Hz. Yusuf, kral tarafından Mısır’ın eko-
nomisi ile ilgili olarak görevlendirilir ve büyük hazırlıklar başlar.
Bu dönemde Aziz’in karısı da vicdan azabından dolayı Yusuf’un
suçsuz ve temiz olduğunu itiraf eder…( Sonraki gelişmeler ve
olaylar bir sonraki 13. cüzde devam etmektedir.)
'
ON ÜÇÜNCÜ CÜZ
(s. 241 - 260)
Önemli Olan Şahsiyetli Bir Müslüman
Olarak Yaşamak Zorluklara Karşı Sabretmek
ve Direnmektir
On üçüncü cüzde; Yusuf suresinin son yarısı, Ra’d ve İbrahim
surelerinin tamamı bulunmaktadır. Bu kısımdaki 3 konu (mesaj):
1. SABRIN SONU
Sabreden Kurtulur/Başarılı Olur
Yusuf suresinin son kısmında Mısır ve Ortadoğu’da gerçekle-
şen bir kıtlıktan bahsedilir. Kıtlığa hazırlıksız yakalanan insanlar
Filistin tarafından Mısır’a gelip yiyecek talebinde bulunurlar.
Gelen kişiler arasında Hz. Yusuf’un kardeşleri de vardır. Ancak
Yusuf Peygamber onları affedip yiyecek vermiş, babalarıyla be-
raber Mısır’a gelmelerini ve yerleşmelerini istemiştir. O sıralar
Yakup peygamber üzüntüden gözleri görmüyordu, oğlu Yusuf’un
gömleği gelince onu gözlerine sürdü, Allah’ın izni ile gözleri
açıldı ve görmeye başladı. Sonra hep beraber Mısır’a gittiler.
Yusuf Peygamber’in yanına gelince hepsi ona saygı için eğildiler
(Yakup peygamber ve 11 oğlu). Böylece Hz. Yusuf’un küçükken
gördüğü rüya gerçekleşmiş oldu. Surenin sonunda Hz. Yusuf’un
bir konuşması ve duası bulunmaktadır (Rad, 13/100-101). Yusuf suresi
ile Allah Mekke’de zor durumda olan Hz. Muhammed ve asha-
bına moral vermekte, ileride gerçekleşecek olan hicret ve dev-
lete hazırlamakta, onların da Hz. Yusuf gibi başarılı olacaklarını
müjdelemektedir.
2. GÜÇLÜ MÜMİN
Allah’a İtaatle Güçlenmek
Sonra Ra’d suresi başlar. Burada Kur’ân’ın güç ve kudret sahibi
Allah’tan geldiği ve O’nun gücünün; yerlerin ve göklerin yaratı-
lışı ve sistematik işleyişinde, diriliş, ilim, gök gürültüsü (ra’d) ve
meleklerin itaatinde görüldüğü zikredilir, insanlar iman ve itaate
davet edilir ve kalplerin Allah’ın zikri ile mutmain olacağı açıkla-
nır (Rad, 13/28). Burada ayrıca güçlü müminin sıfatları da zikredilir:
a. Onlar ahitlerinde dururlar,
b. Allah’ın emrettiği ilkelerden ayrılmazlar,
c. Sabrederler,
d. Namaz kılarlar,
e. İnfak ederler,
f. Kötülüğü iyilikle silerler,
g. Risalete de her zaman tabi olurlar (Rad, 13/19-33).
3. PEYGAMBERLERİN DURUŞU
Güçlü Şahsiyetler/Örnek İnsanlar
Bu cüzde ayrıca İbrahim suresi bulunmaktadır. Kitabın ve pey-
gamberin rehberliği anlatılmakta; Hz. Musa, Nuh, Ad ve Semud
kavimlerinden örnekler verilmektedir. Ümmetlerin bir kısmı da
peygamberlerini reddetmiş, ülkelerinden sürme veya öldürme
ile tehdit etmişlerdi. Aynı şeyler Hz. Muhammed ve ashabı için
de söz konusuydu (İbrahim, 14/3-34). Surenin sonunda ise Hz. İb-
rahim’in uzun ve güzel bir duası bulunmaktadır (İbrahim, 14/35-41).
'
ON DÖRDÜNCÜ CÜZ
(s. 261 - 280)
Hayatınızın değerlenmesini istiyorsanız
Allah’ın emrettiği gibi yaşayın. Mazlumlara
karşı mütevazı, zalimlere karşı cesur olun.
Peygamberler gibi dik durun ve eğilmeyin.
(
On dördüncü cüzde; Hicr ve Nahl surelerinin tamamı bulun-
maktadır. Bu kısımdaki 3 konu (mesaj):
1. HAYATI ALLAH İÇİN YAŞAMAK
O’nun İstediği Gibi Bir Mümin Olmak
Hicr suresinde genel olarak Allah için yaşamak ve mücadele
etmek konusu işlenmektedir. (Hicr: Mekke’nin kuzeyinde Semut
kavminin yaşadığı bir yerdir). Bu sure Kur’ân’ın rehberliği ile
başlamaktadır; sonra tarihte tevhid ve şirk mücadelesi özetlen-
mekte, peygamberle mücadele edenlerin akıbetleri açıklanmak-
tadır: Hz. Adem ve şeytan mücadelesi (Hicr, 15/52-84), Hz. İbrahim
ve azap meleklerinin diyaloğu (Hicr, 15/52-60), Lut kavminin hela-
kı (Hicr, 15/61-77), Şuayb peygamberin kavmi Eyke’nin helakı (Hicr,
15/78-79) ve Semut kavminin yurdu Hicr ve helakı (Hicr, 15/80-84)
anlatılmaktadır.
2. MÜMİNLER MÜTEVAZI VE CESURDURLAR
Sonra Hicr suresi şu güzel mesajlarla tamamlanmaktadır:
İnsanlara güzel davran, Kur’ân’ı tebliğ et, onların elindeki güç
sizi etkilemesin, müminlere şefkatli davran, müşriklere aldır-
ma, Rabbini tesbih et ve O’na secde et, ölünceye kadar ibadete
devam et (Hicr, 15/85-99).
3. PEYGAMBERLERİN TEBLİĞİ
Onlar Gibi Tebliğe Devam Etmek ve Sıkıntılara Sabretmek
Gerekir
Burada ayrıca Nahl suresi de bulunmaktadır. Bu surede; tev-
hid inancıyla ilgili yoğun bir tartışma ortamı oluşturulmakta;
vahiy gönderen Allah, kâinatın ve sizin yaratıcınız-Rabbiniz olan
Allah’tır (Nahl, 16/1-34). Müşrikler tek Tanrı olan Allah’a ortak koş-
tukları için yeryüzünde büyük bir fitneye sebep olmakta ve
hadlerini aşmaktadırlar (Nahl, 16/35-47). Siz Hz. İbrahim (a.s.) gibi
olun, tebliğe devam edin ve sıkıntılara sabredin. Takva ve ihsan
sahibi olun (Nahl, 16/120-128).
'
ON BEŞİNCİ CÜZ
(s. 281 - 300)
Bir mümin bulunduğu coğrafyada dinini
yaşamak ve onu tebliğ etmek için uğraşır,
gelebilecek her türlü sıkıntıya katlanır.
On beşinci cüzde; İsra suresinin tamamı ve Kehf suresinin ilk
yarısı bulunmaktadır. Bu kısımdaki 3 konu (mesaj):
1. ALLAH’IN DESTEĞİ
Tebliğe Devam Eden ve Sıkıntılara Sabredenlere Allah
Yardım Eder/Destekler
İsra suresinde Allah’ın sonsuz gücü anlatılmaktadır. Ayrıca
İsra (gece yolculuğu) mucizesi ile İslam’ın, önceki peygamberlere
gönderilen ilahî dinlerin devamı ve sonuncusu olduğu mesajı
verilmektedir. İslam, aslında Hz. Adem’le başlayan bir süreçtir.
O dönemde Mekke’de inşa edilen Kâbe, yeryüzünün ilk mabe-
didir. Daha sonra Kudüs’te Mescid-i Aksa inşa edilmiştir. Son
peygamberin gelişi ile İslam yeniden yeryüzüne Mekke’den ya-
yılmıştır. Bu açıdan Mescid-i Haram (Kâbe) ile Mescid-i Aksa
(Kudüs) arasında bir bağ bulunmaktadır (İsra, 17/1). Surede İsra
olayından sonra Hz. Musa dönemine geçilir. Çünkü o dönem
tarihin önemli kırılma noktalarından birisidir ve Hz. Musa’ya
gönderilen 10 emrin büyük bir bölümü bu surede âdeta yeniden
emredilir. “Allah’a şirk koşmayacaksın, öldürmeyeceksin, zina
etmeyeceksin, çalmayacaksın….vd.” (İsra, 17/11-54).
2. ALLAH İÇİN HİCRET
Surenin ikinci bölümünde Hz. Adem’in yeryüzüne inişi ve
şeytanın yeryüzündeki tuzakları anlatılıp (İsrâ, 17/61-67), ardından
hicret duası zikredilir (İsrâ, 17/80). Bununla sanki bir yıl sonra olan
hicrete bir hazırlık ve asıl imtihanın hicretten sonra başlaya-
cağına dair bir mesaj verilmektedir. Surenin son tarafında ise,
Hz. Peygamber’e ve Müslümanlara önemli uyarılar bulunulmakta
(İsrâ, 17/89-103) ve özellikle İsrailoğullarının bir araya geldikten
sonra yeryüzünde çıkaracakları ikinci büyük fitneye karşı ha-
zırlıklı olma uyarısı yapılmaktadır (İsrâ, 17/4-7, 104).
3. HİCRETLE BAŞARILI OLMAK
Ayrıca bu cüzde Kehf suresinin ilk yarısı bulunmaktadır. Surenin
başında bir grup inanmış gencin hicreti anlatılır. Sığındıkları ma-
ğarada kaderin tecellisi ile 309 sene uyutulurlar, sonra uyanırlar.
Uyandıkları yüzyılda ahiret ve dirilişe imanda bir zayıflık olsa ge-
rek ki, (özgürlüğe giden yolda) insanlara böyle bir “diriliş” örneği
gösterilir. 309 sene sonra bu gençler yeniden yeryüzüne gelirler.
Bu surede de Müslümanları (sahabeyi) hicrete hazırlama ve onlara
moral verme söz konusudur. Allah için hicret edenlerin başarılı
olacakları vurgulanır (Kehf, 18/9-31); Sonra Hz. Musa ve Hızır olayı ile
şer gibi görünen hadiselerin hayır olabileceği/hayırla sonuçlana-
bileceği ve biraz sabredilmesi gerektiği ifade edilir (Kehf, 18/60-82)
Kaynak :
Rıfat ORAL
Ankara - 2020
Diyanet YAYINLARI
KUR’ÂN’IN TEMEL KONULARI BÖLÜM3
Kur’ân okumalarının bir başka şekli de mukabele olarak asr-ı
saadetten bize intikal etmiştir. Mukabele bir kişinin Kur’ân
okuyup diğer kişi ya da kişilerin onu dinlemesi ve okuduğunu
kontrol etmesidir. Bu şekilde hem Kur’ân nüshaları hem de oku-
nan Kur’ân her defasında yeniden kontrol edilir, okuyan ya da
dinleyenler hatalarını düzeltir. Mukabele, Hz. Peygamber (a.s.)
döneminden gelen bir gelenektir. Asr-ı saadette Peygamberimiz
her sene Cebrail ile Kur’ân ayetlerini ve surelerini mukabele
ederlerdi. Bazen Peygamberimiz okur Cebrail dinler, bazen de
Cebrail okur Peygamberimiz (a.s.) dinlerdi. Hicretin 10. yılında
Peygamberimiz (a.s.) ömrünün sonuna yaklaştığını hissetmişti ya
da bu ona bildirilmişti. O sene Cebrail ile iki defa Kur’ân’ı mu-
kabele etmişlerdi. Bu son mukabele idi. Bu şekilde Kur’an karşı
tarafa arz edildiği için buna mukabele veya muaraza denilmiştir.
(Bk. Buhari, Fedailü’l-Kur’ân, 7; Ahmed, II/399; VI/282)
Kur’an sürekli okunması, mukabele ve müzakere edilmesi,
üzerinde düşünülmesi gereken bir kitaptır. Zira Kur’ân’daki her
cüz sanki müstakil bir kitaptır ve farklı konular ile insanlardaki
iman, ibadet ve ahlak bilincini yenilemekte, güçlendirip diri tut-
maktadır. Elinizdeki bu çalışma da Kur’ân okumalarında faydalı
olması ve bir takva (sorumluluk) bilinci kazandırması için her
cüzden 3 temel konu seçilerek oluşturulmuştur. Kur’ân okurken
bitirilen cüzden sonra o cüzdeki temel konuları/meseleleri ve
mesajları yeniden hatırlamak ve genel hatlarıyla anlamak/müza-
kere etmek hayatımızı ve toplumları değiştirecektir. Bu nedenle
camide ya da evde her cüz okumalarından sonra söz konusu
cüzle ilgili bölümün bu eserden okunması ve müzakere edilmesi
güzel sonuçlara yol açacaktır.
Kur’ân’ı her okuyuşta ya da her hatimde; farklı gözle ve he-
defle okumak tavsiye edilir ki hem okuyucunun zihni diri kalsın
hem de her okuyuşta Kur’ân’ın farklı bir yönünü keşfetsin.
ON BİRİNCİ CÜZ
(s. 201 - 220)
Mümin; hatada ısrar etmeyen, her zaman
Müslümanca duruşu olan ve şahsiyetli bir
hayat yaşayan insandır.
On birinci cüzde; Tövbe suresinin son tarafı ve Yunus suresi-
nin tamamı bulunmaktadır. Bu kısımdaki 3 konu (mesaj):
1. TÖVBE
Tövbe Etmek ve Hatadan Dönmek Erdemli Bir Harekettir
Tövbe suresinin son tarafında tövbe ve istiğfar konusu iş-
lenmektedir. Bir peygamberin, müşrikler için istiğfar etmesinin
ve af dilemesinin doğru olmadığı belirtilmektedir. Bununla ilgili
olarak Hz. İbrahim üzerinden örnek verilmektedir. Çünkü o da
kâfir olan baba(lığı) için istiğfar etmişti. Allah ise muhacir, ensar
ve diğer samimi müminlerin dua ve istiğfarlarını kabul etmek-
tedir. Bu bağlamda Tebük savaşına keyfi katılmayan, ama sonra
çok pişman olup tövbe eden 3 sahabinin durumu hatırlatılır. Bir
aydan daha fazla süre devam eden bu tövbe/pişmanlık süreci,
toplumsal tepki ve yeryüzünün onları daralttığı bir dönemde
tövbelerin kabul edilmesi ve 3 sahabinin kurtulması bizim için
önemli bir örnektir (Tevbe, 9/118). Rıyazü’s-Salihin isimli hadis ki-
tabının başındaki Tövbe bölümünde, tövbe eden bu 3 sahabinin
ilginç hikayesi ile ilgili rivayet aktarılır (Buhari, Megâzi, 80; Müslim,
Tevbe, 53). Mutlaka oradaki bu olay gibi çok farklı tövbe olayları
okunmalıdır.
2. MÜSLÜMANCA DURUŞ
Kur’ân’dan ve Peygamberlerden Öğrenmek
Bu cüzde Yunus suresi de bulunmaktadır. İlk kısmında Hz. Pey-
gamber’in Mekke’deki risalet çalışması, insanları tevhide çağrışı
ve onların tepkileri karşısında sergilediği Müslümanca duruş
anlatılmaktadır. Burası aslında bütün davetçiler için önemli bir
bölümdür.
3. ŞAHSİYETLİ OLMAK
Peygamberlerin Hayat Tarzı (Sünneti) Budur
Yunus suresinin ikinci bölümünde ise Hz. Yunus’un da içinde
bulunduğu önceki 3 peygamberin tevhid çağrısı, risalet çalışması
ve cahiliye toplumu karşısında sergiledikleri duruşları anlatılır.
Bu tevhidi duruşun bütün peygamberlerin sünneti (hayat tarzı)
olduğu hatırlatılır ve bütün davetçilere bir mesaj verilir.
ON İKİNCİ CÜZ
(s. 221 - 240)
Peygamberler gibi; insanlar tevhid, risalet
ve ahiret inancına davet edilmeli, hayatın tüm
zorluklarına karşı da sabredilmeli/dirençli
olunmalıdır
On ikinci cüzde; Hud suresinin 1. sayfası dışındaki tamamı
ve Yusuf suresinin ilk yarısı bulunmaktadır. Yunus, Hud, Yusuf,
İbrahim, Hicr sureleri aslında Elif-lam-ra (الر) ile başlayan sureler
serisidir. Bununla belki de bu 5 surenin konu bütünlüğüne/bir-
liğine dikkat çekilmekte ve dikkatli okunması gerektiği mesajı
verilmektedir. Bu kısımdaki 3 konu (mesaj):
1. PEYGAMBERLERİN MÜCADELESİ
Peygamberler Tevhid, Risalet ve Ahiret’le İlgili Bilgi Verirler
Hud suresinin girişinde (tebliğ edilmesi emredilen) tevhid, ri-
salet ve ahiret ile ilgili konular aktarılır. Bu girişten sonra önceki
ümmetlere gönderilen peygamberlerin tebliğ sırasında yaşadığı
olaylar (Yunus suresindeki kaldığı yerden) anlatılmaya devam
etmektedir; orada peygamberlerin kavmi ile ilk iletişimleri/teb-
liğleri ve kavimlerinin tepkileri anlatılırken, bu surede ise olay-
ların devamında tebliği reddeden ve peygamberlere savaş açan
o kavimlerin helakı açıklanmaktadır. Hz. Nuh ve kibirli kavminin
helak oluşu (Hud, 11/25-49), Hz. Hud ve hilekâr kavminin helak
oluşu (Hud, 11/50-60), Hz. Salih ve zalim kavminin helakı (Hud, 11/61-
68), Hz. Lut ve ahlaksız kavminin helakı (Hud, 11/77-82), Hz. Şuayb
ve sahtekâr kavminin helakı (Hud, 11/61-68), Hz. Musa ve kendisini
putlaştıran zalim Firavun ile mücadelesi ve zalimlerin sonu (Hud,
11/96-101) anlatılmakta; “Kesinlikle zalimlere meyletmeyin..” (Hud,
11/113) emri ve “Rabbin yaptıklarınızdan gafil değildir” (Hud, 11/123)
hatırlatması ile sure sona ermekte; Muhammed ümmetinin aynı
hatalara düşmemesi istenmektedir.
2. HAYATIN ZORLUKLARI
Sabretmek Gerekir
Bu cüzde Yusuf suresinin ilk kısmı da bulunmaktadır. Yusuf
suresinde sadece Yusuf peygamberin hayatı baştan sona anlatıl-
makta, başka bir yerde Hz. Yusuf ile ilgili bir bilgi verilmemek-
tedir. Sure Hz. Yusuf’un gördüğü bir rüya ile başlar. Bu rüya ile
babası Yakup Peygamberin küçük Yusuf’a sevgisi daha da artar.
Bunu kıskanan kardeşleri küçük Yusuf’tan kurtulmak isterler ve
onu bir kuyuya atarlar. Oraya su ihtiyaçları için uğrayan kervan-
daki kişiler kovalarını sarkıtınca onu bulup kurtarırlar, ancak
Mısır’a götürüp orada köle olarak satarlar.
3. SUÇSUZ OLANLAR KURTULUR
Temiz Halleri Ortaya Çıkar
Hz. Yusuf’u satın alan kişi Mısır’ın üst seviyede yöneticisi olan
bir azizdir. Eşi ile birlikte Yusuf’u büyütürler. Ancak Yusuf güzel
bir genç olunca Aziz’in hanımı tarafından rahatsız edilir ve ka-
dının yararlanma isteği etrafta duyulunca o dönemdeki skandalı
önlemek için; suçsuz olduğu halde Hz. Yusuf’u hapse atarlar.
Çünkü sonuçta o ellerindeki bir köledir ve hiçbir kıymeti yok-
tur. Hapiste Hz. Yusuf iki kişi ile tanışır. Bir gün o ikisi bu temiz
gence gördükleri ilginç rüyalarını anlatırlar. Hz. Yusuf rüyalarını
38 | KUR’ÂN’IN TEMEL KONULARI
tabir etmeden önce onlara tevhid inancını anlatır, İslam’ı tebliğ
eder. Sonra bu rüyayı; o iki kişiden birisinin hapisten kurtulup
kralın yakın adamı olacağı, diğerinin ise asılıp idam edileceği
şeklinde tabir eder ve yorumlar. Daha sonra olaylar bu şekilde
gelişir. Kurtulan kişi kralın yakın adamı olur ve Hz. Yusuf’u unu-
tur. Yıllar sonra kralın gördüğü bir rüyayı kimse tabir edemeyin-
ce, o kişinin aklına zindandaki Hz. Yusuf gelir ve onu çıkartırlar.
Hz. Yusuf bu rüyayı ileride gelecek ve yedi yıl sürecek büyük
bir kıtlık ile tabir eder. O kıtlığa hazırlık yapılması gerektiğini
söyler. Bunun üzerine Hz. Yusuf, kral tarafından Mısır’ın eko-
nomisi ile ilgili olarak görevlendirilir ve büyük hazırlıklar başlar.
Bu dönemde Aziz’in karısı da vicdan azabından dolayı Yusuf’un
suçsuz ve temiz olduğunu itiraf eder…( Sonraki gelişmeler ve
olaylar bir sonraki 13. cüzde devam etmektedir.)
'
ON ÜÇÜNCÜ CÜZ
(s. 241 - 260)
Önemli Olan Şahsiyetli Bir Müslüman
Olarak Yaşamak Zorluklara Karşı Sabretmek
ve Direnmektir
On üçüncü cüzde; Yusuf suresinin son yarısı, Ra’d ve İbrahim
surelerinin tamamı bulunmaktadır. Bu kısımdaki 3 konu (mesaj):
1. SABRIN SONU
Sabreden Kurtulur/Başarılı Olur
Yusuf suresinin son kısmında Mısır ve Ortadoğu’da gerçekle-
şen bir kıtlıktan bahsedilir. Kıtlığa hazırlıksız yakalanan insanlar
Filistin tarafından Mısır’a gelip yiyecek talebinde bulunurlar.
Gelen kişiler arasında Hz. Yusuf’un kardeşleri de vardır. Ancak
Yusuf Peygamber onları affedip yiyecek vermiş, babalarıyla be-
raber Mısır’a gelmelerini ve yerleşmelerini istemiştir. O sıralar
Yakup peygamber üzüntüden gözleri görmüyordu, oğlu Yusuf’un
gömleği gelince onu gözlerine sürdü, Allah’ın izni ile gözleri
açıldı ve görmeye başladı. Sonra hep beraber Mısır’a gittiler.
Yusuf Peygamber’in yanına gelince hepsi ona saygı için eğildiler
(Yakup peygamber ve 11 oğlu). Böylece Hz. Yusuf’un küçükken
gördüğü rüya gerçekleşmiş oldu. Surenin sonunda Hz. Yusuf’un
bir konuşması ve duası bulunmaktadır (Rad, 13/100-101). Yusuf suresi
ile Allah Mekke’de zor durumda olan Hz. Muhammed ve asha-
bına moral vermekte, ileride gerçekleşecek olan hicret ve dev-
lete hazırlamakta, onların da Hz. Yusuf gibi başarılı olacaklarını
müjdelemektedir.
2. GÜÇLÜ MÜMİN
Allah’a İtaatle Güçlenmek
Sonra Ra’d suresi başlar. Burada Kur’ân’ın güç ve kudret sahibi
Allah’tan geldiği ve O’nun gücünün; yerlerin ve göklerin yaratı-
lışı ve sistematik işleyişinde, diriliş, ilim, gök gürültüsü (ra’d) ve
meleklerin itaatinde görüldüğü zikredilir, insanlar iman ve itaate
davet edilir ve kalplerin Allah’ın zikri ile mutmain olacağı açıkla-
nır (Rad, 13/28). Burada ayrıca güçlü müminin sıfatları da zikredilir:
a. Onlar ahitlerinde dururlar,
b. Allah’ın emrettiği ilkelerden ayrılmazlar,
c. Sabrederler,
d. Namaz kılarlar,
e. İnfak ederler,
f. Kötülüğü iyilikle silerler,
g. Risalete de her zaman tabi olurlar (Rad, 13/19-33).
3. PEYGAMBERLERİN DURUŞU
Güçlü Şahsiyetler/Örnek İnsanlar
Bu cüzde ayrıca İbrahim suresi bulunmaktadır. Kitabın ve pey-
gamberin rehberliği anlatılmakta; Hz. Musa, Nuh, Ad ve Semud
kavimlerinden örnekler verilmektedir. Ümmetlerin bir kısmı da
peygamberlerini reddetmiş, ülkelerinden sürme veya öldürme
ile tehdit etmişlerdi. Aynı şeyler Hz. Muhammed ve ashabı için
de söz konusuydu (İbrahim, 14/3-34). Surenin sonunda ise Hz. İb-
rahim’in uzun ve güzel bir duası bulunmaktadır (İbrahim, 14/35-41).
'
ON DÖRDÜNCÜ CÜZ
(s. 261 - 280)
Hayatınızın değerlenmesini istiyorsanız
Allah’ın emrettiği gibi yaşayın. Mazlumlara
karşı mütevazı, zalimlere karşı cesur olun.
Peygamberler gibi dik durun ve eğilmeyin.
(
On dördüncü cüzde; Hicr ve Nahl surelerinin tamamı bulun-
maktadır. Bu kısımdaki 3 konu (mesaj):
1. HAYATI ALLAH İÇİN YAŞAMAK
O’nun İstediği Gibi Bir Mümin Olmak
Hicr suresinde genel olarak Allah için yaşamak ve mücadele
etmek konusu işlenmektedir. (Hicr: Mekke’nin kuzeyinde Semut
kavminin yaşadığı bir yerdir). Bu sure Kur’ân’ın rehberliği ile
başlamaktadır; sonra tarihte tevhid ve şirk mücadelesi özetlen-
mekte, peygamberle mücadele edenlerin akıbetleri açıklanmak-
tadır: Hz. Adem ve şeytan mücadelesi (Hicr, 15/52-84), Hz. İbrahim
ve azap meleklerinin diyaloğu (Hicr, 15/52-60), Lut kavminin hela-
kı (Hicr, 15/61-77), Şuayb peygamberin kavmi Eyke’nin helakı (Hicr,
15/78-79) ve Semut kavminin yurdu Hicr ve helakı (Hicr, 15/80-84)
anlatılmaktadır.
2. MÜMİNLER MÜTEVAZI VE CESURDURLAR
Sonra Hicr suresi şu güzel mesajlarla tamamlanmaktadır:
İnsanlara güzel davran, Kur’ân’ı tebliğ et, onların elindeki güç
sizi etkilemesin, müminlere şefkatli davran, müşriklere aldır-
ma, Rabbini tesbih et ve O’na secde et, ölünceye kadar ibadete
devam et (Hicr, 15/85-99).
3. PEYGAMBERLERİN TEBLİĞİ
Onlar Gibi Tebliğe Devam Etmek ve Sıkıntılara Sabretmek
Gerekir
Burada ayrıca Nahl suresi de bulunmaktadır. Bu surede; tev-
hid inancıyla ilgili yoğun bir tartışma ortamı oluşturulmakta;
vahiy gönderen Allah, kâinatın ve sizin yaratıcınız-Rabbiniz olan
Allah’tır (Nahl, 16/1-34). Müşrikler tek Tanrı olan Allah’a ortak koş-
tukları için yeryüzünde büyük bir fitneye sebep olmakta ve
hadlerini aşmaktadırlar (Nahl, 16/35-47). Siz Hz. İbrahim (a.s.) gibi
olun, tebliğe devam edin ve sıkıntılara sabredin. Takva ve ihsan
sahibi olun (Nahl, 16/120-128).
'
ON BEŞİNCİ CÜZ
(s. 281 - 300)
Bir mümin bulunduğu coğrafyada dinini
yaşamak ve onu tebliğ etmek için uğraşır,
gelebilecek her türlü sıkıntıya katlanır.
On beşinci cüzde; İsra suresinin tamamı ve Kehf suresinin ilk
yarısı bulunmaktadır. Bu kısımdaki 3 konu (mesaj):
1. ALLAH’IN DESTEĞİ
Tebliğe Devam Eden ve Sıkıntılara Sabredenlere Allah
Yardım Eder/Destekler
İsra suresinde Allah’ın sonsuz gücü anlatılmaktadır. Ayrıca
İsra (gece yolculuğu) mucizesi ile İslam’ın, önceki peygamberlere
gönderilen ilahî dinlerin devamı ve sonuncusu olduğu mesajı
verilmektedir. İslam, aslında Hz. Adem’le başlayan bir süreçtir.
O dönemde Mekke’de inşa edilen Kâbe, yeryüzünün ilk mabe-
didir. Daha sonra Kudüs’te Mescid-i Aksa inşa edilmiştir. Son
peygamberin gelişi ile İslam yeniden yeryüzüne Mekke’den ya-
yılmıştır. Bu açıdan Mescid-i Haram (Kâbe) ile Mescid-i Aksa
(Kudüs) arasında bir bağ bulunmaktadır (İsra, 17/1). Surede İsra
olayından sonra Hz. Musa dönemine geçilir. Çünkü o dönem
tarihin önemli kırılma noktalarından birisidir ve Hz. Musa’ya
gönderilen 10 emrin büyük bir bölümü bu surede âdeta yeniden
emredilir. “Allah’a şirk koşmayacaksın, öldürmeyeceksin, zina
etmeyeceksin, çalmayacaksın….vd.” (İsra, 17/11-54).
2. ALLAH İÇİN HİCRET
Surenin ikinci bölümünde Hz. Adem’in yeryüzüne inişi ve
şeytanın yeryüzündeki tuzakları anlatılıp (İsrâ, 17/61-67), ardından
hicret duası zikredilir (İsrâ, 17/80). Bununla sanki bir yıl sonra olan
hicrete bir hazırlık ve asıl imtihanın hicretten sonra başlaya-
cağına dair bir mesaj verilmektedir. Surenin son tarafında ise,
Hz. Peygamber’e ve Müslümanlara önemli uyarılar bulunulmakta
(İsrâ, 17/89-103) ve özellikle İsrailoğullarının bir araya geldikten
sonra yeryüzünde çıkaracakları ikinci büyük fitneye karşı ha-
zırlıklı olma uyarısı yapılmaktadır (İsrâ, 17/4-7, 104).
3. HİCRETLE BAŞARILI OLMAK
Ayrıca bu cüzde Kehf suresinin ilk yarısı bulunmaktadır. Surenin
başında bir grup inanmış gencin hicreti anlatılır. Sığındıkları ma-
ğarada kaderin tecellisi ile 309 sene uyutulurlar, sonra uyanırlar.
Uyandıkları yüzyılda ahiret ve dirilişe imanda bir zayıflık olsa ge-
rek ki, (özgürlüğe giden yolda) insanlara böyle bir “diriliş” örneği
gösterilir. 309 sene sonra bu gençler yeniden yeryüzüne gelirler.
Bu surede de Müslümanları (sahabeyi) hicrete hazırlama ve onlara
moral verme söz konusudur. Allah için hicret edenlerin başarılı
olacakları vurgulanır (Kehf, 18/9-31); Sonra Hz. Musa ve Hızır olayı ile
şer gibi görünen hadiselerin hayır olabileceği/hayırla sonuçlana-
bileceği ve biraz sabredilmesi gerektiği ifade edilir (Kehf, 18/60-82)
Kaynak :
Rıfat ORAL
Ankara - 2020
Diyanet YAYINLARI
KUR’ÂN’IN TEMEL KONULARI BÖLÜM3
RAŞiT TUNCA
BAŞAĞAÇLI RAŞiT TUNCA

FORUMUMUZDA
Dini Bilgiler...
Kültürel Bilgiler...
PNG&JPG&GiF Resimler...
Biyografiler...
Tasavvufi Vaaz Sohbetler...
Peygamberler Tarihi...
Siyeri Nebi
PSP&PSD Grafik
ALLAH
BAYRAK
Radyo Karoglan
Foruma Misafir Olarak Gir
Forumda Neler Var
GALATASARAY
FENERBAHÇE
BEŞiKTAŞ
TRABZONSPOR
MiLLi TAKIM
ETKiNLiKLERiMiZ
Portal
Forum
Search
Community 
Forum Statistics
Forum Team
Calendar
Members
» Latest member:
» Forum threads: 5,258
» Forum posts: 5,849
Read More / Comment 
