MUHAMMED

Muhammed


BAYRAK

TC.Bayrak



Welcome, Guest
You have to register before you can post on our site.

Username
  

Password
  





Forum Statistics
Members:» Members: 7
Latest member:» Latest member: Muhammed
Forum threads:» Forum threads: 5,258
Forum posts:» Forum posts: 5,849

Full Statistics Full Statistics

DOWNLOADEN


“Downloaden Bölümümüzden BEDAVA Grafik Paketleri,E-Kitaplar ve Bedava Bilgisayar Programlarını Tek TIKLA BEDAVA indirebilirsiniz”
(Raşit Tunca)




AYET

“Yeryüzüne muhakkak benim iyi kullarım varis olacaktır”
ENBİYA Suresi 105


FELSEFEMiZ

“ iSLAM OKUMAK YAZMAK YADA ÇiZMEK DEĞiLDiR, Yahutta O Hadis şöyle, Bu Ayette böyle diyor Diye Papağanlıkda Değildir. islam Kuranı ve sünneti HAYATINA TATBiK edip, Onunla Yaşayabilmekdir”
(Karoglan Raşit Tunca Sözü)


Raşit Tunca Sözü

“Yüzme bilmek Denizden çıkmana fayda vermez, taaki yüzme biliyorsan, denizedee düştüysen, ellerini, kollarını, ayaklarını çırpacaksın, ve birde tutuncak dal bulacak, tutunup çıkacaksın. ilimde böyledir, bir ilmi bilmek fayda etmez, taaki, onu hayatında tatbik edesiye, Dinde böyledir, din bilmek imanını kurtarmaz, taaki, ne zaman, bildiğin öğrendiğin dinini hayatında tatbik edip, yaşadın, o zaman belki kurtulursun.”
(Karoglan Raşit Tunca Sözü)

GÜZEL SÖZ

“ Bazen Hata Yapıvermek, Doğruyu bulmanın ilk Basamağıdır.
(Başağaçlı Raşit Tunca Sözü)



KUR’ÂN’IN TEMEL KONULARI

Kur’ân okumalarının bir başka şekli de mukabele olarak asr-ı
saadetten bize intikal etmiştir. Mukabele bir kişinin Kur’ân
okuyup diğer kişi ya da kişilerin onu dinlemesi ve okuduğunu
kontrol etmesidir. Bu şekilde hem Kur’ân nüshaları hem de oku-
nan Kur’ân her defasında yeniden kontrol edilir, okuyan ya da
dinleyenler hatalarını düzeltir. Mukabele, Hz. Peygamber (a.s.)
döneminden gelen bir gelenektir. Asr-ı saadette Peygamberimiz
her sene Cebrail ile Kur’ân ayetlerini ve surelerini mukabele
ederlerdi. Bazen Peygamberimiz okur Cebrail dinler, bazen de
Cebrail okur Peygamberimiz (a.s.) dinlerdi. Hicretin 10. yılında
Peygamberimiz (a.s.) ömrünün sonuna yaklaştığını hissetmişti ya
da bu ona bildirilmişti. O sene Cebrail ile iki defa Kur’ân’ı mu-
kabele etmişlerdi. Bu son mukabele idi. Bu şekilde Kur’an karşı
tarafa arz edildiği için buna mukabele veya muaraza denilmiştir.
(Bk. Buhari, Fedailü’l-Kur’ân, 7; Ahmed, II/399; VI/282)
Kur’an sürekli okunması, mukabele ve müzakere edilmesi,
üzerinde düşünülmesi gereken bir kitaptır. Zira Kur’ân’daki her
cüz sanki müstakil bir kitaptır ve farklı konular ile insanlardaki
iman, ibadet ve ahlak bilincini yenilemekte, güçlendirip diri tut-
maktadır. Elinizdeki bu çalışma da Kur’ân okumalarında faydalı
olması ve bir takva (sorumluluk) bilinci kazandırması için her
cüzden 3 temel konu seçilerek oluşturulmuştur. Kur’ân okurken
bitirilen cüzden sonra o cüzdeki temel konuları/meseleleri ve
mesajları yeniden hatırlamak ve genel hatlarıyla anlamak/müza-
kere etmek hayatımızı ve toplumları değiştirecektir. Bu nedenle
camide ya da evde her cüz okumalarından sonra söz konusu
cüzle ilgili bölümün bu eserden okunması ve müzakere edilmesi
güzel sonuçlara yol açacaktır.
Kur’ân’ı her okuyuşta ya da her hatimde; farklı gözle ve he-
defle okumak tavsiye edilir ki hem okuyucunun zihni diri kalsın
hem de her okuyuşta Kur’ân’ın farklı bir yönünü keşfetsin.

ALTINCI CÜZ
(s. 101-120)


İslam toplumu bilinç eğitimi ile yükselir:
Aşırılıktan kaçınıp dengeli üretenler ve
tüketenler, dengeli bir ümmet olma yolunda
beşinci adımı atmış olurlar.

Altıncı cüzde; Nisa suresinin son tarafı ve Maide suresinin ilk
yarısı bulunmaktadır. Bu kısımdaki 3 konu (mesaj):

1. ORTA YOL BİLİNCİ

İfrat ve Tefritten Kaçınmak
Nisa suresinin ortalarındaki bazı ahkam konularından sonra,
bu cüzde de Yahudi ve Hristiyanların ahkam ile ilgili hataları
sıralanır ve Muhammed ümmetinin aynı hatalara düşmemesi
istenir: Yahudiler peygamberlerine verdikleri sözde durmadılar,
kitaplarının hükmünü terk ettiler, Hz. Musa’dan sonra gelen
peygamberleri öldürmeye çalıştılar ve suikastlar düzenlediler.
Hristiyanlar da dinlerinde aşırı/uç yorumlar yaptılar, Allah’ın
kulu ve peygamberi olan Hz. İsa’ya (haşa) “Tanrı’nın oğlu” dediler.

2. HELAL GIDA BİLİNCİ

Maide suresinin baş tarafında; helal ve haram konuları özet-
lenmektedir. Mesela, behiymetü’l-enam denilen (davar, sığır
ve deve cinsi) hayvanlar helal, ama ihramda kara avı yapmak
haramdır. Allah’ın yeryüzündeki sembollerine (mesela, Kâbe
tevhidin sembolü, kurban Allah’a yakınlığın sembolü), ayrıca
savaşın haram olduğu aylara karşı saygılı olmak ve onların kut-
sallığına/saygınlığına halel getirmemek gerekir. Leş, akıcı kan,
domuz eti ve Allah’tan başkası adına (mesela putlar adına) ke-
silen hayvanların eti haramdır. Eti yenen hayvanlar bir yerden
düşerek, boğularak, boğazlanarak ve yırtıcı hayvan tarafından
parçalanarak ölmesi durumunda bunların etleri de haramdır
(ölmeden önce yetişip kesilen helaldir). Eğitimli av hayvanının
tuttuklarını yemek helaldir. Hayvanı avın üzerine gönderirken
besmele çekmek gerekir. Ehl-i kitabın kestikleri helaldir, onla-
rın kadınları ile evlenmek caizdir. Ancak Müslüman kadınlarla
evlenmek efdaldir.

3. DENGE BİLİNCİ: ORTA BİR ÜMMET OLMA

Maide suresinin sonraki bölümlerinde ise, bazı ahkam ko-
nuları açıklanmaktadır. Abdest, gusül, teyemmüm (Maide, 5/6),
şahitlik, cihad, kısas ve irtidat gibi. Ayrıca iman, ibadet ve adalet
gibi hükümleri terk eden önceki ümmetlerin sapmaları aktarılır,
bu sapmaların sonunda Allah’ın gazabına ve lanetine uğradıkları
gerçeği hatırlatılır.
'
YEDİNCİ CÜZ
(s. 121-140)


Kendilerini sürekli sorgulayan ve
hatalarını düzelten insanlar İslam
toplumunu/medeniyetini inşa ederler.



Yedinci cüzde; Maide suresinin son tarafı ve Enam suresinin
ilk yarısı bulunmaktadır. Bu kısımdaki 3 konu (mesaj):

1. HATALARIN BEDELİ

Maide suresinin son tarafı helal gıda ve helal kazanç ile ta-
mamlanmaktadır. Bu arada ayetler bazı hatalar için gerekli olan
keffaretleri de açıklamaktadır. Bunlardan birisi yemin keffareti,
diğeri de ihramlıyken kara avı yapan kişinin ödeyeceği bedel ko-
nusudur (Maide, 5/89, 95). Sonra vasiyet için iki şahit tutma tavsiye
edilir (Maide, 5/106-108). Surenin sonunda ise havarilerin, gökten
mucize bir sofra (maide) inmesi için Hz. İsa’dan dua etmesini
istemeleri ile ilgili bir olay anlatılır. Sonra bir mucize gerçekle-
şir. Aslında bu ayet ile yeryüzünün tümünün mucize bir sofra
(maide) olduğu mesajı verilir.

2. HATALAR DÜZELTİLMELİ

Aksi Takdirde Kişinin Sonu Dinden Uzaklaşmak, Şirk ve
Putperestlik Olabilir
Maide suresinden sonra Enam suresi gelir. Tek parça halinde
inen Mekkî bir suredir. (Bakara, Âl-i İmran, Nisa ve Maide sure-
leri ise Medenî idi.) Önceki Medenî surelerde bir vahiy toplumu
olan Yahudi ve Hristiyanların bozulma süreçleri ve hataları an-
latılmıştı. Enam suresinde de aslında bir vahiy toplumu olan ve
Hz. İbrahim, İsmail gibi peygamberleri kabul eden Arap cahiliye
toplumunun hataları anlatılmakta, nasıl putperest bir toplum
haline geldikleri açıklanmaktadır. Surenin başında kainatın ve
insanın yaratılışı hatırlatılarak tevhid konusu ve önemi açık-
lanmaktadır. Sonra cahiliye Araplarının risalet ile ilgili akıldı -
şı talepleri zikredilmektedir. Onlar peygamberin meleklerden
gönderilmesini istediler. ‘Eğer yeryüzünde melekler yaşasaydı o
zaman melek bir peygamber gönderilirdi.’ şeklinde cevap verildi.
Sonra müşriklerin ahiret ve dünya hayatı ile ilgili yanlış görüşleri
tenkit edildi.

3. PEYGAMBERİN TEBLİĞ GÖREVİ

Vahyin Rehberliğinde Hataları Düzeltmektir
Bu bölümde Hz. İbrahim (a.s.) örnek verilir. O tevhid inancın-
daydı. Hz. İbrahim (a.s.)’ın, tevhid inancını ispat için yıldız, ay ve
güneş gibi varlıkların Tanrı olamayacağına dair bir sorgulaması
aktarılır. Çünkü bunlar yok olan/değişen fani varlıklardır (Enam,
6/74-81). Yıldız, güneş, ay ve diğer varlıkları Allah insan için yarattı
(Enam, 6/96-97), ama insanların bir kısmı bu nimetlere şükrede-
cekleri yerde, bunları Tanrı edinerek Allah’a şirk koştular. Şirk
gerçekten büyük bir zulümdür (haksızlıktır).
'
SEKİZİNCİ CÜZ
(s. 141- 160)


Her dönemde cahiliye düşünce ve
inançları görülür. Çünkü şeytan her asırda
bütün insanları kandırmak ister. Siz bu
mücadelede/yarışta geride ve arada kalmayın,
cennete doğru koşun.
(
Sekizinci cüzde; Enam suresinin son tarafı ve Araf suresinin
ilk yarısı bulunmaktadır. Bu kısımdaki 3 konu (mesaj):


1. CAHİLİYE DÜŞÜNCELERİNDEN KURTULMAK

Enam suresinin ana konusu olan cahiliye dönemi müşrik Arap-
ların hataları sıralanmaya devam etmektedir. Bunlar; Allah’tan
başkasının hükmünü kabul etmek, putlar için kurban kesmek,
çocuklarını diri diri toprağa gömmek, yetime kötü davranmak,
ölçü ve tartıda haksızlık yapmaktır. Enam suresi, cahiliye dü-
şüncesine karşı İslam’ın tevhid inancının ortaya konulduğu bir
söz/dua ile sona ermektedir (Enam, 6/161-165).

2. ŞEYTANA KARŞI DİKKATLİ OLMAK

Bu cüzde ayrıca Araf suresi başlamaktadır. Önceki surelerde
haktan sapan vahiy toplumlarından örnekler verilmişti. Yahu-
diler, Hristiyanlar ve cahiliye Arapları... Bu surede ise tevhid ve
şirk mücadelesinin ilk insan Hz. Adem ile başladığı; bu açıdan
peygamberlerin tevhid ve doğruluğun temsilcileri, şeytanın ve
avenesinin ise şirk ve sapkınlığın temsilcileri/ana sebepleri
olduğu belirtilmektedir. Burada güzel bir uyarı bulunmakta-
dır: “Ey Adem oğulları, dikkat edin! Şeytan, atalarınız (Adem ile
Havva’yı) ayıp yerlerini kendilerine göstermek (rezil etmek) için
elbiselerinden soyarak cennetten çıkardığı gibi sizi de kandır-
masın/aldatmasın. Şeytan ve avenesi, hiç fark edemeyeceğiniz
şekilde pusuda beklerler!..” (A’raf, 7/27). Hz. Adem ve Havva hata-
larını anlayıp tövbe ettiler ve kurtuldular. Şeytan ise hatasında
hâlâ ısrar etmektedir.

3. ARADA KALMAMAK-KARARSIZ OLMAMAK; CENNETE
KOŞMAK GEREKİR


Bu cüzün son kısmında ise, sureye adını veren Araf konusu
zikredilmektedir. Araf, urf kelimesinin çoğulu olup yüksek yerler
manasındadır. Bu terim cennet ile cehennem arasındaki bölgede
bulunan yüksek yerler veya tepeler için kullanılmaktadır. Saha-
beden gelen habere göre, Araf’ta duran kişiler günah ve sevapları
eşit olan Müslümanlardır. Allah onlar hakkında hükmedinceye
kadar bu ara tepede duracaklardır (Bk. Hakim, II/350 (3247); Taberani,
Kebir, XXI/189 (11454)).

DOKUZUNCU CÜZ
(s. 161-180)


Tarihin en önemli dönemleri,
peygamberlerin yaşadıkları asırlardır.
Çünkü onlar tevhid ve şirk mücadelesinde
müminlerin önderleridir, Allah’ın rab
(hakimiyet sahibi) olduğunu bütün dünyaya
tebliğ eden ve insanları dünyevileşme
tehlikesinden koruyan kişilerdir.

Dokuzuncu cüzde; Araf suresinin son tarafı ve Enfal suresinin
baş tarafı bulunmaktadır. Bu kısımdaki 3 konu (mesaj):

1. PEYGAMBERLERİN MÜCADELESİ

Tarihte Tevhid ve Şirk Mücadelesi İnsanoğlu Var Oldukça
Devam Edecektir
Bu cüzde Araf suresi peygamberlerin mücadelelerinden ör-
neklerle tamamlanmaktadır. Söz konusu örneklerden en uzunu
Hz. Musa dönemi ile ilgilidir.
a. Burada Hz. Musa’nın Firavun ile mücadelesi, o dönemde
Müslüman olan sihirbazların Firavun’un katliamı ile şehit olma-
ları gerçeği (A’raf, 7/104-126).
b. Hz. Musa’nın ve ashabının Firavun’un zulmünden kurtulma
çabaları ve hicret talepleri, ayrıca o dönemde yaşanan kıtlık,
tufan, çekirge, haşere, kurbağa ve kan yağması gibi belalar so-
nunda Firavun’un Hz. Musa ve ashabına hicret için izin vermesi,
ancak sonra sözünden dönüp ordusu ile Hz. Musa ve ashabın
takip etmesi ve sonunda ordusuyla beraber denizde helak olması
aktarılır (A’raf, 7/130-136).
c. Bundan sonra Hz. Musa’nın kutsal bölge Sina dağına git-
mesi ve orada 40 gün kalması, daha sonra kendisine vahyin
yazılı levhalar halinde verilmesi, o dönemde Yahudilerin sap-
maları ve ihanetleri anlatılır. Mesela, denizi geçerek Firavun’un
şerrinden kurtulan İsrailoğulları, daha kurtulur kurtulmaz puta
tapan bir kavim görünce Hz. Musa’dan bir put yapmasını iste-
diler; Hz. Musa ise, onlara büyük bir cahillik yaptıklarını söyledi
ve nasihat etti (A’raf, 7/138-140). İsrailoğullarının ikinci ihanet ve
sapmalar ise, yanlarından 40 günlüğüne ayrılan peygamberleri
Hz. Musa’dan sonra hemen altın, gümüş ve mücevherlerden bir
buzağı yapıp tapmalarıdır (A’raf, 7/148-154).
d. Sonra Ashab-ı sebt (Cumartesi ashabı) Yahudilerinin diğer
hileleri (A’raf, 7/162) anlatılır, sıralanır.

2. ALLAH’A OLAN İLK SÖZÜMÜZ-AHDİMİZ

Allah’a İlk Ahdimiz “Sen Bizim Rabbimizsin”, Sözüdür
Bu cüzün ikinci bölümünde ise kalu bela olayı ile başlayan ilk
ahid/söz hatırlatılır. (A’raf, 7/172-173); Allah’ın esma-i hüsnasının
(güzel isimlerinin) doğru anlaşılması gerektiği bildirilir. İnsanın
şirk koştuğu putlar ve şeytanlar açıklanır ve bunlara karşı mü-
cadele edilmesi istenir. Kur’ân okunurken bile şeytanın pusuda
olup vesveselerle kandırabileceği bildirilir ve Euzü besmele ile
şeytanın şerrinden Allah’a sığınmak gerektiği açıklanır. Enam su-
resi; dua, zikir, tesbih ve secde emriyle sona erer (A’raf, 7/204-206).

3. DÜNYEVİLEŞME TEHLİKESİ

Allah Rızası İçin Çalışmayı/Tebliği/Cihadı Terk Etmek
Dünyevileşmektir
Bu cüzün son bölümünde Enfal suresi başlar; Bedir savaşın-
daki ilk galibiyet ve ganimet problemi açıklanır. Çünkü savaştan
sonra bütün gruplar ganimetlerin kendilerine ait olduğunu id-
dia etmiş ve bir husumet ortaya çıkmıştı. Bunun üzerine Enfal
suresinin baş tarafı indirildi ve ganimetlerin hepsinin Allah ve
Resûlüne (devlete) ait olduğu açıklandı, bütün zaferin ve gani-
metlerin Allah’ın yardımıyla kazanıldığı hatırlatıldı. Ancak mü-
minler hatalarını anlayıp pişman oldukları ve tövbe ettikleri
için yeni inen ayetlerde; ganimetlerin humusu (1/5’i) Allah ve
Resûlüne (devlete) kalacak, beşte dördü (4/5’i) ise mücahitler
arasında dağıtılacak şeklinde uygulama başlatılır (Enfal, 8/41). O
dönemde savaş teçhizatını her mücahit kendisi tedarik ettiği için
ganimetten hisse sahibi oluyordu. Ama daha sonraları devlet,
askerinin bütün ihtiyaçlarını ve savaş durumunda teçhizatını
tedarik ettiği için ganimetler tümüyle devlete kaldı. Ayrıca bu 9.
cüzün son tarafında müşriklerin tuzakları, tutarsız talepleri ve
kaçınılmaz savaş gerçeği aktarılır, Müslümanların savaşa hazır
olmaları istenir.

ONUNCU CÜZ
(s. 181 - 200)


Müslüman ahlak temelli bir mücadele
stratejisi geliştirilmelidir. Sosyal problemlerin
çözümü ancak; infak ve gelir dağılımındaki
adaletin sağlandığı ekonomik bir sistemle olur.

Onuncu cüzde; Enfal suresinin son tarafı ve Tevbe suresinin
baş tarafı bulunmaktadır. Bu kısımdaki 3 konu (mesaj):

1. SAVAŞ AHLAKI

Savaşta Bile Ensar-Muhacir Gibi Ahlaklı Olmak ve Kulluğa
Devam Etmek Gerekir
Enfal suresinin son tarafında Bedir savaşı örneği üzerinden
savaş stratejileri anlatılır. Ayrıca savaşta da ahlaklı olma ve kul-
luk emredilir. Bunlara dikkat edilirse Allah’ın yardımı her zaman
Müslümanlarla beraberdir. Bir kavim kendisini değiştirmedikçe
Allah da onlara olan nimetini değiştirmez (Enfal, 8/53). Müslü-
manlara yardım eden ve kalplerini birleştiren Allah’tır (Enfal, 8/63).
Surenin sonunda Medine’ye hicret eden muhacirler ve onlara
yardım eden ensar anlatılır, onlar medh edilir ve imanın topluma
yansımasının muhacir-ensar kardeşliğinden, ayrıca sıla-ı rahime
riayet etmekten geçtiği hatırlatılır ve sure tamamlanır.

2. İSLAM TOPLUMUNUN DÜŞMANLARI

Burada iki düşman üzerinde durulur:
a. Anlaşmaları Bozan Müşrikler/Kâfirler
b. Sürekli Fitne Çıkaran Münafıklar
Onuncu cüzün bu bölümünde Tevbe suresi başlar. Bu sure
Enfal suresinin devamı niteliğinde olduğu için başında besmele
bulunmamaktadır. Ayrıca sure, anlaşmayı bozan ve bölgede sü-
rekli fitne çıkaran müşriklere verilen bir ültimatom ile başlar.
Bu nedenle de surenin başında rahmet ifadesi olan besmelenin
bulunmadığı belirtilir. Bu bölümde yeryüzünde fitne çıkaran
düşmanlara karşı savaşa hazır olunması gerektiği açıklanır. Ay-
rıca önemli bir iç tehlike olan ve İslam toplumunun birliğini bo-
zan, moralini çökertmeye çalışan münafıklar üzerinde durulur.
Onların ahlaki zaafları, çalışma usulleri ve stratejileri anlatılır.
Müslümanların bunlara karşı da dikkatli olmaları ve mücadele
etmeleri gerektiği hatırlatılır. Çünkü bir toplumun iç ve dış gü-
venliği çok önemlidir.

3. İSLAM EKONOMİSİNİN HEDEFLERİ

Özellikle İki Hedef Üzerinde Durulur:
a. İnfak
b. Sermayenin Adil Paylaşımı
Bu cüzün son kısmında infaktan bahsedilir. Ekonomik refahın
sağlanması için çalışma ve teknoloji üretme yanında toplumsal
yardımlaşma modeli olan bir infak stratejisi geliştirilmesi de em-
redilir. Yardıma muhtaç olanların mutlaka korunması gerektiği
hatırlatılır. Toplumsal yardımlaşmanın bir parçası olan zekat ve
sadakaların kimlere verileceği açıklanır (Tevbe, 9/60). Bütün bu
çalışmaların İslam toplumunu güçlendireceği ve kalpleri bir-
leştireceği anlatılır. Bu noktada da olumsuz propaganda yapan
münafıklara yeniden dikkat çekilir.

Kaynak :

Rıfat ORAL
Ankara - 2020
Diyanet YAYINLARI
KUR’ÂN’IN TEMEL KONULARI BÖLÜM2
KUR’ÂN’IN TEMEL KONULARI

Kur’ân okumalarının bir başka şekli de mukabele olarak asr-ı
saadetten bize intikal etmiştir. Mukabele bir kişinin Kur’ân
okuyup diğer kişi ya da kişilerin onu dinlemesi ve okuduğunu
kontrol etmesidir. Bu şekilde hem Kur’ân nüshaları hem de oku-
nan Kur’ân her defasında yeniden kontrol edilir, okuyan ya da
dinleyenler hatalarını düzeltir. Mukabele, Hz. Peygamber (a.s.)
döneminden gelen bir gelenektir. Asr-ı saadette Peygamberimiz
her sene Cebrail ile Kur’ân ayetlerini ve surelerini mukabele
ederlerdi. Bazen Peygamberimiz okur Cebrail dinler, bazen de
Cebrail okur Peygamberimiz (a.s.) dinlerdi. Hicretin 10. yılında
Peygamberimiz (a.s.) ömrünün sonuna yaklaştığını hissetmişti ya
da bu ona bildirilmişti. O sene Cebrail ile iki defa Kur’ân’ı mu-
kabele etmişlerdi. Bu son mukabele idi. Bu şekilde Kur’an karşı
tarafa arz edildiği için buna mukabele veya muaraza denilmiştir.
(Bk. Buhari, Fedailü’l-Kur’ân, 7; Ahmed, II/399; VI/282)
Kur’an sürekli okunması, mukabele ve müzakere edilmesi,
üzerinde düşünülmesi gereken bir kitaptır. Zira Kur’ân’daki her
cüz sanki müstakil bir kitaptır ve farklı konular ile insanlardaki
iman, ibadet ve ahlak bilincini yenilemekte, güçlendirip diri tut-
maktadır. Elinizdeki bu çalışma da Kur’ân okumalarında faydalı
olması ve bir takva (sorumluluk) bilinci kazandırması için her
cüzden 3 temel konu seçilerek oluşturulmuştur. Kur’ân okurken
bitirilen cüzden sonra o cüzdeki temel konuları/meseleleri ve
mesajları yeniden hatırlamak ve genel hatlarıyla anlamak/müza-
kere etmek hayatımızı ve toplumları değiştirecektir. Bu nedenle
camide ya da evde her cüz okumalarından sonra söz konusu
cüzle ilgili bölümün bu eserden okunması ve müzakere edilmesi
güzel sonuçlara yol açacaktır.
Kur’ân’ı her okuyuşta ya da her hatimde; farklı gözle ve he-
defle okumak tavsiye edilir ki hem okuyucunun zihni diri kalsın
hem de her okuyuşta Kur’ân’ın farklı bir yönünü keşfetsin.


BİRİNCİ CÜZ
(s. 1-20)

Allah, indirdiği kitap ile insanlara
yol gösterir.


Bu cüz, Fatiha suresi ile başlar ve Bakara suresi ile devam
eder. Bu kısımdaki 3 konu (mesaj) şunlardır:

1. HAMD BİLİNCİ

İlk ve Son Sözümüz Yüce Allah’a Hamd ve Teşekkür Olmalı
Kur’ân, Fatiha suresi ile başlar. Bu surede Kur’an hakkında
çok önemli özet bilgiler verilir. Fatiha suresi, diğer surelerin
bir anahtarı niteliğindedir. Öncelikle düşünme ve dua adabı
öğretilir. Besmele ile başlayıp hamd (Allah’a teşekkür) ile devam
etmek bu eğitimin bir parçasıdır. Bu surede Kur’ân’ın üç temel
konusu olan; tevhid, risalet ve ahiret özetlenir.
Ayrıca her gün Fatiha suresi ile Allah’a söz veririz:
“(Ey Rabbimiz)! Biz ancak sana kulluk eder ve ancak senden
yardım dileriz.”
Sonra bir dua ile (aslında en önemli duadır bu) Allah’a yöne-
liriz: “Bizi doğru yoldan ayırma.”
Sure bu şekilde Allah’a kulluk sözü (ahid) ve yardım isteme
(dua) bilinci ile tamamlanır.

2. TAKVA BİLİNCİ

Kur’ân, Sorumluluk (Takva) Bilinci Taşıyan İnsanlara
Rehberlik Eder
Bu cüzde Fatiha’dan sonra Bakara suresi gelir. Bakara, Kur’ân’ın
en uzun suresidir. Sure girişinde Kur’an’ın rehberlik misyonun-
dan bahsedilir. Buna göre 3 grup insan ortaya çıkar:
a. Kur’ân’ın rehberliğini kabul edip takva (sorumluluk) bilin-
cine ulaşan müminler,
b. Bu rehberliği kesinlikle kabul etmeyip reddeden ve vahye
karşı gözünü, kulağını ve kalbini kapatan kâfirler (kalpleri mü-
hürlü kişiler),
c. Vahyi kabul etmiş gibi görünen kalpleri hastalıklı, korkak
ve şahsiyetsiz münafıklar.

3. TARİH BİLİNCİ

İlk İnsan Bir Peygamberdir, Hz. Adem’le Birlikte Tarihte
Bütün Peygamberler İnsanlara Rehberlik Etmişlerdir
Bu kısımda vahyin muhatabı insanlar ve davranış biçimleri
ile ilgili tarihten iki örnek verilir; bunlar âdeta tarihin kırılma
noktalarıdır:
a. İlk Dönem: İlk insan Hz. Adem ile başlayan tevhid ve şirk
mücadelesi görülür. Hz. Adem ve eşini kandırması ile cennetten
yeryüzüne indirilen insan ile ebedî düşmanı şeytan arasındaki
savaşın başlama dönemidir.
b. Orta Dönem: İsrailoğulları ile devam eden tevhid ve şirk
mücadelesi dönemidir. Bu dönemde kendilerine vahiy toplumu
misyonu/sorumluluğu verilen Hz. Musa ile İsrailoğulları ve on-
ların başarısız olmalarına sebep olan etkenler anlatılır. Âdeta
Muhammed ümmetinden bu hatalara düşmemeleri istenir.

İKİNCİ CÜZ
(s. 21-40)

İslam toplumu bilinç eğitimi ile inşa edilir:
Allah’a kulluk bilinci ile yönelenler, helal
kazanç ile dengeli aileler kuranlar, günah ve
suç işlemekten kaçınanlar bu konuda ilk adımı
atmış olurlar.
(İkinci cüzde; Bakara suresinin orta kısmı bulunmaktadır.
Önceki cüzde İsrail oğullarının hatalarından ve günahlarından
bahsedildi. Bunlar Kitabı ve Peygamber’in yolunu terk etmekten
kaynaklanıyordu. Bu cüzde de Muhammed (a.s.) ümmetine aynı
hatalara düşmemeleri için temel ahkam konuları hatırlatılmak-
tadır. Bu kısımdaki 3 konu (mesaj) şunlardır:

1. İBADET BİLİNCİ

Vahyin Rehberliğinde Sadece Allah’a Kulluk Edilmeli
Burada namaz, oruç, hac ve infak konuları anlatılır. Hz. Adem
(a.s.)’den itibaren emredilen temel ibadetler ile insanlık tarih boyu
eğitilmiştir. Son din İslam ile bu eğitim mükemmele ulaşmıştır.

2. HELAL KAZANÇ VE AİLE BİLİNCİ

Vahyin Rehberliğinde Helal Kazanmak ve İyi Bir Aile
Kurmak Gerekir
Ticaret, helal gıda-helal kazanç, faizden kaçınmak, evlilik ve
boşanma adabı, süt akrabalığı, yemin ve vasiyet gibi konular
açıklanır. İnsanın sosyal hayatı vahye göre yeniden düzenlenir.

3. GÜNAH İŞLEMEME BİLİNCİ

Vahyin Rehberliğinde Salih Bir İnsan Olmak Gerekir
İnsan öldürmenin günahı ve cezası gibi bazı konular aktarılır
ve her konuda Müslümanca tavır göstermemiz istenir. Çünkü
günah ve suç oranının yükseldiği toplumlarda can/mal güvenliği
ve bereket ortadan kalkar.

ÜÇÜNCÜ CÜZ
(s. 41-60)

İslam toplumunda bilinç eğitimi önemlidir:
Akaidi düzgün ve güçlü olanlar bu yolda Allah’a
tam teslim olarak ikinci adımı atmış olurlar.

Üçüncü cüzde; Bakara suresinin son tarafı ve Al-i İmran su-
resinin baş tarafı bulunmaktadır. Bu kısımdaki 3 konu (mesaj):

1. TEVHİD İNANCI VE DUA BİLİNCİ

Vahyin Rehberliğinde Muvahhid Bir İnsan Olmak ve Her
Zaman Allah’a Dua Etmek Gerekir
Bakara suresinin son kısmında inançla ilgili iki bölüm
bulunmaktadır:
a. Birisi Ayetü’l-kürsidir ki, bu ayette tevhid inancı bağlamında
Allah’ın gücü ve otoritesi tanıtılır.
b. Diğeri de Bakara suresinin Amene’r-rasulü olarak bilinen
son iki ayetidir; burada da iman yenileme ve söz verme, ayrıca
hayatî bir dua bulunmaktadır

2. AHİRET BİLİNCİ VE DİRİLİŞ ÖRNEKLERİ

Vahyin Rehberliğinde Ahiret İnancı Güçlenmeli ve Hesap
Günü Unutulmamalı
Bakara suresinin sonundaki bir diğer önemli konu ise diriliş
örnekleridir. Allah Teâlâ insanların ahiret inancını güçlendirmek
için dünyada bazı diriliş örnekleri göstermiştir. Bunlar Hz. İbra-
him (a. s.) ve Hz. Uzeyr (a. s.) döneminde yaşanmış örneklerdir.
Bu örneklerden bir başkası ileride gelecek olan Ashab-ı Kehf’tir.

3. ALLAH’A TESLİMİYET BİLİNCİ

Hayatın Her Alanında Müslümanca Yaşamak
Al-i İmran suresi; Bakara suresinin devamı niteliğindedir. Ba-
kara suresinde Yahudilerin hataları anlatılırken bu surede de
Hristiyanların hataları anlatılır. Daha surenin başında Kur’ân
ayetlerinin muhkem (açık) ve müteşabih (kapalı) olarak iki kısım
olduğu açıklanır. İnanç, ibadet, ticaret, evlilik ve ahlak gibi ko-
nularla ilgili ayetler muhkem kapsamındadır. Muhkem ayetlere
hem iman edilir hem de onlarla amel edilir. Müteşabih ayetlere
gelince onlara sadece iman edilir; yorum, tefsir ve tevil edilmez.
Hz. İsa’nın babasız doğuşu da bu müteşabih konulardandır ve
Allah’ın bir mucizesidir. Önceki ehl-i kitaptan Yahudiler muhkem
ayetlerde (ahkamda) hata ettiler, Hristiyanlar da müteşabih (kapa-
lı, mucizevî) konularda hata ettiler. Bu cüzde Meryem validemiz
ve Hz. İsa’nın doğuşu ve gençliği anlatılır (35-58. ayetler arası), sonra
da konu şu ayetle tamamlanır. ‘İsa’nın durumu Adem’in durumu
gibidir. Allah Adem’i topraktan yarattı..’ Burada Hristiyanlara bir
mesaj verilir: Siz Hz. İsa’nın babasız doğmasını yanlış yorumladınız
ve hemen ‘Tanrı’nın oğlu’ dediniz, haşa.. Halbuki onun durumu
Hz. Adem’in durumu gibidir, mucizedir. Ayrıca Hz. Adem hem
annesiz hem de babasız yaratılmıştır. Bunlara rağmen o insandır
ve insan peygamberdir. Dolayısıyla Hz. İsa da bir insandır ve insan
peygamberdir

DÖRDÜNCÜ CÜZ
(s. 61-80)

İslam toplumu bilinç eğitimi ile inşa edilir:
İnandıklarını tebliğ edenler, sonra kadere
iman edip insanların haklarını çiğnemekten
kaçınanlar bu yolda üçüncü adımı atmış olurlar.

Dördüncü cüzde; Al-i İmran suresinin son tarafı ve Nisa su-
resinin baş tarafı bulunmaktadır. Bu kısımdaki 3 konu (mesaj):

1. TEBLİĞ

Al-i İmran suresinin baş tarafında Hristiyanların hatalarından
bahsedildi. Bu hataları;
a. Müteşabih (akılla bilinmeyen/karmaşık) konularda tevil
yapmaları,
b. Babasız doğmasından dolayı Hz. İsa’ya Tanrı’nın oğlu
demeleri,
c. Bir de ruhbanlık diye bir sınıf uydurup tebliğ ve cihadı terk
etmeleriydi (toplumdaki ve dünyadaki kötülüklere ve haksızlık-
lara sessiz kalmalarıydı).
Onların müteşabihdeki hatalarına; Hz. Adem’in de annesiz ve
babasız yaratıldığı halde ona Tanrı’nın oğlu denilmediği hatır-
latılıp, Hz. İsa’nın da aynı şekilde yaratıldığı ve onun da insan
olduğu açıklandı. Bu cüzde ise onların ikinci hatası ruhbanlığa
cevap verilmektedir. Ruhbanlıkla bir köşeye çekilme yerine, ülke
içinde tebliğ yapılması, ülke dışından gelen saldırılara karşı da
cihad ve savaş yapılması gerektiği anlatılmaktadır. Savaşın bir-
takım sonuçları ve problemleri bulunmaktadır. Bunlardan birisi
de yenilmek ve mağlubiyettir. Allahu Teâlâ burada, Uhud sa-
vaşının sonucu üzerinden Müslümanların nasıl davranmaları
ve münafıkların propagandasına karşı nasıl hazırlıklı olmaları
gerektiğini anlatır.

2. ALLAH’IN TAKDİRİNE TESLİMİYET

Bu cüzün sonunda ise güzel bir dua vardır (bk. Âl-i İmran, 3/191-
194). Bakara suresindeki muhkem ayetlerde hata yapılmaması,
hataların affedilmesi ile ilgili duadan sonra Âl-i İmran suresinde
de müteşabih konularda hata yapılmaması ile ilgili bir dua bulun-
maktadır. Bunun çaresinin Allah’ın gücünü/otoritesini anlamak
ve teslim olmaktan geçtiği açıklanmaktadır.

3. TOPLUMSAL HAK BİLİNCİ

Ayrıca bu cüzde Nisa suresinin baş tarafı da bulunmaktadır.
Nisa suresinde savaş sonrası toplumdaki problemler ve çözüm
yolları anlatılmakta; yetimler, miras, vasiyet ve ahlaki seviyenin
korunması ile ilgili hükümler açıklanmakta ve şahsiyetli bir top-
lumun inşası emredilmektedir.


BEŞİNCİ CÜZ
(s. 81-100)

İslam toplumu bilinç eğitimi ile ihya
edilir: Savaşta ve barışta insan haklarını
çiğnemeyenler doğru bir strateji geliştirerek
bu yolda dördüncü adımı atmış olurlar.

Beşinci cüzde; Nisa suresinin orta kısmı bulunmaktadır. Nisa
suresinin baş tarafındaki aile hukuku konuları burada da devam
etmektedir. Bu kısımdaki 3 konu (mesaj):

1. EVLİLİKTE HAK BİLİNCİ

Evlenilmesi yasak olan kadınlar (mahremlik, süt akrabalığı
veya başkasıyla evli olanlar), helal kazanç, aile içi sorumluluk
ve kocanın görevleri, ibadet bilinci, içki gibi zararlı alışkanlıkları
terk ve tevhid bilincinin oluşması...

2. SAVAŞTA HAK-ADALET BİLİNCİ

Zalimlere karşı savaş, mazlumları korumak, savaşta vakit na-
mazlarını kılma şekli (kasr-ı salat ve salat-ı havf (Nisa, 4/101-102),
ayrıca Allah’ı sürekli zikretmek (Nisa, 4/103) ve sabırlı (dayanık-
lı/dirençli olmak)

3. STRATEJİ BİLİNCİ

Amaçları İslam’ı yok etmek olduğu halde Müslüman görünen
münafıkların nifak hareketleri bilinmeli, onlarla meşru bir şekilde
mücadele edilmelidir.
Müslüman Allah yolunda samimi olarak çevresine güzel bir
örnek olmalı, selamı yaymalı, iyilik ve güzellikte sağduyulu insan-
larla birlikte hareket etmeli, toplumsal sorunlara duyarlı olmalı,
dünyevi arzulara kapılmadan ihsan sahibi olarak hayatında doğru
stratejiler geliştirilmelidir.

Kaynak :

Rıfat ORAL
Ankara - 2020
Diyanet YAYINLARI
KUR’ÂN’IN TEMEL KONULARI BÖLÜM1


Hakkı Bulut Kimdir? Biyografisi

Hakkı Bulut (d. 3 Şubat 1945, Mazgirt, Tunceli), Türk arabesk şarkıcısı-şarkı yazarı, müzik yapımcısı, öğretmen ve oyuncudur.

Hayatı

3 Şubat 1945'te Tunceli ili, Mazgirt ilçesi, Aktarla köyünde doğdu. İlkokulu 5. sınıfa kadar doğduğu köyde, Ortaokul 1. sınıfı Tunceli'de, 2. sınıfı Mazgirt'te okudu. Daha sonra maddi sıkıntılardan dolayı ailesiyle Adana'ya göçtü ve ortaokulu Ceyhan'da bitirdi. Adana Erkek Lisesi'nden mezun olduktan sonra Adana Öğretmen Okulu'nu bitirdi. Öğretmen Okulunu bitirdikten sonra çeşitli okullarda müdürlük ve öğretmenlik mesleğini 12 yıl boyunca sürdürdü. Babasının saz çalmasının etkisi ve müziğe küçük yaşta olan ilgisi sebebiyle müzikle de uğraştı. Hatta çocuk yaşlarında köyün kadınlarına çeşitli türküler okur, bahşiş olarak da buğday ekmeğinin arasına tereyağı konularak kendisine kadınlar tarafından hediye edilirdi. (Hakkı Bulut ile söyleşi[kaynak belirtilmeli]). 1964 yılında Saadet Bulut ile evlenen Bulut'un 5 çocuğu vardır.[1]

1967 yılında ilk plak çalışmasını yaptı. Leylam isimli ilk plağında Orhan Gencebay ve Arif Sağ kendisine bağlama çalarak eşlik ettiler. 1969 yılında Adana'da yapılan Altın Ses müsabakasında birincilik almasının ardından ikinci plak çalışmasını yaptı ve hemen akabinde yine güfte ve bestesi kendisine ait olan İkimiz bir fidanız adlı eserini (1969) okudu. Bu eser Hakkı Bulut'un tüm Türkiye'de sevilmesine yol açtı. Daha sonra bu eseri müsaade ederek onlarca sanatçının seslendirmesine olanak tanıdı. (Örneğin; Tülay Özer 1974, İbrahim Tatlıses 1974, Kamuran Akkor 1975)

Sanatçı bu yıllarda yaptığı başta Ben Buyum, Falcı, Ben Köylüyüm, Dokunmayın Dünyama, Kul Hatasız Olmaz, Son Mektup gibi eserlerle bugünkü arabesk müziğinin ilk temellerini 1967 yıllarından itibaren atanlardan biri olarak bu güne kadar 18 45'lik plak, 65 albüm çalışmasına imza attı. 1000'i aşkın eserinin beste ve güftesi kendisine ait olan sanatçı 6 Altın Plak, 1 Altın CD ve Ben Tövbemi Geri Aldım, Son Mektup isimli Long Play çalışması ile Altın Long Play ödülünü almış olup çeşitli kurum ve kuruluşlar tarafından sayısız ödüle layık görülmüştür. Ayrıca çıkardığı bazı albümler Türkiye'de satış rekorları kırmıştır.

Sözleri kendisine ait olan eserlerini sanatçı başka sanatçılara vermek suretiyle de seslendirmelerine olanak tanımıştır. 300'e yakın eseri başka sanatçılar tarafından seslendirilmiştir.

1988 yılında arabesk müzikteki bazı olumsuzlukları eleştirenler, Kültür Bakanlığınca ve ülkede yarattığı olumsuzlukları incelenmek amacı ile Kültür Bakanlığının tertiplediği kongrede konuşmacı olarak bulunan Hakkı Bulut'un eserlerinden arabesk bir parça (örnek olması amacı ile) istendi. Sanatçı 6 ay önce piyasaya çıkardığı Seven Kıskanır albümünden Seven Kıskanır isimli bestesinin aranjesini Esin Engin ile beraber gerçekleştirdi ve şarkıyı Bakanlığa sundu. Bu eserle ilk kez TRT'nin kapıları resmi olarak Arabesk müziğe ve Hakkı Bulut'a açıldı. Bu şarkı TRT ekranlarında halka ve Atatürk Kültür Merkezi'nde basına sunuldu. Bazı gazetecilerin haberlerine Hakkı Bulut'un Acısız Arabesk adında bir tarz çıkardığını eleştirenler olmuştur. Kendisi ile yapılan bir röportajda ''Acısız Arabesk'' konusu sorulduğunda sanatçı, kendisinin böyle bir açıklama yapmadığını ve bunun bazı muhabirlerin haberlerinde yayınladığını söyleyen Hakkı Bulut, Acısız Arabesk diye bir kavramı kabul etmediğini, Arabesk müziği ''Halkın her türlü yaşamını, mutluluğunu, üzüntüsünü ele alan müzik arabesk müziktir.'' diyerek tanımladı.

Sanatçının 12 sinema filmi ve 2021 itibarıyla 65 albümü bulunmaktadır. Ayrıca söz ve müzikler de kendisine aittir.

Son olarak 28 Eylül 2020 tarihinde "Düşmanı Uzakta Arama Dostum" adlı 65. albümünü piyasaya çıkardı. Hakkı Bulut bir röportajında nasip olursa sevenlerini hiç Hakkı Bulut'suz bırakmayacağını ve 120 yaşına kadar müziğe devam ederek albüm sayısını yüze tamamlayacağını söylemiştir.[2]

HAKKINDA KISACA

Unvanı Hakkı Baba
Doğum 03 Şubat 1945 (78 yaşında)
Aktarla, Mazgirt, Tunceli, Türkiye
Tarzlar Arabesk  · Türk halk müziği
Meslekler Ses sanatçısı  · söz yazarı  · besteci  · oyuncu  · yapımcı  · öğretmen
Etkin yıllar 1967–günümüz
Müzik şirketi Hakkı Bulut Müzik  · Şah Plak  · Türküola  · Minareci
İlişkili hareketler Orhan Gencebay, Arif Sağ, Tülay Özer, Zerrin Özer, Kamuran Akkor
Resmî site hakkıbulut.org
Eş Saadet Bulut (e. 1964)
Çocukları 5
İlişkiler Bağlama, klavye, piyano, ud, gitar
Önemli çalgılar
Bağlama

Diskografi
Albümler

Yıl Albüm adı Yapımcı Bilgiler
1977 Sende Vicdan Olsaydı Minareci Müzik
1978 Bilki Seni Düşünüyorum Hülya Plak
Seven Unutmaz Ömer Plak
1979 Gecekondu Minareci Müzik
1980 Terkettiğin Günden Beri Bip Müzik
1981 Tövbe İsyanıma Minareci Müzik
1982 Suçum Ve Cezam Türküola Müzik
1983 Ben Tövbemi Geri Aldım
Almanya Sokakları Alev Plak
1984 Neyleyim Minareci Müzik
Gönül
Her Şeyi Yarım Türküola Müzik
Ben Köylüyüm
1985 Hatırlamadın Mı Alev Plak
Güzel Alsın Canımı / Sarı Kız Şah Plak
1986 Seven Kıskanır
1987 Hep Bana
1988 Sevdalıyım Sana
Tanrı Sarhoşu Korur
1989 Tövbe Tövbe
Sen Güzelsin / Tutsağız İkimiz Jet Plak
1990 Ah İstanbul / Ne Olmuş Bu Şehre
1991 Ağlama Küçüğüm Özdemir Plak
1992 Bizim Sevdamız
1993 İntizarım Var Aziz Plak
1994 Gül Be Meleğim Coşkun Plak
Beni Unutma Koda Müzik
1995 Dava Senindir Paşam Devsan Kasetçilik
1996 Hakkı Bulut Klasikleri Özer Kardeşler
Hakkı Bulut 96 / Bize Gel - Bahtın Açık Olsun Pro-mix Müzik
1997 Kulunda Bir Hakkı Var / Dersim Özlemi
1998 Bitsin Bu Kavga / Cesedimi Çiğnerler
Hakkı Bulut Klasikleri 2 / Ben Tövbemi Geri Aldım
1999 Dağlara Gömün Beni
2000 Kral Benim
2001 Ne Tez Unuttun Devsan Kasetçilik
2002 Köyüme Dönüyorum
2003 Kusurlarıma Ver - Son Veda / 50.Albüm
2004 Sen Bilirsin (51) Mert Müzik
2005 Klasikler 2005 (52) Hakkı Bulut Müzik
2006 Bu Benim Hayatım (53)
2007 Ne Yaptım Ben Sana... Ne, Ne, Ne...? (54)
2008 Töreniz Batsın (55.Albüm)
2009 Amca / Zaman
2010 Aşktan Anladığım Bu (57.Albüm)
2011 Bulutlar Ağlıyor (58.Albüm)
2013 Senden Vazgeçmem (59.Albüm)
2015 60. Albüm - İtiraf ATI Müzik
2016 Kutuplarda Gül Yeşertirim - 61. Albüm
2017 Hakkı Bulut Saygı Ve Düet Albümü Şerif Kayran Prodüksiyon
2018 Vuslat Çiçekleri (63.Albüm) Hakkı Bulut Müzik
2019 Dünyadan Yıldızlara (64.Albüm)
2020 Düşmanı Uzakta Arama Dostum (65.Albüm)

45'likler

Bulut Rea Plak'tan 1, Şençalar Plak'tan 1, Sarıkaya Plak'tan 5, İstanbul Plak'tan 10, Ömer Plak'tan 1 olmak üzere hayatı boyunca toplam 18 adet 45'lik plak çıkarmıştır.
Yıl Albüm adı Yapımcı Bilgiler
1967 Leyla / Neyim Var Neme Gülem Rea Plak
1969 Bekle Sunam (Fistanlar Giyipte) / Kırktan Sonra Azanı (Babama Hele Babama) Şençalar Plak Plak No IS 370
İkimiz Bir Fidanız / Sevmedim Mi Sarıkaya Plak Plak No 061
1970 Doğru Mu Doğru Mu / Şu Giden Güzel Plak No 078
1971 Son Ümit / Gerçek Sevgi Plak No 079
1972 Ben Buyum / Ben Kimim Plak No 086
1973 Dünya Benim Değilsin / Falcı Plak No 093
1974 Kim Olursan Ol / Bir Neden Arıyorum İstanbul Plak Plak No 9275
Dokunmayın Dünyama / Affettim Seni Plak No 9278
1975 Aşk Yorgunuyum / Öleceksem Seninle Plak No 9283
Ben Köylüyüm / Seni Sen Olduğun İçin Sevdim Plak No 9306
Sevenler Zalim Olmaz / Ayırmayın Sevenleri Plak No 9307
Gurbet Sevgilileri / Nedir Bende Olmayan Plak No 9315
1976 Günahkar / Pişman Değilim Plak No 9317
Bize Göre Değil Bu Dünya / Acaba Plak No 9319
Kader Demem Buna / Elveda Diyemezsin Plak No 9320
1977 Uyan Be Kardeşim / Geleceksen Gel Artık Plak No 9323
1978 Seven Unutmaz / Ayrılık Sokakları Ömer Plak Plak No 1197

Filmografi

    1977: Dokunmayın Dünyama
    1978: Seven Unutmaz - Hakkı
    1984: Ben Tövbemi Geri Aldım
    1985: Sabır Ey Gönül
    1986: Seven Kıskanır
    1987: Güzel Alsın Canımı
    1992: Ah İstanbul
    2015: Aşkopa
    2016: Hayati Tehlike

Kaynak ve Dipnotlar

Wikipedia

    ^ "Hakkı Bulut röportajı". newstanbulmedia.com. 3 Eylül 2018. 17 Eylül 2018 tarihinde kaynağından arşivlendi.
    ^ "Darbe girişimini ilk görüşte nasıl anladı?". ulke.com.tr. 24 Temmuz 2016. 11 Şubat 2017 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 9 Şubat 2017.

Dış bağlantılar

    Discogs'ta Hakkı Bulut diskografisi
    SinemaTürk'te Hakkı Bulut




Turne Nedir? Konser Turnesi Nedir?

Konser turnesi (veya basitçe turne) bir sanatçı veya grup tarafından farklı şehirlerde, ülkelerde veya konumlarda gerçekleştirilen bir dizi konser dizisi. Genellikle konser turneleri, aynı sanatçıya ait farklı turneleri ayırt edebilmek, belirli bir turu belirli bir albüm veya ürünle ilişkilendirmek için adlandırılır (örneğin: Mariah Carey'nin Caution World Tour ve Daydream World Tour adlı turneleri farklı albümleri tanıttığından farklı adlarla isimlendirilmişlerdir). Özellikle popüler müzik dünyasında, bu turlar birkaç ay hatta yıllarca süren, yüz binlerce veya milyonlarca insan tarafından görülen büyük ölçekli işletmeler haline gelebilir. Bir konser turnesine başlayan sanatçıya tur sanatçısı denir.[1][2]

Rihanna konser turneleri listesi

Barbadoslu şarkıcı Rihanna'nın beşi dünya çapında olmak üzere toplam altı adet dünya turnesi vardır. 2006'daki Rihanna: Live in Concert Tour adlı turu sadece Kuzey Amerika'daydı ve ilk iki albümü Music of the Sun (2005) ve A Girl Like Me (2006)'yi tanıtım amaçlıydı. Turne, üç ay sürdü ve bu sürede Rihanna 36 adet konser verdi. Aynı yıl The Pussycat Dolls'un PCD World Tour adlı turnesine, Jay-Z ve Ne-Yo'nun Roc the Block Tour adlı turuna ve Black Eyed Peas'in Monkey Business Tour adlı turuna konuk sanatçı olarak katıldı.[2][3][4] 2007'den 2009'a kadar üçüncü stüdyo albümü Good Girl Gone Bad'in tanıtımı için dünya çapındaki Good Girl Gone Bad Tour turundaydı. Bu turda Rihanna; Avrupa'yı, Kuzey Amerika'yı, Okyanusya'yı, Asya'yı ve Afrika'yı dolaştı. Bu turnede stilinden farklı olarak tamamen deri kıyafetler kullandı.[5] Good Girl Gone Bad Tour'un Malezya konseri için Malezya İslam Partisi, Rihanna'nın kıyafetlerinin birçok provokasyona yol açacağı bu yüzden konserinin iptal olacağına dair tartışmalar gündeme geldi.[6] Turun Good Girl Gone Bad Live isimli DVD'si 16 Haziran 2008'de satışa sunuldu.[7] DVD için 6 Kasım 2007'de Manchester, İngiltere'de olan Manchester Arena stadyumundaki konser görüntüleri kullanıldı.[8]

2010 ve 2011'de Rihanna, dördüncü stüdyo albümü Rated R (2009)'ı tanıtma amaçlı Last Girl on Earth Tour'una başladı.[9] Tur boyunca Avrupa, Kuzey Amerika, Asya ve Avustralya dahilinde 67 konser verdi. Simon Henwood, turun sanat yönetmeni olarak Rihanna'nın rüyalarını ve kabuslarını sahneye aktararak onu dünyadaki son kız gibi yansıttı.[10][11] Tur esnasında Extreme grubundan Nuno Bettencourt, Rihanna'nın grubuna katıldı. Last Girl on Earth Tour'un birçok açılış sahnesinde konuk sanatçılar katıldı. Amerikan şarkıcılar Kesha ve Travis McCoy Kuzey Amerika ayağına, Pixie Lott Birleşik Krallık ayağına, İskoç DJ Calvin Harris ise Avustralya'daki konserlere eşlik etti.[9] Tur, eleştirmenlerden oldukça olumlu dönüşler alırken The Daily Telegraph'dan Neil McCormick kullanılan giysileri, koreografileri ve sahneyi övdü.[12]

2010'un sonlarına doğru Rihanna beşinci stüdyo albümü Loud'u yayımladı. Tanıtım için de Loud Tour'u düzenledi. Tur 9 Şubat 2011'de duyuruldu ve Haziran 2011'de başladı.[13] 33'ü Kuzey Amerika, 4'ü Güney Amerika ve 61'i Avrupa'da olmak üzere toplam 98 tane konser verdi.[14] Konser sahneleri bazı yerlerde ayrı şekilde izleyicinin de içinde olabileceği şekilde tasarlandı.[15] Tur için Kuzey Amerika'daki konuk sanatçılar J. Cole ve Cee Lo Green olarak planlanmıştı fakat Green tarih uyuşmazlıkları sebebiyle katılmadı.[16] Calvin Harris ise Avrupa ayağındaki konserlerde açılış performansını yaptı.[17] Turne, eleştirmenlerden olumlu dönüşler alırken Rihanna'nın vokalleri ve dans hareketleri övüldü.[18] Bir konserde Rihanna "Skin" adlı şarkısını söylerken sahneye kendi seçtiği bir hayranını çağırdı ve "kucak dansı" yaptı.[19] Pollstar'a göre dünya çapındaki konser turunde 90 milyon dolar kazanarak 2011'de turnelerden en çok kazanan yedinci isim oldu.[1] 2008'de ayrıca "Believe Vakfı" için A Girl's Night Out adında üç konserlik bir tur düzenledi.[20] 2013'te Diamonds World Tour'u düzenleyerek yedinci stüdyo albümü olan Unapologetic'i tanıttı. Turun getirisi, 2011'deki Loud Tour'u geçerek en çok kazandığı turnesi oldu. Diamonds World Tour'da Kuzey Amerika, Afrika, Avrupa ve Okyanusya olmak üzere toplam 96 konser verdi. Ayrıca Eminem ile beraber The Monster Tour adında mini-dünya turuna çıktı.

Turneler
Yıl İsim Yıl Konser
sayıları Hasılat
2006 Rihanna: Live in Concert Tour 1 Haziran 2006 - 30 Eylül 2006 (Kuzey Amerika)
27

/
Rihanna: Live in Concert Tour, Rihanna'nın ilk turnesidir. İlk iki albümü Music of the Sun ve A Girl like Me'yi tanıtım amaçlı düzenledi. Tur boyunca 32 konser vererek sadece Kuzey Amerika'yı dolaştı.[21]
2007-2009 Good Girl Gone Bad Tour 15 Eylül 2007 - 23 Ekim 2007 (Kuzey Amerika)
11 Kasım 2007 - 23 Mart 2008 (Avrupa)
5 Nisan 2008 (Asya)
4 Temmuz 2008 (Kuzey Amerika)
12 Temmuz 2008 (Afrika)
15 Temmuz 2008 (Avrupa)
27 Ekim 2008 - 11 Kasım 2008 (Okyanusya)
13 Kasım 2008 - 16 Kasım 2008 (Asya)
22 Ocak 2009 - 24 Ocak 2009 (Kuzey Amerikaa)
80

/
Good Girl Gone Bad Tour Rihanna'nın ilk dünya çapındaki turnesidir. Kuzey Amerika, Avrupa, Asya, Afrika ve Okyanısya dahilinde yapılan turda üçüncü stüdyo albümü Good Girl Gone Bad'i tanıtmıştır. Turnede görünüşünü ve stilini değiştirmiş, deri kıyafetler kullanmıştır. Amerikan şarkıcılar Akon ve Ciara açılışlarda yer almıştır. Malezya'daki konseri, Malezya İslam Partisi'nin Rihanna'nın tarzını "aşırı seksi" olması ve bunun provokasyon olabileceği yüzünden iptal edilmiştir. Tur için eleştirmenlerden karışık eleştiriler geldi. Turun DVD'si Good Girl Gone Bad Live adıyla 16 Haziran 2008'de yayınlandı. DVD için 6 Kasım 2007'de Manchester, İngiltere'de olan Manchester Arena stadyumundaki konser görüntüleri kullanıldı.
2010-2011 Last Girl on Earth 16 Nisan 2010 - 6 Haziran 2010 (Avrupa)
4 Temmuz 2010 - 28 Ağustos 2010 (Kuzey Amerika)
25 Şubat 2011 - 12 Mart 2011 (Avustralya)
65

40 milyon $
Turne 16 Nisan 2010'da Anvers, Belçika'da başladı. Dördüncü stüdyo albümü Rated R'ı tanıtım amaçlı başladı. Avusturulya ayağında, çıkacak olan albümü Loud'nden üç şarkı söyledi. Turne hasılatı dünya çapında ortalama 40 milyon dolar oldu ve genel olarak eleştirmenlerden olumlu dönüşler aldı.
2011 Loud Tour 3 Haziran 2011 - 5 Ağustos 2011 (Kuzey Amerika)
15 Ağustos 2011 - 21 Ağustos 2011 (Avrupa)
17 Eylül 2011 - 23 Eylül 2011 (Güney Amerika)
29 Eylül 2011 - 22 Ekim 2011 (Avrupa)
98

90 milyon $
Beşinci stüdyo albümü Loud'u tanıtmak için dördüncü turunu düzenledi. Baltimore, ABD'de başlayan tura Drake, Kanye West ve Jay-Z konuk sanatçı olarak katıldı ve her biri düetleri olan "What's My Name?", "Run This Town", "All of the Lights" ve "Umbrella"'yı söylediler.[22][23][24] Rihanna, Avrupa ayağında O2 Arena'da 10 tane konser vererek rekor kırdı. 2011'in en yüksek hasılatlı turu oldu ve eleştirmenler dünya turunun, önceki turlara kıyasla canlılığını, yüksek kalitesini övdü. Turun DVD'si, Loud Tour Live at the O2 adı altında 13 Aralık 2012'de yayınlandı. 20-22 Aralık 2011'de Londra'daki O2 Arena'da verdiği konser görüntüleri kullanıldı.
2013 Diamonds World Tour 8 Mart 2013 - 7 Mayıs 2013 (Kuzey Amerika)
24 Mayıs 2013 (Afrika)
26 Mayıs 2013 - 28 Temmuz 2013 (Avrupa)
13 Eylül 2013 - 22 Eylül 2013 (Asya)
24 Eylül 2013 - 8 Ekim 2013 (Okyanusya)
13 Ekim 2013 - 16 Ekim 2013 (Afrika)
19 Ekim 2013 - 22 Ekim 2013 (Orta Asya)
26 Ekim 2013 - 15 Kasım 2013 (Kuzey Amerika)
96

141.9 milyon $
Diamonds World Tour, yedinci stüdyo albümü Unapologetic'i Buffalo, New York'ta başlayıp New Orleans, Amerika Birleşik Devletleri'nde bitirdiği Rihanna'nın beşinci turnesidir. Tur boyunca Rihanna birçok rekor kırmıştır. Genç yaşta Fransa Stadyumu'ı bir kere, Milenyum Stadyumu'ı bir kere ve Twickenham Stadyumu'u iki kere tüm biletleri satan en genç tek artist olmuştur. Açılış performanslarında David Guetta, Haim ve ASAP Rocky eşlik etmiştir. 2013 yılının en yüksek hasılatlı beşinci turnesinde, eleştirmenlerden olumlu dönüşler almıştır.
2016 Anti World Tour 12 Mart 2016 - 18 Mayıs 2016 (Kuzey Amerika)
17 Haziran 2016 - 21 Ağustos 2016 (Avrupa)

75

35,8 milyon $
Sekizinci stüdyo albümü Anti'yi tanıtma amaçlı düzenlenen tur, Kasım 2015'te duyuruldu, 12 Mart 2016 tarihinde Jacksonville'de başladı, 27 Kasım 2016'da Abu Dabi, Birleşik Arap Emirlikleri'nde son buldu. 31'i Avrupa'da, 43'ü Kuzey Amerika'da, 1 tanesi Asya'da olmak üzere toplam 75 adet konser

Beyoncé canlı performansları listesi

Turneler
Yıl Başlık Tarihler Konser
sayısı
2003 Dangerously in Love Tour 3 Kasım 2003 – 19 Kasım 2003 (Avrupa)
9
2004 The Verizon Ladies First Tour 12 Mart 2004 – 19 Nisan 2004 (Kuzey Amerika)
25
2007 The Beyoncé Experience 10 Nisan 2007 – 30 Aralık 2007 (Dünya geneli)
97
2009–2010 I Am... World Tour 26 Mart 2009 – 18 Şubat 2010 (Dünya geneli)
108
2013-2014 The Mrs. Carter Show World Tour 15 Nisan 2013 – 27 Mart 2014 (Dünya geneli)
132
2014 On the Run Tour 25 Haziran 2013 – 13 Eylül 2014 (Kuzey Amerika, Fransa)
21

Kylie Minogue konser turneleri listesi

Konser turneleri
Yıl Başlık Tarih Konser sayısı
1989 Disco in Dream/The Hitman Roadshow 2 Ekim 1989 – 9 Ekim 1989 (Asya)
15 Ekim 1989 – 27 Ekim 1989 (Avrupa) 14
Disco in Dream Tour, Minogue'un ilk konser turnesidir. Kylie (1988) ve Enjoy Yourself (1989) albümlerinin tanıtımı amaçlanmıştır.
1990 Enjoy Yourself Tour 3 Şubat 1990 – 9 Şubat 1990 (Avustralya)
17 Nisan 1990 – 18 Mayıs 1990 (Avrupa)
24 Mayıs 1990 (Hong Kong)
26 Mayıs 1990 (Tayland) 22
1991 Rhythm of Love Tour 10 Şubat 1991 – 23 Şubat 1991 (Avustralya)
4 Mart 1991 – 10 Mart 1991 (Japonya) 13
1991 Let's Get to It Tour 25 Ekim 1991 – 6 Kasım 1991 (Birleşik Krallık)
8 Kasım 1991 (İrlanda) 13
1998 Intimate and Live 2 Haziran 1998 – 4 Temmuz 1998 (Avustralya)
29 Temmuz 1998 – 31 Temmuz 1998 (İngiltere) 21
2001 On a Night Like This 3 Mart 2001 – 28 Mart 2001 (Avrupa)
14 Nisan 2001 – 30 Mayıs 2001 (Avustralya) 43
2002 KylieFever2002 26 Nisan 2002 – 18 Haziran 2002 (Avrupa)
2 Ağustos 2002 – 16 Ağustos 2002 (Avustralya) 50
2005 Showgirl: The Greatest Hits Tour 19 Mart 2005 – 7 Mayıs 2005 (Avrupa) 37
Avustralya'da verilmesi planlanan konserler, Minogue'a Mayıs 2005'te meme kanseri teşhisi konması nedeniyle iptal edildi.[1]
2006 Showgirl: The Homecoming Tour 11 Kasım 2006 – 17 Aralık 2006 (Avustralya)
31 Aralık 2006 – 23 Ocak 2007 (Birleşik Krallık) 33
2008-09 KylieX2008 6 Mayıs 2008 – 4 Ağustos 2008 / 2 Mayıs 2009 – 6 Ağustos 2009 (Avrupa)
1 Kasım 2008 – 15 Kasım 2008 (Amerika)
21 Kasım 2008 – 4 Aralık 2008 (Asya)
8 Aralık 2008 – 22 Aralık 2008 (Okyanusya)
15 Mayıs 2009 (Afrika) 80
2009 For You, for Me 30 Eylül 2009 – 13 Ekim 2009 (ABD)
9 Ekim 2009 (Kanada) 9
Minogue'un ABD ve Kanada'da konserler verdiği ilk turnesidir.
2011 Aphrodite: Les Folies Tour 19 Şubat 2011 – 11 Nisan 2011 (Avrupa)
23 Nisan 2011 – 25 Nisan 2011 / 25 Haziran 2011 – 5 Temmuz 2011 (Asya)
28 Nisan 2011 – 22 Mayıs 2011 (Kuzey Amerika)
3 Haziran 2011 – 22 Haziran 2011 (Avustralya)
8 Temmuz 2011 – 14 Temmuz 2011 (Güney Afrika) 77
2012 Anti Tour 18 Mart 2012 – 20 Mart 2012 (Avustralya)
1 Nisan 2012 – 3 Nisan 2012 (Birleşik Krallık) 7
2014 Kiss Me Once Tour 24 Eylül 2014 - 17 Kasım 2014 (Avrupa)
14 Mart 2015 – 21 Mart 2015 (Avustralya) 29

Lady Gaga canlı performansları listesi

Amerikalı şarkıcı Lady Gaga, kariyeri boyunca altı turneye çıktı ve çeşitli ödül törenleri ile televizyon programlarında performanslar sergiledi. Çıkış single'ı "Just Dance"i, aralarında Miss Universe 2008 ve So You Think You Can Dance'in de bulunduğu birçok ödül töreni ve televizyon yapımında seslendirerek tanıttı. Mart 2009'da başlayıp Eylül 2009'da sona eren tek başına çıktığı ilk turnesi The Fame Ball Tour'dan önce, New Kids on the Block ve The Pussycat Dolls'un da aralarında bulunduğu grupların turnelerinde açılış sanatçısı olarak sahneye çıktı.[1] Kanye West ile çıkacağı Fame Kills: Starring Kanye West and Lady Gaga turnesi iptal olunca[2] Kasım 2009'da, The Monster Ball Tour adını verdiği ikinci dünya turnesine çıktı. 2009'da yayımlanan The Fame Monster adlı EP'nin tanıtıldığı turne, eleştirmenlerce beğenildi ve 227,4 milyon dolar gelir elde ederek tüm zamanların en çok hasılat yapan konser turneleri arasına girdi. Lady Gaga ayrıca albümdeki şarkıları 2009 Amerikan Müzik Ödülleri, 52. Grammy Ödülleri ve 2010 BRIT Ödülleri'nde seslendirdi. 2010 Billboard Turne Ödülleri'nde Çığır Açan Sanatçı Ödülü ile Konser Pazarlama & Tanıtım Ödülü'nü kazandı.

Lady Gaga, ikinci stüdyo albümü Born This Way'de yer alan aynı adlı çıkış single'ını, ilk kez 53. Grammy Ödülleri'nde seslendirdi.[3] Ayrıca albümdeki "Yoü and I" adlı şarkıyı 2011 MTV Video Müzik Ödülleri'nde erkek kılığında ikinci kişiliği Jo Calderone olarak söyledi. Albümü tanıtmak için eleştirel ve ticari olarak başarı yakalayan ancak bazı dinî gruplarca şeytani ve dinî değerlere aykırı olarak değerlendirilerek tartışmalara yol açan The Born This Way Ball adlı turneye çıktı. Kalçasındaki ameliyat gerektiren bir rahatsızlıktan ötürü turnenin kalan gösterilerini iptal etti. 2012 Billboard Turne Ödülleri'nde Yılın En İyi Turnesi Hayranların Seçimi Ödülü'nü kazandı.

Üçüncü stüdyo albümü Artpop (2013) için iki gün süren ArtRave tanıtım etkinliğine ev sahipliği yaptı. 2014'te Manhattan, New York'taki Roseland Ballroom'da yedi konserden oluşan ilk yerleşik gösterisini düzenledi. Aynı yıl içinde ArtRave: The Artpop Ball adlı turnesini başlattı. Eleştirmenlerden olumlu yorumlar alan turne, bazıları tarafından kopuk olarak değerlendirildi. Tony Bennett ile iş birliği yaptığı Cheek to Cheek (2014) albümünden sonra ikili, Aralık 2014'te başlayıp Ağustos 2015'te sona eren Cheek to Cheek Tour'u gerçekleştirdi. Turne eleştirmenlerce beğenildi ve Vulture dergisinin hazırladığı 2015 yılının en iyi 10 konseri listesinin zirvesinde yer aldı. Lady Gaga, 2015 Billboard Müzik Ödülleri'nde 2011 ve 2013'te de aday gösterildiği En İyi Turne Sanatçısı ödülüne üçüncü kez aday gösterildi.[4]

Gaga, Neşeli Günler (The Sound of Music) adlı filmin müziklerini 87. Akademi Ödülleri gecesinde seslendirdi. Billboard dergisi tarafından sanatçının şimdiye kadarki en iyi performanslarından biri olarak değerlendirilen bu performans ile ilgili olarak Facebook'ta dünya genelinde dakikada 214.000'den fazla paylaşım yapıldı.[5][6] 2015 yılında Gaga, "Til It Happens to You" adlı şarkıyı yayımladı ve 2015 Billboard Women in Music, 2015 Amerikan Yapımcılar Birliği Ödülleri ve 88. Akademi Ödülleri gibi ödül törenlerinde seslendirdi. 2016'da Amerika Birleşik Devletleri millî marşı "The Star-Spangled Banner"ı Super Bowl 50'de seslendirdi, 2016 Grammy Ödülleri gecesinde Intel ve Nile Rodgers ile iş birliği yaparak David Bowie anısına performans sergiledi ve 2016 Amerikan Müzik Ödülleri'nde "Million Reasons"ı söyledi. Beşinci stüdyo albümü Joanne'i tanıtmak için dört konserden oluşan Dive Bar Tour'u gerçekleştirdi. 5 Şubat 2017'deki Super Bowl LI devre arası gösterisinde tek başına sahne aldı.
Turneler
Yıl Ad Tarihler Konserler
2009 The Fame Ball Tour 12 Mart 2009-29 Eylül 2009 (Dünya çapında) 83
The Fame Ball Tour, Gaga'nın ilk konser turnesidir ve The Fame (2008) adlı çıkış albümünün tanıtımı için düzenlenmiştir.[7] Gaga, turneyi gezici bir müze gösterisi olarak tanımladı ve turnede Andy Warhol'un pop performansı sanatı teması kullanıldı.[8] Gaga, turneyi The Pussycat Dolls'un turnesinde açılış sanatçısı olarak sahne aldığı dönemde planladı.[9] Turne, eleştirmenlerden olumlu yorumlar aldı ve sanatçının vokallerinin berraklığı, moda anlayışı ve profesyonel bir sanatçı gibi tiyatral sahne performansı ortaya koyuşu övgüyle karşılandı.[10][11]
2009-11 The Monster Ball Tour 27 Kasım 2009-6 Mayıs 2011 (Dünya çapında) 203
The Monster Ball Tour, Gaga'nın ikinci dünya çapındaki konser turnesidir ve extended play albümü The Fame Monster'ın (2009) tanıtımı için düzenlenmiştir.[12] Turnenin başlangıçtaki konserlerinin sahnesi bir çerçeve gibi tasarlandı.[13] 2010'dan sonraki konserlerde kullanılan sahne ise New York teması taşıyordu ve Gaga ve arkadaşlarının kaybolup "Monster Ball"un yolunu bulmalarını anlatan ve şehirde geçen bir öyküyü tasvir ediyordu.[14] Turne; Gaga'nın vokal yeteneklerini, stil ve moda anlayışını ve gösterinin tiyatralliğini öven eleştirmenlerce olumlu karşılandı.[15][16] 2,5 milyon izleyici ile 227,4 milyon dolar hasılatla tüm zamanların en çok hasılat yapan konser turneleri listesine girdi.[17] Gaga, 2010 Billboard Turne Ödülleri'nde Çığır Açan Sanatçı Ödülü'nü ve Konser Pazarlama & Promosyon Ödülü'nü kazandı.[18]
2012-13 The Born This Way Ball 27 Nisan 2012-11 Şubat 2013 (Dünya çapında) 98
The Born This Way Ball, sanatçının ikinci stüdyo albümü Born This Way'in (2010) tanıtımı için düzenlendi ve Antarktika dışında tüm kıtalara uğradı.[19] Beş kısma ayrılan konserlerde ayrımcılık, kendine hayranlık ve devlet kontrolü gibi siyasi ve sosyal temalar işlendi.[20] Eleştirmenler sahne tasarımını ve Gaga'nın vokal yeteneklerini, verdiği farklı mesajları ve yapım ekibini övdü.[21] Turne ayrıca dinî içeriği ve Gaga'nın LGBT haklarına verdiği destek nedeniyle muhafazakârlar tarafından bazı tartışmalara konu edildi.[22] Gaga'nın sağ kalçasında meydana gelen bir rahatsızlık nedeniyle turnenin yirmiden fazla konseri iptal edildi ve 200.000'den fazla bilet için 25 milyon dolar geri ödeme yapıldı.[23] Turneden 183,9 milyon dolar gelir elde edildi.[24][25] Gaga, 2012 Billboard Turne Ödülleri'nde Yılın En İyi Turnesi Hayranların Seçimi Ödülü'nü kazandı.[26]
2014 ArtRave: The Artpop Ball 4 Mayıs 2014-24 Kasım 2014 (Dünya çapında) 79
ArtRave: The Artpop Ball, Gaga'nın üçüncü stüdyo albümü Artpop (2013) için düzenlendi.[27] Benzer isimli parti temasıyla oluşturulan turnede mağaraya benzetilen sahne, saydam pleksi malzemeden yapılmış podyumlarla birbirine bağlanan iki kısma bölündü.[28] Yorumcular konseptini, kostümlerini ve koreografisini övdükleri gösteriyi kopuk buldu.[29][30] Kasım 2014'te, Bercy Arena, Fransa'daki konser canlı yayınlandı.[31] Turne genelinde 920.088 bilet satılarak 83 milyon dolar hasılat elde edildi.[32][33]
2014-15 Cheek to Cheek Tour 30 Aralık 2014-1 Ağustos 2015 (Kuzey Amerika, Avrupa) 36
Gaga, Tony Bennett ile düet yaptığı Cheek to Cheek (2014) adlı albümü tanıtmak için Bennett ile birlikte Cheek to Cheek Tour'u düzenledi.[34] Konserlerin büyük çoğunluğu müzik festivalleri kapsamında gerçekleştirildi.[35] Konserler için sahne, sade bir şekilde yalnızca kristal perdelerle süslendi.[36] Turnenin repertuvarında albümdeki şarkılar ile Great American Songbook'taki diğer şarkıların cover'ları yer aldı.[37] Turne; ikilinin vokallerini, sahnedeki etkileşimlerini ve gösterinin gelişimini öven eleştirmenlerce beğenildi.[38] Vulture dergisinin 2015'in En İyi 10 Konseri listesine ilk sıradan girdi[39] ve 15,3 milyon dolar gelir elde etti.[40]
2017-18 Joanne World Tour 1 Ağustos 2017-1 Şubat 2018 (Kuzey Amerika, Avrupa) 49
Gaga'nın Joanne adlı stüdyo albümünü tanıttığı beşinci konser turnesi. 1 Ağustos 2017'de Vancouver, Kanada'da başladı ve 1 Şubat 2018'de Birmingham, İngiltere'de sona erdi.[41][42]

Madonna konser turneleri listesi

Konser turneleri
Yıl Başlık Süre Konser
sayısı
1985 The Virgin Tour 10 Nisan 1985 – 11 Haziran 1985 (Kuzey Amerika)
40
1987 Who's That Girl World Tour 14 Haziran 1987 – 22 Haziran 1987 (Asya)
27 Haziran 1987 – 9 Ağustos 1987 (Kuzey Amerika)
15 Ağustos 1987 – 6 Eylül 1987 (Avrupa)
38
1990 Blond Ambition World Tour 13 Nisan 1990 – 27 Nisan 1990 (Asya)
4 Mayıs 1990 – 25 Haziran 1990 (Kuzey Amerika)
30 Haziran 1990 – 5 Ağustos 1990 (Avrupa)
57
1993 The Girlie Show World Tour 25 Eylül 1993 – 1 Ekim 1993 (Avrupa)
5 Ekim 1993 (Asya)
7 Ekim 1993 (Avrupa)
11 Ekim 1993 – 26 Ekim 1993 (Kuzey Amerika)
30 Ekim 1993 – 6 Kasım 1993 (Güney Amerika)
10 Kasım 1993 – 13 Kasım 1993 (Kuzey Amerika)
19 Kasım 1993 – 4 Aralık 1993 (Avustralya)
7 Aralık 1993 – 19 Aralık 1993 (Asya)
39
2001 Drowned World Tour 9 Haziran 2001 – 12 Temmuz 2001 (Avrupa)
21 Temmuz 2001 – 15 Eylül 2001 (Kuzey Amerika)
47
2004 Re-Invention World Tour 24 Mayıs 2004 – 2 Ağustos 2004 (Kuzey Amerika)
14 Ağustos 2004 – 14 Eylül 2004 (Avrupa)
56
2006 Confessions Tour 21 Mayıs 2006 – 23 Temmuz 2006 (Kuzey Amerika)
30 Temmuz 2006 – 12 Eylül 2006 (Avrupa)
16 Eylül 2006 – 21 Eylül 2006 (Asya)
60
2008-09 Sticky & Sweet Tour 23 Ağustos 2008 – 27 Eylül 2008 (Avrupa)
4 Ekim 2008 – 30 Kasım 2008 (Kuzey Amerika)
4 Aralık 2008 – 21 Aralık 2008 (Güney Amerika)
4 Temmuz 2009 – 29 Ağustos 2009 (Avrupa)
1 Eylül 2009 – 2 Eylül 2009 (Asya)
85
2012 The MDNA Tour 31 Mayıs 2012 – 4 Haziran 2012 (Asya)
7 Haziran 2012 – 21 Ağustos 2012 (Avrupa)
28 Ağustos 2012 – 25 Kasım 2012 (Kuzey Amerika)
28 Kasım 2012 – 22 Aralık 2012 (Güney Amerika)
88
2015-16 Rebel Heart Tour 9 Eylül 2015 – 27 Ekim 2015 (Kuzey Amerika)
4 Kasım 2015 – 20 Aralık 2015 (Avrupa)
6 Ocak 2016 – 28 Ocak 2016 (Kuzey Amerika)
4 Şubat 2016 – 25 Şubat 2016 (Asya)
5 Mart 2016 – 27 Mart 2016 (Okyanusya)
82

Katy Perry The Prismatic World Tour


The Prismatic World Tour
Cover
von Katy Perry Präsentationsalbum Prism
Anfang der Tournee 7. Mai 2014
Ende der Tournee 18. Oktober 2015

Konzerte insgesamt
(nach Kontinent)


    67 in Nordamerika
    38 in Europa
    25 in Australasien
    12 in Asien
    10 in Südamerika

Konzerte insgesamt 152
Chronologie California Dreams Tour
(2011–2012) The Prismatic World Tour Witness: The Tour
(2017–2018)

Die Prismatic World Tour war die dritte Konzert-Tournee der US-amerikanischen Sängerin Katy Perry, mit der sie ihr viertes Studioalbum Prism bewarb. Die Tour begann im Mai 2014 in Belfast, Nordirland und ging weiter nach Nordamerika. Von Juni bis Oktober wurde dort für jedes Ticket ein Dollar an UNICEF gespendet.[1] Im Anschluss ging es nach Australien, Europa, Asien und zog sich bis Oktober 2015, wo sie in San José, Costa Rica ihr letztes Konzert gab.

Im Gegensatz zu ihrer California Dreams Tour gab es bei dieser Tour keine klare Geschichte, die erzählt wird. Dennoch wurde die Show in sieben thematische, sogenannte „Sections“ eingeteilt, welche sich an den Songs, den Kostümen und am Erscheinungsbild orientierten.

Die Tour war laut des Billboard Magazins die am fünftbesten besuchte Tournee auf der ganzen Welt, und die meistbesuchte Tour einer weiblichen Solokünstlerin. Alleine 2014 erreichte man Einnahmen in Höhe von 108 Millionen Dollar und mehr als 1 Million Besucher.[2]

Die Promoter dieser Tour waren Live Nation, SJM Concerts, AEG, OCESA / Zignia Live und Dainty Group, der Direktor der Tour heißt Baz Halpin.

Kaynak ve Dipnotlar

Wikipedia


Dübel Nedir? Kim icad Etti? Ne işe Yarar?

Dübel, yapı işlerinde, vidanın sağlam tutturulması için duvar, tavan, panel vb. yüzeylerdeki deliğe sokulan parçadır.

Geçmişi

Dübelden önce vidanın sağlam tutturulması için genellikle tahta takozlar kullanılır, vida bu takozların ortasına vidalanırdı. Bu yöntemde hem açılacak oyuk hayli büyük ve açması zahmetli oluyor hem de dış görünüm için alçı, boya vb. malzemeyle örtülmesi gerekiyordu. Dübel İngiltere'de John Joseph Rawlings tarafından icat edilerek ilk kez 1911'de Rawlplug markasıyla pazarlandı.

Dübel terimi ahşap dübelden (ayrıca: Dolle ) uyarlanmıştır ; Ancak her ikisinin de işlevleri farklıdır. Vidalı dübel, vida kullanılarak bağlantı yapılmasını sağlarken, çiviye benzeyen ahşap dübel ise bağlantıyı kendisi oluşturur.

Vidalı dübeller kullanılmadan önce delikler açılır veya keski ile vurulurdu . İçine bir parça tahta sıvandı veya harçlandı . Vida bu ahşaba vidalanabilir. Başka bir yöntemde, bir çekiçle açılan deliğe bir parça tahta çakılıyor ve vida vidalanarak yayılıyor, böylece ek olarak sıkıştırılıyor.

Endüstriyel olarak üretilen ilk genleşme ankrajı, 1910 yılında İngiliz John Joseph Rawlings tarafından icat edilen ve 1911 yılında Londra'daki patent ofisine tescil edilen tipti (patent 22680/11, 14 Ocak 1913'te verildi). Dübel kenevir ipinden ve hayvan kanından yapılmış bir yapıştırıcıdan yapılmıştır . Almanya'da endüstriyel olarak üretilen ilk genleşme dübeli, metal levha manşon içindeki kenevir kordon parçası, 1926'da Hamburg'dan Upat tarafından teslim edildi.

1928 yılında, "manşon genişletme dübelinin" patenti, Reich Patent Ofisinde DRP 555384 kapsamında, Niedax şirketinin (1920'de kurulan) kurucusu ve ortak sahibi olan mühendis Fritz Axthelm adına verildi ve dayanıklılık açısından resmi olarak test edildi. Berlin'deki devlet malzeme test ofisinde. Niedax dübel başlangıçta metalden yapılmıştı ve İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra plastikten yapılmıştı. Axthelm bu nedenle plastik dübelin kanıtlanmış mucididir.

2 Mart 1953'te Bern Patent Ofisi Richard Heckhausen'e (Tox Dübel Technik) buluş koruması verdi. [1]

Thorsman'ın ilk plastik genleşme ankrajları (1957'de patenti alınmıştır) naylon yuvarlak çubuklardan yapılmıştır . Bir matkap deliğine yerleştirilirler. Onlarca yıldır dünya çapında en başarılı olan dübel, 1958 yılında Artur Fischer tarafından pazara sunuldu . [2] Fischer patentini 7 Kasım 1958'de tescil ettirdi ve 1097117 numaralı patent spesifikasyonu 13 Temmuz 1961'de Alman Patent Ofisi tarafından yayınlandı. [3] Oswald Thorsman'ın oğlu Mats Thorsman, Fischer dübelinin Thorsman dübelinin intihal olduğunu düşünüyor. Mahkeme kararına göre babasının icadı orijinaldir. [4]Bununla birlikte, Fischer'in patenti, plastik genleşme dübelinin buluşunu talep etmez, bunun yerine hem dübelin yumuşak malzemede genleşmesine (pozitif kilitleme) hem de dübelin sert malzemede genleşmeden deforme olmasına (zorlanmış) olanak tanıyan bir şekli ifade eder . kelepçeleme yoluyla kilitleme ) böylece yumuşak malzemeyle aynı boyuta sahip vidalar sert malzemeye herhangi bir engel olmadan vidalanabilir.

1945'ten kısa bir süre sonra, dübeller plastikten, metalden veya her ikisinden birden yapılıyor ve farklı duvarlar, tavanlar ve zeminler için birçok tasarımda mevcut.

Çalışma prensibi

Vida, dübelin iç kısmında bir karşı diş oluşturarak, dübel malzemesini plastik olarak deforme eder ve ayrıca dübelin yayılmasını sağlayacak şekilde radyal olarak dışarı doğru yer değiştirir. Düzensiz veya gözenekli delikli duvarlardaki boş alanlar dübel malzemesiyle doldurularak pozitif bir uyum sağlanarak dışarı çekilmesi önlenir. Bununla birlikte, bu bağlantı esas olarak kuvvetle geçme veya sürtünmeyle kilitlemedir. Dübel malzemesinde ortaya çıkan radyal kuvvetler öncelikle elastik radyal deformasyona yol açar. Elastik kuvvetler, bükülmez delik duvarına normal bir kuvvet gibi etki eder ve buna dik orantılı bir statik sürtünme kuvveti oluşturur.sonuçlar. Vida ile örneğin duvar arasındaki elastik içi boş silindir, radyal kuvvetlerin muhtemelen düzgün olmayan bir delik üzerine eşit şekilde dağıtılmasını sağlayacak kadar kalındır. Radyal kuvvetler deliğin dış kenarında sürekli olarak azalır, böylece duvar kırılgansa hiçbir şey kırılmaz.

Alçıpan gibi gözenekli yapıya sahip ve basınç dayanımı düşük yapı malzemeleri için özellikle uzun genleşme bölgesine sahip dübeller kullanılır. Bu, delinecek plakanın kalınlığından daha uzun olmalıdır. Bu genleşme dübelleri sadece panelin arkasındaki boşlukta ayrılarak destek sağlar.


Uygulanması

Dübeller matkapla açılan deliğe bastırılarak, yüzeyden taşmayacak şekilde tamamen sokulur. Matkap ucu (ya da delik çapı) ile dübel büyüklükleri arasında şu kural geçerlidir: Dübel çapı matkap ucu çapına eşit olmalıdır. Ama çok yumuşak yapı malzemelerinde 'dübel çapı – 1 mm = matkap ucu çapı' formülü kullanılır. Ayrıca, uygun delik çapı çoğunlukla dübel paketinde belirtilir. Vida ve dübellerin de boyutları birbirine uygun olmalıdır. İlgili dübele hangi çap ve uzunluktaki vidanın uygun olduğu genellikle dübel paketinde yazılıdır.

Çeşitleri

Klasik dübeller çok amaçlı plastik dübellerdir. Bu dübeller vidalandığında boşluksuz duvarlarda genişleyerek tutunurlar, boşluklu duvarlarda veya alçıpan ve ahşap levhalı duvarlarda vidalar takılınca arka tarafta düğüm biçimi alırlar veya genişlik kazanırlar. Boşluklu malzeme için ise plastik askı dübelleri ve metal boşluk dübelleri uygundur. Bu dübellerin yüzey alanları daha büyüktür; bu sayede üzerlerine düşen kuvveti çok amaçlı plastik dübellere oranla daha iyi dağıtırlar. Duvar veya tavana ağır yük monte etmek için bu özel dübeller kullanılır.

En sık kullanılan dübel genleşme dübelidir ve poliamidden yapılır . Standartlaştırılmış, çoğunlukla ağaç vidaları ile birlikte kullanılır. İç çapı vidanın çapından daha küçüktür. Bu, vidanın vidalanması sonucunda dübelin radyal olarak genişlemesine neden olur. Deformasyonu kolaylaştırmak için dübel uzunlamasına kısmen yarıklıdır. Vida çapı ve uzunluğu etkileme fonksiyonu.

Vida uzunluğu, tabloda verilen minimum uzunluk artı sabitlenecek malzemenin kalınlığının toplamıdır. “S 8” örneği: Ağır aletlerin asılabilmesi için duvara 16 milimetre kalınlığında ahşap levha yapıştırılacaktır. Havşa başlı vida bu nedenle en az 46 mm + 16 mm = 62 mm uzunluğunda olmalıdır. Bir sonraki daha büyük ölçüm 65 mm olacaktır.

Dübelin yeterince yayılabilmesi için, vidanın her zaman dübelin arka ucundaki duvardan hafifçe çıkıntı yapması gerekir (en az bir vida çapı). Bu nedenle matkap deliği her zaman dübelin uzunluğundan biraz daha derindir. Daha uzun bir vida kullanılıyorsa, vidanın arkaya çarpmaması için deliğin daha derin delinmesi gerekir.

KN cinsinden izin verilen yük, yaklaşık olarak belirtilen sayının 100'e bölündüğü ağırlık yüküne karşılık gelir. Örneğin, standart bir "S 6" dübeldeki 5 mm çapındaki bir ağaç vidası yaklaşık 40 kg betonu tutar, ancak yalnızca 5 kg gaz betonda. [5]

Dübelin ön kenarının duvarın sağlam kısmıyla aynı hizada olmasına dikkat edin. Önüne sıva yapılacaksa arkasına dübel konulmalı ve vida buna göre daha uzun seçilmelidir. Delme işleminden sonra delme tozunun üflenmesi veya vakumlanması gerekir.

çivi dübel

Daha yeni bir gelişme, özel olarak şekillendirilmiş, birlikte verilen bir vidanın plastik manşon içine çakıldığı çivi dübelleridir ( darbeli dübeller olarak da bilinir). Çivinin uzunluğu, sabitlenecek bileşenin kalınlığına göre ayarlanır. Dübel, çivi ile birlikte bileşen içinden duvar deliğine (delikten montaj) yerleştirilir ve ardından çivi tamamen çakılır. Bu nedenle montajı çok daha hızlıdır ancak çivili dübeller normal dübeller (vida dübelleri) kadar sağlam değildir . Çivi üzerindeki iplik testere dişi şeklinde kesilir. Çakmak kolaydır ama çıkarmak kolay değildir. Başlığı sökmeyi kolaylaştırmak için tornavida bağlantı şekline sahiptir.

Alçıpan dübelleri

Alçıpanın basınç dayanımı düşüktür ve levhalar genellikle incedir, bu nedenle genleşme ankrajları kullanılamaz. Özel alçıpan dübelleri, ayrıca gazbeton , hafif yapı veya alçıpan dübellerividalı manşonlar olarak adlandırılır: Derin dış dişleri sayesinde alçı levhaya daha küçük yüklerin uygulanabileceği pozitif bir uyum sağlarlar. Gerekli deliği aynı anda açan bir montaj yardımı kullanılarak doğrudan standart alçı panele vidalanırlar. Birlikte verilen standart aletler ve çok uzun süre takılan vidalar için plakanın arkasında küçük bir boşluk gerekir. Daha yüksek yüklere maruz kalan bağlantılar için, plakanın arkasında dübel parçalarını radyal olarak "uzatmak" ve onlarla daha geniş bir temas alanı üzerinde eksenel pozitif kilitleme oluşturmak için yeterli alana ihtiyaç duyulan boşluklu dübeller kullanılır.

Yalıtım dübelleri

Yalıtım malzemeleri sıvadan bile daha az katıdır. Bununla birlikte, yalıtım levhaları genellikle alçı levhadan daha kalındır, bu nedenle daha düşük mukavemet, daha uzun vidalama uzunluğuyla telafi edilebilir. Yalıtım dübelleri, diğer yönleriyle çok benzer olan alçıpan dübellerinden daha uzundur. Bazen plaka şeklinde bir dış uca sahiptirler, ancak bu nedenle yalıtım levhasının katı bir yüzeye tutturulduğu plaka dübelleriyle karıştırılmamalıdır. Bu tür çivi benzeri dübellerin, katı yüzeydeki bir deliğe çakılan ve orada kelepçelerle tutulan, böylece yalıtım levhasını sabitleyen uzun bir sapı vardır.

Ayrıca metal yalıtım dübelleri de vardır: alt ucu Strafor içine vidalamak için taşlanmış bir helezon yay ve dübel kafasında vidayı vidalamak için bir delik bulunur. [6]

Dübel aç/kapat

Menteşeli dübeller veya yaylı menteşeli dübeller olarak da bilinen mafsallı dübeller, ince asma tavanlara sabitlemek için uygundur. Katlanmış devirme dübelinin tavandaki bir delikten aşağıdan itilmesi sırasında, bir yay iki sabit katlama kanadını yayar. Kanca daha sonra bir diş kullanılarak yukarıya doğru vidalanabilir ve daha sonra bir ara disk nispeten büyük deliği kaplar.

kavite dübel

Boşluklu dübeller metal veya plastikten yapılmıştır; Kör perçin gibi plakanın arkasındaki boşlukta deforme olup yayılırlar (yandaki resme bakınız). Bu tür dübellerin birçoğunda, plakanın arkasındaki bir kısım, çıkıntı yapan kısmın (ankraj, kanca) etrafında arkaya doğru döndürülür. Kablo bağları olan boşluklu dübeller vardır. Dübel, kablo bağının geri çekilmesi ve aynı anda plastik diskin deliğe itilmesiyle takılır. Geriye kalan plastik kısımlar kırılmış. [7]
Ağır hizmet dübelleri

Metal genleşme dübelleri

Bu dübeller yalnızca metalden yapılmıştır. Elastik malzeme olmadığından işlevleri öncelikle pozitif uyum esasına dayanır. Vidalama sırasında, kuvvet arttırıcı konik yüzeyler aracılığıyla duvar deliğinin arka kısmında büyük kuvvetler oluşturulur ve bu kuvvetler plastik olarak deforme olur. Daha yüksek malzeme mukavemeti ve daha büyük çapların olağan kullanımı nedeniyle, metal dübeller katı malzemelerde (beton) plastik dübellere göre daha sağlam ve daha güvenlidir. Almanya'da, plastikte 'akma' (çekme kuvvetleri nedeniyle yavaş plastik deformasyon) riski bulunduğundan, beton tavanlara sabitlemek için şu anda yalnızca metal genleşme ankrajlarına izin verilmektedir. Daha iyi ısı direnci nedeniyle belirli uygulamalar için metal dübeller de kullanılmaktadır. [8.]

Kompozit çapa

Kompozit ankrajlar, sentetik reçine veya saf iki bileşenli reaksiyon reçinesi içeren enjeksiyon veya kompozit harçla birlikte bir sondaj deliğine yerleştirilir . Enjeksiyon karışımı, matkap deliği ile ankraj çubuğu arasındaki boşluğu doldurur, çevredeki duvar veya betondaki gözeneklere ve boşluklara kısmen nüfuz eder, sertleşir ve duvar malzemesi ile yapışkan bir bağlantı oluşturur.

Ankraj (ankraj çubuğu veya çubuk ) olarak genellikle dişli çubuklar , takviye demiri veya spiral ankrajlar kullanılır .

İşlemi kolaylaştırmak için, artık her iki bileşen de sondaj deliğine aynı anda enjekte ediliyor ve yolda bir karıştırma nozülü (statik karıştırıcı) kullanılarak birlikte karıştırılıyor . Sertleştirici ve reçine , kullanım için bir kartuş presine veya sıkma tabancasına yerleştirilen yan yana veya yuvalanmış (koaksiyel) kartuşlar veya folyo torbalar (boru biçimli torbalar) içinde sağlanır.

Sıkma cihazları çoğunlukla basınçlı hava veya batarya ile çalıştırılır. Elle çalıştırılan preslerin, viskoz enjeksiyon malzemesinin yorulmadan taşınabilmesi için yaklaşık 1:15 ile 1:25 arasında bir orana sahip olması gerekir. Silikon ve akrilik kartuşlara yönelik sıradan tabancalar genellikle yeterince sağlam değildir.

Karıştırma aparatı kullanmaya alternatif olarak, bazı üreticiler sertleştirici bileşeni bir cam ampul içinde tedarik eder; bu, her iki bileşenin karışabilmesi için ankraj çakıldığında yok edilir. Bileşenler, ankrajın daha sonra döndürülmesiyle karıştırılır ve dağıtılır.

Genleşme ankrajlarının aksine, kompozit ankrajlarda radyal kuvvetler yoktur, böylece ankrajlama daha az katı alt tabakalarda ve bileşenin kenarına yakın olarak da gerçekleştirilebilir. Çok boşluklu duvarlarda çok fazla enjeksiyon malzemesinin gerekli olmasını önlemek için, önceden deliğe elek manşonları yerleştirilebilir, bu da yalnızca duvarla bağlantı kurmaya yetecek kadar malzemenin geçmesine izin verir.

Bir beton bileşenin çatlak çekme bölgesinde genleşme rezervine sahip bazı kompozit ankrajlar kullanılabilir. Bu tür ankrajlar, çatlaklar durumunda (örneğin deprem nedeniyle) sondaj duvarı yönünde kuvvet bileşenlerine sahip olan ve reçine karışımını duvara doğru bastıran, arka arkaya yerleştirilmiş çok sayıda koniden oluşur . Uygulamada eğer çatlak varsa bu dübel biraz kayar ve sonra tekrar sabitlenir.

En az 80 mm ankraj derinliğine ve 8 mm çapa sahip, yapısal olarak onaylanmış tipik bir kompozit ankraj, C20/25 (B25) betonda yaklaşık 8 kN'lik çekme ve enine yüklere maruz kalabilir. Masif tuğlalarda (Mz 12) ve kum-kireç tuğlada (KS) değer 1,7 kN'ye, delikli tuğlalarda (Hlz 12, ham yoğunluk min. 1) ve delikli kum-kireç tuğlada (KSL 12) 0,8 kN'ye düşürülür. , ayrıca beton ve hafif betonda -Sadece 0,3 kN'ye kadar içi boş bloklar (Hbn 2 / Hbl 2). [9]

Alttan kesilmiş ankraj

Kompozit ankrajlara ek olarak, beton için yapısal olarak onaylanmış çeşitli alttan kesme ankrajları da mevcuttur. Bunlarla sondaj deliğinin tabanı özel bir matkapla genişletilerek pozitif uyum sağlanır. Bir kama yapısı veya benzeri aracılığıyla. Bu, alttan kesilmiş ankrajın bu genişletilmiş deliği tamamen doldurmasını sağlar. Alttan kesilmiş ankrajlar genellikle ağır montaj için kullanılır. Kısmen bahsedilen pozitif uyumdan dolayı genleşme dübellerinden çok daha yüksek yükler taşırlar, ancak aynı zamanda yükleri yüzeyden daha uzağa tanımlı bir şekilde getirirler. Ayrıca beton bir bileşenin çatlak çekme bölgesinde kullanılabilecek alttan kesilmiş ankrajlar da vardır.

Vida dübeli (beton vidası)

Vidalı dübeller (daha iyi beton vidaları olarak bilinir) nispeten yeni bir sabitleme sistemidir. Dübel, bir darbeli anahtar kullanılarak önceden delinmiş silindirik bir deliğe vidalanır. Dübelin özel dişi, vidalandığında ankraj tabanına bir iç diş açar. Sabitleme, özel dişin pozitif bağlantısı yoluyla gerçekleşir. Nesnenin vida dübelleriyle sabitlenip sabitlenemeyeceği öncelikle sabitleme tabanına bağlıdır. Onaya bağlı olarak beton vidaları, iç veya dış mekanlarda (bu durumda sadece A4 paslanmaz çelikten) çatlak veya çatlaksız betona ağır hizmet tipi sabitleme için onaylanır ve bazen harçlı bir sistemde işlenir. Tipik uygulama alanları arasında yol ve köprülerdeki korkuluklar ve gürültü koruma eklentileri veya iç mekanlarda yüksek rafların sabitlenmesi yer alır.

çubuk dübel

Ahşap dübel şeklinde olan çubuk dübeller [10] , metalden yapılmış ve EN 14592'ye göre standardize edilmiş pim şeklinde bağlantı cihazlarıdır. Ahşap ile çelik sac arasında ve ahşap ile ahşap arasında yük taşıyan bağlantılar oluşturmak için kullanılırlar.

Çubuk dübelleri kesme yüzeyine dik olarak düzenlenir ve öncelikle bükülmeye maruz kalır . Silindiriktirler ve uçları pahlıdır . Kalite özelliği pürüzsüz yüzey ve düşük kalınlık toleransıdır. Çapları 6 ile 30 mm arasında sınırlıdır. Çubuk dübelleri tercihen EN 10025'e göre S235JR, S275JR veya S355J2 çelikten yapılır . Ahşapta, matkap delikleri dübel çapından 0,2 mm ila 0,5 mm daha küçük yapılır, oysa çelikte matkap deliği bir milimetreye kadar daha büyüktür.
Güvenlik hususları

Bina onayı

Özellikle bir bileşen bağlantısının arızalanması, insan hayatını veya sağlığını tehlikeye atabilecek veya önemli ekonomik sonuçlara yol açabilecekse, ankrajların her zaman onaya uygun şekilde boyutlandırılması ve sabitlenmesi gerekir.

Piyasadaki plastik dübellerin çoğu inşaat yetkilileri tarafından onaylanmamıştır ve bu nedenle güvenlikle ilgili sabitlemeler için kullanılamaz. Yapı otoritesi onaylı her dübel paketi ya kurulum talimatlarını içeren bir kitapçıkla birlikte gelir ya da talimatlar ambalajın üzerinde gösterilir. Yapı yönetmeliği onayı üreticiden alınabilir ve genellikle üreticinin ana sayfasından PDF dosyası olarak erişilebilir. Onay takip edilmelidir. Ankrajın boyutlandırılmasından matkap deliğinin oluşturulmasına ve dübellerin doğru montajına kadar her şeyi düzenler. Bu belge yasal olarak geçerlidir ve inşaatçı tarafından inşaat dosyalarına dahil edilmelidir.
Teknik veri

Dübeller veya ankrajlar için teknik bilgiler genellikle inşaat otoritesinin onayında bulunabilir; inşaat otoritesi onayı olmayan ürünler için ise üreticinin kullanım talimatları bulunabilir. Tipik veriler, etkili ankraj derinliği, dübellerin birbirine minimum eksenel mesafesi, dübellerin minimum kenar mesafesi, minimum bileşen kalınlığı ve izin verilen yüktür.

Çeşitli

    Ankraj alanında ankrajların yük taşıma kapasitesini etkileyen çatlakların beklendiği betondaki güvenlikle ilgili ankrajlar için her zaman çatlaklara dayanıklı ankrajlar kullanılmalıdır. Aksi takdirde kurulum alanındaki betonun kullanım ömrü boyunca çatlaksız kaldığına dair kanıt sağlanması gerekecektir.
    Sıvaya sabitleme yapılırken sıvanın kalınlığı, bağlantının kalınlığına göre hesaplanır.
    Korozyondan (gerilim çatlaklarından ve bileşen bağlantılarından dolayı) her zaman kaçınılmalıdır. Temas korozyonunu önlemek için , örneğin paslanmaz çelik galvanizli vidalarla sabitlenmemelidir. Galvanizli sıradan çelik dübeller yalnızca kuru iç mekanlarda kullanılabilirken, paslanmaz çelikten (A4) yapılan dübeller genellikle dış mekan sabitlemeleri (nemli odalar, endüstriyel atmosferler) için kullanılır. Özellikle agresif ortamlarda (klor içeren atmosferler, yol tünelleri veya deniz suyuyla doğrudan temas) özel alaşımlardan yapılmış dübeller kullanılmalıdır.
    Delme işleminden sonra deliğin üflenerek veya vakumlanarak temizlenmesi tavsiye edilir; delme tozu, delikteki sürtünmeden dolayı dübelin yapışmasını azaltır. Yanlış delikler harçla doldurulmalıdır.


Kaynak ve Dipnotlar

Wikipedia

TEVHÎD VE TEVEKKÜL

Vahiy geldi ki: «Ey zâhid, zâhidliğinle benim kanunumu bozmak mı istiyorsun? Benim, kulumun rızkını diğer kullarımın eliyle vermeyi doğrudan doğruya vejrmekten daha çok sevdiğimi bilmiyor musun?»
Gene bunun gibi bir kimsenin şehirde bir eve gjrip kapıyı kilitlyerek gizlenmesi ve bu şekilde tevekkül etmesi haramdır. Zira insanın kati sebeblerin yolundan uzaklaşması caiz değildir. Ama kapıyı kilitlemeden tevekkül etmesi, kimse bir şeyi getirir mi diye gözü kapıda olmamak ve kalbi insanlara değil, Allah'a bağlı olup ibâdet ve taatle meşgul olmak şartiyle caizdir. Kul sebebler yolundan tamamiyle sapma-dıkça rızktan yoksun kalmayacağına inanmalıdır.
Bu makamda, «İnsan rızkından kaçsa da, rızkı onu bulur,» sözü doğrudur. Kul, «Ya Rabbi rızkımı ver,» diye dua ettiği zaman, Allah Teâlâ buyurur ki: «Ey cahil, seni yaratırken rızkım beraber yarattım. Onu sana vermemek olur mu?»
O halde tevekkül, sebeblerden uzak olmamak ve rızkını sebebler-derv. değil, sebebleri yaratandan bilmektir. Zira bütün insanlar, Allah'ın verdiği rızkı yerler. Fakat bazıları dilenmek aşağılığı ile, bazıları beklemek sıkıntısı ile, —mesele: Esnaflar— gibi bazıları çalışmak yorgunluğu ile, —mesela: San'at sahipleri gibi— ve bazıları da hürmet ve izzetle yiyorlar.
Meselâ: «Sofiler gibi. Çünkü sofiler sadece Allah Teâlâ'yı görüyorlar ve kendilerine ulaşan şeyleri yalnız ondan biliyorlar, aradaki insanları görmüyorlar.»
Üçüncü derece: Kat'î olmadığı gibi, çoğu zamanlarda ihtiyaç duyulmayan, belki hile ve araştırmakla ele geçebilen sebeblerdir. Bunun çalışmaya etkisi; fal, efsun, ve dağlamanın hastalığa etkisi gibidir. Resûlüllah: «Tevekkül sahihleri, efsun ve dağlama yaptırmaz,» buyurdu: Çalışmaz ve şehirden çıkıp çöllerde oturur, buyurmadı. Demek ki bu makamda tevekkülün üç mertebesi vardır:
Birinci mertebe: Yalnız bir kimsenin azıksız çöle çıkmasıdır. Bu tevekkülün en yüksek derecesidir. Bu mertebe, uzun bir zaman aç yürüyebilen, yahut otlarla geçinebilen, bir şey bulamayınca açlıktan ölmekten korkmayan ve bu şekilde ölmek hayrına olduğuna inanan kimseler için caizdir. Zira ızık götürenlerin de azıksız kalıp ölmeleri mümkündür. Daima bu ihtimaller eksik olmaz. Bu ihtimalleri düşünmekten sakınmak lâzım değildir.
tkinci mertebe: Çalışmamak ve şehirden dışarı da çıkmamak, belki bir mescidde, yahut şehrin bir köşesinde oturup ve insanlardan da bir şeyi beklememek, belki Allah'ın lûtfunu, fazlını ve keremini beklemektir.                                    •
Üçüncü mertebe: Çalışır, fakat her işinde sünnet ve şeriatin edeb-lerini gözetir. Nitekim çalışma (kesb) bahsinde anlatıldı. Ve hileden, ince tedbirlerden ve ticarette maharet kazanmaktan sakınır. Bunun gibi sebeblere sanlırsa, efsun ve dağlama yaptıranlar gibi olup tevekkül sahibi olmaz.

Çalışmaktan el çekmenin, tevekkülün şartlarından olmamasının delili şudur ki, Ebû Bekiri's-Sıddîk tevekkül şahinlerinden idi ve tevekkülün hiçbir mertebesinden mahrum değil idi. Halifeliği kabul ettikten sonra ticaret yapmak için bir kumaş parçası alıp pazar yerine gitti. Ona, «Halifelik görevini yaparken ticaret yapmak nasıl mümkün olur?» dediler. Ebû Bekir: «Kendi çoluk çocuğumu perişan eder-sera, başkalarını daha önce perişan ederim,» dedi.
Bunun üzerine ona Beytülmâlden gündelik tâyin ettiler. Ve o da kendini tamamiyle halifelik görevine verdi. Demek ki çalışanların tevekkülü mala haris olmamak ve elde edilen faydayı sermayeden değil, Allah Teâlâ'dan bilmek ve kendi malını diğer müslümanların malından daha çok sevmemekle olur. Velhasıl tevekkül zühdsüz mümkün olmaz.
Demek ki tevekkül zülıdün şartı değildir, fakat zühd tevekkülün şartıdır.
Cüneyd-i Bağdadî'nin hocası olan Ebû Haddâd tevekkül sahihlerinden idi. Der ki: «Yirmi yıl tevekkülümü gizledim. Hergün pazarda bir dinar kazanırdım ve onun bir kıratıyla hamama girmezdim. Belki hepsini sadaka verirdim.» Cüneyd onun huzurunda tevekkül ile ilgili şeyler konuşmazdı ve derdi ki: «Onun huzurunda kendi makamı ve hâli olan tevekkülden bahsetmeye utanırım.» Ama kendileri hanı-gâhta oturup da hizmetçileri dışarda dilenen sofilerin tevekkülü, çalışanın tevekkülü gibi zayıftır.
O hâlde tekkede oturmakla tevekkülün doğru olması için çok şartlar vardır. Ama hizmetçileri dışarda gezmeyip oturup rızk beklemeleri tevekküle yakın olur. Eğer hanıgâh belli bir yer olursa, pazar ehli gibi olurlar ve kalblerindeki sükûnet orada oturmalarından hasıl olduğundan korkulur. Eğer kalbleri o belli, yere iltifat etmezse, onların tevekkülü, çalışanların tevekkülü gibi olur.
Tevekkülde esas şudur ki, tevekkül sahibi insanlara bakmamak ve Allah'tan başka hiçbir sebebe güvenmemelidir.
Havas der ki: «Hızır'ı (a.s.) gördüm. Benimle arkadaşlık yapmaya razı oldu. Fakat ben onunla arkadaşlık yapmaktan çekindim. Çünkü kalbimin onunla rahatlık bulup ona güvenmekle tevekkülümün azalmasından korktum.»
Ahmet bin Hanbeİ'in ücretle tutulmuş bir hizmetçisi vardı. Talebelerine, ücretini fazla verin dedi. Hizmetçi fazlasını almadı. Hizmetçi dışarı çıkınca, Ahmed talebelerine bu fazlalığı arkasından yetiştirin, alır, dedi. Talebeleri sebebini sordular. Dedi ki: «İçeride iken kalbinde fazla vereceğimizi umduğu için almadı. Dışarı çıkınca, bu ümit kalbinden çıktı. Şimdi alır.»
Velhasıl çalışanın tevekkülü, sermayeye değil, Allah'a güvenmekle olur. Bunun da işareti, sermayesi çalınınca, kalbi değişmeyip rızkından ümitsizlik hâli meydana gelmemektir. Zira Allah'ın fazlına ve keremine güvenirse, sanmadığı yerden kendisine nzıklar geleceğini bilir. Gelmediği takdirde, kendi fayda ve menfaatinin bunda olduğu* na inanır.

BU HALİ ELDE ETMENİN ÇARESİ

Bil ki, bu hâl çok kıymetlidir. Zira eşyası çalındığı, yahut bir zarara uğradığı zaman kalbi değişmeyip olduğu gibi kalan kimseler nâdirdir. Fakat bu hâl imkânsız şeylerden de değildir.
O hâlde bu hâl, Allah Teâlâ'nın kemâl-i kudretine inanıp sermayesiz çok kimselerin rızkını verdiğini ve çok kimselerin sermayesi de helakine sebeb olduğunu bilmek ile hasıl olur. O hâlde onun sermayesinin kendisinin helakine sebeb olabileceğini düşünmelidir.
Resûlüllah buyurur ki: «Kul bazen helakine sebeb olan şeyleri arzu eder. Allah Teâlâ Arş-ı Âlâ'dan ona inayetle nazar buyurup arzu ettiği şeyi ondan uzaklaştırır. Sabahleyin kalkınca arzu ettiği şeyin zail olduğunu görünce üzülür ve kim bunu yaptı, acaba komşular mı, yahut filân, yahut falan mı yaptı? demeye başlar. Bunun, Allah Teâlâ'nın kendisine merhameti olduğunu bilmiyor.»
Bunun için Ömer (r.a.) derki: «Sabahleyin zengin veya fakir kalkacağımı umursamam. Çünkü hangisinin hayırlı olduğunu bilmem.»
İkinci bir çâre de, fakirlik korkusunun ve kötü tahminlerin şeytanın vesvese ve iğvasından ileri geldiğini bilmektir.
Nitekim, âyet-i kerîmede: «Şeytan, sizi fakirlik ihtimâli ile korkutuyor,» (Bakara sûresi, âyet: 268) buyurulmaktadır. Hak Teâlâ'-nın kemâl ve keremine bu şekilde güvenmek marifetin kemâlindendir. Bilhassa kimsenin bilmediği gizli'sebeblerin varlığını da bilmelidir. Gizli sebeblerin tümüne de güvenmemen, belki sebebleri yaratanın rızkı tekeffül ettiğine itimat etmelidir.
Bir tevekkül sahibi bir mescidde kalırdı. O mescidin imamı ona defalarca dedi ki, senin bir şeyin yok, çalışsan iyi olur. O kimse dedi ki: «Bir yahudi komşum vardır, her gün bana iki ekmek vermeyi tekeffül etmiştir.» İmam: «Öyleyse senin işin sağlamdır. Çalışmasan da olur.» dedi. O kimse de: «Sen de imamlığı bırak. Zira senin yanında bir yahudinin tekeffülü, Allah'ın tekeffülünden daha sağlammış,» dedi. Bir mescidin imamı da bir kimseye: «Nereden ekmek yiyorsun?» dedi. O kimse: «Dur! Önce senin arkanda kıldığım namazı kaza edeyim, Ondan sonra cevap vereyim,» dedi. Yâni sen Allah Teâlâ'mn rızkların kefil olduğuna inanmıyorsun; o hâlde imamlığın caiz değildir, demek istedi. Bunu deneyenler ummadıkları yerden rızıklan-mışlardır. Onların, «Yeryüzünde, Allah Teâlâ'nın rızkını vermediği bir canlı yoktur,» (Hûd sûresi, âyet: 6) âyet-i kerîmesinin ifade ettiği gerçeğe imardan elbette kuvvetli idi.

Huzeyfe-i Mer'aşîye (Maraşlı) İbrahim-i Edhem'den ne gibi ga-rib hâller gördün? diye sordular. Huzeyfe dedi ki: «Kabe (hac) yolunda çetin açlıklar çektik. Küfe şehrine gelince, açlıktan takatsiz kaldığımı görünce, "Ey Huzeyfe, açlıktan takatsiz kalmışa benziyorsun" dedi. Ben de evet dedim. Kalem, kâğıt ve mürekkep getir, dedi. Bunları getirdim. Şunu yazdı: "Bismillâhirrahmanirrahim. Bütün hallerde maksut sensin. Herkesin işareti sanadır. Ben sana hamd ve şükrederim. Ben aç,  susuz  çıplak kaldım. Bu üç şey benim nâsibimdir. Ben onları tekeffül etmişim. Kulun rızkını vermek ise senin nasibindir. Sen de onu tekeffül etmişsin." Bunu yazıp elime verdi ve: "Dışan çık. Kalbin Allah'tan başka bir şeyi görmesin ve bu kâğıdı ilk raslaya-cağın kimseye ver" dedi.»
Huzeyfe der ki: «Dışan çıktım ve ilk olarak deveye binmiş birisini gördüm. O kâğıdı ona verdim. Onu alıp okuyunca, elinde olmadan ağlamaya başladı ve bu kâğıdı yazan nerdedir?» dedi.  Mesciddedir, dedim. Bana içinde yüz altın oulunan bir kese altın verdi. Bu sırada oraya gelenlere bunun kim olduğunu sordum. Bir hıristiyandır, dediler, tbrahim-i Edhem'in huzuruna gelince, o kese altını önüne koyup olanları anlattım, ibrahim, keseye elini sürme. Sahibi şimdi  buraya gelir, dedi. O anda hıristiyan içeri girdi ve ibrahim'in ayağına kapanıp iman getirdi.

Ebû Yakûb-i Basrî der ki, Mekke'de on gün aç kaldım.  Açlıktan takatim kalmadı. Dışan çıktım, yolda bir şalgam buldum; almak istedim, kalbimde: «On gündür, oruçlu ve açsın. Nasibin bir şalgam mı?» dedim. Almadım ve geri mescide geldim. Baktım, birisi kek, şeker ve badem getirip önüme koydu ve: «Denizdeydim. Bir fırtına çıktı. Adadım ki, eğer selâmetle kurtulursam, bunu ilk göreceğim fakire vereceğim,» dedi. Her birinden bir avuç aldım ve gerisini sana bağışladım dedim ve kendi kendime, «Senin nasibini tahsil etmek için denizlerdeki rüzgâra emredilmiştir; sen' başka yerden arıyorsun,» dedim, imanı kuvvetlendirmek için böyle nâdir olaylan okuyup inanmalıdır.

ÇOLUK ÇOCUĞU OLANIN TEVEKKÜLÜ

Bil ki, çoluk çocuğu olan kimsenin çöle çıkıp geçim sebeblerini bırakması caiz değildir. Belki çoluk çocuğu olanın tevekkülü üçüncü dereceden başka değildir ki, çalışanların derecesidir. Nitekim Ebû Be-kiri's-Sıddîk böyle yapmıştır.  Zira tevekkül iki hususla yapılabilir. Birincisi, açlığa sabredip ot bile olsa eline geçen şeyle kanaat edebilmek; ikincisi, açlıktan ölürse, kendisi için bunun hayırlı  olduğuna inanmak. Çoluk çocuk buna dayanamaz. Hattâ hakikatte nefsi de çoluk çocuğu gibidir. Eğer nefsi de açlığa dayanamayıp ızdırap çekerse, çalışmayı bırakması caiz olmaz.
Eğer çoluk çocuğu da dayanıp tevekküle razı olursa, çahşmayı bırakması caiz olur. Burada fark şudur ki, kendini aç kalmaya .zorlaması caiz, fakat çoluk çocuğu aç kalmaya zorlaması caiz değildir. Ama imanı kâmil olup zühd ve takva ile meşgul olan*kimse, çalışmasa da, rızkı ona ulaşır. O, rahimde olan çocuk gibidir ki, çalışmaktan âciz iken göbeğinden ona rızkı ulaşır. Başka  yemekleri  yiyebilecek duruma gelince, ona diş yaratılır. Anası, babası ölüp yetim kalırsa, anasına şefkat verip güzel baktırdığı gibi* başkalarına da şefkat verip güzel baktırır. Daha önce çocuk iken ona şefkatle bakan bir annesi vardı. Herkese onun işini ona havale etmişdi. Şimdi bunu yapan bin kişi vardır. Çocuk büyüyüp kemâle erişince, ona çalışma gücünü verir ve ona levazım ve ihtiyaçları musallat eder. Böylece çocuk iken, bakım ve terbiyesi için annesine verilen şefkat gibi, kendisine verilen şefkatle kendine bakar.
Zâhid kendi ihtiyaçlarından el çekip, çalışmayı bırakıp, takvaya yönelince, onun şefkati bütün kalblere dolar. Böylece bütün insanlar ona şefkat edip bu kimse Allah Teâlâ ile meşgul olur. Herşeyin iyisini ve kıymetlisini buna vermek gerekir derler. Daha önce yalnız kendisi kendine acırken, şimdi herkes yetime acıdıkları gibi ona acımaya başlar. Ama takva ile meşgul olmayıp ve çalışabildiği hâlde çalışmaz-sa, insanların kalbinde bu şefkat meydana gelmez.

O hâlde, bu kimseye çalışmayıp tevekkül etmek caiz değildir. Zira kendi nefsi havasına uyunca onun ihtiyaçlarını kendisi karşılamalı-dır. Ama Allah'a yöneldiği zaman, yetim gibi olur.
O zaman, Allah Teâlâ insanların kalbini ona müşfik ve merhametli yapar. Bunun için hiçbir canlının açlıktan öldüğünü göremezsin. Buna dikkat edip mülk sahibinin, memleketini nasıl düzenli ve mükemmel yarattığını gören kimse, «Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki, Allah Teâlâ onun rızkını vermesin.» (Hûd sûresi, âyet: 6) âyetinin anlamını müşahade etmiş olur. Bil ki, mülk sahibi, memleketini öyle düzenlemiştir ki, pek azları hariç hiç kimse açlıktan ölmez, ölenlerin de ölmesi hayrına olduğu içindir. Yoksa çalışıp kazanmadığından dolayı değildir. Zira nice çalışıp kazananların da malını Allah alıp onları açlıktan öldürür.
Hasan-ı Basrî, bu hâli müşahade ettiği için dedi ki, bir buğday tanesi, bir altına olsa da, bütün Basralıların benim ev efradım olmalarını isterim.

Veheb bin Verd der ki: «Eğer gök demirden, yer tunçtan olsa ve ben kendimde nzk kaygısını görsem, müşrik olmaktan korkanın. Zira Allah Teâlâ rızkı gökten gönderir ki, hiç kimse buna ulaşamayacağını bilsin.»
Bir grup Cüneyd-i Bağdadî'nin yanma varıp dediler ki, rızkımızı arıyoruz. Cüneyd: «Nerden aradığınızı biliyor musunuz?» dedi. Allah-tan arıyoruz, dediler. Cüneyd: «Eğer siz Allah Teâlâ'nm unuttuğunu biliyorsanız, ona hatırlatınız,» dedi. öyleyse, tevekkül edelim, bakalım nasıl olur? dediler: Cüneyd: «Denemekle tevekkül olmaz,» dedi. Peki ne yapalım? dediler. Cüneyd: «Hiç bir şey yapmayın. Hakikatte Allah'ın rızka kefil olması kâfidir.» Kefile yönelen kimse, mutlaka rızkı kendisine yönelir.

îkinci makam yiyecek saklamak yoluyla olan tevekküldür:

Bil ki, yalnız bir kimse bir yıllık yiyecek toplayıp saklarsa, tevekkül mertebesinden düşer. Zira gizli sebebleri bırakıp zahirî sebeblere güvenmiş olur ki, zahir' sebebler yılda bir yenilenir. Ama zarurî şeylerle kanaat eden yâni doyacak kadar yiyen ve örtünecek kadar elbise giyen tevekkülüne sadık kalmış olur. Fakat havas (büyükler) der ki, kırk günlük yiyecek saklamakla tevekkül bozulmaz. Daha fazla olursa bozulur.

Sehl-i Tûsterî der ki, yiyecek saklamakla tevekkül bozulur.  Bu süre ister az, ister çok olsun.
Ebû Talib-i Mekkî der ki, yiyeceğe güvenmezse, kırk günden fazla da saklarsa tevekkül bozulmaz.
Bişr-i Hafi'nin müridlerinden olan Hüseyin-i Muğarenî der ki, bugün bir fakir Bişr'in yanına geldi. Bişr hana bir avuç akçe verip bununla güzel ve nefis yemekler al, getir, dedi. Bişr'den hiç böyle şey duyulmamıştı. Yemeği getirince, Bişr onunla beraber yemek yedi. Oysa Bişr'in hiçbir kimse ile yemek yediği görülmemişti. Önlerinden çok yemek arttı. O kimse artan yemekleri de toplayıp aldı, götürdü. Bu kimse bu kadar yemeği nasıl götürdü diye tuhafıma gitti. Bişr: «Ey Hüseyin, bu iş senin tuhafına mı gitti?» dedi. Ben de evet dedim. Dedi ki: «Bu gelen kimse Feth-i Musıli idi. Yemeği götürmekle bize, tevekkül sağlam olursa yiyecek saklamak zarar vermez demek istedi.» Demek ki, tevekkülün aslı, emelin (yaşam özleminin)  uzun değil, kısa olmasıdır. Bunun da delili, kendisi için yiyecek saklamamaktır. Eğer saklayıp da elindeki malı, Allah Teâlâ'nın elindeymiş gibi  düşünüp ona güvenmezse, tevekkül bozulmaz. Bu anlattığımız yalnız olan kimsenin hükmüdür.

Çoluk çocuğu olan kimse, bir yıllık yiyecek saklarsa, tevekkülü bozulmaz. Daha fazla olursa bozulur. Resûlüllah çoluk çocuğu için bir yıllık yiyecek saklardı. Çünkü onların kalbi zayıftı.  Ama kendisi için sabahtan akşama bir şey koymazdı. Alıkoysa da tevekkülüne zarar gelmezdi. Çünkü yiyeceğin kendi elinde olmasıyla başkasının elinde olması arasında fark olmazdı. Fakat insanlara yol göstermek için ve çoluk çocuğunun kalbi zayıf olduğu için, bir yıllık yiyecek saklardı. Haberde gelmiştir ki, ashab-ı soffa'mn biri öldü; hırkasında iki altın buldular. Resûlüllah buyurdu ki: «Kıyamet gününde bu altın o kimse için iki dağlama olacaktır.» Bu hadîs-i şerifin iki mânaya ihtimâli vardır: Biri, kendini tevekkül sahibi gösterip hile yaptığı  için azâb yolu ile dağlama olacak. Diğeri, hile yapmamış olur; fakat yiyecek saklamak, dağlama, yüzün güzelliğine noksanlık  getirdiği  için onun derecesinde noksanlık olacak.
Nitekim başka bir fakir ölünce, Resûlüllah onun hakkında: «Kıyamet gününde onun yüzü, ayın ondördü gibi olacak. Eğer bir hasleti olmasaydı, onun yüzü güneş gibi olurdu,» buyurdu. O haslet nedir? dediler? Resûlüllah: «Kışlık elbisesini kışa ve yazlık elbisesini de yaza saklardı. Size en az verilen şey yakîn ile sabırdır,» buyurdu. Fakat su bardağı, ibrik ,sofra gibi her zaman lâzım olan şeyleri saklamanın caiz olduğunda ihtilâf yoktur: Çünkü Allah'ın âdeti şudur ki, her yıl yiyecek ve elbise yenilenir, fakat bu malzemeler her zaman gereklidir ve yenilenmez.

O hâlde, Allah'ın âdetine muhalefet etmek caiz değildir. Fakat kış günü yazlık elbise işe yaramaz. O hâlde yazlık elbiseyi kıştan saklamak, yakînin zayıf olmasından ileri gelir.

TEVEKKÜL NASIL OLUR

Bil ki, bir kimse yiyecek saklamadığı takdirde kalbi rahatsız olup başkasından .belkiyorsa, yiyecek saklaması daha iyidir. Çünkü yiye-ceksiz kalbi rahat etmez ve zikir ve fikirle meşgul olmaz. Eğer bir kimse de malı - ve arazisi olmakla kalbi sükûnet buluyorsa, bunların kifayet miktarı olması daha. iyidir. Zira bedenden maksat, Aiiah îeâiâ-nın zikir ve fikrine dalacak bir kalbtir. Demek ki, kalblerin bazısını dünya malı zikir ve fikirden alıkoyar ve malının hesabından huzurlu ibâdet edemez. Halbuki malı olmayınca düşünce ve sıkıntısı kalmaz. Bu gibilerin malı olmaması hayırlıdır. Bazı kalbler de ancak kifayet miktarı mal ile sakin olur. Bu kimse için mal edinmek daha iyidir. Eğer fazla ziynet olmayınca kalb sükûnet bulmuyorsa, bu kalb müminlerin kalbi değildir. Bu itibarla bu kabil kalbleri hesaba katmıyoruz. 
                             
Üçüncü makam, zararların defi için olan sebeblerde tevekkül:

Bil ki, te'siri kati olan, yahut ekseri hâllerde te'siri görülen se-bebleri bırakmak, tevekkülün şartı değildir. Meselâ: Tevekkül sahibinin, hırsız girmesin diye evinin kapısını kapayıp kilitlemesi, tevekkülü bozmaz. Gene hasmından sakınmak için yanında silâh, binek hayvanı ve azık bulundurmak; yahut soğuktan korunmak için palto giymek, başına bir şey sarmak tevekkülü bozmaz. Ama üşümemek gayesiyle vücudunun hararetli bulunması için sarmısak yemesi, dağlama ve efsun gibi şeyler tevekkül ile çelişir. Fakat zahirî sebeblerden olan bir şeyi bırakmak tevekkülün şartlarından değildir.
Bir bedevi arap Resûlüllah'ın huzuruna geldi. Resûlüllah ona: «Deveyi ne yaptın?» buyurdu. Bedevi arap: «Serbest bırakıp tevekkül ettim.» dedi. Resûlüllah: «Onu bağla, ondan sonra tevekkül et!»
buyurdu. Ama bir insanın cefâsına tahammül edip zararını defetmemek tevekküldür. Nitekim Allah Teâlâ buyurur ki: «Kâfirlerin, münafıkların ezalarına sabret. Ben onlann cezasını veririm. Onlardan korunmak için Allah'a tevekkül et.» Ama insanlardan olmayıp yırtıcı hayvanlardan, yılan ve • akrepten gelen ezaya sabretmek caiz değildir. Belki onu defetmek gereklidir. Demek ki, düşmanından sakınmak için silâh taşıyan, kuvvetine ve silâhına değil, Allah'a güvendiği zaman tevekkül sahibi olur ve gene kapışım kilitleyen kilide değil, Allah'a güvendiği zaman, mütevekkil olur. üzülmemesi ve kapısını kilitleyip disari çikinca, lisan-ı haliyle kendi kendine: «Ben Allah'ın kazasına mâni olmak için kilit takmadım. Allah'ın âdetine riâyet için kilit taktım. Allahım, eğer birisini bu koruduğum malıma musallat edersen, senin hükmüne razıyım. Çünkü onu benim için mi, başkaları için mi yarattığını bilmiyorum.» demelidir.
O hâlde eğer bir kimse evinin kapısını kilitlese ve geri döndüğünde malının çalınmış olduğunu görüp üzülse, onun faydası, tevekkül sahibi olmadığını ve nefsinin kendine sen tevekkül sahibisin demesi, sadece iğva olduğunu anlamasıdır. Sakin olup da şikâyet etmezse, tevekkül sahibi elmasa da sabır sevabını alır.
Eğer şikâyet edip hırsızlık yapan kimseyi soruşturup araştınrsa, sabır derecesinden de düşer. Böylece ne sabredicilerden, ne de tevekkül sahiblerinden olmadığını anlar. O hâlde sabr ve tevekkül iddiasından vazgeçmek lâzım gelir. Bu da hırsız sebebiyle kendisine hâsıl olan tam bir faydadır.
Sual: O kimsenin bu mala ihtiyacı olmasaydı, kapısını kilitle-mezdi. Ona muhtaç olduğu için onu koruyor. O hâlde çalındığında nasıl üzülmez?
Cevap: Şunu düşünmelidir ki, Allah Teâlâ o malı kendisine verdiği zaman, vermesi hayırlıdır ve bundan alâmeti de onu vermesidir. O malı aldığı zaman da alması hayırlıdır ve bunun alâmeti de almasıdır.
O hâlde her iki şekilde de kendisine hayır takdir edildiğine se-  . vinmelidir ve Allah Teâlâ'nm onun hakkında hayırlı olmayan bir şey yapmadığına, kendisinin hayrın nerde olduğunu bilmeyip bunu ancak Allah Teâlâ'nm bildiğine inanmalıdır. Tıpkı şu hasta gibi olmalıdır ki, babası şefkatli bir tabibtir. Ona et ve nefis yemekler verirse, babam bende sağlık görmese, bunu bana vermezdi diye sevinir. Et ve nefis yemekleri vermese de, bunların bana zararı olmasa menetmezdl diye gene sevinir. Bu mertebe iman olmadıkça tevekkül olmaz. Belki tevekkül diye inandığı şey, aslı olmayan bir hayâl olur.

TEVEKKÜL SAHİBİNİN EDEBLERÎ

Tevekkül sahibi kimse malını hırsızdan korurken altı edebî gö~ . zetmelidir:      ,            .
Birinci edeb: Kapıyı kilitlerken fazla ihtimam gösterip çok yerden kilitlememeli, komşuların beklemesini istememeli ve kapıyı kolay yoldan kilitlemelidir. Mâlik bin Dinar dışarı çıktığı zaman kapısını bir iple bağlardı ve: «Eğer köpeğin girme ihtimali olmasaydı, bunu da yapmazdım.» derdi.
ikinci edeb: Evde hırsızın düşkün olduğu eşyayı bulundurmama-Iıdır. Zira kıymetli eşya, hırsızı günaha teşvik eder. Bir defa Muğire,
Mâlik bin Dinar'a bir kova gönderdi ve arkasından bir adam gönderip geri istedi ve: «Hırsız çalar diye kalbime vesvese geldi.» dedi. Mu-ğire'nin gayesi, kendisinin vesveseden ve hırsızın günahtan kurtulması idi. Ebü Süleyman-ı Daranî bunu duyunca: «Bu sofilerin kalblerinin zayıflığından ileri gelen bir şeydir. İhsan dünyadan zühdederse, çalınıp çalmmaması birdir.» Ebû Süleyman'ın bu görüşü daha tamdır. Zira zühde münâsib olan da budur.
Üçüncü edeb: Evinden dışarı çıkınca, eğer eşyamı çalarlarsa helâl olsun diye niyet etmelidir. Zira hırsız fakir olup ona ihtiyacı olabilir. Eğer zengin olursa, belki bu sebeb ile başkasının malını çalmaz. O hâlde kendi malmı başkasının malına feda etmekle hem hırsıza, hem de müslümanlara şefkat etmiş olur. Bil ki, bu niyetle Allah'ın kazası değişmez. Fakat kendisine sadaka sevabı hâsıl olur. Şöyle ki bir akçesine yediyüz akçe sevabı yazılır. Eğer çalınmasa, gene sadaka sevabı bakidir. Nitekim hadiste: «Bir kimse nikâhlısıyle buluşup tohumu esirgemezse (dışarı akıtmazsa) ve çocuk olmasını niyet ederse, ister çocuk olsun, ister olmasın, onun için, Allah yolunda gazaya gidip şehid düşen bir yiğit sevabı yazılır.» Çünkü o kendisine düşeni yapmıştır. Ve eğer oğlan dünyaya gelseydi, onun ahlâk ve hayatı bunun elinde olmazdı. Belki onun sevabı .sadece tohum saçıp niyet etmesiyle olurdu.
Dördüncü edeb: Hırsız malını çaldığına üzülmemeli ve bunun kendisi için hayırlı olduğunu bilmelidir. Eğer çalınan malı Allah için feda edip helâl ederse, arkasına düşüp aramamalı, geri verilirse almamalıdır. Gerçi alsa da kendi malıdır. Çünkü yalnız niyetiyle mülkiyetinden çıkmaz. Fakat tevekkül makamında geri alması iyi olmaz.
İbn-i Ömer'in bir devesini çaldılar. Arayıp bulamayınca, Allah için helâl olsun dedi ve mescide gelip namazla meşgul oldu. Birisi gelip, deve filân yerde imiş, diye haber verince, Ibn-i Ömer onu almak için nalinlerini giydi, fakat «Allah için helâl olsun.» dediği aklına gelince, «Estağfirullah» deyip yerine oturdu ve: «Ben onu Allah için helâl etmiştim. Bundan sonra onun semtine yaklaşmam.» dedi. Büyüklerden biri der ki, bir biraderimi rüya âleminde cennette gördüm. Fakat üzgündü. Madem cennettesin niçin üzgünsün? dedim. Dedi ki, kıyamete kadar bu üzüntü bende kalacaktır. Çünkü ıllîyînde banaj cennette misli görülmemiş yüksek dereceler arzettiler. O dereceleri görünce sevindim. O derecelere gitmek isteyince bir nida geldi ki: «O kimseyi geri çevirin. Çünkü o dereceler yolun sonuna varanlar içindir. Bu kimse yolun sonuna varmamıştır.» Dedim ki, yolun sonuna varmak nasıl olur? Dediler ki: «Sen, filân şeyi Allah için verdim, demiştin; oysa o sözünü başa çıkarıp bitirmedin. Eğer başa çıkarmış olsaydın, bu dereceler tam olarak sana verilirdi.» Birisi Mekke'de uykudan uyanınca bir kese altınını bulamadı. Ö sırada orada büyük abidlerden birisi vardı. Onu itham etti. Abid onu evine götürüp altının miktarını sordu ve o kadar altın ona teslim etti. O kimse dışarı çıkınca, yoldaşlarından birinin lâtife ile onu alıp sakladığını haber aldı. Bunun üzerine geri dönüp abidden aldığı altını önüne koydu. Ne kadar ısrar ettiyse, abid onu geri kabul etmedi ve: «Ben niyetimde Allah için helâl ettim, geri almam.» dedi. Sonunda fakirlere verilmesini emretti. Bunun gibi bir kimse bir fakire bir ekmek vermek için fakirin yanma gdip onu bulamazsa, geçmiş büyükler o ekmeği geri eve götürmesini kerih görmüşler ve onu yemeği caiz görmeyip başka bir fakire vermelidir, demişlerdir.
Beşinci edep: Kendine zulmeden hırsıza beddua etmemelidir. Çünkü beddua ile hem tevekkül, hem de zühd bozulur. Zira geçmiş şeye üzülen zâhid olamaz. Rabi-i Haysem'in binlerce akçe değerinde bir atını çaldılar. Rabi dedi ki, kimin çaldığını gördüm; fakat sesimi çıkarmadım. Dediler ki, niçin sesini çıkarmadın? Dedi ki, atı aldıkları zaman bana attan daha sevgili bulunan manevî bir hâldeydim. Bunun üzerine atı çalana beddua ettiler. Rabi' razı olmadı ve: «Beddua etmeyin. Çünkü ben onu helâl ettim.» dedi. Ulu kişilerden birine: «Sana zulüm edene beddua et,» dediler. O da: «O, zulmü bana değil, kendine yapmıştır. Ona o kötülük yeter. Daha fazla kötülük yapamam.» dedi. Hâdis-i Şerifte: «Kul, kendisine zulmeden kimseye beddua edip onun hakkında kötü söylerse, bütün hakkını ödeşmiş olur. Hattâ zâlimin hakkı da ona geçebilir.» buyurulmaktadır.
Altıncı edeb: Hırsız bu günahı işleyip bu yüzden azaba düşeceğine mal sahibi üzülmeli, ona acımalıdır ve kendisinin zâlim değil, mazlum olduğuna ve bu noksanlığın dininde değil, malmda meydana geldiğine şükretmelidir. Eğer hırsızın günah işlediğine üzülmezse, insanlara nasihat ve şefkat etmeyi terketmiş olur. Fudeyl bin Iyad, Bişr-i Hafi'nin malı çalındığında üzülüp ağladığını görünce, mal için mi ağlıyorsun? dedikte, Bişir: «Mal için değil; fakat bunu yapan zavallıya ağhyorum ki, kıyamet gününde onun hüccet ve cevabı olmayacaktır.» dedi.
Dördüncü makam, hastanın tedavisinde ve vâki olan zararın izâlesinde tevekkül:
Bil ki, ilâç üç derecedir:
Birinci derece: Te'siri kat'î olan ilâçtır. Açlığı yemek yemekle, susuzluğu su içmekle tedavi etmek ve ateşi su ile söndürmek gibi. Bu kat'î ilâçları terketmek, tevekkülden sayılmaz. Hattâ bunun gibi yerlerde tevekkül haramdır.
İkinci derece: İlâcın hastalığa te'siri kat'î olmadığı gibi, zanni de değildir. Belki te'siri muhtemeldir. Efsun, dağlama ve fal gibi. Bunları bırakmak tevekkülün şartıdır. Nitekim hadîste: «Böyle şeylere yapışmak, sebeblere fazla güvenmekten ileri gelir.» buyurulmaktadır. Bunların en kuvvetlisi dağlama; ondan sonra efsun; ondan sonra da faldır ki, ona tetayyur (uğurlu saymak) denir.

Üçüncü derece: Bu iki derecenin arasındadır. Bunun te'siri kat'î olmayıp kuvvetli zanna dayanır. Damar kesmekle veya hacamatla kan aldırmak, müshil içmek ve soğuğa karşı sıcakla, sıcağa karşı soğukla tedavi olmak gibi. Bu ilâçları kullanmamak gerçi haram değildir, fakat terk etmek de şart değildir. Bazen onları yapmak yapmamaktan hayırlıdır ve bazen de yapmamak hayırlıdır. Bu kabil ilâçları terket-mek tevekkülün şartı olmadığına delil, Resûlüllah'm sözü ve hareketidir. Sözleri şudur ki: «Ey Allah'ın kulları, ilâç kullanın!» ve gene: «Ölümden başka her derdin ilâcı vardır. Fakat bazen o ilâcı bilirler, bazen de bilmezler.» buyurur.
Resûlüllah'a, ilâç Allah'ın takdirini değiştirir mi diye sordular: «İlâç da Allah'ın mukadderatından biridir.» buyurdu. Gene buyurdu ki: «Meleklerin yanından geçerken ümmetine hacamatla emret diye onların her toplumu bana tavsiyede bulundu.» Gene buyurdu ki: «Ayın onyedisinde, ondokuzunda ve yirmibirinde hacamat yapın ki, kan galebesi sizi öldürmesin. Zira kan galebesi Allah'ın emriyle ölüme sebeb olur.» Kanı bedenden dışarı çıkarmakla yılanı elbiseden dışarı çıkarmak ve yangını evden dışarı çıkarmak arasında fark yoktur. Çünkü bunların hepsi ölüm sebebidir. Bunları terketmek tevekkülün şartı değildir. Resûlüllah buyurdu ki: «Ayın onyedinci günündeki Sah günü hacamat yapmak, bir yıllık derde devadır.»
Bu hadis, munkatıan rivayet edilmiştir (yâni hadis râvilerinden biri terkedilip isnadı muttasıl olmamıştır.)
Resûlüllah Sa'd bin Muaza damardan kan aldırmayı emretmiştir ve Hz. Ali'nin gözü ağrımıştı. Ona, bundan yeme deyi^» taze hurmaya ve bundan ye, deyip keşkekle pişmiş pancar yaprağına işaret ettiler. Yine Hazret-i Peygamber Suheybi Rûmi'ye: «Ey Suheyb! hurma mı yiyorsun oysa ki gözün ağrıyor.» buyurdu. Suheyb: Ben, ağrıyan gözümün tarafından yemiyorum; öbür tarafından yiyorum, dedi. Resûlüllah, cevabını duyunca gülümsedi.  *
Resûlüllah'm hareketlerine gelince: Her gece sürme çekerdi* her ay kan aldırırdı. Ve her sene de şurup içerdi. Vahiy geldiği zaman başı ağrıdığı için, kına vururdu. Bir yeri yaralandığı zaman da üzerine kına koyardı. Bazen de birşeyi bulamayınca üzerine toprak da koyardı. Bunun gibi rivayetler «Tibbü'n-Nebi» adlı meşhur kitapta çoktur. Bu kitapta Resûlüllah'm tıpla ilgili hâlleri toplanmıştır.
Musa (a.s.) hastalandı. Benî İsrail dediler ki, onun ilâcı filân şeydir. Musa: «İlâç almam. Rabbim şifâ verir.» dedi. Sonra hastalık iyi-leşmeyip uzun zaman öyle kaldı. Benî İsrail: «Onun ilâcı denenmiştir. Kullanırsan, hastalık derhal gider.» dediler. Musa: «İlâç almam.» dedi. Hastalık öyle kaldı. Sonunda vahiy geldi ki: «İzzetim hakkı için ilâç almazsan, şifâ vermem.»
Bunun üzerine Musa ilâç aldı ve derhâl iyileşti. Bundan Musa'nın kalbine bazı vesveseler düştü. Bunun üzerine vahiy geldi ki: «Tevekkülünle benim hikmetimi  bozmak mı  istiyorsun?»  İlâçlarda yaratılan faydalar, hepsi bu kabildendir. Yâni hepsi Allah'ın hikmetine râcidir.
Peygamberlerden biri zayıflıktan şikâyet edince, vahiy geldi ki: «Et ye süt iç, zayıflıktan kurtulursun.» Bunları yiyince zayıflıktan kurtuldu. Bir kavim, zamanlarının Peygamberine, çocuklarının çirkin olmasından şikâyet ettiler. Vahiy geldi ki: «Kadınları hamile iken ayva yesinler.» Böyle yaptılar. Çocukları güzel öldü. Bundan sonra hamilelik devresinde ayva, lohusalık devresinde de hurma yerlerdi.
Bütün bunlardan anlaşılıyor ki, ekmek ve süt tokluk sebebi olduğu gibi, ilâç da şifâ sebebidir. Bunların hepsi sebebleri yaratanın tedbiridir.
Haberde gelmiştir ki; Musa (a.s.): «Ya Rabbi, hastalık kimdendir, şifa kimdendir?» diye sual etti. Allah Teâlâ: «İkisi de bendendir.» buyurdu. Musa: «O hâlde tabibin işi nedir?» dedi. Allah Teâlâ: «Ta-bib, tabiblik sebebiyle nzıklanır ve benm kullarımın hatırını hoş eder.» buyurdu.
Demek ki bu mertebedeki tevekkül de hem bilgi, hem hâl iledir. Zira ilâca değil, ilâcı yaratana güvenmelidir. Çünkü ilâç kullanıp da ölenler çoktur.

DAĞLAMA

Bil ki, bazı kimseler dağlamayı' adet edinmişler. Fakat dağlama, kişiyi tevekkül mertebesinden düşürür. Hatta dağlamak yasaklanmış ve efsun yasaklanmamıştır. Çünkü azalan yakmak tehlikelidir ve ölüme bile sebeb olabilir. Damardan ve hacamatla kan aldırmak gibi değildir. Onun faydası da onlar gibi açık değildir. Başka bir ilâç onun yerini tutabilir.
Ömer bin Hasîne hastalandı. Dağlamak istediler. Kabul etmedi. Israr edince, kabul etti. Der ki, «bundan önce nur görürdüm ve gayb-tan bazı sesler işitirdim ve melekler ile konuşurdum. Bana selâm verirlerdi. Bu dağlamayı yapınca, hepsi benden gizlendi» dedi. Nice tövbe ve istiğfardan sonra, bu kerametin tekrar kendisine verildiğini Mu-tarrif bin Abdullah'a söylemişti.

NEREDE İLAÇ KULLANMAMAK İYİDİR?

Bil ki, bazı hallerde ilâç kullanmamak daha iyidir ve peygamberin sünnetine de muhalif değildir. Zira ilâç kullanmayan büyükler çoktur.
Sual: İlâç kullanmamak niçin gerekir:
Cevap: İlâç kullanmamak kemâl olsaydı, Resûlüllah ilâç kullanmazdı.
Birinci sebeb: «îlaç kullanmayan kimse, mükâşefe âlemine vakıf olup ecelinin yakm olduğunu anlamış olabilir. Nitekim Hz. Ebu Bekire: oTabib çağırsaydik» dediler. Ebu Bekir dedi ki, tabib beni gördü; fakat ben istediğimi yapacağım, buyurdu.
İkinci sebeb: Kalbi ahiret korkusuyla meşgul olduğu için, ilâç tedariki ila uğraşmıyor. Nitekim Ebu'd-Derda'ya, hastalığın neden mütevellittir? dediler. Günahlarımdandır, dedi. Kalbin ne istiyor? dediler. Allah'ın rahmetini diliyor, dedi. Tabib çağıralım mı? dediler. Beni tabib hasta etti, dedi.
Gene Ebu'd-Derda'nm gözü ağrıyordu. îlâç kullanmaz mısın? dediler. Bundan daha mühim işim var, dedi. Bu, şuna benzer ki, birisini hüküm vermek için padişahm huzuruna götürürken ona yemek teklif etseler, o, yemek isteğim yoktur, der. Onun bu sözü, yemek yiyenlere ta'n ve muhalefet olmaz, belki istiğrak âlemine düşmek olur. Nitekim Sehl'e kuvvetin nedir? dediler. «Hayyü Kayyumdur» dedi. Kıvamını soruyoruz, dediler. İlimdir, dedi. Gıdanı soruyoruz, dediler. Gıda zikirdir, dedi. Bedene gerekli olan yemeği soruyoruz, dediler. Yaratıkları bırakın, yaratan ile meşgul olun, dedi.
Üçüncü sebeb: Hastalığı müzmin olur, yâni iyileşmesinin ihtimali uzak olur. Bu hastanm yanında ilâcın faydası efsun gibi nadir olur. Tıb ilmini bilmeyen kimsenin ekseriyetle ilâçlara inanması böyledir. Rabi' b. Haysem der ki, ilâç kullanmak istedim. Fakat düşündüm ki, Ad, Semûd ve eski kavimler; sayısız doktorlarıyle beraber öldüler ve tıb onlara fayda vermedi. Bunun için ilâçtan vazgeçtim. Bu sözden anlaşılıyor ki, Rabi' tıbbı zahirî sebeblerden anlamıştı.
Dördüncü sebeb: Hasta, hastalıkla çektiği sıkıntının sevabından ayrılmamak ve sabrını denemek için iyileşmek istemiyor. Hadîste: «Allah Teâlâ kulunu belâ ile dener. Tıpkı altını ateşle denedikleri gibi» buyurulmaktadır. Bazı altınlar ateşten sağlam çıkar ve bazı altınlar da ateşten bozulmuş olarak çıkar. Sehl-i Tüsterî, başkalarına ilâç dağıtırken, kendisinin bir hastalığı vardı ve onun için ilâç yapmazdı ve derdi ki: «Hastalığa razı olup oturarak namaz kılmak, sağlam olarak ayakta namaz kılmaktan üstündür.»
Beşinci sebeb: Günahı çok olur da hastalığın günahlarına keffâ-ret olması için uzamasını ister. Hadîste: «Sıtmaya yakalanan kul, dolunun tozdan temiz olması gibi günahlarından temiz olur,» buyu-rulmuştur. tsa (a.s.): «Bedeninde ve malında meydana gelen musibete, günahı affolacağı için sevinmeyen, âlim değildir,» buyurur. Musa (a.s.) bir hastaya ağlayıp: «Allahım, bu kula' merhamet etmez misin?» dedi. Cenab-ı Allah: «Merhamet sebebi olan bir şeyde nasıl merhamet edeyim? Zira onu hasta yapmakla günahlarını affeder ve bununla derecelerini yükseltirim,» buyurdu.
Altıncı sebeb: Sağlıktan serkeşlik, gaflet ve azgınlık meydana geldiğini bilip hastalık za'fiyetiyle gaflet ve serkeşlikten uzak olmak ister. Allah Teâlâ sevdiği kulunu sıkıntı ve belâ ile uyandırır. Bunun için denilmiştir ki: «Mü'min üç şeyden boş olmaz: Fakirlikten, hastalıktan ve zilletten.» Hadîste gelmiştir ki: «Allah Teâlâ buyurur ki: Fakirlik benim kemendimdir. Hastalık benim zindammdır. Bunlara sevdiklerimi sokarım.» O hâlde sağlığı, günah işlemesine sebeb olan kimsenin sıhhat ve afiyeti hastalıktadır. Hz. Ali, bir topluluğun süslenip eğlendiklerini görünce, bu nedir? dedikte, bugün bayramdır, dediler. Hz. Ali, Günah işlemediğimiz gün bizim bayramımızdır, buyurdu. Büyüklerden birine, nasılsın? diye sordular. «Afiyetteyim. Günah işlemediğin gün afiyettesin. Günah işlediğin gün, ondan daha büyük sıkıntı olur mu?» dedi. Derler ki, Fir'avnın tanrılık iddiasında bulunmasının sebebi, dörtyüz yıl yaşayıp da bu müddet zarfında onun başının bile ağrımamasıdır. Eğer bir saat başı ağrısaydı, bu boş iddiada bulunmazdı. Denilmiştir ki, kul bir iki kere hastalanıp da tevbe etmezse, Azrail ona der ki, mü'minin kırk gün sıkıntıdan yahut hastalıktan, yahut korkudan, yahut zarardan boş kalması iyi değildir.
Resûlüllah bir hanımla evlenmek istedi. Dediler ki, «Bu hanım hiç hasta olmamıştır.» Bunu bir meziyet sanıp söylemişlerdi. Resûlüllah bu haberi duyunca, «Öyle ise, istemem,» buyurdu.
Bir gün Resûlüllah baş ağrısından bahsediyorlardı. Bir çöl ara-bı: «Baş ağrısı nedir bilmiyorum. Ben hiç hastalık görmedim,» dedi. Resûlüllah: «Benden uzak ol. Cehennemliği görmek isteyen buna baksın,» buyurdu. Hz. Aişe (r.a.) «Ya Resûlallah, hiç kimse şehitlerin derecesine ulaşır mı?» dedi. Resûlüllah: «Evet, günde yirmi defa ölümünü düşünen o dereceye ulaşır,» buyurdu. Şüphesiz hasta günde yirmi defadan fazla ölümünü düşünür. Bunun için de bazı kimseler hastalıklarına ilâç kullanmamışlardır. Resûlüllah bu mertebeye muhtaç olmadığı için ilâç kullanmışlar.' Velhasıl zahirî sebeblerden kaçınmak tevekküle muhalefet etmek, değildir.
Ömer (r.a.) Şam'a giderken yolda, Şam'da taun hastalığı bulunduğunu haber aldı. Yanındakilerden kimisi gidelim, kimisi, kaza ve kaderden kaçmayız, dedi.                                     
Ömer (r.a.): «Allah'ın kaderinden gene onun kaderine kaçarız. Sizin birinizin iki vadisi olursa, birisi çayır - çemen ve birisi de boş ve kuru olursa, koyunlarını hangisine götürürse, takdirle götürmüş olum
dedi. Sonra Abdurrahman bin Avf'ı istedi. Abdurrahman dedi ki, Re-sûlüllah'tan dinledim ki: «Bir yerde taun olduğunu duyarsanız, oraya gitmeyin. Orada bulunursanız, oradan çıkıp kaçmayın.» Ömer (r.a.), görüşünün, Peygamberin hadîsine uygun düştüğüne şükretti. Sahabeler topluluğu bunun üzerine ittifak ettiler. Oradan kaçmanın yasaklanması, sağlamların gitmesi halinde, hastaların yalnız kalıp (bakacak kimse olmadığı için) ölecekleri içindir. Hem de kirli hava, çıkanların içine te'sir etmişse, oradan kaçmak ne fayda verir? Bazı hadîslerde: «Taûn'dan kaçmak, muharebede kâfirlerden kaçmak gibidir» buyurulmaktadır. Bu hastaların kalbi kırık ve onlara yemek yedirecek kimse olmayıp kesinlikle ölecekleri bilindiği ve kaçanların kurtulma ihtimali de zayıf olduğu zamandır.


KAYNAK

KİMYA-YI    SAADET
imam Gazali
DAVETİN EDEBLERi VE İCABETİN SÜNNET OLUŞU

Davet eden kimsenin salih (iyi) insanları çağırması sünnettir. Zira bir kimseye yemek vermek, ona kuvvet vermek ve yardım etmek-

tir. O halde Fasıka kuvvet vermek Fıska (günaha) yardım etmek olur. Yemeğe zenginleri değil, fakirleri çağırmaüdır. Peygamberimiz buyurur ki: "Ziyafetlerin en fenası, zenginlerin çağırıldığı, fakirlerin mahrum bırakıldığı ziyafettir." Yani düğün yemeğidir. Ziyafette, dost ve akrabalarını unutmamalıdır ki, aralarına soğukluk girmesin. Daveti, övünme ve adının söylenmesi, niyetiyle yapmamalı, belki yalnız Peygamberin sünnetini edâ edip fakirleri rahat ettirmek amacıyla yapmalıdır.
Gelmesi zor olan kimseyi davet etmemelidir. Zira zahmet çekmesine sebeb olur. Davetine istekli olarak icabet etmeyecek kimseleri de çağırmamalıdır. Zira icabet etse bile onun yemeğini isteksiz yiyeceği için bir nevî vebale sebeb olur.

DAVETE GİTMENİN EDEBLERİ

Bunda beş edeb vardır:
Birinci edeb: Zenginlerle fakirler arasında ayırım yapmamalı, fakirlerin davetine tenezzül etmemezlik yapmamalıdır. Zira Peygamberimiz fakirlerin dâvetine giderdi. Hasan bin Ali (r.a.) bir grup fakirin yanmdan geçerken, ortaya bir parça ekmek koyup onu yemekle meşgul olduklarını gördü ona: "Ey Allah'ın Resûlü'nün oğlu! Buyurun sohbetimizi şereflendirin." dediler. Hasan hemen atından inip onlara muvafakat gösterdi ve: "Allah kibirlileri sevmez." dedi ve onlarla o ekmek parçasından bile yedi ve, "yarın siz de bana muvafakat edip davetime gelin." dedi. Ertesi gün nefis yemekler hazırladı ve onları çağırdı ve onlarla beraber oturup yemek yedi.
İkinci edeb: Ziyafet sahibinin basma kakma ihtimali varsa, veya ziyafeti âdet için yapıyorsa, bir sebeb beyan edip gitmemelidir. Hatta ziyafet sahibi icabeti bir iyilik ve minnet olarak bilmelidir. Yine eğer birinin malının haram olma ihtimali varsa, ya da o mecliste bir günah bulunuyorsa, ipek yaygı, gümüş buhurdan, duvarında veya tavanından hayvanların resmi var ise, veya saz çalmıyorsa, yahut da birisiyle alay ediliyorsa, veya kötü sözler söyleniyorsa, ya da kadınların erkeklere bakmak için oraya gelme ihtimali var ise, bütün bunlar mezmumdur ve bu yerde hazır bulunmak caiz değildir ve yine eğer ziyafet sahibi fasık zâlim, bidatçi ise, veya maksadı övünüp, kibirlenmek ise davetine gitmemelidir. Eğer davete gider de bu anlatılan günahlardan bazısını görüp de menetmezse, orada durmamalıdır.
Üçüncü edeb: Ziyafet yeri uzak olduğu için gitmemezlik etmemeli, katlanılacak derecede ise katlanmalıdır. Tevratta: "Bir mil uzaktaki hastayı ziyaret et, iki mil uzağa kadar cenazeyi teşyi et, üç mil uzaklığa kadar davete git ve dört mil uzaklığa kadar da din kardeşlerini ziyaret et." denilmektedir.
Dördüncü edeb: Oruçlu olduğu için gitmemezlik yapmamalıdır. Belki ziyafet yerine gidip ziyafet sahibinin hatırı kalmazsa, güzel kokular, tatlı sohbetle kanaat etmelidir. Zira oruçluların ziyafeti böyle dir. Eğer ziyafet sahibinin hatın kalma ihtimali var ise, nafile orucunu bozmalıdır. Zira bir müslümanın hatırını hoş etmenin fazileti nafile orucun faziletinden daha çoktur. Peygamberimiz böyle yerde oruçlu kalmayı buna tercih eden kimseyi red ederek (inkâr): "Senin kardeşin senin için zahmet çekip ziyafet verince, sen niçin oruçluyum diye imtina ediyorsun?" buyurdular.
Beşinci edeb: Davete karnını doyurmak niyetiyle gitmemeli. Zira bu hayvanların işidir. Belki Peygamberin sünnetine uymak niyetiyle gitmeli, Peygamberimizin: "Davete icabet etmeyen Allah'a ve Resulüne asî olmuş olur." buyurduğu kimselerden olmamak niyetiyle gitmelidir. Bunun için. bazı âlimler: "Davete icabet vacîbtir." demiştir. Ve yine bir müslüman kardeşinin davetine icabet etmeği niyet etmelidir. Zira hadiste: "Bir mü'minî sevindiren Allah'ı sevindirmiş olur." denilmektedir. Ve yine ziyafet sahibi olan kimseyi ziyarete niyet etmelidir. Zira din kardeşlerini ziyaret etmek büyük bir ibâdettir ve kendisini, "kibirli ve kötü huylu olduğu için gelmedi" deyip gıybet etmelerinden korumak niyeti ile icabet etmelidir.
Bu altı niyetin her birinin bir sevabı vardır. Bu niyetleri taşımak ibâdetlerin cümlesindendir. Din büyükleri, kıymetli nefeslerinden bir dakika bile zayi olmaması için bütün hareket ve duruşlarında dine münasib bir niyet taşımışlardır.

DAVETTE HAZIR BULUNMANIN EDEBLER

Ziyafet sahibini bekletmemeli, acele de etmemelidir. Ziyafet meclisinde iyi yerlere oturmamalı, ziyafet sahibinin gösterdiği yere oturmalıdır. Misafirler baş tarafı ona verirlerse, tevazu göstermelidir. Kadınların bulunduğu oda karşısmda oturmamalıdır. Yemek gelecek tarafa çok bakmamalıdır. Ziyafet meclisinde kime yakın oturursa, ona selâm verip hatırını sormalıdır. Bir günah zuhur ederse, onu menet-meli, menedemezse, dışarı çıkmalıdır. Ahmed bin Hanbel buyurur ki: "Bir mecliste misafir gümüş bir sürmedan dahi görürse, orda durma sı caiz değildir." misafir o gece orda yatacaksa, ziyafet sahibi misafire kıbleyi ve helayı göstermelidir.

YEMEK KOYMANIN EDEBLERİ

1 - Yemeği acele getirmelidir. Zira misafirlerin beklemede kalmamaları için acele etmek onlara ikram olur. Ziyafettiler hepsi gelmiş, yalnız birisi gelmediyse, hazır olanların hakkını gözetmek daha evlâ olur. Ancak gelmeyen gayet fakir kalbi kırık biri ise, bu niyetle geciktirmek evlâ olur. Hatem-ı Esem der ki: "Acelecilik şeytandandır. Yalnız beş yerde değil: Misafir yemeğinde, ölü teçhizinde (kaldırmak işinde), kızların nikâhında, borçları ödemekte ve günâhlardan tevbe etmede. Bunlarda acele etmek sünnettir."
188
2  - Önce meyvaları  getirip  sofrayı yeşilliksiz bırakmamalıdır. Zira yeşillik bulunan sofrada melekler de hazır bulunur. En nefis yemekleri önce getirmelidir ki, onunla doyup ağır yemekleri almasınlar. Fazla yemek yemek için önce ağırlarını koymak oburların âdetidir ve mekruhtur. Bazı kimselerin âdeti de bütün yemekleri birden sofraya getirmektir.  Bunu, herkes istediğinden yesin diye yapıyorlarsa, çabuk kaldırmamalıdır. Zira bazılarından daha iyice yememiş olabilirler.                                                .
3  - Yemeği az koymamalıdır. Zira bu mürüvetsizlik olur. Haddinden fazla da koymamalıdır. Zira bu da kibirlik olur. Ancak "Kıyamet günü ziyafet yemeğinin fazlasından hesab olmaz." niyetiyle fazla koyabilir.                                                        .
İbrahim Edhem {r.a!) bir defa sofraya fazla yemek koydu. Süfyan: "İsraftan kaçınmıyor musun?" dedi: İbrahim Edhem buyurdu ki: "Bu yemekte israf olmaz." Başta aile fertlerinin gözleri içinde kalmaması için paylarını ayırmalıdır. Zira onlara bir şey kalmazsa, misafirlere dil uzatır, kötü söylerler. Bu da misafir hakkında hıyanet olur. Bazı Sofilerin âdeti olduğu gibi, artan yemekleri alıp götürmek caiz değildir. Ancak ziyafet sahibinin utancmdan değil de açık ve samimi izin oluyorsa, yahut hatırı hoş olacağını bilirse, götürmek caizdir. Ancak aynı kabta yemek yediği kimseye haksızlık yapmamak şartıyla caizdir. Zira kendi hakkından çok götürürse haram olur. Ziyafet sahibi hoşnut olmadığı zaman yine haram olur, hırsızlıktan farkı olmaz. Aynı tabakta yemek yediği kimseye, yemek götürmesine utancından razı olursa yine haramdır.

ZİYAFETTEN DÖNMENİN EDEBLERİ

İzin alıp öyle çıkıp gitmelidir. Ziyafet sahibi de kapıya kadar onu uğurlamalıdır. Zira Peygamberimiz böyle buyurmuştur. Ziyafet sahibi tatlı sözlü, güler yüzlü olmalıdır. Misafir, ziyafet sahibinin bazı kusurlarını görürse, güzel ahlâk ile örtmelidir ki, böyle ahlâk birçok ibâdetlerden faziletlidir. Anlatırlar ki, Cüneyd-i Bağdadî'yi bir çocuk babasının emriyle, davet etti. Aziz misafirhanenin kapışma gelince çocuğun babası ona içeri girmeye izin vermedi, o da geri döndü. Çocuk tekrar davet etti. Cüneyd icabet etti. Babası yine izin vermedi. Bu şekilde ziyafet evinin kapısına dört defa gelip geri döndü. Maksadı çocuğu kırmamak ve babasının hatırı hoş olsun diye içeri girmemekti. Kendisi red ve kabulde bir ibret görürdü. Bu red ve kabulü başka yönden değerlendirirdi.

KAYNAK

KÎMYA-YI  SAADET

imam Gazali
YEMENİN EDEBLERİ
YEMEK YEMENİN EDEBLERİ

Bil ki, yemekte birçok sünnetler vardır. Bazısı yemekten önce, bazısı yemekten sonra bazısı da yemek arasındadır.

YEMEKTEN ÖNCEKİ EDEBLER

1, - Elini ve ağzını yıkamaktır. Zira âhiret azığı olan ibâdet için yemek yemekten önce el ve ağzını yıkamak; ibâdetten önce abdest almak gibi olur. Aynı zamanda elin ve ağzın temizliğine sebeb olur. Hadiste gelmiştir ki, "yemekten önce elini ve ağzını yıkayan kimse fakirlikten emin olur."
2  - Yemeği sofra (yemek örtüsü) üzerine koymak, masa ve yemek tahtası üzerine koymamalıdır. Zira Peygamberimiz böyle yapmıştır. Çünkü sofra seferi hatırlatır. Sefer de âhireti hatırlatır. Bir de sofra, masa ve tahta sofradan daha. tevazuya uygun (yakın) dur. Yemeği tahta sofraya (veya masaya) koymak caizdir. Zira böyle yemek yemek hakkında nehiy yoktur. Fakat geçmiş büyükler, Peygamberimiz sofra üzerinde yemek yediği için, bunu âdet edinmişlerdi.
3  - Güzel oturmaktır, sağ dizini kaldırıp sol ayağı üzerine oturarak yemek yemeli, yere dayanarak yememelidir. Peygamberimiz buyurur ki: "Ben bir şeye dayanarak yemek yemem. Zira ben kulum, yemeği diğer kullar gibi yerim." (Buharı, Ebû Cafer'den).
4  - Yemeği ibâdete kuvvet bulmak niyetiyle yemeli, şehvetler için yememelidir. İbrahim bin Şeyban (r.a.) buyurur ki: "Seksen yıldır şehvet için bir şeyi yemiş değilim." Bu niyetin doğru olmasının alâmeti az yemek, çok yememektir. Zira çok yemek insanı ibâdetten alıkor. Peygamberimiz buyurur ki:    "İnsana belini doğrultacak birkaç lokmacık yeter."  (Tirmizî). Bu  kadanyle  kanaat etmezse, mi-, desinin üçte birini yemeğe, üçte birini suya ve üçte birini de nefese ayırmalıdır.
5  - Fazla acıkmadan yememelidir, yemekten  önceki en  güzel sünnet acıkmadıkça yememektir. Zira acıkmadan yemek mezmum ve mekruhtur. Yemeğe aç oturan ve henüz doymadan yemekten el çeken kimse doktora muhtaç olmaz.
6  - Hazır olan yemekle kanaat edip nefis yemekler için zahmet çekmemelidir. Zira mü'minin gayesi ibâdete kuvvet bulmaktır, lezzet değildir. Yemeğe kıymet vermek, hürmet göstermek sünnettir. Zira insanı ayakta durduran odur. Yemeğe hürmet etmek demek, yemek için beklememek demektir.  Hattâ namaz vaktinde bile yemek hazır ise, önce yemek yemeli, ondan sonra namaz kılmalıdır.
7  - Kendisiyle beraber yiyecek bir kimse olmadan yememelidir. Zira yalnız yemek iyi değildir. Yemeğe ne kadar çok el uzanırsa o kadar bereketli olur. Enes (bin Malîk) buyurur ki: "Peygamberimiz hiç bir zaman yalnız yemek yemezdi."

YEMEK ESNASINDA OLAN EDEBLER

Başta "Bismillah", sonunda "Elhamdü lillalı" demelidir. En güzeli birinci lokmada "Bismillah", ikinci lokmada "Bismillahirrahma-nirrahim". Başkasına hatırlatmak için Besmele'yi yüksek sesle oku-malıdır. Yemeğe tuzla başlayıp tuzla son vermelidir. Hadîste gelmiştir. Zira böyle yapmakla başlangıçta yemek hırsını defedip arzusuna aykırı bir lokma almış olur. Yemek yerken lokmayı iyi çiğnemeden yutmamalıdır. Bir lokmayı yutmadan diğerini almamalıdır. Hiçbir yemeğe kusur bulmamalıdır. Zira Peygamberimiz iyi olsun, olmasın hiçbir yemeği beğenmemezlik etmezdi. Hoşuna giderse yer, gitmezse bırakırdı. Yemeği önünden yemelidir. Ancak meyva olunca tabağın her tarafından yemek caizdir. Zira meyva değişik olur.
Çorba kâsesinin ortasından değil, kenarından başlayıp ortaya doğru gitmelidir. Ekmeği ve eti bıçakla kesmemelidir. Tabak ve diğer yenmeyen şeyleri ekmek üzerine koymamalıdır. Elini ekmekle silip temizlememelidir. Elinden yere bir lokma düşünce yerden alıp temizlemeli ve yemelidir. Zira hadîste gelmiştir ki, onu hâline bırakırsa, şeytana bırakmış olur. Önce elini yalayıp ondan sonra silmelidir. Böylece yemeğin kalıntısını da yemiş olur. Zira bereket o kalanda olabilir.
Sıcak yemeğe üflememeli, belki soğuyuncaya kadar beklemelidir. Hurma, zerdali gibi sayılabilen şeyleri tek tek yemeli, çift yememelidir. Meselâ ya yedi, ya onbir, ya da yirmibir tane yemelidir. Tâ ki bütün işleri Allah işine uygun olsun. Zira Allah tektir, çifti yoktur. Bir işte hiçbir bakımdan Allah'ın zikri olmazsa, o boş ve- faydasız olur. O hâlde tek Allah ile alâkası olduğu için daha iyidir. Hurmayı çekirdeğiyle bir tabakta toplamalıdır. Hurma çekirdeğini elinde tutmamalıdır. Meyvanın çöp, sap, kabuk gibi yenmeyen kısımları atılmalıdır. Yemek arasında çok soğuk su içmemelidir.

SU İÇMENİN EDEBLERİ

Su kabım sağ eliyle tutup "iBsmillah" deyip bir defada çekmelidir. Ayakta su içmemelidir. Su kabında çöp, toz ve küçük hayvanlardan bir şey olmaması için önce bakmalıdır. Geğirmek icabederse ağzını kaptan uzaklaştırmalıdır. Eğer birden fazla çekecekse, üç defa çekmelidir ve her defasında "Bismillah" demeli, sonunda da "Elhamdülillah" demelidir. Su damlamaması için su kabının dibini gözetmelidir. Bitirince bu duayı okumalıdır: "Bizlere suyun tatlısını nâsib eden, acısını vermeyen Allah'a hamd olsun."

YEMEKTEN SONRAKİ EDEBLER

Doymadan yemeği bırakmalıdır. Önce parmaklarını ağzıyla temizleyip ondan sonra peçeteyle silmelidir.  Ekmek ufağını toplamalıdır. Zira hadiste gelmiştir kir "Böyle yapanın geçimi geniş olur, çocukları sağ salim ve kusursuz, topladığı ekmek kırıntıları Cennette Huru'l-İn'in mehiri olur." (Ebu Şeyh, Kitabü's-Sevab'da). Sonra dişlerini kürdanla temizler; kürdanla çıkanları yutmayıp dışarı atmalıdır. Tabağı yalayıp onunla su içen kimse, bir köle âzad etmiş gibi olur.
Yemekten sonra: "Bizi yediren içiren, doyuran, kandıran Allah'a hamd olsun. O, Efendimizdir, Mevlâmizdir." duasıyla "Kulbüvallah" ve "Liilafi Kurayşin" sûrelerini okumalıdır.
Helâl yemek bulunca şükür etmeli, şübheli yemek için ağlayıp üzülmelidir. Onu gafletle yiyip sevinenler gibi olmamalıdır. Elini yıkarken sediri (sabun) sol eline alıp sağ elinin üç parmağını önce sedir (sabun) siz yıkamalı, sonra yıkadığı parmakları sedire (sabun) vurup dişlerine, dudaklarına ve damağına sürüp iyice oğmalıdır. Sonra önce parmaklarım, sonra ağzını yıkayıp sabununu gidermelidir.

BAŞKALARIYLA YEMEK YEMENİN EDEBLERİ

Buraya kadar yazdıklarımız yalnız başına veya aile efradıyla yemek yemenin edebleridif. Eğer başkalarıyla yerse bunlarla birlikte altı edebi daha gözetmelidir:
1  - Kendisinden yaşta, ilimde veya takvada (zühtta) ileri olandan önce yemeğe başlamamalıdır. Eğer kendisi ileri ise, başkalarını bekletmemelidir.
2  - Susmamaüdır. Zira bu acemlerin âdetidir. Ancak boş ve lüzumsuz konuşmayıp velilerin halinden söz etmelidir.
3  - Aynı sofrada yemek yediği kimsenin önüne  dikkat  etmeli, onun önündeki lokmaları alıp yememelidir. Zira eğer yemek ortak ise bu haramdır. Hattâ onu kendine tercih edip kendi önündeki iyi lokmayı onun önüne koymalıdır. Arkadaşı yavaş yiyorsa, çekinmeden ve neşeli yemesini teklif etmelidir. Teklifi üç defadan fazla yapmamalıdır. Zira üçten fazla ısrar olur. And vermemelidir. Zira yemek, and verilmeye lâyık değildir.
4 - Arkadaşını, kendisi için teklifte bulunmağa muhtaç  etmemeli, onun teklifine meydan vermiyecek şekilde yemelidir. Eski âdetinden az yememelidir. Zira bu riya olur. Yalnız başına yemek yerken de, halk içinde yediği gibi edebli yemelidir. Ama arkadaşım kayırarak az yemesi güzel birşeydir. Fakat arkadaşına iştah vermek için çok yemesi de caizdir. îbni Mübarek hurma, ziyafeti verir ve: "Kim fazla yerse, o fazlalık kadar ona dirhem veririm" derdi. Sonra yenen hurmaların çekirdeklerini sayardı ve ne kadar fazla çıkarsa her tanesine bir dirhem verirdi.
5 - Kendi önüne bakmalı, başkalarının lokmasına dikkat etmemelidir. Başkalarının da ona bakarak yemekten çekinmemeleri için önce yemekten el çekmemeli, eğer âdeti az yemekse, önce yavaş yeyip sonunda iştahla yemeli, böyle yapamıyorsa, yanındakilerin mahcap olmamaları için özrünü açıklamalıdır.
6  - İnsanların tabiatları icabı sevmedikleri ve nefret ettikleri işleri yapmamalıdır. Meselâ elini tabak tarafına silkmemeli, ağzından düşen şey tabağa düşecek kadar üstüne eğilmemelidir. Ağzından  bir şeyi çıkaracak olursa, yüzünü başka tarafa çevirmelidir. Yağlı lokmayı sirkeye batırmamalıdır. Dişiyle kestiği lokmayı tabak içine koymamalıdır. Zira (insan) tabiat bunlardan nefret eder. Pis şeylerle ilgili sözler konuşmamalıdır.
7  - Elini leğende yıkarken ağzındaki suyu insanlara karşı leğenin içine dökmemelidir. Muhterem kimselere buyur edip sıra vermelidir. Kendisine önce yıkaması için hürmet gösterilirse kabul etmelidir. Her birinin suyunu ayn ayn dökmemelidir ki bu acemlerin âdetidir. Hepsinin aynı leğende el yıkamaları tavazuya daha yakındır. Ağzını yıkarken, başkasına ve yaygıya sıçramaması için ağzının suyunu yavaş dökmelidir.
El yıkarken su döken kimsenin ayakta durması, oturmasından iyidir.
Bütün bu anlatılan edebler hadislerde ve eserlerde bildirilmiştir, insanlar ile hayvanlar arasındaki fark, bu edenlere riayet etmek iledir. Zira hayvanlar tabiatlarının iktiza ettiği şekilde yerler, onlara akıl ve ayırım yeteneği verilmediği için,, güzel ile çirkini birbirinden ayıramazlar. İnsanlar akıl ve temyiz (ayırım) nimetini yerinde kullanmazlarsa, akıl ve seçim nimetlerinin hakkını vermemiş ve nimeti inkâr etmiş olurlar.

DOST VE ÂHİRET KARDEŞLERİYLE YEMEK YEMENİN ÜSTÜNLÜĞÜ

Bil ki, âhiret dostlarına ziyafet çekmek birçok sadakadan daha faziletlidir. Zira hadiste: "Kıyamet günü üç şeyden hesab yoktur: Biri, sahurda yenen yemekten "ikincisi iftarda yenen yemekten, üçüncüsü dostlarla yenen yemekten." (El-Ezdî, Zuafa'da) buyurulmakta-dır. Cafer bin Muhammed Sadık der ki: "Ahiret kardeşlerinle yemek sofrasına oturunca, acele etme, saatlerce geciktir. Çünkü orda geçen zaman ömürden sayılmaz." Hasan-ı Basrî der ki: "Kıyamet günü anaya babaya verilen şeylerin hesabı vardır, ama âhiret dostlarına verilen yemeğin hesabı yoktur." Bazı Tann dostlarının âdeti şöyle idi: Ahiret kardeşlerine ziyafet çekerken sofraya fazla yemek çekerlerdi ve derlerdi ki: "Hadiste: "Kıyamet günü fakirlerin artığından hesab yoktur" denilmektedir. Onun için fakirlerin artığını yemek isterim."
Hz. Ali (r.a.) buyurur ki: Âhiret (din) kardeşlerimin önüne bir sa' (fitre miktarı) yemek koymayı, bir köle âzad etmekten çok severim." Hadiste gelmiştir: "Allah kıyamet gününde buyurur ki: "Ey insanlar! Ben yemeğe muhtaç oldum, bana niçin yemek vermediniz?" Bu sözü duyanlar derler ki: "Allahımız, sen bütün âlemin mâbudusun, nasıl muhtaç olursun." Allah buyurur ki: "Senin falan kardeşin yemeğe muhtaç idi, ona yemek verseydin, bana vermiş gibi olurdun." Peygamberimiz buyurur ki: "Müslüman kardeşine yediren, içiren kimseyi, Allah, yedi hendek boyu cehennemden uzaklaştıracaktır. Her hendeğin genişliği beşyüz yıllık meşaledir." Ve yine buyurur ki: "Sisin en hayırlılarınız yemek yedirenlerinizdir."

BİRBİRİNİ ZİYARET EDEN DOSTLARIN YEMEK YEMELERİNİN    EDEBLERİ

Bu hususta dört edebi gözetmelidir:
Birinci edeb: Yemeğe çağırılmadan gitmemelidir. Zira Peygamberimiz buyurur ki: "Yemeğe çağırılmadan giden kimse, kendisi günah işlemiş olur, yediği de haramdır." Ama tesadüfen ve izinsiz bir ziyafete rast gelirse, teklifsiz yememelidir. Yapılan teklifin içten olmadığını bilirse yine yememelidir. Belki bir sebeb ileri sürerek güzellikle el çekmelidir. Ama güvendiği bir dostunun evinde (ziyafete) rastge-Urse, ve kalbinin incinmiyeceğini bilirse, teklifsiz de yemesi caizdir. Hattâ dostlar arasında sünnet olan da budur. Peygamberimiz, Hz. Ebûbekir ve Ömer acıktıkları zaman Ebû Eyyûb-i Ensarî ve Ebû'ş-Şiyem'in evine gidip yemek istemişlerdir. Ziyafet veren kimsenin böyle istekli olduğunu bilirse, bu şekilde davranmak, aynı zamanda onu hayra sevkedip sevab işlemesine yardım etmek olur.
Bazı büyükler, üçyüz altmış dost edinmişlerdi. Senenin her bir gecesinde birinin evinde kalırlardı. Bazılarının yedi dostu vardı, haftanın her gecesini birinin evinde geçirirlerdi. O dostları bunların duası sebebiyle kazançlarında, ticarette ve ziraatta bereket bulurlardı. Bum lar da onların sayesinde taat ve ibâdete geniş .zaman bulurlardı. Hattâ aralarında din kardeşliği alâkası ve âhiret sevgisinin bağları teessüs eden kimseler, hane sahibi evde olmasa bile onun yemeğini yemeleri caiz olur. Peygamberimiz, Berire'nin evine gider, o evde olmasa bile yemeğinden yerdi. Zira bu durumdan haberi olursa sevineceğini bilirdi. Takva ehlinin büyüklerinden olan Muhammed bin Vasi (r.a.) arkadaşlarıyla birlikte Hasan-ı Basrî'nin (r.a.) evine gidip ne bulurlarsa, yerlerdi. Süfyan-ı Sevrî gelip onları bu halde görünce: "Geçmiş büyüklerin (selef) âdetini bana hatırlattınız." derdi.
İkinci edeb: Dostlanndan biri kendini ziyarete gelince, hazır nesi varsa önüne koyup fazla bir şeye zahmet etmemelidir. (Birşeye) gücü yetmezse, borç etmemelidir. Aile efradına yetecek miktardan fazla yok ise, onlara bırakmalıdır. Birisi Hz. Ali'yi ziyaret etmek isteyince, buyurdu ki: "Davetini üç şartla kabul ederim: Pazardan hiçbir şeyi satın almayacaksın, evinde olan şeyi de esirgemeyeceksin, bütün çoluk çocuğunun nafakasını bırakıp sarfetmeyeceksin." Fudeyl bin tyad der ki: "İnsanlar zahmettik sebebiyle birbirinden uzaklaşırlar. Aralarındaki tekellüf (zahmetlik) kalkmış olsa, çekinmeden birbirlerini ziyaret ederlerdi."

Büyük velilerden birine, bir dostu ziyafet verip bazı külfetler çekti. Veli dedi ki: "Sen yalnız olsan bu zahmeti çekmezdin, ben de yalnız olsam bu zahmeti çekmezdim. Öyle ise ikimiz bir araya gelmekle bu zahmeti çekmek neden ileri geldi. Ya zahmeti bırak, ya da bir daha yanına gelmeği bırakırım." Selman-ı Farisî buyurur ki: "Peygamberimiz, zahmet etmememizi ve hazır olanı da esirgemememizi buyurdu."
Ashab-ı kiram birbirlerinin önüne bir ekmek parçasıyla bir pençe hurma koyup: "Hazır bulunanı aşağı görüp getirmeyen mi, yoksa önüne gelen yemeği beğenmiyen mi suçludur? Bilmiyoruz?" derlerdi. Yûnus (a.s.) dostlarının önüne ekmek kırıntılarıyla kendi ektiği tere otunu getirir ve: "Allah, (yemek) için zahmet çekenlere lanet etmemiş
olsaydı, ben de zahmet çekerdim." derdi. Bir gurup insan birbiriyle ihtilâfa düştüler ve aralarını bulmak için Zekeriyya (a.s.) peygamberi aradılar, evine gittiler, bulamadılar. Evde çok güzel bir kadın gördüler. Hayret ettiler ve: "Peygamber olsun da böyle güzel kadınla yaşasın. Bu neden ileri gelir?" dediler. Nerede olduğunu sordular. Hanımı ücretle bir yere çalışmaya gittiğini söyledi. O yere gittiler, orada yemek yerken buldular. Onlar konuştular. Zekeriyya yemek yemekle meşgul oldu ve hiç "buyurun, yemek yiyin de demedi." Yemeğini yiyince ayağa kalktı ve oradan yalın ayak dışarı çıktı. Onlar bu halinden hayret ettiler ve hikmetini sordular. Buyurdu ki: "O gördüğünüz güzel kadını gözümü ve kalbimi haramdan korumak için saklarım. Sizi yemeğe çağırmadım, zira o yemek, bu işi yapmak karşılığında bana verilen ücretimdi. Daha az yesem, onların işinde kusur etmiş olurdum. Oysa o işi lâyıkıyla yapmak bana farz olmuştu. Yalın ayak yürümemin sebebi de şudur: Bu yerin sahibi iki şahıs arasmda düşmanlık vardır. Bu yerin toprağından ayakkabıma girer de onu başka yere götürmüş olurum, diye korktum." Bundan anlaşıldı ki, bütün - işlerde doğruluk göstermek hayırlıdır.
Üçüncü edeb: Ziyafet sahibinden, temini zor olmasının ihtimali olan bir şeyi istememelidir. Ziyafet sahibi onu iki şey arasında muhayyer bırakırsa, kolayını seçmelidir. Zira Peygamberimiz bütün işlerde böyle yapmıştır. Bir şahıs Selman-ı Fârisî'nin yanma geldi. Sel-man önüne ekmek ile biraz tuz getirdi. O adam: "Kekik otu olsaydı, bu tuzla iyi giderdi." dedi. Selman başka bir şeye sahib değildi. Ab-dest kabını rehin koyup kekik aldı. Yemekten sonra: "Bize verdiği rızka, bizi kanaat edenlerden eyleyen Allah'a hamd olsun." dedi. Selman: "Sen kanaat etseydin benim abdest kabım rehin olmazdı." dedi. Ama sevineceklerini bildiği yerde istemek caizdir.
îmam-ı Şafiî (r.a.) Bağdat'ta Za'ferânî'nin evinde misafir idi Her gün Za'ferâni bir yemek listesi yapar, aşçıya verirdi. Yemekler bu listeye göre çıkardı. Birgün îmam-ı Şafiî kendi yazısıyla bir çeşit yemek ilâve etti. Za'ferânî o yazıyı cariyenin elinde görünce, sevindi ve buna şükür olarak cariyeyi âzad etti.

Dördüncü edeb: Hane sahibi, misafirlerin istedikleri yemekleri söylemelerine razı ise, onlara: "Ne buyurursunuz, gönlünüz ne istiyor." diye damşmalıdır. Zira arzu ettiklerini hazırlamak daha çok sevabtır. Peygamberimiz buyurur ki: "Bir müslümanin arzusunu yerine getirenin âmel defterine, milyonlarca sevab yazılır, milyonlarca günahlar silinir, milyonlarca derece ahr ve üç cennetten pay ahr. Onlar Cenneti Adn, Cenneti Firdevs ve Huld Cennetidir." Ama bir şeyi istiyor musunuz, getireyim mi? diye sormak mezmum ve mekruhtur. Belki hazırda ne varsa önlerine getirmelidir. Yemezlerse geri götürülür.

ZİYAFETİN FAZİLETİ

Bil ki, buraya kadar anlattığımız davetsiz ziyarete gitmekle lâzım gelen ziyafetin edebleridir. Ama ziyafete çağırmanın başka hükmü ve başka edebleri vardır. Misafir kendi gelirse, hiç zahmet çekmeyin, hazırdaki ile ağırlayın. Sen onu çağırırsan, bir şeyi esirgeme, gücün yettiğini sarfet. Ziyafetin fazileti hakkında gayet çok hadisler ve eserler vardır.
Arablarca ziyafet gayet önemli bir âdettir. Zira seferlerde birbirlerinin evine konmaları çok vuku bulur. Bu sebeble onlar arasmda, misafir hakkına dikkat etmek en mühim işlerdendir. Bunun için Peygamberimiz buyurur ki: "Misafirperver olmayanda hayır yoktur." (Ahmet, Akebe b. Âmirden). Ve yine buyurur ki: "Misafir için zahmet etmeyiniz. Zira yaparsanız, ona düşman olursunuz. Misafire düşman olan Allah'a düşman olur." (Ebu Bekr b. Lâl, Mekârimi Ahlâkta). Ga-rib bir misafir gelirse, onun için zahmet çekmek ve borç bile etmek caiz olur. Ama birbirini ziyarete gelen dostlar için tekellüf (zahmet) cidden caiz değildir. Zira bu ayrılmalarına sebeb olur. (Peygamberimizin kölesi) Ebû Raf i diyor ki: Peygamberimiz bana buyurdu ki: "Falan yahûdiden Receb ayma kadar va'de ile benim için un İste, ban misafirlerim gelmiş." Yahudi'den isteyince vermedi, rehin istedi. Haberi Peygamberimize anlatınca, buyurdu ki: "Beni gökte ve yerde emin kılan Allah'a yemin ederim ki, eğer verseydi, geri öderdim." Sonra, "Zırhımı götür, ona rehin ver." (tshak ibni Rahevîye'den) dedi. Ben de, o zırhı götürüp o yahûdi'nin yanmda rehin koydum ve bir miktar un aldım.
İbrahim (a.s.) iki mil yer gidip misafir arardı ve misafir bulmadan yemek yemezdi. Onun bu husustaki sadakatından dolayı günümüze kadar mesnedinde (mezarının olduğu yer) ziyafet vermek, adet olarak kalmıştır. Bu zamana kadar hiçbir gece misafirsiz kalmamıştır. Bazen yüz ikivüz misafir olur. Bunun için ona nice köyler vakfe-dihniştir.

Kaynak

KİMYÂ-YI    SAADET
imam Gazali
VİTAMİNLER VE FAYDALARI

Organizmaya çok gerekli özbesinler olan vitaminler vücutta çok önemli bir rol oynar, ama bu rol uzun süre bilinememiştir. Hekimler, berberi veya iskarbüt gibi vitamin eksikliğinden kaynaklanan hastalıkların klinik belirtilerini gözlemliyorlardı, ama bunların neden ileri geldiğini bilmiyorlardı. Bugün, kesin ölçütlere göre (yapı, işlev, kaynak, alınacak miktar) onbeş kadar vitamin belirlenmiştir. Vitamin biliminin ve vitamin tedavisinin hedefi, sağlık için gerekli vitaminleri her zaman gerektiği kadar sağlayamayan beslenme düzeniyle ve vitaminlerin tedavi edici madde olarak kullanımıyla ilgilidir.
Sınıflandırılma
Vitaminleri alfabetik olarak sıraya sokacak olursak;
A- Vitamini
B- Vitamini ve B1’den başlayarak B12’ye kadar devam eden vitaminler
C- Vitamini
D- Vitamini
E- Vitamini
K- Vitamini
Vitaminler ikiye ayrılır. Bunlar; yağda ve suda eriyen vitaminlerdir.

Yağda Eriyen Vitaminler

A Vitamini
Hayvansal kökenli (tereyağı, balık karaciğeri) birbirine yakın yapıda iki kimyasal şekli vardır. A1 ve A2 bunlardan birincisi ikincisine göre iki kat daha etkindir. Erişkin insanlar için günde önerilen doz 2,5 mg’dır.
A Vitamini Eksikliğinde Neler Olur?
- Özellikle kser oftalmiye (göz mukozolarının kuruluğu)
- Gece körlüğüne
- Çocuklarda büyüme bozukluklarına yol açar
- Derinin sarı renk olması ile belirgin olan hiper vitamina 24 genellikle zararsızdır ve aşırı alım kesilince hemen düzelir.
D Vitamini
İki kaynağı vardır. Bunlardan biri dış kaynak beslenmedir (yumurta, balık karaciğeri yağı), iç kaynak ise, morötesi güneş ışınlarının etkisiyle üst deri hücrelerinin yaptığı bireşimdir. Bu vitamin, fosfor ve kalsiyum bağırsaklarından emilimine ve bunların kemik dokusunda yenilenmelerine yardımcı olmak sureti ile kalsiyum fosfor metabolizmasının düzenlenmesinde rol oynar. Günde önerilen doz 10-20 µg’dır.
Eksikliğinde Görülen Zararları
- Çocuklarda raşitizme (iskelette şekil bozuklukları),
- Erişkinlerde astromolasiye (kemik ağrıları),
- Yoğun tedavisi sonucunda ortaya çıkan D hipervitaminozu ise kusma ve vücutta su kaybı ile kendini gösterir.
E Vitamini
E vitamini etkinliğine sahip bileşimler esas olarak, buğday tanelerinde ve bitkilerin yeşil kısımlarında bulunur. 15-20 mg’dır (günlük gereksinim).
Not: Bu moleküllerin görevi pek iyi bilinmemektedir.
Eksikliğinde Neler Olur?
- Ne eksikliğinde hipervitaminozu insanlarda görülmemiştir.
K Vitamini
Yeşil sebzelerde ve balık unlarında çeşitli K vitaminleri mevcuttur. Dışarıdan alınması zorunlu değildir. Çünkü insanın bağırsak florası bu vitaminin birleşimini yapma yeteneğine sahiptir. Karaciğerle birlikte, kandaki çeşitli pıhtılaşma etmenlerinin, özellikle de protrombinin yapımına katkıda bulunur. Erişkin bir insanda günlük K vitamini ihtiyacı yaklaşık 2 mg’dır; bağırsaktan emiliminde bir eksiklik olursa, kanamalara yol açar.

Suda Eriyen Vitaminler


B1 Vitamini (tiyomin)
Maya mantasyonlarından buğday tanelerinden ve baklagillerden büyük miktarda sağlanan bu vitamin, enerji üretici glüsit kakobolizmasında önemli bir rol oynar. Alınması önerilen günlük miktarı (ortalama) 1,5 mg’dır.
B2 Vitamini (riboflovin)
Bitkilerde özellikle bira mayasında, ayrıca sakatatta, sütte ve yumurtada bulunan bu bileşim glüsit, lipit ve plokitlerin metabolizmasında yardımcı olur. Günlük gereksinim yaklaşık 2 mg’dır. Ayrıca zehir giderici olarak ve demirin kullanımı esnasında da etki gösterir.
PP Vitamini (nikotimonit)
Organizma bu vitamini diğer B vitaminleri gibi doğrudan doğruya besinlerden alır veya triplofon denen bir animoasitler birleştirir. Nikotinomik kafaktürü hücrelerdeki yükseltgenme – indirgenme süreçlerinde rol oynar. Bir erişkinin günlük ihtiyacı yaklaşık 2 mg’dır.
B5 Vitamini (pontotenik asit)
Hayvansal ve bitkisel dokuların çoğunda mevcut olan pontotonik asit, lipit, glüsit ve protitlerin metabolizması ve epitelyumların yenilenmesi için gerekli olan A koenziminin bileşimine girer. Alınması gereken miktar 24 saatte 5-10 mg arasındadır.
B6 Vitamini (pridoksin)
Diğer B vitaminleriyle aynı kaynaklardan gelir ve daha çok protit metabolizmasında rol oynar. Alınması gereken miktar her protein alımıyla orantılı, yani 24 saatte ortalama 2 mg olmalıdır.
B8 Vitamini (biyotin)
Beslenmeyle (sakatat, yumurta sarısı) alınan ve bakteri florasınca bireştirilen biyotin glüsit ve lipit metabolizmaları sırasında CO2 kütlelerinin taşınması konusunda özelleşmiş bir koenzimdir. Günlük ihtiyaç 150-300 µg’dır; bu miktarlar dengeli bir beslenmeyle sağlanabilir.

B9 Vitamini (folik asit)
Alyuvarların olgunlaşmasında ve bazı amino asitlerin metabolizmasında gerekli olan bu vitamin daha çok yapraklarda ve bira mayasında bulunur. Bir erişkinin alması gereken miktar günde 300 µg’dır.
B12 Vitamini (siyonokobolomin)
Hayvansal dokularda özellikle de karaciğerde çok bol olarak bulunan bu vitamin bitkilerden yalnızca su yosunlarında ve mayalanmış soyada bulunur. Emilimi mide tarafından üretilen bir glikoprateinin (entrensek etmendige adlandırılır) varlığını gerektirir, bu vitaminin işlevi oluşmakta alyuvarlarla ilgilidir. Alınması gereken miktar çok düşüktür (günde 2-3 µg).
C Vitamini (askorbik asit)
C vitamini B grubuna dahil olmasa da, suda eriyen bir vitaminin bütün özelliklerini gösterir. Bu vitamin taze meyve ve sebzelerde bulunur. Çok sayıda görevi vardır. Özellikle bağ dokusunun yapımında rol oynar. Gliküjen oluşumunu, demir emilimini.......... uyarır. Alınması gereken miktar günde 7,5 µ’dır ve enfeksiyon durumunda bunun üstündedir.
Vitaminler ve Sağlık
Vitaminlerin birçok hastalıkta koruyucu veya önleyici rollerini ortaya koymak için çok sayıda araştırma yapılmıştır. Klinik araştırmaların ve deneysel çalışmaların sonuçları ve ayrıca epidemiyolojik yaklaşım, 2000 yılında, vitaminlerin tedavi edici etkilerini belirtmeyi ve bunlara sağlığımız arasında ilişki kurmayı sağlayacaktır. Ayrıca reklamlar, için de bir çok vitaminin bir arada bulunduğu ürünleri tanıtırken, vitaminlerin enerji verici niteliklerini de vurgular, ama vitaminler bu özelliğe sahip değildir.


Vitaminler

Vitaminler, bazı yiyeceklerde bulunan, çoğu vücudumuzda üretilmeyen. Vücutta özel biyokimyasal reaksiyonlar için gerekli olan, küçük miktarlarda (miligram veya mikrogram) ihtiyaç duyduğumuz organik maddelerdir.
İki tip vitamin vardır.
Yağda çözünenA, D, E, K
Suda çözünen
•B grubu ve C
•Suda çözünen vitaminler vücutta depolanmaz. Bu yüzden bu vitaminleri hergün yediğimiz yiyeceklerle almamız gereklidir. Suda çözünen vitaminler pişirme sırasında kolaylıkla zarar görebilirler.
Yiyeceklerdeki vitaminleri korumak için
•Aşırı pişirmeyin.
•Sebzeleri haşlarken suda çözünen vitaminlerin önemli miktarı haşlama suyuna karışır. Bu suyu atmayın, çorbalarda veya yemeklerinizde kullanın. Sebze ve meyveleri çok az suyla haşlayın.
•Kızartmak ve fırında pişirmek, vitaminlerin neredeyse tamamen yok olmasına yol açar.
•Sebze ve meyvelerin vitamin içeriğinden maksimum şekilde yararlanmak için en doğru yöntem, çiğ veya buharda az pişirerek yemektir.
•Sebzeleri yıkadıktan sonra uzun süre suda bekletmeyin.
•Sebzeleri, meyveleri çok küçük parçalar halinde doğramayın.
•Keskin bıçak kullanın.
•Yemekleri pişirdikten sonra hemen tüketmeye çalışın. Uzun süre bekletmeyin.
•Meyve ve sebzelerinizi satın alırken taze olmalarına dikkat edin.
•Meyve sebze alışverişinizi küçük miktarda yapın. Haftalık alışveriş yerine iki-üç günde bir almayı yeğleyin.
•Meyveleri kabuklarını soymadan yiyin.(tarım ilaçları kullanılmadığından eminseniz!)
•Meyve suyunu kutuyu açtıktan sonra hemen için. Dolapta bekletmeyin.
A vitamini
İki şekli vardır: hayvansal gıdalar da bulunan retinol ve bitkilerde bulunan Beta-karoten vücutta retinole çevrilebilir. Ancak retinol kalitesinde A vitamini alabilmek için 6 kat fazla Beta-karoten içeren besin yememiz gerekir.

Ne işe yarıyor?

Cilt ve vücut dokularının sağlıklı olmasını, bağışıklık sisteminin güçlenmesini sağlar.
Birçok kanser türüne karşi koruyucudur, antioksidandır ve karanlıkta görmeyi sağlar.

Nerede bulunuyor?

Karaciğer, böbrek, yumurta, buğday, mantar, baklagiller, fasülye, domates, kereviz, fıstık, ceviz, cashew(maun fıstığı), avokado.

Eksikliğinde ne görülür?

Sık sık hastalanma, karanlıkta iyi görememe, ağızda yaralari sivilce, cilt kuruluğu, saçlarda kepek.

B grubu vitaminler
B1(thiamine)
B2(riboflavin)
B3(niacin)
B5(panthothenic asit)
B6(pyridoxine)
B12(cyanocobalamin)
B1 (thiamine)

Ne işe yarıyor?

Karbonhidratlardan enerji üretimi, beyin fonksiyonları ve sindirim sistemi için gerekli. Vücudun proteinleri kullanabilmesini sağlar.
Nerede bulunuyor?
Buğday, baklagiller -özellikle börülce-, karaciğer, ıspanak, brüksel lahanası, bamya, fasülye, pancar, badem, ceviz, fındık, esmer pirinç, yulaf, mısır.

Eksikliğinde ne görülüyor?
Kaslarda hassasiyet, kas güçsüzlüğü, konsantrasyon güçlüğü, çabuk kızma, hafıza zayıflığı, ayaklarda karıncalanma, kabızlık, çarpıntı, mide ağrıları.

B2 (Riboflavin)
Ne işe yarıyor?
Karbonhidrat, protein ve yağlardan enerji üretimi için gerekli. Cilt sağlığı, saç, tırnak ve gözler için önemli. Vücuttaki asit oranını düzenler.
Nerede bulunuyor?
Süt ve süt ürünleri, karaciğer, böbrek, mantar, elenmemiş undan yapılmış ekmek, cerealler, badem, yeşil sebzeler.
Eksikliğinde ne görülüyor?
Gözlerde yanma ve bulanıklık, parlak ışıklara karşı hassasiyet, katarakt, mat ve yağlı saçlar, cilt sorunları, tırnakların çabuk kırılması, dudaklarda çatlaklar.
B3(Niacin)
Ne işe yarıyor?
Enerji üretimi, beyin fonksiyonları ve cilt sağlığı için gerekli. Kan şekerini dengeler ve kolesterol seviyesini düşürür. Sindirim sistemi üzerinde de etkileri var.
Nerede bulunuyor?
Karaciğer, böbrek, balık, tavuk, hindi, ekmek, cerealler, mantar, baklagiller, fıstık, fıstık yağı, ceviz, fındık, badem, bira mayası, esmer pirinç, esmer makarna.
Eksikliğinde ne görülüyor?
Enerji azlığı, ishal, uyku sorunları, baş ağrısı, bellek zayıflığı, gerginlik, anksiyete, çabuk kızma, depresyon, dişeti kanamaları veya hassasiyeti, sivilce, egzama ve çeşitli cilt sorunları.
B5(Panthothenic asit)
Ne işe yarıyor?
Enerji üretimi ve yağ metabolizmasında gerekli. Beyin ve sinirler için önemli. Strese karşı hormonların yapımında görevli. Cilt ve saç sağlığında etkisi var.
Nerede bulunuyor?
Karaciğer, böbrek, yumurta, buğday, mantar, baklagiller, fasülye, domates, kereviz, fıstık, ceviz, cashew, avokado.
Eksikliğinde ne görülüyor?
Kas seğirmeleri veya kramplar, ayaklarda yanma hissi veya topuklarda hassasiyet, konsantrasyon zayıflığı, dişleri gıcırdatma, mide bulantısı-kusma, çabuk yorulma, enerji azlığı, anksiyete, gerginlik.
B6 (pyridoxine)
Ne işe yarıyor?
Protein sindirimi, beyin fonksiyonları, hormonların üretimi için gerekli. Seks hormonlarını dengeler. Deprosyana karşı etkili. Alerjik reaksiyonları engeller
Nerede bulunuyor?
Buğday, baklagiller -özellikle börülce- , karaciğer, ıspanak, brüksel lahanası, bamya, fasülye, pancar, badem, ceviz, fındık, esmer pirinç, yulaf, mısır.

Eksikliğinde ne görülüyor?
Kaslarda hassasiyet, kas güçsüzlüğü, konsantrasyon güçlüğü, çabuk kızma, hafıza zayıflığı, ayaklarda karıncalanma, kabızlık, çarpıntı, mide ağrıları.
B12 (cyanocobalamin)

Ne işe yarıyor?
Protein kullanımı, dna sentezi, enerji üretimi ve sinirler için gerekli. Kanda oksijenin taşınmasına yardımcı. Sigara dumanı ve diğer zehirlerle savaşta rolü var.
Nerede bulunuyor?
Karaciğer, böbrek, tavşan ve koyun eti, hindi, sardalya, ançuez, somon, ton, uskumru gibi yağlı balıklar, yumurta, peynir.
Eksikliğinde ne görülüyor?
Saç sağlığının bozulması, cilt sorunları, ağzın sıcak vaya soğuğa aşırı duyarlılığı, çabuk kızma, anksiyete, gerginlik, enerji azlığı, kabızlık, kaslarda hassasiyet, soluk cilt.
Folik asit

Ne işe yarıyor?
Hamilelikte bebeğin betin ve sinir sistemi gelişimi için hayati önem taşır. Yetişkinlerde beyin ve sinir sistemi fonksiyonları, protein kullanımı ve kan hücreleri yapımı için gerekli.
Nerede bulunuyor?
Buğday, baklagiller -özellikle börülce-, karaciğer, ıspanak, brüksel lahanası, bamya, fasülye, pancar, badem, ceviz, fındık, esmer pirinç, yulaf, mısır.
Eksikliğinde ne görülüyor?
Kansızlık, egzema, dudaklarda çatlaklar, saçlarım erken beyazlaşması, bellek zayıflığı, depresyon, anksiyete, gerginlik, enerji azlıgı, iştahın kaybolması, mide ağrıları.
Biotin
Ne işe yarıyor?
Vücudun temel yağları kullanmasını sağlar; sağlıklı cilt, saç ve sinirler için gerekli.
Nerede bulunuyor?
Yumurta, süt,istiridye, bezelye, domates, marul, karnı bahar, greyfurt, badem, mısır, karpuz, lahana, ringa balığı.
Eksikliğinde ne görülüyor?
Kuru cilt, sağlıksız saçlar, saçların erken beyazlaşması, kaslarda hassasiyet, iştahsızlık, cilt sorunları, egzemalar.
C Vitamini (askorbik asit)
Ne işe yarıyor?
Bağışıklık sistemini güçlendirir. Hastalıklara karşı savaşta etkili. Strese karşı hormonların yapımında, enerji üretiminde, vücudun destek dokusu olan kollagen yapımında görevli. Kemikleri, cildi, eklemleri güçlendiriyor. Kanser ve kalp hastalıklarına karşı koruyucu etkisi var.
Nerede bulunuyor?
Yeşil ve kırmızı biber, maydonoz, kivi, yeşil yapraklı sebzeler, domates, portakal, greyfurt, kavun, brokoli, karnıbahar, lahana, brüksel lahanası, çilek, limon, bezelye, soğan.
Eksikliğinde ne görülüyor?
Sık hastalanma, sık nezle-grip olam, enerji azlığı, dişeti kanama-ları, vücudun kolay morarması, yaraların geç iyileşmesi, ciltte döküntüler, burun kanamaları.
D Vitamini(Ergocalciferol, cholecalciferol)
Ne işe yarıyor?
Vücutta kalsiyumu tutarak kemiklerin güçlenmesini sağlar.
Nerede bulunur?
Balık yağı, somon, ton, uskumru gibi yavru balıklar, peynir,yumurta, istiridye, karaciğer, tereyağı.
Eksikliğinde ne görülüyor?
Eklem ağrıları, eklem hareketlerinde zorluk, el ağrısı, diş çürümeleri, kaslarda kramp
E Vitamini
Ne işe yarıyor?
En güçlü antioksidandır. Serbest radikallere bağlanıp vücuttan atılmalarını sağlar. Hücre yapısının bozulmasını engeller. Kansere karşı koruyucu. Vücudun oksijeni kullanmasına yardın eder. Yaraların iyileşmesini hızlandırır. Kanın damar içinde pıhtılaşmasını önler, böylece damar sertliğini ve tıkanmalarını engeller. Cildi güzelleştirir.

Nerede bulunur?
İşlemden geçmemiş yağlar, buğday, mısır, ayçiçeği, fıstık, susam, soya yağları, zeytin yağı, balık yağı, fındık, badem, ton balığı, sardalya, somon, patates, yumurta sarısı, domates, koyu yeşil renkli sebzeler.
Eksikliğinde ne görülür?
Seks isteğinde azalma, çabuk yorulma, kolay morarmalar, yaraların geç iyileşmesi, varisler, gevşek kaslar, kısırlık.
K Vitamini
K vitamini vücutta, kalın bağırsaktaki yararlı bakteriler tarafından üretilir.

Ne işe yarıyor?
Kanın pıhtılaşmasını sağlar

Nerede bulunuyor?
Karnıbahar, yeşil sebzeler, brüksel lahanası, marul, lahana, fasülye, bezelye, su teresi, kuşkonmaz, yoğurt, yumurta sarısı, balık yağı, patates, mısır yağı.

Eksikliğinde ne görülür?
Kanamanın durmaması, kolay kanamalar.


C Vitamini (askorbik asit)
Ne işe yarıyor?
Bağışıklık sistemini güçlendirir. Hastalıklara karşı savaşta etkili. Strese karşı hormonların yapımında, enerji üretiminde, vücudun destek dokusu olan kollagen yapımında görevli. Kemikleri, cildi, eklemleri güçlendiriyor. Kanser ve kalp hastalıklarına karşı koruyucu etkisi var.
Nerede bulunuyor?
Yeşil ve kırmızı biber, maydonoz, kivi, yeşil yapraklı sebzeler, domates, portakal, greyfurt, kavun, brokoli, karnıbahar, lahana, brüksel lahanası, çilek, limon, bezelye, soğan.
Eksikliğinde ne görülüyor?
Sık hastalanma, sık nezle-grip olam, enerji azlığı, dişeti kanama-ları, vücudun kolay morarması, yaraların geç iyileşmesi, ciltte döküntüler, burun kanamaları.
D Vitamini(Ergocalciferol, cholecalciferol)
Ne işe yarıyor?
Vücutta kalsiyumu tutarak kemiklerin güçlenmesini sağlar.
Nerede bulunur?
Balık yağı, somon, ton, uskumru gibi yavru balıklar, peynir,yumurta, istiridye, karaciğer, tereyağı.
Eksikliğinde ne görülüyor?
Eklem ağrıları, eklem hareketlerinde zorluk, el ağrısı, diş çürümeleri, kaslarda kramp
E Vitamini
Ne işe yarıyor?
En güçlü antioksidandır. Serbest radikallere bağlanıp vücuttan atılmalarını sağlar. Hücre yapısının bozulmasını engeller. Kansere karşı koruyucu. Vücudun oksijeni kullanmasına yardın eder. Yaraların iyileşmesini hızlandırır. Kanın damar içinde pıhtılaşmasını önler, böylece damar sertliğini ve tıkanmalarını engeller. Cildi güzelleştirir.

Nerede bulunur?
İşlemden geçmemiş yağlar, buğday, mısır, ayçiçeği, fıstık, susam, soya yağları, zeytin yağı, balık yağı, fındık, badem, ton balığı, sardalya, somon, patates, yumurta sarısı, domates, koyu yeşil renkli sebzeler.
Eksikliğinde ne görülür?
Seks isteğinde azalma, çabuk yorulma, kolay morarmalar, yaraların geç iyileşmesi, varisler, gevşek kaslar, kısırlık.
K Vitamini
K vitamini vücutta, kalın bağırsaktaki yararlı bakteriler tarafından üretilir.

Ne işe yarıyor?
Kanın pıhtılaşmasını sağlar

Nerede bulunuyor?
Karnıbahar, yeşil sebzeler, brüksel lahanası, marul, lahana, fasülye, bezelye, su teresi, kuşkonmaz, yoğurt, yumurta sarısı, balık yağı, patates, mısır yağı.

Eksikliğinde ne görülür?
Kanamanın durmaması, kolay kanamalar

Mineraller
Mineraller sağlığımız için gerekli olan inorganik maddelerdir. İkiye ayrılırlar;
1.makro mineraller
2.mikro mineraller.
Makro mineraller
Kalsiyum, magnezyum, demir, fosfor, sodyum ve potasyumdur. Vücudun bu minerallere ihtiyacı daha büyük (gran veya miligram) miktarlardadır.
Kalsiyum
Ne işe yarıyor?
Kemik ve diş sağlığı, kalp kaslarıda dahil kasların kasılması, vücutta asit-alkali dengesinin sağlanması, cilt sağlığı, kanın pıhtılaşması.
Nerede bulunur?
Süt, peynir, yoğurt, küçük kılçıklı balıklar, koyu yeşil yapraklı sebzeler, midye, istiridye, karides gibi kabuklu deniz ürünleri, deniz bitkileri, soya fasülyesi, tofu, badem, kuru incir, su teresi.
Eksikliğinde ne görülüyor?
Kas krampları veya seğirmeleri, uykusuzluk, sinirlilik, eklem ağrısı, artrit, diş çürümeleri, osteoporoz, yüksek tansiyon.
Magnezyum
Ne işe yarıyor?
Kemik ve dişleri güçlendirir, kasların gevşemesini sağlar, adet öncesi sendromu belirtilerini hafifletir, kalp kasları ve sinir sistemi için çok önemli. Enerji üretiminde görevli. Vücuttaki birçok işlemde yan görevleri var.
Nerede bulunuyor?
Tüm yeşil sebzeler, elenmemiş undan yapılmış ekmek, kakao, buğday kepeği, cereallar, badem, fıstık, susam, cazhew, bakalgiller, bulgur, esmer pirinç, kuru incir ve kayısı.
Eksikliğinde ne görülüyor?
Kas seğirmeleri vetya kasılmaları, kas zayıflığı, konfüzyon, iştahın azalması. Uykusuzluk, sinirlilik, yüksek tansiyon, kalbin düzensiz atması, kabızlık, hiperaktiflik, depresyon, böbrek ve safra kesesi taşları.
Demir
Ne işe yarar?
Kana kırmızı rengini veren hemoglobin için gerekli, oksijen ve karbondioksiti hücre içi ve dışına taşır. Vücutta birçok enzimin yapısında bulunur, enerji üretimi için gereklidir.
Nerede bulunur?
Et, sakatat, kuru meyveler-özellikle kuru üzüm ve erik-, kuru baklagiller, cerealler, bal kabağı çekirdeği, meydonoz, badem, fıstık. Et ve sakatattaki demir vücutta en iyi emilebilen demir şeklidir.
Eksikliğinde ne görülüyor?
Kansızlık, soluk cilt, halsizlik, kayıtsızlık, iştahsızlık, mide bulantısı, soğuğu dayanıksızlık.
Fosfor

Ne işe yarıyor?
Kemik ve diş yapısında bulunur, onların sertliğini sağlar.Hücrelerin yapısındada bulunur. Enerji üretiminde rolü vardır.
Nerelerde bulunur?
Tüm bitkisel ve hayvansal gıdalar. Genelde hayvansal gıdalarda daha fazla.
Eksikliğinde ne görülüyor?
Kas zayıflığı, iştahsızlık, kemik ağrıları. Eksikliği nasir görülür.
Potasyum
Ne işe yarıyor?
Besinleri hücre içine alınıp, artık maddelerin hücrelerden uzaklaştırılmasını, kas ve sinirlerin sağlıklı bir şekilde çalışmasını sağlar. Kalbin çalışmasında etkilidir. Bağırsak hareketlerini artırır. Vücutta sıvı dengesini ayarlar. İnsülin salınımında etkilidir.
Nerede bulunur?
Muz, kuru meyveler(kayısı, incir, üzüm), hurma, baklagiller, yeşil sebzeler, susam, avokado, ceviz, deniz sebzeleri, yağlı balıklar, mantar, domates, patates, meyve suları.
Eksikliğinde ne görülüyor?
Kalbin düzensiz atması, kas güsüzlüğü, karıncalanmalar, mide bulantısı, kusma, ishal, selülit, karın şişkinliği, çabuk kızma, dikkati toplayamama, sodyum-potasyum dengesinin bozulmasına bağlı tansiyon düşüklüğü.
Sodyum
Ne işe yarıyor?
Vücutta su dengesini sağlar. Vücuttaki tüm sıvılarda, kanda bulunur. Kas ve sinir sisteminin çalışmasında etkilidir. Kalp kasının kasılmasında görevlidir. Besinlerin hücre içine alınmasını sağlar.
Nerede bulunur?
Sofra tuzu, konserveler, zeytin, peynir, kereviz, lahana, işlemden geçmiş hemen hemen tüm yiyecekler, cipsler, tuzlu çerezler.
Eksikliğinde ne görülüyor?
Baş dönmesi, düşük tansiyon, çarpıntı, iştehsızlık, dikkati topşlayamama, kas krampları, mide bulantısı, kusma, kilo kaybı, baş ağrısı, sıcağa dayanıksızlık.

Mikromineraller
Başlıcaları, krom, çi,nko, selenyum, manganez, iyot ve flordur. Vücudun bunlara ihtiyacı daha küçük(mikrogram) miktarlardadır.
Çinko
Ne işe yarar?
Antioksidan, birçok enzimin yapısında bulunur. Yaraların iyileşmesi, büyüme ve gelişme, testis ve yumurtalıklardan salınan hormonların kontrolü, stresle savaş, kemik ve diş sağlığı, saç ve kılların uzamasında rolu var.
Nerede bulunuyor?
İstiridye, elenmemiş undan yapılmış ekmek, et-özellikle koyun ve dana eti-, peynir, yumurta sarısı, zencefil kökü, buğday ürünleri, karaciğer, susam, ayçiçeği çekirdekleri, fıstık ve fıstık yağı, kakao, esmer pirinç, bedem, bezelye, turp.
Eksikliğinde ne görülüyor?
Tat ve koku alma duygularının zayıflaması, tırnaklarda beyaz çizgiler, sık hastalanma, sivilce, yağlı cilt, doğurganlığın azalması, erkeklerde döllenme yeteneğinin azalması, depresyon, iştah azalması, hamilelik çizgileri.
Krom
Kan şekerinin dengelenmesini, açlık duygusunun bastırılmasını, yiyeceklere duyulan aşırı isteğin törpülenmesini, hücre yapısının korunmasını sağlar, ayrıca kalbin çalışmasında görevli.
Nerede bulunuyor?
Karaciğer,bira mayası, istiridye,i patates kabuğu, elenmemiş undan yapılmış ekmek, çavdar ekmeği, yeşil biber, yumurta, elma, tereyağ, tavuk, koyun eti.
Eksikliğinde ne görülüyor?
Aşırı veya soğuk terleme, açlığa dayanıksızlık, sık yeme ihtiyacı, soğuk eller, uyuklama, aşırı susama, tatlıya düşkünlük.
Manganez
Ne işe yarıyor?
Vücuttaki birçok enzimin yapısında bulunur, birçok enzimi de aktif hale getirir. Kan şekerini ayarlar, üreme ve kırmızı kan hücrelerinin yapımı, beynin çalışması için gereklidir. Hücre yapısını korur.
Nerede bulunuyor?
Ananas, bamya, marul, çilek, yulaf, su teresi, baharatlar, cerealler, çay, kereviz, üzüm.
Eksikliğinde ne görülüyor?
Kas seğirmeleri, ergenlikte büyüme ağrıları, baş dönmesi, dengeyi sağlamada güçlük, kasılmalar, eklem ağrısı, dizlerse acı.
Selenyum
Ne işe yarıyor?
Antioksidan, kansere karşı koruyucu, erken yaşlanmayı önler, bağışıklık sistemini güçlendirir, kalp sağlığında etkili, vücut metabolizması için gerekli, E vitamininin çalışmasına yardıncı, erkek üreme sistemi üzerinde etkili.
Nerede bulunuyor?
Deniz ürünleri, susam, mantar, lahana, tavuk, karaciğer, kabak.
Eksikliğinde ne görülüyor?
Ailede birkaç kuşak boyunca kanser görülmesi, erken yaşlanma, katarakt, yüksek tansiyon, sık hastalanma.
İyot
Ne işe yarar?
Troit hormonlarının yapısında bulunur. Enerji metabolizması üzerinde etkili.
Nerede bulunuyor?
Deniz ürünleri, süt ve süt ürünleri, iyotlu tuz.
Eksikliğinde ne görülür? Kronik yorgunluk, kilo alma, guatr.
Flor
Ne işe yarıyor?
Kemik ve diş sağlığı için gerekli.
Nerede bulunuyor?
Deniz ürünleri ve çay.
Eksikliğinde ne görülüyor?
Kemik ve diş sorunları.
RDA (Recommended Daily Allowance) nedir ?
Vitamin ve minerallerin erişkinler için önerilen günlük miktarlarına denir.
VİTAMİN A 600 mcg
VİTAMİN C 60 mg
VİTAMİN E 3-4 mg
VİTAMİN B1 1 mg
VİTAMİN B2 1.6 mg
VİTAMİN B3 18 mg
VİTAMİN B5 6 mg
VİTAMİN B6 1.4 mg
VİTAMİN B12 1.5 mcg
FOLİK ASİT 200 mcg
BİOTİN 200 mcg
VİTAMİN D 10 mcg
VİTAMİN K Bağırsaklarda yararlı bakteriler tarafından üretildiği için RDA belirlenmemiş.
Ca-Kalsiyum 800 mg
K- Potasyum 2000 mg
Fe-Demir 10-14 mg
Mg-Magnezyum 300 mg
Na-Sodyum 2400 mg
P- Fosfor 800 mg
Zn- Çinko 15 mg
Se-Selenyum 70 mcg
Cr- Krom Belirlenmemiş
Cu- Bakır 2 mg
Mn-Manganez 3.5 mg
Bu miktarlar sağlık otoriteleri tarafından uzun araştırmalar sonucu saptanmıştır. Belirtilen vitamin veya mineralin eksikliğinde görülebilecek hastalıklara karşı, vücudu koruyabileceği düşünülen miktardır

A VİTAMİNİ: A vitamini görme işlevinde doğrudan rol oynar. Yeterince A vitamini alamayan kişilerde, özellikle aydınlıktan karanlığa geçildiğinde yada loş ışıkta görme yeteneğinin azalmasına yol açan ve halk arasında tavukkarası denen gece körlüğüne sebep olabilir.
Bu vitaminin uzun süre çok yüksek dozda alınması bitkinlik, uyuklama, bulantı, derinin kuruyup pul pul olması, saç dökülmesi ve kemik ağrıları gibi belirtiler veren A vitamini zehirlenmesine yol açar.
B VİTAMİNİ:
B1 vitamini: Bu vitaminin eksikliğinde sinir iletisi kesintiye uğrar ve bazı sinirler iltihaplanarak insanda huzursuzluk, sıkıntı, öfke gibi sinirlilik belirtileri, hatta zamanla kol ve bacaklarda felç görülür. B1 vitamini eksikliğinden kaynaklanan en önemli beslenme bozukluğu ise beri beri hastalığıdır. İnsanların hemen hemen yalnızca kabuğu ayıklanmış pirinçle beslendikleri tropik ülkelerde görülen bu hastalıkta sinirleri etkilediği için çeşitli olarak, özellikle el ve ayakta felç belirir.
B2 vitamini: Bu vitaminin en eksikliğine bağlanan başlıca belirtiler büyüme ve gelişme geriliği, kilo kaybı, deri iltihapları ile göz, ağız ve burun çevresinde beliren yaralardır.
B3 vitamini: B3 vitamininin eksikliğine bağlı en önemli beslenme bozukluğu, deride yaralar, iştahsızlık, ishal ve kilo kaybı, bitkinlik, huzursuzluk zihin bulanıklığı gibi belirtiler veren pellegra hastalığıdır.,
B6 vitamini:Yetersizliğinde merkezi sinir sisteminde düzensizlikler sonucunda havaleler,anemi ve ciltte yaralar görülür.
B7 vitamini:Yiyeceklerde yeterli miktarda bulunduğu için eksiklik belirtileri görülmemektedir.
B9 vitamini: Yetersizliğinde anemi ve ciltte yaralar görülür.Sindirim sistemi hastalığı,karaciğer hastalığı olan insanlarda,premature bebeklerde folik asit yetersizliği görülür.
B12 vitamini: Bu vitaminin eksikliği sindirim bozukluklarına, öldürücü bir kansızlık tablosuna ve omurilik sinirlerinin yıkımına yol açar.
C VİTAMİNİ: Yeterince C vitamini almayan kişilerde kemik ve eklem bozukluklarına, deride ve dişetlerinde kanamalara, dişlerin dökülmesine ve yaraların geç iyileşmesine yol açan iskorbüt hastalığı görülür. Eskiden uzun deniz yolculuklarına çıktıkları için aylarca taze sebze ve meyve yiyemeyen denizcilerin çoğu bu hastalığa tutulurdu
C vitamininin eksikliğinde diş etlerinde kanama ,eklemlerde şişlik ve ağrılar, yaralarda geç iyileşme görülür. Bu belirtilerin sonucu skorbüt hastalığı ortaya çıkar. Ayrıca yorgunluk, tembellik, isteksizlik görülür.
D VİTAMİNİ: D vitamini alınmaması kemiklerde ağır biçim bozukluklarına, yol açan raşitizm hastalığına yol açar. D vitaminini eksikliğinin erişkinlerdeki sonucu ise osteomalisi denilen kemik yumuşamasıdır. En zengin olarak; balıkyağı, karaciğer, süt ve yumurta sarısında bulunur. Aşırı alınması durumunda ise vücutta depolandığından zehirlenmeye yol açar.
E VİTAMİNİ:Yeterince E vitamini almayan kişilerde üreme organlarının gelişmemesinden doğacak kısırlık ve çeşitli kalp damar hastalıkları görülür.
K VİTAMİNİ: K vitamini diğer vitaminlerin hepsinden biraz daha geç bir tarihte bulunmuştur. Kanın pıhtılaşması için gereklidir. Bağırsakların doğal konusu olan bakterilerle birleştiklerinden eksikliği pek yaygın değildir. Yalnız yeni doğmuş bebeklerde ve uzun süre antibiyotik tedavisi gördükleri için bağırsak bakterileri azalmış kişilerde bu vitaminin eksikliğine rastlanır.


RAŞiT TUNCA

BAŞAĞAÇLI RAŞiT TUNCA
Raşit Tunca

FORUMUMUZDA
Dini Bilgiler...
Kültürel Bilgiler...
PNG&JPG&GiF Resimler...
Biyografiler...
Tasavvufi Vaaz Sohbetler...
Peygamberler Tarihi...
Siyeri Nebi
PSP&PSD Grafik

BOARD KISAYOLLARI

ALLAH

Allah



BAYRAK

TC.Bayrak



WEB-TUNCA


Radyo Karoglan

Foruma Misafir Olarak Gir


Forumda Neler Var


Karoglan-Raşit Tunca - Dini - islami - Dini Resim - FIKIH - Kuran - Sünnet - Tasavvuf - BAYRAK - Milli - Eğlence - PNG - JPEG - GIF - WebButtons - Vaaz - Sohbet - Siyeri Nebi - Evliyalar - Güzel Sözler - Atatürk - Karoglan Hoca - Dini Bilgi - Radyo index - Sanal Dergi




GALATASARAY

G A L A T A S A R A Y


FENERBAHÇE


F E N E R B A H C E


BEŞiKTAŞ

B E Ş i K T A Ş


TRABZONSPOR

T R A B Z O N S P O R


MiLLi TAKIM

M i L L i T A K I M


ETKiNLiKLERiMiZ


“Peygamberimiz Buyurdular ki Birbirinize Temiz ağız ile Dua edin. Bizde Sayfamızı ziyaret edenlerin ve bu bölümü ziyaret edenlerin kendilerinin Ruhaniyetine, geçmişlerinin Ruhuna Yasin Okuyup hediye ediyoruz Tıkla, ya sende oku yada okunmuş Yasinlerden Nasibini Al”
(Raşit Tunca)



MEVLANA'DAN

“ Kula Bela Gelmez Hak Yazmadıkca, Hak Bela Yazmaz Kul Azmadıkca, Hak intikamını, Kulunun Eliyle Alır da, Bilmiyenler Kul Yaptı Sanır."
(Hz. Mevlana)