MUHAMMED
BAYRAK
| Welcome, Guest |
|
You have to register before you can post on our site. |
| Forum Statistics |
» Members: 7 » Latest member: Muhammed » Forum threads: 5,258 » Forum posts: 5,849 Full Statistics |
DOWNLOADEN
AYET
FELSEFEMiZ
Raşit Tunca Sözü
GÜZEL SÖZ
KAFTAN
Alm. Kaftan (m), Fr. Robe d’honneur, cafetan, caftan (m), İng. Robe of honor, caftan. Üste giyilen, kumaştan yapılan, uzun, süslü ve astarsız elbise, hil’at. Üzerine cübbe giyilirdi. Kaftanlar cins ve nevilerine göre “murabba”, “keçe”, “çuha” gibi isimler alır. Kaftanların kıymetleri, renk, şerit ve düğmelerinden anlaşılırdı.
Ağır kıymetli kumaştan yapılanların önü ve kolları altın telli şeritler ve kordonlarla süslenirdi. Kadifeden yapılan vezir kaftanları ise kıymetli düğmeli, sırma şeritli olur ve kışın üzerine samur kürk geçirilirdi. Yeniçeriler, entariler üzerine kaftan giyer, yürürken zorluk vermemesi için eteklerini toplayıp bellerine sokarlardı. Bunlara “dolama” denilirdi.
Osmanlılarda, önemli hizmetler görenleri mükâfatlandırmak için, pâdişah tarafından kaftan hediye edilirdi. Kumandanlara bir imtiyaz verildiği zaman, buna işâret olarak kılıç ve kaftan verilirdi.
Pâdişah tarafından Mekke Şerifi ile başkalarına ihsân olunan kaftanları giydirene “kaftan ağası” denirdi.
Mükâfât maksadıyla kaftanı, bâzan pâdişahlar giydirdikleri gibi sadrâzamlar ve vezirler de giydirirlerdi.
Alm. Kaftan (m), Fr. Robe d’honneur, cafetan, caftan (m), İng. Robe of honor, caftan. Üste giyilen, kumaştan yapılan, uzun, süslü ve astarsız elbise, hil’at. Üzerine cübbe giyilirdi. Kaftanlar cins ve nevilerine göre “murabba”, “keçe”, “çuha” gibi isimler alır. Kaftanların kıymetleri, renk, şerit ve düğmelerinden anlaşılırdı.
Ağır kıymetli kumaştan yapılanların önü ve kolları altın telli şeritler ve kordonlarla süslenirdi. Kadifeden yapılan vezir kaftanları ise kıymetli düğmeli, sırma şeritli olur ve kışın üzerine samur kürk geçirilirdi. Yeniçeriler, entariler üzerine kaftan giyer, yürürken zorluk vermemesi için eteklerini toplayıp bellerine sokarlardı. Bunlara “dolama” denilirdi.
Osmanlılarda, önemli hizmetler görenleri mükâfatlandırmak için, pâdişah tarafından kaftan hediye edilirdi. Kumandanlara bir imtiyaz verildiği zaman, buna işâret olarak kılıç ve kaftan verilirdi.
Pâdişah tarafından Mekke Şerifi ile başkalarına ihsân olunan kaftanları giydirene “kaftan ağası” denirdi.
Mükâfât maksadıyla kaftanı, bâzan pâdişahlar giydirdikleri gibi sadrâzamlar ve vezirler de giydirirlerdi.
KAFKAS DAĞLARI
Alm. Kaukasus (gebirge n) (m), Fr. Caucase (m), İng. Caucasus. Rusya’nın güneyinde bulunan dağ sırası. Batısında, Karadeniz; kuzeyinde, Kuma Ovası; doğusunda, Hazar Denizi; güneyinde, Türkiye ve İran ile çevrilmiştir. 440.000 km2lik bir alanı kaplamaktadır. Kafkas Dağları, Kuzey ve Güney Kafkaslar olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Kuzeyde kalan sıra dağlara Büyük Kafkas, Güney Kafkas Dağlarına ise Küçük Kafkas Dağları denir. Bu iki dağ silsilesini Karadeniz’e dökülen Riyon Nehri ile Hazar Denizine dökülen Kura Nehirleri birbirinden ayırır.
Büyük (Kuzey) Kafkas Dağları 1300 km kadar bir uzunluğa sâhib olmakla birlikte, yüksekliği 2000 m’nin altına hiç düşmemektedir. Bu dağ silsilesi de kendi arasında Batı Kafkas, Orta Kafkas ve Doğu Kafkas olarak üçe ayrılmaktadır. Batı Kafkaslarda, Kafkas Dağlarının en yüksek noktası Elburz Tepesi (5633 m) bulunmakta olup, Terek Nehrinin bir kolu tarafından açılan vâdiye kadar (Hamison Geçidi) olan bölgedir. Orta Kafkaslardaki hiçbir yükselti 4000 m’nin altında değildir. Bu kısımdaki en yüksek yer Kazbek (5047 m) olup, Sulak Irmağının açtığı vâdiye kadar devam eder. Doğu Kafkaslar Sulak Irmağı vâdisinden Apşeron Yarımadasına kadar olan dağlardır. Burada en yüksek yer Bazardyuzu (4466 m) dur. Batı Kafkaslarda dağların genişliği 200 km’yi bulur. Büyük Kafkasların tepeleri hattından geçtiği farz edilen hat, aynı zamanda Asya ve Avrupa kıtalarını birbirinden ayıran hattır.
Bu sırada büyük volkanik kütleler hâkimdir. Elbruz, Sakara (5060 m) ve Kazbek’in dördüncü zamanda püskürttüğü öne sürülmektedir. Bu hipotez sâhiplerinin dayanak noktaları, hâlen sıcak su kaynaklarının ortaya çıkması ve zelzelelerin devam etmesidir. Bölgenin batı kısmında bulunan buzulların alanı 2000 km2dir.
Riyon Vâdisi kanalıyla Karadeniz’den esen çok şiddetli ve nemli rüzgarlara açık olan batı kesim, sık ormanlarla örtülüdür. Doğu kesim ise kuraktır. Bölgede dağların yüksek olması sebebiyle geçit mümkün olmayıp, Terek Irmağının açmış olduğu Deryal Geçidi vâsıtasıyla geçit mümkündür. Geçit, askerî ve ulaştırma bakımından büyük önem taşır.
Güney Kafkas Dağları birçok küçük parçadan meydana gelmiş olup, dağlar üzerindeki tepelerin ortalama yüksekliği 3720 m civârındadır. Genel olarak iki kütleden meydana gelmiş sayılabilir: Batum ile Yukarı Kura arasında Acaro-İmertya Dağları (2580 m), Yukarı Kura ile Tiflis arasındaki Triyaletya Dağları (2750 m) ve Savsark Dağları (3300 m)dır.
Bölgenin yüzey şekilleri çok farklıdır. Küçük ovalar, volkanik tepeler, yamaçlar ve hemen yanlarında dik tıkaçlar ürkütücü bir manzara arz eder. Karadenize açık yamaçlarının hemen hepsi sulak olan dağlar, doğuya doğru kuraklaşır. Yazları çok sıcak olan bu iklim bütün Azerbaycan ovasına hakimdir. Güney dağları bölgesi de yine geçit vermeyip, sâdece Gümrü ile Karakilise arasındaki Akbulak Geçidi vâsıtasıyla geçit mümkündür.
Bölgede ülke ortası ile ulaşım ya Karadeniz ve Hazar Denizi kıyılarından veya geçitlerden yapılabilmektedir. Demiryolları da kıyılarda bulunmaktadır.
Büyük Kafkas Dağlarında mâden yatakları vardır. Kömür azdır. Kuzey bölgelerde petrol çıkarılır. Riyon’un orta bölümünde zengin manganez yatakları vardır. Âzerbaycan’da demir filizi ve boksit çıkarılarak işlenir.
KAFKASYA
Karadeniz’in kuzeydoğusundaki Taman Yarımadasından, Hazar Denizinin batısındaki Apşeron Yarımadasına kadar uzanan dağlık bölgeye verilen ad. Yaklaşık 379.880 km2 alanı kaplayan bu bölge Kafkas dağlarıyla ikiye bölünmüştür. Kuzeyde kalan kısma Kuzey Kafkasya veya Sirkafkasiyen (Kafkasönü), güneyde kalan kısma ise Transkafkasya (Kafkasardı) adı verilmektedir. Kuzey kafkasya bölgesinde çoğu tahıl ekimi yapılan geniş düzlükler vardır. Transkafkasya ise benzer düzlükler ve Küçük Kafkaslarla kaplıdır. Kuzeybatı-Kuzeydoğu istikametinde iki sıra hâlinde uzanan Kafkas dağlarının kuzeyde olanlarına Büyük Kafkaslar, güneyde olanlarına ise Küçük Kafkaslar denilmektedir.
Kafkasya coğrafî olarak; sıradağlar, platolar, vâdiler, ovalar, ırmaklar ve göllerin yer aldığı muhtelif yüzey şekillerine sahiptir. Büyük Kafkasların uzunluğu yaklaşık 1200 km.dir. Bu dağlar üzerindeki belli başlı doruk noktalar Elburz (5642 m), Dihtau (5203 m), Koştantau (5144 m), Şhara (5068 m) ve Kazbek (5033 m) tir. Dağlarda geniş alanlar kaplayan iki binden fazla buzul bulunmaktadır. Kafkaslarda büyük su kaynakları vardır. En derin ve büyük ırmakları Rioni, Kura ve Aragvi’dir. En büyük göl ise Sevan gölüdür. Dağların yamaçları meşe, kestane, kayın, kızılağaç, çam, ıhlamur gibi ağaçlardan meydana gelen ormanlarla kaplıdır. Kafkas dağlarında, kömür, demir, kurşun, çinko, bakır, molibden, manganez gibi maden yatakları, zengin yeraltı kaynakları vardır. Azerbaycan, Krasnodor ve Stavrapol bölgelerinde petrol çıkarılır. Kafkas dağları şifâlı maden suları, yapı malzemesi olarak kullanılan taşlar ve diğer mineraller bakımından da zengindir.
Kafkasyanın değişik yerlerinde bir kaç yüz kişiden meydana gelen dil topluluklarından, sayıları milyonlara ulaşan büyük milli topluluklara kadar ellinin üzerinde insan topluluğu yaşamaktadır. Kafkasya’da yerleşmiş olan milletleri üç grupta toplamak mümkündür. Bunlardan birincisi; Çerkezler, Abazalar, Lezgiler, Çeçenler ve Gürcülerden olan kafkas kavimleri, ikincisi; Ermeniler, Osnsetler, Svanlar, Ruslar ve İranlılarla bâzı Avrupa milletlerinden olan İndo-Avrupa kavimleri, Üçüncüsü ise; Azerî, Kumuk, Karaçay, Balkar, Nogay, Kafkasya Türkmeni ve Kundur Türkleridir.
Kafkasya’da 30-40 kadar çeşitli dil konuşulmaktadır. Bu diller dilbilimcileri tarafından çeşitli sınıflandırmalara tâbi tutulmuştur. Dilbilimcilerinin çoğunun kabûl ettiği tasnife göre Kafkas dilleri; Güney Kafkas dilleri, Kuzeybatı Kafkas dilleri ve Kuzeydoğu Kafkas dilleri diye kısımlara ayrılmıştır. Güney Kafkas dil ailesine; Gürcüce, Megrelce (Mingrelce), Lazca, Svanca dilleri, Kuzeybatı Kafkas dilleri ailesine; Abhaz, Abaza, Adige, Kabartay ve Ubuh (Vubih) dilleri Kuzeydoğu Kafkas dilleri ailesine ise; Nah ve Dağıstan dilleri girmektedir. Çeçen ve İnguş dillerini de içine alan Kuzeydoğu Kafkas dilleri ailesi üç kısma ayrılabilir. Birincisi; Dağıstanın iç ve batı kesimleriyle Azerbaycan, BDT’nin bir bölümünde konuşulan Avar-Andi-Dido dilleri, ikincisi; Dağıstanın iç kesimlerinde konuşulan Lak-Dargva dilleri, üçüncüsü ise; Dağıstan’ın güneyinde konuşulan Lezgi dilleridir. Kafkasya’daki yazılı diller resmî dillerdir. Basın, radyo ve televizyon mahalli dillerde yayın yapmaktadır. İlköğrenimde öğrenciler anadillerinde öğrenim görürler. Alfabe olarak ise Kiril alfabesi benimsenmiştir.
Dünyânın en eski yerleşim merkezlerinden ve batı ile doğu arasındaki önemli kavşak noktalarından olan Kafkasya’da birçok milletler yerleştiler. Kimmerler, İskitler, Sarmatlar, Hunlar, Avarlar ve Hazarlardan sonra Romalıların hakimiyeti altında kalan Kafkasya, İran’da hüküm süren Sâsâniler tarafından istilâ edildi. İslâm orduları hazret-i Ömer’in halîfeliği sırasında Derbent’e kadar geldilerse de Hazarlar onların ilerlemesine izin vermediler. Emevî halîfelerinden Hişâm bin Abdülmelik devrinde Kafkasya İslâm devletinin sınırları içine alındı. El-Cezîre valiliği ile Kafkasya’dan feth olunan yerler idârî olarak birleştirildi. Kuzey ve Güney Kafkasya bölgeleri tamâmen fethedildikten sonra Arran’ın merkezi Bazza’da bir ordugâh kuruldu. Azerbaycan, Arran, Şirvan, Ermenistan ve Gürcistan’ı da içine alan büyük bir vilâyet teşkil edildi. Abbâsiler zamanında bu vilâyet parçalanıp ayrı ayrı, Azerbaycan, Ermenistan ve Şirvan eyâleti ile Tifliste bir Müslüman Gürcistan emirliği kuruldu.
Onbirinci yüzyılın ikinci yarısından îtibâren Kafkasya’ya Selçuklu Türklerinin akınları başladı. Büyük Selçuklu hükümdarı Melikşah, Hazar Denizinin batı ve güneybatı sahillerine ve Kafkasya’nın diğer yerlerine Müslüman-Türk kabilelerini yerleştirdi. İki yüz sene kadar Selçuklu hâkimiyetinde kalan kafkasya Moğol istilasına maruz kaldı. Menuçehr Şah Dağıstan’ın güneyinde bir devlet kurdu. Daha sonra Selçukluların bir şubesi olan Şirvanşâhlar hânedanı bu bölgede hâkimiyet kurdu. Şirvanşahlar Timur Han’ın Kafkasya seferine kadar hâkimiyetlerini sürdürdüler. Bu sırada Şirvan Şahı olan Şeyh İbrâhim bin Sultan Mehmet birçok muharebelerde Timur Han’la birlikte bulundu. Bu devlet Dağıstan yöresinde 1535 senesine kadar hüküm sürdükten sonra, Safevîler tarafından yıkıldı. Onaltıncı yüzyıldan îtibâren Osmanlı devleti de Kafkasya’da nüfuz tesis etmeye başladı. Bunda Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferinden sonra halifeliği bizzat kendi üzerinde bulundurmasının önemli yeri vardır. Çünkü dinî yönden bütün Kafkasya Müslümanları halifeye bağlanmış oluyorlardı.
Kırım’ı sınırları içine alarak Kafkasya’ya kuzeyden nüfûz etmeye çalışan Osmanlı devleti, Güney Kafkasya’da etkili olan İran üzerine sefer düzenledi. Çaldıran Savaşında İran hükümdârı Şah İsmail’in Yavuz Sultan Selim Han tarafından yenilmesi üzerine Osmanlı ordusu Kafkasyaya fiilen girmiş oldu.
Osmanlı Devleti 1568 yılında Don-Volga kanal projesini gerçekleştirmek üzere harekete geçti. Bu projenin gayesi Osmanlı Devletinin Orta Asya Türk Devletleriyle irtibatını sağlamak ve Rusya’nın Orta-Asya ile Kafkaslardaki yayılmasına mâni olmaktı. Hatta İran bile hâkimiyet altına alınabilecekti. Ancak Rus Çarının bu büyük projeye mani olmak yolunda giriştiği faaliyetler yanında Kırım Hanı Gazi Girayında aleyhte çalışmaları sebebiyle başarı sağlanamadı.
24 Ağustos 1578’de Gürcistan zaptedildi. Gürcistan’dan sonra Azerbaycan Osmanlı ülkesine katıldı. Bir müddet Osmanlı hakimiyetinde kalan Kafkasya, Anadoluda başgösteren Celâlî isyanları sebebiyle İran idâresi altına girdi. Kafkaslarda meydana gelen bâzı karışıklıkları fırsat bilen Rusya 1722’de Agrahan’ı ve Derbend’i işgâl etti ve İran üzerine hücum etti. İran kuvvetlerini yenerek 1724 senesinde anlaşma imzalandı. Bu andlaşmaya göre; Derbend kalesi, Bakü, Geylan, Mazenderan ve Esterabad Rusyaya bırakıldı. Rusya böylece Kafkasların güneyine kadar inerek Kafkasyadaki İran topraklarını Osmanlılarla paylaştı. 1727’de Osmanlılar İran üzerine Sefer düzenleyerek Tiflis’i aldılar. Revan, Nahçıvan, Lesi ve Gence alındı. Osmanlılar, Ruslar ve İranlılar arasındaKafkasya’da çeşitli zamanlarda harpler oldu. Uzun süren savaşlar sonunda Osmanlılar yenilerek Küçük Kaynarca andlaşmasını imzalamak zorunda kaldılar. Bu andlaşmaya göre OrtaKafkasya’nın kuzeyinde bulunan küçük ve büyük Kabartaylar Ruslara bırakıldı. Ruslar tarafından alınan Gürcistan taraflarındaki Kutayis ve Şehriban Osmanlılara, diğer yerler ise Gürcülere verildi. 1774’te Kırım elden çıkınca Osmanlı devleti 1787’de Rusya’ya karşı savaş ilân etti. Fakat yenilerek 1791’de yaş andlaşması imzâlandı. Bu andlaşmaya göre Kafkaslarda sınırın Kuban ırmağı olması kararlaştırıldı. Ondokuzuncu yüzyılın başında Gürcistan Rusya’nın bir eyâleti haline geldi. Ruslar Kafkasya’ya asker göndererek Dağıstan’ın ve Kafkasya’nın büyük bir kısmını aldılar ve Doğu Anadoluya kadar ilerlediler. Daha sonraki yıllarda da Kafkasya’da Rus nüfûzu etkili olmaya devâm etti.
Rusların baskıcı ve sömürgeci siyâseti karşısında dayanamayan Kafkasyalı Müslümanlar Rusya’ya karşı genel harb ilân ettiler. Bu karşı hareketin çekirdeğini Kafkas Avarları teşkil ettiler. Hareketi 1829 tarihinden itibaren İmam Gâzi Muhammed başlattı. Gâzi Molla lakabıyla da tanınan bu zât tesirli vâaz ve nasîhatleriyle Müslümanları Ruslara karşı cihâda teşvik etti. Nihâyet bir beyannâme neşrederek Ruslara karşı fiili mücâdeleye girişti. Gâzi Molla’dan sonra Hamzat (Gamzet) Bey, Şeyh Şâmil ve Hacı Murat gibi mücâhidler bu mücâdeleyi devam ettirdiler. Bilhassa Şeyh Şâmil Ruslara karşı Kafkasyayı korumak için savaşan kahramanlardan biri oldu. 25 yıl Ruslara karşı savaştı. Hâkim olduğu bölgede islâmî cumhuriyet teşkilatı kurdu. Talebeleriyle birlikte Rusların ilerleyişini durdurmağa çalıştı. Kuvvetlerinin azalması, silah ve techizatının kalmaması sebebiyle 1859’da Ruslara teslim olmak zorunda kaldı. Nihâyet Ruslar 1864’te bütün Kafkasya’daki millî mücâdele hareketlerini kanlı bir şekilde bastırarak Kafkasya’yı tahakkümleri altına aldılar. Onbinlerce Türk Anadolu’ya hicret etti. Rus çarları bütün Kafkasya’da sömürgeleştirme ve Ruslaştırma siyâseti uyguladılar. Ondokuzuncu yüzyılın sonlarında Rus idâresine karşı milliyetçi hareketler genişledi, Çar hükümetlerine karşı muhâlefet şiddetlendi. Bu muhalefet hareketleri netîcesinde 1905 ve 1917 Rus devrimleri ortaya çıktı.
Batılı ülkelerin teşvik ve tahrikleri netîcesinde, başta bulunan Talat, Enver ve Cemâl paşalar oldu-bittiye getirerek Osmanlı devletini Birinci Dünya savaşına soktular. Enver paşa idâresindeki bir orduyla Kafkasya üzerine sefer düzenledi, ordunun kış şartlarına uygun donatılmaması ve Enver paşanın harp tecrübesine sahib olmaması sebebiyle Osmanlı ordusu Ruslara yenik düştü. Kafkasya’nın alınması bir tarafa, Rus orduları Doğu Anadolu’da ilerleyerek Erzurum, Erzincan, Muş, Bitlis’i işgâl ettiler. Karadeniz kıyısında da ilerleyen Ruslar Trabzonu işgâl ettiler. Ekim 1917’de Rusya’da Bolşevik ihtilâli olunca Rus orduları Kafkasya cephesinden geri çekildi. Brest-Litovsk andlaşması imzalanarak Kars, Ardahan ve Batum Osmanlı Devletine bırakıldı.
Kafkasyada yaşayan milletler de Rusya’dan ayrılarak bir federasyon kurdular. Fakat bu federasyon kısa sürede parçalandı. Mayıs 1918’de Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan bağımsızlıklarını îlân ederek sosyalist idâreyi benimsemiş birer cumhûriyet oldular. Kuzey Kafkasya da bağımsızlığını îlân etmek istediyse de başarılı olamadı. 15 Aralık 1922’de Kafkasardı Sovyet Federasyonu ve SSCB’ye katıldı.
İkinci Dünya Savaşında, Bakü petrol kuyularını ele geçirmek için Kafkasyayı stratejik bir hedef olarak seçen Almanlar 1942 yazında Elburz dağı ve Terek nehri kıyısına kadar ilerlediler. Ancak Stalingradda bozguna uğrayınca ele geçirdikleri tüm topraklardan geri çekilmek zorunda kaldılar. Bu savaş sırasında Almanlarla işbirliği yapan Kafkas milletleri (Çeçenler, İnguşlar, Karaçaylar) vatanlarından sürüldüler. Daha sonra tekrar yurtlarına döndürüldüler. Kafkasya’da yaşayan milletlere karşı komünist idare zamanında çeşitli baskı ve zulümler uygulandı. Bu milletler yıllarca devam eden kültür emperyalizmi sonunda kendi kültür ve dînî inançlarından uzaklaştırıldılar.
Bugün Kafkasya’da Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan olmak üzere üç bağımsız devlet bulunmaktadır. Türkiye’nin Kafkasya ve Orta Asya’daki Türk kavimleriyle irtibatını sağlayabileceği tek geçiş yeri olan Nahcivan Özerk Cumhuriyeti 13 Ekim 1921 Kars antlaşmasıyla Azerbaycan’ın himâyesine verilmişti. 1990’da SSCB’nin dağılmasından sonra Ermenistan Azerbaycan’ı hedef alan saldırılarını başlattı. Rusya ve batılı ülkelerinde desteklediği Ermeni saldırılarının gayesi Türkiye’nin Orta Asya Türk Cumhuriyetleriyle münasebetlerini kesmeye yöneliktir.
Gürcistan, Azerbaycan ve Ermenistan’ın dışında Kafkaslarda Dağıstan, Kuzey Osetya, Çeçen-İnguş ve Kabartay-Balkar Özerk Cumhûriyetleri Rusya federasyonuna bağlıdırlar. Rusya’ya bağlı Adigey ve Karaçay-Çerkez Özerk bölgeleri, Azerbaycana bağlı Nahçıvan ve Yukarı Karabağ özerk bölgeleri, Gürcistan’a bağlı Ahazya (Abhazistan), Acaristan ve Güney Osetya özerk bölgeleri Kafkasyada yer almaktadır.
Kaynak
Rehber Ansiklopedisi
Alm. Kaukasus (gebirge n) (m), Fr. Caucase (m), İng. Caucasus. Rusya’nın güneyinde bulunan dağ sırası. Batısında, Karadeniz; kuzeyinde, Kuma Ovası; doğusunda, Hazar Denizi; güneyinde, Türkiye ve İran ile çevrilmiştir. 440.000 km2lik bir alanı kaplamaktadır. Kafkas Dağları, Kuzey ve Güney Kafkaslar olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Kuzeyde kalan sıra dağlara Büyük Kafkas, Güney Kafkas Dağlarına ise Küçük Kafkas Dağları denir. Bu iki dağ silsilesini Karadeniz’e dökülen Riyon Nehri ile Hazar Denizine dökülen Kura Nehirleri birbirinden ayırır.
Büyük (Kuzey) Kafkas Dağları 1300 km kadar bir uzunluğa sâhib olmakla birlikte, yüksekliği 2000 m’nin altına hiç düşmemektedir. Bu dağ silsilesi de kendi arasında Batı Kafkas, Orta Kafkas ve Doğu Kafkas olarak üçe ayrılmaktadır. Batı Kafkaslarda, Kafkas Dağlarının en yüksek noktası Elburz Tepesi (5633 m) bulunmakta olup, Terek Nehrinin bir kolu tarafından açılan vâdiye kadar (Hamison Geçidi) olan bölgedir. Orta Kafkaslardaki hiçbir yükselti 4000 m’nin altında değildir. Bu kısımdaki en yüksek yer Kazbek (5047 m) olup, Sulak Irmağının açtığı vâdiye kadar devam eder. Doğu Kafkaslar Sulak Irmağı vâdisinden Apşeron Yarımadasına kadar olan dağlardır. Burada en yüksek yer Bazardyuzu (4466 m) dur. Batı Kafkaslarda dağların genişliği 200 km’yi bulur. Büyük Kafkasların tepeleri hattından geçtiği farz edilen hat, aynı zamanda Asya ve Avrupa kıtalarını birbirinden ayıran hattır.
Bu sırada büyük volkanik kütleler hâkimdir. Elbruz, Sakara (5060 m) ve Kazbek’in dördüncü zamanda püskürttüğü öne sürülmektedir. Bu hipotez sâhiplerinin dayanak noktaları, hâlen sıcak su kaynaklarının ortaya çıkması ve zelzelelerin devam etmesidir. Bölgenin batı kısmında bulunan buzulların alanı 2000 km2dir.
Riyon Vâdisi kanalıyla Karadeniz’den esen çok şiddetli ve nemli rüzgarlara açık olan batı kesim, sık ormanlarla örtülüdür. Doğu kesim ise kuraktır. Bölgede dağların yüksek olması sebebiyle geçit mümkün olmayıp, Terek Irmağının açmış olduğu Deryal Geçidi vâsıtasıyla geçit mümkündür. Geçit, askerî ve ulaştırma bakımından büyük önem taşır.
Güney Kafkas Dağları birçok küçük parçadan meydana gelmiş olup, dağlar üzerindeki tepelerin ortalama yüksekliği 3720 m civârındadır. Genel olarak iki kütleden meydana gelmiş sayılabilir: Batum ile Yukarı Kura arasında Acaro-İmertya Dağları (2580 m), Yukarı Kura ile Tiflis arasındaki Triyaletya Dağları (2750 m) ve Savsark Dağları (3300 m)dır.
Bölgenin yüzey şekilleri çok farklıdır. Küçük ovalar, volkanik tepeler, yamaçlar ve hemen yanlarında dik tıkaçlar ürkütücü bir manzara arz eder. Karadenize açık yamaçlarının hemen hepsi sulak olan dağlar, doğuya doğru kuraklaşır. Yazları çok sıcak olan bu iklim bütün Azerbaycan ovasına hakimdir. Güney dağları bölgesi de yine geçit vermeyip, sâdece Gümrü ile Karakilise arasındaki Akbulak Geçidi vâsıtasıyla geçit mümkündür.
Bölgede ülke ortası ile ulaşım ya Karadeniz ve Hazar Denizi kıyılarından veya geçitlerden yapılabilmektedir. Demiryolları da kıyılarda bulunmaktadır.
Büyük Kafkas Dağlarında mâden yatakları vardır. Kömür azdır. Kuzey bölgelerde petrol çıkarılır. Riyon’un orta bölümünde zengin manganez yatakları vardır. Âzerbaycan’da demir filizi ve boksit çıkarılarak işlenir.
KAFKASYA
Karadeniz’in kuzeydoğusundaki Taman Yarımadasından, Hazar Denizinin batısındaki Apşeron Yarımadasına kadar uzanan dağlık bölgeye verilen ad. Yaklaşık 379.880 km2 alanı kaplayan bu bölge Kafkas dağlarıyla ikiye bölünmüştür. Kuzeyde kalan kısma Kuzey Kafkasya veya Sirkafkasiyen (Kafkasönü), güneyde kalan kısma ise Transkafkasya (Kafkasardı) adı verilmektedir. Kuzey kafkasya bölgesinde çoğu tahıl ekimi yapılan geniş düzlükler vardır. Transkafkasya ise benzer düzlükler ve Küçük Kafkaslarla kaplıdır. Kuzeybatı-Kuzeydoğu istikametinde iki sıra hâlinde uzanan Kafkas dağlarının kuzeyde olanlarına Büyük Kafkaslar, güneyde olanlarına ise Küçük Kafkaslar denilmektedir.
Kafkasya coğrafî olarak; sıradağlar, platolar, vâdiler, ovalar, ırmaklar ve göllerin yer aldığı muhtelif yüzey şekillerine sahiptir. Büyük Kafkasların uzunluğu yaklaşık 1200 km.dir. Bu dağlar üzerindeki belli başlı doruk noktalar Elburz (5642 m), Dihtau (5203 m), Koştantau (5144 m), Şhara (5068 m) ve Kazbek (5033 m) tir. Dağlarda geniş alanlar kaplayan iki binden fazla buzul bulunmaktadır. Kafkaslarda büyük su kaynakları vardır. En derin ve büyük ırmakları Rioni, Kura ve Aragvi’dir. En büyük göl ise Sevan gölüdür. Dağların yamaçları meşe, kestane, kayın, kızılağaç, çam, ıhlamur gibi ağaçlardan meydana gelen ormanlarla kaplıdır. Kafkas dağlarında, kömür, demir, kurşun, çinko, bakır, molibden, manganez gibi maden yatakları, zengin yeraltı kaynakları vardır. Azerbaycan, Krasnodor ve Stavrapol bölgelerinde petrol çıkarılır. Kafkas dağları şifâlı maden suları, yapı malzemesi olarak kullanılan taşlar ve diğer mineraller bakımından da zengindir.
Kafkasyanın değişik yerlerinde bir kaç yüz kişiden meydana gelen dil topluluklarından, sayıları milyonlara ulaşan büyük milli topluluklara kadar ellinin üzerinde insan topluluğu yaşamaktadır. Kafkasya’da yerleşmiş olan milletleri üç grupta toplamak mümkündür. Bunlardan birincisi; Çerkezler, Abazalar, Lezgiler, Çeçenler ve Gürcülerden olan kafkas kavimleri, ikincisi; Ermeniler, Osnsetler, Svanlar, Ruslar ve İranlılarla bâzı Avrupa milletlerinden olan İndo-Avrupa kavimleri, Üçüncüsü ise; Azerî, Kumuk, Karaçay, Balkar, Nogay, Kafkasya Türkmeni ve Kundur Türkleridir.
Kafkasya’da 30-40 kadar çeşitli dil konuşulmaktadır. Bu diller dilbilimcileri tarafından çeşitli sınıflandırmalara tâbi tutulmuştur. Dilbilimcilerinin çoğunun kabûl ettiği tasnife göre Kafkas dilleri; Güney Kafkas dilleri, Kuzeybatı Kafkas dilleri ve Kuzeydoğu Kafkas dilleri diye kısımlara ayrılmıştır. Güney Kafkas dil ailesine; Gürcüce, Megrelce (Mingrelce), Lazca, Svanca dilleri, Kuzeybatı Kafkas dilleri ailesine; Abhaz, Abaza, Adige, Kabartay ve Ubuh (Vubih) dilleri Kuzeydoğu Kafkas dilleri ailesine ise; Nah ve Dağıstan dilleri girmektedir. Çeçen ve İnguş dillerini de içine alan Kuzeydoğu Kafkas dilleri ailesi üç kısma ayrılabilir. Birincisi; Dağıstanın iç ve batı kesimleriyle Azerbaycan, BDT’nin bir bölümünde konuşulan Avar-Andi-Dido dilleri, ikincisi; Dağıstanın iç kesimlerinde konuşulan Lak-Dargva dilleri, üçüncüsü ise; Dağıstan’ın güneyinde konuşulan Lezgi dilleridir. Kafkasya’daki yazılı diller resmî dillerdir. Basın, radyo ve televizyon mahalli dillerde yayın yapmaktadır. İlköğrenimde öğrenciler anadillerinde öğrenim görürler. Alfabe olarak ise Kiril alfabesi benimsenmiştir.
Dünyânın en eski yerleşim merkezlerinden ve batı ile doğu arasındaki önemli kavşak noktalarından olan Kafkasya’da birçok milletler yerleştiler. Kimmerler, İskitler, Sarmatlar, Hunlar, Avarlar ve Hazarlardan sonra Romalıların hakimiyeti altında kalan Kafkasya, İran’da hüküm süren Sâsâniler tarafından istilâ edildi. İslâm orduları hazret-i Ömer’in halîfeliği sırasında Derbent’e kadar geldilerse de Hazarlar onların ilerlemesine izin vermediler. Emevî halîfelerinden Hişâm bin Abdülmelik devrinde Kafkasya İslâm devletinin sınırları içine alındı. El-Cezîre valiliği ile Kafkasya’dan feth olunan yerler idârî olarak birleştirildi. Kuzey ve Güney Kafkasya bölgeleri tamâmen fethedildikten sonra Arran’ın merkezi Bazza’da bir ordugâh kuruldu. Azerbaycan, Arran, Şirvan, Ermenistan ve Gürcistan’ı da içine alan büyük bir vilâyet teşkil edildi. Abbâsiler zamanında bu vilâyet parçalanıp ayrı ayrı, Azerbaycan, Ermenistan ve Şirvan eyâleti ile Tifliste bir Müslüman Gürcistan emirliği kuruldu.
Onbirinci yüzyılın ikinci yarısından îtibâren Kafkasya’ya Selçuklu Türklerinin akınları başladı. Büyük Selçuklu hükümdarı Melikşah, Hazar Denizinin batı ve güneybatı sahillerine ve Kafkasya’nın diğer yerlerine Müslüman-Türk kabilelerini yerleştirdi. İki yüz sene kadar Selçuklu hâkimiyetinde kalan kafkasya Moğol istilasına maruz kaldı. Menuçehr Şah Dağıstan’ın güneyinde bir devlet kurdu. Daha sonra Selçukluların bir şubesi olan Şirvanşâhlar hânedanı bu bölgede hâkimiyet kurdu. Şirvanşahlar Timur Han’ın Kafkasya seferine kadar hâkimiyetlerini sürdürdüler. Bu sırada Şirvan Şahı olan Şeyh İbrâhim bin Sultan Mehmet birçok muharebelerde Timur Han’la birlikte bulundu. Bu devlet Dağıstan yöresinde 1535 senesine kadar hüküm sürdükten sonra, Safevîler tarafından yıkıldı. Onaltıncı yüzyıldan îtibâren Osmanlı devleti de Kafkasya’da nüfuz tesis etmeye başladı. Bunda Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferinden sonra halifeliği bizzat kendi üzerinde bulundurmasının önemli yeri vardır. Çünkü dinî yönden bütün Kafkasya Müslümanları halifeye bağlanmış oluyorlardı.
Kırım’ı sınırları içine alarak Kafkasya’ya kuzeyden nüfûz etmeye çalışan Osmanlı devleti, Güney Kafkasya’da etkili olan İran üzerine sefer düzenledi. Çaldıran Savaşında İran hükümdârı Şah İsmail’in Yavuz Sultan Selim Han tarafından yenilmesi üzerine Osmanlı ordusu Kafkasyaya fiilen girmiş oldu.
Osmanlı Devleti 1568 yılında Don-Volga kanal projesini gerçekleştirmek üzere harekete geçti. Bu projenin gayesi Osmanlı Devletinin Orta Asya Türk Devletleriyle irtibatını sağlamak ve Rusya’nın Orta-Asya ile Kafkaslardaki yayılmasına mâni olmaktı. Hatta İran bile hâkimiyet altına alınabilecekti. Ancak Rus Çarının bu büyük projeye mani olmak yolunda giriştiği faaliyetler yanında Kırım Hanı Gazi Girayında aleyhte çalışmaları sebebiyle başarı sağlanamadı.
24 Ağustos 1578’de Gürcistan zaptedildi. Gürcistan’dan sonra Azerbaycan Osmanlı ülkesine katıldı. Bir müddet Osmanlı hakimiyetinde kalan Kafkasya, Anadoluda başgösteren Celâlî isyanları sebebiyle İran idâresi altına girdi. Kafkaslarda meydana gelen bâzı karışıklıkları fırsat bilen Rusya 1722’de Agrahan’ı ve Derbend’i işgâl etti ve İran üzerine hücum etti. İran kuvvetlerini yenerek 1724 senesinde anlaşma imzalandı. Bu andlaşmaya göre; Derbend kalesi, Bakü, Geylan, Mazenderan ve Esterabad Rusyaya bırakıldı. Rusya böylece Kafkasların güneyine kadar inerek Kafkasyadaki İran topraklarını Osmanlılarla paylaştı. 1727’de Osmanlılar İran üzerine Sefer düzenleyerek Tiflis’i aldılar. Revan, Nahçıvan, Lesi ve Gence alındı. Osmanlılar, Ruslar ve İranlılar arasındaKafkasya’da çeşitli zamanlarda harpler oldu. Uzun süren savaşlar sonunda Osmanlılar yenilerek Küçük Kaynarca andlaşmasını imzalamak zorunda kaldılar. Bu andlaşmaya göre OrtaKafkasya’nın kuzeyinde bulunan küçük ve büyük Kabartaylar Ruslara bırakıldı. Ruslar tarafından alınan Gürcistan taraflarındaki Kutayis ve Şehriban Osmanlılara, diğer yerler ise Gürcülere verildi. 1774’te Kırım elden çıkınca Osmanlı devleti 1787’de Rusya’ya karşı savaş ilân etti. Fakat yenilerek 1791’de yaş andlaşması imzâlandı. Bu andlaşmaya göre Kafkaslarda sınırın Kuban ırmağı olması kararlaştırıldı. Ondokuzuncu yüzyılın başında Gürcistan Rusya’nın bir eyâleti haline geldi. Ruslar Kafkasya’ya asker göndererek Dağıstan’ın ve Kafkasya’nın büyük bir kısmını aldılar ve Doğu Anadoluya kadar ilerlediler. Daha sonraki yıllarda da Kafkasya’da Rus nüfûzu etkili olmaya devâm etti.
Rusların baskıcı ve sömürgeci siyâseti karşısında dayanamayan Kafkasyalı Müslümanlar Rusya’ya karşı genel harb ilân ettiler. Bu karşı hareketin çekirdeğini Kafkas Avarları teşkil ettiler. Hareketi 1829 tarihinden itibaren İmam Gâzi Muhammed başlattı. Gâzi Molla lakabıyla da tanınan bu zât tesirli vâaz ve nasîhatleriyle Müslümanları Ruslara karşı cihâda teşvik etti. Nihâyet bir beyannâme neşrederek Ruslara karşı fiili mücâdeleye girişti. Gâzi Molla’dan sonra Hamzat (Gamzet) Bey, Şeyh Şâmil ve Hacı Murat gibi mücâhidler bu mücâdeleyi devam ettirdiler. Bilhassa Şeyh Şâmil Ruslara karşı Kafkasyayı korumak için savaşan kahramanlardan biri oldu. 25 yıl Ruslara karşı savaştı. Hâkim olduğu bölgede islâmî cumhuriyet teşkilatı kurdu. Talebeleriyle birlikte Rusların ilerleyişini durdurmağa çalıştı. Kuvvetlerinin azalması, silah ve techizatının kalmaması sebebiyle 1859’da Ruslara teslim olmak zorunda kaldı. Nihâyet Ruslar 1864’te bütün Kafkasya’daki millî mücâdele hareketlerini kanlı bir şekilde bastırarak Kafkasya’yı tahakkümleri altına aldılar. Onbinlerce Türk Anadolu’ya hicret etti. Rus çarları bütün Kafkasya’da sömürgeleştirme ve Ruslaştırma siyâseti uyguladılar. Ondokuzuncu yüzyılın sonlarında Rus idâresine karşı milliyetçi hareketler genişledi, Çar hükümetlerine karşı muhâlefet şiddetlendi. Bu muhalefet hareketleri netîcesinde 1905 ve 1917 Rus devrimleri ortaya çıktı.
Batılı ülkelerin teşvik ve tahrikleri netîcesinde, başta bulunan Talat, Enver ve Cemâl paşalar oldu-bittiye getirerek Osmanlı devletini Birinci Dünya savaşına soktular. Enver paşa idâresindeki bir orduyla Kafkasya üzerine sefer düzenledi, ordunun kış şartlarına uygun donatılmaması ve Enver paşanın harp tecrübesine sahib olmaması sebebiyle Osmanlı ordusu Ruslara yenik düştü. Kafkasya’nın alınması bir tarafa, Rus orduları Doğu Anadolu’da ilerleyerek Erzurum, Erzincan, Muş, Bitlis’i işgâl ettiler. Karadeniz kıyısında da ilerleyen Ruslar Trabzonu işgâl ettiler. Ekim 1917’de Rusya’da Bolşevik ihtilâli olunca Rus orduları Kafkasya cephesinden geri çekildi. Brest-Litovsk andlaşması imzalanarak Kars, Ardahan ve Batum Osmanlı Devletine bırakıldı.
Kafkasyada yaşayan milletler de Rusya’dan ayrılarak bir federasyon kurdular. Fakat bu federasyon kısa sürede parçalandı. Mayıs 1918’de Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan bağımsızlıklarını îlân ederek sosyalist idâreyi benimsemiş birer cumhûriyet oldular. Kuzey Kafkasya da bağımsızlığını îlân etmek istediyse de başarılı olamadı. 15 Aralık 1922’de Kafkasardı Sovyet Federasyonu ve SSCB’ye katıldı.
İkinci Dünya Savaşında, Bakü petrol kuyularını ele geçirmek için Kafkasyayı stratejik bir hedef olarak seçen Almanlar 1942 yazında Elburz dağı ve Terek nehri kıyısına kadar ilerlediler. Ancak Stalingradda bozguna uğrayınca ele geçirdikleri tüm topraklardan geri çekilmek zorunda kaldılar. Bu savaş sırasında Almanlarla işbirliği yapan Kafkas milletleri (Çeçenler, İnguşlar, Karaçaylar) vatanlarından sürüldüler. Daha sonra tekrar yurtlarına döndürüldüler. Kafkasya’da yaşayan milletlere karşı komünist idare zamanında çeşitli baskı ve zulümler uygulandı. Bu milletler yıllarca devam eden kültür emperyalizmi sonunda kendi kültür ve dînî inançlarından uzaklaştırıldılar.
Bugün Kafkasya’da Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan olmak üzere üç bağımsız devlet bulunmaktadır. Türkiye’nin Kafkasya ve Orta Asya’daki Türk kavimleriyle irtibatını sağlayabileceği tek geçiş yeri olan Nahcivan Özerk Cumhuriyeti 13 Ekim 1921 Kars antlaşmasıyla Azerbaycan’ın himâyesine verilmişti. 1990’da SSCB’nin dağılmasından sonra Ermenistan Azerbaycan’ı hedef alan saldırılarını başlattı. Rusya ve batılı ülkelerinde desteklediği Ermeni saldırılarının gayesi Türkiye’nin Orta Asya Türk Cumhuriyetleriyle münasebetlerini kesmeye yöneliktir.
Gürcistan, Azerbaycan ve Ermenistan’ın dışında Kafkaslarda Dağıstan, Kuzey Osetya, Çeçen-İnguş ve Kabartay-Balkar Özerk Cumhûriyetleri Rusya federasyonuna bağlıdırlar. Rusya’ya bağlı Adigey ve Karaçay-Çerkez Özerk bölgeleri, Azerbaycana bağlı Nahçıvan ve Yukarı Karabağ özerk bölgeleri, Gürcistan’a bağlı Ahazya (Abhazistan), Acaristan ve Güney Osetya özerk bölgeleri Kafkasyada yer almaktadır.
Kaynak
Rehber Ansiklopedisi
[attachment=188447]
Raşidi Tarikatında Tuz Muskası Nedir Nasıl Yapılır?
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
Selamün Aleyküm!
Raşidi Hatimi Yahutta "Hatmei Raşidan" Nedir?
Raşidi Tarikatının Kurucusu Başağaçlı Raşit Tunca'nın ezbere bildiği, veya okuyup zikrettiği, sureler, ayetler, salavatlar, zikirler dir. Ve Bunlar Raşit Tunca'nın Günlük veya haftalık veya senede bir veya ömürde bir okuyup zikretmiş olduğu veya muska olarak üzerinde taşıdığı dualar, zikirler, sureler, ayetler ve salavatların yaklaşık olarak tamamıdır.
Vird olarak okunmak istenince, en az haftada bir defa, orta haddesi günde bir defa ve en fazla, günde iki defa, sabah ve ikindi namazından sonra zikredilip hatmedilir. Arapça olanı "HAMEYLi MUSKASI" olaraktan, Herhangi güzel bir misk ile kokulanıp folya ile sarılı olarak ve deri muhafaza içinde üzerinizde, veya arabanızda veya çantanızda taşınır.
ZIRH VE KALKAN OLARAK TA
Bir Tabak içine bir küçük paket "Tuz" dökülür ve, Hatmei Raşidan okunurken, arada bir zikirdeki durak olan noktalara gelince, durup tabaktaki tuza üflenir, ve tabak kaşık yardımı ile karşıtırılarakdan, tekrar tekrar hatim bitesiye üflenir ve karşıtırılır. ve sonra bu tuz kapaklı bir kavonaza koyup ağzı sıkıca kapatılır. Haftada bir, 10 litreli bir kovaya, bir çay kaşığı katılıp, ılık su ile eritilir ve banyodan sonra, yani sabunlanıp durulandıktan sonra, bu tuzlu su, bir tas ile, bütün vucada dökülüp vücut ıslatılır, vücudun bu tuzlu suyu emmesi için biraz beklenir, ve sonra havlu ile kurulanılır, ve vücut iyonoze edilir, ve aynen pil gibi olunur, ve pili doldurmak içinde, hatme bir defa daha zikredilir, ondan sonra, her hafta, hatme okunmadan önce bu tuzlu su ile yukardaki tarif üzre banyo edilip, vücut iyonize edilir, ve sonra hatme okunur, ve vücudunuz bir elektrik kalkanı oluşturur bu sayede.
Ve aynı tuzdan, yemeklerinize de, salatalarınıza da kullanabilirsiniz. Tuz bitince yenisini yaparsınız.
Raşidi Tarikatında Tuz Muskası Nedir Nasıl Yapılır?
Bu okuduğumuz Tuzdan internette Satılan Ağzı Contalı ve Kapaklı Cam Şişe Kolye içine bir miktar doldurlur ve kolye şeklinde herzaman üzerinizde taşınır, ve yapabilirsenz herhangi bir tasallut ve şeytani saldırıda o şişe tutulur bütün gücünüzle o kötü enerjili valığı o tuzlu şişenin içine hapsetmeye çalışılır ve herzaman üzerinizde bulundurulur, tuvalete girerken de çıkarmanıza gerek yoktur.
Ağzı Contalı ve Kapaklı Cam Şişe Kolye satın almak için mesela amazondan
BURAYA TIKLA
Örnek Resimler Kendim yaptım ve kullanıyorum
Raşidi Tarikatında Tuz Muskası Nedir Nasıl Yapılır?
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
Selamün Aleyküm!
Raşidi Hatimi Yahutta "Hatmei Raşidan" Nedir?
Raşidi Tarikatının Kurucusu Başağaçlı Raşit Tunca'nın ezbere bildiği, veya okuyup zikrettiği, sureler, ayetler, salavatlar, zikirler dir. Ve Bunlar Raşit Tunca'nın Günlük veya haftalık veya senede bir veya ömürde bir okuyup zikretmiş olduğu veya muska olarak üzerinde taşıdığı dualar, zikirler, sureler, ayetler ve salavatların yaklaşık olarak tamamıdır.
Vird olarak okunmak istenince, en az haftada bir defa, orta haddesi günde bir defa ve en fazla, günde iki defa, sabah ve ikindi namazından sonra zikredilip hatmedilir. Arapça olanı "HAMEYLi MUSKASI" olaraktan, Herhangi güzel bir misk ile kokulanıp folya ile sarılı olarak ve deri muhafaza içinde üzerinizde, veya arabanızda veya çantanızda taşınır.
ZIRH VE KALKAN OLARAK TA
Bir Tabak içine bir küçük paket "Tuz" dökülür ve, Hatmei Raşidan okunurken, arada bir zikirdeki durak olan noktalara gelince, durup tabaktaki tuza üflenir, ve tabak kaşık yardımı ile karşıtırılarakdan, tekrar tekrar hatim bitesiye üflenir ve karşıtırılır. ve sonra bu tuz kapaklı bir kavonaza koyup ağzı sıkıca kapatılır. Haftada bir, 10 litreli bir kovaya, bir çay kaşığı katılıp, ılık su ile eritilir ve banyodan sonra, yani sabunlanıp durulandıktan sonra, bu tuzlu su, bir tas ile, bütün vucada dökülüp vücut ıslatılır, vücudun bu tuzlu suyu emmesi için biraz beklenir, ve sonra havlu ile kurulanılır, ve vücut iyonoze edilir, ve aynen pil gibi olunur, ve pili doldurmak içinde, hatme bir defa daha zikredilir, ondan sonra, her hafta, hatme okunmadan önce bu tuzlu su ile yukardaki tarif üzre banyo edilip, vücut iyonize edilir, ve sonra hatme okunur, ve vücudunuz bir elektrik kalkanı oluşturur bu sayede.
Ve aynı tuzdan, yemeklerinize de, salatalarınıza da kullanabilirsiniz. Tuz bitince yenisini yaparsınız.
Raşidi Tarikatında Tuz Muskası Nedir Nasıl Yapılır?
Bu okuduğumuz Tuzdan internette Satılan Ağzı Contalı ve Kapaklı Cam Şişe Kolye içine bir miktar doldurlur ve kolye şeklinde herzaman üzerinizde taşınır, ve yapabilirsenz herhangi bir tasallut ve şeytani saldırıda o şişe tutulur bütün gücünüzle o kötü enerjili valığı o tuzlu şişenin içine hapsetmeye çalışılır ve herzaman üzerinizde bulundurulur, tuvalete girerken de çıkarmanıza gerek yoktur.
Ağzı Contalı ve Kapaklı Cam Şişe Kolye satın almak için mesela amazondan
BURAYA TIKLA
Örnek Resimler Kendim yaptım ve kullanıyorum
DUYU
Canlılarda içten ve dıştan gelen uyarıları almayı mümkün kılan ruhî güç.
İslâm düşünce ve bilim tarihi boyunca teşekkül eden terminoloji içinde
duyu his ve hâsse (çoğulu havâs) kelimeleriyle ifade edilmiş, bilgi
problemiyle ilgili olarak duyu ve algı konuları his, havâs, havâss-ı hams,
havâss-ı zâhire, havâss-ı bâtıne, havâss-ı selîme, el-kuvvetü’l-hassâse, el-
kuvvetü’l-müdrike, en-nefsü’l-hayvâniyye ve esbâbü’l-ilm gibi başlıklar
altında incelenmiştir. Bir duyu gücünün herhangi bir etkenle uyarılmasına
ihsâs, buna bağlı olarak nesnenin zihindeki kavramına ma‘rifet ve fehim,
bağımsız bilgi haline gelmesine idrak denir. Duyu objeleri ve genel olarak
duyulara konu olan şeyler için mahsûs (çoğulu mahsûsât) ve hissî (çoğulu
hissiyyât) kavramları kullanılır.
İslâm düşünce tarihinde duyu meselesiyle ilgili olarak teşekkül eden
literatürün kapsam ve derinliğini kavramak öncelikle modern perspektife
ihtiyaç gösterir. Çünkü İslâm Ortaçağı’nda meselenin ele alınış tarzı,
modern anlayışla paralellik taşıması yanında onun habercisi de olmuştur.
Genel bir bakışla duyuların ve duyum hadisesinin açıklanmasında
fizikî değişkenlerin rolünü hiçbir şekilde göz ardı etmediği görülen
müslüman düşünürler, duyu algısını nihaî noktada ruhî güçlere
bağlamışlardır. Aristo’nun De Anima (Kitâbü’n-Nefs) ve De Sensu et
Sensato (el-His ve’l-mahsûs) adlı eserlerinin özel bir etkiye sahip olduğu bu
açıklamalarda esasen nefis “tabii-organik cismin ilk kemali” olarak
tanımlandığı için ruhî güçlerin bedene ait organlarla iş gördüğü kabul
edilmiş olmaktadır. Bu sebeple modern anlayışa uygun olarak duyu
organları, sinirler ve beyin merkezleri duyumun açıklanmasında daima
önemli olmuştur. Ayrıca duyuların sağladığı bilginin değeri ve arazlar
şeklinde kavranan duyu verilerinin ontolojik ispatı gibi konuları ele alan
kelâmcılar da konuya modern felsefede hâlâ tartışmaları süren yeni boyutlar
kazandırmışlardır.
Söz konusu tartışmaların tecrübî veriler zeminindeki görünümü modern
psikoloji tarafından oluşturulmaktadır. Bu disiplin, duyum (sensation)
hadisesini psikofizik bir fonksiyon olarak tanımlama eğilimindedir. Bu
fonksiyon psikolojik (zihnî-ruhî) değişken ile fizikî değişken (uyarı
yoğunluğu) arasındaki ilişkiyi ifade etmektedir. Ayrıca tecrübe ve
hesaplamalar ışığında duyuların mutlak ve değişken duyu eşikleriyle sınırlı
olduğu üzerinde önemle duran modern psikoloji, algı yanılmaları
hususundaki dikkatiyle de duyularla edinilen bilginin değeri konusuna yeni
bir bakış açısı getirmiştir. Psikolojinin derinleştirmeye çalıştığı modern renk
teorileri, klasik arazlar meselesine kazandırılmış yeni bir çerçeve olarak
görülebilir. Duyu organlarının, alıcıların ve beyindeki duyu merkezlerinin
anatomik ve fizyolojik yapısı psikolojik açıklamalarda tabiatıyla önemli
sayılmaktadır (Hilgard v.dğr., s. 104-127).
Modern felsefe çevrelerinde de duyunun tam bir tanımı üzerinde anlaşmaya
varılmış değildir. Öncelikle duyum hadisesinin fizikî mi ruhî mi olduğu
hususu farklı görüşlere yol açmıştır. Bir grup düşünür duyum sürecinin
tamamen ruhî (zihnî) olduğunu ileri sürerken aksi fikirde olanlar, duyulan
şeylerin zihinden bağımsız var olabilen fizikî nitelikler olduğunu
savunmaktadır. Bu tartışmaların oluşturabileceği muhtemel kavram
karışıklıklarını önlemek amacıyla duyum sürecinin ruhî ve zihnî vechesini
ifade etmek üzere duyum, duyulan nitelikler için de duyu verileri (sense-
data) terimi kullanılarak nisbî bir kavram uzlaşmasına gidilmiştir. Ancak
yine de duyum sürecini açıklarken ruhî hadiseleri fizikî çerçevede ele alma
eğiliminde olan materyalizme rağmen çok sayıda düşünür, duyumlar ve
idrak psikolojisinin temeline ruhî ve zihnî açıklamaları yerleştirmiştir (EBr.,
XX, 222).
Müslüman düşünürlerin yakından tanıdığı antik felsefeye dair fikirler içinde
Empedokles ve atomculara ait duyu teorileri, maddî duyulur nesnelerle
duyu organları arasındaki mekanik bir açıklama ile temellendirilmişti.
Özellikle Demokrit atomculuğunun duyulur niteliklerin hâricî varlıklarını
kabul etmeyen görüşleri hem İslâm kelâmcıları hem de filozofları
tarafından reddedildi. Bu konuda müslüman düşünürlerin oldukça realist bir
tutum takındığı görülür. Kelâmcılar için arazların ispatı meselesinin önemi
inkâr edilemezdi; çünkü böylece kendilerini Demokrit atomculuğundan
ayırmış olacaklardı. İbn Sînâ, Demokrit’in bizzat adını zikrederek ona ait
“mahsûs keyfiyetler”in hâricî varlıklarının olmadığı şeklindeki görüşü
reddetmiştir (De Anima, s. 62). İslâm kelâmcıları da insanı her şeyin ölçüsü
sayan sofistlerin (özellikle Protagoras), duyu tecrübelerini algılayana göre
izâfî addeden görüşlerine hiç yakınlık duymadı. Çünkü onların yaygın
kabulüne göre Sûfestâiyye’ye ait yaklaşımlar temeli itibariyle genelde
bilginin, özelde de duyularla sağlanan bilginin imkânsızlığına yol
açmaktaydı. Ancak hissî idraklerin kesin bilgi sağlamak için yeterli
olamayacağı hususunu da belirtmeden edememişlerdi (Sâbûnî, s. 56-57).
Eflâtun’un, Devlet (Kitâbü’s-Siyâse) diyalogunda duyu tecrübelerinin
yalnızca bir zan (opinion) ifade ettiğini, bilgi sağlamadığını, bilginin,
değişen duyulur dünyanın duyular seviyesindeki tecrübesinden değil akılla
edinilebileceğini ileri sürdüğü müslümanlarca biliniyordu. Bu sebeple
Eflâtuncu etkilerin yoğunluğu nisbetinde çeşitli filozof ve mutasavvıfın
düşüncelerinde “âlem-i mahsûs”un değişken verilerine karşılık aklî âlemin
değişmez bilgi formları daha çok teveccühe mazhar olmuştur. Aristo’ya
göre ise her duyunun belli bir objesi, özel bir duyulur nesnesi vardır.
İşitmenin objesi ses, görmeninki renktir. Bütün nesnelerdeki hareket, şekil,
hacim, sayı gibi ortak nitelikleri de ortak duyum algılar. Her duyu ile objesi
arasında zorunlu bir bağ olduğu için duyuların yanılması imkânsızdır.
Ancak duyu için bu yanılmazlık pasif alıcı sıfatıyla söz konusudur. Belli bir
hükme ulaştıran aktif duyum hadisesi için yanılma söz konusu olabilir (The
Encyclopedia of Philosophy, VII, 415). Ruh ve ruhî güçler konusunda
müslüman filozoflara ilham veren Aristo’nun duyulara ait fikirlerinin izleri
meselâ İbn Sînâ psikolojisinde gözlenebilmektedir.
Aristo’daki pasif alıcı olarak yanılmayan, ancak duyum süreci içinde belli
bir dönüşüme uğrayarak yanlış hükümlere varan duyu anlayışı, modern
felsefe ve psikolojide de problem teşkil etmeye devam etmiştir. Fizyolojik
ve psikolojik araştırmalara göre duyu organı ve sinirlerin duyu verilerini
şartlandırması ve hatta oluşturması, hallüsinasyon ve illüzyonun birer zihnî
hayalden ibaret oluşu, nihayet duyumda beyin fonksiyonlarının işe
karışması, duyu verilerinin objektif algılanışı fikrini sarsmaktadır. Ayrıca
duyu verilerinin kesin olmadığı, bütünü kuşatmadığı da dikkate alındığında
duyulara dayanılarak verilecek hükümlere sonuna kadar güvenilemeyeceği
daha çok anlaşılmaktadır (a.g.e., VII, 411-412). Bütün bu tesbitler,
Gazzâlî’nin duyuların verdiği bilgiden kuşkulanmakta ne kadar haklı
olduğunu göstermektedir. Ona göre çıplak gözün bir dinar çapında
algıladığı yıldızların arzdan da büyük olduğu astronominin matematik
delilleriyle bilinmektedir (el-Münkız mine’d-dalâl, s. 7-9).
İlk İslâm filozofu Kindî’ye göre duyu, nefsin duyu organlarından biri
aracılığıyla nesnelerin formlarını algıladığı güçtür veya nefsin nesneleri
algılayan gücüdür (Resâǿil, s. 167). Duyulur nesnelerin devam, hareket,
nicelik, nitelik, şiddet gibi yönlerden değişken olmasına bağlı olarak duyu
idrakleri de değişkendir. Öte yandan duyu objeleri daima maddî veya maddî
olana bağlı bir şeydir. Buna karşılık Kindî’nin “tabiat” dediği eşyanın
gerçeklik ve aklî ilkeleri ancak aklın bilgi alanına girer. Zira bu temel
varlıkları sadece, insan aklı denilen “yetkin nefsin güçleri” kuşatabilir
(a.g.e., s. 106-108). İslâm düşünce tarihinin yine erken dönem eserlerinden
İhvân-ı Safâ’ya ait Resâǿil’de duyu hadisesinin “fi’l-Hâs ve’l-mahsûs”
(algılayana ve algılanan nesnelere dair) başlığını taşıyan özel bir bölümde
incelendiği görülmektedir. İhvân, duyulur nesnelerin cismanî olduğunu ve
duyulara konu olan şeylerin cismanî arazlardan ibaret bulunduğunu
öncelikle belirtir. Ancak buna karşılık duyuları algılayan güçler ruhanîdir.
Duyular ve duyu
organları arasındaki ilişki onları özdeş sayacak kadar ileridir. Bunlarla
ruhanî duyu güçleri duyum hadisesinin psikofizik karakterini yansıtırlar.
İhvân-ı Safâ’nın getirdiği tarife göre duyu (his), doğrudan doğruya duyulur
nesnenin uyarısıyla duyu organlarının mizacının değişmesidir. Duyum ise
(ihsâs) duyu güçlerinin duyu organlarının mizacındaki nitelik değişikliğini
algılamasından ibarettir. Bu duyum sürecini tamamlayan aşama, duyu
gücünün beyne ilettiği değişikliği veya modern deyimle uyarıyı
muhayyilenin farkedip algılamasıdır. Çünkü muhayyile bu değişikliği
normal durumla karşılaştırma melekesine sahiptir. İşitme olayında, tıpkı su
dalgaları gibi iç içe geçmiş küreler şeklinde yayılan ses dalgalarının
farkında olan İhvân, görme olayında da gözün anatomik yapısının ne kadar
önemli olduğunun bilincinde görünmektedir. Genel olarak duyum, dış
ortamdaki değişikliğin duyu organını uyarması ve bu uyarının organın
normal mizacında oluşturduğu değişikliğin muhayyile tarafından
değerlendirilip ruh tarafından algılanması şeklinde kavranmaktadır (Resâǿil,
II, 401-409).
Fârâbî, el-CemǾ beyne reǿyeyi’l-hakîmeyn’de Aristo’nun, zihinde bilgilerin
ancak duyular yardımıyla oluştuğu şeklindeki görüşünü hatırlatarak nefsin
akıl gücüne kendisinde tecrübelerin birikmesiyle ulaştığını, buna göre de
aklın tecrübelerden başka bir şey olmadığını belirtmektedir. Fârâbî’ye göre
ilke olarak aklın duyudan bağımsız ve kendine mahsus hiçbir fiili yoktur.
Şu var ki duyu varlığı olduğu gibi algıladığı halde akıl, tek tek nesnelerin
ötesinde bir bütün olarak zıtlarıyla birlikte ve olduğundan başka türlü
şekillerde de düşünebilir veya tasarlayabilir (s. 22-24). Ayrıca Fârâbî,
varlığa ait kavramların teşekkülünde duyu gücünün aracı bir güç
durumunda bulunduğunu, asıl soyutlama yapanın algı gücü olduğunu
isabetle belirtir (et-TaǾlîkāt, s. 3-4). İbn Sînâ’ya göre ise algı gücü dış ve iç
olmak üzere ikiye ayrılır. Dış algı güçleri beş duyudur. İç algı güçleri ise
ortak duyu (el-hissü’l-müşterek), tasavvur gücü (el-kuvvetü’l-musavvire/el-
hayâl), tahayyül gücü (el-kuvvetü’l-mütehayyile/müfekkire [mütefekkire]),
vehim gücü (el-kuvvetü’l-vehmiyye) ve hatırlama gücüdür (el-kuvvetü’z-
zâkire/el-hâfıza). Duyu algısı sürecinde bu güçlerin ilk üçü doğrudan
doğruya iş başındadır; daha sonraki güçlerse ilk üçünden faydalanan hayalî
ve aklî algılara ilişkindir. Dolayısıyla duyu verileri topyekün algı süreci
içinde iç algı güçlerince değerlendirilmektedir (aş. bk.). Görüldüğü gibi İbn
Sînâ Fârâbî’nin görüşünü destekler ve onu daha da netleştirir. Böylece
filozoflar zihinde duyu verilerini değerlendirecek beş ayrı merkezin
bulunduğunu, tikel olan duyu verilerinin iç duyu ve algı güçleri tarafından
değerlendirildikten sonra tümel bilgi haline geldiğini savunurlar. Fakat
kelâmcılar, objektif gerçekliği bulunmadığı gerekçesiyle iç duyu ve algı
güçlerinin varlığını kabul etmezler; onlar algılama olayının aracısız zihnî
bir işlem olduğunu, yani zihnin duyu verilerini doğrudan doğruya algılayıp
onları değerlendirdiğini söylerler (Teftâzânî, s. 16). Kelâmcılar beş duyu,
haber-i sâdık ve akıldan ibaret üç bilgi kaynağı kabul etmişler, ayrıca
kesinlik bakımından yaptıkları bilgi tasnifinde beş duyu ile elde edilen
bilgileri, “zarûriyyât” diye nitelendirdikleri altı bilgi çeşidinin ilki olarak
göstermişlerdir (Bâkıllânî, et-Temhîd, s. 35 vd.; el-İnsâf, s. 14 vd.).
Mutasavvıflara gelince, özellikle felsefenin etkisiyle bilgi problemine yeni
bir boyut getirme amacından kaynaklanmış olacak ki onlar da beş dış
duyuya karşılık, metafizik varlık alanında birer bilgi kaynağı olan akıl, kalp,
ruh, sır ve hafî gibi terimlerle ifade edilen beş iç duyunun var olduğunu
iddia ederlerse de kelâmcılar mutasavvıfların bu görüşlerini ilmî ve objektif
bir ölçüsü bulunmadığı gerekçesiyle kabul etmemişlerdir.
İslâm felsefesinde bilhassa İbn Sînâ’dan itibaren dış duyular, insan ve
hayvandaki teşekkül sırasına göre şöyle tasnif edilmiştir:
1. Dokunma duyusu (hâssetü’l-lems). Bir hayvan veya insanın var olmasını
sağlayan duyuların ilkidir. Bir canlı diğer duyulardan mahrum kalsa da
varlığını sürdürebilir, fakat dokunma duyusunu yitiren canlı yaşayamaz.
Çünkü öteki duyuların fonksiyonunu kaybetmesi durumunda dokunma
duyusu bir ölçüde onları telâfi ettiği halde diğer duyular dokunma
duyusunun kaybını telâfi edemez. Başta İbn Sînâ olmak üzere (De Anima,
s. 67-68) İslâm düşünürleri, dokunma duyusunun diğerlerine göre hayatî
bakımdan daha önemli olduğu üzerinde ehemmiyetle durmuşlardır. İlk ve
Ortaçağ filozoflarının anlayışına göre dokunma duyusu deri ve sinirlere
yayılmış vaziyette bulunur; dolayısıyla diğer duyulardan farklı olarak
bunun özel bir organı yoktur. Duyum, sinirlerin, kendilerine temas eden ve
kendi yoğunluklarından farklı yoğunlukta olan şeyleri algılaması, bu
şeylerin farklı niteliğine uygun olarak değişikliğe uğraması ve etkilenmesi
suretiyle gerçekleşir. Dokunma duyusu, duyulanlardaki farklı niteliklere
göre dört veya daha çok duyudan meydana gelir. Bunlar soğukluk-sıcaklık,
kuruluk-yaşlık, sertlik-yumuşaklık, kabalık-düzgünlük ve ağırlık-hafiflik
gibi birbirine zıt özellikteki uyarıcıları algılayan ve vücudun değişik
yerlerine dağılmış olan duyulardır.
2. Tatma duyusu (hâssetü’z-zevk). Dilin üzerine yayılmış sinirlerde
bulunduğu kabul edilen bu duyu ile yiyecek ve içeceklerin tadı ve lezzeti
algılanır. Tatma olayının nasıl gerçekleştiği hususunda farklı açıklamalar
yapılmıştır. Bazıları tatmanın, dildeki ıslak cevherle tadılan şeydeki ıslak
cevherin birbirine karışması sonucu olduğunu ileri sürerler. Diğer bazıları
da tatmanın, ağızdan dile doğru giden damarlar vasıtasıyla dildeki
yumuşatma ve parçalama sonucunda gerçekleştiğini söylerler. İbn Sînâ ve
Gazzâlî’nin de benimsediği ortak görüşe göre dile temas eden besinler,
dilde bulunan tükürük salgısıyla karışarak parçalanır, sonuçta tat ortaya
çıkar ve dil üzerindeki sinirlere ulaşır, sinirler de bu tadı algılar. Bu
duyunun ceninde doğum anında ortaya çıktığı kabul edilmektedir.
Abdülkāhir el-Bağdâdî, bir kısım insanların tatma duyusunu dokunma
duyusu içinde yer alan bir duyu olarak kabul ettiklerini söyler. Ayrıca
Nazzâm’ın da cinsî zevkin idrak edildiği bir başka duyunun varlığını kabul
ettiğini naklederek bu görüşü tenkit eder (Usûlü’d-dîn, s. 10). İbn Sînâ,
dokunma duyusu ile tatma duyusu arasında bir yakınlık görmüştür. Zira bu
duyu da dokunma gibi çoğunlukla dilin tadılan nesneye temas etmesiyle
faaliyet gösterir. Ancak dokunmada dokunan (deri) ve dokunulan nesne
arasında sertlik-yumuşaklık gibi bir nitelik birliği bulunduğu halde tat
almada böyle bir birlik yoktur; bu sebeple idrak, tat almayı sağlayacak özel
bir organ sayesinde gerçekleşir (De Anima, s. 75).
3. Koklama duyusu (hâssetü’ş-şem). Bu duyu ile güzel ya da hoş olan ve
olmayan çeşitli kokular algılanır. İslâmî kaynaklarda bu duyunun, beynin ön
yüzünde yayılmış bulunan ve iki meme ucuna benzeyen bir çıkıntı
içerisinde olduğu kabul edilir. Koku alma duyumunun
nasıl gerçekleştiği hususunda değişik görüşler ileri sürülmüştür. Bazıları,
organların başının beyinde bulunduğunu ve böylece onun nefes yoluyla
kokuları kendisine cezbettiğini kabul ederler. Bazıları ise koklamanın,
koklanan şeyin buharı sebebiyle nefesteki hava titreşimleri vasıtasıyla vuku
bulduğunu ileri sürerler. İbn Sînâ’ya göre bu duyu, nefes yoluyla içeriye
alınan hava vasıtasıyla kendisine iletilen kokuyu algılar. Bu koku, ya hava
ile karışık olarak bulunan buharda veya kokulu cismin bir değişime
uğrayarak etkilediği havada bulunur. Gazzâlî daha ziyade ikinci görüşü
tercih etmiş görünmektedir. Çünkü ona göre hava, kokuyu koklanan şeyden
duyuya taşımaz; ateş ve soğuk birbirine temas ettiklerinde nasıl bir
değişiklik meydana geliyorsa aynı şekilde hava ile kokunun teması
sonucunda da bir mahiyet değişikliği ortaya çıkar (MeǾâricü’l-kuds, s. 33).
Koklama duyusu hayvanlarda daha kuvvetlidir.
4. İşitme duyusu (hâssetü’s-sem‘). Bu duyu ile bütün söz ve seslerin
algılandığı kabul edilir. İşitme duyumunun mahiyeti konusunda da farklı
görüşler mevcuttur. İbn Sînâ, bunu hava titreşimlerinin kulak boşluğunda
meydana getirdiği hareketle açıklar. Gazzâlî de benzer bir görüşe sahiptir.
Buna göre dışarıda şiddetli çarpma ve sıkışmalar sonucu oluşan basınçlı
hava dalgası, kulak boşluğunda hareketsiz ve sıkışmış olarak duran havaya
ulaşınca bu havayı kendisininkine benzer bir tarzda hareket ettirir. Kulak
boşluğundaki havanın titreşmesi kulakta yayılmış olan sinirlere dokununca
ses işitilmiş olur. Sesin, mahiyeti itibariyle bir tür cisim olduğunu ileri
sürenler olmuştur. Bunlar, “her fail ve mef‘ulün cisim olduğu” kaidesinden
hareket ederler. Bu anlayış çerçevesinde ses kendisini duymamız, işitmemiz
için faaliyette bulunur; mûsiki nağmeleri bizi harekete geçirir, mûsikisi
olmayan sesler sıkıntı verir. Ses harekete geçer ve yumuşak dokulara çarpar,
tıpkı duvara çarpan bir top gibi tekrar geriye döner.
5. Görme duyusu (hâssetü’l-basar). Cisimlere ait renk, şekil ve miktar gibi
nitelikleri algılayan bu duyu, güzellik ve çirkinlik gibi estetik değerleri de
algılar. Kelâmcılar, görme duyusu ile bütün varlıkları algılamanın mümkün
olduğunu kabul ederken bazı filozoflar, renkli cisimlerin görüntüleri dışında
bir şeyin idrak olunmadığını, Mu‘tezile’den Ebû Hâşim görme duyusu ile
sadece cisimler ve renklerin, Ebû Ali el-Cübbâî ise cisimler, renkler ve
tabiattaki her türlü değişmenin idrak edildiğini ileri sürmüşlerdir. Ehl-i
sünnet kelâmcılarının, görme duyusunun var olan her şeyi algılayabileceği
şeklindeki görüşleri rü’yetullah hakkındaki düşüncelerinden
kaynaklanmaktadır. Zira onlar âhirette Allah’ın gözle görülebileceğini
savunmuşlardır. Görme duyumunun nasıl meydana geldiği konusunda
değişik görüşler ortaya atılmıştır. Eflâtuncular’a göre gözden bir ışık
huzmesi çıkmakta ve görülen şeylerin içine yayılmaktadır. El bedenin
dışında olan bir şeye nasıl dokunuyorsa göz de aynı şekilde görülen şeye
temas ederek onun görüntüsünü algılamaktadır. Aristocular ise tam tersi bir
açıklama getirmiştir. Onlara göre görme olayı, ışınların gözden çıkıp
görülen şeye teması ile değil görülen şeyin sûretinin saydam bir aracı
vasıtasıyla göze iletilmesiyle gerçekleşir. Gazzâlî ise orta bir yol tutarak bir
mütekabiliyet teorisi öne sürmüştür. Ona göre renkli nesnelerden göze bir
şey ulaştığı gibi gözden de renkli nesnelere ışınlar ulaşmaktadır. Fakat ışın,
yansıtma özelliği olan nesnedeki sûreti algılamak için yeni bir sûret
meydana getirmektedir. Böylece görme hususi bir mütekabiliyet ve göz
merceği vasıtasıyla meydana gelir. Göz merceğinde sûret hâsıl olunca o
bunu gözün ortasındaki sinire ulaştırır. Bu sinirdeki ruh, durgun suya
akseden şekil gibi latif bir cisimdir. Bu ruh aldığı sûreti beynin ön tarafında
göze bitişik iki kanalın buluştuğu yere iletir. Burada ortak duyu vasıtasıyla
iki sûret tek sûret hâlinde algılanır (MeǾâricü’l-kuds, s. 34-35). Ancak
konuyla ilgili asıl katkıların Gazzâlî öncesi dönemde İbn Sînâ tarafından
yapıldığı belirtilmelidir. Anatomi konusunda büyük bir otorite oluşu, onun
görme psikolojisinde önemli başarılar kaydetmesini sağlamıştır. Görme
olayının fizyolojik optik açısından matematik temellendirilişi ise İbn
Sînâ’nın çağdaşı olan İbnü’l-Heysem tarafından mükemmelleştirilmiştir
(Sayılı, s. 206, 228).
İşitme ve görme duyularından hangisinin daha önemli ve değerli olduğu
meselesi tartışmalara konu olmuştur. Filozoflar, işitmenin görmeden önemli
olduğunu, çünkü onunla karanlıkta ve aydınlıkta altı cihetten seslerin
algılandığını, buna karşılık görme duyusu ile ancak karşı yönden ve güneş
ışınları vasıtasıyla uyaranların algılanabildiğini belirtirler. Kelâmcıların
çoğunluğu ise görme duyusunun işitme duyusuna üstünlüğünü kabul eder;
çünkü işitme yoluyla sadece sesler ve sözler idrak edilir, görme duyusu ile
cisimler, renkler ve bütün görüntüler algılanır. Fahreddin er-Râzî, Yûnus
sûresinin 48. âyetini tefsir ederken İbn Kuteybe’nin bu âyete dayanarak
işitme duyusunun görmeden daha üstün olduğunu kabul ettiğini nakleder.
Râzî gerek bu görüşü gerekse aksini destekleyen delilleri ayrıntılı olarak
zikreder.
Belli şeyleri idrak eden bir duyu organının bunun dışında kalan şeyleri idrak
edip etmemesinin imkânı da tartışılmıştır. Filozoflar ve Mu‘tezile bunun
mümkün olamayacağını ileri sürerken Ehl-i sünnet kelâmcıları algılamayı
câiz görerek bu cevazı şu görüşe dayandırırlar: Algı olayı duyuların tesiri
olmaksızın sırf Allah’ın yaratmasıyla gerçekleşir; böyle olunca teorik
olarak bir duyu organının başka bir duyu organına ait duyumu sağlaması,
meselâ gözün faaliyeti neticesinde seslerin işitilmesi gibi bir durumun
yaratılması imkânsız değildir. Fakat fiilî olarak bunun mümkün olmayacağı
hususunda görüş birliği vardır.
İç algı güçlerinden ortak duyunun fonksiyonları, duyu algısının
gerçekleşmesinde çok önemli bir rol oynar. Aristo’nun özel ve ayrı bir duyu
değil de dış duyuların ortak tabiatı olarak tanımladığı bu güç (De Anima, II,
7, 418ª, 20-26; III, 1, 425ª, 14-17; a.e. [trc. J. Tricot], s.425-450), İbn
Sînâ’nın kaleminde ayrıntılarıyla şekillenen felsefî İslâm psikolojisinde, beş
duyunun ötesinde onlardan ayrı ve hatta onların ilkesi olan bir iç duyu
olarak tanımlanmıştır. Bu duyu, beynin ön bölümünde yer alan özel bir
organa sahiptir. İbn Sînâ’ya göre ortak duyu beş duyunun yöneticisi olup
bunların ortak algı merkezidir. Duyu verileri orada toplanır, orada birleşir
ve oradan ayrılarak dış duyu algısını yönlendirir. Ortak duyu, aynı zamanda
duyu formlarını olduğu gibi saklayıp depolayan tasavvur gücü ile bu
formları alıp işleyerek hayal formlarına dönüştüren mütehayyile gücünün
işe karışmasıyla çağrışım, algı yanılması, hallüsinasyon, rüya gibi beş
duyuyu aşan iç yaşantıların duyumlandığı güçtür. Ortak duyunun, hem duyu
hem de hayal formlarının algılanmasına yönelik bu ekran özelliği sebebiyle
İbn Sînâ bu gücü, Aristo’nun “hayal, tahayyül gücü” anlamında kullandığı
“bantasya” (phantasia) olarak da adlandırmıştır (De Anima, 41-44, 152-153,
163-165; ayrıca bk. İDRAK).
Kur’ân-ı Kerîm’de, âhiret hayatı ile ilgili olarak sıkça zikredilen cennet
nimetleriyle cehennem azabı özellikle duyulara hitap etmektedir (meselâ
bk. el-Bakara 2/25; el-A‘râf 7/50; İbrâhim 14/16-17; el-Kehf 18/31; el-Hac
22/19-22; Yâsîn 36/55-57). Ehl-i sünnet’in, âhiretteki yeniden dirilmenin
ruh-beden bütünlüğü içinde gerçekleşeceği görüşü esas alındığında maddî
ve ruhanî lezzet ve elemlerin her ikisinin de yaşanması gerekecektir. Bu
durumda, dünyada insanın sahip olduğu duyuların âhirette de varlıklarını
devam ettireceği sonucuna ulaşılmaktadır.
BİBLİYOGRAFYA
et-TaǾrîfât, “el-basar”, “el-hâfıza”, “el-hissü’l-müşterek”, “el-hayâl”, “ez-
zevk”, “es-semǾ”, “eş-şemm”, “el-lems”, “el-mütehayyile” md.leri;
Tehânevî, Keşşâf, “el-hiss”, “el-hissü’l-müşterek”, “el-hissî”, “el-hissiyyât”,
“el-mahsûs”, “el-ihsâs” md.leri; Cemîl Salîbâ, el-MuǾcemü’l-felsefî, Beyrut
1982, “el-hiss” md.; Aristoteles [Aristo], De Anima, II, 7, 418ª, 20-26; III,
1, 425ª, 14-27; a.e. (trc. J. Tricot), Paris 1947, s. 425-450; Kindî, Resâǿil, s.
106-108, 167; Fârâbî, et-TaǾlîkāt, Haydarâbâd 1346, s. 3-4; a.mlf.,
Fusûsü’l-hikem, Haydarâbâd 1345, s. 11-13; a.mlf., el-CemǾ beyne
reǿyeyi’l-hakîmeyn (el-MecmûǾ içinde), Kahire 1325/1907, s. 22-24;
Makdisî, el-BedǾ ve’t-târîh, I, 27; II, 130-132; İhvân-ı Safâ, Resâǿil, Beyrut
1376-77/1957, II, 396-417; Bâkıllânî, et-Temhîd (Ebû Rîde), s. 35-38;
a.mlf., el-İnsâf, s. 14 vd.; İbn Sînâ, De Anima (nşr. Fazlur Rahman),
London 1970, s. 41-44, 59-194; a.mlf., en-Necât, Kahire 1357/1938, s. 158-
163; Bağdâdî, Usûlü’d-dîn, Beyrut 1401/1981, s. 8-11; Cüveynî, el-İrşâd
(Muhammed), s. 173, 185; Gazzâlî, İhyâǿ, Kahire 1967, III, 8; a.mlf.,
MeǾâricü’l-kuds, Kahire, ts. (Matbaatü’l-İstikāme), s. 32-39; a.mlf.,
Mîzânü’l-Ǿamel (nşr. Süleyman Dünyâ), Kahire 1964, s. 202-203, 211, 213;
a.mlf., el-Münkız mine’d-dalâl (nşr. M. Muhammed Câbir), Kahire, ts., s. 7-
9; Nûreddin es-Sâbûnî, Mâtürîdiyye Akaidi (trc. Bekir Topaloğlu), Ankara
1979, s. 56-57; Fahreddin er-Râzî, Mefâtîhu’l-gayb, İstanbul 1307, IV, 849-
850; a.mlf., en-Nefs ve’r-rûh, Lahor 1388/1968, s. 76-77; Âmidî, el-Mübîn,
s. 103-106; İbnü’l-Arabî, el-Fütûhât, I, 205; II, 90-101; IV, 211-212, 316-
318; İbn Seb‘în, Büddü’l-Ǿârif (nşr. C. Kettûre), Beyrut 1978, s. 233-274;
Teftâzânî, Şerhu’l-ǾAkāǿid, Kahire 1408/1988, s. 15-17; E. R. Hilgard
v.dğr., Introduction to Psychology, New York 1979, s. 104-127; Abdülkerîm
Osman, ed-Dirâsetü’n-nefsiyye Ǿinde’l-müslimîn, Kahire 1981, s. 288-308;
Aydın Sayılı, “İbn Sînâ’da Işık, Görme ve Gökkuşağı”, İbn Sînâ:
Doğumunun Bininci Yılı Armağanı, Ankara 1984, s. 203-241; “Sensation”,
EBr., XX, 222-224; “Sensa”, The Encyclopedia of Philosophy (nşr. Paul
Edwards), New York 1972, VII, 407-415; “Sensationalism”, a.e., VII, 415-
418.
Hayati Hökelekli
Kaynak
Diyanet islam Ansiklopedisi
Canlılarda içten ve dıştan gelen uyarıları almayı mümkün kılan ruhî güç.
İslâm düşünce ve bilim tarihi boyunca teşekkül eden terminoloji içinde
duyu his ve hâsse (çoğulu havâs) kelimeleriyle ifade edilmiş, bilgi
problemiyle ilgili olarak duyu ve algı konuları his, havâs, havâss-ı hams,
havâss-ı zâhire, havâss-ı bâtıne, havâss-ı selîme, el-kuvvetü’l-hassâse, el-
kuvvetü’l-müdrike, en-nefsü’l-hayvâniyye ve esbâbü’l-ilm gibi başlıklar
altında incelenmiştir. Bir duyu gücünün herhangi bir etkenle uyarılmasına
ihsâs, buna bağlı olarak nesnenin zihindeki kavramına ma‘rifet ve fehim,
bağımsız bilgi haline gelmesine idrak denir. Duyu objeleri ve genel olarak
duyulara konu olan şeyler için mahsûs (çoğulu mahsûsât) ve hissî (çoğulu
hissiyyât) kavramları kullanılır.
İslâm düşünce tarihinde duyu meselesiyle ilgili olarak teşekkül eden
literatürün kapsam ve derinliğini kavramak öncelikle modern perspektife
ihtiyaç gösterir. Çünkü İslâm Ortaçağı’nda meselenin ele alınış tarzı,
modern anlayışla paralellik taşıması yanında onun habercisi de olmuştur.
Genel bir bakışla duyuların ve duyum hadisesinin açıklanmasında
fizikî değişkenlerin rolünü hiçbir şekilde göz ardı etmediği görülen
müslüman düşünürler, duyu algısını nihaî noktada ruhî güçlere
bağlamışlardır. Aristo’nun De Anima (Kitâbü’n-Nefs) ve De Sensu et
Sensato (el-His ve’l-mahsûs) adlı eserlerinin özel bir etkiye sahip olduğu bu
açıklamalarda esasen nefis “tabii-organik cismin ilk kemali” olarak
tanımlandığı için ruhî güçlerin bedene ait organlarla iş gördüğü kabul
edilmiş olmaktadır. Bu sebeple modern anlayışa uygun olarak duyu
organları, sinirler ve beyin merkezleri duyumun açıklanmasında daima
önemli olmuştur. Ayrıca duyuların sağladığı bilginin değeri ve arazlar
şeklinde kavranan duyu verilerinin ontolojik ispatı gibi konuları ele alan
kelâmcılar da konuya modern felsefede hâlâ tartışmaları süren yeni boyutlar
kazandırmışlardır.
Söz konusu tartışmaların tecrübî veriler zeminindeki görünümü modern
psikoloji tarafından oluşturulmaktadır. Bu disiplin, duyum (sensation)
hadisesini psikofizik bir fonksiyon olarak tanımlama eğilimindedir. Bu
fonksiyon psikolojik (zihnî-ruhî) değişken ile fizikî değişken (uyarı
yoğunluğu) arasındaki ilişkiyi ifade etmektedir. Ayrıca tecrübe ve
hesaplamalar ışığında duyuların mutlak ve değişken duyu eşikleriyle sınırlı
olduğu üzerinde önemle duran modern psikoloji, algı yanılmaları
hususundaki dikkatiyle de duyularla edinilen bilginin değeri konusuna yeni
bir bakış açısı getirmiştir. Psikolojinin derinleştirmeye çalıştığı modern renk
teorileri, klasik arazlar meselesine kazandırılmış yeni bir çerçeve olarak
görülebilir. Duyu organlarının, alıcıların ve beyindeki duyu merkezlerinin
anatomik ve fizyolojik yapısı psikolojik açıklamalarda tabiatıyla önemli
sayılmaktadır (Hilgard v.dğr., s. 104-127).
Modern felsefe çevrelerinde de duyunun tam bir tanımı üzerinde anlaşmaya
varılmış değildir. Öncelikle duyum hadisesinin fizikî mi ruhî mi olduğu
hususu farklı görüşlere yol açmıştır. Bir grup düşünür duyum sürecinin
tamamen ruhî (zihnî) olduğunu ileri sürerken aksi fikirde olanlar, duyulan
şeylerin zihinden bağımsız var olabilen fizikî nitelikler olduğunu
savunmaktadır. Bu tartışmaların oluşturabileceği muhtemel kavram
karışıklıklarını önlemek amacıyla duyum sürecinin ruhî ve zihnî vechesini
ifade etmek üzere duyum, duyulan nitelikler için de duyu verileri (sense-
data) terimi kullanılarak nisbî bir kavram uzlaşmasına gidilmiştir. Ancak
yine de duyum sürecini açıklarken ruhî hadiseleri fizikî çerçevede ele alma
eğiliminde olan materyalizme rağmen çok sayıda düşünür, duyumlar ve
idrak psikolojisinin temeline ruhî ve zihnî açıklamaları yerleştirmiştir (EBr.,
XX, 222).
Müslüman düşünürlerin yakından tanıdığı antik felsefeye dair fikirler içinde
Empedokles ve atomculara ait duyu teorileri, maddî duyulur nesnelerle
duyu organları arasındaki mekanik bir açıklama ile temellendirilmişti.
Özellikle Demokrit atomculuğunun duyulur niteliklerin hâricî varlıklarını
kabul etmeyen görüşleri hem İslâm kelâmcıları hem de filozofları
tarafından reddedildi. Bu konuda müslüman düşünürlerin oldukça realist bir
tutum takındığı görülür. Kelâmcılar için arazların ispatı meselesinin önemi
inkâr edilemezdi; çünkü böylece kendilerini Demokrit atomculuğundan
ayırmış olacaklardı. İbn Sînâ, Demokrit’in bizzat adını zikrederek ona ait
“mahsûs keyfiyetler”in hâricî varlıklarının olmadığı şeklindeki görüşü
reddetmiştir (De Anima, s. 62). İslâm kelâmcıları da insanı her şeyin ölçüsü
sayan sofistlerin (özellikle Protagoras), duyu tecrübelerini algılayana göre
izâfî addeden görüşlerine hiç yakınlık duymadı. Çünkü onların yaygın
kabulüne göre Sûfestâiyye’ye ait yaklaşımlar temeli itibariyle genelde
bilginin, özelde de duyularla sağlanan bilginin imkânsızlığına yol
açmaktaydı. Ancak hissî idraklerin kesin bilgi sağlamak için yeterli
olamayacağı hususunu da belirtmeden edememişlerdi (Sâbûnî, s. 56-57).
Eflâtun’un, Devlet (Kitâbü’s-Siyâse) diyalogunda duyu tecrübelerinin
yalnızca bir zan (opinion) ifade ettiğini, bilgi sağlamadığını, bilginin,
değişen duyulur dünyanın duyular seviyesindeki tecrübesinden değil akılla
edinilebileceğini ileri sürdüğü müslümanlarca biliniyordu. Bu sebeple
Eflâtuncu etkilerin yoğunluğu nisbetinde çeşitli filozof ve mutasavvıfın
düşüncelerinde “âlem-i mahsûs”un değişken verilerine karşılık aklî âlemin
değişmez bilgi formları daha çok teveccühe mazhar olmuştur. Aristo’ya
göre ise her duyunun belli bir objesi, özel bir duyulur nesnesi vardır.
İşitmenin objesi ses, görmeninki renktir. Bütün nesnelerdeki hareket, şekil,
hacim, sayı gibi ortak nitelikleri de ortak duyum algılar. Her duyu ile objesi
arasında zorunlu bir bağ olduğu için duyuların yanılması imkânsızdır.
Ancak duyu için bu yanılmazlık pasif alıcı sıfatıyla söz konusudur. Belli bir
hükme ulaştıran aktif duyum hadisesi için yanılma söz konusu olabilir (The
Encyclopedia of Philosophy, VII, 415). Ruh ve ruhî güçler konusunda
müslüman filozoflara ilham veren Aristo’nun duyulara ait fikirlerinin izleri
meselâ İbn Sînâ psikolojisinde gözlenebilmektedir.
Aristo’daki pasif alıcı olarak yanılmayan, ancak duyum süreci içinde belli
bir dönüşüme uğrayarak yanlış hükümlere varan duyu anlayışı, modern
felsefe ve psikolojide de problem teşkil etmeye devam etmiştir. Fizyolojik
ve psikolojik araştırmalara göre duyu organı ve sinirlerin duyu verilerini
şartlandırması ve hatta oluşturması, hallüsinasyon ve illüzyonun birer zihnî
hayalden ibaret oluşu, nihayet duyumda beyin fonksiyonlarının işe
karışması, duyu verilerinin objektif algılanışı fikrini sarsmaktadır. Ayrıca
duyu verilerinin kesin olmadığı, bütünü kuşatmadığı da dikkate alındığında
duyulara dayanılarak verilecek hükümlere sonuna kadar güvenilemeyeceği
daha çok anlaşılmaktadır (a.g.e., VII, 411-412). Bütün bu tesbitler,
Gazzâlî’nin duyuların verdiği bilgiden kuşkulanmakta ne kadar haklı
olduğunu göstermektedir. Ona göre çıplak gözün bir dinar çapında
algıladığı yıldızların arzdan da büyük olduğu astronominin matematik
delilleriyle bilinmektedir (el-Münkız mine’d-dalâl, s. 7-9).
İlk İslâm filozofu Kindî’ye göre duyu, nefsin duyu organlarından biri
aracılığıyla nesnelerin formlarını algıladığı güçtür veya nefsin nesneleri
algılayan gücüdür (Resâǿil, s. 167). Duyulur nesnelerin devam, hareket,
nicelik, nitelik, şiddet gibi yönlerden değişken olmasına bağlı olarak duyu
idrakleri de değişkendir. Öte yandan duyu objeleri daima maddî veya maddî
olana bağlı bir şeydir. Buna karşılık Kindî’nin “tabiat” dediği eşyanın
gerçeklik ve aklî ilkeleri ancak aklın bilgi alanına girer. Zira bu temel
varlıkları sadece, insan aklı denilen “yetkin nefsin güçleri” kuşatabilir
(a.g.e., s. 106-108). İslâm düşünce tarihinin yine erken dönem eserlerinden
İhvân-ı Safâ’ya ait Resâǿil’de duyu hadisesinin “fi’l-Hâs ve’l-mahsûs”
(algılayana ve algılanan nesnelere dair) başlığını taşıyan özel bir bölümde
incelendiği görülmektedir. İhvân, duyulur nesnelerin cismanî olduğunu ve
duyulara konu olan şeylerin cismanî arazlardan ibaret bulunduğunu
öncelikle belirtir. Ancak buna karşılık duyuları algılayan güçler ruhanîdir.
Duyular ve duyu
organları arasındaki ilişki onları özdeş sayacak kadar ileridir. Bunlarla
ruhanî duyu güçleri duyum hadisesinin psikofizik karakterini yansıtırlar.
İhvân-ı Safâ’nın getirdiği tarife göre duyu (his), doğrudan doğruya duyulur
nesnenin uyarısıyla duyu organlarının mizacının değişmesidir. Duyum ise
(ihsâs) duyu güçlerinin duyu organlarının mizacındaki nitelik değişikliğini
algılamasından ibarettir. Bu duyum sürecini tamamlayan aşama, duyu
gücünün beyne ilettiği değişikliği veya modern deyimle uyarıyı
muhayyilenin farkedip algılamasıdır. Çünkü muhayyile bu değişikliği
normal durumla karşılaştırma melekesine sahiptir. İşitme olayında, tıpkı su
dalgaları gibi iç içe geçmiş küreler şeklinde yayılan ses dalgalarının
farkında olan İhvân, görme olayında da gözün anatomik yapısının ne kadar
önemli olduğunun bilincinde görünmektedir. Genel olarak duyum, dış
ortamdaki değişikliğin duyu organını uyarması ve bu uyarının organın
normal mizacında oluşturduğu değişikliğin muhayyile tarafından
değerlendirilip ruh tarafından algılanması şeklinde kavranmaktadır (Resâǿil,
II, 401-409).
Fârâbî, el-CemǾ beyne reǿyeyi’l-hakîmeyn’de Aristo’nun, zihinde bilgilerin
ancak duyular yardımıyla oluştuğu şeklindeki görüşünü hatırlatarak nefsin
akıl gücüne kendisinde tecrübelerin birikmesiyle ulaştığını, buna göre de
aklın tecrübelerden başka bir şey olmadığını belirtmektedir. Fârâbî’ye göre
ilke olarak aklın duyudan bağımsız ve kendine mahsus hiçbir fiili yoktur.
Şu var ki duyu varlığı olduğu gibi algıladığı halde akıl, tek tek nesnelerin
ötesinde bir bütün olarak zıtlarıyla birlikte ve olduğundan başka türlü
şekillerde de düşünebilir veya tasarlayabilir (s. 22-24). Ayrıca Fârâbî,
varlığa ait kavramların teşekkülünde duyu gücünün aracı bir güç
durumunda bulunduğunu, asıl soyutlama yapanın algı gücü olduğunu
isabetle belirtir (et-TaǾlîkāt, s. 3-4). İbn Sînâ’ya göre ise algı gücü dış ve iç
olmak üzere ikiye ayrılır. Dış algı güçleri beş duyudur. İç algı güçleri ise
ortak duyu (el-hissü’l-müşterek), tasavvur gücü (el-kuvvetü’l-musavvire/el-
hayâl), tahayyül gücü (el-kuvvetü’l-mütehayyile/müfekkire [mütefekkire]),
vehim gücü (el-kuvvetü’l-vehmiyye) ve hatırlama gücüdür (el-kuvvetü’z-
zâkire/el-hâfıza). Duyu algısı sürecinde bu güçlerin ilk üçü doğrudan
doğruya iş başındadır; daha sonraki güçlerse ilk üçünden faydalanan hayalî
ve aklî algılara ilişkindir. Dolayısıyla duyu verileri topyekün algı süreci
içinde iç algı güçlerince değerlendirilmektedir (aş. bk.). Görüldüğü gibi İbn
Sînâ Fârâbî’nin görüşünü destekler ve onu daha da netleştirir. Böylece
filozoflar zihinde duyu verilerini değerlendirecek beş ayrı merkezin
bulunduğunu, tikel olan duyu verilerinin iç duyu ve algı güçleri tarafından
değerlendirildikten sonra tümel bilgi haline geldiğini savunurlar. Fakat
kelâmcılar, objektif gerçekliği bulunmadığı gerekçesiyle iç duyu ve algı
güçlerinin varlığını kabul etmezler; onlar algılama olayının aracısız zihnî
bir işlem olduğunu, yani zihnin duyu verilerini doğrudan doğruya algılayıp
onları değerlendirdiğini söylerler (Teftâzânî, s. 16). Kelâmcılar beş duyu,
haber-i sâdık ve akıldan ibaret üç bilgi kaynağı kabul etmişler, ayrıca
kesinlik bakımından yaptıkları bilgi tasnifinde beş duyu ile elde edilen
bilgileri, “zarûriyyât” diye nitelendirdikleri altı bilgi çeşidinin ilki olarak
göstermişlerdir (Bâkıllânî, et-Temhîd, s. 35 vd.; el-İnsâf, s. 14 vd.).
Mutasavvıflara gelince, özellikle felsefenin etkisiyle bilgi problemine yeni
bir boyut getirme amacından kaynaklanmış olacak ki onlar da beş dış
duyuya karşılık, metafizik varlık alanında birer bilgi kaynağı olan akıl, kalp,
ruh, sır ve hafî gibi terimlerle ifade edilen beş iç duyunun var olduğunu
iddia ederlerse de kelâmcılar mutasavvıfların bu görüşlerini ilmî ve objektif
bir ölçüsü bulunmadığı gerekçesiyle kabul etmemişlerdir.
İslâm felsefesinde bilhassa İbn Sînâ’dan itibaren dış duyular, insan ve
hayvandaki teşekkül sırasına göre şöyle tasnif edilmiştir:
1. Dokunma duyusu (hâssetü’l-lems). Bir hayvan veya insanın var olmasını
sağlayan duyuların ilkidir. Bir canlı diğer duyulardan mahrum kalsa da
varlığını sürdürebilir, fakat dokunma duyusunu yitiren canlı yaşayamaz.
Çünkü öteki duyuların fonksiyonunu kaybetmesi durumunda dokunma
duyusu bir ölçüde onları telâfi ettiği halde diğer duyular dokunma
duyusunun kaybını telâfi edemez. Başta İbn Sînâ olmak üzere (De Anima,
s. 67-68) İslâm düşünürleri, dokunma duyusunun diğerlerine göre hayatî
bakımdan daha önemli olduğu üzerinde ehemmiyetle durmuşlardır. İlk ve
Ortaçağ filozoflarının anlayışına göre dokunma duyusu deri ve sinirlere
yayılmış vaziyette bulunur; dolayısıyla diğer duyulardan farklı olarak
bunun özel bir organı yoktur. Duyum, sinirlerin, kendilerine temas eden ve
kendi yoğunluklarından farklı yoğunlukta olan şeyleri algılaması, bu
şeylerin farklı niteliğine uygun olarak değişikliğe uğraması ve etkilenmesi
suretiyle gerçekleşir. Dokunma duyusu, duyulanlardaki farklı niteliklere
göre dört veya daha çok duyudan meydana gelir. Bunlar soğukluk-sıcaklık,
kuruluk-yaşlık, sertlik-yumuşaklık, kabalık-düzgünlük ve ağırlık-hafiflik
gibi birbirine zıt özellikteki uyarıcıları algılayan ve vücudun değişik
yerlerine dağılmış olan duyulardır.
2. Tatma duyusu (hâssetü’z-zevk). Dilin üzerine yayılmış sinirlerde
bulunduğu kabul edilen bu duyu ile yiyecek ve içeceklerin tadı ve lezzeti
algılanır. Tatma olayının nasıl gerçekleştiği hususunda farklı açıklamalar
yapılmıştır. Bazıları tatmanın, dildeki ıslak cevherle tadılan şeydeki ıslak
cevherin birbirine karışması sonucu olduğunu ileri sürerler. Diğer bazıları
da tatmanın, ağızdan dile doğru giden damarlar vasıtasıyla dildeki
yumuşatma ve parçalama sonucunda gerçekleştiğini söylerler. İbn Sînâ ve
Gazzâlî’nin de benimsediği ortak görüşe göre dile temas eden besinler,
dilde bulunan tükürük salgısıyla karışarak parçalanır, sonuçta tat ortaya
çıkar ve dil üzerindeki sinirlere ulaşır, sinirler de bu tadı algılar. Bu
duyunun ceninde doğum anında ortaya çıktığı kabul edilmektedir.
Abdülkāhir el-Bağdâdî, bir kısım insanların tatma duyusunu dokunma
duyusu içinde yer alan bir duyu olarak kabul ettiklerini söyler. Ayrıca
Nazzâm’ın da cinsî zevkin idrak edildiği bir başka duyunun varlığını kabul
ettiğini naklederek bu görüşü tenkit eder (Usûlü’d-dîn, s. 10). İbn Sînâ,
dokunma duyusu ile tatma duyusu arasında bir yakınlık görmüştür. Zira bu
duyu da dokunma gibi çoğunlukla dilin tadılan nesneye temas etmesiyle
faaliyet gösterir. Ancak dokunmada dokunan (deri) ve dokunulan nesne
arasında sertlik-yumuşaklık gibi bir nitelik birliği bulunduğu halde tat
almada böyle bir birlik yoktur; bu sebeple idrak, tat almayı sağlayacak özel
bir organ sayesinde gerçekleşir (De Anima, s. 75).
3. Koklama duyusu (hâssetü’ş-şem). Bu duyu ile güzel ya da hoş olan ve
olmayan çeşitli kokular algılanır. İslâmî kaynaklarda bu duyunun, beynin ön
yüzünde yayılmış bulunan ve iki meme ucuna benzeyen bir çıkıntı
içerisinde olduğu kabul edilir. Koku alma duyumunun
nasıl gerçekleştiği hususunda değişik görüşler ileri sürülmüştür. Bazıları,
organların başının beyinde bulunduğunu ve böylece onun nefes yoluyla
kokuları kendisine cezbettiğini kabul ederler. Bazıları ise koklamanın,
koklanan şeyin buharı sebebiyle nefesteki hava titreşimleri vasıtasıyla vuku
bulduğunu ileri sürerler. İbn Sînâ’ya göre bu duyu, nefes yoluyla içeriye
alınan hava vasıtasıyla kendisine iletilen kokuyu algılar. Bu koku, ya hava
ile karışık olarak bulunan buharda veya kokulu cismin bir değişime
uğrayarak etkilediği havada bulunur. Gazzâlî daha ziyade ikinci görüşü
tercih etmiş görünmektedir. Çünkü ona göre hava, kokuyu koklanan şeyden
duyuya taşımaz; ateş ve soğuk birbirine temas ettiklerinde nasıl bir
değişiklik meydana geliyorsa aynı şekilde hava ile kokunun teması
sonucunda da bir mahiyet değişikliği ortaya çıkar (MeǾâricü’l-kuds, s. 33).
Koklama duyusu hayvanlarda daha kuvvetlidir.
4. İşitme duyusu (hâssetü’s-sem‘). Bu duyu ile bütün söz ve seslerin
algılandığı kabul edilir. İşitme duyumunun mahiyeti konusunda da farklı
görüşler mevcuttur. İbn Sînâ, bunu hava titreşimlerinin kulak boşluğunda
meydana getirdiği hareketle açıklar. Gazzâlî de benzer bir görüşe sahiptir.
Buna göre dışarıda şiddetli çarpma ve sıkışmalar sonucu oluşan basınçlı
hava dalgası, kulak boşluğunda hareketsiz ve sıkışmış olarak duran havaya
ulaşınca bu havayı kendisininkine benzer bir tarzda hareket ettirir. Kulak
boşluğundaki havanın titreşmesi kulakta yayılmış olan sinirlere dokununca
ses işitilmiş olur. Sesin, mahiyeti itibariyle bir tür cisim olduğunu ileri
sürenler olmuştur. Bunlar, “her fail ve mef‘ulün cisim olduğu” kaidesinden
hareket ederler. Bu anlayış çerçevesinde ses kendisini duymamız, işitmemiz
için faaliyette bulunur; mûsiki nağmeleri bizi harekete geçirir, mûsikisi
olmayan sesler sıkıntı verir. Ses harekete geçer ve yumuşak dokulara çarpar,
tıpkı duvara çarpan bir top gibi tekrar geriye döner.
5. Görme duyusu (hâssetü’l-basar). Cisimlere ait renk, şekil ve miktar gibi
nitelikleri algılayan bu duyu, güzellik ve çirkinlik gibi estetik değerleri de
algılar. Kelâmcılar, görme duyusu ile bütün varlıkları algılamanın mümkün
olduğunu kabul ederken bazı filozoflar, renkli cisimlerin görüntüleri dışında
bir şeyin idrak olunmadığını, Mu‘tezile’den Ebû Hâşim görme duyusu ile
sadece cisimler ve renklerin, Ebû Ali el-Cübbâî ise cisimler, renkler ve
tabiattaki her türlü değişmenin idrak edildiğini ileri sürmüşlerdir. Ehl-i
sünnet kelâmcılarının, görme duyusunun var olan her şeyi algılayabileceği
şeklindeki görüşleri rü’yetullah hakkındaki düşüncelerinden
kaynaklanmaktadır. Zira onlar âhirette Allah’ın gözle görülebileceğini
savunmuşlardır. Görme duyumunun nasıl meydana geldiği konusunda
değişik görüşler ortaya atılmıştır. Eflâtuncular’a göre gözden bir ışık
huzmesi çıkmakta ve görülen şeylerin içine yayılmaktadır. El bedenin
dışında olan bir şeye nasıl dokunuyorsa göz de aynı şekilde görülen şeye
temas ederek onun görüntüsünü algılamaktadır. Aristocular ise tam tersi bir
açıklama getirmiştir. Onlara göre görme olayı, ışınların gözden çıkıp
görülen şeye teması ile değil görülen şeyin sûretinin saydam bir aracı
vasıtasıyla göze iletilmesiyle gerçekleşir. Gazzâlî ise orta bir yol tutarak bir
mütekabiliyet teorisi öne sürmüştür. Ona göre renkli nesnelerden göze bir
şey ulaştığı gibi gözden de renkli nesnelere ışınlar ulaşmaktadır. Fakat ışın,
yansıtma özelliği olan nesnedeki sûreti algılamak için yeni bir sûret
meydana getirmektedir. Böylece görme hususi bir mütekabiliyet ve göz
merceği vasıtasıyla meydana gelir. Göz merceğinde sûret hâsıl olunca o
bunu gözün ortasındaki sinire ulaştırır. Bu sinirdeki ruh, durgun suya
akseden şekil gibi latif bir cisimdir. Bu ruh aldığı sûreti beynin ön tarafında
göze bitişik iki kanalın buluştuğu yere iletir. Burada ortak duyu vasıtasıyla
iki sûret tek sûret hâlinde algılanır (MeǾâricü’l-kuds, s. 34-35). Ancak
konuyla ilgili asıl katkıların Gazzâlî öncesi dönemde İbn Sînâ tarafından
yapıldığı belirtilmelidir. Anatomi konusunda büyük bir otorite oluşu, onun
görme psikolojisinde önemli başarılar kaydetmesini sağlamıştır. Görme
olayının fizyolojik optik açısından matematik temellendirilişi ise İbn
Sînâ’nın çağdaşı olan İbnü’l-Heysem tarafından mükemmelleştirilmiştir
(Sayılı, s. 206, 228).
İşitme ve görme duyularından hangisinin daha önemli ve değerli olduğu
meselesi tartışmalara konu olmuştur. Filozoflar, işitmenin görmeden önemli
olduğunu, çünkü onunla karanlıkta ve aydınlıkta altı cihetten seslerin
algılandığını, buna karşılık görme duyusu ile ancak karşı yönden ve güneş
ışınları vasıtasıyla uyaranların algılanabildiğini belirtirler. Kelâmcıların
çoğunluğu ise görme duyusunun işitme duyusuna üstünlüğünü kabul eder;
çünkü işitme yoluyla sadece sesler ve sözler idrak edilir, görme duyusu ile
cisimler, renkler ve bütün görüntüler algılanır. Fahreddin er-Râzî, Yûnus
sûresinin 48. âyetini tefsir ederken İbn Kuteybe’nin bu âyete dayanarak
işitme duyusunun görmeden daha üstün olduğunu kabul ettiğini nakleder.
Râzî gerek bu görüşü gerekse aksini destekleyen delilleri ayrıntılı olarak
zikreder.
Belli şeyleri idrak eden bir duyu organının bunun dışında kalan şeyleri idrak
edip etmemesinin imkânı da tartışılmıştır. Filozoflar ve Mu‘tezile bunun
mümkün olamayacağını ileri sürerken Ehl-i sünnet kelâmcıları algılamayı
câiz görerek bu cevazı şu görüşe dayandırırlar: Algı olayı duyuların tesiri
olmaksızın sırf Allah’ın yaratmasıyla gerçekleşir; böyle olunca teorik
olarak bir duyu organının başka bir duyu organına ait duyumu sağlaması,
meselâ gözün faaliyeti neticesinde seslerin işitilmesi gibi bir durumun
yaratılması imkânsız değildir. Fakat fiilî olarak bunun mümkün olmayacağı
hususunda görüş birliği vardır.
İç algı güçlerinden ortak duyunun fonksiyonları, duyu algısının
gerçekleşmesinde çok önemli bir rol oynar. Aristo’nun özel ve ayrı bir duyu
değil de dış duyuların ortak tabiatı olarak tanımladığı bu güç (De Anima, II,
7, 418ª, 20-26; III, 1, 425ª, 14-17; a.e. [trc. J. Tricot], s.425-450), İbn
Sînâ’nın kaleminde ayrıntılarıyla şekillenen felsefî İslâm psikolojisinde, beş
duyunun ötesinde onlardan ayrı ve hatta onların ilkesi olan bir iç duyu
olarak tanımlanmıştır. Bu duyu, beynin ön bölümünde yer alan özel bir
organa sahiptir. İbn Sînâ’ya göre ortak duyu beş duyunun yöneticisi olup
bunların ortak algı merkezidir. Duyu verileri orada toplanır, orada birleşir
ve oradan ayrılarak dış duyu algısını yönlendirir. Ortak duyu, aynı zamanda
duyu formlarını olduğu gibi saklayıp depolayan tasavvur gücü ile bu
formları alıp işleyerek hayal formlarına dönüştüren mütehayyile gücünün
işe karışmasıyla çağrışım, algı yanılması, hallüsinasyon, rüya gibi beş
duyuyu aşan iç yaşantıların duyumlandığı güçtür. Ortak duyunun, hem duyu
hem de hayal formlarının algılanmasına yönelik bu ekran özelliği sebebiyle
İbn Sînâ bu gücü, Aristo’nun “hayal, tahayyül gücü” anlamında kullandığı
“bantasya” (phantasia) olarak da adlandırmıştır (De Anima, 41-44, 152-153,
163-165; ayrıca bk. İDRAK).
Kur’ân-ı Kerîm’de, âhiret hayatı ile ilgili olarak sıkça zikredilen cennet
nimetleriyle cehennem azabı özellikle duyulara hitap etmektedir (meselâ
bk. el-Bakara 2/25; el-A‘râf 7/50; İbrâhim 14/16-17; el-Kehf 18/31; el-Hac
22/19-22; Yâsîn 36/55-57). Ehl-i sünnet’in, âhiretteki yeniden dirilmenin
ruh-beden bütünlüğü içinde gerçekleşeceği görüşü esas alındığında maddî
ve ruhanî lezzet ve elemlerin her ikisinin de yaşanması gerekecektir. Bu
durumda, dünyada insanın sahip olduğu duyuların âhirette de varlıklarını
devam ettireceği sonucuna ulaşılmaktadır.
BİBLİYOGRAFYA
et-TaǾrîfât, “el-basar”, “el-hâfıza”, “el-hissü’l-müşterek”, “el-hayâl”, “ez-
zevk”, “es-semǾ”, “eş-şemm”, “el-lems”, “el-mütehayyile” md.leri;
Tehânevî, Keşşâf, “el-hiss”, “el-hissü’l-müşterek”, “el-hissî”, “el-hissiyyât”,
“el-mahsûs”, “el-ihsâs” md.leri; Cemîl Salîbâ, el-MuǾcemü’l-felsefî, Beyrut
1982, “el-hiss” md.; Aristoteles [Aristo], De Anima, II, 7, 418ª, 20-26; III,
1, 425ª, 14-27; a.e. (trc. J. Tricot), Paris 1947, s. 425-450; Kindî, Resâǿil, s.
106-108, 167; Fârâbî, et-TaǾlîkāt, Haydarâbâd 1346, s. 3-4; a.mlf.,
Fusûsü’l-hikem, Haydarâbâd 1345, s. 11-13; a.mlf., el-CemǾ beyne
reǿyeyi’l-hakîmeyn (el-MecmûǾ içinde), Kahire 1325/1907, s. 22-24;
Makdisî, el-BedǾ ve’t-târîh, I, 27; II, 130-132; İhvân-ı Safâ, Resâǿil, Beyrut
1376-77/1957, II, 396-417; Bâkıllânî, et-Temhîd (Ebû Rîde), s. 35-38;
a.mlf., el-İnsâf, s. 14 vd.; İbn Sînâ, De Anima (nşr. Fazlur Rahman),
London 1970, s. 41-44, 59-194; a.mlf., en-Necât, Kahire 1357/1938, s. 158-
163; Bağdâdî, Usûlü’d-dîn, Beyrut 1401/1981, s. 8-11; Cüveynî, el-İrşâd
(Muhammed), s. 173, 185; Gazzâlî, İhyâǿ, Kahire 1967, III, 8; a.mlf.,
MeǾâricü’l-kuds, Kahire, ts. (Matbaatü’l-İstikāme), s. 32-39; a.mlf.,
Mîzânü’l-Ǿamel (nşr. Süleyman Dünyâ), Kahire 1964, s. 202-203, 211, 213;
a.mlf., el-Münkız mine’d-dalâl (nşr. M. Muhammed Câbir), Kahire, ts., s. 7-
9; Nûreddin es-Sâbûnî, Mâtürîdiyye Akaidi (trc. Bekir Topaloğlu), Ankara
1979, s. 56-57; Fahreddin er-Râzî, Mefâtîhu’l-gayb, İstanbul 1307, IV, 849-
850; a.mlf., en-Nefs ve’r-rûh, Lahor 1388/1968, s. 76-77; Âmidî, el-Mübîn,
s. 103-106; İbnü’l-Arabî, el-Fütûhât, I, 205; II, 90-101; IV, 211-212, 316-
318; İbn Seb‘în, Büddü’l-Ǿârif (nşr. C. Kettûre), Beyrut 1978, s. 233-274;
Teftâzânî, Şerhu’l-ǾAkāǿid, Kahire 1408/1988, s. 15-17; E. R. Hilgard
v.dğr., Introduction to Psychology, New York 1979, s. 104-127; Abdülkerîm
Osman, ed-Dirâsetü’n-nefsiyye Ǿinde’l-müslimîn, Kahire 1981, s. 288-308;
Aydın Sayılı, “İbn Sînâ’da Işık, Görme ve Gökkuşağı”, İbn Sînâ:
Doğumunun Bininci Yılı Armağanı, Ankara 1984, s. 203-241; “Sensation”,
EBr., XX, 222-224; “Sensa”, The Encyclopedia of Philosophy (nşr. Paul
Edwards), New York 1972, VII, 407-415; “Sensationalism”, a.e., VII, 415-
418.
Hayati Hökelekli
Kaynak
Diyanet islam Ansiklopedisi
Farklı Duyulmamış Anlamlı Kız Bebek İsimleri ile Anlamları
A
'A' İLE BAŞLAYAN KIZ İSİMLERİ VE ANLAMLARI
AÇELYA: Fundagillerden çok renkli çiçekler açan bitki.
AFİFE: Namuslu, namusuna çok düşkün olan.
AĞÇA: Temiz, saf.
AHENK: Uyum.
AHSEN: Çok güzel, olağanüstü güzel.
AHU: Ceylan, karaca, çok güzel, ince, zarif kadın.
AHUEDA: Nazlı güzel.
AJLAN: Hızlı, çabuk, telaşlı.
AKASYA: Güzel kokulu bir süs bitkisi.
AKGÜN: Parlak gün, uğurlu gün, ışıklı gün.
ALA: Ela karışık renkli, alaca.
ALAGÜL: Çok renkli gül.
ALÇİÇEK: Kırmızı çiçek.
ALEDA: Nazlı, kaprisli.
ALEYNA: "Bizim üzerimize, bizim aleyhimize" manalarına gelir.
ALGIN: Birine gönül vermiş, vurgun, tutkun.
ALKIM: Gökkuşağı.
ALKIZ: Kırmızı yanaklı, sağlıklı kız.
ALYA: Yüksek yer, yükseklik, gök.
AMİNE: Yüreğinde korku olmayan.
ANDAÇ: Anılar, hatıralar.
ANKA: Kaf Dağı'nda bulunduğu söylenen masal kuşu.
ARKIN: Yavaş, ağır, sakin.
ARMAĞAN: Hediye, ödül.
ARZUM: İsteğim, dileğim, hevesim.
ARZUNAZ: Naz yapan.
ASENA: Dişi kurt, güzel kız.
ASLI: Temelli, köklü. Bir şeyin benzeri.
ASUELA: Ela gözlü yaramaz.
ASUMAN: Gökyüzü.
AŞKIM: Sevdiğim, sevgilim.
AYBEN: Ben ayım anlamında.
AYBİKE: Ay gibi güzel kız.
AYCAN: Ay gibi sevilen, aydınlık can.
AYÇA: Yay biçimindeki ay, Hilal.
AYKIZ: Ay+Kız.
AYDA: Dere kıyılarında yetişen bir bitki.
AYLA: Bazı yıldızların ve ayın etrafındaki ışık çemberi.
AYLAN: Ay gibi güzel değerlere sahip olan.
AYLİN: Ayla ile aynı anlamda.
AYPERİ: Ay ve peri gibi çok güzel.
AYSEL: Ay gibi olan güzelliğiyle nam salmış olan.
AYSU: Ay gibi parıltılı ve su gibi berrak.
AYSUN: Ay gibi ışıltılı ve güzel.
AYŞE: Rahat ve huzur içinde yaşayan.
AYŞEGÜL: Güller içinde mutlu yaşayan.
AYŞEN: Neşeli, gülen, aydınlık.
AYŞIL: Ay ışığı.
AYŞİM, AYŞİN: Darlak ışık saçan.
AYTEN: Güzel bir tene sahip olan.
AZRA: Üstünde hiç yürünmemiş kum; Yeni yetme kız.
B
'B' İLE BAŞLAYAN KIZ BEBEK İSİMLERİ VE ANLAMLARI
BADE: Aşk, kutsal sevgi.
BAHAR: Yazla kış arasında olan mevsim. Güzellik, gençlik çağı.
BALIN: Yar, sevgili.
BAŞAK: Ekinlerin tanelerini taşıyan baş kısmı.
BEDİZ: Resim, tasvir, süs, bezek.
BEGÜM: Hanım; Kadın hükümdar.
BEHİYE: Güzel.
BELEN: Bel, geçit; İki dağ arasından geçen yol.
BELGİN: Kesin ve eksiksiz belirlenen.
BELİZ: İşaret, iz; Alamet.
BELKIS: Efsaneye göre Hazreti Süleyman'ın zamanındaki Saba melikesinin adı.
BELMA: Uysal, sakin.
BELUR: Billur, billurdan olan.
BENAN: Parmak uçları
BENAY: Ben ayım, ay gibiyim.
BENGİ, BENGÜ: Ölümsüz, sonsuz.
BENGİSU: Ölümsüzlük suyu.
BENNUR: Işık saçan.
BERGÜZAR: Anılmak için verilen şey, andaç.
BERİL: Zümrüt
BERİN, BERRİN: En yüksek, en ulu anlamında.
BERKE: Zerdali, kayısı. Kamçı, değnek
BERNA: Bağlı, bağlanmış; Genç, körpe, delikanlı
BERRAK: Duru
BESİME: Sevimli, güler yüzlü.
BESTE: Bir müzik parçasını oluşturan ezgilerin tümü
BETÜL,BETİL: Erkeklerden çekinen namuslu kadın, Hazreti Meryem ve Hazreti Fatma'nın diğer isimleri.
BEYZA: Çok beyaz, lekesiz
BİGE: Evlenmemiş, çocuk doğurmamış olan. Sultan.
BİHTER: Daha iyi, en iyi.
BİLGE: Çok bilgili ve bilgisini yararlı kullanan kişi.
BİLHAN: Çok bilgili.
BİLLUR: Pek duru, pürüzsüz.
BİLNAZ: Çok naz eden.
BİLNUR: Bilge kişi.
BİNAY: Öylesine güzel ki bin ay eder.
BİNGÜL: Gülü bol; Gül bahçesi.
BİNNAZ: Çok nazlı, cilveli, kaprisli.
BİNNUR: Çok ışıklı, ışığı gür.
BİRAY: Ay gibi tek, eşsiz.
BİRİCİK: Bir tane, tek, emsalsiz.
BİRGÜL: Tek ve güzel bir gül.
BİRSEN: Yalnız sen.
BİRSU: "Bir içim su" denilebilecek kadar güzel olan.
BURÇİN: Dişi geyik.
BUSE: Öpücük.
BÜGE: Bent, su benti.
BÜŞRA: Müjde, sevinçli haber.
BEREN: Kuzu.
BENAN: Parmakla gösterilecek kadar güzel.
C
'C' İLE BAŞLAYAN KIZ İSİMLERİ VE ANLAMLARI
CAHİDE: Çalışıp çabalayan.
CANAN: Gönülden sevilmiş, yar.
CANAY: Ay gibi temiz.
CANDAŞ: Candan, değerli dost.
CANFEZA: Müzikte bileşik bir makam.
CANKIZ: Sevilen, sevimli, şirin kız.
CANKUT: Sevimli, cana yakın.
CANSEL: Hayat veren su.
CANSIN: İçten, gönüldensin.
CANSU: Can suyu. Hayat veren su.
CAVİDAN: Sürekli, kalıcı olan, sonsuz.
CELİLE: Büyük, ulu.
CEMRE: Ateş parçası, kor; Şubat ayında bir hafta arayla hava, su ve toprakta oluştuğu sanılan sıcaklık yükselişi.
CENNET: Çok güzel yer. İyilik yapanların, günahsızların öldükten sonra mutluluğa kavuşacaklarına inanılan yer.
CEREN: Çok hızlı koşan, gözlerinin güzelliğiyle ünlü, ince bacaklı, zarif hayvan; ceylan
CEVHER: Bir şeyin özü. Güç, enerji.
CEYDA: İnce-uzun boyunlu ve güzel.
CEYLAN: Süzgün ve tatlı bakışlı. Yapısı ince ve uyumlu olan.
CİHANBANU: Dünya hükümdarı.
CİHANNUR: Alemi aydınlatan nurlu ışık.
'Ç' İLE BAŞLAYAN KIZ BEBEK İSİMLERİ VE ANLAMLARI
ÇAĞ: Belirli bir özellik göz önünde bulundurularak ele alınan zaman dilimi.
ÇAĞDA: Yeni bir çağa adım atılmış.
ÇAĞIN: Şimşek, yıldırım.
ÇAĞLA: Badem, kayısı, erik gibi yemişlerin olgunlaşmamış hali.
ÇAĞRI: Davet. Doğan kuşu. Mavi hareli göz.
ÇAKIL: Su yataklarında sürtünmeyle yuvarlaklaşmış küçük taşlar.
ÇIĞLIK: İnce ve keskin bağırış.
ÇİÇEK: Bir bitkinin değişik renklerle bezenmiş kokulu bölümü.
ÇİĞDEM: Akdeniz çevresinde yetişen çok renkli kır bitkisi.
ÇİLAY: Ayın üzerinde beliren açık renkli lekeler.
ÇİLEN: Hafif yağan yağmur, çisenti.
ÇİSE(M): Hafif yağan yağmur.
ÇİSİL: İnce ince yağan yağmur.
ÇOLPAN: Çoban yıldızı.
D
'D' İLE BAŞLAYAN KIZ İSİMLERİ VE ANLAMLARI
DAMLA: Çok küçük miktarda su. Çok az.
DALGA: Hareketli su kütlesi; Denizin rüzgarlı havada kabarıp kıyıya sürüklenmesi.
DEFNE: Yaprakları güzel kokulu, yaz-kış yeşil olan bir bitki.
DEMET: Çiçek bağlamı, deste.
DEREN: Toplayan, düzenleyen, pekiştiren.
DERİN: Sığ olmayan.
DERYA: Büyük deniz anlamında.
DEVİN: Hareket, kımıldanış.
DEVRİN: Bir kişi veya olayın gündemde olduğu tarih dönemi.
DİCLE: Bir nehir adı. Ulu ırmak.
DİDEM: Gözüm gibi sevdiğim, sevgilim.
DİLA: Gönlümü çalan.
DİLAN: Gönüllerce olan, yürekler dolusu.
DİLARA: Gönül alan, gönül okşayan.
DİLDE: Ünü her tarafa yayılmış, herkesin konuştuğu, herkesin dilinde olan kimse
DİLEK: İstek, rica, arzu.
DİLEM: Gönül ilacı
DİLRÜBA: Gönlü şen, dertsiz
DİLŞAH: Gönül şahı, sevgili, sultan.
DOĞA: Yaradılış ve yapı özelliklerinin tümü, tabiat.
DOĞU: Güneşin doğduğu ana yön.
DOLUNAY: Ayın tam yuvarlak olduğu an.
DORA: Doruk, zirve.
DURUGÜL: Gül gibi temiz olan.
DUYGU: Kişi, olay ve nesnelerin bireyin iç dünyasında uyandırdığı izlenim.
DUYGUN: Duygulu, hassas, hisli kişi.
E
'E' İLE BAŞLAYAN KIZ BEBEK İSİMLERİ VE ANLAMLARI
EBRU: Keman kaş, bulut rengi, bir sanat dalı.
ECE: Kraliçe. Güzel kız, kadın.
ECEM: Kraliçem, sevgili kraliçe anlamında.
ECENAZ: Nazlı güzel.
ECESU: Su gibi berrak ve güzel.
EDA: Naz, cilve; Davranış, tavır; Verme, ödeme; (Namaz için) kılma, yerine getirme; Üslup.
EGE: Türkiye'nin batısında yer alan deniz.
ELANAZ: Ela gözlü, nazlı güzel.
ELANUR: Ela gözleriyle nur saçan.
ELÇİN: Deste, tutam.
ELİF: Kibar, narin yapılı, ince-uzun boylu kız.
ELVAN: Renkler, çeşitler.
EMEL: Arzu, özlem.
EMET: Bereket, bolluk.
EREM: Cennet.
ERENDİZ: Jüpiter gezegeninin adı.
ERÇİL: Doğru, inanılır, güvenilir kişi.
ERDA: Beyaz karınca.
ESEN: Sağlıklı, salim.
ESENGÜL: Rüzgar gibi esen; Gül gibi güzel kokan.
ESER: Emek sonucu ortaya çıkan ürün, yapıt ya da yok olmuş bir nesneden kalan parça.
ESİM: Rüzgar gibi olan.
ESİN: Sabah rüzgarı.
ESMA: İsimler, adlar. Çok yüksek olan.
ESMACAN: Adı can olan.
ESNA: Yüksek, yüce. Bir işin yapıldığı an.
ESRA: En çabuk, çok çabuk.
EVİN: Bir şeyin içindeki öz; Buğday tanesinin olgunlaşmış içi, özü.
EYLÜL: Sonbaharda bir ay adı.
EZGİ: Melodi, şarkı, türkü.
F
'F' İLE BAŞLAYAN KIZ İSİMLERİ VE ANLAMLARI
FATMA: Çocuğunu sütten kesen kadın.
FAZİLET: Erdemli, iyi ahlaklı.
FERAH: Aydınlık, iç açıcı.
FERAHGÜL: Güzelliğiyle neşe saçan.
FERAHNUR: İnsanın gönlünü ışık saçarak aydınlatan.
FERAY: Ay ışığı, ayın parlaklığı, ışıltı saçması.
FERCAN: İnsanın ruhuna aydınlık veren bir içtenliğe sahip olan.
FERDA: Gelecek zaman, yarın; Kıyamet.
FERDACAN: İçtenliğini hiç kaybetmeyecek olan.
FERHAN: Sevinçli, gönlü hoş.
FERİ: Köke değil dallara ait olan. İkinci derecede olan.
FERİDE: Eşi benzeri olmayan, tek. Çok değerli inci.
FERNUR: Aydınlık, ışık.
FERSUDE: Eskimiş, yıpranmış, örselenmiş.
FEYZA: Bolluk, çokluk, bereket. Taşkın.
FEZA: Boşluk, sinirsizlik; Uzay.
FİDAN: Yeni yetişen ağaç.
FİGEN: Yaralayan, kıran.
FİLİZ: Tohumdan çıkan sürgün. İnce ve güzel vücutlu.
FİRDEVS: Cennetler. Cennet bahçeleri.
FİRUZE: Açık mavi renkte, değerli bir süs taşı.
FULYA: Nergisgillerden güzel kokulu sarı bir çiçek.
FUNDA: Çalı ormanı, çalılık; Püskül, tepelik.
FÜRUZAN: Parlayan, parlak.
FAZİLET: Erdem, iyi huyların ve üstün vasıfların hepsi.
FERAH: Bol, geniş, neşeli, açık.
FİGEN: Çiçek demeti, gölge eden.
FİRDEVS: Sekiz cennetten biri, altın ve gümüştendir.
FİRKAT: Ayrı olan, sevgiden uzak kalan.
FULYA: Güzel kokulu bir nergis.
G
'G' İLE BAŞLAYAN KIZ BEBEK İSİMLERİ VE ANLAMLARI
GAMZE: Göz kırpma, gözle işaret, nazlı bakma, gülerken bazı kişilerde yanaklarda beliren çukur.
GAYE: Amaç.
GAZEL: Konusu daha çok sevgi ve içki olan, manzume; Tek kişinin özel ahenkte okuduğu müzik parçası; Sonbahar vaktinde düşen yapraklar.
GELİNCİK: Yazın kırlarda yetişen parlak kırmızı renkli bir çiçek.
GENCAY: Yeni doğmuş ay; Hilal biçimindeki ay.
GERÇEK: Yakıştırma veya yalanı olmayan.
GİZEM: Sır; Aklın erişemediği çözülemeyen şey.
GONCA: Tam açılmamış çiçek.
GÖKBEN: Ben gökyüzü anlamında.
GÖKÇE: Gök mavisi, mavi gözlü güzel.
GÖKSU: Türkiye'nin çeşitli yerlerinde bulunan akarsuların adı.
GÖKYEL: Kuzeydoğudan esen rüzgar, poyraz.
GÖNEN: Rutubet, yaşlık; Ekilecek toprağın tavlandırılması.
GÖNÜL: İstek, arzu, sevgi.
GÖRKEM: Göz alıcı ve gösterişli olma durumu, ihtişam.
GÖZDE: Çok sevilen, beğenilen nitelikte olan. Çok güzel.
GÖZEN: İlgi çekici, samimi; Sulak yer; Pınar.
GÜL: Gülgillerin örneği olan bitki ve bunun çiçeğine verilen ad; Gülmek eyleminden gül.
GÜLCAN: Gül gibi güzel kişi.
GÜLCE: Gül gibi.
GÜLÇİÇEK: Her yönüyle güzel olan.
GÜLÇİN: Gül toplayan, gül seven.
GÜLEN: Güleç yüzlü, mutlu anlamında.
GÜLENAY: Güleç ay, gülümseyen ay; Ay gibi gülümseyen güzel.
GÜLFEM: Ağzı gül gibi olan.
GÜLSU: Gül ve su gibi güzel.
GÜLŞEN: Gül bahçesi.
GÜLTEN: Gül tenli, vücudu gül gibi.
GÜN: 24 saatlik zaman dilimi; Güneşin yeryüzüne gönderdiği ışık; Güneş, yaşam
GÜNAL: Işık al, ışıklı ol.
GÜNDÜZ: Günün aydınlık bölümü.
GÜNEŞ: Çevresindeki gezegenlere ısı ve ışık veren büyük gök cismi.
GÜNEY: Her zaman güneş gören, güneşli yer; Bir yön.
GÜNSU: Gün gibi aydınlık, su gibi berrak.
GÜZ: Sonbahar.
GÜZİN: Seçilmiş, seçkin.
GÜLBİN: Gül fidanı, gül dalı, gül bahçesi, güllük.
GÜLŞEN: Gül bahçesi, gülistan.
GÜZİDE: Seçkin, seçilmiş, seçme.
GÜLÇİÇEK: Gül gibi taze, çiçek tazeliği taşıyan.
GÜLÇİN: Gül toplayan, gül derleyici.
GÜLDEMET: Gül buketi, gül demeti.
GÜLFEM: Gül dudaklı, gül ağızlı.
GÜLFER: Gül gibi parlak.
GÜLİZAR: Gül yanaklı.
GÜLNAR: Katmerli ve büyük gül, büyük çiçek.
GÜLNAZ: Gül gibi ince ve narin, nazlanan.
GÜLSİMA: Gül yüzlü.
GÜLSÜM: Yüzü dolgun.
H
'H' İLE BAŞLAYAN KIZ İSİMLERİ VE ANLAMLARI
HABİBE: Sevgili, seven dost.
HALE: Ayın çevresindeki ışık halkası.
HALENUR: Kutsal ışık
HANDAN: Güleç, sevinçli, şen şakrak.
HANDE: Gülüş, gülme. Açılma. Eğlenme.
HANİFE: Allah'ın birliğine inanan; Hazreti Muhammed'in zamanından önce tek yaradana inanan
HARİKA: Sıradanlığın üstündeki nitelikleriyle insanda hayranlık uyandıran
HASİBE: Değerli, soyca temiz, soylu.
HAVVA: Yaratılan ilk kadın.
HAYAL: Varmış, olmuş gibi zihinde canlandırılan imge, görüntü.
HAYAT: Ömür, yaşam.
HAZAL: Kuruyup dökülen ağaç yapraklarının güzelliği.
HAZAN: Sonbahar.
HAZAR: Barış.
HEVES: Bir şeye duyulan istek.
HELİN: Yuva.
HİCRAN: Ayrılık, bir yerden ayrılmak. Ayrılığın sebep olduğu dayanılmaz acı.
HİLAL: Ayın yay biçimindeki görünüşü, yeni ay, ayça.
HİLDE: Kurtulmak, yükselmek, ilerlemek.
HOŞSEDA: Hoşa giden ses.
HÜLYA: İnsanın kurduğu tatlı düş.
HÜMA: Efsanelerde geçen, yere konmayıp sürekli gökte kaldığına inanılan cennet kuşu.
HÜMEYRA: Kızıllık, pembelik.
HÜNER: İnce ve şaşırtıcı ustalık.
HÜRREM: Sevinçli, güler yüzlü.
HÜSNA: Pek çok güzel.
HALE: Ayın çevresinde görülen ışık halkası.
HALENUR: Işıklı, aydınlık daire, hale.
HÜRRİYET: Taze, şen şakrak, sevinçli. Güler yüzlü.
HÜVEYDA: Apaçık, belli, besbelli.
Ii
'I' İLE BAŞLAYAN KIZ BEBEK İSİMLERİ VE ANLAMLARI
ILGAZ: Atın dört nala koşması. Hücum, akın.
ILGIM: Serap.
ILGIN: Beyaz ya da pembe, çiçekli, çok hafif yapraklı bir ağaççık.
ILGIT: Esinti ve akış için kullanılan yavaş yavaş anlamında.
ILIM: Uzlaşmacı yumuşaklık.
IRMAK: Akarsuların en büyüğü.
IŞIK: Cisimleri görmeyi, renkleri ayırt etmeyi sağlayan fiziksel enerji. Aydınlık, nur.
IŞIL: Pırıltı, parlaklık, ışık, aydınlık.
IŞILAY: Işıltılı ay, parlayan ay.
IŞIN: Bir kaynaktan belli bir doğrultuya giden ışık çizgisi.
IŞINBIKE: Aydınlık saçan kadın.
ITIR: Güzel koku; El ve yüze sürülen çiçek özü, esans.
'İ' İLE BAŞLAYAN KIZ İSİMLERİ VE ANLAMLARI
İCLAL: Ağırlama, ikram. Büyüklük, ululuk.
İDİL: Kır yaşamı içinde aşk konusunu işleyen kısa şiir; Volga ırmağına Türklerin verdiği ad.
İLAYDA: Su perisi.
İLBÜKE: İlbey hanımı, seçkin hanım
İLCAN: Ülkenin canı, sevdiği.
İLGİ: İki şey arasındaki ilişki; Bir şeye duyulan merak; Eğilim
İLGÜN: Ülke güneşi. Başkaları, yabancılar.
İLKAY: Ayın ilk hali.
İLKBAHAR: Yılın ılık mevsimi.
İLKCAN: İlk doğan çocuklara verilen ad.
İLKE: Temel alınan düşünce, kural.
İLKİM: İlk çocuğum anlamında.
İLKİN: İlk çocuklar için kullanılan adlardan. Önce, öncelikle.
İLKNUR: İlk ışık.
İLKYAZ: İlkbahar.
İLTER: Yurdu koruyan, yurtsever.
İMRAN: Evine bağlı, evcimen anlamında.
İMREN: İmrenmek fiilinden, görünen şeyi edinme isteği.
İNCİ: Süslemede kullanılan, istiridyede yetişmiş değerli madde.
İNCİLAY: Parlama, ışıldama.
İPEK: İpekböceği kozasından elde edilen ince, parlak kumaş. Kibar, zarif.
İREM: Bahçeleriyle ünlü masal kenti.
İREN: Özgür, serbest.
İZEL: El izi anlamında.
İZEM: Büyüklük, ululuk.
İZGİ: Güzel, adaletli, zeki.
İZİM: Önceden bulunduğum yerde bıraktığım belirti.
J
'J' İLE BAŞLAYAN KIZ BEBEK İSİMLERİ VE ANLAMLARI
JALE: Çiğ, kırağı. Sabahları otların üzerinde olan su damlaları.
JALENUR: Parlayan, ışıldayan çiğ.
JANSET: Güneşin Doğuşu (Çerkez ismi)
JANSELİ: Güneşin doğduğu yer (Çerkez ismi)
JÜLİDE: Dağınık, karmakarışık.
K
'K' İLE BAŞLAYAN KIZ İSİMLERİ VE ANLAMLARI
KADER: Alın yazısı, yazgı. Talih.
KAİNAT: Var edilen şeylerin hepsi, yaratılanlar.
KAMELYA: Pembe, kırmızı, beyaz çiçekler açan bir süs bitkisi.
KAMER: Birinci ay; Mecazi parlak ve güzel anlamında.
KAMİLE: Tam, eksiksiz. Kemale ermiş. Bilgin, bilgili.
KAMURAN: İstediğine ulaşmış, mutlu.
KARACA: Rengi karaya yakın, esmer; Avrupa ve Asya'nın ılıman bölgelerinde yaşayan kısa ve çatallı boynuzlu bir memeli hayvan
KARANFİL: Kokulu bir çiçek.
KARDELEN: Kar kalkmadan çiçek açan süs bitkisi
KARMEN: Parlak kırmızı.
KAYRA: Yüksek tutulan ya da sayılan birinden gelen iyilik; İhsan, lütuf.
KERİME: Cömert. Ulu, büyük. Kız çocuk.
KEVSER: Cennette bulunduğuna inanılan su.
KIVANÇ: Sevinç.
KIVILCIM: Yanmakta olan bir maddeden sıçrayan küçük ateş parçası.
KIZILTAN: Kızıl renk almış tan.
KÖSEM: Sürünün önünden giden, yol gösteren koç. Cildi temiz, pürüzsüz.
KUĞU: Beyaz tüylü bir su kuşu.
KUMRU: Sevgilisine düşkünlüğüyle bilinen güvercin benzeri bir kuş.
KUMSAL: Kumla örtülü deniz kıyısı.
KÜBRA: Büyük, ulu; Büyük önerme.
L
'L' İLE BAŞLAYAN KIZ BEBEK İSİMLERİ VE ANLAMLARI
LAL: Parlak, koyu kırmızı renkte olan.
LALE: Çan biçiminde bir çiçek
LALEHAN: Lalelerin sultanı.
LALEZAR: Lale yetiştirilen yer, lale bahçesi.
LAMİA: Parlayan, parlak.
LATİFE: Yumuşak, hoş, güzel, nazik. Güldüren güzel söz, şaka.
LEMAN: Parlama, parıltı.
LADİN: Çamgillerden, 50-60 metre yüksekliğinde, düz gövdeli, kozalağı aşağıya doğru sarkık, kerestesi ve reçinesi değerli, çam türüne çok yakın bir orman ağacı
LEMİS: Dokunma, elleme.
LERZAN: Titreyen, titrek
LEYAN: Parlayan, parlayıcı. Konfor. Lüks hayat.
LEYLA: Saçları gece gibi simsiyah olan kadın; Çok karanlık gecede görülen ışık.
LEYLİFER: Gece ışığı.
LİLA: Açık eflatun.
M
'M' İLE BAŞLAYAN KIZ İSİMLERİ VE ANLAMLARI
MAHİRE: Hünerli, becerikli.
MAHPERİ: Güzeller güzeli.
MAİDE: Üzerinde yemekler bulunan sofra; Yemek, ziyafet
MANOLYA: Bir süs bitkisi.
MARAL: Dişi geyik.
MAVİSU: Deniz.
MAYIS: Bir bahar ayı.
MEBRUKE: Kutlu kadın.
MEDİHA: Övülen, beğenilen, sevilen kadın.
MEHİR: Ay parçası.
MEHPARE: Ay parçası gibi güzel.
MEHTAP: Ay ışığı, dolunay.
MEHVEŞ: Ay gibi güzel kadın.
MELDA: İnce ve taze bedenli.
MELEK: Allah katında bulunan ruhani varlıkların her biri; Pek güzel, yumuşak huylu ve masum (mecazi)
MELİHA: Güzel, şirin, sevimli.
MELİKE: Kadın hükümdar, padişah eşi.
MELİS: Bal, bal arısı
MELİSA: Oğul otu
MELTEM: Yazın karadan denize doğru esen yel.
MENEKŞE: Mor beyaz renkli, kokulu, yuvarlak yapraklı bir çiçek.
MERAL: Dişi geyik, ceylan.
MERCAN: Deniz dibine ağaç gibi kök salarak büyüyen, hayvan gibi duyguya sahip, kırmızı renkli, kalker iskeletli bir canlı türü.
MERİÇ: Bulgaristan'dan çıkıp Edirne yakınlarında Arda ve Tunca ile birleştikten sonra Türk-Yunan sınırı boyunca akarak Enez yakınlarında Ege Denizi`ne dökülen ırmak.
MERİH: Mars gezegeni.
MERVE: Mekke'de Safa dağının karşısındaki kırmızı renkli tepenin adı.
MERYEM: İsa peygamberin annesinin adı.
MERZE: Mercan.
MEYYAL: Meyleden, aşırı istekli. Fazlaca eğilen. Eğik.
MISRA: Manzumenin satırlarından her biri, dizeler.
MİHRİBAN: Dost, sevgili, yarendaş. İyi yürekli, güler yüzlü.
MİHRİCAN: Dost, sevgili. Sonbahar.
MİHRİGÜL: Güler yüzlü, dost, sevecen, güzel.
MİHRİNAZ: Çok nazlı.
MİHRİNUR: Güldüğünde ışıklar saçan.
MİMOZA: Bir süs bitkisi.
MİNA: Mine. Liman. Şişe, cam, billur. Şarap şişesi.
MİNE: İnce ve parlak nakış; Madenler üzerine vurulan renkli cam tabakası; Şişe, cam, billur sırça
MİRAY: Yılın ilk aylarında doğan.
MİRCAN: Güneş gibi aydınlık.
MÜGE: İnci çiçeği.
MÜJDE: Sevindirici haber; İyi haber getirene verilen bağış
MÜJGAN: Kirpikler.
N
'N' İLE BAŞLAYAN KIZ İSİMLERİ VE ANLAMLARI
NADİDE: Az bulunur, görülmemiş. Çok değerli, eşsiz.
NADİRE: Az bulunan.
NAĞME: Güzel uyumlu ses, ezgi; Birinin yalandan ve nazlanarak söylediği söz.
NARİN: İnce, ince yapılı, kibar
NAŞİDE: Şair, şiir okuyan ve yazan.
NAZ: İsteksiz gibi görünen, çekingen davranış.
NAZAN: Cilve yapan, nazlanan, nazenin.
NAZER: Nazar.
NAZGÜL: Gül kadar güzel olan, nazlı.
NAZLI(M): Naz yapan; İşveli(m), edalı(m)
NAZLIHAN: Naz yapan han anlamında.
NECLA: Evlat, çocuk. Soylu.
NEFİSE: Çok güzel, değerli.
NEHİR: Akarsu, ırmak.
NERGİS: Bir süs bitkisi.
NERMİN: Yumuşak, narin, ince.
NESLİ: Soylu.
NESLİHAN: Han soyundan. Sevgi ile hükmeden.
NESLİŞAH: Şah soyundan.
NESRİN: Yaban gülü.
NEŞVE: Keyif, neşe.
NEVA: Ses, ahenk; Güç, zenginlik, servet; Nasip; Türk müziğinde bir makam.
NEVAL: Talih, kader, kısmet.
NEVADE: Torun anlamında.
NEVBAHAR: İlkbahar, ilkyaz.
NEVGÜL: Yeni açmış gül.
NEVRA: Beyaz çiçek. Işıklı olma, parlaklık.
NEVRES: Yeni yetişen.
NİGAR: Resim kadar güzel sevgili; Nakış; Resim.
NİHAL: İnce ve düzgün vücutlu sevgili. Fidan, taze sürgün.
NİHAN: Saklanmış, gizli olan; Sır.
NİL: Çivit. Mısır'da bir nehir.
NİLAY: Işıklı mavi, ışıklı lacivert.
NİLGÜN: Lacivert renkli, çivit renginde.
NİLÜFER: Durgun sularda yetişen, değişik renkli ve uzun ömürlü su bitkisi.
NİRAN: Nurlar, aydınlıklar, ışıklar; Ateşler; Cehennem.
NİSA: Kadın, kadınlar.
NİSAN: Gelin çiçeği; İlkbaharın ilk ayı.
NUR: Aydınlık, parıltı, parlaklık.
NURAN: Nurlu, ışıklı.
NURAY: Işık saçan.
NURCAN: Aydınlık insan.
NURFER: Işık veren, aydınlatan, ferahlatan.
NURGÜL: Nur+Gül.
NURGÜN: Nur+Gün.
NURPERİ: Bir peri kadar göz kamaştırıcı güzelliğe sahip olan.
NURSAL: Işıksal ışıkla ilgili.
NURSAY: Işık gibi say, ışık gibi bil anlamında.
NURSELİ: Işık seli
NURTEN: Işık gibi duru tenli.
NÜKET: Nükte, zarif, güzel sözler.
NÜKHET: Güzel koku.
NÜKTE: İnce anlamlı, düşündürücü şaka söz.
OÖ
'O' İLE BAŞLAYAN KIZ İSİMLERİ VE ANLAMLARI
OKŞAN: Sevil, şefkat gör.
OLCA: Ganimet, bolluk.
OLCAY: Mutlu, talih.
OLGAÇ: Bilgi ve görgüde olgunlaşan.
OMAY: Gözde, sevilen, beğenilen.
ONGÜL: Ön ayak olmak; İlk gül.
ORKİDE: Salepgillerden güzel çiçekli birtakım bitki türlerinin ortak adı.
OYA: Bir nesneye oyularak yapılan süs; Genellikle ipek veya ibrişim ile iğne, mekik, tığ kullanılarak yapılan ince dantel.
OYLUM: Hacim, dirim; İçi oyulmuş, çukur duruma getirilmiş; Resimde derinlik, üç boyutluk etkisi, mimarlıkta mekan karşılığı.
'Ö' İLE BAŞLAYAN KIZ İSİMLERİ VE ANLAMLARI
ÖDÜL: Armağan.
ÖĞÜN: Kendini yücelt. Zaman. Kez, defa.
ÖĞÜT: Tavsiye.
ÖMÜR: Yaşama süresi, hayat.
ÖNAY: Yeni çıkmış ay.
ÖNGÜL: Direnen, inatçı. Kılavuz. Öncü, teşvik eden.
ÖRGÜN: Türlü ve düzenli parçalardan oluşan.
ÖVGÜ: Övme, övmek için söylenen söz.
ÖVGÜN: Övülmüş, övülen kişi.
ÖVÜNÇ: Övünmeye yol açan ya da hak kazandıran şey, kıvanç, sevinç, övünç.
ÖYKÜ: Hikaye, ayrıntılarıyla anlatılan olay.
ÖZBEN: Bireyin kendi varlığı; Gerçek ben anlamında.
ÖZDE: Kişinin kendi içinde, özünde, canda olan.
ÖZDEN: Özle, öz varlıkla, gerçekle ilgili.
ÖZEN: Büyük hassasiyet göstermek.
ÖZGE: Yabancı. İyi, güzel. Cana yakın, şakacı. Yürekli, gözü pek.
ÖZGEN: Başına buyruk. Rahat. Özü geniş. Kuzu kulağı otunun filizi.
ÖZGÜL: Gerçek gül, benim gülüm anlamında.
ÖZGÜR: Herhangi bir kısıtlamaya, zorlamaya, koşula bağlı olmayan, başına buyruk, hür.
ÖZLEM: Bir şeye karşı duyulan istek, bir kimseyi ya da bir şeyi görme, kavuşma isteği; Hasret.
ÖZNİL: Nil gibi verimli.
ÖZNUR: Özü ışıklı, aydınlık.
ÖZSU: Besleyici su, besisuyu, bitkilerin dokularında bulunan su.
ÖZÜN: Şiir. Hak edilmiş ün.
ÖZTEN: Güzel tenli.
P
'P' İLE BAŞLAYAN KIZ BEBEK İSİMLERİ VE ANLAMLARI
PAMİRA: Orta Asya'da bir yayla.
PAPATYA: Baharda çiçek açan bir kır bitkisi.
PARLA: Parlamak eyleminden parla, ışık saç; Başarılı ol, ünün sanın artsın; Güzel ol, güzel görünüşlü ol.
PELİN: Acı ve güzel kokulu bir bitki.
PELİNSU: Pelin+Su, hem pelin hem su anlamında.
PERÇEM: Kahkül.
PERRAN: Uçan, uçucu.
PERVİN: Ülker yıldızı.
PETEK: Arıların bal topladıkları balmumu yuvacıkları.
PINAR: Büyük su kaynağı.
PIRILTI: Pırıldayan şeyin çıkardığı ışık
PAKİZE: Çok temiz, hoş ve güzel saf, iyi, lekesiz.
PEREN: Ülker yıldızı.
PERİ: Çok güzel, çekici.
PERİHAN: Peri padişahı.
R
'R' İLE BAŞLAYAN KIZ İSİMLERİ VE ANLAMLARI
RABİA: Dördüncü.
RAHŞAN: Parlayan, parlak, aydınlık, ışıltı.
RANA: İyi, güzel, yumuşak, hoş.
RAVZA: Sulu, su yatağı yer; Bahçe.
REBİA: Bahar.
RENAN: Çok ses çıkaran, çınlayan.
RENGİN: Boyalı, renkli; Hoş, latif ve güzel.
REVAN: Yürüyen, giden; akan, akıp giden. Ruh, can.
REYHAN: Yaprakları güzel kokan bir süs bitkisi, fesleğen.
REZZAN: Ağırbaşlı, onurlu.
RİMA: Dişi ceylan yavrusu.
ROSA: Gül rengi, pembe kırmızı arası bir renk.
RUHAN: Güzel kokulu.
RUHSAR: Yanak, yüz, güzel yüz.
RUHŞEN: Neşeli, canlı.
RUKİYE: Büyü, sihir.
RÜÇHAN: Üstünlük
RÜYA: Düş; Gerçekleşmesi imkansız durum, hayal; Gerçekleşmesi beklenen şey, umut
RAHİME: Müminlere çok acıyan kadın.
RAHŞAN: Parlak, parlayan.
SŞ
'S' İLE BAŞLAYAN KIZ BEBEK İSİMLERİ VE ANLAMLARI
SABA: Gün doğusundan esen hafif ve tatlı rüzgar. Türk müziğinde bir makam.
SABAH: Günün ağarmasıyla başlayan ilk saatler.
SAHRA: Kır, ova, çöl.
SALİHA: Yararlı, iyi, elverişli.
SANAL: Sanlı ol, ünlen.
SARA: Halis, saf, katkısız
SARE: Olmak, oldu; Cemaat, topluluk; İhtiyaç, susuzluk.
SARGIN: Albenili, çekici, büyüleyici, yıldızı şirin, hoşa giden, sevimli, güzel.
SAYE: Gölge; Koruma, yardım, sahip çıkma.
SAYGIN: Sayılan, sevilen.
SEBLA: Uzun kirpikli göz.
SEÇİL: Beğeni, sevgi, üstünlük gösterilen.
SEÇKİN: Benzerler arasında nitelikleriyle göze çarpan, elit.
SEDA: Ses; Doğa veya bir engele çarpıp geri dönen ses, yankı.
SEDEF: Midye ve istiridye gibi deniz hayvanlarının kabuğunda bulunan pırıltılı, beyaz, sert bir madde; Bu maddeden yapılmış veya bu madde ile süslenmiş.
SEDEN: Uyanık, tetikte; Gözü açık olmak.
SEGAH: Doğu müziğinin makamlarından.
SEHER: Tan ağartısı.
SELDA: Bir söğüt cinsi.
SELEN: Haber, müjde.
SELİN: Gür akan su.
SELMA: Barış içinde, huzur, erinç.
SELVA: Amerika'da Amazon, Afrika'da Nijer ırmakları gibi ekvator bölgesinde büyük suların geçtiği havzalarda bulunan geniş ve balta girmemiş ormanlara verilen ad.
SELVİ: İnce uzun ağaç.
SEMA: Gökyüzü; Göç.
SEMANUR: Nurlu gökyüzü.
SEMEN: Yasemin çiçeği. Semizlik.
SEMİN: Değerli, pahalı; Semizlik
SEMİRAMİS: Babil'in Asma Bahçeleri'ni kurduran Asur kraliçesi.
SEMRA: Esmer kadın.
SEVDA: Vurgunluk, tutkunluk, aşk; Heves, arzu, kuvvetli istek
SEVDEM: Sevginin en son demi
SEVEN: Bir başkasına sevgi duyan
SEVGİ: İnsanı bir şeye ya da bir kişiye karşı yakın ilgi ve bağlılık göstermeye yönelten duygu
SEVGÜL: Gül gibi sevilen.
SEVİL: Her zaman sevilen biri ol.
SEVİM: Sevmek eylemi; Bir kişi ya da bir şeyde bulunan o kişi ya da şeyi başkalarına sevdiren özellik.
SEVİNÇ: İstenilen şeyin olmasıyla duyulan coşku.
SEVTAP: Tapılacak kadar çok sevilen.
SEYLAN: Sel, akma, akış.
SEZEN: Hisseden, sezgili.
SEZER: Açık bir kanıt olmaksızın, olmuş ya da olacak bir şeyi duyumsar.
SEZGİ: Sezmek eyleminden sezgi; Sezme yeteneği.
SEZİN: Sezinleme işi, sezme. Duygulu, anlayışlı.
SILA: Bir süre ayrı kaldığı bir yere veya yakınlarına kavuşmak; Doğup büyüdüğü ve özlediği yer; Bahşiş, hediye; Bağ.
SİBEL: Henüz yere düşmemiş yağmur damlası.
SİMA: Yüz, çehre.
SİMGE: Anlamı olan harf, bitki gibi işaretler.
SİNEM: Yüreğim, çok sevdiğim.
SU: Canlıların yaşaması için en gerekli olan kokusu, rengi olmayan sıvı.
SENA: Övmek, methetmek; Şimşek parıltısı; Yücelik, yükseklik; Aydınlık; Bir ot adı.
SENEM: Kars dolaylarında kadın ve erkeklerin karşılıklı olarak oynadıkları bir halk dansı
SERA: Varlıklı olmak, zengin olmak; Şarkı söyleyen; Yer, toprak; Ok yapımında kullanılan bir ağaç
SERAP: Çorak yerlerde, çölde, sıcak ve ışığın etkisiyle, ileride, yakında ya da ufukta su veya yeşillik var gibi görünmesi olayı.
SERAY: Ay gibi güzel.
SEREN: Gemi direği.
SERPİL: Gelişmek, büyümek.
SERRA: Rahatlık, kolaylık.
SERTAP (SERTAB): İnatçı anlamında.
SEVAL: Severek al anlamında.
SUMRU: Bir şeyin yüksek yeri, tepesi.
SUNA: Boylu, poslu, yakışıklı. Yaban ördeği.
SUZAN: Yakan, yakıcı.
SÜHEYLA: Yumuşak ve iyi huylu, mütevazı kadın.
SAADET: Kavuşan, mutlu.
SABAHAT: Latif, yüzü güzel, cemal sahibi.
'Ş' İLE BAŞLAYAN KIZ İSİMLERİ VE ANLAMLARI
ŞAHDANE: Mutlu, bahtiyar, dindar, temiz yürekli.
ŞAHİKA: Dağ tepesi, dağ doruğu.
ŞAHMELEK: Güzeller güzeli.
ŞAZIMENT: Özellikleri kimseye benzemeyen.
ŞEBNEM: Gece nemi, çiğ, nem, rutubet.
ŞEHNAZ: Çok nazlı.
ŞEHRİBAN: Şehrin en büyük âmiri, vali.
ŞERMİN: Utanan, sıkılan.
ŞERMİZE: Küçük insan topluluğu.
ŞEYDA: Âşık, tutkun. Sevgiden aklını kaybetmiş.
ŞEYMA: Bedeninde ben, alamet olan.
ŞİRİN: Tatlı, cana yakın sevimli.
ŞULE: Alev, parıltı.
ŞÜKRAN: Teşekkür eden, minnettar kalan.
ŞÜKUFE: Çiçek gibi güzel, tomurcuk.
ŞİFA: Hastalıktan kurtulma, şifa bulma.
T
'T' İLE BAŞLAYAN KIZ BEBEK İSİMLERİ VE ANLAMLARI
TAÇNUR: Mutluluk.
TAHİRE: Gündoğusundan esen rüzgar.
TALİHA: Rastlantıları düzenlediğine ve insanlara iyi veya kötü durumlar hazırladığına inanılan doğa üstü güç, şans, felek.
TAMAY: Dolunay, ayın on dördüncü.
TANAY: Secde eden.
TANSELİ: Şafak vakti gelen sel.
TANYEL: Katıksız, arı. Seçilmiş.
TANYELİ: Tan vakti esen rüzgar.
TARA: Sahur zamanı doğan kız çocuğuna verilen ad.
TENNUR: Yüksek, ulu.
TİJEN: Taç, taçlar.
TUBA: Cennette bulunduğun inanılan büyük ağaç. Güzellik, iyilik. Rahat.
TUĞÇE: Küçük tuğ.
TULÜ: Doğuş, doğma (güneş için) anlamında.
TÜLAY: Ayın ince ışığı.
TÜLİN: Ayın çevresinde görülen ışık halkası.
TÜNAY: Gece ve ay.
TÜRKAN: Kraliçe. Güzel kız.
TÜRKÜ: Yankı, ses.
TÜRKAN: Kraliçe. Güzel kız.
UÜ
'U' İLE BAŞLAYAN KIZ İSİMLERİ VE ANLAMLARI
UBEYDE: Yaradanın kölesi.
UĞURGÜL: Uğurlu gül.
UHDE: Birinin yapmakla yükümlü olduğu iş, görev.
ULYA: En yüce, en ulu, yüksek
UMAY: Devlet kuşu.
UMUR: Görgü, deneyim.
UZEL: Usta, becerikli.
ULYA: Pek yüce.
'Ü' İLE BAŞLAYAN KIZ BEBEK İSİMLERİ VE ANLAMLARI
ÜLKÜ: Amaç, ideal.
ÜMRAN: Bayındırlık; Uygarlık, medeniyet; İlerleme, mutluluk, refah
ÜNZİLE: Gönderilmiş
ÜZGÜ: Yersiz ve gereksiz olarak çektirilen üzüntü, eziyet.
ÜLFET: Dost olan, yakınlık duyan.
ÜMMÜHAN: Hükümdarın annesi.
V
'V' İLE BAŞLAYAN KIZ İSİMLERİ VE ANLAMLARI
VAHİDE: Tek yalnızca bir tane.
VARİDE: Gelen, erişen. Söylenti
VERDA: Gül.
VİLDAN: Yeni doğmuş çocuklar.
VİRA: Durmadan, aralıksız, sürekli.
VEDİDE: Dost, sevgili, Çok seven.
VESİLE: Vasıta olan.
VUSLAT: Dostuna, sevdiğine kavuşan.
VERA: Günah ve haramdan kaçınmak için şüpheli şeylerden uzak duran.
Y
'Y' İLE BAŞLAYAN KIZ BEBEK İSİMLERİ VE ANLAMLARI
YAĞMUR: Bulutlardan yeryüzüne düşen su damlacıkları.
YAPRAK: Bitkilerin solunumunu sağlayan, yeşil ve türlü biçimlerdeki ince bölüm.
YAREN: Dost, arkadaş.
YASEMİN: Çeşitli renklerde kokulu çiçekleri olan bir bitki.
YAŞAM: Hayat.
YELDA: Uzun. Yılın en uzun gecesi.
YELİZ: Ferah yer, aydınlık, havadar.
YEŞİM: Açık yeşil ve pembe renkli kolay işlenen değerli bir taş.
YILDIZ: Gökyüzündeki ışıklı cisimlerin her biri.
YONCA: Çiçekleri kırmızı veya mor renkli çayır bitkilerinin genel adı.
YÜKSEL: Başarı kazan, yücel.
YADİGAR: Dost hatırası.
Z
'Z' İLE BAŞLAYAN KIZ İSİMLERİ VE ANLAMLARI
ZEHRA: Çok beyaz, parlak yüzlü.
ZEHRE: Çiçek.
ZELİHA: Züleyha, su perisi.
ZENNUR: Zinnur, nurlu, ışıklı.
ZEREN: Anlayışlı, kavrayışlı.
ZERİN: Altından ya da altına benzer olan.
ZERRİN: Altından yapılmış.
ZEYNEP: Süs, bezek.
ZİNNUR: Nurlu, ışıklı.
ZİŞAN: Şanlı, şerefli; Bir tür lale.
ZUHAL: Satürn gezegeninin adı.
ZULAL: Hafif, güzel, soğuk su.
ZÜBEYDE: Öz, asıl.
ZÜHRE: Çoban yıldızı, venüs.
ZÜLAL: Saf, temiz, hafif tatlı su.
ZÜLEYHA: Su perisi - Hazreti Yusuf'un karısı.
ZÜMRA: Akıllı, çabuk kavrayan kadın.
ZÜMRÜT: Cam parlaklığında, yeşil renkte, saydam bir süs taşı.
ZEHRA: Yüzü beyaz ve parlak, nurani yüzlü.
ZEKAVET: Çabuk anlayan, tez kavrayan.
A
'A' İLE BAŞLAYAN KIZ İSİMLERİ VE ANLAMLARI
AÇELYA: Fundagillerden çok renkli çiçekler açan bitki.
AFİFE: Namuslu, namusuna çok düşkün olan.
AĞÇA: Temiz, saf.
AHENK: Uyum.
AHSEN: Çok güzel, olağanüstü güzel.
AHU: Ceylan, karaca, çok güzel, ince, zarif kadın.
AHUEDA: Nazlı güzel.
AJLAN: Hızlı, çabuk, telaşlı.
AKASYA: Güzel kokulu bir süs bitkisi.
AKGÜN: Parlak gün, uğurlu gün, ışıklı gün.
ALA: Ela karışık renkli, alaca.
ALAGÜL: Çok renkli gül.
ALÇİÇEK: Kırmızı çiçek.
ALEDA: Nazlı, kaprisli.
ALEYNA: "Bizim üzerimize, bizim aleyhimize" manalarına gelir.
ALGIN: Birine gönül vermiş, vurgun, tutkun.
ALKIM: Gökkuşağı.
ALKIZ: Kırmızı yanaklı, sağlıklı kız.
ALYA: Yüksek yer, yükseklik, gök.
AMİNE: Yüreğinde korku olmayan.
ANDAÇ: Anılar, hatıralar.
ANKA: Kaf Dağı'nda bulunduğu söylenen masal kuşu.
ARKIN: Yavaş, ağır, sakin.
ARMAĞAN: Hediye, ödül.
ARZUM: İsteğim, dileğim, hevesim.
ARZUNAZ: Naz yapan.
ASENA: Dişi kurt, güzel kız.
ASLI: Temelli, köklü. Bir şeyin benzeri.
ASUELA: Ela gözlü yaramaz.
ASUMAN: Gökyüzü.
AŞKIM: Sevdiğim, sevgilim.
AYBEN: Ben ayım anlamında.
AYBİKE: Ay gibi güzel kız.
AYCAN: Ay gibi sevilen, aydınlık can.
AYÇA: Yay biçimindeki ay, Hilal.
AYKIZ: Ay+Kız.
AYDA: Dere kıyılarında yetişen bir bitki.
AYLA: Bazı yıldızların ve ayın etrafındaki ışık çemberi.
AYLAN: Ay gibi güzel değerlere sahip olan.
AYLİN: Ayla ile aynı anlamda.
AYPERİ: Ay ve peri gibi çok güzel.
AYSEL: Ay gibi olan güzelliğiyle nam salmış olan.
AYSU: Ay gibi parıltılı ve su gibi berrak.
AYSUN: Ay gibi ışıltılı ve güzel.
AYŞE: Rahat ve huzur içinde yaşayan.
AYŞEGÜL: Güller içinde mutlu yaşayan.
AYŞEN: Neşeli, gülen, aydınlık.
AYŞIL: Ay ışığı.
AYŞİM, AYŞİN: Darlak ışık saçan.
AYTEN: Güzel bir tene sahip olan.
AZRA: Üstünde hiç yürünmemiş kum; Yeni yetme kız.
B
'B' İLE BAŞLAYAN KIZ BEBEK İSİMLERİ VE ANLAMLARI
BADE: Aşk, kutsal sevgi.
BAHAR: Yazla kış arasında olan mevsim. Güzellik, gençlik çağı.
BALIN: Yar, sevgili.
BAŞAK: Ekinlerin tanelerini taşıyan baş kısmı.
BEDİZ: Resim, tasvir, süs, bezek.
BEGÜM: Hanım; Kadın hükümdar.
BEHİYE: Güzel.
BELEN: Bel, geçit; İki dağ arasından geçen yol.
BELGİN: Kesin ve eksiksiz belirlenen.
BELİZ: İşaret, iz; Alamet.
BELKIS: Efsaneye göre Hazreti Süleyman'ın zamanındaki Saba melikesinin adı.
BELMA: Uysal, sakin.
BELUR: Billur, billurdan olan.
BENAN: Parmak uçları
BENAY: Ben ayım, ay gibiyim.
BENGİ, BENGÜ: Ölümsüz, sonsuz.
BENGİSU: Ölümsüzlük suyu.
BENNUR: Işık saçan.
BERGÜZAR: Anılmak için verilen şey, andaç.
BERİL: Zümrüt
BERİN, BERRİN: En yüksek, en ulu anlamında.
BERKE: Zerdali, kayısı. Kamçı, değnek
BERNA: Bağlı, bağlanmış; Genç, körpe, delikanlı
BERRAK: Duru
BESİME: Sevimli, güler yüzlü.
BESTE: Bir müzik parçasını oluşturan ezgilerin tümü
BETÜL,BETİL: Erkeklerden çekinen namuslu kadın, Hazreti Meryem ve Hazreti Fatma'nın diğer isimleri.
BEYZA: Çok beyaz, lekesiz
BİGE: Evlenmemiş, çocuk doğurmamış olan. Sultan.
BİHTER: Daha iyi, en iyi.
BİLGE: Çok bilgili ve bilgisini yararlı kullanan kişi.
BİLHAN: Çok bilgili.
BİLLUR: Pek duru, pürüzsüz.
BİLNAZ: Çok naz eden.
BİLNUR: Bilge kişi.
BİNAY: Öylesine güzel ki bin ay eder.
BİNGÜL: Gülü bol; Gül bahçesi.
BİNNAZ: Çok nazlı, cilveli, kaprisli.
BİNNUR: Çok ışıklı, ışığı gür.
BİRAY: Ay gibi tek, eşsiz.
BİRİCİK: Bir tane, tek, emsalsiz.
BİRGÜL: Tek ve güzel bir gül.
BİRSEN: Yalnız sen.
BİRSU: "Bir içim su" denilebilecek kadar güzel olan.
BURÇİN: Dişi geyik.
BUSE: Öpücük.
BÜGE: Bent, su benti.
BÜŞRA: Müjde, sevinçli haber.
BEREN: Kuzu.
BENAN: Parmakla gösterilecek kadar güzel.
C
'C' İLE BAŞLAYAN KIZ İSİMLERİ VE ANLAMLARI
CAHİDE: Çalışıp çabalayan.
CANAN: Gönülden sevilmiş, yar.
CANAY: Ay gibi temiz.
CANDAŞ: Candan, değerli dost.
CANFEZA: Müzikte bileşik bir makam.
CANKIZ: Sevilen, sevimli, şirin kız.
CANKUT: Sevimli, cana yakın.
CANSEL: Hayat veren su.
CANSIN: İçten, gönüldensin.
CANSU: Can suyu. Hayat veren su.
CAVİDAN: Sürekli, kalıcı olan, sonsuz.
CELİLE: Büyük, ulu.
CEMRE: Ateş parçası, kor; Şubat ayında bir hafta arayla hava, su ve toprakta oluştuğu sanılan sıcaklık yükselişi.
CENNET: Çok güzel yer. İyilik yapanların, günahsızların öldükten sonra mutluluğa kavuşacaklarına inanılan yer.
CEREN: Çok hızlı koşan, gözlerinin güzelliğiyle ünlü, ince bacaklı, zarif hayvan; ceylan
CEVHER: Bir şeyin özü. Güç, enerji.
CEYDA: İnce-uzun boyunlu ve güzel.
CEYLAN: Süzgün ve tatlı bakışlı. Yapısı ince ve uyumlu olan.
CİHANBANU: Dünya hükümdarı.
CİHANNUR: Alemi aydınlatan nurlu ışık.
'Ç' İLE BAŞLAYAN KIZ BEBEK İSİMLERİ VE ANLAMLARI
ÇAĞ: Belirli bir özellik göz önünde bulundurularak ele alınan zaman dilimi.
ÇAĞDA: Yeni bir çağa adım atılmış.
ÇAĞIN: Şimşek, yıldırım.
ÇAĞLA: Badem, kayısı, erik gibi yemişlerin olgunlaşmamış hali.
ÇAĞRI: Davet. Doğan kuşu. Mavi hareli göz.
ÇAKIL: Su yataklarında sürtünmeyle yuvarlaklaşmış küçük taşlar.
ÇIĞLIK: İnce ve keskin bağırış.
ÇİÇEK: Bir bitkinin değişik renklerle bezenmiş kokulu bölümü.
ÇİĞDEM: Akdeniz çevresinde yetişen çok renkli kır bitkisi.
ÇİLAY: Ayın üzerinde beliren açık renkli lekeler.
ÇİLEN: Hafif yağan yağmur, çisenti.
ÇİSE(M): Hafif yağan yağmur.
ÇİSİL: İnce ince yağan yağmur.
ÇOLPAN: Çoban yıldızı.
D
'D' İLE BAŞLAYAN KIZ İSİMLERİ VE ANLAMLARI
DAMLA: Çok küçük miktarda su. Çok az.
DALGA: Hareketli su kütlesi; Denizin rüzgarlı havada kabarıp kıyıya sürüklenmesi.
DEFNE: Yaprakları güzel kokulu, yaz-kış yeşil olan bir bitki.
DEMET: Çiçek bağlamı, deste.
DEREN: Toplayan, düzenleyen, pekiştiren.
DERİN: Sığ olmayan.
DERYA: Büyük deniz anlamında.
DEVİN: Hareket, kımıldanış.
DEVRİN: Bir kişi veya olayın gündemde olduğu tarih dönemi.
DİCLE: Bir nehir adı. Ulu ırmak.
DİDEM: Gözüm gibi sevdiğim, sevgilim.
DİLA: Gönlümü çalan.
DİLAN: Gönüllerce olan, yürekler dolusu.
DİLARA: Gönül alan, gönül okşayan.
DİLDE: Ünü her tarafa yayılmış, herkesin konuştuğu, herkesin dilinde olan kimse
DİLEK: İstek, rica, arzu.
DİLEM: Gönül ilacı
DİLRÜBA: Gönlü şen, dertsiz
DİLŞAH: Gönül şahı, sevgili, sultan.
DOĞA: Yaradılış ve yapı özelliklerinin tümü, tabiat.
DOĞU: Güneşin doğduğu ana yön.
DOLUNAY: Ayın tam yuvarlak olduğu an.
DORA: Doruk, zirve.
DURUGÜL: Gül gibi temiz olan.
DUYGU: Kişi, olay ve nesnelerin bireyin iç dünyasında uyandırdığı izlenim.
DUYGUN: Duygulu, hassas, hisli kişi.
E
'E' İLE BAŞLAYAN KIZ BEBEK İSİMLERİ VE ANLAMLARI
EBRU: Keman kaş, bulut rengi, bir sanat dalı.
ECE: Kraliçe. Güzel kız, kadın.
ECEM: Kraliçem, sevgili kraliçe anlamında.
ECENAZ: Nazlı güzel.
ECESU: Su gibi berrak ve güzel.
EDA: Naz, cilve; Davranış, tavır; Verme, ödeme; (Namaz için) kılma, yerine getirme; Üslup.
EGE: Türkiye'nin batısında yer alan deniz.
ELANAZ: Ela gözlü, nazlı güzel.
ELANUR: Ela gözleriyle nur saçan.
ELÇİN: Deste, tutam.
ELİF: Kibar, narin yapılı, ince-uzun boylu kız.
ELVAN: Renkler, çeşitler.
EMEL: Arzu, özlem.
EMET: Bereket, bolluk.
EREM: Cennet.
ERENDİZ: Jüpiter gezegeninin adı.
ERÇİL: Doğru, inanılır, güvenilir kişi.
ERDA: Beyaz karınca.
ESEN: Sağlıklı, salim.
ESENGÜL: Rüzgar gibi esen; Gül gibi güzel kokan.
ESER: Emek sonucu ortaya çıkan ürün, yapıt ya da yok olmuş bir nesneden kalan parça.
ESİM: Rüzgar gibi olan.
ESİN: Sabah rüzgarı.
ESMA: İsimler, adlar. Çok yüksek olan.
ESMACAN: Adı can olan.
ESNA: Yüksek, yüce. Bir işin yapıldığı an.
ESRA: En çabuk, çok çabuk.
EVİN: Bir şeyin içindeki öz; Buğday tanesinin olgunlaşmış içi, özü.
EYLÜL: Sonbaharda bir ay adı.
EZGİ: Melodi, şarkı, türkü.
F
'F' İLE BAŞLAYAN KIZ İSİMLERİ VE ANLAMLARI
FATMA: Çocuğunu sütten kesen kadın.
FAZİLET: Erdemli, iyi ahlaklı.
FERAH: Aydınlık, iç açıcı.
FERAHGÜL: Güzelliğiyle neşe saçan.
FERAHNUR: İnsanın gönlünü ışık saçarak aydınlatan.
FERAY: Ay ışığı, ayın parlaklığı, ışıltı saçması.
FERCAN: İnsanın ruhuna aydınlık veren bir içtenliğe sahip olan.
FERDA: Gelecek zaman, yarın; Kıyamet.
FERDACAN: İçtenliğini hiç kaybetmeyecek olan.
FERHAN: Sevinçli, gönlü hoş.
FERİ: Köke değil dallara ait olan. İkinci derecede olan.
FERİDE: Eşi benzeri olmayan, tek. Çok değerli inci.
FERNUR: Aydınlık, ışık.
FERSUDE: Eskimiş, yıpranmış, örselenmiş.
FEYZA: Bolluk, çokluk, bereket. Taşkın.
FEZA: Boşluk, sinirsizlik; Uzay.
FİDAN: Yeni yetişen ağaç.
FİGEN: Yaralayan, kıran.
FİLİZ: Tohumdan çıkan sürgün. İnce ve güzel vücutlu.
FİRDEVS: Cennetler. Cennet bahçeleri.
FİRUZE: Açık mavi renkte, değerli bir süs taşı.
FULYA: Nergisgillerden güzel kokulu sarı bir çiçek.
FUNDA: Çalı ormanı, çalılık; Püskül, tepelik.
FÜRUZAN: Parlayan, parlak.
FAZİLET: Erdem, iyi huyların ve üstün vasıfların hepsi.
FERAH: Bol, geniş, neşeli, açık.
FİGEN: Çiçek demeti, gölge eden.
FİRDEVS: Sekiz cennetten biri, altın ve gümüştendir.
FİRKAT: Ayrı olan, sevgiden uzak kalan.
FULYA: Güzel kokulu bir nergis.
G
'G' İLE BAŞLAYAN KIZ BEBEK İSİMLERİ VE ANLAMLARI
GAMZE: Göz kırpma, gözle işaret, nazlı bakma, gülerken bazı kişilerde yanaklarda beliren çukur.
GAYE: Amaç.
GAZEL: Konusu daha çok sevgi ve içki olan, manzume; Tek kişinin özel ahenkte okuduğu müzik parçası; Sonbahar vaktinde düşen yapraklar.
GELİNCİK: Yazın kırlarda yetişen parlak kırmızı renkli bir çiçek.
GENCAY: Yeni doğmuş ay; Hilal biçimindeki ay.
GERÇEK: Yakıştırma veya yalanı olmayan.
GİZEM: Sır; Aklın erişemediği çözülemeyen şey.
GONCA: Tam açılmamış çiçek.
GÖKBEN: Ben gökyüzü anlamında.
GÖKÇE: Gök mavisi, mavi gözlü güzel.
GÖKSU: Türkiye'nin çeşitli yerlerinde bulunan akarsuların adı.
GÖKYEL: Kuzeydoğudan esen rüzgar, poyraz.
GÖNEN: Rutubet, yaşlık; Ekilecek toprağın tavlandırılması.
GÖNÜL: İstek, arzu, sevgi.
GÖRKEM: Göz alıcı ve gösterişli olma durumu, ihtişam.
GÖZDE: Çok sevilen, beğenilen nitelikte olan. Çok güzel.
GÖZEN: İlgi çekici, samimi; Sulak yer; Pınar.
GÜL: Gülgillerin örneği olan bitki ve bunun çiçeğine verilen ad; Gülmek eyleminden gül.
GÜLCAN: Gül gibi güzel kişi.
GÜLCE: Gül gibi.
GÜLÇİÇEK: Her yönüyle güzel olan.
GÜLÇİN: Gül toplayan, gül seven.
GÜLEN: Güleç yüzlü, mutlu anlamında.
GÜLENAY: Güleç ay, gülümseyen ay; Ay gibi gülümseyen güzel.
GÜLFEM: Ağzı gül gibi olan.
GÜLSU: Gül ve su gibi güzel.
GÜLŞEN: Gül bahçesi.
GÜLTEN: Gül tenli, vücudu gül gibi.
GÜN: 24 saatlik zaman dilimi; Güneşin yeryüzüne gönderdiği ışık; Güneş, yaşam
GÜNAL: Işık al, ışıklı ol.
GÜNDÜZ: Günün aydınlık bölümü.
GÜNEŞ: Çevresindeki gezegenlere ısı ve ışık veren büyük gök cismi.
GÜNEY: Her zaman güneş gören, güneşli yer; Bir yön.
GÜNSU: Gün gibi aydınlık, su gibi berrak.
GÜZ: Sonbahar.
GÜZİN: Seçilmiş, seçkin.
GÜLBİN: Gül fidanı, gül dalı, gül bahçesi, güllük.
GÜLŞEN: Gül bahçesi, gülistan.
GÜZİDE: Seçkin, seçilmiş, seçme.
GÜLÇİÇEK: Gül gibi taze, çiçek tazeliği taşıyan.
GÜLÇİN: Gül toplayan, gül derleyici.
GÜLDEMET: Gül buketi, gül demeti.
GÜLFEM: Gül dudaklı, gül ağızlı.
GÜLFER: Gül gibi parlak.
GÜLİZAR: Gül yanaklı.
GÜLNAR: Katmerli ve büyük gül, büyük çiçek.
GÜLNAZ: Gül gibi ince ve narin, nazlanan.
GÜLSİMA: Gül yüzlü.
GÜLSÜM: Yüzü dolgun.
H
'H' İLE BAŞLAYAN KIZ İSİMLERİ VE ANLAMLARI
HABİBE: Sevgili, seven dost.
HALE: Ayın çevresindeki ışık halkası.
HALENUR: Kutsal ışık
HANDAN: Güleç, sevinçli, şen şakrak.
HANDE: Gülüş, gülme. Açılma. Eğlenme.
HANİFE: Allah'ın birliğine inanan; Hazreti Muhammed'in zamanından önce tek yaradana inanan
HARİKA: Sıradanlığın üstündeki nitelikleriyle insanda hayranlık uyandıran
HASİBE: Değerli, soyca temiz, soylu.
HAVVA: Yaratılan ilk kadın.
HAYAL: Varmış, olmuş gibi zihinde canlandırılan imge, görüntü.
HAYAT: Ömür, yaşam.
HAZAL: Kuruyup dökülen ağaç yapraklarının güzelliği.
HAZAN: Sonbahar.
HAZAR: Barış.
HEVES: Bir şeye duyulan istek.
HELİN: Yuva.
HİCRAN: Ayrılık, bir yerden ayrılmak. Ayrılığın sebep olduğu dayanılmaz acı.
HİLAL: Ayın yay biçimindeki görünüşü, yeni ay, ayça.
HİLDE: Kurtulmak, yükselmek, ilerlemek.
HOŞSEDA: Hoşa giden ses.
HÜLYA: İnsanın kurduğu tatlı düş.
HÜMA: Efsanelerde geçen, yere konmayıp sürekli gökte kaldığına inanılan cennet kuşu.
HÜMEYRA: Kızıllık, pembelik.
HÜNER: İnce ve şaşırtıcı ustalık.
HÜRREM: Sevinçli, güler yüzlü.
HÜSNA: Pek çok güzel.
HALE: Ayın çevresinde görülen ışık halkası.
HALENUR: Işıklı, aydınlık daire, hale.
HÜRRİYET: Taze, şen şakrak, sevinçli. Güler yüzlü.
HÜVEYDA: Apaçık, belli, besbelli.
Ii
'I' İLE BAŞLAYAN KIZ BEBEK İSİMLERİ VE ANLAMLARI
ILGAZ: Atın dört nala koşması. Hücum, akın.
ILGIM: Serap.
ILGIN: Beyaz ya da pembe, çiçekli, çok hafif yapraklı bir ağaççık.
ILGIT: Esinti ve akış için kullanılan yavaş yavaş anlamında.
ILIM: Uzlaşmacı yumuşaklık.
IRMAK: Akarsuların en büyüğü.
IŞIK: Cisimleri görmeyi, renkleri ayırt etmeyi sağlayan fiziksel enerji. Aydınlık, nur.
IŞIL: Pırıltı, parlaklık, ışık, aydınlık.
IŞILAY: Işıltılı ay, parlayan ay.
IŞIN: Bir kaynaktan belli bir doğrultuya giden ışık çizgisi.
IŞINBIKE: Aydınlık saçan kadın.
ITIR: Güzel koku; El ve yüze sürülen çiçek özü, esans.
'İ' İLE BAŞLAYAN KIZ İSİMLERİ VE ANLAMLARI
İCLAL: Ağırlama, ikram. Büyüklük, ululuk.
İDİL: Kır yaşamı içinde aşk konusunu işleyen kısa şiir; Volga ırmağına Türklerin verdiği ad.
İLAYDA: Su perisi.
İLBÜKE: İlbey hanımı, seçkin hanım
İLCAN: Ülkenin canı, sevdiği.
İLGİ: İki şey arasındaki ilişki; Bir şeye duyulan merak; Eğilim
İLGÜN: Ülke güneşi. Başkaları, yabancılar.
İLKAY: Ayın ilk hali.
İLKBAHAR: Yılın ılık mevsimi.
İLKCAN: İlk doğan çocuklara verilen ad.
İLKE: Temel alınan düşünce, kural.
İLKİM: İlk çocuğum anlamında.
İLKİN: İlk çocuklar için kullanılan adlardan. Önce, öncelikle.
İLKNUR: İlk ışık.
İLKYAZ: İlkbahar.
İLTER: Yurdu koruyan, yurtsever.
İMRAN: Evine bağlı, evcimen anlamında.
İMREN: İmrenmek fiilinden, görünen şeyi edinme isteği.
İNCİ: Süslemede kullanılan, istiridyede yetişmiş değerli madde.
İNCİLAY: Parlama, ışıldama.
İPEK: İpekböceği kozasından elde edilen ince, parlak kumaş. Kibar, zarif.
İREM: Bahçeleriyle ünlü masal kenti.
İREN: Özgür, serbest.
İZEL: El izi anlamında.
İZEM: Büyüklük, ululuk.
İZGİ: Güzel, adaletli, zeki.
İZİM: Önceden bulunduğum yerde bıraktığım belirti.
J
'J' İLE BAŞLAYAN KIZ BEBEK İSİMLERİ VE ANLAMLARI
JALE: Çiğ, kırağı. Sabahları otların üzerinde olan su damlaları.
JALENUR: Parlayan, ışıldayan çiğ.
JANSET: Güneşin Doğuşu (Çerkez ismi)
JANSELİ: Güneşin doğduğu yer (Çerkez ismi)
JÜLİDE: Dağınık, karmakarışık.
K
'K' İLE BAŞLAYAN KIZ İSİMLERİ VE ANLAMLARI
KADER: Alın yazısı, yazgı. Talih.
KAİNAT: Var edilen şeylerin hepsi, yaratılanlar.
KAMELYA: Pembe, kırmızı, beyaz çiçekler açan bir süs bitkisi.
KAMER: Birinci ay; Mecazi parlak ve güzel anlamında.
KAMİLE: Tam, eksiksiz. Kemale ermiş. Bilgin, bilgili.
KAMURAN: İstediğine ulaşmış, mutlu.
KARACA: Rengi karaya yakın, esmer; Avrupa ve Asya'nın ılıman bölgelerinde yaşayan kısa ve çatallı boynuzlu bir memeli hayvan
KARANFİL: Kokulu bir çiçek.
KARDELEN: Kar kalkmadan çiçek açan süs bitkisi
KARMEN: Parlak kırmızı.
KAYRA: Yüksek tutulan ya da sayılan birinden gelen iyilik; İhsan, lütuf.
KERİME: Cömert. Ulu, büyük. Kız çocuk.
KEVSER: Cennette bulunduğuna inanılan su.
KIVANÇ: Sevinç.
KIVILCIM: Yanmakta olan bir maddeden sıçrayan küçük ateş parçası.
KIZILTAN: Kızıl renk almış tan.
KÖSEM: Sürünün önünden giden, yol gösteren koç. Cildi temiz, pürüzsüz.
KUĞU: Beyaz tüylü bir su kuşu.
KUMRU: Sevgilisine düşkünlüğüyle bilinen güvercin benzeri bir kuş.
KUMSAL: Kumla örtülü deniz kıyısı.
KÜBRA: Büyük, ulu; Büyük önerme.
L
'L' İLE BAŞLAYAN KIZ BEBEK İSİMLERİ VE ANLAMLARI
LAL: Parlak, koyu kırmızı renkte olan.
LALE: Çan biçiminde bir çiçek
LALEHAN: Lalelerin sultanı.
LALEZAR: Lale yetiştirilen yer, lale bahçesi.
LAMİA: Parlayan, parlak.
LATİFE: Yumuşak, hoş, güzel, nazik. Güldüren güzel söz, şaka.
LEMAN: Parlama, parıltı.
LADİN: Çamgillerden, 50-60 metre yüksekliğinde, düz gövdeli, kozalağı aşağıya doğru sarkık, kerestesi ve reçinesi değerli, çam türüne çok yakın bir orman ağacı
LEMİS: Dokunma, elleme.
LERZAN: Titreyen, titrek
LEYAN: Parlayan, parlayıcı. Konfor. Lüks hayat.
LEYLA: Saçları gece gibi simsiyah olan kadın; Çok karanlık gecede görülen ışık.
LEYLİFER: Gece ışığı.
LİLA: Açık eflatun.
M
'M' İLE BAŞLAYAN KIZ İSİMLERİ VE ANLAMLARI
MAHİRE: Hünerli, becerikli.
MAHPERİ: Güzeller güzeli.
MAİDE: Üzerinde yemekler bulunan sofra; Yemek, ziyafet
MANOLYA: Bir süs bitkisi.
MARAL: Dişi geyik.
MAVİSU: Deniz.
MAYIS: Bir bahar ayı.
MEBRUKE: Kutlu kadın.
MEDİHA: Övülen, beğenilen, sevilen kadın.
MEHİR: Ay parçası.
MEHPARE: Ay parçası gibi güzel.
MEHTAP: Ay ışığı, dolunay.
MEHVEŞ: Ay gibi güzel kadın.
MELDA: İnce ve taze bedenli.
MELEK: Allah katında bulunan ruhani varlıkların her biri; Pek güzel, yumuşak huylu ve masum (mecazi)
MELİHA: Güzel, şirin, sevimli.
MELİKE: Kadın hükümdar, padişah eşi.
MELİS: Bal, bal arısı
MELİSA: Oğul otu
MELTEM: Yazın karadan denize doğru esen yel.
MENEKŞE: Mor beyaz renkli, kokulu, yuvarlak yapraklı bir çiçek.
MERAL: Dişi geyik, ceylan.
MERCAN: Deniz dibine ağaç gibi kök salarak büyüyen, hayvan gibi duyguya sahip, kırmızı renkli, kalker iskeletli bir canlı türü.
MERİÇ: Bulgaristan'dan çıkıp Edirne yakınlarında Arda ve Tunca ile birleştikten sonra Türk-Yunan sınırı boyunca akarak Enez yakınlarında Ege Denizi`ne dökülen ırmak.
MERİH: Mars gezegeni.
MERVE: Mekke'de Safa dağının karşısındaki kırmızı renkli tepenin adı.
MERYEM: İsa peygamberin annesinin adı.
MERZE: Mercan.
MEYYAL: Meyleden, aşırı istekli. Fazlaca eğilen. Eğik.
MISRA: Manzumenin satırlarından her biri, dizeler.
MİHRİBAN: Dost, sevgili, yarendaş. İyi yürekli, güler yüzlü.
MİHRİCAN: Dost, sevgili. Sonbahar.
MİHRİGÜL: Güler yüzlü, dost, sevecen, güzel.
MİHRİNAZ: Çok nazlı.
MİHRİNUR: Güldüğünde ışıklar saçan.
MİMOZA: Bir süs bitkisi.
MİNA: Mine. Liman. Şişe, cam, billur. Şarap şişesi.
MİNE: İnce ve parlak nakış; Madenler üzerine vurulan renkli cam tabakası; Şişe, cam, billur sırça
MİRAY: Yılın ilk aylarında doğan.
MİRCAN: Güneş gibi aydınlık.
MÜGE: İnci çiçeği.
MÜJDE: Sevindirici haber; İyi haber getirene verilen bağış
MÜJGAN: Kirpikler.
N
'N' İLE BAŞLAYAN KIZ İSİMLERİ VE ANLAMLARI
NADİDE: Az bulunur, görülmemiş. Çok değerli, eşsiz.
NADİRE: Az bulunan.
NAĞME: Güzel uyumlu ses, ezgi; Birinin yalandan ve nazlanarak söylediği söz.
NARİN: İnce, ince yapılı, kibar
NAŞİDE: Şair, şiir okuyan ve yazan.
NAZ: İsteksiz gibi görünen, çekingen davranış.
NAZAN: Cilve yapan, nazlanan, nazenin.
NAZER: Nazar.
NAZGÜL: Gül kadar güzel olan, nazlı.
NAZLI(M): Naz yapan; İşveli(m), edalı(m)
NAZLIHAN: Naz yapan han anlamında.
NECLA: Evlat, çocuk. Soylu.
NEFİSE: Çok güzel, değerli.
NEHİR: Akarsu, ırmak.
NERGİS: Bir süs bitkisi.
NERMİN: Yumuşak, narin, ince.
NESLİ: Soylu.
NESLİHAN: Han soyundan. Sevgi ile hükmeden.
NESLİŞAH: Şah soyundan.
NESRİN: Yaban gülü.
NEŞVE: Keyif, neşe.
NEVA: Ses, ahenk; Güç, zenginlik, servet; Nasip; Türk müziğinde bir makam.
NEVAL: Talih, kader, kısmet.
NEVADE: Torun anlamında.
NEVBAHAR: İlkbahar, ilkyaz.
NEVGÜL: Yeni açmış gül.
NEVRA: Beyaz çiçek. Işıklı olma, parlaklık.
NEVRES: Yeni yetişen.
NİGAR: Resim kadar güzel sevgili; Nakış; Resim.
NİHAL: İnce ve düzgün vücutlu sevgili. Fidan, taze sürgün.
NİHAN: Saklanmış, gizli olan; Sır.
NİL: Çivit. Mısır'da bir nehir.
NİLAY: Işıklı mavi, ışıklı lacivert.
NİLGÜN: Lacivert renkli, çivit renginde.
NİLÜFER: Durgun sularda yetişen, değişik renkli ve uzun ömürlü su bitkisi.
NİRAN: Nurlar, aydınlıklar, ışıklar; Ateşler; Cehennem.
NİSA: Kadın, kadınlar.
NİSAN: Gelin çiçeği; İlkbaharın ilk ayı.
NUR: Aydınlık, parıltı, parlaklık.
NURAN: Nurlu, ışıklı.
NURAY: Işık saçan.
NURCAN: Aydınlık insan.
NURFER: Işık veren, aydınlatan, ferahlatan.
NURGÜL: Nur+Gül.
NURGÜN: Nur+Gün.
NURPERİ: Bir peri kadar göz kamaştırıcı güzelliğe sahip olan.
NURSAL: Işıksal ışıkla ilgili.
NURSAY: Işık gibi say, ışık gibi bil anlamında.
NURSELİ: Işık seli
NURTEN: Işık gibi duru tenli.
NÜKET: Nükte, zarif, güzel sözler.
NÜKHET: Güzel koku.
NÜKTE: İnce anlamlı, düşündürücü şaka söz.
OÖ
'O' İLE BAŞLAYAN KIZ İSİMLERİ VE ANLAMLARI
OKŞAN: Sevil, şefkat gör.
OLCA: Ganimet, bolluk.
OLCAY: Mutlu, talih.
OLGAÇ: Bilgi ve görgüde olgunlaşan.
OMAY: Gözde, sevilen, beğenilen.
ONGÜL: Ön ayak olmak; İlk gül.
ORKİDE: Salepgillerden güzel çiçekli birtakım bitki türlerinin ortak adı.
OYA: Bir nesneye oyularak yapılan süs; Genellikle ipek veya ibrişim ile iğne, mekik, tığ kullanılarak yapılan ince dantel.
OYLUM: Hacim, dirim; İçi oyulmuş, çukur duruma getirilmiş; Resimde derinlik, üç boyutluk etkisi, mimarlıkta mekan karşılığı.
'Ö' İLE BAŞLAYAN KIZ İSİMLERİ VE ANLAMLARI
ÖDÜL: Armağan.
ÖĞÜN: Kendini yücelt. Zaman. Kez, defa.
ÖĞÜT: Tavsiye.
ÖMÜR: Yaşama süresi, hayat.
ÖNAY: Yeni çıkmış ay.
ÖNGÜL: Direnen, inatçı. Kılavuz. Öncü, teşvik eden.
ÖRGÜN: Türlü ve düzenli parçalardan oluşan.
ÖVGÜ: Övme, övmek için söylenen söz.
ÖVGÜN: Övülmüş, övülen kişi.
ÖVÜNÇ: Övünmeye yol açan ya da hak kazandıran şey, kıvanç, sevinç, övünç.
ÖYKÜ: Hikaye, ayrıntılarıyla anlatılan olay.
ÖZBEN: Bireyin kendi varlığı; Gerçek ben anlamında.
ÖZDE: Kişinin kendi içinde, özünde, canda olan.
ÖZDEN: Özle, öz varlıkla, gerçekle ilgili.
ÖZEN: Büyük hassasiyet göstermek.
ÖZGE: Yabancı. İyi, güzel. Cana yakın, şakacı. Yürekli, gözü pek.
ÖZGEN: Başına buyruk. Rahat. Özü geniş. Kuzu kulağı otunun filizi.
ÖZGÜL: Gerçek gül, benim gülüm anlamında.
ÖZGÜR: Herhangi bir kısıtlamaya, zorlamaya, koşula bağlı olmayan, başına buyruk, hür.
ÖZLEM: Bir şeye karşı duyulan istek, bir kimseyi ya da bir şeyi görme, kavuşma isteği; Hasret.
ÖZNİL: Nil gibi verimli.
ÖZNUR: Özü ışıklı, aydınlık.
ÖZSU: Besleyici su, besisuyu, bitkilerin dokularında bulunan su.
ÖZÜN: Şiir. Hak edilmiş ün.
ÖZTEN: Güzel tenli.
P
'P' İLE BAŞLAYAN KIZ BEBEK İSİMLERİ VE ANLAMLARI
PAMİRA: Orta Asya'da bir yayla.
PAPATYA: Baharda çiçek açan bir kır bitkisi.
PARLA: Parlamak eyleminden parla, ışık saç; Başarılı ol, ünün sanın artsın; Güzel ol, güzel görünüşlü ol.
PELİN: Acı ve güzel kokulu bir bitki.
PELİNSU: Pelin+Su, hem pelin hem su anlamında.
PERÇEM: Kahkül.
PERRAN: Uçan, uçucu.
PERVİN: Ülker yıldızı.
PETEK: Arıların bal topladıkları balmumu yuvacıkları.
PINAR: Büyük su kaynağı.
PIRILTI: Pırıldayan şeyin çıkardığı ışık
PAKİZE: Çok temiz, hoş ve güzel saf, iyi, lekesiz.
PEREN: Ülker yıldızı.
PERİ: Çok güzel, çekici.
PERİHAN: Peri padişahı.
R
'R' İLE BAŞLAYAN KIZ İSİMLERİ VE ANLAMLARI
RABİA: Dördüncü.
RAHŞAN: Parlayan, parlak, aydınlık, ışıltı.
RANA: İyi, güzel, yumuşak, hoş.
RAVZA: Sulu, su yatağı yer; Bahçe.
REBİA: Bahar.
RENAN: Çok ses çıkaran, çınlayan.
RENGİN: Boyalı, renkli; Hoş, latif ve güzel.
REVAN: Yürüyen, giden; akan, akıp giden. Ruh, can.
REYHAN: Yaprakları güzel kokan bir süs bitkisi, fesleğen.
REZZAN: Ağırbaşlı, onurlu.
RİMA: Dişi ceylan yavrusu.
ROSA: Gül rengi, pembe kırmızı arası bir renk.
RUHAN: Güzel kokulu.
RUHSAR: Yanak, yüz, güzel yüz.
RUHŞEN: Neşeli, canlı.
RUKİYE: Büyü, sihir.
RÜÇHAN: Üstünlük
RÜYA: Düş; Gerçekleşmesi imkansız durum, hayal; Gerçekleşmesi beklenen şey, umut
RAHİME: Müminlere çok acıyan kadın.
RAHŞAN: Parlak, parlayan.
SŞ
'S' İLE BAŞLAYAN KIZ BEBEK İSİMLERİ VE ANLAMLARI
SABA: Gün doğusundan esen hafif ve tatlı rüzgar. Türk müziğinde bir makam.
SABAH: Günün ağarmasıyla başlayan ilk saatler.
SAHRA: Kır, ova, çöl.
SALİHA: Yararlı, iyi, elverişli.
SANAL: Sanlı ol, ünlen.
SARA: Halis, saf, katkısız
SARE: Olmak, oldu; Cemaat, topluluk; İhtiyaç, susuzluk.
SARGIN: Albenili, çekici, büyüleyici, yıldızı şirin, hoşa giden, sevimli, güzel.
SAYE: Gölge; Koruma, yardım, sahip çıkma.
SAYGIN: Sayılan, sevilen.
SEBLA: Uzun kirpikli göz.
SEÇİL: Beğeni, sevgi, üstünlük gösterilen.
SEÇKİN: Benzerler arasında nitelikleriyle göze çarpan, elit.
SEDA: Ses; Doğa veya bir engele çarpıp geri dönen ses, yankı.
SEDEF: Midye ve istiridye gibi deniz hayvanlarının kabuğunda bulunan pırıltılı, beyaz, sert bir madde; Bu maddeden yapılmış veya bu madde ile süslenmiş.
SEDEN: Uyanık, tetikte; Gözü açık olmak.
SEGAH: Doğu müziğinin makamlarından.
SEHER: Tan ağartısı.
SELDA: Bir söğüt cinsi.
SELEN: Haber, müjde.
SELİN: Gür akan su.
SELMA: Barış içinde, huzur, erinç.
SELVA: Amerika'da Amazon, Afrika'da Nijer ırmakları gibi ekvator bölgesinde büyük suların geçtiği havzalarda bulunan geniş ve balta girmemiş ormanlara verilen ad.
SELVİ: İnce uzun ağaç.
SEMA: Gökyüzü; Göç.
SEMANUR: Nurlu gökyüzü.
SEMEN: Yasemin çiçeği. Semizlik.
SEMİN: Değerli, pahalı; Semizlik
SEMİRAMİS: Babil'in Asma Bahçeleri'ni kurduran Asur kraliçesi.
SEMRA: Esmer kadın.
SEVDA: Vurgunluk, tutkunluk, aşk; Heves, arzu, kuvvetli istek
SEVDEM: Sevginin en son demi
SEVEN: Bir başkasına sevgi duyan
SEVGİ: İnsanı bir şeye ya da bir kişiye karşı yakın ilgi ve bağlılık göstermeye yönelten duygu
SEVGÜL: Gül gibi sevilen.
SEVİL: Her zaman sevilen biri ol.
SEVİM: Sevmek eylemi; Bir kişi ya da bir şeyde bulunan o kişi ya da şeyi başkalarına sevdiren özellik.
SEVİNÇ: İstenilen şeyin olmasıyla duyulan coşku.
SEVTAP: Tapılacak kadar çok sevilen.
SEYLAN: Sel, akma, akış.
SEZEN: Hisseden, sezgili.
SEZER: Açık bir kanıt olmaksızın, olmuş ya da olacak bir şeyi duyumsar.
SEZGİ: Sezmek eyleminden sezgi; Sezme yeteneği.
SEZİN: Sezinleme işi, sezme. Duygulu, anlayışlı.
SILA: Bir süre ayrı kaldığı bir yere veya yakınlarına kavuşmak; Doğup büyüdüğü ve özlediği yer; Bahşiş, hediye; Bağ.
SİBEL: Henüz yere düşmemiş yağmur damlası.
SİMA: Yüz, çehre.
SİMGE: Anlamı olan harf, bitki gibi işaretler.
SİNEM: Yüreğim, çok sevdiğim.
SU: Canlıların yaşaması için en gerekli olan kokusu, rengi olmayan sıvı.
SENA: Övmek, methetmek; Şimşek parıltısı; Yücelik, yükseklik; Aydınlık; Bir ot adı.
SENEM: Kars dolaylarında kadın ve erkeklerin karşılıklı olarak oynadıkları bir halk dansı
SERA: Varlıklı olmak, zengin olmak; Şarkı söyleyen; Yer, toprak; Ok yapımında kullanılan bir ağaç
SERAP: Çorak yerlerde, çölde, sıcak ve ışığın etkisiyle, ileride, yakında ya da ufukta su veya yeşillik var gibi görünmesi olayı.
SERAY: Ay gibi güzel.
SEREN: Gemi direği.
SERPİL: Gelişmek, büyümek.
SERRA: Rahatlık, kolaylık.
SERTAP (SERTAB): İnatçı anlamında.
SEVAL: Severek al anlamında.
SUMRU: Bir şeyin yüksek yeri, tepesi.
SUNA: Boylu, poslu, yakışıklı. Yaban ördeği.
SUZAN: Yakan, yakıcı.
SÜHEYLA: Yumuşak ve iyi huylu, mütevazı kadın.
SAADET: Kavuşan, mutlu.
SABAHAT: Latif, yüzü güzel, cemal sahibi.
'Ş' İLE BAŞLAYAN KIZ İSİMLERİ VE ANLAMLARI
ŞAHDANE: Mutlu, bahtiyar, dindar, temiz yürekli.
ŞAHİKA: Dağ tepesi, dağ doruğu.
ŞAHMELEK: Güzeller güzeli.
ŞAZIMENT: Özellikleri kimseye benzemeyen.
ŞEBNEM: Gece nemi, çiğ, nem, rutubet.
ŞEHNAZ: Çok nazlı.
ŞEHRİBAN: Şehrin en büyük âmiri, vali.
ŞERMİN: Utanan, sıkılan.
ŞERMİZE: Küçük insan topluluğu.
ŞEYDA: Âşık, tutkun. Sevgiden aklını kaybetmiş.
ŞEYMA: Bedeninde ben, alamet olan.
ŞİRİN: Tatlı, cana yakın sevimli.
ŞULE: Alev, parıltı.
ŞÜKRAN: Teşekkür eden, minnettar kalan.
ŞÜKUFE: Çiçek gibi güzel, tomurcuk.
ŞİFA: Hastalıktan kurtulma, şifa bulma.
T
'T' İLE BAŞLAYAN KIZ BEBEK İSİMLERİ VE ANLAMLARI
TAÇNUR: Mutluluk.
TAHİRE: Gündoğusundan esen rüzgar.
TALİHA: Rastlantıları düzenlediğine ve insanlara iyi veya kötü durumlar hazırladığına inanılan doğa üstü güç, şans, felek.
TAMAY: Dolunay, ayın on dördüncü.
TANAY: Secde eden.
TANSELİ: Şafak vakti gelen sel.
TANYEL: Katıksız, arı. Seçilmiş.
TANYELİ: Tan vakti esen rüzgar.
TARA: Sahur zamanı doğan kız çocuğuna verilen ad.
TENNUR: Yüksek, ulu.
TİJEN: Taç, taçlar.
TUBA: Cennette bulunduğun inanılan büyük ağaç. Güzellik, iyilik. Rahat.
TUĞÇE: Küçük tuğ.
TULÜ: Doğuş, doğma (güneş için) anlamında.
TÜLAY: Ayın ince ışığı.
TÜLİN: Ayın çevresinde görülen ışık halkası.
TÜNAY: Gece ve ay.
TÜRKAN: Kraliçe. Güzel kız.
TÜRKÜ: Yankı, ses.
TÜRKAN: Kraliçe. Güzel kız.
UÜ
'U' İLE BAŞLAYAN KIZ İSİMLERİ VE ANLAMLARI
UBEYDE: Yaradanın kölesi.
UĞURGÜL: Uğurlu gül.
UHDE: Birinin yapmakla yükümlü olduğu iş, görev.
ULYA: En yüce, en ulu, yüksek
UMAY: Devlet kuşu.
UMUR: Görgü, deneyim.
UZEL: Usta, becerikli.
ULYA: Pek yüce.
'Ü' İLE BAŞLAYAN KIZ BEBEK İSİMLERİ VE ANLAMLARI
ÜLKÜ: Amaç, ideal.
ÜMRAN: Bayındırlık; Uygarlık, medeniyet; İlerleme, mutluluk, refah
ÜNZİLE: Gönderilmiş
ÜZGÜ: Yersiz ve gereksiz olarak çektirilen üzüntü, eziyet.
ÜLFET: Dost olan, yakınlık duyan.
ÜMMÜHAN: Hükümdarın annesi.
V
'V' İLE BAŞLAYAN KIZ İSİMLERİ VE ANLAMLARI
VAHİDE: Tek yalnızca bir tane.
VARİDE: Gelen, erişen. Söylenti
VERDA: Gül.
VİLDAN: Yeni doğmuş çocuklar.
VİRA: Durmadan, aralıksız, sürekli.
VEDİDE: Dost, sevgili, Çok seven.
VESİLE: Vasıta olan.
VUSLAT: Dostuna, sevdiğine kavuşan.
VERA: Günah ve haramdan kaçınmak için şüpheli şeylerden uzak duran.
Y
'Y' İLE BAŞLAYAN KIZ BEBEK İSİMLERİ VE ANLAMLARI
YAĞMUR: Bulutlardan yeryüzüne düşen su damlacıkları.
YAPRAK: Bitkilerin solunumunu sağlayan, yeşil ve türlü biçimlerdeki ince bölüm.
YAREN: Dost, arkadaş.
YASEMİN: Çeşitli renklerde kokulu çiçekleri olan bir bitki.
YAŞAM: Hayat.
YELDA: Uzun. Yılın en uzun gecesi.
YELİZ: Ferah yer, aydınlık, havadar.
YEŞİM: Açık yeşil ve pembe renkli kolay işlenen değerli bir taş.
YILDIZ: Gökyüzündeki ışıklı cisimlerin her biri.
YONCA: Çiçekleri kırmızı veya mor renkli çayır bitkilerinin genel adı.
YÜKSEL: Başarı kazan, yücel.
YADİGAR: Dost hatırası.
Z
'Z' İLE BAŞLAYAN KIZ İSİMLERİ VE ANLAMLARI
ZEHRA: Çok beyaz, parlak yüzlü.
ZEHRE: Çiçek.
ZELİHA: Züleyha, su perisi.
ZENNUR: Zinnur, nurlu, ışıklı.
ZEREN: Anlayışlı, kavrayışlı.
ZERİN: Altından ya da altına benzer olan.
ZERRİN: Altından yapılmış.
ZEYNEP: Süs, bezek.
ZİNNUR: Nurlu, ışıklı.
ZİŞAN: Şanlı, şerefli; Bir tür lale.
ZUHAL: Satürn gezegeninin adı.
ZULAL: Hafif, güzel, soğuk su.
ZÜBEYDE: Öz, asıl.
ZÜHRE: Çoban yıldızı, venüs.
ZÜLAL: Saf, temiz, hafif tatlı su.
ZÜLEYHA: Su perisi - Hazreti Yusuf'un karısı.
ZÜMRA: Akıllı, çabuk kavrayan kadın.
ZÜMRÜT: Cam parlaklığında, yeşil renkte, saydam bir süs taşı.
ZEHRA: Yüzü beyaz ve parlak, nurani yüzlü.
ZEKAVET: Çabuk anlayan, tez kavrayan.
Türkçede ki Eş Anlamlı Kelimeler
Türkçe dil bilgisi derslerinden özelikle ilköğretim öğrencilerinin karşısına en çok çıkan konulardan birisi de eş anlamlı kelimelerdir. Eş anlamlı kelimeler yazılışları ve okunuşları ayrı ancak anlamları aynı olan sözcüklerdir. Söz konusu kelimler Türkçe’de birbirinin yerine kullanılabilir. Günlük konuşma dilinde herkesin sıklıkla karşılaştığı eş anlamlı kelimelerin dilimizde önemi büyüktür. Bu tür kelimelerin listesi oldukça uzundur. Cümle içerisinde birbirlerinin yerine kullanıldıklarında anlam değiştirmezler. Türkçe eş anlamlı kelimeler listesi için “Eş Anlamlı Kelimeler Sözlüğü” içeriğimize göz atabilirsiniz.
Eş anlamlı kelimeler yazılışları ve okunuşları birbirinden farklı olan ancak aynı anlamı taşıyan sözcüklerdir. 1. 2. 3. 4. sınıf öğrencilerinin sıklıkla karşılaştığı konulardan birisidir. Aynı anlamı taşıdıkları için bu kelimeler birbirlerinin yerine kullanılabilirler. Cümle anlamında değişiklik olmaz. Konuşma dilinde de kullanılan eş anlamlı kelimelerin listesi oldukça uzundur.
Eş Anlamlı Kelimeler
Eş anlamlı, yazılışları farklı olduğu halde anlamları aynı veya çok yakın olan sözcükler. Bu tür kelimeler genelde birbirlerinin yerini tutabilir. Özellikle öğrencilerin Türkçe derslerinde gördüğü başlıklar arasında yer alır.
A ile Başlayan Eş Anlamlı Kelimeler
Alfabe - abece
Abide - anıt
Acayip - garip
Acıma - merhamet
Açıkgöz - kurnaz
Ad - isim
Adale - kas
Adet - tane
Adıl - zamir
Adi - bayağı
Aferin - bravo
Affetmek - bağışlamak
Ahenk - uyum
Akıl - us
Aksi - ters
Al –kırmızı
Alaka –ilgi
Alaz - alev
Alelade - sıradan
Allah - Tanrı
Ama - fakat
Ama - kör
Amaç - erek
Amade - hazır
Amale - işçi
Amel - iş
Ana - anne
Anı - hatıra
Anıt - abide
Aniden - birden
Aniden - ansızın
Anlam - mana
Anlatım - ifade
Ant - yemin
Apse - iltihap
Araç - vasıta
Arıza - bozukluk
Armağan - hediye
Arka - geri
Art - arka
Arzu - istek
Asır - yüzyıl
Asil - soylu
Aş - yemek
Aşırmak - çalmak
Ata - cet
Atak - girişken
Atamak - tayin etmek
Atölye - işlik
Avare - serseri(aylak)
Ayakyolu - hela(WC)
Aylak - serseri
Ayraç - parantez
Ayrıcalık - imtiyaz
Aza - üye
Acemi - toy
Adalet - hak
Aka - büyük
Aleni - açık
Ara - fasıla
Ayakkabı - pabuç
B ile Başlayan Eş Anlamlı Kelimeler
Bağışlamak –affetmek
Bağnaz - yobaz
Bakış - nazar
Barış - sulh
Basımevi - matbaa
Basit - yalın
Başkaldırı - isyan
Başkan - reis
Başkent - başşehir
Başvuru - müracaat
Batı - garp
Bayağı - adi
Bayındır - mamur
Bayındırlık - imar
Baytar - veteriner
Bazen - kimi
Bedava - parasız
Beden - gövde
Beğeni - zevk
Belde - şehir
Belge - vesika
Bellek - hafıza
Bencil - egoist
Benlik - kişilik
Beraber - birlikte
Bereket - bolluk
Berrak - duru
Besin - gıda
Beyanat - demeç
Beyaz - ak
Beygir - at
Beyhude - boşuna
Biçare - zavallı
Biçim - şekil
Bilakis - tersine
Bilgin - alim
Bilgisiz - cahil
Bilhassa - özellikle
Bilim - ilim
Bilgisiz - cahil
Bilinç - şuur
Bina - yapı
Birden - ani
Birdenbire - aniden
Birey - fert
Biricik - tek
Bitki - nebat
Boylam - meridyen
Bozkır - step
Bucak - nahiye
Buğu - buhar
Buhran - bunalım
Buyruk - emir
Büro - ofis (yazıhane)
Bacı - kız kardeş
Baş - kafa
C ile Başlayan Eş Anlamlı Kelimeler
Cahil - bilgisiz
Caka - gösteriş
Camekan - vitrin
Canlı - diri
Cazibe - çekim
Cehalet - bilgisizlik
Celse - oturum
Cenk - savaş
Cenup - güney
Cerahat - irin
Cerrah - operatör
Cesur - yürekli
Cet - ata
Cevap - yanıt
Ceviz - koz
Cılız - sıska
Ciddi - ağırbaşlı
Cihaz - aygıt
Cihet - yön
Cilt - ten
Cimri - pinti
Cimri - hasis
Cin - tür
Civar - yöre
Cömert - eli açık
Cümle - tümce
Cılız - sıska
Ciddi - ağırbaşlı
Cihaz - aygıt
Cihet - yön
Cilt - ten
Cimri - pinti
Cimri - hasis
Cins - tür
Civar - yöre
Cömert - eli açık
Cümle - tümce
Ç ile Başlayan Eş Anlamlı Kelimeler
Çabuk - acele
Çağ - devir
Çağdaş - modern - uygar
Çağrı - davet
Çayır - davet
Çehre - yüz
Çeşit - tür
Çeviri - tercüme
Çığlık - feryat
Çılgın - deli
Çizelge - cetvel
Çoğunluk - ekseriyet
Çok - fazla
Çamur - balçık
Çare - deva
D ile Başlayan Eş Anlamlı Kelimeler
Dahil - iç
Daimi - sürekli
Darbe - vuruş
Dargın - küs
Darılmak - küsmek
Davet - çağrı
Defa - kez
Değer - kıymet
Değerli - kıymetli
Değnek - sopa
Deli - çılgın
Delil - kanıt
Deneme - tecrübe
Denetim - kontrol
Deney - tecrübe
Deprem - zerzele
Dergi - mecmua
Derhal - hemen
Deri - ten
Derslik - sınıf
Devamlı - sürekli
Devinim - hareket
Devir - çağ
Devir - tur
Devre - dönem
Dışalım - ithalat
Dışsatım - ihracat
Diğer - başka
Dil - lisan
Dilbilgisi - gramer
Diri - canlı
Dize - mısra
Doğa - tabiat
Doğal - tabii
Doğu - şark
Doktor - hekim
Donuk - mat
Doruk - zirve
Dönemeç - viraj
Döşek - yatak
Duru - berrak
Durum - vaziyet
Duygu - his
Düş - rüya
Düşünce - fikir
Düzen - seviye
Düzmece - sahte
Düzyazı - nesir
Dilek - istek
Dizi - sıra
Dost - arkadaş
E ile Başlayan Eş Anlamlı Kelimeler
Ebat - boyut
Ebedi - sonsuz
Ebeveyn Ana - baba
Edat - ilgeç
Efe - zeybek
Egoist - bencil
Ehemmiyet - önem
Ek İlave
Eklem - mafsal
Ekonomi - iktisat
Elbise - giysi
Emir - buyruk
Emniyet - güvenlik
Ender - nadir
Endişe - kaygı
Endüstri - sanayi
Enkaz - yıkıntı
Enlem - paralel
Entari - giysi
Enteresan - ilginç
Erek - amaç
Esas - temel
Eser - yapıt
Esir - tutsak
Etki - tesir
Etraf - çevre
Evvel - önce
Eylem - fiil
Eylemsi - fiilimsi
Ev - konut
Edebiyat - yazın
Eda - verme
F ile Başlayan Eş Anlamlı Kelimeler
Faaliyet - etkinlik
Fakat - ama - lakin
Fakir - yoksul - fukara
Faktör - unsur
Fare - sıçan
Fark - ayrım
Fasıla - ara
Fayda - yarar
Fazla - çok
Fena - kötü
Fert - birey
Feza - uzay
Fiil - eylem
Fikir - düşünce
File - ağ
Füze - roket
Felç - nüzul
Fer - ışık
Faiz - nema
G ile Başlayan Eş Anlamlı Kelimeler
Garip - acayip
Garp - batı
Gaye - amaç
Gayret - çaba
Gebe - hamile
Gelecek - istikbal - ati
Gelenek - anane
Gene - yine
Genel - umumi
Geri - art
Gıda - besin
Giysi - elbise
Giz - sır
Gizli - saklı
Görev - vazife
Gövde - beden
Gramer - dilbilgisi
Güç - kuvvet - zor
Güçlü - kuvvetli
Güldürü - komedi
Gülünç - komik
Güney - cenup
Güven - itimat
Güz - sonbahar
Gözlem - rasat
Gökyüzü - sema
Gezmek - dolaşmak
H ile Başlayan Eş Anlamlı Kelimeler
Hal - durum
Halbuki - oysa
Ham - olmamış
Hane - ev
Hareket - devinim
Hariç - dış
Harp - savaş
Hasis - cimri - pinti
Hasret - özlem
Hassas - duygulu
Hatıra - anı
Hayal - düş
Hayat - yaşam
Haysiyet - onur
Hediye - armağan
Hekim - doktor
Hela - tuvalet - wc
Hemen - derhal
Hiddet - öfke
Hikaye - öykü
Hisse - pay
Hudut - sınır
Hususi - özel
Hür - özgür
Hısım - akraba
Hasım - düşman
Hareket - devinim
Hadise - olay
I ile Başlayan Eş Anlamlı Kelimeler
Ilıca - kaplıca
Irak - uzak
Irgat - rençber
Irk - soy
Ira - karakter
Irmak - nehir
İ ile Başlayan Eş Anlamlı Kelimeler
İcat - buluş
İç - dahil
İçten - samimi
İdare - yönetim
İhracat - dışsatım
İhtiyar - yaşlı
İhtiyaç - gereksinim
İkaz - uyarı
İktisat - ekonomi
İlave - ek
İlgeç - edat
İlgi - alaka
İlginç - enteresan
İlim - bilim
İmar - bayındır
İmkan - olanak
İsim - ad
İskemle - sandalye
İthalat - dışalım
İtibar - saygınlık
İtimat - güven
İtina - özen
İzah - açıklama
İdadi - lise
İlan - duyuru
İlişki - münasebet - temas
İmtihan - sınav
J ile Başlayan Eş Anlamlı Kelimeler
Jeoloji - yer bilimi
K ile Başlayan Eş Anlamlı Kelimeler
Kabiliyet - yetenek
Kabus - karabasan
Kafa - baş
Kafi - yeter
Kafiye - uyak
Kalite - nitelik
Kalp - yürek
Kamu - halk
Kanıt - delil
Kapital - anamal - sermaye
Kanun - yasa
Kara - siyah
Karşın - rağmen
Karşıt - zıt
Kas - adale
Katı - sert
Kati - kesin
Kayıp - yitik
Keder - acı
Kelime –sözcük
Kenar - kıyı
Kent - şehir
Kere - defa - kez
Kesin - kati
Kırmızı - al
Kıyı - sahil
Kir - pislik
Kirli - pis
Kişi - şahıs
Kocaman - iri
Komedi - güldürü
Komik - gülünç
Kontrol - denetim
Konuk - misafir
Konut - ev
Koşul - şart
Kural - kaide
Kuruluş - müessese - kurum
Kuşku - şüphe
Kutsal - mukaddes
Kuvvet - güç
Kuzey - şimal
Küme - grup
Küs - dargın
Kılavuz - rehber
Kolay - basit
L ile Başlayan Eş Anlamlı Kelimeler
Laf - söz
Lahza - an
Lider - önder
Lisan - dil
Lüzumlu - gerekli
Lüzumsuz - gereksiz
Lal - dilsiz
Lama - deve
Lafazan - geveze
M ile Başlayan Eş Anlamlı Kelimeler
Mabet - tapınak
Macera - serüven
Mafsal - eklem
Mağlup - yenik
Mahalli - yerel
Mahcup - utangaç
Mahluk - yaratık
Mahpushane - hapishane
Mahsul - ürün
Mana - anlam
Manzara - görünüm
Matbaa - basımevi
Matem - yas
Mebus - milletvekili
Mecbur - zorunlu
Mecmua - dergi
Medeni - uygar
Medeniyet - uygarlık
Mektep - okul
Melodi - ezgi
Menfaat - çıkar
Menfi - olumsuz
Menkul - taşınır
Meridyen - boylam
Mesafe - ara
Mesela - örneğin
Mesele - sorun
Mesken - konuk
Meslek - iş
Mesul - sorumlu
Mesut - mutlu
Meşhur - ünlü
Meşrubat - içecek
Mevcut - var
Meydan - alan
Millet - ulus
Milletvekili - mebus
Milli - ulusal
Misafir - konuk
Misal - örnek
Misli - katı
Muavin - yardımcı
Muharebe - savaş
Muhtelif - çeşitli
Muştu - müjde
Müessese - kurum - kuruluş
Mühim - önemli
Mükafat - ödül
Müsabaka - yarışma
Müsait - uygun
Müspet - olumlu
Müstahsil - üretici
Müstakil - bağımsız
Müşteri - alıcı
Merkep - eşek
Mani - engel
Mübarek - kutsal
Muallim - öğretmen
Mektup - name
Merasim - tören
N ile Başlayan Eş Anlamlı Kelimeler
Nadir - ender
Nakil - atama - taşıma
Nasihat - öğüt
Nebat - bitki
Neden - sebep
Nefes - soluk
Nehir - ırmak
Nem - rutubet
Nesil - kuşak
Nesir - düzyazı
Neşe - sevinç
Netice - sonuç
Nispet - oran
Nitelik - kalite
Noksan - eksik
Numune - örnek
Nutuk - söylev
Nakit - para - akça
Nakliyeci - taşımacı
Namzet - aday
O ile Başlayan Eş Anlamlı Kelimeler
Okul - mektep
Olanak - imkan
Olası - mümkün
Olay - vaka
Olumlu - müspet
Olumsuz - menfi
Onarım - tamir
Onay - tasdik
Onur - şeref
Oran - nispet
Otlak - mera
Oy - rey
Ozan - şair
Ö ile Başlayan Eş Anlamlı Kelimeler
Öbek - grup
Öbür - diğer
Ödenti - aidat
Ödlek - korkak
Ödül - mükafat
Ödün - taviz
Öfke - hiddet
Öğe - unsur
Öğrenci - talebe
Öğrenim - tahsil
Öğüt - nasihat
Ömür - hayat - yaşam
Önce - evvel
Önder - lider
Önemli - mühim
Öneri - teklif
Önlem - tedbir
Örgüt - teşkilat
Örneğin - mesele
Örnek - misal
Öteki - diğeri
Ötürü - dolayı
Öykü - hikaye
Özel - hususi
Özen - itina
Özgün - orijinal
Özgür - hür
Özlem - hasret
P ve R ile Başlayan Eş Anlamlı Kelimeler
Pabuç - ayakkabı
Pasif - edilgen
Pinti - cimri
Pis - kirli
Politika - siyaset
Rağmen - karşın
Rastlantı - tesadüf
Rey - oy
Rutubet - nem
Rüya - düş
Rüzgar - yel
Problem - sorun
Rüştiye - ortaokul
S ile Başlayan Eş Anlamlı Kelimeler
Sade - yalın
Sağlık - sıhhat
Saha - alan
Sahil - kıyı - yalı
Saldırı - hücum
Samimi - içten
Sanayi - endüstri
Sandalye - iskemle
Savaş - harp
Saz - çalgı
Sebep - neden
Sene - yıl
Sermaye - kapital
Serüven - macera
Sıçan - fare
Sıhhat - sağlık
Sır - giz
Sima - yüz
Siyah - kara
Siyaset - politika
Son - nihayet
Sonuç - netice
Sorun mesele
Soylu - asil
Sömestri - yarıyıl
Söylev - nutuk
Sözcük - kelime
Sulh - barış
Suni - yapay
Surat - yüz
Sürat - hız
Sürekli - devamlı
Sevinç - mutluluk
Sınıf - derslik
Sonbahar - güz
Sorumluluk - mesuliyet
Sözlük - lügat
Sınav - imtihan
Ş ile Başlayan Eş Anlamlı Kelimeler
Şafak - tan
Şahıs - kişi
Şahit - tanık
Şair - ozan
Şans - talih
Şark - doğu
Şart - koşul
Şayet - eğer
Şef - lider - önder
Şehir - kent
Şekil - biçim
Şen - neşeli
Şeref - onur
Şöhret - ün
Şuur - bilinç
Şüphe - kuşku
Şaka - latife
T ile Başlayan Eş Anlamlı Kelimeler
Tabiat - doğa
Tabii - doğal
Tabip - hekim - doktor
Talebe - öğrenci
Talih - şans
Tamir - onarım
Tane - adet
Tanık - şahit
Tanım - tarif
Tapınak - mabet
Taraf - yan
Tarım - ziraat
Tarif - tanım
Tasdik - onay
Tebrik - kutlama
Tecrübe - deney
Tedbir - önlem
Teklif - öneri
Tekrar - yine
Temel - esas
Tercüme - çeviri
Tertip - düzen
Tesadüf - rastlantı
Tesir - etki
Toplum - cemiyet
Tören –merasim
Tuhaf - garip
Tutsak - esir
Tuvalet - hela - wc
Tüm - bütün
Tümör - ur
Tümce - cümle
Tren - şimendifer - katar
Tartışma - münakaşa
U ile Başlayan Eş Anlamlı Kelimeler
Uçurum - yar
Ufak - küçük
Uğraş - iş
Ulu - yüce
Ulus - millet
Umumi - genel
Umut - ümit
Unsur - öğe
Us - akıl
Uyarı - ikaz
Uygar - medeni
Uyum - ahenk
Uzak - ırak
Uzay - feza
Uçak - tayyare
Usta - ehil
Ü ile Başlayan Eş Anlamlı Kelimeler
Ümit - umut
Ünlü - meşhur
Ürün - mahsul
Üye - aza
Ülke - diyar - memleket
Ülkü - ideal
Üleş - pay
Ürem - faiz
V ile Başlayan Eş Anlamlı Kelimeler
Vaka - olay
Vakit - zaman
Varlıklı - zengin
Vasıta - araç
Vatan - yurt
Vazife - görev
Vaziyet - durum
Vesika - belge
Viraj - dönemeç
Vücut - gövde
Vilayet - il
Veteriner - baytar
Y ile Başlayan Eş Anlamlı Kelimeler
Yalın - sade
Yan - taraf
Yanıt - cevap
Yapay - suni
Yapıt - eser
Yar - uçurum
Yaratık - mahluk
Yardımcı - muavin
Yargıç - hakim
Yarıyıl - sömestri
Yas - matem
Yasa - kanun
Yaş - ıslak
Yaşam - hayat - ömür
Yaşlı - ihtiyar
Yazı - ova
Yazım - imla
Yekün - toplam
Yel - rüzgar
Yerel - mahalli
Yetenek - kabiliyet
Yıl - sene
Yine - tekrar
Yitik - kayıp
Yoksul - fakir - fukara
Yöntem - metot
Yurt - vatan
Yüce - ulu
Yürek - kalp
Yüz - surat - sima - çehre
Yüzyıl - asır
Yemek - aş
Z ile Başlayan Eş Anlamlı Kelimeler
Zaman - vakit
Zarar - ziyan
Zengin - varlıklı
Zeybek - efe
Zıt - karşıt
Ziraat - tarım
Ziyan - zarar
Zor - güç
Zorunlu - mecburi
Zırnık - metelik
Zehir - agu
Zabit - subay.
Türkçe dil bilgisi derslerinden özelikle ilköğretim öğrencilerinin karşısına en çok çıkan konulardan birisi de eş anlamlı kelimelerdir. Eş anlamlı kelimeler yazılışları ve okunuşları ayrı ancak anlamları aynı olan sözcüklerdir. Söz konusu kelimler Türkçe’de birbirinin yerine kullanılabilir. Günlük konuşma dilinde herkesin sıklıkla karşılaştığı eş anlamlı kelimelerin dilimizde önemi büyüktür. Bu tür kelimelerin listesi oldukça uzundur. Cümle içerisinde birbirlerinin yerine kullanıldıklarında anlam değiştirmezler. Türkçe eş anlamlı kelimeler listesi için “Eş Anlamlı Kelimeler Sözlüğü” içeriğimize göz atabilirsiniz.
Eş anlamlı kelimeler yazılışları ve okunuşları birbirinden farklı olan ancak aynı anlamı taşıyan sözcüklerdir. 1. 2. 3. 4. sınıf öğrencilerinin sıklıkla karşılaştığı konulardan birisidir. Aynı anlamı taşıdıkları için bu kelimeler birbirlerinin yerine kullanılabilirler. Cümle anlamında değişiklik olmaz. Konuşma dilinde de kullanılan eş anlamlı kelimelerin listesi oldukça uzundur.
Eş Anlamlı Kelimeler
Eş anlamlı, yazılışları farklı olduğu halde anlamları aynı veya çok yakın olan sözcükler. Bu tür kelimeler genelde birbirlerinin yerini tutabilir. Özellikle öğrencilerin Türkçe derslerinde gördüğü başlıklar arasında yer alır.
A ile Başlayan Eş Anlamlı Kelimeler
Alfabe - abece
Abide - anıt
Acayip - garip
Acıma - merhamet
Açıkgöz - kurnaz
Ad - isim
Adale - kas
Adet - tane
Adıl - zamir
Adi - bayağı
Aferin - bravo
Affetmek - bağışlamak
Ahenk - uyum
Akıl - us
Aksi - ters
Al –kırmızı
Alaka –ilgi
Alaz - alev
Alelade - sıradan
Allah - Tanrı
Ama - fakat
Ama - kör
Amaç - erek
Amade - hazır
Amale - işçi
Amel - iş
Ana - anne
Anı - hatıra
Anıt - abide
Aniden - birden
Aniden - ansızın
Anlam - mana
Anlatım - ifade
Ant - yemin
Apse - iltihap
Araç - vasıta
Arıza - bozukluk
Armağan - hediye
Arka - geri
Art - arka
Arzu - istek
Asır - yüzyıl
Asil - soylu
Aş - yemek
Aşırmak - çalmak
Ata - cet
Atak - girişken
Atamak - tayin etmek
Atölye - işlik
Avare - serseri(aylak)
Ayakyolu - hela(WC)
Aylak - serseri
Ayraç - parantez
Ayrıcalık - imtiyaz
Aza - üye
Acemi - toy
Adalet - hak
Aka - büyük
Aleni - açık
Ara - fasıla
Ayakkabı - pabuç
B ile Başlayan Eş Anlamlı Kelimeler
Bağışlamak –affetmek
Bağnaz - yobaz
Bakış - nazar
Barış - sulh
Basımevi - matbaa
Basit - yalın
Başkaldırı - isyan
Başkan - reis
Başkent - başşehir
Başvuru - müracaat
Batı - garp
Bayağı - adi
Bayındır - mamur
Bayındırlık - imar
Baytar - veteriner
Bazen - kimi
Bedava - parasız
Beden - gövde
Beğeni - zevk
Belde - şehir
Belge - vesika
Bellek - hafıza
Bencil - egoist
Benlik - kişilik
Beraber - birlikte
Bereket - bolluk
Berrak - duru
Besin - gıda
Beyanat - demeç
Beyaz - ak
Beygir - at
Beyhude - boşuna
Biçare - zavallı
Biçim - şekil
Bilakis - tersine
Bilgin - alim
Bilgisiz - cahil
Bilhassa - özellikle
Bilim - ilim
Bilgisiz - cahil
Bilinç - şuur
Bina - yapı
Birden - ani
Birdenbire - aniden
Birey - fert
Biricik - tek
Bitki - nebat
Boylam - meridyen
Bozkır - step
Bucak - nahiye
Buğu - buhar
Buhran - bunalım
Buyruk - emir
Büro - ofis (yazıhane)
Bacı - kız kardeş
Baş - kafa
C ile Başlayan Eş Anlamlı Kelimeler
Cahil - bilgisiz
Caka - gösteriş
Camekan - vitrin
Canlı - diri
Cazibe - çekim
Cehalet - bilgisizlik
Celse - oturum
Cenk - savaş
Cenup - güney
Cerahat - irin
Cerrah - operatör
Cesur - yürekli
Cet - ata
Cevap - yanıt
Ceviz - koz
Cılız - sıska
Ciddi - ağırbaşlı
Cihaz - aygıt
Cihet - yön
Cilt - ten
Cimri - pinti
Cimri - hasis
Cin - tür
Civar - yöre
Cömert - eli açık
Cümle - tümce
Cılız - sıska
Ciddi - ağırbaşlı
Cihaz - aygıt
Cihet - yön
Cilt - ten
Cimri - pinti
Cimri - hasis
Cins - tür
Civar - yöre
Cömert - eli açık
Cümle - tümce
Ç ile Başlayan Eş Anlamlı Kelimeler
Çabuk - acele
Çağ - devir
Çağdaş - modern - uygar
Çağrı - davet
Çayır - davet
Çehre - yüz
Çeşit - tür
Çeviri - tercüme
Çığlık - feryat
Çılgın - deli
Çizelge - cetvel
Çoğunluk - ekseriyet
Çok - fazla
Çamur - balçık
Çare - deva
D ile Başlayan Eş Anlamlı Kelimeler
Dahil - iç
Daimi - sürekli
Darbe - vuruş
Dargın - küs
Darılmak - küsmek
Davet - çağrı
Defa - kez
Değer - kıymet
Değerli - kıymetli
Değnek - sopa
Deli - çılgın
Delil - kanıt
Deneme - tecrübe
Denetim - kontrol
Deney - tecrübe
Deprem - zerzele
Dergi - mecmua
Derhal - hemen
Deri - ten
Derslik - sınıf
Devamlı - sürekli
Devinim - hareket
Devir - çağ
Devir - tur
Devre - dönem
Dışalım - ithalat
Dışsatım - ihracat
Diğer - başka
Dil - lisan
Dilbilgisi - gramer
Diri - canlı
Dize - mısra
Doğa - tabiat
Doğal - tabii
Doğu - şark
Doktor - hekim
Donuk - mat
Doruk - zirve
Dönemeç - viraj
Döşek - yatak
Duru - berrak
Durum - vaziyet
Duygu - his
Düş - rüya
Düşünce - fikir
Düzen - seviye
Düzmece - sahte
Düzyazı - nesir
Dilek - istek
Dizi - sıra
Dost - arkadaş
E ile Başlayan Eş Anlamlı Kelimeler
Ebat - boyut
Ebedi - sonsuz
Ebeveyn Ana - baba
Edat - ilgeç
Efe - zeybek
Egoist - bencil
Ehemmiyet - önem
Ek İlave
Eklem - mafsal
Ekonomi - iktisat
Elbise - giysi
Emir - buyruk
Emniyet - güvenlik
Ender - nadir
Endişe - kaygı
Endüstri - sanayi
Enkaz - yıkıntı
Enlem - paralel
Entari - giysi
Enteresan - ilginç
Erek - amaç
Esas - temel
Eser - yapıt
Esir - tutsak
Etki - tesir
Etraf - çevre
Evvel - önce
Eylem - fiil
Eylemsi - fiilimsi
Ev - konut
Edebiyat - yazın
Eda - verme
F ile Başlayan Eş Anlamlı Kelimeler
Faaliyet - etkinlik
Fakat - ama - lakin
Fakir - yoksul - fukara
Faktör - unsur
Fare - sıçan
Fark - ayrım
Fasıla - ara
Fayda - yarar
Fazla - çok
Fena - kötü
Fert - birey
Feza - uzay
Fiil - eylem
Fikir - düşünce
File - ağ
Füze - roket
Felç - nüzul
Fer - ışık
Faiz - nema
G ile Başlayan Eş Anlamlı Kelimeler
Garip - acayip
Garp - batı
Gaye - amaç
Gayret - çaba
Gebe - hamile
Gelecek - istikbal - ati
Gelenek - anane
Gene - yine
Genel - umumi
Geri - art
Gıda - besin
Giysi - elbise
Giz - sır
Gizli - saklı
Görev - vazife
Gövde - beden
Gramer - dilbilgisi
Güç - kuvvet - zor
Güçlü - kuvvetli
Güldürü - komedi
Gülünç - komik
Güney - cenup
Güven - itimat
Güz - sonbahar
Gözlem - rasat
Gökyüzü - sema
Gezmek - dolaşmak
H ile Başlayan Eş Anlamlı Kelimeler
Hal - durum
Halbuki - oysa
Ham - olmamış
Hane - ev
Hareket - devinim
Hariç - dış
Harp - savaş
Hasis - cimri - pinti
Hasret - özlem
Hassas - duygulu
Hatıra - anı
Hayal - düş
Hayat - yaşam
Haysiyet - onur
Hediye - armağan
Hekim - doktor
Hela - tuvalet - wc
Hemen - derhal
Hiddet - öfke
Hikaye - öykü
Hisse - pay
Hudut - sınır
Hususi - özel
Hür - özgür
Hısım - akraba
Hasım - düşman
Hareket - devinim
Hadise - olay
I ile Başlayan Eş Anlamlı Kelimeler
Ilıca - kaplıca
Irak - uzak
Irgat - rençber
Irk - soy
Ira - karakter
Irmak - nehir
İ ile Başlayan Eş Anlamlı Kelimeler
İcat - buluş
İç - dahil
İçten - samimi
İdare - yönetim
İhracat - dışsatım
İhtiyar - yaşlı
İhtiyaç - gereksinim
İkaz - uyarı
İktisat - ekonomi
İlave - ek
İlgeç - edat
İlgi - alaka
İlginç - enteresan
İlim - bilim
İmar - bayındır
İmkan - olanak
İsim - ad
İskemle - sandalye
İthalat - dışalım
İtibar - saygınlık
İtimat - güven
İtina - özen
İzah - açıklama
İdadi - lise
İlan - duyuru
İlişki - münasebet - temas
İmtihan - sınav
J ile Başlayan Eş Anlamlı Kelimeler
Jeoloji - yer bilimi
K ile Başlayan Eş Anlamlı Kelimeler
Kabiliyet - yetenek
Kabus - karabasan
Kafa - baş
Kafi - yeter
Kafiye - uyak
Kalite - nitelik
Kalp - yürek
Kamu - halk
Kanıt - delil
Kapital - anamal - sermaye
Kanun - yasa
Kara - siyah
Karşın - rağmen
Karşıt - zıt
Kas - adale
Katı - sert
Kati - kesin
Kayıp - yitik
Keder - acı
Kelime –sözcük
Kenar - kıyı
Kent - şehir
Kere - defa - kez
Kesin - kati
Kırmızı - al
Kıyı - sahil
Kir - pislik
Kirli - pis
Kişi - şahıs
Kocaman - iri
Komedi - güldürü
Komik - gülünç
Kontrol - denetim
Konuk - misafir
Konut - ev
Koşul - şart
Kural - kaide
Kuruluş - müessese - kurum
Kuşku - şüphe
Kutsal - mukaddes
Kuvvet - güç
Kuzey - şimal
Küme - grup
Küs - dargın
Kılavuz - rehber
Kolay - basit
L ile Başlayan Eş Anlamlı Kelimeler
Laf - söz
Lahza - an
Lider - önder
Lisan - dil
Lüzumlu - gerekli
Lüzumsuz - gereksiz
Lal - dilsiz
Lama - deve
Lafazan - geveze
M ile Başlayan Eş Anlamlı Kelimeler
Mabet - tapınak
Macera - serüven
Mafsal - eklem
Mağlup - yenik
Mahalli - yerel
Mahcup - utangaç
Mahluk - yaratık
Mahpushane - hapishane
Mahsul - ürün
Mana - anlam
Manzara - görünüm
Matbaa - basımevi
Matem - yas
Mebus - milletvekili
Mecbur - zorunlu
Mecmua - dergi
Medeni - uygar
Medeniyet - uygarlık
Mektep - okul
Melodi - ezgi
Menfaat - çıkar
Menfi - olumsuz
Menkul - taşınır
Meridyen - boylam
Mesafe - ara
Mesela - örneğin
Mesele - sorun
Mesken - konuk
Meslek - iş
Mesul - sorumlu
Mesut - mutlu
Meşhur - ünlü
Meşrubat - içecek
Mevcut - var
Meydan - alan
Millet - ulus
Milletvekili - mebus
Milli - ulusal
Misafir - konuk
Misal - örnek
Misli - katı
Muavin - yardımcı
Muharebe - savaş
Muhtelif - çeşitli
Muştu - müjde
Müessese - kurum - kuruluş
Mühim - önemli
Mükafat - ödül
Müsabaka - yarışma
Müsait - uygun
Müspet - olumlu
Müstahsil - üretici
Müstakil - bağımsız
Müşteri - alıcı
Merkep - eşek
Mani - engel
Mübarek - kutsal
Muallim - öğretmen
Mektup - name
Merasim - tören
N ile Başlayan Eş Anlamlı Kelimeler
Nadir - ender
Nakil - atama - taşıma
Nasihat - öğüt
Nebat - bitki
Neden - sebep
Nefes - soluk
Nehir - ırmak
Nem - rutubet
Nesil - kuşak
Nesir - düzyazı
Neşe - sevinç
Netice - sonuç
Nispet - oran
Nitelik - kalite
Noksan - eksik
Numune - örnek
Nutuk - söylev
Nakit - para - akça
Nakliyeci - taşımacı
Namzet - aday
O ile Başlayan Eş Anlamlı Kelimeler
Okul - mektep
Olanak - imkan
Olası - mümkün
Olay - vaka
Olumlu - müspet
Olumsuz - menfi
Onarım - tamir
Onay - tasdik
Onur - şeref
Oran - nispet
Otlak - mera
Oy - rey
Ozan - şair
Ö ile Başlayan Eş Anlamlı Kelimeler
Öbek - grup
Öbür - diğer
Ödenti - aidat
Ödlek - korkak
Ödül - mükafat
Ödün - taviz
Öfke - hiddet
Öğe - unsur
Öğrenci - talebe
Öğrenim - tahsil
Öğüt - nasihat
Ömür - hayat - yaşam
Önce - evvel
Önder - lider
Önemli - mühim
Öneri - teklif
Önlem - tedbir
Örgüt - teşkilat
Örneğin - mesele
Örnek - misal
Öteki - diğeri
Ötürü - dolayı
Öykü - hikaye
Özel - hususi
Özen - itina
Özgün - orijinal
Özgür - hür
Özlem - hasret
P ve R ile Başlayan Eş Anlamlı Kelimeler
Pabuç - ayakkabı
Pasif - edilgen
Pinti - cimri
Pis - kirli
Politika - siyaset
Rağmen - karşın
Rastlantı - tesadüf
Rey - oy
Rutubet - nem
Rüya - düş
Rüzgar - yel
Problem - sorun
Rüştiye - ortaokul
S ile Başlayan Eş Anlamlı Kelimeler
Sade - yalın
Sağlık - sıhhat
Saha - alan
Sahil - kıyı - yalı
Saldırı - hücum
Samimi - içten
Sanayi - endüstri
Sandalye - iskemle
Savaş - harp
Saz - çalgı
Sebep - neden
Sene - yıl
Sermaye - kapital
Serüven - macera
Sıçan - fare
Sıhhat - sağlık
Sır - giz
Sima - yüz
Siyah - kara
Siyaset - politika
Son - nihayet
Sonuç - netice
Sorun mesele
Soylu - asil
Sömestri - yarıyıl
Söylev - nutuk
Sözcük - kelime
Sulh - barış
Suni - yapay
Surat - yüz
Sürat - hız
Sürekli - devamlı
Sevinç - mutluluk
Sınıf - derslik
Sonbahar - güz
Sorumluluk - mesuliyet
Sözlük - lügat
Sınav - imtihan
Ş ile Başlayan Eş Anlamlı Kelimeler
Şafak - tan
Şahıs - kişi
Şahit - tanık
Şair - ozan
Şans - talih
Şark - doğu
Şart - koşul
Şayet - eğer
Şef - lider - önder
Şehir - kent
Şekil - biçim
Şen - neşeli
Şeref - onur
Şöhret - ün
Şuur - bilinç
Şüphe - kuşku
Şaka - latife
T ile Başlayan Eş Anlamlı Kelimeler
Tabiat - doğa
Tabii - doğal
Tabip - hekim - doktor
Talebe - öğrenci
Talih - şans
Tamir - onarım
Tane - adet
Tanık - şahit
Tanım - tarif
Tapınak - mabet
Taraf - yan
Tarım - ziraat
Tarif - tanım
Tasdik - onay
Tebrik - kutlama
Tecrübe - deney
Tedbir - önlem
Teklif - öneri
Tekrar - yine
Temel - esas
Tercüme - çeviri
Tertip - düzen
Tesadüf - rastlantı
Tesir - etki
Toplum - cemiyet
Tören –merasim
Tuhaf - garip
Tutsak - esir
Tuvalet - hela - wc
Tüm - bütün
Tümör - ur
Tümce - cümle
Tren - şimendifer - katar
Tartışma - münakaşa
U ile Başlayan Eş Anlamlı Kelimeler
Uçurum - yar
Ufak - küçük
Uğraş - iş
Ulu - yüce
Ulus - millet
Umumi - genel
Umut - ümit
Unsur - öğe
Us - akıl
Uyarı - ikaz
Uygar - medeni
Uyum - ahenk
Uzak - ırak
Uzay - feza
Uçak - tayyare
Usta - ehil
Ü ile Başlayan Eş Anlamlı Kelimeler
Ümit - umut
Ünlü - meşhur
Ürün - mahsul
Üye - aza
Ülke - diyar - memleket
Ülkü - ideal
Üleş - pay
Ürem - faiz
V ile Başlayan Eş Anlamlı Kelimeler
Vaka - olay
Vakit - zaman
Varlıklı - zengin
Vasıta - araç
Vatan - yurt
Vazife - görev
Vaziyet - durum
Vesika - belge
Viraj - dönemeç
Vücut - gövde
Vilayet - il
Veteriner - baytar
Y ile Başlayan Eş Anlamlı Kelimeler
Yalın - sade
Yan - taraf
Yanıt - cevap
Yapay - suni
Yapıt - eser
Yar - uçurum
Yaratık - mahluk
Yardımcı - muavin
Yargıç - hakim
Yarıyıl - sömestri
Yas - matem
Yasa - kanun
Yaş - ıslak
Yaşam - hayat - ömür
Yaşlı - ihtiyar
Yazı - ova
Yazım - imla
Yekün - toplam
Yel - rüzgar
Yerel - mahalli
Yetenek - kabiliyet
Yıl - sene
Yine - tekrar
Yitik - kayıp
Yoksul - fakir - fukara
Yöntem - metot
Yurt - vatan
Yüce - ulu
Yürek - kalp
Yüz - surat - sima - çehre
Yüzyıl - asır
Yemek - aş
Z ile Başlayan Eş Anlamlı Kelimeler
Zaman - vakit
Zarar - ziyan
Zengin - varlıklı
Zeybek - efe
Zıt - karşıt
Ziraat - tarım
Ziyan - zarar
Zor - güç
Zorunlu - mecburi
Zırnık - metelik
Zehir - agu
Zabit - subay.
Farklı Duyulmamış Anlamlı Erkek Bebek İsimleri ile Anlamları
A
A Harfi
Abay: 1. Beceri. 2. Seziş, anlayış. 3. Büyük erkek kardeş.
Abbas: 1. Aslan. 2. Sert, çatık kaşlı kimse.
Abdi: Kullukla, kölelikle ilgili.
Abdullah: Tanrı’nın kulu.
Abdülaziz: En yüce, en değerli olan Allah'ın kulu.
Abdülkadir: Kudretli ve güçlü olan Tanrı'nın kulu.
Abdülmelik: Evrene hükümdar olan Tanrı'nın kulu
Abid: İbadet eden, tapan kul.
Abidin: İbadet eden, tapan kullar.
Acar: 1. Kuvvetli, güçlü, dinç. 2. Çevik, atılgan, kabına sığmaz. 3. Gözü pek, yiğit, cesur, kabadayı, yılmaz, 4. Hoş, sevimli yüzlü (kimse). 5. Yeni. 6. Taze. 7. Şişman, etli, semiz. 8. Çalışkan, becerikli. 9. Açıkgöz, zeki. 10. Çapkın. 11. Bir çeşit zehirli ot.
Acun: 1. Dünya. 2. Varlık.
Adar: 1. Erginlik, olgunluk. 2. Süre, zaman. 3. Arkadaş, taraftar, omuzdaş, yandaş. 4. Mart ayı.
Adem: 1. Dinî inançlara göre ilk yaratılan insan ve ilk peygamber. 2. İnsan, insanoğlu. 3. İnsanda bulunması gereken olumlu özelliklere sahip olan kimse.
Adil: 1. Doğruluktan ayrılmayan kimse. 2. Adaletli. 3. Hakka uygun, haklı.
Adin: 1. Cennet. 2. Kur'ân-ı Kerîm'de Allah'ın sıfatı olarak Ihlas Sûresi'nde geçer. Bir, tek, fert, kişi, kimse demektir.
Adnan: Bir yere yerleşip ikamet eden, mukim.
Affan: İradesiyle kötü şeylerden kaçınan kimse.
Afil: 1. Uful eden, gurub eden, batan (güneş, yıldız). 2. Görünmez olan, kaybolan.
Afşar: 1. Oğuz Türklerinin 24 boyundan biri. 2. Çabuk iş gören, çevik, atılgan. 3. Uyumlu, yumuşak başlı. 4. Bir şeyin zıddı, aksi.
Afşin: Zırh. Silah.
Agâh: Bilen, bilgili, haberli, uyanık.
Agir: Ateş.
Ahad: 1. Bir, kişi, kimse. 2. Birler, birden dokuza kadar olan sayılar.
Ahi: 1. Arkadaş, dost. 2. Erkek kardeş. 3. Ahilik ocağından olan kimse. 4. Cömert, eliaçık.
Ahlas: 1. Saf, halis, karışımsız. 2. İyi yürekli, temiz kimse. 3. Kur'anî ıstılahta, Allah'a halis olarak yönelip ihlaslılıkta ileri bir dereceye varmış kul.
Ahmet: Övülmeye layık, övülmüş.
Ahter: 1. Yıldız. 2. Talih, şans, uğur.
Akad: Doğruluğuyla, dürüstlüğüyle tanınmış kimse.
Akal: 1. Akmak ve almak fillerinin emir biçimlerinin yan yana gelmesiyle oluşmuş bir ad.2. Beyaz anlamındaki ak ile kırmızı anlamındaki al sözlerinden oluşmuş bir ad.
Akalp: Doğruluğu ve dürüstlüğüyle tanınan kimse.
Akan: 1. Bir yerden bir yere doğru akan, giden. 2. Çeşme, pınar.
Akarsel: Akan sel.
Akay: Parıltılı ay, ışıklı ay.
Akbaran: Yağmur.
Akbora: Genellikle arkasından yağmur getiren sert ve şiddetli fırtına gibi olan temiz ve dürüst kimse.
Akdemir: Dövme demir.
Akdeniz: Kuzeyde Avrupa, doğuda Asya, güneyde Afrika ile kuşatılan deniz.
Akel: 1. Doğru, dürüst işler yapan kimse.2. Eli uğurlu olan kimse.
Akgiray: Dürüst han veya prens.
Akın: 1. Düşman topraklarına tedirgin etme, yıldırma, çapul gibi amaçlarla toplu olarak yapılan baskın. 2. Kalabalık bir şeyin arkası kesilmeyen bir geliş durumunda olması.
Akınalp: Akın yapan yiğit.
Akif: İbadet eden, ibadetle uğraşan kişi.
Akmeriç: Meriç nehri gibi saf ve temiz olan.
Aköz: Özü temiz, doğru olan kimse.
Akpolat: Çelik gibi kuvvetli ve sert olan.
Aksel: "Sel gibi ak" anlamında kullanılan bir ad.
Aksoy: Temiz, tanınmış soydan gelen kimse.
Aktaç: Beyaz taç.
Aktan: Parlak, aydınlık sabah.
Aktuğ: Beyaz tuğ.
Alaz: 1. Alev. 2. Ağaçsız, açıklık yerler. 3. Gösteriş, haşmet.
Algan: Alan, fetheden, fatih.
Algın: 1. Güçlü, iyi, güzel, sıcakkanlı, sevimli. 2. Sevdalı, âşık, vurgun. 3. Hızlı akan su. 4. Cılız, zayıf.
Ali: 1. Yüce, ulu, yüksek. 2. Orun bakımından en üstün.
Alican: Yüce, ulu dost.
Alim: Bilgin.
Alişan: Herkes tarafından tanınan, ünlü.
Alp: 1. Yiğit, kahraman, cesur, bahadır kimse. 2. Eski Türklerde kullanılan bir unvan.
Alpar: Yiğit, kahraman, cesur kimse.
Alpaslan: Alparslan. 1.Yiğit, cesur, yürekli kimse.2. Büyük Selçuklu hükümdarı.
Alpay: Cesur, yiğit kimse.
Alper: Yiğit, kahraman erkek.
Alperen: Yiğit, cesur, yürekli kimse.
Alphan: Yiğit, cesur, yürekli hükümdar.
Alptekin: Yiğit, cesur, yürekli hükümdar.
Alptuğ: Yiğit, cesur, yürekli, savaşçı kimse.
Altan: 1. Kızıl tan. 2. Hakan, sultan, padişah.
Altay: Yüksek dağ.
Altemur: Demirin korlaşmış kırmızı hali.
Altınöz: Soyu üstün nitelikli, değerli olan kimse.
Altuğ: Kırmızı tuğ.
Amaç: Erişilmek istenen sonuç, maksat, gaye, hedef.
Amil: 1. İsteyen, emeli olan. 2. Etken, etmen, sebep, faktör.
Amir: Bir işte emir verme yetkisi bulunan kimse.
Ammâr: Bir yeri bakımlı hale getiren.
Andaç: 1. Armağan.2. Evlat, nesil. 3. Ün, şöhret. 4. Eş, denk.
Anıl: 1. Amaç, erek. 2. Yavaş, ağır. 3. Bellek, hafıza. 4. “Adın her zaman anılsın” anlamında kullanılan bir ad.
Araf: İslam inancına göre cennet ile cehennem arasında bir yer.
Aral: 1. Birbirine yakın adaların oluşturduğu topluluk, takımada. 2. Sıradağlar.
Aran: 1. Kuytu, sıcak yer. 2. Yayla. 3. Düzlük, ova, kışlak. 4. Ilımlı, uyumlu, uygun.
Aras: 1. Kendisininmiş gibi sahip çıkılan, bulunmuş mal.2. Doğu Anadolu’da bir ırmak.
Arcan: Özü saf, temiz kimse.
Arda: 1. Hükümdar veya kumandan asası. 2. İşaret olarak yere dikilen çubuk. 3. Sonra gelen.4. Meriç ırmağının Edirne yöresindeki önemli bir kolu. 5. Uygur yazılarında geçen çok eski bir Türk adı.
Arden: 1. Sabırsız, istekli. 2. Bolluk, bereket 3. Yüce makam.
Arel: Temiz, dürüst kimse.
Arem: Çölde bilinçli şekilde birileri tarafından konulan hedef, nişan.
Aren: Farsça: Parlak renkteki kum tanesi. Hititçe: Işık.
Argün: Temiz, aydınlık gün.
Arık: 1. Temiz, saf, duru.2. Zayıf, cılız. 3. Su yolu, ark. 4. Dere, çay. 5. Fidan dikilen yer.
Arın: 1. Temiz, arı, saf. 2. Alın. 3. Yüz, cephe, dağların, tepelerin yüzü.
Arınç: 1. Temiz, saf, arı. 2. Barış, huzur.
Arif: Çok anlayışlı ve sezgili kimse.
Arjen: 1. Volkan alevi. 2. Atılgan enerjik ve akıllı olan kimse.
Arkan: 1. Temiz, arı kandan gelen. 2. Üstün, galip.
Arkut: Temiz, uğurlu, kutlu.
Armağan: 1. Birini sevindirmek, mutlu etmek için verilen şey, hediye. 2. Ödül. 3. Bağış, ihsan.
Arman: 1. Dürüst, doğru, güvenilir kimse. 2. İstek. 3. Özlem.
Arslan: 1.Kedigillerden, Afrika'da ve Asya'da yaşayan, erkekleri yeleli, yırtıcı, uzunluğu 160 cm, kuyruğu 70 cm ve ucu püsküllü, çok koyu sarı renkli güçlü bir memeli türü. 2. Gürbüz, yiğit adam.
Artuç: Ucu sivri bir demirle donanmış, uzunca çubuk şeklinde, mızrak türünden eski bir silah.
Artun: Gururlu, kendine güveni olan kimse.
Asım: 1. Günahtan, haramdan çekinen. 2. Namuslu, iffetli.
Asil: Soylu.
Aşir: 1. Bir dinî tören sırasında veya cemaatle namaz kılınıp dua edildikten sonra okunan Kur'an ayetleri. 2. On sayısı. 3. On gün.
Aşkın: 1. Belli bir süreyi aşmış, ötesine geçmiş.2. Benzerlerinden üstün.3. Çok, fazla.
Ata: Türkçe: 1. Baba. 2. Dedelerden ve büyük babalardan her biri. 3. Kişinin geçmişte yaşamış olan büyükleri. Arapça: Bağış, ihsan.
Ataberk: Şehzade eğitmeni, devlet yetkilisi.
Atabey: Selçuklularda şehzadelerin eğitimiyle görevli kimse, lala.
Atacan: "Sevgili baba" anlamında kullanılan bir ad.
Atakan: Hükümdar olan ata.
Atalay: Ünlü, namlı, şöhretli kimse.
Ataman: Ata kişi, başkan, önder.
Atasoy: Ataları gibi soylu olan kimse.
Ataullah: Allah’ın bağışı, ihsanı.
Ateş: 1. Yanıcı cisimlerin tutuşmasıyla beliren ısı ve ışık.2. Coşkunluk.
Atılgan: 1. Çekinip korkmadan kendini tehlike veya güçlüklere atan kimse. 2. Girişken.
Atlas: Yüzü parlak, sık dokunmuş bir tür ipekli kumaş.
Attila: 1. Ünlü. 2. Babacık. 3. Büyük Hun İmparatorunun adı.
Ayaz: 1. Duru ve sakin havada çıkan kuru soğuk. 2. Açık, bulutsuz hava. 3. Aydınlık, ışık. 4. Mehtap.
Aybar: Gösterişli, heybetli, görkemli.
Aybars: 1. Ay gibi güzel ve temiz pars. 2. Hun İmparatoru Attila'nın amcası.
Ayberk: Ey güçlü kimse anlamında kullanılan bir ad.
Aybora: "Ey fırtına gibi olan!" anlamında kullanılan bir ad.
Aydın: 1. Işıklı, pırıltılı, aydınlık. 2. Açık, kolay anlaşılır. 3. Öğrenimi, bilgisi ve görgüsü olan, ileri düşünceli kimse. 4. Umut veren. 5. Mehtap.
Aydinç: Ay gibi dinç olan.
Aydoğan: Ay gibi doğan.
Aygün: Ay gibi güzel, Güneş gibi parlak olan.
Ayhan: "Ey hükümdar!" anlamında kullanılan bir ad.
Aykan: Parlak soylu, soyu sopu temiz.
Aykut: Kutlu, uğurlu ay.
Aytaç: Ay gibi parlak taç takmış olan.
Aytek: Ay gibi tek, biricik, eşsiz.
Aytekin: Ay gibi tek ve uğurlu olan.
Aytunç: Ay gibi parlak, tunç gibi dayanıklı olan.
Ayvaz: 1. Koca, eş. 2. Güzel, yakışıklı. 3. Saçsız, kel. 4. Sağır. 5. Kaba. 6. Osmanlılar zamanında büyük konaklarda mutfak işlerini gören uşak.
Azam: Büyük, çok büyük.
Azer: 1. Ateş. 2. Hz. İbrahim’in babasının adı.
Azim: Kararlı, azmeden.
Aziz: 1. Ermiş, eren. 2. Sevgide üstün tutulan.
Azmi: 1. Azimli, kararlı.2. Sözünde duran.
Azrak: Az bulunur, nadir.
B
Baykan: Zengin bir soydan gelen kimse.
Baykara: Doğan cinsinden bir kuş türü.
Bayram: 1. Ulusal veya dinsel bakımdan önemi olan, kutlanan gün. 2. Sevinç, neşe.
Bayru: Çok eski zamanda var olmuş veya eskiden beri var olan, kadim. Bayrı.
Baysal: 1. Rahat, dingin. 2. Gürültüsüz, huzurlu.
Baysan: Zengin ve tanınmış kimse.
Baytekin: Zengin prens, şehzade.
Bayülken: Yüce, yüksek, ulu zengin kişi.
Bedir: Ayın on dördüncü gecesi, dolunay.
Bedirhan: Dolunay gibi güzel olan hükümdar.
Bedrettin: Dinin dolunayı.
Bedri: Dolunayla, ayın on dördü ile ilgili olan.
Beha: Ender.
Behçet: Sevinç.
Behiç: Şen, güzel yüzlü kimse.
Behlül: 1. Çok güldüren, şakacı. 2. Hayırsever, iyi adam.
Behnan: 1. İyi huylu kimse.2. Güler yüzlü kimse.
Behram: 1. Merih yıldızı. 2. Eski İran dininde yolcuları korumakla görevli olduğuna inanılan melek.
Behzat: Soyu sopu temiz, doğuştan iyi, temiz kimse.
Beker: Güçlü, yiğit kimse.
Bekir: Sabahları erken kalkmayı alışkanlık edinen kimse.
Bektaş: 1. Akran, eş, yaşıt. 2. Eşit, denk.
Berat: 1. Nişan, rütbe. 2. Bir buluştan, bir haktan yararlanmak için devletçe verilen belge, patent. 3. Osmanlı İmparatorluğu'nda bir göreve atanan, aylık bağlanan, san, nişan veya ayrıcalık verilen kimseler için çıkarılan padişah buyruğu.
Berge: İm, iz, eser.
Berin: 1. En yüksek, çok yüce. 2. Soylu.
Berkan: "İyice hatırla" anlamında kullanılan bir ad.
Berkant: Güçlü, bozulmaz yemin.
Berkay: Sağlam ve güçlü kimse.
Berke: Kamçı.
Berkin: Sağlam, güçlü, kuvvetli.
Berksan: Güçlü tanınan kimse.
Berzah: İnsanların ölümden sonra kıyamete kadar bekleyeceği yer.
Beşer: İnsan, insanoğlu.
Beşir: 1. Müjde getiren, müjdeci. 2. Güler yüzlü, güleç.
Beyda: Sahra, çöl.
Beyhan: Sır saklamayan, aklındakini ve yüreğindekini hemen söyleyen.
Bilgehan: Bilgili hükümdar.
Bilgin: Bilimsel bir konuda derin bilgisi olan, âlim.
Bilhan: Çok bilgili, çok bilen.
Birant: Ant iç, yemin et anlamında kullanılan bir ad.
Birol: "Tek ol, biricik ol" anlamına kullanılan bir ad.
Birten: Kimseye bağımlı olmayan.
Boğaç: 1. Boğan. 2. Boğaya benzeyen. 3. Dede Korkut hikâyelerinde geçen bir kahraman adı. Küçük yaşta bir boğayı öldürdüğü için bu ad verilmiştir.
Bora: Genellikle arkasından yağmur getiren sert ve şiddetli fırtına.
Boran: 1. Bora. 2. Sis, duman. 3. İç sıkıntısı. 4. Yaban güvercini.
Buğra: Erkek deve.
Buluş: İlk kez yeni bir şey yaratma, icat.
Bulut: Atmosferdeki su damlacıkları ve buz taneciklerinin görülebilir yoğunluk kazanmasıyla oluşan, biçimleri, yükseklikleri ve yol açtıkları hava olaylarıyla birbirinden ayrılan yığınlar.
Burak: Hz. Muhammed'in Miraç Gecesi'ndeki biniti.
Burç: 1. Kale duvarlarından daha yüksek, yuvarlak, dört köşe veya çok köşeli kale çıkıntısı. 2. Zodyak üzerinde yer alan on iki takımyıldıza verilen ortak ad. 3. Ökse otu.
Burhan: Kanıt, delil, ispat.
Bülent: Yüksek, yüce, ulu.
Bünyamin: Yakup Peygamber'in en küçük oğlunun adı.
Bürçe: Kurt yavrusu.
C Ç
Cabbar: 1. Zorlayan, cebreden. 2. Kuvvet ve kudret sahibi (Allah.) 3. Gökyüzünün güneyinde bulunan bir yıldız kümesi.
Cabir: Zorlayan, cebreden.
Cafer: 1. Küçük akarsu. 2. Caferî mezhebinin kurucusu. 3. Hz. Ali'nin Mute Savaşı´nda ölen kardeşinin adı.
Cahit: Çok çalışan, çaba gösteren kimse.
Can: 1. Ruh. 2. Güç, dirilik. 3. İnsanın kendi varlığı, özü. 4. Gönül. 5. Çok içten, sevimli, şirin kimse.
Canalp: Özünde yiğitlik, güçlülük olan kimse.
Canbek: Özü pek, güçlü kişilikli kimse.
Canberk: Güçlü, sağlam kişilikli kimse.
Candar: 1. Canlı, diri. 2. Koruyucu, muhafız.
Candemir: Özü güçlü, demir gibi sağlam ve kişilikli kimse.
Candoğan: Yaradılıştan samimi, dost olan kimse.
Caner: Çok içten, sevilen, sevimli kimse.
Cankat: "Yaşama gücü ver, neşe ve mutluluk saç" anlamında kullanılan bir ad.
Cankut: Kişinin mutluluğu, talihi, şansı, uğuru.
Canöz: Kişinin özü.
Canpolat: Canı, özü çelik gibi güçlü kimse.
Cantek: Samimi, içten hükümdar.
Cantekin: Samimi, içten hükümdar.
Carullah: 1. Allah'a komşu olan. 2. Mekke'ye gidip orada oturan kimse.
Cavit: Sonrasız, sürekli kalacak olan, sonsuz, ebedî.
Cebrail: 1. İş yapabilen melek. 2. Allah'a en yakın olan dört melekten, peygamberlere buyruk ve vahiy getirmekle görevli olanı.
Celal: Yücelik, ululuk, değer.
Celâyir: Moğol ırkının büyük kollarından biri.
Celil: Çok büyük, ulu.
Cem: 1. Hükümdar, şah. 2. İran mitolojisinde şarabı bulan. 3. Ar. Toparlanma, bir araya gelme.
Cemal: 1. Yüz güzelliği, güzellik. 2. Güzel yüz.
Cemil: 1. Güzel. 2. Allah’ın sıfatlarından biri.
Cenan: Yürek, gönül.
Cenap: Şeref, onur ve büyüklük.
Cengiz: 1. Güçlü, yılmaz, gözü pek kimse. 2. Tarihte Büyük Moğol İmparatorluğu´nu kuran Türk hükümdarı.
Cengizhan: Güçlü hükümdar.
Cenk: Savaş.
Cesur: Yürekli, korkusuz, yiğit.
Cevahir: 1. Cevherler, elmaslar, değerli taşlar. 2. Özler, mayalar.
Cevher: 1. Bir şeyin esası, öz, maya. 2. Güç, enerji. 3. Değerli süs taşı, mücevher.
Ceyhan: Türkiye'nin Akdeniz bölgesinde, uzunluğu 576 km. olan bir nehir.
Ceyhun: Tevrat'a göre cennetin dört nehrinden biri.
Ceza: Karşılık, mukabil, ivaz.
Cezmi: Kesin karar veren, kararlı kimse.
Cihan: 1. Evren, âlem. 2. Dünya.
Cihangir: Dünyaya egemen olan, dünyayı zapt eden kimse.
Cihanşah: Dünyanın şahı, hükümdarı.
Cihat: Din uğrunda düşmanla savaşma.
Civan: Taze, genç delikanlı.
Coşkun: Coşan, coşkulu, heyecanlı kimse.
Cudi: Cömert, eli açık.
Cura: 1. Dost, arkadaş, sevgili. 2. Güzel, ahenkli ses. 3. Ufak tefek, çelimsiz. 4. Küçük zurna. 5. Atmaca, doğan.
Cuma: 1. Toplanma. 2. Perşembeden sonra gelen gün.
Cumali: Değerli, yüce bir biçimde bir araya getirilmiş olan.
Cumhur: Topluluk, kalabalık, halk.
Cüneyt: 1. Küçük asker, askercik. 2. Beylikler döneminde Aydınoğulları soyunun en son temsilcisi olan beyin adı.
Ç Harfi
Çaba: Herhangi bir işi yapmak için harcanan güç, zorlu, sürekli çalışma.
Çağ: 1. Dönem, mevsim, zaman. 2. Yaş. 3. Yüzyıl, asır. 4. Çağlayan.
Çağan: 1. Bayram. 2. Kalın ve kuvvetli deve kösteği. 3. Doğan kuşu.
Çağatay: 1. Yavru at, tay.2. Cengiz Hanın oğlu.
Çağdaş: 1. Aynı çağda yaşayan. 2. Bulunulan çağın koşullarına uygun olan. 3. Yaşıt.
Çağın: Yıldırım, şimşek.
Çağkan: Canlı, dinamik, çalışkan kimse.
Çağlar: 1. Çağlayan. 2. Coşkulu, canlı kimse.
Çağlayan: Küçük bir akarsuyun, çok yüksek olmayan bir yerden dökülüp aktığı yer.
Çağman: Çağın insanı.
Çağrı: 1. Birini çağırma, davet. 2. Doğan, çakır kuşu. 3. Rütbe, unvan, san.
Çakar: 1. Kıvılcım. 2. Şimşek. 3. Yaman, görmüş geçirmiş kimse.
Çakıl: Küçük veya orta boyda taş parçası.
Çakın: 1. Şimşek, kıvılcım. 2. Mavi gözlü.
Çakır: 1. Mavimsi, mavi benekli, gri göz rengi. 2. Bir doğan cinsi. 3. Gönül, iç, can.
Çakırer: Cesur, yiğit kimse.
Çapan: 1. Ceket. 2. Engelli, tehlikeli. 3. Düğün yemeği yapan aşçı. 4. Alkış, el çırpma.
Çavlan: Büyük çağlayan.
Çelebi: 1. Görgülü, terbiyeli, olgun kimse. 2. Bektaşi ve Mevlevi pirlerinin en büyüklerine verilen san. 3. Kayınbirader.
Çelem: Yiğit. Şalgam.
Çelen: 1. Yakışıklı delikanlı. 2. Tepelerin kar tutmayan kuytu yeri. 3. Açıkgöz, becerikli, kurnaz. 4. Evlerin dışında bulunan saçak. 5. Akıllı.
Çelik: 1. Su verilip sertleştirilen demir. 2. Çok güçlü, kuvvetli. 3. Kısa kesilmiş dal.
Çeliker: Güçlü, kuvvetli kimse.
Çelikhan: Güçlü, kuvvetli hükümdar.
Çetin: 1. Sert, inatçı. 2. Sarp, engelli. 3. Çözümlenmesi güç. 4. Hayırsız.
Çetinalp: Sert, inatçı yiğit.
Çetinel: Sert, inatçı kimse.
Çetiner: Sert, inatçı kimse.
Çetinöz: Sert, inatçı kimse.
Çetinsoy: Sert, inatçı bir soydan gelen kimse.
Çetinsu: Sert, inatçı kimse.
Çevik: Kolaylık ve çabuklukla davranan, kıvrak, hareketli kimse.
Çığ: 1. Dağdan yuvarlanan ve yuvarlandıkça büyüyen kar kümesi. 2. Sürü, kafile. 3. Çok, sık, fazla.
Çığıl: 1. Çakıl ve taş yığını. 2. Kalabalık. 3. İri saman.
Çığır: 1. Çığın kar üzerinde açtığı yol. 2. İz. 3. Taşlı yol, patika. 4. Yenilikçi akım.
Çınar: 1. Boyu 30 m.ye ulaşabilen, kalın dallı, çok uzun ömürlü bir ağaç türü. 2. Dayanak, destek, güç alınan kimse.
Çıray: 1. Yüz çizgileri, yüz güzelliği. 2. Beniz, yüz. 3. İnsan resmi.
Çolpan: Çoban Yıldızı, Zühre, Venüs.
D
D Harfi
Dafi: 1. Defeden, gideren. 2. Savan, savuşturan, iten.
Dağ: Çevresindeki araziye göre çok yüksek olan toprak, kaya
Dağhan: Eski Türklerde dağ Tanrısı.
Dağlı: Dağlık bölge halkından olan.
Dai: 1. Dua eden, duacı. 2. Davet eden, çağıran.
Dalan: 1. Biçim, şekil. 2. İnce, narin, zarif.
Dalay: Deniz.
Dalga: Deniz veya göl gibi geniş su yüzeylerinde genellikle rüzgâr, deprem vb.nin etkisiyle oluşan kıvrımlı hareket.
Dalyan: 1. Deniz, göl ve nehirlerde kıyılara yakın kurulan büyük balık avlama yeri. 2. Denizde yüzeye yakın yosunlu kaya. 3. Deniz kıyılarında ve denizin dibinde dalgalı biçimde görülen kum.
Dânâ: Bilen, bilgili, zeki kimse.
Daniş: Bilgi, bilme, biliş, ilim.
Danişment: Bilgin, bilgili.
Darcan: Aceleci, sıkıntılı.
Daver: 1. Hakem, hâkim. 2. Adil padişah veya yönetici. 3. Yüce Tanrı.
Davut: 1. Sevgili, aziz.2. İsraillilerin, sesinin güzelliği ve şairliği ile tanınan hükümdar ve peygamberi.
Deha: 1. İnsan zekâsının ulaşabileceği en yüksek aşama. 2. Dâhi.
Delal: İnsana hoş, sevimli görünen hâl, naz, işve.
Demir: 1. Koyu renkli, kolay işlenen, dayanıklı, kullanılış yerleri çok maden. 2. Güçlü, kuvvetli, sert kimse.
Demiralp: Güçlü, kuvvetli, sert, yiğit kimse.
Demircan: Güçlü, kuvvetli, sert kimse.
Demirel: Eli demir gibi güçlü olan.
Demirhan: Güçlü hükümdar.
Demirkan: Güçlü soydan gelen kimse.
Deniz: 1. Yer kabuğunun çukur bölümlerini kaplayan, birbiriyle bağlantılı, tuzlu, büyük su kütlesi. 2. Çok, bol.
Denizhan: Eski Türklerde deniz Tanrısı.
Denktaş: 1. Akran, aynı yaşta bulunan kimse, yaşıt. 2. Haktan yana olan, adil.
Deren: Derleyen, toplayan.
Derin: 1. Çok gelişmiş, çok ilerlemiş. 2. Yoğun. 3. İçten gelen.
Derviş: 1. Bir tarikata girmiş, onun yasa ve törelerine bağlı kimse. 2. Alçak gönüllü, hoşgörülü kimse.
Devran: Dünya.
Devrim: Dünya görüşünde, felsefede, bilimde, sanatta veya toplumsal düzende birdenbire olan niteliksel değişme.
Dikmen: 1. Koni biçiminde sivri tepe. 2. Dağların en yüksek yeri. 3. Yayla.
Dilâver: Yiğit, yürekli.
Dilmen: Dil bilen, güzel söz söyleyen.
Dinç: Gücü ve sağlık durumu yerinde olan kimse.
Dinçer: Gücü ve sağlık durumu yerinde olan kimse.
Diren: Toplayan.
Dirim: 1. Yaşama, hayat. 2. Yaşama gücü.
Doğa: 1. Var olan her şeyin, canlı ve nesnelerin tümü. 2. Deniz, dağ, ova, orman vb.nin oluşturduğu fiziksel dünya. 3. Yaradılış ve yapı özelliklerinin tümü.
Doğaç: Sözü birdenbire, düşünmeden, içine doğduğu gibi söyleme, irtical.
Doğan: 1. Doğan, dünyaya gelen. 2. Kartalgillerden, alıştırılarak kuş avında kullanılan, yırtıcı bir kuş.
Doğanay: 1. Doğan, dünyaya gelen kimse 2. Ayın ilk günleri.
Doğangün: Doğan güneş gibi parlak olan.
Doğu: Güneşin doğduğu yön, gündoğusu.
Doğuhan: Doğuda bulunan hükümdar.
Doğukan: Doğudan olan kimse.
Doğuş: 1. Doğum, doğma. 2. Bir gök cisminin gözlem yerinin ufuk düzlemi üzerinde görünmesi.
Dolunay: Ayın bütün olarak ve parlak göründüğü dönemi.
Dora: 1. Dağ doruğu. 2. Bir şeyin üst kısmı, yukarısı, tepe. 3. En yüksek yer, uç.
Doruk: 1. Tepe, en yüksek yer, uç, zirve. 2. En üstün başarı düzeyi. 3. Kibirli.
Dorukhan: Başarılı, üstün nitelikli hükümdar.
Duhan: 1. Kur'an-ı Kerim'de bir sure adı. 2. Duman.
Duran: 1. Yaşayan, varlığını sürdüren. 2. Dağ yolu. 3. Kalan. 4. Dingin, sakin, huzurlu.
Dursun: Çok yaşasın, uzun ömürlü olsun anlamında kullanılan bir ad.
Durukan: Özü temiz kimse.
Durul: "Berrak, saf duruma gel" anlamında kullanılan bir ad.
Durusel: Saf ve berrak akan sel.
Durusu: Sakin akan saf ve berrak su.
Dündar: 1. bk. Dindar2. T. Eski ordu düzeninde artçı birlik.
Dünya: Üzerinde yaşadığımız toprak ve denizler, yeryüzü.
E
E Harfi
Ebed: Sonu olmayan zaman, sonsuzluk.
Ebu: Baba, ata.
Ecebay: İleri gelen, saygın, zengin kimse.
Ecevit: 1. Çevik, çalışkan, açık fikirli. 2. Açıkgöz. 3. Sinirli.
Ecir: 1. Bir iş veya emek karşılığı verilen şey. 2. Sevap. 3. Aziz, sevgili.
Ecvet: En iyi olan.
Ede: 1. Ata, dede. 2. Büyük erkek kardeş. 3. Kendisine saygı gösterilen kimse.
Edhem: Karayağız at.
Edip: 1. Terbiyeli, saygılı, nazik kimse. 2. Edebiyatla uğraşan kimse.
Edis: Ulu, yüce, değerli kimse.
Ediz: Ulu, yüce, değerli kimse.
Efdal: 1. Çok erdemli, çok faziletli. 2. En iyi, üstün.
Efe: 1. Batı Anadolu köy yiğidi. 2. Ağabey.3. Kabadayı.
Efehan: Yiğitlerin başı, yiğitlerin lideri, baş yiğit.
Efekan: Efe soyundan gelen kimse.
Efgan: Istırap ile haykırma, bağırıp çağırma.
Efken: Atıcı, yıkıcı.
Eflah: Tamamiyle kurtulan, en çok talihe kavuşan.
Eflatun: Açık mor renk.
Efser: Taç.
Ege: 1. Bir çocuğu koruyan, işlerine bakan ve her hâlinden sorumlu olan kimse. 2. Yaşça büyük. 3. Sahip.
Egemen: Buyruk ve hüküm sahibi, buyruğunu yürüten, bağımlı olmayan.
Ehad: 1. Bir, tek. 2. İlk sayı. 3. Allah'ın isimlerinden.
Ekber: 1. Daha büyük, çok büyük, en büyük, pek büyük, azam. 2. Allah’ın sıfatlarındandır. 3. Kur’an-ı Kerim’de 23 yerde geçer.
Ekin: 1. Ekilmiş tahılın filiz vermiş biçimi, tarlada bitmiş tahıl. 2. Buğday. 3. Kültür.
Ekmel: Eksiksiz, olgun, en uygun.
Ekrem: 1. Çok cömert, eli çok açık. 2. Çok onurlu.
Elçi: 1. Bir devleti başka bir devlet katında temsil eden kimse. 2. Bir uzlaşma sağlamak için birinin yanına gönderilen kimse. 3. Peygamber.
Elgin: Garip, yabancı, gurbette yaşayan.
Elhan: Nağmeler, ezgiler.
Elvan: 1. Renkler, çeşitler. 2. Rengârenk.
Elyasa: Kur’an-ı Kerim’de adı geçen bir peygamber.
Emcet: Çok şerefli, onurlu.
Emet: Son, sonuç.
Emin: 1. İnanılır, güvenilir. 2. Sakıncasız, tehlikesiz. 3. Kuşkusu olmayan.
Emir: 1. Buyruk, komut. 2. Bir kavim, aşiret veya ülkenin başı. 3. Prens, şehzade.
Emirhan: Bey.
Emrah: 1. Saz çalıp oynayan. 2. Erzurum'da doğmuş ünlü bir halk ozanı.
Emre: 1. Âşık, tutkun. 2. Halk şairi. 3. Kardeş. 4. Arkadaş
Emrullah: Allah’ın emri.
Enam: 1. Bütün mahlukat, yaratılmış her şey. 2. Halk, insanlar. Seyyidü’l-Enam: Halkın ulusu Rasûlullah (s.a.s). 3. Kur’an-ı Kerim’in 6. Suresinin adı. 4. Bazı ayet ve duaları içeren dua kitabı.
Ender: Çok az, çok seyrek, az bulunan.
Ener: En yiğit, en kahraman kişi.
Enes: Soylu Arap atı, küheylan.
Enfal: 1. Kur'an-ı Kerim'de bir surenin adı. 2. Düşmandan alınan mallar, ganimetler.
Engin: 1. Açık deniz. 2. Ucu bucağı görünmeyecek kadar çok geniş. 3. İyi, güzel, temiz, sağlam.
Enginay: İyi, güzel, temiz, sağlam kimse.
Enginiz: İz bırakacak kadar değerli insan.
Enginsu: Açık deniz.
Ensar: Hz. Muhammed'e hicret zamanında yardım eden Medineliler.
Enver: Nurlu, çok parlak, çok güzel.
Eralp: Yiğit erkek.
Eray: Ayın hilal durumu, yeni ay.
Erbatur: Kahraman, yiğit, cesur, bahadır kimse.
Erberk: Şimşek gibi yiğit.
Ercan: Yiğit, canlı, cesur kimse.
Erce: 1. Er gibi, ere yakışır biçimde. 2. Erken, erken olarak.
Ercüment: Onurlu, şerefli, saygın kimse.
Erdal: Genç kimse.
Erdem: Ahlakın övdüğü iyilikçilik, acıma, alçak gönüllülük, yiğitlik, doğruluk gibi niteliklerin genel adı, fazilet.
Erdener: Temiz, dürüst kimse.
Erdi: 1. Amacına ulaşan, erişen. 2. Olgun. 3. Ermiş, veli.
Erdinç: Dinç, güçlü kimse.
Erdoğan: 1. Yiğit olarak doğan kimse 2. Erken doğan kimse.
Eren: 1. Erkek. 2. Olağanüstü sezgileriyle birtakım gerçekleri gördüğüne inanılan kimse. 3. Deneyimli, akıllı kimseler. 4. Dost. 5. Hayırlı çocuk.
Ergin: Olgunlaşmış, yetişmiş kimse.
Erginay: Olgunlaşmış, yetişmiş kimse.
Ergül: Yeni açan gül.
Erhan: Yiğit hükümdar.
Erim: Bir şeyin erişebileceği uzaklık 2. Sevgi ve mutlu haber
Erin: Erginleşmiş kimse.
Erinç: Dirlik, rahat, huzur.
Erk: 1. Bir işi yapabilme gücü, kudret. 2. İstediğini yaptırabilme gücü, nüfuz. 3. Naz. 4. Sevgi. 5. İçtenlik.
Erkan: Yiğit, erkek soydan gelen kimse.
Erke: 1. İş başarma gücü. 2. Nazlı, serbest büyütülmüş çocuk.
Erkin: Hiçbir koşula bağlı olmayan, istediği gibi davranabilen, özgür.
Erman: Yiğit, kahraman, yürekli kimse.
Erol: "Yiğit ol, doğru ol" anlamında kullanılan bir ad.
Ersin: 1. "Amacına ulaşsın, kavuşsun" anlamında kullanılan bir ad. 2. "Sen yiğitsin, kahramansın" anlamında kullanılan bir ad.
Ertaç: Taç takınmış kimse.
Ertuğ: Savaşçı kimse.
Ertuğrul: Dürüst, doğru, yiğit kimse.
Eryiğit: Yiğit, korkusuz erkek.
Esat: Çok mesut, çok mutlu.
Esed: Aslan, gazanfer, cesur.
Esen: Sağlıklı, sağlam, rahat.
Eser: 1. Soğuk. 2. Sert esen rüzgâr. 3. Belirti, iz. 4. Ar. Yapıt.
Esvet: Siyah, kara.
Eşref: Çok onurlu, çok şerefli kimse.
Ethem: Edhem., Edhem. Karayağız
Eti: 1. Baba. 2. Küçük kardeş.
Evfa: Daha vefalı, cana yakın, sözünde duran.
Evliya: 1. Erenler, ermişler. 2. Koruyanlar, himaye edenler. 3. Allah’a yakın olanlar.
Evran: 1. Çok uzun boylu insan. 2. Kasırga, hortum. 3. Evren.
Evren: 1. Gök varlıklarının tümü, kâinat. 2. Ejder, ejderha. 3. Boylu boslu, yakışıklı. 4. Kahraman, yiğit. 5. Zaman.
Evşen: Eve mutluluk ve şenlik getiren kimse.
Eymen: 1. Daha uğurlu, daha bereketli. 2. Sağ tarafta olan.
Eyüp: 1. Çok ıstırap çeken kimse.2. Kuran’da adı geçen ve "sabırlı insan" örneği olarak gösterilen peygamber.
Ezel: Başlangıcı, öncesi olmayan geçmiş zaman, öncesizlik.
F
F Harfi
Fadıl: Fazıl.
Fahir: 1. Şanlı, şerefli, onurlu. 2. Övünen, iftihar eden. 3. Parlak, gösterişli, güzel.
Fahrettin: Dinin övünç kaynağı.
Fahri: 1. Onurla ilgili, onursal. 2. Yalnız onur için verilen karşılıksız hizmet.
Faik: Manevi yönden üstün olan, yüksek, yüce.
Falih: 1. Başarılı ve mutlu kimse. 2. Toprağı süren, eken kimse.
Faris: 1. Atlı, süvari. 2. İyi ata binen. 3. Anlayışlı, sevgili.
Faruk: 1. Haklıyı haksızdan ayıran, adaletli. 2. Keskin. 3. Hz. Ömer’in lakabı.
Fasih: Güzel, düzgün ve açık konuşan, konuşma yeteneği olan kimse.
Fatih: 1. Fetheden, zafer kazanan. 2. Açan, kapılar açan. 3. Osmanlı Padişahı II. Mehmet'in lakabı.
Fatin: Zeki, akıllı, anlayışlı, kavrayışlı kimse.
Faysal: 1. Keskin kılıç. 2. Hâkim. 3. Kesin hüküm, karar.
Fazıl: Erdemli.
Fazlı: Erdemli, üstün, iyiliksever.
Fazlullah: Allah’ın erdemi, üstünlüğü.
Fedai: 1. Yüksek bir ülkü uğrunda her türlü tehlikeyi göze alan kimse. 2. Bir kimseyi veya bir yeri koruyan, muhafız.
Fehim: Anlayışlı, zeki, akıllı kimse.
Fehmi: Anlayış, kavrayışla ilgili olan.
Felat: Susuz çöl.
Feramuş: Unutma, akıldan çıkma.
Feramuz: Kale muhafızı, koruyucusu.
Ferdal: Dalın tomurcuğu.
Ferdi: 1. Tek olan şey. 2. Fertle ilgili, bireysel.
Ferhan: 1. Sevinçli, neşeli. 2. Memnun.
Ferhat: 1. Güçlüğü yenip bir yeri ele geçiren. 2. Sevinç, neşe. 3. Ferhat ile Şirin efsanesindeki erkek kahramanın adı.
Feridun: 1. Eşi olmayan, tek. 2. İran'da Pişdâdiyan sülâlesinin hükümdarı (M.Ö. 750).
Ferit: Eşi benzeri olmayan, tek, eşsiz, üstün.
Ferkan: Güçlü, saygın bir soydan gelen kimse.
Ferman: 1. Buyruk, emir. 2. Tanrı buyruğu.
Ferruh: 1. Uğurlu, kutlu. 2. Aydınlık yüzlü.
Ferzan: Bilim ve hikmet.
Fethi: Fethetme, alma ile ilgili olan.
Fetih: 1. Açma. 2. Alma, zaptetme.
Fettah: 1. Üstün gelmiş, zafer kazanmış. 2. Fetheden, açan. 3. Allah'ın adlarındandır.
Fevzi: Kurtuluş, zafer ve üstünlükle ilgili olan.
Feyezan: Taşma, taşkın, seylap.
Feyyaz: 1. Bereket ve bolluk veren. 2. Allah.
Feyzullah: Allah’ın bereketi.
Feza: Gök.
Fırat: 1. Asurca. Geniş akarsu. 2. Far. Geçit veren, üstünden geçmeye uygun. 3. Türkiye ve Suriye’nin doğu bölgelerini sulayan, Irak’ı aşan, Dicle ırmağıyla birleşerek Basra körfezine dökülen büyük nehir.
Fikret: 1. Düşünce, fikir. 2. Zihin, akıl. 3. Kuruntu.
Fikri: Düşünülerek oluşturulan, fikirle ilgili.
Firuz: 1. Mutlu, sevinçli, uğurlu. 2. Bahtlı, talihli.
Fuat: Gönül, kalp, yürek.
Furkan: 1. İyi ile kötü, doğru ile yanlış arasındaki farkı gösteren her şey. 2. Kur'an-ı Kerim.
Fuzuli: 1. Faziletli, erdemli. 2. Boşboğaz, gereksiz işlerle uğraşan. 3. XVI. yy.'da yaşamış en büyük Divan Edebiyatı şairlerinden biri.
G
G Harfi
Gani: Zengin. Varlıklı.
Gaza: İslam dinini korumak veya yaymak amacıyla Müslüman olmayanlara karşı yapılan kutsal savaş.
Gazanfer: 1. İri aslan. 2. Yiğit, yürekli, kuvvetli adam.
Gazi: 1. Düşmanla savaşan veya savaş yapmış kimse. 2. Savaştan sağ ve zafer kazanmış olarak dönen kimse.
Gediz: 1. İçinde su birikmiş çukur. 2. Ege bölgesinde bir akarsu.
Gencal: Genç birisiyle evlen anlamında kullanılan bir ad.
Gencalp: Genç yiğit.
Gencay: Hilal, ayça.
Gencer: Gençer.
Genco: Genç sözcüğünden yapılmış bir ad.
Gençalp: Genç yiğit.
Gençay: Hilal, ayça.
Gençer: 1. Genç-er. 2. Toplantı, eğlenti.
Gerçek: 1. Doğru, dürüst. 2. Temel, başlıca, asıl doğayı yansıtan.
Gevheri: 1. Mücevherle ilgili. 2. Kuyumcu.
Gıyas: 1. Yardım. 2. Yardımcı kimse.
Giray: Eskiden Kırım hanlarının ve han ailesinden olan prenslerin kullandığı san.
Girgin: Herkesle çok çabuk yakınlık kuran, her işe girişen, sokulgan.
Göğem: 1. Yeşile çalar mor renk. 2. Bir çeşit yabani ekşi erik. 3. Yapraklanmış ekin.
Gökay: Mavi gözlü kimse.
Göker: Çok yiğit.
Gökbay: Mavi gözlü kimse.
Gökberk: Yeşil yaprak.
Gökcan: Mavi gözlü kimse.
Gökdeniz: Çakır gözlü kimse.
Gökhan: Eski Türklerde gök Tanrısı.
Gökmen: Sarışın, mavi gözlü kimse.
Göksel: Gökle ilgili, semavi.
Göksu: 1. Gökten inen su.2. Türkiye'nin çeşitli yerlerinde bulunan akarsuların genel adı.
Göksun: "Yüksel, yücel" anlamında kullanılan bir ad.
Göktan: Şafak vakti.
Göktuğ: Savaşmayı seven kimse.
Göktunç: Sağlam karakterli olan kimse.
Gönen: 1. "Mutlu ol, refaha kavuş, rahat et, sevin" anlamında kullanılan bir ad.2. "Yavrum, kuzum" anlamında sevgi belirten sözcük. 3. Bolluk, bereket.
Gönenç: Bolluk, rahatlık ve varlık içinde yaşama.
Görkem: 1. Gösteriş, heybet. 2. İyi gelişmiş, gürbüz.
Güçhan: Güçlü hükümdar.
Güçlü: 1. Gücü çok olan. 2. Etkili, önemli, nitelikli. 3. Şiddetli.
Gültekin: Güvenilir kimse.
Günalp: Güneş gibi aydınlım ve ışık saçan yiğit.
Günay: Güney, güneş gören yer.
Günberk: 1. Çok beyaz, temiz. 2. Ay ışığı
Güneri: Günün adamı, günün kişisi.
Güney: 1. Dört ana yönden biri, Kuzey Kutbu'na karşı olan. 2. Her zaman güneş alan yer.
Günkut: Günü kutlu ve mutlu geçen kimse.
Güntan: Tan vakti.
Güntekin: Güneş gibi ışık ve aydınlık saçan kimse.
Güral: Fazlaca kırmızı olan.
Güray: Etrafa çokça ışık ve aydınlık saçan.
Gürcan: Canlı, güçlü, kuvvetli kimse.
Gürdal: Soyu çok geniş olan kimse.
Gürkan: Canlı, kanlı kimse.
Güven: Korku, çekinme ve kuşku duymadan inanma ve bağlanma duygusu, sevinç, mutluluk.
Güvenç: 1. Güvenme duygusu. 2. Sevinçli. 3. Dayanak, arka, yardım.
H
H Harfi
Habbab: Seven, sevgili, dost.
Hadit: 1. Keskin. 2. Demir, çelik. 3. Sert, kavi olan. 4. Çabuk kavrayışlı, öfkeli, hiddetli, titiz. 5. Hudut ve sınır komşusu.
Hafız: 1.Kur'an'ı bütünüyle ezbere bilen kimse. 2. Koruyan, saklayan.
Hafi: Gizli, saklı.
Hakan: 1. Türk, Moğol ve Tatar hanları için "hükümdarlar hükümdarı" anlamında kullanılan bir unvan. 2. Osmanlı padişahlarına verilen unvan.
Hakem: Tarafların aralarındaki anlaşmazlığı çözmek için yetkili olarak seçtikleri ve üzerinde anlaştıkları kişi, yargıcı.
Haki: Yeşile çalan toprak rengi.
Hakim: 1. Bilge. 2. Her şeyi bilen (Tanrı).
Hakkı: Doğrulukla, hakla ve adaletle ilgili.
Haldun: Sonsuz olan, ebedî olan.
Halife: 1. Birinin yerine geçen kimse. 2. Hz. Muhammed'in vekili ve dünyadaki Müslümanların başı olan kimse.
Halil: Sadık, samimi, dost.
Halim: 1. Yumuşak huylu, sert olmayan. 2. Allah’ın adlarındandır.
Halis: 1. Karışık olmayan, saf, katışıksız. 2. İçten, samimi.
Halit: Sürekli, sonsuz, ebedî.
Haluk: İyi ahlak sahibi, iyi huylu, geçimli kimse.
Hamdi: Allah’ı övmeyle, Allah’a şükretmekle ilgili.
Hamdullah: Allah’ın övgüsü.
Hamit: 1. Övülmeye değer. 2. Allah'ın adlarındandır. 3. Hamdeden, şükreden.
Hamza: 1. Aslan, güçlü adam. 2. İslam tarihinde Hz. Muhammed'in amcası.
Han: 1. Eski Türklerde kağana bağlı veya kendi başına buyruk, ikinci derecede bir devlet başkanı. 2. Osmanlı Padişahlarının adlarının sonuna getirilen san.
Hanefi: Hanefi mezhebinden olan kimse.
Hanif: 1. İslam dinine sımsıkı bağlı olan kimse. 2. İslamiyetten önce tek Tanrı'ya inanan.
Harun: 1. Parlayan. 2. Hz. Musa'nın ağabeyi.
Hasan: 1. Güzel. 2. İyi ve hayırlı iş.
Haseki: Osmanlı Devleti'nde bir görevde eskimiş olanlara verilen unvan.
Haslet: İnsanın yaradılışındaki huyu, doğası.
Haşim: 1. Kıran, ezen, parçalayan. 2. Ekmek doğrayan.
Haşmet: 1. Büyüklük, görkem. 2. Kibarlık, nezaket. 3. Alçak gönüllülük.
Hatem: 1. Mühür. 2. Cömert. 3. Son, en son, sonuncu.
Hatip: 1. Güzel, düzgün. 2. Bir topluluk karşısında etkili konuşan kimse. 3. Camide hutbe okuyan kimse.
Hattâb: Çok güzel konuşan ve nasihat eden.
Hayalî: 1. Hayal niteliğinde veya hayal ürünü olan, düşsel, imgesel. 2. Karagöz oynatan kimse, karagözcü.
Haydar: 1. Aslan. 2. Cesur, yiğit kimse. 3. Hz.Ali’nin lakabı.
Hayrani: Hayranlık, şaşkınlık.
Hayrettin: Dinin hayırlısı.
Hayri: Hayır ve iyilikle ilgili, uğurlu ve kutlu.
Hazar: Barış ve güven.
Hazım: Sindiren, sindirici kimse.
Hemdem: Birlikte yaşayan, arkadaş.
Hıfzı: 1. Saklama, koruma ile ilgili. 2. Ezberleme, akılda tutma.
Hızır: Halk inanışlarına göre ölümsüzlüğe kavuşmuş olduğuna inanılan ulu kimse.
Hicabi: Utanmayla ilgili.
Hidayet: 1. Hak yolunu, doğru yolu gösterme. 2. Hak yolu, doğru yol.
Hikmet: 1. Bilgelik. 2. Neden, gizli neden. 3. Allah’ın insanlarca anlaşılamayan amacı. 4. Özlü söz, vecize.
Hilmi: Yumuşak huylu, nazik, ince kimse.
Himmet: 1. Gayret, emek, çaba. 2. Yüksek irade. 3. Yardım, kayırma. 4. Kutsal sayılan bir kişi tarafından yapılan etki.
Hira: Hz. Muhammed’in (S.A.V) peygamberlik görevini aldığı Suudi Arabistan’daki Hira Dağı.
Hişam: Haya eden, utanan.
Hud: 1. Büyüklük. 2. Çok hürmet. 3. Bir Peygamber ismi.
Hulûsi: 1. Saf halis, içi temiz. 2. İçten, candan.
Hurşid: Güneş.
Hüccet: 1. Seçkin âlimlere verilen san. 2. Delil, kanıt.
Hüdavendigâr: Hudavendigâr. 1. Amir, hâkim. 2. Osmanlı Padişahı I. Murat’ın sanı.
Hüdayi: Hudayi
Hümayun: 1. Kutlu, kutsal. 2. Padişaha özgü, hükümdarla ilgili.
Hüsamettin: Dinin keskin kılıcı.
Hüseyin: Küçük sevgili.
Hüsrev: Hükümdar, padişah.
Ii
I Harfi
Ildır: 1. Parıltı, parlayış. 2. Alacakaranlık. 3. Ege denizi kıyısında Karaburun Yarımadasının batısında arkeolojik nitelikte bir köy.
Ildız: 1. Yıldız. 2. Gün dönümünden on gün önceki gün.
Ilgar: 1. Çok çabuk, hızlı. 2. Hücum, akın. 3. Verilen söz. 4. Havanın parlak, açık olması. 5. Öfke.
Ilgaz: 1. Atın dört nala koşması. 2. Hücum, akın.
Ilıcan: Sıcakkanlı kimse.
Ira: 1. Öz yapı, karakter. 2. Yüz, çehre, görünüş.
Irız: Cesur, yiğit.
Işıker: Aydın, ileri görüşlü kimse.
Işıkhan: Aydın, ileri görüşlü hükümdar.
Işıltan: Sabahın ilk aydınlığı.
Işıman: Parlak, aydınlık yüzlü kimse.
Işıner: Yüzü ay gibi parlak kimse.
Işınkan: Yüzü ay gibi parlak bir soydan gelen kimse.
Işkın: Filiz, sürgün.
İ Harfi
İdris: 1. Meyvesi hoş kokulu, kerestesi güzel bir kiraz türü. 2. Kur’an-ı Kerim’de adı geçen, ilk kez giysi dikip giydiği için terzilerin, ilk kez kalem kullandığı için yazarların piri sayılan İdris Peygamberin adı.
İhlas: 1. Temiz, doğru sevgi. 2. Gönülden gelen dostluk, içtenlik, bağlılık.
İhsan: 1. İyilik etme, iyilik. 2. Bağış, bağışlama. 3. Bağışlanan şey.
İhvan: 1. Sadık, candan dostlar. 2. Bir tarikata mensup kişiler.
İkrime: Kerem sahibi, cömert.
İlbay: Vali.
İlbey: Memleketin, ülkenin hükümdarı.
İlbilge: Ülkenin en bilge kişisi.
İldeniz: Ülkenin denizi.
İlham: 1. İçe, gönle doğma, esin. 2. İçe, gönle doğan şey. 3. Allah’ın Peygamberlerin yüreğine doğdurduğu Tanrısal âleme özgü duygu ve düşünceler.
İlhami: İçe, gönle doğan duygularla, düşüncelerle, esinle ilgili.
İlhan: 1. Hükümdar, imparator. 2. Eskiden Moğol İmparatorlarına verilen san.
İlkay: Ayın hilal durumu, yeni ay.
İlker: İlk doğan erkek çocuklara verilen adlardan biri.
İlkut: Ülkenin kutlusu, mutlusu, uğurlusu.
İlkutlu: Ülkenin kutlusu, saygın kimsesi.
İltekin: Ülkenin tek ve eşsiz insanı.
İlter: Yurdu koruyan, gözeten, yurtsever kimse.
İlyas: 1. Kutsal kitaplarda adı geçen, yağmurlara hükmeden İsrail Peygamberi. 2. Mersin ağacı.
İmadettin: Dinin direği.
İmam: 1. En önde bulunan, önder. 2. Namazda kendisine uyulan kimse. 3. Müslümanlıkta mezhep kuran kimse. 4. Halife olan kimse.
İmer: Çok zengin, varlıklı.
İnal: Kendisine inanılan, güvenilen kimse.
İnan: Bir kimse veya şeyin doğruluğunu, büyüklüğünü ve gücünü sarsılmaz bir duygu ile benimseme, iman.
İnanç: 1. Bir düşünceye gönülden bağlılık. 2. Allah’a, bir dine inanma, iman. 3. Güven ve inanma duygusu.
İnayetullah: Allah'ın lütfu, ihsanı.
İrfan: 1. Bilme, anlama. 2. Kültür, ekin. 3. Tasavvufta evrenin sırlarını bilme gücü.
İsa: 1. Allah’ın yarlıgaması, mağfireti. 2. Dört büyük Peygamberden Hristiyanlığın kurucusu, doğumu Türkiye’de ve Batı’da takvim başlangıcı sayılan peygamber.
İshak: 1. Gülen. 2. Kutsal kitaplarda adı geçen İbrani peygamberi.
İskender: 1. Padişah.2. M.Ö. 356-323 arasında yaşayan, Yunanistan, İran, Anadolu, Suriye ve Hindistan’ı ele geçirmiş olan büyük kumandan.
İslam: 1. Hz. Muhammed´in yaydığı din, Müslümanlık. 2. Müslüman dininden olan kimse, Müslüman.
İsmail: 1. Tanrı'yı işiten. 2. Kutsal kitaplarda adı geçen, İbrahim Peygamberin oğlu olan İbrani peygamberi.
İsmet: 1. Masumluk, günahsızlık, temizlik. 2. Haramdan çekinme, namus.
İşcan: Çalışkan, becerikli, iş bilen.
İzgü: 1. İyi, güzel.2. Akıllı, adaletli.
İzzet: 1. Değer, kıymet. 2. Yücelik, ululuk. 3. Güç, kuvvet. 4. Saygı, ikram.
J
J Harfi
Jerfi: Derinlik. Derin deniz.
K
K Harfi
Kaan: Kağan. 1. Hanların hanı, hükümdar. 2. Tarihte Çin ve Moğol hükümdarlarına verilen ad.
Kabil: 1. Kabul eden, kabul edici. 2. Hz. Âdem'in oğlu.
Kadem: 1. Uğur. 2. Ayak.
Kadir: 1. Kuvvetli, güçlü, kudret sahibi. 2. Değer, onur, kıymet, şeref.3. Allah’ın adlarındandır.
Kadri: Değer, kıymet, onurla ilgili.
Kağan: 1. Hanların hanı, hükümdar. 2. Tarihte Çin ve Moğol hükümdarlarına verilen ad.
Kahraman: 1. Yiğit, cesur. 2. Bir olayın, serüvenin başlıca kişisi. 3. Sessiz, yumuşak kimse.
Kaim: 1. Birinin yerine geçen. 2. Bir işte sebat eden, direnen. 3. Ayakta duran.
Kalender: Gösterişsiz, sade yaşamaktan yana olan alçak gönüllü kimse.
Kanat: 1. Kuşlarda ve böceklerde uçmayı sağlayan organ. 2. Yan, taraf.
Kandemir: Güçlü soydan gelen kimse.
Kaner: Soyu yiğit olsn kimse.
Kansu: Soyu su gibi saf ve temiz olan.
Kaplan: Kedigillerden, enine siyah çizgili, koyu sarı postu olan çevik ve yırtıcı hayvan.
Karaca: 1. Geyikgillerden, boynuzları küçük ve çatallı bir av hayvanı. 2. Esmer.
Karacabey: 1. Esmer bey. 2. Kahramanlığıyla ün salmış bir Türk komutanı.
Karacan: Esmer kimse.
Karahan: Tarihte bazı kavimlerde hanlara verilen san.
Karan: 1. Kahraman, yürekli. 2. Karanlık.
Karanalp: Kara yağız, kahraman yiğit.
Karatay: Anadolu Selçuklu devlet adamı.
Karin: 1. Yakın. 2. Nail olan. 3. Hısım komşu. 4. Mabeynci.
Kartal: Kartalgillerden, çok güçlü, iri, yırtıcı kuş.
Kartay: Yaşlı, pir.
Karun: Çok zengin kimse.
Kasım: 1. Ayıran, bölen, taksim eden. 2. Kırıcı, ezici, ufaltıcı.
Kavi: Dayanıklı, güçlü, zorlu olan.
Kaya: Büyük ve sert taş kütlesi.
Kayahan: Kaya gibi güçlü hükümdar.
Kayatürk: Kaya gibi sert Türk.
Kayhan: Kayıhan.
Kayıhan: Güçlü hükümdar.
Kaynak: 1. Bir suyun çıktığı yer. 2. Neşe, sevinç. 3. Eğlendirici, neşeli kimse.
Kayra: Büyük bir kimseden gelen iyilik, ihsan.
Kayran: 1. Orman içindeki ağaçsız alan. 2. Kayan yer. 3. İnce çakıllı, kumlu toprak.
Kâzım: Öfkesini, hırsını yenebilen kimse.
Keleş: 1. Güzel, yakışıklı kimse. 2. Yiğit, cesur, bahadır.
Kemal: 1. Bilgi ve erdem bakımından olgunluk, yetkinlik, erginlik, eksiksizlik. 2. En yüksek değer.
Kenan: 1. Vaat edilmiş ülke.2. Cennet.3. Hazreti Yakup'un ülkesi, Filistin.
Kenter: Şehirli, kentli.
Kerami: 1. Cömertlere, eli açıklara özgü. 2. Soylular, ulular, şereflilerle ilgili.
Kerem: 1. Soyluluk. 2. Cömertlik, el açıklığı, bağış.
Keremşah: Eli açık, cömert şah.
Kerim: 1. Cömert, eli açık. 2. Ulu, büyük.
Keşşaf: Bilinmeyen çok önemli bir şeyi keşfeden.
Kılıç: Uzun, düz veya eğri, ucu sivri, bir veya her iki yüzü keskin, kın içinde bele takılan, çelikten silah.
Kılıçalp: Kılıç gibi keskin yiğit.
Kılıçhan: Kılıç gibi keskin hükümdar.
Kıraç: Bitek olmayan, verimsiz veya sulanmayan yer.
Kırca: 1. Dolu. 2. Ufak ve sert taneli kar. 3. Bora, rüzgârla karışık yağmur.
Kırdar: Ölçülü davranış, sakınganlık.
Kırhan: Yaşlı, ak sakallı hükümdar.
Kıvanç: Övünç, iftihar.
Kiram: 1. Soylular. 2. Eli açıklar, cömertler.
Kor: 1. İyice yanarak ateş durumuna gelmiş kömür veya odun parçası. 2. Kırmızı. 3. Sıra, dizi, altın dizisi. 4. Dere.
Koralp: Ateşli, canlı, hareketli yiğit.
Koray: Ateşli, canlı, hareketli kimse.
Korcan: Ateşli, canlı, hareketli kimse.
Korel: Ateşli, canlı, hareketli kimse.
Korhan: Ateşli, canlı, güçlü hükümdar.
Korkut: 1. Büyük dolu tanesi. 2. Cin, şeytan gibi hayalî yaratıklar. 3. Korkusuz, yavuz, heybetli.
Kortan: Ateşli, canlı, hareketli kimse.
Kök: 1. Dar ve derin dere. 2. Gürbüz, sağlıklı. 3. Gök. 4. Asıl, kök, köken
Köker: Köklü soydan gelen kimse.
Köksal: "Kökünü derinlemesine sal, soyun genişlesin" anlamında kullanılan bir ad.
Kubat: Kaba, şişman, biçimsiz.
Kubilay: Ünlü bir hükümdar.
Kuddusi: Kutsal niteliklere ulaşmış olan kimse.
Kudret: 1. Güç, kuvvet. 2. Allah'ın gücü. 3. Varlık, zenginlik. 4. Allah yapısı. 5. Yetenek
Kunt: Ağır, kalın, dayanıklı ve sağlam.
Kurtuluş: Tehlikeli veya kötü bir durumdan kurtulma.
Kutan: 1. Saban. 2. Saka kuşu.
Kutay: 1. Kutlu, uğurlu ay. 2. İpek, ipekli kumaş.
Kutlay: Kutlu, uğurlu ay.
Kutlu: Uğurlu, kutsal, mutlu.
Kuzey: 1. Sağını doğuya, solunu batıya veren kimsenin tam karşısına düşen yön, dört ana yönden biri, şimal, güney karşıtı. 2. Bulunduğu noktaya göre kuzeyde kalan yer.
Kürşat: 1. Yiğit, alp.2. Göktürk prenslerinden birinin adı.
L
L Harfi
Laçin: 1. Yiğit adam. 2. Kartal. 3. Şahin. 4. Atmaca.
Lami: Parıldayan, parlak, parıltılı.
Lâtif: 1. Hoş, narin, şirin. 2. Yumuşak, nazik. 3. Tanrı adlarındandır
Lema: Parıltı, parlayış.
Lemi: Parlak, parıldayan.
Levent: 1. Boylu boslu yakışıklı kimse. 2. Osmanlı donanmasında ve kıyılarda görev yapan asker sınıfı. 3. Yiğit denizci.
Lider: Önder, şef.
Lokman: Doğru ve adaletli davranan kimse.
Lut: 1. Ürdün ve İsrail arasındaki büyük bir gölün adı. 2. Hz. İbrahim'in yeğeni olan peygamberin adı.
Lütfi: 1. İyilik ve güzellikle ilgili. 2. İhsan, bağışla ilgili.
Lütfullah: Çok övülmüş, methedilmiş.
M
M Harfi
Macit: Şan ve şeref sahibi kimse.
Mahdum: Oğul.
Mahir: Hünerli, becerikli, elinden iş gelen kimse.
Mahmur: 1. Sarhoşluğun verdiği sersemlik. 2. Uyku basmış göz, baygın göz.
Mahmut: Övülmüş, övülmeye değer.
Mahsun: Güçlendirilmiş, güçlü.
Mahzun: Üzgün.
Malik: Bir şeye sahip, bir şeyi olan.
Malkoç: Kale muhafızı, koruyucu.
Manço: Manda yavrusu.
Mazhar: Bir şeyin ortaya çıktığı, göründüğü yer veya kimse. Bir iyiliğe erişmiş, erişen (kimse).
Mazlum: 1. Sessiz, sakin, yumuşak kimse. 2. Zulüm görmüş.
Mecit: 1. Büyük, ulu. 2. Şan ve şeref sahibi. 3. Tanrının adlarındandır.
Mecnun: 1. Çılgın, deli, divane. 2. Çılgınca seven, tutkun.
Medeni: 1. Uygar. 2. Şehirli, şehir halkından olan. 3. Terbiyeli, görgülü, kibar, ince.
Mehdi: Doğru yolu bulan, hidayete eren.
Mehmet: 1. Övülmüş. 2. Hz. Muhammed'in (S.A.V) adlarından biri.
Melih: Güzel, şirin, sevimli.
Melik: 1. Hükümdar, hakan. 2. Tanrı adlarındandır.
Memun: Korkusuz, tehlikesiz, sağlam.
Mengü: Ölümsüz, sonsuz, ebedîleştirilmiş.
Mercan: 1. Tropik ve ılık denizlerde yaşayan, geniş resifler oluşturan, mercanlar sınıfının örneği olan, kırmızı kalker iskeletli hayvan. 2. Bu hayvanın iskeletinden elde edilen ve süs eşyaları yapımında kullanılan madde. 3. Açık kırmızı renkte bir balık türü.
Merdan: Erkekler, yiğitler, mertler.
Meriç: Kuş iskeleti.
Merih: 1. Ateş rengi. 2. Güneş sistemini oluşturan dokuz gezegenden biri.
Mert: 1. Erkek. 2. Özü sözü doğru olan.
Mertel: Özü sözü doğru kimse.
Mertol: "Sözünün eri ol, verdiğin sözü tut" anlamında kullanılan bir ad.
Mervan: 1. Üzüm Çubuğunu Bağladıkları Ağaç. 2. Emevilerin Mervan kolunun adı.
Mestan: 1. Savruk kimse. 2. Sarhoşlar.
Mete: Büyük Türk-Hun İmparatoru.
Metin: Sağlam, dayanıklı, güçlü.
Mikail: Dört büyük melekten rızkları bölüştürmekle görevli olanı.
Mir: Baş, amir, bey.
Miraç: 1. Yükselme, çıkma. 2. Hz. Muhammet'in göğe yükselmesi.
Mirkelam: Güzel, nazik konuşan kimse.
Mirza: 1. İranlılara özgü "beyzade" anlamında bir soyluluk sanı. 2. Bir yıldızın adı.
Mithat: Övme, methetme.
Muammer: Ömür süren, yaşayan, yaşamış.
Muhammet: 1. Övülmüş. 2. Hz. Muhammed'in adlarından biri.
Muharrem: 1. Haram kılınmış. 2. Ay takviminin birinci ayı, aşure ayı.
Muhlis: 1. Katkısız, halis. 2. İçten, samimi, dost canlısı.
Muhsin: İyilikte, bağışta bulunan, ihsan eden.
Muhtar: 1. Seçilmiş, seçkin. 2. Davranışlarında özgür olan, dilediğini yapan. 3. Köy ya da mahalle işlerine bakmak için halkın seçtiği kimse.
Muktedir: Gücü yeten, güçlü, iktidarlı.
Murat: 1. İstek, dilek, arzu. 2. Amaç.
Musa: 1. Musevi dininin kurucusu, İsrail peygamberi ve kanun koyucusu. 2. Bir vasiyeti yerine getirmekle görevli kimse.
Musap: Başına bir kötülük, felaket gelmiş olan.
Muslih: İyileştiren, düzelten, ıslah eden.
Mustafa: 1. Seçilmiş, seçkin. 2. Hz. Muhammed'in adlarından.
Mustafa: 1. Seçilmiş, seçkin. 2. Hz. Muhammed'in (S.A.V) adlarından.
Mutasım: Günahtan çekinen.
Mutlu: Mutluluğa ermiş olan, mesut.
Mübarek: 1. Bereketli. 2. Uğurlu, hayırlı, kutlu.
Mücahit: Din uğruna savaşan, uğraşan, savaşçı.
Müjdat: Müjdeler, sevinçli haberler.
Mükerrem: Saygıdeğer, sayılan, aziz.
Mülâyim: 1. Uygun. 2. Yumuşak huylu, sakin kimse.
Mümin: 1. Tanımış, iman etmiş. 2. İslam dinine inanmış, Müslüman.
Mümtaz: 1. Ayrı tutulmuş, üstün tutulmuş. 2. Seçkin.
Müren: Irmak, nehir, akarsu.
Mürsel: 1. Gönderilmiş, yollanmış. 2. Peygamber.
Mürselin: 1. Peygamberler. 2. Allah tarafından insanların doğru yola çıkarılmaları için gönderilen elçiler.
Müşfik: 1. Sevecen, şefkatli.2. Acıyan.
Müşir: 1. Haber veren, bildiren. 2. Emir ve işaret eden.
Müştak: Özleyen, göreceği gelen, can atan.
Müzahir: Yardım eden, yardımcı.
N
N Harfi
Nabi: 1. Haberci, haber veren. 2. Yerden çıkıp fışkıran, kaynayan, akan. 3. Yüksek, yüce.
Naci: 1. Kurtulan, selamete kavuşan. 2. Cehennemden kurtulmuş, cennetlik.
Nadi: 1. Haykıran, çağıran. 2. Meclis, toplantı.
Nadim: Namlı, ünlü.
Nadir: Seyrek, az bulunur.
Nafi: 1. Yararlı, kârlı. 2. Tanrı adlarındandır.3. Yok eden, ortadan kaldıran, süren.
Nafiz: 1. Delip geçen. 2. İçe işleyen, giren. 3. Etkili, sözü geçen.
Nahit: 1. Zühre, Venüs gezegeni. 2. Ar. Ergenliğe erişmiş
Nail: Muradına eren, kazanmış, ele geçirmiş.
Naim: 1. Bolluk, varlık içinde yaşayış. 2. Cennetin bir bölümü.
Naki: 1. Temiz, pak. 2. Çok ince, çok güzel, arif.
Namık: Yazıcı, yazar, kâtip.
Nami: Ünlü, namlı, şöhretli.
Narter: Cesur, yürekli kimse.
Nas: İnsanlar, halk, herkes.
Nasır: Yardımcı, yardım eden.
Nasrettin: Dine yardımı dokunan kimse, yardımcı.
Nasrullah: Allah'ın yardımı.
Nasuh: 1. Öğütçü, öğüt veren. 2. Temiz, saf.
Nasuhi: Bozulmaz biçimde tövbe eden.
Naşit: Şiir okuyan, şiir söyleyen, şiir yazan.
Nazım: 1. Düzenleyen, tanzim eden. 2. Manzum yazan.
Nazif: Temiz, pak.
Nazmi: 1. Nazımla, sözle, şiirle ilgili. 2. Sıralı, tertipli.
Nebi: 1. Haberci. 2. Peygamber.
Nebil: 1. Yüksek nitelikli ve onurlu. 2. Akıllı, anlayışlı. 3. Bilgili ve erdemli.
Necat: Kurtuluş, kurtulma.
Necati: Kurtulmuş.
Necdet: Kahramanlık, yiğitlik, kuvvetli ve gözü pek olma.
Necmettin: 1. Dinin yıldızı. 2. Erkek adı.
Necmi: Yıldızlarla ilgili, yıldızlara ait.
Nedim: 1. Sohbet arkadaşı. 2. Güzel öykü anlatan, tatlı konuşan.
Nedret: Azlık, seyreklik, az bulunma.
Nefi: Yararlı.
Nehar: Gündüz.
Nejat: 1. Soy, nesil. 2. Doğa, yaradılış, yapı.
Nesimi: Yumuşak huylu.
Neşat: Sevinç, keyif, neşe, şenlik.
Neşet: Meydana gelme, oluşma.
Nevfel: 1. Deniz. 2. Leyla ile Mecnun hikâyesindeki Mecnun'un adı.
Nevzat: Yeni doğmuş, yeni doğan çocuk.
Neyzen: Ney çalan kimse.
Nezih: 1. Temiz, lekesiz, masum. 2. Rahat ve huzur veren.3. Güzel, kibar.
Nezir: 1. Kendini Tanrı'ya ve ibadete adayan. 2. Bir dilekte bulunan, adak adayan.
Nihat: Doğa, huy, yaradılış.
Niyazi: Yalvaran, niyaz eden.
Nizam: 1. Kural. 2. Düzen, tertip, sıra. 3. Kanun.
Nogay: 1. Köpek.2. Kafkasya'da yaşayan bir Türk kavmi.
Nova: Parlaklığı birdenbire artan, patlamalı değişen yıldız.
Noyan: 1. Başkomutan. 2. Bey.
Nuh: 1. Ağlama.2. İnanışa göre, üçüncü peygamber olup tufanda bütün canlılardan birer çift alarak bir gemide kurtulmuştur.
Numan: 1. Kan. 2. Gelincik.
Nuralp: Parlak, ışıklı, aydınlık yiğit.
Nuri: Işıklı, aydınlık.
Nurkan: Temiz, aydınlık soydan gelen kimse.
Nüvit: Müjde, iyi haber.
OÖ
O Harfi
Oben: O, benim anlamında kullanılan bir ad.
Obuz: Su kaynağı.
Odhan: Ateşli hükümdar.
Oder: Ateş gibi canlı, coşkulu, hareketli kimse.
Oflaz: 1. İyi, güzel, eksiksiz, tam. 2. Gürbüz, yakışıklı, güzel giyinen. 3. Becerikli. 4. Eflatun rengi. 5. İşe yarar.
Ogan: 1. Tanrı. 2. Güçlü, kuvvetli.
Ogün: Anımsanan, belirli bir günde doğan kimse.
Oğan: 1. Tanrı. 2. Güçlü, kuvvetli.
Oğul: 1. Erkek evlat. 2. Yavru. 3. Kovandan çıkan arı topluluğu.
Oğulcan: Çok sevgili çocuk.
Oğur: 1. Uğur. 2. Samimi, içten dost. 3. Bir şey yapabilmek için ele geçen zaman veya elverişli durum.
Oğuz: 1. Sağlam, gürbüz, güçlü delikanlı. 2. Temiz kalpli dost, iyi arkadaş. 3. Kır adamı, köylü. 4. Saf, deneyimsiz kimse. 5. Türklerin en büyük boylarından birinin ve bu boydan olan kimselerin adı.
Oğuzhan: Güçlü, kuvvetli hükümdar.
Okan: Anlayışlı.
Okay: 1. Satürn gezegeni. 2. Beğenme.
Okbay: Ok atıcısı.
Okcan: Canlı, hareketli, canı tez.
Okdemir: Güçlü, kuvvetli kimse.
Oker: Hızlı, canlı, hareketli kimse.
Oksal: Ok at anlamında kullanılan bir ad.
Oksu: Ok gibi güçlü ve su gibi temiz olan.
Oktar: Ok atan, okçu.
Oktay: Ok gibi güçlü olan eşsiz kimse.
Olcay: 1. Baht, talih, şans. 2. Bahtlı, talihli.
Olcayto: Bahtlı, şanslı, talihli.
Olgaç: Olgun, yetişkin, iyi gelişmiş.
Olgun: Bilgi, görgü ve hoşgörüsü gelişmiş insan.
Omaç: Hedef, amaç, gaye.
Omay: 1. Seçkin, seçilmiş. 2. Özet, öz.
Onat: 1. İyi, güzel, düzgün. 2. İyi yaradılışlı. 3. Doğru, dürüst, nitelikli. 4. Kolay.5. Uygun, münasip, yakışır. 6. İyi ahlâklı.
Onay: Uygun bulma, onaylama.
Ongu: 1. Gönül rahatlığı, mutluluk, sağlık. 2. Bayındırlık, gelişmişlik.
Ongun: 1. Eksiksiz, tam. 2. Verimli, bol. 3. Kutlu, uğurlu, beğenilen kimse. 4. Kurtulmuş, onmuş. 5. Gelişmiş, gürbüz. 6. Bayındır.
Onur: 1. İnsanın kendine karşı duyduğu saygı. 2. Başkalarının gösterdiği saygının dayandığı değer, şeref.
Onural: Şan ve şeref kazan anlamında kullanılan bir ad.
Onuralp: Onuruyla tanınmış yiğit.
Onurhan: Onurlu hükümdar.
Oray: 1. Ateş gibi kızıl renkli ay. 2. Şehirli, şehirde yaşayan.
Orbey: Bekçi muhafız.
Orçun: Ardıllar, halefler.
Orun: 1. Özel yer. 2. Önemli bir görevlinin çalıştığı yer, makam. 3. Gizli, habersiz. 4. Huy, yaradılış.
Orhan: Şehrin yöneticisi, hâkimi.
Orhun: Orta Asya Türklerinin kullandığı en eski yazı.
Orkun: Orta Asya Türklerinin kullandığı en eski yazı.
Orkut: Kutlu, uğurlu şehir.
Ortaç: 1. Tepe. 2. Mirasçı. 3. Veliaht.
Ortan: Ateş renginde kızıl tan.
Otay: Ateş renginde ay.
Ortun: Ortanca kardeş.
Ortunç: Ateş renginde tunç.
Osman: 1. Bir tür kuş veya ejderha.2. Hz. Muhammet'in damadı, üçüncü halife. 3. Osmanlı İmparatorluğu'nun kurucusu ve ilk hükümdarı.
Otay: Ateş renginde ay.
Oytun: 1. Kutsal, mübarek. 2. Beğenilen, güzel yer. 3. Alçak yer, ova.
Ozan: 1. Şiir yazan, şair. 2. Halk şairi. 3. Şakacı, güzel ve tatlı konuşan.
Ozgan: Öne geçen, kazanan, başarılı.
Ö Harfi
Öcal: Yapılan kötülüğün acısını çıkar, öcünü al anlamında kullanılan bir ad.
Ödül: 1. Bir başarı karşılığında verilen armağan, mükâfat. 2. Bir iyiliğe karşılık olarak verilen armağan.
Öğe: 1. Çok akıllı. 2. Yaşlı kimse. 3. Bir ulusun büyüğü, ileri geleni. 4. Hekim. 5. Ün, şöhret.
Öğet: 1. Beğenilen, aranılan, övülen.2. İyi, güzel.
Öğün: 1. Zaman, vakit. 2. Kez, defa. 3. Önde, ileride olan.
Öğünç: Övünmeye yol açan, övünülecek şey.
Öğüş: Çok, fazla.
Öğüt: Bir kimseye yapması veya yapmaması gereken şeyler için söylenen söz.
Öker: Akıllı kimse.
Ökkeş: Erkek örümcek.
Ökmen: Akıllı, zeki, bilgili kimse.
Öktem: 1. Güçlü. 2. Onurlu.
Ökten: 1. Akıllı, bilgili.2. Kahraman, cesur.
Ömer: 1. Yaşama, yaşayış, hayat, canlılık. 2. İkinci halife.
Ömür: Yaşama, yaşayış, hayat.
Ömürcan: Uzun ömürlü.
Önal: Üstün gel, başta ol anlamında kullanılan bir ad.
Önay: Ocak ayında doğan.
Öncü: 1. Kılavuz, rehber. 2. Önder. 3. Yeni bir görüş ve akım başlatan kimse.
Önder: 1. Bir topluluğa başkanlık eden kimse. 2. Önde giden, yol gösteren, kılavuz.
Önel: Bir işin tamamlanması için verilen süre, vade, mühlet.
Önen: Hak, adalet.
Öner: Önde gelen, başta gelen kimse.
Öney: Önde olan, önde gelen, üstün.
Önol: Başta gel, önde ol anlamında kullanılan bir ad.
Örsan: Yüce adı olan.
Örsel: Sel gibi çağlayan değerli kimse.
Övgü: Birini ya da bir şeyi övmek için söylenen söz veya yazılan yazı.
Övül: Başarılarınla, iyi niteliklerinle kendini beğendir, övgü kazan anlamında kullanılan bir ad.
Övünç: Övünmeye yol açan, övünülecek şey.
Öymen: Evcimen, evine bağlı kimse.
Özal: Özünü al, gerçeğini al anlamında kullanılan bir ad.
Özalp: Özünde yiğit olan kimse.
Özay: Özü ay gibi temiz, parlak, aydınlık olan kimse.
Özbay: Gerçekten zengin olan kimse.
Özbek: 1. Güçlü, cesur, korkusuz kimse. 2. Orta Asya’da yaşayan bir Türk boyu ve bu boydan gelen kimse.
Özbey: Gerçekten bey olan kimse.
Özbilge: Gerçekten bilgili olan kimse.
Özcan: Gerçekten dost olan kimse.
Özdemir: Özü demir gibi güçlü olan kimse.
Özden: 1. Özle, öz varlıkla, gerçekle ilgili. 2.İçten, candan, samimi.
Özer: Yiğit, doğru kimse.
Özen: 1.Bir işin elden geldiğince iyi olması için gösterilen çaba, itina, ihtimam.
Özgü: 1. Kutsal. 2. Özellikle birine veya bir şeye ait olan
Özgün: 1. Nitelikleri bakımından benzerlerinden ayrı ve üstün olan. 2. Yalnız kendine özgü bir nitelik taşıyan.
Özgür: 1. Kendi kendine hareket etme, davranma, karar verme gücü olan. 2. Tutuklu olmayan, hür. 3. Başkasının kölesi olmayan. 4. Bağımsız.
Özhan: Hükümdar soyundan gelen kimse.
Özkan: Temiz ve asil soydan gelen kimse.
Özmen: Özü sağlam, iyi kişilikli kimse.
Öztan: Gerçek aydınlık.
P
P Harfi
Pakalın: Dürüst, doğru, iyi tanınmış kimse.
Paker: Temiz, dürüst, iyi kimse.
Pamir: Orta Asya’da Tacikistan, Çin, Sincan Uygur Özerk sınırında bulunan lalenin ana vatanı olan ve Himalaya Dağlarının kuzey silsilelerini teşki eden sıra dağların adı.
Pars: Kedigillerden, genellikle Asya ve Afrika'nın sıcak bölgelerinde yaşayan, postu benekli, bazen de düz siyah, çevik, yırtıcı, etçil, memeli hayvan, leopar, panter.
Paşa: Osmanlı Devleti zamanında yüksek sivil memurlara ve albaydan üstün rütbede bulunan askerlere verilen unvan.
Payam: Badem.
Payidar: 1. Saygın, rütbeli. 2. Kalıcı.
Payiz: Güz, sonbahar. Yaşlılık.
Pekcan: 1. Sağlam, dayanıklı, güçlü. 2. Acılara ve sıkıntılara karşı dayanıklı.
Peker: 1. Sert+er, sert erkek. 2. Güçlü kimse. 3. Gözüpek, cesur yapılı.
Pekin: Üzerinde kuşku duyulmayan, kesinlikle bilinen, kesin.
Pertev: Işık, parlaklık.
Perver: Büyüten, yetiştiren, besleyen, koruyan, eğiten.
Peyami: 1. Çok içten ve doğru kimse. 2. Bilgi Veren, Toplayan. 3. Haberi olan, bilgili. 4. Haberle, bilgi ile ilgili. 5. Haber veren.
Peyda: Belli, açık, peydah.
Peyman: Yemin, ant.
Pir: Herhangi bir konuda, bir meslekte deneyim kazanmış, eskimiş kimse, guru.
Polat: 1. Çelik. 2. Güç, kuvvet.
Poyraz: 1. Kuzeydoğudan esen soğuk rüzgâr. 2. Kuzey yönü.
Pusat: 1. Araç. 2. Silah, zırh vb. savaş aracı.
R
R Harfi
Raci: 1. Yalvaran, rica eden. 2. Umutlu, umut veren.
Rafet: Acıma, esirgeme, merhamet etme.
Rahim: 1. Esirgeyen, acıyan, koruyan, merhametli. 2. Tanrı´nın adlarından.
Rahman: 1. Ayrım gözetmeksizin tüm canlılara merhamet eden, koruyan. 2. Tanrı’nın adlarından.
Raki: Namazda eğilen, rüku’ eden.
Ramazan: 1. Arabi ayların dokuzuncusu, oruç tutulan ay. 2. Bu ayda doğanlara verilen ad.
Rami: Ok, mermi vb. atan, kimse.
Ramiz: 1. Akıllı, zeki. 2. İşaretlerle, simgelerle gösteren.
Rasih: 1. Köklü, kök salan 2. Bilgisi çok geniş olan.
Rasim: Resim yapan, çizgi çizen kimse.
Raşit: Akıllı, doğru yola giden.
Rauf: 1. Esirgeyen, acıyan, çok merhametli. 2. Tanrı adlarından.
Recai: İsteyen, rica eden, yalvaran.
Recep: 1. Gösterişli, heybetli. 2. Arabi ayların yedincisi ve kutsal sayılan üç aylardan birincisi.
Refik: 1. Arkadaş, yoldaş. 2. Koca, eş. 3. Yardımcı.
Reha: 1. Kurtulma, kurtuluş. 2. Ar. Bolluk, genişlik, varlık.
Reis: Baş, başkan.
Remzi: İşaretle, simgeyle ilgili, simgeli, simgesel.
Renas: Yol bilen.
Resul: 1. Elçi. 2. Peygamber.
Reşat: Doğru yolda yürüme, Hak yolunda ilerleme.
Reva: Yakışır, yerinde, uygun.
Revan: Kız: 1. Yürüyen, giden, akan. 2. Ruh, can. Erkek: 1. Doğru yolu tutan. 2. İyi hareket eden, akıllı. 3. Ergin.
Rezzak: Abdürrezzak adının kısaltılmış biçimi.
Rıdvan: 1. Razı olma, hoşnutluk, memnuniyet. 2. Cennetin kapıcısı olan büyük melek.
Rıfat: Yükseklik, yücelik, büyüklük.
Rıfkı: Yumuşak huylu, yavaş, ağır kimse.
Rıza: Hoşnutluk, memnuniyet.
Ruhi: Ruhsal, ruhla ilgili.
Rüçhan: 1. Üstünlük, üstün olma. 2. Üstün tutma.
Rüstem: 1. Yiğit, kahraman. 2. İran'ın efsanevi ünlü pehlivanı ve savaşçısı.
Rüştü: 1. Doğru yolda olan kimse. 2. Akıllı, ergin.
Rüzgar: 1. Zaman, devir. 2. Dünya. 3. Yel.
SŞ
S Harfi
Saadettin: 1. Dinin mutluluğu. 2. Dini uğurlu, kutlu kılan.
Sabahattin: Dinin güzelliği.
Sabri: Sabırlı, sabreden.
Sacit: Secde eden, alnını yere koyan.
Sadık: İçten bağlı, doğru, gerçek dost.
Sadri: Göğüsle ilgili, göğse ait.
Sadullah: Tanrının kutlu, talihli kıldığı kimse.
Sadun: Mübarek, kutlu, uğurlu.
Safa: 1. Gönül rahatlığı, rahatlık, kaygısız ve sakin olma. 2. Eğlence, zevk, neşe.
Saffet: Saflık, temizlik, arılık.
Sahir: 1. Geceleri uyumayan, uykusuz. 2. Büyücü.
Saim: Oruç tutan, oruçlu.
Sakıp: 1. Parlak, ışıklı. 2. Delen, delik açan.
Sakman: 1. Uyanık, akıllı kimse. 2. Sessiz, sakin kimse.
Salah: 1. Düzelme, iyileşme, iyilik. 2. Barış. 3. Dine olan bağlılık.
Saldıray: Düşmanı iyi gözle ve hemen saldır.
Salih: 1. Elverişli, iyi, uygun, yakışır. 2. Yetkisi, hakkı olan. 3. Dinin buyruklarına uygun harekette bulunan.
Salim: 1. Sağ, salim, sağlıklı. 2. Eksiksiz, kusursuz. 3. Korkusuz, emin.
Salman: Başıboş, serbest, özgür.
Samet: 1. Çok yüksek, ulu. 2. Kimseye ve hiçbir şeye muhtaç olmayan anlamında Tanrı adı.
Sami: Yüksek, yüce.
Samih: Cömert, eli açık.
Samim: Öz, asıl, iç, gönül.
Sanay: Ay gibi güzel, ayı anımsatacak kadar güzel.
Sancak: Alay bayrağı.
Sancar: 1. Kısa kama. 2. Saplayan, batıran, yenen.
Saner: Ünlü, tanınmış kimse.
Sargın: 1. Candan, içten, yürekten. 2. Çekici, cazibeli. 3. Kapalı, puslu hava. 4. İstekli, hevesli.
Sarp: 1. Çetin, sert, şiddetli. 2. Dik, çıkılması ve geçilmesi güç.
Sarper: Sert, güçlü erkek.
Savaş: 1. Silahlı çatışma. 2. Uğraşma, kavga, mücadele.
Saygın: Saygı gören, sayılan, hatırlı.
Seçen: İyiyi kötüden, güzeli çirkinden ayıran kimse.
Seçkin: Benzerleri arasında niteliklerinin yüksekliğiyle göze çarpan, üstün, seçilen.
Sedat: 1. Doğruluk, hatasızlık. 2. Doğru ve haklı şey.
Sefa: 1. Gönül rahatlığı, rahatlık, kaygısız ve sakin olma. 2. Eğlence, zevk, neşe.
Sefer: 1. Yolculuk. 2. Savaş.
Selahattin: Dinine bağlı kimse.
Selâmi: İyilik, barış ve rahatlıkla ilgili.
Selçuk: Güzel konuşma yeteneği olan, uz dilli.
Selek: 1. Eli açık, cömert. 2. Düzensiz, savruk.
Selim: Sağlam, kusursuz, doğru.
Selman: Barış içinde bulunma, huzur, erinç.
Semi: İşiten, işitme kuvveti olan.
Semih: Cömert, eli açık.
Semin: Çok değerli.
Serbay: Önder, lider, başta gelen.
Sercan: Sevgili, sevilen.
Serçin: 1. Seçme, seçkin olan. 2. Mekiğin parçalarından her biri.
Serdar: Askerin başı, kumandan, komutan.
Sergen: 1. Raf. 2. Vitrin. 3. Tepelerdeki düzlük yerler. 4. Yorgun, perişan.
Serhan: Baş kağan, baş hükümdar.
Serhat: Sınır, hudut.
Serkan: Asil bir soydan gelen kimse.
Serkut: Mutlu, talihli, kutlu insan.
Sertaç: Baş tacı, çok sevilen, sayılan kimse.
Sertuğ: Padişahların ve vezirlerin başlarına taktıkları başlıkların ön tarafında bulunan tüy veya püskül biçimindeki süs.
Server: Baş, başkan, reis, ulu.
Servet: Zenginlik, varlık.
Settar: 1. Örten. 2. Ayıplan örten, bağışlayan anlamında Tanrı adı.
Seva: Beraber olma. Beraberlik. Denk. Eşitlik.
Seyfettin: Dinin kılıcı, dinin askeri.
Seyfi: 1. Kılıçla ilgili, askerliğe ait. 2. Kılıç biçiminde. 3. Asker zümresi.
Seyfullah: Allah'ın kılıcı, askeri.
Seyit: 1. Bir topluluğun ileri gelen kişisi. 2. Hz. Muhammed´in soyundan olan kimse.
Seymen: Seğmen
Seyyid: 1.Efendi. 2.Bir topluluğun ileri gelen kişisi. 3.Hz. Muhammed´in (s.a.v) soyundan olan kimse. Temiz ve fazilet sâhibi Müslüman zât.
Sezai: Uygun, yaraşır, münasip.
Sezek: Duygulu, hassas, anlayışlı.
Sezer: Duygulu, hisli, anlayışlı.
Sezgen: Sezgili, hisseden, duyan.
Sezgin: Sezme yeteneği olan, duygulu, anlayışlı.
Sezmen: Sezen, anlayan kimse.
Sıddık: Hiç yalan söylemeyen, doğru konuşan, sözünün eri.
Sıtkı: İçi, yüreği temiz, doğru kimse.
Simavi: Yüz, çehre, beniz ile ilgili.
Sinan: Mızrak, süngü.
Somer: Doğru ve güçlü kimse.
Sonat: Bir veya iki çalgı için yazılmış, üç veya dört bölümden oluşan müzik yapıtı.
Soner: Son doğan erkek çocuk.
Songur: 1. Şahin. 2. Ağır, hantal.
Soydan: Soylu bir aileden gelen, soylu.
Soykan: Asil, soylu kimse.
Soylu: İyi tanınmış, köklü bir aileden gelen kimse.
Soysal: Soyun genişlesin, yayılsın anlamında kullanılan bir ad.
Sökmen: 1. Yiğitlere verilen san. 2. Selçuklulara bağlı Hasankeyf Artuklu Beyliği'nin kurucusunun adı.
Sözen: Güzel konuşan, söylev veren, hatip.
Sözer: Sözünde duran kimse.
Suavi: Herkesin işine koşan, yardım eden.
Sunal: Sunma, sunuş ile ilgili.
Sunar: Saygılı bir biçimde verir, takdim eder anlamında kullanılan bir ad.
Sunay: Ay gibi parlak olan, parıltı veren.
Süha: Büyükayı yıldız kümesinden en küçük yıldız.
Süheyl: Güney yarımküresinde yer alan parlak yıldız.
Süleyman: 1. Huzur, sükûn.2. Kur’an-ı Kerim'de adı geçen peygamberlerden biri.
Ş Harfi
Şadi: Memnunluk, sevinç, gönül ferahlığı.
Şafak: Güneş doğmadan az önce beliren aydınlık.
Şahan: Şahin
Şahap: 1. Kıvılcım. 2. Akan yıldız. 3. Cesur, yürekli kimse.
Şahin: Oldukça büyük boylu, yırtıcı kuş.
Şair: Şiir yazan kimse, ozan.
Şakir: Şükreden, durumundan memnun olan kimse.
Şan: Ün, nam, şöhret.
Şanal: "Adın duyulsun, ünlü, şanlı bir insan ol” anlamında kullanılan bir ad.
Şanlı: Ünlü, tanınmış kimse.
Şansal: "İyi niteliklerinle ün kazan, şanın yayılsın" anlamında kullanılan bir ad.
Şems: Güneş.
Şemsettin: Dinin güneşi, dinin insanlara verdiği aydınlık.
Şemsi: Güneşle ilgili, güneşe özgü.
Şen: Neşeli, sevinçli.
Şenkal: "Her zaman neşeli kal" anlamında kullanılan bir ad.
Şenol: "Her zaman neşeli mutlu ol" anlamında kullanılan bir ad.
Şeref: Büyüklük, ululuk, üstünlük.
Şevket: Büyüklük, heybet.
Şevki: Şevkli, neşeli, istekli.
Şinasi: Tanımaya, anlamaya özgü, tanımak, bilmekle ilgili.
Şuayp: 1. Cemaat, kabile. 2. Kızıldeniz’den çıkarılan taşlar. 3. Medyen halkına Tanrı tarafından gönderilmiş bir peygamber.
T
T Harfi
Tacettin: Dinin tacı.
Taci: Taç takınmış kimse.
Taha: Kur´an-ı Kerim'in yirminci surenin adı.
Tahsin: 1. Beğenme, alkışlama. 2. Güzelleştirme.
Talat: 1. Yüz, surat, çehre. 2. Güzellik.
Talay: 1. Deniz, büyük nehir. 2. Çok, fazla.
Talha: Zamk ağacı.
Talip: İsteyen, istekli.
Talu: 1. Seçkin, seçilmiş, güzel. 2. İki kürek kemiği arası.
Tamar: 1. Canlı varlıklarda kan dolaşımına yarayan kanal. 2. Yer altında belli bir maden alanı. 3. Huy, yaradılış. 4. Tür.
Tamay: Ayın bütün durumu, dolunay.
Tamer: Tümüyle nitelikli kişi.
Tan: 1. Güneş doğmadan önceki alaca karanlık, şafak vakti. 2. Sabah akşam esen serin rüzgâr.
Tanalp: Şafak gibi aydınlık yiğit.
Tanaltan: Şafak gibi aydınlık hükümdar.
Tanay: Şafak gibi aydınlık insan.
Tanberk: Şafak gibi aydınlık, güçlü insan.
Taner: Şafak vakti gibi aydınlık, güçlü kimse.
Tanfer: Şafak vakti gibi aydınlık, güçlü kimse.
Tanju: Türk hükümdarlarına Çinliler tarafından verilen san.
Tankut: Şafak vakti gibi parlak, mutlu kimse.
Tansel: Şafak seli, ışık seli.
Tansu: Şafağın aydınlattığı su gibi parlak ve temiz olan.
Tanyel: Şafak vakti esen rüzgâr.
Tardu: Armağan, hediye.
Tarhan: 1. İslâmlıktan önce verilmiş vekil, vezir, bey gibi san. 2. Ayrıcalıklı, saygın kişi.
Tarık: Sabah yıldızı, Venüs.
Tarkan: 1. İslâmlıktan önce verilmiş vekil, vezir, bey gibi san. 2. Ayrıcalıklı, saygın kişi.
Taşkın: 1. Coşkulu, coşkun. 2. Su baskını.
Tayfun: Çin Denizi'nde ve Hint Denizi'nde görülen güçlü kasırga.
Tayfur: Küçük bir kuş türü.
Taykut: Kutlu, uğurlu çocuk.
Taylan: 1. İnce, kibar, güzel, uzun ve düzgün boylu. 2. Çok yağmur yağmasına karşın işlenebilir durumdaki toprak.
(:::): 1. İyi, güzel, hoş. 2. Çok temiz.
Tekay: Eşsiz ay.
Tekcan: Çok değerli, eşsiz kimse.
Tekçe: 1. Bir topluluk oluşturan şeylerin her biri. 2. Tek başına, yalnız. 3. Yegâne, eşsiz, benzersiz.
Tekin: 1. Tek, eşsiz. 2. Uyanık, tetikte. 3. Uslu. 4. Şehzade, prens. 5. Uğurlu.
Temel: 1. Bir şeyin gelişimi için ilk ögeler. 2. En önemli, belli başlı, ana, esas. 3. Dayanıklı. 4. Bir yapının sağlam dayanak buluncaya kadar toprak içinde aşağıya doğru uzatılan dip duvarları.
Teoman: Hun İmparatoru Mete´nin babası.
Tercan: 1. Genç, taze, körpe. 2. Kırmızı buğday.
Terlan: Sarı renkli, büyük pençeli, kartala benzeyen bir kuş.
Tevfik: 1. Uydurma, uygun düşürme. 2. Başarıya ulaştırma. 3. Tanrı'nın yardımına kavuşma.
Tibet: Çin´in batısında özerk bir bölge.
Timuçin: Katı, sağlam demir.
Timur: Demir.
Toker: Gözü tok kimse.
Tolay: Topluluk, cemiyet.
Tolga: Miğfer.
Tonguç: 1. En büyük çocuk. 2. Bir tür kuş, baykuş.
Toprak: 1. Yer kabuğunun canlılara yaşama ortamı sağlayan yüzey bölümü. 2. Ülke, memleket. 3. İşlenmiş arazi.
Toygar: Turgay.
Tufan: 1. Nuh Peygamber zamanında yağan ve bütün dünyayı su altında bırakan şiddetli yağmur. 2. Şiddetli yağmur.
Tugay: Alayla tümen arasındaki askerî birlik.
Tuğra: Osmanlı padişahlarının imza yerine kullandıkları, özel bir biçimi olan sembolleşmiş işaret.
Tuğrul: Yırtıcı bir kuş.
Tulga: Savaşçıların başlarına giydikleri demir başlık.
Tumay: Sessiz, sakin.
Tuna: 1. Çok, bol. 2. Yavru. 3. Görkemli, gösterişli.
Tunay: 1. Sessiz, sakin. 2. Gece görünen aydınlık.
Tunca: Balkan yarımadasında Meriç ırmağının kolu.
Tuncay: Tunç renginde ay.
Tuncer: Tunç gibi güçlü kimse.
Tunç: Koyu kızıl renkte olan, bakır, çinko ve kalay alaşımı, bronz.
Turab: 1. Toprağın babası. 2. Arapça tamlama. 3. Hz. Ali'nin lakaplarından biri.
Turan: 1. Turancıların dünyadaki bütün Türkleri birleştirerek kurmayı amaçladıkları ülkenin adı.2. Türklerin Orta Asya'daki en eski yurtları.
Turgay: Boz renkli, küçük, ötücü, tarlalarda yuva yapan bir tür serçe, toygar.
Turgut: Konut, oturulacak yer.
Turhan: 1. Soylu ve seçkin kimse. 2. Eski Türklerde vergi ödemeyen, hükümdar huzuruna izinsiz girebilen, saygın kişi.
Tunga: 1. Görkemli, kuvvetli, muazzam. 2. Yiğit, kahraman. 3. Rütbe, unvan.4. Bir tür kaplan.
Tümcan: Gerçekten dost olan kimse.
Tümer: Tam erkek, yiğit.
Türabi: Topraktan yaratılmış.
Türe: 1. Görenek, gelenek, töre. 2. Subay, komutan. 3. Hak ve hukuka uygunluk, adalet.
Türkay: Ay gibi parlak, aydınlık Türk.
Türker: Yiğit Türk.
Tüzün: Yumuşak huylu, sakin, soylu, asil kimse.
UÜ
U Harfi
Uçar: Uçan, uçucu.
Uçay: Son ay.
Uçkan: Çok uçan, uçucu.
Ufuk: 1. Düz arazide veya açık denizde gökle yerin birleşir gibi göründüğü yer. 2. Anlayış, kavrayış, görüş, düşünce gücü. 3. Çevre, dolay.
Uğraş: Bir güçlüğü yenmek için gösterilen sürekli çaba, mücadele.
Uğur: 1. Bazı olaylarda görülen ve insana iyilik getirdiğine inanılan belirti veya bazı nesnelerde var olduğuna inanılan iyilik kaynağı.2. Bu nitelikte olduğuna inanılan şey.3. İyilik, şans, talih, baht. 4. Fırsat, tesadüf.
Uğuralp: Uğurlu yiğit.
Uğurcan: Uğurlu, hayırlı kimse.
Uğut: 1. Baygın, kendinden geçmiş. 2. Renksiz, solgun. 3. Kuru. 4. Yağmuru bol yılların buğdayı.
Ulaç: 1. Bağlayan, bağlayıcı. 2. Sınır.
Ulaş: Amacına ermiş, isteğine kavuşmuş kimse.
Ulu: 1. Erdemleri bakımından çok büyük, yüce. 2. Zengin.3. Saygın.
Ulualp: Çok erdemli, yüce yiğit.
Ulubay: Yüce, saygın, erdemli kişi.
Ulubek: Erdemli, saygın bey.
Uluberk: Erdemli, saygın, güçlü kimse.
Ulubey: Yüce, saygın, değerli bey.
Uluç: Yüce, saygın kimse.
Uluğ: Ulu.
Uluhan: Büyük, saygın hükümdar.
Ulus: 1. Millet, halk, insan topluluğu. 2. Göçebe. 3. Oba, aşiret kavim.
Ulun: 1. Büyük, ulu. 2. Temrensiz ok. 3. Buğday, arpa kökü.
Umur: Görgü, bilgi, deneyim.
Umut: Ummaktan doğan güven duygusu, ümit.
Unan: 1. Sadakat, bağlılık. 2. Hak.
Unat: 1. Doğru yol tutan. 2. Akıllı. 3. Ergin.
Ural: Kale, şehir, kent al, ele geçir" anlamında kullanılan bir ad.
Uras: Talih, şans.
Uraz: Talih, şans.
Uruç: Yukarı çıkma, yükselme, ağma.
Usbay: Akıllı, saygın kişi.
Uslu: Akıllı, zeki, uysal, sakin kimse.
Utkan: 1. Zafer kazanmış, muzaffer. 2. Şerefli, onurlu soydan gelen.
Utku: Üstünlük, zafer.
Uygar: Kültürlü, eğitimli, görgü kurallarına uyan, medeni kimse.
Uygur: Uygar, medeni.
Uzay: Bütün varlıkların içinde bulunduğu sonsuz boşluk.
Uzel: Usta, becerikli kişi.
Ü Harfi
Ülfer: Büyük su, ırmak.
Ülgener: Yüce, ulu kimse.
Ülger: 1. Şeftali, kumaş vb.ndeki ince tüy. 2. Vecize.
Ülkümen: Ülküsü olan, bir ülküye bağlı olan kimse.
Ümit: Umut
Ümitalp: Ümit: Ummaktan doğan güven duygusu, ümit. Alp: 1. Yiğit, kahraman, cesur, bahadır kimse. 2. Eski Türklerde kullanılan bir unvan.
Ümitcan: Ümit: Ummaktan doğan güven duygusu, ümit. Can: 1. Ruh. 2. Güç, dirilik. 3. İnsanın kendi varlığı, özü. 4. Gönül. 5. Çok içten, sevimli, şirin kimse.
Ün: 1. Yüksek ses, ses. 2. Şöhret, şan.
Ünal: "Adın duyulsun, tanın, ün kazan" anlamında kullanılan bir ad.
Ünalan: Ün-alan. Adı duyulmuş, ün kazanmış.
Ünalp: Tanınmış, ünlü yiğit.
Üner: Tanınmış, ünlü kimse.
Ünkan: Tanınmış soydan gelen kimse.
Ünsal: "Adın duyulsun, ünlen" anlamında kullanılan bir ad.
Ünsan: Adını duyuran, ünlü.
Ünsay: Ünlen, adın duyulsun anlamında kullanılan bir ad.
Ünver: "Ünlen, tanınmış bir insan ol" anlamında kullanılan bir ad.
Ürkmez: Korkmaz, yılmaz.
Üstün: 1. Benzerlerine göre daha yüksek bir düzeyde olan, onları geride bırakan. 2. Yenen, galip gelen. 3. Sayıca çok, fazla.
Üstüner: Seçkin, başarılı kimse.
Üveys: Kurt, küçük kurt.
Üzeyir: Kutsal kitaplarda geçen bir ad.
V
V Harfi
Vaha: Çöllerin su bulunan kesimlerinde oluşan bitkili alan.
Vahap: Bağışlayan, ihsan eden.
Vahdet: Bir olma, tek olma, birlik, teklik.
Vakkas: Savaşçı, okçu.
Varan: Işımakta olan sabah vakti, sabahın erken vakti, tan vakti. 2. Yer yuvarlağının uydusu olan gök cismi.
Varlık: 1. Zenginlik, para, mal mülk. 2. Önemli, yararlı, değerli. 3. Yaşam, hayat. 4. Var olan her şey.
Varol: "Yaşa, uzun ve sağlıklı bir yaşamın olsun" anlamında kullanılan bir ad.
Vargın: Ulaşan, isteğine erişen.
Vasfi: Nitelikli.
Vassaf: Niteliklerini bildirerek anlatan veya öven.
Vecdi: Coşkunlukla ilgili, coşkunlukla oluşan.
Vecihi: Güzellik, hoşlukla ilgili.
Vedat: Sevgi, dostluk.
Vefa: 1. Sözünde durma, dostluğu sürdürme. 2. Sevgi bağlılığı.
Vefik: Arkadaş, yoldaş, aynı fikirde olan.
Vehbi: Tanrı bağışı olan.
Veli: 1. Sahip. 2. Ermiş, eren. 3. Bir çocuğun her türlü durumundan sorumlu olan kimse.
Velit: 1. Yeni doğmuş çocuk. 2. Kul, köle. 3. Erkek çocuk.
Vesim: Güzel yüzlü.
Visam: Damga, nişan.
Volga: Rusça: Avrupa’nın en uzun nehri, Volga nehri yada İdil nehri. Fince: Beyaz, ak sular, beyaz nehir.
Volkan: Yanardağ.
Vural: "Vur ve al" anlamında kullanılan bir ad.
Vurgun: Birine tutkun, âşık.
Y
Y Harfi
Yağız: 1. Esmer. 2. Doru. 3. Yiğit. 4. Bakımlı hayvan.
Yağızer: Esmer kimse.
Yahya: "Tanrı lütufkârdır" anlamında bir söz.
Yakup: 1. Erkek keklik. 2. İbr. Takip eden, izleyen.
Yakut: Pembe veya kırmızı renkte değerli bir süs taşı.
Yalazan: Şimşek.
Yalçın: 1. Dik, sarp. 2. Düz, kaygan. 3. Parlak, cilalı.
Yalım: 1. Alev, ateş. 2. Kılıç, bıçak vb.nin kesici yüzü. 3. Kaya. 4. Sarp yer, uçurum. 5. Şimşek. 6. Kuvvet, kudret. 7. Orun, derece. 8. Çalım, gurur; onur.
Yalın: 1. Gösterişsiz, süssüz, sade. 2. Alev, ateş. 3. Taş, büyük kaya. 4. Çıplak, örtüsüz.
Yalkın: 1. Serap, ılgın. 2. Alev.
Yamaç: 1. Dağın veya tepenin herhangi bir yanı. 2. Karşı. 3. Yan, yakın.
Yaman: 1. Kötü, korkulan, şiddetli. 2. Cesur, güçlü. 3. Kurnaz, becerikli.
Yankı: Sesin bir yere çarpıp geri dönmesiyle duyulan ikinci ses, ses yansıması.
Yarkın: 1. Şimşek, ışık 2. Işıklı.
Yasa: Kanun, düzen, töre.
Yaser: Bolluk, varlık, zenginlik, varsıllık.
Yasin: Kur'an surelerinden biri.
Yaşar: 1. Doğan çocuğun uzun ömürlü olması dileğiyle konulan bir ad.2. Yaşında.
Yaver: Yardımcı.
Yavuz: 1. İyi, güzel. 2. Mert, cesur. 3. Becerikli, hamarat. 4. Yumuşak huylu.
Yekta: Tek, eşsiz, benzersiz.
Yelit: Eksiltme, azaltma.
Yenal: Amacına ulaşan kimse.
Yener: Üstün gelen, kazanan.
Yıldır: Parlak, parlayan, ışıklı, ışık.
Yıldıray: Parlak, ışık saçan ay.
Yıldırım: 1. Gök gürültüsü ve şimşekle görülen, hava ile yer arasındaki elektrik boşalması. 2. Çok hızlı, canlı.
Yılmaz: Yılmayan, bıkmayan, azimli, sebatlı.
Yiğit : 1. Güçlü, yürekli, kahraman, alp. 2. Delikanlı, genç erkek. 3. Gözü pek, düşüncelerini açıkça söylemekten çekinmeyen kimse.
Yiğitalp: Yiğit: 1. Güçlü, yürekli, kahraman, alp. 2. Delikanlı, genç erkek. 3. Gözü pek, düşüncelerini açıkça söylemekten çekinmeyen kimse. Alp: 1. Yiğit, kahraman, cesur, bahadır kimse. 2. Eski Türklerde kullanılan bir unvan.
Yiğitefe: Yiğit: 1. Güçlü, yürekli, kahraman, alp. 2. Delikanlı, genç erkek. 3. Gözü pek, düşüncelerini açıkça söylemekten çekinmeyen kimse. Efe: 1. Batı Anadolu köy yiğidi. 2. Ağabey.3. Kabadayı.
Yiğiter: Güçlü, korkusuz, kahraman kimse.
Yolaç: Yol gösteren, kılavuz.
Yoldaş: 1. Arkadaş, dost, yol arkadaşı. 2. Ortak bir görüşü benimseyenlerden her biri.
Yordam: 1. Kılavuz, rehber. 2. Beceri, yatkınlık. 3. Gelenek, görenek. 4. Anlayış, yerinde davranış. 5. Kural, yöntem, düzen.
Yöntem: 1. Yol, tarz, metot. 2. Yetenek. 3. Uygun, kolay.
Yunus: Ilık ve sıcak denizlerde yaşayan etçil memeli hayvan.
Yusuf: 1. İnleyen, ah eden. 2. İnilti.
Yumlu: 1. Uğurlu, kutlu. 2. Kutsal, mübarek.
Yurdal: "Kendine yurt edin" anlamında kullanılan bir ad.
Yurtman: Yurdunu çok seven kimse.
Yurttaş: Yurtları veya yurt duyguları aynı olanlardan her biri.
Yüceer: Yüksek, büyük, ulu kimse.
Yücel: "Yüksel, yüce bir duruma gel, başarı kazan, ilerle" anlamında kullanılan br ad.
Yücelten: Dürüst, doğru, namuslu, suçsuz kimse.
Yüksel: "Yükseklere çık, yücel, başarı kazan, ilerle" anlamında kullanılan bir ad.
Yüzüak: Dürüst, doğru, namuslu, suçsuz kimse.
Z
Z Harfi
Zade: 1. Evlat, oğul. 2. Dürüst, doğru adam.
Zafer: 1. Amaca ulaşma, başarı. 2. Düşmanı yenme, üstün gelme, utku.
Zahir: 1. Parlak, açık, belli. 2. Dış görünüş, dış yüz. 3. Coşmuş, taşkın.
Zahit: Dinin buyruklarını yerine getiren, haramdan kaçınan kimse, sofu.
Zaik: Tadıcı, tadan, tat alan.
Zakir: Zikreden, anan.
Zamir: 1. İç, iç yüz. 2. Yürek, vicdan. 3. Gönülde gizli olan sır. 4. Adın yerini tutan sözcük.
Zekai: Zekâyla ilgili, zekâya ait.
Zekeriya: Erkek.
Zeki: Anlayışlı, kavrayışlı, zekâ sahibi.
Zeycan: Candan, cana yakın.
Zeynel: Zeynelabidin.
Zeynelabidin: İbadet edenlerin süsü.
Zihni: Zihinle, akılla ilgili.
Zikri: Anma ile ilgili.
Zinnur: Nurlu, ışıklı, aydınlık.
Zirve: Doruk, bir şeyin en yüksek noktası, tepesi.
Ziver: Süs, bezek.
Ziya: Işık, aydınlık.
Zobu: 1. İri yarı, kalın, kaba. 2. Delikanlı. 3. Zor, sıkıntılı. 4. Eski vezir konaklarındaki hizmetli.
Zorlu: 1. Güzel, çok güzel, iyi. 2. Yakışıklı. 3. Güçlü, dayanıklı. 4. Sert, keskin. 5. Yürekli, cesur. 6. Girgin, girişken.
Zuhur: Görünme, meydana çıkma, baş gösterme.
Zuhuri: Orta Oyunu'nda komik rolü yapan kimse.
Zübeyr: Yazılı küçük şey.
Zühtü: Her türlü zevke karşı koyarak kendini ibadete veren.
Zülfikar: İki parçalı.
Zülkarneyn: İki boynuzlu.
Zümer: 1. Zümreler, gruplar. 2. Kur’an-ı Kerim’in 39. süresi.
A
A Harfi
Abay: 1. Beceri. 2. Seziş, anlayış. 3. Büyük erkek kardeş.
Abbas: 1. Aslan. 2. Sert, çatık kaşlı kimse.
Abdi: Kullukla, kölelikle ilgili.
Abdullah: Tanrı’nın kulu.
Abdülaziz: En yüce, en değerli olan Allah'ın kulu.
Abdülkadir: Kudretli ve güçlü olan Tanrı'nın kulu.
Abdülmelik: Evrene hükümdar olan Tanrı'nın kulu
Abid: İbadet eden, tapan kul.
Abidin: İbadet eden, tapan kullar.
Acar: 1. Kuvvetli, güçlü, dinç. 2. Çevik, atılgan, kabına sığmaz. 3. Gözü pek, yiğit, cesur, kabadayı, yılmaz, 4. Hoş, sevimli yüzlü (kimse). 5. Yeni. 6. Taze. 7. Şişman, etli, semiz. 8. Çalışkan, becerikli. 9. Açıkgöz, zeki. 10. Çapkın. 11. Bir çeşit zehirli ot.
Acun: 1. Dünya. 2. Varlık.
Adar: 1. Erginlik, olgunluk. 2. Süre, zaman. 3. Arkadaş, taraftar, omuzdaş, yandaş. 4. Mart ayı.
Adem: 1. Dinî inançlara göre ilk yaratılan insan ve ilk peygamber. 2. İnsan, insanoğlu. 3. İnsanda bulunması gereken olumlu özelliklere sahip olan kimse.
Adil: 1. Doğruluktan ayrılmayan kimse. 2. Adaletli. 3. Hakka uygun, haklı.
Adin: 1. Cennet. 2. Kur'ân-ı Kerîm'de Allah'ın sıfatı olarak Ihlas Sûresi'nde geçer. Bir, tek, fert, kişi, kimse demektir.
Adnan: Bir yere yerleşip ikamet eden, mukim.
Affan: İradesiyle kötü şeylerden kaçınan kimse.
Afil: 1. Uful eden, gurub eden, batan (güneş, yıldız). 2. Görünmez olan, kaybolan.
Afşar: 1. Oğuz Türklerinin 24 boyundan biri. 2. Çabuk iş gören, çevik, atılgan. 3. Uyumlu, yumuşak başlı. 4. Bir şeyin zıddı, aksi.
Afşin: Zırh. Silah.
Agâh: Bilen, bilgili, haberli, uyanık.
Agir: Ateş.
Ahad: 1. Bir, kişi, kimse. 2. Birler, birden dokuza kadar olan sayılar.
Ahi: 1. Arkadaş, dost. 2. Erkek kardeş. 3. Ahilik ocağından olan kimse. 4. Cömert, eliaçık.
Ahlas: 1. Saf, halis, karışımsız. 2. İyi yürekli, temiz kimse. 3. Kur'anî ıstılahta, Allah'a halis olarak yönelip ihlaslılıkta ileri bir dereceye varmış kul.
Ahmet: Övülmeye layık, övülmüş.
Ahter: 1. Yıldız. 2. Talih, şans, uğur.
Akad: Doğruluğuyla, dürüstlüğüyle tanınmış kimse.
Akal: 1. Akmak ve almak fillerinin emir biçimlerinin yan yana gelmesiyle oluşmuş bir ad.2. Beyaz anlamındaki ak ile kırmızı anlamındaki al sözlerinden oluşmuş bir ad.
Akalp: Doğruluğu ve dürüstlüğüyle tanınan kimse.
Akan: 1. Bir yerden bir yere doğru akan, giden. 2. Çeşme, pınar.
Akarsel: Akan sel.
Akay: Parıltılı ay, ışıklı ay.
Akbaran: Yağmur.
Akbora: Genellikle arkasından yağmur getiren sert ve şiddetli fırtına gibi olan temiz ve dürüst kimse.
Akdemir: Dövme demir.
Akdeniz: Kuzeyde Avrupa, doğuda Asya, güneyde Afrika ile kuşatılan deniz.
Akel: 1. Doğru, dürüst işler yapan kimse.2. Eli uğurlu olan kimse.
Akgiray: Dürüst han veya prens.
Akın: 1. Düşman topraklarına tedirgin etme, yıldırma, çapul gibi amaçlarla toplu olarak yapılan baskın. 2. Kalabalık bir şeyin arkası kesilmeyen bir geliş durumunda olması.
Akınalp: Akın yapan yiğit.
Akif: İbadet eden, ibadetle uğraşan kişi.
Akmeriç: Meriç nehri gibi saf ve temiz olan.
Aköz: Özü temiz, doğru olan kimse.
Akpolat: Çelik gibi kuvvetli ve sert olan.
Aksel: "Sel gibi ak" anlamında kullanılan bir ad.
Aksoy: Temiz, tanınmış soydan gelen kimse.
Aktaç: Beyaz taç.
Aktan: Parlak, aydınlık sabah.
Aktuğ: Beyaz tuğ.
Alaz: 1. Alev. 2. Ağaçsız, açıklık yerler. 3. Gösteriş, haşmet.
Algan: Alan, fetheden, fatih.
Algın: 1. Güçlü, iyi, güzel, sıcakkanlı, sevimli. 2. Sevdalı, âşık, vurgun. 3. Hızlı akan su. 4. Cılız, zayıf.
Ali: 1. Yüce, ulu, yüksek. 2. Orun bakımından en üstün.
Alican: Yüce, ulu dost.
Alim: Bilgin.
Alişan: Herkes tarafından tanınan, ünlü.
Alp: 1. Yiğit, kahraman, cesur, bahadır kimse. 2. Eski Türklerde kullanılan bir unvan.
Alpar: Yiğit, kahraman, cesur kimse.
Alpaslan: Alparslan. 1.Yiğit, cesur, yürekli kimse.2. Büyük Selçuklu hükümdarı.
Alpay: Cesur, yiğit kimse.
Alper: Yiğit, kahraman erkek.
Alperen: Yiğit, cesur, yürekli kimse.
Alphan: Yiğit, cesur, yürekli hükümdar.
Alptekin: Yiğit, cesur, yürekli hükümdar.
Alptuğ: Yiğit, cesur, yürekli, savaşçı kimse.
Altan: 1. Kızıl tan. 2. Hakan, sultan, padişah.
Altay: Yüksek dağ.
Altemur: Demirin korlaşmış kırmızı hali.
Altınöz: Soyu üstün nitelikli, değerli olan kimse.
Altuğ: Kırmızı tuğ.
Amaç: Erişilmek istenen sonuç, maksat, gaye, hedef.
Amil: 1. İsteyen, emeli olan. 2. Etken, etmen, sebep, faktör.
Amir: Bir işte emir verme yetkisi bulunan kimse.
Ammâr: Bir yeri bakımlı hale getiren.
Andaç: 1. Armağan.2. Evlat, nesil. 3. Ün, şöhret. 4. Eş, denk.
Anıl: 1. Amaç, erek. 2. Yavaş, ağır. 3. Bellek, hafıza. 4. “Adın her zaman anılsın” anlamında kullanılan bir ad.
Araf: İslam inancına göre cennet ile cehennem arasında bir yer.
Aral: 1. Birbirine yakın adaların oluşturduğu topluluk, takımada. 2. Sıradağlar.
Aran: 1. Kuytu, sıcak yer. 2. Yayla. 3. Düzlük, ova, kışlak. 4. Ilımlı, uyumlu, uygun.
Aras: 1. Kendisininmiş gibi sahip çıkılan, bulunmuş mal.2. Doğu Anadolu’da bir ırmak.
Arcan: Özü saf, temiz kimse.
Arda: 1. Hükümdar veya kumandan asası. 2. İşaret olarak yere dikilen çubuk. 3. Sonra gelen.4. Meriç ırmağının Edirne yöresindeki önemli bir kolu. 5. Uygur yazılarında geçen çok eski bir Türk adı.
Arden: 1. Sabırsız, istekli. 2. Bolluk, bereket 3. Yüce makam.
Arel: Temiz, dürüst kimse.
Arem: Çölde bilinçli şekilde birileri tarafından konulan hedef, nişan.
Aren: Farsça: Parlak renkteki kum tanesi. Hititçe: Işık.
Argün: Temiz, aydınlık gün.
Arık: 1. Temiz, saf, duru.2. Zayıf, cılız. 3. Su yolu, ark. 4. Dere, çay. 5. Fidan dikilen yer.
Arın: 1. Temiz, arı, saf. 2. Alın. 3. Yüz, cephe, dağların, tepelerin yüzü.
Arınç: 1. Temiz, saf, arı. 2. Barış, huzur.
Arif: Çok anlayışlı ve sezgili kimse.
Arjen: 1. Volkan alevi. 2. Atılgan enerjik ve akıllı olan kimse.
Arkan: 1. Temiz, arı kandan gelen. 2. Üstün, galip.
Arkut: Temiz, uğurlu, kutlu.
Armağan: 1. Birini sevindirmek, mutlu etmek için verilen şey, hediye. 2. Ödül. 3. Bağış, ihsan.
Arman: 1. Dürüst, doğru, güvenilir kimse. 2. İstek. 3. Özlem.
Arslan: 1.Kedigillerden, Afrika'da ve Asya'da yaşayan, erkekleri yeleli, yırtıcı, uzunluğu 160 cm, kuyruğu 70 cm ve ucu püsküllü, çok koyu sarı renkli güçlü bir memeli türü. 2. Gürbüz, yiğit adam.
Artuç: Ucu sivri bir demirle donanmış, uzunca çubuk şeklinde, mızrak türünden eski bir silah.
Artun: Gururlu, kendine güveni olan kimse.
Asım: 1. Günahtan, haramdan çekinen. 2. Namuslu, iffetli.
Asil: Soylu.
Aşir: 1. Bir dinî tören sırasında veya cemaatle namaz kılınıp dua edildikten sonra okunan Kur'an ayetleri. 2. On sayısı. 3. On gün.
Aşkın: 1. Belli bir süreyi aşmış, ötesine geçmiş.2. Benzerlerinden üstün.3. Çok, fazla.
Ata: Türkçe: 1. Baba. 2. Dedelerden ve büyük babalardan her biri. 3. Kişinin geçmişte yaşamış olan büyükleri. Arapça: Bağış, ihsan.
Ataberk: Şehzade eğitmeni, devlet yetkilisi.
Atabey: Selçuklularda şehzadelerin eğitimiyle görevli kimse, lala.
Atacan: "Sevgili baba" anlamında kullanılan bir ad.
Atakan: Hükümdar olan ata.
Atalay: Ünlü, namlı, şöhretli kimse.
Ataman: Ata kişi, başkan, önder.
Atasoy: Ataları gibi soylu olan kimse.
Ataullah: Allah’ın bağışı, ihsanı.
Ateş: 1. Yanıcı cisimlerin tutuşmasıyla beliren ısı ve ışık.2. Coşkunluk.
Atılgan: 1. Çekinip korkmadan kendini tehlike veya güçlüklere atan kimse. 2. Girişken.
Atlas: Yüzü parlak, sık dokunmuş bir tür ipekli kumaş.
Attila: 1. Ünlü. 2. Babacık. 3. Büyük Hun İmparatorunun adı.
Ayaz: 1. Duru ve sakin havada çıkan kuru soğuk. 2. Açık, bulutsuz hava. 3. Aydınlık, ışık. 4. Mehtap.
Aybar: Gösterişli, heybetli, görkemli.
Aybars: 1. Ay gibi güzel ve temiz pars. 2. Hun İmparatoru Attila'nın amcası.
Ayberk: Ey güçlü kimse anlamında kullanılan bir ad.
Aybora: "Ey fırtına gibi olan!" anlamında kullanılan bir ad.
Aydın: 1. Işıklı, pırıltılı, aydınlık. 2. Açık, kolay anlaşılır. 3. Öğrenimi, bilgisi ve görgüsü olan, ileri düşünceli kimse. 4. Umut veren. 5. Mehtap.
Aydinç: Ay gibi dinç olan.
Aydoğan: Ay gibi doğan.
Aygün: Ay gibi güzel, Güneş gibi parlak olan.
Ayhan: "Ey hükümdar!" anlamında kullanılan bir ad.
Aykan: Parlak soylu, soyu sopu temiz.
Aykut: Kutlu, uğurlu ay.
Aytaç: Ay gibi parlak taç takmış olan.
Aytek: Ay gibi tek, biricik, eşsiz.
Aytekin: Ay gibi tek ve uğurlu olan.
Aytunç: Ay gibi parlak, tunç gibi dayanıklı olan.
Ayvaz: 1. Koca, eş. 2. Güzel, yakışıklı. 3. Saçsız, kel. 4. Sağır. 5. Kaba. 6. Osmanlılar zamanında büyük konaklarda mutfak işlerini gören uşak.
Azam: Büyük, çok büyük.
Azer: 1. Ateş. 2. Hz. İbrahim’in babasının adı.
Azim: Kararlı, azmeden.
Aziz: 1. Ermiş, eren. 2. Sevgide üstün tutulan.
Azmi: 1. Azimli, kararlı.2. Sözünde duran.
Azrak: Az bulunur, nadir.
B
Baykan: Zengin bir soydan gelen kimse.
Baykara: Doğan cinsinden bir kuş türü.
Bayram: 1. Ulusal veya dinsel bakımdan önemi olan, kutlanan gün. 2. Sevinç, neşe.
Bayru: Çok eski zamanda var olmuş veya eskiden beri var olan, kadim. Bayrı.
Baysal: 1. Rahat, dingin. 2. Gürültüsüz, huzurlu.
Baysan: Zengin ve tanınmış kimse.
Baytekin: Zengin prens, şehzade.
Bayülken: Yüce, yüksek, ulu zengin kişi.
Bedir: Ayın on dördüncü gecesi, dolunay.
Bedirhan: Dolunay gibi güzel olan hükümdar.
Bedrettin: Dinin dolunayı.
Bedri: Dolunayla, ayın on dördü ile ilgili olan.
Beha: Ender.
Behçet: Sevinç.
Behiç: Şen, güzel yüzlü kimse.
Behlül: 1. Çok güldüren, şakacı. 2. Hayırsever, iyi adam.
Behnan: 1. İyi huylu kimse.2. Güler yüzlü kimse.
Behram: 1. Merih yıldızı. 2. Eski İran dininde yolcuları korumakla görevli olduğuna inanılan melek.
Behzat: Soyu sopu temiz, doğuştan iyi, temiz kimse.
Beker: Güçlü, yiğit kimse.
Bekir: Sabahları erken kalkmayı alışkanlık edinen kimse.
Bektaş: 1. Akran, eş, yaşıt. 2. Eşit, denk.
Berat: 1. Nişan, rütbe. 2. Bir buluştan, bir haktan yararlanmak için devletçe verilen belge, patent. 3. Osmanlı İmparatorluğu'nda bir göreve atanan, aylık bağlanan, san, nişan veya ayrıcalık verilen kimseler için çıkarılan padişah buyruğu.
Berge: İm, iz, eser.
Berin: 1. En yüksek, çok yüce. 2. Soylu.
Berkan: "İyice hatırla" anlamında kullanılan bir ad.
Berkant: Güçlü, bozulmaz yemin.
Berkay: Sağlam ve güçlü kimse.
Berke: Kamçı.
Berkin: Sağlam, güçlü, kuvvetli.
Berksan: Güçlü tanınan kimse.
Berzah: İnsanların ölümden sonra kıyamete kadar bekleyeceği yer.
Beşer: İnsan, insanoğlu.
Beşir: 1. Müjde getiren, müjdeci. 2. Güler yüzlü, güleç.
Beyda: Sahra, çöl.
Beyhan: Sır saklamayan, aklındakini ve yüreğindekini hemen söyleyen.
Bilgehan: Bilgili hükümdar.
Bilgin: Bilimsel bir konuda derin bilgisi olan, âlim.
Bilhan: Çok bilgili, çok bilen.
Birant: Ant iç, yemin et anlamında kullanılan bir ad.
Birol: "Tek ol, biricik ol" anlamına kullanılan bir ad.
Birten: Kimseye bağımlı olmayan.
Boğaç: 1. Boğan. 2. Boğaya benzeyen. 3. Dede Korkut hikâyelerinde geçen bir kahraman adı. Küçük yaşta bir boğayı öldürdüğü için bu ad verilmiştir.
Bora: Genellikle arkasından yağmur getiren sert ve şiddetli fırtına.
Boran: 1. Bora. 2. Sis, duman. 3. İç sıkıntısı. 4. Yaban güvercini.
Buğra: Erkek deve.
Buluş: İlk kez yeni bir şey yaratma, icat.
Bulut: Atmosferdeki su damlacıkları ve buz taneciklerinin görülebilir yoğunluk kazanmasıyla oluşan, biçimleri, yükseklikleri ve yol açtıkları hava olaylarıyla birbirinden ayrılan yığınlar.
Burak: Hz. Muhammed'in Miraç Gecesi'ndeki biniti.
Burç: 1. Kale duvarlarından daha yüksek, yuvarlak, dört köşe veya çok köşeli kale çıkıntısı. 2. Zodyak üzerinde yer alan on iki takımyıldıza verilen ortak ad. 3. Ökse otu.
Burhan: Kanıt, delil, ispat.
Bülent: Yüksek, yüce, ulu.
Bünyamin: Yakup Peygamber'in en küçük oğlunun adı.
Bürçe: Kurt yavrusu.
C Ç
Cabbar: 1. Zorlayan, cebreden. 2. Kuvvet ve kudret sahibi (Allah.) 3. Gökyüzünün güneyinde bulunan bir yıldız kümesi.
Cabir: Zorlayan, cebreden.
Cafer: 1. Küçük akarsu. 2. Caferî mezhebinin kurucusu. 3. Hz. Ali'nin Mute Savaşı´nda ölen kardeşinin adı.
Cahit: Çok çalışan, çaba gösteren kimse.
Can: 1. Ruh. 2. Güç, dirilik. 3. İnsanın kendi varlığı, özü. 4. Gönül. 5. Çok içten, sevimli, şirin kimse.
Canalp: Özünde yiğitlik, güçlülük olan kimse.
Canbek: Özü pek, güçlü kişilikli kimse.
Canberk: Güçlü, sağlam kişilikli kimse.
Candar: 1. Canlı, diri. 2. Koruyucu, muhafız.
Candemir: Özü güçlü, demir gibi sağlam ve kişilikli kimse.
Candoğan: Yaradılıştan samimi, dost olan kimse.
Caner: Çok içten, sevilen, sevimli kimse.
Cankat: "Yaşama gücü ver, neşe ve mutluluk saç" anlamında kullanılan bir ad.
Cankut: Kişinin mutluluğu, talihi, şansı, uğuru.
Canöz: Kişinin özü.
Canpolat: Canı, özü çelik gibi güçlü kimse.
Cantek: Samimi, içten hükümdar.
Cantekin: Samimi, içten hükümdar.
Carullah: 1. Allah'a komşu olan. 2. Mekke'ye gidip orada oturan kimse.
Cavit: Sonrasız, sürekli kalacak olan, sonsuz, ebedî.
Cebrail: 1. İş yapabilen melek. 2. Allah'a en yakın olan dört melekten, peygamberlere buyruk ve vahiy getirmekle görevli olanı.
Celal: Yücelik, ululuk, değer.
Celâyir: Moğol ırkının büyük kollarından biri.
Celil: Çok büyük, ulu.
Cem: 1. Hükümdar, şah. 2. İran mitolojisinde şarabı bulan. 3. Ar. Toparlanma, bir araya gelme.
Cemal: 1. Yüz güzelliği, güzellik. 2. Güzel yüz.
Cemil: 1. Güzel. 2. Allah’ın sıfatlarından biri.
Cenan: Yürek, gönül.
Cenap: Şeref, onur ve büyüklük.
Cengiz: 1. Güçlü, yılmaz, gözü pek kimse. 2. Tarihte Büyük Moğol İmparatorluğu´nu kuran Türk hükümdarı.
Cengizhan: Güçlü hükümdar.
Cenk: Savaş.
Cesur: Yürekli, korkusuz, yiğit.
Cevahir: 1. Cevherler, elmaslar, değerli taşlar. 2. Özler, mayalar.
Cevher: 1. Bir şeyin esası, öz, maya. 2. Güç, enerji. 3. Değerli süs taşı, mücevher.
Ceyhan: Türkiye'nin Akdeniz bölgesinde, uzunluğu 576 km. olan bir nehir.
Ceyhun: Tevrat'a göre cennetin dört nehrinden biri.
Ceza: Karşılık, mukabil, ivaz.
Cezmi: Kesin karar veren, kararlı kimse.
Cihan: 1. Evren, âlem. 2. Dünya.
Cihangir: Dünyaya egemen olan, dünyayı zapt eden kimse.
Cihanşah: Dünyanın şahı, hükümdarı.
Cihat: Din uğrunda düşmanla savaşma.
Civan: Taze, genç delikanlı.
Coşkun: Coşan, coşkulu, heyecanlı kimse.
Cudi: Cömert, eli açık.
Cura: 1. Dost, arkadaş, sevgili. 2. Güzel, ahenkli ses. 3. Ufak tefek, çelimsiz. 4. Küçük zurna. 5. Atmaca, doğan.
Cuma: 1. Toplanma. 2. Perşembeden sonra gelen gün.
Cumali: Değerli, yüce bir biçimde bir araya getirilmiş olan.
Cumhur: Topluluk, kalabalık, halk.
Cüneyt: 1. Küçük asker, askercik. 2. Beylikler döneminde Aydınoğulları soyunun en son temsilcisi olan beyin adı.
Ç Harfi
Çaba: Herhangi bir işi yapmak için harcanan güç, zorlu, sürekli çalışma.
Çağ: 1. Dönem, mevsim, zaman. 2. Yaş. 3. Yüzyıl, asır. 4. Çağlayan.
Çağan: 1. Bayram. 2. Kalın ve kuvvetli deve kösteği. 3. Doğan kuşu.
Çağatay: 1. Yavru at, tay.2. Cengiz Hanın oğlu.
Çağdaş: 1. Aynı çağda yaşayan. 2. Bulunulan çağın koşullarına uygun olan. 3. Yaşıt.
Çağın: Yıldırım, şimşek.
Çağkan: Canlı, dinamik, çalışkan kimse.
Çağlar: 1. Çağlayan. 2. Coşkulu, canlı kimse.
Çağlayan: Küçük bir akarsuyun, çok yüksek olmayan bir yerden dökülüp aktığı yer.
Çağman: Çağın insanı.
Çağrı: 1. Birini çağırma, davet. 2. Doğan, çakır kuşu. 3. Rütbe, unvan, san.
Çakar: 1. Kıvılcım. 2. Şimşek. 3. Yaman, görmüş geçirmiş kimse.
Çakıl: Küçük veya orta boyda taş parçası.
Çakın: 1. Şimşek, kıvılcım. 2. Mavi gözlü.
Çakır: 1. Mavimsi, mavi benekli, gri göz rengi. 2. Bir doğan cinsi. 3. Gönül, iç, can.
Çakırer: Cesur, yiğit kimse.
Çapan: 1. Ceket. 2. Engelli, tehlikeli. 3. Düğün yemeği yapan aşçı. 4. Alkış, el çırpma.
Çavlan: Büyük çağlayan.
Çelebi: 1. Görgülü, terbiyeli, olgun kimse. 2. Bektaşi ve Mevlevi pirlerinin en büyüklerine verilen san. 3. Kayınbirader.
Çelem: Yiğit. Şalgam.
Çelen: 1. Yakışıklı delikanlı. 2. Tepelerin kar tutmayan kuytu yeri. 3. Açıkgöz, becerikli, kurnaz. 4. Evlerin dışında bulunan saçak. 5. Akıllı.
Çelik: 1. Su verilip sertleştirilen demir. 2. Çok güçlü, kuvvetli. 3. Kısa kesilmiş dal.
Çeliker: Güçlü, kuvvetli kimse.
Çelikhan: Güçlü, kuvvetli hükümdar.
Çetin: 1. Sert, inatçı. 2. Sarp, engelli. 3. Çözümlenmesi güç. 4. Hayırsız.
Çetinalp: Sert, inatçı yiğit.
Çetinel: Sert, inatçı kimse.
Çetiner: Sert, inatçı kimse.
Çetinöz: Sert, inatçı kimse.
Çetinsoy: Sert, inatçı bir soydan gelen kimse.
Çetinsu: Sert, inatçı kimse.
Çevik: Kolaylık ve çabuklukla davranan, kıvrak, hareketli kimse.
Çığ: 1. Dağdan yuvarlanan ve yuvarlandıkça büyüyen kar kümesi. 2. Sürü, kafile. 3. Çok, sık, fazla.
Çığıl: 1. Çakıl ve taş yığını. 2. Kalabalık. 3. İri saman.
Çığır: 1. Çığın kar üzerinde açtığı yol. 2. İz. 3. Taşlı yol, patika. 4. Yenilikçi akım.
Çınar: 1. Boyu 30 m.ye ulaşabilen, kalın dallı, çok uzun ömürlü bir ağaç türü. 2. Dayanak, destek, güç alınan kimse.
Çıray: 1. Yüz çizgileri, yüz güzelliği. 2. Beniz, yüz. 3. İnsan resmi.
Çolpan: Çoban Yıldızı, Zühre, Venüs.
D
D Harfi
Dafi: 1. Defeden, gideren. 2. Savan, savuşturan, iten.
Dağ: Çevresindeki araziye göre çok yüksek olan toprak, kaya
Dağhan: Eski Türklerde dağ Tanrısı.
Dağlı: Dağlık bölge halkından olan.
Dai: 1. Dua eden, duacı. 2. Davet eden, çağıran.
Dalan: 1. Biçim, şekil. 2. İnce, narin, zarif.
Dalay: Deniz.
Dalga: Deniz veya göl gibi geniş su yüzeylerinde genellikle rüzgâr, deprem vb.nin etkisiyle oluşan kıvrımlı hareket.
Dalyan: 1. Deniz, göl ve nehirlerde kıyılara yakın kurulan büyük balık avlama yeri. 2. Denizde yüzeye yakın yosunlu kaya. 3. Deniz kıyılarında ve denizin dibinde dalgalı biçimde görülen kum.
Dânâ: Bilen, bilgili, zeki kimse.
Daniş: Bilgi, bilme, biliş, ilim.
Danişment: Bilgin, bilgili.
Darcan: Aceleci, sıkıntılı.
Daver: 1. Hakem, hâkim. 2. Adil padişah veya yönetici. 3. Yüce Tanrı.
Davut: 1. Sevgili, aziz.2. İsraillilerin, sesinin güzelliği ve şairliği ile tanınan hükümdar ve peygamberi.
Deha: 1. İnsan zekâsının ulaşabileceği en yüksek aşama. 2. Dâhi.
Delal: İnsana hoş, sevimli görünen hâl, naz, işve.
Demir: 1. Koyu renkli, kolay işlenen, dayanıklı, kullanılış yerleri çok maden. 2. Güçlü, kuvvetli, sert kimse.
Demiralp: Güçlü, kuvvetli, sert, yiğit kimse.
Demircan: Güçlü, kuvvetli, sert kimse.
Demirel: Eli demir gibi güçlü olan.
Demirhan: Güçlü hükümdar.
Demirkan: Güçlü soydan gelen kimse.
Deniz: 1. Yer kabuğunun çukur bölümlerini kaplayan, birbiriyle bağlantılı, tuzlu, büyük su kütlesi. 2. Çok, bol.
Denizhan: Eski Türklerde deniz Tanrısı.
Denktaş: 1. Akran, aynı yaşta bulunan kimse, yaşıt. 2. Haktan yana olan, adil.
Deren: Derleyen, toplayan.
Derin: 1. Çok gelişmiş, çok ilerlemiş. 2. Yoğun. 3. İçten gelen.
Derviş: 1. Bir tarikata girmiş, onun yasa ve törelerine bağlı kimse. 2. Alçak gönüllü, hoşgörülü kimse.
Devran: Dünya.
Devrim: Dünya görüşünde, felsefede, bilimde, sanatta veya toplumsal düzende birdenbire olan niteliksel değişme.
Dikmen: 1. Koni biçiminde sivri tepe. 2. Dağların en yüksek yeri. 3. Yayla.
Dilâver: Yiğit, yürekli.
Dilmen: Dil bilen, güzel söz söyleyen.
Dinç: Gücü ve sağlık durumu yerinde olan kimse.
Dinçer: Gücü ve sağlık durumu yerinde olan kimse.
Diren: Toplayan.
Dirim: 1. Yaşama, hayat. 2. Yaşama gücü.
Doğa: 1. Var olan her şeyin, canlı ve nesnelerin tümü. 2. Deniz, dağ, ova, orman vb.nin oluşturduğu fiziksel dünya. 3. Yaradılış ve yapı özelliklerinin tümü.
Doğaç: Sözü birdenbire, düşünmeden, içine doğduğu gibi söyleme, irtical.
Doğan: 1. Doğan, dünyaya gelen. 2. Kartalgillerden, alıştırılarak kuş avında kullanılan, yırtıcı bir kuş.
Doğanay: 1. Doğan, dünyaya gelen kimse 2. Ayın ilk günleri.
Doğangün: Doğan güneş gibi parlak olan.
Doğu: Güneşin doğduğu yön, gündoğusu.
Doğuhan: Doğuda bulunan hükümdar.
Doğukan: Doğudan olan kimse.
Doğuş: 1. Doğum, doğma. 2. Bir gök cisminin gözlem yerinin ufuk düzlemi üzerinde görünmesi.
Dolunay: Ayın bütün olarak ve parlak göründüğü dönemi.
Dora: 1. Dağ doruğu. 2. Bir şeyin üst kısmı, yukarısı, tepe. 3. En yüksek yer, uç.
Doruk: 1. Tepe, en yüksek yer, uç, zirve. 2. En üstün başarı düzeyi. 3. Kibirli.
Dorukhan: Başarılı, üstün nitelikli hükümdar.
Duhan: 1. Kur'an-ı Kerim'de bir sure adı. 2. Duman.
Duran: 1. Yaşayan, varlığını sürdüren. 2. Dağ yolu. 3. Kalan. 4. Dingin, sakin, huzurlu.
Dursun: Çok yaşasın, uzun ömürlü olsun anlamında kullanılan bir ad.
Durukan: Özü temiz kimse.
Durul: "Berrak, saf duruma gel" anlamında kullanılan bir ad.
Durusel: Saf ve berrak akan sel.
Durusu: Sakin akan saf ve berrak su.
Dündar: 1. bk. Dindar2. T. Eski ordu düzeninde artçı birlik.
Dünya: Üzerinde yaşadığımız toprak ve denizler, yeryüzü.
E
E Harfi
Ebed: Sonu olmayan zaman, sonsuzluk.
Ebu: Baba, ata.
Ecebay: İleri gelen, saygın, zengin kimse.
Ecevit: 1. Çevik, çalışkan, açık fikirli. 2. Açıkgöz. 3. Sinirli.
Ecir: 1. Bir iş veya emek karşılığı verilen şey. 2. Sevap. 3. Aziz, sevgili.
Ecvet: En iyi olan.
Ede: 1. Ata, dede. 2. Büyük erkek kardeş. 3. Kendisine saygı gösterilen kimse.
Edhem: Karayağız at.
Edip: 1. Terbiyeli, saygılı, nazik kimse. 2. Edebiyatla uğraşan kimse.
Edis: Ulu, yüce, değerli kimse.
Ediz: Ulu, yüce, değerli kimse.
Efdal: 1. Çok erdemli, çok faziletli. 2. En iyi, üstün.
Efe: 1. Batı Anadolu köy yiğidi. 2. Ağabey.3. Kabadayı.
Efehan: Yiğitlerin başı, yiğitlerin lideri, baş yiğit.
Efekan: Efe soyundan gelen kimse.
Efgan: Istırap ile haykırma, bağırıp çağırma.
Efken: Atıcı, yıkıcı.
Eflah: Tamamiyle kurtulan, en çok talihe kavuşan.
Eflatun: Açık mor renk.
Efser: Taç.
Ege: 1. Bir çocuğu koruyan, işlerine bakan ve her hâlinden sorumlu olan kimse. 2. Yaşça büyük. 3. Sahip.
Egemen: Buyruk ve hüküm sahibi, buyruğunu yürüten, bağımlı olmayan.
Ehad: 1. Bir, tek. 2. İlk sayı. 3. Allah'ın isimlerinden.
Ekber: 1. Daha büyük, çok büyük, en büyük, pek büyük, azam. 2. Allah’ın sıfatlarındandır. 3. Kur’an-ı Kerim’de 23 yerde geçer.
Ekin: 1. Ekilmiş tahılın filiz vermiş biçimi, tarlada bitmiş tahıl. 2. Buğday. 3. Kültür.
Ekmel: Eksiksiz, olgun, en uygun.
Ekrem: 1. Çok cömert, eli çok açık. 2. Çok onurlu.
Elçi: 1. Bir devleti başka bir devlet katında temsil eden kimse. 2. Bir uzlaşma sağlamak için birinin yanına gönderilen kimse. 3. Peygamber.
Elgin: Garip, yabancı, gurbette yaşayan.
Elhan: Nağmeler, ezgiler.
Elvan: 1. Renkler, çeşitler. 2. Rengârenk.
Elyasa: Kur’an-ı Kerim’de adı geçen bir peygamber.
Emcet: Çok şerefli, onurlu.
Emet: Son, sonuç.
Emin: 1. İnanılır, güvenilir. 2. Sakıncasız, tehlikesiz. 3. Kuşkusu olmayan.
Emir: 1. Buyruk, komut. 2. Bir kavim, aşiret veya ülkenin başı. 3. Prens, şehzade.
Emirhan: Bey.
Emrah: 1. Saz çalıp oynayan. 2. Erzurum'da doğmuş ünlü bir halk ozanı.
Emre: 1. Âşık, tutkun. 2. Halk şairi. 3. Kardeş. 4. Arkadaş
Emrullah: Allah’ın emri.
Enam: 1. Bütün mahlukat, yaratılmış her şey. 2. Halk, insanlar. Seyyidü’l-Enam: Halkın ulusu Rasûlullah (s.a.s). 3. Kur’an-ı Kerim’in 6. Suresinin adı. 4. Bazı ayet ve duaları içeren dua kitabı.
Ender: Çok az, çok seyrek, az bulunan.
Ener: En yiğit, en kahraman kişi.
Enes: Soylu Arap atı, küheylan.
Enfal: 1. Kur'an-ı Kerim'de bir surenin adı. 2. Düşmandan alınan mallar, ganimetler.
Engin: 1. Açık deniz. 2. Ucu bucağı görünmeyecek kadar çok geniş. 3. İyi, güzel, temiz, sağlam.
Enginay: İyi, güzel, temiz, sağlam kimse.
Enginiz: İz bırakacak kadar değerli insan.
Enginsu: Açık deniz.
Ensar: Hz. Muhammed'e hicret zamanında yardım eden Medineliler.
Enver: Nurlu, çok parlak, çok güzel.
Eralp: Yiğit erkek.
Eray: Ayın hilal durumu, yeni ay.
Erbatur: Kahraman, yiğit, cesur, bahadır kimse.
Erberk: Şimşek gibi yiğit.
Ercan: Yiğit, canlı, cesur kimse.
Erce: 1. Er gibi, ere yakışır biçimde. 2. Erken, erken olarak.
Ercüment: Onurlu, şerefli, saygın kimse.
Erdal: Genç kimse.
Erdem: Ahlakın övdüğü iyilikçilik, acıma, alçak gönüllülük, yiğitlik, doğruluk gibi niteliklerin genel adı, fazilet.
Erdener: Temiz, dürüst kimse.
Erdi: 1. Amacına ulaşan, erişen. 2. Olgun. 3. Ermiş, veli.
Erdinç: Dinç, güçlü kimse.
Erdoğan: 1. Yiğit olarak doğan kimse 2. Erken doğan kimse.
Eren: 1. Erkek. 2. Olağanüstü sezgileriyle birtakım gerçekleri gördüğüne inanılan kimse. 3. Deneyimli, akıllı kimseler. 4. Dost. 5. Hayırlı çocuk.
Ergin: Olgunlaşmış, yetişmiş kimse.
Erginay: Olgunlaşmış, yetişmiş kimse.
Ergül: Yeni açan gül.
Erhan: Yiğit hükümdar.
Erim: Bir şeyin erişebileceği uzaklık 2. Sevgi ve mutlu haber
Erin: Erginleşmiş kimse.
Erinç: Dirlik, rahat, huzur.
Erk: 1. Bir işi yapabilme gücü, kudret. 2. İstediğini yaptırabilme gücü, nüfuz. 3. Naz. 4. Sevgi. 5. İçtenlik.
Erkan: Yiğit, erkek soydan gelen kimse.
Erke: 1. İş başarma gücü. 2. Nazlı, serbest büyütülmüş çocuk.
Erkin: Hiçbir koşula bağlı olmayan, istediği gibi davranabilen, özgür.
Erman: Yiğit, kahraman, yürekli kimse.
Erol: "Yiğit ol, doğru ol" anlamında kullanılan bir ad.
Ersin: 1. "Amacına ulaşsın, kavuşsun" anlamında kullanılan bir ad. 2. "Sen yiğitsin, kahramansın" anlamında kullanılan bir ad.
Ertaç: Taç takınmış kimse.
Ertuğ: Savaşçı kimse.
Ertuğrul: Dürüst, doğru, yiğit kimse.
Eryiğit: Yiğit, korkusuz erkek.
Esat: Çok mesut, çok mutlu.
Esed: Aslan, gazanfer, cesur.
Esen: Sağlıklı, sağlam, rahat.
Eser: 1. Soğuk. 2. Sert esen rüzgâr. 3. Belirti, iz. 4. Ar. Yapıt.
Esvet: Siyah, kara.
Eşref: Çok onurlu, çok şerefli kimse.
Ethem: Edhem., Edhem. Karayağız
Eti: 1. Baba. 2. Küçük kardeş.
Evfa: Daha vefalı, cana yakın, sözünde duran.
Evliya: 1. Erenler, ermişler. 2. Koruyanlar, himaye edenler. 3. Allah’a yakın olanlar.
Evran: 1. Çok uzun boylu insan. 2. Kasırga, hortum. 3. Evren.
Evren: 1. Gök varlıklarının tümü, kâinat. 2. Ejder, ejderha. 3. Boylu boslu, yakışıklı. 4. Kahraman, yiğit. 5. Zaman.
Evşen: Eve mutluluk ve şenlik getiren kimse.
Eymen: 1. Daha uğurlu, daha bereketli. 2. Sağ tarafta olan.
Eyüp: 1. Çok ıstırap çeken kimse.2. Kuran’da adı geçen ve "sabırlı insan" örneği olarak gösterilen peygamber.
Ezel: Başlangıcı, öncesi olmayan geçmiş zaman, öncesizlik.
F
F Harfi
Fadıl: Fazıl.
Fahir: 1. Şanlı, şerefli, onurlu. 2. Övünen, iftihar eden. 3. Parlak, gösterişli, güzel.
Fahrettin: Dinin övünç kaynağı.
Fahri: 1. Onurla ilgili, onursal. 2. Yalnız onur için verilen karşılıksız hizmet.
Faik: Manevi yönden üstün olan, yüksek, yüce.
Falih: 1. Başarılı ve mutlu kimse. 2. Toprağı süren, eken kimse.
Faris: 1. Atlı, süvari. 2. İyi ata binen. 3. Anlayışlı, sevgili.
Faruk: 1. Haklıyı haksızdan ayıran, adaletli. 2. Keskin. 3. Hz. Ömer’in lakabı.
Fasih: Güzel, düzgün ve açık konuşan, konuşma yeteneği olan kimse.
Fatih: 1. Fetheden, zafer kazanan. 2. Açan, kapılar açan. 3. Osmanlı Padişahı II. Mehmet'in lakabı.
Fatin: Zeki, akıllı, anlayışlı, kavrayışlı kimse.
Faysal: 1. Keskin kılıç. 2. Hâkim. 3. Kesin hüküm, karar.
Fazıl: Erdemli.
Fazlı: Erdemli, üstün, iyiliksever.
Fazlullah: Allah’ın erdemi, üstünlüğü.
Fedai: 1. Yüksek bir ülkü uğrunda her türlü tehlikeyi göze alan kimse. 2. Bir kimseyi veya bir yeri koruyan, muhafız.
Fehim: Anlayışlı, zeki, akıllı kimse.
Fehmi: Anlayış, kavrayışla ilgili olan.
Felat: Susuz çöl.
Feramuş: Unutma, akıldan çıkma.
Feramuz: Kale muhafızı, koruyucusu.
Ferdal: Dalın tomurcuğu.
Ferdi: 1. Tek olan şey. 2. Fertle ilgili, bireysel.
Ferhan: 1. Sevinçli, neşeli. 2. Memnun.
Ferhat: 1. Güçlüğü yenip bir yeri ele geçiren. 2. Sevinç, neşe. 3. Ferhat ile Şirin efsanesindeki erkek kahramanın adı.
Feridun: 1. Eşi olmayan, tek. 2. İran'da Pişdâdiyan sülâlesinin hükümdarı (M.Ö. 750).
Ferit: Eşi benzeri olmayan, tek, eşsiz, üstün.
Ferkan: Güçlü, saygın bir soydan gelen kimse.
Ferman: 1. Buyruk, emir. 2. Tanrı buyruğu.
Ferruh: 1. Uğurlu, kutlu. 2. Aydınlık yüzlü.
Ferzan: Bilim ve hikmet.
Fethi: Fethetme, alma ile ilgili olan.
Fetih: 1. Açma. 2. Alma, zaptetme.
Fettah: 1. Üstün gelmiş, zafer kazanmış. 2. Fetheden, açan. 3. Allah'ın adlarındandır.
Fevzi: Kurtuluş, zafer ve üstünlükle ilgili olan.
Feyezan: Taşma, taşkın, seylap.
Feyyaz: 1. Bereket ve bolluk veren. 2. Allah.
Feyzullah: Allah’ın bereketi.
Feza: Gök.
Fırat: 1. Asurca. Geniş akarsu. 2. Far. Geçit veren, üstünden geçmeye uygun. 3. Türkiye ve Suriye’nin doğu bölgelerini sulayan, Irak’ı aşan, Dicle ırmağıyla birleşerek Basra körfezine dökülen büyük nehir.
Fikret: 1. Düşünce, fikir. 2. Zihin, akıl. 3. Kuruntu.
Fikri: Düşünülerek oluşturulan, fikirle ilgili.
Firuz: 1. Mutlu, sevinçli, uğurlu. 2. Bahtlı, talihli.
Fuat: Gönül, kalp, yürek.
Furkan: 1. İyi ile kötü, doğru ile yanlış arasındaki farkı gösteren her şey. 2. Kur'an-ı Kerim.
Fuzuli: 1. Faziletli, erdemli. 2. Boşboğaz, gereksiz işlerle uğraşan. 3. XVI. yy.'da yaşamış en büyük Divan Edebiyatı şairlerinden biri.
G
G Harfi
Gani: Zengin. Varlıklı.
Gaza: İslam dinini korumak veya yaymak amacıyla Müslüman olmayanlara karşı yapılan kutsal savaş.
Gazanfer: 1. İri aslan. 2. Yiğit, yürekli, kuvvetli adam.
Gazi: 1. Düşmanla savaşan veya savaş yapmış kimse. 2. Savaştan sağ ve zafer kazanmış olarak dönen kimse.
Gediz: 1. İçinde su birikmiş çukur. 2. Ege bölgesinde bir akarsu.
Gencal: Genç birisiyle evlen anlamında kullanılan bir ad.
Gencalp: Genç yiğit.
Gencay: Hilal, ayça.
Gencer: Gençer.
Genco: Genç sözcüğünden yapılmış bir ad.
Gençalp: Genç yiğit.
Gençay: Hilal, ayça.
Gençer: 1. Genç-er. 2. Toplantı, eğlenti.
Gerçek: 1. Doğru, dürüst. 2. Temel, başlıca, asıl doğayı yansıtan.
Gevheri: 1. Mücevherle ilgili. 2. Kuyumcu.
Gıyas: 1. Yardım. 2. Yardımcı kimse.
Giray: Eskiden Kırım hanlarının ve han ailesinden olan prenslerin kullandığı san.
Girgin: Herkesle çok çabuk yakınlık kuran, her işe girişen, sokulgan.
Göğem: 1. Yeşile çalar mor renk. 2. Bir çeşit yabani ekşi erik. 3. Yapraklanmış ekin.
Gökay: Mavi gözlü kimse.
Göker: Çok yiğit.
Gökbay: Mavi gözlü kimse.
Gökberk: Yeşil yaprak.
Gökcan: Mavi gözlü kimse.
Gökdeniz: Çakır gözlü kimse.
Gökhan: Eski Türklerde gök Tanrısı.
Gökmen: Sarışın, mavi gözlü kimse.
Göksel: Gökle ilgili, semavi.
Göksu: 1. Gökten inen su.2. Türkiye'nin çeşitli yerlerinde bulunan akarsuların genel adı.
Göksun: "Yüksel, yücel" anlamında kullanılan bir ad.
Göktan: Şafak vakti.
Göktuğ: Savaşmayı seven kimse.
Göktunç: Sağlam karakterli olan kimse.
Gönen: 1. "Mutlu ol, refaha kavuş, rahat et, sevin" anlamında kullanılan bir ad.2. "Yavrum, kuzum" anlamında sevgi belirten sözcük. 3. Bolluk, bereket.
Gönenç: Bolluk, rahatlık ve varlık içinde yaşama.
Görkem: 1. Gösteriş, heybet. 2. İyi gelişmiş, gürbüz.
Güçhan: Güçlü hükümdar.
Güçlü: 1. Gücü çok olan. 2. Etkili, önemli, nitelikli. 3. Şiddetli.
Gültekin: Güvenilir kimse.
Günalp: Güneş gibi aydınlım ve ışık saçan yiğit.
Günay: Güney, güneş gören yer.
Günberk: 1. Çok beyaz, temiz. 2. Ay ışığı
Güneri: Günün adamı, günün kişisi.
Güney: 1. Dört ana yönden biri, Kuzey Kutbu'na karşı olan. 2. Her zaman güneş alan yer.
Günkut: Günü kutlu ve mutlu geçen kimse.
Güntan: Tan vakti.
Güntekin: Güneş gibi ışık ve aydınlık saçan kimse.
Güral: Fazlaca kırmızı olan.
Güray: Etrafa çokça ışık ve aydınlık saçan.
Gürcan: Canlı, güçlü, kuvvetli kimse.
Gürdal: Soyu çok geniş olan kimse.
Gürkan: Canlı, kanlı kimse.
Güven: Korku, çekinme ve kuşku duymadan inanma ve bağlanma duygusu, sevinç, mutluluk.
Güvenç: 1. Güvenme duygusu. 2. Sevinçli. 3. Dayanak, arka, yardım.
H
H Harfi
Habbab: Seven, sevgili, dost.
Hadit: 1. Keskin. 2. Demir, çelik. 3. Sert, kavi olan. 4. Çabuk kavrayışlı, öfkeli, hiddetli, titiz. 5. Hudut ve sınır komşusu.
Hafız: 1.Kur'an'ı bütünüyle ezbere bilen kimse. 2. Koruyan, saklayan.
Hafi: Gizli, saklı.
Hakan: 1. Türk, Moğol ve Tatar hanları için "hükümdarlar hükümdarı" anlamında kullanılan bir unvan. 2. Osmanlı padişahlarına verilen unvan.
Hakem: Tarafların aralarındaki anlaşmazlığı çözmek için yetkili olarak seçtikleri ve üzerinde anlaştıkları kişi, yargıcı.
Haki: Yeşile çalan toprak rengi.
Hakim: 1. Bilge. 2. Her şeyi bilen (Tanrı).
Hakkı: Doğrulukla, hakla ve adaletle ilgili.
Haldun: Sonsuz olan, ebedî olan.
Halife: 1. Birinin yerine geçen kimse. 2. Hz. Muhammed'in vekili ve dünyadaki Müslümanların başı olan kimse.
Halil: Sadık, samimi, dost.
Halim: 1. Yumuşak huylu, sert olmayan. 2. Allah’ın adlarındandır.
Halis: 1. Karışık olmayan, saf, katışıksız. 2. İçten, samimi.
Halit: Sürekli, sonsuz, ebedî.
Haluk: İyi ahlak sahibi, iyi huylu, geçimli kimse.
Hamdi: Allah’ı övmeyle, Allah’a şükretmekle ilgili.
Hamdullah: Allah’ın övgüsü.
Hamit: 1. Övülmeye değer. 2. Allah'ın adlarındandır. 3. Hamdeden, şükreden.
Hamza: 1. Aslan, güçlü adam. 2. İslam tarihinde Hz. Muhammed'in amcası.
Han: 1. Eski Türklerde kağana bağlı veya kendi başına buyruk, ikinci derecede bir devlet başkanı. 2. Osmanlı Padişahlarının adlarının sonuna getirilen san.
Hanefi: Hanefi mezhebinden olan kimse.
Hanif: 1. İslam dinine sımsıkı bağlı olan kimse. 2. İslamiyetten önce tek Tanrı'ya inanan.
Harun: 1. Parlayan. 2. Hz. Musa'nın ağabeyi.
Hasan: 1. Güzel. 2. İyi ve hayırlı iş.
Haseki: Osmanlı Devleti'nde bir görevde eskimiş olanlara verilen unvan.
Haslet: İnsanın yaradılışındaki huyu, doğası.
Haşim: 1. Kıran, ezen, parçalayan. 2. Ekmek doğrayan.
Haşmet: 1. Büyüklük, görkem. 2. Kibarlık, nezaket. 3. Alçak gönüllülük.
Hatem: 1. Mühür. 2. Cömert. 3. Son, en son, sonuncu.
Hatip: 1. Güzel, düzgün. 2. Bir topluluk karşısında etkili konuşan kimse. 3. Camide hutbe okuyan kimse.
Hattâb: Çok güzel konuşan ve nasihat eden.
Hayalî: 1. Hayal niteliğinde veya hayal ürünü olan, düşsel, imgesel. 2. Karagöz oynatan kimse, karagözcü.
Haydar: 1. Aslan. 2. Cesur, yiğit kimse. 3. Hz.Ali’nin lakabı.
Hayrani: Hayranlık, şaşkınlık.
Hayrettin: Dinin hayırlısı.
Hayri: Hayır ve iyilikle ilgili, uğurlu ve kutlu.
Hazar: Barış ve güven.
Hazım: Sindiren, sindirici kimse.
Hemdem: Birlikte yaşayan, arkadaş.
Hıfzı: 1. Saklama, koruma ile ilgili. 2. Ezberleme, akılda tutma.
Hızır: Halk inanışlarına göre ölümsüzlüğe kavuşmuş olduğuna inanılan ulu kimse.
Hicabi: Utanmayla ilgili.
Hidayet: 1. Hak yolunu, doğru yolu gösterme. 2. Hak yolu, doğru yol.
Hikmet: 1. Bilgelik. 2. Neden, gizli neden. 3. Allah’ın insanlarca anlaşılamayan amacı. 4. Özlü söz, vecize.
Hilmi: Yumuşak huylu, nazik, ince kimse.
Himmet: 1. Gayret, emek, çaba. 2. Yüksek irade. 3. Yardım, kayırma. 4. Kutsal sayılan bir kişi tarafından yapılan etki.
Hira: Hz. Muhammed’in (S.A.V) peygamberlik görevini aldığı Suudi Arabistan’daki Hira Dağı.
Hişam: Haya eden, utanan.
Hud: 1. Büyüklük. 2. Çok hürmet. 3. Bir Peygamber ismi.
Hulûsi: 1. Saf halis, içi temiz. 2. İçten, candan.
Hurşid: Güneş.
Hüccet: 1. Seçkin âlimlere verilen san. 2. Delil, kanıt.
Hüdavendigâr: Hudavendigâr. 1. Amir, hâkim. 2. Osmanlı Padişahı I. Murat’ın sanı.
Hüdayi: Hudayi
Hümayun: 1. Kutlu, kutsal. 2. Padişaha özgü, hükümdarla ilgili.
Hüsamettin: Dinin keskin kılıcı.
Hüseyin: Küçük sevgili.
Hüsrev: Hükümdar, padişah.
Ii
I Harfi
Ildır: 1. Parıltı, parlayış. 2. Alacakaranlık. 3. Ege denizi kıyısında Karaburun Yarımadasının batısında arkeolojik nitelikte bir köy.
Ildız: 1. Yıldız. 2. Gün dönümünden on gün önceki gün.
Ilgar: 1. Çok çabuk, hızlı. 2. Hücum, akın. 3. Verilen söz. 4. Havanın parlak, açık olması. 5. Öfke.
Ilgaz: 1. Atın dört nala koşması. 2. Hücum, akın.
Ilıcan: Sıcakkanlı kimse.
Ira: 1. Öz yapı, karakter. 2. Yüz, çehre, görünüş.
Irız: Cesur, yiğit.
Işıker: Aydın, ileri görüşlü kimse.
Işıkhan: Aydın, ileri görüşlü hükümdar.
Işıltan: Sabahın ilk aydınlığı.
Işıman: Parlak, aydınlık yüzlü kimse.
Işıner: Yüzü ay gibi parlak kimse.
Işınkan: Yüzü ay gibi parlak bir soydan gelen kimse.
Işkın: Filiz, sürgün.
İ Harfi
İdris: 1. Meyvesi hoş kokulu, kerestesi güzel bir kiraz türü. 2. Kur’an-ı Kerim’de adı geçen, ilk kez giysi dikip giydiği için terzilerin, ilk kez kalem kullandığı için yazarların piri sayılan İdris Peygamberin adı.
İhlas: 1. Temiz, doğru sevgi. 2. Gönülden gelen dostluk, içtenlik, bağlılık.
İhsan: 1. İyilik etme, iyilik. 2. Bağış, bağışlama. 3. Bağışlanan şey.
İhvan: 1. Sadık, candan dostlar. 2. Bir tarikata mensup kişiler.
İkrime: Kerem sahibi, cömert.
İlbay: Vali.
İlbey: Memleketin, ülkenin hükümdarı.
İlbilge: Ülkenin en bilge kişisi.
İldeniz: Ülkenin denizi.
İlham: 1. İçe, gönle doğma, esin. 2. İçe, gönle doğan şey. 3. Allah’ın Peygamberlerin yüreğine doğdurduğu Tanrısal âleme özgü duygu ve düşünceler.
İlhami: İçe, gönle doğan duygularla, düşüncelerle, esinle ilgili.
İlhan: 1. Hükümdar, imparator. 2. Eskiden Moğol İmparatorlarına verilen san.
İlkay: Ayın hilal durumu, yeni ay.
İlker: İlk doğan erkek çocuklara verilen adlardan biri.
İlkut: Ülkenin kutlusu, mutlusu, uğurlusu.
İlkutlu: Ülkenin kutlusu, saygın kimsesi.
İltekin: Ülkenin tek ve eşsiz insanı.
İlter: Yurdu koruyan, gözeten, yurtsever kimse.
İlyas: 1. Kutsal kitaplarda adı geçen, yağmurlara hükmeden İsrail Peygamberi. 2. Mersin ağacı.
İmadettin: Dinin direği.
İmam: 1. En önde bulunan, önder. 2. Namazda kendisine uyulan kimse. 3. Müslümanlıkta mezhep kuran kimse. 4. Halife olan kimse.
İmer: Çok zengin, varlıklı.
İnal: Kendisine inanılan, güvenilen kimse.
İnan: Bir kimse veya şeyin doğruluğunu, büyüklüğünü ve gücünü sarsılmaz bir duygu ile benimseme, iman.
İnanç: 1. Bir düşünceye gönülden bağlılık. 2. Allah’a, bir dine inanma, iman. 3. Güven ve inanma duygusu.
İnayetullah: Allah'ın lütfu, ihsanı.
İrfan: 1. Bilme, anlama. 2. Kültür, ekin. 3. Tasavvufta evrenin sırlarını bilme gücü.
İsa: 1. Allah’ın yarlıgaması, mağfireti. 2. Dört büyük Peygamberden Hristiyanlığın kurucusu, doğumu Türkiye’de ve Batı’da takvim başlangıcı sayılan peygamber.
İshak: 1. Gülen. 2. Kutsal kitaplarda adı geçen İbrani peygamberi.
İskender: 1. Padişah.2. M.Ö. 356-323 arasında yaşayan, Yunanistan, İran, Anadolu, Suriye ve Hindistan’ı ele geçirmiş olan büyük kumandan.
İslam: 1. Hz. Muhammed´in yaydığı din, Müslümanlık. 2. Müslüman dininden olan kimse, Müslüman.
İsmail: 1. Tanrı'yı işiten. 2. Kutsal kitaplarda adı geçen, İbrahim Peygamberin oğlu olan İbrani peygamberi.
İsmet: 1. Masumluk, günahsızlık, temizlik. 2. Haramdan çekinme, namus.
İşcan: Çalışkan, becerikli, iş bilen.
İzgü: 1. İyi, güzel.2. Akıllı, adaletli.
İzzet: 1. Değer, kıymet. 2. Yücelik, ululuk. 3. Güç, kuvvet. 4. Saygı, ikram.
J
J Harfi
Jerfi: Derinlik. Derin deniz.
K
K Harfi
Kaan: Kağan. 1. Hanların hanı, hükümdar. 2. Tarihte Çin ve Moğol hükümdarlarına verilen ad.
Kabil: 1. Kabul eden, kabul edici. 2. Hz. Âdem'in oğlu.
Kadem: 1. Uğur. 2. Ayak.
Kadir: 1. Kuvvetli, güçlü, kudret sahibi. 2. Değer, onur, kıymet, şeref.3. Allah’ın adlarındandır.
Kadri: Değer, kıymet, onurla ilgili.
Kağan: 1. Hanların hanı, hükümdar. 2. Tarihte Çin ve Moğol hükümdarlarına verilen ad.
Kahraman: 1. Yiğit, cesur. 2. Bir olayın, serüvenin başlıca kişisi. 3. Sessiz, yumuşak kimse.
Kaim: 1. Birinin yerine geçen. 2. Bir işte sebat eden, direnen. 3. Ayakta duran.
Kalender: Gösterişsiz, sade yaşamaktan yana olan alçak gönüllü kimse.
Kanat: 1. Kuşlarda ve böceklerde uçmayı sağlayan organ. 2. Yan, taraf.
Kandemir: Güçlü soydan gelen kimse.
Kaner: Soyu yiğit olsn kimse.
Kansu: Soyu su gibi saf ve temiz olan.
Kaplan: Kedigillerden, enine siyah çizgili, koyu sarı postu olan çevik ve yırtıcı hayvan.
Karaca: 1. Geyikgillerden, boynuzları küçük ve çatallı bir av hayvanı. 2. Esmer.
Karacabey: 1. Esmer bey. 2. Kahramanlığıyla ün salmış bir Türk komutanı.
Karacan: Esmer kimse.
Karahan: Tarihte bazı kavimlerde hanlara verilen san.
Karan: 1. Kahraman, yürekli. 2. Karanlık.
Karanalp: Kara yağız, kahraman yiğit.
Karatay: Anadolu Selçuklu devlet adamı.
Karin: 1. Yakın. 2. Nail olan. 3. Hısım komşu. 4. Mabeynci.
Kartal: Kartalgillerden, çok güçlü, iri, yırtıcı kuş.
Kartay: Yaşlı, pir.
Karun: Çok zengin kimse.
Kasım: 1. Ayıran, bölen, taksim eden. 2. Kırıcı, ezici, ufaltıcı.
Kavi: Dayanıklı, güçlü, zorlu olan.
Kaya: Büyük ve sert taş kütlesi.
Kayahan: Kaya gibi güçlü hükümdar.
Kayatürk: Kaya gibi sert Türk.
Kayhan: Kayıhan.
Kayıhan: Güçlü hükümdar.
Kaynak: 1. Bir suyun çıktığı yer. 2. Neşe, sevinç. 3. Eğlendirici, neşeli kimse.
Kayra: Büyük bir kimseden gelen iyilik, ihsan.
Kayran: 1. Orman içindeki ağaçsız alan. 2. Kayan yer. 3. İnce çakıllı, kumlu toprak.
Kâzım: Öfkesini, hırsını yenebilen kimse.
Keleş: 1. Güzel, yakışıklı kimse. 2. Yiğit, cesur, bahadır.
Kemal: 1. Bilgi ve erdem bakımından olgunluk, yetkinlik, erginlik, eksiksizlik. 2. En yüksek değer.
Kenan: 1. Vaat edilmiş ülke.2. Cennet.3. Hazreti Yakup'un ülkesi, Filistin.
Kenter: Şehirli, kentli.
Kerami: 1. Cömertlere, eli açıklara özgü. 2. Soylular, ulular, şereflilerle ilgili.
Kerem: 1. Soyluluk. 2. Cömertlik, el açıklığı, bağış.
Keremşah: Eli açık, cömert şah.
Kerim: 1. Cömert, eli açık. 2. Ulu, büyük.
Keşşaf: Bilinmeyen çok önemli bir şeyi keşfeden.
Kılıç: Uzun, düz veya eğri, ucu sivri, bir veya her iki yüzü keskin, kın içinde bele takılan, çelikten silah.
Kılıçalp: Kılıç gibi keskin yiğit.
Kılıçhan: Kılıç gibi keskin hükümdar.
Kıraç: Bitek olmayan, verimsiz veya sulanmayan yer.
Kırca: 1. Dolu. 2. Ufak ve sert taneli kar. 3. Bora, rüzgârla karışık yağmur.
Kırdar: Ölçülü davranış, sakınganlık.
Kırhan: Yaşlı, ak sakallı hükümdar.
Kıvanç: Övünç, iftihar.
Kiram: 1. Soylular. 2. Eli açıklar, cömertler.
Kor: 1. İyice yanarak ateş durumuna gelmiş kömür veya odun parçası. 2. Kırmızı. 3. Sıra, dizi, altın dizisi. 4. Dere.
Koralp: Ateşli, canlı, hareketli yiğit.
Koray: Ateşli, canlı, hareketli kimse.
Korcan: Ateşli, canlı, hareketli kimse.
Korel: Ateşli, canlı, hareketli kimse.
Korhan: Ateşli, canlı, güçlü hükümdar.
Korkut: 1. Büyük dolu tanesi. 2. Cin, şeytan gibi hayalî yaratıklar. 3. Korkusuz, yavuz, heybetli.
Kortan: Ateşli, canlı, hareketli kimse.
Kök: 1. Dar ve derin dere. 2. Gürbüz, sağlıklı. 3. Gök. 4. Asıl, kök, köken
Köker: Köklü soydan gelen kimse.
Köksal: "Kökünü derinlemesine sal, soyun genişlesin" anlamında kullanılan bir ad.
Kubat: Kaba, şişman, biçimsiz.
Kubilay: Ünlü bir hükümdar.
Kuddusi: Kutsal niteliklere ulaşmış olan kimse.
Kudret: 1. Güç, kuvvet. 2. Allah'ın gücü. 3. Varlık, zenginlik. 4. Allah yapısı. 5. Yetenek
Kunt: Ağır, kalın, dayanıklı ve sağlam.
Kurtuluş: Tehlikeli veya kötü bir durumdan kurtulma.
Kutan: 1. Saban. 2. Saka kuşu.
Kutay: 1. Kutlu, uğurlu ay. 2. İpek, ipekli kumaş.
Kutlay: Kutlu, uğurlu ay.
Kutlu: Uğurlu, kutsal, mutlu.
Kuzey: 1. Sağını doğuya, solunu batıya veren kimsenin tam karşısına düşen yön, dört ana yönden biri, şimal, güney karşıtı. 2. Bulunduğu noktaya göre kuzeyde kalan yer.
Kürşat: 1. Yiğit, alp.2. Göktürk prenslerinden birinin adı.
L
L Harfi
Laçin: 1. Yiğit adam. 2. Kartal. 3. Şahin. 4. Atmaca.
Lami: Parıldayan, parlak, parıltılı.
Lâtif: 1. Hoş, narin, şirin. 2. Yumuşak, nazik. 3. Tanrı adlarındandır
Lema: Parıltı, parlayış.
Lemi: Parlak, parıldayan.
Levent: 1. Boylu boslu yakışıklı kimse. 2. Osmanlı donanmasında ve kıyılarda görev yapan asker sınıfı. 3. Yiğit denizci.
Lider: Önder, şef.
Lokman: Doğru ve adaletli davranan kimse.
Lut: 1. Ürdün ve İsrail arasındaki büyük bir gölün adı. 2. Hz. İbrahim'in yeğeni olan peygamberin adı.
Lütfi: 1. İyilik ve güzellikle ilgili. 2. İhsan, bağışla ilgili.
Lütfullah: Çok övülmüş, methedilmiş.
M
M Harfi
Macit: Şan ve şeref sahibi kimse.
Mahdum: Oğul.
Mahir: Hünerli, becerikli, elinden iş gelen kimse.
Mahmur: 1. Sarhoşluğun verdiği sersemlik. 2. Uyku basmış göz, baygın göz.
Mahmut: Övülmüş, övülmeye değer.
Mahsun: Güçlendirilmiş, güçlü.
Mahzun: Üzgün.
Malik: Bir şeye sahip, bir şeyi olan.
Malkoç: Kale muhafızı, koruyucu.
Manço: Manda yavrusu.
Mazhar: Bir şeyin ortaya çıktığı, göründüğü yer veya kimse. Bir iyiliğe erişmiş, erişen (kimse).
Mazlum: 1. Sessiz, sakin, yumuşak kimse. 2. Zulüm görmüş.
Mecit: 1. Büyük, ulu. 2. Şan ve şeref sahibi. 3. Tanrının adlarındandır.
Mecnun: 1. Çılgın, deli, divane. 2. Çılgınca seven, tutkun.
Medeni: 1. Uygar. 2. Şehirli, şehir halkından olan. 3. Terbiyeli, görgülü, kibar, ince.
Mehdi: Doğru yolu bulan, hidayete eren.
Mehmet: 1. Övülmüş. 2. Hz. Muhammed'in (S.A.V) adlarından biri.
Melih: Güzel, şirin, sevimli.
Melik: 1. Hükümdar, hakan. 2. Tanrı adlarındandır.
Memun: Korkusuz, tehlikesiz, sağlam.
Mengü: Ölümsüz, sonsuz, ebedîleştirilmiş.
Mercan: 1. Tropik ve ılık denizlerde yaşayan, geniş resifler oluşturan, mercanlar sınıfının örneği olan, kırmızı kalker iskeletli hayvan. 2. Bu hayvanın iskeletinden elde edilen ve süs eşyaları yapımında kullanılan madde. 3. Açık kırmızı renkte bir balık türü.
Merdan: Erkekler, yiğitler, mertler.
Meriç: Kuş iskeleti.
Merih: 1. Ateş rengi. 2. Güneş sistemini oluşturan dokuz gezegenden biri.
Mert: 1. Erkek. 2. Özü sözü doğru olan.
Mertel: Özü sözü doğru kimse.
Mertol: "Sözünün eri ol, verdiğin sözü tut" anlamında kullanılan bir ad.
Mervan: 1. Üzüm Çubuğunu Bağladıkları Ağaç. 2. Emevilerin Mervan kolunun adı.
Mestan: 1. Savruk kimse. 2. Sarhoşlar.
Mete: Büyük Türk-Hun İmparatoru.
Metin: Sağlam, dayanıklı, güçlü.
Mikail: Dört büyük melekten rızkları bölüştürmekle görevli olanı.
Mir: Baş, amir, bey.
Miraç: 1. Yükselme, çıkma. 2. Hz. Muhammet'in göğe yükselmesi.
Mirkelam: Güzel, nazik konuşan kimse.
Mirza: 1. İranlılara özgü "beyzade" anlamında bir soyluluk sanı. 2. Bir yıldızın adı.
Mithat: Övme, methetme.
Muammer: Ömür süren, yaşayan, yaşamış.
Muhammet: 1. Övülmüş. 2. Hz. Muhammed'in adlarından biri.
Muharrem: 1. Haram kılınmış. 2. Ay takviminin birinci ayı, aşure ayı.
Muhlis: 1. Katkısız, halis. 2. İçten, samimi, dost canlısı.
Muhsin: İyilikte, bağışta bulunan, ihsan eden.
Muhtar: 1. Seçilmiş, seçkin. 2. Davranışlarında özgür olan, dilediğini yapan. 3. Köy ya da mahalle işlerine bakmak için halkın seçtiği kimse.
Muktedir: Gücü yeten, güçlü, iktidarlı.
Murat: 1. İstek, dilek, arzu. 2. Amaç.
Musa: 1. Musevi dininin kurucusu, İsrail peygamberi ve kanun koyucusu. 2. Bir vasiyeti yerine getirmekle görevli kimse.
Musap: Başına bir kötülük, felaket gelmiş olan.
Muslih: İyileştiren, düzelten, ıslah eden.
Mustafa: 1. Seçilmiş, seçkin. 2. Hz. Muhammed'in adlarından.
Mustafa: 1. Seçilmiş, seçkin. 2. Hz. Muhammed'in (S.A.V) adlarından.
Mutasım: Günahtan çekinen.
Mutlu: Mutluluğa ermiş olan, mesut.
Mübarek: 1. Bereketli. 2. Uğurlu, hayırlı, kutlu.
Mücahit: Din uğruna savaşan, uğraşan, savaşçı.
Müjdat: Müjdeler, sevinçli haberler.
Mükerrem: Saygıdeğer, sayılan, aziz.
Mülâyim: 1. Uygun. 2. Yumuşak huylu, sakin kimse.
Mümin: 1. Tanımış, iman etmiş. 2. İslam dinine inanmış, Müslüman.
Mümtaz: 1. Ayrı tutulmuş, üstün tutulmuş. 2. Seçkin.
Müren: Irmak, nehir, akarsu.
Mürsel: 1. Gönderilmiş, yollanmış. 2. Peygamber.
Mürselin: 1. Peygamberler. 2. Allah tarafından insanların doğru yola çıkarılmaları için gönderilen elçiler.
Müşfik: 1. Sevecen, şefkatli.2. Acıyan.
Müşir: 1. Haber veren, bildiren. 2. Emir ve işaret eden.
Müştak: Özleyen, göreceği gelen, can atan.
Müzahir: Yardım eden, yardımcı.
N
N Harfi
Nabi: 1. Haberci, haber veren. 2. Yerden çıkıp fışkıran, kaynayan, akan. 3. Yüksek, yüce.
Naci: 1. Kurtulan, selamete kavuşan. 2. Cehennemden kurtulmuş, cennetlik.
Nadi: 1. Haykıran, çağıran. 2. Meclis, toplantı.
Nadim: Namlı, ünlü.
Nadir: Seyrek, az bulunur.
Nafi: 1. Yararlı, kârlı. 2. Tanrı adlarındandır.3. Yok eden, ortadan kaldıran, süren.
Nafiz: 1. Delip geçen. 2. İçe işleyen, giren. 3. Etkili, sözü geçen.
Nahit: 1. Zühre, Venüs gezegeni. 2. Ar. Ergenliğe erişmiş
Nail: Muradına eren, kazanmış, ele geçirmiş.
Naim: 1. Bolluk, varlık içinde yaşayış. 2. Cennetin bir bölümü.
Naki: 1. Temiz, pak. 2. Çok ince, çok güzel, arif.
Namık: Yazıcı, yazar, kâtip.
Nami: Ünlü, namlı, şöhretli.
Narter: Cesur, yürekli kimse.
Nas: İnsanlar, halk, herkes.
Nasır: Yardımcı, yardım eden.
Nasrettin: Dine yardımı dokunan kimse, yardımcı.
Nasrullah: Allah'ın yardımı.
Nasuh: 1. Öğütçü, öğüt veren. 2. Temiz, saf.
Nasuhi: Bozulmaz biçimde tövbe eden.
Naşit: Şiir okuyan, şiir söyleyen, şiir yazan.
Nazım: 1. Düzenleyen, tanzim eden. 2. Manzum yazan.
Nazif: Temiz, pak.
Nazmi: 1. Nazımla, sözle, şiirle ilgili. 2. Sıralı, tertipli.
Nebi: 1. Haberci. 2. Peygamber.
Nebil: 1. Yüksek nitelikli ve onurlu. 2. Akıllı, anlayışlı. 3. Bilgili ve erdemli.
Necat: Kurtuluş, kurtulma.
Necati: Kurtulmuş.
Necdet: Kahramanlık, yiğitlik, kuvvetli ve gözü pek olma.
Necmettin: 1. Dinin yıldızı. 2. Erkek adı.
Necmi: Yıldızlarla ilgili, yıldızlara ait.
Nedim: 1. Sohbet arkadaşı. 2. Güzel öykü anlatan, tatlı konuşan.
Nedret: Azlık, seyreklik, az bulunma.
Nefi: Yararlı.
Nehar: Gündüz.
Nejat: 1. Soy, nesil. 2. Doğa, yaradılış, yapı.
Nesimi: Yumuşak huylu.
Neşat: Sevinç, keyif, neşe, şenlik.
Neşet: Meydana gelme, oluşma.
Nevfel: 1. Deniz. 2. Leyla ile Mecnun hikâyesindeki Mecnun'un adı.
Nevzat: Yeni doğmuş, yeni doğan çocuk.
Neyzen: Ney çalan kimse.
Nezih: 1. Temiz, lekesiz, masum. 2. Rahat ve huzur veren.3. Güzel, kibar.
Nezir: 1. Kendini Tanrı'ya ve ibadete adayan. 2. Bir dilekte bulunan, adak adayan.
Nihat: Doğa, huy, yaradılış.
Niyazi: Yalvaran, niyaz eden.
Nizam: 1. Kural. 2. Düzen, tertip, sıra. 3. Kanun.
Nogay: 1. Köpek.2. Kafkasya'da yaşayan bir Türk kavmi.
Nova: Parlaklığı birdenbire artan, patlamalı değişen yıldız.
Noyan: 1. Başkomutan. 2. Bey.
Nuh: 1. Ağlama.2. İnanışa göre, üçüncü peygamber olup tufanda bütün canlılardan birer çift alarak bir gemide kurtulmuştur.
Numan: 1. Kan. 2. Gelincik.
Nuralp: Parlak, ışıklı, aydınlık yiğit.
Nuri: Işıklı, aydınlık.
Nurkan: Temiz, aydınlık soydan gelen kimse.
Nüvit: Müjde, iyi haber.
OÖ
O Harfi
Oben: O, benim anlamında kullanılan bir ad.
Obuz: Su kaynağı.
Odhan: Ateşli hükümdar.
Oder: Ateş gibi canlı, coşkulu, hareketli kimse.
Oflaz: 1. İyi, güzel, eksiksiz, tam. 2. Gürbüz, yakışıklı, güzel giyinen. 3. Becerikli. 4. Eflatun rengi. 5. İşe yarar.
Ogan: 1. Tanrı. 2. Güçlü, kuvvetli.
Ogün: Anımsanan, belirli bir günde doğan kimse.
Oğan: 1. Tanrı. 2. Güçlü, kuvvetli.
Oğul: 1. Erkek evlat. 2. Yavru. 3. Kovandan çıkan arı topluluğu.
Oğulcan: Çok sevgili çocuk.
Oğur: 1. Uğur. 2. Samimi, içten dost. 3. Bir şey yapabilmek için ele geçen zaman veya elverişli durum.
Oğuz: 1. Sağlam, gürbüz, güçlü delikanlı. 2. Temiz kalpli dost, iyi arkadaş. 3. Kır adamı, köylü. 4. Saf, deneyimsiz kimse. 5. Türklerin en büyük boylarından birinin ve bu boydan olan kimselerin adı.
Oğuzhan: Güçlü, kuvvetli hükümdar.
Okan: Anlayışlı.
Okay: 1. Satürn gezegeni. 2. Beğenme.
Okbay: Ok atıcısı.
Okcan: Canlı, hareketli, canı tez.
Okdemir: Güçlü, kuvvetli kimse.
Oker: Hızlı, canlı, hareketli kimse.
Oksal: Ok at anlamında kullanılan bir ad.
Oksu: Ok gibi güçlü ve su gibi temiz olan.
Oktar: Ok atan, okçu.
Oktay: Ok gibi güçlü olan eşsiz kimse.
Olcay: 1. Baht, talih, şans. 2. Bahtlı, talihli.
Olcayto: Bahtlı, şanslı, talihli.
Olgaç: Olgun, yetişkin, iyi gelişmiş.
Olgun: Bilgi, görgü ve hoşgörüsü gelişmiş insan.
Omaç: Hedef, amaç, gaye.
Omay: 1. Seçkin, seçilmiş. 2. Özet, öz.
Onat: 1. İyi, güzel, düzgün. 2. İyi yaradılışlı. 3. Doğru, dürüst, nitelikli. 4. Kolay.5. Uygun, münasip, yakışır. 6. İyi ahlâklı.
Onay: Uygun bulma, onaylama.
Ongu: 1. Gönül rahatlığı, mutluluk, sağlık. 2. Bayındırlık, gelişmişlik.
Ongun: 1. Eksiksiz, tam. 2. Verimli, bol. 3. Kutlu, uğurlu, beğenilen kimse. 4. Kurtulmuş, onmuş. 5. Gelişmiş, gürbüz. 6. Bayındır.
Onur: 1. İnsanın kendine karşı duyduğu saygı. 2. Başkalarının gösterdiği saygının dayandığı değer, şeref.
Onural: Şan ve şeref kazan anlamında kullanılan bir ad.
Onuralp: Onuruyla tanınmış yiğit.
Onurhan: Onurlu hükümdar.
Oray: 1. Ateş gibi kızıl renkli ay. 2. Şehirli, şehirde yaşayan.
Orbey: Bekçi muhafız.
Orçun: Ardıllar, halefler.
Orun: 1. Özel yer. 2. Önemli bir görevlinin çalıştığı yer, makam. 3. Gizli, habersiz. 4. Huy, yaradılış.
Orhan: Şehrin yöneticisi, hâkimi.
Orhun: Orta Asya Türklerinin kullandığı en eski yazı.
Orkun: Orta Asya Türklerinin kullandığı en eski yazı.
Orkut: Kutlu, uğurlu şehir.
Ortaç: 1. Tepe. 2. Mirasçı. 3. Veliaht.
Ortan: Ateş renginde kızıl tan.
Otay: Ateş renginde ay.
Ortun: Ortanca kardeş.
Ortunç: Ateş renginde tunç.
Osman: 1. Bir tür kuş veya ejderha.2. Hz. Muhammet'in damadı, üçüncü halife. 3. Osmanlı İmparatorluğu'nun kurucusu ve ilk hükümdarı.
Otay: Ateş renginde ay.
Oytun: 1. Kutsal, mübarek. 2. Beğenilen, güzel yer. 3. Alçak yer, ova.
Ozan: 1. Şiir yazan, şair. 2. Halk şairi. 3. Şakacı, güzel ve tatlı konuşan.
Ozgan: Öne geçen, kazanan, başarılı.
Ö Harfi
Öcal: Yapılan kötülüğün acısını çıkar, öcünü al anlamında kullanılan bir ad.
Ödül: 1. Bir başarı karşılığında verilen armağan, mükâfat. 2. Bir iyiliğe karşılık olarak verilen armağan.
Öğe: 1. Çok akıllı. 2. Yaşlı kimse. 3. Bir ulusun büyüğü, ileri geleni. 4. Hekim. 5. Ün, şöhret.
Öğet: 1. Beğenilen, aranılan, övülen.2. İyi, güzel.
Öğün: 1. Zaman, vakit. 2. Kez, defa. 3. Önde, ileride olan.
Öğünç: Övünmeye yol açan, övünülecek şey.
Öğüş: Çok, fazla.
Öğüt: Bir kimseye yapması veya yapmaması gereken şeyler için söylenen söz.
Öker: Akıllı kimse.
Ökkeş: Erkek örümcek.
Ökmen: Akıllı, zeki, bilgili kimse.
Öktem: 1. Güçlü. 2. Onurlu.
Ökten: 1. Akıllı, bilgili.2. Kahraman, cesur.
Ömer: 1. Yaşama, yaşayış, hayat, canlılık. 2. İkinci halife.
Ömür: Yaşama, yaşayış, hayat.
Ömürcan: Uzun ömürlü.
Önal: Üstün gel, başta ol anlamında kullanılan bir ad.
Önay: Ocak ayında doğan.
Öncü: 1. Kılavuz, rehber. 2. Önder. 3. Yeni bir görüş ve akım başlatan kimse.
Önder: 1. Bir topluluğa başkanlık eden kimse. 2. Önde giden, yol gösteren, kılavuz.
Önel: Bir işin tamamlanması için verilen süre, vade, mühlet.
Önen: Hak, adalet.
Öner: Önde gelen, başta gelen kimse.
Öney: Önde olan, önde gelen, üstün.
Önol: Başta gel, önde ol anlamında kullanılan bir ad.
Örsan: Yüce adı olan.
Örsel: Sel gibi çağlayan değerli kimse.
Övgü: Birini ya da bir şeyi övmek için söylenen söz veya yazılan yazı.
Övül: Başarılarınla, iyi niteliklerinle kendini beğendir, övgü kazan anlamında kullanılan bir ad.
Övünç: Övünmeye yol açan, övünülecek şey.
Öymen: Evcimen, evine bağlı kimse.
Özal: Özünü al, gerçeğini al anlamında kullanılan bir ad.
Özalp: Özünde yiğit olan kimse.
Özay: Özü ay gibi temiz, parlak, aydınlık olan kimse.
Özbay: Gerçekten zengin olan kimse.
Özbek: 1. Güçlü, cesur, korkusuz kimse. 2. Orta Asya’da yaşayan bir Türk boyu ve bu boydan gelen kimse.
Özbey: Gerçekten bey olan kimse.
Özbilge: Gerçekten bilgili olan kimse.
Özcan: Gerçekten dost olan kimse.
Özdemir: Özü demir gibi güçlü olan kimse.
Özden: 1. Özle, öz varlıkla, gerçekle ilgili. 2.İçten, candan, samimi.
Özer: Yiğit, doğru kimse.
Özen: 1.Bir işin elden geldiğince iyi olması için gösterilen çaba, itina, ihtimam.
Özgü: 1. Kutsal. 2. Özellikle birine veya bir şeye ait olan
Özgün: 1. Nitelikleri bakımından benzerlerinden ayrı ve üstün olan. 2. Yalnız kendine özgü bir nitelik taşıyan.
Özgür: 1. Kendi kendine hareket etme, davranma, karar verme gücü olan. 2. Tutuklu olmayan, hür. 3. Başkasının kölesi olmayan. 4. Bağımsız.
Özhan: Hükümdar soyundan gelen kimse.
Özkan: Temiz ve asil soydan gelen kimse.
Özmen: Özü sağlam, iyi kişilikli kimse.
Öztan: Gerçek aydınlık.
P
P Harfi
Pakalın: Dürüst, doğru, iyi tanınmış kimse.
Paker: Temiz, dürüst, iyi kimse.
Pamir: Orta Asya’da Tacikistan, Çin, Sincan Uygur Özerk sınırında bulunan lalenin ana vatanı olan ve Himalaya Dağlarının kuzey silsilelerini teşki eden sıra dağların adı.
Pars: Kedigillerden, genellikle Asya ve Afrika'nın sıcak bölgelerinde yaşayan, postu benekli, bazen de düz siyah, çevik, yırtıcı, etçil, memeli hayvan, leopar, panter.
Paşa: Osmanlı Devleti zamanında yüksek sivil memurlara ve albaydan üstün rütbede bulunan askerlere verilen unvan.
Payam: Badem.
Payidar: 1. Saygın, rütbeli. 2. Kalıcı.
Payiz: Güz, sonbahar. Yaşlılık.
Pekcan: 1. Sağlam, dayanıklı, güçlü. 2. Acılara ve sıkıntılara karşı dayanıklı.
Peker: 1. Sert+er, sert erkek. 2. Güçlü kimse. 3. Gözüpek, cesur yapılı.
Pekin: Üzerinde kuşku duyulmayan, kesinlikle bilinen, kesin.
Pertev: Işık, parlaklık.
Perver: Büyüten, yetiştiren, besleyen, koruyan, eğiten.
Peyami: 1. Çok içten ve doğru kimse. 2. Bilgi Veren, Toplayan. 3. Haberi olan, bilgili. 4. Haberle, bilgi ile ilgili. 5. Haber veren.
Peyda: Belli, açık, peydah.
Peyman: Yemin, ant.
Pir: Herhangi bir konuda, bir meslekte deneyim kazanmış, eskimiş kimse, guru.
Polat: 1. Çelik. 2. Güç, kuvvet.
Poyraz: 1. Kuzeydoğudan esen soğuk rüzgâr. 2. Kuzey yönü.
Pusat: 1. Araç. 2. Silah, zırh vb. savaş aracı.
R
R Harfi
Raci: 1. Yalvaran, rica eden. 2. Umutlu, umut veren.
Rafet: Acıma, esirgeme, merhamet etme.
Rahim: 1. Esirgeyen, acıyan, koruyan, merhametli. 2. Tanrı´nın adlarından.
Rahman: 1. Ayrım gözetmeksizin tüm canlılara merhamet eden, koruyan. 2. Tanrı’nın adlarından.
Raki: Namazda eğilen, rüku’ eden.
Ramazan: 1. Arabi ayların dokuzuncusu, oruç tutulan ay. 2. Bu ayda doğanlara verilen ad.
Rami: Ok, mermi vb. atan, kimse.
Ramiz: 1. Akıllı, zeki. 2. İşaretlerle, simgelerle gösteren.
Rasih: 1. Köklü, kök salan 2. Bilgisi çok geniş olan.
Rasim: Resim yapan, çizgi çizen kimse.
Raşit: Akıllı, doğru yola giden.
Rauf: 1. Esirgeyen, acıyan, çok merhametli. 2. Tanrı adlarından.
Recai: İsteyen, rica eden, yalvaran.
Recep: 1. Gösterişli, heybetli. 2. Arabi ayların yedincisi ve kutsal sayılan üç aylardan birincisi.
Refik: 1. Arkadaş, yoldaş. 2. Koca, eş. 3. Yardımcı.
Reha: 1. Kurtulma, kurtuluş. 2. Ar. Bolluk, genişlik, varlık.
Reis: Baş, başkan.
Remzi: İşaretle, simgeyle ilgili, simgeli, simgesel.
Renas: Yol bilen.
Resul: 1. Elçi. 2. Peygamber.
Reşat: Doğru yolda yürüme, Hak yolunda ilerleme.
Reva: Yakışır, yerinde, uygun.
Revan: Kız: 1. Yürüyen, giden, akan. 2. Ruh, can. Erkek: 1. Doğru yolu tutan. 2. İyi hareket eden, akıllı. 3. Ergin.
Rezzak: Abdürrezzak adının kısaltılmış biçimi.
Rıdvan: 1. Razı olma, hoşnutluk, memnuniyet. 2. Cennetin kapıcısı olan büyük melek.
Rıfat: Yükseklik, yücelik, büyüklük.
Rıfkı: Yumuşak huylu, yavaş, ağır kimse.
Rıza: Hoşnutluk, memnuniyet.
Ruhi: Ruhsal, ruhla ilgili.
Rüçhan: 1. Üstünlük, üstün olma. 2. Üstün tutma.
Rüstem: 1. Yiğit, kahraman. 2. İran'ın efsanevi ünlü pehlivanı ve savaşçısı.
Rüştü: 1. Doğru yolda olan kimse. 2. Akıllı, ergin.
Rüzgar: 1. Zaman, devir. 2. Dünya. 3. Yel.
SŞ
S Harfi
Saadettin: 1. Dinin mutluluğu. 2. Dini uğurlu, kutlu kılan.
Sabahattin: Dinin güzelliği.
Sabri: Sabırlı, sabreden.
Sacit: Secde eden, alnını yere koyan.
Sadık: İçten bağlı, doğru, gerçek dost.
Sadri: Göğüsle ilgili, göğse ait.
Sadullah: Tanrının kutlu, talihli kıldığı kimse.
Sadun: Mübarek, kutlu, uğurlu.
Safa: 1. Gönül rahatlığı, rahatlık, kaygısız ve sakin olma. 2. Eğlence, zevk, neşe.
Saffet: Saflık, temizlik, arılık.
Sahir: 1. Geceleri uyumayan, uykusuz. 2. Büyücü.
Saim: Oruç tutan, oruçlu.
Sakıp: 1. Parlak, ışıklı. 2. Delen, delik açan.
Sakman: 1. Uyanık, akıllı kimse. 2. Sessiz, sakin kimse.
Salah: 1. Düzelme, iyileşme, iyilik. 2. Barış. 3. Dine olan bağlılık.
Saldıray: Düşmanı iyi gözle ve hemen saldır.
Salih: 1. Elverişli, iyi, uygun, yakışır. 2. Yetkisi, hakkı olan. 3. Dinin buyruklarına uygun harekette bulunan.
Salim: 1. Sağ, salim, sağlıklı. 2. Eksiksiz, kusursuz. 3. Korkusuz, emin.
Salman: Başıboş, serbest, özgür.
Samet: 1. Çok yüksek, ulu. 2. Kimseye ve hiçbir şeye muhtaç olmayan anlamında Tanrı adı.
Sami: Yüksek, yüce.
Samih: Cömert, eli açık.
Samim: Öz, asıl, iç, gönül.
Sanay: Ay gibi güzel, ayı anımsatacak kadar güzel.
Sancak: Alay bayrağı.
Sancar: 1. Kısa kama. 2. Saplayan, batıran, yenen.
Saner: Ünlü, tanınmış kimse.
Sargın: 1. Candan, içten, yürekten. 2. Çekici, cazibeli. 3. Kapalı, puslu hava. 4. İstekli, hevesli.
Sarp: 1. Çetin, sert, şiddetli. 2. Dik, çıkılması ve geçilmesi güç.
Sarper: Sert, güçlü erkek.
Savaş: 1. Silahlı çatışma. 2. Uğraşma, kavga, mücadele.
Saygın: Saygı gören, sayılan, hatırlı.
Seçen: İyiyi kötüden, güzeli çirkinden ayıran kimse.
Seçkin: Benzerleri arasında niteliklerinin yüksekliğiyle göze çarpan, üstün, seçilen.
Sedat: 1. Doğruluk, hatasızlık. 2. Doğru ve haklı şey.
Sefa: 1. Gönül rahatlığı, rahatlık, kaygısız ve sakin olma. 2. Eğlence, zevk, neşe.
Sefer: 1. Yolculuk. 2. Savaş.
Selahattin: Dinine bağlı kimse.
Selâmi: İyilik, barış ve rahatlıkla ilgili.
Selçuk: Güzel konuşma yeteneği olan, uz dilli.
Selek: 1. Eli açık, cömert. 2. Düzensiz, savruk.
Selim: Sağlam, kusursuz, doğru.
Selman: Barış içinde bulunma, huzur, erinç.
Semi: İşiten, işitme kuvveti olan.
Semih: Cömert, eli açık.
Semin: Çok değerli.
Serbay: Önder, lider, başta gelen.
Sercan: Sevgili, sevilen.
Serçin: 1. Seçme, seçkin olan. 2. Mekiğin parçalarından her biri.
Serdar: Askerin başı, kumandan, komutan.
Sergen: 1. Raf. 2. Vitrin. 3. Tepelerdeki düzlük yerler. 4. Yorgun, perişan.
Serhan: Baş kağan, baş hükümdar.
Serhat: Sınır, hudut.
Serkan: Asil bir soydan gelen kimse.
Serkut: Mutlu, talihli, kutlu insan.
Sertaç: Baş tacı, çok sevilen, sayılan kimse.
Sertuğ: Padişahların ve vezirlerin başlarına taktıkları başlıkların ön tarafında bulunan tüy veya püskül biçimindeki süs.
Server: Baş, başkan, reis, ulu.
Servet: Zenginlik, varlık.
Settar: 1. Örten. 2. Ayıplan örten, bağışlayan anlamında Tanrı adı.
Seva: Beraber olma. Beraberlik. Denk. Eşitlik.
Seyfettin: Dinin kılıcı, dinin askeri.
Seyfi: 1. Kılıçla ilgili, askerliğe ait. 2. Kılıç biçiminde. 3. Asker zümresi.
Seyfullah: Allah'ın kılıcı, askeri.
Seyit: 1. Bir topluluğun ileri gelen kişisi. 2. Hz. Muhammed´in soyundan olan kimse.
Seymen: Seğmen
Seyyid: 1.Efendi. 2.Bir topluluğun ileri gelen kişisi. 3.Hz. Muhammed´in (s.a.v) soyundan olan kimse. Temiz ve fazilet sâhibi Müslüman zât.
Sezai: Uygun, yaraşır, münasip.
Sezek: Duygulu, hassas, anlayışlı.
Sezer: Duygulu, hisli, anlayışlı.
Sezgen: Sezgili, hisseden, duyan.
Sezgin: Sezme yeteneği olan, duygulu, anlayışlı.
Sezmen: Sezen, anlayan kimse.
Sıddık: Hiç yalan söylemeyen, doğru konuşan, sözünün eri.
Sıtkı: İçi, yüreği temiz, doğru kimse.
Simavi: Yüz, çehre, beniz ile ilgili.
Sinan: Mızrak, süngü.
Somer: Doğru ve güçlü kimse.
Sonat: Bir veya iki çalgı için yazılmış, üç veya dört bölümden oluşan müzik yapıtı.
Soner: Son doğan erkek çocuk.
Songur: 1. Şahin. 2. Ağır, hantal.
Soydan: Soylu bir aileden gelen, soylu.
Soykan: Asil, soylu kimse.
Soylu: İyi tanınmış, köklü bir aileden gelen kimse.
Soysal: Soyun genişlesin, yayılsın anlamında kullanılan bir ad.
Sökmen: 1. Yiğitlere verilen san. 2. Selçuklulara bağlı Hasankeyf Artuklu Beyliği'nin kurucusunun adı.
Sözen: Güzel konuşan, söylev veren, hatip.
Sözer: Sözünde duran kimse.
Suavi: Herkesin işine koşan, yardım eden.
Sunal: Sunma, sunuş ile ilgili.
Sunar: Saygılı bir biçimde verir, takdim eder anlamında kullanılan bir ad.
Sunay: Ay gibi parlak olan, parıltı veren.
Süha: Büyükayı yıldız kümesinden en küçük yıldız.
Süheyl: Güney yarımküresinde yer alan parlak yıldız.
Süleyman: 1. Huzur, sükûn.2. Kur’an-ı Kerim'de adı geçen peygamberlerden biri.
Ş Harfi
Şadi: Memnunluk, sevinç, gönül ferahlığı.
Şafak: Güneş doğmadan az önce beliren aydınlık.
Şahan: Şahin
Şahap: 1. Kıvılcım. 2. Akan yıldız. 3. Cesur, yürekli kimse.
Şahin: Oldukça büyük boylu, yırtıcı kuş.
Şair: Şiir yazan kimse, ozan.
Şakir: Şükreden, durumundan memnun olan kimse.
Şan: Ün, nam, şöhret.
Şanal: "Adın duyulsun, ünlü, şanlı bir insan ol” anlamında kullanılan bir ad.
Şanlı: Ünlü, tanınmış kimse.
Şansal: "İyi niteliklerinle ün kazan, şanın yayılsın" anlamında kullanılan bir ad.
Şems: Güneş.
Şemsettin: Dinin güneşi, dinin insanlara verdiği aydınlık.
Şemsi: Güneşle ilgili, güneşe özgü.
Şen: Neşeli, sevinçli.
Şenkal: "Her zaman neşeli kal" anlamında kullanılan bir ad.
Şenol: "Her zaman neşeli mutlu ol" anlamında kullanılan bir ad.
Şeref: Büyüklük, ululuk, üstünlük.
Şevket: Büyüklük, heybet.
Şevki: Şevkli, neşeli, istekli.
Şinasi: Tanımaya, anlamaya özgü, tanımak, bilmekle ilgili.
Şuayp: 1. Cemaat, kabile. 2. Kızıldeniz’den çıkarılan taşlar. 3. Medyen halkına Tanrı tarafından gönderilmiş bir peygamber.
T
T Harfi
Tacettin: Dinin tacı.
Taci: Taç takınmış kimse.
Taha: Kur´an-ı Kerim'in yirminci surenin adı.
Tahsin: 1. Beğenme, alkışlama. 2. Güzelleştirme.
Talat: 1. Yüz, surat, çehre. 2. Güzellik.
Talay: 1. Deniz, büyük nehir. 2. Çok, fazla.
Talha: Zamk ağacı.
Talip: İsteyen, istekli.
Talu: 1. Seçkin, seçilmiş, güzel. 2. İki kürek kemiği arası.
Tamar: 1. Canlı varlıklarda kan dolaşımına yarayan kanal. 2. Yer altında belli bir maden alanı. 3. Huy, yaradılış. 4. Tür.
Tamay: Ayın bütün durumu, dolunay.
Tamer: Tümüyle nitelikli kişi.
Tan: 1. Güneş doğmadan önceki alaca karanlık, şafak vakti. 2. Sabah akşam esen serin rüzgâr.
Tanalp: Şafak gibi aydınlık yiğit.
Tanaltan: Şafak gibi aydınlık hükümdar.
Tanay: Şafak gibi aydınlık insan.
Tanberk: Şafak gibi aydınlık, güçlü insan.
Taner: Şafak vakti gibi aydınlık, güçlü kimse.
Tanfer: Şafak vakti gibi aydınlık, güçlü kimse.
Tanju: Türk hükümdarlarına Çinliler tarafından verilen san.
Tankut: Şafak vakti gibi parlak, mutlu kimse.
Tansel: Şafak seli, ışık seli.
Tansu: Şafağın aydınlattığı su gibi parlak ve temiz olan.
Tanyel: Şafak vakti esen rüzgâr.
Tardu: Armağan, hediye.
Tarhan: 1. İslâmlıktan önce verilmiş vekil, vezir, bey gibi san. 2. Ayrıcalıklı, saygın kişi.
Tarık: Sabah yıldızı, Venüs.
Tarkan: 1. İslâmlıktan önce verilmiş vekil, vezir, bey gibi san. 2. Ayrıcalıklı, saygın kişi.
Taşkın: 1. Coşkulu, coşkun. 2. Su baskını.
Tayfun: Çin Denizi'nde ve Hint Denizi'nde görülen güçlü kasırga.
Tayfur: Küçük bir kuş türü.
Taykut: Kutlu, uğurlu çocuk.
Taylan: 1. İnce, kibar, güzel, uzun ve düzgün boylu. 2. Çok yağmur yağmasına karşın işlenebilir durumdaki toprak.
(:::): 1. İyi, güzel, hoş. 2. Çok temiz.
Tekay: Eşsiz ay.
Tekcan: Çok değerli, eşsiz kimse.
Tekçe: 1. Bir topluluk oluşturan şeylerin her biri. 2. Tek başına, yalnız. 3. Yegâne, eşsiz, benzersiz.
Tekin: 1. Tek, eşsiz. 2. Uyanık, tetikte. 3. Uslu. 4. Şehzade, prens. 5. Uğurlu.
Temel: 1. Bir şeyin gelişimi için ilk ögeler. 2. En önemli, belli başlı, ana, esas. 3. Dayanıklı. 4. Bir yapının sağlam dayanak buluncaya kadar toprak içinde aşağıya doğru uzatılan dip duvarları.
Teoman: Hun İmparatoru Mete´nin babası.
Tercan: 1. Genç, taze, körpe. 2. Kırmızı buğday.
Terlan: Sarı renkli, büyük pençeli, kartala benzeyen bir kuş.
Tevfik: 1. Uydurma, uygun düşürme. 2. Başarıya ulaştırma. 3. Tanrı'nın yardımına kavuşma.
Tibet: Çin´in batısında özerk bir bölge.
Timuçin: Katı, sağlam demir.
Timur: Demir.
Toker: Gözü tok kimse.
Tolay: Topluluk, cemiyet.
Tolga: Miğfer.
Tonguç: 1. En büyük çocuk. 2. Bir tür kuş, baykuş.
Toprak: 1. Yer kabuğunun canlılara yaşama ortamı sağlayan yüzey bölümü. 2. Ülke, memleket. 3. İşlenmiş arazi.
Toygar: Turgay.
Tufan: 1. Nuh Peygamber zamanında yağan ve bütün dünyayı su altında bırakan şiddetli yağmur. 2. Şiddetli yağmur.
Tugay: Alayla tümen arasındaki askerî birlik.
Tuğra: Osmanlı padişahlarının imza yerine kullandıkları, özel bir biçimi olan sembolleşmiş işaret.
Tuğrul: Yırtıcı bir kuş.
Tulga: Savaşçıların başlarına giydikleri demir başlık.
Tumay: Sessiz, sakin.
Tuna: 1. Çok, bol. 2. Yavru. 3. Görkemli, gösterişli.
Tunay: 1. Sessiz, sakin. 2. Gece görünen aydınlık.
Tunca: Balkan yarımadasında Meriç ırmağının kolu.
Tuncay: Tunç renginde ay.
Tuncer: Tunç gibi güçlü kimse.
Tunç: Koyu kızıl renkte olan, bakır, çinko ve kalay alaşımı, bronz.
Turab: 1. Toprağın babası. 2. Arapça tamlama. 3. Hz. Ali'nin lakaplarından biri.
Turan: 1. Turancıların dünyadaki bütün Türkleri birleştirerek kurmayı amaçladıkları ülkenin adı.2. Türklerin Orta Asya'daki en eski yurtları.
Turgay: Boz renkli, küçük, ötücü, tarlalarda yuva yapan bir tür serçe, toygar.
Turgut: Konut, oturulacak yer.
Turhan: 1. Soylu ve seçkin kimse. 2. Eski Türklerde vergi ödemeyen, hükümdar huzuruna izinsiz girebilen, saygın kişi.
Tunga: 1. Görkemli, kuvvetli, muazzam. 2. Yiğit, kahraman. 3. Rütbe, unvan.4. Bir tür kaplan.
Tümcan: Gerçekten dost olan kimse.
Tümer: Tam erkek, yiğit.
Türabi: Topraktan yaratılmış.
Türe: 1. Görenek, gelenek, töre. 2. Subay, komutan. 3. Hak ve hukuka uygunluk, adalet.
Türkay: Ay gibi parlak, aydınlık Türk.
Türker: Yiğit Türk.
Tüzün: Yumuşak huylu, sakin, soylu, asil kimse.
UÜ
U Harfi
Uçar: Uçan, uçucu.
Uçay: Son ay.
Uçkan: Çok uçan, uçucu.
Ufuk: 1. Düz arazide veya açık denizde gökle yerin birleşir gibi göründüğü yer. 2. Anlayış, kavrayış, görüş, düşünce gücü. 3. Çevre, dolay.
Uğraş: Bir güçlüğü yenmek için gösterilen sürekli çaba, mücadele.
Uğur: 1. Bazı olaylarda görülen ve insana iyilik getirdiğine inanılan belirti veya bazı nesnelerde var olduğuna inanılan iyilik kaynağı.2. Bu nitelikte olduğuna inanılan şey.3. İyilik, şans, talih, baht. 4. Fırsat, tesadüf.
Uğuralp: Uğurlu yiğit.
Uğurcan: Uğurlu, hayırlı kimse.
Uğut: 1. Baygın, kendinden geçmiş. 2. Renksiz, solgun. 3. Kuru. 4. Yağmuru bol yılların buğdayı.
Ulaç: 1. Bağlayan, bağlayıcı. 2. Sınır.
Ulaş: Amacına ermiş, isteğine kavuşmuş kimse.
Ulu: 1. Erdemleri bakımından çok büyük, yüce. 2. Zengin.3. Saygın.
Ulualp: Çok erdemli, yüce yiğit.
Ulubay: Yüce, saygın, erdemli kişi.
Ulubek: Erdemli, saygın bey.
Uluberk: Erdemli, saygın, güçlü kimse.
Ulubey: Yüce, saygın, değerli bey.
Uluç: Yüce, saygın kimse.
Uluğ: Ulu.
Uluhan: Büyük, saygın hükümdar.
Ulus: 1. Millet, halk, insan topluluğu. 2. Göçebe. 3. Oba, aşiret kavim.
Ulun: 1. Büyük, ulu. 2. Temrensiz ok. 3. Buğday, arpa kökü.
Umur: Görgü, bilgi, deneyim.
Umut: Ummaktan doğan güven duygusu, ümit.
Unan: 1. Sadakat, bağlılık. 2. Hak.
Unat: 1. Doğru yol tutan. 2. Akıllı. 3. Ergin.
Ural: Kale, şehir, kent al, ele geçir" anlamında kullanılan bir ad.
Uras: Talih, şans.
Uraz: Talih, şans.
Uruç: Yukarı çıkma, yükselme, ağma.
Usbay: Akıllı, saygın kişi.
Uslu: Akıllı, zeki, uysal, sakin kimse.
Utkan: 1. Zafer kazanmış, muzaffer. 2. Şerefli, onurlu soydan gelen.
Utku: Üstünlük, zafer.
Uygar: Kültürlü, eğitimli, görgü kurallarına uyan, medeni kimse.
Uygur: Uygar, medeni.
Uzay: Bütün varlıkların içinde bulunduğu sonsuz boşluk.
Uzel: Usta, becerikli kişi.
Ü Harfi
Ülfer: Büyük su, ırmak.
Ülgener: Yüce, ulu kimse.
Ülger: 1. Şeftali, kumaş vb.ndeki ince tüy. 2. Vecize.
Ülkümen: Ülküsü olan, bir ülküye bağlı olan kimse.
Ümit: Umut
Ümitalp: Ümit: Ummaktan doğan güven duygusu, ümit. Alp: 1. Yiğit, kahraman, cesur, bahadır kimse. 2. Eski Türklerde kullanılan bir unvan.
Ümitcan: Ümit: Ummaktan doğan güven duygusu, ümit. Can: 1. Ruh. 2. Güç, dirilik. 3. İnsanın kendi varlığı, özü. 4. Gönül. 5. Çok içten, sevimli, şirin kimse.
Ün: 1. Yüksek ses, ses. 2. Şöhret, şan.
Ünal: "Adın duyulsun, tanın, ün kazan" anlamında kullanılan bir ad.
Ünalan: Ün-alan. Adı duyulmuş, ün kazanmış.
Ünalp: Tanınmış, ünlü yiğit.
Üner: Tanınmış, ünlü kimse.
Ünkan: Tanınmış soydan gelen kimse.
Ünsal: "Adın duyulsun, ünlen" anlamında kullanılan bir ad.
Ünsan: Adını duyuran, ünlü.
Ünsay: Ünlen, adın duyulsun anlamında kullanılan bir ad.
Ünver: "Ünlen, tanınmış bir insan ol" anlamında kullanılan bir ad.
Ürkmez: Korkmaz, yılmaz.
Üstün: 1. Benzerlerine göre daha yüksek bir düzeyde olan, onları geride bırakan. 2. Yenen, galip gelen. 3. Sayıca çok, fazla.
Üstüner: Seçkin, başarılı kimse.
Üveys: Kurt, küçük kurt.
Üzeyir: Kutsal kitaplarda geçen bir ad.
V
V Harfi
Vaha: Çöllerin su bulunan kesimlerinde oluşan bitkili alan.
Vahap: Bağışlayan, ihsan eden.
Vahdet: Bir olma, tek olma, birlik, teklik.
Vakkas: Savaşçı, okçu.
Varan: Işımakta olan sabah vakti, sabahın erken vakti, tan vakti. 2. Yer yuvarlağının uydusu olan gök cismi.
Varlık: 1. Zenginlik, para, mal mülk. 2. Önemli, yararlı, değerli. 3. Yaşam, hayat. 4. Var olan her şey.
Varol: "Yaşa, uzun ve sağlıklı bir yaşamın olsun" anlamında kullanılan bir ad.
Vargın: Ulaşan, isteğine erişen.
Vasfi: Nitelikli.
Vassaf: Niteliklerini bildirerek anlatan veya öven.
Vecdi: Coşkunlukla ilgili, coşkunlukla oluşan.
Vecihi: Güzellik, hoşlukla ilgili.
Vedat: Sevgi, dostluk.
Vefa: 1. Sözünde durma, dostluğu sürdürme. 2. Sevgi bağlılığı.
Vefik: Arkadaş, yoldaş, aynı fikirde olan.
Vehbi: Tanrı bağışı olan.
Veli: 1. Sahip. 2. Ermiş, eren. 3. Bir çocuğun her türlü durumundan sorumlu olan kimse.
Velit: 1. Yeni doğmuş çocuk. 2. Kul, köle. 3. Erkek çocuk.
Vesim: Güzel yüzlü.
Visam: Damga, nişan.
Volga: Rusça: Avrupa’nın en uzun nehri, Volga nehri yada İdil nehri. Fince: Beyaz, ak sular, beyaz nehir.
Volkan: Yanardağ.
Vural: "Vur ve al" anlamında kullanılan bir ad.
Vurgun: Birine tutkun, âşık.
Y
Y Harfi
Yağız: 1. Esmer. 2. Doru. 3. Yiğit. 4. Bakımlı hayvan.
Yağızer: Esmer kimse.
Yahya: "Tanrı lütufkârdır" anlamında bir söz.
Yakup: 1. Erkek keklik. 2. İbr. Takip eden, izleyen.
Yakut: Pembe veya kırmızı renkte değerli bir süs taşı.
Yalazan: Şimşek.
Yalçın: 1. Dik, sarp. 2. Düz, kaygan. 3. Parlak, cilalı.
Yalım: 1. Alev, ateş. 2. Kılıç, bıçak vb.nin kesici yüzü. 3. Kaya. 4. Sarp yer, uçurum. 5. Şimşek. 6. Kuvvet, kudret. 7. Orun, derece. 8. Çalım, gurur; onur.
Yalın: 1. Gösterişsiz, süssüz, sade. 2. Alev, ateş. 3. Taş, büyük kaya. 4. Çıplak, örtüsüz.
Yalkın: 1. Serap, ılgın. 2. Alev.
Yamaç: 1. Dağın veya tepenin herhangi bir yanı. 2. Karşı. 3. Yan, yakın.
Yaman: 1. Kötü, korkulan, şiddetli. 2. Cesur, güçlü. 3. Kurnaz, becerikli.
Yankı: Sesin bir yere çarpıp geri dönmesiyle duyulan ikinci ses, ses yansıması.
Yarkın: 1. Şimşek, ışık 2. Işıklı.
Yasa: Kanun, düzen, töre.
Yaser: Bolluk, varlık, zenginlik, varsıllık.
Yasin: Kur'an surelerinden biri.
Yaşar: 1. Doğan çocuğun uzun ömürlü olması dileğiyle konulan bir ad.2. Yaşında.
Yaver: Yardımcı.
Yavuz: 1. İyi, güzel. 2. Mert, cesur. 3. Becerikli, hamarat. 4. Yumuşak huylu.
Yekta: Tek, eşsiz, benzersiz.
Yelit: Eksiltme, azaltma.
Yenal: Amacına ulaşan kimse.
Yener: Üstün gelen, kazanan.
Yıldır: Parlak, parlayan, ışıklı, ışık.
Yıldıray: Parlak, ışık saçan ay.
Yıldırım: 1. Gök gürültüsü ve şimşekle görülen, hava ile yer arasındaki elektrik boşalması. 2. Çok hızlı, canlı.
Yılmaz: Yılmayan, bıkmayan, azimli, sebatlı.
Yiğit : 1. Güçlü, yürekli, kahraman, alp. 2. Delikanlı, genç erkek. 3. Gözü pek, düşüncelerini açıkça söylemekten çekinmeyen kimse.
Yiğitalp: Yiğit: 1. Güçlü, yürekli, kahraman, alp. 2. Delikanlı, genç erkek. 3. Gözü pek, düşüncelerini açıkça söylemekten çekinmeyen kimse. Alp: 1. Yiğit, kahraman, cesur, bahadır kimse. 2. Eski Türklerde kullanılan bir unvan.
Yiğitefe: Yiğit: 1. Güçlü, yürekli, kahraman, alp. 2. Delikanlı, genç erkek. 3. Gözü pek, düşüncelerini açıkça söylemekten çekinmeyen kimse. Efe: 1. Batı Anadolu köy yiğidi. 2. Ağabey.3. Kabadayı.
Yiğiter: Güçlü, korkusuz, kahraman kimse.
Yolaç: Yol gösteren, kılavuz.
Yoldaş: 1. Arkadaş, dost, yol arkadaşı. 2. Ortak bir görüşü benimseyenlerden her biri.
Yordam: 1. Kılavuz, rehber. 2. Beceri, yatkınlık. 3. Gelenek, görenek. 4. Anlayış, yerinde davranış. 5. Kural, yöntem, düzen.
Yöntem: 1. Yol, tarz, metot. 2. Yetenek. 3. Uygun, kolay.
Yunus: Ilık ve sıcak denizlerde yaşayan etçil memeli hayvan.
Yusuf: 1. İnleyen, ah eden. 2. İnilti.
Yumlu: 1. Uğurlu, kutlu. 2. Kutsal, mübarek.
Yurdal: "Kendine yurt edin" anlamında kullanılan bir ad.
Yurtman: Yurdunu çok seven kimse.
Yurttaş: Yurtları veya yurt duyguları aynı olanlardan her biri.
Yüceer: Yüksek, büyük, ulu kimse.
Yücel: "Yüksel, yüce bir duruma gel, başarı kazan, ilerle" anlamında kullanılan br ad.
Yücelten: Dürüst, doğru, namuslu, suçsuz kimse.
Yüksel: "Yükseklere çık, yücel, başarı kazan, ilerle" anlamında kullanılan bir ad.
Yüzüak: Dürüst, doğru, namuslu, suçsuz kimse.
Z
Z Harfi
Zade: 1. Evlat, oğul. 2. Dürüst, doğru adam.
Zafer: 1. Amaca ulaşma, başarı. 2. Düşmanı yenme, üstün gelme, utku.
Zahir: 1. Parlak, açık, belli. 2. Dış görünüş, dış yüz. 3. Coşmuş, taşkın.
Zahit: Dinin buyruklarını yerine getiren, haramdan kaçınan kimse, sofu.
Zaik: Tadıcı, tadan, tat alan.
Zakir: Zikreden, anan.
Zamir: 1. İç, iç yüz. 2. Yürek, vicdan. 3. Gönülde gizli olan sır. 4. Adın yerini tutan sözcük.
Zekai: Zekâyla ilgili, zekâya ait.
Zekeriya: Erkek.
Zeki: Anlayışlı, kavrayışlı, zekâ sahibi.
Zeycan: Candan, cana yakın.
Zeynel: Zeynelabidin.
Zeynelabidin: İbadet edenlerin süsü.
Zihni: Zihinle, akılla ilgili.
Zikri: Anma ile ilgili.
Zinnur: Nurlu, ışıklı, aydınlık.
Zirve: Doruk, bir şeyin en yüksek noktası, tepesi.
Ziver: Süs, bezek.
Ziya: Işık, aydınlık.
Zobu: 1. İri yarı, kalın, kaba. 2. Delikanlı. 3. Zor, sıkıntılı. 4. Eski vezir konaklarındaki hizmetli.
Zorlu: 1. Güzel, çok güzel, iyi. 2. Yakışıklı. 3. Güçlü, dayanıklı. 4. Sert, keskin. 5. Yürekli, cesur. 6. Girgin, girişken.
Zuhur: Görünme, meydana çıkma, baş gösterme.
Zuhuri: Orta Oyunu'nda komik rolü yapan kimse.
Zübeyr: Yazılı küçük şey.
Zühtü: Her türlü zevke karşı koyarak kendini ibadete veren.
Zülfikar: İki parçalı.
Zülkarneyn: İki boynuzlu.
Zümer: 1. Zümreler, gruplar. 2. Kur’an-ı Kerim’in 39. süresi.
Türkçe de ki Zıt (Karşıt) Anlamlı Kelimeler
Türkçe kelimelerde birçok zıt veya eş anlamlı sözler bulunmaktadır. Bugün sizler için zıt anlamı olan sözleri derlemeye çalışacağız. Öncelikle zıt anlam nedir onunla başlayalım. Karşıt kavramları karşılayan, birbirleriyle çelişen anlamlar içeren sözcüklere “zıt anlamlı sözcükler” denir. Eş anlamlar ise; farklı kelimelerin aynı anlama gelmesine denir.
Zıt anlamlı kelimeler yerine karşıt anlamlı kelimeler de denilebilmektedir. Ayrıca Kelimeler arasındaki karşıtlık cümledeki kullanıma göre değişir. Örneğin; “doğru” kelimesinin zıt anlamlısı bir cümlede “eğri” olurken, diğerinde “yanlış” olabilir. Zıt anlamlı sözcükler genellikle nitelik veya nicelik bildiren sözcüklerde yani sıfat ve zarf özelliğindeki sözcüklerde bulunur.
ZIT ANLAMLI KELİMELER NEDİR?
Zıt anlamlı kelimeler; anlamca birbirinin karşıtı olan, birbiriyle çelişen kelimelere denir. Birbiriyle çelişen özellikler barındırırlar. Yani bir kelimenin zıt anlamlısı, o kelimenin tam olarak tersini ifade etmektedir. Her kelimenin zıt anlamı da yoktur. Fiillerin ve bazı sıfatların olumlu-olumsuz biçimleri zıtlık oluşturmaz. Bu durumda zıt anlamı olmayan kelimeleri yakın anlamlı kelimeler ile ifade etmek mümkün olmaktadır. Bir kelimesinin zıt anlamlısı ne demek? Sorusunun yanıtı için sizlere örnekler hazırladık.
ZIT ANLAMLI KELİMELER NELERDİR?
Zıt anlamlı sözcükler, bir kelimenin karşıt anlamı olduğundan bahsetmiştik. Konuyu daha iyi anlayabilmeniz için sizlere en çok kullanılan zıt anlamlı kelimeler listesini hazırladık.
ZIT ANLAM VE OLUMSUZ ANLAM AYNI MI?
Konuyla ilgili en çok karıştırılan husus zıt anlam ve olumsuz anlam kavramlarıdır. Ancak bir şeyin olumsuzu onun zıt anlamı olduğu anlamına gelmemektedir. Örneğin, "inmek" fiilinin zıt anlamlısı "inmemek" değil "çıkmak" olacaktır. İnmemek bu eylemin zıttı değil olumsuzudur. Olumsuzluk eki olan "-ma/-me" ile yapılan fiiller zıtlık ifade etmezler.
ZIT ANLAMLI KELİMELER ÖRNEKLERİ
İşte zıt anlamlı kelimeler listesi:
Acı - Tatlı
Aç - Tok
Açmak - Kapatmak
Afacan - Uslu
Ağır - Hafif
Ağlamak - Gülmek
Ak - Kara
Akşam - Sabah
Aktif - Pasif
Alçakgönüllü - Kibirli
Alıcı - Satıcı
Alt - Üst
Aptal - Akıllı
Artı- Eksi
Ast - Üst
Aşağı - Yukarı
Aydınlık - Karanlık
Aynı - Farklı
Az - Çok
Azalmak - Çoğalmak
Barış - Savaş
Barışmak - Darılmak
Başlamak - Bitirmek
Bayat - Taze
Birinci - Sonuncu
Boş - Dolu
Bölme - Çarpma
Bulmak - Kaybetmek
Cesaret - Korkaklık
Cesur - Korkak
Ceza - Ödül
Cılız - Gürbüz
Cimri - Cömert
Çalışkan - Tembel
Çekmek - İtmek
Çıkmak - İnmek
Çıkarma - Toplama
Binmek - İnmek
Girmek - Çıkmak
Çukur - Tümsek
Dahil - Hariç
Dar - Geniş
Derin - Sığ
Dert - Derman
Diri - Ölü
Doğal - Yapay
Doğru - Yanlış
Dost - Düşman
Düz - Eğri
Düzenli - Dağınık
Eksik - Fazla
Erkek - Kadın
Erken - Geç
Esaret - Özgürlük
Evet - Hayır
Galip - Mağlup
Geçmiş - Gelecek
Gelir - Gider
Gelmek - Gitmek
Genç - İhtiyar/Yaşlı
Gerçek - Hayal
Giriş - Çıkış
Gösterişli - Sade
Güney - Kuzey
Güzel - Çirkin
Hayır - Şer
Hızlı - Yavaş
Islak/Yaş - Kuru
Issız/Tenha - Kalabalık
İç - Dış
İhracat - İthalat
İlk - Son
İlkel - Medeni
İndirim - Zam
İniş - Yokuş
İyi - Kötü
Kabul - Ret
Kâr - Zarar
Katı - Sıvı
Kolay - Zor
Masum - Suçlu
Nazik - Kaba
Neşe - Keder
Neşeli - Üzgün
Önce - Sonra
Övmek - Yermek
Öz - Üvey
Özel - Resmî
Özgür - Tutsak
Perakende - Toptan
Saf - Kurnaz
Sağ - Sol
Sağlam - Çürük
Sayısal - Sözel
Sert - Yumuşak
Sevinç - Üzüntü
Sevinmek - Üzülmek
Seyrek - Sık
Sıcak - Soğuk
Somut - Soyut
Sorun - Çözüm
Şişman - Zayıf
Taban - Tavan
Tek - Çift
Tekil - Çoğul
Uyumak - Uyanmak
Üretici - Tüketici
Üretim -Tüketim
Var - Yok
Yerli - Yabancı
Kaybetmek - Kazanmak
Biriktirmek - Harcamak
Unutmak - Hatırlamak
Almak - Vermek
Sevmek - Nefret Etmek
Kabul etmek - Reddetmek
Atmak - Yakalamak
Acıkmak - Doymak
Üretmek - Tüketmek
Dağıtmak - Toplamak
Toplamak - Çıkarmak
Çarpmak - Bölmek
Evlenmek - Boşanmak
Doldurmak - Boşaltmak
Uyutmak - Uyandırmak
Uzatmak - Kısaltmak
"Allah'ım Sevdiklerini Sevdir, Sevmediklerinden Uzak Eyle" Duası
Latince Okunuşu
Allahümme Habbib ileyne Mea Tuhibbu, ve asrif anne meala tuhibbu
Entallahüllezi yuhibbul Muhsiniyne,
Vecalnea fi zümretil muhsiniyne,
Ve eahibbena eayzan Ya ilahi.
Entallahüllezi yuhibbut Taibiyne,
Vecalnea fi zümretit Taibiyne,
Ve eahibbena eayzan Ya ilahi.
Entallahüllezi yuhibbut Tahiriyne,
Vecalnea fi zümretit Tahiriyne,
Ve eahibbena eayzan Ya ilahi.
Entallahüllezi yuhibbul Ebrar,
Vecalnea fi zümretil Ebrar,
Ve eahibbena eayzan Ya ilahi.
Entallahüllezi yuhibbul Müttagiyne,
Vecalnea fi zümretil Müttagiyne,
Ve eahibbena eayzan Ya ilahi.
Entallahüllezi yuhibbus Sabiriyne,
Vecalnea fi zümretis Sabiriyne,
Ve eahibbena eayzan Ya ilahi.
Entallahüllezi yuhibbul Mütevekkiliyne,
Vecalnea fi zümretil Mütevekkiliyne,
Ve eahibbena eayzan Ya ilahi.
Entallahüllezi yuhibbul Adale,
Vecalnea fi zümretil Adalel Ebrar,
Ve eahibbena eayzan Ya ilahi.
Entallahüllezi yuhibbul Mücahidiyne Fi Sebilillah,
Vecalnea fi zümretil Mücahidiyne Fi Sebilillah,
Ve eahibbena eayzan Ya ilahi.
Entallahüllezi yuhibbul eaz'afiyne alel Mü'minineyne, vel kaviyyai alel Kafiriyne,
Vecalnea fi zümretil eaz'afiyne alel Mü'minineyne, vel kaviyyai alel Kafiriyne,
Ve eahibbena eayzan Ya ilahi.
Entallahüllezi teagulü lil mü'miniyne: "innallahe yuhibbühüm ve yuhibbünallah",
Vecalnea fi zümretil Mü'miniyne Fi mea gal "innallahe yuhibbühüm ve yuhibbünallah",
Ve eahibbena eayzan Ya ilahi.
Entallahüllezi yuhibbullezine yü'minune Lea yeahafüne levmete laimin,
Vecalnea fi zümretil Mü'miniyne Lea yeahafüne levmete laimin,
Ve eahibbena eayzan Ya ilahi.
Allahümme Habbib ileyne Mea Tuhibbu, ve asrif anne meala tuhibbu
innallahe La yuhibbul Mu'tedyine,
Vecealne Fi Zümretil ictinabehü bil Mu'tediyne.
innallahe La yuhibbul Müfsidiyne,
Vecealne Fi Zümretil ictinabehü bil ifsad vel Müfsid vel Müfsidiyne.
innallahe La yuhibbul Fasıgıyne,
Vecealne Fi Zümretil ictinabehü bil Fıski Fücur vel Fasıgıyne.
innallahe La yuhibbul Kafiriyne,
Vecealne Fi Zümretil ictinabehü bil Küfr vel Kafiriyne.
innallahe La yuhibbuz Zalimiyne,
Vecealne Fi Zümretil ictinabehü biz Zulüm vez Zalimiyne.
innallahe La yuhibbul Mütekebbiriyne,
Vecealne Fi Zümretil ictinabehü bil Kibriyael ins vel cinne vel Mütekebbiriynel ins velcinne.
innallahe La yuhibbul Hainiyne,
Vecealne Fi Zümretil ictinabehü bil Hıyane vel Hainiyne.
innallahe La yuhibbul Gavlel Fahiş,
Vecealne Fi Zümretil ictinabehü bil Gavlel Fahiş.
innallahe La yuhibbul Müsrifune,
Vecealne Fi Zümretil ictinabehü bil israf vel Müsrifune.
Allahümme Habbib ileyne Mea Tuhibbu, ve asrif anne meala tuhibbu
Allahümme erinel hakka hakkan verzukna ittibaahu ve erinel batıla batılan verzukna ictinabehu, istecib duaena bi-hurmeti Seyyidil-beşer
Rabbena ve takabbel bi duai, Rabbenağfirli veli valideyye velil muminine yevme yekumul hisab, istecib duaena birhametike ya erhamerrahimiyn. Veselamün alel Mürseliyn, Velhamdülillahi Rabbel Alemin.
Türkçe Manası
Allah'ım Bize Senin sevdiklerini sevdir, Senin sevmediklerinden de Bizi uzak eyle.
Sen ihsan sahiplerini seven Allah'sın, Biz'i de ihsan edenler zümresine koy, ve bizi de sev Allahım
Sen tövbe edenleri seven Allah'sın, Biz'i de tövbe edenler zümresine koy, ve bizi de sev Allahım
Sen temizleri ve temizlenenleri seven Allah'sın, Biz'i de temizlenenler zümresine koy, ve bizi de sev Allahım
Sen takva sahiplerini seven Allah'sın, Bizler'i de takva sahiplerinin zümresine koy, ve bizleri de sev Allahım
Sen sakınanları seven Allah'sın, Bizler'i de sakınan takva sahiplerinin zümresine koy, ve bizleri de sev Allahım
Sen sabredenleri seven Allah'sın, Biz ler'i de sabredenler zümresine koy, ve bizleri de sev Allahım
Sen tevekkül edenleri seven Allah'sın, Biz'i de tevekkül edenler zümresine koy, ve bizleri de sev Allahım
Sen adaletli davrananları seven Allah'sın, Biz'i de adaletli olanlar zümresine koy, ve bizleri de sev Allahım
Sen kendi yolunda saf saf mücadele edenleri seven Allah'sın, Biz'i de , mücahid olanlar zümresine koy, ve bizleri de sev Allahım
Sen mü’minlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı güçlü olanlari seven Allah'sın, Biz'i de , mü’minlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı güçlü olanlar zümresine koy, ve bizleri de sev Allahım
Sen müminler'e : "Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler" Buyuran Allah'sın, Biz'i de , Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler Buyurdugun mü’minler zümresine koy, ve bizleri de sev Allahım
Sen hiçbir kınayıcının kınamasından korkmadan iman edenleri seven Allah'sın, Biz'i de , hiçbir kınayıcının kınamasından da korkmadan iman eden mü’minler zümresine koy, ve bizleri de sev Allahım
Allah'ım Bize Senin sevdiklerini sevdir, Senin sevmediklerinden de Bizi uzak eyle.
Allah, saldırganları asla sevmez, ve bizi saldırganlıktan ve saldırganlardan sakınanlar zümresine koy.
Allah, ifsad çıkaranları asla sevmez, ve bizi müfsitlikten ve ifsad çıkaranlardan sakınanlar zümresine koy.
Allah, fasıkları asla sevmez, ve bizi fasıklıktan ve fasıklardan sakınanlar zümresine koy.
Allah, kâfirleri asla sevmez, ve bizi küfürden ve kâfirlerden sakınanlar zümresine koy.
Allah, zalimleri asla sevmez, ve bizi zalimlikten ve zalimlerden sakınanlar zümresine koy.
Allah, büyüklenip böbürlenenleri asla sevmez, ve bizi büyüklenip böbürlenmekten ve büyüklenip böbürlenenlerden sakınanlar zümresine koy.
Allah, hainleri asla sevmez, ve bizi hainlikten ve hainlerden sakınanlar zümresine koy.
Allah, Terbiyesiz konuşanları asla sevmez, ve bizi Terbiyesizlikten ve Terbiyesiz konuşanlardan sakınanlar zümresine koy.
Allah, israf edenleri asla sevmez, ve bizi müsriflikten ve israf edenlerden sakınanlar zümresine koy.
"Allahümme erinel hakka hakkan verzukna ittibaahu ve erinel batıla batılan verzukna ictinabehu, istecib duaena bi-hurmeti Seyyidil-beşer"
Allahım! Doğruyu bize doğru olarak göster ve ona uymayı bize nasip et ve yanlış, bozuk olan şeylerin yanlış olduklarını bize göster ve onlardan sakınmamızı nasip et! İnsanların en üstünü hürmetine bu duamızı kabul buyur.
Rabbimiz bu duamızı kabul buyur, Rabbimiz, Hesabın görüleceği gün beni, anamı, babamı ve bütün mü'minleri bağışla. Ey Merhametlilerin en Merhametlisi! duamıza icabet et, cevap ver. Alemlerin Rabbine Hamdler, Peygamberlerine Selamlar olsun, Amiyn.
---oOo---
"Allah'ım Sevdiklerini Sevdir" Virdi Sonu
Bina Eden Raşit Tunca
Schrems, 26.12.2023
PRO1 - V271220231526
---oOo---
SÖZLÜK
sakınanlar zümresine koy: uzak duran gruba koy. demektir
اللهم اجعل من تحبهم يحبونك. ابتعد عن الذين تكرههم
اللهم حبب إلينا ما تحب، واصرف عنا ما لا تحب
أنت الله الذي يحب المحسنين، واجعلنا في زمرة المحسنين، وأحبنا أيضًا يا إلهي
أنت الله الذي يحب التائبين، واجعلنا في زمرة التائبين، وأحبنا أيضًا يا إلهي
أنت الله الذي يحب الطاهرين والطاهرين، وأدخلنا في زمرة الطاهرين وأحبنا أيضًا يا إلهي
أنت الله الذي يحب الأبرار، واجعلنا من جماعة الأبرار، وأحبنا أيضًا يا إلهي
أنت الله الذي يحب المتقين، واجعلنا من المتقين، وأحبنا أيضًا يا الله
أنت الله الذي يحب الصابرين، واجعلنا في زمرة الصابرين وأحبنا أيضًا يا الله
أنت الله الذي يحب المتوكلين، واجعلنا في زمرة المتوكلين، وأحبنا أيضًا يا إلهي
أنت الله الذي يحب العدل، اجعلنا في العدل الأبرار، وأحبنا أيضًا يا إلهي
أنت الله الذي يحب المجاهدين الأطهار في سبيله، وتحبنا وجماعة المجاهدين، وأحبنا أيضًا يا إلهي
أنت الله الذي تحب الأضعفين على المؤمنين، الأقوياء على الكافرين، وتحبنا، جماعة الأتواضعين على المؤمنين، الأقوياء على الكافرين، وأحبنا أيضًا يا إلهي
أنت الله الذي تقول للمؤمنين -- إن الله يحبهم ويحبون الله -- ، واجعلنا في زمرة المؤمنين الذين في ماقال -- إن الله يحبهم ويحبون الله -- وأحبنا أيضًا يا إلهي
أنت الله الذي يحب الذين يؤمنونوَلَا يَخَافُونَ لَوْمَةَ لَآئِمٍ، واجعلنا في زمرة يؤمنونوَلَا يَخَافُونَ لَوْمَةَ لَآئِمٍ وأحبنا أيضًا يا إلهي
اللهم حبب إلينا ما تحب، واصرف عنا ما لا تحب
اِنَّالله لا يحب المعتدين واجعلنا في زمرة اِجْتِنَابَهُ بالمعتدين
اِنَّالله لا يحب المفسدين واجعلنا في زمرة اِجْتِنَابَهُ بل افساد والمفسدين
اِنَّالله لا يحب الفاسقين واجعلنا في زمرة اِجْتِنَابَهُ بالفسق والفاسقين
اِنَّالله لا يحب الكافرين واجعلنا في زمرة اِجْتِنَابَهُ بالكفر والكافرين
اِنَّالله لا يحب الظالمين واجعلنا في زمرة اِجْتِنَابَهُ باظلم والظالمين
اِنَّالله لا يحب المتكبرين واجعلنا في زمرة اِجْتِنَابَهُ بالمتكبرين
اِنَّالله لا يحب الخائنين واجعلنا في زمرة اِجْتِنَابَهُ بالخائنين
اِنَّالله لا يحب القول الفحش واجعلنا في زمرة اِجْتِنَابَهُ بالقول الفحش
اِنَّالله لا يحب المسرفين واجعلنا في زمرة اِجْتِنَابَهُ بالاسرف والمسرفين
اللهم حبب إلينا ما تحب، واصرف عنا ما لا تحب
اَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقًّا وَارْزُقْنَا اِتِّبَاعَهُ، وَأَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَارْزُقْنَا اِجْتِنَابَهُ استجب دعاءنا بِحُرْمَةِ سَيِّدِ الْبَشَرِ
رَبَّنَا وَتَقَبَّلْ بدُعَاء رَبَّنَا اغْفِرْ لِي وَلِوَالِدَيَّ وَلِلْمُؤْمِنِينَ يَوْمَ يَقُومُ الْحِسَابُ استجب دعاءنا برحمتك يا ارحمرّاحمين ٯ سّلاَ مٌ على المرسلين والحمدلالله ربّ العلمين
انتهى اصلاة ٬٬اللهم اجعل من تحبهم يحبونك
"قَرَعُقْلَنْ" الدعاء الأصلي
شريمس، السادس والعشرون من ديسمبر ألفين وثلاثة وعشرين
Latince Okunuşu
Allahümme Habbib ileyne Mea Tuhibbu, ve asrif anne meala tuhibbu
Entallahüllezi yuhibbul Muhsiniyne,
Vecalnea fi zümretil muhsiniyne,
Ve eahibbena eayzan Ya ilahi.
Entallahüllezi yuhibbut Taibiyne,
Vecalnea fi zümretit Taibiyne,
Ve eahibbena eayzan Ya ilahi.
Entallahüllezi yuhibbut Tahiriyne,
Vecalnea fi zümretit Tahiriyne,
Ve eahibbena eayzan Ya ilahi.
Entallahüllezi yuhibbul Ebrar,
Vecalnea fi zümretil Ebrar,
Ve eahibbena eayzan Ya ilahi.
Entallahüllezi yuhibbul Müttagiyne,
Vecalnea fi zümretil Müttagiyne,
Ve eahibbena eayzan Ya ilahi.
Entallahüllezi yuhibbus Sabiriyne,
Vecalnea fi zümretis Sabiriyne,
Ve eahibbena eayzan Ya ilahi.
Entallahüllezi yuhibbul Mütevekkiliyne,
Vecalnea fi zümretil Mütevekkiliyne,
Ve eahibbena eayzan Ya ilahi.
Entallahüllezi yuhibbul Adale,
Vecalnea fi zümretil Adalel Ebrar,
Ve eahibbena eayzan Ya ilahi.
Entallahüllezi yuhibbul Mücahidiyne Fi Sebilillah,
Vecalnea fi zümretil Mücahidiyne Fi Sebilillah,
Ve eahibbena eayzan Ya ilahi.
Entallahüllezi yuhibbul eaz'afiyne alel Mü'minineyne, vel kaviyyai alel Kafiriyne,
Vecalnea fi zümretil eaz'afiyne alel Mü'minineyne, vel kaviyyai alel Kafiriyne,
Ve eahibbena eayzan Ya ilahi.
Entallahüllezi teagulü lil mü'miniyne: "innallahe yuhibbühüm ve yuhibbünallah",
Vecalnea fi zümretil Mü'miniyne Fi mea gal "innallahe yuhibbühüm ve yuhibbünallah",
Ve eahibbena eayzan Ya ilahi.
Entallahüllezi yuhibbullezine yü'minune Lea yeahafüne levmete laimin,
Vecalnea fi zümretil Mü'miniyne Lea yeahafüne levmete laimin,
Ve eahibbena eayzan Ya ilahi.
Allahümme Habbib ileyne Mea Tuhibbu, ve asrif anne meala tuhibbu
innallahe La yuhibbul Mu'tedyine,
Vecealne Fi Zümretil ictinabehü bil Mu'tediyne.
innallahe La yuhibbul Müfsidiyne,
Vecealne Fi Zümretil ictinabehü bil ifsad vel Müfsid vel Müfsidiyne.
innallahe La yuhibbul Fasıgıyne,
Vecealne Fi Zümretil ictinabehü bil Fıski Fücur vel Fasıgıyne.
innallahe La yuhibbul Kafiriyne,
Vecealne Fi Zümretil ictinabehü bil Küfr vel Kafiriyne.
innallahe La yuhibbuz Zalimiyne,
Vecealne Fi Zümretil ictinabehü biz Zulüm vez Zalimiyne.
innallahe La yuhibbul Mütekebbiriyne,
Vecealne Fi Zümretil ictinabehü bil Kibriyael ins vel cinne vel Mütekebbiriynel ins velcinne.
innallahe La yuhibbul Hainiyne,
Vecealne Fi Zümretil ictinabehü bil Hıyane vel Hainiyne.
innallahe La yuhibbul Gavlel Fahiş,
Vecealne Fi Zümretil ictinabehü bil Gavlel Fahiş.
innallahe La yuhibbul Müsrifune,
Vecealne Fi Zümretil ictinabehü bil israf vel Müsrifune.
Allahümme Habbib ileyne Mea Tuhibbu, ve asrif anne meala tuhibbu
Allahümme erinel hakka hakkan verzukna ittibaahu ve erinel batıla batılan verzukna ictinabehu, istecib duaena bi-hurmeti Seyyidil-beşer
Rabbena ve takabbel bi duai, Rabbenağfirli veli valideyye velil muminine yevme yekumul hisab, istecib duaena birhametike ya erhamerrahimiyn. Veselamün alel Mürseliyn, Velhamdülillahi Rabbel Alemin.
Türkçe Manası
Allah'ım Bize Senin sevdiklerini sevdir, Senin sevmediklerinden de Bizi uzak eyle.
Sen ihsan sahiplerini seven Allah'sın, Biz'i de ihsan edenler zümresine koy, ve bizi de sev Allahım
Sen tövbe edenleri seven Allah'sın, Biz'i de tövbe edenler zümresine koy, ve bizi de sev Allahım
Sen temizleri ve temizlenenleri seven Allah'sın, Biz'i de temizlenenler zümresine koy, ve bizi de sev Allahım
Sen takva sahiplerini seven Allah'sın, Bizler'i de takva sahiplerinin zümresine koy, ve bizleri de sev Allahım
Sen sakınanları seven Allah'sın, Bizler'i de sakınan takva sahiplerinin zümresine koy, ve bizleri de sev Allahım
Sen sabredenleri seven Allah'sın, Biz ler'i de sabredenler zümresine koy, ve bizleri de sev Allahım
Sen tevekkül edenleri seven Allah'sın, Biz'i de tevekkül edenler zümresine koy, ve bizleri de sev Allahım
Sen adaletli davrananları seven Allah'sın, Biz'i de adaletli olanlar zümresine koy, ve bizleri de sev Allahım
Sen kendi yolunda saf saf mücadele edenleri seven Allah'sın, Biz'i de , mücahid olanlar zümresine koy, ve bizleri de sev Allahım
Sen mü’minlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı güçlü olanlari seven Allah'sın, Biz'i de , mü’minlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı güçlü olanlar zümresine koy, ve bizleri de sev Allahım
Sen müminler'e : "Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler" Buyuran Allah'sın, Biz'i de , Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler Buyurdugun mü’minler zümresine koy, ve bizleri de sev Allahım
Sen hiçbir kınayıcının kınamasından korkmadan iman edenleri seven Allah'sın, Biz'i de , hiçbir kınayıcının kınamasından da korkmadan iman eden mü’minler zümresine koy, ve bizleri de sev Allahım
Allah'ım Bize Senin sevdiklerini sevdir, Senin sevmediklerinden de Bizi uzak eyle.
Allah, saldırganları asla sevmez, ve bizi saldırganlıktan ve saldırganlardan sakınanlar zümresine koy.
Allah, ifsad çıkaranları asla sevmez, ve bizi müfsitlikten ve ifsad çıkaranlardan sakınanlar zümresine koy.
Allah, fasıkları asla sevmez, ve bizi fasıklıktan ve fasıklardan sakınanlar zümresine koy.
Allah, kâfirleri asla sevmez, ve bizi küfürden ve kâfirlerden sakınanlar zümresine koy.
Allah, zalimleri asla sevmez, ve bizi zalimlikten ve zalimlerden sakınanlar zümresine koy.
Allah, büyüklenip böbürlenenleri asla sevmez, ve bizi büyüklenip böbürlenmekten ve büyüklenip böbürlenenlerden sakınanlar zümresine koy.
Allah, hainleri asla sevmez, ve bizi hainlikten ve hainlerden sakınanlar zümresine koy.
Allah, Terbiyesiz konuşanları asla sevmez, ve bizi Terbiyesizlikten ve Terbiyesiz konuşanlardan sakınanlar zümresine koy.
Allah, israf edenleri asla sevmez, ve bizi müsriflikten ve israf edenlerden sakınanlar zümresine koy.
"Allahümme erinel hakka hakkan verzukna ittibaahu ve erinel batıla batılan verzukna ictinabehu, istecib duaena bi-hurmeti Seyyidil-beşer"
Allahım! Doğruyu bize doğru olarak göster ve ona uymayı bize nasip et ve yanlış, bozuk olan şeylerin yanlış olduklarını bize göster ve onlardan sakınmamızı nasip et! İnsanların en üstünü hürmetine bu duamızı kabul buyur.
Rabbimiz bu duamızı kabul buyur, Rabbimiz, Hesabın görüleceği gün beni, anamı, babamı ve bütün mü'minleri bağışla. Ey Merhametlilerin en Merhametlisi! duamıza icabet et, cevap ver. Alemlerin Rabbine Hamdler, Peygamberlerine Selamlar olsun, Amiyn.
---oOo---
"Allah'ım Sevdiklerini Sevdir" Virdi Sonu
Bina Eden Raşit Tunca
Schrems, 26.12.2023
PRO1 - V271220231526
---oOo---
SÖZLÜK
sakınanlar zümresine koy: uzak duran gruba koy. demektir
ARAPCA YAZILIŞI
اللهم اجعل من تحبهم يحبونك. ابتعد عن الذين تكرههم
اللهم حبب إلينا ما تحب، واصرف عنا ما لا تحب
أنت الله الذي يحب المحسنين، واجعلنا في زمرة المحسنين، وأحبنا أيضًا يا إلهي
أنت الله الذي يحب التائبين، واجعلنا في زمرة التائبين، وأحبنا أيضًا يا إلهي
أنت الله الذي يحب الطاهرين والطاهرين، وأدخلنا في زمرة الطاهرين وأحبنا أيضًا يا إلهي
أنت الله الذي يحب الأبرار، واجعلنا من جماعة الأبرار، وأحبنا أيضًا يا إلهي
أنت الله الذي يحب المتقين، واجعلنا من المتقين، وأحبنا أيضًا يا الله
أنت الله الذي يحب الصابرين، واجعلنا في زمرة الصابرين وأحبنا أيضًا يا الله
أنت الله الذي يحب المتوكلين، واجعلنا في زمرة المتوكلين، وأحبنا أيضًا يا إلهي
أنت الله الذي يحب العدل، اجعلنا في العدل الأبرار، وأحبنا أيضًا يا إلهي
أنت الله الذي يحب المجاهدين الأطهار في سبيله، وتحبنا وجماعة المجاهدين، وأحبنا أيضًا يا إلهي
أنت الله الذي تحب الأضعفين على المؤمنين، الأقوياء على الكافرين، وتحبنا، جماعة الأتواضعين على المؤمنين، الأقوياء على الكافرين، وأحبنا أيضًا يا إلهي
أنت الله الذي تقول للمؤمنين -- إن الله يحبهم ويحبون الله -- ، واجعلنا في زمرة المؤمنين الذين في ماقال -- إن الله يحبهم ويحبون الله -- وأحبنا أيضًا يا إلهي
أنت الله الذي يحب الذين يؤمنونوَلَا يَخَافُونَ لَوْمَةَ لَآئِمٍ، واجعلنا في زمرة يؤمنونوَلَا يَخَافُونَ لَوْمَةَ لَآئِمٍ وأحبنا أيضًا يا إلهي
اللهم حبب إلينا ما تحب، واصرف عنا ما لا تحب
اِنَّالله لا يحب المعتدين واجعلنا في زمرة اِجْتِنَابَهُ بالمعتدين
اِنَّالله لا يحب المفسدين واجعلنا في زمرة اِجْتِنَابَهُ بل افساد والمفسدين
اِنَّالله لا يحب الفاسقين واجعلنا في زمرة اِجْتِنَابَهُ بالفسق والفاسقين
اِنَّالله لا يحب الكافرين واجعلنا في زمرة اِجْتِنَابَهُ بالكفر والكافرين
اِنَّالله لا يحب الظالمين واجعلنا في زمرة اِجْتِنَابَهُ باظلم والظالمين
اِنَّالله لا يحب المتكبرين واجعلنا في زمرة اِجْتِنَابَهُ بالمتكبرين
اِنَّالله لا يحب الخائنين واجعلنا في زمرة اِجْتِنَابَهُ بالخائنين
اِنَّالله لا يحب القول الفحش واجعلنا في زمرة اِجْتِنَابَهُ بالقول الفحش
اِنَّالله لا يحب المسرفين واجعلنا في زمرة اِجْتِنَابَهُ بالاسرف والمسرفين
اللهم حبب إلينا ما تحب، واصرف عنا ما لا تحب
اَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقًّا وَارْزُقْنَا اِتِّبَاعَهُ، وَأَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَارْزُقْنَا اِجْتِنَابَهُ استجب دعاءنا بِحُرْمَةِ سَيِّدِ الْبَشَرِ
رَبَّنَا وَتَقَبَّلْ بدُعَاء رَبَّنَا اغْفِرْ لِي وَلِوَالِدَيَّ وَلِلْمُؤْمِنِينَ يَوْمَ يَقُومُ الْحِسَابُ استجب دعاءنا برحمتك يا ارحمرّاحمين ٯ سّلاَ مٌ على المرسلين والحمدلالله ربّ العلمين
انتهى اصلاة ٬٬اللهم اجعل من تحبهم يحبونك
"قَرَعُقْلَنْ" الدعاء الأصلي
شريمس، السادس والعشرون من ديسمبر ألفين وثلاثة وعشرين
RAŞiT TUNCA
BAŞAĞAÇLI RAŞiT TUNCA

FORUMUMUZDA
Dini Bilgiler...
Kültürel Bilgiler...
PNG&JPG&GiF Resimler...
Biyografiler...
Tasavvufi Vaaz Sohbetler...
Peygamberler Tarihi...
Siyeri Nebi
PSP&PSD Grafik
ALLAH
BAYRAK
Radyo Karoglan
Foruma Misafir Olarak Gir
Forumda Neler Var
GALATASARAY
FENERBAHÇE
BEŞiKTAŞ
TRABZONSPOR
MiLLi TAKIM
ETKiNLiKLERiMiZ
Portal
Forum
Search
Community 
Forum Statistics
Forum Team
Calendar
Members
» Latest member:
» Forum threads: 5,258
» Forum posts: 5,849
Read More / Comment 
