MUHAMMED

Muhammed


BAYRAK

TC.Bayrak



Welcome, Guest
You have to register before you can post on our site.

Username
  

Password
  





Forum Statistics
Members:» Members: 7
Latest member:» Latest member: Muhammed
Forum threads:» Forum threads: 5,258
Forum posts:» Forum posts: 5,849

Full Statistics Full Statistics

DOWNLOADEN


“Downloaden Bölümümüzden BEDAVA Grafik Paketleri,E-Kitaplar ve Bedava Bilgisayar Programlarını Tek TIKLA BEDAVA indirebilirsiniz”
(Raşit Tunca)




AYET

“Yeryüzüne muhakkak benim iyi kullarım varis olacaktır”
ENBİYA Suresi 105


FELSEFEMiZ

“ iSLAM OKUMAK YAZMAK YADA ÇiZMEK DEĞiLDiR, Yahutta O Hadis şöyle, Bu Ayette böyle diyor Diye Papağanlıkda Değildir. islam Kuranı ve sünneti HAYATINA TATBiK edip, Onunla Yaşayabilmekdir”
(Karoglan Raşit Tunca Sözü)


Raşit Tunca Sözü

“Yüzme bilmek Denizden çıkmana fayda vermez, taaki yüzme biliyorsan, denizedee düştüysen, ellerini, kollarını, ayaklarını çırpacaksın, ve birde tutuncak dal bulacak, tutunup çıkacaksın. ilimde böyledir, bir ilmi bilmek fayda etmez, taaki, onu hayatında tatbik edesiye, Dinde böyledir, din bilmek imanını kurtarmaz, taaki, ne zaman, bildiğin öğrendiğin dinini hayatında tatbik edip, yaşadın, o zaman belki kurtulursun.”
(Karoglan Raşit Tunca Sözü)

GÜZEL SÖZ

“ Bazen Hata Yapıvermek, Doğruyu bulmanın ilk Basamağıdır.
(Başağaçlı Raşit Tunca Sözü)





Yağmur Suyu Biriktirme ve Geri Kullanımı Nasıl Yapılır?

Yağmur Suyu Nedir?

Yağmur suyu yeryüzünden yükselen buharın bulutlarda toplanarak su damlacıkları halinde yeryüzüne inmesidir. Yağmur suları içmek güvenlimi çokça sorulan sorulardandır. Yağmur suyu damlacıkların oluştuğu bölgenin yeryüzü ve hava kirliliğine göre değişmektedir.  Yağmur yere düşmeden önce atmosferden geçmekte ve varsa kirli havayı damlacıklarının içerisine almaktadır. Aynı şekilde yeryüzüne düştüğünde toprak, yaprak, ağaç veya birçok maddeye temas etmektedir. Bu temas sonucunda içerisine belirli maddeler almaktadır. Atmosferden ve yeryüzünden suya karışan bu maddeler yağmur suyunun içilebilir veya içilemez şüphesini doğurmaktadır.

Peki hava ve yeryüzü kirliliğini bilmiyorsak yağmur suyunu içebilir miyiz?
Yağmur Suyu Ne Zaman İçilmemelidir?

Yağmur suları yağmış olduğu bölgedeki yapıya göre içme suyu olarak kullanılamaz. Örneğin radyoaktif gazların olduğu bölgedeki su kesinlikle içilemez. Kimyasal tesislerin, elektrik santrallerinin, kağıt fabrikalarının ve benzeri işletmelerin yakınındaki sular içilmemelidir. Ayrıca bitkiler ve bina çatılarından akan sularda içilmemelidir çünkü bu suya o yüzeylerde bulunan maddeler karışmaktadır.
Yağmur suyu hangi durumlarda içilebilir?

Ülkemizde  yağmur suyu tüketilmesi çoğu yerde yapılmaktadır. Dünya üzerinde tatlı su kaynağının çok fazla olmaması nedeniyle yağmur suyu temel su kaynaklarındandır. Yağmur suları tüketmeden önce bir filtrasyon işlemine tabii tutulması gerekmektedir. Filtreleme sistemi yoksa bu yağmur suları içinde toz, toprak, bakteri, doğal veya doğal olmayan maddeler suda birikir. Bu suyun kullanımı da insan sağlığını olumsuz etkiler. Bu yüzden yağmur suları içilmeden önce işlenmelidir.
Yağmur suyunun kullanılabilmesi için yapılması gerekenler

İçerisinde birçok madde bulundurma ihtimali olan yağmur suyunun kullanılması için filtrelenmesi veya kaynatılması gerekmektedir. Filtreleme işlemi basit olarak filtreli sürahiler ile bile olabilmektedir. Gelişmiş olarak ise su arıtma cihazları veya benzer filtreleme metotları kullanılabilir. Bu imkanlara sahip değilsek yağmur suyunu kaynatmak bize bir alternatif olacaktır. Yağmur suyunu ilk yağdıktan sonra bir saat kadar bekletmekte içerisindeki zararları madde veya tortuların alta çökmesini sağlayacaktır.

Yağmur suyunu toplarken çatılardan veya benzeri yüzeylerden kanal oluşturarak topladıysanız eğer bu yüzeylerden suya bir çok madde karışacaktır. Temiz bir kase veya herhangi bir kabın gökyüzüne tutularak dolmasını sağlamak en saf yağmur suyunun elde edilmesini sağlar. Yağmur suyu kaynatıldığı gibi soğutularak da içerisindeki mikro organizmaların çoğalmasını önleyecektir.

Eğer bahçenizde veya içme ihtiyacı dışında bu suyu kullanacaksanız yağmur suyu toplama sistemine ihtiyacınız vardır. Yağmur suyu deposu ile de bu topladığımız suları kullanmamız mümkündür. Ancak içmek için kullanacaksanız kesinlikle yağmur suyu filtresi kullanmalısınız.
Hergün suyun önemi artmakta ve bu alanda yeni yasalar geliştirilmektedir. Örneğin belirli metrekareden büyük site ve benzeri binalarda yağmur suyu depoları veya sarnıç kurulumu gerçekleşmelidir. Bu maddeler yağmur suyu toplama yönetmeliği içerisinde mevcuttur. Yağmur suyu toplama projesi ile gelecek nesiller susuz kalmayacaktır.
Sıkça Sorulan Sorular?
Yağmur suyu içilir mi? içilirse ne olur?

Yağmur suyunun çok fazla içilmesi önerilmez ancak çok zaruri durumlarda belirli miktarda tüketilmesinde sakınca yoktur.
Yağmur suyu asit mi baz mı?

Yağmur suyu asittir. Baz olabilmesi için pH değerinin 6.5 üzerinde olması gerekmektedir.
Yağmur suyu saf madde midir?

Yağmur suyu saf değildir. İçerisinde doğadan aldığı mineraller ve mikroorganizmalarvardır.
Yağmur suyu hasadı nedir? Nasıl Yapılır?

Yağmur suyu hasadı yağmuru verimli bir şekilde toplamaktır. Toprağa karışmadan önce depolanarak istenildiği vakitte ve konumda kullanılmaktadır.
Yağmur suyunun faydaları?

Yağmur suyunun saymakla bitmeyecek kadar faydası mevcuttur. Canlılar dünyası su ile beslenmekte ve hayatlarını devam ettirebilmektedir. Suyun çoğu zaman kaynağı da yağmur suları ve kar sularıdır.
Yağmur suyu ne zaman içilir?

Yağmur suyu arıtıldıktan, kaynatıldıktan veya belli bir süre bekletildikten sonra içilebilir.
Yağmur suyu çamaşırları kirletir mi?

Yağmur suyu yağdığı mevsime göre çamaşırlarınızı kirletebilir. Örneğin rüzgarın çok olduğu bir zamanda yağmurun başlaması gök yüzünde bulunan toz parçalarının çamur olarak çamaşırlara bulaşmasını sağlar.
Yağmur suyu cilde iyi gelir mi?

Yağmur suyu yağmış olduğu bölgenin doğa şartlarına göre cilde iyi gelebilmektedir. Ancak sanayi ve benzeri yapılaşmanın çok olduğu bölgelerde iyi gelmesi beklenemez. Aynı zamanda yağan yağmurun asit yağmuru olma ihtimalinide göz önünde bulundurmak gerekmektedir.
Yağmur suyu elektriği iletir mi? Yağmur suyu iletken midir?

Yağmur suyu iletkendir.


Yağmur suyu hasadı, yağmurun, düştüğü alanda tutulmasına yarayan en etkili su yönetim modellerinden biri. Aynı zamanda tarihi bir su yönetimi sistemi.

Suyun hem aşırı hem de bilinçsizce kullanımı ve tatlı su habitatlarının bozulmaya uğraması, iklim değişikliğinin sebeplerinden biri. Tüm suyumuzun kaynağı aslında yağmur suları ve yaşamın devamı da yeterli ve kaliteli suya bağlı. Su kaynaklarımızın kısıtlı olması, bazı tedbirleri almayı gerektiriyor.

Önceden benimsenen yağmur suyu depolama projeleri, suyu kent merkezlerinden uzaktaki barajlarda tutmak üzerine kuruluyken; teknolojik gelişmelerin artması, su ihtiyacının fazlalaşması ve su kaynaklarının azalmasıyla bu projeler her alanda yağmur suyu yakalama ve yeniden kullanma sistemlerine dönüşmeye başladı. Artık çatılar, kaldırımlar, sokaklar ve tüm şehir ile birlikte kırsal alanlar da su tedarik alanları olarak görülüyor.


Yağmur Suyu Hasadı Nedir?

Yağmur suyu hasadı, yağmur esnasında yeryüzüne inen suyu akışına bırakmak yerine, yeniden kullanmak için yerinde biriktirme ve sonrasında depolama işlemine deniyor. Amacı, mevcut yağışlardan toplanan yağmur sularını tüm yıl boyunca, yüksek sermaye yatırımlarına gerek kalmadan su ihtiyacını karşılayacak şekilde kullanmak. Yağmurun döngüde kalmasını sağlamak için suyu yavaşlatmak, toprağa emdirmek veya biriktirmek. Bu proje, endüstriyel, evsel ve sulama ihtiyaçları için kirlenmemiş suyun bulunmasını kolaylaştırıyor.

Yağmur suyu nehirlerden, bahçelerden ya da çatılardan toplanabilir. Pek çok farklı noktada toplanan sular derin çukura, kuyuya, büyük depolara, varillere ya da süzülmüş haznelere yönlendirilir. Aynı zamanda yağan çiğden ya da sislerden de ağlar veya diğer aletler yardımıyla yağmur suyu hasadı yapılabilir.

Tüm bu işlemler bütünü mikrobiyolojik tutma alanları (micro-bioretention), su hasadı, su tutma bahçeleri, su çayırları ve yağmur bahçeleri olarak farklı farklı isimlere de sahip.
Tarihçesi

Yağmur suyunun yeniden kullanılması için depolanmaya başlamasının tarihi Neolitik Çağ'a kadar dayanıyor. O dönemde Güneybatı Asya'da, Toros Dağları'nın güneyinde bulunan Levant Köyü bölgesi geniş bir alana yayılırmış ve evlerin zeminlerinde su geçirmez, kireç sıvalı sarnıçlar inşa edilirmiş.

Bu döneme kadar tarihlenen sarnıçlar, M.Ö. 4000 yıllarının sonunda, kurak arazi tarımında kullanılan su yönetimi tekniklerinin ortaya çıkmasını sağlamış.

Minoan döneminde, M.Ö. 2600 - 1100 arasında Yunanistan'ın Girit adası, yağmur suyunu toplamak ve depolamak için sarnıç kullanımı ile öne çıkıyormuş.

M.Ö. 300'lü yıllarda da Hindistan'daki bazı tarım toplulukları hem tarım hem de diğer kullanımlar için yağmur suyu hasadı tekniğini kullanmış. Hatta daha sonraki dönemlerde yağmur suyunun depolanarak içme suyu ihtiyacının karşılanması için yapay bir gölet de inşa edilmiş.

Su kemerleri ve sarnıçları ile tanınan Roma İmparatorluğu'nda da yağmur suyu hasadı yaygındı. Özellikle Pompei'de su kemerlerinden önce çatılara su depoları yapılmış. Roma İmparatorluğu'ndan sonra Bizans İmparatorluğu'nda da devam eden su hasadının İstanbul'daki en bilinen örneklerinden biri de Yerebatan Sarnıcı.

İlginç olarak, Venedik şehri de yüzyıllar boyunca yağmur suyu hasadına bağımlı yaşadı. Çünkü Venedik'i çevreleyen lagün, içme suyu olarak uygun değildi. Yağmur suyu önce taş döşemeden sonra kum tabakasından geçerek filtrelenir ve kuyularda depolanırdı.

Günümüzde, teknolojinin gelişmesiyle beraber hem depolama hem de arıtma sistemleri gelişti ve yağmur alan her alan için kullanıma uygun farklı hasat yöntemleri geliştirildi.
Neden Yağmur Suyu Hasatı Yapmalıyız? Faydaları Nelerdir?

Kaliteli su kaynağı bulmak, özellikle nüfus oranları fazla olan bölgelerde artık daha kıt, zor ve maliyetli hale geldi. Yağmur suyunun en büyük faydalarından biri de,  temiz ve kullanılabilir su kaydağına doğrudan ulaşmamızı sağlaması. Özellikle temiz suyun maliyetli ya da elde edilmesinin zor olduğu bölgelerde kritik bir önem sağlıyor.

Yağmur suyunun tuzluluk oranının çok düşük olması nedeniyle, eğer yere değmeden toplanabilirse (hava kirliliğinin düşük olduğu bölgelerde) içme suyu olarak bile kullanılabilir. Ya da basit bir filtrasyon ve dezenfeksiyon işlemiyle birçok bölgedeki yağmur suları da içilebilir hale getirilebilir.

Yağmur suyu hasadı, hem kurak iklimlerde hem de çok yağış alan iklimlerde her iki sorunu da çözecek bir yöntem. Aşırı yağış gören ve özellikle betonlaşma miktarının fazla olduğu bölgelerde (kentler ya da geçirimsiz toprak yapısına sahip bölgeler gibi) yağmur suyunu azaltmak için kullanılıyor. Hasat esnasında depolanan sular hem felaketlerin önüne geçiyor hem de daha sonra kullanılabiliyor. Biriktirilen bu sulardan sulamada, çamaşır bulaşık gibi evsel kullanımlarda ve tuvalet tesisatlarında yararlanılıyor.

Kurak ya da yağışın tahmin edilemediği bölgelerde ise kaynaklar çok kısıtlı olduğu için her yağmurun iyi bir şekilde değerlendirilmesi gerekiyor. Üstelik bu bölgelerde içme suyu kaynağının çoğunluğunu yağmur suları oluşturuyor.

Suyun yeryüzünden çekilmesi yerine gökyüzünden toplanması yeraltı kaynaklarının sürdürülebilirliğini sağlıyor, bu kaynakları beslemeye de imkan sağlıyor. Kurak bölgelerde bu kaynakların beslenmesi zaten oldukça zorken, çok yağışlı bölgelerde de emilim sağlanamadığı için suyun yer altında birikmesi güçleşiyor. Yağan yağmurun ya da herhangi bir suyun toprak tarafından emilip süzülerek verimli bir şekilde yer altına gidebilmesi için yağışın aşırı hızlı olmaması gerekiyor. Uzun ve sakin bir yağmur sırasında ancak geçirgen bir toprak yapısı varsa bu sular yer altı kaynaklarına ulaşabiliyor. Aksi halde yüzeyden akarak su kanallarına, göllere ya da denizlere gidiyor. Fakat yağmur sularının biriktirilerek daha sonra sulama gibi tekniklerle yeryüzüne aktarılması, kaynakların beslenmesinde büyük fayda sağlıyor.

Günümüzde bahçeli evler ya da apartmanlar farketmeksizin tüm yaşam alanlarının en birincil ihtiyacı su. Şebeke suları evlerimize ulaşırken aslında bazı alanlarda bu kadar işlem görmüş suyu kullanmamız gerekmiyor. Ya da tarım alanlarına suyun ulaşma maliyeti de çok yüksek oluyor. Aynı şekilde sokak temizliği, sulama gibi kentsel hizmetlerde de bu doğal kaynaktan faydalanılabilir. Yağmur suyu hasadı her durumda daha az maliyetli ve ekolojik açıdan da doğa dostu bir seçenek sunuyor.

Gelişmiş ülkelerde bu teknik çoğunlukla ana su kaynağını oluşturmuyor, tamamlayıcı bir kaynak olarak kullanılıyor. Yine de yağmur suyunun hasat edilmesi aynı zamanda bir evin su maliyetini ve genel kullanım seviyelerini düşürüyor.

Yağmur suyunun bir avantajı da bağımsız su teminini sağlaması. Bölgesel su kısıtlaması ve kuraklık durumlarında kişisel kullanım için bir opsiyon tanıyor. Aynı zamanda tatlı su kütlelerinin kirlenmesini de önlüyor.

Yağmur suyu hasadının yararlarını şu görselle özetleyebiliriz:

Yağmur Suyu Hasadı Nerelerde Yapılır?

Yağış alan her alanda, kullanım durumu, yapısı ya da yeri farketmeksizin yağmur suyu hasadı yapmam mümkün. Çünkü her türlü mekan ve yüzey için tasarlanmış sistemler bulunuyor.

Evinizin bahçesinde, çatısında, sokaklarda, tarım alanlarında, havuzlarda, ve göllerde bu uygulamaları yapmak mümkün.

Dünyada öne çıkan yağmur suyu hasadı örnekleri ve oranları ise şu şekilde:

-Tayland'ın kırsal nüfusunun %40'ı; hayvancılık, tarım, içme ve kullanma suyu, yeraltı kaynaklarının yenilenmesi için yağmur suyu hasadı yapıyor.

-New Mexico'nun başkenti olan Santa Fe şehrinde yeni inşa edilen evlerin yağmur suyu toplama sistemine sahip olması zorunlu.

-Texas, yağmur suyu ekipmanları için satış vergisi almıyor.

-Hem Ohio hem de Texas, hasat edilen yağmur suyunun içilmesine bile izin veriyor.

-Oklahome, pilot yağmur suyu projelerini desteklemek için "2060 İçin Su" isimli bir yasayı yürürlüğe ekledi.

-Almanya'daki Frankfurt Havalimanı, en büyük yağmur suyu toplama sistemine sahip.

Yağmur Suyu Hasadı Hesabı Nasıl Yapılır?

Yağmur Suyu ve Sarnıç

Tüm su kaynakları aslında yağmur suyudur.

Sarnıçlar genellikle yere gömülü olarak ve su sızdırmayacak biçimde yapılırlar. Çatı, teras ve temiz beton avlulardan toplanan sular sarnıca verilmektedirler.


Tipik bir sarnıç sistemi dört bileşenden oluşmaktadır. Bunlar;

    Yağmur suyunun binaların çatılarından veya zeminden toplanması,
    Oluk sistemi ile iletiminin sağlanması,
    Yağmur suyu deposunda biriktirilmesi,
    Arıtılarak bina içine iletilmesidir.


Sarnıçların kullanılabileceği yerler arasında kırsal alanlar, kıyı bölgeleri, kurak, yarı kurak alanlar, adalar ve dağınık yerleşimler yer almaktadır.


Su sıkıntısının çokça görüldüğü ve artan nüfus ihtiyaçlarını karşılamak için çeşitli su yolları ile beslenen İstanbul şehrinde geleneksel sarnıçlara ait pek çok örnek bulunmaktadır.


Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği'ne 23.01.2021 tarihinde yağmur suyu toplama tankı eklenmiştir ve 11.07.2021 tarihinde aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.


“2000 m²’den büyük parsellerde yapılacak yapıların mekanik tesisat projelerinin; çatı yüzeyinden toplanacak yağmur sularının gerekmesi halinde filtre edilerek bir tankta toplanması ve bina tuvalet sifonlarında kullanılması amacıyla yağmur suyu toplama sistemi içermesi zorunludur. Toplama tankının hacmi; yapının bulunduğu ilin aylık m²’ye düşen en fazla ortalama yağış miktarı ile binanın çatı alanı esas alınarak hesaplanır. Toplanan yağmur suyunun bina tuvalet sifonlarının ihtiyacından fazla olan kısmı, tesisat projesinde gösterilmek suretiyle bahçe veya diğer ortak alanlarda kullanılabilir. İlgili idarelerce yağmur suyu toplama sisteminin daha küçük parsellerde yapılmasına, toplama tankı hacim hesap yöntemine ve ilave kullanım alanlarına ilişkin de zorunluluk getirilebilir. Yağmur suyu toplama tankı, bina bünyesinde veya çekme mesafelerini ihlal etmemek kaydı ile ön, yan ve arka bahçelerde ya da bahçe zemini altında konumlandırılabilir. Toplama tankı tahliye hattı varsa yağmur suyu şebekesine bağlanır, atık su şebekesine bağlanamaz. Gri su sistemi de bulunan binalarda toplanan yağmur sularının bu sisteme verilmesinin mümkün olması halinde yağmur suyu için ayrıca bir toplama tankı yapılma zorunluluğu aranmaz.”
---------------------------------------------
Yağmur Suyu Hasadı Hesabı Nasıl Yapılır? 1. Örnek (yönetmeliğin istediği)

Yağmur Suyu Verimi Hesabı


Yağmur suyu verimi = Yağmur toplama alanı x yağış miktarı x çatı katsayısı x filtre etkinlik katsayısı.


    Yağmur toplama alanı: Blokların çatı alanıdır.
    Yağış miktarı: Meteoroloji Genel Müdürlüğü tarafından belirlenen toplam yıllık yağış miktarıdır.
    Çatı katsayısı: Alman standartları tarafından DIN1989’da 0,8 olarak belirtilen kat sayıdır. Çatıya düşen bütün yağmurun geri dönüştürülemeyeceğini ifade etmektedir.
    Filtre etkinlik katsayısı: Alman standartları tarafından DIN1989’da belirtilen kat sayıdır (0,9). Çatıdan elde edilen yağmur suyunun, görünen katı maddelerden ayrıştırılması için geçirilen ilk filtrenin verimlilik katsayısıdır. Suyun bir miktarının buradan geçemeyeceği hesaplanarak verilen bir kat sayıdır.


Örneğin İstanbul ilinde 1500 m² çatı alanı olan bir bina olduğunu varsayalım.


Yönetmeliğin bizden istediği yağış miktarının en yüksek olduğu ayı baz alarak elde edilen yağmur suyunu tuvalet sifonlarında kullanmak.


Yağmur Suyu Hasadı Depo Hacmi Ne Olmalıdır?


İllerin yağış miktarı değişmektedir. İstanbul için en yüksek yağışın olduğu aralık ayı hesaplarda kullanılacaktır.


İstanbul için Aralık ayı yağış miktarı 103,7 mm = 103,7 kg/m²


Su Deposu:  1500 m² x 0,8 x 0,9 x 103,7 kg/m² .= 112 m³ bulunur. 


Su deposu 112 m³ seçilir ve elde edilen bu su; tuvalet sifonlarında kullanılacaktır.
---------------------------------------------
Yağmur Suyu Hasadı Hesabı Nasıl Yapılır? 2. Örnek (peyzaj kullanımında)

Yağmur Suyu Verimi Hesabı


Yağmur suyu verimi = Yağmur toplama alanı x yağış miktarı x çatı katsayısı x filtre etkinlik katsayısı.


    Yağmur toplama alanı: Blokların çatı alanıdır.
    Yağış miktarı: Meteoroloji Genel Müdürlüğü tarafından belirlenen toplam yıllık yağış miktarıdır.
    Çatı katsayısı: Alman standartları tarafından DIN1989’da 0,8 olarak belirtilen kat sayıdır. Çatıya düşen bütün yağmurun geri dönüştürülemeyeceğini ifade etmektedir.
    Filtre etkinlik katsayısı: Alman standartları tarafından DIN1989’da belirtilen kat sayıdır (0,9). Çatıdan elde edilen yağmur suyunun, görünen katı maddelerden ayrıştırılması için geçirilen ilk filtrenin verimlilik katsayısıdır. Suyun bir miktarının buradan geçemeyeceği hesaplanarak verilen bir kat sayıdır.


Örneğin İstanbul ilinde 1500 m² çatı alanı olan bir bina olduğunu varsayalım


İstanbul için ortalama yıllık yağış miktarı 690,5 mm = 690,5 kg/m²


Yağmur suyu verimi = 1500 m² x 0,8 x 0,9 x 690,5 kg/m² .= 745,7  m³ bulunur.


Yıllık Toplam Su İhtiyacı ?


Elde ettiğimiz yağmur suyunu bahçe sulamasında kullandığımızı düşünelim.


1000 m² bahçemizin olduğunu kabul edelim.


Yeşil alanların su ihtiyacının hesaplanmasında her bir sulama için su miktarı 5 lt /m² olarak kabul edilmiştir.


Günlük su ihtiyacı: 1000 m² x 5 lt /m² = 5000 lt = 5  m³


Haftada bir kez sulama yapılırsa yıllık su ihtiyacı: 5  m³  x 365/7 = 260 .7  m³


Elde edeceğimiz yağmur suyu hasadı miktarı bahçemizi hafta da bir kez sulamak için yeterli gelmektedir.


Bu hesabı her gün sulama veya farklı senaryolar içinde yapabilirsiniz.


Yağmur Suyu Hasadı Depo Hacmi Ne Olmalıdır?


İllerin yağış miktarı ve yağmur suyunun kullanım amacına göre değişmekle birlikte genellikle maksimum yağışın olduğu aralık ayı hesaplarda kullanılır. farklı ayları veya birden fazla ayı kullanabilirsiniz? Optimum çözüm düşünmeliyiz.


İstanbul için Aralık ayı yağış miktarı 103,7 mm = 103,7 kg/m²


Su Deposu:  1000 m² x 0,8 x 0,9 x 103,7 kg/m² .= 74,6 m³ bulunur. 


Su Deposu Hacmi Yeterli midir?


İstanbul ili için ortalama aylık bahçe sulaması için su ihtiyacımız  hafta da 2 kez sulama yaparsak 2 x 4 x 5 = 40  m³ 'dür. Aylık ihtiyaç duyulan su miktarı sadece yılın 4 ayı için yeterli değildir.4 aylık için ihtiyaç duyulan su miktarı: 4 x 40 = 160 m³


İhtiyaç duyulan 4 aydaki yağış miktarı: 118,2 mm = 111,8 kg/m²  İhtiyaç duyulan 4 aydaki depolan su miktarı:  1000 m² x 0,8 x 0,9 x 118,2 kg/m² .= 85,1  m³ bulunur.


Toplam Su Miktarımız:  Su Deposu + İhtiyaç duyulan 4 aydaki depolan su miktarı: 74,6 + 85,1 = 159,7 m³


Su deposu verimi: 159,7/160 x 100 = %99,8Su deposu hacim oranı ihtiyaç duyulan kapasiteyi yüksek oranda karşıladığı için su deposu olarak 74,6  m³ su deposu uygundur.
---------------------------------------------
Barajlardaki suyun azaldığını hemen her yaz mevsiminde ana haber bültenlerinde veya gazetelerde görüyoruz. Ancak nedense, sanki musluğumuzdan akan su sonsuz bir kaynaktan geliyormuşçasına bitebileceğine bir türlü ihtimal veremiyoruz. Bazılarımız bu konuda duyarlı davransa da barajların doluluk oranından anlaşılacağı üzere, çoğumuz suyun tükenebilir bir kaynak olduğunun pek farkında değiliz. Geçen senenin Temmuz ayında %74 olan İstanbul barajlarının doluluk oranı bu sene %20’lere kadar indi. Demek ki bireysel bir özenden ziyade artık toplumsal sorumluluk göstermeye yönelmemizi gerektirecek kadar ciddi bir durumdayız.

Örneğin İstanbul’un su ihtiyacının büyük bir kısmını karşılayan Ömerli Barajı çevresindeki kilometrelerce alan kuraklaşırken, barajın doluluk oranı da %10’lara kadar geriledi. Aynı durum Alibeyköy Barajı için de geçerli. Hatta dip seviyesine gelen barajlardaki yosun kokusunu gidermek için, şehir şebekesine verilen kimyasal miktarı artırıldı. Bu nedenle hepimiz, musluklarımızdan akan suda kesif bir koku ile karşılaşıyoruz. Peki günlük kullanımda israfı önlemek dışında, daha fazla ne yapabiliriz?

Bu aralar yüzünü fazla göstermese de yağmur yağdığında, barajların dolmasına güvenmek yerine, kendi ihtiyacınız kadar suyu kendi imkanlarınızla biriktirebilirsiniz. Üstelik bayındırlık boyunduruğundaki su dağıtım sisteminde, kireçli ve paslı borulardan geçerek gelen suları tüketmek yerine kendinize daha saf bir alternatif yaratmış olursunuz. Nasıl mı?

Yağmur Suyu Biriktirme Sistemi Oluşturun

Modern şehir yaşamına geçince unuttuk, fakat eskiden neredeyse her evin bodrumunda yağmur suyunu biriktiren ufak bir sarnıç sistemi bulunurdu. Hatta daha eski dönemlerde bir mahallenin ya da kasabanın halkı tarafından kullanılmak üzere, çok daha büyük boyutlarda sarnıçlar yapılır, su toplanırdı. Antik bir yaklaşıma ya da fazla zahmet etmenize gerek yok. Her yerde kolaylıkla bulabileceğiniz bir varili veya su bidonunu sarnıç olarak kullanarak, kendi yağmur suyu biriktirme sisteminizi oluşturabilirsiniz.
Yağmur Oluğu Oluşturun

Evinizin çatısından indireceğiniz borunun ucunu geniş bir bidona bağlayıp çatıdan gelen suyu saklayabilirsiniz. Nalburdan alacağınız uygun boyuttaki bir yağmur oluğu işinizi kolaylaştıracaktır. Bidonun üzerine sineklik teli ya da elek koyarak, dışarıdan gelen toz ve yaprakları da engelleyebilirsiniz. Piyasada birçok markanın PVC yağmur olukları var. Polivinil klorür amorf maddesini içeren, toz polimerden üretilen bu plastikler asitlere, bazlara, ateşe, alkole ve benzine yüksek direnç gösterir ve fiziksel yapısı bozulmaz. Bu oluklar 60-95 derece arası sıcaklığa dayanabildiği için, plastikten süzülerek birikecek suyun polivnil kaynaklı kansorejen etkisi hususunda endişelenmenize gerek kalmaz. Yine de bunun tam anlamıyla “saf su” olduğunu düşünmeyin. Çünkü yağmur suyu distile bir su olmasına rağmen gerek bulutlarda, gerekse yoğunlaşırken bünyesine bir takım iyonlar alarak bu özelliğini özelliğini kaybeder. Yani yaygın inanışın aksine, yağmur suyu saf değildir fakat su kıtlığı olan yerlerde gündelik ihtiyaç için rahatça kullanılabilir.

Yağmur Bidonu Nasıl Yapılır?
Malzemeler

İstediğiniz boyutta bir bidon

Bidonun genişliğine uygun sineklik teli ya da elek

Eski bir bisiklet şambreli ya da lastik özellikli çember

Silikon tabancası
Yapılışı

Sinekliği ya da eleği bidonun açık kısmına yerleştirin. Sonra bisiklet şambreli ya da lastik özellikli çemberi, silikon tabancası kullanarak bidon ağzına sabitleyin. Bunun için sanayi tipi tutkal da kullanabilirsiniz. Önemli olan suya dayanıklı olması.

Bidonunuzu, yağmur oluğunun altına gelecek şekilde konumlandırın. Suyun bidonun içine akacağından emin olun. Eğer akmıyorsa, nalburdan alacağınız 45 derecelik dirsek sorununuzu çözecektir. Eğer apartmanda oturuyorsanız, balkon suyu ile karışmadığına emin olduğunuz çatı oluğunu da kullanabilirsiniz. Artık yağmur yağdığında bidonunuza dolan suyu biriktirebileceksiniz. Fakat oluşturduğunuz bölgeye göre bunu filtrelemek için fazladan çaba göstermenize gerek kalabilir.

Filtreleme

Su çeşitli şekillerde kirlenebilir. Buharlaşırken havadan bir miktar yabancı madde alarak yükselir. Bazı moleküller ağır iyonlarla birleşerek hava yoğunluğuna bağlı olarak asılı kalır ya da daha buharlaşmadan çöker. Bulut halindeyken H2O molekülü yükseklerdeki hava sıcaklığı, hareketliliği v.s. nedeniyle atmosferdeki iyonlarla reaksiyona girer. Hatta bazen yüksek kükürt bulunan yerlerde birikmeyle asit yağmurları olarak düşer. Yükseklerdeki şimşekler de suyun molekül yapısının değişimine katkıda bulunur. Yağmur halindeyse temas ettiği gazları bir miktar soğurur. Sıvı hale geçtiğinde düşerken yüksek hızda oksijen, karbondioksit, karbonmonoksit, argon v.s. gibi gazların kendisine tutunmasını sağlar. Yine de çoğu durumda, eğer ağır sanayi bölgesinde yaşamıyorsanız, bu yağmur suyundan genel olarak faydalanmaya engel bir durum teşkil etmez.

Sizi asıl endişelendirecek şey, yaptığınız yağmur oluğundan damıtacağınız suyun bidondayken korunması olacaktır. Özellikle çatı oluklarının yapısal hataları nedeniyle suya karışabilecek çamur, kir, pislik vb. şeyler koruma amaçlı koyduğunuz elekten geçebilir. Bu engellemek için çakıl filtreleme, mum filtreleme, torba filtreleme adı verilen gelişmiş yöntemler kullanabilir, katalitik, kimyasal ya da UV~ kullanarak dezenfekte edebilir veya aktif karbon filtreleme yaparak kokunun ve tadının iyileştirilmesi, renksizleştirme işlemlerini uygulayabilirsiniz. Fakat bu yöntemler yağmur suyunu içme suyuna çevirecek gelişmiş yöntemlerdir. Hatta bunlar için piyasada onlarca farklı, mühendislik harikası ürün bulabilirsiniz.

Fakat genel kullanım için basit, ev tipi bir filtreleme yapmak istiyorsanız, kaynatıp soğutarak kireç ve diğer maddelerin çökeltme yolu ile dibe inmesini sağlayabilirsiniz. Uygulayabileceğiniz en pratik yöntem bu olacaktır.

Yağmur suyu hasadı ile depolanan yağmur suları nerelerde kullanılır?

Yağmur suları ile depo içerisinde biriktirilen sular günlük ihtiyaçlarımız için farklı alanlarda kullanılabilir. Filtrelenen temiz yağmur sularının içilmesi insan sağlığı için uygun değildir. Fakat depolanan suların genel kullanım suyu olarak çeşitli durumlarda kullanılması şebeke suyundan tasarruf etmemizi sağlamaktadır. Biriktirilen yağmur suları genellikle şu ihtiyaçlar için kullanılabilir:

    Bahçe veya tarım arazilerinin sulama işlemlerinde kullanılabilir.
    Tuvalet gibi genel kullanım alanlarında gider suyu olarak kullanılabilir.
    Sera gibi meyve veya sebze yetiştiriciliği yapılan alanlarda çeşitli sulama ihtiyaçları ve genel kullanım suyu olarak kullanılabilir.
    Ev içi çeşitli kullanımlar için kullanılabilir.
    Araba veya araç yıkama yerlerinin su ihtiyaçları için kullanılabilir.
    Ofisler, iş yerleri veya avm gibi toplu insan yoğunluğunun olduğu yerlerde genel kullanım suyu olarak kullanılabilir.

Yağmur suyu toplama tankı içerisine yapılan yağmur suyu depolama işlemi yağmur suyu hasadı olarak bilinmektedir. Yağmur suyu hasadı işleminin birçok faydalı özelliği bulunmaktadır. Bu faydalı özelliklerin bazıları:

    Nehir, deniz, baraj, akarsu ve göl gibi su kaynaklarının korunmasında yardımcı olur.
    Kanalizasyona giden atık su miktarı yağmur suyu ile karşılanacağından dolayı belediyeler tarafından yapılan ve yüksek maliyetlere sahip olan su arıtma tesislerinin işlemi azalacağından tesislerin maliyetleri düşecektir.
    Şebeke suyu kullanım oranı azalacağından şebeke suyu dağıtım ücretleri düşecektir ve ekonomik olarak bütçemizden gider miktarı azalacaktır.
    Bölgesel sıkıntılar olmadan yüksek oranda su temini ihtiyacınızı karşılamaktadır.
    Acil ihtiyaç durumlarında yedek su kaynağı olarak kullanılabilir.

Yağmur suyu depolama tankları kullanım yerine göre farklı alanlara yerleştirilebilmektedir. Yer üstü kullanımı yapıldığı gibi toprak altına yerleştirilerek yer altı kullanımı da yapılabilmektedir. Yağmur suyu depolama tankları şu alanlara yerleştirilebilir:

    Bina, apartman, iş merkezi, avm, endüstri tesisleri ve sanayi kuruluşları gibi yüksek yapıların çatılarından akan yağmur sularının toplanması için kullanılabilir.
    Otopark, park, bahçe ve arazi alanı gibi üstü açık alanlarda biriken yağmur sularının toplanması için kullanılabilir.
    Yürüyüş yolları veya kaldırımların bulunduğu alanlarda biriken yağmur sularının toplanması için kullanılabilir.
    Eğimli alan veya arazilerin içerisinde biriken yağmur sularının toplanması için kullanılabilir.

Çatı Malzemeleri Yağmur Hasadı İçin Nasıl Su Biriktirir?

Çatı malzemeleri, yağmur hasadı için uygun su biriktirme yüzeyleri sağlar. Özellikle düzgün eğimli çatılar, yağmur suyunun daha verimli bir şekilde toplanmasını sağlar. Bu kapsamda çatı kadar önemli olan bir diğer malzeme de su deposu kullanımıdır. Uygun ebatlarda ve tasarımlarda seçilmelidir. Ayrıca, çatı malzemelerinin türü ve yüzeyinin düzgünlüğü de su biriktirme kapasitesini etkiler. Aşağıdaki çatı malzemeleri, yağmur suyu biriktirme kapasitesi yüksek malzemelerdir.

    Metal Çatılar:
    Metal çatılar, yağmur suyunun toplanması için ideal bir yüzey sağlar. Genellikle düz ve eğimli yüzeylere sahip olan metal çatılar, yağmur suyunun yüzeyde birikmesine izin verir. Bu sayede, yağmur suyu daha verimli bir şekilde toplanır ve depolanır.
    Çinko Çatılar:
    Çinko çatılar, yağmur suyu biriktirme kapasitesi yüksek bir diğer çatı malzemesidir. Çinko, yağmur suyuyla temas ettiğinde oksitlenir ve bu oksitlenme süreci, yağmur suyunun daha fazla toplanmasını sağlar.
    Tuğla Çatılar:
    Tuğla çatılar, yağmur suyunun emilmesi ve biriktirilmesi için uygun bir yüzey sağlar. Tuğla çatıların eğimi ve yüzeyindeki çukurluklar, yağmur suyunun daha verimli bir şekilde toplanmasını sağlar.
    Beton Çatılar
    : Beton çatılar, yağmur suyunun biriktirilmesi için uygun bir yüzey sağlar. Beton yüzey, yağmur suyunun biriktirilmesine yardımcı olacak şekilde tasarlanabilir.
    Yaprak Koruyuculu Çatılar:
    Bazı çatı malzemeleri, yaprak koruyucu sistemi ile donatılmıştır. Bu sistemler, yağmur suyunun daha verimli bir şekilde toplanmasını sağlar ve yaprakların çatıya birikmesini engeller.

Uygun çatı malzemesi seçimi, yağmur hasadı için önemlidir. Bu malzemeler, yağmur suyunun daha verimli bir şekilde toplanmasını sağlar ve sürdürülebilir su kaynakları oluşturulmasına yardımcı olur.
Yağmur Hasadı Nasıl Yapılır?

Yağmur hasadı, yağmur suyunun toplanması ve depolanması sürecidir. Bu işlem, su kıtlığı yaşanan bölgelerde, özellikle yağmur suyunun bol olduğu mevsimlerde, su kaynaklarının korunması ve suyun uzun süre kullanılabilmesi için önemlidir.

Yağmur hasadı için genellikle çatılar kullanılır. Çatıdaki yağmur suyu, bir boru veya oluk sistemiyle toplanır ve bir polietilen su deposu modeline yönlendirilir. Bu depo yerin altına gömülebilir veya yeryüzünde bir tank olarak da kullanılabilir. Bu depolanan su, ihtiyaç duyulduğunda kullanılabilir. Yağmur hasadı yaparken, öncelikle yağmur suyunun toplama alanını belirlemek gerekir. Daha sonra, yağmurun düşmesini sağlayacak bir yüzeyin olması gerekmektedir. Bu yüzeyin genellikle bir çatı, sera, çardak veya şemsiye olabileceği gibi, yağmur suyunun doğrudan toplandığı bir yüzeyde kullanılabilir.

Yağmur suyunun toplanacağı alanda, oluk veya boru sistemi kurulmalıdır. Oluk veya borular, yağmur suyunu biriktirme tankına yönlendirecek şekilde düzenlenmelidir. Tankın büyüklüğü, toplanacak su miktarına göre belirlenir. Yağmur hasadı sırasında, su toplama yüzeyi ve boruların temiz tutulması önemlidir. Ayrıca, depolama tankının da periyodik olarak temizlenmesi ve bakımı yapılması gerekmektedir. Sonuç olarak, yağmur hasadı, sürdürülebilir bir su kaynağı oluşturma ve su tasarrufu sağlama açısından önemlidir. Yağmur hasadı sayesinde, doğal kaynakların korunması ve su kıtlığı yaşanan bölgelerde su ihtiyacının karşılanması mümkün olabilir.

Kaynak

internet Sayfalari

Etiketler : yağmur suyu analizi,yağmur suyu arıtma cihazı, yağmur suyu biriktirme, yağmur suyu boru çapı hesabı, yağmur suyu elektrik üretimi, yağmur suyu faydaları, yağmur suyu filtreleme, yağmur suyu geri dönüşüm sistemleri, yağmur suyu hesabı, yağmur suyu ile ne yapılır, yağmur suyu kirli midir, yağmur suyu neden tuzlu değildir, yağmur suyu nerelerde kullanılır, yağmur suyu neden tuzlu değildir ana fikri, yağmur suyu nasıl arıtılır, yağmur suyu saçı uzatır mı, yağmur suyu saçları uzatır mı, Yağmur suyu içmek zararları

Yağmur suyu toplama oluğu;Yağmur suyu biriktirme bidonu;Yağmur suyu biriktirme ve geri kullanımı;


Boşaltım Sistemi Anatomisi - Uriner Anatomi

Boşaltım veya atılım (İng. Excretion), metabolik atıkların organizmadan atıldığı bir süreçtir. Omurgalılarda bu işlem öncelikle akciğerler, böbrekler ve deri tarafından gerçekleştirilir.[1] Boşaltım, maddenin hücreyi terk ettikten sonra belirli görevleri olabileceği salgılamanın tersidir. Boşaltım, tüm yaşam formlarında önemli bir süreçtir. Örneğin memelilerde idrar, boşaltım sisteminin bir parçası olan üretra yoluyla dışarı atılır. Tek hücreli organizmalarda, atık ürünler doğrudan hücre yüzeyinden boşaltılır.

Hücresel solunum gibi yaşam aktiviteleri sırasında vücutta çeşitli kimyasal reaksiyonlar meydana gelir. Bunlar metabolizma olarak bilinir. Bu kimyasal reaksiyonlar sonucu karbondioksit, su, tuzlar, üre ve ürik asit gibi atık ürünler ortaya çıkar. Bu atıkların vücutta belirli bir seviyenin üzerinde birikmesi vücuda zararlıdır. Boşaltım organları bu atıkları uzaklaştırır. Metabolik atıkların vücuttan atılması işlemine atılım denir.

Yeşil bitkiler, solunum ürünleri olarak karbondioksit ve su üretir. Yeşil bitkilerdeki solunum sırasında açığa çıkan karbondioksit fotosentez sırasında kullanılır. Oksijen, fotosentez sırasında üretilen bir yan üründür ve stoma, kök hücre duvarları ve diğer yollardan dışarı atılır. Bitkiler, terleme ve gutasyon yoluyla fazla sudan kurtulabilirler. Yaprağın bir 'dışkılama' görevi gördüğü ve birincil fotosentez organı olmasının yanı sıra difüzyon yoluyla zehirli (toksik) atıkların atılması için bir yöntem olarak kullanıldığı gösterilmiştir. Bazı bitkiler tarafından dışarı atılan diğer atık maddelerin (reçine, özsular, lateks vb.) boşaltımı, bitki içindeki hidrostatik basınçlar ve bitki hücrelerinin soğurma kuvvetleri tarafından bitkinin içinden zorlanarak yapılır. Bu son işlemler ilave enerjiye ihtiyaç duymaz, pasif olarak hareket ederler. Bununla birlikte, yaprak dökümü (absisyon) öncesi aşamada, bir yaprağın metabolik seviyeleri yüksektir.[2][3] Ayrıca bitkiler çevrelerindeki toprağa da bazı atık maddeleri boşaltırlar.

Hayvanlarda, başlıca boşaltım ürünleri karbondioksit, amonyak (amoniyotelikler), üre (üreotelikler), ürik asit (ürikotelikler), guanin (Örümceğimsigiller'de ) ve kreatindir . Karaciğer ve böbrekler kandan birçok maddeyi temizler (örneğin böbrek atılımı) ve temizlenen maddeler daha sonra idrar ve dışkı yoluyla vücuttan atılır.[4]

Amonyak bileşikleri yüksek çözünürlüğe sahip olduğundan ve seyreltme için bol miktarda su gerektiğinden, suda yaşayan hayvanlar genellikle doğrudan dış ortama amonyak boşaltırlar. Karasal hayvanlarda amonyak benzeri bileşikler, çevrede daha az su olduğundan ve amonyağın kendisi zehirli olduğundan daha az zararlı olan diğer azotlu maddelere, yani üreye dönüştürülür. Bu işleme detoksifikasyon denir.[5]
Bir kertenkele tarafından atılmış koyu renkli dışkıyla birlikte beyaz ürik asit dışkısı. Böcekler, kuşlar ve diğer bazı sürüngenler de benzer bir mekanizma kullanır.

Kuşlar azotlu atıklarını macun şeklinde ürik asit olarak salgılarlar. Bu işlem metabolizmayı yorsa da daha verimli su tutulmasını sağlar ve yumurtada daha kolay depolanabilir. Birçok kuş türü, özellikle deniz kuşları, özel burun tuz bezleri yoluyla tuz salgılayabilirler, tuzlu su çözeltisi gagadaki burun deliklerinden dışarı çıkar.

Böceklerde, metabolik atıkları atmak için Malpighi tüpleriniden müteşekkil bir sistem kullanılır. Metabolik atık, atıkları bağırsaklara taşıyan tübüle yayılır veya aktif olarak taşınır. Metabolik atık daha sonra dışkı maddesi ile birlikte vücuttan atılır.

Atılan madde ejecta olarak adlandırılabilir.[6] Patolojide ejecta kelimesi daha yaygın olarak kullanılır.[7]

Üriner Sistemi Oluşturan Organlar

    Böbrek (Çift)
    Üreter(Çift)
    Mesane (Tek)
    Üretra(Tek)

Üriner Sistem (Boşaltım Sistemi)
Üriner sistem böbrekler, üreter, mesane(İdrar kesesi) ve üretradan oluşur. İdrar böbreklerde üretilir. Üreterler aracılığıyla mesaneye iletilir. Mesane vücutta üretilen idrarın depolanma yeridir. Mesanede biriken idrar belli bir hacme ulaşınca (Yaklaşık 150ml) idrar hissi oluşur ve idrar üretra yoluyla istemli olarak dışarı atılır.
Böbreğin Yapısı
Böbrekler karın boşluğunun arka tarafında bulunan bir çift kırmızı-kahverengi; derinde yerleşmiş ve iyi korunan organlardır. Yapı olarak her bir böbrek iki kısımdan oluşur: Korteks (Dış Kısım) ve Medulla (İç Kısım).Korteks: İdrarın oluştuğu yerdir.Medulla: Çok küçük değişik büyüklükte kanallardan oluşur ve idrarı böbrekten üretere iletir. Normal böbrek ağırlığı erkeklerde yaklaşık 150gr; kadınlarda yaklaşık 135gr. kadardır. Uzunluğu 10-12cm, eni 5-7cm ve kalınlığı 3cm. dir. Boyutlar cinsiyete olduğu kadar genel vücut yapısına da bağlıdır.
Böbrek Ne İşe Yarar?
Böbreğin 3 temel görevi vardır. Boşaltım: Kanı temizleyerek idrar üretirler. Vücudumuzda biriken atık ve zararlı maddeleri idrar olarak vücuttan atarlar. Düzenleyici Fonksiyon: Su, asit- baz dengesi ve kan basıncı gibi vücudumuz için hayati önemi olan fonksiyonları düzenlerler. Hormonların Salgılanması: Vücudumuz kemiklerinin güçlenmesi ve kan yapımında görevli bazı önemli hormonların yapım yeri böbreklerdir.
Üreter
Böbrek ile mesane (idrar torbası) arasındadırlar. Her bir böbrekten mesaneye uzanan birer tane üreter vardır.

    Erişkinlerde yaklaşık 22-30 cm uzunluğundadır.
    Kas liflerinden oluşmuş boru şeklinde yapılardır.
    Normalde böbrekte oluşan idrarın mesaneye ulaştırılması pasif değil üreter kaslarının yukardan aşağıya dalga şeklinde kasılması sonucu gerçekleşen aktif bir olaydır.
    Üreterin 3 adet darlığı vardır: Böbrek çıkışından hemen sonra Kalça hizasındaki büyük damarlar komşuluğunda Mesaneye girmeden önce
    Bu 3 yerde üreterin çapı daha küçük olduğu için idrar yolu taşları takılabilir. Takılınca kolik tarzda (kıvrandırıcı) ağrılara neden olabilir ve idrarın böbrekten mesaneye geçmesi zorlaşır. Üreter taşın neden olduğu engeli aşmak için daha güçlü kasıldığında ağrılar da dayanılmaz hal alır.

Mesane (İdrar Torbası)

    İdrarın depolandığı yerdir.
    Yoğun kas liflerinden oluşmuştur.
    Mesane dolduğunda yaklaşık 500ml. lik kapasiteye sahiptir.
    Genişleme ve güçlü kasılma özelliğine sahiptir.
    Kasıldığı zaman idrar mesaneden üretraya geçer.

Üretra

    Kanal şeklindedir, idrarı mesaneden dışarı atar.
    Erkek ve kadınlarda farklı yapıya sahiptir: Kadınlarda kısadır ve düz seyreder.
    Bu nedenle kadınlarda üretradan taşların geçmesi erkeğe göre daha kolaydır.
    Erkeklerde uzundur ve 2 kez kıvrılma yapar ve daralır.
    Bundan dolayı taşlar bu bölgelerde takılabilir. Şiddetli sancı ve idrarda tıkanmaya sebep olabilir.

İdrarın Özellikleri Nelerdir?
Böbrekler sürekli olarak çalışırlar ve kanı atık maddelerden temizlerler. Böbreklerde kan filtre olur(kanın süzülmesi) ve bu işlem sonucunda idrar üretilir. İdrar %95 oranında sudan oluşan sarı renkli bir sıvıdır. Sağlıklı bir insanda günde yaklaşık 1,2-1,7 lt kadar idrar üretilir. Günlük miktar ve idrarın içeriği; beslenme tarzı, ortamın sıcaklığı, kullanılan ilaçlar gibi bazı durumlara bağlı olarak değişir.

Böbrekler, omurgalılarda bulunan fasulye biçiminde boşaltım organlarıdır. 13 cm boyuna kadar olabilen böbrekler, boşaltım sisteminin bir bölümünü oluştururlar. Bu organlar, başta üre olmak üzere atıkları kandan süzer ve onları su ile birlikte idrar olarak boşaltırlar. Böbrekleri ve böbreklere etki eden hastalıkları inceleyen tıbbi dal nefrolojidir.[1] Nefroloji, adını Yunanca "böbrek" anlamına gelen nephros sözcüğünden alır. Böbrek(ler) ile ilgili anlamında kullanılan renal sözcüğü ise Latince renalis sözcüğünden gelir.[2] Böbreklerin içindeki süzme birimlerine nefron denir. Her böbrekte yaklaşık 1 milyon nefron bulunur.[3]
Anatomi
Böbreğin yapısı: 1. Renal piramit (pyramides renales, Malpighi piramitleri), 2. Interlobar arter (a. interlobaris), 3. Renal arter (a. renalis), 4. Renal ven (v. renalis), 5. Renal hilus (böbrek hilusu, hilum renale), 6. Renal pelvis (pelvis renalis), 7. Üreter, 8. Minör kaliks (calices minores renales), 9. Renal kapsül (capsula fibrosa renalis), 10. Alt pol (inferior pol, extremitas inferior), 11. Üst pol (superior pol, extremitas superior), 12. Interlobar ven (v. interlobaris), 13. Nefron, 14. Renal sinüs (sinus renalis), 15. Majör kaliks (calices majores renales), 16. Renal papilla (papilla renalis), 17. Renal column (columna renalis, Bertin sütunları)
Böbreğin yanal-dikey biçimde ortasından kesilmiş görüntüsü

İnsanlarda, böbrekler karın bölgesinin arka bölümünde, bir başka deyişle karınzarı arkası (retroperitonal) bölgesinde yer alırlar.[4] İki tane bulunan (çoğu insanda tek böbrek bulunabilmektedir, ve bu insanlar bunun ayrımına varmadan sağlıklı bir yaşam sürdürebilirler) böbreklerden sağda olanı diyaframın hemen altında, ve karaciğerin arkasında (posterior), solda olanı ise diyaframın altında ve dalağın arkasında yer almaktadır. Böbreklerin ikisinin de üstünde böbrek üstü bezleri yer almaktadır. Böbreklerin konumları bakımından bakışımsız olmalarının nedeni karın boşluğunda büyük bir yer kaplayan karaciğerin, sağda bulunan böbreğin soldakine göre 1-2 santimetre daha aşağı bir konumda (inferior) bulunmasına neden olmasıdır.[5]

Karınzarı arkasında bulunan böbreklerin boyutları 9 ila 13 cm arasında değişmekte, ve sol böbrek sağdakinden az da olsa biraz daha büyüktür. Yaklaşık 12. göğüs omuru ile 3. bel omurlarının (T12-L3) düzeyleri arasında yer almaktadırlar.[6] Böbreklerin üst bölgeleri 11. ve 12. kaburgalarca korunmaktadır.[7] Böbrek üstü bezleriyle birlikte böbrekler, yağ dokuyla çevrelenip (buna pararenal yağ denilmektedir), bu yapı da böbrek zarı (renal fasiya olarak da bilinir) ile bütünüyle sarılmış durumdadır. Yukarıda da belirtildiği gibi, böbreklerden biri ya da ikisi doğuştan bulunmayabilirler, ve bu duruma böbrek oluşmaması ya da renal agenez denilmektedir.[8]

Böbrekler, süzülmemiş kanı karın bölgesi aorttan ayrılan sol ve sağ böbrek atardamarları yoluyla almaktadırlar.[9] Böbrekten dönen süzülmüş kan ise sağ ve sol böbrek toplardamarları yoluyla alt ana toplar damara döner. Böbreğe giden kan, kalbin pompaladığı toplam kanın (kardiyak debi) üçte birine ulaşabilir.[10]
Doku bilimi (histoloji)

İlgili madde: Nefron
Genel

Böbrekten ayrılan idrar borusu (üreter) takip edilerek böbreğin içine ilerledikçe huni biçiminde bir boşluk olarak genişler; buna havuzcuk (pelvis) denilmektedir.[11] Havuzcuktan da küçülerek ayrılan bölgelere büyük çanak (majör kaliks), bunlardan ayrılan daha da küçük bölgelere küçük çanak (minör kaliks) denmektedir.[12] İnsan böbreğinde yaklaşık 12 adet küçük çanak bulunmaktadır.[12] Böbrek, kesildiğinde, kabuk (korteks) ve öz (medulla) bölgelerinden oluştuğu görülür. Öz bölgede uçları papilla olarak bilinen piramitler bulunmakta, ve bunların her biri bir çanağa bağlıdır. Kabuk bölgesi dokusu her iki ardışık piramitler arasına sokulur ve bunlara Bertin sütunları denilmektedir.[13]
Damarlar
Bir domuzun açılmış böbreği

Böbrekler damarlarca çok iyi bir biçimde beslenmekte ve vücut ağırlığının yalnızca %0.5'lik bir bölümünü oluştursa da, kardiyak debinin %25'ini alırlar, ve bu daha da artabilir.[14] Kabuk bölgesi organın en çok damarlarının bulunduğu bölgedir, bu bölge böbreğe gelen kanın %90'ını toplar. Böbreğe gelen atardamar ön ve arka olmak üzere iki dala ayrılır. Bu dallardan, loplar arası damarlar ayrılıp loplar arasında ilerleyerek yayımsı damarlara ayrılır.[15] Bu damarlar da kabuk ve öz bölgeler arasına yayılarak lopçuklar arası damarlara ayrılırlar. Lopçuklar arası damarlardan getirici damarlar ayrılıp yumakçık (glomerülus) yapısına girer.[16]

Damarlar, yumakçık içinde daha da küçük dallara ayrılıp, 20 ila 40 arasında değişen kılcal damar kıvrımlarına dönüşürler.[17] Bu kılcal damarlar yumakçık içindeki tampon bölge (mesenjium) ile çevrelenmiştir. Kılcal damarlar birleşerek yumakçıktan götürücü damarlar olarak ayrılırlar.[18] Genel olarak, kabuk bölgesinin yüzeyine yakın olan nefronlardan ayrılan götürücü damarlar borucukları çevreleyerek peritubüler damar ağını oluştururlar.[19] Öte yandan kabuk bölgesinin daha derinlerinde yer alan yumakçıklardan ayrılan damarlar vasa recta (dik damar anlamına gelmektedir) denen, öz bölgenin derinliklerine inen damarları oluştururlar. Bu damarlar öz bölgenin derinliklerine indikten sonra toplardamar olarak yukarı çıkarlar.[20]

Böbrek damar atar ve toplar damar üzerinde ilgi çekici ve çoğu organlardan değişik olup, kendine özgü olan birkaç özelliği bulunmaktadır. Genellikle bir organa gelen atardamar küçük dallara ayrıla ayrıla atar damarcıkları (arteriyol) oluşturur.[21] Bunlar da kılcal damarlara ayrılıp (dokuyla alyuvarlar arasında oksijen alışverişinin gerçekleştiği, ve kansıvısıyla dokular arasında besin öğelerinin ve dokulardaki atıkların alış-verişlerinin gerçekleştiği damar bölgesidir), kılcal damarlar da toplar damarcıkları, bunlar da birleşerek toplar damarları oluşturur.[22] Böbrekte ise temiz kanı taşıyan getirici damarlar yumakçık içine girdikten sonra kılcal damarlara ayrılır, ve bunlar yumakçıktan ayrıldıktan sonra yine atar damarcık niteliğinde olan götürücü damarlara dönüşür. Özetle, böbrekte öbür organlarda bulunan temel atar damarcık-kılcal damar-toplar damarcık düzeni bulunmaz; yumakçık içinde bulunan kılcal damarlar iki atar damarcık arasında bulunmaktadır.[23]
Yumakçık (Glomerül)
Ana madde: Glomerulus
Yumakçığın şeması

Yumakçıkların kılcal damarlarında duvarları delikli endotel (damarların en iç katmanında bulunan göze türü) gözeleri bulunur.[24] Bu endotelin dışında ise iki katlı epitel gözeler bulunur. Endotele yakın olan iç epitel gözeleri (viseral) endotel dokudan yalnızca bir bazal zarı (epitel dokularda epitel gözenin en alt bölümünde bulunan, epiteli altındaki bağ dokudan ayıran zardır) ile ayrılır.[25] Dış epitel gözeleri (paryetal) ise bowman kapsülü (yumakçığı çevreleyen yapı) üzerinde bulunmaktadır. Bu iki katlı epitel gözeleri arasındaki boşluğa da üriner boşluk (yumakçıktan süzülen kandan oluşan sıvının -süzüntü- geçtiği boşluk) denilmektedir.[26]

Yumakçığın kılcal damarının duvarı, bu damarlardan geçen kansıvısının süzme işleminin gerçekleştiği yerdir, ve şu yapılardan oluşmaktadır:

    İnce, delikli endotel gözeler. Her bir delik 70 ila 100 nm (nanometre) çapındadır.[27]
    Yumakçık bazal zarı 3 katmandan oluşur. Ortada elektron bakımından yoğun olan lamina densa ("yoğun katman" anlamına gelmektedir), ve bunun her iki yanında elektron bakımından seyrek bulunan lamina rara ("seyrek katman" anlamına gelmektedir) bulunmaktadır. Lamina raranın endotele yakın olan katmanına lamina rara interna, iç epitele yakın olan katmanına ise lamina rara eksterna denilir.[28] Yumakçık bazal zarı çoğunlukla 4. tip kolajenden (kolajen, bağ dokuların yapı taşı olup, organları yapı bakımından ayakta tutan büyük moleküllerdir), laminin adlı bileşikten, çoklu anyonik proteoglikanlardan (çoğunlukla heparan sülfat), fibronektinden, entaktinden, ve birkaç başka glikoproteinlerden oluşmaktadır. 4. tip kolajen bir yapı ağı oluşturarak öbür glikoproteinleri birbirlerine bağlar.[29]
    İçteki epitel gözeler (podosit, "ayak gözeleri" anlamına gelir), yumakçık bazal zarının lamina rara eksterna katmanı üzerinde yer alıp, adetâ çok ayaklı gözeleri andırır. Bu ayakçıklar arasındaki 20 ile 30 nanometre genişliğindeki boşluklara süzme yarıkları denir. Bu süzme yarıkları birbirlerine ince bir böleç ile bağlanır.[30]
    Yumakçık yapısı tampon bölge olan mesenjium bölgesi ile dengelenmektedir; mesenjium gözeleri kılcal damarlar arasını doldurmaktadır. Bu gözeler mezoderm kökenli olup, kasılabilir, yutabilir, çoğalabilir, bağ dokuyu oluşturan kolajen yapabilir özelliktedir. Tıpkı damar çeperlerindeki kasılıp gevşeyebilen düz kası andırmaktadır. Bu gözeler ayrıca bir sürü tür yumakçıktan kaynaklanan hastalıkların (glomerulonefrit) oluşmasında rol oynar.[31]

Yumakçık dokusu

Yumakçıkdaki kılcal damarların duvarlarındaki endotel gözelerin delikli olması, su ve küçük moleküllere karşı geçirgen olmasını, ve aynı zamanda 70 kilodaltondan büyük proteinlere karşı ise geçirimsiz olmasını sağlar. Ayrıca bazal zarın negatif yüklü (anyon) heparan sülfat ve başka anyonik molekülleri bulundurması pozitif yüklü moleküllere karşı geçirgenliğini arttırır. Bundan dolayı, kandaki yüksek derişimde bulunan Albumin proteini, negatif yüklü olmasından dolayı bu kılcal damarlardan süzülmez.[32] Bu seçici geçirgenliği ayrıca süzme yarıklarının arasındaki böleçte bulunan proteinler de etkiler. Bu seçici geçirgenliği sağlayan moleküllerin genlerindeki değişinim sonucunda bu seçici geçirgenlik bozulabilir, ve ortaya nefrotik sendrom denilen klinik durum çıkabilir.[33]
Borucuklar (Tubulus)

Borucukları çevreleyen epitel gözelerin yapıları ve buna bağlı işlevleri böbreğin katmanlarına göre değişiklik gösterir. Yakınsal borucuk gözeleri uzun mikrovilüsleri, çok sayıda mitokondrileriyle geri emilimde önemli rol oynar.[34] Yakınsal borucuk gözeleri süzülmüş sodyumun ve suyun üçte ikisinin, ayrıca glikozun, potasyumun, fosfatın, amino asitlerin ve proteinlerin geri emiliminde büyük önem taşır. Aynı zamanda bu gözeler ağıların da geri emilimini yapar, ve ağılar bu gözelere zarar verebilir.[35]

Yumakçık-bitişiği aygıtı (jukstaglomerüler aygıt) yumakçığın içine sokulmuş durumda olup, getirici damarla da bitişiktir.[36] Bu aygıtın içinde yumakçık-bitişiği gözeler yer almaktadır. Bu gözeler düz kas niteliğinde olup, getirici damarların duvarlarında bulunur, ve renin bileşiğini içerir.[37] Ayrıca uç borucukların yumakçığa yakın olan bölgesine maküla densa denir ve bu bölge yumakçık-bitişiği aygıtıyla da iç içedir.[38] Süzüntüdeki sodyum derişimini algılayan maküla densa, yumakçık-bitişiği aygıtına geri besleme yaparak buradaki gözelerin kasılıp ya da gevşemesini sağlar. Böylece, böbrekler kendilerine gelen kandaki (başta sodyumun olmak üzere) elektrolitlerin derişimlerine göre yumakçığa gelen kan miktarını ayarlayıp, süzmeyi de buna koşut bir biçimde etkiler. Bu yolla, böbrekler, kandaki olağan değerlerinin üstünde ya da altında olan elektrolitlerin atılımlarını etkileyerek derişimlerini ayarlayabilir.[39]
İşlevleri
Kuzu böbrekleri
Ana madde: Böbrek fizyolojisi

Böbreklerin işlevleri beş çatı altında toplanabilir:[40]

    Metobolizma atık ürünleri olan üre, kreatinin, ürik asit, ilaç ve toksinlerin vücuttan atılmasını sağlamak
    Vücut sıvı elektrolit dengesini düzenlemek
    Vücudun asit baz dengesini düzenlemek
    Kan basıncını ayarlamak
    Alyuvar yapımını uyarmak

Böbreğin işlevlerinin daha iyi anlaşılması için böbrek fizyolojisinin iyi bilinmesi gerekir.
Atık ürünlerin atılması

Böbrekler yapım-yıkım sonucunda oluşan çeşitli atık ürünleri özellikle protein yapımı ve protein yıkımı sonucunda oluşan üreyi ve nükleik asitlerin yapım-yıkımı sonucunda oluşan ürik asidi, ve suyu vücuttan dışarı atar. Böbreklerin çalışmaması veya işlevini yapamaması durumunda bu atıklar atılamayacağı için sorun teşkil eder.[41]
Vücut dengesinin (Homeostaz) sağlanması
Şematik olarak böbrek

Böbrekler vücut dengesinin sağlanmasında çok büyük önem taşır. İşlevleri arasında:

    Asit-baz dengesini sağlamak,
    Kansıvısının, ve vücuttaki değişik bölmelerdeki sıvıların elektrolit derişimlerini düzenlemek,
    Kan basıncını ayarlamak,
    Kan hacmini düzenlemek

önemli yer tutar.[42]

Böbrekler bu işlevlerin çoğunu öbür organlarla (özellikle kalp, iç salgı bezleri ve karaciğer) eş güdümlü bir biçimde gerçekleştirir. Böbrekler bu organlarla kandaki hormonlar yoluyla iletişir. Ancak, kan hacmini, basıncını algılama konusunda böbreğin içsel alıcıları bulunmaktadır.[42]

Öz ayarlama mekanizması (tübüloglomerüler geribildirim): Bu mekanizma genel olarak, afferent arteriollerdeki miyojenik (kas dokusundan kaynaklanan) gerilim reseptörlerinin aktivitesi olarak kabul edilmektedir. Nefronlardaki macula densa hücreleri Na+ ve Cl- düzeyindeki değişikliklere duyarlıdır. Glomerüler hidrostatik basıncın artması ile glomerüler filtrasyon oranı (GFR) de artar. Bu artış; macula densa'ya gelen Na+ ve Cl- oranında da artışa neden olacaktır. Fizyolojik yanıt ise afferent arteriolün daralması ve mezangiyum hücrelerinin büzülmesidir.[43]
Asit-baz dengesinin düzenlenmesi

Böbrekler kandaki pH'yi, H+ (protonun) ve HCO3- (bikarbonatın) derişimini ayarlayarak küçük bir aralıkta tutar. Bu konuda akciğerle eş güdümlü çalışır.[44] Daha ayrıntılı bilgi için böbrek fizyolojisi maddesine bakınız.
Kan basıncının ayarlanması

Böbrekler kan basıncının düzenlenmesinde önemli rol oynarlar. Kansıvısındaki sodyum derişimi, kan hacmiyle ve dolayısıyla kan basıncıyla yakından ilgilidir. Nefronların içinde sodyumun (ve öbür elektrolitlerin) süzülmesini ve geri emilimini sağlayan yapılar bulunmaktadır. Ayrıca böbrek üstü bezlerinin Zona Glomerulosa bölgesinden salgılanan Aldosteron da böbreğin uç borucuklar ve toplama kanalları üzerinde etkisini göstererek kan basıncını ayarlamada önemli bir yer tutar.[45]
Kansıvısı hacmi

Kansıvısının toplam derişimindeki (osmolalite) değişikler hipotalamustaki derişim-alıcılarınca algılanır. Hipotalamusun uzantısı olan hipofiz bezinin arka bölümü kansıvındaki derişimin artması üzerine vazopressin (ADH) salgılar. Bu da böbreklerin toplama kanallarına etkiyerek suyun geri emilimini arttırıp, idrarın daha derişik olmasına neden olur. Böylece böbrek, hipofiz beziyle eş güdümlü bir biçimde çalışarak kansıvısının hacmini dengede tutar.[46]
Hormon salgılamak

Böbrekler eritropoetin (alyuvar yapımını uyaran hormon) salgılar. Ayrıca etkin durumda olmayan vitamin D'yi (önhormon) etkin duruma getirir.[47]
Hastalıklar

Böbrekler karmaşık organlar oldukları için, hastalıkları da karmaşıktır. Bundan dolayı, böbrek hastalıklarını öbeklere ayırmak mantıklıdır. Ancak, böbrekte çok türde hastalık bulunmasına karşın, bunların belirtileri aynı oranda çeşitli değildir; çoğu aynı öbekten hastalıklar benzer biçimlerde kendilerini gösterir. Dolayısıyla, öncelikle böbrek hastalıklarının genel bulguları incelenecek, ondan sonra hastalıklar öbek halinde ele alınacaktır.[48]
Böbrek hastalıklarında bulgular

    İveğen (akut) nefritik sendromu yumakçıktan kaynaklanan ve çoğunlukla iveğen gelişen, idrarda kan bulunması durumudur (hematüri). Bunun yanında, idrarda orta düzeyde protein (proteinüri) ve yüksek kan basıncı bulguları, streptokok sonrası gelişen glomerulonefritin alışılmış sunumudur.[49]
    Nefrotik sendrom, idrarda ağır oranda protein bulunması (günde 3.5 gramdan çok), kanda albümin düzeyinin düşmesi (hipoalbüminemi), aşırı şişlik, kandaki yağ düzeylerinin yükselmesi (hiperlipıdemi), ve idrarda yağ bulunması bulgularıyla ortaya çıkar.[50]
    İveğen böbrek yetmezliği idrarın kesilmesi (oliguri), ya da idrarsızlık (anüri), ve kanda azotlu atıkların artması (azotemi) ile ortaya çıkar. Yumakçıkta, ara bölgelerde, böbrek damarlarına gelen hasar sonucunda, ya da borucuklarda iveğen gelişen doku ölümü (akut tubüler nekroz) sonucunda ortaya çıkar.[51]
    Süreğen (kronik) böbrek yetmezliği, üreminin (böbrek yetmezliği sonucu kandaki azotlu atıkların artıp, bunların vücuttaki dokulara ve organlara zarar vermesi sonucunda ortaya çıkan belirtiler bütünüdür) belirtileriyle özdeştir, ve herhangi bir böbrek hastalığının ilerlemesi sonucunda varacağı son noktadır.
    Böbrek borucuk bozuklukları, idrar çokluğu (poliuri), gece yatağı ıslatma (noktüri), ve elektrolit düzensizlikleriyle ortaya çıkar.[52]
    İdrar yollarında bulaşım, idrarda bakteri (bakteriuri) ve irin bulunmasıyla ortaya çıkar. Bulaşım belirtili de, belirtisiz de olabilip, yalnızca aşağı idrar yollarını (sidik kesesini), ya da böbrek de içinde olmak üzere yukarı idrar yollarını da etkileyebilir.
    Böbrek taşı, böbrek kuluncu, idrarda kan olması, ve yineleyen taş oluşumları ile ortaya çıkar.
    Boşaltım yollarında tıkanma ve böbrek urları daha çok anatomiyi ilgilendiren durumlardır, ve sorunun olduğu yere göre belirtileri değişir.

Böbrek üstü bezleri

Böbrek üstü bezleri (adrenal bezler, suprarenal bezler, sürrenal bezler), üçgen biçimini andıran iç salgı (endokrin) bezleridir. Anatomik olarak böbreklerin hemen üstlerinde bulunduklarından bu adı almışlardır. Kabuk (korteks) ve öz (medulla) olarak anılan iki ayrı katmandan oluşan bezlerin temel işlevi fizyolojik gerilim (stres) karşısında kortikosteroid (kabuk katmanı) ve katekolamin (öz katman) bireşimleyip kana salgılamaktır. Adrenalin ve nöradrenalin salgılarlar.
Anatomi

Anatomik olarak, böbrek üstü bezleri, karnın karın zarı arkası (retroperitonal) bölgesinde bulunup, böbreklere göre ön-üst (anterosüperior) konumdadırlar. Bütünüyle yağ dokusuyla çevrelenmişlerdir ve bu yağ dokusu da böbrek zarı (renal fasiya) ile çevrelenir. Böbrek üstü bezleri, kabuk (korteks) ve öz (medulla) olmak üzere iki ayrı katmana ayrılır.
Böbrek üstü bezleri besleyen damarlar

Bezlere giden ve bezlerden ayrılan atar ve toplar damar öbekleri her ne kadar kişiden kişiye değişkenlik gösterse de atar damarlar genellikle üçe ayrılır:

    Üst böbrek üstü atar damarı, (alt diyafram atardamarından ayrılır.)
    Orta böbrek üstü atar damarı, (karın bölgesi aorttan ayrılır.)
    Alt böbrek üstü atar damarı (böbrek atardamarından ayrılır.)

Bezlerden gelen kanı toplayan damarlar ise birleştiği damar bakımından sağda ve soldaki bezlerde değişiklik gösterir:

    Sağ böbrek üstü toplar damarı alt ana toplar damara,
    Sol böbrek üstü toplar damarı ise alt diyafram toplar damarına ya da böbrek toplardamarına bağlanır.

Tiroid bezi gibi böbrek üstü bezleri de gram başına en çok kan alan bölgelerdir. Bu da evrimleşmenin doğal bir sonucudur, çünkü bu tür endokrin organlar, bir canlının fizyolojik gerilim karşısında vücut dengesinin (homeostaz) bozulmadan işlevini sürdürebilmesi için çok önemlidir.

Tıpkı öbür endokrin bezlerde olduğu gibi, bu bezlerin toplardamarlarında hormonlar çok derişiktir. Tıpta bu durumdan yararlanılarak, bu hormon düzeylerinin dengesizliklerinden kuşkulanıldığı durumlarda böbrek toplardamarındaki hormonların derişimi ölçülüp, bu incelemeler tanı konulmasında yardımcı nitelikte olabilir.
Doku özellikleri ve katmanları
Böbrek üstü bezlerinin katmanları

İki ayrı katmana ayrılan böbrek üstü bezlerinin bu katmanlarında da alt katmanlar söz konusudur:

Kabuk bölgesi üç katmandan oluşur. Bunlar dıştan içe sırasıyla:

    Zona glomerulosa: Latince'de "yumakçık bölgesi" anlamına gelir ve çoğunlukla aldosteron salgılar.
    Zona fasciculata: Latince'de "demet bölgesi" anlamına gelir ve çoğunlukla kortizol salgılar.
    Zona reticularis: Latince'de "ağ bölgesi" anlamına gelir ve çoğunlukla seks hormonlarını (dihidroepiandrosteron (DHEA) ve androstenedion) salgılar. Bu hormonlar öbeğine androjenler denilmektedir.

Öz bölge ise, kabuk bölgesinin aksine, tek bölgeden oluşmaktadır ve buradaki gözelere Kromafin gözeleri denir. Kromafin, Yunanca'da "renke ilgi" anlamına gelir. Böyle adlandırılmasının nedeni, Krom tuzlarıyla boyandığında, bu gözelerin içindeki katekolaminlerin yükseltgenip, çoklu bileşik (polimer) haline dönüşmesi ve elde edilen bileşiğin kahverengi olmasıdır.
Fizyolojik işlev

Burada, bezlerin kabuk ve öz katmanlarının işlevleri ayrı ayrı açıklanacaktır.
Kabuk katmanı ve hormonları

Kabuk bölgesi, bezin yaşamsal önem taşıyan katmanıdır. Bu yapıdan hipofiz bezinden salgılanan adenokortikotropik hormon (ACTH) hormonunun etkisiyle başta kortizol olmak üzere çok sayıda hormon salgılanır. Kortizol salgılanma düzeni gün içinde gösterdiği değişiklikler açısından ilginç bir özellik taşır. Gün boyunca değişen derişimlerle kana salgılanan kortizol, akşam sıralarında ve uykuya dalıştan hemen sonraki saatlerde en az düzeydeyken, sabah kalkmadan önceki saatlerde ise en yüksek düzeydedir. Böbrek üstü bezlerinden salgılanan öteki kabuk hormonları da kortizole benzer değişiklikler gösterir. Bu değişkenliğin nedeni, hipotalamustaki CRH salgılanmasına bağlı olan ACTH salgılanımının, aydınlık/karanlık döngüsüne ilişkin bilginin retinadan hipotalamusta bulunan çifte çekirdeklere (suprachiasmatic nuclei) iletilmesine bağlı olmasıdır. Ön görülebileceği gibi, koma, körlük ya da sürekli ışığa ya da karanlığa maruz kalma durumlarında bu değişkenlik de ortadan kalkar.
Glukokortikoidler

İlgili madde: Kortizol

Zona Fasciculata bölgesinden salgılanan kortizolun (ana glukokortikoid) çok yönlü etkileri vardır. Tıpkı öbür steroid bileşikleri gibi, kortizol, etkisini erek gözenin çekirdeğine girerek, DNA'nın kalıt yazımından mesajcı RNA'yı bireşimleyerek, ve bundan da yeni protein bireşimleterek gösterir. Yukarıda da açıklandığı gibi Glukokortikoidler yaşamsal önem taşır. Glukokortikoidler etkilerini, şeker üretimi (glukoneojenez), damarların katekolaminlere yanıt vermeleri, yangının ve bağışıklık sisteminin baskılanması ve merkezi sinir sisteminin düzenlenmesi biçiminde gösterir.

    Glukoneojenezin uyarımı: Kortizolun en önemli etkinliklerinden ikisi glikojen depolanması ve glukoneojenezdir. Genel olarak, kortizol etkileri yıkıma (katabolizma) ağırlık verir. Kortizol, protein, yağ ve karbonhidrat yapım-yıkımını eş güdümlü bir biçimde şeker üretimini arttıracak şekilde düzenler: kaslardaki protein yıkımını arttırıp, yeni protein bireşimlenmesini baskılar, ve böylece karaciğerin şekere dönüştürmesi için serumda amino asit sağlamış olur. Benzer bir biçimde yağ yıkımını da arttırıp, karaciğerin şekere dönüştürmesi için serumda gliserol bileşiğini de sağlar. Son olarak, kortizol, şekerin dokularca kullanımını ve yakılmasını da engelleyip, yağ gözelerinin (adipoz) insüline olan duyarlılığını da azaltır. Tüm bunlardan dolayı, açlık sırasında yaşamda kalabilmek için glukokortikoidler çok önemlidir; beyin kandaki şekerden dolayı işlevini sürdürebilir. Kortizolun olağan düzeyinden düşük olduğu durumlarda kan şekeri düşer (hipoglisemi), ve yüksek olduğu durumlarda da kan şekeri artar (hiperglisemi).
    Yangıyı baskılayıcı etkileri: Kortizol bunu üç yolla gerçekleştirir:
        Lipokortinin bireşimlenmesini uyarır. Fosfolipaz A2 enzimini baskılayan lipokortin, bundan dolayı arachidonic asitin zar fosfoyağlardan serbest bırakılmasını önler. Arachidonic asit, yangıyı tetikleyen etmenlerin bireşimlenmesinde kullanılan önemli bir bileşiktir. Bu dolaylı yol ile kortizol, yangıyı baskılar.
        Kortizol, interlükin 2 (IL-2)'nin üretilmesini ve T lenfositlerinin çoğalmasını engeller.
        Kortizol mastositlerden histaminin, pıhtı gözelerinden (trombosit) serotonin salgılanmasını baskılar.
    Bağışıklık sisteminin baskılanması: yukarıda da açıklandığı gibi, kortizol interlükin 2 (IL-2)'nin üretilmesini ve T lenfositlerinin çoğalmasını engeller. Organ nakli gerçekleşmiş olan hastalarda organ reddini önlemek için glukokortikoidler ilaç olarak verilir.
    Damarların katekolaminlere yanıtını olanaklı kılar: Kortizol kan basıncının olağan değerlerde izlemesi için gereklidir, bunu damarcıklardaki (arteriyol) alfa-1 katekolamin alıcılarının etkinliğini arttırarak yapar. Böylece, kortizol damarcıkların büzülmesinde ve kan basıncının artmasında önemli rol oynar. Kortizol düzeyi olağanın altında olduğunda, hipotansiyon, olağan düzeyinin üstünde seyrettiğinde ise hipertansiyon gerçekleşir.
    Kemik oluşumunu baskılar: Bunu kemiklerde bulunan 1. tip kollajenin (bağ dokunun yapı maddesi) bireşimlemesini engelleyerek, kemik gözelerinin (osteoblast) çoğalmalarını engelleyerek, ve bağırsaktan kalsiyum emilimini azalatarak gerçekleştirir.
    Glomerüler süzme hızını (GFR) azaltmak: Kortizol, nefronlardaki getirici damarcıkları genişleterek böbreğe giden kan akışını, ve GFR'yi arttırır.
    Merkezi sinir sistemine etkisi: Özellikle limbik sistemde olmak üzere, merkezi sinir sisteminde glukokortikoid alıcıları bulunmaktadır. Glukokortikoidler, REM uykusununu azaltır, yavaş-dalgalı uyku evresini arttırır, ve genel olarak uyku zamanını azaltır.

Mineralokortikoidler

İlgili madde: Aldosteron

İnsanlarda en çok bireşimlenen mineralokortikoid Aldosteron'dur. Yalnızca Zona Glomerulosa bölgesinden salgılanan hormon, tıpkı Zona Fasciculata'dan salgılanan kortizol gibi kolesterol molekülünden bireşimlenir, ve bu tepkimeler dizisindeki enzimler aynıdır. Zona Glomerulosa'da ek olarak Aldosteron sentaz adlı enzim bulunduğundan Aldosteron yalnızca bu bölgede bireşimlenir. Ancak, Zona Glomerulosa kortizol üretmez. Bunun nedeni, Zona Glomerulosa'da progesterondan kortizol bireşimlemesini sağlayan 17-alfa-hidroksilaz enziminin bulunmamasıdır.

Aldosteron mineralokortikoid özelliği gösteren tek steroid değildir; 11-deoksikortikosteron (DOC) ve kortikosteron bileşikleri de mineralokortikoid kimyasal davranışlarını sergilerler. Bundan dolayı, mineralokortikoid bireşimlenmesindeki tepkiler dizisinde DOC'den sonraki bir aşamada eksiklik olursa (11-beta-hidroksilaz ya da aldosteron sentetaz enzimlerinde eksiklik), mineralokortikoid etkinliğinde bir azalma olmaz. Ancak tepkiler dizinde DOC'den önceki bir aşamada bir aksaklık çıkarsa (21-beta-hidroksilaz eksikliği), o zaman mineralokortikoid etkinliğinde azalma gerçekleşir.

Mineralokortikoidler, etkilerini böbreklerin nefron yapısındaki uç borucuklarda (distal tubül) ve toplayıcı kanallarda gösterir: Na+ (sodyum) geri emilimini arttırıp, K+ (potasyum) atılımını ve H+ (proton) atılımını arttırır. Na+ geri emilimini ve K+ atılımını prinsipal gözelerde, H+ atılımını ise alfa-aracık gözelerinde gerçekleştirir. Bu sodyum geri emilimi, ve potasyum ve proton atılımı sonucu göze-dışı (ekstraselüler)hacim artıp, hipertansiyon, potasyum düzeyi düşüklüğü (hipokalemi) ve metabolik alkaloz gerçekleşir. Aldosteron düzeyi düştüğünde ise (örneğin böbrek üstü yetmezliğinde) Na+ geri emilimi azalıp, K+ ve H+ atılımı da azalır. Bu durumda ise göze-dışı hacim azalıp, potasyum düzeyi yükselir (hiperkalemi) ve metabolik asidoz oluşur.

Her ne kadar kortizolun da mineralokortkoid etkinliği olsa da (kortizol mineralokortikoid alıcılarına aldosteron'la aynı düzeyde ilgiyle bağlanabilir), böbrekte Aldosteron'un etki ettiği erek gözeler (prinsipal gözeler ve alfa-aracık gözeleri), kansıvındaki (plazma) kortizole "aldanmazlar." Bunun nedeni, bu gözelerde 11-beta-hidroksisteroid dihidrojenaz enzimi bulunmasıdır: bu enzim, kortizol'u kortizon'a dönüştürmekte, ve kortizol'un aksine, kortizon'un mineralokortikoid etkinliği yoktur. Bundan dolayı, kortizolun yüksek izlediği durumlarda bile, mineralokortikoid alıcıları bundan etkilenmez.
Eşeysel hormonlar (androjenler)

Yukarıda da belirtildiği gibi, kabuk bölgesi DHEA ve androstenedion bireşimlemektedir. Erkeklerde, bu bileşikler testiste testosterona dönüştürülmektedir. Erkeklerde, böbrek üstü bezlerinin salgıladığı bu androjenlerin önemi azdır, çünkü testosteron testislerde kolesterolden bireşimlenir. Bunun aksine, kadınlarda böbrek üstü bezlerinin ürettiği androjenler önemlidir, ve ergenlik çağında koltukaltı ve pubik bölgelerde kılların çıkmasından sorumludur.
Öz katman

Böbrek üstü bezlerinin öz katmanı, özerk sinir sisteminin sempatik bölümünün bir sinir düğümüdür (ganglion). Sinir düğümü öncesi nöronların gövdeleri omuriliğin göğüs bölgesinde bulunmaktadır. Bu nöronların aksonları büyük splanknik sinirden geçerek böbrek üstü bezinin öz bölgesine ulaşıp ve kromafin gözelerle sinir bağlanımı yapıp, asetilkolin salgılarlar. Asetilkolin, sinir düğümü sonrasındaki nöronların nikotinik alıcılarını etkinleştirir. Kromafin gözeler bunun üzerine dolaşıma adrenalin (epinefrin) ve noradrenalin (norepinefrin) salgılar. Sinir düğümü sonrasındaki nöronların genellikle noradrenalin salgılamalarına karşın, böbrek üstü bezlerinin öz bölgesi çoğunlukla (%80) adrenalin, ve ancak %20 oranında noradrenalin salgılar. Bunun nedeni, öz bölgede feniletanolamin-N-metiltransferaz (PNMT) enziminin bulunması, ve bu enzimin sempatik sinir düğümü sonrası nöronlarda bulunmamasıdır (bu enzim noradrenalini adrenaline dönüştüren kimyasal tepkimeyi tetikler). Noradrenalinden adrenalin bireşimlenmesini olanaklı kılan kortizoldur. Kabuk bölgesinde bireşimlenen kortizol bu bölgeden ayrılan toplardamar ile öz bölgeye ulaşır ve bu tepkimeyi tetikler.
Hastalıklar

Böbrek üstü bezlerinin kabuk bölgesinden kaynaklanan düzensizliklerin çoğu belirli bir katmandaki hormonun gereğinden az ya da çok bireşimlenmesinden kaynaklanır (kortizol, aldosteron ya da eşeysel hormonları). Bir hormonun olağan derişiminin altında ya da üstünde üretilip salgılanması kişide belirtilere neden olur, ve aynı zamanda o hormonun kansıvındaki ve idrardaki derişiminin de değişmesine yol açar. Ayrıca bir hormonun derişiminin az ya da çok olması o hormonun geri beslemesini de etkiler, ve yalnız bundan yararlanılarak incelemeler yapılabilir.
Cushing Sendromu
Ana madde: Cushing sendromu

Cushing Sendromu, glukokortikoidlerin (kortizol hormonunun) olağanın üstünde bir düzeyde olduğu durumlarda ortaya çıkan belirtiler bütünüdür. Cushing Sendromunun alışılmış nitelikleri kilo artması, obezite, kan basıncının artması (hipertansiyon), ve derinin zayıflaması sonucu oluşan çizgilerdir.
Conn Sendromu

Conn sendromu, daha çok Mineralokortikoid fazlalığı olarak da bilinir. Belirtilerinin çoğu hipokalemiden (potasyum düzeyinin düşük olması) kaynaklanıp yorgunluk, kas güçsüzlüğü, ve kasınçlar olarak ortaya çıkar. Çoğu zaman, erken yaşta çıkan yüksek tansiyon ve bununla birlikte kendiliğinden ortaya çıkan düşük potasyum düzeylerinde bu düzensizlikten kuşkulanılır. Mineralokortikoid fazlalığı, Aldosteron'un (ya da başka bir mineralokortikoidin) özerk bir biçimde üretildiği (renin bu durumda düşük düzeydedir) birincil böbrek üstü bezi hastalığından ya da renin düzeyinin yükselmesi (aldosteron salgılanımı arttırır) gibi böbrek üstü bezleri dışında bir nedenden de kaynaklanabilir. Bu son duruma örnek olarak, kandolumlu kalp yetmezliği, karında sıvı birikimli siroz, böbrek atar damarı akımında azalma, renin üreten ur örnek verilebilir.
Addison Hastalığı
Ana madde: Addison hastalığı

Böbrek üstü bezlerinin kabuk bölümünün, özbağışıklık (bağışıklık sisteminin vücuttaki dokulara saldırması), verem ya da mantar bulaşımı nedeniyle zarar görmesine bağlıdır. Güçsüzlük, kansızlık, kilo yitimi, mide-bağırsak rahatsızlıkları, kan basıncı düşüklüğü, deride kararma, bazı hastalarda da aşırı sinirlilik ve aşırı duyarlılıkla gelişir. Eskiden ölümle sonuçlanabilirken, günümüzde yapay hormonlarla kesin olarak sağaltılmaktadır.
Feokromositom
Ana madde: Feokromositom

Böbrek üstü bezlerinin katekolamin salgılayan öz bölgesindeki Kromafin gözelerinde çıkan urlara feokromositom, ve sempatik sinir sistemi sinir düğümlerinde katekolamin salgılayan gözelerde çıkan urlara ise Paragangliom denilmektedir. Bu urların bulguları ve belirtileri birbirlerine benzedikleri için, çoğu tıbbi yetke bu iki uru birden feokromositom çatısı altında toplar. Buna karşın, bu iki urun ayırt edilmeleri önemlidir, çünkü beklenen gidişleri (prognoz), kötücül olma olasılıkları ve kimi zaman kalıtsal özellikleri ayrı olabilir.

Cinsel organ

Cinsel organ veya üreme organı, bir hayvan vücudunun cinsel üreme ile ilgili herhangi bir parçasıdır. Üreme organları birlikte üreme sistemini oluşturur. Erkekte testis ve dişilerde yumurtalık, birincil cinsel organlar olarak adlandırılır.[1] Kalan kısımlar ise ikincil cinsel organlardır ve bunlar, dış cinsel organlar ve iç cinsel organlar içinde yer alır.[1] Yosunlar, eğrelti otları ve bazı benzer bitkiler, gametofitin bir parçası olan üreme organları için gametangia'ya sahiptir.[2] Çiçekli bitkilerin çiçekleri polen ve yumurta hücreleri üretir ancak cinsel organlarının kendileri polen ve ovül içindeki gametofitlerin içindedir.[3]
Penis
Ana madde: İnsan penisi

Penis, erkek cinsel organı. Latincede "kuyruk" anlamına gelir.[kaynak belirtilmeli] Penis uyarıldığında damarlar kanla dolarak büyür ve sertleşir. Buna sertleşme (ereksiyon) denir. Sertleşen penis içindeki meninin dışarı atılmasına boşalma (ejakülasyon) denir.
Vajina
Ana madde: Vajina

Vajina ya da vajen, kadın cinsel organı. Vajina girişi ile başlayan ve uç kısmında rahim ağzının yer aldığı içi boş silindir şeklinde ve normal halde yaklaşık 7-10 santimetre uzunluğunda, 3 santimetre genişliğinde bir yapıdır.


Kadın üreme organları

Kadın üreme organları (genital organlar), kadınlardaki cinsel organlardır. İç genital organlar kadın iskeletinde bacakların hemen üzerinde yer alan leğen kemikleri ve bel kemiği tarafından oluşturulan kemik çatının (pelvis) içinde koruma altına alınmışlardır.

Kadın üreme organlarının bazıları büyük bazıları da küçük anatomik yapıya sahiptir. Vulva olarak adlandırılan dış cinsel organlardan bazıları; dış dudaklar (büyük dudaklar), venüs tepesi (mons pubis), iç dudaklar, klitoristir.
Anatomisi
Dış genital organlar (Vulva)
Ana madde: Vulva

Kadın dış genital organları vücudu örten cilt tabakasının bir devamıdır ve kadın iç genital organlarına giriş kapısını, bebeğin doğduğu "doğum kanalından" çıkış kapısını oluştururlar. Dış genital organlara topluca vulva adı verilir.
İç genital organlar
Dişi üreme organlarının şematik çizimi, önden görünüşü.

İç genital organlar penisi içine kabul eden vajinayla başlar, rahim içine giriş kapısı olan ve aynı zamanda sperm için bir depo görevi üstlenen rahimağzı ile, bebeğin büyüyerek geliştiği ve gebe olunmayan dönemlerde adet kanamasının oluştuğu rahim ile devam eder, buradan sağlı sollu rahimin her iki yanında boynuz gibi yer alan Fallop tüplerine uzanır ve her bir Fallop tüpü, uçlarında bulunan saçaklarıyla yumurtalıklarla yakın temas eder.

    Vajina (Hazne): Rahim ile dış ortam arasındaki bağlantıyı sağlayan boru şeklinde esneme yeteneği çok gelişmiş bir organdır. Cinsel ilişki bu bölgede olur. Doğumda bebek buradan geçerek dünyaya gelir, doğum sonrası çok hızlı bir biçimde eski halini alır.
    Üretra (idrar yolu)
    Fallop tüpleri: Sağlı sollu ve adeta birer boynuz gibi rahim (uterus) yanlarında yer alan yapılardır.
    Rahimağzı: Döllenen yumurta hücresi uterus içinde yer alan bu boşlukta en "verimli" bulduğu bölgeye yerleşir ve çoğalmaya başlar.
    Rahim (Uterus): Döllenme sonrası yumurtanın yerleştiği ve gebeliğin oluştuğu yerdir.
    Endometrium boşluğu: Bebeğin geliştiği bölgedir.
    Tüpler (Rahim kanalları): Vajinaya atılan meninin rahim ağzından içeri girerek yumurtaya ulaşmasını sağlayan yapılardır.
    Yumurtalıklar (Ovaryum): Rahmin her iki yanında yer alan iki adet organdır. Yumurta üretimi ve kadınsal hormonların üretiminden sorumludur.

Erkek üreme organları

Eril üreme sistemi, insan üremesi sürecinde rol oynayan birkaç cinsel organdan oluşur. Bu organlar vücudun dışında ve pelvisin içinde bulunur.
Dış üreme organları
Dış eril üreme organları
Penis
Ana madde: İnsan penisi

Penis eril intromittent organdır. Uzun bir şafta ve sünnet derisi tarafından desteklenen ve korunan penis ucu olarak adlandırılan genişlemiş ampul şeklindeki bir uca sahiptir. Eril cinsel olarak uyarıldığında, penis erekte olur ve cinsel etkinlik için hazır hale gelir. Ereksiyon, penisin erektil dokusu içindeki sinüslerin kanla dolması sonucu meydana gelir. Damarlar sıkıştırılırken penis arterleri genişler böylece kan basınç altında erektil kıkırdağa doğru akar. Penis pudendal arter tarafından desteklenir.
Testis torbası
Ana madde: Testis torbası

Testis torbası (veya skrotum), penisin arkasında asılı duran kese benzeri bir yapıdır. Testisleri tutar ve korur. Ayrıca birçok sinir ve kan damarı içerir. Daha düşük sıcaklık zamanlarında, the Cremaster kas kasılır ve testis torbasını vücuda yakınlaştıracak şekilde çekerken Dartos kası da kırışık bir görünüm verir; sıcaklık arttığında Cremaster ve Dartos kasları, testis torbasını vücuttan uzaklaştırmak ve sonrasında kırışmaları gidermek üzere gevşer.
Dış cinsel organ

Erilin dış cinsel organı, dokuzuncu haftanın sonu itibarıyla dişininkinden farklıdır. Bundan önce, her iki cinsiyetteki genital yumru bir fallustur. Dış genital bölgenin farklılaşması sırasında, gelişimin başlarında üretral oluk fallusun ventral yüzeyinde oluşur. Buna, testis tarafından üretilen ve salınan androjenler neden olur. Androjen kaynaklı gelişme fallusun uzayarak bir penise doğru farklılaşmasına, penisin ventral yüzeyi boyunca üretral oluğu çevreleyen ürogenital kıvrımların birleşimine ve labioscrotal kıvrımların orta hat kapanışına neden olur. Bu kapanış, dış cinsel organ skrotumun duvarını oluşturur. 12. haftanın sonu itibarıyla, dış cinsel organ oluşumunu tamamlar.[1][2]

Doğumda, ergenlik öncesi eril üreme sisteminin gelişimi tamamlanır. Gebeliğin ikinci üç aylık döneminde, erilde testosteron salgısı düşer böylece doğumda testis inaktif olur[3] Gonadotropin salgısı ergenlik başlamasına kadar düşüktür.[4]
Ergenlik
Ana madde: Ergenlik

Ergenlik sırasında artan gonadotropin salgısı, testislerdeki eşey steroidleri oluşumunda artışı teşvik eder. Ergenlik sırasında testislerden artan testosteron salgısı, dışarıdan görülecek olan eril ikincil cinsiyet özelliklerine neden olur.[5]

İkincil cinsiyet özelliklerinin dışarıdan görülmesi şunların büyümesini kapsar:

    testis
    kasık kılı
    tüm vücut
    penis
    gırtlak
    yüz ve koltuk altı kılı

İkincil gelişim, testis torbasının cildinde oluşan koyulaşmanın yanı sıra ekrin ter bezleri ve yağ bezlerinin etkinlik artışını da kapsar.[4]

İdrar

İdrar, sidik veya çiş, insanda ve diğer pek çok hayvanda böbreklerde kanın filtrelenmesiyle oluşan sıvıdır. Böbreklerden üreter yoluyla idrar kesesine taşınan sıvı daha sonra üretra vasıtasıyla boşaltılır. İdrar oluşumu, vücutta mineral ve diğer maddelerin dengesinin sağlanmasında etkilidir. Vücutta olması gerekenden fazla olan veya vücuda zararlı olan maddeler idrar yolu ile dışarı atılır. İdrar, içinde erimiş ya da süspansiyon durumunda bulunan birçok maddeyi uzaklaştırır.[1]
Fizyoloji
Ana madde: Böbrek fizyolojisi

Vas afferens vasıtasıyla nefronda yer alan Malpighi cisimciğine gelen kan burada fenestere tipten damarlardan geçer. Bu endotel kan hücreleri dışındaki glukoz, çözülmüş iyonlar, su ve üre gibi maddelerin geçişine olanak tanır. Buna ek olarak podosit adlı endotelin etrafını saran hücreler özellikle plazma proteinlerine karşı bariyer oluşturur. Endotel ve podositlerin özel bazal laminası albumin gibi plazma proteinlerinin geçişine müsaade etmez. Glomerulusdan Bowman kapsülüne gelen idrar burada proksimal tübüle transfer edilir.

Proksimal tübülde filtre edilmiş glukozun tamamına yakını, sodyum, potasyum, fosfat ve bikarbonatın ise büyük çoğunluğu geri emilir. İdrar daha sonra Henle kulpu, distal tübül ve toplama kanalından geçer. Tübül sisteminin yanında peritübüler kılcallar bulunduğundan reabsorbsiyon ve sekresyon bu damarlarla yapılır. Toplama kanalından idrar kalikslere ve renal pelvise aktarılır.
Yapısı

İdrarın %91 ila %96'sı sudan oluşur. Geriye kalan bileşenleri arasında inorganik tuzlar, üre, organik bileşikler ve organik amonyum tuzları yer alır. Üre, katı maddelerin yaklaşık yarısını oluşturur.[2] Ortalama pH değeri 6,2 olan hafif asidik idrarın sağlıklı bir insanda değeri 5,5 ile 7 arasında değişebilir.[3] İdrarın rengi vücudun su seviyesi, alınan besin ve hastalıklara göre değişebilir. İdrara rengini veren birincil madde ürobilindir.

İdrar sanılanın aksine steril değildir. Yapılan araştırmalara göre idrarda idrar kesesindeyken bile bakteri varlığı tespit edilmiştir.[4][4][5]
Patoloji

Yetişkin bir kişi 24 saat içerisinde ortalama olarak vücut ağırlığının kilogramı başına 20 mL idrar atar. Bu oran içki tüketimine, ortam sıcaklığına ve fiziksel aktiviteye göre değişiklik gösterir. Atılan idrar miktarı patolojik bozukluklara göre yükselebilir, azalabilir veya tamamen kesilebilir.[1]

Erkek Anatomisi ve Üreme Organları

Erkek üreme organları da aynen kadınlarda olduğu gibi dışta yer alanlar ve içte yer alanlar olmak üzere ikiye ayrılır.

Erkeğin dış genital organlarını penis ve içinde erbezlerini (testisleri) barındıran torba (skrotum) adı verilen yapı oluşturur.


Penis

Penis, erişkin bir erkekte 5-9 santimetre uzunluğunda, 3-5 santimetre çapında silindir şeklinde bir organdır. Cinsel uyaranlara bağlı olarak sertleştiğinde boyu yaklaşık iki kat uzar ve çapı artar. Penis boyutlarındaki artışı sağlayan mekanizma penisin iç yapısında bulunan boşluk ve gözeneklerin içinin kan ile dolmasıdır. Uyaran bittiğinde penis kısa sürede eski boyutlarına geri döner.

Penis uzunluğu çok değişken olabilir ve penisin cinsel işleviyle boyutları arasında bilinen bir ilişki yoktur.

Penisin gövde ve baş olmak üzere iki kısmı vardır. Baş kısmı sünnet derisiyle kaplıdır ve erkek sünnet olduktan sonra bu kısım açıkta kalır. Sünnet olmamış erkeklerde sünnet derisinin içindeki baş kısmı sertleşmeyle birlikte ortaya çıkar, sonra eski boyutlarına döndüğünde tekrar deri tarafından örtülür. Penisin baş kısmı sünnet olmamış erkeklerde elle sıyrılarak da ortaya çıkarılabilir.

Penis başı erkeğin en hassas bölgelerinden biridir ve içerdiği çok sayıda sinir ucu sayesinde erkek orgazmında en önemli rolü oynar.

Penisin ortasından uretra adı verilen idrar borusu geçer. Mesaneyle bağlantılı olan bu boru, penis başının uç kısmında bulunan uretra ağzına açılır. Uretra hem meninin hem de idrarın dışarıya boşaltılmasını sağlar.

Erkek uretrası (sağda yer alan şekil) kadın uretrasına göre çok daha uzundur. Kadın uretrasının nispeten kısa olması kadınlarda idrar yolları enfeksiyonlarının kolaylıkla oluşmasına zemin hazırlar.


Torba (skrotum)

Skrotum içinde sağlı sollu yer alan iki testis, sperm kanallarının bir kısmı ve çok sayıda damar yapısı içeren bir yapıdır.

Skrotumun sperm işlevlerini korumak açısından çok önemli bir özelliği vardır:

    Sperm hücreleri ısı değişikliklerinden olumsuz etkilenirler ve işlevlerini en iyi şekilde yerine getirebilmeleri için vücut ısısından yaklaşık 2 derece daha düşük bir ortamda bulunmaları gerekir. Torbanın vücut dışında bulunmasının nedeni budur.

    Torbanın içindeki ısı vücut ısısından daha düşüktür ve soğukta büzüşerek ısı kaybını önler. Sıcakta ise aksine sperm hücrelerinin aşırı ısıya maruz kalmalarını önlemek için gevşer.


Testisler

Torbanın içinde sağlı sollu yer alan iki adet testis, sperm hücrelerinin üretildiği ve testosteron adı verilen erkeklik hormonunun salgılandığı yapılardır.

Testislerin büyüklükleri kişiden kişiye değişmekle beraber, her biri ortalama 20-30 gram ağırlığında, 4-5 santimetre uzunluğunda ve 2-2,5 santimetre kalınlıktadırlar.

Testisler yaklaşık aynı büyüklükte olmalarına karşın yapısal olarak sol testis sağdakine göre biraz daha aşağıda yer alır.

Her testis içinde küçük ve oldukça kıvrımlı sperm kanalcıkları bulunur. Bu kanalcıklar beyindeki hipofiz bezinin salgıladığı FSH hormonunun verdiği emirle sperm hücreleri üretirler.

Testisler yine hipofiz bezinden salgılanan ve LH adı verilen hormonun etkisiyle testosteron hormonu üretirler.

Erkek çocukta ergenlik dönemine girene kadar nispeten düşük miktarlarda salgılanan testosteron hormonu ergenlikle birlikte daha hızlı salgılanmaya başlar ve erkek çocukta ses kalınlaşması, sakal-bıyık çıkması, vücut kaslarının gelişmesi, vücutta erkek tipi kıllanmanın ortaya çıkması gibi erkeksi özelliklerin ortaya çıkmasını sağlar.

Sperm üretimi de ergenliğin başlamasıyla kısa sürede başlar.

Erişkin bir erkekte de testosteron erkek cinsiyete özgü özelliklerin devamını ve sürekli olarak sperm üretimini sağlar.

Testisler,sperm üretimi ve sperm hücresi
Sperm hücresinin yapısı

Sperm hücresi yaklaşık santimetrenin 250'de bir kadar uzunlukta çıplak gözle görülemeyecek kadar ufak bir hücredir.Hücrenin baş, gövde ve kuyruk olmak üzere üç ayrı kısmı vardır.


Baş kısmı sperm hücresinin yumurta hücresi içine girme işlevini yürütür. Bu amaçla bu kısımda yumurta hücresinin dış tabakasını eritip delebilen maddeler bulunur

Gövde kısmı sperm hücresinin 23 kromozomdan oluşan genetik materyalini içerir. Burada ayrıca sperm hücresinin canlı kalması ve hareket etmesi için gerekli olan enerji sağlayıcı maddeler depolanmıştır.

Kuyruk kısmı sperm hücresinin hareketli olmasını sağlar. Kırbaç hareketleriyle ilerleyen sperm hücresi bu şekilde yumurta hücresini bulmaya çalışır.

Sperm üretimi

Her testis içinde çok ince ve birbiri üzerine katlanmış çok sayıda kılcal boru vardır. Sperm hücreleri bu borular içerisinde oluşur ve olgunlaşırlar. Sperm hücrelerinin üretimi ve olgunlaşması yaklaşık 74 gün kadar sürer.

Sperm hücresi üretimi aynen yumurta hücresi üretiminde olduğu gibi esas olarak 46 kromozom taşıyan bir hücrenin tam yarıdan ikiye bölünmesiyle gerçekleşir. Erkeklerin hücrelerinde cinsiyet kromozomu olarak bir X bir de Y kromozomu bulunur. Kadında ise cinsiyet kromozomlarının ikisi de X yapısındadır.

Sperm hücreleri oluşum aşamasında böylece cinsiyet kromozomlarından ya X veya Y kromozomunu alırlar.

Yumurta hücresini dölleyen sperm hücresi Y kromozomuna sahip olduğunda bebeğin cinsiyeti erkek, X kromozomuna sahip olduğunda bebeğin cinsiyeti kız olur.

Yani bebeğin cinsiyetini daima babadan gelen spermin cinsiyet kromozomu belirler.

Testis içindeki kanalcıklar testisin hemen tepesinde yerleşmiş olan epididim adlı yapıyla devam ederler.

Epididim sperm hücrelerinin olgunlaşmasının devam ettiği bölgedir ve hücreler için bir depo görevi üstlenir.

Epididim vaz deferens adı verilen ana sperm iletim kanalıyla devam eder.

Ana sperm kanalının içine seminal vezikülleri, prostat bezi ve Cowper ("kovper" okunur) salgı bezleri kendi salgılarını boşaltarak meninin son şeklini almasını sağlarlar.

Bu salgıların sperm hücreleri üzerinde besleyici ve hareket artırıcı özellikleri vardır. Sperm hücrelerinin bu salgılarla birleşmesi neticesinde oluşan sıvıya meni adı verilir.

Yaklaşık 4 ml. hacmindeki meninin hacmen %60'ı seminal vezikül tarafından, %20'si prostat tarafından oluşturulur.

Prostat en dış kısımda yer alan organ olduğundan ejakulasyonda ilk boşalan sıvı prostat sıvısıdır ve en canlı spermler bu sıvı içinde yer alırlar.

Sperm üretimi devamlıdır, üretilen sperm depolanır ve boşaltılmaya hazır bekler.

Meninin salgılanması ve özellikleri

Meni erkeğin orgazm olmasıyla birlikte dışarı fışkırma tarzında boşalır.

Meni yaklaşık 1.5-5 mililitre miktarında opak-gri renkte, kuruduğunda sarı bir renk alan, kendine özgü bir kokusu olan, yapışkan ve kıvamlı bir sıvıdır.

Vücuttan atıldıktan sonra 5 ila 20 dakika arasında yapışkan halini kaybederek sıvılaşır, 30 dakikada tamamen su halini alır.

Bir boşalmada erkek ortalama 150 milyon sperm hücresi boşaltır.

Yumurta hücresinin döllenmesinde sperm sayısı kadar spermlerin kalitesi de önemlidir.

Meninin çeşitli özelliklerinin laboratuvar koşullarında incelenmesine spermiyogram adı verilir.

Kadın Genital Sistem Anatomisi

Kadın genital sistemini nedir?

Kadın genital sistemi, ‘Üreme Sistemi’ olarak da bilinir. Kadınlardaki cinsel organların oluşturduğu sistemdir.

Görevi:

    Eşey hücrelerini (yumurta) ve üreme hormonlarını üretmek
    Gelişen fetüsü taşımak ve desteklemek
    Fetusun dünyaya gelmesini sağlamakdır.

Kadın genital sistemi kaç bölümde incelenir?

Kadın üreme organları, kişiden kişiye boyut açısından farklılık gösterir.

İki kısımda incelenir:

    Dış genital organlar: İç genital organlara bağlanan giriş kapısıdır.
    İç genital organlar: ’Pelvik boşluk’ içinde yer alır. Pelvik boşluk, iskelet sisteminde bacaklar üzerinde yer alan leğen kemiği ile bel kemiği tarafından oluşturulan kemik çatıdır. Bu yüzden iç genital organlar, ‘pelvik organ’ olarak tanımlanır. Gövdenin pelvis üstünde kalan kısmına karın (abdomen) denir. Gebe rahim ancak 12 haftalık cesamete ulaşınca artık bir pelvik organ değil, abdominal organ haline döner.

Kadın dış genital organları nelerdir?

Dış genital organlar, pubis tepesi (mons pubis), dış dudaklar (labium majus), iç dudaklar (labium minör), klitoris, vestibül, idrar deliği (üretra), vajen girişi (introitus), kzılık zarı (hymen), salgı bezleri (Bartholin ve Skene bezleri) ve perine’dir.


Kadın dış genital organlarının görevleri nelerdir?

Dış genital organların fonksiyonları şunlardır:

    Spermin vücuda girişini sağlamak
    İç genital organları enfeksiyonlardan korumak
    Cinsel haz sağlamak

Vulva ve vulva tepesi neresidir?

Vulva: Dış genital organları içeren bölgeye ‘vulva’ denir. Bu bölgenin üst çatı kısmını oluşturan leğen kemiklerinin birbirleri ile orta hatta birleştiği bölgenin oluşturduğu kabarık kısım olan pubis tepesi (mons pubis), altta makat (anüs) ve yanlarda dış dudaklar (labium majuslar) tarafından sınırlanan bölgeye verilen isimdir.

Dış genital organların bir tabaka altında kadının doğum yapmasında, idrar ve dışkı çıkışı gibi işlevleri istemli olarak yürütmesinde önemli yeri olan kaslar bulunur. Bu kaslara topluca pelvis tabanı kasları adı verilir.

Pubis tepesi (Mons Pubis): ‘Venüs tepesi’ olarak da adlandırılır. Yağ dokusundan ve yağ bezlerinden oluşan, cildin devamlılığı olmasından dolayı üzeri genital kıllarla örtülü yerdir. Klitorisin hemen üzerinde yer alır.


Dış ve iç dudaklar neresidir?

Dış Dudaklar (Labium Majus) (labium = dudak; majus = büyük): Vajinayı sağ ve soldan örten yapıların en dışta bulunanlarıdır. Göreceli etli ve büyüklerdir. Diğer dış genital organları örter ve korur. İçerdiği ter ve yağ bezleri, kayganlığı sağlayan salgıyı üretir. Burada da cilt devamlılık gösterir ve genital kıllar bulunur.

İç dudaklar (Labium Minör (İç Dudaklar) (labium = dudak; minor = küçük): Labium majusların iç tarafında bulunan, vajen girişi ve üretra ağzını çevreleyen, daha ince ve pembe renkli dokudur. Cild yerine sürekli nemli, özel bir doku olan ‘mukoza’ ile örtülüdür. Kıllanma görülmez. İlişki sırasında zengin kan damarları genişleyerek ödemli bir yapıya döüştürür.

Klitoris: ‘Bızır’ adı ile de bilinmektedir. İç dudakların üstte birleşke yerinde bulunur. Yapı olarak erkeklerin penisine karşılık gelen organdır. Uyarıldığı zaman ereksiyon ve orgazm gelişir.


Vajen girişi ve kızlık zarı neresidir?

Vajen Girişi (İntroitus): Labium minörün hemen iç kısmından başlar ve kızlık zarından sonra vajinayla devam eder. İdrar deliği (üretra) ile makat (anüs) arasında yer alır.

Kızlık Zarı (Hymen): Bu yapı ince ve esnek bir dokudur. Kulak memesine yakın kalınlıktadır. Vajen girişini kısmen örten bir dokudur. Şekli çok değişkendir. Tamamen kapalı olup adet kanamasının dışarıya akmasına hiç izin vermeyen bir yapıdan, halk ağzında ‘doğumda bozulur’ şeklinde ifade edilen, tıbbi olarak ‘ilişkiye müsait’ dediğimiz, cinsel aktiviteyle kanamanın olmayacağı incelikte bir yapının olabildiği çok geniş bir şekil yelpazesine sahiptir.

İdrar Deliği, makat, salgı bezleri ve perine nerededir?

İdrar Deliği (Üretra): Mesanenin devamında yer alan boru şeklindeki üretra (idrar yolunun) son kısmı idrar boşaltım sisteminin son basamağını oluşturur. Klitoris altında ve vajen girişi üstünde yer aır.

Vestibül: Klitoris ile vajen girişi (introitus) arasında kalan üçgen alandır. İdrar deliği, vajen girişinin 1 cm. üstünde, burada yer alır. Vestibülün iki tarafına Skene bezleri açılır.

Makat (Anüs): Sindirim sisteminin son kısmı olan kalın bağırsağın dışarıya açıldığı kısımdır.

Perine: Dış dudakların alt kısmında, vajen girişi (introitus) ile makat (anüs) arasındaki bölgedir. 2-5 cm. uzunluğundadır. İdrar ve dışkı işlevlerinin kontrolünü sağlayan kasları barındırır. Bu kaslar doğum sırasında gevşeyerek bebeğin doğmasına izin verirler.

Salgı Bezleri: Dış genital bölgenin kurumasını önlemek ve cinsel ilişkide gerekli kayganlaşmayı sağlamak işlevini yürüten birkaç adet salgı bezi vardır. Bunlar arasında en önemlileri idrar çıkış deliğinin yanlarında yer alan Skene bezleri ve vajina girişinin yakınında sağlı sollu yer alan Bartholin bezleridir.

İç Genital Sistem hangi yapılardan oluşur?

İç genital organlar bir kanal sistemi oluşturan birbiriyle ilişkili organlardır:

    Vajina: Spermin depolandığı yer
    Uterus: fetusun geliştiği yer
    Fallop tüpleri: Spermin yumurtayı döllediği yer
    Overler: Direk bu sistemle bağlantısı yoktur. Yumurta gelişince buradan salınır.

Hazne neresidir?

İç genital sitem organlarının başlangıç yeri haznedir (vajina). Rahim (uterus) ile dış genital sistemi bağlayan silindir, ancak içi boş iken ‘H’ harfi şeklini alan, yapıdır. 10-12 cm. uzunluğundadır. Esneme kapasitesi olan bağ dokusundan oluşur. Cinsel ilişkiye, spermin geçişine ve adet kanamasına olanak sağlayan yapıdır. Doğumda bebek buradan geçerek dünyaya gelir, doğum sonrası çok hızlı bir biçimde eski halini alır. Alt 1/3’ünü çevreleyen elastik kaslar orgazm sırasında ritmik ve istemsiz olarak kasılır.  Duvarları, mukoza ile döşeli olup rahim ağzındaki (serviks) bezlerin salgıları ile nemli kalması sağlanır. Birçok mikroorganizmadan oluşan doğal bir ortama (flora) sahiptir.

Rahim nasıl bir organdır? Kaç kısımdan oluşur?

Döllenme sonrası yumurtanın yerleştiği, doğuma kadar fetusun içinde korunarak geliştiği kas dokusundan oluşan bir organdır.  Gebe olmayan erişkin bir kadında yaklaşık 5 cm. genişlik ve 7 cm. uzunluktadır. Armut şeklindedir. Pelvik boşlukda, mesane arkasında ve kalın bağırsak son kısmı olan rektum önünde yer alır. Rahimi pelvis içinde yerinde tutan, üç çift bağ bulunur.

Üç bölümden oluşur:

    Fundus (Tepe) : Tülerin açıldığı köşelerin üstünde kalan kısım
    Korpus (Gövde) : Orta kısım. Yüksek oranda içerdiği kasla, gebelik boyunca fetusa yer açacak kadar genişlerken doğum eylemi için kasılarak fetüsü doğum kanalında ilerletici motor gücü oluşturur. Üreme çağında boyu, serviksin iki katıdır.
    Serviks (Rahim ağzı): Vajen içine doğru uzanan, dar bir kanal içeren alt kısımDIR. Rahim boşluğuna açılan ‘iç delik’ (internal os) ve vajene açılan ‘dış delşk’ (eksternal os) arasında kalan bir kanal (servikal kanal) yapısını içerir. Alt genital sistem muayenesi sırasında gözlemlenen kısmı dış deliği içeren bölgesidir. Pap smear testi için örnek alınan yer burası ve servikal kanaldir. Fetusun büyüdüğü rahim boşluğunu, alt genital sistemin parçası olan vajenden ayıran sıkı bir bağ dokusundan oluşur. Servikal kanal sayesinde bu iki boşluk arasında geçiş sağlar. Yapısında yer alan bezler vajeni nemli tutan, spermin genital sistemde hareketliliğine katkıda bulunan salgıyı üretir.

Rahimin tabakaları nelerdir?

Duvar yapısı üç tabakadan oluşur:

    Endometriyum (İç Tabaka): Döl yatağıdır. Gebelik olmazsa adet kanaması olarak dökülüp bir sonraki ayın olası gebeliğine hazırlanır.
    Myometriyum (Orta Tabaka): Rahim kütlesinin çoğunu oluşturan kas dokusudur.
    Perimetriyum (Seroza) (Dış Tabaka): Rahimin en dış tabakasıdır.

Fallop Tüpleri ve yumurtalıklar neresidir? Görevleri nelerdir?

Tüpler (Fallop Tüpleri = Rahim Kanalları): Vajinaya verilen meninin rahim ağzından geçerek yumurtaya ulaşmasını sağlayan kanallardır.  10-13 cm. uzunluktadırlar. Rahimin üst köşelerinden yumurtalıklara doğru uzanırlar. Uçlarında bulunan saçaklarıyla yumurtalıklarla yakın temas eder. İçini döyen dokunun yapısı ve duvardaki kaslar yumurtanın rahime doğru hareketini sağlar. Döllenme tüplerin orta bölgesinde (ampulla) olur.

Yumurtalıklar (Overler): Karın yan duvarına, damarları içeren bağ dokusu ile tutunan iki adet organdır. Yumurtayı ve kadınlık hormonlarını üretirler. İnci renginde, ceviz büyüklüğünde, 2-3 cm. uzunluğunda organlardır.

Anüs

Anüs veya makat (Latince: anus; anlamı: "halka", "çember"[1]), sindirim sisteminin sonunda yer alan ve dışkılamanın yapıldığı dış açıklıktır. Birincil görevi dışkılama olan anüsün açıklık ve kapalılığını iç ve dış büzgen kaslar (sfinkter) denetler. İç anal sfinkter istemsiz, dış anal sfinkter ise istemli şekilde hareket eder. Kadınlarda vajinanın arkasında yer alan anüs, erkeklerde ise testis torbasının arkasında yer alır.

Barsaklar ve KATI Boşaltım Sistemi Anatomisi için
Bu bölümdeki Sindirim Sistemi Anatomisi Bölümümüzü ziyaret ediniz

Kaynak ve Dipnotlar

Wikipedia


Bergüzar Korel Kimdir? Biyografisi

Bergüzar Gökçe Korel Ergenç, kısaca Bergüzar Korel (27 Ağustos 1982, İstanbul), Türk oyuncu[1], televizyon sunucusu ve şarkıcıdır.

Yaşamı

Korel, Tanju Korel, Hülya Darcan çiftinin kızları olarak 27 Ağustos 1982 tarihinde İstanbul'da doğdu. Girit,[2][3] Rumeli[4] ve Arnavut kökenlidir.[5] Çocukluğunu Ulus'ta geçiren Korel, ilk öğrenimini Nilüfer Hatun İlköğretim Okulu, orta öğrenimini Yıldız Kolejinde yaptı. Kolejden mezun olmasının ardından Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümünü tamamladı. Üniversiteden önce profesyonel kulüplerde voleybol oynadı. Okul hayatı boyunca birçok oyun ve kısa filmde yer aldı. Aynı zamanda Devlet Tiyatrosu Kuvâ-yi Milliye oyununda yardımcı oyuncu olarak yer aldı. Bir süre Nicole Kidman ve Tom Hanks’in oyuncu koçluğunu yapan Susan Baston ile çalıştı ve Özay Fecht’in workshop çalışmalarına katıldı.

Kariyeri

İlk dizi rolünü 1998 yapımı olan Kırık Hayatlar'da aldı. Ardından 2006 yapımı Kurtlar Vadisi: Irak filminde Leyla karakteriyle izleyicilerin karşısına çıktı. Kurtlar Vadisi filmi için rol teklifi geldiğinde hasta olan babası Tanju Korel'in doktorları hastayı kaybetmek üzere olduklarını söylüyorlardı. Bu koşuşturmanın içinde önce rolü geri çevirdi. Ancak annesinin "Baban bu görüşmeye gitmeni isterdi" sözüyle ikna oldu ve teklifi kabul etti. Bu rolün bir zorluğu da Leyla karakterinin Arapça konuşuyor ve filmin canlı çekilecek olmasıydı. Bergüzar Korel bu dili hiç bilmemesine rağmen çok kısa bir sürede rolüne hazırlandı ve çok başarılı oldu. Film gişe rekorları kırdı.

Kurtlar Vadisi Irak'ta yakaladığı başarının ardından yine aynı yıl çekilen Zeytin Dalı dizisinde İklim karakterini canlandırdı. Bu arada reklam filmlerinde rol aldı. Asıl büyük çıkışını ise Kanal D'nin "2006'nın En Fazla Reyting Alan Dizisi" unvanını alan Binbir Gece'deki Şehrazat Evliyaoğlu rolüyle yaptı. Bu rolde kendisine oyuncu koçluğunu sanatçı Ayla Algan yaptı. Bu dizideki başarılı performansı ile 2006 Altın Kelebek En Başarılı Kadın Oyuncu Ödülü'nü aldı.

Bergüzar Korel sosyal sorumluluk projelerinde de faaliyet göstermektedir. Yapı Kredi ve TEGV iş birliğiyle hayata geçirilen “Okuyorum Oynuyorum” projesinde çocuklarla Sokak Tiyatroları düzenledi ve onlara oyuncu koçluğu yaptı.

Türk sinema televizyonlarında ve özellikle tiyatroda kalıcı olmak istediğini ve bunun için de çok çalıştığını her fırsatta söyleyen yıldız; voleybol, buz pateni, rüzgâr sörfü gibi sporların yanı sıra dans ve piyano eğitimi de almıştır.

Oyuncu, Binbir Gece dizisinden sonra gelen film ve program tekliflerini değerlendirerek Star TV'de Çocuktan Al Haberi isimli yarışma programını yapmıştır.

Tolgahan Sayışman ile romantik komedi Aşk Geliyorum Demez filmini çekmiştir.

Casus Kızlar adlı çizgi filmde "Sam" karakterini seslendirmiştir.

2010-2011 yılları arasında Bergüzar Korel, başrolünü Bülent İnal ile paylaştığı atv'de yayımlanan Bitmeyen Şarkı dizisinde rol almıştır. Aynı sene, Show TV'de yayımlanan Muhteşem Yüzyıl dizisine konuk oyuncu olarak katılmış, Monica Teresse karakterini canlandırmıştır. Daha sonra 2012-2015 yılları arasında yayımlanan Karadayı dizisinde Kenan İmirzalıoğlu ile başrol oynamış ve dizide Hâkime Hanım Feride Şadoğlu karakterini canlandırmıştır.

48. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde Ve Kadın Dünyaya Dokundu ana teması doğrultusunda kadınlardan oluşturuldu. Bergüzar Korel de jüri üyesi olarak görev yapmıştır.

Oyuncu, 2016-2018 yılları arasında eşi Halit Ergenç ile Kanal D'de yayımlanan Vatanım Sensin adlı dönem dizisi ile kamera karşısına geçmiştir.

Bergüzar Korel 21 Şubat 2020 tarihinde, "Aykut Gürel Presents Bergüzar Korel, Vol. 2" isimli stüdyo albümünü yayınladı. Korel albümde Özdemir Erdoğan, Levent Yüksel, Sezen Cumhur Önal, Mustafa Sandal ve Mazhar Alanson gibi birçok ünlü erkek sanatçıların eserlerini caz türünde yeniden yorumladı.[6]

Kişisel hayatı

Bergüzar Korel, tiyatro ve sinema oyuncusu Halit Ergenç ile 2009 yılının Ağustos ayında evlendi.[7] 2010 yılının Şubat ayında çiftin Ali isminde bir erkek çocuğu dünyaya gelmiştir.[8] 2020 yılının Mart ayında çiftin Han isminde ikinci erkek çocukları dünyaya gelmiştir.[9] 2021 yılının Kasım ayında çiftin Leyla isminde kız çocukları dünyaya gelmiştir.

HAKKINDA

Bergüzar Korel
Doğum Bergüzar Gökçe Korel
27 Ağustos 1982 (41 yaşında)
İstanbul, Türkiye
Meslek Oyuncu, şarkıcı
Evlilik Halit Ergenç (e. 2009)
Çocuk(lar) 3
Ebeveyn(ler) Tanju Korel
Hülya Darcan
Ödüller 2013 Altın Kelebek Ödülleri En İyi Kadın Oyuncu (Karadayı)
2013 Yıldız Teknik Üniversitesi En İyi Kadın Oyuncu (Karadayı)
2012 Radyo Televizyon Gazetecileri Derneği “TV Yıldızı” ödülü
2010 Aslan Max En Sevilen Çocuk Programı
2008 Burç Okulları En Başarılı Kadın Oyuncusu
2006 Altın Kelebek Ödülleri En İyi Kadın Oyuncu (Binbir Gece) Tüm Liste

Filmografisi

Televizyon

1998 Kırık Hayatlar TGRT
2005 Zeytin Dali İklim TRT
Cemalim Suna Kanal D
2006-2009 Binbir Gece Şehrazat Evliyaoğlu Başrol oyuncusu Kanal D
2009 Bergüzar'la Çocuktan Al Haberi Kendisi Sunucu Star TV
2010-2011 Bitmeyen Şarkı Feraye Başrol oyuncusu atv
2011 Muhteşem Yüzyıl Monica Teresse Konuk oyuncu Show TV
2012-2015 Karadayı Feride Şadoğlu Başrol oyuncusu atv
2016-2018 Vatanım Sensin Azize / Ayşe Bacı[10] Kanal D

İnternet

2021 Azizler Füsun Konuk oyuncu Netflix
Yakında Düğüm Neslihan Turhan Başrol oyuncusu Amazon Prime

Sinema

1999 Şen Olasın Ürgüp TV filmi
2006 Kurtlar Vadisi Irak Leyla
2009 Aşk Geliyorum Demez Gözde
2019 Bir Aşk İki Hayat Deniz Başrol oyuncusu
Yakında 10 Saniye Zeynep Başrol oyuncusu

Reklamlar

    2022 - Hepsiburada
    2020 - Sleepy
    2019 - Zen Pırlanta (Halit Ergenç ile birlikte)
    2013-2015 - Pantene
    2011 - Penti
    2010 - Konzum
    2007 - Pantene
    2003 - Ülker Golf

Diskografi
Albümleri

    2016 - Aykut Gürel Presents:Bergüzar Korel
    2020 - Aykut Gürel Presents:Bergüzar Korel, Vol. 2

Ödülleri ve adaylıkları

Bu bölümün daha doğru ve güvenilir bilgi sunması için güncellenmesi gerekmektedir.
Daha fazla bilgi için tartışma sayfasına bakınız.
Yıl Ödül töreni Kategori Proje Sonuç
2007 34. Altın Kelebek Ödülleri En İyi Kadın Oyuncu Binbir Gece Kazandı
RTGD Ödülleri RTGD'nin TV Yıldızı Kazandı
2008 Burç Okulları Ödülleri En Başarılı Kadın Oyuncu Kazandı
2010 Aslan Max Ödülleri En Sevilen Çocuk Programı (Bergüzar'la Çocuktan Al Haberi) Kazandı
2013 RTGD Ödülleri Yılın Kadın Oyuncusu Karadayı Kazandı
4. Ayaklı Gazete TV Yıldızları Ödülleri En İyi Drama Dizisi Kadın Oyuncusu Kazandı
YBTB Ödülleri Yılın En Başarılı Kadın Oyuncusu Kazandı
40. Altın Kelebek Ödülleri En İyi Kadın Oyuncu Kazandı
2014 12. YTÜ Yılın Yıldızları Ödülleri En İyi Drama Dizi Oyuncusu Kazandı
2015 MGD 21. Altın Objektif Ödülleri En İyi Kadın Oyuncu Kazandı
42. Pantene Altın Kelebek Ödülleri En İyi Kadın Oyuncu Adaylık
2016 5. Bilkent TV Ödülleri En İyi Kadın Drama Oyuncusu Vatanım Sensin Adaylık
24. İTÜ EMÖS Başarı Ödülleri Yılın En Başarılı Kadın Dizi Oyuncusu Adaylık
8. KTÜ Medya Ödülleri En Beğenilen Kadın Oyuncu Adaylık
En Beğenilen Dizi Çifti (Azize & Cevdet) Adaylık
11. GSÜ EN Ödülleri En İyi Kadın Dizi/Sinema Oyuncusu Adaylık
17. Magazinci.com Ödülleri Yılın Bayan TV Dizi Oyuncusu Kazandı
4. Mersin Altın Palmiye Ödülleri Yılın Kadın Dizi Oyuncusu Adaylık
Okan Üniversitesi Yılın En'leri Ödülleri En İyi Kadın Dizi Oyuncusu Kazandı


Dipnotlar



Kaynak

Wikipedia



Halit Ergenç Kimdir? Biyografisi

Halit Ergenç (d. 30 Nisan 1970, İstanbul), Türk dizi, film ve tiyatro oyuncusudur.

Opera ve müzikal tiyatro oyunculuğu eğitimi aldı. Oyunculuğa Dormen Tiyatrosu'nda Kral ve Ben müzikali ile başladı. Zerda adlı dizideki Devran ve Aliye dizisindeki Sinan Karahan rolleri ile tanındı. İzlenme rekorları kıran Binbir Gece dizisinde başrol oynadı. Muhteşem Yüzyıl dizisinde Kanuni Sultan Süleyman ve Vatanım Sensin dizisinde Cevdet rolünü üstlendi.

Yaşamı

1970 yılında İstanbul'da doğdu. Babası müzisyen ve oyuncu Sait Ergenç, annesi İnci Aliye Yüceışık'tır. Ortaöğrenimini Beşiktaş Atatürk Lisesinde tamamladı. Lise döneminde şarkı söylemeye başladı. Üç yıl boyunca Ajda Pekkan ve Leman Sam’a vokalistlik yaptı.[2]

Yükseköğrenimine İTÜ Gemi İnşaatı ve Deniz Bilimleri Bölümünde başladı. Bu okuldaki eğitimini, 2 yıl sonra 1989 yılında bırakan Ergenç, Mimar Sinan Üniversitesi Opera ve Müzikal Tiyatro Oyunculuğu Bölümünden mezun oldu.[3]

1996 yılında Dormen Tiyatrosu'nda Kral ve Ben müzikalinde başrol oynadı. Aynı dönemde dizi oyunculuğuna da başlayan Ergenç, Kara Melek dizisinde Kürşat rolünü üstlendi.

Kariyeri boyunca rol aldığı müzikal yapımlar arasında The Adventures of ZAK-Kate, Tatlı Charity, Beni Seviyor, Kral ve Ben, Amphitrion, Evita, Hayalet ve Ötekiler, Şarkılar Susarsa bulunur.

Tiyatro çalışmalarına ise Bugün Git Yarın Gel, Popcorn, Arapsaçı, Sevgilime Göz Kulak Ol oyunlarıyla devam etti.

Televizyon kariyerinde Hiç Yoktan Aşk, Ölümün El Yazısı televizyon filmleri, Böyle mi Olacaktı, Dedem Gofret ve Ben, Esir Şehrin İnsanları dizileri ile devam etti. Zerda adlı dizideki Devran ve Aliye dizisindeki Sinan Karahan rolleri ile tanındı. Sanatçı izlenme rekorları kıran Binbir Gece adlı televizyon dizisinde başrolü Bergüzar Korel ile paylaştı. Bu dizideki rolü ile 2006 yılında En İyi Erkek Oyuncu dalında 34. Altın Kelebek Ödülleri'nde En İyi Erkek Oyuncu Ödülü'nü kazandı.

2007'de oyuncu Gizem Soysaldı ile evlendi.[4] Bir buçuk yıl sonra boşanma ile sonlanan[5] bu evliliğinin ardından, Binbir Gece dizisindeki rol arkadaşı Bergüzar Korel ile 2009'da evlendi.[6] Çiftin Ali (2010), Han (2020) ve Leyla (2021) isminde iki erkek ve bir kız çocuğu olmuştur.[7]

Sanatçı, Muhteşem Yüzyıl dizisinde Kanuni Sultan Süleyman ve Vatanım Sensin dizinde Cevdet rolünü üstlendi.

Filmografisi

Televizyon

1993 Beni Bul Samim Celepoğlu
1996 Tatlı Kaçıklar atv
1997 Kara Melek Kürşat Başrol oyuncusu Star TV
1997 Böyle mi Olacaktı Başrol oyuncusu atv
1998 Gurbetçiler
2000 Hiç Yoktan Aşk Erdal Kanal D
2001 Dedem, Gofret ve Ben Vedat TRT 1
Cinlerle Periler Cüneyt
Dadı Emre Giritli Konuk oyuncu Show TV
2002 Kumsaldaki İzler Fazıl Konuk oyuncu atv
Zeybek Ateşi Aleko Show TV
Azad Kanal D
Zerda Devran Başrol oyuncusu atv
2003 Baba Kartal
Esir Şehrin İnsanları TRT 1
2004-2006 Aliye Sinan Karahan Başrol oyuncusu atv
2005 ATV'de Ayda Bir - Halit Ergenç ile En Uykusuz Kendisi Sunucu
2006-2009 Binbir Gece Onur Aksal Başrol oyuncusu Kanal D
2011-2014 Muhteşem Yüzyıl Kanuni Sultan Süleyman Show TV, Star TV
2016-2018 Vatanım Sensin Mirliva Cevdet Kanal D
2020 Babil İrfan Tuna Saygun Star TV

İnternet dizi ve filmleri

2020 Rise of Empires: Ottoman Anlatıcı Netflix
2021 Azizler Necati Konuk oyuncu
Yakında Numen Arel Başrol oyuncusu Disney+

Sinema

2000 Ölümün El Yazısı
2004 Okul Sebel Bey
2005 The Net 2.0 Ivanakov
Babam ve Oğlum Özkan
2006 Tramvay Nezih
İlk Aşk Kemal
2008 Devrim Arabaları Yüksek Mühendis Uğur Başrol oyuncusu
Akşamdan Kalma Mehmet
2009 Acı Aşk Orhan Ataoğlu
2010 Dersimiz Atatürk Atatürk Başrol oyuncusu
Misafir Oktay
Akşamdan Kalma 2 Mehmet
2012 Akşamdan Kalma 3
2016 Ali ve Nino Fetali Han Hoyski
2017 İstanbul Kırmızısı Orhan Şahin Başrol[8]
2019 Kasablanka[9] Drachon
2021 Mevlana Mest-i Aşk

Müzikal, Opera ve Bale Çalışmaları

    2002 “Kiss Me Kate” / Yön: Atlan Günbay
    2001 “The Adventures of ZAK_New York” / Yön: Dan Richenbach
    2000 “Amphitrion 2000” / Yön: Haldun Dormen
    1999 “Tatlı Charity” / Yön: Tony Stevens
    1999 “Beni Seviyor” / Yön: Önder Göksever
    1997 “Evita, Hayalet ve Ötekiler” / Yön: Haldun Dormen
    1996 “Kral ve Ben” / Yön: Haldun Dormen
    1995 “Şarkılar Susarsa” / Yön: Çetin Akcan

Tiyatro oyunları

    2000, Bugün Git Yarın Gel, Yön: Haldun Dormen
    1998, Popcorn, Yön: Haldun Dormen[10]
    1997, Arapsaçı, Yön: Haldun Dormen
    1996, Sevgilime Göz Kulak Ol, Yön: Haldun Dormen

Ödülleri ve Adaylıkları

Ödüller

2007 34. Altın Kelebek Ödülleri [11] En İyi Erkek Oyuncu Binbir Gece Kazandı
2009 Sadri Alışık Ödülleri En İyi Erkek Oyuncu Devrim Arabaları Kazandı
2014 41. Altın Kelebek Ödülleri En İyi Erkek Oyuncu Muhteşem Yüzyıl Kazandı
2017 5. Bilkent TV Ödülleri En İyi Erkek Drama Oyuncusu Vatanım Sensin Kazandı
1. Müzikonair Ödülleri En İyi Erkek Dizi Oyuncusu Adaylık
24. İTÜ EMÖS Başarı Ödülleri Yılın En Başarılı Erkek Dizi Oyuncusu Adaylık
11. GSÜ EN Ödülleri En İyi Erkek Dizi/Sinema Oyuncusu Kazandı
4. Mersin Altın Palmiye Ödülleri Yılın Erkek Dizi Oyuncusu Adaylık
6. Fashion T Moda Ödülleri Yılın En Başarılı Erkek Oyuncusu Kazandı
2017 16th Lux Style Awards Icon of the year Muhteşem Yüzyıl Kazandı


Dipnotlar

[attachment=107610]

Kaynak

Wikipedia

Admin Paneline gir ve ordan temalar bülümünden Default temayı aç ve orda yeni style css oluştur a git ve kod olarak alttaki kodu gir ve "colour_dark.css" olarak kaydet işlem tamamdır
tekrar beyaza gecmek istersenden o "colour_dark.css"  yi sil işlem tamamdır


Code:
/* CUSTOM DARK */ body { background: #141414 !important; } a:link, a:visited, a:hover, a:active { color: #468aca !important; } a.button:link, a.button:hover, a.button:visited, a.button:active { border: 1px solid #111 !important; } #logo { background: #1b1b1b !important; border-bottom: 1px solid #011929; } #header ul.menu li a { color: #fff; } #container { color: #aaa !important; } #panel .upper { border: 0 none !important; } #panel .lower {     background: #1b1b1b !important;     border-bottom: 1px solid #303030 !important;     border-top: 1px solid #262626 !important; } header #siteSearch label.searchContainer {     background: #333 !important;     border: 1px solid #303030 !important; } header #siteSearch input.inputText {     background: #333 !important;     color: #aaa !important; } .navigation {     color: #999 !important; } .navigation .active {     color: #999 !important; } .pagination a {     background: #222 !important;     border: 1px solid #303030 !important;     color:#aaa !important; } .pagination .pagination_current {     color: #aaa !important; } table {     color: #aaa !important; } .tborder {     background: #222 !important;     border: 1px solid #333 !important; } .trow1 {     background: #292929 !important;     border-color: #555 #333 #333 #555 !important; } .trow2 {     background: #333 !important;     border-color: #555 #333 #333 #555 !important; } .trow_sep {     background: #222 !important;     border-bottom: 1px solid #191919 !important;     color: #aaa !important; } .post .post_author {     background: #333 !important;     border-bottom: 1px solid #222 !important;     border-top: 1px solid #222 !important; } .post.classic .post_author {     border-color: #444 !important; } .post_controls {     background: #333 !important;     border-bottom: 1px solid #444 !important; } .postbit_buttons > a:link, .postbit_buttons > a:hover, .postbit_buttons > a:visited, .postbit_buttons > a:active {     background: #2b2b2b !important;     border: 1px solid #444 !important; } .post .post_author div.author_avatar img {     background: #2b2b2b !important;     border: 1px solid #444 !important; }     .post.classic .post_author div.author_statistics {     border-top: 1px dotted #444 !important; } .post .post_head {     border-bottom: 1px dotted #333 !important; } .post_content .signature {     border-top: 1px dotted #333 !important; } blockquote {     background: #333 !important;     border: 1px solid #444 !important; } blockquote cite {     border-bottom: 1px solid #555 !important; } .codeblock {     background: #333 !important;     border: 1px solid #444 !important; } .codeblock .title {     border-bottom: 1px solid #555 !important; } code {     background: #333 !important;     border: 1px solid #444 !important; } code:before {     border-bottom: 1px solid #444 !important; } .tfoot {     background: #333 !important;     border-top: 1px solid #262626 !important; } textarea {     background: #111 !important;     border: 1px solid #303030 !important; } body, button, input, select, textarea {     color: #aaa !important; } html, body, p, code:before, table {     color: #aaa !important; } input.button {     background: #2b2b2b !important;     border: 1px solid #444 !important; } input.textbox {     background: #333 !important;     border: 1px solid #222 !important; } footer {     color: #555 !important; } #footer .wrapper {     border: 0 none !important; } #footer .upper {     background: #1b1b1b !important;     border: 1px solid #303030 !important; } select {     background: #2b2b2b !important;     border: 1px solid #444 !important; } .thead a {     color: #fff !important; } .drop_go_page {     background: #444 !important;     border: 1px solid #222 !important; } footer {     background: #444 !important;     border-top: 1px solid #333 !important; } fieldset {     border: 1px solid #444 !important; } .select2-container-multi .select2-choices {     border: 1px solid #555 !important; background: #292929 !important; } .select2-drop {     background-color: #333 !important;     color: #aaa !important; } .select2-results .select2-no-results, .select2-results .select2-searching, .select2-results .select2-selection-limit {     background-color: #333 !important; } div.select2-container-multi .select2-choices .select2-search-field input.select2-active { background-color: #333 !important; } .select2-container .select2-choice {     background-color: #2b2b2b !important;     border: 1px solid #444 !important; } .blog_updates.release {     background-color: #fce972 !important;     border-color: #ffe752 !important;     color: #555 !important; } .blog_updates.latest {     background-color: #cdff5e !important;     border-color: #c9ff52 !important;     color: #555 !important; } .pm_alert {     background-color: #fce972 !important;     border-color: #ffe752 !important;     color: #555 !important; } .mysupport_staff_highlight {     background: rgba(255, 255, 255, 0.2) !important; } div.sceditor-dropdown label {     color: #aaa !important; } div.sceditor-dropdown input, div.sceditor-dropdown textarea {     background: #222 !important;     border: 1px solid #555 !important; } .popup_menu {     background: #222 !important;     border: 0 none !important; } .popup_menu .popup_item {     background: #444 !important; } button {     background: #333 !important;     border: 1px solid #555 !important;     border-radius: 2px !important;     margin: 1px !important; } button:hover {     background: #444 !important; } #content { background: #333; }
"Ey belaları def u ref edecek olan Allah’ım! Bizden bütün belâ ve musibetleri def u ref eyle"


Def etmek ne demek, ne anlama gelir? Def etmek bitişik mi yazılır ayrı mı? TDK sözlük anlamı

Dilimize Arapçadan geçen def kelimesinin ilk anlamı uzaklaştırmak ve kovmaktır. Etmek fiili ile birlikte kullanılan bu sözcük, insana sıkıntı veren meselelerin giderilmesi, sorunların halledilmesi anlamında da kullanılır. ''Defol'' kelimesi ise ünlem cümlelerinde kullanılan bir kovma sözüdür. Def etmek ne demek, ne anlama gelir? Def etmek bitişik mi yazılır ayrı mı tüm detayları ile derledik.

Def etmek kelimesi ile eş ve yakın anlamlı sözcükler şu şekilde sıralanabilir:

1- Savmak 2- Kovmak 3- Savuşturmak 4- Gidermek 5- Çözmek 6- Halletmek

7- Uzaklaştırmak 8- Göndermek 9- Yollamak 10- Tasfiye Etmek 11- Yok Etmek

Def etmek Ne Demek, Ne Anlama Gelir?

Günlük hayatta sıklıkla kullandığımız def etmek kelimesi, 16. yüzyılda literatüre girdi. Def etmek, birini yanından uzaklaştırmak anlamına gelir. Bu kelime birçok birleşik isim ve tamlamada da kullanılır. Örneğin def ü ref, savuşturmak demektir. Def-i bela ise, insana sıkıntı veren meselelerden kurtulması, belaları başından savmak manasına gelir.

Def etmek Bitişik mi, Ayrı mı Yazılır?

Defetmek kelimesi birleşik bir isim olduğu için bitişik yazılması gerekir.

Defetmek - Doğru Kullanım

Def etmek - Yanlış Kullanım

Def etmek Kelimesinin Cümle İçinde Kullanımı

1- Şu meseleleri başımdan defedince uzun bir tatile çıkmayı düşünüyorum.

(Yok etmek, gidermek anlamında kullanılmış)

2- Koray, kaba saba konuşmaya başlayınca yanımdan defettim

(Kovmak anlamında kullanılmış)

müdafaa / müdâfaa / مدافعه / مُدَافَعَه

Savunma.

Bir hücuma ve zarar veren bir harekete karşı durmak. Def'etmek. Savmak.
Düşman hücumunu men'etmek.
Mahkemede: İddiacının dâvasını def' edecek bir surette bir iddia dermeyân etmek, beyânatta bulunmak.

Savunma.

Savunma. (Arapça)

Savma, savunma.

<<<<ALINTI>>>

Dua zamanı

Şu an içinde bulunduğumuz (bu gün itibariyle 14. gün)

Safer ayı kameri ayların ikincisidir. Bu ayda çok musibetin ve belanın indiğine inanılır. Bütün günler ve aylar Allah Teâla’ya ait zaman dilimleri olduklarından, kendi başlarına fayda ve zarar verebilecek şeyler değildir. Bunlarda olan musîbetler gün veya aydan dolayı değil de, her şeyi takdir eden Allah  Teâla’nın takdiriyle olduğu bilinmelidir. Gerçi Cenâb-ı Hak, insanı her an imtihan etmektedir. Öyle ise, bize düşen vazife, her halukârda sabredip, başa gelecek olan bela ve musibetin imtihan için geldiğini ve Allah’a (c.c) tevekkül etmek gerektiğini unutmamalıyız.Bu ayda geçmiş kavimlere pek çok belâ ve musibetlerin indiği söylenmektedir.Bize düşen her an ve demde O’nun yüce dergâhına sığınmak, af ve mağfiretimizi istemektir.

Bu ayda, yıl boyu inecek belalardan, kaza ve musibetlerden dua ve iltica ile Allah’a sığınmalıyız. Üzerimizden kaldırılması, İslâm ümmetinin ve mü’min kardeşlerimizin, hassetsen Kur’ân hizmetkârlarının bu belalardan muhafaza edilmelerini yüce Rabbimiz’den tazarru’ ve niyaz ile istirham etmeli, Koruyucuların en hayırlısı olan Allah’ın (cc) koruması, inâyeti ve muhafazasına hevâle etmeliyiz.

Safer ayının ilk ve son çarşamba günü (10 şubat Çarşamba) , öğlen ve ikindi namazı arasında iki rek’at namaz kıldıktan sonra aşağıdaki duayı okumamız uygun olur.

1 .Rekât : Fatiha'dan Sonra ; 11 İhlâs Sûresi
2. Rekât : Fatiha'dan Sonda; 11 İhlâs Sûresi.

Belaları Def u Ref etme duasi

Bu namazdan sonra 100 kere "Yâ dâfia'l-belâyâ, idfâ anna'l-belâyâ, fallâhü hayrun hâfizan ve hüve Erhâmü'r-Râhimin, inneke alâ külli şey'in kadir" ( Ey belaları def u ref edecek olan Allah’ım! Bizden bütün belâ ve musibetleri def u ref eyle. Allah (cc) koruyucuların, muhafaza edenlerin en hayırlısıdır ve Erhâmü’r-Rahmîndir. Ey Rabbim! Senin her şeye gücün yeter” okunmalı ve dua edilmelidir.Elhamdülillahi Rabbil âlemîn.Vesselâtü vesselâmü alâ seyyidina Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ecmeîn.Va’fü annâ vağfir lena verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil kafirîn.
Varlığı canlarımızın cânı, nûru gözlerimizin ziyası Yüce Rabbimize, ilmi ve malûmatı adedince hamd ü sena, yolda ve darda  kalmışların biricik rehberi Hazreti Muhammed Mustafa'ya, tertemiz ailesine ve yıldızlar gibi etraflarına ışık saçan ashabına salât ü selam ederek bir kez daha Yüce Dergâh’a yöneliyor ve O’nun niyaz kapısının tokmağına dokunarak inliyoruz:
Rabbimiz, Senden muhlis (ihlasa ermiş) ve muhlas (ihlasa erdirilmiş) kullarını te'yîd buyurduğun gibi, biz (aciz ve muhtaç) kullarını da, hakikate vâkıf olma adına yapmaya çalıştığımız okumalarımızı, ilimlerimizi ve amellerimizi ihlaslı kılarak te'yîd buyurmanı istiyoruz.
Ey Ehad ve Vâhid ve Samed olan, Ey Ondan başka hiçbir ilâh bulunmayan, Ey bir olan ve hiçbir şeriki bulunmayan, Ey bütün mülk Onun olan ve bütün hamd ona mahsus olan, Ey hayatı veren ve ölümü veren, Ey bütün hayır elinde bulunan, Ey herşeye hakkıyla kadir olan, Ey bütün mahlûkatın dönüşü Ona olan Allah (c.c.)ım! Bizleri kâmil muvahhidlerden, Kur’âna ve Sünnete sâdık muhakkiklerden eyle.. sıddıklardan ve müttakî mü'minlerden eyle. Âmin.
Allah (c.c.)ım! Ehadiyetinin sırrı hürmetine, bizleri esrarına naşir, kalbimizi imanın envârına mazhar eyle ve lisanımızı Kur'ân'ın hakaikiyle intak eyle.Ey kavmi içinde Nuh'un duasına icabet eden, ey düşmanlarına karşı İbrahim'e yardım eden, ey Yusuf'u tekrar Yakub'a kavuşturan, ey Eyyüb'den zararı kaldıran, ey Zekeriya'nın duasına cevap veren, ey Yunus ibni Mettâ'nın tevbesini kabul eden Allah (c.c.)ım! Bu müstecap duaların sahiplerinin hürmetine, bizleri ins ve cin şeytanlarının şerlerinden, zındıka ve ifsat komitelerinin entrikalarından muhafaza etmeni, düşmanlarımıza ve Kur’ân düşmanlarına karşı bize nusret vermeni, bizi nefislerimize terk etmemeni, sıkıntılarımızı kaldırmanı ve kalblerimizin ve umum mü’minlerin, Kur’ân hizmetkârlarının kalblerinin hastalıklarına şifa vermeni, korku ve endişeleri gidermeni, ‘bir takım korkular ve açlıklarla ve mal, can ve mahsul eksikliğiyle imtihan’ da sabrederek müjdeye mazhar olanlardan olmamızı senden istiyoruz.Ulemâ-i sû’, ümerâ-i sû, meşâyih-i sû’ ve mutrafîn-i sû’un kötülük ve hilelerinden bizleri muhafaza eyle.Bizlere dilimizle değil, halimizle, takvamızla, hilmimiz ve ilmimizle va’z etmeyi nasip eyle…Bizlere bir insanın elinden tutmadan önce kalbinden tutmanın sırlarını öğret Ya Rabbi!
Allah’ım!Bizleri geçmişte kaybolmaktan, boğulmaktan  muhafaza ederek yarınlara, ebediyete hazırlananlardan eyle…Nazarlarımızı, Bakışlarımızı  ibret, sükutumuzu hikmet, konuşmamızı san’at ve mârifete dönüştür Ya Rabbi!
Allah’ım!Boşa bakanlardan, başa kalkanlardan, boşa konuşanlardan, çaka satanlardan, hakkı söylemeyip susanlardan, menfaati için koşanlardan eyleme.Allah’ım!Zenginlerimizi hamiyetsiz, fakirlerimizi gayretsiz, âlimlerimizi amelsiz, idarecilerimizi adaletsiz bırakma Ya Rabbi!
Allah’ım!Cehalet zaruret ve ihtilafa karşı açmış olduğumuz cihad-ı mâneviyemizde bizleri mansur ve muzaffer eyle Ya Rabbi!Semalarımızı bayraksız, bütün müslümanları hürriyetsiz, kadınlarımızı iffetsiz, mü’minleri izzetsiz,  camilerimizi cemaatsız, cemaatimizi de ilim ve hikmetsiz bırakma Ya Rabbi!
Allah’ım!Her dâim  hem kavli hem de fiili dua yapmayı cümlemize nasip eyle Ya Rabbi!Dahilî ve hâricî düşmanlarımızdan, entrika ve hilelerinden sana sığındığımız gibi; cehaletden, tembellikten, yılgınlık ve korkaklıktan, kapasite israfından, zaman israfından, adam kıtlığından da sana sığınıyoruz, bizleri muhafaza eyle Ya Rabbi!
Okul ve Üniversitelerimizi aklın nuru ve vicdanın ziyasıyla aydınlat ve Kur’ân hakikatlerinin tedrisi için birer eğitim yuvasına dönüştür Ya Rabbi!
Bildiklerimizin hamili değil âmili olanlardan eyle Ya Rabbi!Din tâcirlerinin ve maneviyat simsarlarının şerrinden cümlemizi muhafaza eyle Ya Rabbi!Varlığıyla yokluğu belli olmayan, Müslümanların ızdırabıyla yanmayan, Seni hakkıyla anmayan, sahih bir imanla inanmayan kullardan eyleme…Müteharrik bir meyyit olmaktan, bâtılı Hak sanmaktan, ehl-i Hakka yan bakmaktan, inancını Şeytana satmaktan muhafaza eyle…
Allah’ım!Baktıklarımızı  görmeyi, gördüklerimizi anlamayı, ferâsetli olmayı, Sırat-ı müstakîmi bulmayı, her an Hakk’ı korumayı cümlemize nasip eyle…
Allah’ım!Kur’ ân’ı; mezarlara ve vicdanlara mahkum etmekten, dini sâdece beş vakte tahsis etmekten, dünyayı bilip ahireti bilmemekten muhâfaza buyur…
Çaresizliğimizin çaresi sensin Allah’ım!Çarelerinden bizleri çaresiz kılma Allah’ım!
İslâm’a kasdetmiş zalimlerin, Nemrutların, süfyanların, deccalların şerrinden bütün müslümanları muhafaza eyle Allah’ım!İslâm âlemi ve Müslümanlar üzerinde dolaşan karabulutları, oynanan oyunları def u ref eyle. Plân ve tuzaklarını ma’kûsen kendi aleyhlerine ve başlarına çevir yâ Rabbi!
Allah’ım!Aklımıza  ilim ve hikmet, fikrimize ferâset ve basîret, bedenimize sıhhat ve âfiyetRuhumuza da tekâmül, ferahlık ve sükûnet ihsan eyle Ya Rabbi!
Peygamberimiz (s.a.v)’in duasıyla Sana iltica ediyoruz:“Ey Kur’ân’ı indiren, bulutları gök yüzünde gezdiren ve düşman saflarını darmadağın edip bozguna uğratan Allah’ım! Düşmanları perişan et ve onlara karşı bize yardım et.” (Buhârî, Cihad, 112; Müslim, cihad,20)
Birliğimizi, uhuvvetimizi, tesanüdümüzü bozmak isteyenlere fırsat verme Allah’ım!Ey rabbimiz!.. bizleri; nefis ve şeytanın şerrinden ve kabir azabından ve cehennem ateşinden muhafaza eyle ve cennetü’l-firdevste mes’ud kıl!.... Âmin…âmin, âmin… Bihürmeti Seyyidi’l Mürselîn…


Kaynak: Dua zamanı - İsmail AKSOY

risalehaber com


RAŞiDi TARıKATINDA DA BELALARI DEFETME DUASI  (SAFER AYI DUASI) BUDUR


Raşidi Tarikatında - Vedfea Duası (Bizden Uzak Eyle Duası)

VEDFEA DUASI (Def eyle Duası)

Vedfea  Duası  Budur

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
Allahümme vedfeana küfrel kafiriyne,
Allahümme vedfeana şirkel müşrikiyne,
Allahümme vedfeana nifakel münafikiyne,
Allahümme vedfeana hasedel hasidiyne,
Allahümme vedfeana fıskel fasıkıyne,
Allahümme vedfeana hıyanetel hainiyne,
Allahümme vedfeana kezibel kazibiyne,
Allahümme vedfeana ifsadel müfsidiyne,
Allahümme vedfeana israfel müsrifiyne,
Allahümme vedfeana adaavetel aduvviyne,
Allahümme vedfeana sihres sahiriyne,
Allahümme vedfeana neffasatil ugadiyne,
Allahümme vedfeana cürmel mücrimiyne,
Allahümme vedfeana zulmez zalimiyne,
Allahümme vedfeana vahşetel vahişiyne,
Allahümme vedfeana seyyietil müseyyi iyne,
Allahümme vedfeana hıyalil küllü mütehayyılliyne,
Allahümme vedfeana nazerel hainiyne,
Allahümme vedfeana keşfel küfrül kaşifiynes seyyiiyne,
Allahümme vedfeana şematati küllü şamitiyne,
Allahümme vedfeana amelil bahilliyne,
Allahümme vedfeana gafel El gafiliyne,
Allahümme vedfeana amelil yüraune,
Allahümme vedfeana acelel küllü muacciliyne,
Allahümme vedfeana tecavezel mütecaviziyne,
Allahümme vedfeana inkarel münkiriyne,
Allahümme vedfeana iftirael müfteriine,
Allahümme vedfeana seerigal müseerigune,
Allahümme vedfeana naakısel munkısune,
Allahümme vedfeana deccal ve havaassehü ve euzubike rabbi en yahdzurun. (Dad sağ azı diş ile)
Allahümme vedfeana şeytanirracim ve hizbehü ve euzubike rabbi en yahdzurun. (Dad sol azı diş ile)
Rabbena ve takabbel bi duai, Rabbenağfirli veli valideyye velil muminine yevme yekumul hisab, istecib duaena birhametike ya erhamerrahimiyn. Veselamün alel Mürseliyn, Velhamdülillahi Rabbel Alemin.


„inteha Vedfea Duası”
Bina Eden
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 29 HAZiRAN 2019 Cumartesi
Original Kar©glan


VEDFEA DUASI

صلاة ودفعن
ودفعنا دعس
أعوذ بالله من الشيطان الرجيم
بِسۡمِ ٱللهِ ٱلرَّحۡمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
اللهم ودفعنا كفر الْكَافِرِين
اللهم ودفعنا شرك الْمُشْرِكِينَ
اللهم ودفعنا نفاق الْمُنَافِقِينَ
اللهم ودفعنا حسد الْحَاسِدٍ
اللهم ودفعنا فسق الفَاسِقٌ
اللهم ودفعنا خيانة الخَائِنِينَ
اللهم ودفعنا كذب كذب الكَاذِبُين
اللهم وَدْفَعَنَا إفْسَادَ اْلمُفْسِدِينَ
اللهم ودفعنا إسراف الْمُسْرِفُونَ
اللهم ودفعنا عَدَاوَةَ اْلعَدُوِّينَ
اللهم ودفعنا سحر السَّاحِرين
اللهم ودفعنا النَّفَّاثَاتِ الْعُقَدِين
اللهم ودفعنا جرم الْمُجْرِمِينَ
اللهم ودفعنا ظلم الظَّالِمِينَ
اللهم ودفعنا وحشة الْواحشين
اللهم ودفعنا سيئة الْمسيئين
اللهم ودفعنا خيالل كل متخيالين
اللهم ودفعنا نظرال حاءنين
اللهم ودفعنا كشف الكفرالكشفن السيّإين
اللهم ودفعنا شمتاتو كل شمتون
اللهم ودفعنا عمال بخيلّين
اللهم ودفعنا غافلا الغافلين
اللهم ودفعنا عمل اليُرَاؤُونَ
اللهم ودفعنا عجلال كل معجّلين
اللهم ودفعنا تجوذ المتجاوذين
اللهم ودفعنا الْإنكار المنكرين
اللهم ودفعنا إفْتِراء ألمُفْترينَ
اللهم ودفعنا السارِق المُسارقون
اللهم ودفعنا انّاقِصَ اْلمُنْقِصوٌ
اللهم ودفعنا دجال وحواصّهو وَأَعُوذُ بِكَ رَبِّ أَن يَحْضُرُونِ
اللهم ودفعنا الشيطان الرجيم وحزبهو وَأَعُوذُ بِكَ رَبِّ أَن يَحْضُرُونِ
رَبَّنَا وَتَقَبَّلْ بدُعَاء رَبَّنَا اغْفِرْ لِي وَلِوَالِدَيَّ وَلِلْمُؤْمِنِينَ يَوْمَ يَقُومُ الْحِسَابُ استجب دعاءنا برحمتك يا ارحمرّاحمين ٯ سّلاَ مٌ على المرسلين والحمدلالله ربّ العلمين
"Ey belaları def u ref edecek olan Allah’ım! Bizden bütün belâ ve musibetleri def u ref eyle"


Def etmek ne demek, ne anlama gelir? Def etmek bitişik mi yazılır ayrı mı? TDK sözlük anlamı

Dilimize Arapçadan geçen def kelimesinin ilk anlamı uzaklaştırmak ve kovmaktır. Etmek fiili ile birlikte kullanılan bu sözcük, insana sıkıntı veren meselelerin giderilmesi, sorunların halledilmesi anlamında da kullanılır. ''Defol'' kelimesi ise ünlem cümlelerinde kullanılan bir kovma sözüdür. Def etmek ne demek, ne anlama gelir? Def etmek bitişik mi yazılır ayrı mı tüm detayları ile derledik.

Def etmek kelimesi ile eş ve yakın anlamlı sözcükler şu şekilde sıralanabilir:

1- Savmak 2- Kovmak 3- Savuşturmak 4- Gidermek 5- Çözmek 6- Halletmek

7- Uzaklaştırmak 8- Göndermek 9- Yollamak 10- Tasfiye Etmek 11- Yok Etmek

Def etmek Ne Demek, Ne Anlama Gelir?

Günlük hayatta sıklıkla kullandığımız def etmek kelimesi, 16. yüzyılda literatüre girdi. Def etmek, birini yanından uzaklaştırmak anlamına gelir. Bu kelime birçok birleşik isim ve tamlamada da kullanılır. Örneğin def ü ref, savuşturmak demektir. Def-i bela ise, insana sıkıntı veren meselelerden kurtulması, belaları başından savmak manasına gelir.

Def etmek Bitişik mi, Ayrı mı Yazılır?

Defetmek kelimesi birleşik bir isim olduğu için bitişik yazılması gerekir.

Defetmek - Doğru Kullanım

Def etmek - Yanlış Kullanım

Def etmek Kelimesinin Cümle İçinde Kullanımı

1- Şu meseleleri başımdan defedince uzun bir tatile çıkmayı düşünüyorum.

(Yok etmek, gidermek anlamında kullanılmış)

2- Koray, kaba saba konuşmaya başlayınca yanımdan defettim

(Kovmak anlamında kullanılmış)



müdafaa / müdâfaa / مدافعه / مُدَافَعَه

    Savunma.

    Bir hücuma ve zarar veren bir harekete karşı durmak. Def'etmek. Savmak.
    Düşman hücumunu men'etmek.
    Mahkemede: İddiacının dâvasını def' edecek bir surette bir iddia dermeyân etmek, beyânatta bulunmak.

    Savunma.

    Savunma. (Arapça)

    Savma, savunma.


<<<<ALINTI BEGiN>>>

Dua zamanı

Şu an içinde bulunduğumuz (bu gün itibariyle 14. gün)

Safer ayı kameri ayların ikincisidir. Bu ayda çok musibetin ve belanın indiğine inanılır. Bütün günler ve aylar Allah Teâla’ya ait zaman dilimleri olduklarından, kendi başlarına fayda ve zarar verebilecek şeyler değildir. Bunlarda olan musîbetler gün veya aydan dolayı değil de, her şeyi takdir eden Allah  Teâla’nın takdiriyle olduğu bilinmelidir. Gerçi Cenâb-ı Hak, insanı her an imtihan etmektedir. Öyle ise, bize düşen vazife, her halukârda sabredip, başa gelecek olan bela ve musibetin imtihan için geldiğini ve Allah’a (c.c) tevekkül etmek gerektiğini unutmamalıyız.Bu ayda geçmiş kavimlere pek çok belâ ve musibetlerin indiği söylenmektedir.Bize düşen her an ve demde O’nun yüce dergâhına sığınmak, af ve mağfiretimizi istemektir.

Bu ayda, yıl boyu inecek belalardan, kaza ve musibetlerden dua ve iltica ile Allah’a sığınmalıyız. Üzerimizden kaldırılması, İslâm ümmetinin ve mü’min kardeşlerimizin, hassetsen Kur’ân hizmetkârlarının bu belalardan muhafaza edilmelerini yüce Rabbimiz’den tazarru’ ve niyaz ile istirham etmeli, Koruyucuların en hayırlısı olan Allah’ın (cc) koruması, inâyeti ve muhafazasına hevâle etmeliyiz.

Safer ayının ilk ve son çarşamba günü (10 şubat Çarşamba) , öğlen ve ikindi namazı arasında iki rek’at namaz kıldıktan sonra aşağıdaki duayı okumamız uygun olur.

1 .Rekât : Fatiha'dan Sonra ; 11 İhlâs Sûresi
2. Rekât : Fatiha'dan Sonda; 11 İhlâs Sûresi.

Belaları Def u Ref etme duasi

Bu namazdan sonra 100 kere "Yâ dâfia'l-belâyâ, idfâ anna'l-belâyâ, fallâhü hayrun hâfizan ve hüve Erhâmü'r-Râhimin, inneke alâ külli şey'in kadir" ( Ey belaları def u ref edecek olan Allah’ım! Bizden bütün belâ ve musibetleri def u ref eyle. Allah (cc) koruyucuların, muhafaza edenlerin en hayırlısıdır ve Erhâmü’r-Rahmîndir. Ey Rabbim! Senin her şeye gücün yeter” okunmalı ve dua edilmelidir.Elhamdülillahi Rabbil âlemîn.Vesselâtü vesselâmü alâ seyyidina Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ecmeîn.Va’fü annâ vağfir lena verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil kafirîn.
Varlığı canlarımızın cânı, nûru gözlerimizin ziyası Yüce Rabbimize, ilmi ve malûmatı adedince hamd ü sena, yolda ve darda  kalmışların biricik rehberi Hazreti Muhammed Mustafa'ya, tertemiz ailesine ve yıldızlar gibi etraflarına ışık saçan ashabına salât ü selam ederek bir kez daha Yüce Dergâh’a yöneliyor ve O’nun niyaz kapısının tokmağına dokunarak inliyoruz:
Rabbimiz, Senden muhlis (ihlasa ermiş) ve muhlas (ihlasa erdirilmiş) kullarını te'yîd buyurduğun gibi, biz (aciz ve muhtaç) kullarını da, hakikate vâkıf olma adına yapmaya çalıştığımız okumalarımızı, ilimlerimizi ve amellerimizi ihlaslı kılarak te'yîd buyurmanı istiyoruz.
Ey Ehad ve Vâhid ve Samed olan, Ey Ondan başka hiçbir ilâh bulunmayan, Ey bir olan ve hiçbir şeriki bulunmayan, Ey bütün mülk Onun olan ve bütün hamd ona mahsus olan, Ey hayatı veren ve ölümü veren, Ey bütün hayır elinde bulunan, Ey herşeye hakkıyla kadir olan, Ey bütün mahlûkatın dönüşü Ona olan Allah (c.c.)ım! Bizleri kâmil muvahhidlerden, Kur’âna ve Sünnete sâdık muhakkiklerden eyle.. sıddıklardan ve müttakî mü'minlerden eyle. Âmin.
Allah (c.c.)ım! Ehadiyetinin sırrı hürmetine, bizleri esrarına naşir, kalbimizi imanın envârına mazhar eyle ve lisanımızı Kur'ân'ın hakaikiyle intak eyle.Ey kavmi içinde Nuh'un duasına icabet eden, ey düşmanlarına karşı İbrahim'e yardım eden, ey Yusuf'u tekrar Yakub'a kavuşturan, ey Eyyüb'den zararı kaldıran, ey Zekeriya'nın duasına cevap veren, ey Yunus ibni Mettâ'nın tevbesini kabul eden Allah (c.c.)ım! Bu müstecap duaların sahiplerinin hürmetine, bizleri ins ve cin şeytanlarının şerlerinden, zındıka ve ifsat komitelerinin entrikalarından muhafaza etmeni, düşmanlarımıza ve Kur’ân düşmanlarına karşı bize nusret vermeni, bizi nefislerimize terk etmemeni, sıkıntılarımızı kaldırmanı ve kalblerimizin ve umum mü’minlerin, Kur’ân hizmetkârlarının kalblerinin hastalıklarına şifa vermeni, korku ve endişeleri gidermeni, ‘bir takım korkular ve açlıklarla ve mal, can ve mahsul eksikliğiyle imtihan’ da sabrederek müjdeye mazhar olanlardan olmamızı senden istiyoruz.Ulemâ-i sû’, ümerâ-i sû, meşâyih-i sû’ ve mutrafîn-i sû’un kötülük ve hilelerinden bizleri muhafaza eyle.Bizlere dilimizle değil, halimizle, takvamızla, hilmimiz ve ilmimizle va’z etmeyi nasip eyle…Bizlere bir insanın elinden tutmadan önce kalbinden tutmanın sırlarını öğret Ya Rabbi!
Allah’ım!Bizleri geçmişte kaybolmaktan, boğulmaktan  muhafaza ederek yarınlara, ebediyete hazırlananlardan eyle…Nazarlarımızı, Bakışlarımızı  ibret, sükutumuzu hikmet, konuşmamızı san’at ve mârifete dönüştür Ya Rabbi!
Allah’ım!Boşa bakanlardan, başa kalkanlardan, boşa konuşanlardan, çaka satanlardan, hakkı söylemeyip susanlardan, menfaati için koşanlardan eyleme.Allah’ım!Zenginlerimizi hamiyetsiz, fakirlerimizi gayretsiz, âlimlerimizi amelsiz, idarecilerimizi adaletsiz bırakma Ya Rabbi!
Allah’ım!Cehalet zaruret ve ihtilafa karşı açmış olduğumuz cihad-ı mâneviyemizde bizleri mansur ve muzaffer eyle Ya Rabbi!Semalarımızı bayraksız, bütün müslümanları hürriyetsiz, kadınlarımızı iffetsiz, mü’minleri izzetsiz,  camilerimizi cemaatsız, cemaatimizi de ilim ve hikmetsiz bırakma Ya Rabbi!
Allah’ım!Her dâim  hem kavli hem de fiili dua yapmayı cümlemize nasip eyle Ya Rabbi!Dahilî ve hâricî düşmanlarımızdan, entrika ve hilelerinden sana sığındığımız gibi; cehaletden, tembellikten, yılgınlık ve korkaklıktan, kapasite israfından, zaman israfından, adam kıtlığından da sana sığınıyoruz, bizleri muhafaza eyle Ya Rabbi!
Okul ve Üniversitelerimizi aklın nuru ve vicdanın ziyasıyla aydınlat ve Kur’ân hakikatlerinin tedrisi için birer eğitim yuvasına dönüştür Ya Rabbi!
Bildiklerimizin hamili değil âmili olanlardan eyle Ya Rabbi!Din tâcirlerinin ve maneviyat simsarlarının şerrinden cümlemizi muhafaza eyle Ya Rabbi!Varlığıyla yokluğu belli olmayan, Müslümanların ızdırabıyla yanmayan, Seni hakkıyla anmayan, sahih bir imanla inanmayan kullardan eyleme…Müteharrik bir meyyit olmaktan, bâtılı Hak sanmaktan, ehl-i Hakka yan bakmaktan, inancını Şeytana satmaktan muhafaza eyle…
Allah’ım!Baktıklarımızı  görmeyi, gördüklerimizi anlamayı, ferâsetli olmayı, Sırat-ı müstakîmi bulmayı, her an Hakk’ı korumayı cümlemize nasip eyle…
Allah’ım!Kur’ ân’ı; mezarlara ve vicdanlara mahkum etmekten, dini sâdece beş vakte tahsis etmekten, dünyayı bilip ahireti bilmemekten muhâfaza buyur…
Çaresizliğimizin çaresi sensin Allah’ım!Çarelerinden bizleri çaresiz kılma Allah’ım!
İslâm’a kasdetmiş zalimlerin, Nemrutların, süfyanların, deccalların şerrinden bütün müslümanları muhafaza eyle Allah’ım!İslâm âlemi ve Müslümanlar üzerinde dolaşan karabulutları, oynanan oyunları def u ref eyle. Plân ve tuzaklarını ma’kûsen kendi aleyhlerine ve başlarına çevir yâ Rabbi!
Allah’ım!Aklımıza  ilim ve hikmet, fikrimize ferâset ve basîret, bedenimize sıhhat ve âfiyetRuhumuza da tekâmül, ferahlık ve sükûnet ihsan eyle Ya Rabbi!
Peygamberimiz (s.a.v)’in duasıyla Sana iltica ediyoruz:“Ey Kur’ân’ı indiren, bulutları gök yüzünde gezdiren ve düşman saflarını darmadağın edip bozguna uğratan Allah’ım! Düşmanları perişan et ve onlara karşı bize yardım et.” (Buhârî, Cihad, 112; Müslim, cihad,20)
Birliğimizi, uhuvvetimizi, tesanüdümüzü bozmak isteyenlere fırsat verme Allah’ım!Ey rabbimiz!.. bizleri; nefis ve şeytanın şerrinden ve kabir azabından ve cehennem ateşinden muhafaza eyle ve cennetü’l-firdevste mes’ud kıl!.... Âmin…âmin, âmin… Bihürmeti Seyyidi’l Mürselîn…


Kaynak: Dua zamanı - İsmail AKSOY

risalehaber com

<<<<ALINTI ENDE>>>

RAŞiDi TARıKATINDA DA BELALARI DEFETME DUASI  (SAFER AYI DUASI) BUDUR


Raşidi Tarikatında - Vedfea Duası (Bizden Uzak Eyle Duası)

VEDFEA DUASI (Def eyle Duası)

Vedfea  Duası  Budur

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
Allahümme vedfe'anna küfrel kafiriyne.
Allahümme vedfe'anna şirkel müşrikiyne.
Allahümme vedfe'anna nifakel münafikiyne.
Allahümme vedfe'anna hasedel hasidiyne.
Allahümme vedfe'anna fıskel fasıkıyne.
Allahümme vedfe'anna hıyanetel hainiyne.
Allahümme vedfe'anna kezibel kazibiyne.
Allahümme vedfe'anna ifsadel müfsidiyne.
Allahümme vedfe'anna israfel müsrifiyne.
Allahümme vedfe'anna adaavetel aduvviyne.
Allahümme vedfe'anna sihres sahiriyne.
Allahümme vedfe'anna neffasatil ugadiyne.
Allahümme vedfe'anna cürmel mücrimiyne.
Allahümme vedfe'anna zulmez zalimiyne.
Allahümme vedfe'anna vahşetel vahişiyne.
Allahümme vedfe'anna seyyietil müseyyi'iyne.
Allahümme vedfe'anna hıyalel küllü mütehayyıliyne.
Allahümme vedfe'anna nazerel hainiyne.
Allahümme vedfe'anna keşfel küfrül kaşifiynes seyyiiyne.
Allahümme vedfe'anna şematati küllü şamitiyne.
Allahümme vedfe'anna amelil bahilliyne.
Allahümme vedfe'anna gafeletel gafiliyne.
Allahümme vedfe'anna amelel yüraune.
Allahümme vedfe'anna acelel küllü muacciliyne.
Allahümme vedfe'anna tecavezel mütecaviziyne.
Allahümme vedfe'anna inkarel münikiriyne.
Allahümme vedfe'anna iftirael müfteriine.
Allahümme vedfe'anna seerigal müseerigiine.
Allahümme vedfe'anna naakısel munkısıine.
Allahümme vedfe'anna deccal ve havaassehü ve euzubike rabbi en yahdzurun. (Dad sağ azı diş ile)
Allahümme vedfe'anna şeytanirracim ve hizbehü ve euzubike rabbi en yahdzurun. (Dad sol azı diş ile)

Rabbena ve takabbel bi duai.
Rabbenağfirli veli valideyye velil mü'minine yevme yekumül hisab.
İstecib duaena birhametike ya erhamerrahimin.
Veselamün alel mürselin.
Velhamdülillahi rabbil alemin.

„inteha Vedfea Duası”
Bina Eden
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 29 HAZiRAN 2019 Cumartesi
Original Kar©glan


VEDFEA DUASI

صلاة ودفعن
ودفعنا دعس
أعوذ بالله من الشيطان الرجيم


اَللَّهُمَّ وَادْفَعْ عَنَّا كُفْرَ الْكَافِرِينَ
اَللَّهُمَّ وَادْفَعْ عَنَّا شِرْكَ الْمُشْرِكِينَ
اَللَّهُمَّ وَادْفَعْ عَنَّا نِفَاقَ الْمُنَافِقِينَ
اَللَّهُمَّ وَادْفَعْ عَنَّا حَسَدَ الْحَاسِدِينَ
اَللَّهُمَّ وَادْفَعْ عَنَّا فِسْقَ الْفَاسِقِينَ
اَللَّهُمَّ وَادْفَعْ عَنَّا خِيَانَةَ الْخَائِنِينَ
اَللَّهُمَّ وَادْفَعْ عَنَّا كَذِبَ الْكَاذِبِينَ
اَللَّهُمَّ وَادْفَعْ عَنَّا إِفْسَادَ الْمُفْسِدِينَ
اَللَّهُمَّ وَادْفَعْ عَنَّا إِسْرَافَ الْمُسْرِفِينَ
اَللَّهُمَّ وَادْفَعْ عَنَّا عَدَاوَةَ الْعَدُوِّينَ
اَللَّهُمَّ وَادْفَعْ عَنَّا سِحْرَ السَّاحِرِينَ
اَللَّهُمَّ وَادْفَعْ عَنَّا نَفَّاثَاتِ الْعُقَدِ
اَللَّهُمَّ وَادْفَعْ عَنَّا جُرْمَ الْمُجْرِمِينَ
اَللَّهُمَّ وَادْفَعْ عَنَّا ظُلْمَ الظَّالِمِينَ
اَللَّهُمَّ وَادْفَعْ عَنَّا وَحْشَةَ الْوَحْشِيِّينَ
اَللَّهُمَّ وَادْفَعْ عَنَّا سَيِّئَاتِ الْمُسِيئِينَ
اَللَّهُمَّ وَادْفَعْ عَنَّا خِيَالَ كُلِّ مُتَخَيِّلٍ
اَللَّهُمَّ وَادْفَعْ عَنَّا نَظَرَ الْخَائِنِينَ
اَللَّهُمَّ وَادْفَعْ عَنَّا كَشْفَ الْكُفْرِ الْكَاشِفِينَ السَّيِّئِينَ
اَللَّهُمَّ وَادْفَعْ عَنَّا شَمَاتَةَ كُلِّ شَامِتٍ
اَللَّهُمَّ وَادْفَعْ عَنَّا عَمَلَ الْبَخِيلِينَ
اَللَّهُمَّ وَادْفَعْ عَنَّا غَفْلَةَ الْغَافِلِينَ
اَللَّهُمَّ وَادْفَعْ عَنَّا عَمَلَ الَّذِينَ يُرَاءُونَ
اَللَّهُمَّ وَادْفَعْ عَنَّا عَجَلَةَ كُلِّ مُعَجِّلٍ
اَللَّهُمَّ وَادْفَعْ عَنَّا تَجَاوُزَ الْمُتَجَاوِزِينَ
اَللَّهُمَّ وَادْفَعْ عَنَّا إِنْكَارَ الْمُنْكِرِينَ
اَللَّهُمَّ وَادْفَعْ عَنَّا افْتِرَاءَ الْمُفْتَرِينَ
اَللَّهُمَّ وَادْفَعْ عَنَّا سَرِقَةَ الْمُسَرِّقِينَ
اَللَّهُمَّ وَادْفَعْ عَنَّا نَاقِصِي الْمَنْقُصِينَ
اَللَّهُمَّ وَادْفَعْ عَنَّا الدَّجَّالَ وَخَوَاصَّهُ وَأَعُوذُ بِكَ رَبِّ أَنْ يَحْضُرُونِ
اَللَّهُمَّ وَادْفَعْ عَنَّا الشَّيْطَانَ الرَّجِيمَ وَحِزْبَهُ وَأَعُوذُ بِكَ رَبِّ أَنْ يَحْضُرُونِ

رَبَّنَا وَتَقَبَّلْ دُعَاءِ
رَبَّنَا اغْفِرْ لِي وَلِوَالِدَيَّ وَلِلْمُؤْمِنِينَ يَوْمَ يَقُومُ الْحِسَابُ
اسْتَجِبْ دُعَاءَنَا بِرَحْمَتِكَ يَا أَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ
وَالسَّلَامُ عَلَى الْمُرْسَلِينَ
وَالْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Bir Web Sitesinin Son İndexlenme Tarihini Görme

Google sitemi en son ne zaman indexledi?

Web sitenizin Google tarafından en son ne zaman indexlendiğini görmek isterseniz;

http://webcache.googleusercontent.com/se...iboard.com

yukarıdaki linkte "tiryakiboard.com" yazan yere site adınızı yazarak öğrenebilirsiniz. Bu şekilde sitenizin son indexlenme zamanını, en son indexlendiği haldeki görüntüsünü görebilirsiniz.






Sinir Sistemi Anatomisi

Sinir sistemi veya sinir ağı, canlıların içsel ve dışsal çevresini algılamasına yol açan, bilgi elde eden ve elde edilen bilgiyi işleyen, vücut içerisinde hücreler ağı sayesinde sinyallerin farklı bölgelere iletimini sağlayan, organların, kasların aktivitelerini düzenleyen bir organ sistemidir. Sinir sistemi iki bölümden oluşur. Merkezi sinir sistemi (MSS) ve çevresel sinir sistemi (ÇSS). MSS, beyin ve omurilikten oluşur. ÇSS, MSS'yi vücudun diğer tüm kısımları ile bağlayan uzun fiberlerden oluşur. ÇSS, motor nöronları, dolaylı istemli hareket, otonom sinir sistemi, sempatik sinir sistemi, parasempatik sinir sistemi, düzenli istemsiz işlevler ve enterik sinir sisteminden oluşur.

İnsan türü için Beyin diğer beyin organına sahip canlı türlerine göre dikkate değer biçimde, düşünce ve hormonal sistemle birlikte çalışarak duygu üretir. Sinir sistemi, süngerler dışında çoğu çok hücreli hayvanlarda bulunur. Fakat çok karmaşık yapıya sahiptir. Sinir sistemi olmayan çok hücreli organizmalar, süngerler, placozoalar ve mesozoalar çok basit vücut yapısına sahiptir. Taraklılar ve knidliler (örn, anemones, hydras, corals ve denizanalarındaki) sinir sisteminde farklı bir sinir ağı vardır. Birkaç solucan türü hariç, diğer tüm hayvan türlerinde, bir beyin ve bir omurilikten (veya paralel çalışan iki omurdan) oluşan sinir sistemi vardır. Bunlardaki sinirler, beyin ve omurilikten dağılır. En basit solucanlarda sinir sistemi, birkaç yüz hücreden oluşurken, insanlarda 100 milyarlarca sinir hücresi (nöron) bulunur.

Sinir sisteminin en basit işlevi, bir hücreden diğerine veya vücudun bir parçasından diğerlerine sinyal iletmektir. Sinir sisteminin işlev bozukluğu çok çeşitli biçimlerde olabilir. Bunlara genetik bozukluk, travma, zehirlenme, fiziksel yaralanma, enfeksiyon veya erken yaşlanma (progeria) örnek verilebilir. Ayrıca sinir sistemi ile ilgili menenjit, şizofreni, Alzheimer hastalığı, kortikal görme bozukluğu, Parkinson hastalığı, epilepsi (sara), multipl skleroz (MS) gibi hastalıklar vardır. Tıpın nöroloji ihtisas alanı sinir sistemi bozukluğunun nedenleri ile ilgilenir ve bozukluğu önlemek için araştırma ve müdahale yapar. Çevresel sinir sisteminde, en yaygın meydana gelen problem türü, çeşitli nedenlerden dolayı ortaya çıkan sinir iletimi arızasıdır. Bunlara diyabet nöropati ile sinir hücreleri kaybına neden olan amyotrofik lateral skleroz örnek verilebilir.

Nörobilim, sinir sistemi ile ilgilenen bir bilim dalıdır.
Yapı

Sinir sistemi adı, lifleri silindirik olarak saran sinirlerden türetilmiştir. Lifler beyin ve omurilikten doğar ve dallanarak vücudun her bir parçasını donatır. Bir mikroskop vasıtasıyla, sinir hücrelerinin aksonları görülebilir.
Hücreler

Sinir sistemi hücreleri iki ana birime veya kategoriye ayrılır: sinir hücreleri (nöronlar) ve nöroglia.
Sinir hücreleri
Ana madde: Sinir hücresi

Sinir sisteminin temel fonksiyonel birimi olan sinir hücreleri (nöronlar), çeşitli yöntemlerle diğer hücrelerden ayırt edilebilirler. Bunların en temel özelliği, sinapslar vasıtasıyla diğer hücreler ile iletişim sağlamasıdır.
Nöroglia

Nöroglia, sinir hücresi olmayan, destek, besleme ve homeostaz sağlayan, miyelin biçiminde olan ve sinir sistemindeki sinyal iletimine katkı sağlayan hücrelerdir.
Omurgalılardaki anatomisi

Omurgalılarda (insan da dahil) sinir sistemi, merkezi sinir sistemi (MSS) ve çevresel sinir sistemi (ÇSS) olmak üzere iki bölüme ayrılır.

Merkezi sinir sistemi (MSS), beyin ve omurilikten oluşur ve sinir sisteminin en büyük bölümüdür.

Çevresel sinir sistemi (ÇSS), beyin ve omurilik haricindeki sinirler ve gangliyondan oluşur. ÇSS'nin ana işlevi, MSS ile organ ve uzuvlar arasındaki iletişimi (bağlantıyı) sağlamaktır.
İşlev

Sinir sisteminin en basit işlevi, bir hücreden diğerine veya vücudun bir parçasından diğerlerine sinyal iletmektir. Bir hücreden diğerlerine sinyal iletmenin birçok yolu vardır. Biri, kimyasalların salgılanmasıdır ve hormon olarak adlandırılır.

Sinir sisteminin asıl işlevi, vücudu kontrol etmesidir. Bunun için duyu reseptörlerini kullanarak ortamdaki bilgiyi almak, bu bilgiyi çözümleyerek, onu merkezi sinir sistemine sinyal biçiminde göndermek, bilgiyi işleyerek yaklaşık bir tepki tanımlamak ve tepkiyi etkinleştirmek için kaslara veya bezlere çıkış sinyallerini göndermektir.
Gelişim

Omurgalılarda, embriyonik nöral gelişim dönüm noktaları, kök hücredeki sinir hücrelerinin oluşması ve ayrışması, embriyoda olgunlaşan sinir hücrelerinin oluştukları yerden son konumlarına göç etmesi, sinir hücrelerindeki akson uçlarının ortaya çıkması örnek olarak gösterilebilir.

Tüm bilateria hayvanlarda gelişimin gastrulasyon evresinde oluşan gastrula bir disk şeklindedir ve üç tabakadan meydana gelmiştir. En içteki tabakaya endoderm denir ve sindirim sisteminin iç yüzeylerini, pankreası, karaciğeri, solunum sistemini oluşturur. Ortadaki tabakaya mezoderm denir ve kasları, cinsiyet organlarını, iç organların dış yüzeyini, iç deriyi, kemik dokuyu ve kıkırdak dokuyu, kalp ve kan damarlarını oluşturmaktadır. En dıştaki tabakaya ektoderm denir ve deri, tırnaklar, saç ve dişlerin yanı sıra merkezi sinir sistemi, beyin ve dış salgı bezlerini oluşturur.
Patoloji
Ana madde: Patoloji
Ayrıca bakınız: Psikiyatri

Merkezi sinir sistemi (MSS), büyük fiziksel ve kimyasal bariyerler tarafından korunur. Fiziksel olarak beyin ve omurilik meninksler (beyin ve omurilik zarı) ile çevrilmiştir. Kimyasal olarak ise, beyin ve omurilik, kan-beyin bariyeri ile korunur.

Beyin

Beyin (Eski Türkçede meñi, Orta Türkçede mengi ya da meyin), sinir sisteminin merkezi olarak hizmet eden bir organıdır. Bütün omurgalı hayvanlar ve çoğu omurgasız hayvan -bazı süngerler, knidliler, tulumlular ve derisi dikenliler gibi omurgasızlar hariç- beyne sahiptir. Baş kısmında; duyma, tatma, görme, denge, koklama gibi duyulara hizmet eden organlara yakın bir noktada bulunan beyin omurgalıların vücudundaki en karmaşık organdır. Normal bir insanda serebral korteksin (en geniş kısmı) 15-33 milyar nörondan müteşekkil olduğu tahmin edilmektedir.[1] Her biri birkaç bin nöronla sinaps denen bağlantılar yardımıyla bağlıdır. Bu nöronlar birbirleriyle akson denen uzun protoplazmik lifler yardımıyla iletişim kurar. Aksonlar bilgiyi beynin diğer kısımlarına yahut vücudun spesifik alıcı hücrelerine taşır.

Fizyolojik olarak, beynin fonksiyonu vücudun diğer organlarının merkezi kontrolünü sağlamaktır. Hormon denen kimyasalların salgılanmasının işletimi ve kas aktivitesinin oluşumu vücudun diğer organları üzerindeki işlevlerindendir. Bu merkezi kontrol çevredeki ufak değişimlere bile gayet süratli ve koordine bir tepki vermeyi sağlar. Bazı temel tepkilerden olan refleksler, omuriliğin ve çevresel gangliyonların aracılığıyla gerçekleşebilir, fakat kompleks duyusal impulslara bağlı bilinçli yapılan komplike davranışlar ise beynin bilgileri bütünleme kabiliyetine ihtiyaç duyar.
Bir farenin bulbus olfactorius kesiti, eş zamanlı olarak iki farklı boya ile boyanmış. Bir boya nöron hücre gövdelerini diğeri nörotransmitter GABA reseptörlerini gösteriyor.
Anatomi

Merkezî sinir sisteminin kafa boşluğu içinde yer alan parçası ansefal olarak adlandırılır. Fransızca encéphale tüm beyin demektir. Ansefalde ki merkezlerin en önemlileri omurilik soğanı, beyincik ve beyindir.

Türlerin beyinleri şekil ve boyut açısından muazzam bir fark gösterebilir ve ortak özelliklerini belirlemek genellikle güçtür.[2] Buna rağmen beyin mimarisinin geniş tür yelpazesi için uygulanabilir bazı prensipleri vardır.[3] Bu geniş yelpazede beyin yapısı bazı yönlerden hemen hemen birçok hayvan türünde ortaktır[4] ancak diğer yönleri "gelişmiş" beyni ilkel örneklerinden ayırmaktadır ya da omurgalı ve omurgasızları ayırt etmektedir.[5]

Beyin anatomisi hakkında bilgi kazanmanın en kolay yolu görsel incelemelerdir ama daha kompleks teknikler de geliştirilmiştir. Beyin dokusunu doğal halinde incelemek güçtür çünkü üzerinde çalışmak için fazla yumuşaktır. Eğer alkol veya diğer fiksatiflelere muamele edilirse sertleştirilebilir ve sonra istenen çalışma için iç incelemesi yapılabilir. Gözle görülür biçimde beynin iç kısımlarında gri madde denen koyu renkli alanlara rastlanır. Daha açık renkli bu bölümden ayrılmış beyaz madde de gözlenir. Daha fazla bilgi spesifik bir molekülün yüksek konsantrasyonlarda bulunduğu yerleri gösteren çeşitli kimyasallarla boyanmış beyin dokusu örneklerinden elde edilebilir. Ayrıca mikroskoplarla beynin mikro yapısı da incelenebilir ve beynin bir bölümünden diğerine olan bağlantı yolları da takip edilebilir.[6]
Hücresel yapısı

Tüm türlerin beyinleri esasen iki geniş hücre sınıfından oluşur: nöronlar ve gliyal hücreler. Gliyal hücreler (tutkal, gliya ya da nörogliya olarak da bilinir) çeşitli tiplere ayrılır ve birçok kritik (hayati) görevi yerine getirir; bunlar arasında yapısal desteklik, metabolik destek, yalıtım ve gelişime rehberlik etme gösterilebilir. Buna karşın nöronlar genellikle beyindeki en önemli hücreler olarak ele alınmaktalardır.

Nöronlar bu sinyalleri akson adı verilen hücre gövdesinden çıkan ve genelde birçok dala sahip protoplasmik lif yapısındaki uzantılarıyla diğer bölgelere iletirler, bazen yakın bölgelere bazen de beynin ve vücudun uzak noktalarına bu impulslar taşınır.

Bir aksonun boyu olağanüstü derecede uzun olabilir; örneğin, cerebral korteksin bir piramit hücresi (bir tür nöron) büyütülseydi muazzam derecede uzun olabilirdi ve insan vücudu kadar uzayabilirdi. Eğer aksonu da aynı derecede büyütülseydi birkaç santimetre çapında ve kilometrelerce uzunlukta bir kablo ortaya çıkardı.

Aksonlar bu sinyalleri aksiyon potansiyeli adı verilen elektrokimyasal iletiler şeklinden saniyenin binde biri sürede ve saniyede 1-100 metre hızla iletirler.
Nöronlar aksonlar boyunca hareket eden elektriksel sinyaller üretirler. Elektriksel ileti sinaps olarak adlandırılan bağlantı noktasına ulaştığında, nörotransmitter denen diğer hücrelerin reseptörlerine bağlanıp elektriksel aktiviteyi sürdüren kimyasalların salgılanmasını sağlar.
Beyin işlev ve yeteneklerinden bir kısmı diyagram olarak.
Karşılaştırmalı anatomi
Fare beyni

Özellikle, 3 hayvan grubunda komplike beyin bulunmaktadır: eklembacaklılar (artropod) (örneğin: böcekler ve kabuklu hayvanlar), kafadanbacaklılar (cephalopod) (örneğin: ahtapot ve mürekkepbalığı), ve omurgalılar.[7] Eklembacaklıların ve kafadanbacaklıların beyni, birbirine paralel ikiz sinirden meydana gelmektedir. Eklembacaklılar üç loptan ve görme işlemi için oluşmuş göz arkasındaki geniş "optik lop"lardan oluşan merkezi bir beyine sahiptir.[7]

Omurgalıların beyni, sonradan omuriliğe dönüşecek olan arkadaki bir nöral tüpün öndeki kısmından gelişir.[8] Omurgalılarda beyin kafatası kemikleri tarafından korunmaktadır. Serebral korteksin kıvrım sayısı, canlının gelişmişliğini belirler. Kıvrım sayısı arttıkça basamak yükselir. Balık, sürüngen gibi ilkel omurgalılar beyninin dış katmanlarında altı katmandan daha az nörona sahiptir. Bu konfigürasyona allokorteks (veya heterotipik korteks) adı verilmektedir.[9]

Memeliler gibi daha komplike omurgalılarda, allokortekse ilaveten altı bölmeli neokorteks (veya homokorteks) bulunmaktadır.[9] Memelilerde, daha fazla kıvrımlı beyin, daha gelişmiş beyinle karakterizedir. Bu kıvrımlar, kafatasına sıkışmış beyindeki nöronlara daha geniş bir alan sağlamaktadır. Kıvrılma, daha fazla gri maddenin daha az bir hacmin içine yerleşmesini sağlar. Kıvrımlar tıp dilinde gyrus (çoğul gyri), kıvrımlar arası boşluk da sulcus (çoğul sulci) olarak adlandırılır.

İnsan beyni üç zarla sarılmıştır. Bunlar, en dışta duramater, ortada araknoid mater, en içte ise piamater bulunur.

Beynin genel histolojik incelenmesi kişiden kişiye değişmese de, yapısal anatomi incelemesi farklı olabilmektedir. Temel embriyolojik bölümlerin tersine, spesifik gyrus veya sulcusların yeri, birincil duyu bölgeleri ve diğer yapıların yerleri türlere göre değişebilmektedir.
Omurgasızlar

Böceklerde beyin dört bölümden oluşur: optik bölmeler, protoserebrum, dutoserebrum, tritoserebrum. Optik bölmeler her bir gözün arkasında bulunur ve görsel uyarıyı sağlar.[7] Protoserebrum, kokuya cevap veren mantar vücudu ve merkezi vücut kompleksini barındırır. Arı gibi bazı türlerde mantar vücut kısmı görme duyusundan da uyarı almaktadır. Dutoserebrumda kokuları birbirinden ayırt etmeyi sağlayan ve baştaki antenlerin dokunma reseptörlerinden bilgi alan anten lobları bulunmaktadır. Sineklerin ve güvelerin anten lobları oldukça komplikedir.

Kafadanbacaklılarda beynin özofagus tarafından ayrılmış iki bölgesi vardır: supraözofagal kütle ve subözofagal bölge.[7] Bu iki kütle birbiriyle iletişimini bazal loplar ve arka magnoselüler loplarla sağlar.[7] Geniş optik loplar bazen beynin bölmesi olarak tanımlanmaz çünkü anatomik olarak beyinden ayrıdırlar ve optik saplarla beyine katılırlar. Ama optik loplar görme işlemini sağladıklarından fonksiyonel olarak beynin bir parçasıdır.
İşlev

Duyu organlarından gelen bilgi beyinde toplanır, beyinde bu bilgi doğrultusunda organizmanın yapacağı hareket belirlenir. Beyin kendine gelen veriyi işleyerek çevrenin yapısına dair çıkarımlar yapar. İşlenmiş bu bilgiyi canlının o anki ihtiyaçlarına dair bilgi ve geçmişe dair anılarla birleştirir. Bu işlemlerin sonucu doğrultusunda hareket örgüleri oluşturur. Sinyalleri işleme süreci çok sayıda farklı işleve sahip alt sistem arasında karmaşık bir etkileşim gerektirir.[10]

Çevresel sinir sistemi

Çevresel sinir sistemi (ÇSS), beyin ve omurilik haricindeki sinirler ve gangliyondan oluşur. ÇSS'nin ana işlevi, merkezi sinir sistemi (MSS) ile organ ve uzuvlar arasındaki iletişimi (bağlantıyı) sağlamaktır. Omurga ve kafatası gibi kemiklerle veya kan-beyin bariyeri ile korunan MSS'nin aksine ÇSS'nin koruması yoktur. Bu yüzden toksinler ve mekaniksel hasarlara maruz kalabilir. Çevresel sinir sistemi, somatik sinir sistemi ve otonom sinir sistemine ayrılır. Bazı yazılı medyada bunlara duyu sistemi de dahil edilir. Şekilde mavi ile gösterilenler ÇSS'e ait ana sinirlerdir. Ayrıca ÇSS, sinir sisteminin büyük bir bölümünü oluşturur.

Optik (Optic) olarak adlandırılan II. kraniyal sinir hariç diğer kraniyal sinirler ÇSS'nin bir bölümünü oluşturur. İkinci kraniyal sinir, tam bir çevresel sinir değildir, fakat ara beynin bir parçasıdır. Kraniyal sinir gangliyonu MSS'de başlar. Bununla birlikte geri kalan on bir kraniyal sinir aksonları beyne uzanır. Bu yüzden bunlar ÇSS'nin bir bölümüdür.

Sinirleri telefon kablolarına benzetebiliriz. Sinirler vücudumuzdan aldıkları mesajları beyne taşır. Vücudun içinde veya çevrede meydana gelen ve vücutta belirli bir tepkiye sebep olan fiziksel, kimyasal veya biyolojik etkilere uyarı denir. Uyarılar duyularımızda bulunan özel hücrelerle alınır. Alınan uyarı, sinirlerle merkezi sinir sistemine taşınır. Uyarılar sinir hücrelerinde kimyasal veya elektriksel değişikliğe yol açar. Bu değişikliğe uyartı mesajı denir. Uyartı mesajı merkezi sinir sistemine iletilir. Mesaj için oluşan cevap kaslara, organlara ve salgı bezlerine sinirler ile iletilir. Uyartı mesajı beyinde değerlendirilir ve uyarıya karşı bir cevap oluşur. Oluşan cevap yine sinirlerle organ veya yapılara iletilerek uyarıya tepki verir.
Belirli sinirler ve pleksi

Beyinsapından başlayan on iki kraniyal sinirden onu, bazı istisnalar olsa bile başın anatomik yapısının işlevlerinin (fonksiyonlarının) ana kontrolünü sağlar. I ve II. kraniyal sinirler, sırasıyla beynin önüne ve göz sinir ucu olan talamusa uzanır ve bu yüzden tam kraniyal sinir olarak dikkate alınmazlar. CN X (10), göğüs ve karındaki iç organ duyu bilgisini alırken, CN XI (11), sinirli donatılan sternocleidomastoid kas ve trapezius kaslarını uyarır. Bunun için, hangisinin başta olduğuna bakmaz. Spinal sinirler, omurilikten başlar. Vücutun diğer işlevlerini kontrol eder. İnsanda 31 çift spinal sinir bulunur: 8 servikal, 12 thoracic, 5 lumbar, 5 sakral ve 1 coccygeal. Servikal bölgedeki spinal sinir köklerinde ilgili vertebrae'e yukarıdan ortaya çıkar. Örneğin kafatası ile 1. servikal vertebrae arasındaki sinir kökü C1 spinal sinir olarak adlandırılır. Thoracic bölgeden coccygeal bölgeye kadar olan spinal sinir köklerinde ilgili vertebrae'e aşağıdan ortaya çıkar. C7 ile T1 arasındaki spinal sinir kökünü adlandırırken bunun bir problem oluşturabileceğine unutulmamalıdır. Bu yüzden T1, C8 olarak adlandırılır. Lumbar ve sakral bölgesindeki spinal sinir kökleri değişmez kese içinde ve L2 kademesinden aşağı doğru dolaşır.
Servikal spinal sinirler (C1-C4)
Ana madde: Servikal pleksus

C1 ile C4 arasındaki ilk 4 servikal spinal sinir, ayrılıp tekrar birleşerek boyun ve başın arkasındaki çeşitli sinirleri oluştururlar.
Brakial pleksus (C5-T1)
Ana madde: Brakial pleksus

C5 ile C8 arasındaki son dört servikal spinal sinir ve T1 ilk thoracic spinal sinir, brakial pleksusu (Latince plexus brachialis) meydana getirir. Bunlar, ayrılarak, bölünerek ve birleşerek üst kol ve üst arkadaki sinirleri oluştururlar. Brakial pleksus zedelenmesine bakın.
Lumbosakral pleksus (L1-S4)

Lumbar sinirler, sakral sinirler ve koksigeal sinir, lumbosakral pleksusu oluşturur. İlk lumbar siniri, sık sık on ikinci thoracicteki bir dal ile birleştirilir. Bu pleksusu (sinir ağını) daha kolay açıklamak için genellikle üç dala ayrılır:

    Lumbar pleksus, sakral pleksus ve pudental pleksus.

Nörotransmitter
Çevresel sinir sistemlerinin ana nörotransmitterleri, asetilkolin ve noradrenalindir. Bununla birlikte, birkaç başka nörotransmitter de vardır.

Organ sistemi

Bir organ sistemi, bir veya daha fazla işlevi yerine getirmek için birlikte çalışan bir grup organdan oluşan biyolojik bir sistemdir.[1] Her organın bir bitki veya hayvan vücudunda özel bir rolü vardır ve farklı dokulardan oluşur.
Hayvanlar

Diğer hayvanlar da insanlara benzer organ sistemlerine sahiptir, ancak daha basit hayvanlar bir organ sisteminde daha az organa veya hatta daha az organ sistemine sahip olabilir.
İnsanlar
İnsan vücudundaki sinir sistemi

İnsanda, insan anatomisi ve fizyolojisinin temelini oluşturan 11 farklı organ sistemi bulunmaktadır.[2] Bu 11 organ sistemi: solunum sistemi, sindirim sistemi, dolaşım sistemi, üriner sistem, örtü sistemi, iskelet sistemi, kas sistemi, endokrin sistem, lenfatik sistem, sinir sistemi ve üreme sistemidir. Vücutta organ sistemi olmayan başka sistemler de vardır; örneğin bağışıklık sistemi organizmayı enfeksiyondan korur, ancak organlardan oluşmadığı için bir organ sistemi değildir. Bazı organlar birden fazla sistemde yer alır - örneğin burun solunum sisteminde yer alır ve aynı zamanda sinir sisteminde duyu organı olarak görev yapar; testisler ve yumurtalıklar hem üreme hem de endokrin sistemlerinin bir parçasıdır.
Organ sistemi Açıklama Bileşen organlar
Solunum sistemi solunum: oksijen ve karbondioksit değişimi burun, ağız, paranazal sinüsler, farinks, larinks, trakea, bronşlar, akciğerler ve torasik diyafram
Sindirim sistemi sindirim: besinlerin parçalanması ve emilmesi, katı atıkların atılması dişler, dil, tükürük bezleri, yemek borusu, mide, karaciğer, safra kesesi, pankreas, ince bağırsak, kalın bağırsak, rektum ve anüs
Dolaşım sistemi besinleri, atıkları, hormonları, O2, CO2'yi taşımak ve pH ve sıcaklığın korunmasına yardımcı olmak için kanı dolaştırmak kan, kalp, atardamarlar, toplardamarlar, kılcal damarlar
Üriner sistem sıvı ve elektrolit dengesini korumak, kanı temizlemek ve sıvı atıkları (idrar) dışarı atmak böbrekler, üreterler, mesane ve üretra
Örtü sistemi vücudun dış koruması ve termal düzenleme cilt, kıl, ekzokrin bezler, yağ ve tırnaklar
İskelet sistemi yapısal destek ve koruma, kan hücrelerinin üretimi kemikler, kıkırdak, bağlar ve tendonlar
Kas sistemi vücudun hareketi, ısı üretimi iskelet kasları, düz kaslar ve kalp kası
Endokrin sistem endokrin bezleri tarafından üretilen hormonları kullanarak vücut içinde iletişim sağlamak hipotalamus, hipofiz, epifiz, tiroit, paratiroit ve adrenal bezler, yumurtalıklar, testisler
Lenfatik sistem lenfleri kan dolaşımına geri döndürmek, bağışıklık tepkilerine yardımcı olmak, beyaz kan hücrelerini oluşturmak lenf, lenf düğümleri, lenf damarları, bademcikler, dalak, timüs
Sinir sistemi bilgiyi algılama ve işleme, vücut faaliyetlerini kontrol etme beyin, omurilik, sinirler, duyu organları ve aşağıdaki duyu sistemleri (sinir alt sistemleri): görme sistemi, koku alma sistemi, tat alma sistemi, işitme sistemi
Üreme sistemi üreme ile ilgili cinsiyet organları yumurtalıklar, fallop tüpleri, uterus, vajina, vulva, meme bezleri, penis, testisler, vas deferens, seminal veziküller ve prostat
Bitkiler
Bir eudicot'ta kök ve sürgün sistemleri

Damarlı bitkilerin iki farklı organ sistemi vardır: sürgün sistemi ve kök sistemi. Sürgün sistemi gövde, yapraklar ve bitkinin üreme kısımlarından (çiçekler ve meyveler) oluşur. Sürgün sistemi genellikle toprak üstünde büyür ve fotosentez için gereken ışığı burada emer. Bitkileri destekleyen, su ve mineralleri emen kök sistemi ise genellikle yer altındadır.[3]
Organ sistemi Açıklama Bileşen organlar
Kök sistem bitkileri yerine sabitler, su ve mineralleri emer ve karbonhidratları depolar kökler
Sürgün sistemi gövde yaprakları tutar ve güneşe doğru yönlendirir, ayrıca kökler ve yapraklar arasında malzeme taşır. Yapraklar fotosentez yaparken, çiçekler üremeyi sağlar gövde, yapraklar ve çiçekler

Merkezî sinir sistemi

Merkezî sinir sistemi (MSS, zaman zaman İngilizce kısaltmasıyla: CNS yani "Central nervous system") sinir sisteminin en büyük bölümünü teşkil eder. Beyin ve omurilikten oluşur. Bazı sınıflandırmalarda retina ve kraniyal sinirler de MSS'ye dâhil edilir. Çevresel sinir sistemi ile birlikte davranış kontrolünde temel bir göreve sahip olan merkezî sinir sistemini çevresel sinir sisteminden ayıran belirgin bir sınır olmayıp ayrım keyfîdir. MSS, vücut boşluğunda, kraniyal boşluktaki beyni ve spinal boşluktaki omuriliği kapsar. Omurgalılarda beyin kafatası ile korunurken, omurilik de omurga ile korunur. Bunların her ikisi de, meninskler (beyin ve omurilik zarı) ile çevrilmiştir. Şekilde kırmızı ile gösterilenler MSS'ye ait ana sinirlerdir.
Gelişim

Omurgalıların embriyosunun ilk gelişimi esnasında nöral tabakadaki dikey oyuk gittikçe derinleşir ve büyüme her yöne doğru olur. İnsan embriyosunda altı hafta içinde ön beyin, serebrum ve ara beyin olarak bölünürken, art beyin, metensefalon ve myelensefalon olarak bölünür.
Merkezî sinir sistemi hastalıkları

Merkezî sinir sisteminin birçok hastalığı vardır. Bunlara, ensefalit gibi merkezî sinir sistemi enfeksiyonu; çocuk felci, nöron dejenerasyonu gibi Alzheimer hastalığı ve amyotrofik lateral skleroz, otoimmün hastalığı ve iltihap hastalıkları gibi multipl skleroz örnek verilebilir. Sonuçta merkezî sinir sistemi kanserleri, şiddetli rahatsızlıklara neden olur, bazı durumlarda beyin tümörü meydana gelir ve bu da büyük oranda ölümle sonuçlanır.

İlaç üretimi yapan bazı kuruluşlar, beynin nörolojik yapısının, rutin taramaya değil de yalnızca özel bir klinik soruya yanıt verebileceğini düşünüyor.
Merkezî sinir sisteminin görevleri

Beyin: Duyu organları, hafıza ve düşünce merkezidir. Kan basıncını ve hormonları düzenleme, açlık, susuzluk, uykusuzluk, uyku denetleme ve istemli çalışan organları kontrol etmekle görevlidir. Bu görevler üç kategoride toplanır:

    Canlının içinden veya dışından gelen bütün uyarımları birleştirmek
    Canlının koordinasyonu
    Organlararası ve organ içi düzenlemeler

Omurilik
Beyin Beyinsapı Art beyin - Rombensefalon

Pons, Beyincik, Medulla oblongata
Orta beyin - Mezensefalon

Tektum, Serebral pedinkül, Pretektum, Mezensefalik kanal
Ön beyin - Prozensefalon Ara beyin - Diensefalon

Epitalamus, Talamus, Hipotalamus, Subtalamus, Hipofiz, Epifiz, Üçüncü ventrikül
Serebrum

Bazal ganglion, Koku beyni - Rinensefalon, Amigdala, Hipokampus, Neokorteks, Yan ventriküller

Omurilik

Omurilik, omurga denilen kemik bir yapının içinde boyundan kuyruk sokumuna kadar uzanan ve ortasında yine boydan boya bir kanal içeren merkezî sinir sisteminin bir parçasıdır.

İlk lumbar, omurun alt kenarına kadar devam eder. Buradan itibaren sinirler atkuyruğu şeklinde yayılır. Yaklaşık olarak kadınlarda 43 cm, erkeklerde ise 45 cm uzunluğunda ve 35-40 gram ağırlığındadır. Omurilik soğanından gelen refleksleri kontrol eder ve tam olarak beyinde başlar.

Omurilik, dışta ak madde ve içte H şeklinde bir boz maddeden oluşur. Ak madde miyelinli sinirlerden, boz madde ise sinir hücrelerinin gövde kısımlarından ve miyelinsiz sinirlerden oluşur. Omuriliğin dorsal boynuzu duyusal sinirleri alır, ventral boynuzu ise motorik sinirleri alır.

Omurilik, vücutta istemsiz davranışları ve refleksleri kontrol eder. Vücuttan beyine gelen sinirler omurilikte çapraz yaparak gelir. Bu sayede vücudun sol tarafını beynin sağ lobu, vücudun sağ tarafını ise beynin sol lobu kontrol eder.

Omurilikte sinir, dokunun en ilkel diziliş şekli korunmuştur. 33 omurdan meydana gelmiş olan omuriliğin üzeri beyin gibi üç katlı zarla çevrilidir. Bunların arasında da omuriliği sarsıntı ve darbelerden koruyan beyin-omurilik sıvısı (BOS) bulunur.

Omuriliğin sağından ve solundan düzenli sıralanmış 31 çift duyu ve motor siniri çıkar. İç kısımda gri maddeden (perikaryonlardan veya sinir hücre gövdelerinden), dış kısımda ise sinir liflerinden (aksonlardan veya ak maddelerden) meydana gelmiştir. Boz madde, ak madde içerisinde kelebeğe benzer bir yapıya sahiptir. Ak maddenin beyaz görünmesinin nedeni, aksonun içerdiği miyelin kılıfdandır. Boz maddenin sağ ve sol yanlarında yan, ön ve arka boynuzcuk olarak isimlendirilen üç kısım bulunur. Bu boynuzcukların görevleri şunlardır:

    Yan boynuzcuk, otonom sinir sisteminin merkezlerini içerir.
    Ön boynuzcuk (ventral kök), motor nöronları içerir.
    Arka boynuzcuk (dorsal kök), duyu nöronlarını içerir.

Otonom sinir sistemi

Otonom sinir sistemi ya da özerk sinir sistemi, periferik sinir sisteminin, istemsiz yapılan hareketleri ve organ fonksiyonlarının kontrolünü gerçekleştiren bölümüdür. Kalp hızı, sindirim, solunum, tükürük salgılanması, terleme, işeme fonksiyonu, cinsel uyarılma gibi durumlarda istem dışı etkilidir.[1] Visseral sinir sistemi veya vejetatif sinir sistemi olarak da bilinir. Parasempatik sinir sistemi ve sempatik sinir sistemi olarak ikiye ayrılır.

Otonom sinir sistemine biyolojik yaşamla yakınlığından dolayı Vejetatif (bitkisel) sinir sistemi denir. Organlarla ilgili olmasından Visseral sinir sistemi denir. Otonom sinir sistemi, sinir sistemini kalp kası, damarlar, akciğerler ve organların düz kasları ile dış salgı bezleri gibi isteğimiz dışında çalışan organları innerve eden bölümdür.
Sempatik sinir sistemi

Sempatik sistem doku ve organlara gönderdiği sinyallerle genel olarak vücudun aktivitesini, enerji tüketimini artırıcı yönde hareket eder. Örneğin sempatik sinirler kalbin çalışma hızını ve atardamarlardaki kan basıncını artırır. Sempatik sistem aynı zamanda organizmanın korku, öfke, dehşet, heyecan ve şiddetli ağrı gibi stres yaratan durumlarda tepki oluşturmasını sağlar. Örneğin kas aktivitesi gerektiren stres durumlarında, hipotalamusun uyarılmasıyla sempatik sistem organizmada bazı değişikliklere yol açar. Bunlardan bazıları kandaki glikoz yoğunluğunun artışı, atardamarlarda kan basıncının yükselmesi ve kas gücünün artmasıdır. Bu değişiklikler organizmanın stresle baş etmesinde etkili olur.

Sempatik sinir sistemi nöronları, medulla spinalisin torakal ve lumbal bölgesindeki ön ve arka boynuzunda bulunur. Sempatik nöronlardan çıkan sinir lifleri, spinal sinirin ön kökleri içerisinde medulla spinalisi terk ederek spinal sinirin yapısına katılırlar. Bu lifler, vertebraların her iki tarafında bulunan truncus sympathicusa gelirler. Burada bulunan ganglionlara gelen sinir liflerinin bazıları buradaki nöronlarla sinaps yaparlar. Bazıları ise doğrudan organa giderler.
Parasempatik sinir sistemi
Parasempatik sinir sistemi hareketlerimizi yavaşlatır. Parasempatik sistem doku ve organlara gönderdiği sinyallerle genel olarak vücutta enerjinin korunmasını sağlayacak yönde etki eder. Örneğin: kalp atışının yavaşlaması, sindirimin artması gibi.

Sempatik sinir sistemi

Sempatik sinir sistemi, vücudu gerilime hazırlar. Stresli bir durum sırasında etkindir. Etkileri "savaş ya da kaç" şeklinde genellenebilir.

Sempatik sistemle ilgili nöronlar medulla spinalisde torakal ve lumbal bölge yan boynuzlarda bulunurlar. Buradan çıkan presinaptik efferent sempatik lifler, spinal sinirin içine katılırlar. Daha sonra birleştirici dalla paravertebrel bir ganglion olan trunkus sempatikusa geçerler. Trunkus sempatikus vertebral kanalın iki yanına yerleşmiş uzun ve zincir şeklinde üst üste dizilmiş sempatik ganglionlardan oluşmuştur.

Parasempatik sinir sistemi

Parasempatik sinir sistemi, sempatik sinir sistemi ile birlikte periferik sinir sisteminin bir parçası olan otonom sinir sistemini oluşturan anatomik yapıdır.[1][2] (Enterik sinir sistemi artık kendi bağımsız refleks aktivitesi nedeniyle otonom sinir sisteminden ayrı düşünülmektedir.) Otonom sinir sistemi, vücudun bilinçsiz hareketlerini düzenlemekten sorumludur. Parasempatik sistem, vücut dinlenirken; özellikle cinsel uyarılma, tükürük salgılama, gözyaşı salgılama, idrara çıkma, sindirim ve dışkılama dahil olmak üzere yemekten sonra meydana gelen "dinlen ve sindir" veya "beslen ve üre"[3] faaliyetlerinin uyarılmasından sorumludur. Eylemleri, "savaş ya da kaç" tepkisi ile ilişkili aktiviteleri uyarmaktan sorumlu olan sempatik sinir sistemine tamamlayıcı olarak tanımlanmaktadır.
Otonom sinir sistemi innervasyonu, parasempatik (kraniosakral) sistemleri mavi olarak gösterir.

Parasempatik sinir sisteminin sinir lifleri, merkezi sinir sisteminden kaynaklanır. Spesifik sinirler arasında birkaç kraniyal sinir, özellikle okülomotor sinir, fasiyal sinir, glossofaringeal sinir ve vagus siniri bulunur. Genellikle pelvik splanknik sinirler olarak adlandırılan sakrumdaki üç spinal sinir (S2-4) de parasempatik sinirler olarak işlev görür.

Konumu nedeniyle parasempatik sistem, genellikle "torako-lomber çıkışlı" olduğu söylenen sempatik sinir sisteminin aksine "kranio-sakral çıkışlı" olarak adlandırılır.
İşleyiş

Parasempatik sinir sisteminin nörotransmitteri asetilkolindir (ACh). Parasempatik sinir sistemi vücut hareketsiz halde iken devreye girer. Bu evrede aktif durumdadır. Sinir-kas kavşağında kasın uyarıyı alması için ACh salınır. Salınan ACh kastaki nikotinik reseptörü uyararak, uyarıyı aktif duruma getirecek olayları tetikler (Ca salınımını arttırmak, kastaki mitokondriyi çalıstırmak gibi) böylece kas innerve edilir (uyarılır).[kaynak belirtilmeli]

Vücut olaylarında yavaşlatıcı etkiye sahiptir. Kan basıncını, kalp atış hızını, kan şekerini düşürür. İdrar kesesini daraltır. Gözbebeğini küçültür. Akciğer alveollerini daraltır.Tükürük ve bağırsak salgıları ile bağırsak hareketlerini artırır . Diğer vücut salgılarında olduğu gibi tükürük salgısını artırır.

Refleks

Refleks ya da tepki, dıştan gelen bir uyarı sonucunda refleks yayı aracılığıyla doğan ve devinim, iç salgı gibi iç tepkilere yol açan istem dışı sinir etkinliğidir.

Vücudumuzun dışarıdan gelen ışık ses gibi bir uyarıda ani ve hızlı bir hareketle tepki göstermesine refleks denir. Refleks sözcüğü, Latince "yansımak" anlamına gelen "reflectere" sözcüğünden türetilmiştir. Belirli bir uyarı etkisiyle düşünme sürecinden önce oluşan refleks, sinir sisteminin bir olayıdır. Merkezi sinir sisteminin işleyiş yasalarına göre refleksin ana özelliği aynı türden uyarılara hep aynı tepkinin verilmesidir ancak uyarının şiddetine göre refleksin oluşma süresinde ve sürmesinde farklılıklar olur. Refleks, sinir sisteminin işleyişinde büyük öneme sahip bir etkinliktir. Refleksleri olmayan canlı organizmaların, dış etkilere karşı yeterince hızlı tepki verememeleri nedeniyle, yaşamlarını sürdürme olanakları azalır. Refleks mekanizması omurilik tarafından yönetilir.

Omurilik refleksleri kalıtsaldır ve ikiye ayrılır:

    Doğuştan gelen refleks
    Sonradan kazanılan refleks

Doğuştan (Kalıtsal) Refleks

    Doğuştan gelir, sonradan kazanılmaz.
    Aynı türün bireylerinde görülür.
    Bu refleksler omuriliğin kontrolündedir.

Öksürme, hapşırma, göz kapağının kırpılması, çocuktaki emme davranışı, hapşırınca gözün kapanması.

Sonradan [1](Şartlı) Refleks

    Sonradan öğrenmeyle oluşur.
    Bireyden bireye farklılık gösterebilir.
    Örneğin bisikleti sürmeyi öğrenirken, öğrenme işlevi beynin kontrolündedir. Ancak her gün bisiklet sürerek bu davranışı alışkanlık haline getiririz. O zaman davranış omuriliğin kontrolüne geçer.

Araba sürme, örgü örme, limon görüldüğünde ağzın sulanması, yutkunmak, bisiklet sürme, Pavlov'un köpeğinin zil çalınca ağzının sulanması, yüzmek, kar topu oynamak.

Pavlov'un köpekler üzerinde yaptığı klasik koşullanma deneyleri ünlüdür; Köpeğe ilk olarak birkaç kez zil çalınır. Köpek buna tepki vermez. Sonradan zil çalınır ve et verilir. Daha sonra et verilmediği halde zil çalındığında köpeğin salya salgıladığı görülür. Şartlı ya da şartlandırılmış refleks denen olay da budur.

Yürümek, yüzmek, bisiklete binmek, enstruman çalmak vb. refleks davranışlar olmayıp motor davranış veya beceridir.
Kaba motor becerileri

Kaba motor becerileri, yürümek, dengede durmak, emeklemek gibi bir iş yapmak için büyük kas gruplarını kullanmak gerekir.
İnce motor becerileri
İnce motor becerileri, piyano çalmak, video oyunları oynamak gibi bir iş yapmak için küçük kas gruplarını kullanmak gerekir.

Enterik sinir sistemi

Enterik sinir sistemi, ağızdan başlayıp bağırsaklara kadar uzanan sinir sistemidir. Temel görevi vücutta sindirim işlevlerini takip etmek ve düzenlemektir. Sindirim sistemini baştan başa kaplamıştır.

500 milyon nöron içeren ve beyinden bağımsız çalışabilen sinir sistemidir.[1] Stres anında mideye kramp girmesi veya zehirlenme anında beyne kusma emri göndermesi önemli görevlerindendir.

Düşünce

Düşünce ya da fikir, dünya modellerinin var oluşuna izin veren ve böylece etkin olarak onların amaçlarına, planlarına, sonlarına ve arzularına bağlı olan uğraştır. Kelimeler bilmeye, sezgiye, bilince, idealarına ve imgeleme içeren benzer kavramların ve süreçlerine başvurur.

Düşüncenin daha sistematik bir tanımını yapacak olursak öncelikle beyin ve zihin kavramlarını birbirinden ayırmamız gerekir. Zihni, beyindeki biyolojik aktivitenin bir yansıma alanı olarak görebiliriz. Bir diğer deyişle zihin, somut olan beyinden beslenen, soyut bir karalama tahtasıdır.

Bu noktada soyut ve somut kavramlarını da değerlendirmek gerekir. Kısaca, somut bir nesneyi evrende var olan soyutu ise evrende var olmayan diye tanımlayabiliriz. Örneğin, bu tanıma göre matematiksel anlamda üçgen soyut bir nesnedir. Üçgen, bir kalınlık özelliği içermez. Kenarları sadece çizgiden ibarettir. Evrende bu özellikte bir üçgenin olması, fizik yasaları gereğince, mümkün değildir. (burada atıf gerekli) Diğer taraftan, kolaylıkla somut nesne örneği verebiliriz. (Örneğin bir ağaç)

Bu tanımlara göre, bir düşünce, soyut bir nesnenin, insanın zihninde oluşturduğu faaliyettir. Herhangi bir düşünce beyinde de faaliyete neden olacaktır, biyolojik olarak. Fakat, bu faaliyet, bahsi geçen düşüncenin bir parçası olarak nitelendirilmez. Düşünce, sadece zihinle ilişkilendirilir.

Diğer taraftan, somut bir nesnenin, insanın zihninde oluşturduğu faaliyeti de algı diye nitelendirebiliriz. Aynı şekilde, bir algının oluşmasında beynin rolü vardır, ama algı insanın zihninde oluşur. Örneğin, bir ağaca gözlerimizle bakarız. Ağaç, bu bağlamda somut bir nesnedir. Ağacı görürüz, ama görme işlemi (yani algılama) gözlerde olmaz, insanın zihninde gerçekleşir. Tabii ki bu algının gerçekleşmesi için beyinde birçok işlemden geçmesi gerekir (buna gözlerdeki işlev de dahildir). Aynı şekilde, bu örneksemeyi 5 duyumuza da uyarlayabiliriz. Bir koku, bir renk zihindeki bir algıdır, somut bir şekilde tanımlanamaz. (Örneğin, bazı renk körlerine göre yeşil ya da kırmızı farklı bir algıyı tanımlar vb.)

Bu tanıma karşı bir tez şöyle olacaktır. 'Benim bu ağaçla (ya da genel olarak bir palmiye ağacı ile) ilgili düşüncelerim var.' Fakat burada bahsi geçen 'ağaç' acaba somut bir nesne midir? Ya da soyut mudur? Kısacası, savunulan tez şudur: Somut bir nesne de insanın zihninde düşünce oluşturabilir. Evet, bu mümkündür. Ama arada atlanan bir adım vardır. Bahsi geçen 'ağaç' bir algılamanın ürünüdür. Ya da daha önceden algılanmıştır, birincil olarak ya da dolaylı yoldan (bir başkasının betimlemesiyle). Dolayısıyla, 'ağaç' burada somut bir nesneden çok, bahsi geçen somut oluşumun önce algılanması ve sonucunda zihinde oluşan soyut bir algıyı nitelendirir. Bu işlem kısaca şöyle özetlenebilir: Somut nesne -> Algılama -> Soyut nesne -> Düşünce. Yani arada algılama adımı gerekir.

Özetle, düşünce soyut bir nesnesin zihinde oluşturduğu faaliyettir. Algı ise somut bir nesnenin zihindeki yansımasıdır.

Kavramaları biçimlendirirken problemlerin çözümlerinde sebeplerde ve kararlar vermede meşgul olmak gibi düşünce bilginin beyinsel işletiminin ortaya çıkmasıdır.

Sinir hücresi

Sinir hücresi ya da nöron sinir sisteminin temel fonksiyonel birimidir. Başlıca işlevi bilgi transferini gerçekleştirmektir. İnsan sinir sisteminde yaklaşık olarak 100 milyar nöron olduğu tahmin edilmektedir. Normal bir sinir hücresi 50.000'den 250.000'e kadar başka nöronlarla bağlantılıdır. Yaptıkları özelleşmiş işlere bağlı olarak farklı şekillerde ve çeşitlerde olabilirler. Nöronların büyük çoğunluğu dört farklı yapıya sahiptir: Soma, dendritler, akson ve terminal butonlar. Soma bölgesinde çekirdek (nucleus) ve hücrenin yaşamsal işlevlerini sağlayan mekanizma bulunur. Dendiritler ise isimlerini Yunanca bir sözcük olan dendrondan almışlardır. Bu şekilde isimlendirilmelerinin sebebi şekillerinin bir ağaca benzemesidir. Dendiritler nöral iletişimin önemli alıcılarıdır. Bir nörondan diğerine geçen mesajlar, mesajı yollayan hücrenin terminal butonlarıyla mesajı alan hücrenin dendirit membranı ya da soma (hücre gövdesi) bölümü arasındaki birleşme yerleri olan sinapslar aracılığıyla iletilir/transfer edilir. Sinapslar işlevlerinden yola çıkılarak isimlerini Yunancada "bir araya gelmek" anlamındaki sunaptein sözcüğünden almışlardır. Sinapstaki iletişim terminal butondan öteki hücrenin membranına kadar olmak üzere tek yönlü bir şekilde gerçekleşir. Nöronun bir diğer bölümü olan akson, çoğu kez miyelin kılıfı ile kaplı uzun ve ince bir tüp şeklindedir. Aksonun temel işlevi bilgiyi hücre gövdesinden terminal butonlara taşımaktır. Aksonun taşıdığı bu temel mesaj aksiyon potansiyeli olarak adlandırılır. Aksiyon potansiyeli, kısa bir nabız atışına benzeyen elektriksel/kimyasal bir olaydır. Bütün aksonlardaki aksiyon potansiyeli her zaman aynı ölçüde ve hızdadır. Aksiyon potansiyeli aksonun dallarına ulaştığında bölünmesine rağmen ölçüsünü kaybetmez. Başka bir deyişle her akson dalı tam gücüyle bir aksiyon potansiyeli alır. Nöronlar aksonların ve dendiritlerin somadan çıkışlarına göre üçe ayrılır. Bunlardan multipolar nöron merkezi sinir sisteminde en çok bulunan bilindik nöron tipidir. Bu tip nöronlar sadece bir akson çıkışına sahipken çok sayıda dendirite sahiptir. Bipolar nöronlar bir akson ve bir dendirit ağacına sahiptir. Duyusal nöronlar genellikle bipolar nöronlardır. Bipolar nöronların dendiritleri duyusal verileri merkezi sinir sistemine iletirler. Diğer tip sinir hücreleri ise unipolar nöronlardır. Bu nöronların hücre gövdesinden çıkan ve kısa mesafede ayrılan tek bir sapı vardır. Unipolar nöronlar da bipolar nöronların yaptığı gibi duyusal verileri merkezi sinir sistemine taşımakla görevlidir (birçoğunun dendiritleri deriyi etkileyen duyusal olayları saptarken diğerleri kaslar, eklem yerleri ve iç organlardaki olayları saptamakla görevlidir). Terminal butonlar aksonların ince dallarının ucunda bulunan küçük yumrulardır. Terminal butonlar bir aksiyon potansiyeli onlara ulaştığında, nörotransmitter adı verilen kimyasalları salıverir. Nörotransmitterler alıcı hücreyi uyarır (excitation) veya engeller (inhibition). Bu şekilde diğer hücrenin aksonunda bir aksiyon potansiyeli oluşup oluşmayacağını belirler.
Nöronun İç Yapısı

Çift katmanlı lipit moleküllerinden meydana gelen ve içinde özel fonksiyonlara sahip çeşitli protein molekülleri bulunan membran nöronun sınırını oluşturur. Membranda bulunan proteinler bilginin iletimi açısından önemlidir. Hücre, içinde özelleşmiş küçük yapıları barındıran jölemsi bir maddeyle doludur. Bu maddeye sitoplazma denir. Sitoplazmanın içindeki özelleşmiş küçük yapılardan olan mitokondri, glikoz gibi besinleri parçalar ve böylelikle hücrenin işlevlerini gerçekleştirmesi için gereken enerji sağlanmış olur. Mitokondri, adenozin trifosfat (ATP) denilen kimyasalı üretir. Hücrenin iç kısmında çekirdek (nucleus) bulunur. Adını Latincede "kabuklu yemiş" anlamına gelen nucleustan alan çekirdek, içinde kromozomları barındırır. Kromozomlar uzun DNA dizilerinden oluşur ve protein yapmak için gerekli reçeteleri içermek gibi çok önemli bir işleve sahiptirler. Her bir protein için reçeteye sahip olan kromozom kısımlarına gen denilmektedir. Proteinler, hücrenin yapısını oluşturmanın dışında enzim olarak da görev yaparlar. Enzimler belli molekülleri birleştirir ya da ayırırlar. Proteinler, hücre içi madde naklinde de devreye girerek mikrotübül adı verilen uzun protein dizileri vasıtasıyla maddelerin aksonun bir ucundan diğerine sevk edilmesini gerektiren aktif bir süreç olan ksoplazmik taşımayı sağlarlar.
İşlevlerine Göre Nöron Çeşitleri
Üçe ayrılırlar: Duyusal nöronlar, motor nöronlar ve internöronlar (ara nöronlar) Duyusal nöronlar denilen özelleşmiş hücreler çevreden koku, tat, dokunma ve ses vasıtasıyla aldıkları bilgiyi beyne iletir. Motor nöronlar kasların kasılmasını kontrol ederek hareketi sağlar. Tamamen sinir sistemi içinde bulunan internöronlar (ara nöronlar) ise yanlarındaki nöronların yanında circuit (döngü) oluşturur (circuit lokal internöronlar tarafından gerçekleştirilir). Nakilci internöronlar ise beynin bir bölgesinde bulunan lokal internöronun oluşturduğu döngüyü (circuit) başka bir yerdeki döngüye bağlar. Beyindeki nöron döngüleri bu bağlantılardan yararlanarak öğrenme, algı için gereken işlevleri gerçekleştirir.

Glia hücresi

Nörogliya, gliyal hücreler, yalnızca gliya ya da tutkal[1], merkezi ve çevresel sinir sisteminde yer alan hücrelerin çoğunluğunu oluşturan ve sinir hücresi olmayan hücreler.[2][3] Miyelin üretimi ile beyin ve sinir sisteminin, otonom sinir sistemi gibi diğer bölümlerindeki sinir hücreleri için destek, koruma ve homeostaz sağlarlar.[4]

Glia hücreleri çoğunlukla sinir sisteminin tutkalı olarak bilinirler. Fakat bu kesin değildir. Günümüzde nörobilim glia hücreleri için dört ana işlev tanımlamıştır: sinir hücrelerini sarmak ve onları bir arada tutmak, sinir hücreleri için besin ve oksijen sağlamak, bir sinir hücresini diğerlerinden ayırmak, patojenleri imha etmek ve ölü sinir hücrelerini kaldırmak. Yüzyıldan daha uzun bir süreden beri sinir iletiminde hiçbir rolünün olmadığı düşünülüyordu. Her ne kadar iyi olarak anlaşılabilir olmasa bile, nöroglialar sinir iletimini ayarlar.[5][6][7] Böylece sinir iletiminde rollerinin olmadığı düşüncesi geçerliliğini kaybetti.[5]
Mikrogliya
Ana madde: Mikrogliya

Mikrogliya, merkezi sinir sisteminin (MSS) sinir hücrelerini koruyan makrofajların fagositoz yapabilen hücreleridir.[8] Germ tabaka dokusu yerine hematopoietik öncüllerden türetilirler. Genellikle sinir hücrelerindeki rollerine göre kategorize edilirler. Bu hücreler, merkezi sinir sistemi hücrelerinin yaklaşık olarak %15'ini oluştururlar. Beyin ve omuriliğin tüm bölgelerinde bulunurlar. Mikrogliya hücreleri, makrogliya hücrelerine göre daha küçüktür, şekilleri değişebilir ve dikdörtgen çekirdeklidirler. Beynin içinde dolaşırlar ve beyin hasar gördüğünde çoğalırlar. Sağlıklı merkezi sinir sistemindeki mikrogliya, sinir hücreleri, makrogliya ve kan damarları gibi ortamlarda bulunurlar. Buralarda tüm yönlere doğru sürekli dolaşarak gerektiğinde hasar tamir işlemi yaparlar.
Makrogliya
Merkezi sinir sistemi
Astrosit
Ana madde: Astrosit

Astrositler, beyin ve omurilikte bulunan yıldız şeklindeki glia hücreleridir. Beynin farklı bölgelerinde değişmekle birlikte, genel olarak astrositlerin toplam glial hücrelerinin %20'si ile %40'ını oluşturduğu tespit edilmiştir. İşlevleri arasında endotel hücrelere biyokimyasal olarak destek olup kan-beyin bariyerinin oluşturulmasına katkıda bulunması, sinir dokusuna besin sağlanması ve hücre dışı iyonik dengenin korunması yer alır. Travmatik yaralanmalar sonrası beyin ve omurilik dokusu tamiri sırasında, işlevi tartışmalı olan bir glial skar dokusunun oluşturulmasını sağlar.
Oligodendrosit
Ana madde: Oligodendrosit

Oligodendrositler, MSS'de yer alan aksonları, özelleşmiş hücre zarları ile bir miyelin kılıfı için sararak aksonun yalıtılmasını ve elektrik sinyalinin daha verimli iletilmesine olanak tanırlar.[9]
Ependim hücresi
Ana madde: Ependim hücresi

Ependim hücreleri, beyinde yer alan ventriküler sistem ile omurilikte bulunan canalis centralisi çevreleyen ince bir nöroepitel astardır. Ependim hücrelerinin beyin-omurilik sıvısı üretiminde rol aldığı ve nörorejenerasyon için bir rezarvuar niteliği taşıdığı kaydedilmiştir.
Periferal (çevresel) sinir sistemi
Schwann hücresi
Ana madde: Schwann hücresi

Schwann hücreleri, çevresel sinir sistemi (ÇSS) için miyelin oluşturur. İki tür Schwann hücresi vardır; miyelinli ve miyelinsiz. Miyelinli hücreler, etrafı Schwann hücreleri tarafından sarılan aksonları tanımlamak için kullanılan bir terimdir.
Satellit hücresi
Ana madde: Satellit hücresi

Satellit veya uydu hücreleri, duyusal, sempatik veya parasempatik gangliyaların etrafını saran küçük hücrelerdir.[10] Dış ortamın kimyasal yapısını regüle eden hücreler, astrositler gibi gap junctionlar aracılığıyla birbirlerine bağlı bulunmaktadır. Uydu hücreleri ATP'ye hücre içi kalsiyum iyon konsantrasyonunu yükselterek tepki verirler.
Enterik glia hücresi

Enterik glia sindirim sistemi içerisinde yer alan gangliyalarda bulunmaktadır. Enterik glianın homeostaz ile kaslara bağlı sindirimde rolleri olduğu düşünülmektedir.[11]

Nörobilim

Sinirbilim (diğer adıyla nörobilim veya nörobiyoloji), sinir sistemini inceleyen disiplinlerarası bir bilim dalıdır.[1] Nöronların ve nöral devrelerin temel özelliklerini anlamayı hedefleyen bu bilim dalı, bu amaçla fizyoloji, anatomi, moleküler biyoloji, gelişim biyolojisi, sitoloji, matematiksel modelleme ve psikolojiyi birleştirir.[2][3][4][5][6][7] Öğrenme, bellek, davranış, algı ve bilincin biyolojik temelinin anlaşılması Eric Kandel tarafından biyolojik bilimlerin "nihai zorluğu" olarak tanımlanmıştır.[3]

Sinirbilimin kapsamı, zaman içinde sinir sistemini farklı ölçeklerde incelemek için kullanılan farklı yaklaşımları içerecek şekilde genişlemiştir ve sinirbilimcilerin kullandığı teknikler, nöronların moleküler ve hücresel çalışmalarından beyindeki duyusal, motor ve bilişsel görevlerin sinirsel görüntülenmesine kadar büyük ölçüde genişlemiştir.
Tarihçe
Gray'in Anatomisi'nden (1918), hipokampus ve bir takım diğer nöroanatomik yapıları gösteren insan beyninin lateral görüntüsünün illüstrasyonu

Sinir sisteminin en eski çalışması eski Mısır'a aittir. Kafa yaralanmalarını veya zihinsel bozuklukları tedavi etmek veya kafa basıncını hafifletmek için kafatasına bir delik açmak veya kazmak için cerrahi uygulama olan Trepanasyon ilk olarak Neolitik dönemde kaydedildi. M.Ö. 1700 yıllarına ait el yazmaları Mısırlıların beyin hasarı belirtileri hakkında bilgi sahibi olduklarını göstermektedir.[8]

Beynin işlevine ilişkin erken görüşler, onu bir tür "kraniyal doldurma" olarak kabul etti. Mısır'da, Orta Krallık'ın sonlarından itibaren, mumyalama için hazırlıkta beyin çoğunlukla çıkarılırdı. O zamanlar kalbin zekanın merkezi olduğuna inanılıyordu. Herodotus'a göre, mumyalamanın ilk adımı "çarpık bir demir parçası almak ve onunla beyni burun deliklerinden çıkarmak, böylece bir kısımdan kurtulmaktı, kafatası ise ilaçlarla durulamadan geri kalan kısımdan temizlendi. " [9]

Kalbin bilincin kaynağı olduğu görüşü, Yunan doktor Hipokrat'ın zamanına kadar sorgulanmadı. Beynin sadece duyumla ilgili olmadığına inanıyordu - çoğu uzmanlaşmış organ (ör. gözler, kulaklar, dil) kafanın beyninin yanında bulunur - ama aynı zamanda zekanın da merkezi idi. Platon ayrıca beynin ruhun rasyonel kısmının oturduğu yer olduğunu tahmin etti.[10] Ancak Aristoteles, kalbin zekanın merkezi olduğuna ve beynin kalpten gelen ısı miktarını düzenlediğine inanıyordu.[11] Bu görüş genellikle, Hipokrat'ın takipçisi ve Roma gladyatörlerine hekim olan Roma doktoru Galen, beyinlerine zarar verdikleri zaman hastalarının zihinsel yeteneklerini kaybettiğini gözlemleyene kadar kabul edildi.

Ortaçağ Müslüman dünyasında aktif olan Abulcasis, Averroes, Avicenna, Avenzoar ve Maimonides, beyinle ilgili bir dizi tıbbi sorunu tanımladı. Rönesans Avrupa'sında Vesalius (1514–1564), René Descartes (1596-1650), Thomas Willis (1621-1675) ve Jan Swammerdam (1637-1680) de sinirbilime birçok katkı yaptı.
Golgi boyası sayesinde tek nöronlar ilk kez görüntülenebildi.

Luigi Galvani'nin 1700'lerin sonlarındaki öncü çalışmaları, kasların ve nöronların elektriksel uyarılabilirliğini incelemek için zemin hazırladı. 19. yüzyılın ilk yarısında, Jean Pierre Flourens canlı hayvanlarda beynin lokalize lezyonlarını gerçekleştirmenin deneysel yöntemine öncülük ederek motriklik, duyarlılık ve davranış üzerindeki etkilerini açıkladı. 1843'te Emil du Bois-Reymond sinir sinyalinin elektriksel doğasını gösterdi,[12] hızı Hermann von Helmholtz ölçmeye devam etti,[13] ve 1875'te Richard Caton tavşan ve maymunların serebral yarım kürelerinde elektrik fenomenleri buldu.[14] Adolf Beck, 1890'da tavşan ve köpeklerin beyninin kendiliğinden elektriksel aktivitesini gözlemledi.[15] Beyin çalışmaları, mikroskopun icat edilmesinden ve 1890'ların sonunda Camillo Golgi tarafından bir boyama prosedürünün geliştirilmesinden sonra daha karmaşık hale geldi. Prosedür, tek tek nöronların karmaşık yapılarını ortaya çıkarmak için gümüş bir kromat tuzu kullandı. Tekniği Santiago Ramón y Cajal tarafından kullanıldı ve beynin fonksiyonel biriminin nöron olduğu hipotezi olan nöron doktrininin oluşumuna yol açtı.[16] Golgi ve Ramón y Cajal, 1906'da nöronların beyindeki kapsamlı gözlemleri, tanımları ve kategorizasyonları için Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü'nü paylaştı.

Bu araştırmaya paralel olarak, Paul Broca'nın beyin hasarı olan hastalarla çalışması, beynin belirli bölgelerinin belirli işlevlerden sorumlu olduğunu öne sürdü. O zamanlar Broca'nın bulguları Franz Joseph Gall'un dilin yerelleştirildiğini ve bazı psikolojik fonksiyonların serebral korteksin belirli bölgelerinde lokalize olduğunu teorisinin bir teyidi olarak görülüyordu.[17][18] Fonksiyon hipotezinin lokalizasyonu, nöbetlerin vücuttan ilerlemesini izleyerek motor korteksin organizasyonunu doğru bir şekilde ortaya çıkaran John Hughlings Jackson tarafından yürütülen epileptik hastaların gözlemleri ile desteklenmiştir. Carl Wernicke, dil anlama ve üretiminde belirli beyin yapılarının uzmanlaşma teorisini daha da geliştirdi. Nörogörüntüleme teknikleri ile yapılan modern araştırmalar, belirli görevlerin yerine getirilmesinde korteksin farklı alanlarının aktive olduğunu göstermeye devam eden bu dönemdeki anatomik tanımları (hücre yapısının incelenmesine atıfta bulunarak) hala Brodmann serebral sitoarşektonik haritasını kullanmaktadır.[19]

20. yüzyıl boyunca sinirbilim, diğer disiplinlerdeki sinir sistemi çalışmaları yerine kendi başına ayrı bir akademik disiplin olarak tanınmaya başladı. Eric Kandel ve ortak çalışanlar, David Rioch, Francis O. Schmitt ve Stephen Kuffler'i sahayı kurarken kritik roller oynadıklarını belirtmişlerdir.[20] Rioch, 1950'lerden başlayarak Walter Reed Ordu Araştırma Enstitüsü'nde temel anatomik ve fizyolojik araştırmaların klinik psikiyatri ile bütünleşmesini sağlamıştır. Aynı dönemde Schmitt, Massachusetts Teknoloji Enstitüsü'nün Biyoloji Bölümü'nde biyoloji, kimya, fizik ve matematiği bir araya getiren bir sinirbilim araştırma programı oluşturdu. İlk bağımsız nörobilim bölümü (daha sonra Psikobiyoloji olarak adlandırılır) 1964 yılında James L. McGaugh tarafından Kaliforniya Üniversitesi, Irvine'de kuruldu.[21] Bunu 1966 yılında Stephen Kuffler tarafından kurulan Harvard Tıp Okulu Nörobiyoloji Bölümü izledi.[22]

Nöronlar ve sinir sistemi fonksiyonlarının anlaşılması, 20. yüzyılda giderek daha kesin ve moleküler hale geldi. Örneğin, 1952'de Alan Lloyd Hodgkin ve Andrew Huxley, kalamarın dev aksonunun nöronlarında aksiyon potansiyelleri adını verdikleri elektrik sinyallerinin oluşumu ve iletimini Hodgkin-Huxley modeli ile modelledi. 1961–1962'de Richard FitzHugh ve J. Nagumo, FitzHugh – Nagumo modeli ile Hodgkin-Huxley modelini basitleştirdi. 1962'de Bernard Katz, sinapslar olarak bilinen nöronlar arasındaki boşlukta nörotransmisyonu modelledi. 1966'dan itibaren, Eric Kandel ve işbirlikçileri Aplysia'da öğrenme ve hafıza depolamaya bağlı nöronlardaki biyokimyasal değişiklikleri incelediler. 1981'de Catherine Morris ve Harold Lecar bu modelleri Morris-Lecar modelinde birleştirdiler . Giderek artan niceliksel çalışmalar sayısız biyolojik nöron modeline ve nöral hesaplama modellerine yol açtı.

Sinir sistemine olan ilginin artmasının bir sonucu olarak, 20. yüzyılda tüm sinirbilimcilere bir forum sağlamak için birkaç önemli sinirbilim organizasyonu oluşturulmuştur. Örneğin, Uluslararası Beyin Araştırmaları Örgütü 1961'de,[23] 1963'te Uluslararası Nörokimya Derneği, 1968'de Avrupa Beyin ve Davranış Derneği,[24] ve 1969'da Nörobilim Derneği olarak kuruldu.[25] Son zamanlarda, nörolojik araştırma sonuçlarının uygulanması sonucunda nöroekonomi,[26] nöroeğitim,[27] nöroetik,[28] ve nörohukuk [29] gibi uygulamalı disiplinler de ortaya çıkmıştır.

Beyin araştırmaları zamanla felsefi, deneysel ve teorik aşamalardan geçerek beyin simülasyonu üzerinde çalışmanın gelecekte önemli olacağı öngörülmektedir.[30]
Modern sinirbilim
İnsan sinir sistemi

Sinir sisteminin bilimsel çalışması, esas olarak moleküler biyoloji, elektrofizyoloji ve hesaplamalı sinirbilimdeki ilerlemeler nedeniyle yirminci yüzyılın ikinci yarısında önemli ölçüde artmıştır. Bu, sinirbilimcilerin sinir sistemini tüm yönleriyle incelemesine izin verdi: nasıl yapılandırıldığı, nasıl çalıştığı, nasıl geliştiği, nasıl arızalandığı ve nasıl değiştirilebileceği gibi.

Örneğin, tek bir nöron içinde meydana gelen karmaşık süreçleri daha ayrıntılı olarak anlamak mümkün hale gelmiştir. Nöronlar iletişim için uzmanlaşmış hücrelerdir. Nöronlar ve diğer hücre tipleri ile, elektrik veya elektrokimyasal sinyallerin bir hücreden diğerine iletilebildiği sinapslar adı verilen özel kavşaklar aracılığıyla iletişim kurabilirler. Birçok nöron, akson adı verilen ve vücudun uzak bölgelerine uzanabilen ve elektrik sinyallerini hızla taşıyabilen ve diğer nöronların, kasların veya bezlerin sonlandırma noktalarında aktivitesini etkileyebilen uzun ince bir aksoplazma filamenti oluşturur. Bir sinir sistemi, birbirine bağlı nöronların toplanmasından ortaya çıkar.

Omurgalı sinir sistemi iki kısma ayrılabilir: merkezi sinir sistemi (beyin ve omurilik olarak tanımlanır) ve periferik sinir sistemi . Tüm omurgalılar da dahil olmak üzere birçok türde sinir sistemi, vücuttaki en karmaşık organ sistemidir ve karmaşıklığın çoğu beyinde bulunur. Yalnızca insan beyninde yaklaşık yüz milyar nöron ve yüz trilyon sinaps bulunur; karmaşıklıkları henüz çözülmeye başlanan sinaptik ağlarda birbirine bağlı binlerce ayırt edilebilir alt yapıdan oluşur. İnsan genomuna ait yaklaşık 20.000 genin üçünden en az biri esas olarak beyinde ifade edilir.[31]

İnsan beyninin yüksek derecede plastisitesi nedeniyle, sinapslarının yapısı ve ortaya çıkan işlevleri yaşam boyunca değişir.[32]

Sinir sisteminin dinamik karmaşıklığını anlamak, zorlu bir araştırma sorunudur. Nihayetinde, sinirbilimciler sinir sisteminin nasıl çalıştığı, nasıl geliştiği, nasıl arızalandığı ve nasıl değiştirilebileceği veya onarılabileceği dahil olmak üzere her yönünü anlamak isterler. Sinir sisteminin analizi bu nedenle moleküler ve hücresel seviyelerden sistemlere ve bilişsel seviyelere kadar birçok seviyede gerçekleştirilir. Araştırmanın ana odaklarını oluşturan belirli konular, sürekli genişleyen bir bilgi tabanı ve giderek karmaşıklaşan teknik yöntemlerin mevcudiyeti sayesinde zamanla değişir. Teknolojideki gelişmeler, ilerlemenin temel itici güçleri olmuştur. Elektron mikroskopisi, bilgisayar bilimi, elektronik, fonksiyonel nörogörüntüleme ve genetik ve genomikteki gelişmeler, ilerlemenin önemli itici güçleri olmuştur.
Moleküler ve hücresel sinirbilim
Tavuk embriyosunda lekeli bir nöron fotoğrafı

Moleküler sinirbilimde ele alınan temel sorular, nöronların moleküler sinyalleri ifade etme ve bunlara tepki verme mekanizmalarını ve aksonların karmaşık bağlantı modellerini nasıl oluşturduklarını içerir. Bu seviyede, nöronların nasıl geliştiğini ve genetik değişikliklerin biyolojik fonksiyonları nasıl etkilediğini anlamak için moleküler biyoloji ve genetik araçları kullanılır. Nöronların morfolojisi, moleküler özdeşliği ve fizyolojik özellikleri ile bunların farklı davranış türleri ile nasıl ilişkili oldukları da büyük ilgi çekmektedir.

Hücresel sinirbilimde ele alınan sorular, nöronların nasıl fizyolojik ve elektrokimyasal olarak işlediği sinyallerini içerir . Bu sorular sinyallerin nöritler ve somaslar tarafından nasıl işlendiğini ve nörotransmitterlerin ve elektrik sinyallerinin bir nörondaki bilgileri işlemek için nasıl kullanıldığını içerir. Nöritler, dendritlerden (diğer nöronlardan sinaptik girdiler almak için uzmanlaşmış) ve aksonlardan (aksiyon potansiyeli olarak adlandırılan sinir uyarılarını yürütmek için uzmanlaşmış) oluşan bir nöronal hücre gövdesinden ince uzantılardır. Somas nöronların hücre gövdeleridir ve çekirdeği içerir.

Hücresel sinirbilimin bir diğer önemli alanı sinir sisteminin gelişiminin araştırılmasıdır. Sorular içerir desenlendirilmesi bölgeselleşmeyi sinir sisteminin, nöral kök hücrelerini, farklılaşma nöron ve glial (arasında nöron ve gliogenesis), nöronal migrasyon, aksonal ve dendritik geliştirme, trofik etkileşimleri ve sinaps oluşumu .

Hesaplamalı nörogenetik modelleme, beyin fonksiyonlarının genlere göre modellenmesi için dinamik nöronal modellerin geliştirilmesi ve genler arasındaki dinamik etkileşimlerle ilgilidir.
Sinirsel devreler ve sistemler
Eylem dilini anlama için motor-semantik sinir devrelerinin düzenlenmesi. Shebani ve ark. (2013)

Sistemlerin sinirbilimindeki sorular, sinir devrelerinin nasıl oluşturulduğunu ve refleksler, çok boyutlu entegrasyon, motor koordinasyonu, sirkadiyen ritimler, duygusal tepkiler, öğrenme ve bellek gibi işlevleri üretmek için anatomik ve fizyolojik olarak nasıl kullanıldığını içerir. Başka bir deyişle, bu sinir devrelerinin büyük ölçekli beyin ağlarında nasıl işlev gösterdiğini ve davranışların üretildiği mekanizmaları ele alırlar. Örneğin, sistem seviyesi analizi, belirli duyusal ve motor yöntemlerle ilgili soruları ele alır: görme nasıl çalışır? Ötücü kuşlar nasıl yeni şarkılar öğrenir ve yarasalar ultrason ile lokalize olur? Somatosensoriyel sistem dokunsal bilgileri nasıl işler? Nöroetoloji ve nöropsikoloji ile ilgili alanlar, nöral substratların spesifik hayvan ve insan davranışlarının altında yatan soruyu ele almaktadır. Nöroendokrinoloji ve psikhoneuroimmünoloji, sırasıyla sinir sistemi ile endokrin ve bağışıklık sistemleri arasındaki etkileşimleri incelemektedir. Birçok ilerlemeye rağmen, nöron ağlarının karmaşık bilişsel süreçleri ve davranışları gerçekleştirme biçimi hala tam olarak anlaşılamamıştır.
Bilişsel ve davranışsal sinirbilim

Bilişsel sinirbilim, psikolojik işlevlerin sinir devresi tarafından nasıl üretildiği sorularına yanıt verir. Nörogörüntüleme (örneğin, fMRI, PET, SPECT ), EEG, MEG, elektrofizyoloji, optogenetik ve insan genetik analizi gibi güçlü yeni ölçüm tekniklerinin ortaya çıkması, bilişsel psikolojiden gelen karmaşık deneysel tekniklerle bir araya getirildiğinde, sinirbilimcilerin ve psikologların biliş ve duygu belirli nöral substratlarla eşlenir. Birçok çalışma hala bilişsel fenomenlerin nörobiyolojik temellerini arayan indirgemeci bir duruş sergilemesine rağmen, son araştırmalar nörobilimsel bulgular ile kavramsal araştırmalar arasında, her iki perspektifi talep etmek ve entegre etmek arasında ilginç bir etkileşim olduğunu göstermektedir. Örneğin, empati üzerine yapılan nörobilim araştırmaları felsefe, psikoloji ve psikopatolojiyi içeren ilginç bir disiplinler arası tartışmayı gerektirdi.[33] Dahası, farklı beyin alanlarıyla ilgili çoklu bellek sistemlerinin nörobilimsel olarak tanımlanması, hafızanın üretken, yapıcı ve dinamik bir süreç olarak görülmesini destekleyen, geçmişin gerçek bir yeniden üretimi olarak hafıza fikrine meydan okumuştur.[34]

Nörobilim da ile ittifak sosyal ve davranış bilimleri gibi gibi yeni oluşan disiplinlerarası alanlar nöroekonomi, karar teorisi, sosyal nörobilim ve nöropazarlama adrese çevresi ile beynin etkileşimleri hakkında karmaşık sorular. Örneğin tüketici tepkileri üzerine yapılan bir araştırma, enerji verimliliği ile ilgili hikâyelere anlatı aktarımı ile ilişkili nöral korelasyonları araştırmak için EEG'yi kullanır.[35]
Hesaplamalı sinirbilim

Hesaplamalı sinirbilimdeki sorular beynin gelişimi, yapısı ve bilişsel işlevleri gibi çok çeşitli geleneksel analizleri kapsayabilir. Bu alandaki araştırmalar biyolojik olarak akla yatkın nöronları ve sinir sistemlerini tanımlamak ve doğrulamak için matematiksel modeller, teorik analiz ve bilgisayar simülasyonu kullanmaktadır. Örneğin, biyolojik nöron modelleri, hem tek nöronların davranışını hem de sinir ağlarının dinamiklerini tanımlamak için kullanılabilen, spiking nöronlarının matematiksel tanımlarıdır. Hesaplamalı sinirbilim genellikle teorik sinirbilim olarak adlandırılır.
Translasyonel araştırmalar ve tıp
İyi huylu familyal makrosefali olan bir hastanın başının parasagittal MRG'si

Nöroloji, psikiyatri, nöroşirürji, psikoşirürji, anesteziyoloji ve ağrı tıbbı, nöropatoloji, nöroradyoloji, oftalmoloji, kulak burun boğaz, klinik nörofizyoloji, bağımlılık tıbbı ve uyku tıbbı, özellikle sinir sistemi hastalıklarına yönelik bazı tıbbi uzmanlık alanlarıdır. Bu terimler ayrıca bu hastalıkların tanı ve tedavisini içeren klinik disiplinleri de ifade eder.

Nöroloji, amiyotrofik lateral skleroz (ALS) ve inme gibi merkezi ve periferik sinir sistemi hastalıkları ve bunların tıbbi tedavisi ile çalışır. Psikiyatri duygusal, davranışsal, bilişsel ve algısal bozukluklara odaklanır. Anesteziyoloji ağrı algısına ve bilincin farmakolojik değişikliğine odaklanır. Nöropatoloji, morfolojik, mikroskopik ve kimyasal olarak gözlemlenebilir değişikliklere vurgu yapılarak merkezi ve periferik sinir sistemi ve kas hastalıklarının sınıflandırılması ve altta yatan patojenik mekanizmalarına odaklanır. Nöroşirurji ve psiko-cerrahi, öncelikle merkezi ve periferik sinir sistemi hastalıklarının cerrahi tedavisi ile çalışır.

Son zamanlarda, çeşitli uzmanlıklar arasındaki sınırlar bulanıklaştı, çünkü hepsi sinirbilimdeki temel araştırmalardan etkilendi. Örneğin, beyin görüntüleme, daha hızlı tanıya, daha doğru prognoza ve zaman içinde hastanın ilerlemesinin daha iyi izlenmesine yol açabilen zihinsel hastalıklara objektif biyolojik kavrayış sağlar.[36]

Bütünleştirici sinirbilim, sinir sisteminin uyumlu bir modelini geliştirmek için çeşitli araştırma düzeylerindeki modelleri ve bilgileri birleştirme çabasını açıklar. Örneğin, fizyolojik sayısal modeller ve temel mekanizma teorileri ile birleştirilmiş beyin görüntüleme, psikiyatrik bozukluklara ışık tutabilir.[37]
Başlıca dallar

Modern nörobilim eğitim ve araştırma faaliyetleri, incelenen sistemin konusuna ve ölçeğine ve ayrıca farklı deneysel veya müfredat yaklaşımlarına dayanarak, kabaca aşağıdaki ana dallarda kategorize edilebilir. Bununla birlikte, bireysel sinirbilimciler genellikle birkaç farklı alt alana yayılan sorular üzerinde çalışırlar.
Sinirbilimin başlıca dallarının listesi şube Açıklama
Duyuşsal sinirbilim Duyuşsal sinirbilim, duyguya dahil olan sinirsel mekanizmaların, tipik olarak hayvan modelleri üzerinde deneyler yoluyla incelenmesidir.[38]
Davranışsal sinirbilim Davranışsal sinirbilim (biyolojik psikoloji, fizyolojik psikoloji, biyopsikoloji veya psikobiyoloji olarak da bilinir), biyoloji prensiplerinin insanlarda ve insan dışı hayvanlarda genetik, fizyolojik ve gelişimsel davranış mekanizmalarının araştırılmasına uygulanmasıdır.
Hücresel sinirbilim Hücresel sinirbilim, nöroronların morfoloji ve fizyolojik özellikleri içeren hücresel düzeyde incelenmesidir.
Klinik sinirbilim Sinir sistemi bozukluklarının ve hastalıklarının altında yatan biyolojik mekanizmaların bilimsel çalışması .
Bilişsel sinirbilim Bilişsel sinirbilim, bilişin altında yatan biyolojik mekanizmaların incelenmesidir.
Hesaplamalı sinirbilim Hesaplamalı sinirbilim, sinir sisteminin teorik çalışmasıdır.
Kültürel sinirbilim Kültürel sinirbilim, kültürel değerlerin, uygulamaların ve inançların birden çok zaman ölçeğinde zihin, beyin ve genler tarafından nasıl şekillendirildiği ve şekillendirildiği üzerine yapılan çalışmadır.[39]
Gelişimsel sinirbilim Gelişimsel sinirbilim, sinir sistemini üreten, şekillendiren ve yeniden şekillendiren süreçleri inceler ve altta yatan mekanizmaları ele almak için sinirsel gelişimin hücresel temelini tanımlamaya çalışır.
Evrimsel sinirbilim Evrimsel sinirbilim, sinir sistemlerinin evrimini inceler.
Moleküler sinirbilim Moleküler sinirbilim sinir sistemini moleküler biyoloji, moleküler genetik, protein kimyası ve ilgili metodolojilerle inceler.
Sinir mühendisliği Sinir mühendisliği, sinir sistemleriyle etkileşim kurmak, anlamak, onarmak, değiştirmek veya geliştirmek için mühendislik tekniklerini kullanır.
Nöroanatomi Nöroanatomi, sinir sistemlerinin anatomisinin incelenmesidir.
Nörokimya Nörokimya, nörokimyasalların nasıl etkileştikleri ve nöronların işlevlerini nasıl etkilediği üzerine yapılan çalışmadır.
Nöroetoloji Nöroetoloji, insan olmayan hayvanlar davranışının nöral temelinin incelenmesidir.
Nörrogastronomi Nörogastronomi, lezzet ve duyum, biliş ve hafızayı nasıl etkilediği üzerine yapılan çalışmadır.[40]
Nörogenetik Nörogenetik, sinir sisteminin gelişiminin ve fonksiyonunun genetik temelinin araştırılmasıdır.
Nöro-görüntüleme Nörogörüntüleme, beynin yapısını ve işlevini doğrudan veya dolaylı olarak görüntülemek için çeşitli tekniklerin kullanımını içerir.
Nöroimmunoloji Nöroimmünoloji, sinir ve bağışıklık sistemi arasındaki etkileşimlerle ilgilidir.
Nöroinformatik Nöroinformatik, biyoinformatik içinde sinirbilim verilerinin organizasyonunu ve hesaplama modellerinin ve analitik araçların uygulanmasını yürüten bir disiplindir.
Sinirdilbilim Nörolinguistik, insan beynindeki dilin anlaşılmasını, üretilmesini ve edinilmesini kontrol eden sinirsel mekanizmaların incelenmesidir.
Nörofizik Nörofizik, beyin hakkında bilgi edinmek için fiziksel deneysel araçların geliştirilmesi ile ilgilenir.
Nörofizyoloji Nörofizyoloji, genellikle elektrotlarla veya optik olarak iyon veya voltaja duyarlı boyalar veya ışığa duyarlı kanallar ile ölçüm ve stimülasyon içeren fizyolojik teknikler kullanılarak sinir sisteminin işleyişidir.
Nöropsikoloji Nöropsikoloji, hem psikoloji hem de nörobilim şemsiyeleri altında bulunan ve hem temel bilim hem de uygulamalı bilimin arenalarında faaliyet gösteren bir disiplindir. Psikolojide en çok biyopsikoloji, klinik psikoloji, bilişsel psikoloji ve gelişim psikolojisi ile yakından ilişkilidir. Sinirbilimde, bilişsel, davranışsal, sosyal ve duygusal sinirbilim alanlarıyla en yakından ilişkilidir. Uygulamalı ve tıbbi alanda nöroloji ve psikiyatri ile ilgilidir.
Paleonörobiyoloji Paleonörobiyoloji, beyin evrimini, özellikle insan beyninin evrimini incelemek için paleontoloji ve arkeolojide kullanılan teknikleri birleştiren bir alandır.
Sosyal sinirbilim Sosyal sinirbilim, biyolojik sistemlerin sosyal süreçleri ve davranışları nasıl uyguladığını anlamaya ve sosyal süreçler ve davranış teorilerini bilgilendirmek ve düzeltmek için biyolojik kavram ve yöntemleri kullanmaya adanmış disiplinlerarası bir alandır.
Sistem sinirbilimi Sistem nörobilimi, nöral devrelerin ve sistemlerin işlevinin incelenmesidir.
Sinirbilim organizasyonları

En büyük profesyonel sinirbilim organizasyonu Amerika Birleşik Devletleri'nde bulunan ancak diğer ülkelerden birçok üyeyi kapsayan Sinirbilim Derneği'dir (SFN). 1969 yılında kuruluşundan bu yana SFN istikrarlı bir şekilde büyüdü: 2010 itibarıyla 83 farklı ülkeden 40.290 üye kaydetti.[41] Her yıl farklı bir Amerikan şehrinde düzenlenen yıllık toplantılar, araştırmacılar, doktora sonrası araştırmacılar, lisansüstü öğrenciler ve lisans öğrencilerinin yanı sıra eğitim kurumları, fon ajansları, yayıncılar ve araştırmada kullanılan ürünleri tedarik eden yüzlerce işletmeden de katılım sağlamaktadır.

Sinirbilime adanmış diğer önemli kuruluşlar arasında, her yıl dünyanın farklı yerlerinden bir ülkede toplantılarını düzenleyen Uluslararası Beyin Araştırmaları Örgütü (IBRO) ve bir toplantıda bir toplantı düzenleyen Avrupa Sinirbilim Dernekleri Federasyonu Her iki yılda bir farklı Avrupa şehri. MDBF, İngiliz Sinirbilim Derneği, Alman Sinirbilim Derneği (Neurowissenschaftliche Gesellschaft) ve Fransız Société des Neurosciences 13 Ocak 2020 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi. dahil olmak üzere 32 ulusal düzey organizasyondan oluşmaktadır. Nörobilimdeki ilk Ulusal Onur Topluluğu, Nu Rho Psi 2006 yılında kuruldu.

2013 yılında ABD'de BEYİN Girişimi açıklandı. Uluslararası bir Beyin Girişimi 28 Ocak 2020 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi. 2017 yılında kuruldu,[42] şu anda yedi kıtadan fazla beyin araştırma girişimi (ABD, Avrupa, Allen Enstitüsü, Japonya, Çin, Avustralya 5 Şubat 2020 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi., Kanada 19 Kasım 2019 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi., Kore 15 Şubat 2020 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi., İsrail 28 Ocak 2020 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi. ) [43] ile dört kıtaya yayıldı .
Halk eğitimi ve sosyal yardım

Nörobilimciler, laboratuvar ortamlarında geleneksel araştırmalar yapmanın yanı sıra, genel kamu ve hükûmet yetkilileri arasında sinir sistemi hakkında farkındalık ve bilginin geliştirilmesine de dahil oldular. Bu tür tanıtımlar hem bireysel sinirbilimciler hem de büyük kuruluşlar tarafından yapılmıştır. Örneğin, bireysel sinirbilimciler, dünya çapında lise veya ortaokul öğrencileri için akademik bir yarışma olan Uluslararası Beyin Arısı düzenleyerek genç öğrenciler arasında sinirbilim eğitimini teşvik ettiler.[44] Amerika Birleşik Devletleri'nde, Sinirbilim Derneği gibi büyük kuruluşlar, Beyin Gerçekleri adlı bir primer geliştirerek sinirbilim eğitimini desteklediler,[45] K-12 öğretmenleri ve öğrencileri için Sinirbilim Temel Kavramları geliştirmek için devlet okulu öğretmenleriyle işbirliği yaptılar,[46] ve Dana Vakfı ile beyin araştırmalarının ilerlemesi ve yararları hakkında kamuoyunun farkındalığını artırmak için Beyin Farkındalık Haftası adlı bir kampanyayı desteklemek.[47] Kanada'da, CIHR Kanada Ulusal Beyin Arısı her yıl McMaster Üniversitesi'nde düzenlenmektedir.[48]

Nörobilim eğitimcileri, Nörobilim Derneği toplantılarında sunulan lisans öğrencilerine en iyi uygulamaları paylaşmak ve seyahat ödülleri vermek üzere 1992 yılında Lisans Nörobilim Fakültesi'ni (FUN) kurdu.[49]

Son olarak, nörobilimciler, eğitim nörobilimi adı verilen yeni bir alan olan öğrenciler arasında öğrenmeyi optimize etmek için eğitim tekniklerini incelemek ve geliştirmek için diğer eğitim uzmanlarıyla işbirliği yapmıştır.[50] ABD'deki Ulusal Sağlık Enstitüsü (NIH) [51] ve Ulusal Bilim Vakfı (NSF),[52] gibi federal kurumlar da sinirbilim kavramlarının öğretilmesi ve öğrenilmesinde en iyi uygulamalarla ilgili araştırmalara fon sağlamıştır.
Sinirbilimle ilgili Nobel ödülleri
Yıl Ödülün alanı Resim Ödüllü Ömür Ülke Milliyeti Ref
1904 Fizyoloji Ivan Petrovich Pavlov 1849–1936 Rus İmparatorluğu "in recognition of his work on the physiology of digestion, through which knowledge on vital aspects of the subject has been transformed and enlarged" [53]
1906 Fizyoloji Camillo Golgi 1843–1926 Kingdom of Italy "in recognition of their work on the structure of the nervous system" [54]
Santiago Ramón y Cajal 1852–1934 Restoration (İspanya)
1914 Fizyoloji Robert Bárány 1876–1936 Avusturya-Macaristan "for his work on the physiology and pathology of the vestibular apparatus" [55]
1932 Fizyoloji Charles Scott Sherrington 1857–1952 Birleşik Krallık "for their discoveries regarding the functions of neurons" [56]
Edgar Douglas Adrian 1889–1977 Birleşik Krallık
1936 Fizyoloji Henry Hallett Dale 1875–1968 Birleşik Krallık "for their discoveries relating to chemical transmission of nerve impulses" [57]
Otto Loewi 1873–1961 Avusturya

Almanya
1938 Fizyoloji Corneille Jean François Heymans 1892–1968 Belçika "for the discovery of the role played by the sinus and aortic mechanisms in the regulation of respiration" [58]
1944 Fizyoloji Joseph Erlanger 1874–1965 Amerika Birleşik Devletleri "for their discoveries relating to the highly differentiated functions of single nerve fibres" [59]
Herbert Spencer Gasser 1888–1963 Amerika Birleşik Devletleri
1949 Fizyoloji Walter Rudolf Hess 1881–1973 İsviçre "for his discovery of the functional organization of the interbrain as a coordinator of the activities of the internal organs" [60]
António Caetano Egas Moniz 1874–1955 Portekiz "for his discovery of the therapeutic value of leucotomy in certain psychoses"
1957 Fizyoloji Daniel Bovet 1907–1992 İtalya "for his discoveries relating to synthetic compounds that inhibit the action of certain body substances, and especially their action on the vascular system and the skeletal muscles" [61]
1961 Fizyoloji Georg von Békésy 1899–1972 Amerika Birleşik Devletleri "for his discoveries of the physical mechanism of stimulation within the cochlea" [62]
1963 Fizyoloji John Carew Eccles 1903–1997 Avustralya "for their discoveries concerning the ionic mechanisms involved in excitation and inhibition in the peripheral and central portions of the nerve cell membrane" [63]
Alan Lloyd Hodgkin 1914–1998 Birleşik Krallık
Andrew Fielding Huxley 1917–2012 Birleşik Krallık
1967 Fizyoloji Ragnar Granit 1900–1991 Finlandiya

Sweden "for their discoveries concerning the primary physiological and chemical visual processes in the eye" [64]
Haldan Keffer Hartline 1903–1983 Amerika Birleşik Devletleri
George Wald 1906–1997 Amerika Birleşik Devletleri
1970 Fizyoloji Julius Axelrod 1912–2004 Amerika Birleşik Devletleri "for their discoveries concerning the humoral transmittors in the nerve terminals and the mechanism for their storage, release and inactivation"
Ulf von Euler 1905–1983 İsveç
Bernard Katz 1911–2003 Birleşik Krallık
1981 Fizyoloji Roger W. Sperry 1913–1994 Amerika Birleşik Devletleri "for his discoveries concerning the functional specialization of the cerebral hemispheres"
David H. Hubel 1926–2013 Kanada "for their discoveries concerning information processing in the visual system"
Torsten N. Wiesel 1924– İsveç
1986 Fizyoloji Stanley Cohen 1922–2020 Amerika Birleşik Devletleri "for their discoveries of growth factors" [65]
Rita Levi-Montalcini 1909–2012 İtalya
1997 Kimya Jens C. Skou 1918–2018 Danimarka "for the first discovery of an ion-transporting enzyme, Na+, K+ -ATPase" [66]
2000 Fizyoloji Arvid Carlsson 1923–2018 İsveç "for their discoveries concerning signal transduction in the nervous system" [67]
Paul Greengard 1925–2019 Amerika Birleşik Devletleri
Eric R. Kandel 1929– Amerika Birleşik Devletleri
2003 Kimya Roderick MacKinnon Roderick MacKinnon 1956– Amerika Birleşik Devletleri "for discoveries concerning channels in cell membranes [...] for structural and mechanistic studies of ion channels" [68]
2004 Fizyoloji Richard Axel 1946– Amerika Birleşik Devletleri "for their discoveries of odorant receptors and the organization of the olfactory system" [69]
Linda B. Buck 1947– Amerika Birleşik Devletleri
2014 Fizyoloji John O'Keefe 1939– United States

Birleşik Krallık "for their discoveries of cells that constitute a positioning system in the brain" [70]
May-Britt Moser 1963– Norveç
Edvard I. Moser 1962– Norveç
2017 Fizyoloji Jeffrey C. Hall 1939– Amerika Birleşik Devletleri "for their discoveries of molecular mechanisms controlling the circadian rhythm" [71]
Michael Rosbash 1944– Amerika Birleşik Devletleri
Michael W. Young 1949– Amerika Birleşik Devletleri
Türkiye'de sinirbilim

Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de Sinirbilim hızla gelişen bir alan olup gün geçtikçe daha çok ilgi çekmektedir. İstanbul Üniversitesi, ODTÜ, Koç Üniversitesi, Hacettepe Üniversitesi, Bahçeşehir Üniversitesi, Medipol Üniversitesi, Ege Üniversitesi, Dokuz Eylül Üniversitesi, Acıbadem Üniversitesi, Bezmialem Vakıf Üniversitesi, Ondokuz Mayıs Üniversitesi ve Üsküdar Üniversitesi bünyelerinde Sinirbilim yüksek lisans ve/veya doktora programları mevcuttur.
Sinirbilimin mühendislik uygulamaları
Nöromorfik bilgisayar çipleri

Nöromorfik mühendislik, yararlı hesaplama amaçları için nöronların işlevsel fiziksel modellerini oluşturmakla ilgilenen sinirbilim dalıdır. Nöromorfik bilgisayarların ortaya çıkan hesaplama özellikleri, karmaşık sistem olmaları ve hesaplama bileşenlerinin hiçbir merkezi işlemci ile ilişkili olmaması anlamında geleneksel bilgisayarlardan temel olarak çok farklıdır.[72]

Böyle bir bilgisayara örnek, SpiNNaker süper bilgisayarıdır.


Ruh sağlığı


Ruh sağlığı, psikolojik iyi hal veya zihinsel bir bozukluğun olmadığı düzeyi açıklar. Tatmin edici düzeyde duygusal ve davranışsal işlevlerini sürdürebilen bir kişinin durumudur.[1] Pozitif psikoloji ve Bütünsellik bakış açılarından, ruhsal sağlık, bir bireyin yaşamdan tat alabilmesi ve yaşam aktiviteleri ile psikolojik dayanıklılık kazanabilmeye yönelik çabaları arasında denge kurmasını içerebilir.[2]

Dünya Sağlık Örgütüne göre (WHO), ruhsal sağlık, "diğer özelliklerin yanında, öznel iyi oluş, algılanan öz yeterlik, özerklik, rekabet edebilirlik, nesiller arası bağımlılık ve kişinin entelektüel ve duygusal potansiyelini gerçekleştirebilmesini" içerir.[3] WHO ayrıca bir bireyin iyilik halinin, kabiliyetlerini gerçekleştirebilmesini, günlük stresle başedebilmesini, üretken ve içinde toplumuna faydalı olabilmesini kapsadığını belirtmektedir.[4] Kültürel farklılıklar, öznel değerlendirmeler ve birbiri ile yarışan profesyonel kuramların hepsi de ruh sağlığının nasıl tanımlandığını etkiler.
Ruh sağlığı ve ruhsal bozukluklar

İngiltere Cerrah Dergisi'ne (1999) göre, ruh sağlığı, üretken aktiviteleri ve başkaları ile olan ilişkilerin gereklerini yerine getirebilmeyi mümkün kılan ve değişikliklere adapte olup zorluklarla başedebilmeyi sağlayan ruhsal işlevlerin başarılı performansıdır. Akıl hastalığı terimi, düşünce ve ruh halindeki değişiklikler ile karakterize edilen veya tehlike ya da işlev bozukluğu ile ilgili davranışların olduğu, sağlık koşullarını veya tüm tanısal akıl hastalıklarını topluca ifade eder.[5] Ruh sağlığı ve ruhsal bozukluk iki sürekli kavramdır. Ruh sağlığı iyi olan insanların ruhsal bozukluğu olabilir ve hiç ruhsal bozukluğu olmayan insanlar kötü bir ruh sağlığına sahip olabilir.[6]

Öğrenme güçlüklerinin yanı sıra, stres, yalnızlık, depresyon, anksiyete, ilişki sorunları, sevilen birinin ölümü, intihar düşünceleri, keder, bağımlılık, dikkat eksikliği, hiperaktivite bozukluğu (ADHD), kendine zarar verme, çeşitli duygusal bozukluklar ve değişen önemdeki diğer akıl hastalıkları nedeniyle ruh sağlığı sorunları ortaya çıkabilir.[7][8] Terapistler, psikiyatristler, psikologlar, sosyal hizmet uzmanları, eğitimli hemşireler veya doktorlar, terapi, danışmanlık veya ilaç gibi tedavilerle zihinsel hastalıkları yönetmeye yardımcı olabilir.
Tarih
Ayrıca bakınız: Ruhsal bozuklukların tarihi

19. yüzyılın ortalarında, William Sweetser, pozitif ruhsal sağlık için çalışan çağdaş yaklaşımların atası sayılabilecek bir kavram olan, "ruhsal hijyen" terimini ilk kullanan kişiydi.[9][10] Amerikan Psikiyatristler Derneği'nin dördüncü başkanı ve kurucularından biri olan Isaac Ray, "ruhsal hijyeni", aklın kalitesini düşürecek, enerjisini yaralayacak ve hareketini engelleyecek bütün olaylara ve etkilere karşı koruyabilme sanatı olarak tanımlamıştır.[10][11]

Dorothea Dix (1802-1887) "ruhsal hijyen" hareketinin gelişmesinde rol alan önemli figürlerden biriydi. Dix, ruhsal bozukluğu olan insanlara yardım etmek ve yaşamak zorunda bırakıldıkları kötü koşulları gözler önüne sermek için çabalayan bir okul öğretmeniydi.[12] Bu çalışması "ruhsal hijyen hareketi" olarak bilindi.[12] Bu hareket öncesi, akıl hastalığından muzdarip insanların yetersiz giyecek tedarikiyle acınacak halde yalnız bırakılarak ihmal edilmeleri nadir değildi.[12] Dix'in çabaları ruh sağlığı birimlerinde hasta sayılarında artışlara sebep oldu ve bu kurumlardaki yetersiz kadro nedeniyle hastalara olan bakım ve ilgi azaldı.[12]

1896'da Emil Kraepelin, 80 yıl boyunca alanında hâkim olacak ruhsal bozuklukların taksonomisini geliştirdi. Daha sonra, anormalliğin önerilen hastalık modeli analize tabi tutuldu ve normal olma durumunun ilgili grubun fiziksel, coğrafi ve kültürel boyutlarına göreceli olduğu kabul edildi.[kaynak belirtilmeli]

20 yüzyılın başlarında, Clifford Beers, 1908 yılında, akıl hastanesinde yaşadığı tecrübelerine dayanan "Kendini Bulan Bir Zihin"'in yayınlanmasından sonra "Ruh Sağlığı Amerika-Ruh Hijyeni Ulusal Komitesi"'ni kurdu ve daha sonra Birleşik Devletler'deki ilk ayakta tedaviye yönelik ruh sağlığı kliniğini açtı.[13][14]

Sosyal hijyen hareketi ile ilişkili "zihinsel hijyen hareketi", zaman zaman, üretken işe ve mutlu aile hayatına yönlendirilemeyecek kadar zihinsel olarak yetersiz kabul edilenlerle ilgili öjenik ve sterilizasyon savunması ile ilişkilendirildi.[15][16] İkinci Dünya savaşı sonrası yıllarında, sağlık hizmetlerinin, bir hastalığın tedavisinden öte önleyici ve destekleyici alanlarına doğru gelişen olumlu özelliklerinden ötürü, "ruhsal hijyen" terimi aşamalı olarak "ruhsal sağlık" terimiyle değiştirildi.[17]

Marie Jahoda ruhsal açıdan sağlıklı bireyleri sınıflandırmak için kullanılabilecek altı temel özelliği açıkladı. Bunlar: kişinin kendine yönelik olumlu tavrı, kişisel gelişim, entegrasyon, özerklik, gerçekliğin doğru algısı ve çevresel otoriteyi içerir (uyum sağlama ve sağlıklı kişisel ilişkiler).[18]


Psikiyatri

Psikiyatri ya da ruh hekimliği, ruhsal durumların teşhisi, korunması ve tedavisine adanmış tıbbi uzmanlık alanıdır.[1][2] Bunlar ruh hali, davranış, bilişsellik ve algılarla ilgili çeşitli konuları içerir.

Bir kişinin ilk psikiyatrik değerlendirmesi tipik olarak bir vaka öyküsü ve ruhsal durum muayenesi ile başlar. Fiziksel muayeneler ve psikolojik testler yapılabilir. Bazen nörogörüntüleme veya diğer nörofizyolojik teknikler kullanılır.[3] Ruhsal bozukluklar genellikle Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından düzenlenen ve kullanılan Hastalıkların Uluslararası Sınıflaması (ICD) ve Amerikan Psikiyatri Birliği (APA) tarafından yayınlanan ve yaygın olarak kullanılan Mental Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal El Kitabı (DSM) gibi tanı kılavuzlarında listelenen klinik kavramlara göre teşhis edilir. DSM'nin beşinci baskısı (DSM-5) Mayıs 2013'te yayınlanmış ve çeşitli hastalıkların daha geniş kategorilerini yeniden düzenlemiş ve güncel araştırmalarla tutarlı bilgiler/görüşler içerecek şekilde bir önceki baskıya göre genişletilmiştir.[4]

Psikiyatrik ilaç ve psikoterapi ile kombine tedavi, mevcut uygulamada en yaygın psikiyatrik tedavi şekli haline gelmiştir,[5][6] ancak çağdaş uygulama, girişken toplum tedavisi, toplumu güçlendirme ve destekli istihdam gibi çok çeşitli diğer yöntemleri de içermektedir. Tedavi, işlevsel bozukluğun ciddiyetine veya söz konusu bozukluğun diğer yönlerine bağlı olarak yatarak veya ayakta tedavi esasına göre uygulanabilir. Yatarak tedavi gören bir hasta bir psikiyatri hastanesinde tedavi edilebilir. Bir bütün olarak psikiyatri alanındaki araştırmalar epidemiyologlar, hemşireler, sosyal hizmet uzmanları, mesleki terapistler veya klinik psikologlar gibi diğer profesyonellerle birlikte disiplinler arası bir temelde yürütülür.
Etimoloji
Psyche kelimesi Grekçede 'ruh' ya da 'kelebek' anlamına gelmektedir.[7] Bu çırpınan böcek İngiltere Kraliyet Psikiyatristler Kolejinin armasında da yer almaktadır.[8]

Psikiyatri terimi ilk olarak 1808 yılında Alman hekim Johann Christian Reil tarafından ortaya atılmıştır ve kelimenin tam anlamıyla 'ruhun tıbbi tedavisi' anlamına gelmektedir (Grekçede psykhē 'ruh'tan psiki- 'ruh'; iāsthai 'iyileştirmek'ten Gk. iātrikos 'tıbbi' kelimesinden -atri 'tıbbi tedavi'). Psikiyatri alanında uzmanlaşmış bir tıp doktoruna psikiyatrist veya psikiyatr denir. (Tarihsel bir bakış için bkz. Psikiyatrinin zaman çizelgesi).
Teori ve odak noktası
"Psikiyatri, diğer tüm tıp dallarından daha fazla, uygulayıcılarını kanıtın doğası, iç gözlemin geçerliliği, iletişim sorunları ve diğer uzun süredir devam eden felsefi konularla boğuşmaya zorlar" (Guze, 1992, p.4).

Psikiyatri, insanlardaki ruhsal bozuklukları incelemeyi, önlemeyi ve tedavi etmeyi amaçlayan, özellikle zihne odaklanan bir tıp alanını ifade eder.[9][10][11] Sosyal bağlamda dünya ile akıl hastalarının bakış açısından dünya arasında bir aracı olarak tanımlanmıştır.[12]

Psikiyatri alanında uzmanlaşan kişiler, hem sosyal hem de biyolojik bilimlere aşina olmaları gerektiği için genellikle diğer ruh sağlığı profesyonellerinden ve hekimlerden farklıdır.[10] Bu disiplin, hastanın öznel deneyimleri ve hastanın nesnel fizyolojisi tarafından sınıflandırılan farklı organların ve vücut sistemlerinin işleyişini inceler.[13]  Psikiyatri, geleneksel olarak üç genel kategoriye ayrılan zihinsel bozuklukları tedavi eder: akıl hastalıkları, ağır öğrenme güçlükleri ve kişilik bozuklukları.[14] Psikiyatrinin odak noktası zaman içinde çok az değişmiş olsa da teşhis ve tedavi süreçleri önemli ölçüde gelişmiştir ve gelişmeye devam etmektedir. 20. yüzyılın sonlarından bu yana, psikiyatri alanı daha biyolojik ve diğer tıp alanlarından kavramsal olarak daha az izole hale gelmeye devam etmiştir.[15]
Uygulama kapsamı
2002'de 100.000 kişi başına nöropsikiyatrik hastalıklar için engelliliğe göre ayarlanmış yaşam yılı.
  veri yok
  less than 10
  10–20
  20–30
  30–40
  40–50
  50–60
  60–80
  80–100
  100–120
  120–140
  140–150
  150'den fazla

Psikiyatri tıp uzmanlığı nörobilim, psikoloji, tıp, biyoloji, biyokimya ve farmakoloji alanlarındaki araştırmaları kullansa da[16] genellikle nöroloji ve psikoloji arasında bir orta yol olarak kabul edilmiştir.[17] Diğer doktorlar ve nörologlardan farklı olarak, psikiyatristler doktor-hasta ilişkisi konusunda uzmanlaşmışlardır ve psikoterapi ve diğer terapötik iletişim tekniklerinin kullanımı konusunda çeşitli derecelerde eğitim sahibidirler.[17] Psikiyatristler ayrıca hekim olmaları ve psikiyatri alanında ihtisas adı verilen mezuniyet sonrası eğitim (genellikle 4 ile 5 yıl) almaları bakımından psikologlardan ayrılırlar; lisansüstü tıp eğitimlerinin kalitesi ve kapsamı diğer tüm hekimlerinkiyle aynıdır.[18] Bu nedenle psikiyatristler hastalara danışmanlık yapabilir, ilaç yazabilir, laboratuvar testleri isteyebilir, nörogörüntüleme isteyebilir ve fizik muayeneler yapabilirler.[3]

Kaynak ve Dipnotlar

Wikipedia


RAŞiT TUNCA

BAŞAĞAÇLI RAŞiT TUNCA
Raşit Tunca

FORUMUMUZDA
Dini Bilgiler...
Kültürel Bilgiler...
PNG&JPG&GiF Resimler...
Biyografiler...
Tasavvufi Vaaz Sohbetler...
Peygamberler Tarihi...
Siyeri Nebi
PSP&PSD Grafik

BOARD KISAYOLLARI

ALLAH

Allah



BAYRAK

TC.Bayrak



WEB-TUNCA


Radyo Karoglan

Foruma Misafir Olarak Gir


Forumda Neler Var


Karoglan-Raşit Tunca - Dini - islami - Dini Resim - FIKIH - Kuran - Sünnet - Tasavvuf - BAYRAK - Milli - Eğlence - PNG - JPEG - GIF - WebButtons - Vaaz - Sohbet - Siyeri Nebi - Evliyalar - Güzel Sözler - Atatürk - Karoglan Hoca - Dini Bilgi - Radyo index - Sanal Dergi




GALATASARAY

G A L A T A S A R A Y


FENERBAHÇE


F E N E R B A H C E


BEŞiKTAŞ

B E Ş i K T A Ş


TRABZONSPOR

T R A B Z O N S P O R


MiLLi TAKIM

M i L L i T A K I M


ETKiNLiKLERiMiZ


“Peygamberimiz Buyurdular ki Birbirinize Temiz ağız ile Dua edin. Bizde Sayfamızı ziyaret edenlerin ve bu bölümü ziyaret edenlerin kendilerinin Ruhaniyetine, geçmişlerinin Ruhuna Yasin Okuyup hediye ediyoruz Tıkla, ya sende oku yada okunmuş Yasinlerden Nasibini Al”
(Raşit Tunca)



MEVLANA'DAN

“ Kula Bela Gelmez Hak Yazmadıkca, Hak Bela Yazmaz Kul Azmadıkca, Hak intikamını, Kulunun Eliyle Alır da, Bilmiyenler Kul Yaptı Sanır."
(Hz. Mevlana)