MUHAMMED

Muhammed


BAYRAK

TC.Bayrak



Welcome, Guest
You have to register before you can post on our site.

Username
  

Password
  





Forum Statistics
Members:» Members: 7
Latest member:» Latest member: Muhammed
Forum threads:» Forum threads: 5,239
Forum posts:» Forum posts: 5,830

Full Statistics Full Statistics

DOWNLOADEN


“Downloaden Bölümümüzden BEDAVA Grafik Paketleri,E-Kitaplar ve Bedava Bilgisayar Programlarını Tek TIKLA BEDAVA indirebilirsiniz”
(Raşit Tunca)




AYET

“Yeryüzüne muhakkak benim iyi kullarım varis olacaktır”
ENBİYA Suresi 105


FELSEFEMiZ

“ iSLAM OKUMAK YAZMAK YADA ÇiZMEK DEĞiLDiR, Yahutta O Hadis şöyle, Bu Ayette böyle diyor Diye Papağanlıkda Değildir. islam Kuranı ve sünneti HAYATINA TATBiK edip, Onunla Yaşayabilmekdir”
(Karoglan Raşit Tunca Sözü)


Raşit Tunca Sözü

“Yüzme bilmek Denizden çıkmana fayda vermez, taaki yüzme biliyorsan, denizedee düştüysen, ellerini, kollarını, ayaklarını çırpacaksın, ve birde tutuncak dal bulacak, tutunup çıkacaksın. ilimde böyledir, bir ilmi bilmek fayda etmez, taaki, onu hayatında tatbik edesiye, Dinde böyledir, din bilmek imanını kurtarmaz, taaki, ne zaman, bildiğin öğrendiğin dinini hayatında tatbik edip, yaşadın, o zaman belki kurtulursun.”
(Karoglan Raşit Tunca Sözü)

GÜZEL SÖZ

“ Bazen Hata Yapıvermek, Doğruyu bulmanın ilk Basamağıdır.
(Başağaçlı Raşit Tunca Sözü)



أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

وَأُتْبِعُوا۟ فِى هَٰذِهِ ٱلدُّنْيَا لَعْنَةً وَيَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ ۗ أَلَآ إِنَّ عَادًا كَفَرُوا۟ رَبَّهُمْ ۗ أَلَا بُعْدًا لِّعَادٍ قَوْمِ هُودٍ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Ve utbiû fî hâzihid dunyâ la’neten ve yevmel kıyâmeh(kıyâmeti), e lâ inne âden keferû rabbehum, e lâ bu´den li âdin kavmi hûd(hûdin).

Meali :

Onlar, hem bu dünyada, hem de kıyamet gününde lânete uğratıldılar. Biliniz ki Âd kavmi, Rablerini inkâr etti. (Yine) biliniz ki Hûd’un kavmi Âd, Allah’ın rahmetinden uzaklaştı.

(Sadakallahul Aziym Hûd  Suresi 60. Ayet)
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

“Cehennem, nefsin arzu ettiği şeylerle, cennet ise nefsin hoşlanmadığı şeylerle kuşatılmıştır.”

( Hadis-i Şerif ,B6487 Buhârî, Rikâk, 28; M7130 Müslim, Cennet, 1)
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

مَّن يَشْفَعْ شَفَٰعَةً حَسَنَةً يَكُن لَّهُۥ نَصِيبٌ مِّنْهَا ۖ وَمَن يَشْفَعْ شَفَٰعَةً سَيِّئَةً يَكُن لَّهُۥ كِفْلٌ مِّنْهَا ۗ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ مُّقِيتًا

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Men yeşfa’ şefâaten haseneten yekun lehû nasîbun minhâ ve men yeşfa’ şefâaten seyyieten yekun lehu kiflun minh(minhâ) ve kânallâhu alâ kulli şey’in mukîtâ(mukîten).

Meali :

Kim güzel bir (işte) aracılık ederse, ona o işin sevabından bir pay vardır. Kim de kötü bir (işte) aracılık ederse, ona da o kötülükten bir pay vardır. Allah’ın her şeye gücü yeter.

(Sadakallahul Aziym Nisâ Suresi 85. Ayet)
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ إِن تَتَّقُوا۟ ٱللَّهَ يَجْعَل لَّكُمْ فُرْقَانًا وَيُكَفِّرْ عَنكُمْ سَيِّـَٔاتِكُمْ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ۗ وَٱللَّهُ ذُو ٱلْفَضْلِ ٱلْعَظِيمِ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Yâ eyyuhellezîne âmenû in tettekullâhe yec’al lekum furkânen ve yukeffir ankum seyyiâtikum ve yagfir lekum, vallâhu zul fadlil azîm(azîmi).

Meali :

Ey iman edenler! Eğer Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız; O, size iyiyi kötüden ayırt edecek bir anlayış verir ve sizin kötülüklerinizi örter, sizi bağışlar. Allah, büyük lütuf sahibidir.

(Sadakallahul Aziym Enfal Suresi 29. Ayet)
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

وَإِذَا لَمْ تَأْتِهِم بِـَٔايَةٍ قَالُوا۟ لَوْلَا ٱجْتَبَيْتَهَا ۚ قُلْ إِنَّمَآ أَتَّبِعُ مَا يُوحَىٰٓ إِلَىَّ مِن رَّبِّى ۚ هَٰذَا بَصَآئِرُ مِن رَّبِّكُمْ وَهُدًى وَرَحْمَةٌ لِّقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Ve izâ lem te’tihim biâyetin kâlû lev lectebeytehâ, kul innemâ ettebiu mâ yûhâ ileyye min rabbî hâzâ besâiru min rabbikum ve huden ve rahmetun li kavmin yu’minûn (yu’minûne).

Meali :

(Ey Muhammed!) Onlara (istedikleri) bir âyet getirmediğin zaman (alay ederek) derler ki: “Onu (da) bir yerlerden derleyip toplasaydın ya.” De ki: “Ben ancak Rabbimden bana vahyedilene uymaktayım. Bu (Kur’an âyetleri), Rabbinizden gelen basiretlerdir (Gönül gözlerini aydınlatan nurlardır). İman edecek bir topluluk için bir hidayet kaynağı ve bir rahmettir.”

(Sadakallahul Aziym Araf Suresi 203. Ayet)
Cennete Giden Yollar: Salih Ameller, Yüksek Ahlaki Erdemler

Cennete giden yollar nelerdir?

Ebû Saîd el-Hudrî'den (ra) nakledildiğine göre, Resûlullah (sas) şöyle buyurmuştur:

“Ey Ebû Saîd! Kim Rab olarak Allah'tan (cc), din olarak İslâm'dan ve peygamber olarak Muhammed'den razı olursa ona cennet vacip olur.”

عَنْ أَبِى سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ) قَالَ: “يَا أَبَا سَعِيدٍ مَنْ رَضِيَ بِاللَّهِ رَبًّا وَبِالْإِسْلاَمِ دِينًا وَبِمُحَمَّدٍ نَبِيًّا وَجَبَتْ لَهُ الْجَنَّةُ.”

(M4879 Müslim, İmâre, 116)

***

عَنْ أَبِى هُرَيْرَةَ قَالَ قَالَ: رَسُولُ اللَّهِ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ) : “لاَ تَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ حَتَّى تُؤْمِنُوا، وَلاَ تُؤْمِنُوا حَتَّى تَحَابُّوا، أَوَلاَ أَدُلُّكُمْ عَلَى شَيْْءٍ إِذَا فَعَلْتُمُوهُ تَحَابَبْتُمْ؟ أَفْشُوا السَّلاَمَ بَيْنَكُمْ.”

Ebû Hüreyre'nin (ra) naklettiğine göre, Resûlullah (sas) şöyle buyurmuştur:

“İman etmedikçe cennete giremezsiniz; birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Size yaptığınızda aranızda sevgi oluşturacak bir şey söyleyeyim mi? Aranızda selâmı yaygınlaştırın.”

(M194 Müslim, Îmân, 93)

***

عَنْ أَبِى هُرَيْرَةَ عَنِ النَّبِيِّ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ) قَالَ: “يَدْخُلُ الْجَنَّةَ أَقْوَامٌ أَفْئِدَتُهُمْ مِثْلُ أَفْئِدَةِ الطَّيْرِ.”

Ebû Hüreyre'den (ra) rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber (sas) şöyle buyurmuştur:

“Cennete, kalpleri kuş kalbi gibi (saf ve hassas) olan insanlar girecektir.”

(M7162 Müslim, Cennet, 27)

***

عَنْ أَبِى هُرَيْرَةَ قَالَ: سُئِلَ النَّبِيُّ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ) : مَا أَكْثَرُ مَا يُدْخِلُ الْجَنَّةَ؟ قَالَ: “التَّقْوَى وَحُسْنُ الْخُلُقِ.”

Ebû Hüreyre (ra) anlatıyor: “Peygamber'e (sas), "İnsanların cennete girmesini en çok sağlayan şey nedir?" diye soruldu. O da, “Takva (Allah'a (cc) karşı sorumluluk bilinci) ve güzel ahlâktır.” diye cevap verdi.

(İM4246 İbn Mâce, Zühd, 29)

***

عَنْ عُبَادَةَ بْنِ الصَّامِتِ أَنَّ النَّبِيَّ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ) قَالَ: “اضْمَنُوا لِي سِتًّا مِنْ أَنْفُسِكُمْ، أَضْمَنْ لَكُمْ الْجَنَّةَ، اصْدُقُوا إِذَا حَدَّثْتُمْ، وَأَوْفُوا إِذَا وَعَدْتُمْ، وَأَدُّوا إِذَا اؤْتُمِنْتُمْ، وَاحْفَظُوا فُرُوجَكُمْ، وَغُضُّوا أَبْصَارَكُمْ، وَكُفُّوا أَيْدِيَكُمْ.”

Ubâde b. Sâmit'ten (ra) nakledildiğine göre, Hz. Peygamber (sas) şöyle buyurmuştur:

“Siz bana kendinizden altı şeyi garanti edin, ben de size cenneti garanti edeyim: Konuştuğunuzda doğru söyleyin. Söz verdiğiniz zaman onu yerine getirin. Size bir şey emanet edildiğinde onu sahibine verin. Namusunuzu koruyun. (Harama) bakmaktan sakının. Elinizi (kötü işlerden) çekin.”

(HM23137 İbn Hanbel, V, 323)

***

Aslında her şey insanın yaratılışı sonrasında Allah Teâlâ’nın (cc), melek ve cinlerden ona secde etmelerini istemesiyle başladı. Hz. Âdem (as), Allah’ın (cc) kendisine öğrettiği bilgi sayesinde onlara üstünlük sağlamış fakat şeytan bunu bir türlü kabul edemeyerek kibirlenmişti. Üstelik bir de Hz. Âdem’e (as) eş olarak Havva yaratılmış ve insanlık âleminin bu ilk nüvesi, adına cennet denilen mutluluk diyarına yerleştirilmişti. Cennet, huzurun, sükûnetin, çeşit çeşit nimetlerin, bütün güzelliklerin ve bütün mükemmelliklerin olduğu bir yerdi. Dahası cennet, Allah’a (cc) yakın olmak demekti.

Şeytan ise yeni yaratılan bu varlığın kendisinin önüne geçirilmesini, mükemmellikler beldesinde bulunmasını ve Allah’ın (cc) halifeliğine değer görülmesini bir türlü içine sindiremiyor, haset, kıskançlık ve kibir içinde hareket ediyordu. Ne yapmalıydı da kendisi gibi Âdem’i (as), yani insanı da oradan çıkartmalı ve dünyaya mahkûm etmeliydi? Şeytan artık bunu kendisine en büyük dert edinmişti. Sonunda Hz. Âdem’in (as) yani insanın bitmek tükenmek bilmeyen arzularından yararlanarak amacını gerçekleştirdi.

Aslında bütün bunlar, insanı eğitmek üzere ilâhî hikmet gereği ortaya çıkmış birer vesileydi belki de. Neticede Hz. Âdem (as), artık dünyaya indirilmişti. Böylece şeytan görevinin birinci aşamasını tamamlamanın sevinci içindeydi. Ancak insan, cenneti tattıktan, o mükemmel yurdu tecrübe ettikten ve Allah’a (cc) o kadar yakın olduktan sonra, düştüğü bu dünya gurbetinde pek rahat değildi. Cennete ve vuslata özlem duyuyordu. Yeniden cennete kavuşmak için ne yapmalıydı? Mükemmellikler yurduna nasıl ulaşmalı, Yaratan’a (cc) yine nasıl yakın olmalıydı?

İnsanın bu arayışı ve özlemi devam ederken, şeytan, bu sefer oyunun ikinci kısmını devreye soktu. Ona göre insan bir daha cennete dönmemeliydi, bunun için elinden geleni yapacaktı.

Peki, insan cennete tekrar nasıl kavuşacaktı? Artık cennete dönmesi için Allah’ın (cc) emirleriyle sınanması ve ona kulluğunu ispat etmesi gerekecekti. İşte bu konuda dünya ve âhiret mutluluğunun yolunu göstermekle görevlendirilmiş peygamberlerin ve ilâhî kitapların muştuları ona yol gösterecekti. Ebedî saadet yurduna, ancak ebedî risâletin sahibi rehberliliğinde ulaşılacaktı. Çünkü onun hakkında Yüce Allah (cc), "Doğrusu biz seni hem bir şahit hem bir müjdeci hem de bir uyarıcı olarak gönderdik." buyurmuştu. O, önce insanları cennetle ve cennete götürecek amellerle müjdeledi, sonra da cehennemden ve cehennemlik işlerden sakınmaları için uyardı. Nitekim Allah Resûlü (sas), "Sizi cennete yaklaştıracak ve cehennemden uzaklaştıracak her şeyi size anlattım." buyurmuştu. Allah Resûlü (sas) bu görevini Ebû Hüreyre’nin (ra) naklettiği bir hadiste çarpıcı bir benzetme ile şöyle anlatmıştır: "Benim ve sizin durumunuz, (gece) yaktığı ateşe üşüşen böceklere pervanelere engel olmaya çalışan adamın durumuna benzer. Ben sizi ateşten korumak için kuşaklarınızdan tutuyorum, siz ise benim elimden kurtulup ateşe girmeye çalışıyorsunuz."

Kur’an’ın ve Hz. Peygamber’in (sas) bildirdiğine göre, cennete gitmenin olmazsa olmaz şartı imandır. Cennet nimetlerine, ancak Allah’a (cc) ve peygamberlerine iman edenler erişecektir. Ebû Saîd el-Hudrî’den (ra) nakledildiğine göre, Allah Resûlü (sas) şöyle buyurur: "Ey Ebû Saîd! Kim Rab olarak Allah’tan (cc), din olarak İslâm’dan ve peygamber olarak Muhammed’den (sas) razı olursa, ona cennet vacip olur." Resûl-i Ekrem’in (sas) müjdelediğine göre kalbinde böyle bir iman ışığını koruyan her Müslüman, amellerindeki kusurların cezasını çektikten sonra da olsa mutlaka cennete gidecektir.

İman esasları kuşkusuz insanı cennete sevk eden en temel unsurlardır. Müminden beklenen, imanını hayatına rehber kılması ve davranışlarına da yansıtmasıdır. Kur’ân-ı Kerîm’de, "İnsanlar, ‘İman ettik.’ demekle imtihan edilmeden bırakılacaklarını mı zannettiler?" buyrularak imanın bu yönüne dikkat çekilir. Kısacası kişiyi cennete götüren iman, kendisine salih amellerin eşlik ettiği imandır. Salih amellerin başında Allah Teâlâ’nın (cc) yapın dediklerini yapmak, uzak durun dediklerini terk etmek vardır. Nitekim İslâm’ın emrettiği namaz, oruç, zekât gibi ibadetleri yerine getireceğini ifade eden bir sahâbînin arkasından Hz. Peygamber (sas), "Eğer sözünde durursa cennete girer." buyurmuştur. Sahâbeden Ebû Ümâme’nin (ra) işittiğine göre Allah Resûlü (sas) Veda Haccı’ndaki hutbesinde de ibadetlerin cennete götüren yönüne dikkat çekmiştir: "Rabbiniz Allah’a (cc) karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun. Beş vakit namazınızı kılın. Ramazan ayında orucunuzu tutun. Mallarınızın zekâtını verin. Yöneticilerinize itaat edin. Ve böylece Rabbinizin (cc) cennetine girin."

Sevgi de insanın elinden tutup cennete götüren kutlu bir yoldaştır. Zira sevmek, insan eksenli düşünüldüğünde hem imanı hem de faydalı işleri ihtiva eden iki yönlü mânevî bir ameldir. Allah’ı (cc) sevmek, O’na (cc) iman bağıyla bağlanmaktır; mahlûkatı sevmek, onlara karşı faydalı işlerde bulunmaktır. Bir başka deyişle cennete götüren sevgi, Yaratan’a (cc) ihlâsla bağlanmak ve yaratılmışlara şefkat göstermektir. Nitekim Kur’an’da Allah’a (cc) inanmanın yanı sıra, kötülüklerden sakınmak, bollukta ve darlıkta başkalarına yardım etmek, öfkeyi yenmek, insanların kusurlarını bağışlamak ve işlediği günahlarda ısrar etmeyip Allah’tan (cc) af dilemek gibi hasletlerin, cennete götürecek ameller olduğu beyan edilmektedir.

Bu bağlamda inananların birbirini sevmesi, hem imanlarının olgunluğunun bir göstergesi, hem de onları cennete ulaştıracağı bildirilen nebevî bir muştudur. Hz. Peygamber (sas) öyle buyurur: "İman etmedikçe cennete giremezsiniz; birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Size yaptığınızda aranızda sevgi oluşturacak bir şey söyleyeyim mi? Aranızda selâmı yaygınlaştırın."

Öyleyse, İslâm’ın tasvir ettiği şekilde insanî ve ahlâkî mükemmelliklerle donanmış bireylerin oluşturduğu bir toplum, aslında cennet iklimini bu dünyada yaşıyor demektir. Bunu gerçekleştirmenin imandan sonraki belki ilk adımı Yaratan’dan ötürü yaratılmışlara duyulan sevgidir.

Cennete giden yolda insanın maddî ve mânevî fedakârlıktan sakınmaması, cenneti hak etmesi için gereken ilâhî rahmete bir vesiledir. Çünkü Kur’an’da bildirdiği şekliyle Yüce Yaratıcı (cc), "Müminlerden, mallarını ve canlarını, kendilerine (verilecek) cennet karşılığında satın almıştır." Bu sebeple, bir gün Hz. Peygamber (sas), insanların su ihtiyacını gidermek için cennet karşılığında kimin bir kuyuyu satın alıp insanların istifadesinde sunacağını sormuştu ve bu nebevî müjdeye erişmek için hemen Hz. Osman (ra) o işi üstlenmişti.

Âdem’i (as) cennetten şeytanın aldatması çıkartmıştı, fakat evlâtlarını oraya birbirlerine yardım ve iyilik yapmaları geri götürecekti. Nitekim Kur’anbir köleyi/esiri özgürlüğüne kavuşturmanın, şiddetli bir kıtlık gününde akrabası olan bir yetimi ya da hiçbir şeyi olmayan bir fakiri doyurmanın, iman edenlerden olup birbirine sabrı ve merhameti tavsiye etmenin ‘cennete götüren sarp yolları kolay edecek işlerden’ olduğunu belirtmektedir.

Müminlerin derdiyle dertlenmenin, sevinçlerini ve acılarını paylaşmanın da cennete götürecek amellerden olduğu müjdelenmiştir. Resûlullah (sas) bir gün ashâbına dönerek, "Bugün içinizden kim oruçlu olarak sabahladı?" diye sordu. Orada hazır bulunanlardan Hz. Ebû Bekir (ra), "Ben!" cevabını verdi. Hz. Peygamber (sas), "Bugün içinizden kim bir cenazenin arkasından gitti?" dedi. Yine Ebû Bekir (ra), "Ben!" cevabını verdi. Hz. Peygamber (sas) bu sefer, "Bugün içinizden kim bir fakiri doyurdu?" diye sordu. Ebû Bekir (ra), "Ben!" cevabını verdi. Hz. Peygamber (sas), "Peki, bugün içinizden hanginiz bir hastayı ziyaret etti?" buyurdular. Yine Ebû Bekir (ra), "Ben!" cevabını verdi. Bunun üzerine Resûlullah (sas), "Bu hasletler kimde bulunursa o, mutlaka cennete girer." buyurdu.

Bir başka müjdesinde ise Resûlullah (sas) şöyle buyurmuştu: "Bir mümin, aç bir mümini doyurursa, Allah (cc) da o kimseyi cennet meyveleriyle doyuracaktır. Yine bir mümin, susuz kalan bir mümine bir şeyler içirip susuzluğunu giderirse, Allah (cc) kıyamette ona (misk ile mühürlenmiş lezzetli bir içecek olan) ‘Rahîk-ı Mahtûm’dan içirecektir. Yine bir mümin, elbiseye ihtiyacı olan bir mümini giydirirse, Allah (cc) da ona cennetin yemyeşil elbiselerinden giydirecektir."

Resûl-i Ekrem (sas) bir keresinde ise cennet muştulu tavsiyelerde bulunurken, adaletli yöneticilerin, sadaka verenlerin, akrabaya ve Müslümanlara karşı ince kalpli, merhametli davrananların, bir de iffetini ve namusunu muhafaza eden kimselerin cennete gideceğini söylemişti. Aynı şekilde Hz. Peygamber’in (sas) bildirdiğine göre, ‘adaletli hâkim’ ve ‘her gün ve her gecede beş vakit namaza çağıran müezzin, kendisinden memnun olan cemaate imam olan adam, Allah’ın (cc) ve efendisinin hakkını yerine getiren köle’ de cennetin nadide mekânlarında yer almayı hak edecek kişilerdendir.

Resûl-i Ekrem (sas), "Cennete, kalpleri kuş kalbi gibi (saf ve hassas) olan insanlar girecektir." buyrularak hem gönül zenginliğine hem de Allah’a (cc) duyulan saygıdaki hassasiyete dikkat çekilmiştir. Rahmet ve saadet yurduna, gazap ve felâket yolundan gidilemeyeceği açıktır. Bu yüzden hadislerde cennetle müjdelenen insanların çoğu, temiz bir kalbe sahip olmanın yanı sıra Yüce Allah’a (cc) karşı kulluk bilinci içinde hayatını sürdüren ve kalbinin temizliği davranışlarına yansıyan kimselerdir. Nitekim Allah Resûlü’ne (sas), "İnsanların cennete girmesini en çok sağlayan şey nedir?" diye sorulduğunda, o (sav), "Takva (Allah’a (cc) karşı sorumluluk bilinci) ve güzel ahlâktır." yanıtını vermiştir. Allah’a (cc) karşı saygı ve korku içinde olmanın cennete girmek için bir vesile olduğunu anlatan Resûlullah’ın (sas) ifadelerine göre, bir dağın tepesinde ezan okuyan ve namaz kılan bir koyun çobanı Yüce Allah’ın (cc) hoşuna gider ve Rabbimiz (cc), "Şu kuluma bakın. Benden korkarak ezan okuyor ve namaz kılıyor. Ben bu kulumu affettim ve onu cennete koydum." buyurur.

Hz. Peygamber (sas), güzel ahlâklı kimseler ile cennetlikler arasında doğrudan bir bağ kurmuştur: "Size cehenneme girmeyecek kimseleri bildireyim mi? Cana yakın, uysal, yumuşak huylu ve kolay geçinilen herkes." Ubâde b. Sâmit’in naklettiği bir hadiste ise Hz. Peygamber (sas) cennete girmeyi garanti etmenin altı ahlâkî şartını şöyle sıralamıştır: "Siz bana kendinizden altı şeyi garanti edin, ben de size cenneti garanti edeyim: Konuştuğunuzda doğru söyleyin. Söz verdiğiniz zaman onu yerine getirin. Size bir şey emanet edildiğinde onu sahibine verin. Namusunuzu koruyun. (Harama) bakmaktan sakının. Elinizi (kötü işlerden) çekin."

Cennetle muştulanan bir başka grup ise gözlerini kaybetmek gibi tedavisi mümkün olmayan hastalıklara imanla sabredenlerdir. Bir kudsî hadiste Yüce Allah (cc) şöyle buyuruyor: "Kimin iki sevgili gözünü alırım da o, karşılığını benden bekleyerek buna sabrederse onun için cennetin dışında hiçbir ödüle razı olmam!"

Hz. Peygamber’in (sas) cennetle muştuladığı bir diğer haslet ise doğruluktur. Abdullah b. Mes’ûd’dan (ra) nakledildiğine göre, İki Cihan Efendisi (sas) şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz, doğruluk (insanı) iyiliğe, iyilik de cennete götürür. Kişi devamlı doğru söyler ve doğruluktan ayrılmazsa Allah katında ‘doğru/sıddîk’ olarak tescillenir. Yalandan sakının! Çünkü yalan (insanı) kötülüğe, kötülük de cehenneme götürür. Kişi devamlı yalan söyler, yalan peşinde koşarsa Allah (cc) katında ‘yalancı/kezzâb’ olarak tescillenir."

İşte bu nebevî müjdeler ve uyarıların gösterdiği üzere cennet, ancak bu dünya şartlarında kazanılacaktır. Kur’an’ın ‘eğri’ ve ‘doğru’ ya da ‘iyi ve kötü’ şeklinde ifade ettiği ve buradan ilhamla şairin, ‘Oluklar çift; birinden nur akar, birinden kir’ dediği üzere, insanın ebedî hayatını belirleyecek olan bu yol ayrımında yollardan birisi saadet yurdu cennete, diğeriyse felâket yurdu cehenneme götürecektir. Hangisinden gitmek istediği ise insanın tercihine bırakılmıştır. Hz. Peygamber (sas), cennete gitmek isteyenlerin hemen yola koyulmasını, arzuyla çalışmasını istemiş ama Allah’ın (cc) bu ticarette ortaya koyduğu malın, yani cennetin çok pahalı olduğunu da hatırlatmıştır. Zira Allah Resûlü’nün (sas) ifadesiyle: "Cehennem, (nefse) hoş gelen şeylerle, cennet de (nefse) zor gelen şeylerle perdelenmiştir." Mutlaka cennet yolunda caydırıcı, usandırıcı nice engeller ve meşakkatler karşımıza çıkacaktır. Cennet yolcusu, zaman zaman şehvet çukurlarını ve bazı nefsî arzuları aşmak; yanlış sapaklara düşmemek, mücadele ve sabır tünellerinden geçerek zirveye ulaşmak durumunda kalacaktır. Kur’anî ifadeyle ‘sarp yokuşu aşmak’ gerekecektir. O yolda bir de şeytan oturmakta ve pusu kurmuş beklemektedir. Evet, Âdem’in (as) cennetten çıkarılmasına sebep olan şeytan, nefis ve insanlardan oluşan yandaşlarıyla iş birliği de yaparak, oyunun ikinci aşamasını devreye sokacak ve onun tekrar oraya dönmesine engel olacaktır. Çünkü Allah’a (cc), "Yemin olsun ki (kullarını saptırmak için) senin dosdoğru yolunun üzerinde oturacağım." demiştir.

Yunus, bu gerçeği şu dizilerinde ifade ederek Müslümanları ve hatta bütün insanlığı uyarmaktadır:

"Gelin ey kardeşler gelin,

Bu menzil uzağa benzer.

Nazar kıldım şu dünyaya,

Kurulmuş tuzağa benzer."

Ancak ‘canların çektiği ve gözlerin hoşlandığı her şeyin olduğu ve ebedî olarak kalınacak’ cennet için bütün çileleri çekmeye ve mücadele etmeye değer. Dahası bu yokuşun arkasında cennetle birlikte vuslat da hâsıl olacak, kul Rabbine kavuşacaktır. Bu vuslatın lezzeti, her şeye bedeldir; bu aziz nimetin uğrunda katlanılmayacak hiçbir dünya sıkıntısı olmasa gerektir. Ancak bilinmelidir ki cennete, sınırlı bir ömürde yapılabilecek ameller değil, Allah Teâlâ’nın (cc) lütuf ve rahmeti götürecektir. Ne var ki iman ve ameller, bu rahmetin oluşmasına bir vesiledir. Yapılan ibadetler, sadece ebedî saadeti Rab Teâlâ’dan (cc) gönülden istediğimizin bir göstergesidir. Sonuçta herkes istediğinin ve yaptıklarının karşılığını görecektir.

O hâlde cennet de, cennete götüren yoldaki başarı da bütünüyle Allah’ın (cc) kullarına bir rahmetidir aslında. Nitekim Resûlullah (sas), "Hiç kimseyi kendi ameli (iyi işleri ve ibadeti) cennete koyamaz." buyurmuş, sahâbe, "Seni de mi ey Allah’ın Resûlü?" diye sorunca da, "Evet, Rabbimin rahmeti bürümedikçe beni de." cevabını vermiştir. Bir hadiste de Yüce Allah’ın (cc) cennete seslenerek, "Sen benim rahmetimsin; ben seninle kullarımdan dilediğime rahmet ederim." buyurduğu nakledilmiştir.

Şu hâlde Müslüman, tıpkı Hz. Peygamber’in (sas) tavsiye ettiği gibi, cennete girmek için hem salih ameller işlemeli hem de bunlarla Yüce Allah’ın (cc) rızasını ve rahmetini elde etmeye çalışmalıdır. Unutulmamalıdır ki cennete giden bu zorlu sarp yokuşun zirvesine, ancak son peygamber ve son kılavuz Hz. Muhammed (sas) ile varılır. Ne mutlu Kutlu Rehber’in (sas) izinden giden ve cennette vuslata eren müminlere...

Kaynak:

Diyanet Hadislerle İslam
Cennet: Sonsuz Esenlik Yurdu

Ebû Hüreyre'nin (ra) naklettiğine göre, Resûlullah (sas) şöyle buyurmuştur:

“Yüce Allah (cc), "Ben salih kullarım için cennette hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiçbir insanın hayal edemeyeceği birtakım nimetler hazırladım.”

عَنْ أَبِى هُرَيْرَةَ (رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ) قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ) : “قَالَ اللَّهُ أَعْدَدْتُ لِعِبَادِى الصَّالِحِينَ مَا لاَ عَيْنٌ رَأَتْ، وَلاَ أُذُنٌ سَمِعَتْ، وَلاَ خَطَرَ عَلَى قَلْبِ بَشَرٍ…”

(B3244 Buhârî, Bed'ü'l-halk, 8)

***

عَنْ هَمَّامِ بْنِ مُنَبِّهٍ قَالَ: هَذَا مَا حَدَّثَنَا أَبُو هُرَيْرَةَ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ) فَذَكَرَ أَحَادِيثَ مِنْهَا وَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ) : “إِنَّ أَدْنَى مَقْعَدِ أَحَدِكُمْ مِنَ الْجَنَّةِ أَنْ يَقُولَ لَهُ: تَمَنَّ فَيَتَمَنَّى وَيَتَمَنَّى فَيَقُولُ لَهُ: هَلْ تَمَنَّيْتَ؟ فَيَقُولُ: نَعَمْ. فَيَقُولُ لَهُ: فَإِنَّ لَكَ مَا تَمَنَّيْتَ وَمِثْلَهُ مَعَهُ.”

Hemmâm b. Münebbih (ra), “Bu, bize Ebû Hüreyre'nin (ra) Resûlullah'tan (sas) naklettiği hadislerdir.” diyerek birtakım hadisler zikretti. Onlardan birisi de şu idi: Resûlullah (sas) şöyle buyurdu: “Şüphesiz ki sizden birinizin cennette en aşağı makamı ona Allah'ın, "Dile (ne dilersen)!" buyurmasıdır. Kişi dileklerini söyleyince Allah (cc) kendisine, "Diledin mi?" diye soracak, "Evet." cevabını verdiğinde ise, "Dilediklerinin hepsi bir kat fazlasıyla senindir." buyuracaktır.”

(M453Müslim, Îmân, 301)

***

عَنْ أَبِى هُرَيْرَةَ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ) قَالَ: “مَنْ أَنْفَقَ زَوْجَيْنِ فِى سَبِيلِ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ نُودِيَ فِى الْجَنَّةِ: يَا عَبْدَ اللَّهِ! هَذَا خَيْرٌ. فَمَنْ كَانَ مِنْ أَهْلِ الصَّلاَةِ يُدْعَى مِنْ بَابِ الصَّلاَةِ وَمَنْ كَانَ مِنْ أَهْلِ الْجِهَادِ يُدْعَى مِنْ بَابِ الْجِهَادِ وَمَنْ كَانَ مِنْ أَهْلِ الصَّدَقَةِ يُدْعَى مِنْ بَابِ الصَّدَقَةِ وَمَنْ كَانَ مِنْ أَهْلِ الصِّيَامِ دُعِيَ مِنْ بَابِ الرَّيَّانِ.”

Ebû Hüreyre'nin (ra) naklettiğine göre, Resûlullah (sas) şöyle buyurmuştur:

“Kim Yüce Allah (cc) yolunda malından çifter çifter harcamada bulunursa, cennette, "Ey Allah'ın (cc) kulu, işte hayır budur!" diye seslenilir. Namaz kılanlardan olan kimse namaz kapısından çağrılır. Cihad edenlerden olan kimse, cihad kapısından çağrılır. Sadaka verenlerden olan kimse, sadaka kapısından çağrılır. Oruç tutanlardan olan kimse ise Reyyân kapısından çağrılır.”

(N2240 Nesâî, Sıyâm, 43)

***

Resûlullah (sas) ashâbıyla birlikte oturuyordu. Onlara cennetteki güzellikleri anlatıyor, ashâb da can kulağı ile Kutlu Elçi’yi (sas) dinliyorlardı. Bu arada bir ses duyuldu. Bir adam Resûlullah’a (sas), "Ey Allah’ın Resûlü! Ben atları severim. Cennette at var mıdır?" diye sordu. Şöyle cevap verdi Sevgili Resûl (sas): "Cennete girersen sana kırmızı yakuttan iki kanatlı bir at getirilecek. Sen de o ata binecek ve dilediğin yere onunla uçup gideceksin." Bir başkası gönlünden geçeni şöyle sordu: "Ey Allah’ın Resûlü! Cennette deve de var mıdır?" Allah Resûlü (sas), dinleyenlerden her birinin zihinlerinden geçeni sormak istediğini fark etmiş olmalı ki bu soruya herkes için cevap mahiyetinde olan şu sözlerle karşılık verdi: "Allah (cc) seni cennete koyarsa canının çektiği ve gözüne hoş görünen her şey senin olacaktır."

Resûlullah (sas) böylece, kendisini dinleyenlerle beraber geçmişten günümüze bütün inananlara cennette tüm isteklerinin gerçekleşeceği müjdesini vermiştir. Zira Allah Teâlâ (cc), "Orada nefislerin arzu ettiği ve gözlerin zevk aldığı her şey var..." âyetiyle cennet ehlinin istediği her şeye sahip olacağını ve görmek istediği her şeyi de görebileceğini bildirmiştir.

Allah Teâlâ (cc) iman edip de kendisinin razı olduğu işleri yapan kullarını bitmez tükenmez nimetlerle dolu cennetleriyle mükâfatlandıracaktır. "İman edip salih ameller işleyenlere, kendileri için içinden ırmaklar akan cennetler olduğunu müjdele." buyruğu doğrultusunda Hz. Peygamber (sas), kimi zaman Kur’ân-ı Kerîm’deki âyetlerle kimi zaman da kendi ifadeleriyle insanlara cennet hakkında ayrıntılı bilgiler vermiştir. Buna göre;

Müminler âhiret yurtları olan cennete varınca sekiz kapıyla karşılaşırlar. Cennetin bekçileri tarafından ilk olarak âlemlerin efendisi Hz. Muhammed’e (sas) açılan bu kapılardan onlar, pazartesi ve perşembe günleri içeri alınırlar. Dünyada işledikleri amellere göre farklı bölümlerden girerler ebedî yurtlarına. Allah Resûlü (sas), kişilere özel olan bu cennet kapılarını şöyle anlatmıştır: "Kim Yüce Allah (cc) yolunda malından çifter çifter harcamada bulunursa, cennette, "Ey Allah’ın kulu, işte hayır budur!" diye seslenilir. Namaz kılanlardan olan kimse namaz kapısından çağrılır. Cihad edenlerden olan kimse, cihad kapısından çağrılır. Sadaka verenlerden olan kimse, sadaka kapısından çağrılır. Oruç tutanlardan olan kimse ise Reyyân kapısından çağrılır."

Cennette müminleri bekleyen nimetler çok çeşitlidir. Bunlar arasında çeşitli özelliklerdeki denizlerden, ’bozulmayan sudan ırmaklar, tadı değişmeyen sütten ırmaklar, içenlere lezzet veren şaraptan ırmaklar ve süzme baldan nehirler’ kollar hâlinde ayrılır. Bunların dışında cennette, insana ferahlık veren ve devamlı akan pınarlar ile Allah Teâlâ’nın (cc) Resûlullah’a (sas) vaad ettiği, "Kevser ırmağı" vardır. İki kenarı altından olan bu nehrin toprağı miskten daha güzel kokar. Yakutlar ve inciler üzerinde akıp giden suyu, baldan daha tatlı, kardan daha beyazdır. Nehrin üzerinde, boyunları deve boynu gibi (besili) birtakım kuşlar vardır ki bu kuşların tadı, görünüşlerinden de güzeldir.

Cennetin toprağı tıpkı halis buğday unu gibi yumuşak, beyaz ve misk kokuludur. Yakıcı sıcaktan ve dondurucu soğuktan korunmuş mümin topluluğu gövdesi altından olan iri yapılı ağaçlar altında gölgelenir. Göz alabildiğine yeşilliklerle dolu bu mekânda dikensiz sidr (Arabistan kirazı) ağaçları, meyveleri salkım salkım dizilmiş muz ağaçları ve hurma ve nar gibi daha pek çok ağaç sıralanmıştır. Nimetlerle dopdolu olan bu ağaçların meyveleri, dileyenin rahatça toplayabilmesi için yakınlaştırılmıştır.

Cennetlikler nehirlerin yanı başında, rüzgâr esintisiyle sallanıp dalgalanan güzel kokulu yeşilliklerle çevrili, yüksek ve güvenli yerlerdeki köşklerde, saraylarda, ’güzel meskenlerde’, ’üst üste kurulmuş konaklarda’ ve ’evlerde’ bulunurlar. Bir kerpici altın, bir kerpici gümüşten olan bu binaların harcı keskin kokulu misk, çakılları inci ve yakut, toprağı ise za’ferândır. Değerli taşlarla süslenmiş bu ihtişamlı konaklar kişiyi rahat ettirecek şekilde hazırlanmıştır. Ayrıca müminler için her biri tek bir inciden yapılmış, olağanüstü güzellikte çadırlar kurulmuştur. Çok yüksek olan bu çadırlar, içinde yaşayan müminlerin dolaşırken birbirlerini göremeyecekleri kadar da geniştir.

Her biri kendisine ait özel konaklarda ikamet eden cennet ehli haftada bir gün Rableriyle (cc) görüşme şerefine ererler. Allah (cc) onlar için arşını açar ve cennet bahçelerinden bir bahçede kendilerine görünür. Burada cennetlikler için nurdan, inciden, yakuttan, zebercedden, altından ve gümüşten koltuklar kurulmuştur. Cennet halkının makam bakımından en aşağı olanı da misk ve kâfur tepecikleri üzerine yerleştirilir. Allah Teâlâ (cc), her biriyle ayrı ayrı ilgilendikten sonra onları, canlarının istediği her şeyi almaları için cennet çarşılarına yönlendirir. Herkesin göz kamaştıran giysilerle dolaştığı bu çarşılarda almak ya da satmak diye bir şey yoktur, isteyenin her istediği yanı başına getiriliverir. Müminler, bu buluşmadan güzelliklerine güzellik katan tatlı bir meltem ve üzerlerine serpilen güzel kokularla ayrılırlar.

Cennetlikler kılsız, tüysüz, sürmeli, otuz veya otuz üç yaşlarında ve benzersiz güzellikte yaratılır. Gençlikleri ve güzellikleri ebedî olan bu ay yüzlü müminler için ne hastalık, ne fakirlik ne de başka bir sıkıntı vardır burada. Dünyadaki sakatlık ve kusurlarından ise hiç eser kalmamıştır. Eşsiz güzellikte yaratılan cennetlikler, arzu ettiklerinde farklı görünümlere bürünebilir, istedikleri her surete girebilirler. Onlar için yorulmak ve sıkılmak da söz konusu değildir. Yalandan, kendilerini günaha sevk edecek diğer sözlerden ve faydasız işlerden uzakta, huzur ve esenlik içerisinde güven dolu bir yaşantı sürerler.

Her türlü nimetin kendisini çevrelediği âhiret yurdunda hiçbir mümin yalnız değildir. Herkes eşiyle birlikte zevk ve eğlence içerisinde yaşar, gölgeler altındaki koltuklara yaslanır. ’Yüksek tahtları, sıra sıra yastıkları ve serilmiş gösterişli yaygıları’ vardır. Dört bir yanlarında isteklerini yerine getirmek üzere görevlendirilmiş, saçılmış incileri andıran hizmetçiler yer alır. Ayrıca eşlerine çok düşkün ve kendilerine denk yaşta, el değmemiş, güzel ve iri gözlü, son derece zarif huriler vardır.

Cennetlikler, ince ipekten ve parlak atlastan yapılmış yeşil renkte, hiç eskimeyen elbiseler giyerler. Altın ve gümüş bileziklerle, incilerle süslenirler. Son derece parlak incilerle bezenmiş taçlar takan cennetliklerin tarakları altın, buhurdanlıklarının yakacağı da güzel kokulu çubuktur.

Kendilerine balık ciğeri ve Selsebîl adlı bir pınarın suyu ikram edilen cennet ehli hiçbir sınırlama olmadan canlarının çektiği her türlü yiyecek ve içecekten tadarlar. Her türlü meyve ve et çeşidi, bitmek tükenmek bilmeyen yemişler ve içenlere keyif veren berrak cennet şarabıyla ağırlanırlar. Etraflarında altın tepsiler ve bardaklar, gümüşten billur kaplar, ’içmekle başlarının dönmeyeceği ve sarhoş olmayacakları cennet pınarından doldurulmuş sürahiler, ibrikler ve kadehler, beğendikleri meyveler ve arzu ettikleri kuş etleri’ dolaştırılır.

Müminler âhirette hak ettikleri mükâfatlara uygun olarak nitelik bakımından farklı cennetlerde bulunurlar. Bu cennetlerin sayısı tam olarak bilinmemekle beraber, Hz. Peygamber (sas) aralarında yer ile gök arası kadar mesafe bulunan yüz farklı derece bulunduğunu söylemiş, özellikle dört cennete dikkat çekmiştir. Bu cennetlerden ikisinin kap kacakları ve içindeki diğer eşyaları gümüşten, diğer ikisininkiler ise altındandır.

Cennetler içinde Firdevs ve Adn cennetlerinin özel bir yeri vardır. Nitekim Rahmân’ın (cc) arşı, cennetlerin tam ortasında yer alan Firdevs’in üzerindedir. Kurtuluşa eren müminlerin ebedî mekânı olan Firdevs, nehirlerin çıktığı yer olup cennetlerin en üstünüdür. Bir şehir gibi olan Adn cenneti ise peygamberlerin de barınacağı yerdir. Binaları altın ve gümüş tuğlalarla yapılmış olan bu şehirde Hz. Peygamber’in (sas) bir konağı vardır. Burada yaşayanlar ile Rablerinin arasında sadece, O’nun yüzündeki sonsuz azamet perdesi vardır. Ayrıca Kur’ân-ı Kerîm’de iman edip salih ameller işleyenlere Me’vâ ve Naîm cennetleri vaad edilmiştir. Her biri birbirinden değerli olan bu cennetler, dünyadayken Rablerinin rızasına erişen kullar için türlü güzelliklerle donatılmıştır.

Cennetlikler akıllarına gelen, hoşlarına giden her şeyi isteyebilecek, istemeleriyle birlikte Allah’ın (cc) izniyle bunlara anında sahip olacaklardır. Nitekim Peygamber Efendimiz (sas) şöyle buyurmaktadır: "Şüphesiz ki sizden birinizin cennette en aşağı makamı ona Allah’ın (cc), "Dile (ne dilersen)!" buyurmasıdır. Kişi dileklerini söyleyince Allah (cc) kendisine, "Diledin mi?" diye soracak, "Evet." cevabını verdiğinde ise, "Dilediklerinin hepsi bir kat fazlasıyla senindir." buyuracaktır." Üstelik bu nimetler cennetliklerin bir ihtiyacını karşılamak, bir eksiğini gidermek veya bir kusurunu örtmek amacıyla da olmayacak, sadece Allah’ın (cc) bir ikramı olarak cennet ehlinin zevk almaları için verilecektir. Cennet ortamında bir kimse ne isterse yapabileceği için, dilediği takdirde çalışmaya ihtiyacı olmadığı hâlde zevk için tarımla uğraşması bile mümkündür.

Kur’an âyetlerinin ve bunlara ek olarak Hz. Peygamber’in (sas) verdiği bu bilgilerden anlaşıldığı üzere Allah’ın (cc) cennette yarattığı nimetler tüm duyulara hitap edecek ve böylece her şekilde insanı tatmin edecek niteliktedir. Nitekim Peygamber Efendimizin (sas) bize naklettiğine göre Allah Teâlâ (cc), "Ben salih kullarım için cennette hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiçbir insanın hayal edemeyeceği birtakım nimetler hazırladım." buyurmuştur. Allah Resûlü (sas), kişinin dünyadaki hâliyle idrakinin çok uzağında olan olağanüstü güzelliklerle ve nimetlerle dolu olan cenneti, anlaşılır örneklerden hareketle, muhataplarının zihinlerinde canlanacak şekilde ayrıntılarıyla tasvir etmiştir. Zira Kur’ân-ı Kerîm’de belirtildiği üzere şekil olarak dünyadakilere çok benzeyen cennet nimetleri, insanların hayalini kuramayacağı kadar güzel ve üstün niteliktedir. Ancak bu nimetlerin gerçek renk, lezzet veya şekilleri insanların tasavvurlarını da aşan güzelliktedir. Cennetin bu eşsiz güzelliğini vurgulamak isteyen Resûlullah (sas), "Cennetteki nimetlerden bir tırnağın taşıyabileceği kadar az bir şey dünyaya gösterilmiş olsaydı gökler ve yeryüzü her tarafıyla süs içerisinde kalırdı. Cennetliklerden bir kişi dünyaya bir baksa ve bileziklerinden biri dünyaya görünse güneşin yıldızların ışığını silip süpürdüğü gibi o da güneşin ışığını silip süpürürdü." buyurmuştur.

"Orada nefislerin arzu ettiği ve gözlerin zevk aldığı her şey vardır." âyetinde veciz bir şekilde ifade edildiği üzere cennette arzu edilen her şey fazlasıyla mevcuttur. Mümin kişi cenneti ve nimetlerini kazanmaya çaba sarf ederek yaşar. Ancak asıl olan kişinin Rabbi kendisinden, kendisi de Rabbinden (cc) razı olarak cennete girmeye lâyık olmasıdır. Zira cennet, Allah Teâlâ’nın (cc) salih kullarına âhirette vereceği mükâfattır.

Kaynak:

Diyanet Hadislerle İslam
Cehenneme Giden Yollar: Süfliyat ve Behimi Arzular

Kişiyi cehenneme götüren sebepler nelerdir? Cehennemden kurtulmanın yolları nelerdir?

Câbir (b. Abdullah) (ra) anlatıyor:

“Bir adam Hz. Peygamber'e (sas) gelerek, "Ey Allah'ın Resûlü! (Cennet ve cehennemi) gerektiren iki sebep nedir?" diye sordu. Allah Resûlü (sas), "Allah'a (cc) hiçbir şeyi ortak koşmadan ölen kimse cennete girer; Allah'a (cc) bir şeyi ortak koşarak ölen de cehenneme girer." buyurdu.”

عَنْ جَابِرٍ قَالَ:أَتَى النَّبِيَّ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ) رَجُلٌ فَقَالَ: يَا رَسُولَ اللَّهِ مَا الْمُوجِبَتَانِ؟ قَالَ: “مَنْ مَاتَ لاَ يُشْرِكُ بِاللَّهِ شَيْئًا دَخَلَ الْجَنَّةَ وَمَنْ مَاتَ يُشْرِكُ بِاللَّهِ شَيْئًا دَخَلَ النَّارَ.”

(M269 Müslim, Îmân, 151)

***

عَنْ عَبْدِ اللَّهِ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ) : “لاَ يَدْخُلُ النَّارَ أَحَدٌ فِى قَلْبِهِ مِثْقَالُ حَبَّةِ خَرْدَلٍ مِنْ إِيمَانٍ وَلاَ يَدْخُلُ الْجَنَّةَ أَحَدٌ فِى قَلْبِهِ مِثْقَالُ حَبَّةِ خَرْدَلٍ مِنْ كِبْرِيَاءَ.”

Abdullah (b. Mes'ûd) (ra) tarafından rivayet edildiğine göre, Resûlullah (sas) şöyle buyurmuştur:

“Kalbinde hardal tanesi kadar iman olan hiç kimse cehenneme girmez. Kalbinde hardal tanesi kadar kibir bulunan hiç kimse de cennete giremez.”

(M266 Müslim, Îmân, 148; T1998 Tirmizî, Birr, 61)

***

عَنْ أَبِى هُرَيْرَةَ قَالَ: سُئِلَ رَسُولُ اللَّهِ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ) عَنْ أَكْثَرِ مَا يُدْخِلُ النَّاسَ الْجَنَّةَ قَالَ: “تَقْوَى اللَّهِ وَحُسْنُ الْخُلُقِ.” وَسُئِلَ عَنْ أَكْثَرِ مَا يُدْخِلُ النَّاسَ النَّارَ قَالَ: “الْفَمُ وَالْفَرْجُ.”

Ebû Hüreyre (ra) anlatıyor: “Resûlullah'a (sas), "İnsanların cennete girmelerine en fazla sebep olan şeyler nelerdir?" diye soruldu. Resûlullah (sas), "Allah'tan (cc) sakınmak (takva) ve güzel ahlâktır." buyurdu. "İnsanların cehenneme girmelerine en çok sebep olan şeyler nelerdir?" diye soruldu. Resûlullah (sas), "Ağız/dil ve cinsel organdır." diye cevap verdi.

(T2004 Tirmizî, Birr, 62; İM4246 İbn Mâce, Zühd, 29)

***

عَنْ عَبْدِ اللَّهِ (رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ) عَنِ النَّبِيِّ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ) قَالَ: “إِنَّ الصِّدْقَ يَهْدِى إِلَى الْبِرِّ، وَإِنَّ الْبِرَّ يَهْدِى إِلَى الْجَنَّةِ، وَإِنَّ الرَّجُلَ لَيَصْدُقُ حَتَّى يَكُونَ صِدِّيقًا، وَإِنَّ الْكَذِبَ يَهْدِى إِلَى الْفُجُورِ، وَإِنَّ الْفُجُورَ يَهْدِى إِلَى النَّارِ، وَإِنَّ الرَّجُلَ لَيَكْذِبُ، حَتَّى يُكْتَبَ عِنْدَ اللَّهِ كَذَّابًا.”

Abdullah (b. Mes'ûd) (ra) tarafından nakledildiğine göre, Hz. Peygamber (sas) şöyle buyurmuştur:

“Şüphesiz, doğruluk (insanı) iyiliğe, iyilik de cennete götürür. Kişi devamlı doğru söyler ve doğruluktan ayrılmazsa Allah (cc) katında "doğru/sıddîk" olarak tescillenir. Yalandan sakının! Çünkü yalan (insanı) kötülüğe, kötülük de cehenneme götürür. Kişi devamlı yalan söyler, yalan peşinde koşarsa Allah (cc) katında "yalancı/kezzâb" olarak tescillenir.”

(B6094 Buhârî, Edeb, 69)

***

عَنْ أَبِى هُرَيْرَةَ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ) قَالَ: “حُجِبَتِ النَّارُ بِالشَّهَوَاتِ، وَحُجِبَتِ الْجَنَّةُ بِالْمَكَارِهِ.”

Ebû Hüreyre'den (ra) rivayet edildiğine göre, Resûlullah (sas) şöyle buyurmuştur:

“Cehennem, nefsin arzu ettiği şeylerle, cennet ise nefsin hoşlanmadığı şeylerle kuşatılmıştır.”

(B6487 Buhârî, Rikâk, 28; M7130 Müslim, Cennet, 1)

***

Resûl-i Ekrem’e (sas) sahâbî olma şerefine erenlerden biriydi. Her mümin gibi o da dünyada neler yapabileceğini, âhiretteki durumunun ne olacağını merak etmekteydi. Çoktandır zihninde oluşan soruları sormak üzere gelmişti. Bulduğu ilk fırsatta sırasıyla namaz, cihad, hicret ve faziletli Müslüman’ın özellikleri hakkında Allah Resûlü’ne (sas) sorular sordu. Her birine tek tek aldığı cevaplardan sonra belki de asıl sorusuna gelmişti sıra. "Ey Allah’ın Resûlü! (Cennet ve cehennemi) gerektiren iki sebep nedir?" diye sordu. Allah Resûlü (sas) bu soruya kısa ve net bir cevap verdi: "Allah’a (cc) hiçbir şeyi ortak koşmadan ölen kimse cennete girer; Allah’a (cc) bir şeyi ortak koşarak ölen de cehenneme girer."

O kadar önemli bir soruydu ki bu, muhtemelen sorulan sorunun içeriği, soruyu soran bu şahsın kim olduğunu gölgelemişti. Öyle ki hadis kaynakları ve şerhleri, soranın kim olduğuna değil soruya ve verilen cevaba yoğunlaştıkları için bu iman erinin kim olduğu tespit edilememişti.

Evet, cehenneme götüren belki de yüzlerce sebep vardı ve bu sebeplerin en başında şirk yer alıyordu. Nitekim Kur’an’daki pek çok âyet, Allah’a (cc) şirk koşanların gidecekleri yerin cehennem olduğunu bildirmişti.

Küfür ve inkâr, kişiyi cehenneme götüren en önemli sebeptir. İnsan, Allah’a (cc) iman etmedikçe, inkâra yöneldiği sürece cehennem ehlinden sayılmaya lâyık olur ve "Artık inanmayan bir kavim, Allah’ın (cc) rahmetinden uzak olsun!" hitabını hak eder. Kur’ân-ı Kerîm pek çok âyetinde inkâr edip hükümlerini yalanlayanların, Allah’a (cc) karşı yalan uydurup kendilerine gelen gerçeği yalan sayanların cehennemlik olduklarını bildirir. Kur’an’ın ‘inatçı kâfir’ olarak nitelediği böyle kimselere malları ve evlâtları da hiçbir fayda sağlamayacaktır. Allah’ı (cc) inkâr edenlerin son durağı cehennemdir. Doğru yola ulaşmamış, hakkı görememiş olanlar kör, dilsiz ve sağır bir şekilde haşredildikten sonra cehenneme sürükleneceklerdir.

Kur’an, son ilâhî davetin tebliğcisi ve son peygamber olan Hz. Muhammed’e (sas) uymayı da cehennemden kurtulmak için şart koşmuştur. Bu bağlamda, "Allah’a (cc) ve Resûlü’ne (sas) karşı gelen kimseye, içinde ebedî kalacağı cehennem ateşinin olduğunu bilmediler mi? İşte bu, büyük bir rezilliktir." buyurmuştur. Bir başka âyette ise bu husus, "Kim, kendisine hidayet (doğru yol) besbelli olduktan sonra Peygamber’e (sas) karşı çıkar, müminlerin yolundan başkasına uyarsa, onu yöneldiği yolda bırakırız ve cehenneme sokarız. Orası ne kötü bir varış yeridir." şeklinde ifade edilmiştir. Hz. Peygamber (sas) de "Muhammed’in (sas) varlığını elinde tutana yemin olsun ki bu ümmetten biri veya Yahudi ve Hıristiyan olan bir kişi beni dinlemez ve kendisiyle gönderildiğim dini kabul etmeden ölürse kesinlikle cehennemlik olur." buyurmuştur. Kur’an, bu durumu, "Ehl-i kitap ve müşriklerden olan inkârcılar, içinde ebedî olarak kalacakları cehennem ateşindedirler. İşte halkın en şerlileri onlardır." şeklinde ifade buyurmuştur. Önceki ümmetler de peygamberlerine samimiyetle uymuşlarsa cehennemden kurtulmuşlardır. Gönderilen uyarıcılara uymayanlar ise cehennemdedirler. Ayrıca irtidat etmek yani Müslüman olduktan sonra dinden dönüp kâfir olmak da kişiyi cehenneme götüren bir sebeptir.

Kişiyi cehenneme götüren bir başka sebep ise münafıklıktır. Münafık, iman etmiş görünse de aslında içinden dini yalanlayan ikiyüzlü kimsedir. Allah (cc), münafıkları ve kâfirleri cehennemde bir araya getirecek ve münafıkları cehennemin en alt katında cezalandıracaktır. Onlar ebediyen orada kalacaklardır. Münafıklarla müminler arasında gerçekleşecek olan bir konuşma Kur’an’da şöyle nakledilir: "Münafık erkeklerle münafık kadınların, iman edenlere, "Bize bakın ki sizin ışığınızdan biz de aydınlanalım." diyecekleri gün kendilerine, "Arkanıza (dünyaya) dönün de bir ışık (nur) arayın." denilecektir..." Burada nurun, geride kalan dünya hayatında aranması gerektiğine işaret edilmesinin nedeni, müminlerdeki nurun dünyada işledikleri salih amellerden kaynaklanıyor olmasıdır. "Derken aralarına kapısı olan bir sur çekilir. Bunun iç tarafında rahmet, onlar (münafıklar) tarafındaki dış cihetinde ise azap vardır.(Münafıklar) müminlere şöyle seslenirler: "Biz de (dünyada) sizinle beraber değil miydik?" (Müminler) derler ki: "Evet, fakat siz kendinizi yaktınız. Başımıza musibetler gelmesini gözlediniz, şüphe ettiniz. Allah’ın (cc) emri gelinceye kadar kuruntular sizi aldattı. O çok aldatıcı (şeytan) Allah (cc) hakkında da sizi aldattı." İkiyüzlü insanlar olan münafıklar, gösterişe düşkün, riyakâr kimselerdir. Hz. Peygamber (sas), dünyada ikiyüzlü olan kimsenin âhirette de ateşten iki dili olacağını haber vermiştir.

Günaha aldırmamak, açıkça günah işlemekten çekinmemek, günah işledikten sonra pişmanlık duymaksızın günahında ısrar etmek, kısacası günah karşısında tavizkâr ve umursamaz olmak kişiyi cehenneme sürükler. Nitekim hem Kur’an hem de Hz. Peygamber (sas), tevhid inancına sahip fakat günahkâr olan kimselerin cehennemde azap göreceklerini bildirmişlerdir. Allah’a (cc) şirk koşmak, içki içmek, kumar oynamak, haram aylarda savaşmak, bakmakla yükümlü olduğu yetimin malını kendi malına katarak onun rızası olmaksızın yemek, fakirlik korkusuyla kendi çocuğunu öldürmek, insanlar arasında fitne çıkarmak, faiz yemek, anne babaya isyan etmek, akrabaya miras hakkını vermemek, malı gereksiz yere israf etmek, zina etmek, haksız yere adam öldürmek, ölçü ve tartıda sahtekârlık yapmak, kibirlenmek, iffetli bir kadına zina iftirasında bulunmak, kötülük yapmak ve Allah’ın huzuruna kötülükle gelmek, savaş esnasında savaştan kaçmak, azgınlık yapmak ve insanlara işkence edip tevbe etmemek Kur’an’da belirtildiği üzere insanı cehenneme götüren günahlardandır.

Hz. Peygamber (sas), İslâm ümmetine kılıç çekmeyi, Müslüman kardeşine karşı küs iken ölmeyi ve komşulara eziyet etmeyi de cehenneme götüren kötü davranışlar arasında zikretmiştir. Aynı şekilde anne babaya saygısız ve kötü davranmak, onların hakları konusunda duyarsız olmak kişiyi âhiret hayatında mutsuzluğa sürükleyen önemli sebeplerdendir. Basit bir küslük gibi görünse de aslında akrabalık ilişkilerini kesmek de kişiyi cehenneme götürür. Nitekim Kur’an’da Allah’a (cc) verdikleri sözü, pekiştirilmesinden sonra bozanların, Allah’ın (cc) korunmasını emrettiği akrabalık bağlarını koparanların ve yeryüzünde fesat çıkaranların cehennemlik olduğu haber verilir.

Haksız yere bir cana kıymak ve hukukî bir gerekçesi olmaksızın Allah’ın (cc) dokunulmaz kıldığı insan hayatına kastetmek cehennemi gerektiren suçlardan bir diğeridir. Kur’an’da, "Kim bir mümini kasten öldürürse cezası, içinde ebedî kalacağı cehennemdir." buyrulmuştur. Peygamber Efendimiz (sas) de bu konuda, "İki Müslüman birbirine kılıç çekerse öldüren de ölen de cehennemdedir." buyurmuştur.

İnsanın kendisine Allah (cc) tarafından emanet edilen bedenine ihanet etmesi ve kendi canına kıyması da cehennemle sonuçlanacak bir yolculuğun ilk adımıdır. Bu konuda Hz. Peygamber (sas), "Her kim kendini bir demir parçası ile öldürürse demiri elinde, onu karnına saplar bir hâlde cehennem ateşinde ebedî ve daimî olarak kalacaktır. Her kim zehir içerek kendini öldürürse o kimse de zehrini cehennem ateşinde ebedî ve daimî kalarak içecektir. Her kim kendini yüksekten atarak öldürürse o da ebedî ve daimî olarak cehennem ateşine düşecektir." buyurmuştur.

Riyakârlık ve gösteriş merakı, kişiyi cehenneme sürükleyen bir diğer sebeptir. Bu iki özellik Yüce Yaratıcı’nın (cc) hoşnutluğunu kazanmaya değil de insanların gözünde değer kazanmaya odaklanmış bir bakış açısından kaynaklanmaktadır. Halbuki Allah Teâlâ (cc), ibadetleri ve salih amelleri sadece O’nun (cc) rızası için yapıldığında kabul eder. Riyakârlık aynı zamanda gizli şirktir. Hz. Peygamber’in (sas) bazı hadislerinde cihad edip şehit düşmek, Kur’an okuyup okutmak ve Allah (cc) yolunda harcamada bulunmak gibi görünürde en faziletli işlerde bile Allah (cc) rızası değil de gösteriş amaçlandığında bunları yapan riyakârların nasıl yüzüstü cehenneme atıldığı çok acıklı bir biçimde anlatılır.

Gösteriş merakının yakın dostu olan kibir de cehenneme götüren sebeplerden birisidir. Kur’an’da Allah’a (cc) boyun eğip sadece O’na (cc) kulluk etmeyi kendilerine yediremeyen kibir sahiplerinin aşağılanmış bir hâlde cehenneme gireceği bildirilir. En kısa ifadesiyle, kibirlenenlerin yeri cehennemdir. Çünkü kibirlenenler, Allah (cc) karşısındaki konumlarını unutarak tevazu göstermeleri gerektiği hâlde büyüklenmekte ve bu davranışlarıyla kibirli şeytana benzemektedirler. Bu yüzden Hz. Peygamber (sas), "Kalbinde hardal tanesi kadar iman olan hiç kimse cehenneme girmez. Kalbinde hardal tanesi kadar kibir bulunan hiç kimse de cennete giremez." buyurmuştur. Yine bir hadîs-i şerîfte cehennemliklerin, kalpleri merhametten yoksun, kaba saba ve kendilerini diğer insanlardan büyük gören kibirli insanlar oldukları ifade edilmiştir.

Cehenneme giden yollardan bir diğeri de halkı irşad edenlerin kendi söyledikleriyle amel etmemeleridir. Resûl-i Ekrem (sas), bunun ne kadar ciddi sonuçları olabileceğini şöyle anlatmıştır: "Kıyamet günü bir kişi getirilir ve cehenneme atılır, (sıcaktan) karnındaki bağırsaklar dışarı çıkar (patlar) ve ateşte tıpkı bir merkebin değirmen taşının etrafında döndüğü gibi döner. Cehennemdekiler o kişinin etrafında toplanır ve "Ey filân, sana ne oldu? Bize iyiliği emredip kötülüğü yasaklayan sen değil miydin?" derler. O da, "Evet, ben size iyiliği emrederdim ama onu kendim yapmazdım. Kötülüğü yasaklardım, fakat onu kendim yapardım." der."

Yöneticilik ve hâkimlik gibi üst düzey sorumluluk gerektiren görevleri üstlenenler de hak ve adaletten sapmaları hâlinde, Hz. Peygamber’in (sas) ifade ettiği üzere, cehennemlik olma tehlikesiyle karşı karşıyadırlar. Resûlullah (sas), "Müslümanlardan bir topluluğun başına yönetici olup da onlar arasında adaletli davranmayarak ihanet üzere ölen hiç kimse yoktur ki Allah (cc) ona cenneti haram kılmasın." buyururken, Kur’ân-ı Kerîm, zalimlere meyletmeyi dahi cehenneme götüren bir davranış olarak addetmiştir. Yine bu bağlamda Hz. Peygamber (sas), insanlar hakkında hüküm verme konumunda olanların üç kısma ayrıldığını; biri hariç ikisinin cehennemde olduğunu, hakikati bilip ona göre hüküm verenin cennette, hakikati öğrendiği hâlde hükmünde zulmeden ile hakikati bilmeden insanlar hakkında hüküm verenin ise cehennemde olduğunu haber vermiştir.

İnsanlara zorbalık etmek, şiddet uygulamak, merhametten ve şefkatten uzak ezici bir ilişki tarzı geliştirmek cehennemi kaçınılmaz kılmaktadır. Diğer yandan haram bir ilişkiye sebep olacak şekilde duygu istismarı yapmak kastıyla tahrik edici tarzda giyinmek ve davranışlarda bulunmak da cennetten mahrumiyete sebep olacaktır. Zira Hz. Peygamber’in (sas) ifadesiyle, "Hayâ imandandır, imanın yeri ise cennettir. Kötü söz insanlara sıkıntı verir, sıkıntının yeri de cehennemdir."

İnsanları cehenneme sürükleyen sebeplerden birisi de dilleriyle söyledikleridir. Peygamberimizin (sas) yakın dostlarından Muâz b. Cebel (ra) şöyle anlatır: "Bir gün, "Ey Allah’ın Resûlü, beni cennete koyacak ve cehennemden uzaklaştıracak bir ameli bana söyle." dedim. Buyurdu ki, "Büyük bir şey sordun ama o, Allah Teâlâ’nın (cc) kolaylaştırdığı kimse için kolaydır. Allah’a (cc) ibadet eder, O’na (cc) hiçbir şeyi ortak koşmazsın, namazı dosdoğru kılar, zekâtı verir, Ramazan orucunu tutar ve Kâbe’yi haccedersin." Sonra da dedi ki, "Sana hayır kapılarını göstereyim mi? Oruç, bir kalkandır. Suyun ateşi söndürdüğü gibi sadaka da günahları söndürür. Geceleyin bir kimsenin namaz kılması da böyledir." Daha sonra, "Onların vücutları (gece namaz kılmak için) yataklarından uzaklaşır, korku ve ümitle Rablerine (cc) dua ederler, kendilerine verdiğimiz rızıklardan hayra harcarlar. Onların yaptıkları amellere mükâfat olarak kendileri için göz aydınlığı olacak nimetlerden neler gizlenmiş olduğunu şimdi kimse bilmez." mealindeki âyetleri okudu. Ondan sonra, "Dinin başını, direğini ve zirvesini sana haber vereyim mi?" buyurdu. "Evet, ey Allah’ın Resûlü." dedim. "Dinin başı teslimiyet, direği namazdır, zirvesi de cihaddır." buyurdu. Ondan sonra da "Bu dediklerimin hepsini kemale erdiren ve tamamlayan şeyin ne olduğunu sana söyleyeyim mi?" diye sordu. "Evet, ey Allah’ın Resûlü." dedim. Mübarek dilini eliyle tutup, "İşte şunu tut." buyurdu. "Ey Allah’ın Resûlü, biz söylediğimiz sözler sebebiyle de mi sorgulanacağız?" dedim. Resûl-i Ekrem (sas), "Annen hasretine yansın ey Muâz! İnsanları yüzükoyun burunları üzerinde sürünerek cehenneme götüren, dilleriyle kazandıkları değil midir? " buyurdu."

Dil ile cehennem arasındaki bağlantı konusunda Hz. Peygamber (sas), "Şüphesiz kul düşüncesizce bir söz söyler. Bu yüzden cehennemde, doğu ile batı arasındaki mesafeden daha uzak bir yere düşer." buyurmuş, ayrıca kötü sözün sıkıntı verip insanları incittiğini, kötü konuşan kimselerin de yerinin cehennem olduğunu bildirmiştir. Benzer şekilde Peygamber Efendimiz (sas), dedikodu yapanların cennete giremeyeceğini de belirtmiştir.

Hz. Peygamber’in (sas) dil ile işlenen günahlarla ilgili uyarıları bunlarla sınırlı kalmamıştır. Bir keresinde ona, "İnsanların cennete girmelerine en fazla sebep olan şeyler nelerdir?" diye sorulmuş, "Allah’tan (cc) sakınmak (takva) ve güzel ahlâktır." buyurmuştur. "İnsanların cehenneme girmelerine en çok sebep olan şeyler nelerdir?" diye sorulduğunda ise Hz. Peygamber (sas), "Ağız/dil ve cinsel organdır." cevabını vermiştir. Allah (cc) tarafından insanlara emanet edilen bu iki organ, Allah’ın (cc) emrine uygun kullanılmadıkları zaman insanı felâkete götürür.

Özü sözü bir, dürüst ve güvenilir bir insan olmamak da cehenneme aday olmak anlamına gelmektedir. Bu konuda Peygamber Efendimiz (sas) şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz, doğruluk (insanı) iyiliğe, iyilik de cennete götürür. Kişi devamlı doğru söyler ve doğruluktan ayrılmazsa Allah (cc) katında ‘doğru/sıddîk’ olarak tescillenir. Yalandan sakının! Çünkü yalan (insanı) kötülüğe, kötülük de cehenneme götürür. Kişi devamlı yalan söyler, yalan peşinde koşarsa Allah (cc) katında ‘yalancı/kezzâb’ olarak tescillenir." Şayet yalan söyleme işi, Hz. Peygamber (sas) adına hadis uydurma şeklinde olursa bunun cezası çok daha ağır olacaktır. Nitekim hadis kaynaklarımızda yer alan, "Her kim benim adıma kasten yalan söylerse cehennemdeki yerine hazırlansın." buyruğu bunu göstermektedir.

Allah’ın (cc) verdiği nimetleri gereğince değerlendirmemek, insanı cehenneme sürükleyen sebeplerden bir başkasıdır. Resûl-i Ekrem (sas) bu konuda şöyle buyurmuştur: "Kıyamet günü âdemoğlu bir kuzu gibi getirilerek Allah’ın (cc) huzurunda durdurulur ve Allah (cc) ona şöyle der: "Sana dünyada mal, mülk ve hizmetçi verdim. Sana nimet ihsan ettim. Sen ne yaptın?" O kişi şöyle cevap verir: "Biriktirdim, artırdım ve hayattayken olandan daha fazlasını arkamda bıraktım. Beni dünyaya geri gönder, onların hepsini sana getireyim." Allah (cc) şöyle buyurur: "Âhiret için hazırlayıp önden gönderdiklerini bana göster." O kişi ikinci kez şöyle der: "Biriktirdim, artırdım ve hayattayken olandan daha fazlasını arkamda bıraktım. Beni dünyaya geri gönder, onların hepsini sana getireyim." Böylece bu kulun âhireti için hiçbir hayır hazırlamadığı anlaşılır ve cehenneme götürülür." Nitekim Kur’an’da da servet biriktirip gereğini yapmayanlara bu servetlerle cehennemde azap edileceği bildirilmiştir.

Hz. Peygamber (sas) zekât görevini yerine getirmeyenlerin cehennemde göreceği azabı ise şöyle tasvir etmiştir: "Altın ve gümüşü olup da bunların hakkını vermeyen hiç kimse yoktur ki kıyamet gününde bu altın ve gümüş, ateşten levhalar hâline dönüştürülüp, cehennem ateşinde kızdırılmak suretiyle yanakları, alnı ve sırtı dağlanmasın... Bu levhalar soğudukça süresi elli bin seneye tekabül eden bir gün boyunca bu azap tekrarlanır. Nihayet kullar arasında hüküm verilir ve kişiye yolunun cennete mi yoksa cehenneme mi çıktığı gösterilir."

Kişiyi cehenneme mecbur eden bir sebep de kul ve kamu hakkına riayet etmemektir. Bir keresinde Hz. Peygamber (sas), "Biliyor musunuz müflis kimdir?" diye sorar. Yanında bulunanlar, "Bizce müflis, parası ve malı olmayan kimsedir." diye cevap verirler. Bunun üzerine Peygamber (sas) şu şekilde açıklamada bulunur: "Asıl müflis, kıyamet gününde kıldığı namaz, tuttuğu oruç ve verdiği zekâtla gelir. Ancak dünyada iken şuna sövmüş, buna iftira atmış, ötekinin malını yemiş, berikinin kanını dökmüş, bir başkasını da dövmüştür. (İhlâl ettiği bu hakların karşılığı olarak) iyiliklerinden alınıp hak sahiplerine verilir. Şayet hesabı görülmeden iyilikleri biterse, mağdur ettiği insanların günahlarından alınarak onun üzerine yüklenir, sonra da cehenneme atılır." Bu bağlamda Kur’an’da da âhirette ameller tartıldığında tartıları hafif gelen kimselerin cehenneme atılacağı bildirilmektedir.

Aynı şekilde başkasının hakkını gasp ederek haksız kazanç sağlamak da cehennemlik bir davranıştır. Hz. Peygamber (sas), "Bir kimse yemin ederek bir Müslüman’ın hakkını elinden alırsa Allah (cc) o kimseye cehennemi kaçınılmaz, cenneti ise haram kılar." buyurmuş, bunun üzerine bir adam, "Eğer o hak, küçük/basit bir şey ise!" deyince Peygamber (sas), "İsterse erak ağacından (misvak için) bir dal parçası olsun." buyurmuştur. Başka bir hadiste de Allah Resûlü (sas), "Kim hakkı olmayan bir şeyi iddia ederse bizden değildir ve o kişi cehennemdeki yerine hazırlansın." buyurmuştur. Yine Allah Resûlü (sas), zorla başkasının malını almak için mücadele ederken ölen kimsenin cehennemlik olduğunu bildirmiş, "Birtakım adamlar Allah’ın (cc) malında haksız olarak tasarruf ederler. İşte onlar için kıyamet gününde ateş vardır." buyurmuştur. Yine bu çerçevede yetim malı yemek de cehenneme götüren bir sebeptir.

Gasp gibi hırsızlık da cehennemle sonuçlanan bir davranıştır. Hz. Peygamber (sas), ganimetten bir giysi çalan Kerkere adlı kişinin ve Hayber Gazvesi’nde ölen bir adamın ganimetten çaldıkları eşyalar sebebiyle cehennemlik olduklarını haber vermiştir.

Diğer taraftan ilmi kötü amaçlar için öğrenmek, kişiyi cehenneme sürükler. Hz. Peygamber (sas), "Kim âlimlere karşı övünmek, cahillerle münakaşa etmek ve halkın teveccühünü kendisine yöneltmek için ilim öğrenirse Allah (cc) o kimseyi cehenneme sokar." buyurmuştur. Benzer şekilde Kur’an âyetleri hakkında bilgisizce konuşan ve hüküm veren kimse için de Hz. Peygamber (sas), "Cehennemdeki yerine hazır olsun." buyurmuştur. Âyetleri etkisiz hâle getirmek için çabalayanların cehennemlik olduğunu Kur’an da haber vermiştir.

Durumu iyi olduğu hâlde dilencilik yapmak da hadislerde kişiyi cehenneme götüren sebepler arasında sıralanmıştır. Hz. Peygamber (sas) şöyle buyurmuştur: "Zengin, güçlü, kuvvetli kimseye dilenmek helâl değildir. Ancak aşırı derecede fakir veya aşırı borçlu olana caizdir. Kim malını artırmak için insanlardan dilenirse kıyamet günü dilenmesinin bir işareti olarak yüzünde tırnak izi yara ve bere olacak ve cehennemden alıp yiyeceği kızgın bir taş olacaktır. Dileyen bu işaretlerini ve yiyeceğini azaltsın, dileyen de çoğaltsın."

Kişiyi cehennemlik kılan bir diğer sebep de diğer canlıların yaşama hakkına tecavüzdür. Nitekim Allah Resûlü (sas), "Bir kadın, hapsederek ölümüne sebep olduğu bir kedi yüzünden azaba uğradı ve bu yüzden cehenneme girdi. Hapsettiğinde kediye bir şeyler yedirip içirmediği gibi, yeryüzündeki haşereleri yemesi için de onu salmamıştı." buyurmuştur.

Kur’an’da cennetlikler ile cehennemlikler arasında yaşanacak olan ilginç bir söyleşi anlatılır. Cennetlikler cehennemliklere ‘Sekar’ adlı cehenneme neden atıldıklarını sorarlar. Onlar, "Biz namaz kılanlardan değildik. Yoksula yedirmezdik. Bâtıla dalanlarla birlikte biz de dalardık. Ceza gününü de yalanlardık. Ve sonunda (bu hâldeyken) bize ölüm gelip çattı." şeklinde cevap verirler.

Hz. Peygamber (sas) ise uzunca bir konuşmasının sonunda cehennemlikleri şöyle taksim eder: "Cehennemlikler beş kısımdır: (Birincisi) Aklını kullanmayan ve zaafları olan kimsedir ki aranızda size tâbi olarak bulunur, aile ve mal konusunda sorumluluk üstlenmez. (İkincisi) Gizlice hırs besleyen hain kimsedir ki kapısını her çalana ihanet eder. (Üçüncüsü) Ailen ve malın konusunda gece gündüz sana tuzak kuran kimsedir. (Dördüncüsü) Cimri veya yalancı kişidir. (Beşincisi ise) Açıkça ahlâksızlık yapan kimsedir."

Sonuç olarak cehennem azabı ile cezalandırılacak kişiler, Allah’ın (cc) haklarına ve kulların haklarına tecavüz edenler şeklinde ikili bir tasnife tâbi tutulabilir. Allah’ın (cc) hakkına saygı göstermeyerek haddi aşmak, kısaca iman yolunu terk edip inkâra sapmak şeklinde özetlenebilir. Kul hakkına riayet etmemek de kişinin gerek kendi varlığına gerekse toplumsal hayatı paylaştığı diğer bütün insanların haklarına hürmet göstermeyerek sınırları ihlâl etmesidir. Kalpleri olup bunlarla doğruyu anlayamayan, gözleri olup bunlarla gerçeği göremeyen, kulakları olup bunlarla hakikati işitemeyen, sonuçta cehennemi hak eden böyle kişiler hakkında Yüce Allah (cc), "Atın cehenneme, (hakka karşı) inatçı, hayrı hep engelleyen, haddi aşan şüpheci her kâfiri! Allah (cc) ile beraber, başka bir ilâh edinen o kimseyi atın şiddetli azabın içine!" buyuracaktır.

Kur’ân-ı Kerîm’de inanan ve güzel amel işleyen kimselere cennet vaad edildiği gibi, kâfir ve günahkâr kimselere de cehennem vaad edilmiştir. Kâfir, münafık ve müşrikler cehennemde ebedî kalacaklardır; orada ölmezler ve azapları hafifletilmez. Tevbe etmeden günahkâr olarak ölen müminler ise cehennemde hataları miktarınca cezalandırılacak ve sonra oradan kurtulup cennete gireceklerdir. İşlenilen çeşitli günahlar sebebiyle Müslümanların cehenneme gireceklerini bildiren hadisler, ‘terhîb’ yani müminleri bu günahlardan sakındırma amacı taşımakta olup, ebediyen sürecek bir cezalandırma anlamı taşımamaktadır.

Nefsin arzu ve isteklerine kendini kaptırıp gününü gün ederek geçici dünya hayatını tercih etmek, insanı, son durağı cehennem olan bir yolun yolcusu olma talihsizliğine sürükler. Zira Peygamber Efendimiz (sas), "Cehennem, nefsin arzu ettiği şeylerle, cennet ise nefsin hoşlanmadığı şeylerle kuşatılmıştır." buyurmuştur. O hâlde inanan insan için sabır ve sebat göstererek cennete uzanan zorlu yolda yürümekten ve nefsine hoş gelse de cehenneme sürükleyen adımlardan ısrarla kaçınmaktan başka çıkar yol yoktur.

Kaynak:

Diyanet Hadislerle İslam
Cehennem: Yakıtı İnsan ve Taş Olan Azap Yeri

Kur'an-ı Kerim'de ve Hadis-i Şerif'lerde cehennem nasıl tasvir edilmiştir?

Abdullah b. Abbâs (ra) şöyle demiştir:

“Güneş tutuldu. Resûlullah (sas) namaz kıldırdı. Sonra, "Bana cehennem gösterildi. Bugünkü kadar kötü ve dehşet verici bir manzarayı ömrümde görmedim!" buyurdu.”

عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبَّاسٍ قَالَ: انْخَسَفَتِ الشَّمْسُ، فَصَلَّى رَسُولُ اللَّهِ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ) ثُمَّ قَالَ: “أُرِيتُ النَّارَ، فَلَمْ أَرَ مَنْظَرًا كَالْيَوْمِ قَطُّ أَفْظَعَ.”

(B431 Buhârî, Salât, 51)

***

عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ)… قَالَ: “لَوْ أَنَّ قَطْرَةً مِنَ الزَّقُّومِ قُطِرَتْ فِى دَارِ الدُّنْيَا لَأَفْسَدَتْ عَلَى أَهْلِ الدُّنْيَا مَعَايِشَهُمْ فَكَيْفَ بِمَنْ يَكُونُ طَعَامُهُ.”

İbn Abbâs'tan (ra) rivayet edildiğine göre, Resûlullah (sas) şöyle buyurmuştur:

“(Cehennemliklerin yiyeceği olan) zakkumun bir damlası dünyaya düşmüş olsaydı dünyadakilerin geçim kaynaklarını mahvederdi. Peki ya yiyeceği zakkum olan nasıl dayanacak!”

(T2585 Tirmizî, Sıfatü cehennem, 4)

***

عَنْ أَبِى سَعِيدٍ الْخُدْرِىِّ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ) قَالَ: “إِنَّ أَدْنَى أَهْلِ النَّارِ عَذَابًا يَنْتَعِلُ بِنَعْلَيْنِ مِنْ نَارٍ يَغْلِى دِمَاغُهُ مِنْ حَرَارَةِ نَعْلَيْهِ.”

Ebû Saîd el-Hudrî'den (ra) nakledildiğine göre, Resûlullah (sas) şöyle buyurmuştur: “Muhakkak cehennemliklerin en hafif azap göreni ateşten iki ayakkabı giyecek, ayakkabılarının hararetinden beyni kaynayacak.”

(M514 Müslim, Îmân, 361)

***

عَنْ عَدِىِّ بْنِ حَاتِمٍ قَالَ: قَالَ النَّبيُّ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ) : “…اتَّقُوا النَّارَ وَلَوْ بِشِقِّ تَمْرَةٍ، فَمَنْ لَمْ يَجِدْ فَبِكَلِمَةٍ طَيِّبَةٍ.”

Adî b. Hâtim"in (ra) naklettiğine göre, Resûlullah (sas) şöyle buyurmuştur:

“Yarım hurmayla bile olsa kendinizi ateşten koruyun. Bunu da bulamayan güzel bir sözle (kendisini ateşten korusun.)”

(B6540 Buhârî, Rikâk, 49)

***

Fâni dünya hayatı sona erdiğinde, herkesin amellerinin karşılığını göreceği kıyamet günü, Allah Teâlâ (cc) cehenneme girecek olan kullarının azap bakımından en hafif olanına şöyle seslenir: "Yeryüzündeki bütün mallar senin olsaydı, bu cezadan kurtulmak için onların hepsini feda eder miydin?" Beklemediği korkunç sonla karşılaşan ve bir kurtuluş çaresi arayan bu kul, "Evet!" diye cevap verir. Bunun üzerine âlemlerin Rabbi (cc), "Halbuki ben, daha dünyaya gönderilmeden  bundan daha kolay olanını senden istemiştim: Bana ortak koşmamanı. Fakat sen yüz çevirdin ve bana ortak koşmakta ısrar ettin." diyerek onu cezasıyla baş başa bırakır.

Âyet ve hadislerde cehennem son derece korkunç manzaralarla, insanın tüylerini ürperten, oldukça canlı tasvirlerle gözler önüne serilmiştir. Şüphesiz, insanın dünyadaki algısından çok uzak olan bu âhiret yurdu, onun anlayabileceği şekilde sunulmuş ve bunun için dünya hayatındaki tecrübeler esas alınmıştır. Resûlullah (sas) ashâbına, "Sizin ateşiniz cehennem ateşinin yetmiş parçasından biridir." buyurmuş, ashâb "Yâ Resûlallah (dünyadaki) bu ateş (azap için) yeterli olurdu!" diye karşılık verince de Allah Resûlü (sas): "Cehennemde bu ateşin üzerine, her biri dünya ateşi sıcaklığında altmış dokuz kat daha ilâve edilmiştir." buyurmuştur. Böylece Efendimiz (sas), dünya ateşine bile dayanamayan insanın bundan daha şiddetli olan cehennem ateşine hiç tahammül edemeyeceğini ifade etmiştir. Bir defasında güneş tutulması sırasında namaz kıldırdıktan sonra ashâbına, "Bana cehennem gösterildi. Bugünkü kadar kötü ve dehşet verici bir manzarayı ömrümde görmedim!" buyurmuştur. Kimi zaman bu tür anlatımlarla, cehennemin ne kadar kötü bir varış yeri olduğu zihinlere iyice yerleştirilmek istenmiş ve insanların atacakları her adımda bu kötü sonu hesaba katmaları hedeflenmiştir.

Cehennem, Allah Resûlü’nün (sas) getirmiş olduğu hidayeti inkâr edenler ve onun gösterdiği dosdoğru yoldan sapan fâsık kimselerin âhiretteki mekânıdır. Bu azgın kimseler, kendilerine gelen apaçık âyetleri dinlemeye bile tahammül edemeyerek küfürde ısrarcı olmaları ve Allah’ın (cc) âyetlerini boşa çıkarmaya çalışmalarına karşılık böylesine kötü bir yerde kalmayı hak etmişlerdir. "Çürümüş hâldeki kemiklere kim hayat verecek!" diyerek kıyamet gününü yalanlamışlar ve alay edercesine, tehdit edildikleri azabın bir an önce gelmesini istemişlerdir. Fakat bu umursamaz ve inkârcı tavırlarının sonucunda, "Tadın azabınızı! İşte bu, sizin acele gelmesini istediğiniz şeydir!" sözünün muhatabı olarak yalanladıkları cehennem hayatına tüm gerçekliğiyle şahit olurlar.

Cehennemi uzaktan gördüklerinde onun korkunç kaynamasını ve uğultusunu duyarlar. Dünyada yaptıklarını hatırlayarak bu azabın içine gireceklerini anlarlar ve kaçacak yer bulamazlar. İşte o zaman kendileri için yedi kapı vardır. Cezalarını çekmek üzere cehenneme bölük bölük sevk edilen inkârcılar kapılara vardıklarında, cehennemi bekleyen melekler onlara, "Size içinizden, Rabbinizin (cc) âyetlerini okuyan ve bugününüze kavuşacağınıza dair sizi uyaran peygamberler gelmedi mi?" diye sorar. "Evet." yanıtını alınca da Allah (cc) tarafından kendilerine verilen her görevi yerine getiren bu sert tabiatlı melekler, "Onu yakalayıp bağlayın. Sonra onu cehenneme atın. Sonra uzunluğu yetmiş arşın olan zincire vurun onu. Çünkü o, azamet sahibi Allah’a (cc) iman etmiyordu." emriyle cehennemlikleri içeri alırlar.

Cehennem, üst üste katlar şeklinde birçok bölümden oluşmuş, oldukça derin, dipsiz bir çukur, etrafı kalın duvarlarla çevrili bir zindandır. Uzaktan bakıldığında kaynaması ve uğuldaması duyulan, yana yana renk değiştirmiş, sonunda siyah ve karanlık bir hâl almış, doymaz bir ateş kaplamıştır her yanını. Bu öylesine doymaz bir ateştir ki ceza görecek kimseler içine atıldığı zaman, "Doydun mu?" diye sorulur da o, "Daha yok mu!" diye cevap verir. Bu muazzam ateşin yakıtı insanlar ve taşlardır. Kızıl develeri andıran, saray büyüklüğünde kıvılcımlar saçan bu ateş, son derece kızgın ve yakıcıdır. Öyle ki Hz. Peygamber (sas) cehennem ateşinin bu kavurucu sıcaklığının dünyadakinden kat kat daha fazla olacağını bildirmiştir.

Cehennem ehli için iliklere işleyen kavurucu rüzgârlar (semûm) ve kaynar sular (hamîm) vardır. Onların gölgeliği, ne serinlik ne de başka bir fayda veren, cehennem ateşinden alınmış, simsiyah bir dumandır. Onlar burada büyük bir azap içerisindedirler. Kendileri için ateşten elbiseler biçilmiştir, gömlekleri ise katrandandır. "Biz toprak olunca yeniden mi yaratılacakmışız?" şeklindeki inkârcı tutumlarına ve hakkı yalanlamalarına karşılık boyunlarına demir halkalar geçirilerek kaynar suda sürüklenir, sonra da ateşe atılırlar. Melekler onların yüzlerine ve sırtlarına vurarak, "Haydi tadın yakıcı azabı! Bu, sizin daha önce yaptıklarınızın karşılığıdır. Yoksa Allah (cc) kullarına zulmedici değildir." diye haykırırlar.

Cehennem ehline, azaplarına denk şekilde açlık sıkıntısı verilir. Bunun üzerine onlar yardım isterler. Kendilerine açlığı gidermeyen ve besleyici de olmayan dikenli, pis kokulu, acı bir bitki (darî’) verilir. Tekrar yiyecek isterler, bu sefer de boğazda tıkanıp kalan bir yiyecek ikram edilir. Sonra dünyada iken böyle boğaza takılan lokmaları su ile geçirdiklerini hatırlarlar ve hemen su isterler. Kendilerine demir çengelli kaynar sular verilir. Erimiş maden kadar sıcak olan bu içecekler, yüzlerine yaklaştırılınca yüzlerini yakıp kavurur, midelerine inince de içlerinde olan her şeyi paramparça eder.

Diğer bir yiyecekleri de cehennemin dibinden çıkan ve tomurcukları şeytanların başı gibi olan zakkum ağacıdır. Azabın bir parçası olan bu yiyeceğin tadı o kadar kötüdür ki Hz. Peygamber (sas), "(Cehennemliklerin yiyeceği olan) zakkumun bir damlası dünyaya düşmüş olsaydı dünyadakilerin geçim kaynaklarını mahvederdi. Peki ya yiyeceği zakkum olan nasıl dayanacak!" buyurmuştur. Bu kötü yiyecekle karınlarını doyuran cehennem ehli, üzerine de kaynar sular içerler. Bu sulardan, kanmak bilmez susamış develerin suya saldırışı gibi içmelerine rağmen susuzlukları geçmez. "İşte bu, onların hesap ve ceza günündeki ziyafetleridir."

Cehennemlikler, içinde bulundukları dehşetli durumdan kurtulmak ümidiyle cehennem bekçilerini çağırırlar. Fakat bekçiler, onların derdine derman olmak yerine, "Elçileriniz size açık delillerle gelmemiş miydi?" diye sorarlar. "Evet." cevabını verdiklerinde ise "Yalvarın! Allah’tan (cc) gelen gerçekleri inkâr edenlerin yalvarması boşunadır!" diyerek onların ümitlerini boşa çıkarırlar. Cehennem ehli bu defa cehennemden sorumlu olan Mâlik isimli meleği çağırarak Allah’tan (cc) kendileri için ölüm hükmünü vermesini ister. Fakat onlar için burada ölüm yoktur, azapları da bir an olsun hafifletilmez. Kaçmak istedikleri her seferde demirden kamçılarla dövülerek ateşin ta ortasına itilirler.

Elleri boyunlarına bağlanmış olarak cehennemin daracık bir yerine atıldıkları zaman orada yok olup gitmeyi isterler. Kendilerine, "Bir kere yok olmayı değil, birçok defa yok olmayı isteyin." denir. Ateşten bir döşeğe yatırılır, yine ateşten örtülere büründürülürler. Kendileriyle birlikte ailelerinin de hüsranına neden olan bu suçluların altlarında ve üstlerinde ateşten katmanlar vardır, etraflarını alevden ve dumandan oluşan duvarlar kuşatmıştır. Ateş onların yüzlerini yalayarak yakar ve ateşin içinde yüz etleri sıyrılmış olarak dişleriyle kalıverirler. Cezanın sona ermesi dileğiyle feryat ederler. Fakat yanıp dökülen derileri, azabı tekrar tatmaları için sürekli yenilenir. Cehennem ateşi ile kaynar sular arasında gider gelirler. Kimi zaman da ‘Zemherîr’ adı verilen şiddetli ve yakıcı soğuklara maruz kalırlar.

İnkâr edenlere, "Allah’ı (cc) bırakıp da tapmakta olduklarınız nerede? Size yardım ediyorlar mı veya kendilerini kurtarabiliyorlar mı?" diye sorulur. İlâh edindikleri putlarla kendilerini aynı ateşin içinde gören kâfirler, kendine bile fayda veremeyen bu âciz putlara dünyada taptıklarına yanıp hayıflanırlar. "Allah’a (cc) andolsun! Biz gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz. Çünkü sizi, âlemlerin Rabbi (cc) ile bir tutuyorduk." derler. Sonra kendilerinin yolunu takip ettikleri önderlerini suçlamaya başlarlar. "Biz size tâbi olmuş kimselerdik. Şimdi şu ateşin bir kısmını üzerimizden kaldırabilir misiniz?" diye yakınırlar ve doğru yoldan sapmalarına neden olan bu öncüler için azabın iki kat olmasını isterler. Bu önderler ise onlara şöyle karşılık verirler: "Biz hepimiz ateşin içindeyiz. Şüphesiz Allah (cc), kulları arasında (böyle) hüküm vermiştir."

Cehennemlikler büyük bir pişmanlık içinde yalvarmaya başlarlar. Dünyadayken Rablerine (cc) karşı nankörlük içerisinde ömür süren bu kullar, "Ey Rabbimiz! Bizi buradan çıkar ki dünyada iken işlemekte olduğumuzdan başka ameller, salih ameller işleyelim." diye yakarır. Fakat kendilerine düşünen kimsenin öğüt alabileceği kadar müddet verilen bu insanlar fırsatı iyi değerlendiremeyerek bu cezaya mahkûm olmuşlardır. Artık hiçbir yardımcıları yoktur.

Şüphesiz bu azap yurdundaki herkes aynı cezayı görmeyecektir. Dünyada işledikleri suçlar nasıl farklı farklıysa, bu azap yurdunda görecekleri cezalar da işledikleri suçlara denk düşecek şekilde derece derece olacaktır. Onlardan kimi ayak bileklerine, kimi dizlerine, kimisi de beline, göğsüne ya da boynuna kadar ateşe gömülür. Peygamberimizin (sas) ifade buyurduğuna göre, azap itibariyle en hafif azap göreni ateşten iki ayakkabı giyer, ayakkabılarının hararetinden beyni kaynar. Bu hâldeyken o, kendisinden daha ağır azabı olan kimsenin olmadığını zanneder.

Öyle kimseler de vardır ki ateşe atılır atılmaz bağırsakları dökülür, değirmen döndüren merkep gibi kendi çevrelerinde dönüp dururlar. Cehennemlikler bunlardan birine, "Senin hâlin nedir? Sen bize dünyada iyiliği emredip kötülükten alıkoymuyor muydun?" diyerek şaşkınlıklarını dile getirirler. Bu kişi, "Ben size iyiliği emreder fakat kendim yapmazdım, sizi kötülükten sakındırdığım hâlde ise onu kendim yapardım." diyerek suçunu itiraf eder.

Topluma faydalı olmaya çalışmayan, altın ve gümüş gibi mallarını biriktiren ve yardımlaşmaya yanaşmayan kimselerin kendilerine sakladıkları malları da cehennem ateşinde kızdırılır. Daha sonra onlara, "İşte bu, kendiniz için biriktirip sakladığınız şeylerdir. Haydi, tadın bakalım, biriktirip sakladıklarınızı!" denilerek kızdırılan mallarıyla bu cimrilerin alınları, böğürleri ve sırtları dağlanır.

Dünya hayatında gösteriş niyetiyle Kur’an okuyan ve amellerinde riyakâr olanlar, ’üzüntü kuyusu’nda bulurlar kendilerini. Bu öyle korkunç bir çukurdur ki cehennemin kendisi dahiher gün yüz kere ondan Allah’a (cc) sığınır. Kendini beğenip büyüklük taslayanlar ise ‘Bûles’ denilen hapishanelere atılırlar. Üzerlerinden ateşler yükselir ve onlar cehennemliklerin kan, irin ve tortularını içerler. Kâfirler ‘Saûd’ isimli ateşten bir dağa tırmanır, ’Veyl’ adında derin bir vadiye bırakılırlar. Ve bütün zorbalar ‘Hebheb’ adındaki vadide birleşirler. Cehennemin en alt tabakasında da mümin göründükleri hâlde kalpleri küfürle dolu olan münafıklar yer alır. Dünyadayken inananlar için, "Bunları dinleri aldatmış" diyen bu kulların kendileri aldanmış ve hiç beklemedikleri o acıklı azabın en şiddetli yerine lâyık görülmüşlerdir.

Cehenneme atılanların bir kısmı burada ebedî değildirler. Allah’ın (cc) birliğine inanan, O’na (cc) hiçbir ortak koşmayan, ama amelleri yüzünden cehenneme düşen bu kullar, alınlarındaki secde izinden tanınırlar. Zira Allah (cc), cehennem ateşine secde izini haram kılmıştır. Onlar, bir süre azap çektikten sonra bulundukları yerden kapkara olarak çıkarılırlar. Üzerlerine dökülen hayat suyuyla, âdeta sel birikintisinin içinde canlanıp filizlenen tohumlar gibi bedenlerine can gelen bu müminler, içinde ebedî kalmak üzere cennete konulurlar. Öyle ki kalbinde buğday tanesi kadar iman bulunan hiç kimse cehennemde kalmaz. Fakat cennete girdiklerinde de cehennemden geldikleri herkes tarafından bilinir.

Kur’ân-ı Kerîm’de ve hadislerde cehennem azabının dünyadaki hâliyle insan aklını aşan o korkunç şiddeti ve dehşeti, insanın algı düzeyine indirgenerek ayrıntılı tasvirlerle anlatılmıştır. Böylece Allah Teâlâ (cc) kullarına, hak yoldan ayrılıp küfürde ısrar etmeleri hâlinde kendilerini nasıl acıklı bir sonun beklediğini henüz dünyadayken bildirmiştir. İman eden kullarına da bu korkunç azabı hatırlatarak kendilerini ve ailelerini günahlardan korumalarını istemiş, onlara dünyanın imtihan yeri olduğunu akıllarından çıkarmamaları gerektiğini ifade etmiştir. Hz. Peygamber (sas) de cehenneme götürecek fiillerden uzak durmalarını ashâbına her fırsatta söylemiştir. Onlara, Kur’an’dan bir sûre öğretir gibi cehennemden korunmaya dair dualar öğretmiş ve "Yarım hurmayla bile olsa kendinizi ateşten koruyun. Bunu da bulamayan güzel bir sözle (kendisini ateşten korusun.)" tavsiyesinde bulunmuştur. Akrabaları olan Kureyş boylarını ve hatta kızı Hz. Fâtıma’yı (ra) da cehennem ateşinden korunmaya teşvik eden Peygamber Efendimiz (sas), bu ateşe girdikleri takdirde onlara bir faydasının olmayacağını hatırlatmıştır. Nitekim geçmiş ve gelecek günahları bağışlanmış olmasına rağmen çoğu zaman bizzat kendisi de cehennem azabından koruması için Allah’a (cc) dua etmiştir.

Cehennem, Allah Teâlâ’nın (cc) doğru yoldan sapan kullarına hazırladığı azap yeridir. Her şeyi kuşatan rahmetiyle bilinen Yüce Allah’ın (cc) gazabı da bir o kadar şiddetlidir. Bu gazabını tüm dehşetiyle cehenneme giren kullarına gösterecek, onlara hayal bile edemeyecekleri acılar tattıracaktır. Dünyadayken durumu ne kadar kötü olursa olsun ölmeyi aklından bile geçirmeyen insanoğlu, eziyetlerle dolu cehennem hayatından kurtulmak için ölümü tek çare olarak görecek ve ölümüne hükmedilmesi için yalvaracaktır. Fakat bu, beklenmeyen bir son değildir. İnsana düşünebilmesi ve doğru yolu bulması için akıl verilmiş, hidayet rehberi olan kitaplar ve elçiler gönderilmiştir. İnsan bütün bu yardımcıların önderliğinde Allah’ın (cc) ipine sımsıkı sarılmalı, O’na asla ortak koşmamalı, inandıktan sonra da kendisini bu tehlikeye düşmekten korumaya dikkat etmelidir. Zira bu korkunç sondan onu kurtaracak olan ne dünyada kazandığı malları, ne yakınları ne de çocuklarıdır. Yalnızca imanı ve salih amelleridir.

Kaynak:

Diyanet Hadislerle İslam

RAŞiT TUNCA

BAŞAĞAÇLI RAŞiT TUNCA
Raşit Tunca

FORUMUMUZDA
Dini Bilgiler...
Kültürel Bilgiler...
PNG&JPG&GiF Resimler...
Biyografiler...
Tasavvufi Vaaz Sohbetler...
Peygamberler Tarihi...
Siyeri Nebi
PSP&PSD Grafik

BOARD KISAYOLLARI

ALLAH

Allah



BAYRAK

TC.Bayrak



WEB-TUNCA


Radyo Karoglan

Foruma Misafir Olarak Gir


Forumda Neler Var


Karoglan-Raşit Tunca - Dini - islami - Dini Resim - FIKIH - Kuran - Sünnet - Tasavvuf - BAYRAK - Milli - Eğlence - PNG - JPEG - GIF - WebButtons - Vaaz - Sohbet - Siyeri Nebi - Evliyalar - Güzel Sözler - Atatürk - Karoglan Hoca - Dini Bilgi - Radyo index - Sanal Dergi




GALATASARAY

G A L A T A S A R A Y


FENERBAHÇE


F E N E R B A H C E


BEŞiKTAŞ

B E Ş i K T A Ş


TRABZONSPOR

T R A B Z O N S P O R


MiLLi TAKIM

M i L L i T A K I M


ETKiNLiKLERiMiZ


“Peygamberimiz Buyurdular ki Birbirinize Temiz ağız ile Dua edin. Bizde Sayfamızı ziyaret edenlerin ve bu bölümü ziyaret edenlerin kendilerinin Ruhaniyetine, geçmişlerinin Ruhuna Yasin Okuyup hediye ediyoruz Tıkla, ya sende oku yada okunmuş Yasinlerden Nasibini Al”
(Raşit Tunca)



MEVLANA'DAN

“ Kula Bela Gelmez Hak Yazmadıkca, Hak Bela Yazmaz Kul Azmadıkca, Hak intikamını, Kulunun Eliyle Alır da, Bilmiyenler Kul Yaptı Sanır."
(Hz. Mevlana)