MUHAMMED

Muhammed


BAYRAK

TC.Bayrak



Welcome, Guest
You have to register before you can post on our site.

Username
  

Password
  





Forum Statistics
Members:» Members: 7
Latest member:» Latest member: Muhammed
Forum threads:» Forum threads: 5,258
Forum posts:» Forum posts: 5,849

Full Statistics Full Statistics

DOWNLOADEN


“Downloaden Bölümümüzden BEDAVA Grafik Paketleri,E-Kitaplar ve Bedava Bilgisayar Programlarını Tek TIKLA BEDAVA indirebilirsiniz”
(Raşit Tunca)




AYET

“Yeryüzüne muhakkak benim iyi kullarım varis olacaktır”
ENBİYA Suresi 105


FELSEFEMiZ

“ iSLAM OKUMAK YAZMAK YADA ÇiZMEK DEĞiLDiR, Yahutta O Hadis şöyle, Bu Ayette böyle diyor Diye Papağanlıkda Değildir. islam Kuranı ve sünneti HAYATINA TATBiK edip, Onunla Yaşayabilmekdir”
(Karoglan Raşit Tunca Sözü)


Raşit Tunca Sözü

“Yüzme bilmek Denizden çıkmana fayda vermez, taaki yüzme biliyorsan, denizedee düştüysen, ellerini, kollarını, ayaklarını çırpacaksın, ve birde tutuncak dal bulacak, tutunup çıkacaksın. ilimde böyledir, bir ilmi bilmek fayda etmez, taaki, onu hayatında tatbik edesiye, Dinde böyledir, din bilmek imanını kurtarmaz, taaki, ne zaman, bildiğin öğrendiğin dinini hayatında tatbik edip, yaşadın, o zaman belki kurtulursun.”
(Karoglan Raşit Tunca Sözü)

GÜZEL SÖZ

“ Bazen Hata Yapıvermek, Doğruyu bulmanın ilk Basamağıdır.
(Başağaçlı Raşit Tunca Sözü)



Herkesin sirti yüklüymüs

Delilerin-velilerin çok olduğu o eski zamanlardan birinde,
DELİNİN biri camiye girer,belli ki namaz kılacak..
Ama oturmaz, meraklı ve şaşkın gözlerle etrafı süzer-dolanır..
Bir oraya, bir buraya her köşeye dikkatlice bakar ve hızla çıkar gider..

Az sonra sırtında bağlanmış odunlarla tekrar gelir camiye ve tam namaza başlamak üzere olan cemaatle birlikte saf tutar..
Ama sırtındaki odunlarla güç bela bitirir namazını.

Eğilip kalktıkça yere düşen odunlar, çıkardığı ses vs. derken, tabii cemaat de rahatsız olmuştur bu durumdan..
Nihayet biter namaz, bitmesine ama her kafadan bir ses çıkar..
Herkes kıpırdanmaya, adama söylenmeye başlamıştır bile..
İmama kadar ulaşır sesler, hafiften tartışmalar..

İmam aynı mahalleden, bilir az çok garibin halini, şefkatle yaklaşır meczubun yanına ve der ki:

“Oğlum böyle namaz mı olur, sırtında odunlarla, sen ne yaptın?
Hem kendini hem de çevreni rahatsız ettin bak, bir daha namaz kılmaya yüksüz gel olur mu?”

Bunu duyan meczub melül-mahzun, ama manalı bir bakışla sorar

“Âdetiniz böyle değil mi?”

“Ne âdeti?!” der Hoca..

Cemaat da toplanmış, merak ve şaşkınlıkla olayı izlemektedir o sıra..

Der ki meczub bu kez:

“Hocam ben namaz kılmak için girdim camiye, şöyle kendime uygun bir yer ararken içeridekilere baktım, gördüm ki herkesin sırtında bir şeyler var. Zannettim ki adet böyledir, ben de şu odunları yüklendim geldim işte, neden kızıyorsun? Kızacaksan herkese kız, tek bana değil!

Hoca şaşırır: “Benim sırtımda da mı var?” der..

“Evet” der meczub, “Hepinizin sırtı yüklü!”..

Cemaatte ise hafiften “deli işte!” manasına,bıyık altından gülüşmeler başlamıştır..

Meczub bu kez öne atılır ve tek tek cemaati işaret ederek, saf bir çocukça, heyecanla bağırır:

“Bak bunun sırtında mavi gözlü bir çocuk, bunda kocaman bir elma ağacı vardı..

Bunda kırık bir kapı, bunda bir tencere yemek, bunda kızarmış tavuk, şunun sırtında yeşil gözlü esmer bir hatun, bununkinde de yaşlı annesi vardı!..”

Sonra iki elini yanlarına salar başını sallar ve umutsuzca;

“ Boş yok, boş yok hiç!..diye tekrarlar.

O böyle söyleyince, herkes dehşet içinde şaşkınlıkla birbirinin yüzüne bakar!

Aynen doğrudur dedikleri çünkü;
Kimi doğacak çocuğunu düşünüyordur namazda,
kimi bahçesindeki meyve ağaçlarını,
biri onaracağı kapıyı,
diğeri lokantasında pişireceği yemeği..
Biri açtır aklında yiyeceği tavuk,
birinin sırtında sevdiği kadın,
diğerinde de bakıma muhtaç annesi vardır.

“Peki söyle bakalım bende ne vardı?” der, bu kez endişeyle Hoca..

O da der ki:
“Zaten en çok da sana şaştım hoca! Sırtında kocaman bir inek vardı!

Meğerse efendim, hocanın ineği hastaymış, “öldü mü ölecek mi?” diye düşünürmüş namazda..

“Harâbât ehlini hor görme sakın, defineye mâlik viraneler var.”

Bildirince bildiren, yüreği olan görüyor elbet..

Ya işte böyle Bu kadardır hikaye..

Bize düşen ibret almak..
Allah i Görmeyi Sevmenin Fazileti

Haris bin Ebi Evfanin Hiristiyan bir Komşusu vardi.
Hiristiyan bir gün hastalanip ölüm döşegine düşdü.Harise onun ziyaretine gitmişdi.Haris hiristiyan komşusuna:
- Müslüman ol , Cennete girmeni sana garanti ederim. Cünkü cennetin benzeri yoktur, cennetde şöyle sifatda huriler var, şöyle sifatda köşkler var dedi.
Hiristiyan
-Ben daha üstününü isterim, dedi
- Sen müslüman ol, Ben sana cennetde Allah i görmeni garanti ederim.dedi
- işde şimdi müslüman olurum, cünkü Allahi görmekten üstün şey yokdur ,dedi ve müslüman oldu.
öldügünden bir müddet sonra, Harise onu rüyasinda gördü ve ona sordu:
-Sen felan degilmisin
-Evet felanim, dedi.
- Allah sana nasıl muamele etdi diye sordu.
-Ruhum bedenimden ayrildigi vakit, Allah onu arşa götürdü ve bana "Beni görmege olan şevkinden dolayi iman etdin, Bende sana rizami ve Cemalimi nasip etdim." Buyurdu, dedi
Harisde:
- Allahu Tealanin sana olan inam ve ihsanina hamdü senalar olsun, dedi.  
Hüküm ve Hakimligin Ceşitleri


ibrahim as. zamaninda hüküm vermek ateşe verilmişdi ve hakli olan elini ateşe sokarsa onu yakmazdi haksiz olan sokarsa onu yakardi buna göre hüküm verilirdi.



Musa aleyhisselam dönemindede asaya verilmişdi hüküm. hakli olana tuttugunda haraket etmez, haksiz olana tuttugunda hareket ederdi.



Süleyman aleyhiselam zamaninda da hüküm rüzgara verilmişdi hakli olani etkilemez haksizi yukari kaldirirdi.



Zülkarneyn aleyhiselam dönemindede suya verilmişdi


Davud aleyhisselam döneminde bir zincire verilmişdi hakli olan ona ulaşabilir haksiz olan ulaşamazdi.

Peygamberimiz döneminde ise Yemin Delil ve şahit ibraz etmekle hüküm verildi.
Salihlerin ibadeti


sam bin Yusuf, Hatem El-Esam in meclisine gelip, ona bir hususta itiraz etmek ister ve Hateme

--Ya Abdurrahman, sen namazi nasil kiliyorsun? diye sorar. Hatem,yüzünü isama cevirerek şöyle cevap verir:

--Namaz vakti geldigi zaman kalkip bir zahiri abdest bir batini abdest alirim.Bunun üzerine isam:

--Batini abdest nasil alinir? der. Hatemde şöyle der:

--Zahiri abdest ile yikanmasi gereken azalari su ile yikayip alirim,Batini abdest ile de azalarimi yedi şey ile yikarim.Tevbe etmek, pişman olmak, dünya sevgisini terk etmek, kin ve hasedi terk etmekle. Böylece abdest aldiktan sonra mescide giderim, tüm azalarimla kibleye dönerim, kabeyi görürüm, ümitle korku arasinda namaza dururum.Namazda iken Allah in beni gördügünü, sagimda cennetin, solumda cehennemin, arkamda ölüm meleginin bulundugunu görürüm. Kendimi sanki sirat köprüsünde sanarak bu kildigim namaza son namazimdir derim. sonra niyyet edip tekbir alirim. tefekkürle okurum,tevazu ile ruku eder, icten aglayip niyaz etmekle, secde ederim.Ümitle oturup dualari okurum ve ihlasla selam veririm,işte otuz senden beri benim kildigim namaz böyledir.

Bunlara cevaben isam bunu senden başkasi yapamaz der.
II.Abdülhamid'in Duası

   Necip Fazıl Kısakürek'in hazırlamış oldugu Ulu Hakan II Abdülhamit Han adlı kitabında geçen dua

   Allahım helal etmiyorum!
   Şahsımı değil, milletimi bu hale getirenlere, hakkımı helal etmiyorum!
   Beni, benim için lif lif yolsalar, cımbız cımbız zerrelerimi koparsalar, sarayımı yaksalar, hanümanımı, hanedanımı söndürseler, çoluğumu gözümün önünde parçalasalar helal ederdim de Sevgili’nin (Salallahu Aleyhi ve Sellem) yolunda yürüdüğüm için beni bu hale getiren ve milletimi ateşe atan insanlara hakkımı helal etmem!

   Allahım!
   Mukaddes isimlerine kurban olduğum Allahım!

   Ya Âdil!
   Bana “Kızıl Sultan” adını takan ve devrilmem için ellerinden geleni yapan Ermenileri, şimdi beni devirenlere parçalatıyorsun!
   Bu cellatları da, kim bilir, kimlere parçalatacaksın?..

   Fakat yâ Rahman!..
   Adaletinle tecelli edersen hepimiz kül oluruz!
   Bize acı!
   Resûlünün, Sevgilinin, Kainatın Efendisinin nurunu kaydeder gibi olduğu için bu hale gelen millete, rahmetinle, fazlınla, lütfunla tecelli et!

   Yâ Kâdir!
   Kundaktaki yavruyu gagasına almış, kaçıran leş kuşunu düşürüp çocuğu kurtarmak ancak senin kudretine sığabilir.
   Leş kuşlarının gagasında kundak çocuğuna dönen milletimi kurtar Allahım!

   Ya Ma’bud !..
   Ömrümde tek vakit farz namazı kaçırdığımı hatırlamıyorum!
   Ama tek vakit namazım olduğunu iddiaya da nefsimde kuvvet bulamıyorum!..
   Huzurunda eğileceğime kaskatı kalıyorum ve duada ruh teslim edeceğime yatağımda kıvranıyorum!
   Sana kulluk gösteremeyen bu kulunu affet Allahım!
   Eğer, yılları tesbih dizisince süren hükümdarlığımda Seni bir kere anabildim, Resûlüne bir an bağlanabildimse, duamı, o bir kere ve bir an yüzü suyu hürmetine kabul et!

   Yâ Sübhan!
   Şu titrek elleri, Kıyamet gününde sana
   “Ümmetim, ümmetim!”
   diye yalvaracak olan Habibinin eteğinde, şimdi
   “Milletim, milletim!”
   diye dilenen bu ihtiyarın duasını geri çevirme!
   Milletimi evvelâ “Ba’sü ba’de’l-mevtsiz” bir ölümle yok etmeye götüren sahte kurtarıcılar ve sahte kurtuluşlardan kurtar; ve ona bir gün gelecek kurtarıcıları, gerçek kurtuluşu nasib eyle!..
   Benim artık bu dünya gözüyle görebileceğim hiçbir saadet ümidim kalmadı.
   Bari felâketi olsun bana daha fazla gösterme Allahım!
   Ayakta duramaz, haldeyim!
   Vadem ne gün dolacak Allahım?..

   Necip Fazıl Kısakürek
   (Ulu Hakan II.Abdülhamid Han)


   Kaynak:NETPANO.COM ÖZEL
Kur'an Fransa'dan kuvvetli ise ben ne yapayım ?

   Cezayir’in istilasından yüz sene geçtikten sonra bir Fransız hakimi Cezayir’de şunları söylüyor: “Müslümanları yenebilmemiz için Kur’an’ı ellerinden almalı ve kalplerinden söküp atmalıyız!”

   Bu ve buna benzer konuşmalar ve mesajlar neticesinde alınan kararlar, Fransa’da garip uygulamalara sebep oldu. Cezayirli Müslüman gençlerin kalbinden Kur’an’ı Kerim'i, hayatlarından da tesirlerini kaldırmak için çalışmalara başladılar.

   Pilot bir çalışma olarak Cezayir’den on tane Müslüman genç kızı alarak Fransa’ya getirdiler. Onları Fransız okullarına kaydettiler. Fransız elbiseleri giydirdiler. Fransızca’yı öğretip kültürlerini de iyice telkin ettiler. Artık bu Müslüman kızlar, her şeyleriyle Fransız’a benzemişlerdi.

   Aradan on sene kadar bir zaman geçtikten sonra, bu Müslüman kızların her şeyleriyle Fransızlaştıklarını ve bu konuda uyguladıkları metodla ne kadar başarılı olduklarını herkese göstermek için büyük ve geniş katılımlı bir tören düzenlediler.

   Bu törene; bakanlar, üst düzey bürokratlar, gazeteciler, Fransızların bu politikasını destekleyen yabancı diplomatlar ve daha pek çok kimse davet edildi. Ancak törenin daha başında davetliler, hiç beklemedikleri bir sürpriz ile karşılaştılar.

   Çünkü gözler tam sahneye çevrilip, heyecanlı bir sessizlik ortalığı kaplamıştı ki, her şeyleriyle Fransızlaştıkları söylenen Cezayirli Müslüman kızlar, kendi inançları doğrultusundaki İslâmî kıyafetleriyle salona girivermişlerdi.
   Bir anda salon, hayret nidaları, çığlıklar, gürültüler, bağrışmalarla doldu. Bazıları ayağa fırlayıp feryad ediyordu.

   - Fransa, yüz küsür senedir Cezayir’de ne yaptı?

   Fransa’nın müstemlekeler bakanı Lachost, perişan bir şekilde ayağa kalkıp çaresizlik içinde şu cevabı verdi:

   - KUR’AN FRANSA’DAN DAHA KUVVETLİ İSE BEN NE YAPAYIM?!


Âdem aleyhisselâma gelen üç hediye Akıl.. Haya..İman..

Cebrâil aleyhisselâm, aklı, hayâyı ve îmânı Âdem aleyhisselâma getirip dedi ki: "Yâ Âdem! Allahü teâlâ sana selâm ediyor. Getirdiğim şu üç hediyeden birini kabul etmeni emir buyurdu."

Allahü teâlâ kime akıl verirse, hayâ ile îmân da onunla beraber bulunur. Aklı olmayanın ne hayâsı ne de îmânı bulunur. Şöyle ki:

Cebrâil aleyhisselâm, aklı, hayâyı ve îmânı Âdem aleyhisselâma getirip dedi ki:

- Yâ Âdem! Allahü teâlâ sana selâm ediyor. Getirdiğim şu üç hediyeden birini kabul etmeni emir buyurdu.

Âdem aleyhisselâm:

- Getirdiğin bu üç hediyeden aklı kabul ediyorum, deyip aklı aldı.

Bunun üzerine Cebrâil aleyhisselâm îmân ile hayâya:

- Siz gidebilirsiniz, dedi.

Îman:

- Allahü teâlâ bana emreyledi ki, akıl nerede ise, sen orada ol! Bunun için ben akıldan ayrılıp gidemem!

Hayâ da:

- Allahü teâlâ bana da aynı şekilde emreyledi. Ben de, akıldan ayrılıp gidemem, dedi.


Hifa Hatun ( radıyallahü anha )


Kadın sahâbîlerden. Medine-i Münevvere’de güzelliği ve ahlâkı ile meşhûrdu. Tevekkül sahibi kazaya rızâ gösteren ve Hazreti Resûlullah’a çok bağlı olup, her sözünü dinlerdi. Âhireti çok düşünüp, hiç aklından çıkarmazdı. Hep ahirete hazırlanıp, ona yarar ameller işlemeye çalışırdı. Hifâ Hatun, bir gün Peygamber efendimizin huzûruna gelerek, “Ey Allah’ın Resûlü! Bana beni Cennet’e götürecek bir iş (amel) öğret” dedi. Bu arzu ve isteği üzerine Resûlullah ( aleyhisselâm ) “Önce bir erkekle evlenmen lâzımdır. Bununla dînin yarısını emniyete alırsın.” buyurdu. Bu emir üzerine; “Ey Allah’ın Resûlü! Küfvüm, (dengim) kim olabilir? Bana Habeşistan hükümdârı Melik Necâşî evlenme teklifinde bulundu. Fakat, ben onun bu teklifini kabûl etmeyip, geri çevirdim. Hatta yüz deve ile birçok zînetler veren de oldu. Onu da kabûl etmedim. Bu gün ise ahirette kurtuluşun evlenmekte olduğunu buyuruyorsunuz.

Yâ Resûlallah! Siz kimi beğenip, uygun görürseniz, ben ona râzıyım” dedi. Resûlullah ( aleyhisselâm ), Hîfâ Hatun’a Eshâbından kimin ismini verirse, diğerlerinin ümidsiz olacağını anlayıp, “Mescide en evvel kim gelirse, onunla evlen.” buyurdu. Sahâbîlerin hepsi bu duruma râzı oldu. Allahü teâlâ, onlara (Eshâba) öyle bir uyku verdi ki, hiçbir sahabî erken uyanamadı. Resûlullah ( aleyhisselâm ) önce kimin geleceğini merakla bekliyordu. Birdenbire Süheyb ( radıyallahü anh ) göründü. Süheyb, kimsesi olmayan, fakîr, rengi siyaha yakın, görünüşü güzel olmayan, uzun boylu, zaif ve çelimsiz, ince yapılı bir sahabîydi. Hifâ Hâtun ise, son derece güzel ve zengindi. Resûlullah (s.a.v) namazdan sonra Hifâ Hatun’u ( radıyallahü anha ), çağırarak durumu bildirdi. Hifa ( radıyallahü anha ) Allahü teâlâ’nın kazasına râzı olduğunu, Hazreti Resûlullah’a arz etti. Resûlullah (s.a.v) bu durum üzerine hutbe okudu. Nikah akdi yapıldı ve; “Ey Süheyb! Kalk bu hanımın için bir şey al. Hanımının elinden tut, evine götür.” buyurdu. Süheyb ( radıyallahü anh ); “Ya Resûlallah! Dünyalık olarak yanımda ne bir dirhem gümüşüm, ne de içinde yatacak ve barınacak bir evim var. Benim evim mesciddir.” Dedi. Bunları işiten Hifâ Hâtun (radıyallahü anha), Süheyb’e ( radıyallahü anh ) onbin dirhem gümüşlük bir kese göndererek, filanca yerdeki hazır konağı da O’na hediye ettiğini bildirdi. Süheyb’in kendisini götürmesini istedi.

Resûlullah (s.a.v) onlara çok duâ etti. Eshâb-ı Kirâm da, Hifâ Hatun’un bu hareketini çok övüp, Allahü teâlâ’ya hamd ettiler. Süheyb ve Hifâ Hâtun kalkıp, konağa gittiler. Yemekten sonra, yatma vaktinde, Hifâ hatun ( radıyallahü anha ) “Ey Süheyb! İyi bil ki, ben sana ni’metim, sen bana mihnetsin (sıkıntı veren). Sen bu ni’mete şükür, ben bu mihnete sabır için, gel, bu geceyi ibadet ve tâatle geçirelim. Sen şükür ediciler, ben de sabr ediciler sevâbına kavuşalım. Çünkü Resûlullah (s.a.v) “Cennet’te yüksek çardak vardır. Burada yalnız şükr edenler ve sabr edenler bulunur” buyurdu, dedi.

Zifaf gecesi ikisi de Allahü teâlâ’ya karşı ibâdet ve tâatta bulundular. Süheyb ( radıyallahü anh ), Mescide geldi. Cebrâil (a.s) geceki durumdan Hazreti Resûlullah’ı haberdar etti. Cennet ve Cemâl-i ilahi ile müjde verdi. Resûlullah (s.a.v); “Ey Süheyb, gece ki halinizi, sen mi anlatırsın, ben mi söyleyeyim?” buyurunca Süheyb ( radıyallahü anh ) yâ Resûlullah siz söyleyiniz dedi. Peygamber efendimiz (s.a.v) “Siz Cennetliksiniz ve Allahü teâlâyı göreceksiniz.” müjdesini verdi. Süheyb ( radıyallahü anh ) sevincinden ve Allahü teâlâyı görmek ve O’na kavuşmak aşkından secdeye kapanarak şöyle duâ etti; “Ya Rabbi! Eğer beni mağfiret ettiysen, günahlara bulaşmadan rûhumu al.” Dedi. Allahü teâlâ, O’nun bu duâsını kabûl ederek, secdede rûhunu aldı. Eshâb-ı Kirâm bu duruma ağladı. Resûlullah ( aleyhisselâm ), “Daha şaşılacak şey Hifâ’nın da bu anda rûhunu Hakka teslim etmiş olmasıdır.”buyurdu. Her ikisinin de namazını kılarak yanyana defn ettiler. Başları ucuna iki tahta diktiler. Tahtanın birine; “Bu Allahü teâlâ’nın ni’metine şükr edenin kabridir.” Diğerini de; “Bu Allahü teâlâ’nın mihnetine sabr edenin kabridir.” diye yazdılar. Eshâb-ı kirâm’ın Allahü teâlâ’ya karşı aşkları ve Resûlullah’a (s.a.v) karşı bağlılıkları bu kadar kuvvetliydi.

Hifâ Hatun’un tevekkülü, kazaya rızâsı ve sabrı asırlardır anlatılıp, herkes tarafından sevilip, imrenilmesine rağmen nesebi ve başka hayat hikâyesi bilinmemektedir. O gönüllerde taht kuran bir sultandı.


Hz. Musa ve Çoban’ın Duası

” Hazreti Musa, bir gün bir başına dağları dolanırken, uzaktan yoksul ve yanlız bir çoban gördü. Çoban dizüstü çökmüş, ellerini semaya açıp dua etmekteydi. Bu durum hz. Musa’nın çok hoşuna gitti, ama yaklaşıpta çobanın duasını duyunca şaşırdı.

Çoban Rab’ine şöyle yalvarıyordu:

Kurban olduğum Allah ‘ım. Seni ne kadar severim, bir bilsen. ne istersen yaparım, yeter ki Sen iste. Sürüdeki en yağlı koyunu kes desen, gözümü kırpmadan keserim Sen’in için. Koyun kavurması güzeldirAllah ‘ım, kuyruk yağını da alır pilavına katarsın, tadına yenmez olur.

Hz. Musa duaya kulak kabartarak çobana yaklaştı.

Çoban Duasına devam ediyordu:

*** Yeter ki Sen dile, ayaklarını yıkarım. Kulaklarını temizler, bitlerini ayıklarım. Ne kadar çok severim ben Sen’i. Sana çok hayranım.

Duydukları karşısında hz. Musa öfekeden küplere bindi, bağıra çağıra kesti çobanbın duasını:

Hz. Musa:

—- Sus, seni cahil adam! Ne yaptığını sanırsın?Allah pilav yer mi? Allah’ın ayakları mı var yıkayasın? Böyle dua olur mu? Külliyen günaha giriyorsun. Derhal tövbe et!

Çoban, Hz. Musa’dan azarı işitince kulaklarına kadar kızardı, utancından yerin dibine girdi. Bir daha böyle kendi kafasına göre dua etmiyeceğine gözyaşları içinde yeminler etti. o gün akşama kadar hz. Musa çobanın yanında durup ona temel duaları ezberletti.Sonra “Allah benden razı olur, iyi iş yaptım” diye düşünerek yoluna devam etti.

Hz. Musa o gece bir ses işitti, seselenen Rab idi:

**** “. Ey Musa! sen bugün ne yaptın? sen ayırmaya mı geldin buluşturmaya mı? Şu garip çobanı azarladın. Onun bana ne kadar yakın olduğunu anlayamadın. Ağzından çıkan lafı bilmese de, O çoban inancında samimi idi. kalbi temiz, niyeti halisti.

Biz kelimelere bakmayız, Niyete bakarız! kelemlere bakacak olsak yeryüyünde insan kalmazdı!

Biz çobandan razıydık. başkasına medih olan söz sana zemdir. Ona bal olan sana zehirdir. Sen işittiklerini inkar ve küfür saydın ama bilsen ki bir kabahati varsa bile, ne tatlı kabahattır onun ki”

Musa hatasını anlatı ertesi gün çobanın yanına gitti çoban duaya durmuştu yine, Ama dünkü heyecanından, samimiyetinden eser yoktu. Öğretildiği gibi yakarmaya gayret gösterdiğinden, aman bir yanlış laf etmiyeyim diye takılıyor, kekeliyor, terliyordu.

Hz. Musa, çobana ettiğinden pişman olup sırtını okşadı ve dediki:

” Ey dost, ben hatalıyım, ne olur affet. Bildiğin gibi dua et.Allah nazarında böylesi daha kıymetlidir..

RAŞiT TUNCA

BAŞAĞAÇLI RAŞiT TUNCA
Raşit Tunca

FORUMUMUZDA
Dini Bilgiler...
Kültürel Bilgiler...
PNG&JPG&GiF Resimler...
Biyografiler...
Tasavvufi Vaaz Sohbetler...
Peygamberler Tarihi...
Siyeri Nebi
PSP&PSD Grafik

BOARD KISAYOLLARI

ALLAH

Allah



BAYRAK

TC.Bayrak



WEB-TUNCA


Radyo Karoglan

Foruma Misafir Olarak Gir


Forumda Neler Var


Karoglan-Raşit Tunca - Dini - islami - Dini Resim - FIKIH - Kuran - Sünnet - Tasavvuf - BAYRAK - Milli - Eğlence - PNG - JPEG - GIF - WebButtons - Vaaz - Sohbet - Siyeri Nebi - Evliyalar - Güzel Sözler - Atatürk - Karoglan Hoca - Dini Bilgi - Radyo index - Sanal Dergi




GALATASARAY

G A L A T A S A R A Y


FENERBAHÇE


F E N E R B A H C E


BEŞiKTAŞ

B E Ş i K T A Ş


TRABZONSPOR

T R A B Z O N S P O R


MiLLi TAKIM

M i L L i T A K I M


ETKiNLiKLERiMiZ


“Peygamberimiz Buyurdular ki Birbirinize Temiz ağız ile Dua edin. Bizde Sayfamızı ziyaret edenlerin ve bu bölümü ziyaret edenlerin kendilerinin Ruhaniyetine, geçmişlerinin Ruhuna Yasin Okuyup hediye ediyoruz Tıkla, ya sende oku yada okunmuş Yasinlerden Nasibini Al”
(Raşit Tunca)



MEVLANA'DAN

“ Kula Bela Gelmez Hak Yazmadıkca, Hak Bela Yazmaz Kul Azmadıkca, Hak intikamını, Kulunun Eliyle Alır da, Bilmiyenler Kul Yaptı Sanır."
(Hz. Mevlana)