MUHAMMED

Muhammed


BAYRAK

TC.Bayrak



Welcome, Guest
You have to register before you can post on our site.

Username
  

Password
  





Forum Statistics
Members:» Members: 7
Latest member:» Latest member: Muhammed
Forum threads:» Forum threads: 5,258
Forum posts:» Forum posts: 5,849

Full Statistics Full Statistics

DOWNLOADEN


“Downloaden Bölümümüzden BEDAVA Grafik Paketleri,E-Kitaplar ve Bedava Bilgisayar Programlarını Tek TIKLA BEDAVA indirebilirsiniz”
(Raşit Tunca)




AYET

“Yeryüzüne muhakkak benim iyi kullarım varis olacaktır”
ENBİYA Suresi 105


FELSEFEMiZ

“ iSLAM OKUMAK YAZMAK YADA ÇiZMEK DEĞiLDiR, Yahutta O Hadis şöyle, Bu Ayette böyle diyor Diye Papağanlıkda Değildir. islam Kuranı ve sünneti HAYATINA TATBiK edip, Onunla Yaşayabilmekdir”
(Karoglan Raşit Tunca Sözü)


Raşit Tunca Sözü

“Yüzme bilmek Denizden çıkmana fayda vermez, taaki yüzme biliyorsan, denizedee düştüysen, ellerini, kollarını, ayaklarını çırpacaksın, ve birde tutuncak dal bulacak, tutunup çıkacaksın. ilimde böyledir, bir ilmi bilmek fayda etmez, taaki, onu hayatında tatbik edesiye, Dinde böyledir, din bilmek imanını kurtarmaz, taaki, ne zaman, bildiğin öğrendiğin dinini hayatında tatbik edip, yaşadın, o zaman belki kurtulursun.”
(Karoglan Raşit Tunca Sözü)

GÜZEL SÖZ

“ Bazen Hata Yapıvermek, Doğruyu bulmanın ilk Basamağıdır.
(Başağaçlı Raşit Tunca Sözü)



Eshab-ı Kehf'in isimleri

Sual: Eshab-ı Kehfin isimleri nasıldır?
CEVAP
Bu mübarek kimselerin isimleri, Yemliha, Mekselina, Mislina, Mernuş, Debernuş, Şazenuş, Kefeştatayyuş ve köpekleri Kıtmir’dir.

Sual: Tarlamızın mahsulünün bol olması için ne yapmak gerekir?
CEVAP
Ziraat tekniğinin bildirdiği usulleri tatbik etmelidir. Ayrıca tarlaya bereket gelmesi için, mahsulün uşrunu vermeli, sonra Eshabı Kehfin isimleri dört kağıda yazılıp, ayrı ayrı sarıldıktan sonra, tarlanın ayak basmayan dört köşesine gömmelidir. Eshab-ı Kehfin isimleri yazılı kağıdı evinde, üstünde bulundurmak da bereket verir. (Fevaid-i Osmaniyye)
Kırk günün önemi nedir?

Sual: Bir çok duanın kırk gün okunması bildiriliyor. Kırk günün önemi nedir?
CEVAP
Kırk sayısı, çoğunluğu bildiren işlerde asgari en büyük sayıdır. Bir duayı çok okumak istenirse, en az kırk kere okumalıdır.

Beş vakit namaz, sünnetleri ile beraber kırk rekattır. Fatiha, beş vakit namazın, her rekatında okunur. Böylece, her gün en az, kırk kere okunur.

Tırnak kesmek, koltuk, kasık temizlemeyi kırk günden fazla geciktirmek günah olur. Müslüman olan akrabayı ziyaret etmeli, kırk günü geçirmemelidir. (Seadet-i Ebediyye)

Kırk gün sabah namazının sünneti ile farzı arasında kırk bir kere Fatiha okunur. Besmelenin sonundaki Mimi Fatihanın Lam harfi ile birlikte okunur. [Yani (Rahimilhamdü) denir.] Sonra yapılan dua kabul olur. Suya üfleyip hasta veya büyülenmiş kimseye içirilirse, [eceli gelmemiş olan hasta] şifa bulur ve büyü çözülür. (Tefsir-i Azizi)

Kur'an-ı kerimi kırk günde bir hatmetmek, müstehaptır. (Şir’a)

Kırk sayısı ile ilgili hadis-i şeriflerden bazıları şu mealdedir:
(Her gece kırk âyet okuyan gafillerden yazılmaz.) [Beyheki]

(Kırk kişi bir cemaattir. Bir ölüye dua ederlerse Allahü teâlâ, o ölüyü affeder.) [Buhari]

(Şirkten uzak kırk mümin, bir müslümanın cenaze namazını kılarsa, Allahü teâlâ, muhakkak o müminlerin dualarını kabul ederek, o ölüyü affeder.) [Müslim, Ebu Davud]

(Kırk gün içinde bir ilim sohbetinde bulunmayan kimsenin kalbi kararır. Büyük günah işlemeye başlar. Çünkü ilim kalbe hayat verir. İlimsiz ibadet olmaz. İlimsiz ibadetin faydası olmaz!) [Hazanet-ür-rivayat, Müjdeci Mek.]

(Bir âlim, bir şehirden gelip geçse, onun ayak basmasının hürmetine, oradaki kabristandan kırk gün azap kaldırılır.) [R.Nasıhin]

(Kırk gün ihlasla İslamiyet’e uyanın kalbini Allahü teâlâ hikmetle doldurur.) [Ebu Nuaym]

(Kırk gün helal yiyenin kalbini Allahü teâlâ nur ile doldurur. Kalbine, nehirler gibi hikmet akıtır. Dünya sevgisini, kalbinden giderir.) [Ebu Nuaym]

(Lohusa kadın kırk gün geçtiği halde, kan devam ederse, artık özürlü sayılır.) [Hakim]

(Kırk gün sabah namazının ilk tekbirine yetişene iki berat yazılır: Cehennemden kurtuluş beratı ile münafıklıktan eminlik beratı.) [Ebu-ş-şeyh]

(İlk tekbire yetişerek, kırk gün cemaatle beş vakit namaz kılana Cennet vacip olur.) [Ebu Ya’la]

(Aldığı gıda maddelerini, pahalanınca satmak için, kırk gün saklayan, hepsini fakirlere parasız dağıtsa, günahını ödeyemez.) [Deylemi]

(Fal baktıran, falcıya inanmasa da, kırk gün namazı kabul olmaz.) [Müslim]

(Bir lokma haram yiyenin, kırk gün duası kabul olmaz.) [Taberani]

(Haktan bâtılı veya hidayetten dalaleti red için, ilimden bir konu öğrenmek niyetiyle evinden çıkan kimse, bir âbidin kırk yıllık ibadeti gibi ecir alır.) [Deylemi]

([Kırklar denilen] Ebdaller kırk kişidir. Bunların bereketi ile düşmana galip gelirsiniz ve beladan kurtulursunuz.) [İbni Asakir]

(Yeryüzünde her zaman kırk [evliya] bulunur. Her biri İbrahim aleyhisselam gibi bereketlidir. Bunların bereketi ile yağmur yağar.) [Taberani]

(Her Peygamber Süleyman aleyhisselamdan kırk yıl önce Cennete girer. Fakir de, zenginlerden, sâlihler de diğerlerinden kırk yıl önce Cennete girer.) [Taberani]

(Hazret-i İsa, yer yüzüne inince kırk yıl yaşayacaktır.) [İ. Ahmed]

(Allah için kırk gün nöbet tutanın, bütün günahları temizlenir.) [Taberani]

(Komşuluk dört taraftan kırk evdir.) [İ. Hibban]

(Allahü teâlânın rızası için, helali ve haramı açıklayan, kırk hadisi ümmetime bildiren, âlim olarak haşr olur.) [Ebu Nuaym] (İslam âlimleri, buna uymak için, (Kırk hadis) ismi ile hadis kitapları yazmışlardır.)

(Allah için hicret edenler, diğerlerinden kırk yıl önce Cennete girer.) [Taberani]

(Bir âmâyı elinden tutup kırk adım götürene Cennet vacip olur.) [Taberani]

(Altın ve gümüşün zekatı kırkta birdir.) [Tirmizi]

(Cenazeyi kırk adım taşıyanın kırk büyük günahı af olur.) [İ.Asakir]

(Bir hasta, la ilahe illa ente sübhaneke inni küntü minezzâlimin kırk defa okursa, şehit olarak vefat eder. Şifa bulursa, günahları af olur.) (Necat-ül-musalli)

(Kırk yaşını geçtiği halde hayırlı işleri [sevapları], kötü işlerinden [günahlarından] ziyade olmayan kişi, Cehenneme hazırlansın.) [İ.Gazali]

(Kırk yaşına girdiği halde, günahlarına tevbe etmeyenin yüzünü şeytan sıvazlayıp, "Bu artık iflah olmaz" der.) [İ. Gazali]

(Şarap içenin namazı kırk gün kabul olmaz.) [Tirmizi, Nesai]

(Namazı kabul olmaz) demek, namazı boşa gider demek değildir. Namaz borcundan kurtulur, namaz kılmakla kavuşacağı büyük sevaptan mahrum kalır demektir. Namaz kılanın, günahları bırakması kolaylaşır. İçki içen de namaza devam etmelidir.

İmanla ölmek için şu duayı günde kırk kere okumalıdır:
(Ya hayyü ya kayyum ya zelcelali vel ikram, ya la ilahe illa ente.)
Kırk defa kabul olmuş hac sevabı veren dua

Kırk defa kabul olmuş hac sevabı

Sual: İbrahim aleyhisselamın okuduğu bir dua varmış. Kim okursa kırk kere hac etmiş sevabı alıyormuş. O dua hangisidir?
CEVAP
İbrahim aleyhisselam, (Elhamdü lillahi kable külli ehad, vel hamdü lillahi bade külli ehad, el hamdü lillahi ala külli hâl) diye dua edince, Hak teâlâ, (Ya Cebrail, dostuma selam söyle! O üç kelamı üç defa söyledi, ben azimüşşan da, ona kırk defa kabul olunmuş nafile hac sevabını verdim. Bu duayı okuyan her Müslümana da, aynı sevabı ihsan ederim) buyurdu. (Miftahül cenne)

Elhamdü lillahi kable külli ehad = Her şeyden önce Allahü teâlâya hamd ederim.
El hamdü lillahi bade külli ehad = Her şeyden sonra Allahü teâlâya hamd ederim.
El hamdü lillahi ala külli hâl = Her halükârda Allahü teâlâya hamd ederim.
Muska taşımak

Sual: Dua okuyup üflemek ve üzerinde muska taşımak hurafe midir?
CEVAP
Hayır, hurafe değildir. Bu konuda kitaplarımızdaki bilgiler şöyledir:
Âyet-i kerimeyi ve Resulullah’tan gelen duaları okuyup üflemek, bunları üzerinde taşımak caizdir ve inanıp güvenen kimseye fayda verir. (Seadet-i Ebediyye)

Kocasının sevmesi ve kendisine eziyet etmemesi için, bir kadına, Kuran-ı kerimden ve Selef-i salihinin bildirdikleri dualardan muska yazmak, karşılık olarak bir şey istememek şartıyla caizdir. Ne olduğu bilinmeyen şeyleri yazmak, okumak ve kendisine okutmak, bunları muska yapmak haramdır. (Fetava-yı hadisiyye)

Âyet-i kerime ve dua yazılı muskayı muşamba, naylon gibi su geçirmez şeylere sarılı olarak cünübün bile taşıması ve helâya girmesi caizdir. (Halebi, Dürr-ül-muhtar)

Hastanın ve hayvan sokanın, şifa için Kuran-ı kerim okuması veya kâğıda yazıp muska olarak taşıması yahut tas içinde ıslatıp bu suyu içmesi, bu suyla ağrıyan yeri yıkaması caizdir. Meşru olan meşhur dualarla muska yapmak ve üzerinde taşımak caizdir. (Hindiyye)

Eshab-ı kiramdan Übeyyübni Ka’b radıyallahü anh diyor ki:
Resulullahın yanında oturuyordum. Bir köylü geldi. Kardeşinin ağır hasta olduğunu söyledi. (Hastalığı nedir?) diye sorulunca, cin çarpması dedi. Resulullah, (Kardeşini buraya getir) buyurdu. Kardeşi gelip oturdu. Resulullah [âyât-ı hırz olarak bilinen] âyetleri okuyup hastaya üfledi. Hemen iyi olup, kalktı. (Beyheki, Hakim)

Ne olduğu bilinmeyen yazılar bulunan muska, elbette taşınmaz; fakat dinimizin bildirdiği duaları, âyet-i kerimeleri okuyup üflemekte ve muska şeklinde taşımakta hiçbir mahzur yoktur. Mesela, (âyât-ı hırz) okumak ve üzerinde taşımak çok faydalıdır. Üstünde taşıyanı sihirden, büyüden, nazar değmesinden korur. Muradı hâsıl olur. (İslam Ahlakı)

Âyât-ı hırz sitemizde vardır. Ulaşmak için buraya tıklayınız. Buradan okunabilir ve çıktı alıp muska şekline getirilebilir. Muska halinde temin etme imkânı da mevcuttur.

Büyü yapmak
Sual: Bir kadının, kocasının kendisini sevmesi için, büyü yaptırması caiz midir?
CEVAP
Cami-üs-sagîr'de, (Bu haramdır, helâl değildir) denilmiştir. (Hindiyye)

Kocasının sevmesi ve kendisine eziyet etmemesi için, bir kadına, karşılığında bir şey istemeden, Kur'an-ı kerimden ve Selef-i salihinin bildirdikleri dualardan muska yazmak caizdir. (Seadet-i Ebediyye)

Kâfire muska
Sual: Kâfire muska yazmak caiz olur mu?
CEVAP
Muskanın faydasına inansa bile, kâfire âyet-i kerimeyle, mübarek isimlerle muska yazmak caiz olmaz. Haram olur. (Fetava-i fıkhiyye)

Üçgen ve dörtgen muska
Sual: Muskanın üçgen veya dörtgen şeklinde yapılmasının bir mahzuru var mı?
CEVAP
Hayır, mahzuru yoktur. Önemli olan, muskanın katlanış şekli değil, içindeki duaların doğru olmasıdır.
Allah şaşırtmasın demek

Sual: (Allah şaşırtmasın) diye dua etmek yanlış değil mi? Allah bizim kötülüğümüzü isteyip de niye şaşırtsın ki? Böyle söylemek Allah’a suizan olmaz mı?
CEVAP
(Allah şaşırtmasın!) duasının benzerleri Kur’an-ı kerimde ve hadis-i şeriflerde vardır. Güzel bir duadır. Cehenneme atan da Odur. Günahsız, suçsuz insanı Cehenneme atmaz ki! Cehenneme müstahak olanı atar. Bunun manası, (Ya Rabbî, beni Cehenneme müstahak olanlardan eyleme!) demektir. Hayrın da şerrin de yaratıcısı Allahü teâlâ olduğu için, (Bizi kâfir etme, bizi Cehenneme atma!) diye dua ediyoruz. Bir âyet-i kerimede (Allah, dilediğini saptırır) buyuruluyor. (Rad 27)

Kur’an-ı kerimdeki bazı duaların mealleri: Ey Rabbimiz, kalblerimizi kaydırma! [Bizi sapıtma!] (Âl-i İmran 8) Kıyamette bizi rezil rüsva etme! (Âl-i İmran 194) Unuttuğum şeyden dolayı beni suçlama ve bu işimden dolayı bana bir güçlük çıkarma! (Kehf 73) Kabirden kalkıldığı gün beni mahcup etme! (Şuara 87)

Bu konuda birkaç hadis-i şerif meali de şöyle: (Ey Allah’ım, kabir ehlinin ecrinden bizi mahrum etme ve onlardan sonra bizi fitneye uğratma!) [İbni Mace]

(Ya Rabbî, bana azap etme!) [Deylemî]

Her şeyi yapan Allahü teâlâ için, Peygamber efendimiz, (Ya Rabbî, kabrimi ibadet edilen put hâline getirme!) diye dua etmiştir. (Abdürrezzak)

Allahü teâlâ herkese, layık olduğunu verir, kimseye zerre kadar zulmetmez. Bir âyet-i kerime meali de şöyledir: (Allahü teâlâ, kullarına zulmetmez, haksızlık etmez. Onları azaba sürükleyen, çirkin işleridir. Böylece kendilerine zulmediyorlar.) [Nahl 33]

Demek ki, şaşıran kimse, çirkin ameli sayesinde şaşırıyor.
IV. ÖDÜNÇ ALIP-VERME

Ödünç, para veya bir malı, daha sonra aynısını geri almak üzere başkasına vermektir.

Ayet ve hadislerde “borç alıp verme” teşvik edilmektedir. Bakara suresi 245, Mâide suresi 12, Müminûn suresi 20, Hadîd suresi 11 ve 18, Teğâbün suresi 17. ayetlerde “güzel borç vermek” (karz-ı hasen) ifadesi teşvik edilmektedir. Özellikle Bakara suresinin 282. ayetinde borç alışverişinde takip edilmesi öngörülen usûller detaylı bir şekilde dile getirilmektedir.

Peygamberimiz şöyle buyurmuştur:

مَا مِنْ مُسْلِمٍ يُقْرِضُ مُسْلِمًا قَرْضًا مَرَّتَيْنِ إِلاَّ كَانَ كَصَدَقَتِهَا مَرَّةً

“Bir Müslümana bir şeyi iki defa ödünç olarak veren kimse o şeyi bir defa sadaka olarak vermiş gibi sevab kazanır.”381

“Mirac ettirildiğim gece cennetin kapısı üzerinde, “sadaka on misli sevabla karşılanır. Borç ise on sekiz misli sevab ile karşılanır” yazılı olduğunu gördüm.

Cebrail’e,

—Ödünç vermenin sadakadan üstün olmasının sebebi nedir, diye sordum. Cebrail,

—Çünkü dilenci, yanında olduğu hâlde dilenir. Hâlbuki borç isteyen kimse ancak muhtaç olduğu için borçlanır, dedi.382

Muhtaç olan bir kimsenin borçlanması mubah, ihtiyacı olana borç vermek ise mendubdur ve sadaka vermiş gibi sevabı vardır.

Peygamberimiz şöyle buyurmuştur:

“Kim bir Müminin dünya üzüntülerinden birini giderip ferahlandırırsa, Allah da onun kıyamet gününe ait üzüntülerinden birini giderir.

Kim, eli dar olan borçluya kolaylık gösterirse, Allah da dünya ve ahirette ona kolaylık gösterir.

Kim bir Müslümanın ayıbını örterse, Allah da dünya ve ahirette onun ayıbını örter.

Bir kimse din kardeşine yardımda bulundukça Allah da ona yardım eder.”383

A) Ödünç Olarak Alınıp Verilebilen Mallar

Ödünç alıp vermek, ölçülen ve tartılan eşya gibi misli (bir benzeri) olan şeylerde olur. Akar (gayr-i menkul) ve hayvan gibi misli olmayan birbirinden farklı şeylerde caiz değildir. Bunlar emanet olarak, misli değil aynı iade edilmek üzere alınıp verilir.

Ödünç veren kimse bunu Allah rızası için yapmalı, bir şeye karşılık olmamalıdır. Ödünç verene, verdiği borç karşılığında sağladığı şartlı menfaat haramdır, çünkü faiz olur.

Mesela, “Sana şu kadar borç veririm. Sen borcunu ödeyinceye kadar ben de senin evinde meccanen otururum” gibi veya “Sana yüz lira borç veririm. Sen bana yüz on lira olarak ödersin” gibi. Böyle verilen borçla sağlanan bu menfaat helal değildir.

Ancak borç verilirken böyle bir şart koşulmaz ve o yörede böyle bir gelenek de olmaz ise borçlu kendisine yapılan iyiliğe karşılık olmak üzere, cins, tartı, ölçü veya miktar itibarıyla aldığından daha iyisini ve fazlasını verebilir, borç veren de bunu alabilir. Çünkü bu bir iyilikten ibarettir. Ancak her iki tarafın bunu şart koşmamış olmaları lazımdır. Nitekim Peygamberimiz,

فَإِنَّ خَيْرَ عِبَادِ اللَّهِ أَحْسَنُهُمْ قَضَاءً

“Allah’ın kullarının en hayırlısı, borcunu en iyi ödeyenleridir”384 buyurmuşlardır.

Cabir (ra.) de,

“Peygamberimizde alacağım vardı, bana onu ödedi ve fazla da verdi”385 demiştir.

Borç olarak alınan ve değeri itibari olan kâğıt paranın zamanla değeri artar veya eksilirse Ebû Hanîfe’ye göre mislini ödemek yeterli olur.

İmam Ebû Yûsuf’a göre ise borç verildiği zamanki kıymetini ödemesi gerekir.386

Günümüzde bazı ülkelerde para eşya karşısında değer kaybetmekte ve gün geçtikçe satın alma gücü azalmaktadır. Bu sebeple bir kimseye borç olarak verdiğimiz yüz lirayı bize bir yıl sonra ödeyecek olsa ve bu bir yıl içinde para yüzde kırk değer kaybetse, verdiğimiz yüz lira satın alma gücünün yüzde kırkını kaybetmiş olarak bize iade edilmiş ve biz zarara uğramış oluyoruz. Hâlbuki dinimizde başkasına zarar vermek ve başkası yüzünden zarar görmek yoktur.

Böyle olunca, hem borç alıp verme işini zorlaştırmamak ve hem de borç vererek iyilik yapmış olan kimseyi zarara uğratmamak için İmam Ebû Yûsuf’un içtihadına uyularak, borç ödenirken, paranın borçlanma zamanındaki değerinin (satın alma gücünün) dikkate alınması ve ayrıca tarafların helalleşmeleri uygun olur.

Kaynak

Diyanet islam ilmihali
II. HAYVAN KESİMİ

Eti yenen kara hayvanlarının helal olmaları için, usûlüne uygun olarak kesilmeleri gerekir.

Hayvan kesimi iki türlüdür

a) Normal Kesim: Evcil bir hayvanı usûlüne uygun olarak boğazından kesmektir.

b) Zorunlu Kesim: Normal kesimin mümkün olmadığı yerde zorunlu kesime başvurulur. Kaçmış bir evcil hayvan yakalanamıyor veya kuyuya düşüp oradan canlı çıkarılması mümkün olmuyorsa av aletiyle vurulur ve böylece kesilmiş sayılır.

A) Hayvanı Kesmeye Ehil Olanlar

Aşağıda yazılı nitelikleri taşıyan kimselerin kestiği helal olur:

1. Müslüman olmak.

2. Ehl-i kitap olmak. Ehl-i Kitap, Peygamberlerden ve semavi kitaplardan birine inanmış olan kimselere denir. Yahudi ve Hıristiyanlar gibi...

Bunların zımni, yani bir İslam ülkesinde yaşamış olmalarıyla, kendi ülkelerinde olmaları arasında bir fark yoktur.

Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmuştur:

“Kendilerine kitap verilen (Yahudi, Hıristiyan vb.’nin) yiyeceği (yani kestiği) size helaldir, sizin yiyeceğiniz (yani kestiğiniz) de onlara helaldir.”368

Ancak, hayvanı keserken Hıristiyanların, Mesih’in, Yahudi’lerin de Üzeyir’in adını andıkları bilinirse, o takdirde kestikleri helal olmaz. Çünkü Kur’an-ı Kerim’de Mâide suresinin üçüncü ayetinde eti haram kılınanlar sayılırken, “Allah’tan başkası adına boğazlanan” buyrulmuş, bunların etlerinin de haram olduğu bildirilmiştir.

Putperestlerle ateşe tapan Mecusilerin ve besmeleyi kasten terk edenlerin kestikleri helal olmaz.

3. Akıllı olmak: Ergenlik çağına gelmiş olma şart değildir. Mümeyyiz olan yani yaptığını ve söylediğini bilen çocuğun kestiği helaldir. Mümeyyiz olmayan çocuk ile delinin ve sarhoşun kestiği ise helal değildir.369

Hayvan kesmeye ehil olanların erkekleri ile kadınları, temiz olanlarla cünüp veya hayız olanlar, gözü görenle âmâ olanlar arasında —kesimin caiz ve kesilen hayvan etinin helal olması açısından— bir fark yoktur. Yani hepsinin kestiği yenir.

B) Hayvanı Kesmenin Şartları

1. Besmele çekmek, “بِسْمِ اللّٰهِ اَللّٰهُ اَكْبَرُ = Bismillahi Allâhu Ekber” deyip kesime başlamaktır. Besmele kasten terk edilirse kesilen hayvanın eti yenmez. Ancak besmelenin unutularak terk edilmesi zarar vermez.370

2. Yemek ve nefes boruları ile iki şah damarının veya yemek ve nefes borularıyla iki şah damardan birinin kesilmesi.

Bu dört organın yarısı veya daha azı, mesela yalnız şah damarları veya yalnız nefes borusu ile yemek borusu veya bunlardan yalnız birisi kesilirse helal olmaz.371

C) Hayvanı Kesmenin Sünnetleri

1. Besmele ile birlikte tekbir getirmek, yani “Bismillahi Allâhu Ekber” demek.

2. Hayvanın ve kesenin kıbleye dönmesi.

3. Hayvanın kıbleye karşı sol tarafı üzerine incitilmeden yatırılması.
4. Deveyi ayakta, boğazın göğse bitiştiği yerden, diğer hayvanları ise boğazın çeneye yakın yerinden kesmek.

5. Yemek ve nefes boruları ile kan damarlarının tamamını kesmek.

6. Önceden bıçağı bileyerek keskin hâle getirmek.

D) Hayvan Kesmenin Mekruhları

Hayvanı kıbleden çevirmek, başı vücuttan ayırmak, hayvanı kesileceği yere sürüyerek götürmek, hayvanı yatırdıktan sonra gözü önünde bıçağı bilemek, başka bir hayvanın gözü önünde kesmek, hayvanın canı iyice çıkmadan derisini yüzmeye başlamak, hayvanı boyun tarafından kesmek ve damarları kestikten sonra bıçağı kemik içindeki sinire ulaştırmak suretiyle hayvana eziyet etmek mekruhtur.

E) Hayvanı Kesmenin Usûlü

Büyük ve keskin bir bıçak hazırlanır. Hayvan incitilmeden kesilecek yere götürülür. Devenin dışındakiler kıbleye karşı sol tarafları üzerine yatırılır. Kolaylık olması için üç ayağı da bağlanır. Sonra kesecek olan “بِسْمِ اللّٰهِ اَللّٰهُ اَكْبَرُ = Bismillahi Allâhu Ekber” der ve ara vermeden, yemek ve nefes borularıyla iki şah damarını keser. Canının iyice çıkması için bir süre bekler, sonra derisini yüzer.

Kesim acısını duymasın diye elektro şokla bayıltıldıktan sonra kesilen hayvan, henüz ölmeden usûlüne uygun olarak kesilirse eti yenir, öldükten sonra kesilecek olursa yenmez.

Başına tabanca sıkılarak kesilen hayvan da bunun gibidir. Başına tabanca sıkıldıktan sonra ölmeden önce kesilirse eti yenir, öldükten sonra kesilirse yenmez.

Kesilen bir hayvanın karnından çıkan yavru,

a) Ölü ise eti yenmez.

b) Hayvan kesildikten sonra yavru canlı doğar ve ölmeden önce kesilecek olursa helal olur.

c) Hayvan kesildikten sonra yavru ölmüş olarak bulunursa yenmez. Çünkü annesinin kesilmesiyle yavru kesilmiş sayılmaz. Kesilebilmesi için de canlı olması gerekir.372

F) Eti Yenen ve Yenmeyen Hayvanlar

1. Yalnız Suda Yaşayan Hayvanlar

Suda yaşayan hayvanlardan, yalnız balık türü helal, diğerleri ise haramdır. Hanefi dışındaki mezheplerde, yalnız suda yaşayan her türlü hayvan mubahtır. Ancak suda kendiliğinden ölüp su üzerinde sırt üstü ölü olarak yatmış bulunan balık yenmez.

2. Yalnız Karada Yaşayan Hayvanlar

Bunlar üç kısımdır:

Birincisi: Çekirge, sinek, karınca, örümcek, arı, akrep ve zehirli diğer haşereler gibi, hiç kanı olmayan hayvanlar.

Bunlardan çekirge hariç, diğerleri helal değildir. Çünkü bunlar insan tabiatının tiksindiği yaratıklardır.

İkincisi: Yılan, keler, kene, bit ve fare gibi yer haşereleri, kirpi, yabani fare ve benzeri akıcı kanı olmayan hayvanlar.

Bunlar, zehirli oldukları, insan tabiatının kendilerinden tiksinmesi ve Peygamberimiz tarafından öldürülmeleri emredildiği için yenmeleri haramdır. Nitekim Peygamberimiz,

“Fasık olan beş şey vardır ki bunlar mikat dışında da Harem’de de öldürülürler: Yılan, alaca karga, fare, kuduz köpek ve çaylak.” buyurmuştur.373

Üçüncüsü: Akıcı kanı olan hayvanlardır. Bunlar da evcil ve yabani olmak üzere iki kısımdır.

Evcil olanlardan, deve, sığır, manda, koyun, keçi, tavuk, kaz, ördek, güvercin, helaldir.

Katır ile eşeğin eti haramdır. Atın eti ise helal olmakla birlikte mekruhtur. Sebebi, bu hayvan binek vasıtası olduğu ve savaşta kullanıldığı içindir.374

Köpek ve samurun eti haramdır.

Yabani olanlara gelince, bunlardan,

Kesici dişleri olan ve başkalarına saldıran yırtıcı hayvanlar, (aslan, kaplan, kurt, ayı, fil, maymun, pars ve çakal gibi.) Avlanmak için pençelerini kullanan kuşlar, (şahin, doğan, kartal, akbaba vb.) gibi hayvanların etleri haramdır.

Kesici dişleri ve yırtıcı pençeleri olan bu hayvanların dışında kalan yabani hayvanlardan geyik, yabani sığır, yabani eşek gibi, bunların eti helaldir.

Tavşanın eti helaldir. Bunun gibi, yabani kuşlardan yırtıcı pençeleri olmayan güvercin, bütün türleri ile serçeler, turna ve benzerleri de helaldir.

3. Hem Suda Hem Karada Yaşayan Hayvanlar

Kurbağa, kaplumbağa, yengeç, yılan, timsah, su köpeği ve benzeri hayvanlar ile yılan helal değildir.

Eti yenen ve usûlüne göre kesilmesi gereken hayvanlardan,

Boğularak ölen, bir âletle vurularak ölen, yüksek bir yerden düşerek ölen, başka bir hayvan tarafından boynuzlanarak öldürülen hayvanlar yenmez.

G) Hayvanın Yenmeyen Organları

Koyun ve sığır gibi eti yenen hayvanların yenmeyen organları şunlardır: Akan kanı, sidik torbası, tenasül organı, yumurtaları, öd kesesi, bezeleri.

Usûlüne göre kesilen bir tavuk, tüylerini yolmak için bağırsakları çıkarılmadan kaynar suya atıldığı takdirde, kaynar su etin içine nüfuz edecek kadar tavuk suda kalırsa temiz olmaz. Eğer su, kaynama derecesinde değilse veya kaynar suyun harareti derinin yüzeyine varıp tüyleri kolayca çıkacak kadar az bir süre bırakılırsa tavuk
eti üç defa yıkamakla temiz olur.

Pislik yiyen hayvanların süt ve etlerini yemek mekruhtur. Bu durumda olan tavuk üç gün, koyun ve keçi dört gün, sığır ve deve on gün hapsedilerek yemlenirse kerahet kalkar.

Kaynak

Diyanet islam ilmihali
HELALLER ve HARAMLAR

I. HELALLER VE HARAMLAR


Helal: Dinen, yapılması ve yiyilip içilmesi yasak olmayan şey demektir.

Haram: Dinen, yapılması ve yiyilip içilmesi kesin olarak yasaklanmış olan şeye denir.

Buna göre bir şey helal ise haram değildir, haram ise helal olamaz.

Allah Teala’nın yarattığı her şeyde asıl olan helal ve mubah olmaktır. Haram olduğu bildirilenlerden başka hiçbir şey haram değildir.

Haram olan şeyler sayılı ve sınırlı olup bunun dışında kalanlar helaldir.

Allah Teala, iyi, temiz ve insan sağlığına yararlı olan şeyleri helal, kötü, pis ve zararlı olan şeyleri de haram kılmıştır.

Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmuştur:

يَسْـَٔلُونَكَ مَاذَآ اُحِلَّ لَهُمْۜ قُلْ اُحِلَّ لَكُمُ الطَّيِّبَاتُ

“Kendileri için nelerin helal kılındığını sana soruyorlar, de ki bütün iyi ve temiz şeyler size helal kılınmıştır.”316

Allah’ın helal kıldıklarını helal, haram olarak bildirdiklerini de haram kabul etmek gerekir.

Allah’ın helal kıldığı şeylere haram, haram olarak bildirdiklerini helal kabul etmek dinden çıkmaya sebeptir.

Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmuştur:

يَآ اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا لَا تُحَرِّمُوا طَيِّبَاتِ مَآ اَحَلَّ اللّٰهُ لَكُمْ وَلَا تَعْتَدُواۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ الْمُعْتَدٖينَ

“Ey Müminler, Allah’ın size helal kıldığı iyi ve temiz şeyleri haram kılmayın. Aşırı gitmeyin. Allah, aşırı gidenleri sevmez.”317

وَلَا تَقُولُوا لِمَا تَصِفُ اَلْسِنَتُكُمُ الْكَذِبَ هٰذَا حَلَالٌ وَهٰذَا حَرَامٌ لِتَفْتَرُوا عَلَى اللّٰهِ الْكَذِبَۜ اِنَّ الَّذٖينَ يَفْتَرُونَ عَلَى اللّٰهِ الْكَذِبَ لَا يُفْلِحُونَ

“Dillerinizin yalan olarak nitelediği şeyler hakkında ‘Bu helaldir, bu da haramdır’ demeyin. Çünkü (böyle söylediğinizde) Allah’a karşı yalan uyduruyorsunuz. Kuşkusuz Allah’a karşı yalan uyduranlar kurtuluşa eremezler.”318

A) Haramın Çeşitleri

Aslı haram olan şeye “Haram liaynihi” denir. Domuz eti ve şarap gibi.

Aslı itibariyle helal olup niteliği itibariyle haram olan şeye de “Haram ligayrihi” denir. Çalıntı mal gibi.

Mesela: Çalınan bir koyun veya ekmek, aslında helaldir. Ancak başkasına ait oldukları ve sahibinin izni olmadan alındıkları için haram olmuşlardır.

1. Helal ve Haram Kılan Allah’tır

Bir şeyi helal yapan da haram kılan da Allah’tır. O, hiç kimseye haram kılma yetkisi vermemiştir. Konunun önemine binaen İslam âlimleri haram olduğuna dair hakkında kesin delil olmayan hiçbir şeye haram dememiş, “hoş değil, çirkindir” gibi sözleri tercih etmişlerdir. Çünkü Allah Teala şöyle buyurmuştur:
قُلْ مَنْ حَرَّمَ زٖينَةَ اللّٰهِ الَّتٖيٓ اَخْرَجَ لِعِبَادِهٖ وَالطَّيِّبَاتِ مِنَ الرِّزْقِۜ قُلْ هِيَ لِلَّذٖينَ اٰمَنُوا فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا خَالِصَةً يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ كَذٰلِكَ نُفَصِّلُ الْاٰيَاتِ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ

“De ki: Allah’ın kulları için çıkardığı (yarattığı) süsü ve güzel rızıkları kim haram kıldı? De ki: Onlar dünya hayatında inananlarındır. Kıyamet gününde ise yalnız Müminlerindir. İşte bilenler için ayetleri böyle açıklıyoruz.”319

قُلْ اَرَاَيْتُمْ مَآ اَنْزَلَ اللّٰهُ لَكُمْ مِنْ رِزْقٍ فَجَعَلْتُمْ مِنْهُ حَرَامًا وَحَلَالًاۜ قُلْ آٰللّٰهُ اَذِنَ لَكُمْ اَمْ عَلَى اللّٰهِ تَفْتَرُونَ

“De ki: Allah’ın size indirdiği rızıktan bir kısmını helal, bir kısmını da haram kıldığınızı görmüyor musunuz? De ki: Allah mı size izin verdi, yoksa Allah’a iftira mı ediyorsunuz.”320

2. Zaruretler Haramları Mubah Kılar

İslam dini kolaylık dinidir. Bir kimse elinde olmayan sebeplerle haram olan bir şeyi yemek ya da bir işi yapmak zorunda kalırsa, onu helal saymamak şartıyla zorunlu olan ihtiyacını giderecek kadar haram olan şeyden yararlanabilir, bunda günah yoktur.

Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmuştur:

اِنَّمَا حَرَّمَ عَلَيْكُمُ الْمَيْتَةَ وَالدَّمَ وَلَحْمَ الْخِنْزٖيرِ وَمَآ اُهِلَّ بِهٖ لِغَيْرِ اللّٰهِ فَمَنِ اضْطُرَّ غَيْرَ بَاغٍ وَلَا عَادٍ فَلَآ اِثْمَ عَلَيْهِۜ اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَحٖيمٌ

“Allah, size ancak meyteyi, kanı, domuz etini ve Allah’tan başkası adına kesileni haram kıldı. Her kim bunlardan yemeye mecbur kalırsa istismar etmeksizin ve zaruret ölçüsünü aşmaksızın yemesinde günah yoktur. Şüphe yok ki Allah çokça bağışlayan, çokça esirgeyendir.”321

Zorunlu durumların dışında haram olan şeylerden sakınılması gerekir.

B) Yiyecek ve İçeceklerde Helaller ve Haramlar

1. Yiyeceklerde Haram Olanlar

1. Meyte: Kendiliğinden ölmüş hayvan.

Boğulmuş, taş, sopa ve benzeri bir şeyle vurularak öldürülmüş, yukardan yuvarlanarak veya bir başka hayvan tarafından boynuzlanarak ölmüş hayvanlar ile canavarların yiyip artırdığı hayvanlar da ölmüş hayvan hükmünde olup, yenmez. Ancak bunlar ölmeden önce kesilecek olursa yenir.

2. Kan: Usûlüne göre kesilen hayvanın vücudundaki kanın büyük bir kısmı dışarıya akar. İşte bu akan kan, yenmez. Ancak dalak ve ciğer gibi organlarda kalan kan ise akmış sayılmadığından bunlarla birlikte yenir.

3. Domuz Eti: Yukarda ifade ettiğimiz gibi Allah, pis ve zararlı şeyleri haram kılmıştır. Domuz da bunlardan birisidir.

Domuz, pis olan gıdaları çok sevdiği için vücudunda fazla miktarda mikrop bulunur. Bu mikropların başında trişin ve tenya gelir. Bunlar insan sağlığı için çok tehlikelidir. Esasen modern tıp da domuz etinin her iklimde, özellikle sıcak bölgelerde insan sağlığı için çok zararlı olduğunu tespit etmiştir.

Domuz etinin haram kılınması, bu ve benzeri bugüne kadar bildiğimiz sebeplerden ibaret değildir. Belki zamanla bileceğimiz birtakım sebepler daha vardır. Hatta bilemeyeceğimiz sebepler de olabilir. Ama kesin olarak bildiğimiz ve inandığımız bir şey vardır ki o da, Cenab-ı Hakk’ın haram kıldığı şeyin bizim için zararlı olduğudur.

4. Allah’tan Başkası Adına Kesilen Hayvan

Her canlıyı yaratan Allah olduğu gibi öldüren de O’dur. Hayvanları da insanların yararlanmaları için yaratmıştır. İnsan, etinden ve derisinden yararlanmak üzere hayvanı keserken yaratıcısından izin alması gerekir. Yaratıcısının adını anarak kesmek, O’ndan izin almak demektir. Ancak unutarak besmele çekmemiş olursa bu zarar vermez. Fakat hayvanı keserken Allah’tan başkasının adını anacak olursa işte bu hayvan yenmez.

Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmuştur:

“Leş, kan, domuz eti, Allah’tan başkası adına boğazlanan, boğulmuş, vurulup öldürülmüş, yukarıdan yuvarlanıp ölmüş, boynuzlanıp ölmüş, canavarların yediği hayvanlar —ölmeden yetişip kestikleriniz hariç—, dikili taşlar (putlar) üzerine boğazlanmış hayvanlar ve fal oklarıyla kısmet aramanız size haram kılınmıştır...”322

Yukarda yazılı olanların dışında yenmesi helal ve haram olan kara, deniz hayvanları ile kuşlar “Hayvan Kesimi” bölümünde sayılmıştır. Oraya bakılabilir.

2. İçeceklerde Haram Olanlar

a) İçki

İçildiği zaman azı veya çoğu sarhoşluk veren içecektir.

Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmuştur:

يَآ اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوٓا اِنَّمَا الْخَمْرُ وَالْمَيْسِرُ وَالْاَنْصَابُ وَالْاَزْلَامُ رِجْسٌ مِنْ عَمَلِ الشَّيْطَانِ فَاجْتَنِبُوهُ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ ﴿٩٠﴾ اِنَّمَا يُرٖيدُ الشَّيْطَانُ اَنْ يُوقِعَ بَيْنَكُمُ الْعَدَاوَةَ وَالْبَغْضَآءَ فِي الْخَمْرِ وَالْمَيْسِرِ وَيَصُدَّكُمْ عَنْ ذِكْرِ اللّٰهِ وَعَنِ الصَّلٰوةِ فَهَلْ اَنْتُمْ مُنْتَهُونَ ﴿٩١﴾

“Ey iman edenler, şarap, kumar, dikili taşlar (putlar) fal ve (şans) okları birer şeytan işi pisliktir, bunlardan uzak durunuz ki kurtuluşa eresiniz. Şeytan içkide ve kumarda ancak aranıza düşmanlık ve kin sokmak, sizi Allah’ı anmaktan alıkoymak ister. Artık bunlardan vazgeçtiniz değil mi?”323

Her ne kadar ayette, yasaklanan şarap (hamr) ise de Peygamberimiz,

كُلُّ مُسْكِرٍ خَمْرٌ وَكُلُّ مُسْكِرٍ حَرَامٌ

“Sarhoşluk veren her şey şaraptır ve her şarap haramdır.”324 buyurmuş ve sarhoşluk veren her içkinin şarap gibi haram olduğunu bildirmiştir.

Yine Peygamberimiz,

مَا أَسْكَرَ كَثِيرُهُ فَقَلِيلُهُ حَرَامٌ
“Çoğu sarhoş eden şeyin azı da haramdır.”325 buyurarak, sarhoşluk veren şeyin azı ile çoğu arasında haram olması bakımından bir fark olmadığını açıklamıştır.

İçki haramdır. Çünkü içkinin pek çok zararları vardır.

İçki, insanlar arasına düşmanlık ve kin sokar. Kur’an-ı Kerim’de içki ile kumarın zararlarından söz edilirken, “Şeytan içkide ve kumarda ancak aranıza düşmanlık ve kin sokmak, sizi Allah’ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister.” buyrulur.

İçki insanın aklını başından alır. İnsan sağlığını da olumsuz şekilde etkiler. Mide ve akciğer gibi iç organlarda yaptığı tahribat ile vücudun çalışma düzenini bozar.

Büyük ölçüde can ve mal kaybına sebep olan ve pek çok kimsenin sakat kalması sonucunu doğuran trafik kazalarının bir kısmı alkollü araç kullanmaktan meydana gelir.

İçki, sinir sistemini de bozarak cinayetlere varan kavgalara yol açar.

İçki, aile hayatını da felce uğratır. Kişinin aile ve çocuklarını ihmal etmesine ve bu yüzden boşanmalara kadar varan aile huzursuzluklarına sebep olur.

Bunun içindir ki Peygamberimiz,

اِجْتَنِبُوا الْخَمْرَ فَاِنَّهَا اُمُّ الْخَبَائِثِ

“İçkiden sakının. Çünkü o, bütün pisliklerin anasıdır.” buyurmuştur.326

İçki ile Tedavi

İslam âlimleri içkiyi ilaç olarak da kullanmanın haram olduğunu söylemişlerdir.

Târık b. Süveyd el-Cûfî, Peygamberimize şarabın hükmünü sormuş, o da onu şaraptan menetmişti. Bunun üzerine Târık,

—Ama ben onu sadece ilaç için yapıyorum, deyince, Peygamberimiz,

—O ilaç değil, derttir,327 buyurmuştur.

Ancak gerek içki, gerekse diğer haram olan şeylerin hastalığı tedavi edeceği kesin olarak bilinir ve başka ilaç da bulunmazsa, o takdirde haram olan bir şeyle tedavi caiz olur.

Kolonya Kullanmak

Sarhoşluk veren içkilerin haram olduğu yukarda açıklanmıştı.

İçilmesi haram olan içkilerden şarabın azı da çoğu da kesin olarak haram olduğu gibi aynı zamanda da necistir, vücuda, elbiseye veya namaz kılınan yere bulaşması hâlinde temizlenmeden kılınan namaz sahih olmaz. Çünkü Cenab-ı Hak, Kur’an-ı Kerim’de şarabı “rics = pis” olarak nitelemektedir.328 Şaraptan başka sarhoşluk veren içkilerin içilmesi haram ise de, şarap gibi dinen necis oldukları ihtilaflıdır.

İmam-ı A’zam, şarap ve üzümden yapılanların dışındaki içkilerden bir dirhemden fazlasının elbiseye bulaşması hâlinde bunun namaza mani olmayacağını söylemiştir.329

Sonuç olarak: İspirto ve kolonyanın içilmeleri haramdır. Ancak kullanılmaları ve alınıp satılmaları caiz görülmektedir.

b) Uyuşturucu Maddeler

Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi Kur’an-ı Kerim’de haram olan bütün içkiler sayılmamış, kötü, pis ve insan sağlığına zararlı olan her şey haram kılınmıştır. Peygamberimiz de bu konuda bir illetten söz etmiş, bu illet kendisinde bulunan içkilerin haram olduğunu bildirmiştir. Bu, “sarhoş etme ve uyuşturma” illetidir. Bunu taşıyan her şey haramdır. Esrar, afyon, eroin, kokain ve morfin gibi maddelerde de bu illet bulunduğu için bunlar da haramdır. Hatta bunlar alkollü içkilerin etkisini fazlasıyla taşımakta, zararları da etki ölçüsünde daha çok olmaktadır.

Uyuşturucu maddelerin kullanılması haram olduğu gibi alınıp satılmaları da caiz değildir.330

Yapılan tespitlere göre, bunların en önemli ve ortak özelliklerinden birisi çok az miktarda alınmaları hâlinde bile kısa zamanda alışkanlık yapmalarıdır.

Mesela, bir defa eroin kullanan ve kendisinde iptila meydana gelen kimsenin bundan kurtulması çok zordur. Az miktarda alanlarda bağımlılık yapan esrar ise onu kullananda kısa zamanda saldırganlık hâllerinin ortaya çıkmasına sebep olmakta, kişiyi deliliğe, hatta ölümle sonuçlanan kötü bir akıbete sürüklemektedir.

Bu maddeleri kullanan şahısta aynı tesiri göstermesi için miktarın devamlı artırılması icap eder. Bu ise o maddeye karşı devamlı bir talebin artmasına sebep olur ve böylece kişinin uyuşturucuya olan ihtiyacı sürekli artar. Parası yetmezse evdeki eşyaları satmaktan, para bulamayınca çalmaktan ve suç işlemekten bile çekinmez.

Uyuşturucunun kötü bir sonucu da, ailevi ve sosyal ilişkilerin tamamen bozulmasıdır. Böylece kişi, ailesine ve çocuklarına karşı sorumluluğunu kaybeder. Aile fertleri onun için artık bir değer ifade etmez, tek aradığı şey, bağımlısı olduğu uyuşturucuyu bulabilmektir. Onun için artık istikbal diye bir şey kalmamıştır. Uyuşturucu kullananlar, aldıkları maddenin ekstra bir dozu ile ölüme mahkûm olurlar.331

İnsanı ruhen ve bedenen çöküntüye ve korkunç bir ölüme götüren uyuşturucu tehlikesi karşısında son derece dikkatli olmak zorundayız.

Hiç kimse ben alkolik olacağım diye içki içmeye, eroinman veya uyuşturucu müptelası olacağım düşüncesiyle uyuşturucu maddeleri kullanmaya başlamaz. Bu gibi zararlı şeylere bazı hevesler, acaba nasıl bir şeydir diye biraz merak veya aldanma sonucu olarak başlar. Sonunda da alkolik veya uyuşturucu bağımlısı olur ve dönüşü olmayan çok tehlikeli bir yola girmiş bulunur.

Uyuşturucu kullanmak bir insanın bile bile kendisini tehlikeye atması demektir.

Yüce Allah, Kur’an-ı Kerim’de,

“Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın.”332 buyurarak bizleri uyarmaktadır.

“Uyuşturucu acaba nasıl bir şeydir?” veya “Bir defa kullanmakla bir şey olmaz” düşüncesiyle uyuşturucu kullanmaya başlayanların bir daha ondan kurtulması fevkalade zordur. Çünkü uyuşturucu kullanmak, zehri tecrübe etmek gibi çok tehlikeli bir iştir. “Zehir acaba öldürür mü?” diye bunu denemeye kalkışmanın acı sonucu ise herkesçe bilinen bir gerçektir.

Bu sebeple insan vücudunu tahrip ederek onu maddi ve manevi çöküntüye sürükleyen ve insanlık için ciddi bir tehlike olan uyuşturucu maddelerin zararlarını en iyi şekilde anlatarak insanları bu felaketten kurtarmaya çalışmalıyız.

C) Kazançta Haram Olanlar

1. Kumar

Ortaya para konularak oynanan şans oyunu demektir.

Oyunun oynandığı alet ve metot önemli değildir. Oyun, taraflardan birine veya birkaçına kâr sağlıyor ya da zarar veriyorsa, bu oyun kumardır ve yasaktır. Bu yolla kazanılan para da haramdır.

Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmuştur:

“Ey iman edenler, şarap, kumar, dikili taşlar (putlar) fal ve şans okları birer şeytan işi pisliktir, bunlardan uzak durun ki kurtuluşa eresiniz.”333 Peygamberimiz, arkadaşlarına, “gel kumar oynayalım” diyen kimsenin, bu sözüne keffaret olmak üzere sadaka vermesini tavsiye etmiştir.334

Kumarın haram kılınmasının sebepleri üzerinde düşünürken aşağıdaki hususlar akla gelebilir:

a) Çeşitli meşru kazanç yolları vardır. Bu yollardan birisiyle geçimin sağlanması yönüne gidilmeli, bunu şansa ve tesadüfe bırakmamalıdır.

b) Kumar, kişinin çalışmasına, ailesi ve toplumu, hatta insanlık için yararlı hizmetler yapmasına ve Allah’a karşı olan ibadet görevlerini yerine getirmesine engel olur.

c) Kumarın zararları oynayanda kalmaz, aile bireylerini ve toplumu da etkiler ve işsiz güçsüz kimselerin çoğalmasına ve böylece birtakım sosyal bunalımlara sebep olur.

Kumar yüzünden işlenen cinayetler ve cana kıymaların küçümsenmeyecek boyutlarda olduğu ve bu yüzden nice mutlu aile yuvalarının söndüğü bir gerçektir.

Daha pek çok zararları olan kumar, haramdır ve bu yolla elde edilen kazanç da meşru olmayan bir kazançtır.

Yarışmalarda Alınan Ödüller Helaldir

Vücudun gelişip kuvvetlenmesi ve savaş yeteneğinin geliştirilmesi maksadıyla yapılan koşu, silah atışı, at koşuları ve güreş müsabakaları caizdir.

Peygamberimiz, binicilik ve atıcılığı teşvik etmiş ve at yarışları yaptırmıştır.335

“Çocuklarınıza yüzücülük ve atıcılık, kadınlara da ip eğirmeyi öğretiniz.” mealindeki hadis-i şerifte erkek ve kız çocuklarının zamanın şartlarına göre eğitilmelerinin gereğine işaret etmektedir.336

Peygamberimizin eşi Hz. Âişe (ra.) diyor ki:

“Bir sefer esnasında peygamber ile yarıştım ve onu geçtim. Bir müddet sonra bir daha yarıştık —fakat kilo aldığım için— Resulullah beni geçti ve “Bu o yarışmanın karşılığıdır.”337 buyurdu.

Hz. Ömer de Şam halkına yazdığı mektupta,

“Çocuklarınıza yüzmeyi, atıcılık ve biniciliği öğretiniz.”338 diye tavsiye etmiştir.

Yarışmalarda başarı gösteren yarışmacılara bir üçüncü şahıs veya kuruluş tarafından ödül vermek caiz olduğu gibi, verilen ödülü almak da mubahtır.

İki kişinin, “eğer sen beni geçersen sana şu kadar para vereceğim, fakat ben seni geçersem bir şey almayacağım” diyerek şartlı yarışmaları caizdir. Böyle tek taraflı şart koşmak haram olmadığı için şarta göre galip gelen tarafın şart koşulan ödülü almasında da bir sakınca yoktur.339

İlmî yarışmalar da böyledir. Yani iki kişi ilmî bir meselede tartışsalar ve bunlardan biri diğerine, “Mesele senin dediğin gibi ise ben sana şu kadar para vereceğim, ama benim dediğim gibi ise bir şey istemem” diye şart koşsa bu da caizdir.340

Böyle tek taraflı şartlarda konulan parayı kazanan tarafın almasında bir sakınca yoktur.

Yarışmada her iki taraf için de ödül şart koşulursa yani, yarışmacılardan biri diğerine,

“Ben kazanırsam sen şu kadar para vereceksin, sen kazanırsan ben şu kadar para vereceğim” diye iki taraflı şart koşmaları kumardır ve haramdır.341

Kur’a Çekmek Caizdir

Kur’a, herhangi bir konuda ilgililer arasında tercihi gerektiren bir sebep bulunmadığı hâllerde konunun çözümü için başvurulan meşru bir yoldur.

Kur’a, Kitap ve Sünnetle sabittir. Kur’an-ı Kerim’de, geçmiş peygamberlerden bir kısmının da içinde bulunduğu bazı anlaşmazlıkların kur’a ile çözüme kavuşturulduğu bildirilmektedir.

Anne ve babasının ölümünden sonra yetim kalan Hz. Meryem’in kimin yanında kalacağı hususunda akrabaları arasında anlaşmazlık çıkmıştı. Bu anlaşmazlığı çözmek üzere kuraya başvurulmuş, kur’a sonunda Hz. Meryem teyzesinin kocası Zekeriya’ya (as.) verilmişti.

Bu husustaki kur’a çekiminden Âl-i İmrân suresinin 44’üncü ayet-i kerimesinde söz edilmektedir.

Zekeriya’nın (as.) bu uygulaması bizim için de örnek teşkil etmekte ve gerektiğinde kuraya başvurulabileceği hususunda delil olmaktadır. Zaten kur’a Peygamberimiz tarafından da uygulanmış ve böylece sünnetle de sabit olmuştur.

Peygamberimiz buyuruyor:

لَوْ يَعْلَمُ النَّاسُ مَا فِي النِّدَاءِ وَالصَّفِّ الاَوَّلِ ثُمَّ لَمْ يَجِدُوا اِلاَّ اَنْ يَسْتَهِمُوا عَلَيْهِ لَاسْتَهَمُوا عَلَيْهِ

“İnsanlar ezan okumanın ve ilk safta namaz kılmanın faziletini bilseler ve buna ulaşmak için kur’a çekmekten başka çare bulamasalardı, mutlaka aralarında kur’a çekerlerdi.”342

Peygamberimizin Cennetle müjdelediği on kişiden biri olan Zübeyr b. el-Avvâm’ın (ra.) rivayet ettiğine göre bir hanım, Uhud savaşında şehit olan Hz. Hamza’ya sarılmak üzere iki gömlek getirmişti. Bu gömleklerden biri Hz. Hamza’ya biri de Ensardan başka bir şehide sarılacaktı. Yalnız gömleklerin biri büyük, diğeri küçüktü. Büyük gömleğin hangisine sarılacağı kur’a ile belirlenmiştir.343

İslam fıkhında ve günlük hayatımızda da bunun örnekleri vardır.

Bir toplum içinde görevli imam bulunmadığı ve birçok kişi imam olmak istediği takdirde öncelik sırasına göre daha bilgili, daha güzel okuyan, günahlardan daha çok sakınan, daha yaşlı, daha ahlaklı olan, yüzü, soyu, sesi, kıyafeti daha güzel olan tercih edilir. Bütün bu niteliklerde eşit olmaları hâlinde ise aralarında kur’a çekilir. Kur’a kime isabet ederse o imam olur.344

Bir sefer esnasında ordu komutanı bulunan Sa’d b. Ebî Vakkâs (ra.), askerlerden ezan okumak isteyenler arasında kur’a çekmiş, böylece Müezzini belirleyerek anlaşmazlığa çözüm getirmiştir.345

Günlük hayatımızda da pek çok konuda kur’a çekme usûlüne başvurulduğu bir gerçektir. Deve sığır gibi hayvanları ortaklaşa kurban edenler, etleri ortaklar arasında tartarak taksim ederler. Daha sonra da hangi parçanın kime ait olduğunu belirlemek için kur’a çeker ve helalleşirler. Bunun gibi varisler arasında miras taksim
edildikten sonra herkesin payı, hoşnutsuzluğu önlemek için çoğu zaman kur’a ile belirlenmektedir.

Bir defasında iki kişi bir mirasla ilgili olarak peygamberimize başvurmuşlardı. Ancak her ikisinin de iddialarını belgeleyecek delilleri yoktu. Peygamberimiz bunlara,

—Bakın, ben de ancak bir insanım. Siz bana davalarınızı arz ediyorsunuz. Olabilir ki biriniz diğerine göre iddiasını daha iyi savunur. Ben de duyduğuma göre hüküm veririm. Şu var ki hak diğerine ait olduğu hâlde, benim lehine hükmettiğim kişinin elde edeceği mal, ancak cehennem ateşinden bir parçadır. Artık bu kişi o malı ister alsın, ister bıraksın, buyurdu. Bu sözleri dinleyen davacılar ağlayarak, birbirlerine,

—Hakkım senin olsun, ben istemiyorum, dediklerinde Peygamberimiz,

—O hâlde miras malını ikiye bölün. Sonra hangi parçanın kime ait olduğunu belirlemek için aranızda kur’a çekin ve helalleşin, buyurdu.346

2. Rüşvet

Yaptırılmak istenilen bir işte meşru olmayan bir kolaylık sağlaması için bir yetkiliye mal ya da para olarak sağlanan çıkardır.

Böyle bir gaye için bir şey vermek de almak da aracı olmak da yasaktır, günahtır. Çünkü rüşvet, haklıyı haksız, haksızı da haklı yaparak adaletin ortaya çıkmasına engel olur.

Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmuştur:

وَلَا تَاْكُلُوٓا اَمْوَالَكُمْ بَيْنَكُمْ بِالْبَاطِلِ وَتُدْلُوا بِهَآ اِلَى الْحُكَّامِ لِتَاْكُلُوا فَرٖيقًا مِنْ اَمْوَالِ النَّاسِ بِالْاِثْمِ وَاَنْتُمْ تَعْلَمُونَ

“Mallarınızı aranızda haksız sebeplerle yemeyin. Kendiniz bilip dururken, insanların mallarından bir kısmını yalan yemin ve şehadet ile yemeniz için o malları hâkimlere vermeyin.”347

Rüşvet, kişiler için olduğu kadar toplumlar için de çok kötü sonuçlar doğurur. Rüşvetin yaygın olduğu yerde haksızlık çoğalır. Emniyet ve güven kalkar. Sosyal düzen bozulur. Bunun için Peygamberimiz,

اَلرَّاشِي وَالْمُرْتَشِي فِي النَّارِ

“Rüşvet alan da veren de Cehennemdedir.”348 buyurmuştur.

Böylece rüşvet olarak elde edilen kazanç da haramdır. Bundan sakınmak lazımdır.

3. Faiz (Riba)

Haram kazançlardan birisi de faizdir.

Faiz, aynı cinsten olan iki malın birbiriyle değiştirilmesindeki sözleşmede bir taraf için kabul edilen —karşılığı olmayan— bir fazlalıktır. 10 gr. altını 11 gr. altın karşılığında satmak gibi. Bu 1 gram, karşılığı olmayan bir fazlalıktır. İşte bu faizdir.

Faiz haramdır. Faizin haram oluşu Kitap, Sünnet ve İcma ile sabittir.

Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmuştur:

َلَّذٖينَ يَاْكُلُونَ الرِّبٰوا لَا يَقُومُونَ اِلَّا كَمَا يَقُومُ الَّذٖي يَتَخَبَّطُهُ الشَّيْطَانُ مِنَ الْمَسِّۜ ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ قَالُوٓا اِنَّمَا الْبَيْعُ مِثْلُ الرِّبٰواۢ وَاَحَلَّ اللّٰهُ الْبَيْعَ وَحَرَّمَ الرِّبٰوا

“Faiz yiyen kimseler (kabirlerinden) tıpkı şeytan çarpmış kimseler gibi çarpılmış olarak kalkarlar. Onların bu hâli “alışveriş de faiz gibidir” demelerindendir. Oysaki Allah alışverişi helal, faizi haram kılmıştır.”349

يَآ اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ وَذَرُوا مَا بَقِيَ مِنَ الرِّبٰوٓا اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنٖينَ ﴿٢٧٨﴾ فَاِنْ لَمْ تَفْعَلُوا فَاْذَنُوا بِحَرْبٍ مِنَ اللّٰهِ وَرَسُولِهٖ وَاِنْ تُبْتُمْ فَلَكُمْ رُؤُ۫سُ اَمْوَالِكُمْ لَا تَظْلِمُونَ وَلَا تُظْلَمُونَ ﴿٢٧٩﴾

“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve gerçekten Mümin kimseler iseniz, faizden geriye kalanı bırakın. Eğer böyle yapmazsanız, Allah ve Resulü ile savaşa girdiğinizi bilin. Eğer tevbe edecek olursanız, anaparalarınız sizindir. Böylece siz ne başkalarına haksızlık etmiş olursunuz, ne de başkaları size haksızlık etmiş olur.”350

Peygamberimiz de şöyle buyurmuştur:

—Yedi helak edici şeyden sakının.

—Bunlar nedir, ey Allah’ın Resulü, diye soranlara,

—Allah’a ortak koşmak, efsun yapmak, (Allah’ın haram kıldığı kimseyi) haksız yere öldürmek, yetim malı yemek, faiz yemek, düşmana hücum anında savaştan kaçmak, iffetli kendi hâlinde Mümin kadınlara zina iftirası atmaktır,351 diye cevap verdi.

Faiz iki çeşittir:

a) Vade Faizi (Nesie Ribası)

Bir cinsten olan iki şeyin birini diğeri karşılığında veresiye satmak veya, cinsleri ayrı fakat ölçü birimleri aynı olan iki şeyden birini diğeri karşılığında veresiye olarak değiştirmektir.

Bu değiştirmede miktarlarının aynı veya farklı olması arasında bir fark yoktur.

Mesela: Bir kimseye bir yıl vade ile satılan 50 gr. altını vade sonunda 55 gr. olarak almak veya bir kimseye kışın satılan bir kile buğdayı yazın harman zamanında, bir buçuk kile buğday olarak almak gibi.

Yine bunun gibi, bir kimseye kışın satılan bir kile buğday karşılığında yazın iki kile arpa veya kışın satılan iki kile arpa yerine yazın yine iki kile arpa almak da caiz değildir, faizdir.

Kur’an-ı Kerim’de yasaklanan faiz, budur. Bunun haram olduğu hususunda İslam âlimleri görüş birliği etmişlerdir. Bu, tartışmasız olarak büyük günahlardandır.

İslamiyet’ten önce cahiliye devrinde bilinen faiz bu idi. Biri diğerine altın veya gümüş, belli bir para borç verirdi. Aralarında kararlaştırdıkları vadeye göre geçen süre için belli bir miktar da fazladan ödeme yapılacağını önceden şart koşarlardı. Herhangi bir borçta vade geldiği zaman borçlu borcunu ödeyemeyecekse alacaklısına “veremeyeceğim artır” derdi. Yine buna bir miktar daha faiz eklenir ve böylece her vade yenilendikçe borcun miktarı da artardı. Öyle ki faiz ana paranın bir veya birkaç katını bulduğu olurdu.

b) Fazlalık Faizi (Ribe’l-Fadl)
Ölçü birimleri aynı olan malları kendi cinsleriyle peşin olarak değiştirirken elde edilen fazlalıktır.

Altın, gümüş, buğday, arpa, tuz ve hurma gibi maddeler, kendi cinsleriyle; mesela altın altın ile, gümüş gümüş ile, buğday buğday ile, arpa arpa ile, tuz tuz ile ve hurma hurma ile peşin olarak değiştirilirken miktarlarının eşit olması gerekir. Bunlardan birinin miktarı fazla olursa bu fazlalık, faiz olmuş olur. Ancak değiştirilen faiz ile ilgili malların cinsleri ayrı olursa, o takdirde faiz söz konusu olmaz. 10 gr. altının 100 gr. gümüş karşılığında peşin değiştirilmesi gibi. Bu örnekte her ne kadar ölçü birimleri aynı ise de cinsleri ayrı olduğu için fazlalık faiz olmuyor.

Değiştirilen malların yenisiyle eskisi, kaliteli olan ile kalitesiz olanı arasında bir fark yoktur.

Kaliteli bir buğday ile kalitesiz bir buğday değiştirilirken de eşit olmaları gerekir. Aksi takdirde fazlalık faiz olur.

Altın ile altın ve gümüş ile gümüş de satıldığı takdirde bunlardaki sanata ve kaliteye itibar olunmaz ve bunlar için ayrıca bir kıymet takdir edilmez.

Faizin bu çeşidi de haramdır. Bunun haram oluşu sünnetle sabittir.

Peygamberimiz, beni Adiy el-Ensârî’nin kardeşini Hayber’e vali göndermişti. Bu zat Hayber’den Cenib denilen iyi cins bir hurma getirip Peygamberimize takdim etti. Peygamberimiz,

—Hayber’in bütün hurmaları böyle midir, diye sordu.

O zat,

—Hayır, vallahi, ey Allah’ın Resulü, biz bunun bir ölçeğini iki ölçek ile iki ölçeğini de üç ölçek hurma ile alıyoruz, dedi. Bunun üzerine Peygamberimiz,

—Böyle yapma, adi hurmayı para ile sat, sonra bu para ile (istediğin kadar) iyi cins hurma al, buyurdu.352

Yine Peygamberimiz şöyle buyurmuştur:

الذَّهَبُ بِالذَّهَبِ وَالْفِضَّةُ بِالْفِضَّةِ وَالْبُرُّ بِالْبُرِّ وَالشَّعِيرُ بِالشَّعِيرِ وَالتَّمْرُ بِالتَّمْرِ وَالْمِلْحُ بِالْمِلْحِ مِثْلاً بِمِثْلٍ سَوَاءً بِسَوَاءٍ يَدًا بِيَدٍ فَإِذَا اخْتَلَفَتْ هَذِهِ الأَصْنَافُ فَبِيعُوا كَيْفَ شِئْتُمْ إِذَا كَانَ يَدًا بِيَدٍ

“Altın, altın ile gümüş, gümüş ile buğday, buğday ile arpa, arpa ile hurma, hurma ile ve tuz, tuz ile misli misline ve birbirine eşit olarak peşin satılırlar. Ama bunların cinsleri değişecek olursa istediğiniz gibi satın.”353

Hadis-i Şerif’te sayılan altın, gümüş, buğday, arpa, hurma ve tuz gibi mallarda faiz işlemi olduğunda mezhep imamları söz birliği etmişlerdir. Bunlara kıyasla diğer mallarda da faiz işlemi olacağı konusunda ise —zahiriler hariç— dört mezhep imamı arasında görüş ayrılığı yoktur. Sadece ortak illet konusunda farklı görüşleri vardır.

Hanefilere göre, bir malda faiz olabilmesi için iki illet (vasıf) bulunması şarttır: Cins ve ölçü birliği.

Bu iki illet, hangi mallarda olursa olsun, bulunduğu zaman peşin olarak satışlarda fazlalık faiz olduğu gibi, fazlalık olmasa bile veresiye satış da caiz değildir.

Mesela bir kile buğdayı peşin olarak bir buçuk kile buğday karşılığında satmak haram olduğu gibi, bir kile buğdayı yine bir kile buğday karşılığında vadeli satmak da haramdır.

Çünkü Peygamberimiz, faiz ile ilgili malların eşit olarak ancak peşin satılabileceğini bildirmiştir.

Diğer taraftan demir, bakır, kireç gibi değişimi tartı ile yapılan maddeleri de kendi cinsleriyle peşin olarak farklı ağırlıkta, veresiye olarak eşit veya farklı satmak da faizdir.354

İki illetten (vasıftan) hiçbiri bulunmaz ise hem peşin satışta fazlalık, hem veresiye ve vadeli satış, ikisi de helal olur.

Mesela ağırlık ölçüsüne bağlı altın, ölçek ölçüsüne bağlı buğday ile peşin veya veresiye olarak satışları —nasıl olursa olsun— caizdir. Çünkü hem cinsleri hem de ölçü birimleri aynı değildir.

Eğer iki mal arasında iki illetten yalnız biri bulunursa peşin olarak satış caiz iken, veresiye satış helal olmaz.

Mesela: Bir ölçek buğdayı iki ölçek arpa karşılığında peşin olarak satmak caizdir. Bunun gibi aynı ağırlıktaki bir altın, iki kat ağırlıktaki gümüş karşılığında peşin olarak satılabilir. Ancak bunların veresiye satışı caiz değildir. Bu iki örnekte de cinsleri ayrı olduğu hâlde ölçü birimleri aynıdır.

Uzunluk ölçüleriyle ölçülen ve sayılan mallarda fazlalık faizi cereyan etmez.

Mesela: On yumurta on beş yumurta ile beş metre kumaş yedi metre kumaş ile peşin olarak değiştirilebilir.

Birbirine çok benzeyen Vade faizi (Nesie ribası) ile ödünç verme arasındaki fark, ödünçte vadenin bağlayıcı olmamasıdır. Yapılan anlaşma gereği, bedeli belli bir vade sonunda verilmek üzere satın alınan bir malın bedelini vadesinden önce alacaklının isteme hakkı olmadığı gibi, borçlu da ödeme mecburiyetinde değildir.

Fakat ödünç öyle değil, alacaklı her an ödünç verdiği şeyi isteme hakkına sahip olduğu gibi, borçlu da her istendiği anda onu ödemek mecburiyetindedir.

Faizin Haram Olmasının Sebebi

Faiz haramdır ve büyük günahlardandır.

Şüphe yok ki Cenab-ı Hakk’ın haram kıldığı her şeyde bizim için birtakım zararlar vardır. Bu zararlardan korunmamız, Allah’ın yasakladığı şeylerden sakınmakla mümkündür.

Faiz de, böyle birtakım zararları olan bir yasaktır. Bunlardan bazıları şunlardır:

1. Faiz, karşılığı olmayan bir kazançtır. Verilen yüz gram altına karşılık, alınan yüz on gramda on gram, karşılıksız alınmış demektir. Oysa insanların malları, canları gibi dokunulmazdır. Başkasına ait olan bir malı karşılıksız almanın izahı yoktur.

2. Faiz, fiyatları artırır.

Faizli kredi kullananlar faizi de maliyete ekledikleri için fiyatların artmasına ve tüketicinin geçim darlığı çekmesine sebep olur.

3. Faiz, insanları çalışıp kazanmak ve üretim ile meşgul olmaktan alıkoyar. Çünkü ellerinde bulunan sermayeyi faize vermek suretiyle artırıp geçinen kimseler ticaret ve sanatla uğraşma zahmetine katlanmak istemezler. Bu sebeple yüksek üretim yapmaya yetenekli olan birçok kimseden iş dünyası mahrum kalır. Hâlbuki toplum, ticaret ve sanat gibi faaliyetlerle refah düzeyine erişir.

4. Faiz, insanları birbirlerine borç vermek suretiyle yardımlaşmalarına, birbirlerinin dert ve sıkıntıları ile ilgilenmelerine engel olur. Bu ise toplum bireyleri arasında birlik ve dayanışmanın zayıflamasına sebep olur.
5. Faizin yaygın olduğu toplumlarda zengin ile fakir arasındaki refah farkı gittikçe büyür, zengin daha zengin, fakir de daha fakir olur. Bu ise birtakım sosyal dengesizliklerin doğmasına ve toplumu rahatsız eden gelişmelere sebep olur.

6. Faizcilik yapmayanlar ellerindeki bu imkânı kullanmamak suretiyle zarar etmiş görülebilirler. Fakat bunlar, nefislerinin arzu ve isteklerine uymayarak, yüce yaratıcının emrini yerine getirmek için, O’nun ecir ve mükâfatına ererler. Bir taraftan da Cenab-ı Hak, onların faiz karışmayan ve içinden Allah hakkı verilen servetlerini bereketlendirir ve çoğaltır. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmuştur:

يَمْحَقُ اللّٰهُ الرِّبٰوا وَيُرْبِي الصَّدَقَاتِ

“Allah, faizi mahveder (faiz karışan malın bereketini giderir), sadakaları çoğaltır (içinden sadaka verilen malları bereketlendirir.)...”355

4. Alışverişte Vade Farkı

Alışverişte vade farkını, faizle ilişkisi bulunup bulunmaması açısından incelemek üzere, bunu faiz bölümünün sonuna eklemeyi uygun bulduk.

Önce alışverişin hükmünü açıklayalım:

Alışveriş mubah ve meşru bir işlemdir. Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmuştur:

“Allah, alışverişi helal, faizi ise haram kılmıştır.”356

“Ey iman edenler, aranızda karşılıklı rızaya dayanan ticaret olması hâli müstesna, mallarınızı batıl (haksız ve haram yollar) ile aranızda yemeyin ve kendinizi öldürmeyin. Şüphesiz Allah esirgeyendir.”357

Peygamberimize,

—Hangi kazanç daha temizdir, diye soruldu. Peygamberimiz,

—Kişinin kendi elinin emeği ile hile ve hıyanetten uzak alışveriştir, buyurdu.358

Alışveriş toplumun ihtiyacıdır. Bunu gidermeye çalışmak aynı zamanda bir hizmettir.

Sonuç olarak alışveriş mubah ve meşru bir kazanç yoludur. Hatta Peygamberimiz, doğru sözlü ve kendisine güvenilir tacirin, kıyamet günü, Peygamberler, sıddıklar ve şehitlerle beraber bulunma mutluluğuna ereceğini müjdelemiştir.359

Bu kısa açıklamadan sonra asıl konuya gelelim:

Peşin alışveriş yapmak caiz olduğu gibi veresiye alışveriş yapmak da caizdir. Çünkü Kur’an-ı Kerim’de,

يَآ اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوٓا اِذَا تَدَايَنْتُمْ بِدَيْنٍ اِلٰىٓ اَجَلٍ مُسَمًّى فَاكْتُبُوهُ

“Ey iman edenler! Belirlenmiş bir süre için birbirlerinize borçlandığınız vakit onu yazın!”360 buyrulmuştur.

Âlimlerin çoğu, bu ayet-i kerimenin hem veresiye satışa hem de ödünç vermeye müsaade ettiğini belirtmişlerdir.

Bizzat Peygamberimizin, bir Yahudiden veresiye yiyecek aldığı ve demirden bir zırhını da rehin bıraktığı bilinmektedir.361

Bu delillere dayanarak İslam âlimleri peşin alışveriş gibi veresiye alışverişin de caiz olduğunda söz birliği etmişlerdir.

Veresiye, yani vadeli satış caiz olunca peşin satış kıymeti üzerine vade farkı eklenmesi konusu İslam âlimleri arasında farklı görüşlerin doğmasına sebep olmuştur.

Konu ile ilgili olarak Hanefilerin en muteber kaynak fıkıh kitaplarından olan el-Mebsût’ta şöyle denilmektedir:

“Bir kimse şu kadar süre için şu fiyata, peşin olarak da şu fiyata satış sözleşmesi yapsa yahut bir ay vade ile şu fiyata, iki ay vade ile şu fiyata dese, bu satış fasittir, çünkü belli bir fiyat ve bedel karşılığında alışveriş yapılmamış, bedel kesinleşmemiştir. Ve Peygamberimiz bir satış içinde iki şartı yasaklamıştır. Bir satışta iki şart bu demektir. Şer’î sözleşmelerde böyle mutlak yasaklama sözleşmenin fasit olduğunu gerektirir. Bu, satıcı ile alıcı bu şekilde (hangi bedel üzerinde anlaştıklarını kararlaştırmadan) ayrıldıkları takdirde böyledir. Eğer aralarında anlaşır ve tek fiyat üzerine sözleşmeyi bitirirlerse, bu caizdir. Çünkü bu takdirde sözleşmenin sahih olmasının şartını yerine getirmeden ayrılmamış olurlar.”362

Bundan anlaşılan şudur:

Sahih olmayan sözleşme, satılan malın peşin fiyatıyla veresiye fiyatını satıcı müşteriye söyledikten sonra, alıcının bu fiyatlardan hangisini kabul ettiğini açıkça belirtmeden sadece kabul ettiğini söylemekle yetinmesidir.

Satıcının söylediği fiyatlardan birini alıcının kabul etmesi hâlinde, satış sözleşmesi sahih ve bu satışın caiz olması gerekir.

Esasen satıcı sattığı malın peşin ve veresiye fiyatını söyledikten sonra alıcının “kabul ettim” demesi hâlinde şüphesiz satıcı hangi fiyatı kabul ettiğini soracak ve alacağı cevaba göre satış sözleşmesi kesinlik kazanacaktır.

Sonuç olarak, bir malı peşin fiyatına oranla farklı bir fiyat ile vadeli satmak caizdir.

5. Karaborsacılık (İhtikâr)

İhtikâr, “yiyecek maddeleri satın alıp fiyatları yükselsin diye saklamak” demektir.

İmam Ebû Yûsuf’a göre, sadece yiyeceklerde değil, bütün ihtiyaç maddelerinde ihtikâr geçerlidir.

İhtikâr, tahrimen mekruh olup bunu yapan kimse Allah katında sorumludur. Karaborsacılık haksız bir kazanç yoludur. İhtikârda kırk günlük süre belirtilmesi, dünyada yapılacak işlem itibariyledir. Yoksa halkın ihtiyacı olan malı, az bir müddet olsa bile, saklayıp halka zarar veren kimse günah işlemiş ve ahirette azabı hak etmiş olur.

Karaborsacılık yapan, kendi menfaati için başkalarını zarara ve sıkıntıya sokan, içinde yaşadığı topluma zulüm ve haksızlık eden kimsedir.
Dürüstlükle ve ahlaki değerlerle bağdaşmayan, din kardeşliği anlayışına ters düşen karaborsacılık ve vurgunculuk, Müslümana asla yakışmayan çirkin bir iş, kötü bir davranıştır.

Kendi menfaati için başkalarının zarara uğramasını beklemek, biraz daha fazla kazanmak için toplumun sıkıntıya düşmesini arzu etmek ne fena huydur.

Peygamber Efendimiz, bunların iç yüzünü şöyle açıklıyor:

“Karaborsacı ne kötü insandır! Ucuzluk olunca üzülür, pahalılık olunca sevinir.”363

Bir hadis-i şeriflerinde de, “Malı piyasaya süren kazanır, saklayıp biriktiren lanetlenir.” buyurmuştur.364

Peygamberimizin şu uyarılarına da dikkat edelim.

Buyuruyor ki:

“Kin karaborsacılık yaparsa, o, asidir, günahkârdır.”365

“Her kim, Müslümanların yiyecekleri üzerine karaborsacılık yaparsa, Allah onu cüzzam hastalığına müptela kılar ve onu iflas ettirir.”366

“Kırk gün ümmetimin yiyecek maddelerinde karaborsacılık yapan kimse, sonra bu kazancını sadaka olarak dağıtsa onun bu sadakası kabul edilmez.”367

D) Haramdan Temizlenmek

Rüşvet, kumar, hırsızlık, hile ve haksızlık gibi meşru olmayan yollarla haram kazanç sağlamış olan kimse, pişman olur ve zimmetine geçirdiği haram malın günahından arınmak isterse iki şey yapması gerekir:

Birincisi, haram olan kazancı zimmetinden çıkarmak,

İkincisi de tevbe edip rahmeti ve mağfireti sonsuz olan Allah’tan af dilemektir.

Haram olan kazancı zimmetten çıkarmak için yapılacak şey —biliniyorsa— onu sahiplerine —sahipleri ölmüş ise varislerine— vermektir. Bilinmiyor ve bulunması da mümkün değilse onu, fakirlere hak sahipleri adına sadaka olarak dağıtmaktır.

Kaynak

Diyanet islam ilmihali
islamda Yemin - Yeminin Çeşitleri - Yemin Keffareti

XIV. YEMİN

Yemin sözlükte, “kuvvet ve sağ el” demektir. Dinî terim olarak, “sözü, Allah’ın adını anarak kuvvetlendirmek”tir.

A) Yeminin Çeşitleri

Yemin üç çeşittir:

1. Yemin-i Gamûs: Geçmiş veya şimdiki zamana ait bir iş üzerine bilerek yalan yere yemin etmektir. Bu yemin, sahibini günaha daldırdığı için bu adı almıştır. Böyle bir yemin büyük günahtır.

Bu çeşit yemin için keffaret yoktur. Çünkü bunun günahı keffaretle affolunmaz. Tevbe ve istiğfar edilmesi gerekir. Şayet bu yemin ile bir başkasının hakkı elinden alınmış ise bu hak sahibine geri verildikten ve ondan helallik alındıktan sonra Allah’tan af dilemek gerekir.

2. Yemin-i Mun’akide: Geleceğe ait bir şeyi yapmak veya yapmamak üzere yapılan yemindir. “Vallahi şu işi yapmayacağım” veya “Vallahi şu işi yapacağım” gibi. Bu çeşit yemin, yerine getirilmezse keffaret gerekir. Yapılması veya yapılmaması yemin edilen işin, farz, vacib, günah veya mübah olması arasında, keffaret ödenmesi açısından bir fark yoktur.

Ancak, “Vallahi bugün öğle namazını kılacağım” gibi farz olan bir işi yapmaya veya, “vallahi bundan böyle içki içmeyeceğim” gibi haram olan bir şeyi yapmamaya yemin eden kimsenin bu yeminini bozmaması gerekir. Nitekim Peygamberimiz,

مَنْ نَذَرَ أَنْ يُطِيعَ اللَّهَ فَلْيُطِعْهُ، وَمَنْ نَذَرَ أَنْ يَعْصِيَ اللَّهَ فَلاَ يَعْصِهِ

“Kim Allah’a itaat etmeyi nezrederse (adayacak olursa, sözünde dursun ve) Allah’a itaat etsin.” “Kim de, Allah’a karşı gelmeyi adarsa ona karşı gelmesin.”303 buyurmuştur.

Şayet “Vallahi Ramazan ayında oruç tutmayacağım”, veya “vallahi içki içeceğim” gibi dinen yapılması gerekli bir görevi terk etmeye veya günah olan bir işi yapmaya yemin ederse, hemen yeminini bozup keffaret vermesi gerekir. Çünkü böyle yemin yapmak günahtır. Peygamberimiz şöyle buyurmuşlardır:

مَنْ حَلَفَ عَلَى يَمِينٍ فَرَأَى غَيْرَهَا خَيْرًا مِنْهَا فَلْيُكَفِّرْ عَنْ يَمِينِهِ وَلْيَفْعَلْ الَّذِي هُوَ خَيْرٌ

“Her kim bir şeye yemin eder de başkasını ondan daha hayırlı görürse, hemen o hayırlı işi yapsın, yeminini bozduğu için de keffaret versin.”304

Eğer, “Vallahi nafile namaz kılmayacağım, vallahi hasta ziyaretine gitmeyeceğim” gibi mendub olan bir işi yapmamaya veya “namaz kılarken sağa sola bakacağım” gibi mekruh olan işi yapmaya yemin ederse, uygun olan mendub olan işi yapması ve mekruh olan işi yapmamak suretiyle yeminini bozup keffaret vermesidir.

Şayet, “Vallahi şu eve girmeyeceğim. Vallahi şu yemeği yemeyeceğim” gibi mubah olan bir işi yapmamaya yemin ederse, uygun olan, bu yemini bozmamasıdır.

Yeminde keffaretin gerekmesi için bilerek, hata ederek, unutarak veya baskı altında yeminin bozulması arasında bir fark yoktur.305

B) Yeminin Şartları

Yeminin sahih olması için, yemin edene, yemin edilene ve yapılan yemine ait olmak üzere, birtakım şartlar vardır.

1. Yemin Edene Ait Şartlar

Yemin eden kimsede, yaptığı yeminin sahih olması için, iki şartın bulunması gereklidir:

Birincisi, yemin edenin, akıllı, ergenlik çağına gelmiş ve bu sözü ile yemin kast etmiş olması lazımdır. Buna göre çocuğun, delinin ve uyuyanın yaptığı yemin sahih değildir.

İkincisi, yemin edenin Müslüman olmasıdır. Kâfirin yemini sahih değildir. Çünkü yemin keffareti, ibadettir. Kâfir ise ibadet ile yükümlü değildir.306

2. Yemin Edilen Şeyle İlgili Şartlar

Yemin edilen şeyle ilgili bir şart vardır, o da, yemin edilen şeyin yemin esnasında ve yeminin devamı hâlinde mevcut olmasıdır. Yemin esnasında var olmayan şeye yapılan yemin geçerli değildir. Testide su olmadığı hâlde, “vallahi bu testide olan suyu içmeyeceğim” diye yemin etmek gibi.

3. Yemin Sözü ile ilgili Şartlar

Yeminde geçerli olan sözler şunlardır:

a) Allah’ın isimlerinden bir isim ile yemin etmek.

Mubah olan yemin “Allah” sözü ile olan yemindir. İslam âlimleri Allah’ın isimleriyle yemin etmenin mubah olduğunda ittifak etmişlerdir. Bu ismin, “Allah” ve “Rahman” sözleri gibi özel bir isim olması ile “Alîm, Hakîm, Kerîm, Halîm vs.” gibi müşterek isim olması arasında fark yoktur. Her ne kadar bu ortak isimler yaratıklara verilirse de yemin esnasında bundan yaratan anlaşılır. Çünkü Allah’tan başkasına yemin caiz değildir.

Yemin harfleri “B”, “V” ve “T”dir. Vallahi, billahi, tallahi gibi.

b) Allah’ın Sıfatlarından bir sıfatla yemin etmek.

Allah’ın sıfatları üç kısımdır:

1. Örfte bu sıfat ancak Allah için kullanılır (Allah’ın izzeti, azameti, celali ve kibriyası hakkı için gibi). Bu sıfatlarla yapılan yemin muteberdir.

2. Allah ile Allah’tan başkaları hakkında da kullanılan sıfatları (Allah’ın kudreti, kuvveti, iradesi, rızası, hakkı için gibi.). Bu sıfatlarla da yapılan yemin muteberdir.

3. Allah ile Allah’tan başkaları arasında ortak olan ve fakat daha çok Allah’tan başkaları hakkında kullanılan sıfatlardır. Bunlar ile yemin olmaz. Allah’ın ilmi hakkı için, Allah’ın rahmeti hakkı için gibi.

Allah ile sıfatlarından başka şeylere yemin edilemez. Peygamber hakkı için, Kâbe hakkı için, Kur’an hakkı için gibi.307

Yalnız “Allah hakkı için” demek yemindir. Çünkü “Hak” Allah’ın isimlerinden bir isimdir veya bununla Allah’ın bir sıfatı kast edilmektedir.308

“Yemin ederim” yahut “Allah’a yemin ederim”, “Andiçerim” yahut “Allah’a andiçerim”, “Şahitlik ederim” yahut “Allah’a şahitlik ederim”, demek de yemindir.

Bir insan İslam’dan çıkmakla yemin ederse, mesela, şöyle yaparsam Yahudi, Hıristiyan olayım yahut İslam’dan, Allah’ın Resulünden veya Kur’an’dan uzak olayım veya kâfir olayım, derse bunlar da yemindir.309

Eğer “şöyle yaparsam bu bana haram olsun” veya “bunu yaparsam helal olan şey bana haram olsun” der ve sonra da yaparsa, serbesttir, dilerse kendisine haram kıldığı şeyi terk eder, dilerse keffaret verir.310

c) Yemin-i Lağv

Geçmiş veya şimdiki zamana ait bir iş üzerine öyle olduğunu sanarak yapılan yemindir. Ahmed ile konuştuğu hâlde konuşmadığını zannederek “Vallahi Ahmed ile konuşmadım” diye yapılan yemin gibi.

İslam âlimleri böyle bir yemin için keffaret gerekmediğinde görüş birliği içindedir. Bu yemini yapanın herhangi bir kastı olmadığı için Allah’ın kendisini bağışlayacağı umulur.

C) Yemin Keffareti

Yemin-i munakide bozulduğu zaman keffaret vermek gerekir.

Yemin ve keffareti ile ilgili olarak Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyruluyor:

لَا يُؤَاخِذُكُمُ اللّٰهُ بِاللَّغْوِ فٖيٓ اَيْمَانِكُمْ وَلٰكِنْ يُؤَاخِذُكُمْ بِمَا عَقَّدْتُمُ الْاَيْمَانَ فَكَفَّارَتُهُٓ اِطْعَامُ عَشَرَةِ مَسَاكٖينَ مِنْ اَوْسَطِ مَا تُطْعِمُونَ اَهْلٖيكُمْ اَوْ كِسْوَتُهُمْ اَوْ تَحْرٖيرُ رَقَبَةٍۜ فَمَنْ لَمْ يَجِدْ فَصِيَامُ ثَلٰثَةِ اَيَّامٍۜ ذٰلِكَ كَفَّارَةُ اَيْمَانِكُمْ اِذَا حَلَفْتُمْۜ وَاحْفَظُوٓا اَيْمَانَكُمْۜ كَذٰلِكَ يُبَيِّنُ اللّٰهُ لَكُمْ اٰيَاتِهٖ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ

“Allah, kasıtsız olarak ağzınızdan çıkıveren yeminlerinizden dolayı sizi sorumlu tutmaz, fakat bilerek yaptığınız yeminlerden dolayı sizi sorguya çeker. Bunun da keffareti, ailenize yedirdiğiniz yemeğin orta hallisinden on fakire yedirmek yahut onları giydirmek yahut da bir köle azat etmektir. Bunları bulamayan üç gün oruç tutmalıdır. Yemin ettiğiniz takdirde yeminlerin keffareti işte budur. Yeminlerinizi koruyun. Allah size ayetlerini açıklıyor. Umulur ki şükredersiniz.”311

Ayet-i kerime gereğince yemin keffareti köle azat etmek, on fakiri akşamlı— sabahlı orta derecede yedirmek veya tepeden tırnağa elbise giydirmektir. Bunları yapamayan kimse peş peşe üç gün oruç tutar.

Keffaret, yemin bozulduktan sonra verilir. Keffareti, yemin bozulmadan önce vermek yeterli değildir.

Keffaret için belirli bir vakit yoktur. Yemin bozulduktan itibaren ilk fırsatta ödenmelidir.

Keffaret için hâli vakti iyi olan kimse yukarda yazılı üç şıktan hangisini isterse onu yapar. Bunlardan her üçünü de yapmaya gücü yetmediği takdirde, ara vermeden üç gün oruç tutar.

On fakiri doyurmak yerine onlara birer fıtra vermek de mümkündür.

Bir fakiri on gün akşam ve sabah doyurmak veya bir fakire on gün olmak üzere her gün birer fıtra da verilebilir.

Elbiseye gelince, bunun en azının bütün vücudu örtmesi gerekir.

Kaynak

Diyanet islam ilmihali

RAŞiT TUNCA

BAŞAĞAÇLI RAŞiT TUNCA
Raşit Tunca

FORUMUMUZDA
Dini Bilgiler...
Kültürel Bilgiler...
PNG&JPG&GiF Resimler...
Biyografiler...
Tasavvufi Vaaz Sohbetler...
Peygamberler Tarihi...
Siyeri Nebi
PSP&PSD Grafik

BOARD KISAYOLLARI

ALLAH

Allah



BAYRAK

TC.Bayrak



WEB-TUNCA


Radyo Karoglan

Foruma Misafir Olarak Gir


Forumda Neler Var


Karoglan-Raşit Tunca - Dini - islami - Dini Resim - FIKIH - Kuran - Sünnet - Tasavvuf - BAYRAK - Milli - Eğlence - PNG - JPEG - GIF - WebButtons - Vaaz - Sohbet - Siyeri Nebi - Evliyalar - Güzel Sözler - Atatürk - Karoglan Hoca - Dini Bilgi - Radyo index - Sanal Dergi




GALATASARAY

G A L A T A S A R A Y


FENERBAHÇE


F E N E R B A H C E


BEŞiKTAŞ

B E Ş i K T A Ş


TRABZONSPOR

T R A B Z O N S P O R


MiLLi TAKIM

M i L L i T A K I M


ETKiNLiKLERiMiZ


“Peygamberimiz Buyurdular ki Birbirinize Temiz ağız ile Dua edin. Bizde Sayfamızı ziyaret edenlerin ve bu bölümü ziyaret edenlerin kendilerinin Ruhaniyetine, geçmişlerinin Ruhuna Yasin Okuyup hediye ediyoruz Tıkla, ya sende oku yada okunmuş Yasinlerden Nasibini Al”
(Raşit Tunca)



MEVLANA'DAN

“ Kula Bela Gelmez Hak Yazmadıkca, Hak Bela Yazmaz Kul Azmadıkca, Hak intikamını, Kulunun Eliyle Alır da, Bilmiyenler Kul Yaptı Sanır."
(Hz. Mevlana)