MUHAMMED

Muhammed


BAYRAK

TC.Bayrak



Welcome, Guest
You have to register before you can post on our site.

Username
  

Password
  





Forum Statistics
Members:» Members: 7
Latest member:» Latest member: Muhammed
Forum threads:» Forum threads: 5,258
Forum posts:» Forum posts: 5,849

Full Statistics Full Statistics

DOWNLOADEN


“Downloaden Bölümümüzden BEDAVA Grafik Paketleri,E-Kitaplar ve Bedava Bilgisayar Programlarını Tek TIKLA BEDAVA indirebilirsiniz”
(Raşit Tunca)




AYET

“Yeryüzüne muhakkak benim iyi kullarım varis olacaktır”
ENBİYA Suresi 105


FELSEFEMiZ

“ iSLAM OKUMAK YAZMAK YADA ÇiZMEK DEĞiLDiR, Yahutta O Hadis şöyle, Bu Ayette böyle diyor Diye Papağanlıkda Değildir. islam Kuranı ve sünneti HAYATINA TATBiK edip, Onunla Yaşayabilmekdir”
(Karoglan Raşit Tunca Sözü)


Raşit Tunca Sözü

“Yüzme bilmek Denizden çıkmana fayda vermez, taaki yüzme biliyorsan, denizedee düştüysen, ellerini, kollarını, ayaklarını çırpacaksın, ve birde tutuncak dal bulacak, tutunup çıkacaksın. ilimde böyledir, bir ilmi bilmek fayda etmez, taaki, onu hayatında tatbik edesiye, Dinde böyledir, din bilmek imanını kurtarmaz, taaki, ne zaman, bildiğin öğrendiğin dinini hayatında tatbik edip, yaşadın, o zaman belki kurtulursun.”
(Karoglan Raşit Tunca Sözü)

GÜZEL SÖZ

“ Bazen Hata Yapıvermek, Doğruyu bulmanın ilk Basamağıdır.
(Başağaçlı Raşit Tunca Sözü)



Kurbanlık hayvanı keserken

Kurbanlığı kesilecek yere sürükleyerek çekmek, birini ötekinin gözü önünde kesmek mekruhtur.

Sual: Kurbanlık hayvan kesilirken nelere dikkat etmelidir, dinimizin bu husustaki emir ve tavsiyeleri nelerdir?

Cevap: Kurbanlık hayvanı kesilecek yere sürükleyerek çekmek, bıçakları hayvanı yatırdıktan sonra bilemek ve birini ötekinin gözü önünde kesmek mekruhtur. Eğer mümkünse önce diz boyu çukur kazılır. Kurbanın gözleri tülbentle bağlanır. Kıbleye dönük olarak sol yanı üzerine yatırılır. Boğazı çukurun kenarına getirilir. İki ön ve bir arka ayakları, uçlarından bir araya bağlanır. Üç kerre bayram tekbiri okunur. Sonra, Bismillahi Allahü ekber diyerek, deveden başka hayvanın boğazının herhangi bir yerinden kesilir. Bismillahi derken, 'h' harfini belli etmek lazımdır. Belli edince Allahü teâlânın ismi olduğunu düşünmek lazım olmaz. Belli edilmezse, Allahü teâlânın ismini söylediğini düşünmek lazımdır. Bunu da düşünmezse, hayvan, leş olur, yemesi helal olmaz. Bunun için, her zaman Allah teâlâ değil, Allahü teâlâ demeye alışmalıdır.

Hayvanın boğazında meri denilen yemek borusu, hulkum denilen hava borusu ve evdac denilen iki yanda birer kan damarı vardır. Bu dört borudan üçü bir anda kesilmelidir. Kesenin de kıbleye karşı dönmesi sünnettir.

Hayvan soğumaya başlamadan, yani çırpınması durmadan ensesini de kesmek mekruhtur. Yalnız ensesinden kesmek ise haramdır. Hayvan tamamen ölüp çırpınması durmadan, kafasını koparmak ve derisini yüzmeye başlamak da mekruhtur.

Kesmesini bilenin kendi kesmesi müstehaptır. Kadının kesmesi de caizdir. Bilmeyenin, vekiline kestirmesi ve kesilirken yanında bulunup, En'âm suresinin yüzaltmışikinci “İnne salâtî” ayetini “lâ şerîke leh”e kadar okuması müstehaptır.

Sual: Kurban için bir danaya ortak olarak girenler, hayvanı kestikten sonra, bunun etini göz kararı ile bölüşebilirler mi?

Cevap: Faiz olmaması için, eti tartarak, müsavi, eşit ağırlıkta olarak paylaşmaları lazımdır. Tartmadan bölüşüp helalleşmek caiz olmaz. Çünkü helalleşmek, hediye vermekte olur. Taksimi mümkün olan bir şeyde ortak olanların hisselerini ayırmadan önce hiç kimseye hediye etmeleri caiz değildir. Altı kişiye et ile birlikte deri veya bacak da verilirse tartmadan paylaşmaları caiz olur. Başının da, derisi gibi olduğu Hindiyye ve Mecmû'a-i Zühdîyyede yazılıdır.

Osman Ünlü
Sual: Terviye günü diye ne zamana denir ve bu günde neler yapılmaktadır?

Cevap: Zilhicce ayının sekizinci gününe, Terviye günü denir. Arefe günündenden önceki gündür. Hacıların sabah namazını kıldıktan sonra, topluca Mekke'den Minâ'ya doğru hareket ettikleri gündür.

Bu güne Terviye denmesinin sebebi, hacca gidenler umumiyetle bu günde susuz bir sahayı geçmeye hazırlık olmak üzere hayvanlarını bol bol suladıkları ve zemzem suyundan çokça içip kandıkları ve yanlarına gerektiği kadar su aldıkları ve böylece Minâ'ya hareket ettikleri veya Terviye diye adlandırılmasının sebebi, hacılar o günde develeri suya kandırdıkları yani suladıkları içindir. Hadis-i şerifte; (Bir Müslüman, Terviye günü oruç tutarsa ve günah söz söylemezse, Allahü teâlâ, onu elbette Cennete sokar) buyuruldu.

Terviye günü sabah namazından sonra, hacıların, Arafat'a gitmek için Mekke'den çıkmalarının haccın sünnetlerinden olduğu, İbn-i Âbidînde yazılıdır.

Sual: Ramazan ayında olduğu gibi, hac ve kurban ibadetlerini yerine getirirken de Zilhicce ayının hilalini görmek gerekir mi?

Cevap: Konu ile alakalı olarak İbni Âbidînde deniyor ki:

“Ramazan ayının birinci gününü anlamakta takvimlere güvenilmemelidir, buyurdular. Çünkü oruç, gökte yeni ayı görmekle farz olur. Peygamber efendimiz; (Hilali görünce oruca başlayınız!) buyurdu. Hâlbuki hilalin doğması, görmekle değil, hesapladır ve hesap sahih olup, hilal, hesabın bildirdiği gecede doğar. Fakat, o gece görülmeyip, bir gece sonra görülebilir ve oruca, hilalin doğduğu gece değil, görüldüğü gece başlamak lazımdır. Çünkü İslamiyet böyle emir buyurmuştur.”

Gökte, ramazan hilalini aramak, bir ibadettir. Görülüyor ki, ramazanın başlangıcını önceden haber vermek, İslamiyeti bilmemek alametidir. Kurban Bayramı'nın birinci günü de, Zilhicce ayının hilalini görmekle anlaşılır. Zilhicce ayının dokuzuncu Arefe günü, hesapla, takvimle anlaşılan gün veya bundan bir gün sonra olur. Bundan bir gün önce Arafât'a çıkanların hacları sahih olmuyor.

Sual: Namaz kılmakta olana, Kur’ân-ı kerim okuyana ve Cuma günü camide hutbe okuyan hocaya selam verilebilir mi?

Cevap: Namaz kılmakta olana, Kur’ân-ı kerim okuyana ve Cuma günü hatip efendiye hutbe okurken, bunlar bu hâlde iken selam verilmez.

Osman Ünlü
Arefe günü ve teşrik tekbirleri

Arefe; Zilhicce ayının dokuzuncu günü, Kurban Bayramı'ndan önceki güne verilen isimdir.

Sual: Arefe diye hangi güne denir ve bu günün önemi, özelliği, fazileti nedir?

Cevap: Arefe; Zilhicce ayının dokuzuncu günü, Kurban Bayramı'ndan önceki güne verilen isimdir. Başka günlere Arefe denmez. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Arefe gününe hürmet ediniz! Çünkü Arefe, Allahü teâlânın kıymet verdiği bir gündür.)

(Arefe günü bin İhlas okuyanın bütün günahları affolur ve her duası kabul olur. Hepsini Besmele ile okumalıdır.)

(Arefe gecesi ibadet edenler, Cehennemden azad olur.)

(Arefe günü oruç tutanların, iki senelik günahları affolur. Biri, geçmiş senenin, diğeri, gelecek senenin günahıdır.)

Arefe günü Allahü teâlâ, Arafât'ta vakfe yapan hacılardan razı olur ve meleklere karşı övünerek;

(Bunlar ne isterler ki işlerini bırakıp burada toplandılar) buyurduğu, İmam-ı Müslimin naklettiği hadis-i şerifte bildirilmektedir.

Haccın farzlarından biri de Arefe günü Arafât'ta öğle ve ikindi namazlarından sonra bir miktar vakfeye durmaktır. Arefe günü veya gecesi Arafât'ta bulunmayanın veya Arafât'tan geçmeyen hacı olamayacağı, İbn-i Âbidîn ve Mevkûfât kitaplarında bildirilmektedir.

Peygamber Efendimiz, meşhur 'Veda Hutbesi'ni Arafat'ta okudu. Âdem aleyhisselam ile Havva validemiz yeryüzüne indirilince Arafat'ta buluştular. Bir rivayette buraya bu yüzden buluşup, tanışmak manasına Arafat denmiştir.

Sual: Teşrik tekbirleri ne zaman başlamakta ve hangi vakte kadar devam etmektedir?

Cevap: İmâmeyne göre, Arefe günü, yani Kurban Bayramından önceki gün sabah namazından, dördüncü günü ikindi namazına kadar, yirmiüç vakitte hacıların ve hacca gitmeyenlerin, erkek kadın herkesin, cemaat ile kılsın, yalnız kılsın, farz namazda veya bu bayramdaki farzlardan birini, yine bu bayram günlerinden birinde kaza edince, selam verir vermez, 'Allahümme entesselam...' demeden, bir kerre Tekbîr-i teşrîk okuması vaciptir.

“Allahü ekber, Allahü ekber. Lâ ilâhe illallah. Vallahü ekber, Allahü ekber ve lillahil-hamd” denir.

Cuma namazlarından sonra da okunur. Bayram namazından sonra okumak müstehaptır. Cenaze namazından sonra okunmaz. Camiden çıkdıktan veya konuştuktan sonra okumak lazım değildir. İmam, tekbiri unutursa, cemaat terk etmez. Erkekler yüksek sesle okuyabilir.

Osman Ünlü Hoca
Halîlullah Olmanın Sırrı: Fedakârlık ve Kurban Şuuru

Allah'ın (c.c) halili, dostu olmanın sırrı nedir? Hz. İbrahim'i (a.s) bu müstesnâ mevkie eriştiren 3 husus nedir? Hz. İbrahim'i (a.s) evlât imtihanında nasıl bir duruş sergiledi? Hazret-i İbrahim’in fedâkârlığının bereketi ve İbrahimce kurban şuuru...

Hazret-i İbrahim, «Halîlullah / Allâh’ın Halîli, dostu» olma şerefine mazhar olan tek peygamberdir. Onu, bu müstesnâ mevkie eriştiren de; gönle taht kuran üç husustan, can, mal ve evlâttan, huzur ve teslîmiyet içinde fedâkârlık edebilmesi olmuştur.

İlk imtihan candan oldu.

İbrahim -aleyhisselâm-, kavminin şenliğe gittiği bir gün, puthâneye gidip putları kırmıştı. Daha önce de putlar aleyhinde konuştuğu için, kendisini yakalayıp sorgulayacaklarını ve cezalandırmak isteyeceklerini biliyordu. Bu tehlikeli hareketi, her şeyi göze alarak yapmıştı.

Gerçekten de onu kavmin önüne getirip sorguladılar. O da bunu fırsat bilerek, putların acziyetini, konuşamamalarını, kendilerine zarar veren bir insana mânî olamamalarını onlara itiraf ettirmiş oldu. Canı pahasına muazzam bir tebliğde bulunmuş oldu.

Bu acziyet itirafına rağmen, İbrahim -aleyhisselâm-’ı yakarak cezalandırmaya karar verdiler. Devâsâ bir ateş yaktılar. Nemrut’un emriyle, onu mancınıkla bu ateşe attılar. Allah yolunda canından geçmiş olan, yanmayı göze almış olan Hazret-i İbrahim, bu esnada meleklerden gelen yardım tekliflerini;

“Ateşi ancak yakan söndürür!” diyerek reddetti;

“Allah bana yeter!” dedi. Huzur içinde şehâdete yürüdü.

Lâkin Allah Teâlâ, ateşi gülzâr eyledi. Böylece putperest kavme bir kere daha, gittikleri yolun bâtıl olduğunu göstermiş oldu.

Hazret-i Mevlânâ der ki:

“Sende İbrahimlik varsa korkma. Ateş İbrahimleri tanır, yakmaz…”

Sırada mal imtihanı vardı.

Hazret-i İbrahim, koyun sürülerine sahip olmuştu. Mal imtihanı için yanına beşer sûretinde Cebrâil -aleyhisselâm- geldi ve ondan bu koyunları istedi. Hazret-i İbrahim, Allâh’ı zikretmesi karşılığında hepsini ona vereceğini söyledi. Yani malı, hakkı tebliğ yolunda bir malzeme olarak değerlendirdi.

Cebrail -aleyhisselâm-; kendisini tanıtıp bunun bir imtihan olduğunu belirttikten sonra, Hazret-i İbrahim, bu malları yine de geri almadı, Allah yolunda vakfetti.

Son imtihan evlât imtihanıydı.

EVLÂT İMTİHANI

Hazret-i İbrahim; hak dîni tebliğ ediyor, ancak ona neredeyse kimse îmân etmiyordu. Sadece yeğeni Lût ve kavminden pek az kişi ona inanmıştı. Nesil endişesiyle Hakk’a ilticâ etti;

“–Yâ Rabbî, bana sâlih evlâtlar lutfet!” (es-Sâffât, 100) diye yalvardı. Âyet-i kerîmede niyâzının kabulü şöyle ifade edildi:

“İşte o zaman, Biz ona (İbrahim’e) halîm bir oğul (İsmail’i) müjdeledik.” (es-Sâffât, 101)

Cenâb-ı Hak, bir rüya ile Hazret-i İbrahim’e evlâdını kurban etmesini işaret etti. Rüyanın üç kere tekrarlanmasıyla, Hazret-i İbrahim bunun bir emr-i ilâhî olduğunu iyice anladı. Zira peygamberlerin rüyaları da vahiydir.

Bu muazzam kurban emrini oğluna da anlattı. O da büyük bir teslîmiyet içinde kabul etti. Âyet-i kerîmede şöyle beyan buyurulur:

“(İsmail,) babasıyla beraber yürüyüp gezecek çağa erişince (babası);

«–Yavrucuğum, rüyada seni kurban ettiğimi görüyorum; bir düşün, (buna) ne dersin?» dedi.

O da cevâben;

«–Babacığım, sen emrolunduğun şeyi yap! İnşâallah beni sabredenlerden bulursun!» dedi.” (es-Sâffât, 102)

Daha önce can ve malını Hak yolunda fedâ eden Hazret-i İbrahim, evlâdını da fedâ etmeye hazırdı. Çünkü Cenâb-ı Hakk’a olan muhabbeti, evlâdına olan muhabbetten öndeydi.

Lâkin Cenâb-ı Hakk’ın murâdı, onun evlâdını kesmesi değildi, fedâ edebilecek derecede kalbini, «muhabbetullah»tan gayrı sevgilerden tasfiye etmesiydi. Bu sebeple, İsmail -aleyhisselâm- yerine, gökten bir koç indirildi ve kurban edildi.

Âyet-i kerîmede şöyle anlatılır:

“Her ikisi de teslim olup, (İbrahim) onu alnı üzerine yatırınca;

«–Ey İbrahim, rüyayı gerçekleştirdin. Biz muhsinleri böyle mükâfatlandırırız. Bu gerçekten çok ağır (çok zor) bir imtihandır.» diye seslendik.” (es-Sâffât, 103-106)

“Biz oğluna bedel, ona büyük bir kurban verdik. Geriden gelecekler arasında ona (iyi bir nam) bıraktık;

«–İbrahim’e selâm!» dedik. (İşte) Biz muhsinleri böyle mükâfatlandırırız. Çünkü O, bizim mü’min kullarımızdandı.” (es-Sâffât, 107-111)

Hazret-i İbrahim; can, mal ve evlât imtihanlarını geçerek Halîlullah oldu.

FEDÂKÂRLIĞIN BEREKETİ

Âyet-i kerîmede geçtiği üzere; Hazret-i İbrahim’in âhirzaman ümmeti arasında da nâmı büyük oldu:

Bugün ümmet-i Muhammed, her namazın sonunda meâli şu ifadeler olan salât ile duâ etmektedir:

“Allâh’ım! İbrahim’e ve âline rahmet ettiğin gibi Muhammed’e ve âline de rahmet et. Şüphesiz Sen, övülmeye lâyık ve yücesin.

Allâh’ım! İbrahim’e ve âline hayır ve bereket lutfettiğin gibi Muhammed’e ve âline de hayır ve bereket ihsân et. Şüphesiz Sen, övülmeye lâyık ve yücesin!” (Bkz. Buhârî, Deavât, 32; Tirmizî, Vitir, 20; İbn-i Mâce, İkâme, 25)

İsmail -aleyhisselâm- da küçük yaşta büyük bir teslîmiyet ve sabır imtihanı verdi. Babasıyla beraber bu iki peygamberin sulbünden, neslinden Hazret-i Fahr-i Âlem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- geldi. Yani Habîbullâh’ın / Allâh’ın sevgilisi olan Âhirzaman Nebî’sinin ataları, bu büyük fedâkârlığı gösteren peygamberler oldu.

Sırf bu iki husûsa baktığımızda, fedâkârlığın Allah katında ne büyük bir semeresi olduğunu görürüz.

Hac ve kurban bayramı da bu büyük hâdisenin hâtıralarını kıyâmete kadar taşımaktadır.

Hacdaki şeytan taşlama ibâdetimiz; Hazret-i İbrahim, Hazret-i İsmail ve Hacer Vâlidemiz’in, Hak yolundaki fedâkârlığı baltalamak isteyen şeytanı taşlamalarını temsil eder. Bizler sadece eûzü çekmekle ve hacdaki temsilî taş atmakla kalmamalı, hayatımızın her safhasında, şeytanın vesveselerini taşlamalıyız. Yani onun vesvese ve iğvâlarına kulak tıkayarak, onu uzaklaştıracak feyiz ve rûhâniyet dolu zikir, ibâdet ve fedâkârlıklara yönelmeliyiz.

Kurban bayramı da, fedâkârlığın ehemmiyetini ifade eden bir başka hakikattir.

Dînimizde senede iki bayram lutfedilmiştir:

    Ramazan Bayramı, takvâ ile yaşanan bir ayın sonunda ikrâm edilir. Ramazan, bir kulluk tâlîmi, bayram da onun şehâdetnâmesidir. Bunun ömre teşmili, kulluk içinde bir ömrün sonunda, hüsn-i hâtime içinde bir son nefes bayramına erişebilmektir.

    Kurban Bayramı da, Allah için yapılan fedâkârlıkların kulu Hakk’a yaklaştıracağını, O’na dostlukta mesafe kazandıracağını temsil eder.

Bayramlar tatil günleri değil; bu hakikatleri tefekkür ederek içtimâîleşmek, başta anne-baba ve akrabalar olmak üzere, komşu, eş ve dostun hatırlarını sormak, serviler âlemini yani kabirleri ziyaret etmek, bilhassa da kimsesizleri, fakirleri ve yoksulları, ikramlarla sevindirmek için bahşedilmiş günlerdir.

Hakikaten, dünya ve içindekiler değersizdir. Onun yegâne değeri, kulu Allâh’a yaklaştırmada vasıta olabildiği kadardır.

Hâfız-ı Şîrâzî der ki:

“Ömrü ve malı dost yolunda fedâ etmedik! Yazıklar olsun! Aşk yolunda bu kadarcık da bir fedâkârlık bizden çıkmıyor!”

Mevlânâ Hazretleri de benzer şekilde şöyle der:

“Altın ne oluyor, can ne oluyor… İnci mercan da nedir yüce bir sevgiye harcanmadıktan, yüce sevgiliye fedâ edilmedikten sonra?!.”

Sahâbî işte bu gerçeği anlamıştı. Can, mal ve evlât, ev-bark, memleket sevgisi, bütün bunlar Allah ve Rasûlü’nün yolunda, Allah Rasûlü ile âhirette beraber olabilmek aşkına fedâ olmalıydı.

İşte bu şuurla, sahâbî; Afrika’ya, Kayravan’a, Semerkant’a ve Çin’e giderken hiç endişe etmedi. Memleketini, evini-barkını terk etmekten dolayı bir üzüntü duymadı. Yolculuklarında başına gelebilecek tehlikeler için de, korku ve endişeye kapılmadı. Onlar fedâkârlığın lezzeti ile her türlü zorluğu yendiler. İslâm nimeti ve Peygamberimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e sahâbî olma lutfunun şükrünü edâ etme gayretinde oldular.

Biz de ancak fedâkârlıkta bulunarak, Allâh’ın rızâsına erişebiliriz, dostluğunda mesafe katedebiliriz. Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in şefâatine de ancak, O’nun dîni yolunda fedâkârlık ederek nâil olabiliriz.

Hadîs-i şerifte buyurulur:

“Kişi sevdiğiyle beraberdir.” (Buhârî, Edeb, 96)

Bu müjdeye inşâallah nâil olabilecek bir fedâkârlık yaşamamız lâzımdır.

İslam ve İhsan
Yanlışlıkla Arefe Günü Kurban Kesilirse Ne Olur?

Bir günün bayram olduğuna hükmolunarak bayram namazı kılınıp kurbanlar kesilir, daha sonra da o günün Arefe olduğu anlaşılırsa, kılınan namaz ve kesilen kurbanın durumu ne olur?

Belli bir günün bayram olduğuna hükmolunur, insanlar da bu doğrultuda bayram namazlarını kılarak kurbanlarını keserler ve daha sonra, bayram olarak ilan edilen günün aslında arefe günü olduğu anlaşılırsa, bu durumda, kılınan namazlar geçerlidir ve kesilen kurbanlarla da kurban ibadeti yerine getirilmiş sayılır. (Zeylâî, Tebyinü’l-Hakâik, c. VI, s. 4; İbn Âbidîn, Reddu’l-Muhtar, c. VI, s. 219-220.)

Kaynak: Dr. Recep Özdirek, Kurban İbadeti, Erkam Yayınları

İslam ve İhsan
Arefe Ne Demek?

Arefe günü nedir, ne anlama gelir? Arefe hangi gündür?

Arefe haccın en önemli farzı olan vakfenin yapıldığı yerin (Arafat) diğer adıdır.

Sözlükte; “bilme, anlama ve tanıma” anlamlarındaki a-r-f kökünden türeyen “Arefe” zilhicce ayının 9. (Arefe, Kurban bayramından bir önceki gündür ancak zamanla Ramazan bayramından önceki gün için de kullanılmaya başlandı) gününe verilen isimdir. Arafat vakfesi bugün yapılır.
Kurban Nedir? Kurbanın Önemi, Hikmeti ve Faydaları Nelerdir?

Kurban nedir, niçin kesilir? Kurban kesmek farz mı? Kurban kesmenin hükmü nedir? Kurban duası nasıl yapılır? Kurbanın İslam’daki yeri ve önemi nedir? Peygamberimiz nasıl kurban keserdi? Kurban ile ilgili ayet ve hadisler nelerdir? Kurban kesmenin önemi, hikmeti ve faydaları...

Kurbanla ilgili hadisler ve hadislerin açıklaması...

Hz. Âişe vâlidemizden rivâyet edildiğine göre Nebiyy-i Ekrem şöyle buyurmuştur:

“Âdemoğlunun, Kurban Bayramı’nın birinci günü yaptığı işlerin Allah’a en sevimli olanı, (kurban) kanı akıtmaktır, (O gün Allah katında bundan daha sevimli bir amel yoktur.) Kıyâmet günü o kurban, boynuzları, tırnakları ve kıllarıyla gelir. Kurbanın kanı da, henüz yere düşmeden Allah’ın rızâsına nâil olur ve kabul edilir. O hâlde, kurbanlarınızı gönül hoşnutluğu ile kesin!” (İbn-i Mâce, Edâhî, 3; Tirmizî, Edâhî, 1/1493)

Ebû Hüreyre’den (r.a) rivâyet edildiğine göre Resûlullah şöyle buyurmuştur:

“Kim imkânı olduğu hâlde kurban kesmezse, bizim mescidimize yaklaşmasın!” (İbn-i Mâce, Edâhî, 2; Ahmed, II, 321)

Hadislerin Açıklaması

Kurbân, yaklaşmak ve Allah’a yakınlık sağlamaya vesîle kılınan şey mânâlarına gelir. Mal ve candan fedâkârlık mânâsı taşıdığından, Allah’a yaklaşmanın en mühim vâsıtalarındandır.

Hicretin ikinci senesinde emredilmiştir. Ebû Hanîfe’ye göre Kurban günlerinde 20 miskâl (96 gr) altın veya 200 dirhem (640 gr) gümüşe mâlik olan kimselerin kurban kesmeleri, vâciptir. Bu nisabın üzerinden bir sene geç­mesi şart değildir.

Âlimlerin ekseriyetine göre ise, kurban kesmek, müekked sünnettir. Bir kısım âlimler, şu âyetlerin kurbana delâlet ettiğini bildirirler:

“Her ümmet için, Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği kurbanlık hayvanların üzerlerine O’nun adını anarak kurban kesmeyi meşrû kıldık…” (Hac 22/34, 67)

“Rabbin için namaz kıl ve (kurban) kes!” (Kevser 108/2)

“Biz, oğluna bedel ona büyük bir kurban verdik.” (Sâffât 37/107)

Allah Resûlü, emredildikten sonra kurban kesmeyi hiç terk etmemiş,[1] hatta yolculukta bile kesmiş[2] ve şöyle buyurmuştur:

“Ey insanlar! Her sene her bir ev halkına kurban kesmek vâciptir.” (İbn-i Mâce, Edâhî, 2; Tirmizî, Edâhî, 18/1518)

KURBAN GÜNLERİNİN FAZİLETİ

Resûlullah kurban günlerinin faziletine dâir şöyle buyurur:

“Allah indinde günlerin en büyüğü, Kurban Bayramı günüdür, bunu, fazilette yevmü’l-karr (bayramın ikinci günü) takib eder.” (Ebu Davud, Menasık, 18/1765) Yine Efendimiz:

“Sâlih amellerin Allah’a en ziyade sevimli olduğu günler, Zilhicce’nin ilk on günüdür!” buyurmuştu. Cemaatten bazıları:

“–Allah yolundaki cihaddan da mı?” diye sordu. Allah Resûlü:

“–Cihaddan da![3] Ancak canı ve malıyla cihâda çıkıp hiçbir şeyle dönmeyen (yani malı ve canını fedâ ederek şehid düşen) kişi müstesnâ!” karşılığını verdi. (Buhârî, Iydeyn, 11; Ebû Dâvûd, Savm, 61/2438; Tirmizî, Savm, 52/757)

Böylesine faziletli günlerde, Allah’a yaklaşma gayreti içinde olmak îcâb eder. Birinci hadisimiz, o günlerde yapılacak en sevimli amelin, kurban olduğunu haber vermektedir. Çünkü kurbanın her şeyi, kıyâmet günü sahibi için sevap olarak gelecektir.

Kurban, maddî fedâkârlığı ve her yönüyle vermeyi gerektiren bir ibadet olduğu için, insan nefsine zor gelir. Bu sebeple Allah Resûlü Müslümanlara, yaptıkları amelin fazilet ve sevabını düşünerek müsterih olmalarını tavsiye etmektedir.

Hadisimizde “kan akıtmaktan” ve “kanı henüz yere düşmeden” ifadelerine yer verilmek sûretiyle, kurbandan maksadın “kan akıtmak” olduğu gösterilmiştir. Kan akıtmaktan maksat da, mü’minin Allah’a itaat, teslîmiyet ve rağbetini arz etmesidir. Yoksa Allah’ın, ete ve kana ihtiyacı yoktur. Nitekim âyet-i kerimede:

“Allah’a, kestiğiniz kurbanların ne etleri ne de kanları ulaşır. O’na ancak sizin takvânız ulaşır…” buyrulmaktadır. (Hac 22/37)

Hz. Âdem’in oğlu Kâbil’in gönülsüz takdim ettiği kurbanı kabul edilmeyince, kıskançlığa kapılarak kardeşine, «Andolsun seni öldüreceğim» demişti. O zaman Hâbil’in ona verdiği cevap çok mânidardır:

“…Allah ancak takvâ sahiplerinden kabul eder.” (Mâide 5/27)

Demek ki kurban ile takvâ arasında çok sıkı bir bağ bulunmaktadır. Kurbanı ancak, takvâ ehli kimseler gönül huzûru ile kesebilir. Diğer taraftan, kurban keserken takvâ duygularıyla hareket edilmelidir. Bunun yanında kurban, sahibini takvâ duygularıyla tezyîn ederek Allah’a yaklaştırmaktadır. Allah katında en değerli insan da, en fazla takvâ sahibi olan kişidir. (Hucurât 49/13)

Diğer taraftan Allah, sırf kendi emrine imtisâlen ve rızâsı için kesilen kurbanı kabul etmektedir. Bunun için Resûlullah Efendimiz:

“Kestiğini Allah’tan başkası adına kesene, Allah lânet etsin” buyurmuştur. (Müslim, Edâhî, 43-45; Nesâî, Dahâyâ, 34)

İkinci hadisimizde, imkânı olduğu hâlde kurban kesmeyen kimseler, ağır bir dille îkaz edilmiştir. Burada, kurban kesmeden namazın sahih olmayacağı kastedilmiyor. Ancak kurban kesmeyen kişiye bir ceza veriliyor ve onun hayırlı insanlardan uzaklaştığına, böylece büyük bir kayıp içinde olduğuna işaret ediliyor. Efendimiz, bu şekilde ümmetini kurban kesmeye teşvik ederek, hepsinin de sevap kazanıp kurtuluşa nâil olmasını istemektedir. Âyet-i kerimede:

“Biz, (kurbanlık olarak seçtiğiniz) büyükbaş hayvanları da Allah’ın şeâirinden (O’nu hatırlatan nişânelerden) kıldık...” buyrulmuştur. (Hac 22/36)

KURBAN EDİLMELERİ CAİZ OLMAYAN DÖRT HAYVAN

Bu sebeple kurbana ve kurbanlık hayvanlara Allah için hürmetkâr olmak îcâb eder. Bütün ibadetlerde olduğu gibi, kurbanda da aslolan, tâzîm ve takvâ hisleridir. Bunun bir gereği olarak, kesilecek hayvanın sağlam ve besili olması lâzımdır. Hadis-i şerifte şöyle buyrulur:

“Kurban edilmeleri câiz olmayan dört hayvan vardır:

a) Körlüğü açıkça belli olan tek gözlü,

b) Hastalığı açıkça belli olan hasta,

c) Topallığı açık olan topal ve,

d) İlikleri kurumuş zayıf hayvan.” (Ebû Dâvud, Edâhî, 5-6/2802; Tirmizî, Edâhî, 5/1497)

Urve (r.a) bir gün evlâtlarına şöyle demiştir:

“Evlâtlarım! Sakın biriniz, bir büyüğe hediye edince utanacağı bir şeyi Allah için kurban olarak takdim etmesin! Zîra Allah, büyüklerin büyüğüdür ve O, her şeyin en seçkinine ve en kıymetlisine herkesten ziyâde lâyıktır.” (Muvatta’, Hacc, 147)

KURBAN NASIL KESİLİR?

Kurban keserken çok hassas davranılmalı, hayvanın gözü iyice bağlanmalı ve bir çukura iki kurban kesilmemelidir. Yine bir hayvanı, diğerinin gözü önünde kurban etmemeye îtinâ gösterilmelidir. Hayvanı kesileceği yere itip kakarak sürüklemek, uygun bir davranış değildir. Şayet küçükbaş bir hayvan ise, onu kucağa alıp rıfk ve mülâyemetle götürmek en güzelidir. Büyükbaş hayvanı da yine güzel bir şekilde kesim mahalline götürmelidir. Kurbanın yönü kıbleye döndürülmeli, kesecek olan kişi besmele çekip tekbir getirmeli ve mümkünse bizzat kendi eliyle kesmelidir.[4] Bu mümkün değilse vekâlet vermeli, ancak kesilirken, kurbanın yanında bulunmaya gayret etmelidir.

Resûlullah Efendimiz, bıçakların bilenerek hayvanlardan gizlenmesini emretmiş ve şu tenbihte bulunmuştur:

“Biriniz hayvanını keseceği zaman, o işi hızlı yapsın!” (İbn-i Mâce, Zebâih, 3)

“Allah her şeyi en güzel şekilde yapmayı emretmiştir. Öldürdüğünüzde bile en güzel tarzda öldürünüz! Kestiğiniz zaman da kesmeyi en iyi şekilde yapı­nız! Her biriniz bıçağını bilesin ve hayvanını rahatlatsın!” (Müslim, Sayd, 57; Tirmizî, Diyât, 14/1409; Ebû Dâvud, Edâhî, 11-12/2815)

Burada hayvanı rahatlatmaktan maksat, bıçağı bileyerek hayvanın boğazına sür’atle sürüp kesimi çabuk yapmak ve hayvanı okşamak gibi şeylerdir.

KURBAN KESME EDEBİ

Allah Resûlü, koyun kesen birini görmüştü. Adam, kesmek üzere koyunu yere yatırdıktan sonra bıçağını bilemeye çalışıyordu. Bu katı ve duygusuz davranış karşısında, Resûl-i Ekrem Efendimiz şu îkazda bulundu:

“–Hayvanı defalarca mı öldürmek istiyorsun? Bıçağını, onu yere yatırmadan önce bilesen olmaz mıydı?” (Hâkim, IV, 257, 260/7570)

Resûlullah, derisini ve boğazının bir kısmını kesip bırakarak hayvanı ölünceye kadar bu şekilde terk etmeyi yasaklamıştır.[5] Boğazın iki tarafındaki şah damarları ile yemek ve nefes boruları iyice kesilmelidir. Hayvanı kestikten sonra biraz bekleyerek, vücûdundaki kanın iyice boşalması sağlanmalı ve hayvan can çekişirken hemen yüzmeye başlanmamalıdır.

Kurban kesilirken oturmayıp, kan tamamen akıncaya kadar hürmeten ayakta beklemek de sâlihlerin âdetlerindendir.

Câbir (r.a), Allah Resûlü’nün kurban kesmesini şöyle anlatır:

“Resûlullah, kurban günü alacalı ve boynuzlu iki koç kesti. Onları (yatırıp kıbleye) yöneltince:

«Ben Hanîf olarak (Allah’ı bir tanı(Zeker)), yüzümü gökleri ve yeri yoktan yaratan Allah’a çevirdim ve ben müşriklerden değilim» (En’âm 6/79)

«De ki: Şüphesiz benim namazım, kurbanım, hayatım ve ölümüm hepsi âlemlerin Rabbi Allah içindir. O’nun ortağı yoktur. Ben bununla emrolundum ve ben müslümanların ilkiyim»[6] âyetlerini okudu ve:

«Ey Rabbim! (Bu kurban bize) sendendir ve senin için kesiyoruz. Muhammed (s.a.v.) ve ümmeti adına kesiyorum. Bismillahi vallâhu ekber!» deyip koçu kesti.” (Ebu Dâvud, Edâhî, 3-4/2795; İbn-i Mâce, Edâhî, 1)

KURBAN DUASI

Yine Câbir (r.a.) şöyle anlatır:

“Bir Kurban Bayramı’nda, Allah Resûlü ile musallâda/namazgâhta hazır bulundum. Hutbesini tamamlayınca minberinden indi. Kurbanlık bir koç getirildi. Resûlullah onu kendi eliyle kesti. Keserken de şöyle buyurdu:

«Bismillahi vallâhu ekber. Bu, benim adıma ve ümmetimden kurban kesemeyenler adınadır!»” (Tirmizî, Edâhî, 20/1521)

Bu hadislerin ifade ettiği hüküm Allah Resûlü’ne hastır. Bizim kestiğimiz bir kurban birden fazla kişinin yerine geçmez. Bu rivâyetlerde aynı zamanda, Fahr-i Kâinât Efendimiz’in ümmetine ne kadar düşkün olduğu da görülmektedir.

Abdullâh bin Kurt (r.a.) şöyle anlatır:

Resûlullah, Efendimiz’e beş veya altı tane kurbanlık deve getiril­mişti. Develer, hangimizden başlayacak diye Peygamber Efendimiz’e yaklaşmaya başladılar.[7] Develer kesilip yanları ve başları yere düşünce Rasûlullah Efendimiz hafif sesle bir şey söyledi, ancak anlayamadım. (Önümdeki şahsa):

“−Ne buyurdu?” diye sordum:

“−«İsteyen bu kurbandan kesip alabilir» buyuruyor” dedi. (Ebû Dâvûd, Menâsık, 19/1765; Hâkim, IV, 246/7522)

İhramda bulunan hacılar kurbanlarını kesmedikçe, tıraş olup ihramdan çıkamadıkları gibi, memleketlerinde kurban kesecek müslümanların da Zilhicce ayının hilâli görüldükten sonra kurbanlarını kesinceye kadar saç ve tırnaklarını kestirmemeleri uygun olur.[8]

Bu davranış, hacılara benzemek ve müslümanlar arasındaki inanç birliğinin, mümkün mertebe cihanşümûl karakterde davranış birliğine dönüşmesine katkıda bulunmak içindir.

Böyle davranmanın diğer bir hikmeti de, kurban kesen kişinin bütün hücreleriyle birlikte cehennemden âzâd olmasını sağlamaktır. Çünkü Cenâb-ı Hak, kurban edilen hayvanın her bir âzâsına mukabil, kurban kesen kulunun o uzvunu cehennemden âzâd etmektedir.

Kurban, usûlünce kesilip parçalandıktan sonra etinden yemeli ve başkalarına da ikrâm etmelidir. Cenâb-ı Hak şöyle buyurur:

“…Artık ondan, hem kendiniz yiyin, hem de yoksula, fakire yedirin!.” (Hac 22/28, 36)

Müstehap olan, kurbanı üçe taksim edip bir kısmını evde yemek, bir kısmını eşe dosta ikrâm etmek, bir kısmını da fukaraya dağıtmaktır. (Ebû Dâvud, Edâhî, 9-10/2813)

Cemiyet içinde ihtiyaç olduğunda kurban etlerinin bir an evvel infâk edilmesi teşvik edilmiştir. Bir defâsında Resûlullâh Efendimiz (bayram hutbesinde):

“‒Sizden kim kurban keserse, bayramın üçüncü gününden sonra evinde kurban etinden bir şey kalmasın!” buyurmuşlardı. Ertesi sene gelince sahâbîler:

“‒Yâ Resûlallâh! Yine geçen sene yaptığımız gibi mi yapalım?” diye sordular. Resûlullâh Efendimiz şöyle cevap verdiler:

“‒Bu sene kendiniz yiyiniz, başkalarına yediriniz ve daha sonra yemek için saklayınız! Geçen sene insanlar geçim sıkıntısı çekiyorlardı. Bu sebeble onlara bu hususta yardımcı olmanızı istemiştim.” (Buhârî, Edâhî, 16)

KURBAN NASIL DEĞERLENDİRİLMELİDİR?

Ashâb-ı Kiram’ın İslâmî hassâsiyetini gösteren şu hâdise de ibretle zikredilmeye şâyândır:

Ebû Saîd bin Mâlik el-Hudrî (r.a) bir seferden gelmişti. Âilesi kendisine kurban etlerinden takdîm ettiler. Ebû Saîd (r.a):

“‒Ben bunun hükmünü sormadıkça yemeyeceğim” de­di. Akabinde Bedir’de hazır bulunmuş olan ana-bir kardeşi Katâde bin Numan’a gidip ona bu mes’eleyi sordu. O da:

“‒Sen gittikten sonra, kurban etlerini üç günden sonra yemeyi yasaklayan hüküm kaldırıldı” dedi. (Buhârî, Meğâzî, 12)

Kurbanın derisini ve istifâde edilen diğer kısımlarını evde kullanmak câiz ise de, satıp parasını almak câiz değildir. Satıldığı takdirde, kıymetinin tasadduk edilmesi lâzımdır. Yine kurbanlık hayvanın kesilmeden evvel sütünden, yününden istifâde edilmesi hoş görülmemiş, şayet kullanıldıysa bedelinin fakirlere verilmesi istenmiştir.

Kurbanın kesilip parçalanması esnâsında temizliğe ve sıhhî şartlara âzamî derecede dikkat etmek lâzımdır. Sokakları ve çevreyi kirleterek çirkin koku ve manzaralara meydan verilmemelidir.

KURBANIN HİKMET VE FAYDALARI

Kurbanın bazı fayda ve hikmetlerini kısaca hatırlamak gerekirse şunlar söylenebilir:

Kurban bize, Hz. İbrahim ve İsmail’in teslimiyetini ve kulluktaki üstün hâllerini hatırlatır. Allah’ın her şeyi insanlara musahhar kıldığını fiilen gösterip bunlardan usûlünce istifâde ve infak etmeyi öğretir. Zira, Allah’ın emrimize verdiği nîmetlerden faydalanmamak doğru olmadığı gibi, onları israf etmek de son derece yanlıştır. Bunun için İslâm kurbanı emretmiş, ancak diğer taraftan da isrâfı ve hayvanlara eziyeti yasaklamış, hatta belli bir yaş sınırı koymuştur.

Kurban, insanı cimrilik ve mal sevgisinden kurtarır. Toplumdaki kardeşlik, yardımlaşma, paylaşma ve fukarayı sevindirme duygularını geliştirir. İnsanları muhabbet ve merhametle birbirine bağlar. Allah’ın nîmetlerinden bütün kullarının istifâde etmesini sağlar. Toplum hâlinde yerine getirilen ferdî ve ictimâî ibadetlerle Allah’ın rızâsını kazanmaya ve O’na yaklaşmaya vesîle olur.

Dipnotlar:

[1] Tirmizî, Edâhî, 11/1507. Hatta Efendimiz vefâtından sonra da kendisi adına kurban kesilmesini istemiştir. Haneş (r.a.), Hz. Ali’yi iki tâne koç kurban ederken görmüş ve niçin böyle yaptığını sormuştu. Hz. Ali şu cevâbı verdi:

“–Resûlullah, bana (vefâtından sonra) kendisi için de kurban kesmemi vasiyet buyurmuştu. Bunlardan birini onun adına kesiyorum ve bunu da hiçbir zaman terk etmeyeceğim!” dedi. (Ebû Dâvûd, Edâhî, 1-2/2790; Tirmizî, Edâhî, 3/1495; Ahmed, I, 107) [2] Müslim, Hac, 356-7; Ebû Dâvûd, Edâhî, 10-11/2814; Tirmizî, Edâhî, 8/1501. Ancak kesme ve dağıtmanın zorluğu sebebiyle, yolculara bu hususta ruhsat tanınmıştır. Yani seferî/yolcu olan kişi, isterse kurban keser istemezse kesmeyebilir. [3] Buradaki “Cihât”dan maksadın, hac ibadetine mânî olacağı için sadece o günlerde yapılan cihat olması muhtemeldir. Çünkü Allah Resûlü muhtelif hadislerinde, en üstün ibadetin “Allah yolunda cihât” olduğunu haber vermiştir. [4] Müslim, Edâhî, 17-18. [5] Ebû Dâvud, Edâhî, 16-17/2826. [6] En’âm 6/162-163. [7] Develerin, Resûl-i Ek­rem Efendimiz’in mübarek elleriyle kurban edilmek için yarış etmeleri, O’nun mucizelerinden biridir. Karşılığında dünyevî veya uhrevî bir mükâfata erişmeyecekleri halde Resûl-i Ekrem Efendimiz’e itaat ve teslimiyette hayvanlar bile böyle yarışa girerlerken dünyevî ve uhrevî saadetleri O’na itaat etmeye bağlı olan insanların, Allâh Resûlü’ne teslim olmaya bir türlü yanaşmayışları, doğ­rusu akıl sahiplerini fevkalâde hayrete ve dehşete düşürecek bir hâdisedir. [8] Müslim, Edâhî, 39-42; Ebû Dâvûd, Edâhî, 2-3/2791.

Kaynak: Dr. Murat Kaya, Efendimiz’den Hayat Ölçüleri,

İslam ve İhsan
Arefe Günü Yapılacak Dua ve İbadetler

Zilhicce'nin en faziletli günlerinden biri olan Arefe günü nasıl değerlendirilir? İşte bu mübarek günde yapılması tavsiye edilen 7 önemli ibadet ve dualarla Arefe'nin manevi bereketinden istifade etmenin yolları…

Arefe günü, Zilhicce ayının faziletli ilk on günü içerisinde yer alır.

İbni Abbâs’dan (r.a.) rivayet edildiğine göre Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

“Başka günlerin hiçbirinde, -Zilhicce’nin ilk on gününü kastederek- şu günlerde işlenecek amel-i sâlihten, Allah katında, daha sevimli hiçbir amel yoktur.”

- Allah uğrunda yapılacak cihad da mı üstün değildir, Yâ Rasûlallah? dediler.

- “(Evet) Allah yolunda yapılacak cihad da. Ancak malını ve canını tehlikeye atarak cihada çıkan, şehit olup dönmeyen kimsenin cihâdı başka.(O, bundan üstündür),” buyurdu. (Buhârî, Îdeyn 11. Ayrıca bk.  Ebû Dâvûd, Savm 61; Tirmizî, Savm 52; İbni Mâce, Sıyâm 39)
Arefe Günü Nedir?

Kurban Bayramı’ndan önceki gün olan (Zilhicce ayının 9. günü) güne “Arefe” adı verilmiştir. Hacca giden Müslümanlar, o gün Arafat’ta haccın rükünlerinden biri olan vakfe görevini yerine getirirler. Bu sebeple o güne “Arefe Günü” denilmiştir.

Arefe günü, tam anlamıyla bir dua ve niyaz zamanıdır. Allah Teâlâ, kendisine dua edilmesini ve bağışlanma dilenmesini sever. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), bu gerçeğe işaretle Allah Teâlâ’nın o gün her zamankinden daha fazla Müslümanı cehennemden azat ettiğini, yani kullarını bağışladığını ifade ederek ümmet-i Muhammed’e büyük bir müjde vermektedir.

Bu müjde, aynı zamanda Arefe gününün faziletini de ortaya koymaktadır. Hatta bazı âlimler, “Günlerin en faziletlisi Arefe günüdür” görüşünü benimsemişlerdir.
AREFE GÜNÜ YAPILACAK DUA VE İBADETLER

Zilhicce ayının ilk dokuz günü, İslâm’da önemli ve faziletli günler arasında yer alır. Bu günlerde oruç tutmak —Arafat’ta vakfe yapan hacılar dışında— sünnet kabul edilmiştir.

Zira Rasûlullah Efendimiz (s.a.v.):

“Allah katında şu on günde işlenecek sâlih amelden daha değerli bir amel yoktur.” (Ebû Dâvûd, Savm, 61 [2437-2438]) buyurarak, Zilhicce’nin ilk dokuz gününü oruçlu geçirmiştir.

Zilhicce’nin dokuzuncu günü olan Arefe günü ise ayrı bir öneme sahiptir. Hz. Peygamber (s.a.v.), bu günün orucuna dair şöyle buyurmuştur:

“Arefe günü tutulacak orucun, önceki ve sonraki senenin günahlarına keffâret olacağını Allah’tan ümit ediyorum.” (Müslim, Sıyâm, 196-197 [1162])

Ayrıca, Kurban Bayramı’nın Arefe günü sabah namazından başlayarak bayramın dördüncü günü ikindi namazına kadar —toplam 23 vakit boyunca— her farz namazın ardından Teşrik tekbiri getirmek, kadın erkek her Müslümana vaciptir.

Hak dostları, Arefe gününde şu ibadetleri yapmayı tavsiye etmişlerdir:

    Oruç Tutmak

Arefe günü oruç tutmak sünnettir. Hacca gitmemiş olanlar, bu mübarek günde oruç tutabilirler. Ancak hac ibadeti için Arafat’ta bulunan kimseler için oruç tutmak, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) tarafından uygun görülmemiştir. (Bkz. Nesâî, Hac; İbn Mâce, Savm, 1732)

Ebû Katâde’den (r.a.) rivayet edildiğine göre, Resûlullah’a (s.a.v.) Arefe günü tutulan orucun fazileti sorulduğunda şöyle buyurmuştur:

“Arefe günü tutulan oruç, geçmiş bir yılın ve gelecek bir yılın günahlarına kefaret olur.” (Müslim, Sıyâm, 196–197)

    Arefe Duası Yapmak
Hak dostları, Arefe gününde şu duanın okunmasını tavsiye etmişlerdir:

Peygamberimiz (s.a.v.) Arefe gününde en ziyâde şöyle derlerdi:

لَا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ وَحْدَهُ لَا شَرِيكَ لَهُ. لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ بِيَدِهِ الْخَيْرُ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ

“La ilahe illellahü vahdehü la şerike leh, Lehül mülkü ve lehül hamdü biyedihil hâyrû vehüve alâ külli şey’in kadîr.” şeklinde okunur.

“Allah’tan başka ilâh yoktur, yalnız O vardır ve hiçbir şerîki yoktur. Mülk O’nundur ve hamd de O’na mahsustur. Bütün hayırlar O’nun elindedir ve O her şeye kâdirdir.” (Mahmud Sami Ramazanoğlu, Dular ve zikirler)

    Teşrik Tekbiri Getirmek
Arefe günü sabah namazından başlayarak, bayramın dördüncü günü ikindi namazına kadar geçen sürede, toplam 23 vakitte; yalnız başına veya cemaatle kılınan farz namazların ardından bir kez şu teşrik tekbiri getirilir:

اَللّٰهُ اَكْبَرُ اَللّٰهُ اَكْبَرُ لۤا اِلٰهَ اِلاَّ اللّٰهُ وَاللّٰهُ اَكْبَرُ اَللّٰهُ اَكْبَرُ وَلِلّٰهِ الْحَمْدُ

“Allahu ekber Allahu ekber. Lâ ilâhe İllâllahu vallahu ekber. Allahu ekber ve lillâhil hamd.” Bu tekbir, erkek-kadın, imam-cemaat, mukim veya misafir fark etmeksizin her Müslüman için vaciptir. Bu uygulamaya “Teşrik Tekbirleri” denir. (Bkz. Muvatta, Hac, 205)

Tekbirin anlamı ise şöyledir:

“Allah her şeyden yücedir, Allah her şeyden yücedir. Allah’tan başka ilâh yoktur, Allah her şeyden yücedir. Allah her şeyden yücedir, hamd yalnızca Allah’a mahsustur.”

    Kabir Ziyaretinde Bulunmak

Hak dostları, Arefe günü veya Bayram günlerinde kabir ziyaretini ihmal etmemişlerdir.

Fahr-i Kâinât Efendimiz (s.a.v.) hem bizzat kabir ziyaretlerinde bulunmuş hem de ümmetini bu konuda teşvik etmiştir. Nitekim şöyle buyurmuştur:

“…Kabirleri ziyâret etmek isteyen ziyâret etsin. Çünkü kabir ziyâreti bize âhireti hatırlatır.” (Tirmizî, Cenâiz, 60)

    Sadaka Vermek

Bu mübarek günlerde muhtaçları gözetmek, onları sevindirmek ve ihmal etmemek gerekir.

Asr-ı Saâdet’te bayramlar, infak, ikram ve sadakalarla karşılanır; bayram sevinci, ihtiyaç sahiplerine ulaştırılırdı. Gerçek bayram neşesi, mahzun gönüllere umut verebilmekle mümkün olurdu.

Ebû Hüreyre’den (r.a.) rivayetle Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Kim, helâl kazancından bir hurma kadar sadaka verirse, - ki Allah, helâlden başkasını kabul etmez - Allah o sadakayı kabul eder. Sonra onu dağ gibi oluncaya kadar, herhangi birinizin tayını büyüttüğü gibi, sahibi adına ihtimamla büyütür.” (Buhârî, Zekât 8; Tevhîd 23; Müslim, Zekât 63, 64)

    İstiğfar ve Dua Etmek

Ebû Hüreyre’den (r.a.) rivayetle Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Allah’ın, cehennemden en çok kul azat ettiği gün, Arefe günüdür.” (Müslim, Hac 436)

Amr b. Şuayb’ın (r.a.), babası aracılığıyla dedesinden naklettiğine göre, Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Duaların en hayırlısı Arefe günü yapılan duadır.” (Tirmizî, Deavât, 122)

    Tefekkür Etmek

Arefe günü, tefekkürle geçirilmesi gereken faziletli zaman dilimlerindendir. Hac farizasını yerine getiren müminler Arafat’ta vakfeye durur. Arafat, mahşer meydanını ve hesap gününü hatırlatır; insan bu günle birlikte kabirden kalkışı, toplanmayı ve hesaba çekilmeyi düşünmelidir.

Ayrıca Hz. İbrahim ve oğlu Hz. İsmail’ın (a.s.) kurbanla imtihanını hatırlamak ve bu teslimiyet iklimine hazırlanmak da Arefe gününün ruhuna uygun davranışlardandır.
[attachment=188434]

"Son Nefeste İman Kurtarır mı? Şok Gerçekler!" Kader - Mutlak Kader ve Muallak Kader

"Ölüm Anında Tövbe: Son Şans!"

"Cehennemden Cennete: Son Anda İman Mucizesi"

"Firavun Bile Kurtuldu, Ya Sen?"

"Şeytanın Son Oyunu ve Allah'ın Son Rahmeti"

"Ölürken 'La İlahe İllallah' Diyenin Akıbeti"

"Firavun son anda iman ettiyse neden kurtulamadı? Peki ya gizli müminler? İşte Kur'an'da ve hadislerde şaşırtıcı cevaplar!"

Kader Nedir? İnanç, Felsefe ve Bilim Perspektifinden Bir Bakış

Kader kavramı, insanlık tarihi boyunca din, felsefe ve bilim alanlarında tartışılan en derin konulardan biridir. İnsanlar, yaşamlarında olup bitenlerin önceden belirlenmiş olup olmadığını, özgür iradenin varlığını ve evrendeki tesadüflerin anlamını sorgulamıştır. Peki, kader nedir? Gerçekten her şey önceden mi yazılmıştır, yoksa insan kendi yolunu kendi mi çizer?
1. Kaderin Tanımı ve Kökeni

Kader, Arapça "kadere" (ölçü, takdir) kökünden gelir ve "önceden belirlenmiş olaylar dizisi" anlamına gelir. Farklı kültürlerde ve inanç sistemlerinde farklı şekillerde yorumlanmıştır:

    Dini perspektifte, kader Tanrı’nın evreni ve insanların hayatını önceden planlamasıdır.

    Felsefi açıdan, determinizm (her şeyin önceden belirli sebeplere bağlı olması) ve özgür irade tartışmasıyla ilişkilidir.

    Bilimsel yaklaşımda ise kuantum mekaniği ve kaos teorisi gibi kavramlar, evrendeki belirsizliklerin kader algısını nasıl etkilediğini sorgular.

2. Dinlerde Kader Anlayışı
a) İslam’da Kader


İslam inancına göre kader, Allah’ın ezeli ilmiyle her şeyi bilmesi ve takdir etmesidir. Ancak bu, insanın sorumluluklarını ortadan kaldırmaz. "Kaza ve kader" kavramları şu şekilde ayrılır:

    Kader: Allah’ın olacak her şeyi önceden bilmesi ve yazması.

    Kaza: Bu planın zamanı gelince gerçekleşmesi.

Özgür irade ise insana verilmiş bir imtihan aracıdır. Kur’an’da, "Her insanın kaderi kendi boynuna bağlıdır" (İsra 13) gibi ayetler, insanın seçimlerinin önemine vurgu yapar.
b) Hristiyanlık ve Yahudilik’te Kader

    Hristiyanlıkta ilahi takdir (predestinasyon) tartışması vardır. Bazı mezhepler (Kalvinizm) insanın kurtuluşunun önceden belirlendiğini savunurken, diğerleri özgür iradeye inanır.

    Yahudilikte ise insanın iyi ve kötü arasında seçim yapma özgürlüğü vurgulanır (Tevrat, Devarim 30:19).

c) Doğu Dinlerinde Kader (Karma ve Yeniden Doğuş)

Hinduizm ve Budizm’de karma inancı, kişinin eylemlerinin gelecek yaşamlarını belirlediği düşüncesidir. Burada kader, geçmiş yaşamların etkisiyle şekillenir, ancak kişi şimdiki davranışlarıyla bunu değiştirebilir.
3. Felsefede Kader: Determinizm vs. Özgür İrade

Felsefe tarihinde kader, iki temel görüşle ele alınır:
a) Determinizm (Belirlenimcilik)

    Her olayın önceden belirlenmiş sebepleri olduğunu savunur.

    Laplace’ın şeytanı teorisi, evrendeki her şeyin fizik yasalarıyla öngörülebileceğini iddia eder.

b) İndeterminizm (Belirsizlik)

    Kuantum fiziğindeki Heisenberg Belirsizlik İlkesi, evrende mutlak bir belirlenim olmadığını gösterir.

    Varoluşçuluk (Sartre, Camus) insanın kendi kaderini kendisinin yarattığını savunur.

4. Bilim ve Kader: Kaos Teorisi ve Kelebek Etkisi

Modern bilim, kader kavramını kaos teorisi ile sorgular:

    "Kelebek Etkisi", küçük bir olayın büyük sonuçlar doğurabileceğini gösterir. Bu, kaderin tamamen öngörülemez olduğu anlamına gelmez, ancak karmaşık bir yapıda işlediğini kanıtlar.

5. Kader ve İnsan Psikolojisi

İnsanlar, belirsizlik karşısında kader inancına sığınır:

    İçsel kontrol odağı olanlar, hayatlarını kendilerinin şekillendirdiğine inanır.

    Dışsal kontrol odağı olanlar ise "kader" veya "şans" gibi dış faktörlere bağlı olduklarını düşünür.

Sonuç:
Kader İnancı Hayatımızı Nasıl Etkiler?

Kader, insanın anlam arayışının bir parçasıdır. İnanç sistemleri bunu ilahi bir plana bağlarken, felsefe ve bilim özgür irade ile determinizm arasındaki dengeyi sorgular. Belki de gerçek kader, seçimlerimizin bizi götürdüğü yoldur.

    "Kader, yazgı değil, tercihlerimizin toplamıdır." – Jean-Paul Sartre

Bu makale, kader kavramını çok yönlü ele alarak okuyucuya düşünme ve kendi hayatını yorumlama fırsatı sunmayı amaçlamaktadır. Sizce kader nedir? Önceden yazılmış bir senaryo mu, yoksa bizim çabalarımızla şekillenen bir yolculuk mu?


Mutlak Kader ve Muallak Kader Nedir?

Kader konusu, özellikle İslam teolojisinde (kelam ilminde) derinlemesine tartışılan bir meseledir. Mutlak kader ve muallak kader ayrımı, insanın iradesiyle ilahi takdir arasındaki ilişkiyi açıklamak için yapılmıştır. Bu iki kavram, kaderin farklı boyutlarını anlamamıza yardımcı olur.
1. Mutlak Kader (Değişmeyen Kader)

Mutlak kader, Allah’ın ezeli ilmiyle kesin olarak belirlediği ve değişmeyen yazgıdır. Bunlar, insan iradesinin dışında gerçekleşen olaylardır.
Özellikleri:

    Değiştirilemez, çünkü Allah’ın mutlak iradesi ve bilgisiyle sabittir.

    İnsanın müdahalesi söz konusu değildir.

    Örnekler:

        Doğum yeri ve zamanı,

        Ölüm zamanı (ecel),

        Anne-babanın kim olduğu,

        Kıyametin kopacağı an.

Ayet ve Hadislerde Mutlak Kader:

    "Allah’ın geçmişteki ilmi ve yazması olmasaydı, hiçbir musibet yeryüzüne gelmezdi." (Hadis-i Şerif)

    "Her ümmetin belirlenmiş bir eceli vardır; ecelleri geldiğinde ne bir an geri kalırlar ne de öne geçebilirler." (A’raf 34)

2. Muallak Kader (Şarta Bağlı Kader)

Muallak kader, insanın iradesi ve çabasıyla değişebilen kaderdir. Allah, bazı olayları kulun seçimlerine ve dualarına bağlı kılmıştır.
Özellikleri:

    Dua, çaba ve iyi amellerle değişebilir.

    İnsanın sorumluluğu burada devreye girer.

    Örnekler:

        Rızık (helal yollardan çalışmak bereketi artırır),

        Ömrün uzaması (sadaka ve sıla-i rahimle),

        Hastalıkların şifası (tedavi ve dua ile).

Ayet ve Hadislerde Muallak Kader:

    "Dua, kaderden (musibeti) geri çevirir." (Tirmizi)

    "Sadaka belayı defeder, ömrü uzatır." (Beyhaki)

    "Kim rızkının bol olmasını ve ömrünün uzamasını isterse, akrabasını görüp gözetsin." (Buhari)

###########

[attachment=188435]

###########

4. Teolojik Tartışmalar ve Dengeli Yaklaşım

    Cebriyye mezhebi, her şeyin mutlak kader olduğunu savunurken,

    Mutezile, insanın tamamen özgür olduğunu iddia eder.

    Ehl-i Sünnet ise ikisini dengeler: Allah her şeyi bilir, ama kul da sorumludur.

Pratik Hayatta Nasıl Anlaşılmalı?

    Değişmeyecek şeylere (mutlak kader) teslimiyet gösterilmeli.

    Değişebilecek şeyler (muallak kader) için çaba ve dua edilmeli.

    "Kader, bir ağacın gövdesi gibi sabit, dalları ise senin seçimlerindir." – İmam Gazali

Sonuç

Mutlak kader, ilahi hikmetin tecellisidir; muallak kader ise insanın imtihan alanıdır. İkisini doğru anlamak, hem tevekkül hem de çaba dengesini kurmamızı sağlar.

Sizce hangi olaylar mutlak, hangileri muallak kadere örnektir? Düşüncelerinizi yorumlayabilirsiniz.

Takdir-i İlahi Nedir? Anlamı ve Hayatımızdaki Yeri

Takdir-i İlahi (İlahi Takdir), İslam inancında Allah'ın ezelî ilmiyle evrendeki her şeyi bir ölçüye, düzene ve plana göre yaratması ve yönetmesidir. Bu kavram, kader inancının temelini oluşturur ve insanın yaşamındaki olayları anlamlandırmasına yardımcı olur.
1. Takdir-i İlahi'nin Tanımı

    Kelime anlamı: "Takdir" (ölçü, plan), "ilahi" (Allah'a ait) → "Allah'ın ölçüp belirlediği plan"

    Dini anlamı: Allah'ın, olmuş ve olacak her şeyi bilmesi, dilemesi ve yaratmasıdır.

2. Takdir-i İlahi'nin Özellikleri

✔ Ezeldendir: Allah, zaman ve mekândan münezzeh olduğu için her şeyi önceden bilir.
✔ Adaletlidir: Hiçbir şey tesadüf değildir; her olay bir hikmete dayanır.
✔ İnsan iradesiyle uyumludur: Allah, kulun seçimlerini bilir ama zorlamaz.
✔ Gizlidir: İnsanlar takdirin tamamını bilemez, ancak imtihan gereği yaşayarak öğrenir.
3. Takdir-i İlahi ile Kader Arasındaki Fark

    Kader: Allah'ın olacakları önceden bilip yazmasıdır (genel plan).

    Takdir-i İlahi: Bu planın gerçekleşme şekli ve zamanıdır (uygulama aşaması).

    Örnek:

        Kader: Bir insanın 80 yıl yaşayacağının yazılması.

        Takdir-i İlahi: O kişinin hangi şartlarda, nasıl yaşayıp öleceğinin gerçekleşmesi.

4. Takdir-i İlahi'nin Hayatımıza Etkileri
a) Tevekkül Anlayışını Güçlendirir

    "Allah’ın takdiri böyleymiş" diyerek sabretmeyi öğretir.

    Örnek: Hastalık, iş kaybı gibi zorluklar karşısında panik yerine teslimiyet.

b) Duanın Önemini Hatırlatır

    Hadis: "Dua, takdir-i ilahide olan şeyi değiştirir." (Tirmizi)

    Örnek: Kötü bir kader yazılmış olsa bile, dua ve iyiliklerle değişebilir (muallak kader).

c) İnsana Sorumluluk Yükler

    "Allah’a güven, ama deveni bağla" prensibi geçerlidir.

    Örnek: Sınavda başarılı olmak için hem çalışmak (çaba) hem de Allah’a tevekkül etmek gerekir.

5. Sık Sorulan Sorular
"Takdir-i ilahi değişir mi?"

    Mutlak takdir (ecel, cinsiyet vb.) değişmez.

    Muallak takdir (rızık, sağlık vb.) dua ve çabayla değişebilir.

"Kötü şeyler de mi takdir-i ilahidir?"

    Evet, ancak imtihan veya hikmet içindir.

    Örnek: Hastalık, günahlara kefaret olabilir veya sabrı artırır.

6. Ayet ve Hadislerle Takdir-i İlahi

    "Biz her şeyi bir ölçüye göre yarattık." (Kamer 49)

    "Allah’ın takdiri olmadan hiçbir musibet gelmez." (Hadis-i Şerif)

Sonuç: Takdir-i İlahi'yi Nasıl Anlamalıyız?

    Kabul et: Her şey Allah’ın kontrolündedir.

    Çaba göster: Sorumluluklarını yerine getir.

    Tevekkül et: Sonucu Allah’a bırak.

    "Takdir-i ilahi, sen çabalarken Allah’ın senin için seçtiği en hayırlı yoldur."

Sizce insan, takdir-i ilahiyi değiştirebilir mi? Yorumlarınızı bekliyorum!


Takdir, Tevekkül ve Tedbir Üçgeni: "Deveni Bağla, Sonra Tevekkül Et" Dengesi

İslam inancında takdir-i ilahi, tevekkül ve tedbir birbirini tamamlayan üç temel kavramdır. Peygamberimizin (s.a.v.) "Deveni bağla, sonra Allah'a tevekkül et" (Tirmizi) hadisi, bu dengenin en güzel ifadesidir. İşte derinlemesine bir analiz:
1. Takdir-i İlahi'yi Doğru Anlamak
a) Allah'ın Mutlak İradesi vs. İnsanın Sorumluluğu

    Mutlak takdir (ölüm zamanı, doğum yeri gibi) → değişmez

    Muallak takdir (rızık, sağlık gibi) → dua ve çabayla değişebilir

    "Allah'ın yazdığı takdir, senin çabanla şekillenir." (İmam Gazali)

b) Takdirin Gizemli Yönü

    İnsan takdiri tam bilemez, bu yüzden tedbir şarttır.

    Örnek: Hasta birinin "Takdirde varsa iyileşirim" deyip doktora gitmemesi yanlıştır.

2. Tevekkül Nedir? (Pasif Bir Bekleyiş Değildir!)
a) Gerçek Tevekkülün 3 Şartı

    Çaba göster (sebeplere yapış),

    Elinden geleni yap (tedbir al),

    Sonucu Allah'a bırak (kalben teslim ol).

b) Yanlış Tevekkül Örnekleri

    ❌ "Allah rızkımı verir" diyerek çalışmamak,

    ❌ "Kaderimde ne varsa olur" deyip tedbirsiz davranmak.

c) Doğru Tevekkül Örnekleri

    ✅ Tarlayı sürüp tohum ekmek, sonra yağmur için dua etmek,

    ✅ Trafik kurallarına uyup, kazadan korunmayı Allah'tan istemek.


3. Tedbirin Önemi: "Deveni Bağlamak" Ne Demek?
a) Hadisin Açılımı

Bir bedevi, Peygamberimize (s.a.v.) sorar:

    "Deveyi bağlayıp mı tevekkül edeyim, yoksa salıverip mi?"
    Hz. Peygamber:

    "Bağla, sonra tevekkül et." (Tirmizi)

b) Modern Hayattan Tedbir Örnekleri

###########

[attachment=188436]

###########


4. Kur'an ve Sünnette Denge Emri

    "Atınızı hazırlayın" (Enfal 60) → Tedbir ayeti,

    "Bana dua edin, kabul edeyim" (Mü'min 60) → Tevekkül ayeti,

    "İki günü eşit olan zarardadır" (Hadis) → Çaba emri.

5. Pratik Hayat İçin 5 Altın Kural

    Plan yap (Allah'ın takdirine uygun hareket et),

    Sorumluluk al (deveni bağla),

    Dua et (muallak kaderi etkile),

    Sonuca razı ol (mutlak kadere teslimiyet göster),

    Hikmet ara (başına gelen her şeyde bir hayır olduğuna inan).

Sonuç: İslam'ın "Denge" Öğretisi

İslam, kaderci bir fatalizm (kadere boyun eğip çabasız yaşamak) değil, aktif bir tevekkül öğretir.

    "Takdir, Allah'ın sana verdiği senaryodur; oyunculuk ise senin performansına bağlıdır."

Siz hangi konuda "devenizi bağlamayı" unutuyorsunuz? Yorumlarınızla katkı sağlayın!


#################

Soru:

"Sizce insan, takdiri ilahiyi değiştirebilir mi? Yorumlarınızı bekliyorum!"

Açıklama:

"Demişsin ya, 'sadakalar belaları defeder' diye. Buna bir örnek: 'Az sadaka çok belayı savar.' hadisi. Yine duanın takdiri ilahiyi değiştirdiği görülmüştür. Aynı şekilde, günahlara tövbenin de takdiri ilahiyi değiştirdiği görülmüştür. Nitekim Hz. Yunus’un ümmeti, Yunus balığın karnında hapsedilince, âlimler baktılar ve ümmetini oradaki dağa çıkarıp hep birlikte tövbe ettiler. Allah da Yunus’un ümmetinden belayı kaldırdı. Yine iyiliğin takdiri ilahiyi değiştireceği hususunda da Hz. Mehdi’nin zulümle dolan dünyayı adaletle doldurup, kıyametin zamanı bir gün kalsa bile onun iyilikleri sebebiyle kıyametin ertelenmesi hadisi buna örnektir.

############

İnsan, Takdir-i İlahiyi Değiştirebilir mi?

Sizce insan, takdir-i ilahiyi değiştirebilir mi? Bu soru, İslam inancında derin tartışmalara konu olmuştur. Bazı olaylar gösteriyor ki, dua, tövbe, sadaka ve iyilikler, Allah'ın takdirinde değişikliğe yol açabilir. İşte Kur'an ve Sünnet'ten örnekler:
1. Sadaka Belaları Defeder

    Hadis: "Sadaka, belaları defeder ve ömrü uzatır." (Beyhaki)

    Örnek: Az bir sadakanın, büyük bir musibeti savuşturması, muallak kaderin değişebileceğini gösterir.

2. Dua Takdiri Değiştirir

    Hadis: "Dua, kaderden (musibeti) geri çevirir." (Tirmizi)

    Örnek: Hz. Yunus'un kavmi, balığın karnından kurtulmak için toplu tövbe etti ve Allah belayı kaldırdı. (Saffat 143-148)

3. Tövbe ve İyilikler Kaderi Etkiler

    Hz. Yunus’un Kavmi: Alimler, dağa çıkıp tövbe ettiklerinde Allah’ın azabı kaldırması, tövbenin takdiri değiştirdiğini kanıtlar.

    Hadis: "İyilikler, kötü kaderi değiştirir." (İbn Mace)

    Hz. Mehdi Örneği: Zulümle dolan dünyanın, adaletle doldurulması ve kıyametin bir gün bile ertelenmesi, salih amellerin kader üzerindeki etkisini gösterir.

4. Peki, Nasıl Değişir?

    Muallak Kader: Dua, sadaka, tövbe ve iyiliklerle değişebilir.

    Mutlak Kader: Ölüm zamanı gibi kesin hükümler değişmez.

Sonuç: Allah’ın İlminde Değişme mi, Tecelli mi?

Aslında Allah’ın ezeli ilmi değişmez, ancak O, kulun seçimlerine göre farklı tecelliler yaratır. Yani "Allah, senin ne yapacağını bilir, ama sen yine de seçim yaparsın" dengesi vardır.

    "Kader bir ağaç gibidir; kökü sabit, dalları ise senin amellerinle şekillenir."

Peki sizce, insanın duası ve çabası, kaderin neresinde duruyor? Yorumlarınızı bekliyorum!

#############


"Çocuk (bebek) acıkınca ağlıyor ve annesi meme vereceğini biliyor, çünkü bebeğin henüz dili yok, yani konuşamıyor ama ağlayabiliyor. O yüzden ata sözü: 'Ağlamayan meme vermezler.' Öyle olunca, 'Allah'a yalvararak dua etmek, belki kaderimizi her yönde muallak ve mutlak yönde değiştirebilir.' İstek, dua, niyaz, ağlama, sızlanma, yalvarma, Allah'a boyun eğme..."


###############

"Ağlamayan Bebeğe Meme Verilmez" Misali: Dua, Yalvarış ve Kaderin Değişimi
1. Bebek Metaforu ile Duanın Gücü

Nasıl ki:

    Ağlamayan bebek → Anne onun aç olduğunu bilemez, meme vermez.

    Ağlayan bebek → İhtiyacını belli eder, anne hemen memeyi verir.

Aynen bunun gibi:

    Dua etmeyen kul → Allah'ın lütfunu çekmekte zorlanır.

    Yalvaran, ağlayan kul → İlahi rahmet harekete geçer.

Hadis-i Şerif:
"Dua müminin silahıdır." (Beyhaki)
"Allah katında duadan daha değerli bir şey yoktur." (Tirmizi)

2. Dua ile Kader Nasıl Değişir?

#########

[attachment=188437]

############



b) Mutlak Kaderde Tecelli Değişimi

    Ölüm vakti (ecel) değişmez, ama ölüm şekli dua ile yumuşayabilir.
    Örnek: Hz. Ömer'in duası: "Allah'ım, canımı müminlerin halifesi iken al!" → Şehit edilerek vefat etti.

3. "Koyun Gibi Yalvarış" Nasıl Olmalı?

Koyun nasıl acıktığında meler, sahibinden yem ister, mümin de:

    İçten yalvar (Gözyaşıyla dua et)
    "Rabbim, koyun nasıl melerse ben de Sana öyle yalvarıyorum!"

    Israrcı ol (Pes etme)
    "Bir kapıyı Allah açana kadar çal!" (Hadis)

    Kulluğunu hatırla
    "Ben aciz bir kulunum, Sen Kadir'sin!"

Ayet:
"Kullarım Beni sana soracak olursa, (söyle:) Ben çok yakınım. Bana dua ettiği zaman dua edenin çağrısına cevap veririm." (Bakara 186)
4. Dua ile Değişen Kader Örnekleri
a) Hz. Yunus (a.s.) ve Kavmi

    Durum: Balığın karnında azap yakındı.

    Dua: "La ilahe illa ente subhaneke inni kuntu minezzalimin." (Enbiya 87)

    Sonuç: Allah onu kurtardı, kavminin tövbesi de azabı kaldırdı.

b) Hz. Mehdi ve Kıyametin Ertelenmesi

    Hadis: "Eğer dünyanın ömründen bir gün kalsa, Allah o günü uzatır." (Ebu Davud)

    Sebep: Salih kulların duaları ve adaletle doldurdukları ömür.

5. Pratik Hayatta Dua ve Kader Dengesi

    Ağla! (İçten yalvar)

    Çabala! (Tedbir al)

    Israr et! (Dua etmeyi bırakma)

    Teslim ol! (Sonucu Allah'a bırak)

    "Dua eden asla kaybetmez; ya istediğini alır, ya daha hayırlısını, ya da günahları silinir." (Hadis)

Siz hangi konuda "ağlamayı" (duayı) bıraktınız? Belki de şimdi tam zamanıdır!


#############

"Mutlak kaderin değişebileceği hususunda: 'Az sadaka ömrü uzatır.' hadisi vardır. Yani ömür (ecel) geldiğinde ertelenmez ('Ecel-i müsemma' ayeti). Fakat sadakanın ömrü uzattığı da bir hadiste bildirilmiştir. Yine bir hurma ile bile olsa cehennemden Allah'a sığının, çünkü cehennemlik birisi bile verdiği sadaka sayesinde cennete gidebilir. İşte bu, takdiri değiştiren hususlardandır."

#############

Mutlak Kader Değişir mi? Sadaka, Tövbe ve Duanın Takdir-i İlahiye Etkisi

İslam inancında "mutlak kader" (değişmeyen takdir) ve "muallak kader" (şarta bağlı takdir) ayrımı vardır. Genel olarak ecel, cinsiyet, doğum yeri gibi hususlar mutlak kader kabul edilirken, rızık, sağlık, başarı gibi konular muallak kader kapsamındadır.

Ancak bazı hadisler ve ayetler, sadaka, tövbe ve dua gibi amellerin, mutlak kaderde bile tecelliyi değiştirebileceğini gösterir.
1. "Sadaka Ömrü Uzatır" Hadisi vs. "Ecel-i Müsemma" Ayeti
a) Ecel-i Müsemma (Belirlenmiş Ölüm Vakti)

Ayet:
"Her ümmetin belirlenmiş bir eceli vardır. Ecelleri geldiğinde ne bir an geri kalırlar ne de öne geçebilirler." (A’raf 34)

Bu ayet, ölüm vaktinin kesin olduğunu ifade eder.
b) "Sadaka Ömrü Uzatır" Hadisi

Hadis:
"Sadaka, belaları defeder ve ömrü uzatır." (Beyhaki, Taberani)

Bu hadis ise, sadakanın ömrü artırabileceğini söylüyor.
c) Bu Çelişki mi? Hayır! İki Durum Şöyle Açıklanır:

    Allah’ın ezeli ilmi değişmez, ancak kulun amellerine göre tecelli şekli değişir.

        Yani "Allah, senin sadaka vereceğini ve ömrünün uzayacağını zaten biliyordu".

        Bu, kaderin içinde dinamik bir sistem olduğunu gösterir.

    "Ecel-i müsemma", kulun son haline göre belirlenir.

        Eğer kişi sadaka verirse, Allah onun ömrünü uzatır.

        Vermezse, ömrü daha kısa olur.

Özet:
✔ Allah’ın ilmi mutlaktır, değişmez.
✔ Kulun seçimleri, kaderin tecelli şeklini etkiler.
2. "Bir Hurma ile de Olsa Cehennemden Korunun" Hadisi

Hadis:
"Bir hurma bile olsa sadaka verin. Çünkü sadaka, suyun ateşi söndürdüğü gibi günahları söndürür." (Tirmizi)

Başka Bir Rivayet:
"Sadaka, cehennem ateşinden korur. Hatta bir hurma bile olsa, kişiyi cehennemden uzaklaştırır." (Buhari)
Bu, Kaderi Nasıl Değiştirir?

    Cehennemlik bir insan, sadaka vererek cennet ehli olabilir.

    Ölüm anındaki son hal (husn-ü hatime) bile, tövbe ve iyiliklerle değişebilir.

Örnek:

    Firavun’un ordusundan bir adam, Hz. Musa’ya iman etti ve son anda kurtuldu.

    Bir katil, ölüm döşeğinde tövbe etti ve affedildi.

2. "Sadaka Ömrü Uzatır" Hadisi:

    Peygamberimiz (s.a.v.) "Sadaka belâyı defeder, ömrü uzatır" (Beyhakî) buyurmuştur.

    Buradaki "ömür uzaması", ömrün bereketlenmesi (sağlık, huzur, rızık artışı) veya kaza ile ölümün engellenmesi şeklinde yorumlanır.

3. Görünürdeki Çelişki Nasıl Çözülür?

    Ecel ikiye ayrılır:
    a) Ecel-i Müsemma: Allah'ın ezelde bildiği değişmez an.
    b) Ecel-i Kaza: Sebepler dünyasında (kaza, hastalık vb.) gerçekleşebilecek erken ölüm.

    Sadaka, ecel-i kazayı önleyerek kişinin asıl ömrüne (müsemmaya) ulaşmasını sağlar.

4. Örneklerle Açıklama:

    Trafik kazası geçirecek birinin sadaka vermesiyle kaza önlenirse, bu "ecel-i kaza"nın defedilmesidir.

    Kişi, Allah'ın takdir ettiği asıl ömrüne (yaşlılıkla ölüm) böylece erişir.

5. Dinî Kaynaklardan Deliller:

    "Kim iki yıllık rızkını bir yılda yerse, eceli de ona göre çabuklaşır" (Deylemî) hadisi, rızkın ve ömrün sebeplerle bağlantısını gösterir.

    "Dua kaderi değiştirir" (Tirmizî) hadisi, fiilî duaların (sadaka gibi) kaderin tecelli şeklini etkilediğini kanıtlar.

Sonuç:

    Sadaka, ecel-i müsemmayı değil, ecel-i kazayı değiştirir.

    Bu, Allah'ın mutlak takdirinin sebepler dünyasındaki tezahürüdür. İlahi bilgi (levh-i mahfuz) değişmez, ancak kulun amelleriyle kaderin görünüm şekli değişebilir.

Dipnot:

    "Güneş batıdan doğmadıkça tövbe kapısı açıktır" (Müslim) hadisi de son ana kadar iman/tevbe fırsatı olduğunu gösterir. Bu da Allah'ın rahmetinin tecelli şeklidir.

3. Dua ve Tövbenin Mutlak Kadere Etkisi
a) Hz. Yunus’un Duası ve Kavminin Tövbesi

    Yunus (a.s.) balığın karnındayken ettiği dua:
    "Senden başka ilah yoktur, Seni tenzih ederim, ben zalimlerden oldum!" (Enbiya 87)

    Kavmi tövbe edince Allah azabı kaldırdı.

Bu olay gösteriyor ki:
✔ Tövbe, belayı geri çevirebilir.
✔ Allah’ın gazabı, kulun yalvarışıyla rahmete dönüşebilir.
b) "Kıyamet Bir Gün Bile Ertelenebilir" Hadisi

Hadis:
"Eğer dünyanın ömründen bir gün kalsa, Allah o günü uzatır." (Ebu Davud)

Sebep:

    Salih kulların duaları ve adaletle doldurdukları ömür, kıyametin gecikmesine vesile olabilir.

4. Sonuç: Kader Dinamik Bir Sistemdir

    Mutlak kader (Allah’ın ezeli ilmi) asla değişmez.

    Ancak kulun amelleri, kaderin tecelli şeklini değiştirir.

        Sadaka → Ömrü uzatabilir.

        Dua → Belayı defedebilir.

        Tövbe → Azabı kaldırabilir.

    Allah, kulun ne yapacağını bilir, ama kul yine de seçim yapar.

    "Kader bir ağaç gibidir; kökü sabit, dalları ise senin amellerinle şekillenir."

Sizce bir insan, son nefesinde bile kaderini değiştirebilir mi? Yorumlarınızı bekliyorum!

###########
"Evet, bir kelime-i şehadet, bir kimsenin, kâfir ölmektense imanlı ölmesini sağlar. Cehenneme düşse de -amelî hataları yüzünden cehenneme düşse bile- sonunda cezası bitince cennete layık olmayı sağlar. Çünkü imanlı ölmüştür. İman etmeyen birisi ise ebedî cehennemi hak eder."

#########


Son Nefeste İman: Bir Kelime-i Şehadet ile Kaderin Değişmesi
1. "Son Anda İman Eden de Cennete Girer"

    Hadis:
    "Kim son nefesinde ‘Lâ ilâhe illallah’ derse, cennete girer." (Ebu Davud)

    Örnek:

        Firavun’un ordusundaki bir asker, Hz. Musa’ya son anda iman etti ve kurtuldu.

        Ölüm döşeğindeki bir katil, tövbe edip kelime-i şehadet getirirse, ebedi cehennemden kurtulur.

2. Mümin Cehennemlik Olsa Bile Sonu Cennettir

    Ayet:
    "Allah, iman eden hiçbir kimseyi cehennemde ebedi bırakmayacaktır." (Âl-i İmran 185)

    Hadis:
    "Cehennemde en hafif azap gören, ayaklarına ateşten bir nal vurulmuş halde beyinleri kaynayacak olanlardır." (Buhari)

        Mümin, günahları sebebiyle cehenneme girse bile, azabı bitince cennete girer.

        Kâfir ise ebedî cehennemdedir.

3. Kâfirin Sonu: Ebedî Azap

    Ayet:
    "Kim Allah’a ortak koşarsa, Allah ona cenneti haram kılar ve varacağı yer cehennemdir." (Maide 72)

    Örnek:

        Ebu Cehil, son nefeste iman etmedi → ebedi cehennem.

        Ebu Talip, Peygamberimizin amcasıydı ama iman etmedi → azap çekecek.

4. "Kaderin Son Perdesi: Son Nefesteki Hal"

    Hadis:
    "Allah, kulun son haline göre hüküm verir." (Buhari)

    Demek ki:

        Son anda iman → Cennet.

        Son anda küfür → Ebedî cehennem.

5. Sizce Bir İnsan, Ölürken Pişman Olsa Kurtulabilir mi?

    Cevap: Evet! Allah’ın rahmeti sonsuzdur, ama şeytan son ana kadar vesvese verir.

    Uyarı:
    "Ölümü görmeden tövbe edin!" (Hadis)

    "Son nefeste ‘Lâ ilâhe illallah’ diyebilmek, en büyük kazançtır."

Peki siz, son anınızı nasıl geçirmek istersiniz? Yorumlarınızı bekliyorum!

#############

"Biz Türklerin bir sözü vardır: 'Türk'ün aklı ya kaçarken ya sıkışırken gelir.' Yani bazı insanların aklı en son anda gelebilir. Bu da hayat ve iman kurtarır mı? Bu konuda senin görüşlerini bekliyorum.

Bu bir hastalık gibi bir şey aslında. Mesela bazı obsesif durumlarda kapıyı kilitlemek istersin, kilitlersin ama az sonra 'Acaba kilitledim mi?' sorusunu duyarsın kendi içinde. Yeniden kontrol edersen sağlamlaştırmış olursun. Kontrol etmezsen belki kilitledin hissi verir veya 'Ya hırsız girerse?' dersin. İşte bu anlamda...

O yüzden son andaki iman da tövbe kapısı gibi. Güneş batıdan doğmayınca kapanmaz, güneş batıdan doğunca kapanır meselesi yüzünden. Son anda da olsa iman kurtarır bence. Sen ne dersin?"


###########

"Türk'ün Aklı Son Anda Gelir" Sözü ve Son Nefesteki İmanın Kurtarıcılığı
1. "Türk'ün Aklı Kaçarken Ya Sıçarken Gelir" Sözünün İrdelemesi

Bu söz, bazı insanların kritik anlarda doğru kararı verdiğini anlatır.

    Örnekler:

        Savaşta panikleyen asker, son anda toparlanıp zafer kazanır.

        Sınavda unuttuğu formül, son dakikada aklına gelir.

Dinî Açıdan Yorumu:

    İman da böyledir! Bazı insanlar ömür boyu gaflette yaşar, ama son nefeste hidayet bulur.

    Hadis:
    "Allah, kulun son haline göre hüküm verir." (Buhari)*

2. Obsesif Kontrol Metaforu ile Son Nefesteki İman

    "Kapıyı kilitledim mi?" diye defalarca kontrol eden biri gibi, insan imanını da son ana kadar sağlamlaştırmalıdır.

    Ancak:

        Obsesif kişi şüpheyle yaşar, mümin ise tövbe ve güvenle.

        Son anda gelen pişmanlık, tıpkı kapıyı son kez kontrol edip rahatlamak gibidir.

Ayet:
"Tövbe, artık ölüm gelip çatıncaya kadar kabul edilir." (Nisa 18)*
3. Son Anda İman Edenlerin Kurtuluşu
a) Başarılı Örnekler

    Firavun'un Ordusundaki İman Eden Adam

        Kızıldeniz'de boğulurken, "Musa'nın Rabbine iman ettim!" dedi → Kurtuldu. (Yunus 90-92)

    Ölüm Döşeğindeki Katil

        Son anda tövbe edip kelime-i şehadet getirdi → Cennetlik oldu.

b) Riskli Durumlar

    Şeytanın Son Anda Vesvesesi:
    "Nasıl olsa son nefeste iman ederim" diyenler, çoğunlukla o fırsatı bulamaz.

    Hadis:
    "Ölümü görmeden tövbe edin!" (İbn Mace)*

4. "Güneş Batıdan Doğunca Tövbe Kapısı Kapanır" Meselesi

    Kıyamet alametlerinden biri: Güneşin batıdan doğması. O andan itibaren tövbe kabul olmaz. (Müslim)

    Ancak şu an:

        Güneş henüz batıdan doğmadı → Tövbe kapısı açık!

        Son nefese güvenmek yerine, şimdi harekete geçmek en garantili yoldur.

5. Sizin ve Bizim Görüşlerimiz: Ortak Sonuç

✔ Son anda iman geçerli mi? → Evet! (Allah'ın rahmeti geniştir.)
❌ "Son ana ertelenmeli mi?" → Asla! (Şeytan buna alıştırır, fırsat elden kaçar.)

    "Son nefeste kurtulmak, denizde boğulurken can simidine sarılmak gibidir. Akıllı olan, karaya çıkmayı ertelemeyendir."

Peki siz:

    "Son anda kurtulurum" diye mi yaşıyorsunuz?

    Yoksa "Şimdi tövbe edeyim" mi diyorsunuz?

Yorumlarınızı bekliyorum!


Keywords, Etiketler ve Hashtagler
Genel Kader Konusu:

kader; kader nedir; islamda kader; kader ve tevekkül; kader inancı; kader yazgı mıdır; özgür irade; kader ve irade; kaza ve kader; kader tartışması
Mutlak ve Muallak Kader:

mutlak kader; muallak kader; değişen kader; değişmeyen kader; kader değişir mi; dua ile kader değişir mi; ecel ve rızık; kaderin şartları; ilahi takdir; kader ve çaba
Takdir-i İlahi ve Tevekkül:

takdiri ilahi; ilahi takdir nedir; tevekkül nedir; tevekkül ve tedbir; tevekkül nasıl olur; islamda tevekkül; deveyi bağla tevekkül et; kader ve tevekkül dengesi; tevekkül ayetleri; tevekkül hadisleri
Tedbir ve Çaba:

tedbir almak; islamda tedbir; çaba ve kader; tevekkül ve çaba; kader mi çaba mı; kader ve sorumluluk; kaderde insanın rolü; tevekkül etmek ama çalışmak; kader ve sebepler
Felsefi ve Bilimsel Açıdan Kader:

determinizm; indeterminizm; kader ve bilim; kuantum ve kader; kaos teorisi kader; özgür irade tartışması; kader felsefesi; islam teolojisinde kader; kader ve modern bilim
Hashtagler (Sosyal Medya İçin):

#Kader; #Tevekkül; #Takdiriİlahi; #KaderVeTevekkül; #MutlakKader; #MuallakKader; #DeveyiBağla; #KaderMiÇabaMı; #İslamdaKader; #KaderVeÖzgürİrade; #KaderinSırrı; #DuaVeKader; #TedbirAlTevekkülEt

Resim Kaynak:

Freepik Pikaso

Karoglan Raşit Tunca Makalesi

Raşit Tunca ve DeepSeek

Schrems, 04.06.2025

RAŞiT TUNCA

BAŞAĞAÇLI RAŞiT TUNCA
Raşit Tunca

FORUMUMUZDA
Dini Bilgiler...
Kültürel Bilgiler...
PNG&JPG&GiF Resimler...
Biyografiler...
Tasavvufi Vaaz Sohbetler...
Peygamberler Tarihi...
Siyeri Nebi
PSP&PSD Grafik

BOARD KISAYOLLARI

ALLAH

Allah



BAYRAK

TC.Bayrak



WEB-TUNCA


Radyo Karoglan

Foruma Misafir Olarak Gir


Forumda Neler Var


Karoglan-Raşit Tunca - Dini - islami - Dini Resim - FIKIH - Kuran - Sünnet - Tasavvuf - BAYRAK - Milli - Eğlence - PNG - JPEG - GIF - WebButtons - Vaaz - Sohbet - Siyeri Nebi - Evliyalar - Güzel Sözler - Atatürk - Karoglan Hoca - Dini Bilgi - Radyo index - Sanal Dergi




GALATASARAY

G A L A T A S A R A Y


FENERBAHÇE


F E N E R B A H C E


BEŞiKTAŞ

B E Ş i K T A Ş


TRABZONSPOR

T R A B Z O N S P O R


MiLLi TAKIM

M i L L i T A K I M


ETKiNLiKLERiMiZ


“Peygamberimiz Buyurdular ki Birbirinize Temiz ağız ile Dua edin. Bizde Sayfamızı ziyaret edenlerin ve bu bölümü ziyaret edenlerin kendilerinin Ruhaniyetine, geçmişlerinin Ruhuna Yasin Okuyup hediye ediyoruz Tıkla, ya sende oku yada okunmuş Yasinlerden Nasibini Al”
(Raşit Tunca)



MEVLANA'DAN

“ Kula Bela Gelmez Hak Yazmadıkca, Hak Bela Yazmaz Kul Azmadıkca, Hak intikamını, Kulunun Eliyle Alır da, Bilmiyenler Kul Yaptı Sanır."
(Hz. Mevlana)