MUHAMMED

Muhammed


BAYRAK

TC.Bayrak



Welcome, Guest
You have to register before you can post on our site.

Username
  

Password
  





Forum Statistics
Members:» Members: 7
Latest member:» Latest member: Muhammed
Forum threads:» Forum threads: 5,258
Forum posts:» Forum posts: 5,849

Full Statistics Full Statistics

DOWNLOADEN


“Downloaden Bölümümüzden BEDAVA Grafik Paketleri,E-Kitaplar ve Bedava Bilgisayar Programlarını Tek TIKLA BEDAVA indirebilirsiniz”
(Raşit Tunca)




AYET

“Yeryüzüne muhakkak benim iyi kullarım varis olacaktır”
ENBİYA Suresi 105


FELSEFEMiZ

“ iSLAM OKUMAK YAZMAK YADA ÇiZMEK DEĞiLDiR, Yahutta O Hadis şöyle, Bu Ayette böyle diyor Diye Papağanlıkda Değildir. islam Kuranı ve sünneti HAYATINA TATBiK edip, Onunla Yaşayabilmekdir”
(Karoglan Raşit Tunca Sözü)


Raşit Tunca Sözü

“Yüzme bilmek Denizden çıkmana fayda vermez, taaki yüzme biliyorsan, denizedee düştüysen, ellerini, kollarını, ayaklarını çırpacaksın, ve birde tutuncak dal bulacak, tutunup çıkacaksın. ilimde böyledir, bir ilmi bilmek fayda etmez, taaki, onu hayatında tatbik edesiye, Dinde böyledir, din bilmek imanını kurtarmaz, taaki, ne zaman, bildiğin öğrendiğin dinini hayatında tatbik edip, yaşadın, o zaman belki kurtulursun.”
(Karoglan Raşit Tunca Sözü)

GÜZEL SÖZ

“ Bazen Hata Yapıvermek, Doğruyu bulmanın ilk Basamağıdır.
(Başağaçlı Raşit Tunca Sözü)



Kütübü Sitte Nedir? Kütübü Sitte Yazarları Ve Kitapların İsimleri Nelerdir?

Kütüb kelimesi, Arapça kitaplar anlamına gelir. Sitte ise ''Altı'' demektir. Kütübü sitte ulema tarafından güvenilir hadis kaynaklarının toplandığı altı kitaptan oluşur. Peygamber efendimizden rivayet edilen ve günümüze kadar ulaşan sahih hadisler, her Müslümanın faydalandığı en mühim kaynaklardan biridir.

Dinimizde ulumu'l hadis adıyla da bilinen hadis ilmi önemli bir yer tutar. Bu ilmin ehli olan alimler, bir hadisin sahih olup olmadığını çeşitli yöntemlerle araştırır. Araştırmalarının sonunda sadece doğruluğundan emin olduğu ve Kuran'ı Kerim ile çelişmeyen hadisleri nakleder.

Kütübü Sitte Nedir?

Kütübü sitte, altı yazar tarafından kaleme alınan, sahih hadislerin yer aldığı hadis kitaplarıdır. Ehl-i Sünnetin çoğunluğu sadece bu kitaplarda aktarılan rivayetleri kendisine referans alır. Kütübü Sitte'de peygamber efendimizin sözleri, yaptıkları, öğütleri ve uyarıları yer alır.

Hz. Muhammed, her hareketiyle çevresindeki insanlara örnek olmuş ve söylediği sözlerle insanlığa evrensel mesajlar vermiştir. Bu nedenle her Müslüman Kütübü Sitede yer alan hadisleri sık sık okumalı ve peygamber efendimizin hayatını örnek almalıdır.

Kütübü Sitte Yazarları ve Kitaplarının İsimleri Nelerdir?

1- Müslim bin Haccac: El camiu’s sahih

2- Muhammed el Buhari: El camiu's sahih

3- Muhammad ibn Isa at Tirmizi: Sünen-i Tirmizi

4- Ali ibn Sinan el Nesai: Sünen-i Nesai

5- Ebu Davud es-Sicistâni: Sünen-i Ebu Davud

6- İbn Mâce el-Kazvînî: Sünen-i İbn Mace

Hadis Çeşitleri Nelerdir?

1- Mürsel Hadis:

Ulemanın çoğunluğu tarafından doğruluğundan şüphe edilmeyen, birden fazla hadis yazarının naklettiği hadislerdir.

2- Sahih Hadis:

Mürsel hadisler kadar olmasa da yine büyük çoğunluk tarafından doğru kabul edilen hadis türüdür.

3- Kutsi Hadis:

Söyleyenin Allah, nakledenin Hz. Muhammed olduğu hadislerdir.

4- Mevzu Hadis:

Hz. Muhammed'in söylemeyip kendisine isnat edilen hadislerdir. Mevzu hadisler kesin olmadıkları için genelde doğru kabul edilmez. Bu nedenle Kütübi Sitte'nin içerisinde yer almaz.

Hadis Külliyatında Yer Alan Hadislerden Örnekler

1- Bir zalimle yürüyen onun suç ortağı olmuş demektir. (Buhari)

2- İlim talebi her Müslüman için farzdır. (Ebu Davud)

3- Sabrederek kurtuluşu beklemek de ibadettir. (Müslim)

4- Yaratılmışlar hakkında uzun uzun tefekkür edin ancak yaratıcının zatı / sıfatı hakkında düşünmeyin. (Buhari)

5- Helalin hesabı haramın da azabı var. (İbn Mace, Tirmizi)

6- Bana dünyanızdan üç şey sevdirildi, kadın, misk koku ve gözümün nuru namaz. (Nesai, Buhari)

7- Vaiz olarak ölüm yeter. (Müslim)

Kütübi Sitte Yazılma Sebebi Nedir?

Kütübi sitte kitaplarının elbette ki yazılma sebebi vardır. Bu kitapların yazılmasındaki asıl amaç Hadisler aracılığıyla İslam dinini anlatmak ve anlamaktır. Hadisler sayesinde Kuranı rehber edinmekten başka bir çözüm olmadığını insanlara göstermektir. Kitaplarda İslam dini adında oluşturulan bölümler de vardır. Bu bölümlerde tarihte Hz. Muhammet adına uydurulmuş sözlerin gerçekleri de anlatılmaktadır. Aynı zamanda Hz. Muhammet'in rivayetlerinde de bahsedilmektedir. Kütübi sitte önemli bilgileri Müslüman halkın duyması ve bilgilenmesi amacıyla yazılmıştır. Bu bilgilerin tamamını içerdiği için de Kütübi sitte çok önemli İslami kaynağı oluşturmaktadır.

Kütübi Sitte Ne Zaman Yazıldı?

Kütübi sitte kitaplarının her birinde çok sayıda Hadis bulunmaktadır. Kolektif yazarlardan oluşan Kütübi sitte kitaplarının tam olarak ne zaman yazıldığı bilinmese de yayınlanma tarihi 1992 senesidir.

KÜTÜB-İ SİTTE

Meşhur altı sahih hadis kitabı. Hadis mecmualarının en sahihleri kabul edilen; Buhârî ve Müslim'in el-Câmiu's-Sahih'leri ile Ebu Davud, Tirmizi, Nesâî ve ibn Mâce'nin Sünen'leri; hadis tasnifinin altın çağı olan Hicrî üçüncü yüzyılda telif edilmiş olmak, mümkün mertebe sahih hadisleri ihtiva etmek, konulara göre tasnif edilmek (alelebvâb)... gibi ortak özelliklerinden dolayı, daha sonraki asırlarda Kütüb-i Sitte: Altı Kitap, ortak adıyla şöhret bulmuştur. Bazı âlimler, az da olsa zayıf ve mevzu hadisler ihtiva ettiği için İbn Mâce'nin Sünen'i yerine İmam Mâlik'in Muvatta'ı veya Dârimî'nin Sünen'ini Kütüb-i Sitte'nin altıncı kitabı kabul etmişlerdir.

Buhârî ve Müslim'in Câmi'leri, Sahıhayn (İki Sahih) adıyla, müellifleri daha hayattayken büyük bir üne kavuşmuş, bunları Ebu Davud, Tirmizî ve Nesâi'nin Sünen'leri takip etmiş ve hadis âlimleri arasında bu kitaplar Usûl-i Hamse (Beş Temel) diye büyük bir kabul görmüştü. Ebu'l-Fazl Muhammed İbn Tahir el-Makdisî (H.507)'nin Usûl-i Hamse'ye yazdığı ve sahabeyi alfabetik olarak sıralamak suretiyle onlardan nakledilen, belirli kitaplardan bulunan hadislerin kaynağını göstermek için yazıları kitaplar anlamına gelen etrafa İbn Mâce'nin Sünen'ini de eklemesi ve Şurûti'l-Ümmeti's-Sitte (Altı İmamın Şartları) adlı kitabını telifiyle muteber hadis kitaplarının grub adı bundan sonra, İbn Mâce'nin de ilave edilmesiyle Kütüb-i Sitte olarak meşhur olmuştur.

Böyle bir isimlendirme, Kütüb-i Sitte içinde zayıf, hatta mevzu (bilhassa İbn Mâce'de) hiç bir hadis bulunmadığı, onlar dışındaki hadis kitaplarında da sahih hadis olmadığı anlamına gelmez. Nitekim Buhârî ve Müslim başta olmak üzere, Kütüb-i Sitte müelliflerinden hiç biri, kendi kitaplarına sahih hadislerin tamamını aldıkları, kitaplarındakilerin dışında sahih hadis bulunmadığı şeklinde bir iddiada bulunmamışlardır. Esasen bir hadisin sıhhati, hangi kitapta bulunduğuna bakarak değil, onu nakleden kişilerin haline bakılarak tesbit edilebilir. Diğer taraftan bu altı imam, kendilerinden önce derlenmiş olan yazılı ve sözlü hadis kaynaklarından yararlanarak bu eserleri meydana getirmişlerdir. Bu değerli eserlerin tasnifine, kendilerinden önceki çalışmalar zemin hazırladığı gibi, hadis tasnifi onlardan sonra da devam etmiştir.

İlmî çevrelerde büyük bir kabul gören Kütüb-i Sitte ile ilgili çok sayıda ve hacimli çalışmalar yapılmıştır. Bunların büyük bir kısmı bu kitapların şerhi (açıklaması), ravilerinin durumları, cem (mükerrerleri çıkararak birlikte rivayet ettikleri hadisleri bir araya toplama) ile ilgilidir. Kütüb-i Sitte hadislerini bir araya toplayıcı çalışmalardan biri, Beğavî'nin (H.516) Mesâbîhu's-Sünne'sidir. Hadisleri, senedlerini hazfederek kitabına alan Beğavî eserini Sünen tarzında tasnif etmiş, Kütüb-i Sitte ve Dârimî'nin Sünen'inde bulunan hadisleri 4434 hadiste toplamıştır. Bu konuda yapılan önemli bir çalışma da İbnu'l-Esîr'in (H.606) Câmiu'l-Usûl li Ehâdisi'r-Rasûl isimli eseridir. İbnu'l-Esîr, İbn Mâce hariç Kütüb-i Sitte ile Muvatta'da bulunan hadisleri,-mükerrerlerini çıkararak- alfabetik tarzda tertib ettiği kitaplar ve onların alt başlıkları olan bablar halinde tasnif etmiştir. 9523 hadis bulunan bu eser Kütüb-i Sitte adıyla Türkçeye tercüme edilmiştir. Kütüb-i Sitte'yi oluşturan kitaplar ve özellikleri:

1. Buhârî ve el-Câmiu's-Sahîh'i: Ebu Abdullah Muhammed b. İsmail el-Buhârî (H. 194-256/M.810-870) 40 yıl süren ilmî seyahatler esnasında toplamış olduğu engin hadis malzemesini 16 yılda tasnif ederek, "el-Câmiu's Sahîhu'l-Müsnedü'l-Muhtasar min Umûri Rasûlillahi (s.a.s) ve Sünenihi ve Eyyâmih" adlı eserini yazmıştır. Hocası İshak b. Rahuye'nin, "Rasûlüllah'ın sahih hadislerini muhtasar bir kitapta toplasanız" tavsiyesiyle hareket eden Buhârî, 600.000 hadis arasında seçtiği 7275 hadisi, 97 kitap ve 3400 den fazla bab'a (alt bölüm) yerleştirmiş, konuları geldikçe aynı hadisi bir kaç yerde daha tekrar etmiştir. Bu nedenle, mükerrerler dışındaki toplam hadis sayısı 3-4 bin civarına inmektedir. Buhârî, tercüme denilen bab başlıklarında konuyla ilgili âyet ve hadislerden iktibaslar yapar, âlimlerin ve bazan kendisinin görüşlerine yer verir, direkt veya endirekt yollarla tercihlerini ihsas ettirir. Tercemelerde verdiği hadis ve haberlerin çoğu muallak (senedsiz veya eksik senedli)tır. Daha önceki hadis mecmualarında pek görülmeyen bu usul Buhâri'ye hastır. Bu nedenle, "Buhârî'nin fıkhı tercemelerindedir" sözü yaygınlaşmıştır. (Yekünü 1341 olan bu tür) muallak hadisler, Buhârî'nin kitabına verdiği isimden de anlaşılacağı gibi, sahih hadislerin dışındadır. Tercümelerde Buhârî'nin verdiği bilgiler, hadislerin ihtiva ettiği fıkhı malumatı kavramada çok faydalıdır. Bütün âlimlerin ittifakıyla hadis mecmualarının ensahihi kabul edilen el-Câmiu's-Sahîh, türkçeye de tercüme edilmiş, mükerrerlerinin çıkarıldığı Tecrid'i de tercüme ve şerhiyle, Diyanet İşleri Başkanlığınca basılmıştır.

2. Müslim'in el-Câmiu's-Sahîh'i: Ebu'l-Hüseyn Müslim b. Haccâc (H.202-261), 300.000 hadis arasından seçerek tasnif ettiği kitabına, "el-Camiu'l-Müsnedü's-Sahîh" ismini vermiş, mukaddimede tasnif metodunu açıklamıştır. Buhârî'nin yaptığı gibi bab başlıklarında bilgi vermemiş, hatta, bab başlığı dahi tanzim etmemiş, sadece "bab" demekle yetinmiştir. Bugün eldeki Müslim nüshalarında bulunan bab başlıkları, eseri şerheden İmam Nevevî'ye aittir. Müslim kitabına, mevkuf ve maktu hadisleri almamış, muallaklara ise çok az yer vermiş, hadisleri konularına göre bölmemiş, hadisi en çok ilgili olduğu yerde nakletmiş, metin ve sened olarak benzerlerini bir arada ve kısaltarak tekrar etmiştir. Bu yönüyle Müslim Buhârî'den daha derli topludur. Bu ve benzeri özelliklerinden dolayı bazı âlimler (mesela Mağribliler) Müslim'i Buhâri'ye tercih etmişlerdir. Müslim'in Câmi'i, 54 kitap, 1322 bab, mükerrerler dışında 3033 hadis ihtiva etmektedir. Kadı İyaz ve İmam Nevevî başta olmak üzere pek çok âlim Müslim'i şerhetmiştir. Müslim, sade, metin ve şerhli olarak türkçeye tercüme edilmiştir.

3. Tirmizi'nin Câmi'i: Ebu İsa Muhammed b. İsa et-Tirmizi'nin (H: 209-279) Cami'i, es sünen ismiyle de maruftur. Devrin âlimlerinin tetkikine sunuları ve takdir edilen Sünen-i Tirmizi, 46 kitap, 2496 bab ve 4000 hadis ihtiva etmektedir. Hadisçilik açısından Müslim'e, fıkhu'l-hadis (hadislerde bulunan çeşitli hükümler) yönünden de Buhârî'ye ait özellikleri, onlara yakın ölçüde kitabında toplayan Tirmizi, bab başlığı altında hadisleri sıraladıktan sonra şu işlemleri yapar; hadisin sıhhat durumunu (sahih, hasen, zayıf, hasen-sahih, garib...), ravilerin durumunu, varsa seneddeki illetleri, hadisin diğer tariklerini, sahabilerin o konudaki başka rivayetlerini, bu hadislerle ulemânın nasıl amel ettiğini, ittifak ve ihtilaflarını... açıklar. Hadislerden istifade için çok faydalı olan bu açıklamalar onları, amel edilebilir hale getirir. Tirmizi üzerine de pek çok şerh yazılmış ve eser türkçeye tercüme edilmiştir.

4. Ebu Davud'un Sünen'i: Ebu Davud Süleyman b. Eş'as es-Sicistânî'nin (H: 202-275) kitabı, ahkâmla ilgili hadislerin tasnif edildiği Sünen türünün en güzel örneğidir. Kitabına, 400.000 hadis arasından seçtiği 4000 hadisi aldığını, bunların da dört hadiste özetlenebileceğini belirten Ebu Davud; sahih, hasen, leyyin ve amel edilebilir derecedeki zayıf hadisleri Sünen'ine aldığını söyler. Kitabında zayıf hadislerin mevcudiyetini kabul eden Ebu Davud, muhaddislerin ittifakla terkettikleri herhangi bir hadisi Sünen'ine almamıştır. 40 kitaptan oluşan Sünen'e pek çok şerh yazılmış, eser türkçeye de tercüme edilmiştir.

5. Nesâî'nin Sünen'i: Ebu Abdurrahman Ahmed b. Şuayb en-Nesâî (H: 215-303), sahih ve zayıf hadislerden derlediği es-Sünenü'l-Kübrâ'sını istek üzerine, sadece sahih hadisleri almak üzere ihtisar etti ve bu yeni eserine el-Müctebâ adını verdi. Kütüb-i Sitte içinde Nesâî denince, işte bu Müctebâ kasdedilir. Sünenler içinde en az zayıf hadis ve cerhedilmiş ravisi olan mücteba, Sahihayn'dan sonra üçüncü kitap olarak kabul edilir. Nesâî, hadisler arasındaki çok küçük rivayet farklarını dahi göstermiş ve rical tenkidinde büyük bir hassasiyet göstermiştir. 51 kitap ve yaklabıh 2400 babtan oluşan Müctebâ, türkçeye çevrilmiştir.

6. İbn Mâce'nin Sunen Ebu Abdullah Muhammed b. Yezıd el-Kazvînî'nin (H: 209-273) Sünen'i, 37 kitap, 1515 bab ve 4341 hadis ihtiva eder. Bu hadislerin büyük bir çoğunluğu, diğer beş kitapta (usûli hamse) mevcuttur veya sahih ve hasen durumundadır. ibn Mâce'deki hadislerin 613 ünün isnadı zayıf, 99 unun isnadı ise, yok hükmünde veya münker ya da yalanlanmıştır. Bilhassa, şahıs, kabile ve şehirlerin faziletleriyle ilgili hadislerin çoğunun uydurma olduğu söylenmiştir. Ancak, VI. asırdan sonra Kütüb-i Sitte'nin altıncı kitabı olarak kabul edilen İbn Mâce, tertibi, tekrardan uzak ve kısa olusu ile oldukça değerlidir. Muhammed Fuad Abdülbâkı tahkikiyle yapılan baskı, pek çok ilmî kolaylıklar sağlamış, eserdeki zayıf yönlere işaret edilmiştir. Bu baskı esas alınarak Sünen, şerhi de yapılmak suretiyle türkçeye çevrilmiştir.
Kütüb-i Sitte Hadis-i Şerif ( 7101-7200 )

Kütübi Sitte Nedir?

Kütüb-i Sitte, İslam dininin en önemli iki kaynağından biri niteliğindeki sünnet malzemesini meydana getiren ve en sahih (güvenilir) hadislerden oluşan altı hadis kitabına verilen genel isimdir. Söz konusu bu altı kitap Kur’ân-ı Kerim’den sonra en sahih kitaplar olarak kabul edilen Buharî ile Müslim’in Câmiu’s-Sahîh adlı eserleri ile Ebû Davud, Tirmizî, Nesai ve İbn Mace’nin sünen türündeki eserlerinden ibarettir.Kütüb-i Sitte, Arapça “kitaplar” manasına gelen “kütüb” kelimesiyle “altı” manasına gelen “sitte” kelimesinden meydana gelmiş bir tabir olup, “altı kitap” anlamındadır.
Kütüb-i Sitte Hadis-i Şerif ( 7101-7110 )???

===>7101 – Ebu’d-Derdâ radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm bana dedi ki: “Sana sübhanallahi velhamdulillahi ve la ilahe illallahu vallahu ekber” demeyi tavsiye ederim. Zira bu kelimeler, günahları döker, tıpkı ağacın yapraklarını dökmesi gibi.”
İSTİĞFAR

===>7102 – Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Ben günde yüz sefer Allah’a istiğfarda bulunurum.”

===>7103 – Ebu Musa radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Ben günde yetmiş kere Allah’a tevbe ve istiğfarda bulunurum.”

===>7104 – Huzeyfe radıyallahu anh anlatıyor: “Benim dilimde, aile efradıma karşı bir ölçüsüzlük vardı. Fakat bu başkalarına olmazdı. Bu halimi Aleyhissalâtu vesselâm’a söyledim. Resülullah: “İstiğfar bakımından ne haldesin? (Bu kusurunun bağışlanması için günde yetmiş kere istiğfar et!” buyurdular.”

===>7105 – Abdullah İbnu Busr radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Amel defterinde çok istiğfar bulunana ne mutlu!”

===>7106 – Hz. Aişe radıyallahu anha anlatıyor: “Resülullah aleyhisselatu vesselâm şöyle dua ederdi: “Ey Allahım! Beni, güzel amel işledikleri zaman(bunun mükâfaatıyla) müjdelenen ve hata işlediği zaman da istiğfar edenlerden eyle!”
LA HAVLE VELA KUVVETE İLLA BİLLAH

===>7107 – Ebu Zerr radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm bana: “Sana cennet hazinelerinden bir hazineyi haber vereyim mi?” buyurdular.

“Evet! Ey Allah ‘ın Resülü!” dedim.

“Lâ havle velâ kuvvete illa billah (Gerek ibadet için gerek dünyevî işlerim için muhtaç olduğum) bütün güç kuvvet Allah’tandır” de!” buyurdular.”

===>7108 – Hâzım İbnu Harmele radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm’a uğramıştım. Bana: “Ey Hâzım! Lâ havle velâ kuvvete illa billah” de! Çünkü bu cümle cennet hazinelerinden biridir” buyurdular.”
RESÜLULLAH’IN DUASI

===>7109 – Hz. Enes İbnu Mâlik radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah şu duayı çok yapardı: “Allahümme sebbit kalbî alâ dînike.(Allahım kalbimi dinin üzere sabit kıl.” Bir adam: “Ey Allah’ın Resülü! Biz sana iman ettiğimiz ve senin getirdiklerini tasdik ettiğimiz halde bizim (âkibetimiz) için korkuyor musun?” dedi. Aleyhissalâtu vesselâm adama şu cevabı verdi: “Kalpler, muhakkak ki Rahman’ın parmaklarından iki parmağı arasındadır, onu (dilediği şekilde) döndürür.”

Ravi der ki : “A’meş iki parmağını gösterdi. “
RESULULLAH’IN SIĞINMA TALEP ETTİĞİ ŞEYLER

===>7110 – İbnu Abbâs radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm, Kur’ân’dan bir sure öğretir gibi şu duayı bize öğretmişti: “Allahım! Cehennem azabından, kabir azabından, Mesih Deccâl’in fitnesinden, hayat ve ölüm fitnesinden sana sığınırım.”
Kütüb-i Sitte Hadis-i Şerif ( 7111-7120 )???

===>7111 – Hz. Câbir radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm: “Allah’tan faydalı ilim dileyin, faydasız ilimden Allah’a sığının” buyurdu.”

===>7112 – Hz. Aişe radıyallahu anhâ’nın anlattığına göre: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm kendisine şu duayı öğretmiştir: “Allahım ben senden hayrın her çeşidini isterim; yakın olsun, uzak olsun; bildiğim olsun, bilmediğim olsun; bütün şerlerden de sana sığınırım; yakın olsun, uzak olsun; bildiğim şer olsun, bilmediğim şer olsun. Allahım! Kulun ve peygamberin Muhammed’in senden istediği şeyleri senden ben de istiyorum. Kulun ve peygamberin hangi şerlerden sana sığınmışsa ben de o şerlerden sana sığınıyorum. Allahım! Ben senden-, cenneti ve cennete götüren söz ve amel(de beni muvaffak kılman)ı istiyorum. Ateşten ve ateşe götüren söz ve fiillerden de sana sığınıyorum. Ve dahi benim hakkımda hükmettiğin her kaza ve kaderi hayırlı kılmanı senden diliyorum.”

===>7113 – Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm bir adama: “Namazda ne diyorsun?” diye sordu. Adam: “Teşehhüdü (Ettahiyyatu, Allahümme salli, Allahümme barik…) okuyorum. Sonra Allah’tan cennet diliyor ve cehennem ateşinden O’na sığınıyorum. Ama vallahi ben, ne senin okuduğunu ne de Muaz’ın okuduğunu bilmiyorum” dedi. Resülullah aleyhissalâtu vesselâm (adama): “Biz de senin okuduğun şeyler çerçevesinde okuyoruz” buyurdu.”

===>7114 – Evs İbnu İsmail el-Beceli radıyallahu anh’ın anlattığına göre: “Resülullah aleyhissalatu vesselâm vefat ettiği zaman, Hz. Ebu Bekr’in şöyle söylediğini işitmiştir:

“Resülullah aleyhissalatu vesselâm benim şu makamımda ilk yıl, ayağa kalktı -böyle söyleyince Hz. Ebu Bekr gözlerinin yaşını tutamayıp ağladı- sonra dedi ki:

“Size doğru olmanızı sıdkı, tavsiye ederim. Çünkü sıdk birr (denen Allah’ın rızasına götüren en iyi amelle beraberdir) ikisi de cennettedir. Yalandan sakının. Çünkü o, fücürla beraberdir ve ikisi de cehennemdedir. Allah’tan afiyet dileyin. Çünkü, kimseye Çünkü, kimseye yakinden sonra afiyetten daha hayırlı bir şey verilmemiştir. Birbirinizle hasedleşmeyin. Birbirinizle aranızdaki iyi münasebetleri kesişmeyin. Birbirinize sırt çevirmeyin. Ey Allah’ın kulları kardeşler olun!”

===>7115 – Hz. Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Kişinin yaptığı dualar içerisinde en hayırlısı şudur: Allahümme innî es’eluke’l- mu’âfâte fid-dünya ve’l-âhireti (Ey Allah’ım! Senden dünya ve ahirette afiyet istiyorum),”
DUAYA KENDİNLE BAŞLA

===>7116 – İbnu Abbâs radıyallahu anhüma anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Allah bize ve Âd’ın kardeşine rahmet eylesin.”
İSM-İ AZAM

===>7117 – el-Kâsım (İbnu Abdirrahman) radıyallahu anh demiştir ki: “Allah’ın, duada şefaat kılındığı taktirde, o duayı kabul ettiği ism-i âzamı şu üç surededir: Bakara, Âl-i İmran ve Tâ- Hâ.

Ebu Ümâme radıyallahu anh’tan yapılan bir rivayette, bunun benzeri Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’dan merfu olarak gelmiştir.

===>7118 – Hz. Aişe radıyallahu anha anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm şöyle yalvardılar: “Allahım! Ben, senin pak, güzel, mübarek ve yüce nezdinde en sevimli olan, onunla dua edildiği taktirde hemen icabet ettiğin, onunla senden istenince hemen verdiğin, onunla rahmetin talep edilince rahmetini esirgemediğin, onunla kurtuluş talep edilince kurtuluş verdiğin isminle senden istiyorum.”

Hz. Aişe’nin belirttiğine göre, bir başka gün Aleyhissalâtu vesselam’ın, kendisine

“Ey Aişe! Kendisiyle dua edildiği taktirde icabet ettiği ismi, Allah’ın bana gösterdiğini sen biliyor musun?” diye sormuştu.

Hz. Aişe der ki: “Ben: “Ey AIlah’ın Resülü! Annem babam sana feda olsun, onu bana da öğret!” dedim.

“Ey Aişe onu sana öğretmem uygun düşmez!” buyurdu. Bu cevap üzerine ben de oradan uzaklaşıp bir müddet tek başıma oturdum. Sonra kalkıp, başını öptüm ve:

“Ey Allah’ın Resülü! Onu bana öğret” diye ricada bulundum. O yine:

“Onu sana öğretmem uygun olmaz, ey Aişe! Onunla senin dünyevî bir şey talep etmen uygunsuz olur” buyurdu.”

Hz. Aişe devamla der ki: “Ben de kalkıp abdest aldım, sonra iki rekât namaz kıldım, sonra: “Allahım! Sana Allah isminle dua ediyorum. Sana Rahman isminle dua ediyorum.Sana Birrurrahîm isminle dua ediyorum. Sana bildiğim ve bilmediğim güzel isimlerinin hepsiyle dua ediyorum. Bana mağfiret et, rahmet eyle” diye dua ettim.”

Aişe devamla der ki: “Bu duam üzerine Resülullah aleyhissalâtu vesselâm güldü ve: “İsm-i âzam, senin yaptığın şu duanın içinde geçti” buyurdu.”

===>7119 – Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Allah Teâla hazretlerinin doksandokuz ismi vardır, yüzden bir eksik. O, tektir, teki sever. Kim bu isimleri ezberlerse cennete girer. Onlar şunlardır: Allah, el-Vahid, es- Samed, el-Evvel, el-Ahir, ez-Zâhir, el-Bâtın, el-Hâlık, el-Bâri, el-Musavvir, el-Melik, el- Hakk, es-Selâm, el-Mü’min, el-Müheymin, el-Azîz, el-Cebbâr, el-Mütekebbir, er-Rahmân, er- Rahîm, el-Latif, el-Habîr, es-Semî’, el-Basir, el-Alîm, el-Azîm, el-Bârr, el-Müte’âl, el-Celîl, el-Cemîl, el-Hayy, el-Kayyüm, el-Kâdir, el-Kâhir, el-Aliyyu, el-Hakîm, el-Karîb, el-Mucîb, el-Ganiyyu, el-Vehhab, el-Vedüd, eş-Şekür, el-Mâcid, el-Vacid, el-Vâli, er-Râşid, el-Afuvvu, el-Ğafür, el-Halîm, el-Kerîm, et-Tevvâb, er-Rabb, el-Mecîd, el-Veliyyu, eş-Şehîd, el-Mübîn, el-Bürhân, er-Ra’üf, er-Rahîm, el-Mübdiu, el-Mu’îd, el-Bâis, el-Vâris, el-Kaviyyu, eş-Şedîdu, ed-Dârru, en-Nâfi’u, el-Bâki, el-Vâkî, el-Hâfıd, er-Râfi’, el-Kâbıd, el-Bâsıt, el-Mu’ızzu, el- Müzillü, el-Muksıt, er-Rezzâk, Zü’l-Kuvve, el-Metîn, el-Kâim, ed-Dâim, el-Hâfız, el-Vekîl, el-Fâtır, es-Sâmi’, el-Mu’tî, el-Muhyî, el-Mümît, el-Mâni’, el-Câmi’, el-Hâdî, el-Kâfı, el-Ebed, el-Âlim, es-Sâdık, en-Nür, el-Münîr, et-Tâmm, el-Kadîm, el-Vitru, el-Ahadu, es-Samedu, ellezi lem yelid velem yüled ve lem yekün lehu küfüven ahad.”

Zûhrî der ki: “Bana birçok ilim ehlinden ulaştığına göre, bu Esmâu Hüsna’nın okunmasına “Lâ ilahe illallahu vahdehu lâ şerike leh. Lehü’l Mülkü ve Lehü’I-Hamdu bi-yedihi’l-Hayr ve huve ala külli şeyin kadîr, la ilahe illâllahu, lehül-Esmâu’l-Hüsnâ” diye başlanmalıdır.”
BABANIN DUASI

===>7120 – Ümmü Hâkim Bintü Vedda’el-Huzâ’iyye radıyallahu anha anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm şöyle buyurdular: “Babanın duası perdeyi deler (kabul makamına ulaşır).”
Kütüb-i Sitte Hadis-i Şerif ( 7121-7130 )???
SABAH VE AKŞAM YAPILACAK DUALAR

===>7121 – Resülullah aleyhissalâtu vesselâm’ın hâdimi Ebu Selâm anlatıyor: “Resülullah aleyhissalatu vesselâm şöyle buyurdular: “Akşam ve sabaha erdiği vakit: “Radîtu billahi Rabben ve bi’I-İslâmi dînen ve bi-Muhammedin nebiyyen (Rabb olarak Allah’tan, din olarak İslâm’dan, peygamber olarak Muhammed’ den razıyım” diyen bir müslüman veya insan veya köle yoktur ki, o kimseyi Kıyamet günü razı ve memnun etmek Allah üzerine bir hak olmasın.”
YATAĞA GİRİNCE YAPILACAK DUA

===>7122 – Abdullah İbnu Mes’ud radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm, yatağına girince, sağ elini yanağının altına koyar sonra şu duayı okurdu:

“Allahümme, kınî azâbeke yevme teb’asu -ev tecme’u- ibâdeke (Allahım! Kullarını yeniden dirilttiğin veya topladığın- gün beni azabından koru.”
EVDEN ÇIKINCA YAPILACAK DUA

===>7123 – Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm, evinden çıktığı vakit şu duayı okurdu: “Bismillahi la havle vela kuvvete illa billah, et-tüklânî alallah. (Allahın ismiyle. Dünya ve ukbâ işlerine güç kuvvet Allah’tandır. Dayanağım Allah’dır.”

===>7124 – Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: “Kişi evinin -veya apartmanın- kapısından çıkınca, adama müekkel (nezaretçi) iki meleği vardır. Adam: “Bismillah” deyince onlar: “Doğruya irşad edildin” derler. “Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh” deyince, melekler: “Korundun” derler. Adam: “Tevekkeltü alâllah” deyince onlar: “İşin (sana bedel) görüldü” derler.

(Resülullah aleyhissalâtu vesselâm devamla) dedi ki: “Sonra adamın iki karîni (yani onu günaha sürüklemek isteyen insî ve cinnî iki şeytanı) onu karşılarlar. Melekler (o şeytanlara): “Hidayete erdirilen, işi (Allah tarafından) görülen ve muhafaza altına alınan bir kimseden ne istiyorsunuz?” derler “
SALİH RÜYA

===>7125 – Ebu Sa’îdi’l-Hudrî radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalatu vesselâm buyurdular ki: “Müslüman kişinin salih rüyası, peygamberliğin yetmiş cüzûnden biridir.”

===>7126 – Ümmü Kürz el-Ka’biyye radıyallahu anhâ anlatıyor: “Resülullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: “Peygamberlik gitti fakat mübeşşirât (mû’minin göreceği güzel rüyalar) bâkidir.”

===>7127 – Ebu Sa’îd ve İbnu Abbâs radıyallahu anhüm anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Kim, beni rüyasında görmüşse mutlaka beni görmüştür. Çünkü şeytan benim suretime giremez.”

===>7128 – Ebu Cuheyfe radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Kim beni rüyasında görürse, o uyanıkken beni görmüş gibidir. Çünkü şüphesiz, şeytan benim suretime girmeye muktedir değildir”

===>7129 – Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Rü’ya üç kısımdır: Biri Allah’tan bir müjdedir. Biri nefsin konuşmasıdır. Biri de şeytanın korkutmasıdır. Biriniz hoşuna giden bir rü’ya görecek olursa, dilerse onu anlatsın. Eğer hoşuna gitmeyen bir şey görürse onu kimseye anlatmasın, kalkıp namaz kılsın.”

===>7130 – Avf İbnu Mâlik radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselam buyurdular ki: “Rüya üç kısımdır: “Birkısmı; âdemoğlunu üzmek için şeytandan olan korkulardır; birkısmı, kişinin uyanıkken kafasını meşgul ettiği şeylerdendir; bunları uykusunda görür; birkısım rüyalar da var ki, onlar peygamberliğin kırkaltı cüzünden birini teşkil eder.”

Râvi Müslim İbnu Mişkem der ki: “Ben, Avf İbnu Mâlik radıyallahu anh: “Sen, bu hadisi Resülullah aleyhissalâtu vesselâm’dan bizzat işittin mi?” dedim. Avf, (iki sefer tekrarla): “Evet! Ben bunu Resülullah aleyhissalâtu vesselâm’dan işittim. Ben bunu Resülullah aleyhissalâtu vesselam’dan işittim” dedi.”
Kütüb-i Sitte Hadis-i Şerif ( 7131-7140 )???
HOŞLANILMAYAN RÜYA GÖRÜLÜNCE

===>7131 – Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselam buyurdular ki: “Biriniz hoşuna gitmeyen bir rüya görünce uzandığı zaman diğer yanına dönsün, üç sefer soluna tükürsün. Allah’tan o rüyanın hayrını talep edip, şerrinden Allah’a sığınsın.”

===>7132 – Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm’a bir adam gelip: “Rüyamda başımın vurulduğunu, (koparıldığını) sonra da yerde yuvarlandığını gördüm!” dedi. Resülullah aleyhissalâtu vesselâm şöyle buyurdular: “Şeytan (birinize rüyasında) gelir. O da bundan korkar. Sabah olunca, gidip bunu halka anlatır.”
RÜYA NEYE DAYANILARAK YORUMLANMALI?

===>7133 – Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Rüyada gördüğünüz şeylerin isimlerini, o rüyayı yormada esas alın. Keza gördüklerinizin künyelerini veya kinaye mânalarını da dikkate alın. Rüya, ilk yorumcuya göre (vuküa gelir, öyleyse rastgele kimselere anlatmayın).”

===>7134 – Ümmü’l-Fadl radıyallahu anhâ’dan rivayet edildiğine göre: “Kendisi (bir gün): “Ey Allah’ın Resülü! Rüyamda sanki sizin uzuvlarınızdan birinin evimde olduğunu gördüm” demiş, Aleyhissalâtu vesselam da: “Hayır görmüşsün. Kızım Fâtıma bir oğlan çocuğu dünyaya getirir, sen onu emzirirsin” buyururlar.

Gerçekten de Hz. Fâtıma radıyallahu anhâ (bir müddet sonra) Hz. Hüseyin veya Hasan radıyallahu anhümâ’yı doğurdu. Ümmü’I-Fadl da (kendi bebeği) Kusam’ın sütüyle onu emzirdi.

Ümmü’I-Fadl (sözüne devamla) dedi ki: “Bir gün ben onu Aleyhissalâtu vesselâm’ın yanına getirip kucağına koydum. Ç’ocuk (Resulullah’ın kucağına) işedi. Bende çocuğun omuzuna vurdum. Resülullah aleyhissalâtu vesselâm müdahale ederek “Oğlumun canını yaktın. Allah sana rahmet (mağfiret) etsin” buyurdıular.”

===>7135 – Talha İbnu Ubeydillah radıyallahu anh anlatıyor: “Belî (kabilesinden) iki kişi Aleyhissalâtu vesselâm’ın yanına geldiler. İkisi beraber müslüman olmuştu. Biri gayret yönüyle diğerinden fazlaydı. Bu gayretli olanı, bir gazveye iştirak etti ve şehit oldu. Öbürü, ondan sonra bir yıl daha yaşadı. Sonra o da öldü.”

Talha (devamla) der ki: “Ben rüyamda gördüm ki: “Ben cennetin kapısının yanındayım. Bir de baktım ki yanımda o iki zat var. Cennetten biri çıktı ve o iki kişiden sonradan ölene (cennete girmesi için) izin verdi. Aynı vazifeli zat, bir müddet sonra yine çıktı, şehit olana da (içeri girme) izni verdi. Sonra, adam benim için geri geldi ve:

“Sen dön, senin cennete girme vaktin henüz gelmedi!” dedi. Sabah olunca Talha bu rüyayı halka anlattı. Herkes bu rüya(da şehid olan zâtın sonradan cennete girmesine) şaştı. Bu, Resülullah’a kadar ulaştı, rüyayı ona anlattılar. (Dinledikten sonra) Aleyhissalâtu vesselâm:

“Burada şaşacak ne var?” buyurdular. Halk: “Ey Allah’ın Resülü! Bu zat (din için) çalışmada öbüründen daha gayretli idi ve şehit! de oldu. Ama cennete öbürü ondan evvel girdi” dediler. Bunun üzerine Resülullah aleyhissalâtu vesselâm: “Berikisi ondan sonra bir yıl hayatta kalmadı mı?” dedi.

“Evet!” dediler. Aleyhissalâtu vesselâm: “Ve o ramazan idrak edip oruç tutmadı mı, bir yıl boyu şu şu kadar namaz kılmadı mı?” Halk yine: “Evet!” deyince, Resülullah aleyhissalâtu vesselâm:

“Şu halde ikisinin arasında bulunan mesâfe gök ile yer arasındaki mesafeden fazladır!” buyurdular.”
LAİLAHE İLLALLAH DİYENE DOKUNULMAZ

===>7136 – Evs (İbnu Ebî Evs Huzeyfe es-Sakafi) radıyallahu anh anlatıyor: “Biz Resülullah aleyhissalâtu vesselâm’ın yanında oturuyorduk. O bize birkısım kıssalar anlatarak vâzu nasihat ediyordu. Derken bir adam gelerek, gizli bir şeyler söyledi. Resulullah: “Bunu götürüp öldürün!” emretti. Adam geri dönünce, Resülullah onu çağırdı ve: “Allah’tan başka ilah olmadığına şehadet edermisin?” diye sordu. Adam “Evet!” deyince: “Gidin, bu adamı serbest bırakın! Zira ben, insanlarla onlar lâ ilâhe illallah deyinceye kadar savaşmakla emrolundum. Bunu dediler mi, bana onların kanları ve malları haram olur” buyurdu.

===>7137 – İmrân İbnu’I-Husayn radıyallahu anh anlatıyor: “Nâfi’ İbnu’l-Ezrak ve arkadaşları geldiler ve bana: “Ey İmrân helak oldun (dinden çıktın)!” dediler. İmrân: “Hayır! İmran helak olmadı (dinden çıkmadı)” dedi. Onlar ısrarla: “Evet evet helak oldun!” dediler. İmrân: “Beni helak eden şey nedir?” dedi. Onlar: “Allah Teâla hazretleri: “Fitne olmasın, dinin tamamı Allah için olsun diye onlarla savaşın” buyuruyor” dediler. İmrân: “Evet biz onlarla savaştık ve hatta onları sürdük. Dinin tamamı Allah içindi. Dilerseniz, ben size Resülullah aleyhissalatu vesselâm’dan işittiğim bir hadisi rivayet edeyim!” dedi. Onlar: “Onu Resülullah aleyhissaltu vesselâm’dan sen mi işittin?” dediler. İmran: “Evet! Ben gördüm ki, Resülullah, müşriklere karşı müslümanlardan müteşekkil bir ordu gönderdi. Askerler müşriklerle karşılaşınca, aralarında çok şiddetli bir savaş oldu. Müşrikler mağlup olup sırtlarını müslümanlara verdiler (saf dışı oldular). Sonra benim yakınlarımdan bir adam müşriklerden birine mızrakla saldırdı. Adamın üzerine yürüyünce, müşrik Eşhedü en lâilâhe illallah (Allah’tan başka ilah olmadığına şehadet ederim), ben müslümanım” dedi. Fakat müslüman asker ona mızrağını saplayıp adamı öldürdü. Adam Resülullah aleyhissalâtu vesselâm’ın yanına gelip: “Ey Allah in Resülü! Helak oldum! (Yani büyük bir günah işledim)” dedi. Aleyhissalatu vesselam bir iki sefer: “Ne yaptın?” diye sordu. Adam yaptığını olduğu gibi anlattı. Resülullah aleyhissalâtu vesselâm adama: “Kalbini yarıp içinde ne olup olmadığına bakmalı değil miydin?” dedi. Adam:

“Ey Allah’ın Resülü! Eğer kalbini yarsaydım içindekini bilebilir miydim ?” diye sordu . Aleyhissalâtu vesselâm: “Sen adamın hem sözünü kabul etmiyorsun hem de kalbindekini bilmiyorsun (olur mu böyle şey!)” dedi. İmrân sözlerine devam etti: “Sonra Resülullah aleyhissalâtu vesselâm, adam hakkında bir şey söylemedi. Adam da az bir zaman yaşadı. Nihayet öldü. Biz onu defnettik. Ertesi günü adamın cesedi yerüstünde görüldü. Halk: “Belki de bir düşman, kabrini deşip (kötülük için çıkarmıştır)” dedi. Tekrar onu defnettik. Gençlerimize mezarı başında nöbet tutmalarını söyledik. Buna rağmen cesedi tekrar mezardan dışarı atıldı. “Bekleyen gençlerimiz uyumuş olabilirler” diye düşündük. Bir kere daha onu defnettik. Bu sefer mezarını kendimiz bekledik. Ertesi gün yine cesedi kabirden dışarı atıldı. Bunun üzerine, adamın cesedini dağlar arasında bir geçide attık.”

Hadise, bir başka rivayette İmrân İbnu’I-Husayn tarafından (biraz farkla) şöyle anlatılmıştır: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm bizi bir seriyyeye göndermişti. Sonra (savaşın bitiminde) müslümanlardan biri, müşriklerden birine saldırdı…” hadisi yukarıdaki gibi anlattı. Şu ilavede bulundu: “Toprak onun cesedini dışarı attı. Biz durumu Resülullah’a haber verdik. Aleyhissalâtu vesselâm: “Bu toprak, ondan daha şerir insanları da kabul eder. Fakat Allah Teâla hazretleri, size “lâ ilahe illallah” kelâmının hürmetinin büyüklüğünü ders vermek istedi.”
MÜ’MİNİN KANI MALI HARAMDIR

===>7138 – Ebu Sa’îd radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm Veda haccı sırasında buyurdular ki: “Bilesiniz! Günlerin en ziyade haram olanları şu günlerinizdir. Bilesiniz! Ayların en haramı da şu ayınızdır. Bilesiniz! Beldelerin en haramı da şu beldenizdir. Bilesiniz! Kanlarınız, mallarınız birbirinize şu ayda, şu beldede şu gününüzün haramlığı gibi haramdır. Acaba tebliğ ettim mi?” Halk: “Evet!” dediler. Resülullah: “Ey Allahım şahid ol!” buyurdu.”

===>7139 – Abduldah İbnu Amr radıyallahu anh anlatıyor: “Ben Resülullah aleyhissalâtu vesselâm’ı Ka’be’yi tavaf ederken gördüm, şöyle diyordu: “Sen ne temizsin, kokun da ne güzel! Sen ne yücesin, senin hürmetin ne büyük! Muhammed’in nefsini elinde tutan Zat-ı Zülcelâl’e yemin olsun! Mü’minin Allah katındaki hürmeti, senin hürmetinden daha büyüktür. Mü’minin malının, kanının hürmeti de böyledir. Biz mü’min hakkında sadece hüsn-i zanda bulunuruz.”

===>7140 – Füdâle İbnu Ubeyd anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Gerçek mü’min, halkın, kendisinden malı ve canı hususunda emîn olduğu kimsedir. Hakiki muhâcir de hata ve günahlardan hicret (terk) eden kimsedir.”
Kütüb-i Sitte Hadis-i Şerif ( 7141-7150 )???
YAĞMA YASAKTIR

===>7141 – Sa’lebe lbnu’l-Hakem radıyallahu anh anlatıyor: “(Bir gazvede) düşmanın koyun sürüsüne rastlamıştık. Hemen yağmaladık ve tencereleri kurduk. Resülullah aleyhissalatu vesselâm tencerelerimizin yanından geçti (ve onları gördü). Kaldırmamızı emretti. Derhal hepsini devirdik. Sonra: “Yağma helal değildir” buyurdu.”
MÜSLÜMANA SÖVMEK FISKTIR

===>7142 – Ebu Hureyre ve İbnu Ebi Vakkâs radıyallahu anhüma anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Müslümana sebbetmek (sövmek) fısktır, öldürmek de küfürdür.”
BİRBİRİNİZİ BENDEN SONRA ÖLDÜRMEYİN

===>7143 – Sunâbih el-Ahmesi radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Bilesiniz! Havz(-ı kevser)e ilk geleniniz ben olacağım ve ben diğer ümmetlere karşı çokluğunuzla övüneceğim. Benden sonra birbirinizi öldürmeyin.”
MÜSLÜMANLAR ALLAH’IN ZİMMETİNDE (GARANTİSİNDE)DİR

===>7144 – Ebu Bekrı’s-Sıddık radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselam buyurdular ki: “Sabah namazını kim kılarsa, o Allah’ın zimmetindedir. Allah’ın bu garantisini ihlal etmeyin. Kim onu öldürürse, Allah, yüzüstü cehenneme atıncaya kadar öldürenin peşini bırakmaz.”

===>7145 – Semüre İbnu Cündeb radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselam buyurdular ki: “Kim sabah namazını kılarsa, Allah’ın garantisi altındadır.”

===>7146 – Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalatu vesselâm buyurdular ki: “Mü’min, Allah katında, birkısım meleklerden daha kıymetlidir.”
ASABİYET

===>7147 – Füseyle’nin babası (Vâsile İbnu’l-Eska) radıyallahu anh anlatıyor: “Ey Allah’ın Resulü dedim, kişinin kavmini sevmesi, (merdud olan) asabiye midir?”

“Hayır buyurdular, asabiye, kişinin zulümde kavmine yardımcı olmasıdır.”
SEVADU’L-A’ZAM (EKSERİYET)

===>7148 – Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalatu vesselâm buyurdular ki: “Ümmetim dalâlet (bâtıl) üzerinde toplanmaz. Öyleyse bir ihtilâf görünce, size çoğunluğu iltizam etmenizi tavsiye ederim.

===>7149 – Hz. Mu’az İbnu Cebel radıyallahu anh anlatıyor: “Bir gün, Resülullah aleyhissalâtu vesselam, bir namaz kılmış ve namazı çok uzatmıştı. Namazdan çıkınca biz: “Ey Allah’ın Resülü! Bugün namazı çok uzattınız!” dedik. Şu açıklamayı yaptılar: “Ben bugün, bir ümit ve korku namazı kıldım. Ben (namazda) aziz ve celil olan Allah’tan ümmetim için üç şey talep ettim. Allah bunlardan ikisini verdi, birini vermedi. Ben Allah’tan ümmetime, kendileri dışında bir düşman musallat etmemesini talep ettim, bu talebimi kabul etti. Allah’tan ümmetimi (eski ümmetler gibi) toptan suda boğarak helak etmemesini talep ettim. Allah bunu da kabul etti. Allah’tan ümmetimin kendi aralarında savaşmamalarını talep ettim, Allah bunu reddetti.”

===>7150 – Ebu Ümâme radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “(Benden sonra ümmetim içerisinde) fitneler olacak. O fitnelerde, kişi mü’min olarak sabahlar, kâfır olarak akşamlar, Allah’ın ilimle ihya ettikleri hâriç.”
Kütüb-i Sitte Hadis-i Şerif ( 7151-7160 )???
FİTNEDE TESEBBÜT (DİKKATLİ, SABIRLI OLMA)

===>7151 – Muhammed İbnu Mesleme radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:”Şurası muhakkak ki, bir fitne, bir ayrılık ve bir ihtilaf olacak. Bu durum gelince, Uhud’a kılıncınla git! Kırılıncaya kadar onu (taşa) çal. Sonra evinde otur. Hatta sana günahkâr bir el veya ölüm gelinceye kadar (evinden çıkma).” Nitekim (haber verilen bu fitne) çıktı ve ben Resülullah aleyhissalâtu vesselam’ın söylediğini yaptım.”
İKİ MÜSLÜMAN BİRBİRİNE KILIÇ ÇEKERSE

===>7152 – Ebu Musa radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalatu vesselam (bir keresinde): “İki müslüman birbirlerine kılıç çekerlerse kâtil de maktül de cehennemdedir” buyurmuşlardı. Orada bulunanlar: “Ey AIlah’ın Resülü! Katili anladık, cehennemdedir; ya maktulün suçu ne?” dediler.

“Çünkü, o da kardeşini öldürmek istemişti” buyurdular.”

===>7153 – Ebu Ümâme radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Mertebe itibariyle insanların Kıyamet günü Allah indinde en kötüsü, ahiretini, başkasının dünyası için helâk eden kuldur.”
FİTNEDE DİLİ TUTMAK

===>7154 – Abdullah İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Fitneden kaçının! Çünkü o esnada dil, (tesir bakımından) kılıç darbesi gibidir.”

===>7155 – Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: “Şurası muhakkak ki: Kişi, (bazan) Allah’ın gazabına sebep olan bir kelâm eder, kendisi o sözde bir mahzur görmez. Ama o söz sebebiyle, cehennem ateşinin yetmiş yıllık dibine iner.”

===>7156 – Ebu’ş-Şa’şâ’ rahimehullah’ın anlattığına göre, “İbnu Ömer radıyallahu anhüma’ya: “Biz ümerânın yanlarına girer, bir çeşit konuşuruz, yanlarından çıkınca da bir başka çeşit konuşuruz” denilmişti. Onlara “Biz bunu, Resülullah aleyhissalâtu vesselam zamanında münafıklık addederdik” dedi.”
İSLÂM GARİB BAŞLADI

===>7157 – Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Şurası muhakkak ki İslâm garib (eşine rastlanmadık bir şekilde) başladı tekrar garibliğe avdet edecek. Gariblere ne mutlu.”
FİTNEDEN KİMLER SALİM OLABİLİR

===>7158 – Hz. Ömer radıyallahu anh’ın anlattığına göre: “Bir gün Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ın mescidine gitmiştir. Orada Hz. Muaz İbnu Cebel radıyallahu anh’ı Aleyhissalâtu vesselam’ın kabrinin dibinde oturmuş ağlar bulmuş ve: “Niçin ağlıyorsun?” diye sormuştur. Hz. Mu’âz: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm’dan işitmiş olduğum bir hadis sebebiyle” demiş ve Resülullah aleyhissalâtu vesselâm’ın hadisini okumuştur: “Şurası muhakkak ki riyanın azı dahi şirktir. Kim Allah’ın velisine düşmanlık yaparsa şüphesiz Allah ile savaşmaya çıkmış olur. Allah itaatkâr, takva sahibi ve halktan uzak duran öyle (kendi halinde) kullarını gerçekten sever ki, onlar görünmedikleri zaman aranmazlar (ehemmiyet verilmedikleri için, yoklukları kimsenin dikkatini çekmez), hazır bulundukları zaman (da meclislere, ciddi meşguliyetlere) çağırılmazlar, tanınmazlar. Kalpleri pırıl pırıl hidayet kandilleridir. (Onları hiçbir şey şekke şüpheye atamaz.) Her müşkil meselenin, ağır belanın altından kalkarlar.”

===>7159 – Abdullah İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: ‘İnsanlar, içerisinde bir tane iyisini bulamayacağın yüz deve(lik bir sürü) gibidirler.”
ÜMMETLERİN AYRILMASI

===>7160 – Avf İbnu Mâlik radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselam buyurdular ki: “Yahudiler yetmişbir fırkaya bölündüler, onlardan sadece bir fırka cennetliktir, yetmiş fırka cehennemliktir. Hıristiyanlar ise yetmişiki fırkaya bölündüler. Bunlardan da yetmişbir fırka cehennemliktir, sadece biri cennetliktir. Muhammed’in nefsi elinde olan Zât-ı Zülcelâl’e yemin olsun! Benim ümmetim yetmişüç fırkaya bölünecek, bunlardan biri cennetlik, yetmişikisi cehennemliktir.”

“Ey Allah ‘ın Resülü! Cennetlikler kimlerdir?” diye sorulmuştu.

“Onlar, cemaattir” buyurdular.”
Kütüb-i Sitte Hadis-i Şerif ( 7161-7170 )???

===>7161 – Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: “Muhakkak ki, İsrailoğulları yetmişbir fırkaya bölündü, ümmetim de yetmişiki fırkaya ayrılacak. Biri hariç hepsi ateştedir. O hâriç olan cemaattir.”

===>7162 – Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalatu vesselâm buyurdular ki: “Sizler, kendinizden önce gelen ümmetlerin sünnetine kulacı kulacına, arşını arşınına ve karışı karışına muhakkak tıpa tıp uyacaksınız. Hatta onlar, daracık bir keler deliğine girseler oraya siz de gireceksiniz.”

Oradakiler, “Ey Allah’ın Resulü! (Onlar) yahudiler ve hıristiyanlar mı?” diye sordular. Aleyhissalâtu vesselâm: “Bunlar değilse kimler olur?” buyurdular.”
KADIN FİTNESİ

===>7163 – Ebu Sa’îd radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Her sabah mutlaka iki melek nida eder: “Kadından vay erkeğin haline!” ve “Erkekten vay kadının haline!”

===>7164 – Hz. Aişe radıyallahu anha anlatıyor: “Resülullah aleyhissalatu vesselam mescidde otururken Müzeyre kabîlesinden bir kadın girdi, çok süslüydü, zinetleriyle mescidin içinde bile pek çalımlı yürüyordu. Bunun üzerine Aleyhissalâtu vesselâm: “Ey insanlar! Kadınlarınızı mescidde süsler takınmaktan ve çalımlı yürümekten men edin! Zira İsrailoğulları, kadınları zinet takınıp, mescidde çalımlı yürüyünceye kadar lanetlenmediler” buyurdular.”
EMR-İ Bİ’L-MÂ’RUF

===>7165 – Ebu Sa’îd radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm (bir gün): “Hiçbiriniz kendisini tahkir etmesin” buyurmuştu. Yanındakiler: “Ey Allah’ın Resülü! Bizden biri nefsini nasıl tahkir eder?” diye sordular. “Bir kimse öyle bir şey görür ki, onunla ilgili birşey söylemesi Allah’ın onun üzerindeki hakkıdır. Fakat o, bu hususta konuşmaz. (Yani, insanlardan çekinip konuşmamakla nefsini tahkir etmiş, alçaltmış olur). Allah Teâla hazretleri de Kıyamet günü, ona: “Şu şu meselede niye üzerine düşen sözü söylemedin?” diye hesaba çeker. Adam: “Konuşmamı halk korkusu engelledi” der. Allah Teâla da: “Sen (insanlardan değil), önce benden korkmalıydın” der.”

===>7166 – Hz. Câbir radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalatu vesselâm’ın yanına Habeşistan muhacirleri dönünce, onlara: “Habeşistan diyarında gördüğünüz farklı şeylerden bana anlatmaz mısınız?” buyurdular. Onlardan bir grub genç: “Elbette! Ey Allah’ın Resülü!” dediler (ve anlatmaya başladılar): “(Bir gün) biz otururken, onların yaşlı rahibelerinden biri, başının üstünde bir su küpü olduğu halde yanımızdan geçti, onlardan bir gence rastladı. Genç elinin birini rahibenin omuzları arasına koyup onu itti. Kadın dizlerinin üzerine düştü ve küpü kırıldı. Kadın yerden kalkınca, gence yöneldi ve: “Ey zalim! Allah kürsüyü kurup, evvelîn ve âhirîni toplayıp hesaba çektiği, el ve ayakların lisana gelip yaptıklarını anlattıkları (o Kıyamet gününde) sen bana yaptığın zulmün ne demek olduğunu bileceksin! Yarın Allah’ın huzurunda benim halimle, kendi halinin ne olduğunu göreceksin!” dedi.

Râvi der ki: “Resülullah (bu anlatılanları dinledikten sonra): “Rahibe doğru söylemiş, rahibe doğru söylemiş. Allah, zayıfların intikamını güçlülerden almayan bir ümmeti nasıl takdis edip (günahlarından arındırır?)” buyurdu.”

===>7167 – Ebu Umâme radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah (hacc esnasında) birinci cemrenin yanında iken yanına bir adam gelerek: “Ey Allah’ın Resülü! Hangi cihad efdaldir?” dedi. Aleyhissalatu vesselâm adama cevap vermedi. Adam ikinci cemrede görünce tekrar aynı şeyi sordu. Resülullah yine süküt buyurdular. Akabe taşlamasını yapınca, bineğine binmek üzere, ayağını özengiye koyunca: “Soru sahibi nerdedir?” dedi. Adam da: “İşte benim ey Allah’ın Resülü!” dedi. Aleyhissalâtu vesselâm: “(En efdal cihad) zalim sultana karşı hakkı söylemektir!” buyurdular.”
KENDİNİZE DÜŞENE BAKIN

===>7168 – Hz. Enes İbnu Mâlik radıyallahu anh anlatıyor: “(Bir gün) Ey Allah’ın Resülü! Emr-i bi’l-ma’ruf ve’n-nehy-i ani’l-münker’i ne zaman terketmeliyiz?” diye sorulmuştu. Aleyhissalâtu vesselâm şu cevabı verdi: “Aranızda, sizden önceki milletlerde zuhur etmiş olan şeyler zuhüra başladığı vakit.”

Biz: “Bizden önceki ümmetlerde ne zuhür etmişti?” diye sorduk.

“Hükümdarlık küçüklerinizin elinde olduğu, fuhuş (her çeşit çirkin ve kirli işler) büyüklerinizce işlendiği, ilim de rezillerinizin eline geçtiği vakit” buyurdular.”

Râvi Zeyd İbnu Yahya der ki: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ın “ilim rezillerinizin eline geçtiği vakit” sözünün mânasının açıklanması, “İlmin, fasıkların (haramı alenen işleyen, farzları alenen terkeden) eline geçmesi demektir.”

===>7169 – Ebu Sa’îd radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Allah Teâla hazretleri, Kıyamet günü kulu mutlaka hesaba çeker. Hatta şunu da söyler:

“Münkeri gördüğün zaman onu tatbik etmene mani olan şey ne idi?” Eğer Allah Teâla hazretleri kula hüccetini söylemeyi telkin ederse kul şöyle der:

“Ey Rabbim! Ben senin rahmetini umdum ve insanlardan korktum (ve dinin reddettiği münkerlere müdahaleyi bu sebeple terkettim).”

===>7170 – İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: “(Bir gün) Resülullah aleyhissalâtu vesselam yanımıza gelip şöyle buyurdular: “Ey muhacirler! Beş şey vardır, onlarla imtihan olacağınız zaman (artık cemiyette hiçbir hayır kalmamıştır. Onların siz hayatta iken zuhurundan Allah’a sığınırım. (Bu beş şey şunlardır:)

l) Zina: Bir millette zina ortaya çıkar ve aIenî işlenecek bir hale gelirse, mutlaka o millette tâun hastalığı yaygınlaşır ve onlardan önce gelip geçmiş milletlerde görûlmeyen hastalıklar yayılır.

2) Ölçü-tartıda hile: Ölçü ve tartıyı eksik yapan her millet mutlaka kıtlık, geçim sıkıntısı ve sultanın zulmüne uğrar.

3) Zekat vermemek: Hangi millet mallarının zekatını vermezse mutlaka gökten yağmur kesilir. Hayvanlar da olmasaydı tek damla yağmur düşmezdi.

4) Ahdin bozulması: Hangi millet Allah ve Resülünün ahdini (yani düşmanla yaptığı anlaşmayı) bozarsa, Allah Teâla hazretleri o millete, kendilerinden olmayan bir düşmanı musallat eder ve ellerindeki (servet)lerin bir kısmını onlar alır.

5) Kitabullahla hükmetmeyi terk: Hangi milletin imamları Kitabullahla ameli terkederek Allah’ın indirdiği hükümlerden işlerine gelenleri seçerlerse, Allah onları kendi aralarında savaştırır.”
Kütüb-i Sitte Hadis-i Şerif ( 7171-7180 )???

===>7171 – Berâ İbnu Âzib radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm, (bir defasında): “Onlara Allah lanet eder ve lanet edenler de onlara lanet eder” buyurdu ve arkasından lanet edenler ibaresiyle “yerde yürüyen hayvanlar” ın kastedildiğini açıkladı.”

===>7172 – Sevban radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: “Ömrü sadece yapılan iyilik artırır. Kaderi de sadece dua geri çevirir. Şurası muhakkak ki, kişi, işlediği günah sebebiyle rızkından mahrum edilir.”
BELAYA SABIR

===>7173 – Ebu Sa’îdi’l-Hudrî radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalatu vesselam hasta yatmakta iken yanına girdim. Elimi üzerine koydum, hararetini, yorganın üstünden elimin altında hissettim. “Ey Allah’ın Resülü! Hararetiniz çok fazla!” dedim.

“Biz (peygamberler) böyleyiz. Belalar bize katmerli gelir, buna mukabil ücretleri de katmerli verilir” buyurdular.

“Ey Allah’ın Resülü! Hangi insanlar en çok bela çekerler?” dedim. “Peygamberler!” buyurdular.

“Ey Allah’ın Resûlü! Sonra kimler?” dedim.

“Sonra sâlihler! buyurdular ve açıkladılar: Onlardan biri fakirliğe öylesine müptelâ olur ki, kendini örten abadan başka birşey bulamaz. Onlar, sizin bollukla sevindiğiniz gibi fakirlikle sevinirler.”

===>7174 – Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: “Uhud (savaşı) gününde Resülullah aleyhissalâtu vesselâm’ın bir dişi kırıldı ve başından yaralandı. Kan yüzüne akmaya başladı. Yüzündeki kanı hem siliyor hem de: “Kendilerini AIlah’a çağıran peygamberlerinin yüzünü kana boyayan bir kavim nasıl ıslah olur?” diyordu. Allah Teâla hazretleri (sanki bu sözleri tevekküle uygun bulmayarak) şu ayeti inzal buyurdu:

“Kullarımın tedbir ve idaresinden senin elinde birşey yoktur ve sen onların inkârlarından mes’ul değilsin. Allah dilerse onlara tevbe nasip eder, dilerse zalim oldukları için onlara azab verir” (Âl-i İmran 128).

===>7175 – Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: “Bir gün Hz. Cibril aleyhisselâm, Resülullah aleyhissalâtu vesselâm’ın yanına geldi. O sırada Resülullah üzgün vaziyette oturuyordu. Sebebiyse Mekkelilerden biri vurup yaralamıştı, mübarek vücutları kana boyanmıştı. Hz. Cebrail: “Neyin var (niye üzgünsün)?” diye sordu. Aleyhissalâtu vesselâm: “Şunlar bana yaptıklarını yaptılar!” dedi. CibrÎl: “Diler misin sana bir mucize göstereyim?” dedi. Resülullah: “Evet bana (bir mucize) gösterin!” buyurdu. Derken Cebrail aleyhisselâm, bulundukları vadinin gerisindeki bir ağacı gösterdi: “Şu ağacı çağır!” dedi. O da hemen çağırdı. Ağaç yürüyerek geldi önünde durdu. Cebrail aleyhisselâm: “Ona söyle de geri gitsin!”dedi. Aleyhissalâtu vesselâm ağaca: “Geri dön!” dedi, o da döndü, eski yerine vardı. (Bunu gören Resülullah aleyhissalâtu vesselâm, “üzüntümün zâil olması için) bu bana yeter!” buyurdu.”

===>7176 – Übey İbnu Ka’b radıyallahu anh’ın anlattığına göre: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm Mi’rac gecesinde çok hoş bir koku hissetti. “Ey Cibril bu güzel koku nedir?” diye sordu. O da anlattı:

“Bu mâşıta (berber) kadının, iki oğlunun ve kocasının kabirlerinin kokusudur. Bunların hikâyesi şöyledir: Hızır aleyhisselâm, Benî İsrail’in ileri gelenlerinden biriydi. Onun yol güzergahında manastırda oturan bir rahib vardı. Hızır oradan geçtikçe rahib önüne çıkar, İslâmı öğretirdi. Hızır büluğa erince babası onu bir kadınla evlendirdi. Hızır İslâmı hanımına öğretti ve bunu kimseye haber vermemesi hususunda söz aldı. Kendisi kadınlara yaklaşmazdı. Bu sebeple bir müddet sonra kadını boşadı. Aradan zaman geçince babası, Hızır’ı bir başka kadınla evlendirdi. Hızır ona da İslam’ı öğretti ve kimseye söylememesi için söz aldı. Bu sırrı o iki kadından biri tuttu, diğeri ifşa etti. (Böylece onun İslâm’ı yaydığı ortaya çıktı.) Bunun üzerine Hızır oradan kaçtı. Deniz ortasında bir adaya geldi. Odun kesmek için iki kişi oraya geldi ve onu gördüler. Bunlardan biri Hızır’ı gördüğünü gizledi, diğeri ifşa etti ve: “Ben Hızır’ı gördüm!” dedi. Ona: “Seninle beraber onu başka kim gördü?” denildi. O: “Falan kimse!” dedi. Ona soruldu ise de gördüğünü söylemedi. Onların dininde yalan söyleyen öldürülürdü.

Zamanla bu sır tutan adam öbür sır tutan kadınla evlendi. Bu kadın, Firavun’un kızının başını tararken tarak elinden düştü. Kadıncağız: “Firavun helak olsun!” dedi. Kız bunu babasına haber verdi. Kadının kocasından başka iki de oğlu vardı. Firavun, onları da çağırttı. Bunları dinlerinden çevirmek için Firavun ısrar etti. Onlar direndiler. O zaman Firavun: “Öyleyse sizi öldüreceğim!”dedi. Karı-koca: “Bu, tarafınızdan bize bir ihsan olur!” diye merdane cevap verdiler ve: “Madem öldüreceksin hiç olsun bizi bir kabre koy!” dediler. O da öyle yaptı.

Resülullah aleyhissatâtu vesselâm, Mirac’ta iken güzel bir koku duydu, Cibril aleyhisselâm’a bunu sordu. O da bu hâdiseyi anlattı.”

===>7177 – Ebu’d-Derdâ radıyallahu anh anlatıyor: “Halilim Aleyhissalâtu vesselâm bana şu vasiyette bulundu: “Hiçbir şeyi Allah’a ortak kılma, hatta param parça edilsen, ateşlerde yakılsan da; bile bile hiçbir namazını terketme; kim namazı bile bile terkederse ondan Allah’ın zimmeti (garantisi) kalkar; içki içme, çünkü o, bütün kötülüklerin anahtarıdır.”
FİTNE SEBEBİYLE ZAMANIN FENALAŞMASI

===>7178 – Hz. Muâviye radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalatu vesselâm buyurdular ki: “Dünyanın bela ve fitneden başka hiçbir şeyi kalmadı.”

===>7179 – Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “İnsanlar öyle aldatıcı yıllar görecek ki, o yıllarda yalancılar tasdik, doğru söyleyenler tekzib edilecekler. Keza o yıllarda hâine itimad edilecek, emin kimseye de hainsin denecek. O zaman ruvaybıda adam amme işinde söz sahibi olacak.”

“Ruvaybıda kimdir?” diye sorulmuştu. “Amme işlerinde (söz sahibi olan) değersiz adam” diye cevap verdi.”

===>7180 – Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “İyi hurmalar adilerinden ayıklandığı gibi siz de ayıklanacaksınız. İyileriniz gidecek, kötüleriniz kalacak. (O devirde kötülerin içinde kalmaktansa) elinizden gelirse hemen ölün (ölün de hayırlı olanı tercih edin).”
Kütüb-i Sitte Hadis-i Şerif ( 7181-7190 )???

===>7181 – Hz. Enes İbnu Malik radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “(İslam’ı yaşama) işi gittikçe zorlaşacak. Dünya da (gerçek müslümanlara) gittikçe sırt çevirecek. İnsanların da cimriliği artacak. Kıyamet ancak şerirlerin tepesine kopacak. Mehdî, Hz. İsa’dan başkası değildir.”
KIYAMET ALAMETLERİ

===>7182 – Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselam buyurdular ki: “Fırat nehri, altından bir dağı ortaya çıkarmadıkça Kıyamet kopmayacaktır. İnsanlar o altın sebebiyle öldürülecek. Öyle ki on insandan dokuzu öldürülecektir.”

===>7183 – Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalatu vesselâm buyurdular ki: “Mal dolup taşmadıkça, fitneler zuhür etmedikçe ve herc (haksız, sebepsiz öldürmeler) artmadıkça Kıyamet kopmayacaktır.” Orada bulunanlar: “Herc nedir, ey Allah’ın Resülü?” dediler. Aleyhissalatu vesselam: “Öldürmedir! Öldürmedir! Öldürmedir!” diye üç kere tekrar etti.”
KUR’AN VE (DİNLE İLGİLİ) İLİMLERİN YOK OLMASI

===>7184 – Ziyâd İbnu Lebîd radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalatu vesselâm bir şey anlatarak: “İşte bu şey, ilmin gitme anlarında olur” buyurdu. Ben: “Ey Allah’ın Resûlü! Bizler Kur’ân’ı okur olduğumuz, evladlarımıza da okuttuğumuz, evlatlarımız da kendi evlatlarına okutur olacakları halde ilim nasıl gider (kaybolur)?” dedim. Aleyhissalatu vesselâm:

“Anasız kalasıca Ziyâd! Ben seni, Medine’nin en fakihlerinden biri bilirdim. Şu, (gözümüzün önündeki) yahudi ve hıristiyanlar kitapları olan Tevrat ve İncil’i okudukları halde onların içinde bulunanlarla amel ediyorlar mı? (Demek ki keramet okumada değil, okunanı hayata geçirmekte, yaşamakta ve tatbik etmektedir)” buyurdular.”

===>7185 – Huzeyfe İbnu’I-Yemân radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

Elbisenin nakşı silinip gittiği gibi İslâm da silinip gidecek. Öyle ki oruç nedir, namaz nedir, hacc nedir, sadaka nedir? bilinemeyecek. Bir gecede AIlah’ın kitabı götürülecek, ondan yeryüzünde hiçbir şey kalmayacak. Çok yaşlı ihtiyar erkek ve kadınlardan birkısım insanlar sağ kalıp: “Biz babalarımıza lâ ilâhe illallah kelimesi üzerine yetiştiğimiz için bu kelimeyi söyleriz” diyecekler.”

Huzeyfe bu hadisi anlatınca orada bulunan Sıla radıyallahu anh kendisine: “O yaşlılar namaz nedir, oruç nedir, hacc nedir, sadaka nedir bilmezken “Lâ ilâhe illallah” kelimesi onlara bir fayda sağlar mı?” dedi. Huzeyfe (bu söze) cevap vermedi. Ama Sıla bu sorusunu üç kere tekrarladı.. Her seferinde Huzeyfe onun sorusuna cevaptan kaçındı. Sonunda üçüncü tekrar üzerine Sıla’ya yönelerek: “Ey Sıla kelime-i tevhid onları (hiç olsun ebedî) cehennemden kurtarır” dedi ve bunu üç kere tekrar etti.”
EMANETİN GİDİŞİ

===>7186 – İbnu Ömer radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Aziz ve celil olan Allah, bir insan helak etmek istedi mi, ondan önce hayayı çeker alır. Hayası bir kere gitti mi sen ona artık herkesin nefretini kazanmış bir kimse olarak rastlarsın. Herkesin nefretini kazanmış olarak rastladığın kimseden emanet çekilip alınır (artık o, güvenilmeyen, kuşkulu kişidir). Kişiden emanet (güven) çekilip alınınca ona artık hep hain ve herkesce hain bilinen biri olarak rastlarsın. Ona hep hain ve hıyanetle bilinen biri olarak rastladın mı, sıra ondan merhametin çekip çıkarılmasına gelmiştir. Ondan rahmetin çıkarıldığı vakit artık ona (Allah’ın rahmetinden) kovulmuş, lânetlenmiş olarak rastlarsın. Ona sen kovulmuş, lânetlenmiş olarak rastlayınca ondan İslâmiyet bağı çözülüp atılır.”
KIYAMETİN BÜYÜK ALÂMETLERİ

===>7187 – Hz. Enes İbnu Ma’lik radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselam buyurdular ki: “Şu altı şeyden önce (ahirete bakan) iyi ameller işlemekte acele edin: “Güneşin battığı yerden doğması, Duhân, dâbbetü’l-arz,Deccâl, herbirinize mahsus olan ölüm ve (sizin salih amelinize mani olacak) âmme hizmeti.”

===>7188 – Ebu Katade radıyallahu anh arılatıyor: “Resülullah aleyhissalatu vesselâm buyurdular ki: “(Kıyametin büyük) alâmetleri ikiyüz (senesin)den sonra gelecektir.”

===>7189 – Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalatu vesselâm buyurdular ki: “Ümmetim beş tabakadır: İlk kırk yıl, hayır ve takva ehlidir. Bunu takip edenler yüzyirmi yılına kadardır. Bunlar merhamet sahibi, sıla-i rahme değer veren kimseler olacak. Sonra yüzaltmış yılına kadar olanlar birbirlerine sırt çevirirler, aralarındaki (kardeşlik bağlarını) koparırlar. Sonra da birbirlerini öldürme devri gelir. O devirde kurtuluş isteyin, kurtuluş!”

Hz. Enes İbnu Mâlik radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Ümmetim beş tabakadır. Her tabaka kırk yıldır. Benim tabakam ve ashabımın tabakası ilim ve iman ehli insanların tabakasıdır. İkinci tabaka kırk ile seksen yılı arasındaki (insanların) tabakasıdır, bunlar hayır ve takva ehli insanlardır…” (Hz. Enes, sonra hadisi yukarıdaki şekilde tamamladı.)”

===>7190 – Abdullah İbnu Mes’ud radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Kıyametin kopmasına yakın (bazı insanlar günahları sebebiyle) “mesh”e (hayvan süretine çevrilme), “hasf”e (yere batma) ve “kazf’e (taşlanma azabı) uğrayacaktır.”
Kütüb-i Sitte Hadis-i Şerif ( 7191-7200 )???

===>7191 – Abdullah İbnu Amr radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Ümmetimde hasf, mesh ve kazf olacaktır.”
DABBETU’L-ARZ

===>7192 – Abdullah İbnu Büreyde radıyallahu anhüma babası (Büreyde)’den naklediyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm beni, Mekke’ye yakın badiyedeki bir yere götürdü. Burası kuru bir yerdi, etrafı da kumdu. Resülullah aleyhissalâtu vesselâm: “Dâbbetu’l-arz bu yerden çıkacak” buyurdu. İşaret edilen yerin eni ve boyu birer karıştı.”

İbnu Büreyde dedi ki: “Bundan yıllar sonra haccettim. Babam (o sahanın en ve boy uzunluğunda bir asasını bize gösterdi. Baktım ki, o asa benim bu âsam ile şu ve bu kadardır.”
YE’CÜC VE ME’CÜC

===>7193 – Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalatu vesselâm buyurdular ki:

“Ye’cüc ve Me’cüc (seddi) her gün kazarak nihayet güneşin ışığını görmeye yakın, başlarındaki kişi onlara: “Haydi dönün, kazımıza yarın devam ederiz!” der. Allah Teâla hazretleri, sabah oluncaya kadar seddi eski güçlü haline iade eder. Bu hal onların müddetleri doluncaya kadar devam edecek. Vakit dolup da Allah onları insanların üzerine göndermek istediği zaman, aynı şekilde yine kazacaklar, güneşin ışığını görecekleri gedik açılacağı zaman, başlarındaki “haydi dönün inşaallah yarın kazmaya devam ederiz” diyecek. Onlar da “inşaallah!” diyecekler; ertesi günü gelecekIer. Bu sefer seddi bıraktıkları gibi bulacaklar. Yine kazacaklar, bu sefer insanların üzerine çıkacaklar ve (uğradıkları) suyu içip tüketecekler. İnsanlar, onlara karşı kalelerine çekilecekler. Bu sefer onlar da oklarını göğe atacaklar. Okları, üzeri kanlı olarak geri dönecek. Bunun üzerine Yecüc ve Mecüc: “Biz yeryüzündeki insanları kahrettik ve göktekilere de galebe çaldık” diyecekler. Sonra Allah, onların enselerine musallat olacak deve kurtlarını gönderecek, bunlarla onları öldürecek.”

Resülullah aleyhissalatu vesselam devamla dedi ki: “Nefsim elinde olan Zât-ı Zülcelâl’e yemin olsun ki, yerdeki hayvanlar onların etlerini yemek suretiyle muhakkak ki iyice semirecek ve memeleri sütle dolacaktır.”

===>7194 – Abdullah İbnu Mes’ud radıyallahu anh anlatıyor: “Mirac gecesinde, Resülullah aleyhissalâtu vesselam Hz. İbrahim, Hz. Musa ve Hz. İsa ile karşılaştı. Kıyameti aralarında müzakere ettiler.

Önce Hz. İbrahim aleyhisselâm’dan başlayıp ona Kıyametten sordular. Onun Kıyamet hakkında herhangi bir bilgisi yoktu. Sonra Hz. Musa aleyhisselam’a sordular. Kıyamet hakkında onun da bir bilgisi yoktu. Söz Hz. İsa aleyhisselâm’a geldi. O: “Kıyametin kopmasına yakın şeyler (alametler) hakkında bana bilgi verildi. Ama Kıyametin kopma (vaktini) Allah’tan başka hiç kimse bilemez” dedi. Sonra (Kıyametin alâmetlerin en biri olarak) Deccal’in çıkmasını anlattı. Şunları söyledi:

“Sonra ben inip onu öldüreceğim ve bundan sonra halk memleketlerine dönecek. Bu defa onların karşısına Ye’cüc ve Me’cüc çıkacak ve her tepeden hızla hücum edeceklerdir. Onlar giderken rastladıkları her suyu içip tüketecekler ve uğrayacakları her şeyi bozup alt-üst edecekler. Bunun üzerine halk feryat ederek Allah’tan yardım dileyecek. Ben de Ye’cüc ve Me’cüc’ü öldürmesi için Allah’a dua edeceğim. (Duâm kabul görecek) ve yer onların (leşlerinin) kokusu ile çok pis kokacak. Ben yine Allah’a dua edeceğim! Allah da bir su gönderecek ve o su, onları taşıyıp denize atacaktır. Daha sonra dağlar ufaltılıp dağıtılacak ve yer, derinin yarılıp genişletildiği gibi yayılıp genişletilecek.

İşte söylenen bu hal vuküa gelince, insanlara yakınlığı itibariyle Kıyametin, ev halkı ne zaman doğumu ile aniden karşılaşacaklarını bilmedikleri hamile kadın gibi olacağı bana bildirildi.”

Râvi el-Avvam demiştir ki: “Bunun tasdiki Kitabullah’da bulunmuştur (Meâlen): “Nihayet, Ye’cüc ile Me’cüc’ün önündeki sed açıldığında, her tepeden saldırmağa başlarlar” (Enbiya 96).
MEHDİ’NİN ÇIKMASI

===>7195 – İbnu Mes’ud radıyallahu anh anlatıyor: “Biz, Resülullah aleyhissalâtu vesselâm’ın yanında iken Beni Hâşim’den bir grub genç geldi. Resülullah aleyhissalâtu vesselâm onları görünce, gözleri yaşla doldu ve rengi değişti. Ben:

“(Ey Allah’ın Resülü!) Şimdiye kadar, mübarek yüzünüzde hoşumuza gitmeyen bir manzara hiç görmemiştik, (şimdi ne oldu da bizi üzen bir ifade ile karşılaşıyoruz?)” dedim. Şu cevabı verdiler:

“Biz öyle bir Ehl-i Beytiz ki, Allah bizim için dünyaya mukabil ahireti tercih etmiştir. Benim Ehl-i Beytim benden sonra bela, kaçırılma ve sürgüne maruz kalacak. Nihayet, meşrık (doğu) tarafından beraberlerinde siyah bayraklar olan bir kavim gelecek. Bunlar hayır (saltanat) isteyecekler, fakat istekleri yerine getirilmeyecek. Bunun üzerine onlar savaşacak. Allah onlara yardım edecek. Bundan sonra istedikleri (hükümdarlık) kendilerine verilecek. Ne var ki, onlar bunu kabul etmeyip emirliği Ehl-i Beytim’den bir adama tevdi edecekler. Bu (Emîr) de, insanlar yeryüzünü daha önce zulüm ile doldurdukları gibi, yeryüzünü adaletle dolduracaktır. Artık sizden kim o güne yetişirse kar üstünde emeklemek suretiyle de olsa onlara varsın (katılsın)” buyurdu.”

===>7196 – Sevbân radıyallahu anh anlatıyor: “Reslülullah aleyhissalatu vesselâm buyurdular ki: “Sizin hazinenizin yanında üç kişi kavga edecek: Üçü de bir halifenin evladıdır. (Halifelik) bunların hiçbirine nasip olmayacaktır. Sonra meşrık (doğu) cihetinden siyah bayraklar (taşıyan bir ordu) zuhur edecek, hiçbir kavmin öldürmediği şekilde sizi öldürecek.”

Ravi der ki: “Sonra (Aleyhissalâtu vesselam) ezberde tutamadığım bir şey daha söyledi. Son olarak da: “Onları görünce onlara derhal biat edin, kar üzerinde emekleyerek de olsa!” buyurdular. Çünkü o, Allah’ın halifesidir, Mehdidir.”

===>7197 – Hz. Ali anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Mehdi bizden, ehl-i Beyt’imizdendir. Allah onu bir gecede ıslah eder (yani tevbesini kabul eder, hizmetini yapacak hale getirir. Doğruyu ilham eder ve muvaffak kılar)”.

===>7198 – Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalatu vesselâm buyurdular ki: “Biz Abdulmuttalib’in oğullarıyız. Cennet ehlinin efendileriyiz: Ben, Hamza, Ali, Cafer, Hasan, Hüseyin ve Mehdi.”

===>7199 – Abdullah İbnu’l Haris İbni Cez’iz-Zübeydi radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm (bir gün): “Doğudan birtakım insanlar çıkacak ve Mehdi için zemin hazırlayacak” buyurdular. O Mehdi’nin hakimiyetini kastediyor.”
MEZAHİM (ŞİDDETLİ SAVAŞLAR)

===>7200 – Zî Muhmer radıyallahu anh’a müslümanların Rumlarla yapacağı savaş sorulunca, Resülullah’tan şu hadisi nakletmiştir: “Rumlar sizlerle emin bir sulh antlaşması yapacaklar. Sonra, siz ve onlar (başka) bir düşmanla savaşacaksınız ve zafer kazanıp ganimet mallarını alıp (savaştan) salimen galip çıkacaksınız. Sonra savaş yerinden ayrılıp tepeleri bulunan bir çayırlıkta mola vereceksiniz. Orada haç ehlinden (hıristiyanlardan) bir adam haçı havaya kaldırarak: “Haç galip oldu” diyecek, müslümanlardan bir adam kızarak kalkıp (adamın elindeki) haçı kırıp ezecektir. İşte o zaman Rumlar sulh antlaşmasını bozarak şiddetli bir savaş için toplanacaklar.”

İbnu Mâce, bu hadisin, kendisine bir başka vecihten de ulaştığını, hadisin o vechinde şu ziyadenin olduğunu belirtir: “(Rumlar) şiddetli bir savaş için toplanacaklar. O zaman onlar seksen sancak altında oldukları halde gelirler ve her sancakta onikibin asker vardır.”
Kütüb-i Sitte Hadis-i Şerif ( 471 - 490 )

Kütüb-i Sitte Hadis-i Şerif ( 471-480 )

===>471- Huzeyfe (radıyallahu anh), “Allah yolunda infak edin, kendinizi ellerinizle tehlikeye atmayın. İhsanda bulunun. Allah ihsan edenleri sever” (Bakara, 195) mealindeki ayetle ilgili olarak demiştir ki: “Bu ayet infak ile alakalı olarak nazil oldu.”

Buhârî, Tefsir, Bakara 2,31.

===>472- Eslem İbnu İmrân anlatıyor: Medine’den gazve için yola çıktık. Niyetimiz İstanbul’du. Cemaatin başında Abdurrahman İbnu Hâlid İbni’l-Velid vardı. Rum askerleri sırtlarını şehrin surlarına yaslamış müdafaada idiler. Bizden biri tek başına düşmana saldırıya geçti. Halk: “Dur, dur! Lâilahe illallah, eliyle kenidini tehlikeye atıyor!” diye bağrıştılar. Ebu Eyyub el- Ensârî hazretleri (radıyallahu anh) atılarak: “Ey ensâr topluluğu, bu ayet bizim hakkımızda indi. Cenâb-ı Hakk, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a yardım edip, İslâm galebe çalınca biz: “Artık işlerimizin başında kalıp, onları yoluna koyalım” dedik. Bunun üzerine Allah’u Teâla bu âyeti indirdi. Yani “Ellerimizle kendimizi tehlikeye atmak” demek malın-mülkün başında kalıp onları düzene koymak için cihadı terketmektir.”

Tirmizî, Tefsir, Bakara 2, (2976); Ebu Dâvud, Cihâd 23, (2512).

===>473- Abdullah İbnu Ma’kıl (radıyallahu anh) anlatıyor: “Ka’b İbnu Ucre (radıyallahu anh)’ye “Oruçtan yahut sadakadan yahut kurbandan bir fidye lâzımdır” (Bkara, 196) mealindeki ayetten sordum. Dedi ki: “Başımda bitler kaynaştığı halde Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a götürüldüm. Beni görünce: “Meşakkatin, bu gördüğüm dereceye ulaşacağını zannetmezdim. Bir koyun bulabilecek misin?” dedi. “Hayır” cevabını verdi. (Bunun üzerine şu ayet nazil oldu: “…İçinizde hasta olan veya başından rahatsız varsa fidye olarak ya oruç tutması, ya sadaka vermesi ya da kurban kesmesi gerekir…” (Bakara, 196) Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): “Üç gün oruç tut veya her fakire yarım sa’ yiyecek vermek suretiyle altı fakiri doyur, başını traş et” dedi. Bu âyet hassaten benim hakkımda nazil oldu, ancak umumen hapimize şâmildir.”

Buhârî, Tefsir, Bakara 2,32, Meğâzi 35, Tıbb 16; Müslim, Hacc 80, 85 (1201); Tirmizi, Tefsir, Bakara 2, (2977); Ebu Dâvud, Menâsık, 43, (1856); İbnu Mâce, Menasik 8, 6, (3079); Muvatta, Hacc, 239 (1-117); Nesâî, Menâsik 96, (5, 194-195).

===>474- Ebu Ümâme et-Temîmî anlatıyor: “Ben hac sırasında, ücret mukabili hizmet veren birisi idim. Bana: “Senin haccın hac sayılmaz” dediler. Bilahere İbnu Ömer (radıyallahu anh)’e rastladım. O’na: “Ben hacc sırasında, ücretle hizmet veren birisiyim, halk bana: “senin haccın hacc sayılmaz diyorlar” dedim. İbnu Ömer (radıyallahu anhüma): “İhrama girmiyor, telbiye okumuyor, tavafta bulunmuyor musun?” dedi: “Hepsini yapıyorum” diye cevap verdim.

Cevabım üzerine şu açıklamayı yaptı: “Senin haccın hacc sayılır. Nitekim Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a bir adam gelmiş, senin bana sorduğuna yakın şeyler sormuştu. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) sükût buyurdu ve adama cevap vermedi. Derken şu âyet nazil oldu: “(Hacc mevsiminde, ticâret yaparak) Rabbinizden rızık istemenizde bir günah yoktur…” (Bakara, 198). Bunun üzerine Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) o adamı çağırtarak, âyeti okudu ve: “Haccın hacc sayılır” buyurdu.”

Ebu Dâvud, Menâsık 7, (1733).

===>475- İbnu Abbâs (radıyallahu anhüma) anlatıyor: “Ukâz, Mecenne ve Zülmecaz cahiliye devrinin panayırları idi. İslâm geldiği zaman halk, hac mevsiminde ticaret yapmayı günah addeder oldular. Bunun üzerine şu ayet nazil oldu: “Hac mevsiminde Rabbinizden rızık taleb etmenizde sizin için bir günah yoktur.” Âyeti İbnu Abbas şu şekilde okudu.”

Buhari, Tefsir, Bakara 2,34, Hacc 150, Büyû 1; Ebu Davud, Menasık 5, (1732), 7, (1734).

===>476- Yine İbnu Abbâs anlatıyor: “Yemen ahâlisi, hacca geliyorlar fakat beraberlerinde azık almıyorlardı. “Biz mütevekkil kimseleriz” diyorlardı. Meke’ye gelince bu davranışlarını halka sordular. Bunun üzerine Cenab-ı Hakk şu ayeti inzal buyurdu: “Azıklanın, ancak bilin ki, en hayırlı azık takvâdır” (Bakara, 197).

Buhari, Hacc 6; Ebu Davud, Menâsık 4, (1730).

===>477- İbnu Abbas (radıyallahu anhüma) anlatıyor: “Kişi ihramsız olarak (yani Mekke’de ikamet edenler veya umre için gelip, umreden sonra ihramı çıkaranlar) Beytullah’ı ziyaret eder. Bu imkân, hacc niyetiyle ihram giymeye kadar devam eder. Arafat’a çıkınca, kime deve, sığır veya davardan kurban müyesser olmuşsa, dilediğini kurban eder. Bunlardan biri olmazsa, ona hactaki, üç günün orucu terettüp eder. Bu günler, arefe gününden evvele ait olmalıdır. Bu üç günün sonuncu günü arefe gününe tesadüf ederse, bunda bir günah yoktur. Sonra Arafat’da vakfe’ye gider ikindi namazından akşam karanlığının gelmesine kadar vakfede kalır.

İbnu Abbas anlatmaya üslubu biraz değiştirerek devam ediyor.

“Sonra Arafat’tan insanlar sökün edince, orayı terketsinler. Topluca geceyi geçirecekleri yere (Müzdelife’ye) gelsinler. Orada Allah’ı çokca zikretsinler, sabah vakti girmezden önce bilhassa tekbir ve tehlili çok yapsınlar sonra buradan da topluca hareket etsinler. Çünkü (eskiden beri) herkes buradan hareket ederdi. Cenâb-ı Hakk: “İnsanların toplu olarak sökün ettiği yerden siz de sökün edin, (eski yaptıklarınızdan) Allah’a af dileyin. Allah bağışlar ve merhamet eder” (Bakara, 199). Şeytan taşlayıncaya kadar akmaya (ve çok zikretmeye) devam edin” buyurmuştur.

Buhârî, Tefsir, Bakara 2, 35.

===>478- İbnu Müseyyeb anlatıyor: “Süheyb (radıyallahu anh) muhacir olarak Mekke’den yola çıktı. Kureyş’ten bazıları onu takibe başladılar. Bunun üzerine o da devesinden inerek sadağında ne kadar ok varsa hepsini çıkardı. Takipçilere: “Allah’a kasem olsun oklarımın hepsini atıncaya kadar bana yetişemezsiniz. Sonra elimde durdukça kılıcımı kullanacağım. Eğer dilerseniz, size Mekke’de toprağa gömdüğüm malın yerini söyleyeyim, mukabilinde siz de beni serbest bırakın, yoluma devam edeyim” dedi. Takipçiler teklifini kabul ettiler. (O da sağ salim yoluna devam etti). Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın yanına varınca şu ayet nazil oldu: “İnsanlardan öyle kimse de vardır ki, Allah’ın rızasını isteyerek nefsini satın alır…” (Bakara, 207). Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm): “Ebu Yahya’nın alış-verişi kârlı oldu” der ve ayeti tilavet buyurur”, (Rezin’in ilavesidir. Bagâvi ve İbnu Kesir tefsirlerinde senedsiz olarak kaydederler).

===>479- İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: “Cenab-ı Hakk’ın şu sözleri nazil olduğu zaman: “Yetim rüşdüne erinceye kadar, onun malına o en güzel olanından başka bir suretle yaklaşmayın”; keza “Yetimlerin mallarını haksız (ve haram) olarak yiyenler karınlarına ancak bir ateş yemiş olurlar. Onlar çılgın bir ateşe gireceklerdir” (Nisa 10) yanında yetim bulunanlar hemen gidip yetimlerin yiyeceğini ve içeceğini kendilerinin yiyip içeceklerinden ayırdılar. Yetime ait yiyecek ve içeceklerden bir şey artsa ona dokunulmuyor, yiyinceye veya kokuşup bozuluncaya kadar saklanıyordu. Bu hal, bir kısım müşkilatlara sebep oldu. Durum Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a arzedildi. Bunun üzerine şu ayet nazil oldu: “Sana yetimleri sorarlar. De ki: Onları faydalı ve iyi bir hale getirmek hayırlıdır. Şayet kendileriyle bir arada yaşarsanız onlar sizin kardeşlerinizdir” (Bakara 220). Bu ayet üzerine yetimlerin yiyeceklerini ve içeceklerini kendi yiyecek ve içeceklerine karıştırdılar.”

Ebu Davud, Vesâya 7, (2871); Nesâî, Vesâya 11, (6, 256-257).

===>480- Nâfi anlatıyor: İbnu Ömer (radıyallahu anhüma) Kur’ân okuduğu zaman, okuma işinden çıkıncaya kadar hiç konuşmazdı. Bir gün ben (Mushaf’ı, yüzünden takip ediverdim, o da ezberden) Bakara suresini okudu. Bir ayete gelince bana: “Bu ayet ne hakkında indi biliyor musun?” diye sordu. Ben “Hayır!” deyince: “Şu, şu mesele için” diye açıkladı, sonra (okumaya) devam etti.

Buhârî, Tefsir, Bakara 2, 39.
Kütüb-i Sitte Hadis-i Şerif ( 481-490 )???

===>481- Câbir (radıyallahu anh) anlatıyor: “Yahudiler: “Kadına arka istikametinden temas edilirse çocuk şaşı doğar” derlerdi. Bunun üzerine: “Kadınlarınız sizin (evlad yetiştiren) tarlanızdır. O halde tarlanıza dilediğiniz gibi gelin” ayeti nazil oldu” (Bakara 223).

Buhari, Tefsir, Bakara2, 39; Müslim, Nikah 117 (1435); Ebu Davud, Nikah 46, (2163); Tirmizi, Tefsir, Bakara 2, (2982).

===>482- İbnu Abbâs (radıyallahu anhüma) anlatıyor: “Hz. Ömer (radıyallahu anh), Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a gelerek: “Ey Allah’ın Resûlü mahvoldum” buyurdu. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm): “Niye mahvoldun ne var?” diye sorunca açıkladı: “Bu gece bineğimi ters çevirdim (arka canibinden yanaştım). “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) hiçbir cevap vermedi. Cenab-ı Hakk peygamberine şu ayeti vahyetti: “Kadınlarınız sizin tarlalarınızdır. Tarlanıza istediğiniz gibi gelin.” Dübüründen ve hayız halinde temastan kaçınmak şartıyla önden, arkadan, nasıl istersen öyle gel.”

Tirmizi, Tefsir, Bakara 2, (2984).

===>483- Yine İbnu Abbâs (radıyallahu anh) anlatıyor: “Allah, İbnu Ömer (radıyallahu anh)’i mağfiret buyursun, bir hususta yanılmıştı. Şu Ensariler putperestti ve ehl-i kitaptan Yahudilerle birlikte idiler. Ensar (İslâm’dan önce) ilim yönüyle Yahudilerin kendilerinden üstün olduklarına inanırlardı. Bu sebeple onların birçok davranışlarını aynen taklid ediyorlardı. Ehh-i kitaba has âdetlerden biri de kadınlarına tek istikametten (yani ön cihetten) yanaşırlardı. Bu, kadın için de en uygun tarzdı. Ensar topluluğu, bu âdeti de Yahudilerden aynen almıştı. Kureyşliler ise, kadınları hoş olmayan şekilde açarlar, onlara arka cihetlerinden, ön cihetlerinden, sırt üstü yatmış vaziyette yeneşırlardı. Medine’ye muhacir olarak Mekkeliler gelince onlardan bir erkek Medineli bir kızla evlendi. Erkek, kadına Kureyş usulünce temas etmek istedi. Kadın buna müsaade etmedi. “Bizde kadına tek istikametten temas edilir, sen de öyle yap, aksi halde bana dokunma” dedi. Onların bu ihtilafı büyüdü ve herkes duydu. Öyle ki Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a da intikal etti. Bunun üzerine Cenâb-ı Hakk şu ayeti inzal buyurdu: “Kadınlarınız (çocuk yetiştirdiğiniz) tarlanızdır. Tarlaya dilediğiniz gibi gelin” (Bakara 223). “Dilediği gibi” den maksad (istikâmet olarak) önlerinden, arkalarından, sırt üstü yatmış olarak. Ancak bu geliş çocuk mahalline olacak.”

Ebu Dâvud, Nikâh 46, (2164).

===>484- Ümmü Seleme (radıyallahu anhâ) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): “Kadınlarınız (çocuk yetiştirdiğiniz) tarlalarınızdır, tarlanıza dilediğiniz gibi gelin” ayetiyle ilgili olarak şöyle buyurdu: “Tek yoldan (ki o da çocuk yoludur) olmak kaydıyla dilediğiniz şekilde temas kurun”

Tirmizi, Tefsir, Bakara, (2983).

===>485- Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) anlatıyor: “Kur’ân’daki: “Allah sizi (dil alışkanlığı olarak maksadsız yapılan) lağv yeminleriniz için müâheze etmez” ayeti kişinin sözünde sıkça kullandığı, “vallahi evet”, “billahi hayır” gibi yeminleri için nâzil oldu.”

Buhâri, Eyman 14, Tefsir, Maide 8; Ebu Dâvud, Eyman 7, (3254); Muvatta, Eyman 9, (2, 477).

Yukarıdaki metin Buhari’den alınmadır. Hadisi, Ebu Davud hem Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)’in sözü olarak hem de Hz. Aişe (radıyallahu anha)’nin sözü olarak iki şekilde rivayet etmiştir.

İmam Malik Muvatta’da bu hadisle ilgili olarak şunu söyler: “Bu mevzuda işittiğimin en güzeli şudur: “Ayette geçen “Lağv”, bir kimsenin öyle bildiği için bir şey hakkında yaptığı yemindir, ancak sonradan, o şeyin, bildiği gibi olmadığını anlar. Bu durumda yaptığı yemin için kefâret gerekmez. Ancak bir kimse de çıkıp, günahkar ve yalancı olduğunu bile bile, birilerini memnun etmek veya bir malı elde etmek için yemin ederse bu öylesine büyük bir günahtır ki, bunun kefareti yoktur.”

===>486- İbnu Abbâs (radıyallahu anhüma), “Kur’ân-ı Kerim’deki: “Kocaları, bekleme müddeti içinde barışmak isterlerse onları geri almaya (herkesten) çok lâyıktırlar…” (Bakara 228) ayeti hakkında şunu söyledi: “Erkek hanımını üç talakla da boşasa hanımını geri almaya herkesten daha çok hak sahibi idi. Ancak bu hüküm, Cenâb-ı Hakk’ın şu sözü ile neshedildi: “Boşanma iki defadır. Ya iyilikle tutma ya da iyilik yaparak bırakmadır…” (Bakara 229).

Ebu Davud, Talâk 10, (2195); Nesâî, Talâk 74, (6, 212).

===>487- Urvetu’bnu’z-Zübeyr (radıyallahu anh) anlatıyor: “Cahiliye devrinde kişi hanımını boşar, iddeti sona ermeden geri almak isterse, alma hakkına sahipti. Bu şekilde bin kere boşayıp geri dönebilirdi. (Bu hal bir adamın şu hâdisesine kadar devam etti.) Bir gün adam hanımını boşadı ve iddeti dolmak üzere iken hanımını geri aldı, sonra tekrar boşadı ve hanımına: “Allah’a kasem olsun seni evime almıyorum ve ebediyen başkasına da helal olmayacaksın” dedi. Kadın: “Bu nasıl olur?” deyince, adam: “Seni boşuyorum, iddetin dolmadan tekrar geri alacağım ve bu böylece devam edip gidecek” dedi. Kadın Hz. Aişe (radıyallahu anhâ)’ye gitti, durumu anlattı. Hz. Aişe cevap vermedi. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ı bekledi. Gelince vak’ayı anlattı. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) da cevap vermedi (vahiy bekledi). Cenab-ı Hakk şu ayeti inzal buyurdu: “Boşama iki defadır ya iyilikle tutma ya da iyilik yaparak bırakmadır” (Bakara 229). O günden itibaren insanlar bu yeni talaka yöneldiler, boşayan da boşamayan da. “

Tirmizi, Talâk 16, (1192); Muvatta, Talak 80, (2, 588). (Parantez içindeki açıklayıcı kısımlar Tirmizi’deki ziyadeden alınmıştır.

===>488- Ma’kıl İbnu Yesâr (radıyallahu anh) anlatıyor: Benim bir kızkardeşim vardı. Evlenmek için buna müracaat edenler oldu. Fakat kimseye müsbet cevap vermiyordum. Derken amcamın oğlu istedi. Kız kardeşimi ona nikahladım. Allah’ın dilediği kadar bir müddet beraber yaşadılar. Sonra amcam oğlu onu talak-ı ric’i ile boşadı. Ancak tekrar almadan terketti. İddeti tamamlandı. Kız kardeşimle evlenmek isteyenler bana müracaat edince amcam oğlu da, müracaat ederek tekrar almak istedi. Kendisine: “Daha önce de çok isteyenler oldu, kimseye vermedim, seni hepsine tercih ederek sana verdim, seninle evlendirdim. Sen onu talak-ı ric’i ile boşadın. (Geri alma hakkın olduğu halde terkettin ve iddeti doldu. Başkaları istemeye gelince, sen de tâlib oldun, taleble almak istiyorsun. Allah’a kasem olsun onu asla sana vermeyeceğim” dedim. Ma’kıl der ki: Bunun üzerine benim hakkımda şu âyet nazil oldu: “Kadınları boşadığınız zaman iddetlerini bitirdiler mi, aralarında meşru bir surette anlaştıkları takdirde, artık kendilerini kocalarına nikah etmelerin engel olmayın” (Bakara 232). Yine Ma’kıl ilave ediyor: “Ayet üzerine, yeminim için kefarette bulundum ve kız kardeşimi, eski kocasına nikahladım”

Buhârî, Tefsir, Bakara 2, 40, Talak 44; Ebu Dâvud, Nikâh 21,(2087); Tirmizi, Tefsir, Bakara 2, (298).

Buhârî’nin bir rivayetinde şöyle denir: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Ma’kıl’ı çağırdı, âyeti kendisine tilâvet buyurdu. Bunun üzerine o, müşkülpesendliği bıraktı ve Allah’ın emrine boyun eğdi”

Buhârî, Talak 44.

===>489- İbnu Abbas (radıyallahu anhüma) Kur’ân’ın: “(Vefat iddeti bekleyen) kadınları nikahla isteyeceğinizi çıtlatmanızda…. üzerinize bir vebâl yoktur” (Bakara 235) ayetinden maksadı, “Evlenmeyi arzu eden kişinin: “Ben nikahlanmak istiyorum, kadına ihtiyacım var, sâliha bir kadına kavuşmak istiyorum” demesidir” diye açıklamıştır.

Buhari, Nikâh, 34.

===>490- Hz. Ali (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Hendek Savaşı sırasında “Allah onların evlerini ve kabirlerini ateşle doldursun, bizim orta namazımıza mani oldular, günaş batıncaya kadar kılamadık” buyurdu.

Bir rivayette: “Bizi, salat-ı vusta olan ikindi namazından alıkoydular” denir. Bir diğer rivayette: “Sonra ikindiyi akşamla yatsı arasında kıldık” denir.

Buhârí, Tefsir, Bakara 2, 42, Cihad 98, Meğâzi 29, Daavat 58; Müslim, Mesacid 202-206, (627); Ebu Davud 5, (409); Tirmizi, Tefsir, Bakara 2, (2987); Nesâî, Salat 14 (1, 236); İbnu Mâce, Salat 6, (684).
Kütüb-i Sitte Hadis-i Şerif ( 491-500 )???

===>491- Hz. Aişe’nin azadlısı Ebu Yunus anlatıyor: “Hz. Aişe (radıyallahu anhâ), kendisine bir mushaf yazmamı emretti ve dedi ki: “Şu âyete gelince bana haber ver: “Namazlara ve bilhassa orta namazına devam edin” (Bakara, 238). Yazarken bu ayete gelince ona haber verdim. Bana şunu imla ettirdi: “Namazlara ve orta namazına ve ikindi namazına devam edin ve Allah için yalvaranlar olarak eda edin” (Bakara, 238). Hz. Aişe (radıyallahu anhâ): “Ben bunu Resûlullah’dan işittim” dedi.

Müslim, Mesacid 207. (629); Ebu Dâvud, Salat 5, (410); Tirmizi, Tefsir, Bakara 2, (2986); Nesâî, Salat 6, (1, 236); Muvatta, Salat 25, (1, 138-139).

===>492- Amr İbnu Râfi (radıyallahu anh)’nin anlattığına göre, “Hz. Hafsa (radıyallahu anhâ)’ya bir mushaf yazıyormuş. Hz. Hafsa (radıyallahu anhâ) kendisinden,önceki hadiste -(Ebu Yunus’tan) Hz. Aişe’nin- taleb ettiği hususu aynen taleb ettiğini anlatmıştır.”

Muvatta, Cmâ’a 25, (1, 139).

===>493- Şakik İbnu Utbe, Berâ İbnu’l-Âzib (radıyallahu anhüma)’ten naklettiğine göre, demiştir ki: “Önce şu ayet nazil oldu: “Namazlara ve bilhassa ikindi namazına devam edin.” Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bunu bize Allah’ın dilediği müddetçe okudu. Sonra Allah bunu nashetti ve şu ayeti indirdi: “Namazlara ve bilhassa orta namazına devam edin.” Şakik’in yanında oturmakta olan bir zat kendisine: “Öyle ise bu ikindi namazıdır.” Berâ dedi ki: “Ben bu âyetin nasıl nazil olduğunu Allah’ın nasıl neshettiğini sana haber verdim.”

Müslim, Mesâcid 208, (630).

===>494- İmam Malik (rahimehumullah)’e ulaştığına göre, Ali İbnu Ebi Tâlib (radıyallahu anh)’e İbnu Abbas (radıyallahu anhüma), Kur’ân’da zikri geçen “orta namaz”a (salâtu’l-vusta) sabah namazı demişlerdir.

Muvatta, Cemâ’a 28, (1, 137). Tirmizi, bu hadisi İbnu Abbas ve İbnu Ömer’den muallak (senetsiz) olarak zikretmiştir. Tirmizî, Salât 133, (182).

===>495- Zeyd İbnu Sâbit ve Hz. Aişe (radıyallahu anhümâ) “Orta namazı, öğlen namazıdır” derlerdi.

Muvatta, Cemâ’a 27, (1, 139); Tirmizi, Salat 133, (182); Ebu Dâvud, Salât 5, (411).

===>496- Ebu Dâvud’un Zeyd (radıyallahu anh)’den kaydettiğine göre, Hz. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) öğle namazını zevalden sonra sıcağın en şiddetli olduğu saatte kılardı. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın kıldığı namazlar içinde ashabına en zor geleni bu namaz idi. Bunun üzerine şu ayet nazil oldu: “Namazlara ve orta namazına devam edin.” Zeyd devamla dedi ki: “(Orta namazı, öğlen namazıdır, zira) bundan önce iki namaz var (birisi geceden -yatsı-, diğeri gündüzden -sabah-), ondan sonra da iki namaz var (biri gündüzden -ikindi- diğeri geceden -akşam-)”.

Ebu Davud, Salat 5, (411).

===>497- Abdullah İbnu’z-Zübeyr (radıyallahu anh) anlatıyor: “Hz. Osman (radıyallahu anh)’a, Bakara suresinde geçen: “Sizden zevceler (ini geride) bırakıp ölecek olanlar eşlerinin (kendi evlerinden) çıkarılmayarak yılına kadar faidelenmesini (bakılmasını) vasiyyet etsinler” (Bakara 240), ayeti diğer bir ayetle (Bakara, 234) neshedildiği halde niçin bu mensuh ayeti de Kur’ân-ı Kerim’e yazıyorsunuz?” diye sordum. Bana şu cevabı verdi: “Ey kardeşim oğlu bu ayeti terk mi edelim, (bunu mu söylüyorsun)? Hayır, ben hiçbir şeyi yerinden oynatmam.”

Buhârî, Tefsir, Bakara, 2, 45.

===>498- Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: “Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurdular: “Her şeyin bir şerefi var. Kur’ân-ı Kerîm’in şerefesi de Bakara suresidir. Bu surede bir âyet vardır ki, Kur’ân âyetlerinin efendisidir: “Ayetü’l-Kürsî”.

Tirmizî, Sevâbu’l-Kur’ân 2, (2881).

===>499- Übey İbnu Ka’b (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bana: “Ey Ebu’l-Münzir, Allah’ın Kitabından ezberinde bulunan hangi âyetin daha büyük olduğunu biliyor musun?” diye sordu. Ben: “O Allah ki, O’ndan başka ilah yoktur, O, Hayy’dır, Kayyûm’dur (yani diridir her şeye kıyam sağlayandır” (Bakara, 225) -ki buna Ayet’ü’l-Kürsî denir- dedim. Göğsüme vurdu ve: “İlim sana mübârek olsun ey Ebu’l-Münzir!” dedi.”

Müslim, Müsâfirin 258, (810); Ebu Dâvud, Vitr, 17, (Salât 325, (1460).

===>500- Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) beni Ramazan zekatını muhâfazaya tâyin etmişti. Derken kara bir adam gelerek zâhireden avuç avuç almaya başladı. Ben derhal kendisini yakaladım ve: “Seni Resûlullah(aleyhissalâtu vesselâm)’a çıkaracağım” dedim. Bana: “Ben fakir ve muhtaç bir kimseyim, üstelik üzerimde bakmak zorunda olduğum çoluk-çocuk var, ihtiyaçlarım cidden çoktur, şiddetlidir” dedi. Ben de onu salıverdim. Sabah olunca Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm):

-Ey Ebu Hüreyre! Dün akşamki esirini ne yaptın? diye sordu. Ben:

-Ey Allah’ın Resûlü: Bana şiddetli ihtiyacından ve çoluk-çocuktan dert yandı. Bunun üzerine ona acı(Zeker) salıverdim, dedim. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm):

-Ama o sana muhakkak yalan söyledi. Haberin olsun, o tekrar gelecek! buyurdu. Bu sözünden anladım ki, herif tekrar gelecek. Binâenaleyh onu beklemeye başladım. Derken yine geldi ve zahireden avuçlamaya başladı. Ben de derhal yakaladım ve: “Seni mutlaka Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a çıkaracağım” dedim. Yine yalvararak: “Beni bırak, gerçekten çok muhtacım, üzerimde çoluk-çocuk var, bir daha yapmam” dedi. Ben yine acıdım ve salıverdim.

Ertesi gün Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm):

-Ey Ebu Hüreyre, dün geceki esirini ne yaptın? diye sordu. Ben:

-Ey Allah’ın Resûlü, bana ihtiyacından çoluk-çocuğundan dert yandı. Ben de acıdım ve salıverdim, dedim. “Ama” dedi, Resûlullah: “O yalan söyledi fakat yine gelecek.”

Üçüncü sefer yine gözetledim. Yine geldi ve zahireden avuç avuç almaya başladı. Onu yine yakalayıp:

-Seni mutlaka Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)’e götüreceğim. Bu üçüncü gelişin, üstelik sıkılmadan başka gelmeyeceğim deyip yine de geliyorsun, dedim. Yine bana rica ederek şöyle söyledi: “Bırak beni, sana birkaç kelime öğreteyim de Allah onlarla sana fayda ulaştırsın”. Ben:

-Nedir bu kelimeler söyle! dedim. Bana dedi ki:

-Yatağa girdin mi Ayetü’l-Kürsî’yi sonuna kadar oku. Bunu yaparsan Allah senin üzerine muhafız bir melek diker, sabah oluncaya kadar sana şeytan yaklaşamaz dedi. Ben yine acıdım ve serbest bıraktım.

Sabah oldu, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): “Dün akşamki esirini ne yaptın?” diye sordu. Ben:

-Ey Allah’ın Resûlü, bana birkaç kelime öğreteceğini, bunlarla Allah’ın bana faide ihsan buyuracağını söyledi, ben de kendisini yine serbest bıraktım, dedim. Resul-i Ekrem (aleyhissalâtu vesselâm):

-Neymiş onlar? dedi. Ben:

-Efendim, döşeğine uzandığın vakit Ayetü’l-Kürsî’yi başından sonuna kadar oku. (Bunu okursan) Allah’ın koyacağı bir muhafız üzerinden eksik olmaz ve ta sabaha kadar şeytan sana yaklaşmaz! dedi, cevabını verdim.

Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bunun üzerine: “(Bak hele!) o koyu bir yalancı olduğu halde, bu sefer doğru söylemiş. Ey Ebu Hüreyre! Üç gecedir kiminle konuştuğunu biliyor musun?” dedi. Ben:

-Hayır! cevabını verdim.

-O bir şeytandı buyurdular.

Buhârî, Vekâle 10.
Kütüb-i Sitte Hadis-i Şerif ( 401-410 )


===>401- Bir başka rivayette: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın vefatından beri tuğla üzerine tuğla da koymuş değilim” der.

Buhârî, İstizan, 53; İbnu Mâce, Zühd 13, (4162).

===>402- Kays İbnu Ebî Hâzım (radıyallahu anh) anlatıyor: “Habbab İbnu’l-Eret (radıyallahu anh)’e geçmiş olsun ziyaretine geldik. Karnına tam yedi yerden dağ vurmuştu. Bize: “Bizden önce gelip geçen arkadaşlarımız varya, dünya onların sevaplarından hiçbir şey noksanlaştırmadı. Biz ise onlardan sonra öyle dünyalığa erdik ki, koruyacak yer bulamayarak toprağa (bina inşaatına) yatırdık. Halbuki sıkıntılı dönemde, (öyle anlar oldu ki) eğer Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) yasaklamasaydı, ölmeyi temenni edecektik” dedi. Bir başka gelişlerimizde, Habbab’ı kendine ait bir duvarı inşa ederken görmüştük de şöyle buyurmuştu: “Müslüman harcadığı her şey için sevaba erer, ancak şu inşaat işi hâriç.”

Buhârî, Mardâ 19, Da’avât 30, Rikâk 7, Temennî 6; Müslim, zikr 12, (2681); Nesâî, Cenâîz 2, (4, 3-4).

===>403- Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Nafaka için harcananın hepsi Allah yolunda harcanmış gibidir, bina için harcanan müstesna, bunda hayır yoktur.”

Tirmizi, Kıyamet 41, (2484).

===>404- Yine, Hz. enes (radıyallahu anh) anlatıyor: “Bir gün Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) yanında biz olduğumuz halde (gezintiye) çıktı. Derken, etrafındaki binalara rağmen (daha yüksek olduğu için) sivrilen bir kubbe görmüştü: “Bu da ne?” diye sordu. “Ensardan falancaya ait” dendi. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) sükut buyurdu, ancak binaya karşı içinden hoşnutsuz olmuştu. Bir müddet sonra, sahibi geldi. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)’e cemaatin içinde selam verdi. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) yüzünü çevirdi ve selamını almadı. Tekrar tekrar selam verdi ise de aynı şekilde davranarak selamını almadı. Adam anladı ki Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) kendisine kızgındır ve yüz çevirmektedir.

Durumu arkadaşlarına açarak: “Allah’a kasem olsun, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın bakışını iyi bulmuyorum. Hakkımda ne olup bitti, bilemiyorum da dedi. Kendisine: “Gezinirken kubbeni gördü. “Bu kimin?” dedi. Sana ait olduğunu haber verdik” dediler. Adam hemen dönüp, kubbesini yıktı, öyle ki yerle bir etti. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bir başka gün yine gezintiye çıktı. Kubbeyi göremeyince: “Kubbeye ne oldu?” diye sordu. Kubbe sâhibiyle olup biten gelişmeler haber verildi. Bunun üzerine Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) “Bilin ki, zaruri olmayan her bina, sahibine bir vebaldir” buyurdu.

Ebu Dâvud, Edeb 169, (5237).

===>405- Abdullah İbnu Amr İbni’l-Âs (radıyallahu anh) anlatıyor: “Ben, ahşab evimi tamir için çamurlamakla meşguldüm. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bana uğradı ve: “Bu da ne Ey Abdullah?” buyurdu. Ben: ” Evin tamiriyle meşgulüm” dedim. “Ölüm(ün gelmesi) ve bu ev(in yıkılmasın)dan daha çabuktur” buyurdu.

Bir rivayette: “Ben emr-i Hakk’ın gelmesini bun(un yıkılmasın)dan daha çabuk görüyorum” buyurmuştur.

Ebu Davud, Edeb 169, (5235), (5236); Tirmizi, Zühd, 25, (2336); İbnu Mâce, Zühd 13 (4160).

===>406- Dükeyn İbnu Sâid el-Müzenî (radıyallahu anh) anlatıyor; “Yiyecek istemek üzere Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a uğradık. Hz. Ömer (radıyallahu anh)’e seslenerek: “Ey Ömer git, istediklerini ver” emretti. Hz. Ömer bizi bir odaya çıkardı. Hücresinden anahtarı çıkardı ve kapıyı açtı.”

Ebû Dâvud, Edeb 170, (5238).

===>407- Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Yol hususunda ihtilaf ederseniz genişliğini yedi zira’ yapın.”

Buhârî, Mezâlim 29; Müslim, müsâkat 243, (1613); Tirmizî, Ahkâm 20, (1355); Ebu Dâvud, Akdiye 31, (3633), İbnu Mâce, Ahkâm 16, (2338).
TEFSİRDEN SAKINMAYA DAİR

===>408- Cündeb (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Kim Kitabullah hakkında şehsî re’yi ile söz ederse, isâbet bile etse hatâdadır.

Ebu Dâvud, İlm, 5 (3652);Tirmizî, Tefsir 1, (2953).

Rezîn şu ilâvede bulunmuştur: “Kim re’yi ile söz eder de hata ederse küfre düşer.”

===>409- İbnu Abbâs (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Kim Kur’ân hakkında ilme dayanmadan söz ederse ateşteki yerini hazırlasın.”

Tirmizî, Tefsir 1, (2951).

===>410- Yine Tirmizi’nin bir rivayetinde şöyle buyrulmuştur: “Benim hakkımda da bildiğiniz dışında sözden kaçının. Kim bana bile bile yalan nisbet ederse ateşteki yerini hazırlasın. Kim de Kur’ân hakkında re’yi ile söz ederse ateşteki yerini hazırlasın.”

Tirmizi, Tefsir 1, (2952).
Kütüb-i Sitte Hadis-i Şerif ( 411-420 )???
KUR’AN’IN FAZİLETİNE DAİR

===>411- Hâris el-A’ver anlatıyor: “Mescide uğramıştım, gördüm ki halk, zikri terkedip malâyanî konulara dalmış, konuşuyor. Hz. Ali (radıyallahu anh)’ye çıkıp durumdan haberdâr ettim. Bana:

-“Doğru mu söylüyorsun, öyle mi yapıyorlar?” dedi, Ben:

-“Ben Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın şöyle söylediğini işittim:

-“Haberiniz olsun bir fitne çıkacak!” Ben hemen sordum:

-“Bundan kurtuluş yolu nedir Ey Allah’ın Resûlü?” Buyurdu ki:

-“Allah’ın Kitabı (na uymak)dır. O’nda sizden önceki (milletlerin ahvâliyle ilgili) haber, sizden sonra (kıyamete kadar) gelecek fitneler ve kıyâmet ahvâli ile ilgili haberler mevcut. Ayrıca sizin aranızda (iman-küfür, taat-isyân, haram-helâl vs. nevinden) cereyân edecek ahvâlin de hükmü var. O, hak ile batılı ayırdeden ölçüdür. O’nda herşey ciddîdir, gâyesiz bir kelâm yoktur. Kim akılsızlık edip, O’na inanmaz ve O’nunla amel etmezse, Allah onu helâk eder. Kim O’nun dışında hidâyet ararsa Allah onu saptırır. O Allah’ın sağlam ipidir. O, hikmetli olan zikirdir, O dosdoğru yoldur. O, kendine uyan hevaları koymaktan, kendisini (kıraat eden) delilleri iltibastan korur. Alimler ona doyamazlar. Onun çokca tekrarı usanç vermez, tadını eksiltmez. İnsanı hayretlere düşüren mümtaz yönleri son bulmaz, tükenmez, O öyle bir kitaptır ki, cinler işittikleri zaman şöyle demekten kendilerini alamadılar: “Biz, hiç duyulmadık bir tilâvet dinledik. Bu doğruya götürmektedir, biz onun (Allah kelâmı olduğuna) inandık” (Cin 1). Kim ondan haber getirirse doğru söyler. Kim onunla amel ederse ücrete mazhar olur. Kim onunla hüküm verirse adaletle hükmeder. Kim ona çağrılırsa, doğru yola çağrılmış olur. Ey A’ver, bu güzel kelimeleri öğren.”

Tirmizî, Sevâbu’l-Kur’ân 14, 2908.

===>412- Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Bir grup, Kitâbullah’ı okuyup ondan ders almak üzere Allah’ın evlerinden birinde bir araya gelecek olsalar, mutlaka üzerlerine sekinet iner ve onları Allah’ın rahmeti bürür. Melekler de kanatlarıyla sararlar. Allah, onları, yanında bulunan yüce cemaatte anar”

Ebu Dâvud, Salât 349, 1455. H; Tirmizî, Kırâ’at 3, 2946 H.; Müslim, Zikir 38, 2699 H; İbnu Mâce, Mukkaddime 17, 225. H.

===>413- Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): “Sizden kim evine döndüğü zaman üç adet gebe, iri, semiz deve bulmayı istemez?” diye sordu. “Hepimiz isteriz” diye cevap verdik. “Öyle ise, buyurdu, kim namazda üç âyet okusa bu ona, üç iri ve semiz deveden daha hayırlıdır”

Müslim, Salâtu’l-Müsâfirin, 250 (802).

===>414- Ukbetu’bnu Âmir (radıyallahu anh) anlatıyor: “Biz Suffa’da iken Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) (dışarı) çıkarak: “Hanginiz hergün hiç günah işlemeden ve akrabalık bağlarını da bozmadan Buthân’a veya Akik’e gidip oradan (zahmete ve masrafa girmeden) iki adet iri hörgüçlü dişi deve tutup getirmeyi ister?” diye sordu. Biz: “Ey Allah’ın Resûlü bunu hepimiz isteriz” dedik. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm): “-O halde birinizin mescide gidip orada Allah’ın kitabından iki âyeti öğrenmesi veya okuması, kendisi için iki deveden daha hayırlıdır. Üç âyet onun için üç deveden, dört âyet onun için dört deveden ve okunacak âyetler kendi sayılarınca deveden daha hayırlıdır” buyurdular.”

Müslim, Salatû’l-Müsâfirin 251; Ebu Dâvud, Salat 349, 1456 H.

===>415- İbnu Mes’ûd (radıyallahu anh) anlatıyor: “Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)’i dinledim, şöyle diyordu: “Kur’ân-ı Kerîm’den tek harf okuyana bile bir sevab vardır. Her hasene on misliyle (kayde geçer). Elif-Lâm-Mim bir harftir demiyorum. Aksine elif bir harf, lâm bir harf ve mim de bir harftir.”

Tirmizi, Sevâbu’l-Kur’ân 16, 2912. H.

===>416- Hz. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Cenâb-ı Hakk, Kur’ân-ı Kerim’i (güzel bir sesle açıktan okuyan bir peygambere kulak ver(ip sevabı bol kıl)diği kadar hiçbir şeye kulak ver(ip mükâfaat ihsan et)memiştir.”

Buhârî, Tevhid 32, 52, Fedailu’l-Kur’ân 19; Müslim, Müsâfirin 232, 233, 234, Ebu Dâvud, Vitr 20; Tirmizi, Sevâbu’l Kur’ân 17; Nesâî, İftitâh 83; İbnu Mâce, İkâmet 176, (1340).

===>417- Buhârî’nin bir rivâyetinde Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurmaktadır: “Kur’ân’ı tegannî etmeyen bizden değildir.” (Sahabeden biri, bununla) açıktan okumayı kastediyor demiştir.”

Buhârî, Tevhid, 32, 44.

Tegannî: “kıraatın hüzünlü ve dokunaklı kılınmasıdır.”

===>418- Ebû Umâme (radıyallahu anh) anlatıyor: “Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)’in şöyle söylediğini işittim: “Allah, geceleyin Kur’ân okuyan bir kula kulak verdiği kadar hiçbir şeye kulak verip dinlemez. Allah’ın rahmeti namazda olduğu müddetçe kulun başı üstüne saçılır. Kullar, ondan çıktığı andaki kadar hiçbir zaman Allah’a yaklaşmış olmaz.”

Ebu’n Nadr der ki: “Ondan” tâbiriyle “Kur’ân’dan” denmek istenmiştir.” Tirmizî, Sevâbu’l- Kur’ân, 17, 2913 (13).

===>419- Ukbe İbnu Âmir (radıyallahu anh) anlatıyor: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ı dinledim şöyle diyordu: “Kur’ân’ı cehren (açıktan) okuyan, sadakayı açıktan veren gibidir. Kur’ân’ı gizlice okuyan, sadakayı gizlice veren gibidir.”

Tirmizî, Sevâbu’l-Kur’ân 20, 2920; Ebu Dâvud, Salât 315, 1333; Nesâî, Zekât 68.

===>420- İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: “Bir adam: “Ey Allah’ın Resûlü, Allah’a hangi amel daha sevimlidir?” diye sordu. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): “Yolculuğu bitirince tekrar yola başlıyan” cevabını verdi. “Yolculuğu bitirip tekrar başlamak nedir?” diye ikinci sefer sorunca: “Kur’ân’ı başından sonuna okur, bitirdikçe yeniden başlar” cevabını verdi.”

Tirmizî, Kırâat 4, 2949. H.
Kütüb-i Sitte Hadis-i Şerif ( 421-430 )???

===>421- Ebu Said (radıyallahu anh) anlatıyor: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Aziz ve celîl olan Allah diyor ki: “Kim, Kur’ân-ı Kerîm’i okuma meşguliyeti sebebiyle benden istemekten geri kalırsa, ben ona, isteyenlere verdiğimden fazlasını veririm.”

Tirmizi, Sevâbu’l-Kur’ân 25, 2927.H.

===>422- Sehl İbnu Muâz el-Cuhenî (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Kim Kur’ân’ı okur ve onunla amel ederse, kıyamet günü babasına bir tâç giydirilir. Bu tâcın ışığı, güneş dünyadaki herhangi bir evde bulunduğu takdirde onun vereceği ışıktan daha güzeldir. Öyleyse, Kur’ân’la bizzat amel edenin ışığı nasıl olacak, düşünebiliyor musunuz?”

Ebu Dâvud, Salât, 349, 1453.H.

===>423- Hz. Ali (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Kim Kur’ân’ı okur, ezberler, helâl kıldığı şeyi helâl kabul eder, haram kıldığı şeyi de haram kabûl ederse Allah, o kimseyi cennete koyar. Ayrıca hepsine cehennem şart olmuş bulunan ailesinden on kişiye şefaatçi kılınır.”

Tirmizi, Sevâbu’l-Kur’ân 13, 2907 H.

===>424- Abdullah İbnu Amr İbni’l-Âs (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Kur’ân’ı okuyup ona sâhip çıkan kimseye (âhirette): “Oku ve (cennetin derecelerine) yüksel, dünyada nasıl ağır ağır okuyor idiysen öyle oku. Zirâ senin makamın, okuduğun en son âyetin seviyesindedir” denir.”

Ebu Dâvud, Vitr, 20, 1464; Tirmizî, Sevâbu’l-Kur’ân 18, 2915, H; İbnu Mâce, Edeb 52, 3780 H.

===>425- Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurdu: “Kur’ân’da mâhir olan (hıfzını ve okuyuşunu güzel yapan), Sefere denilen kerîm ve mutî meleklerle berâber olacaktır. Kur’ân’ı kekeleyerek zorlukla okuyana iki sevap vardır.”

Buhârî, Tevhid 52; Müslim, Müsafirin 244; Ebu Dâvud, Vitr 14, (1454); Tirmizî, Sevâbu’l- Kurân 13 (2906); İbnu Mâce, Edeb 52, (2779).

===>426- Üseyd İbnu Hudayr (radıyallahu anh)’ın anlattığına göre: “Geceleyin, (hurma harmanında iken) Kur’ân’dan Bakara suresini okuyordu. Hemen yakınında da atı bağlı idi. Birden bire atı şahlandı. Bunun üzerine sükût ederek okumayı bıraktı. At da sükûnete geldi. Üseyd tekrar okumaya başlayınca at yine şahlandı. Üseyd yine sükût edince at da sükûnete erdi. Az sonra yine okumaya başlayınca at da şahlanmaya başladı. Oğlu Yahya, ata yakındı. Ona bir zarar vermesin diye attan uzaklaştırmak için yanına gitti. Bir ara başını göğe kaldırınca bir de ne görsün! Gökte şemsiye gibi bir şey ve içerisinde kandilimsi nesneler var. Sabah olunca koşup gördüklerini Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a anlattı. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) kendisine: “O gördüklerin neydi bilir misin?” diye sordu. “Hayır!” cevabı üzerine açıkladı: “Onlar melâike idi. Senin sesine gelmişlerdi. Öyle ki, sabahleyin herkes onları seyredebilecekti, çünkü halktan gizlenmiyeceklerdi.”

Buhârî, Fedailu’l-Kur’ân 15; Müslim, Müsâfirîn 242, (796).

===>427- el-Berâ (radıyallahu anh) anlatıyor: “Bir zat Kehf suresini okuyordu. Yanında da iki uzun iple bağlı olan atı duruyordu. Derken etrafını bir bulut kapladı. Ve bu bulut ona yaklaşmaya başladı. At da bu durumdan huysuzlanmaya, ürkmeye koyuldu. Sabah olunca adam Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a gelip vak’ayı anlattı. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) ona şu açıklamada bulundu: “Bu sekinet idi, Kur’ân için inmişti.”

Buhârî, Fedailu’l-Kur’ân 11; Müslim, Müsafirin 240, 241, (795); Tirmizi, Sevâbu’l-Kur’ân 6, 2887.H.

===>428- Ebu Musa (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Kur’ân okuyan mü’minin misâli portakal gibidir. Kokusu güzel tadı hoştur. Kur’ân okumayan mü’minin misâli hurma gibidir. Tadı hoştur fakat kokusu yoktur. Kur’ân-ı okuyan fâcir misâli reyhan otu gibidir. Kokusu güzeldir, tadı acıdır. Kur’ân okumayan fâcirin misali Ebu Cehil karpuzu gibidir, tadı acıdır, kokusu da yoktur.”

Buhârî, Et’ime 30, Fedailu’l-Kur’ân 17, 36, Tevhid 57; Müslim, Müsafirin 243; Ebu Dâvud, Edeb 19, 4329; Tirmizî, Edeb 79; Nesâî, İman 32; İbnu Mâce, Mukaddime 16, 214 H.

===>429- Hz. Osman (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Sizin en hayırlınız Kur’ân’ı Kerim’i öğrenen ve öğretendir.”

Buhârî, Fedailu’l-Kur’ân 21; Tirmizî, Fedailu’l-Kur’ân 15, 2909; Ebu Dâvud, Salat 349, 1452 H.; İbnu Mâce, Mukaddime 16, 211.H.

===>430- İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Hâfızasında Kur’ân’dan hiç bir ezber bulunmayan kişi harab olmuş bir ev gibidir.”

Tirmizî, Sevâbu’l-Kur’ân 18, 2914. H. Tirmizi bu hadisin sâhih olduğunu söylemiştir.
Kütüb-i Sitte Hadis-i Şerif ( 431-440 )???

===>431- Sa’d İbnu Ubâde (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Buyurdular ki: “Kur’ân-ı Kerîm’i okuyan bir kimse sonradan (terkeder ve okumayı) unutursa kıyâmet günü cüzzamlı olarak Allah’a kavuşur.”

Ebu Dâvud, Vitr 21, 1474. H.

===>432- Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Ümmetime verilen ücretler bana arzedildi. Bunlar arasında bir kimsenin mescidden kaldırıp attığı bir çöp için verilmiş olanı da vardı. Keza ümmetimin işlediği günahlar da bana arzedildi. Bunlar arasında, bir kimsenin lütf-i İlâhî olarak öğrenip de sonradan unuttuğu bir sûre veya âyet sebebiyle kazandığından daha büyüğünü görmedim.”

Ebu Dâvud, Salât 16, 461. H; Tirmizî, Sevâbu’l-Kur’ân 19, 2917.H.

===>433- İmrân İbnu Husayn (radıyallahu anhümâ)’ın anlattığına göre, İmrân, Kur’ân okuyan, arkasından da buna mukabil halktan dünyalık taleb eden birisine rastlamıştı. “İnnâ lillahi ve innâ ileyhi râci’un, deyip arkasından şu açıklamayı yaptı: “Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)’in şöyle söylediğini işittim: “Kim Kur’ân okursa (isteyeceğini) Allah’tan istesin. Zira bir takım insanlar zuhur edecek, onlar Kur’ân okuyup, okudukları mukabilinde halktan (dünyalık) isteyecekler.”

Tirmizî, Sevabu’l-Kur’ân 20, 2918.

===>434- Süheyb (radıyallahu anh) anlatıyor: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Kur’ân’ın haram kıldığı şeyleri helâl addeden kimse Kur’ân’a inanmamıştır.”

Tirmizî, Sevâbu’l-Kur’ân 20, 2919. H.

===>435- İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) düşman arazisine Kur’ân-ı Kerîm’le birlikte askeri seferi yasakladı.”

Buhârî, Cihâd 129; Müslim, İmâmet 92, 93, 94, (1869); Ebu Dâvud, Cihâd 88, (2610); İbnu Mâce, Cihâd 45, (2879); Muvatta, Cihad 7, (2, 446).
FATİHA SURESİ

===>436- Ebu Saîd İbnu’l-Muallâ (radıyallahu anh) anlatıyor: “Ben Mescid-i Nebevî’de namaz kılıyordum. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) beni çağırdı. Fakat (namazda olduğum için) icabet edemedim. Sonra yanına gelerek: Ey Allah’ın Resûlü namaz kılıyordum (bu sebeple cevap veremedim diye özür beyan ettim). Bana: “Allahu Teâla Kitab’ında “Ey iman edenler, Allah ve Resûlü sizi çağırdıkları zaman hemen icâbet edin” buyurmuyor mu?” (Enfal, 24) dedi ve arkasından ilave etti: “Sen mescidden çıkmazdan önce , sana Kur’ân-ı Kerîm’in (sevapca) en büyük sûresini öğreteyim mi?” dedi ve elimden tuttu. Mescidden çıkacağı sırada ben: “Sana en büyük sureyi öğreteceğim” dememiş miydiniz? dedim. Bana: “O sure Elhamdü lillâhi Rabbi’l âlemin dir ki(namazlarda tekrar tekrar okunan) yedi âyet (es-Seb’u’l-Mesânî) ve bana verilen yüce Kur’ân’dır” buyurdu.

Buhârî, Tefsir 1; Nesâî, İftitah 26; Ebû Dâvud, Vitr 15.

===>437- Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: “Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm), Ubey İbnu Ka’b (radıyallahu anh)’a uğradı. O namaz kılıyordu… devamını yukarıdaki gibi aynen kaydetti. Ancak şu ziyade var: “Nefsimi kudret elinde tutan Zât-ı Zü’l-Celâl’e yemin ederim ki, Allah, Fâtiha’ının bir mislini ne Tevrat’ta, ne İncil’de ne Zebur’da, ne de Furkân’da indirmemiştir. O (namazlarda) tekrarla okunan yedi âyet ve bana ihsân edilen yüce Kur’ân’dır.”

Tirmizi, Sevâbu’l-Kur’ân 1, (2878).

Tirmizi hadisin sahih olduğunu söylemiştir. Nesâî’nin yine Ebu Hüreyre’den yaptığı bir rivayette: “O (Fatiha süresi) benimle kulum arasında taksim edilmiştir. Kuluma istediği verilmiştir” ziyadesi vardır.

===>438- İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: “Cibril (aleyhisselam), Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)’in yanında otururken yukarıda kapı sesine benzer bir ses işitti. Başını göğe doğru kaldırdı. Cibril (aleyhisselâm) dedi ki: “İşte gökten bir kapı açıldı, bugüne kadar böyle bir kapı asla açılmamıştı.” Derken oradan bir melek indi. Cibril (aleyhissalâm) tekrar konuştu: “İşte arza bir melek indi, şimdiye kadar bu melek hiç inmemişti.” Melek selam verdi ve Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)’e : “Sana verilen iki nuru müjdeliyorum. Bunlar, senden önce başka hiçbir peygambere verilmemişlerdi: Onların biri Fatihâ Sûresi, diğeri de Bakara Sûresi’nin son kısmı. Onlardan okuduğun her harfe mukabil sana mutlaka büyük sevap verilecektir. dedi.

Müslim, Müsâfirin 254; Nesâî, İiftihah 25.

===>439- Adiyy İbnu Hâtim (radıyallahu anh) anlatıyor: “Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “(Fatiha’da geçen) el-mağdûb aleyhim (Allah’ın gazabına uğrayanlar) Yahudilerdir, ed-dâllîn (sapıtanlar) da Hıristiyanlar’dır”.

Tirmizi, Tefsir 2, (2957).
BAKARA SURESİ

===>440- Ebu Ümâme (radıyallahu anh) buyurdu ki: “Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)’i işittim, diyordu ki: “Kur’ân-ı Kerîm’i okuyun. Zira Kur’ân, kendini okuyanlara kıyamet günü şefaatçi olarak gelecektir. Zehrâveyn’i yani Bakara ve Âl-i İmrân surelerini okuyun! Çünkü onlar kıyamet günü, iki bulut veya iki gölge veya saf tutmuş iki grup kuş gibi gelecek, okuyucularını müdâfaa edeceklerdir. Bakara suresini okuyun! Zira onu okumak berekettir. Terki ise pişmanlıktır. Onu tahsil etmeye sihirbazlar muktedir olamazlar.”

Müslim, Müsâfirin, 252, (804).

Bir rivayette şu ziyade mevcuttur: Bir rekatta, secdeden önce, bir kul onu okur, sonra da Allah’tan birşey isterse Allah istediğini mutlaka verir.”
Kütüb-i Sitte Hadis-i Şerif ( 441-450 )???

===>441- Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) kalabalık bir askerin katıldığı orduyu sefere çıkardı. Askerlere Kur’ân okumalarını tenbihledi. Ayrıca teker teker görerek herbirine Kur’ân’dan bildikleri yerleri okumalarını tenbihliyordu. Derken sıra yaşça en genç birisine gelmişti. Ona: “Kur’ân’dan sen ne biliyorsun ey falanca? diye sordu. Genç: “Ben , dedi, falan falan sureleri ve bir de Bakara suresini biliyorum.” Resûlullah(aleyhissalâtu vesselâm): “Yani sen Bakara’yı biliyor musun?” diye sordu. “Evet!” cevabı üzerine: “Haydi yürü, seni askerlere komutan tayin ettim” dedi. Askerlerin ileri gelenlerinden biri atılıp: “Yemin olsun, Bakara’yı ezberlememe mâni olan şey, hükümleriyle amel edememek korkusundan başka birşey değildir? dedi. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) şu tenbihte bulundu: “Kur’ân’ı öğrenin ve onu okuyun. Kur’ân-ı Kerîm’in onu öğrenip okuyan ve onunla amel eden kimse için durumunu, içi ağzına kadar misk dolu bir kutuya benzetebiliriz. Bu her tarafa koku neşreder. Kur’ân’ı öğrendiği halde, ezberinde olmasına rağmen okumayıp yatan kimse de ağzı sıkıca bağlanmış, hiç koku neşretmeyen misk kabı gibidir.”

Tirmizi, Sevabu’l-Kur’ân 2, 2879.H.

===>442- Nevvâs İbnu Sem’an anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın şöyle söylediğini işittim: “Kıyâmet günü Kur’ân-ı Kerîm ve ona dünyada iken sahip çıkıp onunla amel edenler getirilirler. Bu gelişte, Bakara ve Âl-i İmrân sureleri Kur’ân-ı Kerîm’in önünde yer alırlar.” Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bu iki sure için üç teşbihte bulundu ki, bir daha onları unutmadım. Şöyle demişti: “Onlar sanki iki bulut veya aralarında nur ve aydınlık olan iki siyah gölgelik veya sahiplerini müdafaa vaziyeti almış saflar halinde iki kuş sürüsü gibidirler.”

Müslim, Müsafirin 253, (305); Tirmizi, Sevâbu’l-Kur’ân 5, (2886).

===>443- Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdu ki: “Evlerinizi kabirlere çevirmeyin, içerisinde Bakara suresi okunan evden şeytan kaçar.”

Müslim, Müsâfirin, 212, (780); Tirmizi, Sevabu’l-Kur’ân 2, (2780).

===>444- Müslim’in bir rivayetinde yukarıdaki hadise şu ziyade yapılmıştır: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdu ki: “Sizden biri mescidde namazı bitirdi mi, namazından evine de bir pay ayırsın. Zira Cenab-ı Hakk, namazlarından evine de hayır yaratacaktır”

Müslim, Misâfirin 210, (778).

===>445- İbnu Mes’ud (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurdular: “Bakara Suresi’nin sonundaki iki âyeti geceleyin kim okursa o iki âyet ona kâfi gelir.”

Buhârî, Megâzi 12, Fedâilu’l-Kur’ân 10, 17, 37; Müslim, Müsâfirin 255, 256, (807-808); Ebu Dâvud, Salât 326, (1397); İbnu Mâce 183, (1369); Tirmizi, Sevabu’l-Kur’ân 4, (2884).

===>446- Nu’mân İbnu Beşîr (radıyallahu anhüma) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Allah, arz ve semâvatı yaratmazdan iki bin yıl önce bir kitap yazdı. O kitaptan iki âyet indirip onlarla Bakara suresini sona erdirdi. Bu iki âyet bir evde üç gece okundu mu artık şeytan ona yaklaşamaz.”

Tirmizi, Sevabu’l-Kur’ân 4, 2885.

===>447- Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Benî İsrail’e: “Kapıdan secde ederek girin ve (dileğimiz günahlarımızın) dökülmesidir deyin, ta ki hatalarınız bağışlansın” (Bakara 58) denildi. Ama onlar (emri değiştirdiler de kapıdan kıçları üzerine sürünerek girdiler ve “kılın içinde bir tâne” dediler.”

Müslim, Tefsir 1, (3015); Buhârî, Enbiya 28, Tefsir, Sure 2, 5, 4, 7; Tirmizi, Tefsir Bakara (2959).

===>448- Âmir İbnu Rebi’a (radıyallahu anh) anlatıyor: “Biz karanlık bir gecede Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ile birlikte bir seferde idik. Kıble istikametini bilemedik. Herkes kendi istikametine yönelerek namazını kıldı. Sabah olunca durumu Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a açtık. Bunun üzerine şu âyet indi. “…Nereye yönelirseniz Allah’ın yönü orasıdır (Bakara, 115).”

Tirmizi, Tefsir, Bakara (2960), Salat 354, (345).

===>449- Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: Ömer İbnu’l-Hattâb (radıyallahu anh) Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)’e hitab ederek: “Ey Allah’ın Resûlü (tavaftan sonra kılınan iki rek’atı) Makam’ın gerisinde kılsak (daha iyi olmaz mı?)” diye bir temennide bulunmuştu, hemen şu âyet nâzil oldu: “İbrahim’in makamını namazgâh yapın…” (Bakara, 125).

Buhârî, Tefsir, Bakara 9. Ahzab 8; Müslim, Fezâilu’s Sahabe 2, (2339); Tirmizi, Tefsir, Bakara (2963).

===>450- el-Berâ İbnu’l-Âzib (radıyallahu anh) buyurdular ki: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Medine’ye gelince, önce Ensar’dan olan ecdâdının -veya dayılarının- yanına indi: O zaman namazlarını onaltı veya onyedi ay boyunca Beytu’l-Makdîs’e doğru kıldı. Ancak kıblenin Kâbe’ye doğru olmasını arzuluyordu. (Kâbe’ye doğru) kıldığı ilk namaz da ikindi namazı idi. Bu namazı Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’la birlikte ashabtan bir grup kimse kılmıştı. Bu namazı kılanlardan biri, oradan ayrılınca bir mescide rastladı. Cemaati namaz kılıyordu ve tam rükû halinde idiler. Adam onlara: “Şehâdet ederim ki Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)’le Kâbe’ye doğru namaz kıldık” dedi. Cemaat oldukları yerde Kâbe’ye yöneldiler. Müslümanların Beytu’l-Makdis’e doğru namaz kılmaları Yahudiler’i memnun ediyordu. Yüzler Kâbe’ye doğru yönelince Yahudiler bundan hiç memnun kalmadılar. Arkadan hemen şu mealdeki ayet nâzil oldu: “Yüzünü göğe çevirip durduğunu görüyoruz…” (Bakara, 144). Beyinsiz Yahudiler dedikoduya başladılar: “Uyageldikleri kıbleyi niye değiştirdiler? De ki: “Doğu da batı da Allah’ındır. Allah dilediğini doğru yola hidâyet eder” (Bakara, 144).

Buhârî, İman 30, Tefsir, Bakara 12, 18, Salat 31; Müslim, Mesâcid 11, (525); Tirmizi, Bakara (2966), Salat 252, 339; Nesai, Kıble 1 (2, 60) Salat 22, (1, 242).
Kütüb-i Sitte Hadis-i Şerif ( 451-460 )???

===>451- Müslim ve Ebu Dâvud’un Enes’ (radıyallahu anh)’ten rivayet ettikleri bir diğer hadis şöyledir: “Onlar Beytu’l-Makdis’e doğru yönelmiş halde, sabah namazının rükûunda iken, Benî Seleme’den bir adam kendilerine uğradı ve: “Kıble istikameti Kâbe’ye çevrildi” dedi. Bu sözünü iki kere tekrar ettil. Cemaat rükûda iken Kâbe’ye yöneldiler.”

Müslim, Mesâcid 15, (527); Ebu Davud, Salat 206, (1045).

===>452- İbnu Abbâs (radıyallahu anh) anlatıyor: “Âyet-i kerimenin emriyle Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) kıbleyi Kâbe’ye yöneltince Müslümanlar sordular: “Ey Allah’ın Resûlü, Beytü’l-Makdis’e yönelerek namaz kılmış ve şimdi ölmüş olan kardeşlerimizin namazları ne olacak?” Bunun üzerine Cenâb-ı Hakk şu ayeti indirdi: “Senin yöneldiğin istikameti, peygambere uyanları, cayanlardan ayırd etmek için kıble yaptık. Doğrusu Allah’ın yola koyduğu kimselerden başkasına bu ağır bir şeydir. Allah imanlarınızı (ibâdetlerinizi) boşa çıkaracak değildir” (Bakara, 143).

Ebu Davud, Salat 16 (4680); Tirmizi, Tefsir, Bakara (2968).

===>453- Ebu Said (radıyallahu anh) anlatıyor: “Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “(Kıyâmet günü) Hz. Nuh (aleyhisselam) ve ümmeti gelir. Cenab-ı Hakk ona:

-“Tebliğ ettin, dinimi duyurdun mu? diye sorar. Nuh (aleyhisselam):

-“Evet, ey Rabbim” diye cevap verir. Rabb Teâla bu sefer ümmetine sorar:

-“Nuh (aleyhissalâtu vesselâm) size tebliğ etmiş miydi?”

-“Hayır!” bize peygamber gelmedi” derler. Rabb Teâla Hz. Nuh (aleyhissalâtu vesselâm)’a yönelerek:

-“Söylediğin şey hususunda sana kim şahidlik edecek?” diye sorar. Nuh (aleyhisselâm):

-” Muhammed (aleyhissalâtu vesselâm) ve ümmeti!” der ve Muhammed (aleyhissalâtu vesselâm)’in ümmeti:

-“Nuh tebligatta bulundu” diye şehâdette bulunur. Bu duruma şu âyet işâret eder: “Biz böylece sizleri vasat bir ümmet kıldık, tâ ki insanlara karşı şâhidler olasınız” (Bakara, 143).

Buhâri, Tefsir, Bakara 13, Enbiya 3, İ’tisâm 19; Tirmizi, Tefsir Bakara (2965). İbnu Mâce, Zühd 34, (4284).

===>454- Tirmizi’nin rivayetinde şu ziyade vardır: “(…Nuh kavmi): “Bize ne bir korkutucu, ne de başka biri, hiç kimse gelmedi” derler.”

Tefsir 2965.

===>455- Urve İbnu’z-Zübeyr (radıyallahu anh) anlatıyor: “Hz. Aişe (radıyallahu anhâ)’ye şu (mealdeki) ayet hakkında sordum: “Şüphesiz ki Safâ ile Merve Allah’ın şeâirlerindendir. Kim Kâbe’yi hacceder veya umre yaparsa, bu ikisini de tavaf etmesinde bir beis yoktur.” (Bakara, 158). Dedim ki: “Kasem olsun (ayetten) Safâ ve Merve’yi tavaf etmeyenlere de bir günâh yoktur (manası çıkmaktadır).” Bana dedi ki: Ey kızkardeşimoğlu söylediğin ne kadar çirkin! Âyetin, senin te’vil ettiğin mânâda olması için, “onları tavaf etmeyene herhangi bir günah terettüp etmez” şeklinde olmalıydı. Halbuki âyet Ensar hakkında inmiştir. Bunlar Müslüman olmazdan önce, Müşellel’deki azgın Menât’a tapınıyorlar, ona telbiye getiriyorlardı. Menât’a telbiye getirenler, Safâ ile Merve arasında tavaf etmekten çekiniyorlardı. Bunun üzerine Cenab-ı Hakk: “Safâ ve Merve Allah’ın şeâirindendir…” âyetini indirdi.

Aişe (radıyallahu anhâ) şunu da söyledi: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Safa ile Merve arasında tavafta bulunmayı sünnet kıldı. Bunu terketmek kimseye câiz olmaz.”

Zühri der ki: Ebu Bekr İbnu Abdi’r-Rahmân’a bu hadisi haber verdim. Bana şunu söyledi: “Ben bu bilgiyi (hadisi) duymamıştım. Ben âlimlerden bazılarını dinledim şöyle diyorlardı: “Hz. Aişe’nin Menat için telbiye getirenlerden haber verdikleri dışında kalan halkın tamamı Safa ve Merve’yi tavaf ediyorlardı. Ne zaman ki Cenab-ı Hakk Kur’ân-ı Kerim’de tavafından bahsedip Safa ve Merve’den söz etmeyince: “Ey Allah’ın Resûlü! Biz Safa ve Merve’yi tavaf ediyorduk. Halbuki Cenâb-ı Hakk Kâbe’nin tavafını emrediyor, Safa ve Merve’den bahsetmiyor, Safa ve Merve’yi tavaf etmemizde bize bir mahzur var mı?” dediler. Bunun üzerine Cenâb-ı Hakk: “Safâ ve Merve Allah’ın şeâirindendir. Öyle ise kim Beytullah’a hac yapar veya umre ziyâretinde bulunursa Safâ ve Merve’yi de tavaf etmesinde bir günah yoktur” âyetini indirdi.

Ebu Bekr İbnu Abdirrahmân der ki: “Ben bu âyetin, (yukarda zikredilen) her iki grub hakkında da inmiş olduğunu görüyorum. Yani, hem câhiliye devrinde Safa ve Merve’yi tavaftan çekinenler hakkında inmiştir, hem de öncekileri tavaf ettikleri halde, İslâm’dan sonra

-Allah’ın Kâbe’yi tavaf etmeyi emretmiş olmasına rağmen Safa ve Merve’yi zikretmemiş olması sebebiyle- bunları tavaftan çekinenler hakkında inmiştir. Safa ve Merve’nin de (Kur’ân’da) zikri Kâbe’yi tavaf emrinden sonra gelmiştir.

Buhârî, Hacc 79, Umre 10, Tefsir, Bakara 21; Müslim, Hac 260-263 (1277); Ebu Davud, Menâsik 56, (3901); Tirmizi, Tefsir, Bakara (2969); Nesâî, Menâsik 168, (5, 238-239); Muvatta, Hacc 129, (1, 373).

===>456- Buhârî ve Müslim’den gelen bir rivayette şöyle denir: “Ancak, Müslüman olmazdan önce Ensar ve bunlarla birlikte Gassân, Menat için telbiyede bulunurlar, Safa ile Merve arasında tavaftan çekinirlerdi. Bu davranış onlara ecdad yâdigarı bir âdet idi. Menat için ihrama giren Safa ile Merve arasında tafaf yapmazdı. Müslüman olunca bu hususta Hz.

Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)’e sordular. Bunun üzerine Cenâb-ı Hakk “Safâ ve Merve Allah’ın şeâirindendir…” âyetini indirdi.

===>457- Mücâhid, İbnu Abbâs (radıyallahu anhüma)’tan rivayet ettiğine göre şunu anlatmıştır: “Beni İsrail’de kısas vardı, fakat diyet yoktu. Cenâb-ı Hakk Muhammed ümmetine şöyle buyurdu: “Öldürülenler hususunda size kısas farz kılınmıştır. Hür hür ile, köle köle ile, kadın kadın ile kısas edilir. Öldüren, ölenin kardeşi tarafından affedilmişse, kendisine örfe uymak ve affedene güzellikle (diyet) ödemek gerekir” (bakara, 178). Buradaki “afv”dan maksad, âmden öldürmelerde kişinin diyet almayı kabul etmesidir. “Örfe uymak ve affedene güzellikle ödemek” e gelince, bundan maksad (mağdur tarafın) örfe uygun miktarda bir diyet istemesi, öbürünün de bunu güzellikle ödemesidir. Âyetin devamındaki: “Bu, Rabbinizden bir hafifletme ve birrahmettir” ibâresi de, “sizden öncekilere farz kılınanlarda olmayan bir hafifletme” demektir, (çünkü onlara diyet imkânı tanınmamıştı). Âyetin son kısmı olan “Bundan sonra tecavüzde bulunana elim azab vardır” ibaresinden diyet almayı kabul etmesine rağmen (kan dâvası güderek) kâtili öldüren kimse kastedilmektedir.”

Buhâri, Tefsir, Bakara 2, 23; Diyât 8; Nesâî, Kasâme 27, (8, 36, 37).

===>458- Atâ’nın anlattığına göre, İbnu Abbâs (radıyallahu anh) şu ayeti okurken dinlemiştir: “Oruca dayanamayanlar, bir düşkünü doyuracak kadar fidye verir” (Bakara, 184). İbnu Abbâs (radıyallahu anh) ayeti okuduktan sonra ilave etti: “Bu ayet, oruç tutmaya tahammül edemeyen yaşlı erkek ve yaşlı kadın hakkında mensûh değildir. Onlar da her bir günün orucu yerine bir fakir doyururlar.”

Buhârî, Tefsir, Bakara 25; Nesâî, Siyâm 63 (4, 190-191); Ebu Davud, Savm 3, (2318), Sıyam 2, (2316).

===>459- Ebu Dâvud merhumun bir rivayetinde şu ziyade var: “İbnu Abbas dedi ki: “Oruca dayanamayanlar, bir düşkünü doyuracak kadar fidye verir” (Bakara 184) ayeti şu demektir: “Onlardan kim orucuna mukabil bir fakiri doyuracak kadar fidye vermek isterse fidye verir ve böylece orucunu tutmuş sayılır.” Cenab-ı Hakk buyurmuştur: “Kim (vacib miktardan) daha fazla fidye verirse bu kendisi için daha hayırlı olur. Orucu (yiyip de fidye vermek yerine) bizzat tutmanız daha hayırlıdır” (Bakara 184). Sonra Cenab-ı Hakk şöyle buyurdu: “Sizden kim Ramazan ayına ulaşırsa orucu tutsun. Kim de hasta olur veya yolcu bulunursa yediği miktarda başka günlerde oruç tutar.”

Ebu Davud, Savm 2(2316).

===>460- Yine Ebu Dâvud’un bir başka rivayetinde şöyle denmektedir: “(Ramazan’da orucu yiyip, fidye ödemeye ruhsat veren âyet) hâmile ve emzikli kadınlar için sabittir, mensuh değildir.”

Nesâî’de rivayet şöyledir: “Orucu tutmaya dayanamayanlar orucu kendilerine (tahammül edilmez) bir meşakkat addedenler için bir yoksula yetecek kadar fidye gerekir. Ayetin “Kim de hayır düşünerek (bir fakire yetecek miktardan fazlasını) verirse” hükmü mensuh değildir, bu onun için daha hayırlıdır. (Fidye vermektense) oruç tutmanız daha hayırlıdır. Ayetteki ruhsat, oruca takat getiremeyen veya şifâsız hastalığa yakalananlar içindir.”

Nesâî, Sıyam 63, (4, 190-191).
Kütüb-i Sitte Hadis-i Şerif ( 461-470 )???

===>461- Selemetu’bnu’l-Ekva (radıyallahu anh) anlatıyor: “Oruca takat getiremeyenler, bir fakire yetecek kadar fidye vermesi gerekir” ayeti indiği zaman orucu yiyip fidye verenler vardı. Bu hâl müteakip ayetin inmesine kadar devam etti. Bu ayet öncekini neshetti. Yani asıl hüküm şudur: “Kim Ramazan ayında hazır bulunursa orucunu tutsun.”

Buhari, Tefsir, Bakara 2,26; Müslim, Sıyam 149 (1145); Ebu Davud, Savm 2 (2315); Tirmizi, Savm 75, (798); Nesâî, Sıyam 63, (4, 190).

===>462- İbnu Ömer (radıyallahu anhüma)’den, rivayete göre oruca gücü yetmeyenin fidye vermesi gereğini beyan eden ayeti “fidyetün taâmu mesâkine” şeklinde (yani fakirlerin yiyeceği kadar fidye) okudu ve bu âyetin mensûh olduğunu söyledi.”

Buhari, Tefsir, Bakara 2, 26.

===>463- Nu’mân İbnu Beşir (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Dua, ibadettir”, sonra şu ayeti okudu: “Rabbiniz: Bana dua edin ki size icâbet edeyim. Bana ibâdet etmeyi büyüklüklerine yediremeyenler varya, alçalmış ve hakir olarak cehenneme gireceklerdir” buyurmuşlardır” (Mü’min, 69).

Ebu Davud, Salat 358, (1479); Tirmizi, Tefsir 2, (2973, 3244), Daavât 2, (3369); İbnu Mâce, Duâ 1, (3828).

===>464- Rezin şu ilâve rivayeti kaydetti: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın Ashâbı (radıyallahu anhüm ecmain) sordular: Rabbimiz yakın mıdır, biz ona hafif sesle hitab edelim, uzaksa yüksek sesle taleblerimizi söyleyelim?” Bunun üzerine şu âyet indi: “Kullarım sana benden sorarlarsa, (söyle ki) ben yakınım. Dua edenin duasına, bana dua ettiği takdirde icâbet ederim” (Bakara, 186).

(Cami’u’l-Usûl’de bu rivayet öncekinin devamıdır).

===>465- Berâ İbnu Âzib (radıyallahu anh) anlatıyor: “Ramazan orucu farz kılındığı vakit, Müslümanlar ay boyu kadınlara temas etmezlerdi. Bazı kimseler bu meselede nefislerine itimad edemiyorlardı. Bunun üzerine şu mealdeki ayet nazil oldu: “…Allah nefsinize güvenmiyeceğinizi biliyordu. Bu sebeple tevbenizi kabul edip sizi affetti.” (Bakara, 187).

Buhari, Tefsir, Bakara 2, 27.

===>466- Buhârî, Ebu Dâvud ve Tirmizi’nin bir rivayetinde de şöyle gelmiştir: “Ashâb-ı Muhammed (aleyhissalâtu vesselâm)’in (başlangıçta) durumu şöyleydi: Bir kimse oruçlu iken, iftar vakti gelince, iftarını açmadan uyuyacak olsa, artık o gece yemediği gibi ertesi günü de yiyemez, o günün akşamına kadar beklerdi. Kays İbnu Sırma el-Ensâri (radıyallahu anh) oruçlu olduğu bir günde iftar vakti girince hanımına gelerek yiyecek birşey olup olmadığını sordu. Kadın: “Hayır, yok!” ancak bekle, sana yiyecek arıyayım” dedi. Kays, gün boyu çalışan birisiydi, beklerken uyuyakaldı. Hanımı gelince baktı ki uyuyor: “Eyvah mahrum kaldın, yiyemiyeceksin” diye eseflendi. Ertesi gün, öğleye doğru Kays (radıyallahu anh) açlıktan baygın düştü. Durumu Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a anlattılar. Bunun üzerine şu ayet nazil oldu: “Oruç tuttuğunuz günlerin gecesi kadınlarınıza yaklaşmanız size helal kılındı…” (Bakara, 187). Buna Müslümanlar fevkâlede sevindiler. Arkadan, “Tanyerinde beyaz iplik, siyah iplikten sizce ayırd edilinceye kadar yiyin, için.” Ravi der ki: “Bu ayet, Kays İbnu Amr hakkında nazil olmuştur.”

Buhari, Savm 15; Tirmizi, Tefsir 2, (2972); Ebu Davud, Savm 1, (2314); Nesâî, Sıyam 29, (4, 147-148).

===>467- Sehl İbnu Sa’d (radıyallahu anh) anlatıyore: “Beyaz iplik siyah iplikten, sizce ayrılıncaya kadar yiyin için” ayeti indiği zaman “tan yerinde” kelimeleri henüz nazil olmamıştı. Bir kısım insanlar oruç tutacakları zaman ayaklarına siyah ve beyaz (iplik) bağlar, bunlar görülünceye kadar yiyip içmeye devam ederlerdi. Bunun üzerine Cenâb-ı Hakk: “Tan yerinde” kelimelerini inzal buyurdu. O zaman herkes anladı ki burada beyaz ve siyah ipliklerden maksad gündüz ve gece imiş.”

Buhârî, Savm 16, Tefsir, Bakara 2, 28; Müslim, Sıyam 35, (1091).

===>468- Beş kitapta da gelen bir başka rivayet şöyle: “Adiy İbnu Hatim (radıyallahu anh) biri siyah, biri beyaz iki köstek bağı aldı. Bir gece bunlara baktı fakat biri diğerinden ayrılmıyordu. Sabah olunca durumu Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a şöyle bildirdi: “Yastığımın altına biri siyah biri beyaz iki iplik koydum.” Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ona takıldı: “Beyaz iplikle siyah iplik senin yastığının altında iseler yastığın çok geniş olmalı.”

Buhârî, Tefsir, Bakara 2, 28, Savm 16; Müslim, Sıyam 33, (1090); Ebu Davud, Savm 17, (2349); Tirmizi, Tefsir, 2 (2974-2975); Nesâî, Sıyam 29, (4, 148).

===>469- Adiy’in bir başka rivayeti şöyledir: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a: “Ey Allah’ın Resûlü! Ayette geçen “beyaz ipliğin siyah iplikten ayrılması”nedir, bunlar iki iplik değil mi?” diye sordum da bana: “İki ipliğe baktı isen sen gerçekten kalın enselisin” dedi ve şu açıklamayı yaptı: “Hayır iki iplik değil, onun biri gecenin karanlığı, diğeri de gündüzün beyazlığıdır.”

Buhârî, Tefsir, Bakara 2, 28.

===>470- Berâ (radıyallahu anh) anlatıyor: “Ensar hac yapıp da döndükleri zaman evlerine kapılarından girmezlerdi. Onlardan biri hac dönüşü kapıdan evine girdi. Fakat hemşehrileri onu bu davranışı sebebiyle kınadılar. Bunun üzerine şu âyet nazil oldu: “İyilik, evlere arkasından girmeniz değildir. Kötülükten sakınan kimse (nin ameli) iyidir. Evlere kapılarından girin” (Bakara, 189).

Buhârî, Tefsir, Bakara 2, 29, Umre 18; Müslim, Tefsir, Nisâ, (3026).


Haramla ilgili hadisler

1- “Şüphe yok ki ALLAH, Ademoğluna zinadan payını yazdı (yani onun kendi iradesini kullanarak işleyeceği zina türünü levh-i mahfuz’da belirtti, diğer bir yoruma göre şehvet sevgisini onun fıtratına yerleştirdi). Artık Ademoğlu yazılan payına kesinlikle ulaşır. Gözlerin zinası (şehvetle) bakmak, dilin zinası (haramı) konuşmaktır. Nefis de (zinayı) temenni edip şehvetlenir ve nihayet ilgili organ bunların ortak isteklerini yerine getirmek suretiyle onları tasdik eder ve arzularını gerçekleştirmekten imtina etmekle onları tekzib eder.”10 buyurur.

2- Ashabdan Cerir bin Abdullah el-Becelî (r.a)’den: Şöyle demiştir: “Ben Rasûlüllah (s.a.v)’e (harama) ani bakışın hükmünü sordum. O, bana, gözümü başka yöne çevirmemi emretti”.11

3- “Ey Ali! Harama (tesadüfen) bakışın ardından (kasıtlı) olarak tekrar bakma; çünkü, şüphesiz (tesadüfen olan) birincisi sana (muaf)tır ve (kasıtlı olan) sonuncusu sana muaf değildir”.12

4- Hz. Âişe (r.a) “ALLAH ilk muhacir kadınlara rahmet eyleye! ALLAH “Mü’min kadınlar başörtülerini yakalarının üzerine salsınlar!” ayetini indirince onlar eteklerinden (bir rivayette en kalın olanı) kesip onunla başlarını örttüler.” der.13

5- Hz. Âişe (r.a) bir gün ensar kadınlarından sitayişle bahsederken buna benzer bir ifade ile başörtüsü emrine nasıl uyduklarını anlatır.14

6- Hz. Âişe (r.a) şöyle demiştir: “Ebû Bekr (r.a)’ın kızı Esmâ (ki Âişe validemizin ablasıdır) ince bir elbise ile örtülü olarak Rasûlüllah (s.a.v’in) huzuruna girdi. Rasûlüllah (s.a.v) ondan yüzünü çevirdi ve kendi mübarek yüzünü ve ellerini işaret ederek; “Ey Esmâ! Kadın erginlik çağına ulaşınca vücudunun şurası ve burası dışında kalan yerlerinin görülmesi (gösterilmesi) caiz değildir.” buyurdu.15

7- Yine Hz. Âişe (r.a)’den: Şöyle demiştir: “Rasûlüllah (s.a.v) bileklerinin dört parmak yukarısını işaret ederek “ALLAH’a ve ahiret gününe inanan bir kadın ergenlik çağına varınca yüzü ve şuraya kadar elleri dışında herhangi bir yerini açması helâl değildir!” buyurdu.16

8- Ebû Hureyre (r.a)’den: Şöyle demiştir: “Rasûlüllah (s.a.v) “Ateş ehlinden olup, görmediğim iki sınıf insan var: (Birisi) yanlarında bulunan sığır kuyruklarına benzer kamçılarla insanları döğen (işkence yapan) bir kavimdir. (Diğeri) giyinik, çıplak birtakım kadınlardır...”17 buyurdu
Peygamberimizin Fazileti hakkında Hadisler


Hz. Huzeyfe radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "İnsanlara karşı üç şeyle faziletli (üstün) kılındık:
- Saflarımız meleklerin safları düzeninde kılındı.
- Arzın tamamı bize mescid kılındı.
- Toprak bize, su bulamadığımız zaman, tahûr (temiz ve temizleyici) kılındı."
Müslim, Mesâcid 4, (522).


Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
"Her peygambere mutlaka insanların inanmakta olageldikleri şeyler cinsinden bir mucize verilmiştir. ama bana verilen (mucize) ise vahiydir ve bunu bana Allah vahyetmiştir. Bu sebeple Kıyamet günü, diğer peygamberlere nazaran etbâı en çok olan peygamberin ben olacağımı ümid ediyorum."
Buhari, Fezâilu'l-Kur'ân 1, İ'tisam 1; Müslim, İman 239, (152).

Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Ademoğlu nesillerinin en temizinden süzüle süzüle gelerek içinde bulunduğum nesilde ortaya çıktım."
Buhari, Menakıb 23.

Yine Hz. Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
"Benimle benden önceki diğer peygamberlerin misali, şu adamın misali gibidir: Adam mükemmel ve güzel bir ev yapmıştır, sadece köşelerinin birinde bir kerpiç yeri boş kalmıştır. Halk evi hayran hayran dolaşmaya başlar ve (o eksikliği görüp): "Bu eksik kerpiç konulmayacak mı?" der. İşte ben bu kerpiçim, ben peygamberlerin sonuncusuyum."
Buhari, Menakıb 18; Müslim, Fedail 21, (2286).
Bayram Hakkındaki Hadisler

* Abdullah İbnu Amr İbnu'l-Âs (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): "Kurban gününü bayram olarak kutlamakla emrolundum. Onu bu ümmet için Allah bayram kılmıştır" buyurmuştu. Bir adam kendisine: "Ey Allah'ın Resûlü! Ben iâreten verilmiş bir hayvandan başka bir şeye sahip değilsem, onu kesebilir miyim?" diye sordu. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): "Hayır, dedi, ancak saçını, tırnaklarını kısaltır, bıyıklarından alır, etek traşını olursun. Bu da sana Allah indinde bir kurban yerine geçer."

* Nübeyşe (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Biz sizleri, kurbanların etinden üç günden fazla yemenizi, birçoğunuza kurban eti ulaşsın diye yasaklamıştık. Şimdi, Allah Teâla bolluk verdi. Artık yiyin, biriktirin ve ücret isteyin. Haberiniz olsun, bu bayram günleri yemek, içmek ve zikir günleridir."

* İbnu Abbâs (radıyaIlahu anhüma) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) bayram günü - çıkıp iki rek'at namaz kıldırdı. Ne bunlardan önce ne de bunlardan sonra başka namaz kıldırdı.''

* Hz. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Şu gününüzde iki bayram bir araya geldi. Dileyene (bayram ) cum'a için de yeterlidir. Biz her ikisini birleştiriyoruz."

* Ebu Ubeyd Sa'id İbnu Ubeyd'in anlattığına göre, Hz. Ömer (radıyallahu anh) ile bir bayramda beraber olmuştur. Hz. Ömer önce namaz kıldırmış, sonra hutbe okuyup halka şöyle hitab etmiştir: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) sizleri bu iki bayram gününde oruç tutmaktan men etti. Bu iki bayramdan biri oruç tuttuğunuz aydaki ramazan bayramınızdır. Diğeri de kurbanlarınızdan yediğiniz günün bayramıdır!''

* Ubeydullah İbnu's-Sebbak rahimehullah'tan gelen bir rivayette, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm cumalardan birinde şöyle buyurmuştur: "Ey müslümanlar! Bu öyle bir gündür ki, Allah Teâla Hazretleri onu (sizlere) bayram kılmıştır, öyleyse yıkanın. Kimin yanında bir tiyb (sürünme maddesi) varsa ondan sürünmesinde bir zarar yoktur. Size misvakı da tavsiye ediyorum."

* Hz. Aişe radıyallahu anha anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, benim yanımda iki cariye, Buas (savaşı ile ilgili hamâsi) türküler söylerken çıkageldi. Gidip yatağın üzerine (yan üstü uzandı ve yüzünü de (aksi istikamete) çevirdi. Derken (babam) Hz. Ebu Bekr radıyallahu anh girdi. Derhal beni azarladı ve: "Resûlullah'ın hane-i saadetlerinde şeytan çalgısı ha!" dedi. Bunun üzerine Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, ona yönelip. "Bırak onları (söylesinler!)" buyurdu. (Onlar sohbete dalıp, bizden) dikkatlerini çekince, ben cariyelere göz işareti yaptım, kalkıp gittiler." Hz. Aişe devamla der ki: "Bir bayram günüydü. Siyahiler, mescidde kılınç-kalkan oyunu oynuyorlardı. Ben mi Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'dan taleb etmiştim (bilemiyorum), yoksa o (kendiliğinden) mi "Seyretmek ester misin?" buyurdular. Ben: "Tabii!" dedim. Kalktı, beni geri tarafına aldı, yanağım yanağının üstünde olduğu halde durduk. "Ey Erfideoğulları göreyim sizi (oynayın)!" diyordu. Ben usanınca(ya kadar böyle devam ettik. Usandığımı farkedince): "Yeter mi?" buyurdular. Ben: "Evet!" dedim. "Öyleyse git!" dediler."

* Hakîm İbnu Ebî Hürre el-Eslemi'nin anlattığına göre, "İbnu Ömer radıyallahu anhümâ'nın -önceden belirttiği bir günde oruç tutmaya nezreden bir kimsenin, nezrettiği o günü, Kurban veya Ramazan bayramlarına rastladığı taktirde, nezrini yerine getirip getirmeyeceği hususunda- şöyle dediğini işitmiştir: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'da sizin için güzel örnek vardır. O, ne Kurban ne de Ramazan bayramlarında oruç tutmamıştır. Üstelik o günlerde oruç tutmayı uygun da görmemiştir:" Soru sahibi sorusunu tekrar edince İbnu Ömer: "Resülullah aleyhissalâtu vesselâm nezre uymayı emretmiştir, iki bayram gününde oruç tutmayı da nehyetmiştir" demiştir. Soru sahibi sorusunu yine tekrar edince eski cevabına ilavede bulunmamıştır."

* Sa'd el-Karaz radıyallahu anh anlatıyor: "Resulullah aleyhissalatu vesselam bayram namazlarına giderken Sa'id İbnu Ebi'l-As'ın mahallesinden geçer, sonra çadırların bulunduğu yerden geçer, namaz dönüşünü başka bir yoldan yapar, Beni Zürayh'ten Ammar İbnu Yasir'in evine, oradan Ebu Hureyre'nin mahallesine, oradan Balat'a geçerek (evine gelirdi)."

* İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resulullah aleyhissalatu vesselam ashabına fıtır sadakasından yedirmedikçe Ramazan bayramı günü bayram namazına çıkmazdı
Elfu Elfi Salatin ve Elfu Elfi Selamin Aleyke, ya Resulallah

Salavat, Peygambere bağlılığın, muhabbetin ve teslimiyetin bir ikrarıdır. Bunun devamı gelmelidir. Ayet-i Kerime ve Hadis-i Şeriflerden anlaşıldığına göre Peygamberimize Salavat-ı Şerife getirmenin bir çok faydası vardır. Salavat getirmenin faziletlerini şöyle sıralayabiliriz.

1-"Allah ve melekleri, Peygamber'e çok salavat getirirler. Ey müminler! Siz de ona salavat getirin ve tam bir teslimiyetle selam verin. Allah ve Resulünü incitenlere Allah, dünyada ve ahirette lanet etmiş ve onlar için horlayıcı bir azap hazırlamıştır. " Ahzab suresi, 56-57.

Bu ayeti kerimeye göre Allah'ın emrine itaattir.

2-Salavat, günahların affına vesiledir.

3-Peygamberimiz(s.a.v)'e yakın olmanın en güzel ve en kolay yoludur.

4-Peygamberimiz de kendisine salavat getirene mukabelede bulunur.

5-Her salavat getirenin ismi Peygamberimize arz edilir.

6-Salavat okuyan kimse, Allah ve Resulünün muhabbetini diğer muhabbetlere tercih eder. Onun ahlakı ile ahlaklanmada seviye alır, kötü ahlaktan kurtulur, fazilete erer.

7-Allah'ın rahmetinin üzerine inmesine vesile olur.

8-Salavat, unutulan bir sözün hatırlanmasına vesile olur.

9-Salavat, duanın kabulüne vesiledir.

10-Yine salavat, kıyametin o zor günde, arşın gölgesinde gölgelenmeye vesiledir.

Nitekim bir hadis-i şerifte şöyle buyurulur: Kıyamet gününde üç kişi, Allah'ın arşının gölgesinde gölgelenir:

1-Üzüntülü kişinin sıkıntısını teselli eden kişi,
2-Benim sünnetimi ihya eden kimse,
3-Benim üzerime çok çok salavat eden kimse,

Allah Resulü(s.a.v.) buyuruyor: ""Dua ile sema arasında bir engel vardır.Üzerime salavat getirilince engel açılır, DUA YERİNE ULAŞIR."

""Üzerime bir günde bin defa salavat getiren kimseye cennetteki makamı gösterilmedikçe ölmez."

""Bana en yakın olanlar, üzerime en çok salavat getirenler olacaktır."

""Her kim, farz namazını kıldıktan sonra bana on defa salevat okursa, Allah Teala, onun namazını kabul buyurur. Onun bu namazını Adem'e secde eden meleklerden daha üstün meleklerin makamı olan İlliyyine ulaştırır.O makamdan bir melek şöyle seslenir: -Artık dileğin neyse dile, her dileğin yerine getirilecektir."

"Vefatımdan sonra sizden kim bana selam gönderirse Cebrail(a.s.) gelir ve bana şöyle der: -Ya Muhammed! Ümmetimden falan kimsenin sana selamı var.Bana karşılık ben şöyle selam alırım: -Benden de ona selam olsun.Ayrıca onun için Allah'tan rahmet ve bereket diliyorum."

""Kim altından kalkamayacağı güç bir işle karşı karşıya gelirse, üzerime çok çok salavatı şerife getirsin.Çünkü Allahü Teala, üzerime getirilen salavat-ı şerife sebebi ile onun sıkıntılarını, kederlerini giderir, rızkını çoğaltır, Allah'ın yardımı ile muradına nail olur."

""Kıyamet gününde, katımda insanların en değerlisi, bana en çok salatü selam getirenlerdir."

Allah Resulü(s.a.v.) buyuruyor: ""İsmimi duyunca salavat getirmeyen insanların en cimrisidir."

"Adımı duyunca salavat getirmeyen, insanların en acizidir."

"Üzerime salavat getirmeden dağılan bir topluluk pişman olacaklardır."

"Adımı duyunca salavat getirmeyen, insanların en acizidir."

"Üzerime salavat getirmeden dağılan bir topluluk pişman olacaklardır."

"Adımı duyunca salavat getirmeyen, yüzü koyun sürünsün."

"Üç kişi yüzümü göremeyecektir.Ana babasına isyan eden, sünnetimi terk eden, üzerime salavat getirmeyen."

"Adımı işitip te salavat getirmeyen, sonu mutsuz kimsesizdir."

"Cuma günü ve geceleri üzerime yüz defa salavat getirenin Allah Teala otuzu dünyaya, yetmişi ahirete ait olmak üzere yüz hacetini kabul eder."

"Sırat üzerinde kalmış hurma yaprağı gibi tirtir titreyen bir adam gördüm. O anda üzerime getirdiği salavat-ı şerife gelip bu durumdan onu kurtardı."

"Meclislerinizi salavat ile süsleyiniz."

"Cuma günü üzerime seksen defa salavat getirenin seksen senelik günahı affolunur."

"Karşılaşan iki mü'min salavat getirerek musafaha ederlerse, geçmiş ve gelecek günahları bağışlanır."

"Üzerime yüz defa salavat getirene, Allah(c.c.) bin defa rahmet nazarı ile bakar.İştiyakla daha fazla getiren için kıyamet gününde şefaat ve şahitlik ederim."

"Üzerime salavat getirirseniz, Allah ta sizin üzerinize salavat getirir."

"Cuma günü kim bana seksen kere salat getirirse seksen yıllık günahı bağışlanır.Kim de günde beş yüz defa bana salavat getirirse asla kimseye muhtaç olmaz."

"Muhammed isminin anıldığı yerde, işten kimse hemen kendine gelip baş parmağı ile yanındaki parmağını gözlerine sürüp üzerinde gezdirirse, artık o kimse hiç göz ağrısı görmez, onun gözlerine zarar gelmez."

"Eğer kalplerin öldüğü gün kalbinin ölmesini istemiyorsan, bir günde on defa şu ilahi isimleri oku: "Ya Hayyu ya Kayyum" Sonra hiç yorulmadan bana her gün salavat getir."

Hazreti Aişe(r.anha) validemiz şöyle buyuruyorlar: "-Bir hacet gidermenin anahtarı, hacet arz etmeden önce sunulan hediyedir." Sözlerine devam ederek: "Allah'a hamd ü senada bulunarak O'nun rızasını almış oluruz. Efendimiz(s.a.v)'e salat ve selamda bulunursak o hacetin gerçekleşmesinde, Allah katında bizlere şefaat ve yardımını sağlamış oluruz.

Zira Hakk Teala Kitabı'nda şöyle buyururyor: "Allah'a yaklaşmak için vesileler arayın." Salavat getirmenin fazileti hakkında İmam-ı Şarani Hazretleri şöyle buyuruyorlar: "-Büyük veli Aliyyül Havass'ın şöyle konuştuğunu duymuştum": "Allah'tan bir şey isteyeceğiniz zaman,Allah Resulü(s.a.v.)'in adıyla o şeyi isteyiniz ve şöyle dua ediniz": "Ey Allah'ım! Sevgili Peygamber'in Muhammed Mustafa(s.a.v.) hürmetine senden şunu isterim." Şeklinde dileğinizi arz ediniz. Çünkü Allah'ın bir meleği vardır ki, bu isteğinizi anında Efendimiz (s.a.v.)'e bildirir ve O'na: "Filanca kişi, şu haceti için senin Allah katında aracı olmanı istemektedir." der. Hazreti Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in dua ve istekleri Allah Teala tarafından geri çevrilmez."

Peygamber (s.a.v.)'e salat getirmek, aynı zamanda cennette onunla buluşup sohbet etmeyi sağlar. Şeytan çok ibadetlere el uzatır, lakin salavatı şerifeye el uzatamaz. Çünkü Ruhaniyet-i Peygamberi, salavat-ı şerife getirilen yerde bulunur. Hazreti Peygamber'in feyz ve ruhaniyetinden istifade etmek için mübarek salavat-ı şerifeler iştiyakla çokça okunmalıdır.Emeği az,derecesi çok yücedir. Dileği olan bir kimse ihlaslı kalp ile Resulü Ekrem(s.a.v.)'in üzerine 1000 defa salat ü selam getirirse, Allah onun dileğini yerine getirir.

Feyz Nisan 2008,Sayı: 202

Salavat, Peygambere bağlılığın, muhabbetin ve teslimiyetin bir ikrarıdır. Bunun devamı gelmelidir.
Allah râzı olsun!
Esselâtû vesselâmu aleyke Ya Rasulallah
Esselâtû vesselâmu aleyke Ya Habiballah
Esselâtû vesselâmu aleyke Ya Seyyide evvelin vel ahîrin

Elfu elfi salatin ve elfu elfi selamin Aleyke Ya Resulullah
Elfu elfi salatin ve elfu elfi selamin Aleyke Ya Resulullah
Elfu elfi salatin ve elfu elfi selamin Aleyke Ya Resulullah

Elfu elfi salatin ve elfu elfi selamin Aleyke Ya Habiballah
Elfu elfi salatin ve elfu elfi selamin Aleyke Ya Habiballah
Elfu elfi salatin ve elfu elfi selamin Aleyke Ya Habiballah

Elfu elfi salatin ve elfu elfi selamin Aleyke Ya Eminevahyillah
Elfu elfi salatin ve elfu elfi selamin Aleyke Ya Eminevahyillah
Elfu elfi salatin ve elfu elfi selamin Aleyke Ya Eminevahyillah

Rabbim Şefaatine cümlemizi nail eylesin...

Salavat, Peygambere bağlılığın, muhabbetin ve teslimiyetin bir ikrarıdır. Bunun devamı gelmelidir.
Allah râzı olsun!
Esselâtû vesselâmu aleyke Ya Rasulallah
Esselâtû vesselâmu aleyke Ya Habiballah
Esselâtû vesselâmu aleyke Ya Seyyide evvelin vel ahîrin
Peygamberimizin Hadis-i Şerifleri Bölüm3

CUMA GÜNÜ İLE İLGİLİ HADİS-İ ŞERİFLER

Melekler Cuma günü câmi kapılarında, yanlarında defter olduğu halde oturur ve gelenleri birinci, ikinci, üçüncü... diye yazarlar; hatip hutbeye çıkınca defteri kapatırlar. (C.1,S.100/9)

Dört kişinin defteri yeniden başlar: Hasta, iyileştiğinde; müşrik, Müslüman olduğunda; mağfiret ümit eden kimse, Cuma’dan döndüğünde; hacı, hacdan döndüğünde...(C.1,S.69/10)

Dört gün var ki, gecesi gündüzü gibi, gündüzü de gecesi gibidir. Allah o günlerde yemin verenin isteğini geri çevirmez, insanları mağfiret eder ve onlar bu günlerde bol ihsana nâil olurlar. Bunlar: Kadir gecesi ve sabahı; Kurban arefesi ve sabahı; Berat gecesi ve sabahı; Cuma gecesi ve sabahıdır. (C.1,S.69/9)

Kıyâmet yaklaştığında zamanın akışı hızlanır; sene, ay gibi; ay, hafta gibi olur. Cuma’dan Cuma’ya olan vakit de, hurma dalının yaprakları ile birlikte ateşte yanması gibi kısalır. (C.1,S.33/9)

Her Cuma gecesi Âdemoğullarının ameli Allah’a arz olunur. Bunlardan akrabası ile alâkayı kesenin ameli kabul olunmaz. (C.1,S.115/6)

Cuma günü duâların kabul olunduğu vakti, ikindi namazı ile, güneşin batması arasında arayın. O vakit, bu kadar (yani elini kapayıp açıncaya kadar)dır. (C.1,S.6/12)

Cuma günü olduğunda, sizden biri başını yıkar, gusül eder, mescide erkenden gider, minbere yakın oturup hutbeyi dinler ve sükût ederse, o kimsenin attığı her adım için kendisine bir senelik oruç ve bir senelik namaz sevabı verilir. (C.1,S.61/6)

Cuma günü gusül ediniz; kim böyle yaparsa, bir haftalık günahlarına kefaret olur. Üç gün de fazlası vardır. (C.1,S.75/5)

Kıyâmet günü her merhalede bana en yakın olanınız, dünyada bana en çok salât ü selâm getireninizdir. Kim Cuma günü ve gecesi bana salât ü selâm getirirse, Cenâb-ı Hak, onu, yetmişi âhiret, otuzu dünya ihtiyaçlarından olmak üzere, yüz hâcetini giderir. Sonra Allah bir melek vazifelendirir; size nasıl hediyeler gelirse, o melek de kabrime gelir, bana salevat getirenin -adını, nesebini kabilesine kadar- haber verir; Ben de beyaz bir deftere yazarım. (C.1,S.116/9)

Kaynak : RAMUZ’UL EHADİS İSİMLİ HADİS KİTABI‘NDAN ALINMIŞTIR.

Unutulan Sünnetler

Müsafeha etmek(iki mümin karşılaştıkları zaman toka yaparak salavat okumaları)

Kıymetsiz yerlere girerken sol ayakla girilip, sağ ayakla çıkılması
(dalgınlık hali başka)
Mübah olan yerlere sağ ayakla girilip sağ ayakla çıkılması(oda,taksi,dükkanv.s. )

Namazları başı açık kılmamak

Abdestte ayakları üç defa yıkamak

Yolculukta arkadaşlarından birini reis seçmek

Ölen kimsenin kılmadığı namazlar için iskatın yapılması için vasiyet etmesi

İstişare etmek

Sakal ve bıyık bırakmak

Çevreyi temizlemek

Çıplak ayakla namaz kılmamak

Abdest aldıktan sonra kıbleye dönüp su içmek

Suyu üç yudumda oturarak içmek

Kabristandan geçerken selam vermek ve onbir İhlas okumak

Ölüye definden sonra telkin vermek

İslam nikahı kıymak

Tırnak kesmeye şehadet parmağından başlamak

Tırnağını Cuma günü kesmek

Yatarken sağ tarafına yatmak

Abdestli yatmak

Yemeğe tuz ile başlamak

Ayakkabıyı giymeden önce ters çevirmek

Öşür vermek(farz)

Yemeğe düşen sineğin üzerine bastırmak(bir kanadında zehir diğer kanadında panzehir)

Hergün ölümü düşünmek

Gözlere sürme çekmek yatarken

Salavat okumak

Hergün tevbe etmek

Kabirleri ziyaret etmek

Güneş doğduktan yaklaşık 45 dakika sonra bir miktar uyumak

Yolda başı öne eğik yürümek

Biri seslendiğinde seslenene doğru bütün vücudu ile dönmek

Abdest aldığında ve mescide girdiğinde namaz kılmak

Misvak kullanmak

Cuma günü gusul abdesti almak

Güzel koku sürünmek

Mahrem yerleri traş etmek(En fazla15-40 günü geçmemek)

Oturarak küçük abdest bozmak(Ayakta bozmak tahrimen mekruhtur)

Abdest bozarken kıbleye dönmemek

Yemek yerken düşen lokmayı alıp yemek

Yemeği tek bir kaptan yemek

Yemekte sağ ayağı dikip sol ayak üzerinde oturmak(Askerde avcı oturuşu)

Yemekte güzel şeylerden bahsetmek(Yemekte konuşulmaz lafını aslı yoktur)

Buğday ekmeğine arpa unu karıştırmak

Günde iki öğün yemek

Cevizi peynirle yemek(Şifadır)

Başka bir şehire gittiğinde lik önce soğan yemek

Ölüm halinde su içirmek

Ceneza namazı için tesbih çekmeyi TERKETMEMEK

Ceneza namazından sonra ayakta dua yapmamak

Kabr üzerine su dökmek

Kabr balık sırtı yapmak

Cenaze evine yemek göndermek

Kabristana selam vermek(Essalamü aleyküm ya ehlel kubur)

Aksırınca,aksıran Elhamdülillah deyince duyanın Yerhamükellah( Bayanlar için Yerhamukilleh) denmesi

Namazda kıyamda iken rükuya eğilirken sol ayağı sağ ayağın yanına getirmek

Namazda sol ayak üzerine oturmak sağ ayağı dikmek

Gömleğin düğmelerini aşağıdan yukarı doğru iliklemek
Çözerken yukarıdan aşağı doğru çözmek

Üzümle ekmek yemek

"Unutulmuş bir sünnetimi meydana çıkarana 100 şehit sevabı vardır!"

Bir Hadis-i Şerif meali şöyledir: "Unutulmuş bir sünnetimi meydana çıkarana 100 şehit sevabı vardır!" Efendimiz (S.A.V.)'in unutulan sünnetlerinden bir kısmı:
-Hacamat yaptırmak (Kan aldırmak)
- Kuşluk, Evvabin, Teheccüd, Tehiyyet-ül-mescid, tesbih namazı kılmak,
-İstişare ve istihare yapmak,
- Aksırınca Elhamdülillah demek.
-Ödünç verirken iki şahit bulundurmak veya senet yazmak. Buna vacib diyen âlimler de olmuştur,
- Cuma günü gusletmek,
-Faydalı işe başlarken Besmele çekmek,
- Yatağa abdestli girmek,
-Ölüm veya kötü bir haber duyunca, (İnna lillah ve innâ ileyhi râci’ûn) demek.
-Müsafaha etmek
-Kıymetsiz yerlere girerken sol ayakla girilip, sağ ayakla çıkılması,
-Mübah olan yerlere sağ ayakla girilip sağ ayakla çıkılması (oda, taksi, dükkan v.s. )
-Namazları başı açık kılmamak (Erkekler için takke, sarık vs takılmalı)
-Yolculukta arkadaşlarından birini başkan seçmek,
-İstişare etmek,
-Sakal ve bıyık bırakmak,
-Sakalın dudaktan itibaren bir tutam olması,
-Yatmadan önce saçlara zeytinyağı sürmek,
-Abdest aldıktan sonra kıbleye dönüp su içmek , Kadir suresini okumak
-Suyu üç yudumda ve oturarak içmek ,
-Zemzem suyunu kıbleye dönük ayakta içmek,
-Kabeye dönerek başında besmele sonunda hamd ederek başı kapalı olarak içmek,
-Kabristandan geçerken selam vermek ve onbir İhlas okumak,
-Tırnak kesmeye şehadet parmağından başlamak,
-Tırnağını Cuma günü kesmek,
-Yatarken sağ tarafına yatmak,
-Yemeğe tuz ile başlamak,
-Sofrada sirke bulundurmak, Evde de sürekli sirke bulundurmak. Çünkü bir hadis-i şerifte sirke giren eve fakirlik girmez diyor.
-Ayakkabıyı giymeden önce ters çevirmek, (içine böcek vs girmişse çıkarılması için)
-Ezanın yüksekte okunması (mikrofon olmadığında),
-Sabah ve ikindi namazından sonra istiğfar okumak,
-Yemeğe konan sineği kovalamayıp üzerine bastırmak (bir kanadında zehir diğer kanadında panzehir olduğu için ),
-Her gün ölümü düşünmek,
-Gözlere yatarken sürme çekmek,(ismid taşından olan sürme olacak.),
-Salavat okumak (Ömründe bir defa okumak farz, İsmi duyunca vacip, her seferinde ismi duyulunca müstahap),
-Kabirleri ziyaret etmek,
-Yolda başı öne eğik yürümek,
-Biri seslendiğinde seslenene doğru bütün vücudu ile dönmek,
-Abdest aldığında ve mescide girdiğinde namaz kılmak,
-Güzel koku sürünmek
-Mahrem yerleri traş etmek (En fazla 15-40 günü geçmemek),
-Oturarak küçük abdest bozmak (Ayakta bozmak tahrimen mekruhtur)ve erkeklerdeki prostat kanserinin başlıca nedeni sünnete uygun abdest bozmamaktan kaynaklanıyor.
-Abdest bozarken kıbleye dönmemek Yemek yerken düşen lokmayı alıp yemek,
- Elle yenen bir yiyeceği iki parmakla değil de üç parmakla tutarak yemek,
-Yemekten sonra parmağını yalamak ,
-Yemekte sağ ayağı dikip sol ayak üzerinde oturmak (Askerde avcı oturuşu) ,
-Yemekte güzel şeylerden bahsetmek (Yemekte konuşulmaz lafının aslı yoktur)
-Buğday ekmeğine arpa unu karıştırmak, (şimdi sağlıkçılarda bunu tavsiye ediyor.)
-Günde iki öğün yemek,
-Cevizi peynirle yemek (Şifadır) , Üzümle ekmek yemek,
-Başka bir şehire gittiğinde ilk önce soğan yemek,(efendimiz (sav) tavsiye buyurmuşsa muhakkak bi faydası, gerekli yanı vardır.)
-Ölüm halinde su içirmek,
-Cenaze namazı için tesbih çekmeyi Terketmemek,
-"Beyaz telleri koparmayın. Çünkü o kıyamet günü bir nurdur." (İBN HİBBAN)
-"Başın bir kısmını traş edip bir kısmını perçem olarak bırakmayın." (BUHARİ)
-"Allah Rasulü (S.A.V) yürürken sağa sola bakmazdı." (Ramuz EL E-HADİS)
-Biriniz ayakkabı giyince sağdan başlasın, çıkarırken de soldan başlasın. (MÜSLİM)
-"Borçlu olan bir kimse Allah Teala Yolunda öldürülürse sonra diriltilip tekrar öldürülse daha sonra diriltilip tekrar ölüdürülse borcunu ödemeden yine de Cennet'e giremez." (NESAİ)
-"Rasulullah (S.A.V) odama girmemişti yerde atılmış bir ekmek parçası gördü. Hemen alıp onu sildi. Ve yedi bana da 'Ey Aişe Kerim olana ikram et zira şu ekmek bir kavimden nefret edip kaçmışsa bir daha dönmemiştir buyurdu" (İBNİ MACE)
-"Alıcı olmadığınız halde fiyatları kızıştırmak için müşteri ile satıcının aralarına girmeyin" (BUHARİ)
-Kabir üzerine su dökmek , Kabri balık sırtı yapmak,
-Cenaze evine yemek göndermek,
-Kabristana selam vermek (Essalamü aleyküm ya ehlel kubur),
-Aksıranın Elhamdülillah deyince duyanın Yerhamükellah demesi,
-Namazda kıyamda iken rükuya eğilirken sol ayağı sağ ayağın yanına getirmek,
-Namazda sol ayak üzerine oturmak sağ ayağı dikmek,
-Gömleğin düğmelerini aşağıdan yukarı doğru iliklemek,Çözerken yukarıdan aşağı doğru çözmek,
-Camide namaz bittikten sonra çıkarken el sıkışıp 3 kez sallayarak tokalaşmak (İmam-ı Gazali -Hüccetül İslam -Sabah Namazının Kılınış Babı)
-Camiye Girerken birileri varsa selam vermek… yoksa Esselamu Aleyna ve Ala iba dilla hissalihiyn demek.
-Allah Rasulu (s.a.v) tuvalete yada banyoya girdiginde sol ayakla girip sağ ayağıyla çıkar cok uzun muddet orada durmaz ve girerken de "Allahumme euzu bike minel hubsi ver habais"duasini okurmus ve banyo esnasindada edep yerleri kapali olarak duş alirmis.
-Duş aldıktan sonra çıkarken ayaklarını soğuk suyla yıkamak.
-Allah Rasulü efendimiz her gece yatmadan evvel iki elini açarak birleştirir,İhlas,felak va nas surelerini okuyarak ellerinin içine üfler sonra başından ve yüzünden başlayarak üç defa elinin eriştiği kadarıyla bütün vücudunu sıvazlar ondan sonra yatardı.Hz Aişe validemiz efendimizin bunu her gece üç defa yaptığını rivayet etmektedir.
-İki kişi de olsa, farz namazı cemaatle kılmak.
-Namazları sarık veya takkeyle kılmak,
-Abdestte, eli ve ayakları üç defa yıkamak,
-Abdest alırken başı kaplama mesh yapmak [Maliki ve Hanbeli’de farzdır],
-Misvak kullanmak...

RAŞiT TUNCA

BAŞAĞAÇLI RAŞiT TUNCA
Raşit Tunca

FORUMUMUZDA
Dini Bilgiler...
Kültürel Bilgiler...
PNG&JPG&GiF Resimler...
Biyografiler...
Tasavvufi Vaaz Sohbetler...
Peygamberler Tarihi...
Siyeri Nebi
PSP&PSD Grafik

BOARD KISAYOLLARI

ALLAH

Allah



BAYRAK

TC.Bayrak



WEB-TUNCA


Radyo Karoglan

Foruma Misafir Olarak Gir


Forumda Neler Var


Karoglan-Raşit Tunca - Dini - islami - Dini Resim - FIKIH - Kuran - Sünnet - Tasavvuf - BAYRAK - Milli - Eğlence - PNG - JPEG - GIF - WebButtons - Vaaz - Sohbet - Siyeri Nebi - Evliyalar - Güzel Sözler - Atatürk - Karoglan Hoca - Dini Bilgi - Radyo index - Sanal Dergi




GALATASARAY

G A L A T A S A R A Y


FENERBAHÇE


F E N E R B A H C E


BEŞiKTAŞ

B E Ş i K T A Ş


TRABZONSPOR

T R A B Z O N S P O R


MiLLi TAKIM

M i L L i T A K I M


ETKiNLiKLERiMiZ


“Peygamberimiz Buyurdular ki Birbirinize Temiz ağız ile Dua edin. Bizde Sayfamızı ziyaret edenlerin ve bu bölümü ziyaret edenlerin kendilerinin Ruhaniyetine, geçmişlerinin Ruhuna Yasin Okuyup hediye ediyoruz Tıkla, ya sende oku yada okunmuş Yasinlerden Nasibini Al”
(Raşit Tunca)



MEVLANA'DAN

“ Kula Bela Gelmez Hak Yazmadıkca, Hak Bela Yazmaz Kul Azmadıkca, Hak intikamını, Kulunun Eliyle Alır da, Bilmiyenler Kul Yaptı Sanır."
(Hz. Mevlana)